Orthodontic brackets

75 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Üç boyutlu yazıcı kullanılarak oluşturulan transfer kaşıklarının klinik güvenilirliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Dijital ortamda pozisyonlandırılan braketlerin, üç boyutlu yazıcıyla elde edilen transfer kaşığı vasıtasıyla ağız içine aktarımının klinik olarak güvenilirliğinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran, araştırma için gerekli kriterleri taşıyan 2 erkek 3 kadın hastaya birinci ve ikinci molar tüpleri dahil 139 braket indirekt yöntemle yapıştırılmıştır. Hastaların ağız içi taranmasıyla elde edilen dijital modelleri üzerinde braketler sanal ortamda, ideal konumlarında pozisyonlandırılmıştır. Braketleri ağız içerisine aktaracak transfer kaşıkları dijital ortamda tasarlanmış ve üç boyutlu yazıcı yardımıyla elde edilmiştir. Braketler kaşık içindeki oluklarına yerleştirilmiş ve ışıkla polimerize olan rezin (Transbond XT, 3M, Unitek Monrovia, Kaliforniya, ABD) yardımıyla hasta ağzına aktarılmıştır. Yapıştırma sonrası tekrar ağız içi tarama yapılarak hastaların ikinci kayıtları elde edilmiştir. Başlangıçta braketlerin ideal konumda pozisyonlandırıldığı dijital modeller ile braketleme sonrası taramayla elde edilen modeller çakıştırılmış ve farklar incelenmiştir. Transfer kaşıklarının tasarımı için Ortho Analyzer ve Appliance Designer (3Shape, Kopenhag, Danimarka) yazılımı kullanılmıştır. Çakıştırma için GOM Inspect (GOM Software 2018 Hotfix 6, Braunschweig, Almanya) kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirme için braketlerin çakıştırılmalarında belirlenen farkların değerlendirilmesinde Kruskal-Wallis testi kullanılmış, ardından diş grupları kendi aralarında Mann-Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Total değerler incelendiğinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen fark miktarı ortalama 1,25° olarak bulunmuş ve meydana gelen fark, limit olarak belirlenen 1°'nin üstüne çıkmıştır. Vertikal, mesiodistal, bukkolingual ve tork değerleri incelendiğinde premolar diş grubunda diğer gruplara göre anlamlı bir farklılık mevcuttur (p<0,05). Alt çene kendi içerisinde incelendiğinde kesici diş grubunda vertikal, bukkolingual, tork ve tip değerlerinde kanin ve molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık meydana gelmiştir (p<0,05). Premolar diş grubunda meydana gelen tork değerinin ortalamasındaki farklılık klinik olarak belirlenen limitin üstünde yer almaktadır. Üst çene kendi içerisinde değerlendirildiğinde premolar diş grubunda vertikal, bukkolingual ve tork değerlerinde molar diş grubuna göre anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır (p<0,05). Premolar diş grubunda bulunan tork ve rotasyon değerleri ortalaması klinik olarak güvenli limitin üstünde yer almaktadır. Sonuç: Braketlerin total değerlendirilmesinde premolar diş grubunun tork değerinde meydana gelen değişim klinik güvenilirlik limitinin üstünde bulunmuştur. Lineer ölçümlerde vertikal yönde meydana gelen değişimin mesiodistal ve bukkolingual yöne göre daha fazla olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: İndirekt Bonding; 3 boyutlu dental model; Transfer Kaşığı; Transfer Güvenilirliği

Dental aygıtlarDental bondingOrtodonti+2
Selçuk Ufuk Sarıbaş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek güçteki led ışık cihazının metal braketlerin bağlanma dayanıklılığı üzerine etkilerinin ın vitro olarak değerlendirilmesi

odontik tedavi amacıyla çekilmiş olan premolar dişlere yapıştırılması sırasında kullanılan LED ışık cihazının farklı yoğunluk modu ve sürelerde kullanımının, bağlanma dayanıklılığı üzerine etkilerinin sıyırma testi ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Gereç-Yöntem: Çalışmada 2017-2018 yıllarında Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Cerrahi Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavi amacıyla çekilmiş 75 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişler standart şekilde hazırlanan akrilik bloklara bukkal yüzeyleri açıkta kalacak şekilde gömüldü ve örnekler üç gruba ayrıldı (n=25). Braketlerin dişlere yapıştırılmasında kullanılan LED ışık cihazı, 1. gruptaki örneklere standart güç modunda (1000 mW/cm2) 20 sn süre ile, 2. gruptaki örneklere yüksek güç modunda (1400 mW/cm2) 8 sn süre ile, 3. gruptaki örneklere ekstra yüksek güç modunda (3200 mW/cm2) 6 sn süre ile uygulandı. Daha sonra örnekler 24 saat 37 oC suda bekletildi ve termal siklus uygulandı. Universal test cihazı (Shimadzu Autograph, AGS-J 5 kN, Shimadzu Corporation, Tokyo, Japonya) ile sıyırma dayanıklılığı testi uygulandı. Diş ve braket yüzeyleri, stereo mikroskop (X16 magnifikasyon) ile incelenerek «Adeziv Artık İndeksi» ne göre diş yüzeyinde kalan adeziv miktarı skorlandı. Gruplar arasında bağlanma direnci açısından belirgin fark olup olmadığı tek yönlü varyans analizi (One way ANOVA) ile test edilerek; gruplar arasında bağlanma dayanıklılığı açısından belirgin fark olduğunda hangi grubun farklı olduğu Bonferonni testi ile belirlendi. Bulgular: Gruplar arasındaki istatistiksel değerlendirme sonucunda 1.grup (14.061.73) ile 2.grup (19.072.54) ve 1.grup (14.061.73) ile 3.grup (18.013.10) arasında bağlanma dayanımları açısından anlamlı fark bulunurken (p<0.001), 2.grup (19.07  2.54) ile 3.grup (18.01  3.10) arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gruplar arasında ARI skorlarında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Gruplar arası en fazla skor 1 (%45.3) gözlendi. Sonuç: Yüksek güçte LED ışık kaynaklarının üç farklı yoğunluk modu ve sürelerde kullanımının braketlerin bağlanma dayanıklılığı üzerinde benzer etkileri gözlendi. Her ne kadar 1000 mW/cm2 yoğunlukta 20 sn kullanımı sonrası sağlanan bağlanma dayanıklılığı değeri diğer gruplardan düşük bulunmuş olsa da, literatürde 6 MPa ve üzerindeki bağlanma dayanıklılığının yeterli olduğu bildirildiği için bu farkın klinik olarak bir önemi bulunmamaktadır. Sonuç olarak; yüksek güçte LED ışık kaynaklarının "Ekstra Yüksek Güç Modu"nda 6 saniye kullanılması ile daha kısa sürede etkin bir polimerizasyon gerçekleştiği ve hasta başında geçirilen sürenin azalması nedeniyle iş gücü ve zaman tasarrufu sağladığı düşünülmektedir.

OrtodontiOrtodontik aygıtlarOrtodontik braketler
Derya Baykal
Ege University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Renk değiştirebilen ortodontik yapıştırıcı kullanımının braket etrafına taşan kompozit miktarına etkisinin taramalı elektron mikroskobu ile incelenmesi

Amaç: Bu in vitro çalışmada amacımız ortodontide kullanılan biri renkli (GrēnglooTM, Ormco ) diğeri mine renginde olan (TransbondTM XT, 3M Unitek ) iki farklı yapıştırıcının yapıştırma sonrası braket etrafında kalan artık yapıştırıcı miktarlarının elektron mikroskobu ile incelenerek karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 30 adet maksiller premolar diş kullanıldı. Dişlerin, elektron mikroskobunda daha iyi görüntü verebilmeleri için mine sement sınırının altından bukkolingual ve okluzogingival yönde kısaltılarak kök ve lingual bölgeleri uzaklaştırıldı. Hazırlanan örnekler konvansiyonel mine renginde yapıştırıcı ve renk değiştirebilen yapıştırıcı olmak üzere iki gruba ayrıldı (n=15). Dişlerin bukkal yüzeylerine metal premolar braketler (Mini Master ®,Orto Sistem, American Orthodontics, ABD) 1. Grupta ışıkla sertleşen renkli ortodontik yapıştırıcı sistemi (GrēnglooTM, Ormco) ile 2. Grupta grupta ışıkla sertleşen mine renginde ortodontik yapıştırıcı sistemi (Transbond XTTM, 3M Unitek, Monrovia, California) ile yapıştırıldı. Braketler diş yüzeyinden söküm pensi aracılığıyla uzaklaştırıldıktan sonra, tüm diş yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu aracılığıyla incelendi ve bilgisayar ortamında görüntüleri kaydedildi. IMAGE J programı kullanılarak görüntüler üzerinde dişe ait alanlar görüntüden uzaklaştırıldı ve toplam yapıştırıcı alanı ölçüldü. Ölçümlerden braketin taban alanı değeri çıkartılarak taşan yapıştırıcı miktarı belirlendi. Yapılan istatistiksel değerlendirmede, taşan adeziv miktarı açısından gruplar arasındaki farkın belirlenebilmesi amacıyla Student's t-testi kullanıldı. Bulgular: TransbondTM XT' deki taşma miktarı (1.92±1.420 mm2) ile GrēnglooTM'daki taşma miktarı (0.95±0.632 mm2) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulundu (t(28)=2.418, p=0.006). Buna göre TransbondTM XT grubunda yapıştırıcı taşma miktarı ( =1,9206) GrēnglooTM ( =0,9506) grubuna göre daha fazladır. Sonuç: Renkli yapıştırıcı kullanımı braket etrafına taşan kompozitin daha iyi temizlenmesini sağlayarak polimerizasyon sonrası braket çevresinde kalan artık yapıştırıcı miktarını azaltmaktadır. Anahtar Kelimeler: ortodontik yapıştırıcı, renk değiştirebilen yapıştırıcı, renkli kompozit, taşkın yapıştırıcı, taramalı elektron mikroskobu, SEM.

