Resistance

55 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Aksu (Kahramanmaraş) nehrinin bakteriyolojik kirlilik düzeyinin belirlenmesi ve Enterobacteriaceae üyelerinde antibiyotik ve ağır metal dirençliliği

Bu çalışmada Aksu nehrindeki Enterobacteriaceae grubuna ait bakteriler, bu bakterilerin antibiyotik ve ağır metal dirençliliği ile bu dirençliliğin eliminasyonu ve dirençlilik transferi incelenmiştir. Aksu nehrinde bakteriyel kirliliğin yoğun olduğu belirlenmiştir. Su örneklerinden Enterobacteriaceae familyasına ait 67 suş izole edilmiş olup, izolatlar arasmda E. coli %612, Klebsiella sp. %29.8, Citrobacter sp. %1.5, Pseudomonas sp. %1.5 oranında temsil edilmektedir. tzole edilen suşlarda KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER, CTX antibiyotiklerine karşı dirençlilik testi yapılmış olup, %76.1'inde çoklu antibiyotik dirençliliği tesbit edilmiştir. Bu izolatlann Ni, Cd, Cu, Cr ağır metalleri için dirençlilik frekansı belirlenmiştir. Bu ağır metallere karşı bakterilerin %94'ünün çoklu ağır metal dirençliliği gösterdiği bulunmuştur. Nitrocephin metoduna göre bakterilerin beta-laktamaz üretme yetenekleri test edilmiş ve bu izolatlann %49.3'ünün beta-laktamaz ürettiği bulunmuştur. Beta-laktamaz testi sonucu pozitif olan 1 1 suş Ethidium Bromid ile dirençlilik eliminasyon testine tabi tutulmuş ve KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için farklı oranlarda dirençlilik eliminasyonu saptanmıştır. E.coli ve Klebsiella sp. cinsleri arasmda yapılan konjugasyon denemelerinde KP, ATM, CRP, CZ, SAM, FOX, IPM, CEF, CFZ, CRO, MER antibiyotikleri için konjugasyon gerçekleşmiştir. Konjugantlardan plazmid izolasyonu yapılarak, plazmid DNA' sı agaroz jel elektroforezinde separe edilmiş, plazmid saptanamamıştır. Herhangi bir arıtma işlemine tabi tutulmadan şehirsel ve endüstriyel atıkların akarsular gibi yüzey sularına verilmesinin bakterilerde antibiyotik ve ağır metal dirençliliğini artırdığı, enfeksiyon hastalıklarına neden olan bakteriler ile antibiyotik ve ağır metal dirençliliğinin akarsular tarafından geniş alanlara yayıldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Aksu Nehri, Enterobacteriaceae, Dirençlilik, Konjugasyon.,

Aksu NehriDirençlilikEnterobacteriaceae+2
Sevil Toroğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
10
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir kentler bağlamında dirençli kent: Çankırı örneği

Kentler, tarihsel süreç içerisinde insanların toplu olarak yaşadıkları, üretim ve tüketim faaliyetlerinin yanında her türlü ihtiyaçlarını karşıladıkları mekânlar olarak ortaya çıkmıştır. Kentsel dirençlilik ise kent içerisinde oluşacak her türlü riske karşı kentin hazır olmasıdır. Kent tarihinin her safhasında dirençlilikten bahsetmek mümkündür. İlk kurulan kentlerde dirençlilik daha çok güvenlik amaçlı sağlanmış olsa da, 21. yüzyıl kentlerine gelindiğinde nüfus yoğunluğundan kaynaklı oluşan sorunlara yönelik dirençlilik sağlanmak hedeflenmiştir. Ocak-2020 tarihinde hayatımıza giren Covid-19 virüsünün neden olduğu salgın hastalık, küreselleşmenin etkisiyle kısa sürede tüm dünyaya yayılmış ve kentlerde ciddi sorunlara yol açmıştır. Mega kentlerde, kent içi akışın hızlı olması salgının kontrolünü zorlaştırmış olsa da, mikro kentlerde salgın süreci daha sistemli ve rahat atlatılmıştır. Araştırmanın çıkış noktasını oluşturan bu durum, mikro bir kent olan Çankırı'da Covid-19 salgın sürecinin nasıl geçirildiğini ve geçirilmekte olduğunu anlamaya neden olmuştur. Bu doğrultuda "derinlemesine mülakat" yöntemi ile Çankırı'da yer alan Çankırı Valiliği, Çankırı Belediyesi, Çankırı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Çankırı AFAD İl Müdürlüğü, Çankırı Karatekin Üniversitesi Rektörlüğü bünyesinde görev yapan 5 yetkili kişi yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Kamu kurumlarının salgın sürecinde en önde yer almaları ve koordineyi sağlamaları örneklem olarak seçilmelerinin asıl nedenidir. Yapılan mülakatlar sonucunda Çankırı'da salgın sürecinin sistemli ve bir nebze de olsa daha rahat geçirildiği anlaşılmıştır. Çünkü mikro kent olan Çankırı'da risk durumlarında kurumlar arası iletişim daha kolay sağlanarak hızlı müdahale şansı daha çok olmuş, bu durum vaka ve ölüm oranlarında ciddi azalmalara yol açmıştır.

DirençlilikKentlerKentsel dirençlilik+3
Büşra Konak
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İklim değişikliği dirençlilik senaryosu: Artan sel riski çerçevesinde Bursa alan çalışması

Sanayileşme ile birlikte artan iklim değişikliğinin etkisi giderek daha fazla hissedilmektedir. Küresel bir sorun olan iklim değişikliğinin kuraklık, sel, fırtına vb. gibi afetlerin artmasında büyük rolü vardır. Kentler iklim değişikliği etkilerinin sıklıkla görüldüğü ve afetlerin yaşandığı yerler haline gelmiştir. Özellikle hızlı kentleşmenin sonucu olan plansız yapılaşma, iklim değişikliği sonucunda artan afetlerin boyutunun artmasına neden olmaktadır. İklim değişikliğinin kentlerdeki etkilerine ve azaltım araştırmalarına literatürde daha çok yer verilmelidir. Literatürde özellikle ülkemizde iklim değişikliği ve sel riski konusunda yapılmış çalışmaların artırılmasına ve geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Dünyada ve Türkiye'deki literatür araştırılmış olup ayrıca ülkelerin azaltım politikaları ve uygulamaları hakkında da araştırmalara yer verilmiştir. Tez kapsamında, iklim değişikliğinin arttırdığı sel felaketleri konusu ve Bursa kentinde iklim değişikliği dirençlilik senaryosu çalışılmıştır. Kentte yaşanan ani yağışlar kentteki geçirimsiz yüzeylerin fazla olması sebebiyle yüzey akışına geçmekte ve sel felaketlerine neden olmaktadır. İklim değişikliğinin sel etkisine karşı kentlerde dirençliliğe yönelik planlamalar yapılmalıdır. Bu çalışmanın amacı Bursa kenti için seçilen bir alanda mevcut sel riski analizi yapılması, riskli bölgeler için dirençlilik senaryo önerileri geliştirilmesi ve dirençlilik senaryolarının da analize dahil edilerek senaryoların sel riskini azaltma durumunun değerlendirilmesidir. Çalışma kapsamında iklim değişikliğinin artırdığı sel riski hakkında dünyadan, Türkiye'den ve Bursa kentinden örnekler verilmiş ve kentsel uygulamalar hakkında literatür araştırmasına yer verilmiştir. Bursa kentinde seçilen alan için analitik hiyerarşi süreci yöntemi kullanılmış ve coğrafi bilgi sistemi programı olan ArcGIS'te ağırlıklı sel riski analizi yapılmıştır. Risk analizi sonucunda Bursa kentinde 19 mahalleyi kapsayan alanda, riskli çıkan bölgeler için senaryo önerileri geliştirilmiştir. Senaryo önerileri (yeşil drenaj, kentsel yeşil alan ve geçirimli zemin, sarnıç) ArcGIS programında sayısallaştırılmış ve senaryo sonrası risk analizi yapılmıştır. Risk analizi sonrasında mahallelerdeki risk durumları tekrar değerlendirilmiştir. Sonuç olarak risk değerlendirmesinde, coğrafi faktörlerin yanında kentsel alandaki yapılaşmanın ve zemin geçirimlilik özelliğinin sel riskine etkisi okunabilmektedir. Bursa'da seçilen alan için eğim faktörünün etkili olduğu, fakat senaryo önerileri ile sel riskinde etkili bir azaltım sağlanabileceği görülmüştür.

