Television
261 theses under this subject heading
Gecekonduda yaşayan kadınların sigara içme davranışlarına etki eden sosyo-ekonomik faktörler
Uluslararası tütün şirketlerinin Türkiye pazarına girmesiyle yaygınlaşan sigara içme davranışı, günümüzde sağlık sorunlarının önlenebilir nedenlerinin başında yer almaktadır. Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye, tütün şirketleri için hedef konumundadır. Özellikle, barındırdığı genç nüfusuyla Türkiye önemli bir pazardır ve gelecek için umut vaat etmektedir.Tütün şirketlerinin ve reklamlarının hedefi kadınlar olduğundan, geçmiş yıllara oranla, günümüzde kadınlar daha çok sigara içmeye başlamışlardır. Bununla birlikte yaşanılan toplumsal değişimler de kadınların sigara içmelerine olanak vermektedir.Bu çalışmada, kentleşme ile birlikte yaşanan toplumsal değişimin, gecekondularda yaşayan kadınların, sigara içme davranışları üzerinde nasıl bir etki yarattığı incelenmektedir. Gecekondu ve kent bağlamında, kadınların sigara içme davranışını nasıl anlamlandırdıklarına bakılmaktadır. Gecekondudaki yaşam tarzı kırsal alandaki yaşam tarzından farklılıklar içerdiği için; bu farklılıklar uyum sağlama problemini de yaratmıştır. Kent ortamında ilişkilerin formelleşmesi, kadınların daha rahat hareket etmelerine olanak vermektedir. Kent yaşamında sosyal baskı ve kontrol azalmıştır. Bununla birlikte, kırsal yaşam kalıpları kısmen de olsa devam etmektedir. Böyle bir ortamda, sigara içme davranışı da yeni anlamlar kazanmaktadır.
Kitle iletişim araçlarında ailenin ve ataerkinin yeniden üretimi (Örnek olaylar: Zuhal Topal'la İzdivaç programı ve Geniş Aile dizisi)
ÖZETKİTLE İLETİŞİM ARAÇLARINDA AİLENİN VE ATAERKİNİN YENİDEN ÜRETİMİ (ÖRNEK OLAYLAR: ZUHAL TOPAL'LA İZDİVAÇ PROGRAMI VE GENİŞ AİLE DİZİSİ)ŞAHİN, HaticeYüksek Lisans Tezi, Sosyoloji Ana Bilim DalıTez Danışmanı: Yrd. Doç. Dr. Şehriban ŞAHİN KAYATemmuz, 2011, 123 sayfaBu tez insanlar için son derece önemli bir duygusal destek alanı olan aile kurumunun ataerkillik, popüler kültür ve kapitalizm üçgeninde nasıl tekrar üretildiği, ?aile son buluyor? tartışmaları arasında kadını ikincilleştiren ataerkilliğin kitle iletişim araçlarında nasıl temsil edildiğini ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? örnek olayları üzerinden ortaya koyma hedefindedir. Bu çalışmada ailenin ve kitle iletişim araçlarının tarihsel gelişimi ve teorik yaklaşımları üzerine basılı yayın araştırması yapılmıştır. ?Geniş Aile? ve ?Zuhal Topal'la İzdivaç? programları üzerine uygulanan gözlem, içerik analizi ve görüşme teknikleri kullanılmıştır.20. ve 21. yüzyılın insanları günlük hayatın her anında ve her alanında kitle iletişiminin ürettiği kimliklere ve imajlara maruz kalırlar. Kitle iletişim araçlarında üretilen anlamlar, üretim ve tüketim ilişkilerini içerir. Üretim ve tüketimin söz konusu olduğu her noktada güç ilişkileri devreye girer. Kitle iletişim araçlarından söz edildiği noktada popüler kültür ve tüketim toplumu ilişkisine bakılması bir zorunluluktur.