West Anatolia

75 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Gediz graben sistemine ait Akçapınar ve Salihli segmentlerinin paleosismolojik hendek çalışmaları ile incelenmesi

Gediz Grabeni, KB-GD doğrultusunda yaklaşık 140 km uzunluğunda ve tektonik olarak son derece aktif bir grabendir. Bozdağ Horstu ile sınır oluşturan bu alan, Pliyo-Kuvaterner yaşlı alüvyal yelpazeleri kesen belirgin dik açılı normal faylarla çevrilidir. Tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan ve Gediz Nehri tarafından sulanan bu çöküntü alanında yaşayan tüm medeniyetler, deprem gerçeğiyle yüzleşmiştir. Özellikle, döneminin büyük bir yerleşimi olan Sart Antik Kenti gibi şehirler, depremler nedeniyle terk edilmiştir. Depremlere sebep olan bu fayları daha iyi anlamak için, Bozdağ Horstu'na ait 174 drenaj havzasında morfometrik analizler yapılmıştır. Bu analizler sonucunda, Gediz Grabeni'nin güney kenarının son derece aktif olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında, sismik boşluk olarak belirlenen Akçapınar-Salihli segmentleri üzerinde iki adet paleosismolojik hendek açılmıştır. Her hendekte iki eski deprem izine rastlanmıştır. 14C yaşlandırma yöntemiyle tarihlenen bu depremlerin, Sart Antik Kenti'ni etkilemiş tarihsel depremlerle örtüştüğü gözlemlenmiştir.

Batı AnadoluGediz grabeni
Bahadır Seçen
Hacettepe University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu beylikleri döneminde evliliklerin siyasete etkisi

Bu tez çalışmasının amacı Türkiye Selçuklu Devleti'nin son döneminde ortaya çıkmaya başlayan Batı Anadolu Beyliklerinin gerçekleştirdikleri evliliklerin sebepleri, bu evliliklerin beyliklerin kökenleri ile bağlantısının olup olmaması, evliliklerin beyliklerin siyaseti üzerine etkisini ve evliliklerin sonuçlarını ortaya koymaktır. Bu çalışmada beylikler döneminden bahseden İbn Battuta ve El-Ömeri gibi kaynaklardan, Osmanlı döneminde eser veren Aşıkpaşazâde, Neşrî, Enverî, Hasan el-Bayati gibi tarihçilerin eserlerinden, Bizans İmparatorluğu'nda eser veren Dukas, Pachymeres gibi tarihçilerin eserlerinden ve modern tarihçilerin yaptıkları çalışmalardan yararlanılmıştır. Bahsedilen bu kaynaklardan elde edilen bilgiler ile Batı Anadolu Beyliklerinin kökenleri ve siyasi tarihleri incelenmiş ve sonrasında beyliklerin yaptıkları evlilikler incelenerek bu evliliklerin sebepleri ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu Beylikleri, Köken, Siyasi Tarih, Evlilik, Siyaset.

Anadolu BeylikleriBatı AnadoluBeylikler+5
Yusuf Çenesiz
Uşak University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu'daki Terra sigillata ve kırmızı astarlı seramikler: Terminoloji, üretim merkezleri ve kronoloji

Anadolu, sahip olduğu coğrafi ve jeopolitik konumuyla her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Batı Anadolu ise, coğrafi pozisyonuyla birçok avantaja sahiptir. Batı Anadolu konumu itibarıyla Akdeniz dünyasında kilit noktalardan biri haline gelmiştir. Anadolu erken dönemlerden itibaren seramik üretiminde önemli bir bölge olmuştur. Bölgede yüzyıllar boyunca süregelen seramik üretimi sonucunda köklü bir gelenek meydana gelmiştir. Bu noktada Batı Anadolu'da Geç Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemlerindeki kaliteli seramik gruplarından doğu sigillatalar ve kırmızı astarlı seramikler ön plana çıkmaktadır. Tarihsel süreçte önemli bir konuma sahip olan Küçük Asya'nın Roma Dönemiyle birlikte önemli bir eyalet haline gelmesi, bölgenin seramik üretiminde büyük rol oynamıştır. Küçük Asya topraklarında Geç Hellenistik Dönem'den itibaren, imparatorluk topraklarına ve ötesine yayılım göstermiş kaliteli seramikler üretilmiştir. Roma Dönemiyle birlikte büyük bir endüstri haline gelmiş olan seramik üretimi, dönem ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle, dönemin kaliteli seramikleri, Batı Anadolu'daki bölgelerin ticari ilişkileri hakkında bilgiler sunmaktadır.

AstarBatı AnadoluGeç Roma+7
Hakan Aycan
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Batı Anadolu'da yayılış gösteren hypecoum l. taksonları üzerinde farmasötik botanik ve biyoaktif sekonder metabolitleri yönünden araştırmalar

Hypecoum L. cinsi Papaveraceae familyasına aittir. Bu cins ülkemizde H. procumbens L. subsp. procumbens, H. procumbens L. subsp. atropunctatum A.E.Dahl, H. pseudograndiflorum Petr., H. torulosum A.E.Dahl, H. trullatum A.E.Dahl, H. dimidiatum Delile ve H. pendulum L. olmak üzere 7 taksonla temsil edilmektedir. Bunlardan H. trullatum endemiktir. Bu familya pek çoğu ilaç etken maddesi olarak kullanılan alkaloit grupları ve sahip olduğu biyokaktivite potansiyeli açısından büyük öneme sahiptir. Ülkemizde söz konusu taksonlarla ilgili, içerdikleri alkaloit gruplarından sadece protopin üzerinde 4 adet kimyasal çalışma olup, kapsamlı çalışma bulunmadığı görülmüştür. Bu tez kapsamında Batı Anadolu'da doğal yayılış gösteren, 5 ayrı lokaliteden topladığımız ve teşhisini gerçekleştirdiğimiz 4 Hypecoum taksonu (H. procumbens subsp. procumbens, H. torulosum, H. pseudograndiflorum ve H. procumbens subsp. atropunctatum) ile çalışılmıştır. Çalışılan Hypecoum taksonları üzerinde öncelikle karşılaştırmalı morfolojik ve anatomik incelemeler gerçekleştirilip, taksonların ortak ve ayırt edici özellikleri ortaya konmuştur. Ayrıca; farklı solvan sistemleri kullanılarak çeşitli ekstraksiyon basamakları izlenmiş, daha sonra tanımlama için İTK, saflaştırma işlemleri için açık kolon kromatografisi analizleri, uçucu bileşenlerin tayini için GC-MS/MS analizleri yapılmıştır. Aynı zamanda, taksonlar üzerinde antimikrobiyal ve sitotoksik aktivite çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda öncelikle Hypecoum taksonlarından elde edilen ekstrelerin HeLa, MRC-5 ve A-549 hücre hatlarına karşı genel sitotoksik aktivitesi, ardından etki potansiyeli olan ekstrelerden izole edilen maddelerin PANC1 (Pankreas adenokarsinoma), MDA-MB-231 (Triple negatif invaziv meme kanseri), SH-SY5Y (Nöroblastoma) kanser hücre hatlarına karşı sitotoksik etkisi araştırılmıştır. Hypecoum procumbens subsp. procumbens'e ait etanol ekstresinin (HPPE/ON) (maserasyon) 50μg dozda HeLa hücreleri ve MRC-5 hücre hattında düşük sitotoksik aktiviteye sahip olduğu gözlenmiştir. Hypecoum procumbens subsp. procumbens'e ait metanol ekstresinin (HPPM/ON) (sıralı maserasyon), 25μg ve 50μg dozda HeLa hücreleri üzerinde doza bağımlı görece kuvvetli sitotoksik etkili olduğu saptanmıştır. Aynı ekstrenin MRC-5 hücre hattında toksik etkisi görülmemiştir. Hypecoum torulosum'a ait metanol ekstresi için (HT/M-ON) IC50 değeri 36.19 5μg/ml (Standart sapma: 0.9998) olarak belirlenmiştir. Bu ekstre HeLa hücreleri üzerinde sitotoksik aktivite göstermiş olup, MRC-5 hücre hattında herhangi bir sitotoksik etkiye rastlanmamıştır. İzole edilen maddeler için IC50 doz değerinin 10-100 ppm aralığında olduğu tespit edilmiş ve bu azalmalar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0.0001). Antikanser etkilerinin doğrulanması amacıyla aynı deney düzeneğine eklenen Sisplatin'in 5μg/μl dozdaki hücre canlılığı üzerine etkileri ile karşılaştırıldığında maddelerin özellikle 100 ppm dozlarda ciddi düzeyde antikanser etkiye sahip oldukları gözlenmiştir. Söz konusu maddelerin antimikrobiyal aktivite testleri ise disk difüzyon ve mikrodilüsyon yöntemleri ile gerçekleştirilmiştir. Staphylococcus aureus ATCC 29213, Escherichia coli ATCC 25922, Candida albicans ATCC 90029 suşları üzerinde çalışılmıştır. Bu suşlara karşı belirgin bir aktivite bulunmadığı tespit edilmiştir. H. procumbens subsp. atropunctatum taksonu hariç ülkemize ait diğer 3 taksonla ilgili morfolojik incelemelere ait tez çalışması tarafımıza aittir. Ayrıca bu çalışma ile H. torulosum, H. procumbens subsp. procumbens ve H. pseudograndiflorum taksonları anatomik açıdan tarafımızca ilk defa incelenmiş ve karakteristik yapıları ortaya konmuştur. Bu tez çalışması ile H. pseudograndiflorum ve H. torulosum bitkileri sekonder metabolitleri yönünden ilk defa incelenmiştir. Çalışılan taksonlar üzerinde antimikrobiyal aktivite deneyleri ilk kez tarafımızdan gerçekleştirilmiştir. Familyanın; Chelidonium majus, Macleaya cordata, Hylomecon maxim, Macleaya microcarpa gibi diğer bazı üyelerinden elde edilen total ekstre ve bileşikler üzerinde gerçekleştirilmiş sitotoksik aktivite çalışmaları bulunmakla birlikte; Hypecoum taksonları üzerindeki ilk sitotoksik aktivite çalışması tarafımızdan gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen sitotoksik aktivite bulguları incelendiğinde; moleküllerin, ileri araştırmalarla umut vadeden bileşikler olarak karşımıza çıkabileceği düşünülmektedir. Hypecoum türlerinde bulunan diğer sekonder metabolitler ve biyoaktiviteleri üzerinde ileri araştırmalar yapılması gerekmektedir.