Analitik hiyerarşi süreciBursaCoğrafi bilgi sistemleri+3
Ayşe Sena Çıldır
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk edebiyatının ilk romancı kadını Fatma Aliye'nin direnen kadınları

Türk Edebiyatı'nın ilk romancı kadını unvanına sahip olan Fatma Aliye Hanım, 1862 yılında İstanbul'da dünyaya gelir. Fatma Aliye Hanım, Osmanlı Devleti'nde tarihçi ve hukukçu olarak görev yapmış olan önemli bir devlet insanı Ahmet Cevdet Paşa'nın kızıdır. Küçük yaşlardan itibaren eğitim-öğretime ilgili olan Fatma Aliye Hanım, toplumsal sorunlara karşı bilinçli ve duyarlıdır. Bu sorunlar içerisinde romanlarında ısrarla üzerinde durduğu kadınının eğitimi, kadın hakları, toplumsal cinsiyet eşitsizliği gibi konular yer alır. Geleneksel anlamdaki kadın-erkek rollerini tersine çevirmeyi amaçlayan Fatma Aliye Hanım, romanlarında kadınları merkezde tutarak onları ön plana çıkarmayı amaçlar. Geleneksel ataerkil anlayışın aksine kadın ve erkeğin eşit olması gerektiğini savunur. Bu tezin birinci bölümünde Fatma Aliye Hanım'ın yaşadığı Osmanlı Dönemi'nin tarihsel ve sosyolojik bir incelemesi yapılır, ikinci bölümde feminist teoriler içerisinde ilk ortaya çıkan liberal feminist teori üzerine detaylı bir inceleme yapılır. Son olarak üçüncü bölümde ise, Fatma Aliye Hanım'ın hayatı ve eserlerine değinilir ve bu eserler içerisinde tarih sırasına göre Refet, Udi ve Enin romanları üzerinde durularak Fatma Aliye Hanım'ın kadının eğitim, çalışma yaşamı, özel-kamusal alan ayrımı, aile-evlilik ve hukuk gibi konular içerisindeki konumu üzerine yaptığı değerlendirmeler liberal feminist teori ışığında yorumlanır. Anahtar Sözcükler: Osmanlı Dönemi, Fatma Aliye Hanım, toplumsal cinsiyet, liberal feminist teori, aile, toplum

Ahmed Mithad EfendiDirenişFatma Aliye+5
Mercan Babaoğlu Bekmez
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Metisiline dirençli Staphylococcus aureus suşlarının saptanmasında farklı yöntemlerin karşılaştırılması

Metisiline dirençli Staphylococcus aureus (MRSA) suşlarının hastane ve toplum kökenli infeksiyon etkeni olarak önemi giderek artmaktadır. MRSA'larda antistafilokokal beta laktam antibiyotiklere karşı gelişen direncin heterojen özellik göstermesi nedeniyle duyarlılık testlerinde sorunlar yaşanmaktadırBu çalışmada, S. aureus suşlarında mecA geni belirlenmesine dayalı PCR yöntemi altın standart kabul edilerek (Genotype MRSA), oksasilin ve sefoksitin disk difüzyon, oksasilin E-test, MRSA lateks aglütinasyon ve oksasilin agar tarama yöntemlerinin duyarlılık ve özgüllüklerinin araştırılması amaçlanmıştırGenotype MRSA ile test edilen 100 S. aureus suşunun 90'ında mecA geni varlığı gösterilmiştir. Çalışmada tüm yöntemlerin özgüllükleri %100 olarak saptanırken, sefoksitin ve oksasilin disk difüzyon, oksasilin E-test ve oksasilin agar tarama testlerinin duyarlılıkları sırasıyla %86.6, 91.0, 88.8 ve 95.6 olarak bulunmuştur. PBP2a saptanmasına dayalı lateks aglütinasyon yöntemi Genotype MRSA ile %100 uyumlu bulunmuşturSonuç olarak, laboratuvarımızda rutin olarak oksasilin disk difüzyon testinin, doğrulama gereken durumlarda ise diğer fenotipik yöntemlere göre daha iyi sonuç vermesi nedeniyle MRSA lateks aglütinasyon testinin kullanılmasının yararlı olacağı düşünülmüştür.Anahtar kelimeler: Staphylococcus aureus, metisilin direnci, mecA

DirençlilikMetisilinStaphylococcus aureus
Aykut Araz
Manisa Celal Bayar University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Organizasyonlarda değişim ve değişime karşı direncin örgütsel adalet ve örgütsel bağlılık boyutları ile incelenmesi: Fırat Üniversitesi idari çalışanları üzerine bir araştırma organizasyonlarda değişim ve değişime karşı direncin örgütsel adalet ve örgütsel bağlılık boyutları ile incelenmesi: Fırat üniversitesi idari çalışanları üzerine bir araştırma

Bu çalışmada örgütsel adalet ve örgütsel bağlılığın değişime direnç üzerindeki ilişkileri açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma beş temel bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, değişim ve değişim yönetiminin kavramsal çerçevesi ortaya konulmuştur. Değişimin tanımı, çeşitleri, nedenleri, değişim yönetiminin tanımı ve amaçları kısaca değinilerek belirtilmiştir. Ayrıca çalışmamızda, temel konularımızdan biri olan değişim yönetimi ve değişim yönetiminin önemi üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; değişime direnç kavramı ele alınmıştır. Değişime direnç tanımı, değişime direncin nedenleri ve sonuçları ve değişime direnci yönetmeye yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; örgütsel adalet ve örgütsel bağlılığın tanımı ve çeşitleri belirtilmiştir. Ayrıca değişime direnç ve örgütsel adalet ilişkisi ve değişime direnç ile örgütsel bağlılık ilişkisi açıklanmıştır. Dördüncü bölümde; araştırmamızın yöntemi sunulmuştur. Araştırmanın önemi ve amacı, problemi, sınırlılıkları, metodolojisi ve hipotezler belirtilmiştir. Son bölümde ise; araştırma bulgularının değerlendirilmesi, sonuçlar ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Değişim, Değişim Yönetimi, Değişime Direnç, Değişime Direnmeyi Yönetmek, Örgütsel Adalet, Örgütsel Bağlılık, Değişime Bağlılık

BağlılıkDeğişimDeğişime direnç+5
İbrahim Yılmaz
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ücretli ev içi hizmette çalışan kadınların deneyimleri ve gündelik direniş biçimleri: Taktikler ve stratejiler

Doğal, gündelik ve sıradan olarak tanımlanan gündelik hayat, cinsiyet temelli eşitsizliklerin yeniden üretildiği ve deneyimlendiği pratikleri içinde barındırır. Bu pratikler ev içi alanda daha görünür hale gelerek kadınlık normunu belirlemekte ve cinsiyet rollerinin farklılaşmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla özel alanla özdeşleştirilen kadınların ev içindeki emekleri görünmez kılınırken, ücretli başka bir evde sergiledikleri emekleri de diğer emek biçimlerine göre değersizleştirilmektedir. Kadınlar, hem kendi ücretsiz ev içi emeklerinde hem de ücretli olarak gittikleri ev içi hizmetlerinde farklılaşan cinsiyet rollerini ve tahakküm ilişkilerini deneyimleyerek, kendi özneliğini yeniden inşa etmektedirler. Buradan hareketle söz konusu bu çalışma; ücretli ev içi hizmette çalışan kadınların gündelik rutinini tesis etme, sürdürme ve koruma pratiklerinin neler olduğuna odaklanarak, "ev" mitinin yarattığı kırılganlığı sorunsallaştırmayı amaçlamaktadır. Bu kırılganlığın yarattığı güç ve iktidar ilişkileri ile baş etme "stratejilerinin" ve "mikro direniş" biçimlerinin neler olduğunu araştırmak çalışmanın temel amacı arasında yer almaktadır. Direnme, temel anlamda insanların gündelik hayatlarından sürekli olarak karşılaştıkları iktidar ilişkileri içinde yaşadığı zorluk, baskı ve haksızlıklara karşı varlığını sürdürebilmek için vermiş olduğu bir mücadele biçimidir. Çalışmanın amacı kapsamında amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen ve Muğla'nın Ortaca ilçesinde yaşayan ücretli ev hizmeti veren 20 kadın ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler belli temalar ve alt kodlar doğrultusunda kategorize edilerek tartışılıp yorumlanmıştır.