Dental bondingDental materyallerDental çimentolar+5
Tuğçe Altaş
Ege University
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braket sistemlerinin karşılaştırılması

AMAÇ: Çalışmamızda, konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braket sistemlerinin, tedavi sonuçlarının 'Amerikan Ortodonti Board' kriterleri, lateral sefalometrik ve dijital model analizleri kullanılarak karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi ve hasta konforu üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. MATERYAL VE METOD: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran ve Angle Sınıf I anterior çapraşıklık maloklüzyonuna sahip 30 birey (17 kadın, 13 erkek) çalışmaya dahil edilmiştir. Randomize olarak oluşturulan iki gruptan 1. gruba STb (Ormco Corporation, Glendora, CA, ABD) konvansiyonel lingual braketleri uygulanırken, diğer gruba GC Experience L (GC Orthodontics, Breckerfeld, Almanya) kendinden bağlanan lingual braketler uygulanmıştır. Her iki aparey grubunda da sırasıyla 0.013, 0.016, 0.016x0.016 Copper Niti teller, 0.016x0.022 Drect tel ve 0.017x0.025 TMA teller kullanılmıştır. Tedavi başlangıcında (T0) ve tedavi sonunda (T8) lateral sefalometrik film ve dijital model kayıtları alınmıştır. Tedavinin 2. gün (T1), 1. hafta (T2) ve her tel değişimi sonrası (T3, T4, T5, T6, T7) dil yüzeyin yaralanmaları skorlanmış ve ağrı düzeyi Visüel Analog Skala (VAS) kullanılarak belirlenmiştir. Lateral sefalometrik röntgenler üzerinde sert ve yumuşak doku sefalometrik ölçümleri Dolphin Imaging Software Version 11.0 (Dolphin Imaging, California, ABD) programı kullanılarak dijital ortamda yapılmıştır. Orthomodel (Version 2.0.206, Türkiye) programı kullanılarak dijital modeller elde edilmiş ve çakıştırılmıştır. Tedavi sonuçlarının incelenmesinde ABO-OGS kriterleri kullanılmıştır. Normal dağılım sağlandığı durumda iki bağımsız grup karşılaştırılmasında bağımsız örneklem t testi, sağlanmadığı durumda Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Gruplarda VAS skorları ve dil yaralanması skorlarının zamansal değişimini incelemek amacıyla tekrarlanan ölçümlü varyans analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Tedavi sonunda her iki braket grubunda alt keser açılarında anlamlı artış gözlense de gruplar arası fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Tedavi sonunda, her iki grupta da overbite miktarı anlamlı derecede azalmıştır (p<0,01). Overjet miktarındaki azalma, hem STb (0,77 mm, p<0,05) hem de GC (1,21 mm, p<0,05) grubunda istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Her iki grupta da interkanin mesafe ve ön genişlik artış gösterse de gruplar arası fark anlamsız bulunmuştur (p>0,05). ABO kriterleri açısından, iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). STb ve GC lingual braket gruplarının her ikisinde de en yüksek skorların bukkolingual eğimlerin değerlendirilmesinde verildiği görülmüştür. STb lingual braket grubunda alınan skorlarının en düşük yüzdesini overjet (%1,90) ve interproksimal kontakların (%1,90) değerlendirilmesi alırken, GC lingual braket grubunda da overjetin değerlendirilmesi (%1,70) skorlamalar arasında en düşük yüzdeye sahiptir. Gruplar arasında, zamana bağlı ağrı düzeyi ortalamaları bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p=0,524). Her iki grupta da ağrı düzeyinde, anlamlı değişim 1. ayda başlamıştır. T3 döneminde ağrı düzeyinde azalma görülmektedir. Dil üst yüzeyinde meydana gelen yaralanmalar 1. ayda artış göstermiş, 2.aydan itibaren başlangıç seviyesine yaklaşmıştır. Dil yan yüzeyinde görülen yaralanmalar ise, 1.ayda artarken, 5.aydan itibaren azalma göstermiştir. SONUÇ: İki farklı lingual braket sisteminin etkilerinin değerlendirildiği bu çalışmada, konvansiyonel ve kendinden bağlanan lingual braketlerinin benzer klinik etkilere sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Gün geçtikçe artan estetik beklentilerle ve bu alanda gelişmelerle lingual ortodontik tedavi alanına ilginin artması mümkündür.

DeğerlendirmeOrtodontiOrtodontik aygıtlar+4
Yağmur Lena
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı şekillerde üretilen dijital indirekt bonding plaklarının braket konumu doğruluğu açısından klinik olarak değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı dijital teknik kullanılarak direkt ve indirekt şekilde üretilen bonding plaklarını braket konum doğruluğu açısından klinik olarak karşılaştırmaktır. Çalışmaya tüm daimi dişleri sürmüş 28 hasta dahil edilmiş ve split-mouth çalışma dizaynı ile braketler konumlandırılmıştır. Dijital ortamda braketlerin pozisyonlandırıldığı ilk model ve bonding işlemi gerçekleştirildikten sonra elde edilen braketli dijital modeller GOM Inspect programı kullanılarak çakıştırılmış ve braketlerde meydana gelen lineer ve açısal transfer hataları hesaplanmıştır. Çalışmamız sonucunda elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Direkt ve indirekt dijital teknikle yapıştırılan braketlerde meydana gelen lineer transfer hatası değerleri, bukkolingual yönde en düşük, insizogingival yönde en yüksek bulunurken; açısal transfer hata değerleri rotasyon ölçümlerinde en düşük, tork ölçümlerinde en yüksek değerleri göstermiştir. Her iki teknikte de açısal transfer hataları lineer transfer hatalarından daha fazla bulunmuştur. İnsizogingival, bukkolingual ve rotasyon ölçümünde meydana gelen transfer hatası; indirekt teknik ile yapıştırılan braketlerde direkt teknikle yapıştırılan braketlere göre anlamlı derecede daha yüksektir. Her iki teknikte de braketlerin çoğunluğu meziodistal yönde meziale, insizogingival yönde insizale ve bukkolingual yönde bukkale doğru yer değiştirmiştir. Açısal ölçümlerde de braketlerin çoğu meziale doğru tipping ve rotasyon yapmıştır. Direkt dijital teknikle yapıştırılan braketlerin çoğu palatinal kron torku alırken, indirekt dijital teknikle uygulanan braketlerin çoğu bukkal kron torku almıştır. Farklı şekillerde elde edilen dijital transfer plaklar braket konum doğruluğu açısından güvenilir sonuçlar gösterse bile direkt teknikle elde edilen transfer plaklar daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Braket, Dijital indirekt bonding, Transfer plağı