AlkaloidlerBatı AnadoluFarmasötik botanik+7
Selin Aktar
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tire'de erken dönem Osmanlı mimarisinin analizi

Anadolu'nun tarihi kentlerinden biri olan Tire, geçmişi Antik Çağ'a kadar uzanan zengin bir mimari mirasa ev sahipliği yapmaktadır. XIV. yüzyılın başlarında Türk hakimiyetine giren kent, gerek Aydınoğulları gerekse de takip eden Osmanlı dönemindeki inşa faaliyetleriyle zenginleşerek Aydın Sancağı'nın merkezi ve Batı Anadolu'nun en önemli kentlerinden biri durumuna gelmiştir. Türk dönemindeki mimari zenginliğe karşılık, XIV.-XVI. yüzyıllar arasına tarihlendirilen Tire yapılarından pek çoğunun kitabe ve vakfiyesinin bulunmayışı, önemli tarihlendirme sorunlarına neden olmaktadır. Bu çalışma kapsamında, öncelikle yapıların mimari özellikleri ve kentsel konumları ile tarihi kayıtlar dikkate alınarak tarihlendirme sorunları çözülmeye çalışılmış; Erken Osmanlı döneminde inşa edildiği tespit edilen yapıların da bir bütün halinde incelenerek niteliğinin analiz edilmesi ve gerek Tire'nin, gerekse de dönemin mimari gelişimi içerisinde değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Erken Osmanlı döneminde inşa edilen yapılar, Tire'nin mimari ve kentsel gelişiminde önemli bir yer teşkil etmektedir. Özellikle, kentin Osmanlılaşma sürecinde Halil Yahşi Bey tarafından gerçekleştirilen imar faaliyetleri, kentin günümüze de ulaşan ana kurgusunu oluşturmaktadır. Erken Osmanlı dönemine ait dokuz cami, iki medrese, yedi türbe, iki hamam, bir bedesten ve iki han, malzeme kullanımından ziyade mekân tasarımları ve süsleme özellikleriyle ön plana çıkmaktadır. Bu yapılar, dönemin mimarisiyle karşılaştırıldığında ise kentin mimari kimliğine ve yaşanan değişime dair önemli veriler sunmaktadır.

Batı AnadoluMimariMimari özellikler+5
Görkem Yalçın
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Batı Anadolu'da kabak kemane ve icra geleneği

Çalgı aletleri, ait olduğu toplumun coğrafi, sosyal ve ekonomik şartlarına göre şekillenir ve böylece ait olduğu toplumun kültürel özelliklerini yansıtır. Türk kültürünü yansıtan Türk yaylı çalgılarından birisi de kabak kemanedir. İlk olarak Orta Asya'da kullanıldığı kabul edilen kabak kemanenin sonraki dönemlerde Anadolu sahasında, toplumsal yapının ihtiyaçlarına göre yeniden şekillendiği düşünülmektedir. Günümüzde, Türkiye'de geleneksel Türk halk müziği içerisinde oldukça önemli bir yeri olan kabak kemanenin, yerel icracılarının ve yapımcılarının yanında, kurumsal anlamda konservatuarlarda, TRT ve Kültür Bakanlığı korolarında pek çok profesyonel icracısı bulunmaktadır. Bu durum, kabak kemanenin Türk halk çalgıları içerisindeki önemini göstermektedir. Batı Anadolu'da Kabak Kemane ve İcra Geleneği adlı doktora çalışması kapsamında yaylı çalgıların tarihsel gelişimini inceleyebilmek için ilk olarak Anadolu sahasında ve dışında yapılan arkelolojik kazılardan elde edilen bulgular incelenmiş ve bu sayede bir yaylı çalgının bu arkeolojik kazılarda tespit edilip edilmediği üzerinde durulmuştur. Daha sonra bir yaylı çalgının ilk defa hangi yazılı kaynaklarda yer aldığı ve bu yaylı çalgının şekil ve yapı özellikleri hakkında fikir sahibi olabilmek için yazılı kaynaklar incelenmiş ve bir değerlendirme yapılmıştır. Kabak kemane benzeri bir çalgının Türk kültür sahasındaki durumunu tespit etmek amacıyla kabak kemane, Türk Dünyası bağlamında benzer çalgılarla karşılaştırılmış ve ortak kültürel unsurlar saptanmıştır. Kabak kemaneden farklı yapıya sahip çalgılar da incelenmiş ve böylece Türk kültür sahasında görülen yaylı çalgılar sınıflandırılmıştır. Çalışmamızın esas konusunu teşkil eden kabak kemane çalgısı; adlandırma, köken, çalgı sınıflandırması, yöreden yöreye farklı kesimler içerisindeki akort, yapı ve icra karşılaştırılması, çalgının repertuvarı, icra tekniği ve tavır özellikleri, kabak kemane icracıları, yerellik ve ulusallık bağlamlarında kabak kemanenin işlevleri değerlendirilmiş ve bazı sonuçlara ulaşılmıştır.