AtaerkilCinsiyetDireniş+4
Kübra Gümüş
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üropatojen Escherichia coli kökenlerinde kinolon direncinin moleküler yöntemlerle gösterilmesi

Üropatojen E.coli, idrar yolu enfeksiyonlarına yol açan ve antibiyotik direncinin sorun olduğu bakteridir. Son yıllarda, hem toplum kaynaklı hem hastane kaynaklı İYE'dan izole edilen E.coli'de antimikrobiyallere karşı direnç artışı görülmektedir.Bu çalışmanın amacı; üropatojen E.coli suşlarında kinolon direncinin konvansiyonel ve moleküler yöntemler kullanılarak saptanmasıdır.Hastanemize gönderilen idrar örneklerinden izole edilen 102 E.coli çalışmaya alınmıştır Bu örneklerin konvansiyonel yöntemlerle tiplendirilmesi yapılmıştır. E.coli suşlarının CLSI önerilerine uygun olarak agar dilüsyon yöntemi ile siprofloksasine, ofloksasine ve levofloksasine olan duyarlılıkları araştırılmıştır. E.coli'de kinolon direncine sebep olduğu düşünülen ve üzerinde en çok çalışılan bölge DNA giraz geninin A altünitesidir. Kinolonlara dirençli olan suşlardan seçilen 28 E.coli suşuna gyrA gen bölgesinin dizi analizi yapılarak moleküler olarak incelenmiştir.Elde ettiğimiz verilere göre, agar dilüsyon metodu ile siprofloksasine, ofloksasine ve levofloksasine duyarlılıkları araştırılan 102 E.coli suşunun 34'ünde (%33.33) direnç görülürken, orta düzeyde direnç oranı 6 suşta (%5.88) ve duyarlık oranı ise 62 suşta (%60.78) tespit edilmiştir.gyrA geninde yapılan dizi analizinde 83. ve 87. kodonlarda mutasyonlar saptanmıştır. gyrA gen bölgesinin dizi analizi sonuçları incelendiğinde, 83. kodonda serinin lösin aminoasidine ve 87. kodonda aspartik asidin asparajin aminoasidine dönüşümü sonucu oluşan mutasyonlar siprofloksasin, ofloksasin ve levofloksasin dirençli 28 E.coli suşun 24'ünde (%85.71) saptanmıştır. 4 suşta (%14.28) ise gyrA gen bölgesinde mutasyon saptanmamıştır.Üropatojen E.coli'lerde kinolonlara karşı direnç artışının görülmesi nedeniyle antimikrobiyal direncin aydınlatılabilmesi için moleküler çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Mutasyonla ilgili olan gyrA gen bölgesi üzerinde en fazla çalışılan bölgedir. Çalışmamızda elde ettiğimiz sonuçlar üropatojen E.coli kinolon direncinin moleküler profilini ortaya koymaktadır. Ancak kinolon direncinin bütün ayrıntıları ile tanımlanabilmesi için direnç ile ilgili olabilecek diğer bölgelerden olan gyrB, parC ve parE gen bölgelerinin de araştırılması, direncin moleküler özelliklerinin ortaya konulabilmesi açısından gereklidir.

Dirençlilik
Duygu Kahraman
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Cezayir'de Fransız işgali 1830-1871

ÖZET Tezimiz; Fransız-Cezayir ilişkilerinin Fransız işgaline kadar gelişimi ile ıslamakta. Cezayir'in bu dönemdeki idarecisi Dayı Hüseyin Fransa'dan ülkesinin acaklarını isteyecekti. Fransa ise bu isteği bir şekilde Cezayir'i işgal etmek için bir ıhane haline getirip Cezayir'i önce ablukaya alacak (1827), üç yıl sonra da Dayı iseyin'in kuvvetleriyle yaptığı çarpışmalar sonucu 1830'da işgal edecektir. Osmanlı ivleti ise bu oldu bitti karşısında fazla ses çıkarmayacaktır. Fransız işgaline karşı jlomatik bir süreç başlatan Osmanlı devleti elçileri vasıtasıyla Cezayir'i geri amaya çalışacak ancak bu girişimlerinden herhangi bir sonuç alamayacaktır. Öte yandan Cezayir'de Fransızlara karşı iki yönlü bir direniş hareketi lişecektir. Bu direnişin bir yönü Constantine şehrinde Osmanlı devleti adına rütülecek, direnişin liderliğini Konstantinli Hacı Ahmet Bey yapacaktır. Diğer aftan ise Cezayir halkı adına Hacı Abdulkadir Fransızlar ile mücadele edecektir ıdulkadir bir süre Cezayir'de bir devlet teşkilatı kuracak ancak bu teşkilat fazla uzun ıürlü olmayacaktır. Hacı Ahmet Bey ise dışarıdan yardım alamadığı için 1837 ında mücadeleyi kaybederek dağlara çekilecektir. Bu tarihten sonra bir daha Jlanamazken Abdulkadir'i de bezer bir sonuç bekleyecektir. Kendisi, bundan sonra analar için bir isyanın öncüsü kabul edilip model olacaktır. Halkı Fransa'ya karşı ıcadelede İslam'ı kullanarak motive etmiştir. Daha sonra, Abdulkadir'in hareketi iar etkili ve önemli olmasa da Fransızlarla mücadele eden başka isyanlar da mıştır: Bu Maza, Bu Ziyan, Lala Fatma, Şerif Bubagla gibi. 1871 Cezayir direnişinde bir dönemin kapandığı yıldır Almanya'nın Fransa'yı ımesiyle Cezayirliler tarihte Kabiliye ayaklanması olarak anılan büyük isyanı jlattılar. Bunun sonunda elde edilen yenilgi özgürlük umutlarının uzun süre yok tasına neden olmuştur. Çalışmamızın son kısmı Fransızların Cezayir'deki bazı uygulamalarına yer mektedir. Bunlar eğitim, adalet sistemine getirilen yenilikler ile asimilasyon itikaları, Fransızların Cezayir'e göçleri ve Fransız göçmenleri Cezayir köylerinin raklarını edinme politikalarıdır.

CezayirDirenişFransa+3
Tuncay Karakaçan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Klinik örneklerden izole edilen staphylococcus aureus suşlarının antibiyotiklere direnç oranlarının araştırılması

S. aureus normal florada bulunan ancak etken olduğunda toplum ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara sebep olabilen yüksek morbidite ve mortaliteye sahip Gram pozitif bir bakteridir. Bu bakteri antistafilokokal ilaçlara karşı hızla direnç geliştirerek tüm dünyada ciddi bir sağlık sorunu olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada klinik örneklerden izole edilen S. aureus izolatlarının hastanemizde antibiyotik direnç profillerinin belirlenerek ampirik tedaviye ve antibiyotik kullanım politikalarına katkıda bulunulması amaçlanmıştır. 2018-2021 yılları arasında Mikrobiyoloji laboratuvarına poliklinik, klinik ve yoğun bakım ünitelerinden gönderilen çeşitli klinik örneklerden izole edilen 513 S. aureus izolatının bakteri tanımlaması için konvansiyonel yöntemler ve VITEK 2 otomatik sistem (bioMérieux, Fransa) kullanıldı. Antibiyotik direnci, sadece VITEK 2 otomatik sistemi kullanılarak EUCAST kriterlerine göre değerlendirildi. Çalışmamızda 513 S. aureus izolatının %74,5'i MSSA, %25,5'i MRSA olarak tanımlandı. İzolatların %34,1'i yara, %29,2'si kan, %15'i balgam ve %21,7'si diğer örneklerden izole edildi. Örneklerin %39,8'i poliklinik, %36,8'i klinik ve %23,4'ü yoğun bakımlardan elde edildi. MSSA ve MRSA'da linezolid, vankomisin, teikoplanin, tigesiklin, daptomisine, MSSA'larda ayrıca gentamisin'e karşı direnç gözlenmedi. MSSA'larda penisilin (%79,9) ve eritromisine (%13,0), MRSA'larda penisilin (%100), eritromisin (%44,4) ve tetrasikline (%39,2) direnç oranları saptandı. MRSA izolatlarında 2020, 2021 yıllarında trimetoprim sülfametoksazol ve 2021 yılında levofloksasin direncinin azaldığı tespit edildi. Sonuç olarak S. aureus izolatlarına karşı MRSA' larda trimetoprim sulfametoksazol ve levofloksasin direncinde azalma saptanmış, MSSA ve MRSA'larda 2018-2021 yıllarında antibiyotik direnç oranlarında değişiklik saptanmamıştır. Ampirik antibiyotik tedavisine başlarken direnç oranlarının bilinmesi ve tedaviye başlamadan önce kültür ve antibiyogram testlerinin yapılması hem tedavide hem de antibiyotik direncini önlemede büyük önem taşımaktadır. ANAHTAR KELİMELER: S. aureus, Antibiyotik, Direnç, MSSA, MRSA.