KonumlandırmaOrtodontiOrtodontik aygıtlar+2
Ezgi Çakır
Pamukkale University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı bonding teknikleri ile uygulanan adeziv flash free braketlerin mine demineralizasyonu ve periodontal sağlık üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Amaçlar: Çalışmamız direkt ve dijital indirekt bonding teknikleri ile uygulanan konvansiyonel ve flash-free braketlerin mine demineralizasyonu ve periodontal sağlık üzerine etkilerini klinik olarak değerlendirmeyi amaçlamıştır. Yöntemler: Randomize kontrollü klinik çalışmamız kapsamında 20 hastada her bir kuadrantta ayrı braket (konvansiyonel veya adeziv flash-free) ve teknik (direkt veya dijital indirekt bonding) kombine edilerek braketleme işlemi gerçekleştirilmiştir. Demineralizasyon ölçümleri tüm braketlerin dört bölgesinden (mezial, distal, insizal/oklüzal, gingival) braket tatbikinden önce ve hemen sonra, 1 ve 6 ay sonra gerçekleştirilmiştir. Periodontal durumu değerlendirmek için sondlamada kanama, plak ve gingival indeks değerleri alınmıştır. Verilerimiz Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Adeziv flash-free ve konvansiyonel braketlerin farklı bonding teknikleri ile uygulanması sonucunda en düşük demineralizasyon değeri insizal/oklüzal, en yüksek demineralizasyon değeri proksimal bölgelerden kaydedilmiştir. Anterior dişlerden ölçülen değerler dijital indirekt bonding tekniği ile yapıştırılan konvansiyonel braketlerde, flash-free braketlere göre proksimal ve gingival bölgelerde anlamlı derecede artış göstermiştir (p<0,05). Adeziv flash-free ve konvansiyonel braketlerin farklı bonding teknikleri ile uygulanması sonucunda periodontal parametreler braketlemeden altı ay sonra artış göstermiş, ancak farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Sonuç: Adeziv flash-free braketlerin dijital indirekt bonding ile uygulanması direkt bonding tekniğine göre daha az demineralizasyona neden olmuştur. Farklı bonding tekniklerinin adeziv flash-free ve konvansiyonel braketlerde periodontal sağlık üzerine etkileri benzerdir.

Dental bondingDental mineDiş demineralizasyonu+6
Canan Aksu Kızıldağ
Pamukkale University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı braket sistemleri ve bitirme prosedürlerinin mine renklenmesi ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Sabit ortodontik tedavinin planlanmasına göre veya klinisyenin tercihine göre farklı braket sistemleri kullanılabilmektedir. Braketlerin tedavi süresince diş yüzeyinde kalması dişlerde renklenme problemleri oluşturabilmektedir. Ortodontik tedavi sonrası diş renkleşmesi tedavinin kalitesi ve hasta memnuniyeti açısından önemli bir kriterdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı braket sistemi ile bitirme tekniğinin diş renklenmesi üzerine etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 40 adet insan premolar dişi kullanılmıştır. Dişler rastgele dört ayrı gruba ayrılmış olup her bir grupta 10 adet diş bulunmaktadır. Gemini braket – tungsten karbid frez grubu (1. Grup), Gemini braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (2. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez grubu (3. Grup), Flash Free braket – tungsten karbid frez, Sof-lex disk grubu (4. Grup) deney gruplarıdır. Dört gruptaki toplam 40 dişin başlangıç ve final renk ölçümleri Vita Easyshade spektrofotometre renk ölçüm cihazı aracılığı ile yapılmıştır. Tabanı adezivle kaplı Flash Free braketler ile 3m Gemini konvansiyonel braketler, 3m Transbond XT ile diş yüzeylerine yapıştırılmıştır. Ağız içi çevreyi bir yıl simule edecek şekilde, bütün dişler 10 bin siklus, 5 °C ve 55 °C arasında termal siklusa tabi tutulmuştur. Braketlerin sökülmesinden sonra gruplara göre dişler üzerindeki yapıştırıcı artıkları tungsten karbid veya tungsten karbid-Sof-lex bitirme teknikleri ile temizlenmiştir. Dişlere final renk ölçümü yapılıp, ∆E = [(∆L)2 + (∆a)2 + (∆b)2]1/2= [(Ls-Lö)2 + (as-aö)2 + (bs-bö)2]1/2 formülü yardımı ile klinik renk değişikliği hesaplanmıştır. Verilerin dağılım normalliği Kolmogorov Smirnov testi ile ölçülürken, mine renklenmesi üzerine etki eden faktörlerin analizi ise iki yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir (p˂0,05). Gruplar arasındaki ΔE değerleri arasındaki fark Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılarak p˂0,05 anlamlılık düzeyinde tespit edilmiştir. Bulgular: Flash Free braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen mine yüzeyindeki renk değişiminin, Gemini braket sisteminin kullanıldığı gruplarda meydana gelen renk değişiminden anlamlı olarak daha az olduğu tespit edilmiştir (p;0,003 p˂0,05). Sof-lex kullanılan gruplardan elde edilen renk değişikliği değerlerinin (ΔE), sof-lex kullanılmayan gruplardan daha düşük olduğu, fakat bu sonuçların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p;0,280 p>0,05). Sonuç: Yaptığımız bu in vitro çalışma neticesinde, kullanmış olduğumuz her iki braket sisteminin ve bitirme tekniğinin mine yüzeyinde renklenme meydana getirdiği tespit edilmiştir. Tungsten karbid frez ile adeziv artıklarının temizlendiği dişler, tungsten karbid, sof-lex ile adeziv artıklarının temizlendiği dişlere göre daha fazla renk değişikliğine uğramıştır. Sof-lex disk kullanımının tüm gruplarda daha az renk değişikliğine sebebiyet verdiği görülmüştür. Bitirme protokollerinden bağımsız olarak, Flash Free braket sisteminin, Gemini braket sistemine göre dişler üzerinde daha az renk değişikliğine sebep olduğu görülmüştür.

Dental bondingDental mineDental çimentolar+4
Abdullah Kaya
Hatay Mustafa Kemal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontik bonding işleminde farklı primerlerin ve renklendirici solüsyonların etkisinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Farklı renklendirici solüsyonların ve braketlerin yapıştırılmasında kullanılan farklı primer sistemlerin, minedeki renk değişimi ve bağlanma dayanımına etkisinin in-vitro olarak karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda toplamda 120 adet çekilmiş premolar diş kullanılmıştır. Dört ana grubu ayrılan dişlere, 1.grupta %37 lik ortofosforik asit+Transbond XT Primer, 2.grupta 3M Single Bond Universal (3M Espe Amerika), 3.grupta Transbond Plus SEP (3M ESPE Dental Products; 3M Center, St Paul, MN, USA), 4. grupta G-Premio Bond (GC, Tokyo, Japan) kullanılarak bonding işlemi uygulanmıştır. Bonding işlemi sonrası tüm örnekler 24 saat boyunca distile suda 37˚C' ye sabitlenen etüvde bekletilmiştir. Her bir grup kendi içinde 3 alt gruba ayrılmış ve A grubunda bulunan dişler kahve ve çay karışımının olduğu kaba, B grubundaki dişler kola bulunan kaba ve C grubundaki dişler distile su bulunan kaba tüm yüzeyleri sıvıya temas edecek şekilde yerleştirilmiştir. Saklama kapları, 37˚C' ye sabitlenen etüvde 72 saat bekletilerek ağız içi ortamının taklit edilmesi sağlanmıştır ve sonrasında tüm dişlere, universal test cihazı kullanılarak bağlanma dayanımı testi uygulanmıştır. Bağlanma testi sonrasında diş yüzeyinde kalan adeziv artıkları stereomikroskop altında Artık Adeziv Endeksi (AAE) kullanılarak skorlanmıştır. Diş yüzeylerinde bulunan artık adezivler 12 bıçaklı tungsten karbid frez ile düşük devirli mikromotor kullanılarak temizlenmiştir. Çalışmamızdaki tüm dişlerden bonding işlemi öncesi ve bağlanma dayanımı testi sonrası olmak üzere iki ayrı zamanda Vita Easyshade spektrofotometre cihazı kullanılarak renk ölçüm işlemi yapılmıştır. Bulgular: Farklı primerlerin kullanıldığı gruplar arasında %37' lik ortofosforik asit grubunun bağlanma dayanımı ortalaması (33,5) diğer gruplardan yüksek bulunmuştur. Transbond Plus SEP (19,9), 3M Single Bond (20,57) ve G-Premio Bond (20,75) kullanılan gruplar arasında bağlanma dayanımı açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Kullanılan çay-kahve, kola ve distile su solüsyonlarının bağlanma dayanımı üzerindeki etkileri açısından fark olmadığı bulunmuştur. Primerlere göre AAE skorlarının dağılımları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p=0,001). Solüsyonlara göre AAE skorlarının dağılımları arasında istatistiksel olarak farklılık yoktur (p=0,335). Primer gruplarının ve solüsyon gruplarının renk değişimi bakımından etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur, (p=0,001), (p=0,023). Sonuç: Çalışmamızda %37 ortofosforik asit+Transbond XT primer kullanılan gruptaki bağlanma dayanımı diğer tüm gruplardan istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ancak diğer tüm primer gruplarında da bağlanma dayanımının klinik olarak yeterli olduğu tespit edilmiştir. Çay- kahve solüsyonunun kullanıldığı gruptaki renk değişimi distile sudan anlamlı derece yüksek bulunmuş olup, çalışmamızda kullanılan diğer tüm solüsyonların renk değişikliğine sebep olduğu görülmüştür. En fazla renk değişimi çay-kahve solüsyonu ve Transbond Plus SEP primer kullanıldığı zaman görülmüştür. Diğer primer gruplarının renk değişimine etkileri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma dayanımı, mine renk değişimi, primer, solüsyon.