Çağdaş toplumlarda herkes bir tüketicidir. Tüketim, ister insanın yiyecek, giyecek, barınma ihtiyacı olsun isterse de kültürel ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olsun kitleleri yönlendiren popüler kültürün egemenliği altındadır. Popüler kültür bir eğlence kültürü olarak kitle iletişim araçları tarafından tekrar tekrar üretilmektedir. Popüler kültürün yeniden üretimi esnasında toplumun içinde yaşayan kültür sorgulanmadan gösterime sokulur. Gösterime sokulan görüntü toplumu çağdaşlaştırmanın ötesinde sadece gelirlerini en üst seviyeye çıkarmanın peşindedir.Üreme, seks güdüsü ve duygusal bağlılıklar sonucu ortaya çıkan aile kurumu özel mülkiyet anlayışı ile birlikte ataerkil sistemin tahakkümü altına girmiştir. Kapitalizm kendinden önceki tüm kavramları, yaşam biçimlerini geleneksel olarak niteleyerek kendini farklılaştırmıştır, ancak ataerkillik konusunda bir süreklilik göstermiştir. Kitle iletişim araçları gelirlerini korumak ve artırmak için ataerkil kapitalist sisteme sıkı sıkıya bağlıdır. Kitle iletişim araçları, özellikle televizyon ataerkil aile yapısını korumak için toplumun ataerkil kültürel varlıklarını sorgulamadan ekrana taşır. Geniş Aile dizisi toplumdaki ataerkil aile imajını en iyi yansıtan örneklerden biridir.Zuhal Topal'la İzdivaç programına katılan kişiler çoğunlukla modern yaşam şartlarıyla yalnız kalan insanlar, ekonomik sıkıntı içinde olan ve bir erkeğin bakımına ihtiyaç duyan kadınlar ve kendilerine ev içindeki ihtiyaçlarını karşılayacak beceriler kazandırılmamış erkeklerdir. Geçmiş dönemlerde insanlar yaşlı anne ve babalarının bakımını üstlenmekteydi. Son dönemlerde yaşanan toplumsal ve ekonomik koşullar bunu engellemektedir. Geniş ailelerin parçalanmasıyla birlikte insanlar yaşlılıklarında yalnız kalmaktadır. Bu durumdan kurtulmak için çözümü evlilikte bulmuşlar ve en kolay yol olarak da toplum tarafından sevilen insanlarca sunulan televizyon programlarını tercih etmektedirler.Anahtar Kelimeler: Aile, Ataerkillik, Kapitalizm, Popüler Kültür, Tüketim Toplumu, Kitle İletişim Araçları.
Televizyon reklamlarının marka imajı yönünden tüketici üzerindeki rolü
Her geçen gün artan rekabet ortamında, firmaların potansiyel ve mevcut müşterilerinin zihinlerinde farklılaştırılmış kimlikleriyle, diğer bir ifadeyle markalarıyla yer almaları gerekmektedir. Bu nedenle firmalar, markaları için imaj oluşturarak veya mevcut imajlarını yenileme yolu ile tüketici gözünde kalıcı ve değerli kalmayı amaçlar.Bir markanın imajını etkileyen faktörlerin en önemlilerinden birisi de yapılan reklam çalışmalarıdır. Hedeflenen kitleyi etkilemek ve marka imajı oluşturmak için yapılan reklam kampanyalarında firmalar genellikle televizyonu tercih etmektedir.Bu çalışmada, televizyon reklamlarının, marka imajı yönünden tüketici üzerindeki rolü araştırılmıştır. Bu kapsamda çalışmanın ilk iki bölümünde, reklam, televizyon reklamı, marka, marka imajı kavramları açıklanmış, daha sonra Kütahya Porselen çatısı atında olan Kütahya Seramik için yapılan televizyon reklamlarının etkileri, bilinirlik ve marka algısı anketleri ile elde edilen veriler çerçevesinde analiz edilerek, yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Televizyon, Televizyon Reklamları, Marka, Marka İmajı