AntibiyotiklerDirençlilikMetisilin+2
Zehra Varış Karakaş
Bolu Abant İzzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner arter hastalığı nedeni ile aspirin kullanan hastalarda aspirin direncinin kardiyovasküler olay üzerine etkisi

Aspirin, aterotrombotik kardiovasküler olayların önlenmesinde kullanılan güçlü bir antiagregandır . Aspirin birincil ve ikincil korumada etkinliği MI ve iskemik CVO ispatlanmıştır. KAH ve CVO hastalığı olan olgular üzerine yapılan 145 randomize çalışmayı içine alan meta analizde 75-300 mg/ gün dozunda ASA tedavisinin ölümle sonuçlanmayan MI riskini %35 azalttığı vasküler olay riskini de %18 oranında azalttığı gösterilmiştir.(1-12) ASA birincil korumasında etkinliğini araştıran PHYSCİANS HEALT STUDY isimli çalışmada aspirinin plasebo ya oranla MI riskini %44 azalttığı gösterilmiştir.(2) İkincil korumanın araştırıldığı ISIS-2 çalışmasında ASA tedavisi gören hastaların plaseboyla karşılaştırılmasında re-infarktüs ve MI da anlamlı farklılıklar görülmüştür.(31)Biz çalışmamızda KAH nedeni ile düzenli aspirin kullanan hastalarda, Multiplate Platelet Fonksiyon Analizatörü ile daha önceden aspirin rezistansı baktığımız hastaları, retrospektif olarak taradık . KAH nedeni ile aspirin kullanan hastaları, tekrar kardiyovasküler olay geçiren ve tekrar kardiyovasküler olay geçirmeyenler olarak 2 gruba ayırarak sekonder aspirin tedavisine rağmen yeni bir kardiovasküler olay geçirme riskinin aspirin rezistansıyla ilişkisini araştırdık.Sonuç olarak KAH saptanan ve düzenli olarak aspirin kullanan olgularda aspirin direnci yeni kardiyovasküler olaya etkisi görülmemekle beraber, % 13 hastada aspirin rezistansı göstermekte ve bu hastalar antiagregan etkiden yoksun kalmaktadır. Bu nedenle aspirin tedavisi altında olan koroner arter hastalarında aspirin direnci araştırılarak tedaviye alternatif antiagreganların eklenmesi uygun olabilir. Aspirin direncine rutin bakılabilmesi ve gerçek prevalansını öğrenebilmek için bu grup hastalarda daha fazla prospektif, randomize çalışmaların yapılması gerektiği düşünüldü.

AspirinDirençlilikKardiyovasküler sistem+2
Halil Akın
Dicle University
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Yönetsel kontrole direncin ahlakı

Yöneticilerin çalışanları hangi araçlarla kontrol ettikleri, ortak olarak değerlendirilen amaçlara çalışanları ne şekilde sevk ettikleri yönetim ve örgüt yazınındaki en temel konulardan birisini oluşturmaktadır. Bu temel süreçte ortaya çıkan yönetsel kontrole karşı çalışanların direnç göstermesi alanda çok farklı varsayımlar çerçevesinde ele alınmaktadır. Özellikle eleştirel bakış açısının katkısı ile yönetsel kontrole direnç çalışmaları önemli bir yazın oluşturmaya başlamıştır.Çalışmada öncelikle direncin örgüt çalışmalarındaki yeri ele alınmakta ve farklı şekillerde ele alınan direncin ahlaki yanının ne olabileceği sorusu sorulmaktadır. Buna göre çalışmanın araştırma sorusu ?örgütlerde yönetsel kontrole karşı ortaya konan direncin ahlakı nedir?? şeklinde ifade edilebilir. Bu soruyu cevaplamak adına örgüt çalışmaları içinde yer alan eleştirel yaklaşımın ana varsayımları ve direnç kavramı ile ilişkisi irdelenmiştir. Böylece, direnç çalışmalarında neden ağırlıklı olarak eleştirel yaklaşıma ve eleştirel kuramlara yer verildiği tartışılmaktadır.Ana varsayımların tartışılmasından sonra direncin örgüt çalışmalarında ne şekilde kavramsallaştırıldığı farklı epistemolojik ve ontolojik duruşlara göre değerlendirilmiş, ardından da güncel bakış açıları ile örgütlerde direncin ne şekilde çalışıldığı ifade edilmiştir. Takip eden bölümde ise, eleştirel bir yaklaşım ile ahlak kavramı ele alınmış, hangi ahlaki varsayımlar çerçevesinde direnç gösterildiğine dair kuramsal bir yaklaşım geliştirilmiştir. Direncin ahlakına dair tartışmada özellikle faydacılık ve özgürlük ahlakı dikkate alınmıştır. Bu çerçevede adalet ve özerkliğe ulaşmak adına yönetsel kontrole direnç gösterildiği savunulmakta ve bu bağlamda direncin ahlaki yanı ifade edilerek direncin ahlaki açıdan haklı bir eylem olduğu ifade edilmektedir. Kuramsal olarak dirence dair yeni bir ahlaki varsayımın geliştirilmiş olması çalışmanın ana katkısını ve önemini oluşturmaktadır.

AhlakDenetimDireniş+6
Ozan Nadir Alakavuklar
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessEN

Women's empowerment in Leni Zumas's Red Clocks and Christina Dalcher's Vox

The 21st century is marked by the boom of feminist dystopian writing because of the social, cultural, and political movements which paved the way for feminist writers' exploring the concerns for women's rights. Feminist dystopian writing, which portrays a society where women are suppressed, stresses the importance of ongoing efforts to achieve equality and solidarity in society. By focusing on women's reproductive rights and autonomy, these narratives delve into mothers' devalued roles and ongoing struggles in patriarchal society. Leni Zumas's Red Clocks (2018) and Christina Dalcher's Vox (2018) deal with women's restricted role in society and the loss of control over their bodies. Both authors present a world where women's worth is reduced to their ability to bear children. Women characters in both novels are subjected to oppression such as forced pregnancies and reproductive surveillance. Both novels explore socially constructed roles of mothers, the patriarchal oppression women suffer from, women's resilience and empowerment against marginalization within a dystopian context. Zumas's Red Clocks is a networked and fragmented narrative where the plot revolves around five different women living in a small Oregon town and with the outlaw of abortion and fertilization by the Personhood Amendment. Since women have no options, they try to flee the country or follow illegal and lethal abortion procedures in secret. Dalcher's Vox, in the same way, focuses on women's restricted roles in a religious, totalitarian regime. Women are confined within the realm of their houses, and they lose most of their rights in a very short time such as working, travelling, and reading books except Bible. Women are also fitted, with bracelets that prevent them from speaking more than 100 words a day. However, contrary to the essentialist ideology that imprisons women within gender roles, women in both novels find an alternative way of experiencing their motherhood and employ their maternal roles as an act of resistance against the male-dominated society. In addition, both novels show that through solidarity and unity between women and men, the power to challenge the patriarchal order may be attained. Keywords: Motherhood, Matricentric Feminism, Feminist Dystopian Writing, Resistance

MotherhoodDalcher, ChristinaResistance+6
Meltem Bilir Aşılar
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
10
Master'sOpen AccessTR

Direnme hakkı ve pozitif hukuktaki değeri

İnsanlık tarihi boyunca insanların birbirleri üzerinde tahakkümü ve bu tahakküme karşı direnç var olagelmiştir. Direncin iktidar ve yönetilen çelişkisi arasında yaşanması kaçınılmaz bir durumdur. Bu durum Antik Yunandan günümüze iktidarın ve iktidara itaatin sınırının tartışılmasına yol açmıştır. Bu tartışmadan çıkan pek çok fikir arasından en aşırı olanı direnme hakkı olmuştur. Direnme hakkı; temel hakların başka bir yol kalmadığında, güç kullanmak da dahil olmak üzere, her yolla savunabileceği düşüncesini ifade etmektedir. Orta çağın son döneminde merkezileşen krallıklarla kilise arasında oluşan ve daha sonra mezhepler arasında devam eden iktidar mücadelelerinde direnme hakkı fikirleri yaygınlaşmış, Aydınlanma çağıyla birlikte başlayan mutlak monarşilere karşı yapılan devrimlerle zirveye çıkmıştır. II. Dünya Savaşı sonrası dönemde pek çok ülkede yerini sağlamlaştıran sınırlı devlet ve hukuk devleti gibi kavramlarla artık direnme hakkına gerek kalmadığı ve bundan böyle direnme hakkının şiddet hareketlerine bahane olmaktan başka bir işe yaramayacağı düşüncesiyle tehlikeli görülmesine yol açmıştır. Günümüzde hukuk devleti olduğunu iddia eden bir devletin temel hakları ihlal etmeyeceği ya da ihlallerini çeşitli yollarla telafi edeceği düşüncesi ile direnme hakkının nasıl bağdaşabileceği ve eğer bağdaşabilirse bunun sembolik mi, yoksa pratik olarak anlamlı mı olacağı değerlendirilmelidir. Bu çalışmada direnme hakkı kavramı incelendikten sonra, bu kavramın tarihsel gelişimine yer verilecek, mevcut örnekleriyle güncel pozitif hukuktaki değeri sorgulanacaktır. Anahtar Kelimeler: Direnme Hakkı, Devrim, Direniş Teorisi, Sivil İtaatsizlik, Sınırlı Devlet.