Batı AnadoluKemaneÇalgılar+1
Özgür Çelik
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu'da Neolitik Çağ'dan Tunç Çağın sonuna kadar ocakların değişimi ve dini ritüellerdeki işlevleri

Doğaya karşı güçsüz durumda bulunan insanoğlu ateşi evcilleştirmesiyle birlikte üstünlük kazanmıştır. Ateşi evcilleştirdikten sonra onu koruma düşüncesi ile ilkel ocak örnekleri karşımıza çıkmaktadır. Ocak tarihöncesi dönemden beri insan yaşamının her anında, besin pişirme, ısınma, aydınlanma ve alet yapımı gibi birçok alanda kullanılmıştır. Zaman içerisinde gelişen teknolojiler ile birlikte ocaklardan yüksek verimin elde edilmesi metalürjiye ve seramik fırınlarına kadar uzanan geniş bir iş kolunun oluşmasını sağlamıştır. Bu durum uzmanlaşmanın yolunu açmış olup, kentleşme yolunda önemli bir aracı rol üstlenmiştir. Bu sebeple, insan hayatının tüm gelişim aşamalarında bulunan, koruyan, besleyen, ısıtan, aydınlatan ocağın kutsallaştırılmasına şaşırılmamalıdır. "Batı Anadolu'da Neolitik Çağ'dan Tunç Çağın Sonuna Kadar Ocakların Değişimi ve Dini Ritüellerdeki İşlevleri" başlıklı tez çalışmasında söz konusu dönemlerde Batı Anadolu'nun coğrafi ve kronolojik açıklamalarından sonra, ateşin ve ocağın ilk izleri, besinlerin pişirilmesinin keşfedilmesinin insan üzerindeki fizyolojik gelişimlerinin yansımaları ve ateşin ve ocağın yazılı belgeler ve arkeolojik verileri ışığında kutsallaştırılması açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ana konusu olarak, Neolitik Dönem, Kalkolitik Dönem, Erken Tunç Çağ ve M.Ö 2.binyıl başlıkları altında Batı Anadolu yerleşim merkezlerinde görülen ocak yapılarının konumları, formları, yapım malzemeleri ve bulundukları mekanların buluntuları değerlendirilip, kullanım amaçları incelenmiştir. Bunun yanı sıra yerleşim merkezlerinde kutsal olarak nitelendirilen ocakların; konumları, formları ve bulundukları mekandaki buluntular ile birlikte değerlendirilerek gündelik faaliyetlerde kullanılan ocaklara göre farklılıkları açıklanmaya çalışılmıştır.

Batı AnadoluNeolitik DönemRitüel+3
Nesligül Kanber
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kaymakçı arkeoloji projesi altın mika astarlı keramiklerin yapım tekniği

"Kaymakçı Arkeoloji Projesi (KAP) Altın Mika Astarlı Keramiklerin Yağım Tekniği" başlıklı tez çalışmasında Kaymakçı Arkeoloji Projesi kazıları sonucunda gün yüzüne çıkartılan Altın Mika Astarlı keramiklerin yapım tekniklerinin anlaşılması için Taramalı Elektron Mikroskobu ve Enerji Dağılım Spektroskopisi (SEM-EDS), Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) ve Taşınabilir X-Işınları Floresans Tekniği (pXRF) gibi analiz yöntemleri kullanılmıştır. Ayrıca günümüzde antik dönemlerdeki teknikler ile aynı biçimde çömlek yapımına devam eden Gökeyüp Köyü'nde incelemelerde bulunulmuştur. Kimyasal ve etnografik incelemelerin dışında Altın Mika Astarlı keramikler üzerinde günümüze kadar yapılmış çalışmalar ve terminolojik sorunlar ele alınmış, kronolojik olarak Anadolu üzerinde hangi dönemlerde varlıklarının sürdüğü belirtilmiş ve son olarak Anadolu'da çağlara göre yayılım alanları tespit edilmiştir. Yapılan kimyasal analizlerin sonucunda Kaymakçı Arkeoloji Projesi (KAP) kapsamında ele geçen örneklerin üzerlerinde iki farklı mika türü Flogopit ve Muskovit'in yer aldığı tespit edilmiştir. Bu sonuç ile birlikte Altın Mika Astarlı keramiklerin yapımında belirli bir mikanın değil farklı mikaların aynı anda kullanıldığı ve elde edilen parlak yüzeyin keramiğin pişme ortamına bağlı olduğu kanıtlanmıştır. Aynı zamanda Gökeyüp Köyü'nden elde edilen bilgiler ve Biyotit mika türü ile 700, 800 ve 900ºC derecelerinde Altın Mika Astarlı keramiklerin replikaları yapılmıştır. Bir diğer sonuç ise bu tür keramiklerin ilk olarak Batı Anadolu Erken Tunç Çağı II döneminde ortaya çıktığı ve daha sonra MÖ II. binyılda Batı Anadolu üzerinde önemli bir yere sahip olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda Orta Anadolu üzerinde MÖ II. binyılda karşımıza çıkan bu tür son olarak Demir Çağı'nın ilk evresinde görüldüğü tespit edilmiştir.

Arkeolojik kazılarBatı AnadoluFourier dönüşümü+5
Tunç Kaner
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

19. yüzyıl seyyahlarının gözünden Batı Anadolu'da Ermeniler

19. Yüzyıl, tüm Dünya'da politik, ekonomik, sosyal ve teknolojik birçok gelişmenin yaşandığı önemli bir tarihi dönemdir. Bilhassa ulaşım ve iletişim teknolojilerinin gelişimi, toplumları birbirlerine daha da yakınlaştırmıştır. Bununla beraber, Fransız İhtilali sonrası ortaya çıkan yeni düşünce akımları toplumları etkilemiş, imparatorlukları temelden sarsmıştır. Bu dönemde, toplumlar ve kültürler birbirlerine yakınlaşsa da devletlerin merkezi otoriteyi kuvvetlendirme politikalarının bir gereği olarak ülkeler arası sınırlar daha belirgin hale gelmiştir. Pasaportlar ve seyahat izin belgeleri, daha sistemli kullanılmaya başlanılarak, kişilerin neden göstermeksizin seyahat veya göç etmesi engellenmeye çalışılmıştır. Bu belgeler, kişilerin niçin seyahat ettiğini, nerelere uğradığını, uğradığı bölgelerde nelerle karşılaştığını göstermesi açısından oldukça mühimdir. Öncesinde olduğu gibi 19. Yüzyılda da Osmanlı Devleti, Batılı seyyahlar için bir merak unsurudur. Hristiyanlar açısından önemli birçok merkezi bünyesinde barındıran Batı Anadolu, hem dini hem kültürel hem de ticari açıdan yabancılar için oldukça popüler bir bölgedir. Seyyahların kaleme aldığı notlar, yazarlarının değer yargılarıyla, o dönemde sözünü ettikleri bölge ve orada yaşayan halk hakkında birçok önemli ipucu edinmemizi sağlar. Bu bağlamda, Batılı seyyahların,geldikleri dönemde, Batı Anadolu'da beş yüz yıldan fazla geçmişleri bulunan Ermeniler hakkında yazıya döktükleri gözlem ve düşünceler, hem Ermenileri hem de Batı Anadolu'yu tanımamız açısından oldukça mühimdir. Ermeniler yüzyıllar boyu, Türk hakimiyeti altında, devletlerine sadık bir şekilde yaşadılar. Osmanlı toplumuna sayısız katkısı bulunan bu millete haiz birtakım topluluklar, İmparatorluğun dağılış döneminde Avrupalı emperyalist güçlerin kışkırtmalarıyla önce kendi cemaatlerine sonra devletlerine yabancı hale getirildiler. Bu çalışmada Ermenilerin 19. Yüzyılda Batı Anadolu toplumunun gelişimine ne ölçüde katkıda bulundukları seyyahların gözlemleriyle incelenmiş olup, nüfus, kültür, eğitim, ekonomi başlıkları altında Batı Anadolu Ermeni cemaati mercek altına alınmıştır.