Hareketli grafik tekniği ile TV reklamı hazırlanması (Anadolu Üniversitesi ikinci üniversite reklam filmi uygulaması)
Günümüzde reklamın hayatımızdaki yeri oldukça fazladır. Reklamın nerede yayınlanacağı, reklamda verilmek istenen mesaj kadar önemlidir. Hatta reklamın yayınlanacağı mecra, reklamda verilecek mesajın ne olduğuna ve nasıl olması gerektiğine bile etki edebilir. Televizyon reklamlarında hareketli grafik uygulaması, televizyon reklamı yapım tekniklerinden önemi ve popülaritesi gün geçtikçe artan bir tekniktir. Bunda, hareketli grafik uygulaması ile yapılan reklamların prodüksiyon ve canlı çekim reklam filmlerine göre daha kısa zamanda yapılabilmesi, ağır ışık ve kamera sistemlerine gereksinimin az olması ve maliyetleri oldukça düşürebilmesinin etkisi büyüktür fakat belki de en önemli nedenlerinden biri insan zihninde anlatılmak istenen her konuyu ve mesajı, sınırlılıklar olmadan en üst düzeyde yaratıcılık ile normal hayatta görülemeyecek görsel efekt ve animasyonlarla izleyiciye sunabilmesidir.Bu çalışmada, hareketli grafik tasarımın tarihi ve gelişimi, reklamcılık sektöründeki önemi ve reklamcılık sektöründe neden tercih edildiğine değinilmiştir. Hareketli grafik tekniği ile reklam filmi yaparken hangi konulara dikkat edilmesi gerektiği örnekolay çalışması üzerinden anlatılmıştır. Bu çalışma araştırma modellerinden biri olan tarama modelinde örnek olay tarama modeliyle yapılmıştır. Örnek olay tarama modeli ile yapılan araştırmalarda genel taramalara oranla daha ayrıntılı ve gerçeğe yakın bilgiler elde edilir. Bu çalışmadaki örnekolayda hareketli grafik tekniği kullanılarak Anadolu Üniversitesi İkinci Üniversite televizyon reklamı yapılmıştır. Örnekolaydan yola çıkarak yapım aşamasındaki hareketli grafik tekniği ile reklam filmi yapma aşamaları, hangi programların kullanıldığı anlatılmış ve bu tekniği kullanmak isteyenlere kılavuz olması amaçlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Hareketli Grafik, reklam, grafik tasarım, video, televizyon reklamı, televizyon, film, animasyon.
Medya okuryazarlığı sürecinde medya, çocuk ve ebeveyn ilişkisi: Ortaokul öğrencilerinin ve ebeveynlerinin televizyon ve internet kullanımlarına ilişkin tutum ve davranışlarının incelenmesi
Kitle iletişim araçlarından televizyon ve internet, Medya Okuryazarlığı becerilerine sahip olmayan çocukları ve gençleri, fiziksel, psikososyal ve bilişsel açıdan olumsuz etkilemektedir. Olumsuz etkileri önlemek amacıyla, Medya Okuryazarlığı dersi, 2007-8 yılında tüm Türkiye?de ortaokulda seçmeli ders olarak okutulmaya başlanmış, çeşitli profesyonel toplantılar düzenlenmiş ve kararlar alınmıştır. Ancak, alanyazın tarandığında Türkiye?de öğrenci ve ebeveynlerin tutum ve davranışlarının ortaya konulabilmesi ve bu kitle iletişim araçları vasıtasıyla çocukların yaşamış olduğu olumsuz durumların tespit edilmesine yönelik olarak araştırmaların ve ölçme araçlarının yetersiz olduğu görülmektedir. Alanyazındaki bu açığın kısmen