Dental bondingDental stres analiziDiş renk değişikliği+3
Hatice Kübra Eren
Hatay Mustafa Kemal University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Titreşim ve ışık uygulamasının seviyelenme safhasındaki ortodontik tedavi hızı üzerine etkisi

Bu çalışmada çapraşık mandibular kesici dişlerin seviyelenmesi sırasında titreşim ve fotobiyomodulasyon yöntemlerinin seviyelenme sürelerine etkisini konvansiyonel tedavilerle karşılaştırarak değerlendirmek amaçlanmıştır. Günümüzde kullanılan invaziv veya sistemik olarak hastaları etkileyebilen yöntemlere alternatif olabilecek, konservatif ve hasta tarafından kolaylıkla kabul edilebilir, tedavi süresince istenilen süre boyunca etkisi devam ettirilebilen bir yöntem geliştirilmeye çalışılmıştır. Çalışmamıza Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvurmuş toplam 36 hasta (yaş ort: 20 yıl 11 ay, E/K=14/24) dahil edilmiştir. Hastalar dört gruba bölünmüştür. 8 hastadan oluşan birinci grup kontrol grubudur. 10 hastadan oluşan ikinci gruba titreşim, 9 hastadan oluşan üçüncü gruba ışık ve 9 hastadan oluşan son gruba titreşim ve ışığın birlikte yer aldığı aygıtlar (HOT) günde 20 dakika süre ile kullandırılmıştır. Braketleme seansı (T0), 30. gün (T1) ve 60. gün (T2) ağız içi ölçüleri alınarak alçı modelleri elde edilmiştir. Modeller üzerinde hastaların diş hareket miktarları çapraşıklık değişimleri ölçülerek karşılaştırılmıştır. Bulgular SPSS 23.0 (Statistical Packages of Social Sciences) programı ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda kontrol grubunda 60 günde diş hareket miktarı ortalama 1,97±0,17 mm iken, titreşim grubunda 2,38±0,52 mm, ışık grubunda 3,28±0,62 mm, HOT grubunda 4,05±0,39 mm bulunmuştur. Işık grubu ve HOT grubunda kontrol grubuna göre anlamlı bir diş hareket hızı artışı gözlenmiştir (p<0,05). Elde edilen sonuçlara göre fotobiyomodulasyon uygulamasının ve titreşim ile fotobiyomodulasyonun birlikte uygulanmasının diş hareketinin hızlandırılmasında etkili yöntemler olduğu görülmüştür.

Diş hareketleriIşıkOrtodonti+3
Sedef Sera Hepdarcan Sırman
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

The comparison of the effects of newly designed miniscrew supported class III corrector (msciiic) and conventional facemask in class III growing patients

The aim of this study was to evaluate and compare the effects of newly designed miniscrew supported Class III corrector (msCIIIc) and conventional facemask in growing Class III patients with maxillary deficiency. Two treatment groups and one control group were assigned in this study. First group 7 males and two females with mean age 11.86 ± 0.95 were treated with msCIIIc. Second group 5 males and 7 females mean age 11.09 ± 0.78 years were treated were treated by facemask with rapid maxillary expansion. Third untreated control group 5 males and 7 females mean age 11.00 ± 0.83 years. The facemask was applied for 16 hour/day with force 500 g. Directed 30° downward forward to the occlusal plane. Lateral cephalometric radiograph were taken before T1 and after the appliance were removed. Both treated groups showed significant improvement in SNA, ANB, Wits, maxillary depth. Point A was moved 2.44 mm in facemask groupand 3.57 mm in msCIIIc group. Mandibular growth was restrained in both treated groups. Counterclockwise rotation of the occlusal plane and maxillary incisor proclination in both treated groups. There was no significant effect in mandibular incisor inclination in both treatment protocol. Significant amount of skeletal maxillary advancement were achieved with Both facemask/RME and msCIIIc. Both treatment modalities cause maxillary incisor proclination and did not change mandibular incisor angulation. msCIIIc can be an alternative treatment protocol particularly in patients in mixed dintition and those with oligodontia and patients who refuse to use facemask.

Alveolar ridge augmentationDental instrumentsDental occlusion+5
Talal Mohamed Younıs Alhajali
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessEN

Examination of corrosion effects on orthodontic brackets under simulated gastroesophageal reflux disease (GERD) – an in-vitro study

The aim of this study was to investigate the surface roughness and ion release of stainless steel brackets (N=180, upper central incisor) after corrosion under simulated Gastroesophageal Reflux Disease. The effects of different pHs and durations were evaluated. Brackets were randomly divided into 3 main groups and 15 subgroups (n=12). The pH solutions forming the main groups were: simulating severe (pH 1.5) and moderate (pH 3.0) forms of gastric regurgitation and artificial saliva (pH 7.0) as the control group. Each pH group was divided into subgroups according to the brackets' elapsed times in the solutions (30 minutes, 12 hours, 24 hours, a week, a month). All of the specimens were kept in an incubator, at specified times. The average surface roughness of bracket slots was examined with optical profilometer. Inductively coupled plasma mass spectrometry (ICP-MS) was used to determine the metal ions (Fe, Ni, Cr) released to the solutions from brackets. Before immersions, initial surface roughness (ISR) of each braket slot was measured. After immersions, final surface roughness (FSR) and the difference of FSR-ISR of each bracket slot were examined, and the results were compared statistically in all main pH groups and time subgroups. Also, ion release at 30 minutes, 24 hours and 1 month were examined and the results were compared statistically in all main pH groups and specified time subgroups. When the pH groups were evaluated in terms of FSR at different time intervals, the statistically significant difference in all pH groups firstly occured after 24 hours (p=0.0001). The FSR-ISR was statistically significant in all main pH groups and time subgroups (p=0.0001). As the acidity of the environment and the immersion time increased, increased corrosion of brackets was observed. The highest FSR, FSR-ISR and ion release were found in pH 1.5 group at 1 month. pH 7.0 group's ion release at all time subgroups (except 30 minutes for Ni) was found to be lower than gastric solutions. Ion release from the brackets occurred in all pH groups at all time intervals, but the amounts of ion release were below the toxic limits.

Gastroesophageal refluxCorrosionOrthodontics+4
Elif Akın Özgünler
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

In-vitro evaluation of microleakage under orthodontic brackets bonded with various adhesive systems

The aim is to evaluate the microleakage under orthodontic brackets bonded with three adhesive systems, different surface preparations, and two light curing units. 144 extracted bovine incisors were divided randomly into twelve groups. Six of these groups were preconditioned with air abrasion. Three adhesives were used to bond the brackets to enamel: 37% phosphoric acid+Transbond XT Primer+Transbond XT Adhesive, Transbond Plus Self-Etching Primer+Transbond XT Adhesive and 37% phosphoric acid+GC Ortho Connect. Elipar S10 Curing Light and Valo Ortho Curing Light were used to polymerize the adhesives. The specimens were stained with 0.5% basic fuchsine solution, sectioned buccolingually and evaluated under microscope (20x magnification) at enamel-adhesive and bracket-adhesive interfaces from gingival and incisal margins. Microleakage was observed in all groups. There was no significant difference between microleakage scores of gingival and incisal margins (p>0.05). When air abrasion was applied, the type of adhesive did not have a significant effect on microleakage. When enamel was not preconditioned with air abrasion, GC Ortho Connect showed more microleakage in enamel-adhesive (p=0.004) and bracket-adhesive interfaces (p=0.0001). Air abrasion caused more microleakage when brackets were bonded with Transbond XT Primer (p<0.05) and Transbond Plus Self-Etching Primer (p=0.0001). Valo Ortho Curing Light caused more microleakage when Transbond XT Primer was used without air abrasion preconditioning (p=0.0001). Regardless of the curing unit, adhesive type does not have a significant effect on microleakage, when air abrasion preconditioning. When the enamel is not preconditioned with air abrasion, one step adhesive system causes more microleakage than the conventional and self-etching adhesive systems. Keywords: microleakage, orthodontics, brackets, self-etching, one step adhesive, air abrasion

Dental bondingDental leakageDental cements+3
Bedia Beyza Demir
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Manuel dril frez ile yapılan transmukozal dekortikasyon işleminin diş hareketine olan etkilerinin klinik olarak incelenmesi