DirenişDirenme hakkıSivil itaatsizlik
Kadir Kaan Berksoy
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Pamuk beyazsineği Bemisia tabaci (Genn.) (Hemiptera: Aleyrodidae)'nin B ve Q biyotiplerinin farklı insektisitlere direnç geliştirme potansiyelleri ve enzim aktivitelerinin belirlenmesi

Çalışmada tropik ve subtropik bölgelerde geniş yayılım gösteren, birçok sebze ve süs bitkileri üzerinde önemli zarara neden olan, polifag zararlı pamuk beyazsineği Bemisia tabaci (Genn.)'nin B ve Q biyotiplerinin insektisitlere direnç geliştirme potansiyelleri ve enzim aktiviteleri belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan beyazsinek popülasyonlarının biyotipleri mitokondriyal sitokrom oksidaz I gen (mtCOI) bölgesinin sekansına göre belirlenmiştir. B ve Q biyotiplerinin lethal konsantrasyon (LC50) değerlerinin belirlenmesi için cypermethrin ergin dönemine, spiromesifen 1.nimf dönemine, imidacloprid ergin dönemine ve pyriproxyfen beyazsinek yumurtalarına yaprak daldırma metoduyla farklı dozlarda, uygulanarak belirlenmiştir. Biyotipler; aynı metodla herbir insektisit ile ayrı ayrı seleksiyona da tabi tutulmuştur. Cypermethrin ile beş seleksiyon sonunda Q biyotipi 213 kat, B biyotipi 1.35 kat direnç geliştirmiştir. Spiromesifen ile sekiz seleksiyon sonunda Q biyotipi 2 kat, B biyotipi 3. 5 kat direnç geliştirmiştir. Pyriproxyfen ile yedi seleksiyon sonunda Q biyotipi 15.3 kat, B biyotipi 4 kat direnç geliştirmiştir. Imidacloprid ile seleksiyon sonunda B ve Q biyotiplerinde direnç gelişimi gözlemlenmemiştir. Seleksiyon biyoassaylari sonunda biyotiplerin esteraz (EST) aktivitesi, glutathion S-Transferaz (GST), sitokrom P450 Monooksigenaz (P450) ve asetilkolinesteraz (AChE) aktivitelerindeki değişimler de belirlenmiştir. EST aktivitesi cypermethrin seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 128 kat, B biyotipinde 1.35 kat; spiromesifen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 21.5 kat, B biyotipinde 1.61 kat; pyriproxyfen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 22 kat, B biyotipinde 1.60 katlık artış gözlemlenmiştir. EST aktivitelerindeki artışlar Q biyotipinde istatiskiki olarak önemli olurken B biyotipinde istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur. Imidacloprid seleksiyonu sonunda B ve Q biyotiplerinin EST aktivitelerinde değişim olmamıştır. AChE aktivitesi cypermethrin seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.69 kat, B biyotipinde 1.71 kat; spiromesifen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 2.26 kat, B biyotipinde 2.50 kat; pyriproxyfen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.92 kat, B biyotipinde 1.83 katlık artış gözlemlenmiştir. AChE aktivitelerindeki artışlar Q ve B biyotiplerinde istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Imidacloprid seleksiyonu sonunda B ve Q biyotiplerinin AChE aktivitelerinde değişim olmamıştır. P450 aktivitesi cypermethrin seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.91 kat, B biyotipinde 1.28 kat; spiromesifen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.77 kat, B biyotipinde 1.08 kat; pyriproxyfen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.72 kat, B biyotipinde 1.33 katlık artış gözlemlenmiştir. P450 aktivitelerindeki artışlar Q biyotipinde istatistiki olarak önemli olurken B biyotipinde pyriproxyfen hariç istatistiki olarak önemsiz olmuştur. Imidacloprid seleksiyonu sonunda B ve Q biyotiplerinin P450 aktivitelerinde değişim olmamıştır. GST aktivitesinde ise tüm seleksiyonlarda negatif yönde değişim tespit edilmiştir. Sonuç olarak B biyotipinin direnç geliştirme kabiliyetinin kısıtlı olduğu, Q biyotipinin özellikle cypermethrin ve pyriproxyfen'e B biyotipine göre kısa sürede daha fazla direnç geliştirebilme kabiliyetinde olduğu görülmüştür. Cypermethrin, pyriproxyfen ve spiromesifen ile seleksiyonlar sonunda Q biyotipindeki en fazla artış EST aktivitesinde görülürken, B biyotipindeki EST aktivite değerleri yüksek olarak gözlemlenmiştir ancak aktivitedeki artış sahip olduğu direnç yüzünden kısıtlı kalmıştır. Cypermethrin, pyriproxyfen ve spiromesifen direncinde EST aktivitesinin ana direnç mekanizması olduğunu, AChE ve P450 aktivitelerininde verilere göre düşük oranda direnç mekanizmasında etkili olduğu, Q biyotipindeki direnç kabiliyetinin sahip olduğu yüksek EST aktivitesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bemisia tabaciBeyaz sinekDirençlilik+2
Utku Yükselbaba
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Salkım güvesi [Lobesia botrana Denis & Schiffmüller (Lep.: Tortricidae)]'nin bazı insektisitlere karşı direnç durumu

Salkım güvesi (Lobesia botrana Lepidoptera: Tortricidae) en önemli bağ zararlılarından biridir. Türkiye üzüm üretiminin % 35'inin gerçekleştiği Manisa ilinde önemli zararlara sebep olmakta ve mücadelesi için kimyasal mücadele uygulanmaktadır. Yoğun kimyasal kullanımın getirdiği önemli sorunlardan birisi direnç oluşumudur. Manisa ilinde salkım güvesinin insektisitlere karşı direnç durumunun araştırılması ve hangi enzimlerin bundan sorumlu olduğunun belirlenmesi, elde edilen sonuçlara göre ilaçlama programlarının hazırlanması bu çalışmada amaçlanmıştır. Bölgede en yaygın kullanılan insektisitlerden Emamectin benzoate, Spinosad, Lambda-cyhalothrin, Indoxacarb, Chlorpyrifos-ethyl etkili maddeleri larvalara uygulanarak bioassay ve biyokimyasal analizleri yapılarak LD50 değerleri belirlenmiştir. Toksikolojik testler sonucunda Alaşehir popülasyonda Lambda-cyhalothrin ve Indoxacarb LD50 ve LD90 değerleri Sarıgöl popülasyonuna göre yüksek bulunmuştur. Sarıgöl popülasyonunda ise Chlorpyriofs-ethyl, Emamectin benzoate ve Spinosad LD50 değerleri diğer popülasyona göre daha yüksek değerde saptanmıştır. Yapılan enzim analizi sonucunda ise EST enzimi Alaşehir popülasyonu için 9.48 nmol ? -naphtol mg protein-1 dakika-1 değeri ile Sarıgöl popülasyonuna göre daha yüksek bulunmuştur. GST enzimi ise SP'de 0.041 mM glutathione konjugat mg protein-1 dakika-1 olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak salkım güvesinin direnç miktarını belirlemede ileri çalışmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir.