19. yüzyılBatı AnadoluBursa+5
Cengiz Ergün
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Beyliği dışında Batı Anadolu Beyliklerinde mimari süsleme

Yüzyıllar boyunda birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan Batı Anadolu, tarihi ve kültürel açıdan büyük bir öneme sahiptir. Kültürlerin harmanlandığı bu bölgede, zengin sanat ve mimari eserler ortaya konmuştur. Bu topraklarda hüküm sürmüş olan Batı Anadolu Beylikleri, mimari ve süslemede yeniliklerin denendiği dönem olmuştur. Bu yenilikler gerçekleştirilirken eski geleneklere de bağlı kalınmış ve mimari eserlere yansıtılmıştır. Osmanlı Beyliği, yeniliklerin en çok denendiği beylik olmuş, bu yenilikler Klasik Osmanlı Mimarisinin oluşumuna da öncülük etmiştir. Ancak Osmanlı Beyliği, yoğun yapı grubunun çıkması ve yüksek lisans tez kapsamını aşması nedeniyle konumuz dışında tutulmuştur. Batı Anadolu Bölgesinde yer alan Menteşe, Saruhan, Germiyan ve Aydınoğulları Beyliği'ndeki süslemeli yapılar içerisinde, hem dini hem de sosyal amaçlı örnekler görülür. Anadolu beyleri bu dönemde, bir çok eser inşa ettirmişlerdir. Bu yapılarda taş, tuğla, çini, ahşap ve alçı süslemeler bulunmaktadır. Süslemelerin özellikle Beylerin kendisi için yaptırdığı yapılarda toplandığı dikkati çeker. Balat İlyas Bey Cami, Manisa Ulu Cami, Birgi Ulu Cami ve Selçuk İsa Bey Cami bunlara örnektir. Sanat Tarihi açısından da ayrı bir öneme sahip olan bu yapılar, mimari ve süsleme açısından yenilikleri beraberinde getirmiştir. İncelenen diğer yapıların, bu örneklere oranla daha sade bir süslemeye sahip olduğu gözlemlenmiştir. Yapılan araştırmalar ve elde edilen veriler, bize Batı Anadolu Beylikleri'nde taş, tuğla, çini ve ahşap süslemenin yoğun olarak kullanıldığını gösterir. Batı Anadolu Beylikler Mimarisi'nde karşılaştığımız bu süslemelerde, Anadolu Selçuklu Dönemi'nin etkisi açıkça kendini hissettirmektedir. Anahtar Kelimeler: Yapı, Süsleme, Mimari, Osmanlı, Batı Anadolu Beylikleri.

Batı AnadoluBeyliklerBeylikler Dönemi+4
Onurhan Bozkurt
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Neolitik Dönemden Erken Tunç Çağı sonuna kadar Batı Anadolu'da mühürlerin gelişimi

"Neolitik Dönem'den Erken Tunç Çağı Sonuna Kadar Batı Anadolu'da Mühürlerin Gelişimi" isimli tez çalışmasında söz konusu dönem Batı Anadolu yerleşimlerinde ortaya çıkan mühürlerin ayrıntılı tipolojisi oluşturulmuş ve buluntular yakın kültürlerdeki paralelleri ile karşılaştırılmıştır. Bu ayrıntılı değerlendirme ayrıca Neolitik Kalkolitik ve Erken Tunç Çağı damga mühürlerinin kullanım alanlarına ve işlevlerine yönelik genel bir değerlendirme sunmaktadır. Çalışmamızın Neolitik Dönem değerlendirme bölümünde ise bu amaca yönelik olarak tarafımızca yapılan bir etnografik çalışma yer almaktadır. Sonuç olarak damga mühürlerin Batı Anadolu'da Neolitik ve Kalkolitik Dönem'lerde günlük hayata yönelik olarak çok işlevli kullanıldığını, Erken Tunç Çağı'nda ise bu işlevlerin yanı sıra ekonomik işlevli nesneler olarak kullanılmaya başlandığını görmekteyiz.

Arkeolojik kazılarBatı AnadoluErken Tunç Çağı+4
Canan Karataş Yüksel
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Başlangıcından Geç Tunç Çağı sonuna kadar Batı Anadolu'da mühür ve mühür baskıları

Bu tez çalışmasında, Batı Anadolu Bölgesi yerleşimlerinde gerçekleştirilen sistemli kazılar sonucunda ele geçen mühür ve mühür baskılı buluntuların, Neolitik Dönem'den itibaren Geç Tunç Çağı sonuna kadar geçen farklı dönemsel süreçler içinde gelişim ve değişim aşamalarının neler olduğu ve anlamının ortaya konulması amaçlanmıştır. Tezin asıl amacı, başlangıcından itibaren insanlar tarafından bir eşya/alet olarak kullanılan ve üretilen mühürlerin, toplumların yaşamlarında sosyo- politik, ekonomik ve ideolojik sistemler bağlamında rolünün ve öneminin ortaya konulmasıdır. Tez kapsamında, Batı Anadolu yerleşimlerinde ele geçen mühürler yanında mühür üretim kalıpları, mühür baskılı bulla örnekleri, tekstil aletleri, altar ve ocaklar üzerindeki mühür baskılı örnekler de değerlendirilmiştir. Tez çalışmasında, mühürlerin kronolojik bir gelişim süreci içerisinde dönemlerine göre tipolojik ve bezeme grupları sınıflandırılmış ve belirli motiflerin uzun zamansal süreç içerisinde sembolik anlamları olduğu ortaya konulmuştur. Tez çalışmasında mühürlerin işlevsel anlamı üzerine yoğunlaşılarak, özellikle Neolitik Dönem'de daha çok "pintadera" tipindeki mühürlerin, çeşitli alanlar üzerine baskı yapmak amacıyla kullanılan eşyalar olduğu ortaya konulmuştur. Bu dönemde Batı Anadolu Bölgesi'nde, Balkan ve Ege'de Kıta Yunanistan ile bağlantılı benzer mühür tipleri ve bezeme motifleri karşımıza çıkmaktadır. Batı Anadolu'da Erken Tunç Çağı'ndan itibaren bölgelerarası ilişkilerin gelişmesiyle özellikle doğudan Mezopotamya / Suriye kültür bölgesi üzerinden gelen silindir mühür gibi yeni mühür tipleri görülmeye başlamıştır. Batı Anadolu'da Erken Tunç Çağ'ında yeni mühür tipleri yanında ilk kez hem damga hem de silindir mühürlere ait baskılı buluntular da karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde mühürler, insan yaşamının bir parçası olarak özellikle bölgeler arası ticari malların gönderilmesi sırasında kontrolu sağlamak amacıyla kullanılmaya başlamıştır. MÖ. 2. Binyıl'da yelken teknolojisinin keşfi ile denizaşırı uzak mesafeli bağlantıların daha kapsamlı gerçekleştirildiğini gösteren önemli kanıtlar, Batı Anadolu'da Orta Tunç Çağı'nda karşımıza çıkmaktadır. Batı Anadolu' da Minos kültürünü yansıtan Girit-Minos stilinde mühürlerin ele geçmesi, Ege denizinde özellikle bu dönemde etkin olan Minos deniz ticareti kapsamında Batı Anadolu'nun da yer aldığını göstermektedir. Geç Tunç Çağı'nda ise, bir yandan Orta Anadolu'da Hitit Kültür bölgesi ile olan bağlantılar, diğer yandan denizaşırı olarak Ege'deki Miken uygarlığı ile olan ticari ve kültürel bağlantıların yansımaları, bölgede ele geçen mühürler ve özellikle mühür baskıları yoluyla izlenebilmektedir. Orta ve Geç Tunç Çağı'nda yazının ortaya çıkmasıyla birlikte kullanılan mühürlerin, bölgenin politik ve idari ilişkileriyle bağlantılı ticaret, karşılıklı hediye alışverişi içinde veya yerleşim içi lokal idari uygulamalarda kullanılmış olabileceği düşüncesi ortaya konulmuştur. Tez çalışmasında özellikle mühürlerin karşılaştırmalı değerlendirmelerinde çeşitli metodolojik ve teorik bakış açılarını sunan güncel araştırmalara odaklanılmıştır. Bu kapsamlı çalışma ile Neolitik Dönem'den Geç Tunç Çağı sonuna kadar Batı Anadolu'da ele geçen tüm mühür ve mühür baskısı örnekleri değerlendirilmiş ve bir yandan mühür kullanımı hakkında önemli sonuçlara ulaşırken diğer yandan da tam bir corpus oluşturulmuştur. Bu çalışma sonucunda Batı Anadolu mühürcülük geleneğinin çevre bölgelerden aldığı etkilerle iç içe geçmiş kendine has bölgesel özelliklere sahip olduğu ortaya çıkartılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Mühür, Mühür Baskısı, pintadera, cretulae, bullae.