Günümüzde ortodontik tedavi gereksinimi duyan hasta sayısı giderek artmaktadır. Ortodontik tedavilerdeki önemli problemlerden biri uzun süreli olmasıdır. Alveoler kortikotomi uygulamaları ortodontik diş hareketinin hızlandırılmasında oldukça etkili olmakla birlikte, aynı zamanda travmatik yöntemlerdir. Bu tez çalışmasının amacı manuel dril frez ile yapılan transmukozal dekortikasyon işleminin diş hareketine olan etkilerin klinik olarak incelenmesidir. Bununla birlikte, günümüzde kullanılan göreceli olarak invaziv yöntemlere alternatif olabilecek, daha konservatif ve hasta tarafından daha kolay edilebilir bir yöntemin geliştirilmesi de amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya, tedavi planı gereği üst sağ ve sol 1. küçük azı dişlerin çekimi ile kanin distalizasyonu planlanan yaşları 13-23 arasında değişen 9 birey dahil edilmiştir. Kanin distalizasyonuna başlanacağı seans deney taraftaki çekim boşluğuna manuel dril frez kullanılarak 3 mm derinliğinde 3 adet mikro-osteoperforasyon olacak şekilde transmukozal dekortikasyon işlemi uygulanmıştır. Ardından bilateral Sentalloy kapalı yaylar içeren mini-vida destekli distalizasyon mekanikleri 150 gr kuvvet ile uygulanmıştır. Kanin distalizasyonuna başlanacağı seans (T0), 3. hafta (T1) ve 6.hafta (T2)'larda ağız içi ölçüleri alınarak alçı modelleri elde edilmiştir. Elde edilen modeller üzerinde kanin distalizasyonu, molar ankraj kaybı ve kanin dişlerinde meydana gelen distopalatal rotasyon miktarları ölçülmüştür. Yapılan ölçümler sonucunda, deney grubundaki kanin distalizasyon miktarı (1,51±0,44), kontrol grubuna göre (0,93±0,40) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Molar ankraj kaybı deney grubunda 0,11±0,11 mm iken, kontrol grubunda 0,19±0,18 mm olmuştur. Gruplar arası farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Kanin dişlerinin distopalatal rotasyonları açısından tüm ölçüm zamanlarında gruplar arası istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmamızda, ortodontik diş hareketinin hızlandırılmasında etkili olarak bilinen dekortikasyon işlemi farklı ve minimal invaziv yöntemle uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, manuel dril frez ile yapılan transmukozal dekortikasyon işlemi ortodontik diş hareketinin hızlandırılmasında etkili bir yöntem olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Ortodontik diş hareketi, kortikotomi, hızlandırılmış diş hareketi

Dental aygıtlarDiş hareketleriKortikotomi+2
Nigora Azimova
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İki farklı kendinden bağlanan braket sisteminin mandibular kesici dişlerin seviyelenme safhasındaki etkinliklerinin konvansiyonel braketlerle karşılaştırılarak değerlendirilmesi

Kendinden bağlanan braketler 1930' lu yıllardan bu yana ortodonti pratiğinde kullanılmaktadır. Son yirmi yıl içerisinde aktif ve pasif kapaklı olan pek çok farklı kendinden bağlanan braketler üretilmiş ve piyasaya sürülmüştür. Yaptığımız bu çalışmanın amacı çapraşık mandibular kesici dişlerin seviyelenmesi sırasında iki farklı kendinden bağlanan braket sisteminin seviyeleme sürelerinin, bakteri plağı birikimlerinin, ark teli değişimi sırasında geçen sürenin ve hastanın tedavi sürecinde hissettiği ağrının konvansiyonel braketlerle karşılaştırılarak değerlendirilmesidir.Çalışmamıza Yeditepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı' na başvurmuş toplam 69 hasta dahil edilmiştir. Hastalar üç eşit gruba bölünmüştür: 23 hastadan oluşan (15 kız, 8 erkek) birinci gruba Damon SL 2, 23 hastadan oluşan (15 kız, 8 erkek) ikinci gruba Quick 2, 23 hastadan oluşan (15 kız, 8 erkek) üçüncü gruba OmniArch braketleri uygulanmıştır.Her üç grupta da braketlerin simantasyonu sonrası 0,012 inç Nikel Titanyum (NiTi) ark teli uygulanmış ve iki ay ağızda bırakılmıştır. Daha sonra yine iki ayda bir değiştirmek koşuluyla 0,014 inç ve 0,016 x 0,025 inç NiTi ark telleri sırasıyla tatbik edilmiştir. Hastalara her seansta plak boyama ajanları uygulanarak plak retansiyonları; ayrıca hastalara verilen ağrı anketleri sayesinde ağrı değerleri ölçülmüştür. Her seansta süre hesaplaması yapılmıştır. Hastalara alt keser çapraşıklıklarını takip etmeleri gerektiği tedavi başında anlatılarak, model başında verilen bilgilerle çapraşıklığın düzelmesi kriterleri öğretilmiştir. Tedavi başlangıcı ve bitimi arasındaki süre gün olarak hesaplanmıştır.Gruplararası seviyelenme süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmada plak indeksi ölçümlerinde de Damon 2 ile Quick 2 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmada plak indeksi ölçümlerinde Damon 2 ve Quick 2' nin değerleri, OmniArch' ın plak indeksi değerine göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Yaptığımız çalışmanın ağrı değerlendirmesinde ise kendinden bağlanan braketler ile konvansiyonel braketler arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Her iki braket sisteminde üçüncü günde ağrı açısından anlamlı bir düşüş gözlemlenmiştir (p<0,05). Çalışmamızda ligatürleme sırasında geçen sürenin incelenmesi sonucunda ise en az sürenin aktif kapaklı Quick 2 olduğunu, bunu pasif kapaklı Damon 2' nin izlediği ortaya çıkmıştır. En çok süreyi alan ligatürleme yönteminin ise paslanmaz çelik ligatürlerle bağlanan konvansiyonel OmniArch braketinin olduğu sonucuna varılmıştır.Sonuç olarak yaptığımız bu çalışmada Damon 2, Quick 2 ve OmniArch braketleri arasında seviyeleme süreleri arasında bir fark bulunmazken, kendinden bağlanan braketlerin konvansiyonel braketlere göre tek ve en önemli avantajı ligatürleme zamanın klinik olarak anlamlı derecede az olmasıdır.Anahtar Sözcükler: Kendinden bağlanan braket, seviyeleme, ağrı, plak retansiyonu, hasta başında geçen zaman.

AğrıDental aygıtlarDental bonding+3
Raşit Özpar
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2011
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lingual braketler ile labial braketlerin seviyeleme aşamasındaki klinik etkinliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, materyal saklamada yeni bir yaklaşım olan dijital modeller kullanılarak, kişiye özel lingual braketler ile konvansiyonel labial braketlerin seviyeleme aşamasındaki klinik etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmaya yaş ortalaması labial braket grubunda 16 yıl 5 ay olan 8 kız 2 erkekten; lingual braket grubunda yaş ortalaması 18 yıl 3 ay olan 7 kız ve 3 erkekten oluşan toplam 20 birey dahil edilmiştir. Çalışmada tedavi başlangıcı (T0) ve 0.012'' (T1), 0,014" (T2), 0,016'' (T3) NiTi ark tellerinin uygulanması sonucu oluşan değişimlerin değerlendirilmesini içeren analizde çapraşıklık indeksi, kaninler arası genişlik, 1. premolarlar arası genişlik, 2. premolarlar arası genişlik, 1. molarlar arası genişlik, ark uzunluğu ölçümlerini içeren parametreler kullanılmıştır. Çalışmanın istatistik değerlendirmesi labial ve lingual braket grupları karşılaştırmasında (grup içi karşılaştırma) Bağımsız Örnek Mann Whitney – U Testi; her iki grup için ayrı ayrı farklı zamanlarda yapılan ölçümleri birbiriyle karşılaştırmak için (gruplar arası karşılaştırma) Friedman Çift Yönlü Varyans Analizi ile yapılmıştır. Çalışmada başlangıç değerleri ile karşılaştırıldığında her iki grupta da çapraşıklık indeksi değerlerinde istatiksel olarak anlamlı azalma bulunurken (p<0,001), gruplar arası karşılaştırmada anlamlı bir fark bulunmamıştır. Kaninler arası genişlik başlangıç değerleriyle karşılaştırıldığında; labial braket grubunda istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken, lingual braket grubunda anlamlı bir artış meydana gelmiştir (p<0,001). 1. premolarlar arası genişlik başlangıç değerleriyle karşılaştırıldığında; iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. 2. premolarlar arası genişlik başlangıç değerleriyle karşılaştırıldığında; labial braket grubunda bukkal tüberküller arası genişlik farkı istatiksel olarak anlamlı bulunmazken, lingual braket grubunda anlamlı bir artış görülmüştür (p<0,01). 2. premolar lingual tüberküller arası genişlik farkında labial braket grubunda p<0,05 düzeyinde, lingual braket grubunda p<0,001 düzeyinde anlamlı bir artış meydana gelmiştir. 1. molarlar arası genişlik başlangıç değerleriyle karşılaştırıldığında; her iki grupta da istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Her iki grupta da başlangıç değerleriyle karşılaştırıldığında, alt ark uzunluğunda istatiksel olarak anlamlı bir artış meydana gelmiştir (p<0,001). Bütün parametreler gruplar arasında karşılaştırıldığında, her iki grup arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Gruplar arasında alt keser çapraşıklığını çözme açısından anlamlı bir fark görülmemiştir.