DirençlilikSalkım güvesiZararlılar+1
Serhan Mermer
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası ve geçici koruma altındaki yabancıların uyum stratejilerine ilişkin nitel bir araştırma: Afyonkarahisar ili örneği

Türkiye'ye yönelen kitlesel ve bireysel göç hareketleri göçmenin ev sahibi toplumla bütünleşme sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu bütünleşme sürecini uyum olarak tanımlayan Türkiye, bu kavram ile göçmenin hayatını idame ettirecek yapısal sorunlara çözümler getirmekte iken göçmenin sosyo-kültürel entegrasyonunu kendi yeteneklerine bırakmaktadır. Belirli bir entegrasyon süreci takip etmeyen göçmen için yerli halkla ilişkilerinde gözetilmesi gereken ilk ilke kendi faydasıdır. Bu nedenle göçmenin ev sahibi toplumla bütünleşmesi gündelik yaşamın karmaşası ve belirsizliğinde egemen toplumsal yapının değerlerini ve yöntemlerini kullanarak geliştirdiği davranışlarla gerçekleşir. Michel de Certeau buna taktik adını vermektedir. Egemen toplumsal yapı içerisinde öteki ve yabancı olarak görülen göçmenin geçici ve değişken taktikler kullanarak ilişkilerini sürdürmesi egemen toplumsal yapıya karşı bir direniş olarak da okunabilir. Bu araştırmanın amacı göçmenin ev sahibi toplumla gündelik ilişkilerinde kendi tecrübelerinden hareketle geliştirdiği entegrasyon taktiklerini ve bu taktiklere göçmenin ait olduğu statünün etkisini keşfetmektir. Nitel araştırma yöntemi ile yürütülen bu çalışmada fenomenoloji deseni kullanılmış ve 9'u geçici koruma, 9'u uluslararası koruma statüsünden olmak üzere 18 kişi ile derinlemesine yüz yüze görüşme ve gözlem teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler Maxqda Nitel veri analiz programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda göçmenin taktiklerini etkileyen unsurlar belirlenmiş ve uluslararası koruma statüsündeki göçmenin taktiklere daha çok başvurduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen verilerden hareketle göçmenin taktiksel ve tepkisel bu entegrasyon deneyimi reaksiyonel entegrasyon olarak tanımlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Entegrasyon, Bütünleşme, Taktik, Direniş

AfyonkarahisarBütünleşmeDireniş+7
Songül Alkan Aykaç
Afyon Kocatepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Politics of conspiracy and paranoia: Dissemination of power and resistance in Don Delillo's The Names, Mao II and Underworld

Don DeLillo?s canon of novels mainly portrays the social, political andcultural context in contemporary America with reference to various institutions.In consequence, representations of late capitalism, with its multifarious facets,have thematically been an integral part of his fiction. His novels, following fromthe 1980s, truly reflect the implementations of the capitalist apparatus, namelythe production and culture industries, touching upon the organization of powerand the design of hegemony in the post-Fordist society. The main purpose ofthis dissertation is to examine the power structures, the formation of culturaland political hegemony, and to investigate the resistance patterns as pictured inDeLillo?s The Names (1982), Mao II (1991), Underworld (1997). This primaryobjective is basically met by taking into consideration the organization of powerinscribed within both the capitalist cultural forms and global finance networks.Another major focus of this study is to reveal the dynamics of conspiracyand paranoia in DeLillo?s fiction in order to illuminate the power of resistancepatterns. The use of the politics of paranoid speculation and conspiratorialviews provides, in DeLillo?s fiction, a critical framework for the evaluation ofthe administrative mechanisms and the dominant cultural imperatives that haveinfluenced the exercise and distribution of social power. In addition, thisdissertation, by taking into account various Marxist cultural and social theories,aims to present differing models of power and resistance strategies found incontemporary American society. Post-Marxist theories are, thus, helpful inpositing the contemporary social conflicts and power-resistance relations.Furthermore, another significant approach in this study is conflating post-Marxist criticism with the dynamics of conspiratorial and paranoid lines ofthought. Such a methodology is especially appropriate for analyzing the?culture of paranoia? in Don DeLillo's novels in order to explicate theentanglements of power and resistance. Basically, this study argues that, in DonDeLillo?s novels, power and resistance patterns are organized in the forms ofnetworks and that late capitalist cultural mechanisms and internationalbusiness economy are the real sources of conspiratorial plots against the civilsociety and the autonomous individual.

American societyAmerican novelDeLillo, Don+7
Mehmet Büyüktuncay
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessEN

Claiming the Right to the City: Representations of Los Angeles in the Works of Boyle, Tobar, and Yamashita

The increasing role of the "city" in today's neoliberal policies of global accumulation, capital and wealth has received considerable attention among many urban scholars. This is because the commodification, gentrification and privatization of urban spaces pose not only great challenges and difficulties but also opportunities for the urban dweller. At the right time and place urban consciousness can raise awareness and give rise to the creation of new types of spaces -- spaces that can function as sites of contestation and resistance. This dissertation offers an in-depth study of three Los Angeles novels, T. C. Boyle's The Tortilla Curtain (1995), Hector Tobar's The Tattooed Soldier (1998), and Karen Tei Yamashita's Tropic of Orange (1997) in order to display the processes of capitalist production of space and urban everyday life that have given rise to various forms of spatial resistance, particularly, the subversive act of claiming the right to the city. First formulated by Henri Lefebvre, the right to the city is far more than the individual right to access urban resources regardless of one's ethnicity, gender and class. It is the reimagining of the city as a powerful site of contestation that holds vast potential for revolutionary action and change. In this formulation, art and literature, cooperating with everyday resistance and creative experimentation in the city, can interrupt the hegemonic spatial organization of late capitalism and open up possibilities for a revolutionary future. The spatial framework of T.C. Boyle's The Tortilla Curtain, Hector Tobar's The Tattooed Soldier, and Karen Tei Yamashita's Tropic of Orange is centered upon urban politics to deal with the compelling issues of immigration, homelessness, and social justice in the city of Los Angeles. The novels render Los Angeles as a strategic site of global capitalism as well as a contested space of resistance against power structures. By advancing the idea of the right to the city as a common ground for resistance against oppressive forces, all three writers imagine the city as having the redemptive power to change lives and bring social change. Tracing the urban tension that accumulates below the city as a reverberation of neoliberal urbanization processes, these texts coalesce around an urban consciousness that searches for a creative and revolutionary urban life against the segregating and alienating logics of capitalist city. Departing from Lefebvre's idea that art and literature bring new dimensions to urban studies in imagining alternative forms of urbanism and everyday life, the dissertation analyzes the spatiality of these three literary works in order to forge closer ties between urban studies and literary criticism and contribute to the ongoing scholarship of the right to the city. Keywords: City, Space, The Right to the City, Production of Space, Los Angeles, Urban consciousness, Resistance, American Literature, Henri Lefebvre, T.C. Boyle, Hector Tobar, Karen Tei Yamashita

American literatureAmerican novelResistance+6
Esen Kara
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

2019-2020 sezonunda solunumsal enfeksiyon etkeni virüslerin dağılımı ve saptanan influenza virüslerinin oseltamivir direncinin belirlenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada üst solunum yolu enfeksiyonu semptomlarıyla başvuran hastalardaki viral etkenlerin sezonal dağılımının multipleks PCR yöntemi ile irdelenmesi ve İnfluenza A (H1N1) pozitif bulunan örneklerde Oseltamivir ilaç direncinin araştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne 12 Eylül 2019- 19 Şubat 2020 tarihleri arasında üst solunum yolu enfeksiyonu semptomları ile başvuran 0-94 yaş arasındaki 354 hastanın multipleks PCR yöntemiyle (Qiastat-Dx Respiratory panel-Qiagen, Almanya) çalışılmış nazofaringeal sürüntü ve bronkoalveoler lavaj örneklerinin verileri retrospektif olarak irdelenmiştir. Sonuçta, İnfluenza A (H1N1) pozitif örnekler arasından seçilen 11 numunede, Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Mikrobiyoloji Referans Laboratuvarları ve Biyolojik Ürünler Daire Başkanlığı, Ulusal Viroloji Referans Laboratuvarında Sanger sekans analizi ile Oseltamivir direnci araştırılmıştır. BULGULAR: İncelenen 354 örneğin 233'ünde bir ya da daha fazla solunum yolu viral etkeni tespit edilmiştir. Bunlardan 64'ü İnfluenza A/H1N1, 4 İnfluenza A/H3N2, 24 İnfluenza B, 64 Respiratuvar Sinsityal Virüs A/B (RSV A/B), 58 Rhinovirüs/Enterovirüs, 18 Adenovirüs, 12 Human Metapneumo Virüs (hMPV), 10 Bocavirüs, 4 Parainfluenza 1, 7 Parainfluenza 3, 3 Parainfluenza 4, 5 Coronavirüs HKU1 ve 13 Coronavirüs NL63 olarak bulunmuştur. İnfluenza A/H1N1 pozitif olan suşlardan seçilen 11 numunenin hiçbirinde Oseltamivir direnci saptanmamıştır. SONUÇ: Bu çalışmada incelenen İnfluenza A/H1N1 pozitif örneklerinde Oseltamivir direnci saptanmamıştır. İnfluenza A/H1N1 suşlarının Oseltamivir direnci açısından belirli aralıklarla analizinin yapılması ampirik tedavinin yönlendirilmesinde önemlidir. Anahtar Kelimeler: Solunum yolu virüsleri, İnfluenza, Oseltamivir, Direnç, Sekans.