Batı AnadoluMühür baskılarMühürler+2
Nurgül Özgün
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu'da Halvetilik (XV-XVII. yüzyıllar)

Tasavvufun İslam dini açısından önemi herkesçe bilinmektedir. Bu dinin temsil ettiği devletlerden Selçuklu ve Osmanlı'da bu önem daha fazla hissedilir. Devletlerinin kuruluş aşamasından yıkılışına kadar tasavvuf erbablarının etkisi büyüktür. Özellikle Anadolu coğrafyasında fütühatla beraber, irşad faaliyetleri hız kesmeden devam etmiştir. Osmanlı'da önemli tarikatlar bu görevleri üstlenmiştir. Mevlevîlik, Nakşîbendîlik, Bayramîlik, Kadirîlik, Halvetîlik bunlardan bazılarıdır. Tezin konusu itibariyle de üzerinde durulacak olan tarikatta Halvetîyye tarikatıdır. Halvetîyye tarikatı XIV. yy'da Ömer Halvetî tarafından Azerbaycan'da kurulan sunni bir tarikattır. En önemli özelliği tarikatın İslam dünyasının en yaygın tarikatı olmasıdır. Özellikle gelişme bulduğu alan Osmanlı coğrafyasının hakim olduğu alanlardır. Tarikatın içerisinden çok fazla kol ve şubeler bulunmaktadır. Bunun en bariz özelliği Ruşenîyye (Dede Ömer Ruşenî), Cemalîyye (Cemal-i Halvetî), Ahmedîyye (Yiğitbaşı Ahmed Şemseddin), Şemsîyye (Şemseddin Sivasî) 'dir. Tarikat Ömer Halvetî'nin halifeleri tarafından yaygınlık kazanmıştır. Osmanlı'ya girişi Şeyh Sadreddin Hiyavî'nin halifesi olan Pir İlyas Amasyavi tarafından olmuştur. Sadece halk nazarında değil devlet erkanları arasında da saygınlığını ve kendisine intisabını sağlamıştır. Özellikle Fatih Sultan Mehmet Han ve II. Bayezid Han tarafından özel ehemmiyet verildiği görülmektedir. Halvetîyye tarikatının Batı Anadolu'da özellikle Dede Ömer Ruşenî ve Ahmed Şemseddin Marmaravî'nin halifeleri tarafından bu bölgede kurulan dergahlar ve tekkelerle toplumun irşadı noktasında önemli katkıları olmuştur. Sadece toplumu nazari olarak eğitmekle kalmamakla beraber insanların nefis mücadeleleriyle başa çıkması, kendi benliğinden uzaklaşıp Allah aşkı ile yoğrulması için mücadelelerde bulunduğunu söyleyebiliriz. Çalışmada Halvetî pirlerin, şeyhlerin, hayat hikayelerine, yapmış olduğu icraatlara, toplum ve devlet adamlarıyla münasebetlerine, bırakmış olduğu eserlere değinilmiş bir biyografi çalışmasıdır.

Batı AnadoluDede Ömer Ruşeyni Ziyauddin el-AydiniOsmanlı tarihi
Eyüp Ahmet Köse
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu beyliklerinde Mevlevîlik ve Mevlevîhaneler (Menteşeoğulları, Saruhanoğulları Ve Aydınoğulları)

Anadolu'nun Türkler tarafından fethi, Anadolu ve Türk tarihi açısından dönüm noktası olmuştur. Zaten güzel olan bu coğrafya Türklerin gelmesi ile daha da güzelleşmiştir. Özellikle Türkiye Selçuklu Devleti döneminde altın çağını yaşamıştır. Selçuklu Devleti sultanları hâkimiyeti altındaki toprakları imar etmiş, âlim ve sanat erbabı kimseleri korumuşlardır. Moğol işgalinden kaçan aydın kesim bu durumu bildikleri için sığınmak amacı ile Anadolu'ya akın etmişlerdir. Doğudan gelen bu göç dalgası, Anadolu'da yeni kültürler ve inanışların gelmesine vesile olmuştur. Moğolların önünden kaçan tasavvuf ehli bu kimseler Anadolu'da bulunan hoşgörü ortamında görüşlerini yayma imkânı bulmuşlardır. Selçuklu Devleti'nin meydana getirdiği hoşgörü ortamından Mevlevîlik de payını almıştır. Anadolu'da kurulan Mevlevîlik bizzat devlet eliyle desteklenmiştir. Moğollar Anadolu'nun kapısına dayananınca Selçuklu Devleti için adeta sonun başlangıcı olmuştur. Anadolu'da başlayan Moğol tahakkümü sonrası Mevlevî büyükleri denge politikası uygulamış, Moğollara zıt gitmeden yayılabildikleri kadar geniş alana yayılmışlardır. Mevlevî halifeleri ilk dönemlerinde yayılma alanı olarak güçlü beylikleri tercih etmişlerdir. 13.yy. da Batı Anadolu'da bulunan beylikler siyasi-ekonomik açıdan güçlü oldukları için Mevlevî halifeleri, yönünü bu bölgeye çevrilmiştir. Bölge bizzat Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled ve torunu Ârif Çelebi tarafından ziyaret edilmiş, dönüşlerinde arkalarında halifeler bırakmışlardır. Bu seyahatler kısa sürede sonuç vermiştir. Batı Anadolu'da bulunan birçok beylik başta beyleri olmak üzere Mevlevîliği kabul etmişlerdir. Anahtar Sözcükler: Anadolu, Moğol İşgali, Türkiye Selçuklu Devleti, Mevlevîlik, Batı Anadolu Beylikleri.

AydınoğullarıBatı AnadoluBeylikler+6
Münevver Peçinkaya Yıldırım
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu'nun Türkleşme süreci ve Aydın sancağında yörükler

Oğuzlar, Türklerin en eski ataları olarak kabul edilmektedir. Çeşitli sebeplere bağlı olarak Orta Asya'dan göç ederek Dünya Tarihinin seyrini değiştirmişlerdir. İçinde yaşadığımız ve bizlere vatan olan Anadolu XI. yüzyıldan itibaren Oğuzların ana yurdu olmuştur. Türkiye'nin hemen her bölgesinde 24 oğuz boyunun gelip yurt tuttuğunu ve bu bölgelere iz bıraktığını görebiliriz. XIII. yüzyılda gerçekleşen Moğol baskısı sonucunda Türkler, Orta ve Doğu Anadolu'dan göç ederek Batı Anadolu'ya gelmişlerdir. Burada önemli Türkmen beylikleri kurarak Batı Anadolu'nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında önemli rol üstlenmişlerdir. Bu çalışmaya konu olan Yörükler, yılın belli dönemlerinde yaylada yılın belli dönemlerinde kışlakta yaşayan ve hayvancılıkla geçinen, kışlaklarında basit tarım yapan ve kıl çadırlarda yaşayan Oğuz Türkleridir. Tez çalışmasının temelini ise Kayı Boyuna mensup Karakeçili aşireti oluşturmaktadır.