EstetikEstetik-dentalOrtodonti+2
Murat Kaptaç
Aydın Adnan Menderes University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı indirekt bonding taşıyıcılarının braket transfer doğruluğunun in vitro olarak karşılaştırılması

İn vitro olan bu çalışmada iki farklı materyalden hazırlanan (IBT reçine ve LT Clear reçine) indirekt bonding taşıyıcılarının transfer doğruluğu karşılaştırılmıştır. Çalışmada 16 hastanın çene modeli 3Shape Ortho AnalyzerTM programına aktarıldı. Her modelde bir taraftaki 2.Premolar diş ile karşıt arktaki 2.premolar diş arasındaki dişler (toplamda 10 diş) referans alındı. Çene modellerine braketler bilgisayar programında ideal pozisyonlarında yerleştirildi. İndirekt bondingte kullanılacak olan taşıyıcılar 3D tasarlanıp yazıcıdan üretildi. Taşıyıcılardaki braketlerin aktarılacağı çalışma modelleri de 3D yazıcılardan üretildi. Braketlerin transfer edildiği çalışma modellerinin "Smart Optics Vinyl Open Air" cihazı ile taraması yapıldı. VRMesh programı sayesinde braketli modellerin çakıştırması lineer (bukko-lingual, insizo-gingival, mesio-distal) ve açısal (rotasyon, angulasyon ve tork) olarak yapıldı. IBT reçine ve LT Clear reçine grupları arasında doğrusal ve açısal düzlemlerde anlamlı bir fark bulunmadı. Doğrusal düzlemde iki taşıyıcı grubu için de en fazla sapma gösteren değer okluzogingival hareketken, açısal düzlemde en az sapma gösteren değer rotasyon hareketi olarak tespit edilmiştir. LT Clear ve IBT gruplar arasında açısal ve doğrusal sapmalar için belirgin bir yön eğilimi görülememiştir. İki grubun doğrusal konumlandırma doğruluğu bukkolingual ölçümlerde mesiodistal ölçümlere göre yüksek, mesiodistal ölçümlerde insizogingival ölçümlere göre yüksek olduğu görülmüştür. Açısal konumlandırma doğruluğu rotasyon ölçümlerinde tork ölümlerine göre, tork ölçümleri angulasyon ölçümlerine göre yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmada kullanılan programların, transfer kaşıklarının değişmesi ve çalışmanın in vitro yerine in vivo yapılması sonuçlarda değişiklik oluşturabilir. Çalışma titizlikle yapılmış olsa da tekniğin geliştirilebilmesi için üzerinde daha fazla çalışma yapılması gerekiyor.

3-D teknolojisiDental bondingOrtodonti+4
Fırat Söğüt
Gaziantep University
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Ortodontik metal braketlerin farkli yüzey pürüzlendirme yöntemleri uygulanan amalgam yüzeylerine olan bağlanma dayanikliliğinin değerlendirilmesi

Bonding orthodontic brackets to extensive amalgam restorations on buccal aspect of molar teeth is still a challenge for orthodontists. This study aims to compare two systems of sand blasting with their adhesive, and to investigate the effects of E-glass fiber (E-GF) on shear bonding strength (SBS). 12 extracted molar teeth enamel serves as control group, 72 amalgam samples divided into 6 groups. Groups 2 and 3 were blasted with aluminum oxide 50 µm and treated with Kuraray alloy primer (KAP) on the amalgam surface in group2 and on amalgam surface and bracket base in group 3. Samples in groups 4, 6 were blasted by silane coating system with application of Relyx silane coupling agent in group 4 and addition of piece of (E-GF) in group 6, for group 7 samples were treated like group 6 with the application (KAP) on the bracket base, only group 5 was not sandblasted and the (E-GF) are applied directly on the polished amalgam surface. All groups were bonded with Transbons XT adhesive system. The results reported that SBS to amalgam samples were lower than the enamel samples in all groups, only group 4 revealed SBS value not significantly different from control group, regarding the ARI scores the results show bond failure occur at amalgam adhesive interface with the (E-GF) groups, Conclusion: None of the amalgam groups record SBS higher than enamel, Silicatization of amalgam is a useful method for bonding orthodontic brackets to amalgam, and using of (E-GF) decrease the cohesive failure and amalgam damage during debonding.

AmalgamDental bondingDental materials+3
Dler Mourad
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Ağız içi aparey uygulanan ratlarda farklı dozlarda sistemik timokinon uygulamalarının kondil büyümesi üzerine etkilerinin histomorfometrik yöntem kullanılarak incelenmesi

Büyüme merkezi olarak da kabul edilen mandibuler kondil, mandibulanın büyüme ve gelişimini arttırabilmektedir. Çeşitli fonksiyonel apareyler kullanılarak yapılan alt çene ilerletmesi sonucu kondil bölgesinde adaptif remodeling meydana gelmektedir. Bu çalışmanın amacı ağız içi apareyle birlikte sistemik timokinon uygulamalarının kondil büyümesi üzerine etkilerinin histomorfometrik yöntem kullanılarak incelenmesidir. Çalışma ağırlıkları 210 ile 240 gr arasında olan toplam 69 adet 6 haftalık erkek Wistar albino rat randomize olarak 9 gruba ayrılmıştır. Grup 0 kontrol grubu, grup 1 sham grubu, grup 2, 3, 4 sırasıyla 5, 10 ve 20 mg/kg timokinon verilen ve aparey taşımayan gruplar, grup 5 sadece aparey taşıyan grup ve grup 6, 7, 8 ise sırasıyla 5, 10 ve 20 mg/kg timokinon uygulanan ve aparey taşıyan gruplardır. Sakrifikasyon sonrası kondilin posteriorunda belirlenen bölgede kıkırdak kalınlıkları ile yeni kemik oluşumu, yeni damar oluşumu ve hücre dansitesi parametreleri histomorfometrik olarak değerlendirilmişlerdir. Histomorfometrik sonuçlarda kontrol grubu ile deney grupları arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. Ağız içi aparey uygulaması seçilen parametrelerde asıl etkiyi gösterirken, timokinon doza bağlı olarak bu etkiyi arttırmaktadır. Yeni kemik yapımı en az kontrol grubunda en çok ise ağız içi aparey ile birlikte 20 mg/kg timokinon uygulanan grupta görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Ağız içi aparey, Timokinon, Mandibular ilerletme, Mandibular kondil, Histomorfometrik