DirençlilikDizilerOseltamivir+4
Tuğba Kaya
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Biyopolitika ve sanatta arzunun ifadesi: Sanat eserlerinin nitel analizi aracılığıyla direnişi anlamak

Bu çalışma ile birlikte belirlenen sanat eserini nitel araştırma yöntemlerinden faydalanılarak analiz edebilmek ve bu eserde yer verilen duyguların, arzuların ve hissediş biçimlerinin sanattaki konumlarına biyopolitika araştırmaları çerçevesinde anlam verebilmek amaçlanmıştır. Bu bağlamda arzuların ve hissediş biçimlerinin Jean Genet'nin "Hırsızın Günlüğü" romanında nasıl bir direniş biçimi haline gelebileceğini anlamak hedeflenmiştir. Analiz edilecek veri olarak Jean Genet'nin "Hırsızın Günlüğü" isimli romanının seçilmesinin nedeni, Genet'nin biyografik öğeleri ile birlikte ötekileştirilmiş bedenlerin anlam dünyalarını, duygularını ve arzularını etkili bir biçimde aktarmış olmasıdır. Bununla birlikte çalışmada, estetik olan ve etik olan arasındaki ilişkiyi irdelemek, bu doğrultuda da ilişkisel bir sanat ve duygular sosyoloji anlatısı oluşturmak amaçlanmıştır. Nitel araştırma yöntemlerinden faydalanılan bu çalışmada Örnek Olay deseni kullanılmış olup, veri toplama teknikleri olarak da Literatür İncelemesi ve Doküman Analizi tekniklerinden faydalanılmıştır. Veri analiz tekniği olarak ise Nitel İçerik Analizi tekniği kullanılmış olup elde edilen bulgular çeşitli temalar ve alt temalar altında toplanılıp yorumlanmıştır. Yapılan analiz sonucunda 'Arzular ve Duygular Teması' ve 'Biyopolitika, Sanat ve Direniş Teması' oluşturulmuş olup kodlar çeşitli kategoriler altında sınıflandırılmıştır. Böylece bu bulgulardan yola çıkılarak, duyguların, hissediş biçimlerinin ve arzuların estetik olan ile bir araya gelerek bir direniş potansiyeli oluşturabileceği sonucuna varılmıştır.

ArzuBiyopolitikaDireniş+5
Kaan Yamaç
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Otel işletmelerinde emek sömürüsü, tahakküm ve direniş ilişkilerine dair niteliksel bir araştırma

Bu araştırmanın amacı, otel çalışanlarının emek sömürüsü, tahakküm ve direniş deneyimlerini nasıl algıladıklarını derinlemesine betimlemektir. Araştırmanın kuramsal zeminini emek süreci kuramı, John Scott'ın tahakküm ve direniş sınıflandırması ve Bourdieu'nün alan teorisi oluşturmaktadır. Araştırmada nitel yöntem benimsenerek, çalışanların sömürü, tahakküm ve direniş deneyimlerini nasıl algıladıkları fenomenoloji deseniyle ortaya çıkarılmıştır. Araştırma kapsamında Antalya ilinde bulunan dört ve beş yıldızlı otel işletmelerinde çalışan 28 kişiyle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, sektördeki istihdam biçimleri ve çalışma koşulları incelendiğinde otel çalışanları yüksek düzeyde emek sömürüsüne maruz kalmaktadır. Bununla birlikte çalışanların kontrol mekanizmaları üzerinden hem sömürüldüğü hem de sıkı denetim altında tutulduğu saptanmıştır. Ayrıca çalışanların, yöneticiler, patronlar, müşteriler ve diğer çalışma arkadaşları tarafından fiziksel, maddi, ideolojik tahakküme ve statü tahakkümüne maruz kaldığı tespit edilmiştir. Çalışanların sömürü ve tahakküm pratiklerine karşı alanın vadettiği çıkarlar (illusio), işsizlik ve baskı korkusu, bağlılık, hukuki yetersizlikler ve örgütlü mücadele eksikliği nedeniyle çoğu zaman boyun eğdiği ancak gündelik direniş pratikleriyle de zaman zaman karşı koyduğu görülmüştür. Alanda büyük ve kolektif direniş pratiklerinin olmadığı, ancak bazı gündelik direniş pratiklerinin sömürü ve tahakkümü geriletme ve yavaşlatma potansiyeli içerdiği tespit edilmiştir. Alanda hem itaat hem de direniş sonrası sömürü ve tahakküm pratiklerinin yeniden üretildiği sonucuna varılmıştır.

Bourdieu, PierreDirenişEmek sömürüsü+5
Barış Çıvak
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokul öğrencilerinin direnç davranışları: Öğretmen ve öğrenci görüşlerine dayalı karma bir araştırma

Bu araştırmanın temel amacı, ortaokul 6, 7, 8. sınıf düzeyindeki öğrencilerin sergiledikleri ve öğretmenlerin karşılaştıkları direnç davranışlarına ilişkin algılarının incelenmesidir. Araştırma bir karma yöntem çalışması olarak desenlenmiştir. Araştırmanın örneklemini (nicel veriler için) 15 ortaokulda görev yapmakta olan 284 öğretmen ve bu okullarda öğrenim gören 383 öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın katılımcıları (nitel veriler için) ortaokulda görev yapmakta olan 5 öğretmen ve ortaokulda öğrenim gören 10 öğrencidir. Veriler Öğrenci Direnç Davranışları Ölçeği–Öğretmen Formu (ÖDDÖ-T), Öğrenci Direnç Davranışları Ölçeği–Öğrenci Formu (ÖDDÖ-S), öğretmenlerle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler ve öğrencilerle gerçekleştirilen odak grup görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Nicel verilerin analizinde t-testinden, Mann-Whitney-U testinden, tek yönlü varyans analizinden ve Kruskal-Wallis testinden yararlanılmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin karşılaştıkları direnç davranışları ile cinsiyet, branş, kıdem ve mezun olunan okul türü arasında anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Çalışmada öğrenci direnç davranışları cinsiyete ve sınıf düzeyine göre farklılaşırken, ailenin aylık gelir düzeyine göre farklılaşmadığı bulunmuştur. Nitel verilerin analizi sonucunda, öğretmenler direnç davranışlarının kaynağı olarak aileyi görmektedirler, fakat direnç davranışları ile başa çıkmada öğrenme öğretme sürecini iyileştirme ile ilgili durumlara başvurmaktadırlar. Ayrıca direnç davranışlarını önlemede öğretmen tutumunun önemine dikkat çekmişlerdir. Öğrenciler direnç davranışlarının kaynağı olarak öğretmenlerine, arkadaşlarına ve kendileri ile ilgili durumlara işaret etmişlerdir.

Akademik dirençlilikDirençDirençlilik+4
Zeynep Dağhan
Anadolu University · Institute of Educational Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Emek sürecinde denetim ve direnme: Bankacılık sektöründe bir alan araştırması