AydınBatı AnadoluKarakeçili+3
Merve Ekentok
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin aydın ve çevresindeki faaliyetleri (1912-1939)

Osmanlı İmparatorluğu'nun son yüzyılında art arda aldığı Trablusgarp, Balkan ve I. Dünya savaşlarındaki yenilgiler sonucunda topraklarının büyük kısmı elden çıkmış ve Anadolu işgal edilme noktasına gelmiştir. Mondros Ateşkes Antlaşması'nda alınan kararlarla Anadolu İtilaf Devletleri tarafından işgal bölgelerine ayrılmış olup, Batı Anadolu'nun Yunanlılarca ilhakı kararı alınmıştır. Yunanlıların işgali sadece İzmir'le sınırlı kalmamış kısa sürede Anadolu'nun içlerine doğru işgal alanlarını genişletmeye başlamıştır. Aydın, Manisa, Çanakkale, Bursa, Afyon, Eskişehir ve Kütahya gibi şehirler işgal edilmiş, işgaller sırasında Yunan Ordusu ve yerli işbirlikçileri Müslüman Türk halkına yapmadıkları işkence ve eziyet bırakmamıştır. Kaçmayı başaranlar çareyi İtalyan işgal sahalarına gitmekle bulurken kaçamayanlar ise uluslararası statüde dokunulmazlığı bulunan hastanelere ve Hilâl-i Ahmer şubelerine sığınmıştır. Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Batı Anadolu'da yaşanan işgaller karşısında hemen İmdat Heyetleri oluşturmuş ve halkın yaralarını sarmaya başlamıştır. Bir yandan halkın iaşe, giyecek, barınma ve sağlık sorunlarıyla ilgileniyor diğer yandan direnişte yer alan Kuvay-ı Milliye ve düzenli ordunun yaralılarıyla ve hasta askerlerini tedavi ediyordu. Aydın'daki işgallerin çok kanlı ve barbarca olmasından dolayı Aydın Hilâl-i Ahmer Merkezi'ne çok büyük işler düşmüştü. Böyle bir durum karşısında Hilâl-i Ahmer Cemiyeti işgal alanlarına dağılarak insanların hem canını kurtarmış hem de halkın yemek ve barınma gibi temel ihtiyacını karşılamıştır. Bu çalışmada Aydın Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin kuruluşu ve faaliyetleri arşiv belgeleri ve büyük oranda ikinci el literatüre dayalı olarak ele alınmıştır.

AydınBatı AnadoluHilal-i Ahmer+4
İsmail Muhammet Kesimoğlu
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Erken Tunç Çağı'nda Batı ve Orta Anadolu'da depas amphikypellon ve buluntu yerleri

Depas amphikypellon, Kiklad Adaları, Yunan Anakarası, Trakya, Balkanlar, Batı Anadolu, Orta Anadolu, Orta Fırat bölgesi ve Doğu Levantta Kilikyayı kapsayacak şekilde geniş bir yayılım alanı gösterir. Geniş bir yayılım göstermekle birlikte Erken Tunç Çağı merkezlerinden oldukça az sayıda ele geçtiği ve daha çok Müzelere satın alma yolu ile geldiği bilinmektedir. Erken Tunç Çağı'nda Batı ve Orta Anadolu'da depas amphikypellon ve buluntu yerleri adlı çalışmamızda zamansal süreç kapsamında belirtmiş olduğumuz bölge içerisindeki kazılardan ele geçirilen formun mekânsal bağlamda güncel analizinin yapılarak tipolojisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır.

Batı AnadoluDepas amphikypellonErken Tunç Çağı+1
Tuğçe Çakıcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Herbal temalı Batı Anadolu sikkeleri

İnsanlık tarihi ile paralel şekilde ilerleyen tedavi yöntemleri, doğal şartlara uyum sağlamak ve zor koşullardan korunmak için devamlı gelişmiştir. İnsanlar, rahatsızlıklarına çözüm yolu bulmak amacıyla çevrelerinde bulunan bitkileri gözlemleyip, zamanla kullanımını tecrübe etmişlerdir. Toplayıcılık yaparken deneme ve yanılma yoluyla tıbbi açıdan önemli olduğunu fark ettiği bitkileri, kendisi için fayda sağlayan diğer önemli tür bitkiler gibi kültürüne almış ve ıslahını yapmıştır. ilk başlarda, kendisine faydası olduğuna inandığı bitkileri sadece yiyerek hastalıklarına çare arayan insanoğlu, daha sonra tedavide kullandığı bu bitkilerin özünü veya daha doğrusu etken maddesini keşfederek, rahatsızlıkları için bilinçli şekilde ilaç elde etmeye başlamıştır. Bu çalışmada, Batı Anadolu kent sikkeleri üzerinde betimlenen bitkilerin, bir sembol olarak kullanımı dışında, tedavide ne gibi bir kullanımı olduğuna ve önemine değinilmiştir. Bitkilerin antik dönemdeki sağlık alanında kullanımları ve sağladıkları faydalar ile birlikte, günümüzdeki kullanımlarının benzerlik ve farklıları ele alınmıştır. Bununla birlikte tez konumuza yönelik yapılan çalışmada ele aldığımız kimi bitkilerin, genel yaklaşım dışında bir başka tür bitki de olabileceği irdelenmiştir. Bu bitkilerin, sikkelerin basıldığı tarihlerdeki herbal olarak kullanımı ve sağlık açısından önemi, mevcut literatürdeki bitkilerle kıyaslanarak yeni bir bakış akışı kazandırmak amaçlanmıştır Anahtar sözcükler: Batı Anadolu, Sikke, Herbal, Sağlık.

Anadolu uygarlıklarıArkeolojiArkeolojik eserler+5
Hüseyin Taylan
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Tunç Çağında Batı Anadolu'daki Luvi toplulukları

Luviler, günümüz Türkiye sınırları içerisinde bulunan, Anadolu'nun kuzeybatısından, Ege ve Akdeniz kıyıları dahil olmak üzere, Batı Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'ya değin varlığı, gerek Hitit kaynakları ve bazı Luvice hiyeroglif yazıtlardan ispatlanmış, coğrafyası hakkında araştırmacılar tarafından fikir birliğine varılamamış bir Tunç Çağı Uygarlığıdır. Özellikle Geç Kalkolitik'te (M.Ö. yak. 5000-4000) yıllarında, Anadolu'ya yayılan bir göç dalgasında, Batı Anadolu uğrak yerlerden biri olmuştur. Konuştukları dil bakımından Hint-Avrupalı olan bu halkların Anadolu'ya, Balkanlardan ya da Kafkasya'dan geldiğine dair görüş bildiren araştırmacılar, döneme ait yazılı kaynak bulunamadığından araştırmalarını, dil, onomastik ve arkeolojik kanıtlar üzerine yapmıştır. M.Ö. 2000 yılından itibaren Luvice kökenli kişi, tanrı ve yer adları Anadolu'nun çeşitli yerlerinde görülmeye başlamıştır. Batı Anadolu'nun, coğrafi özellikleri ve siyasi açıdan merkezi bir yönetime bağlı olmamasından kaynaklı olarak birçok krallığa bölünmüş bu medeniyet hakkında, elimizdeki kısıtlı kaynaklar üzerinden yaptığımız bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Luvilerin Anadolu coğrafyasına nereden geldikleri ve kökenleri üzerine ileri sürülen görüşler değerlendirilirken, ikinci bölümde Batı Anadolu'da, Luvi kültürünün yayıldığı coğrafya ele alınmıştır. Üçüncü bölümde Hitit krallarının, yıllıklarında geçen Luvi krallıkları ile olan ilişkileri hakkında bilgi verilirken, dördüncü bölümde Arzava merkez olmak üzere, Mira- Kuwaliya, Seha Nehri Ülkesi, Wilusa, Hapalla, Pedassa (Pitassa), Masa Ülkesi, Lukka, Karkisa, Tarhundassa ve Kizzuwatna krallıklarıyla ilgili elde ettiğimiz bilgiler incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Arzava. Batı Anadolu, Hitit, Luvi, Tunç Çağı.