Kemik ve kemiklerMandibulaMandibular kondil+6
Kadir Mert Kayalı
Gaziantep University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksel yüzey pürüzlendirme yöntemleri ile dijital olarak kontrol edilebilen er:Yag lazerin mine dokusu üzerindeki mekanik etkilerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı geleneksel adeziv sistemler, Er:YAG ve Er,Cr:YSGG lazer ile dijital olarak kontrol edilebilen yeni lazer sisteminin makaslama testi bulguları, pürüzlendirme işlemi uygulanmış mine yüzeyleri ile braketler sökülüp artık adeziv temizlendikten sonra elde edilen mine yüzeylerinden alınan SEM ve AKM görüntülerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Çalışmamızda, 98 adet çekim endikasyonu konulmuş, çürüksüz, sağlam üst birinci küçük azı dişi kullanılmıştır. 80 adet diş uygulanan pürüzlendirme metoduna göre 4 gruba ayrılmıştır: 1.grup: Asit (%37'lik ortofosforik asit), 2.grup: Er:YAG lazer (120 mJ, 10 Hz., %40 su, %50 hava), 3.grup: Er,Cr:YSGG lazer (45 mJ, 50 Hz., %30 su, %60 hava) ve 4.grup: Xrunner (100 mJ, 10 Hz., %40 su, %50 hava, 2-yatay+2-dikey tarama sayısı). Pürüzlendirilen mine yüzeyine braketler yapıştırıldıktan sonra örnekler 24 saat boyunca oda sıcaklığındaki distile su içinde bekletilmiştir. Sonrasında 5.000 termal döngü uygulanıp makaslama testi için Universal test cihazına yerleştirilmiştir (crosshead hızı 0,5 mm/dak.). Dişlerin üzerinde kalan yapıştırıcı artıklarının değerlendirilmesinde Artun ve Bergland'ın çalışmasında kullandığı ARI indeksi kullanılmıştır. Yüzey analizleri için her gruptan birer adet olmak üzere toplam 4'er adet örnek pürüzlendirme işlemi yapıldıktan sonra mine yüzeylerinden ve braketler yapıştırılıp kopartıldıktan sonra temizlenen mine yüzeylerinden olmak üzere toplam 8 adet örneğin mine yüzeyinden SEM ve AKM görüntüleri elde edilmiştir. Son olarak işlem görmemiş, sağlam birer örneğin mine yüzeyinden kontrol grubu olarak SEM ve AKM görüntüleri alınmıştır. Er:YAG lazer grubu (9,47±3,31 MPa) diğer deney grupları içerisinde en yüksek braket bağlanma değerine sahiptir. Er:YAG lazer grubunu sırasıyla Ortofosforik asit grubu (8,11±3,5 MPa) ile Xrunner grubu (7,75±2,51 MPa) takip etmektedir. En düşük braket bağlanma değeri ise Er,Cr:YSGG (7,11±3,73 MPa) grubunda gözlenmiştir. Fakat deney grupları arasında braketlerin diş yüzeyine bağlanma değerleri istatistiksel olarak benzer bulunmuştur (p=0,148). ARI skorları karşılaştırıldığında gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Ortofosforik asit grubunun ARI skoru; Er:YAG, Er,Cr:YSGG ve Xrunner grubundan istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda kullanılan pürüzlendirme yöntemlerinin ortalama braket bağlanma değerleri literatürde rapor edilmiş klinik olarak kabul edilen değerlerin üstünde bulunmuştur.

Dental mineDental stres analiziLazerler+4
Hilal Karamehmetoğlu
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı pürüzlendirme tekniklerinin braket çevresinde mine demineralizasyonu oluşturma etkilerinin karşılaştırılması

Ortodontik tedavi sırasında braket çevresinde gözlenen demineralizasyon alanları ortodonti uzmanlarını önemli ölçüde ilgilendirmektedir. Çünkü sabit ortodontik apareylere komşu mine yüzeyinde oluşabilecek demineralizasyon hem hasta hem de hekim için tedavinin başarısını gölgeleyen estetik problemlere yol açabilmektedir. Yeni tanıtılan Er:YAG lazer el aleti olan X-runner, pürüzlendirilen mine yüzeyini boyut, şekil ve derinlik açısından dijital olarak kontrol edebilme özelliği sayesinde benzersizdir. Bu çalışmada dört farklı pürüzlendirme tekniği kullanılarak yapıştırılan braketlerin çevresinde mine demineralizasyonu oluşma potansiyeli değerlendirilmiştir. Araştırmamızda, 100 adet küçük azı dişi dört eşit gruba ayrılmıştır ve şu tedaviler uygulanmıştır: Grup 1 Total Etch, asit ile pürüzlendirme; Grup 2 Self Etch, kendinden asitli primer uygulaması; Grup 3 Lazer M, Er:YAG lazer ile manuel pürüzlendirme; Grup 4 Lazer X, Er:YAG lazer ile X-runner el aleti kullanılarak pürüzlendirme. Braketlerin yerleştirilmesinden sonra, dişler 14 günlük demineralizasyon-remineralizasyon siklusuna tabi tutulmuşlardır. Solüsyonlar ağız içi tükürük akışını taklit etmek amacıyla hergün yenilenmiştir. Dişler her bir siklus arasında mekanik abrazyonu taklit etmek amacıyla elde yumuşak bir fırça ile 30 sn. fırçalanmıştır. Mine yüzeyindeki mineral kaybı Quantitative Light-Induced Fluorescence (Kantitatif Işık Etkili Floresans, QLF) cihazı ile değerlendirilmiştir. QLF analizi sonucunda ∆F, ∆F max, ∆Q ve Area olmak üzere dört farklı parametre elde edilmiştir. Parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskall Wallis test, farklılığa neden olan grubun tespitinde ise Mann Whitney U test kullanılmıştır. QLF analizi sonuçlarının istatistik değerlendirmelerine göre dört farklı parametre açısından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur (p<0,01). Asit ile pürüzlendirme grubunda diğer gruplara göre braket çevresinde anlamlı derecede daha fazla demineralizasyon gözlenmiştir (p<0,01). X-runner Er:YAG lazer grubunun demineralizasyon değerleri manuel Er:YAG lazer grubundan anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Mevcut çalışmanın limitasyonları dahilinde pürüzlendirme işleminde Er:YAG lazerin X-runner el aleti ile uygulanmasının in vitro koşullarda braket çevresinde demineralizasyonu azaltan en iyi pürüzlendirme prosedürü olduğu düşünülmektedir. Anahtar sözcükler: Er:YAG lazer, Kantitatif Işık Etkili Floresans (QLF), Mine demineralizasyonu, Mine pürüzlendirmesi, X-runner.

Dental mineDiş demineralizasyonuLazerler+5
Yasemin Aydın Özçoban
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ortodontik bant yapıştırıcılarında bis-gma salımının in vitro şartlarda incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, ortodontik bantların dişlere yapıştırılmasında kullanılan iki farklı kompomerin polimerizasyon sonrası reaksiyona girmemiş Bis-GMA salım miktarlarının, iki farklı zaman periyodunda (10. dk ve 24. saat) ve termal siklus yaşlandırma sonrası (5000 siklus sonrası 24. saat) Yüksek Basınçlı Likit Kromatografisi (HPLC) analiz yöntemiyle karşılaştırmalı olarak incelenmesidir. Bu amaçla iki farklı çalışma grubu oluşturuldu; Grup 1: Sadece ışıkla polimerize olan kompomer rezin siman (Ultra Band Lok, Reliance Orthodontic Products, Itasca, ABD) Grup 2: Hem ışıkla hem de kimyasal yolla polimerize olan kompomer rezin siman (Opal Band Cement, Ultradent Products, South Jordan, ABD). Her grup için Cerec sistem feldspatik seramik bloklardan (Sirona Dental Systems, Bensheim, Almanya) CAD-CAM tekniğiyle hazırlanan 10 adet standart üst sağ birinci molar diş örneğine 10 adet 39,5 numara üst sağ 1. molar bandı (M.I.B. Dental, Malmaison, Fransa) üretici firmanın tavsiyelerine uygun olarak iki farklı kompomer ile simante edildi ve simanlar yüksek yoğunluklu bir LED ışık kaynağı (VALO, Ultradent, South Jordan, ABD) kullanarak polimerize edildi. Her iki zaman periyodunda ve termal siklus yaşlandırma sonrası 24. saatte reaksiyona girmemiş Bis-GMA salım miktarları HPLC kullanılarak belirlenip tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi. İstatistiksel değerlendirilmelerde "Bağımsız t testi" ve "U testi" kullanıldı. Aynı gruba ait birden fazla ölçümün ortalamalarını karşılaştırmak için "Wilcoxon Signed Rank test" kullanıldı. Her iki grupta da zaman periyodu arttıkça toplam salınan artık Bis-GMA miktarı da artmıştır. İlk 10 dakikada salınan Bis-GMA miktarları değerlendirildiğinde en fazla salımın "Opal Band Cement" grubunda olduğu (p<0,0001), 24 saat sonunda en fazla salımın yine "Opal Band Cement" grubunda olduğu (p<0,0001), 10. dakika ve 24. saat arasındaki Bis-GMA salım farkları değerlendirildiğinde "Opal Band Cement" ve "Ultra Band Lok" arasında anlamlı bir farklılık olmadığı (p>0,05) tespit edilmiştir. Sonuç olarak her iki rezin simandan salınan Bis-GMA miktarı, ölçüm periyotlarına göre değerlendirildiğinde en fazla salım ilk 10 dakika içerisinde gerçekleşmiş, bir sonraki ölçüm periyodu olan 24. saatte daha az bir artış gerçekleşmiştir. Termal siklus uygulaması sonrasındaysa herhangi bir salım gerçekleşmemiştir. Dolayısıyla mevcut çalışmanın sınırları dâhilinde test edilen her iki rezin simanın uzun dönemde monomer salımı açısından güvenli olduğu söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Bis-GMA, ortodontik bant, kompomer, Yüksek Basınçlı Likit Kromatografisi (HPLC)