İnsanlar yaşamlarını devam ettirebilmek adına geçmişten günümüze üretimde bulunmuş gerek ürettiklerini tüketerek gerekse üretim fazlasını takas ederek veya satarak değişimi sağlamıştır. Böylelikle farklı ihtiyaçlarını karşılayabilmişlerdir. Burada önemli olan nokta üretimin aksamamış ve toplumsal yaşam içerisinde her daim var olarak gelişimini sürdürmüş olmasıdır. Ardından buharlı makinenin icadıyla üretim ve tüketim açısından taşlar yerinden oynamış; söz konusu sisteme yeni bir soluk getirilmiştir. Sermayenin üretim araçlarının mülkiyetini elinde bulundurması ona üretim sürecine ilişkin karar verme süreçlerine sahip olma imkânı sağlarken; aynı zamanda çalıştırdığı kişilere de emir verme yetkisini tanımıştır. Sermaye, sahip olduğu bu yönetsel egemenlik alanını emeğin kontrolünü sağlamak ve en önemlisi birikimini sürekli arttırabilmek adına genişletmeye çalışmıştır. Bunun için de dönem dönem birtakım farklı araçlara ihtiyaç duymuştur. Özellikle emeğin üretim üzerinde sahip olduğu gücünün farkına varmasıyla bir başkaldırı / direniş ihtimaliyle yüzleşen sermayenin emeği denetleyebilmek adına bu tür araçlara daha çok yöneldiği görülmektedir. Öyle ki sistemin devamlılığı emek gücünün denetimine bağlıdır. Ayrıca bu araçların tarihsel süreç içerisinde ortaya çıkan gelişmeler neticesinde de şekillendiği görülmektedir. Bir yandan yaşanan teknik ve teknolojik gelişimler emeğin denetlenmesinde kullanılan araçlar üzerinde etkili olurken diğer yandan sermaye birikiminin sürekli artması hâkimiyet alanını genişlettiğinden sermayeyi farklı arayışlara sevk etmiştir. Başlangıçta montaj hattı ile emeğin bedeni üzerinde kontrol sağlayan teknolojik yöntemler gün geçtikçe ve yeni gelişmeler ortaya çıktıkça üretimin yapısına uygun farklı yöntemleri de beraberinde getirmiştir. Fakat sermayenin amaçlarına birebir yanıt veremeyeceği gerekçesiyle işçileri yalnızca teknik ya da teknolojik araçlarla denetim altına alma fikri yetersiz görülmüştür. Dolayısıyla sermaye yine farklı denetim mekanizmaları arayışlarına yönelmiştir. Bu teknik ya da teknolojik anlamda uygulanan denetimin tamamen rafa kalktığı anlamına gelmez. Öyle ki günümüzde dahi teknolojik anlamda uygulanan denetimin yoğun biçimde etkisini devam ettirdiği görülmektedir. Fakat sermaye bunları denetime yardımcı araçlar şeklinde kullanmaktadır. Zaman içerisinde emeğin denetiminde uygulanan yönetsel metotlardan biri bürokratik denetim olmuştur. Sermaye birikiminin artmasıyla genişleyen üretim alanı emeğin yapısına da yön vermiştir. Sermayenin üretim alanının bütününe olan hâkimiyeti sanayi devriminin ilk yıllarında ortaya çıkan üretim alanına oranla zorlaştığından bürokrasi mekanizması devreye girmiştir. Söz konusu bürokrasi mekanizmasıyla yine çalışanlar üzerinde bir baskı oluşturularak denetim ve kontrol işlevi sürdürülmek istenmiştir. Diğer yandan ilerleyen dönemlerde üretimin kol işinden zihin işine dönüşmesi, sermayenin bu alana da hâkim olma ve kontrol etme isteğine yol açmıştır. Ayrıca emek sürecinin denetlenmesinde baskıcı tutumun yetersiz kalması ve emeğin direnişinde baskının rolü sermayeyi rahatsız etmiş onu yine farklı arayışlara itmiştir. Dolayısıyla denetim içerisine rıza mekanizması da dâhil edilmiştir. Bu noktada uygulanan yeni denetim mekanizması ideolojik denetim olmuştur. İdeolojik denetimde ise emeğin rızası ön plandadır. Baskı ise ideolojik denetimde kullanılan araçların içerisine başarılı bir şekilde gizlenmiştir. Özetle geçmişten günümüze değin emek sürecinin denetimi varlığını devam ettirmiş; fakat günün koşullarına ve gelişmelere paralel olarak denetim mekanizmasına yön verilmiştir. Fakat şunu açıkça söyleyebiliriz ki üretim süreci içerisinde yukarıda söz ettiğimiz denetim biçimlerini ayrı ayrı düşünmek ya da tek bir kategoriyle sınırlandırmak mümkün değildir. Nasıl ki günümüzde büyük sermayedarlar en kurumsal şekliyle faaliyet gösterip en yüksek teknolojiyle plazalarda yüksek vasıflı işçiler istihdam edebiliyorken aynı işletme bünyesinde daha alt kademelerde mavi yakalı işçiler çalıştırabiliyorsa farklı denetim biçimlerini de çalışanlarına rahatlıkla uygulayabilmektedirler. Sermaye aynı işyeri içerisinde farklı çalışanlara farklı denetim türlerini uygulayabildiği gibi aynı denetim türlerini de uygulayabilmektedir. Böyle bir yapı içerisinde sermayenin emek üzerinde tümüyle despotik ya da tümüyle hegemonik bir denetim uygulaması söz konusu değildir. Nitekim üretim süreci içerisinde denetim türleri belirli bir kombinasyon içerisinde sürdürülmektedir. Günümüzde sermayenin amaçlarına ulaşmasında avantaj sağlayan çok sayıda denetim aracı mevcuttur. Özellikle yönetimsel alanda yaşanan gelişmeler sermayeye denetim anlamında oldukça kolaylık sunmaktadır. Öyle ki çalışmanın büyük çoğunluğunda değindiğimiz rıza mekanizmaları denetim araçlarının çeşitlenmesiyle ilişkili olarak önemli ölçüde çeşitlilik göstermektedir. Yönetim modellerinde kendini gösteren denetim şekilleri hem kendisini ustaca gizlemeyi başarmakta hem de emek süreci içerisinde hegemonik denetimin uygulanışını kolaylaştırmaktadır. Bu araçlar teknolojik ve bürokratik denetimi kapsayacak biçimde geliştirilerek denetim ve kontrol noktasında sermayeye geniş imkânlar sunmaktadır. Dolayısıyla teknoloji, çalışan üzerinde hala teknik hâkimiyetini yoğun bir şekilde sürdürürken; işyerinin bürokratik yapısı içerisinde çalışanların hareket alanı kural ve prosedürler yardımıyla kolaylıkla sınırlandırılmaktadır. Bu bağlamda yönetimsel anlamda işyeri içinde yer alan uygulamaların görünürdeki fonksiyonu bir işletme stratejisi biçimindeyken aslında birer denetim aracı olarak kullanıldığı söylenebilir. Böylelikle görünürde emeğe devredilen kontrol ona göreceli bir hareket alanı sağlamakta ve bu alan yönetim tarafından kolaylıkla denetlenebilir olmaktadır. Önceden de vurguladığımız üzere burada asıl amaç denetimin ustalıkla gizlenmesidir ve yönetim dolayısıyla da sermaye asıl amacına başarıyla ulaşmaktadır. Araştırmamızın ana konusunu oluşturan denetim pratiklerini ele alırken mücadele ve direnme pratiklerine değinmeden geçmek konunun bütünüyle anlaşılmasına engel olacağından araştırma içerisine çalışanların direnme pratikleri de dahil edilmiştir. Denetimin olduğu yerde mücadele ve direnişin olması son derece doğaldır. Tarihsel süreç içerisinde denetim ve mücadele olguları incelendiğinde bu iki zıt kutbun birlikte geliştiği görülmektedir. Bu bağlamda değişen yönetim felsefesi ile birlikte emeğin direnme pratiklerine yaklaşımının nasıl farklılaştığı merak konusu olmuştur. Dolayısıyla denetim pratiklerinin yanı sıra direnme biçimlerinin de çalışma konusu içerisine dahi edilmesine karar verilmiştir. Nitekim araştırmamız bu kapsamda genişletilmiş; planlamaya bu doğrultuda yön verilmiştir. Bir yanda denetim pratiklerini yönetim felsefesi içerisine gizlemeyi başaran ve bu süreçte emeğin rızasını alarak hareket eden sermaye… Diğer yanda elindeki gücü rızası ile ama kısmen fark etmeksizin sermayeye bırakan ya da piyasa koşulları nedeniyle zorunda bırakılan emek… Bu doğrultuda, çalışmanın dördüncü bölümünde denetim ve direnme pratikleri, İstanbul'da faaliyet gösteren özel bankaların genel müdürlüklerinde çalışan beyaz yakalı çalışanlar ile gerçekleştirilen nitel bir araştırma ile belirlenmeye çalışılmıştır. Gerçekleştirilen mülakatlarda farklı denetim araçlarına rastlanmış; dahası söz konusu denetimlerin çalışanların rızası alınarak gerek iş saatleri içinde gerekse iş saatleri dışında ve hatta özel hayatlarına müdahale edecek biçimde uygulandığı tespit edilmiştir. Yine elde edilen verilere dayanarak söyleyebiliriz ki kişilerin çalışma koşulları üzerindeki söz hakları birer yanılsamadan ibarettir. Sermaye işin kontrol ve denetimini kısmen çalışanların üzerine devrederek aslında emeğin kendisine yönelik denetimini tamamen ele geçirmektedir. Araştırma sonuçlarından da yola çıkılarak tüm bu anlatılanlar gözbağı teorisi ile kavramsallaştırılmaktadır.

Banka çalışanlarıBankacılık sektörüBankalar+6
Siyret Ayas Şarman
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00

Related subjects