Batı AnadoluErken Tunç ÇağıEski Çağ+3
Nurcan Uslu
Kırşehir Ahi Evran University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu kıyılarında Osmanlı deniz ticareti (1750-1839)

Deniz Ticareti hakkında en az bilgi sahibi olduğumuz alanların başında gelmektedir. Osmanlı denizciliği denildiğinde askeri denizcilik üzerinde daha çok durulmaktadır. Ticari denizciliğin ne kadarlık bir etkiye sahip olduğunun tespit edilmesi, özellikle Batı Anadolu kıyılarındaki ticari faaliyetlerine neler olduğunun anlaşılması, taşınan malların ve seyir rotalarının ortaya çıkarılması az bilinen bir dönemin açıklığa kavuşturulmasına katkı sağlanmıştır. 1750-1839 yılları arasını araştırmayı uygun gördük. Bu tarihler özellikle Kapitülasyonların Osmanlı Devleti'ni her yönden etkilemeye başladığı bir dönemi ifade etmektedir. 1740 sonrası ortaya çıkan tablo özellikle hep eleştirilen Osmanlı deniz ticaret politikalarını gerçek yönüyle anlamamıza yardımcı olacaktır. Coğrafya olarak ise Batı Anadolu kıyıları seçilmiştir. Burada da özellikle ticaretle uğraşan Osmanlı tebaası olan kaptanlar seçilmeye çalışılmıştır. Bu kaptanların taşıdıkları mallar, gelip gittikleri limanlar ve taşıdıkları mal miktarları tablo şeklinde verilmiştir. Batı Anadolu Kıyılarında Osmanlı Tüccar sınıfının yapmış olduğu ticaretin ne boyutta olduğunu, bu yapılan ticaretin ekonomik boyutunun ve taşınan malların neler olduğunun ortaya çıkarılması ile denizciliğin etkileşim bölgeleri hakkında veriler ortaya koyduğunda genel ile ilgili çözümlemeler yapmamız kolaylaşmıştır. Böylece literatürde eksik olan bir dönemin aydınlatılmasına katkı sağlanmıştır. Bu tezde verilen tablolar ve kullanılan belgelere ek olarak yeniden Batı Anadolu kıyılarında gerçekleşen deniz ticaretine yeni yorumlar getirilmesi kaçınılmazdır.

Batı AnadoluDeniz ticaretiGemi kaptanları+3
İrfan Yıldız
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Halk Partisi parti müfettişlik raporlarına göre Batı Anadolu Halkevleri

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk partisi ve devrimci bir partidir. Kurulduğu günden itibaren ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel anlamda birçok adım attı. Yeni kurulan devletin toplumsal yapısı bu süreçte Cumhuriyet Halk Partisi ile tam bir bağ kuramadı. Çok partili hayata geçiş denemelerinin başarısız olması, 1929 ekonomik buhranı, dünyadaki siyasi gelişmeler, köy ile kent arasındaki farkın kapanmaması, devrimlerin hala daha toplum tarafından tam olarak benimsenmemesi Cumhuriyet Halk Partisi'nin yeni adımlar atmasına neden oldu. Bu adımlardan biri de Halkevlerinin açılmasıdır. Cumhuriyet Halk Partisi 19 Şubat 1932 tarihinde 9 şubeden oluşan Halkevleri açarak halk ile olan bağını tekrar güçlendirmeyi ve halkın sosyal ve kültürel gelişimini sağlamayı amaçlıyordu. Dil-Edebiyat ve Tarih Şubesi, Güzel Sanatlar Şubesi, Temsil Şubesi, Spor Şubesi, Sosyal Yardım Şubesi, Halk Dershaneleri ve Kurslar Şubesi, Kütüphane ve Neşriyat Şubesi, Köycülük Şubesi, Müze ve Sergi Şubesi olmak üzere 9 şubeden oluşan halkevlerine halk hangi ilgi ve yeteneği varsa katılacaktı. Her ilde, ilçede, kasabada, köyde açılacak olan bu kültür kurumunda bazı hususlar ön plana çıkıyordu. Bu hususlar bina, eleman ve para sorunuydu. Öncelikle bu kültür kurumunun açılması için en önemli nokta faaliyetlerin gerçekleşeceği bina durumudur. Bu eksiği gidermek için Türk Ocaklarından kalma binalar kullanılmıştır. Halkevleri bazı bölgelerde parti ile aynı binayı kullanmış ya da belediyenin tahsis ettiği yerlerde faaliyetlerini sürdürme olanağı bulmuştur. Bu kültür kurumu en ücra yerlere kadar ulaştırılmak isteniyordu. Fakat özellikle köylerde, kasabalarda ve hatta bazı il ve ilçelerde dahi halkevlerinin teşkilatlanması için eğitimli, kültürlü insan sayısının varlığına ihtiyaç duyulması faaliyetleri halka öğretecek olan eleman sorununu ve bu kurumun ısınma, aydınlatma, su temel ekonomik giderleri ve şubelerin çalışabilmesi için yapılacak olan masraflar para sorununu ortaya çıkarıyordu. Bunların dışında bazı yerlerde halkevleri teşkilatı oluşturmanın zorlukları bulunuyordu. Bu yüzden bu yerlerde de halkodası kurulma düşüncesi ortaya çıkıyordu. Cumhuriyet Halk Partisi, bu kültür kurumunun çalışmalarını daha yakından takip etmek, halkevinin amaçlarını gerçekleştirme yolunda kat ettiği mesafeleri görmek için teftiş etme gereğine ihtiyaç duymuş ve tüm illeri teftiş bölgelerine ayırarak milletvekillerini kendi seçim bölgeleri dışına göndererek ve il yönetim kurulları aracılığıyla Halkevlerini denetlemiş ve çalışmaları hakkında bilgiler almıştır. Aydın, İzmir ve Denizli illerinde Halkevleri faaliyetleri, Aydın, İzmir ve Denizli Halkevinin kurulmasıyla 19 Şubat 1932'de, Balıkesir, Muğla ve Manisa illerinde ise 24 Şubat 1933'te Balıkesir, Muğla ve Manisa Halkevlerinin kurulmasıyla başlamıştır. Bu Halkevleri içinden Balıkesir Halkevi 7, Muğla Halkevi 8 ve diğer halkevleri 9 şubesinin tamamını açmış, her alanda yıllar boyunca istikrarlı bir şekilde faaliyetlerini yürütmüş ve kendi Halkevi neşriyatlarını ve dergilerini çıkarmış tam teşekküllü Halkevleridir. Batı Anadolu Bölgesinde kültürel kalkınma atılımları Halkevlerinin ilk yıllarında bu illerde başlamıştır. Aynı zamanda bu illerin kazalarında, nahiyelerinde ve köylerinde kısa sürede Halkevi ve Halkodası örgütlenmesi gerçekleştirilmiş, illerin tüm idari bölgelerine bu faaliyetler yayılmıştır. CHP müfettişlik raporları, söz konusu Halkevlerinin eksiklerinin ve ihtiyaçlarının neler olduğunu tespit edip bu noksanlıkları gidermekte önemli birer dokümandır. Bu dokümanlara Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi, CHP Fonunda ulaşılmıştır. Teftiş raporlarında Halkevlerinin faaliyetlerinin neler olduğunu, hangi şubelerinin teşkil edildiği, Halkevi binasının faaliyetleri yürütebilmek açısından elverişli olup olmadığı, mali durumunun faaliyetler açısından yeterli olup olmadığı bütüncül bir anlayışla ortaya konmuştur. Esasında bu Halkevleriyle ilgili CHP'nin her sene çıkardığı Halkevi faaliyet raporlarından bilgi sahibi olabiliriz. Ancak bu raporları incelediğimizde genel olarak Halkevlerinin faaliyetlerindeki başarılarından ve istatistiki verilerden bahsedilmiştir. Halkevlerinin eksiklikleri ve gereklilikleri hususunda herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bu yönüyle teftiş raporları, Batı Anadolu'da faaliyetlerini yoğun olarak yürüten bu illerdeki Halkevi faaliyetlerinin neler olduğunu, eksikliklerinin ne olduğunu, nasıl bir maddi imkana sahip olduğunu ve binalarının yeterli olup olmadığını, şubelerinin teşkil edilip edilmediğini, faaliyetlerinde ne tür zorluklar yaşadığını ortaya koymak açısından bizlere farklı bir bakış açısı sunmaktadır.