Bisfenol ADental çimentolarGlisidil metakrilat+5
Eyyüp Cihan
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hızlı üst çene genişletmesinde kullanılan üç farklı apareyin kraniyofasiyal sistem üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, hızlı üst çene genişletmesinde kullanılan hyrax, fan type ve çift menteşeli genişletme apareylerinin kraniyofasiyal ve dentoalveolar sistem üzerine olan etkilerini sonlu elemanlar analizi ile değerlendirmektir. Çalışmamızda üst çene genişletme ihtiyacına sahip 12 yaşında bir hastanın tomografi görüntülerinden elde edilen üç boyutlu sonlu elemanlar modeli oluşturulmuştur. İncelenen modeller yaklaşık 2750000 düğüm noktasına sahip 1800000 tetrahedral elemandan oluşmaktadır. 0,2 mm'lik genişletme sonucu von Mises gerilme dağılımı ve 5 mm'lik genişletme sonucu yer değiştirme dağılımları incelenmiştir. En yüksek gerilmeler her üç apareyde de sutura zigomatikomaksillaris bölgesinde gözlenmiştir. Özellikle pterigomaksiller fissür, medial ve lateral pterigoid plakların kraniyal tabana yakın bölgeleri, nazal bölgeye yakın yapılarda stres artışı gözlenmiştir. Anatomik yapılar genel olarak değerlendirildiğinde, gerilme dağılımları en yüksek hyrax genişletme apareyinde görülürken, en düşük fan type genişletme apareyinde bulunmuştur. Her üç apareyde de maksiller genişleme kama şeklinde meydana gelmiştir. Transversal yönde, posteriorda en fazla genişleme hyrax apareyinde olurken, anteriorda çift menteşeli apareyde olmuştur. Her üç apareyde de maksilla aşağı ve ileri hareket etmiştir. Maksillanın aşağı yönde yer değiştirmesi hyrax apareyinde daha fazla bulunurken, ileri doğru yer değiştirmesi çift menteşeli apareyde daha fazla bulunmuştur. Hyrax ve fan type apareylerinde maksillanın posterior rotasyonu gözlenirken, çift menteşeli apareyde paralel hareket gözlenmiştir. Hyrax apareyinde dental bölgelerde posterior yönde yer değişimleri görülürken, fan type apareyle ve özellikle çift menteşeli apareyle anterior yönde yer değişimleri görülmüştür. Vertikal yönde anatomik yapılar değerlendirildiğinde hyrax apareyi ile inferior yönde hareketin baskın olduğu gözlenmiştir.

Alveolar kenar artırılmasıDentoalveolar yapıKraniyofasiyal yapı+4
Merve Sucu
Bezmialem Vakıf University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Braket altında oluşan mikrosızıntının dört farklı bonding tekniğinde termal siklus ve çiğneme simülatörü yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi

Braket yapıştırılmasında adezivin polimerizasyon sürecine bağlı olarak büzülmesi sonrası meydana gelen mikrosızıntı, braket ve diş arasında bağlantının zayıflamasına ve bakteri penetrasyonuna sebep olmaktadır. Bu bölgede ciddi anlamda artmış olan mikrosızıntı dekalsifikasyonlara, mine renklenmelerine, korozyonlara ve sekonder çürüklere sebebiyet vermektedir. Dişler üzerine yapıştırılan braketler çiğneme kuvvetleri etkisine maruz kalırken kullanılan yapıştırıcılar ağız ortamındaki termal değişikliklerden etkilenmektedir. Diş dokuları ile restoratif materyallerin termal genleşme katsayıları farklıdır, bu sebepten dolayı mikrosızıntıya neden olabilecek boşlukların oluştuğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda çiğneme kuvvetleri doğrudan brakete ya da braket slotundan geçen ark teli ile uzayın üç boyutunda braket üzerinden kullanılan yapıştırıcıya ve dişe iletilmektedir. Çiğneme kuvvetleri ile oluşabilecek mikroçatlaklardan ağız sıvılarının penetrasyonu sonucu mikrosızıntı oluşturan çalışmalar mevcuttur. Braketin tutuculuğunu etkileyen, renkleşmelere yol açan ve sekonder çürük oluşumlarına neden olan mikrosızıntının önlenebilmesi için literatürde çok sayıda araştırma, test yöntemi ve bunların güvenilirlikleri ve geçerlilikleri ile ilgili birçok veri bulunmaktadır. Yapılan araştırmalarda, gerek bonding materyallerin yapısal özellikleri, gerekse uygulama yöntemleri geliştirilerek diş dokuları ile daha iyi bir uyum sağlanmasına ve mikrosızıntının önlenmesine çalışılmaktadır. Mikrosızıntının değerlendirilmesi için birçok test metodu geliştirilmiş ve denenmiştir. Bu test metodları içinde; asit etch, self etch, er-yag lazer, karbondioksit laser, kumlama, Nd:YAG, diode lazer, erbium:yttrium-aluminum-garnet lazer gibi uygulama yöntemleri ve çok farklı materyaller kullanılan test metodları bulunmaktadır. Bu çalışmada iki farklı lazer yönteminin asit etch ve self etch yöntemleriyle karşılaştırmalı olarak mikrosızıntı miktarına etkinliği değerlendirilmektedir. Çalışmada örnekler otopolimerizan akrilik bloklar içine gömülüp, otopolimerizan silikon ölçü yardımıyla insan dokusundaki periodontal ligament taklit edilerek çiğneme simülatörü ve termal siklüs yöntemleriyle karşılaştırmalı olarak değerlendirilecektir. Elde edilen veriler ANNOVA ve Mann Withney U istatistiksel olarak değerlendirilecektir.

BenzetimDental bondingDental mine+6
Ufuk Ok
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı lazerlerin ortodontik aparey altındaki antibakteriyel etkilerinin değerlendirilmesi

Ortodontik tedavi sırasında üst çenenin genişletilmesi amacıyla hastanın gereksinimine göre sıklıkla akrilik içeren apareyler kullanılmaktadır. Apareyin dişlere simante edilmesi sebebiyle, hasta apareyi çıkartıp temizleyemeyeceği için ağız bakımı aparey altında yetersiz kalmakta ve bölgede anaerob bir ortam oluşmaktadır. Çalışmamızda apareyin uzun süreli kullanımına bağlı olarak oluşan anaerob ortamdaki periodontopatojen ve karyojenik bakterilerin hastalara verebileceği zararı minimalize etmek için son yıllarda gelişmekte olan lazer teknolojisinin antibakteriyel/bakterisidal etkinliği araştırılmıştır. Porphyromonas gingivalis ATCC33277 ve Streptococcus mutans ATCC25175 bakterilerinden polimetilmetakrilat diskler üzerinde anaerob şartlarda biyofilmler oluşturulmuştur. Farklı dalga boylarındaki lazer uygulamalarının bakteri sayısını azaltmadaki etkinliğini belirlemek için Nd: YAG (1064 nm), diyot(810 nm) ve diyot (445 nm) olmak üzere farklı dalga boyuna sahip lazerler 2 farklı güçte (1,5W; 2W) uygulanarak 6 adet çalışma grubu oluşturulmuştur. Ayrıca lazer uygulaması yapılmayan bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Üzerlerinde biyofilm oluşturulmuş polimetilmetakrilat diskler anaerob ortam sağlayan kaplar içerisine konulmuş, kapların kapakları akrilik ile benzer özellikteki polimetilmetakrilat malzeme ile değiştirilmiştir. Kapak yüzeyinden üzerlerinde bakteri biyofilmi olan disklere belirtilen ayarlarda lazer uygulaması yapılmıştır. S. mutans için Mitis Salivarius Basitrasin agarda, P. gingivalis için ise Brucella kanlı (Vit K+ hemin) agarda anaerob ortamda 37 C'de 72 saat inkübasyon sağlanmıştır. Oluşan koloniler sayılarak cfu/ml cinsinden hesaplanmıştır. Ek olarak her bir çalışma grubu ve kontrol grubundan birer disk alınarak taramalı elektron mikroskobu (scanning electron microscope) (SEM) analizi ile oluşan bakteri biyofilmlerinin görüntüleri elde edilmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda Nd: YAG (1064 nm), diyot (810 nm) ve diyot (445 nm) lazerlerin belirli ayarlarda S. mutans ve P. gingivalis biyofilmleri üzerindeki antibakteriyel/ bakterisidal etkileri belirlenmiştir. Her iki bakteri üzerinde de en fazla etkiye sahip olan lazerin 810 nm dalga boyuna sahip diyot lazerin 2 W 30 sn CW modda uygulandığı ayar olduğu saptanmıştır.

Alveolar kenar artırılmasıGingival hastalıklarHastane araç-gereç ve donanımları+7
Gülşah Ünal Kundakçıoğlu
Bezmialem Vakıf University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00

Related subjects