Batı AnadoluCumhuriyet Halk PartisiDenizli+7
Faik Polat
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Seyahatnamelere göre Ortaçağ'da Batı Anadolu

Batı Anadolu, Antik Çağ'dan bu yana kültürel olarak oldukça zengin bir bölge olmuştur. Daha sonraları Bizans İmparatorluğu adıyla anılacak olan Doğu Roma İmparatorluğu da Batı Roma'dan ayrıldıktan sonra, kültürel temellerini burada bulmuş ve zaman içinde daha doğulu bir görünüm kazanmıştır. Bu bölge Ortaçağ'da büyük değişikliklere uğradıktan sonra, en nihayet asli şeklini verecek olan Müslüman Türkler tarafından yurt haline getirilmiştir. Malazgirt Zaferi'nden sonra, Batı Anadolu'nun etnik yapısı da değişmiş, Rumlar yerlerini Türklere bırakırken, bölgenin dini yapısı da paganistik inanç sisteminden önce Hıristiyanlığa, sonra da Selçuklularla beraber Müslümanlığa geçmiştir. Bu süreç boyunca buradaki topluluklar, her üç inanç sisteminin ve kültürel yapısının izlerini burada bırakmışlardır. Tüm tarih boyunca önemli bir yer olan Anadolu Yarımadası birçok seyyahın da uğrak yeri olmuştur. Bu seyyahların kimisi, bu araştırmanın dönemi da olan Ortaçağ'da yaşamış ve uğradıkları Batı Anadolu hakkında bilgi vermiş, kimileri de daha sonraki dönemlerde buraya gelmiş ve bölgeyi anlatırken Batı Anadolu'nun geçmişini anlatmışlardır. Bu çalışmada, eserlerinde Batı Anadolu'nun Ortaçağ dönemini yazan seyyahların seyahatnameleri incelenmiş, doğulu ve batılı seyyahların bu bölge hakkında kaydettikleri bilgiler güncel bilgilerle karşılaştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Anadolu, Ortaçağ, Gezgin, Seyahatname, Seyyah

Batı AnadoluBatı AnadoluOrta Çağ+3
Muhammedali Budak
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

XVII. yüzyıl Batı Anadolu (Transilvanya) halılarının desen özellikleri ve konservasyon önerisi

Batı Anadolu halıları, Batı Anadolu bölgesinde üretilen geleneksel Türk halılarıdır. Genellikle el dokuması olan bu halılar, zengin desenleri ve canlı renkleri ile bilinmektedir. Desenlerde çoğunlukla geometrik yanışlar (motifler), bitki ve hayvan figürleri kullanılmaktadır. Ege Bölgesi'nde, özellikle İzmir, Uşak ve Bergama gibi şehirlerde yoğun olarak üretilmektedirler. Transilvanya ve Batı Anadolu halıları arasında tarihsel bir bağlantı bulunmaktadır. XVI. ve XVII. yüzyıllarda, Osmanlı İmparatorluğu ile Transilvanya arasındaki ticaret yolları ve kültürel etkileşimler sonucu Batı Anadolu halıları, özellikle Uşak halıları, Transilvanya'ya ihraç edilmiştir. Bu halılar, Transilvanya'daki kiliselerde ve büyük malikânelerde dekoratif amaçlarla kullanılmış ve zamanla bölgenin kültürel mirasının bir parçası haline gelmiştir. Transilvanya'daki kiliselerde sergilenen Anadolu halıları, Batı Anadolu'nun zengin dokuma geleneğinin önemli örneklerini sunmaktadır. Bu halılar, Transilvanya'da "Transilvanya halıları" olarak da bilinmektedir. Bu bağlantı, hem Osmanlı hem de Avrupa dokuma sanatlarının karşılıklı etkileşimini ve tarih boyunca süregelen ticari ilişkilerini yansıtmaktadır. Bu tez, XVII. yüzyıl Batı Anadolu halılarının korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla konservasyon stratejileri geliştirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, halıların bulunduğu ortam koşullarının düzenlenmesi, temizleme ve bakım yöntemleri, saklama ve sergileme teknikleri, profesyonel onarım süreçleri ile ayrıntılı dokümantasyonun önemini vurgulamaktadır. Bu yaklaşımlar, Batı Anadolu'nun zengin dokuma mirasının korunmasına ve yaşatılmasına katkıda bulunmayı hedeflemektedir.

Batı AnadoluGördes halısı
Ömer Zaimoğlu
Kastamonu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu sahil şeridi Kalkolitik Çağ mimarisi ve yerleşim modelleri

Bu çalışmada Batı Anadolu sahil şeridinde, kazısı yapılan Kalkolitik Çağ merkezlerinin mimarisi stratigrafik düzen içerisinde değerlendirilerek yapıların inşasında kullanılan malzeme, teknik, yapı tipleri ve yerleşim modelleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ege Denizi boyunca, kuzeyde Çanakkale?den güneyde Muğla?ya kadar Batı Anadolu sahil şeridi içerisinde bereketli tarım ovaları üzerine kurulan Kalkolitik Çağ merkezlerinin birçoğu, Büyük ve Küçük Menderes, Bakır Çay, Gediz Çayı ve kollarının oluşturduğu alüvyon dolguları altında kalmıştır. Yeterince araştırılmayan ve içerisinde kronoloji sorunları bulunduran Kalkolitik Çağ, yaklaşık olarak M.Ö. 6000-3000 yılları arasında; Erken, Orta ve Geç olmak üzere üç dönem içeren uzun bir kültür sürecidir. Kullanılan malzeme, teknik ve yapı tipleri yerleşim yerleri içerisinde küçük farklılıklar olmasına rağmen genel olarak bir bütünlük arz eder. Yapıların inşasında kullanılan malzemeler, taş, ahşap, çamur harç, dal, saz ve otsu bitkilerden oluşmaktadır. Teknik olarak ise dal-örgü ve çamur-harç, taş temel üzeri kerpiç ve kerpiç duvar tekniği kullanılmıştır. Dal-örgü ve çamur-harç ve taş temel üzeri kerpiç mimari teknikleri tüm Kalkolitik Çağ boyunca kullanılmışken, kerpiç duvar tekniği Erken ve Geç Kalkolitik Çağ içerisinde kullanılmıştır. Bu tekniklerle inşa edilen, dikdörtgen, apsidal, ızgara, çukur ve dairesel planlı yapıların Kalkolitik Çağ merkezleri içerisinde farklı dönemlerde yoğun olarak kullanıldığını görmekteyiz. Dikdörtgen planlı yapılar, Kalkolitik Çağ?ın tüm evrelerinde kullanılırken Çukur ve dairesel planlı yapılar Orta ve Geç Kalkolitik Çağ içerisinde, apsidal ve ızgara planlı yapılar ise Batı Anadolu sahil şeridinde sadece Geç Kalkolitik Çağ içerisinde kullanılmıştır Batı Anadolu sahil şeridi Kalkolitik Çağ yerleşim modelleri, yetersiz mimari kalıntılardan dolayı birkaç merkez dışında tam olarak anlaşılamamıştır. Bu merkezlerden elde edilen mimari veriler ışığında, yerleşim yerleri; sokak veya açık işlik alanlarıyla ayrılmış açık bir yerleşim modeli sunmaktadır. Anahtar Sözcükler 1 Kalkolitik 2 Mimari 3 Yerleşim modelleri 4 Batı Anadolu 5 Yapı teknikleri

AnadoluBatı AnadoluKalkolitik Dönem+5
Ümit Gündoğan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00

Related subjects