de olsa kapatılması amacıyla, araştırmacı tarafından, İnternet ve Televizyon Tutum ve Davranış Ölçeği-Öğrenci [İTTÖ-Ö] ve İnternet ve Televizyon Tutum ve Davranış Ölçeği-Ebeveyn [İTTÖ-E] ölçekleri geliştirilmiştir. Ölçeklerin kapsam geçerliği ve yapı geçerliği çalışmaları yapılmıştır. Cronbach's Alpha güvenilirlik testi sonucu, ölçeklerin her bir bölümünün güvenirliği yüksek çıkmıştır (İTTÖ-Ö 2. Bölüm için .825 ve 3. Bölüm için .886; İTTÖ-E 2. Bölüm için .868 ve 3. Bölüm için .896 bulunmuştur). Bu araştırmanın asıl uygulamasında ortaokul öğrencilerinin televizyon ve internet kullanma durumları ve sosyal yaşantılarında bu medya araçları nedeniyle karşılaştıkları olumsuz etkileri ile ebeveynlerinin televizyon ve internetle ilgili farkındalık durumları, çocukları üzerindeki denetim ve kısıtlamaları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Kütahya merkezde bulunan 1 özel ortaokul ve 11 devlet ortaokulunda 6., 7. ve 8. sınıflarına devam eden 1302 öğrenci ve bu öğrencilerin ebeveynleri oluşturmuştur (Toplam = 2604 kişi). Verilerin analizinde yüzde (%), frekans, t-Testi, ANOVA ve X2 kullanılmıştır. Bulgular göstermiştir ki, öğrencilerin büyük çoğunluğunun televizyon, bilgisayar ve internet gibi geleneksel ve yeni kitle iletişim araçlarına erişimleri üst düzeydedir. Ancak ebeveynlerin ve bu çocukların Medya Okuryazarlığı becerileri kısıtlıdır ve bu çocuklar televizyon ve internetin olumsuz etkilerine karşı risk altındadır. Araştırma bulgularına göre, öğrenciler, kontrolsüz ve denetimsiz televizyon seyretme ve internet kullanma, sosyal medyada kişisel bilgilerini herkesle paylaşma, internet bağımlılığı, ebeveynden yardım isteyememe, internetten elde edilen bilgilerin güncelliği ve doğruluğuna inanma, internette dolandırılma, haklarında dedikodu yayılması gibi önemli sorunlarla karşı karşıyadır. Ebeveynlerde ise internet ve bilgisayarda çocuklarını kontrol edebilecek düzeyde bilgiye sahip olmama, çocuklarının internet kullanımını denetleyememe, televizyon ve internetin ödül veya ceza aracı olarak yanlış kullanılması, çocuklarına kaliteli zaman ayırmama, kitle iletişim araçları yüzünden çocuklarında gördükleri sorunlar (ahlâki çöküş, düzensiz beslenme, bilinçsiz tüketim, şiddet vs) ön plana çıkan sorunlar arasındadır. Anahtar Kelimeler: Medya Okuryazarlığı, Televizyon, İnternet, Medya Eğitimi, Sosyal Bilgiler
Web tabanlı televizyon kurulumu: DpüTv örneği
Bu araştırmada; internetin yaygınlaşması ve internet bant genişliğinin artmasıyla birlikte gazete, dergi ve hatta televizyonun internet üzerinden takip edilebilmekte olduğundan yola çıkılarak Dumlupınar Üniversitesinde bir Web TV yayıncılığının yapılabileceği ortaya konulmaktadır. Teknolojinin hızlı ilerleyişi ve internetin yaygınlaşmasıyla internet üzerinden televizyon yayıncılığı ile yeni bir iletişim platformu ortaya çıkmıştır. İnternete erişebilen her birey aynı zamanda birer potansiyel televizyon izleyicisi haline dönüşmüştür. Dumlupınar Üniversitesi ile öğrenciler arasındaki iletişimi kuvvetlendirmek amacıyla böyle bir hizmeti sunabilecek Web TV uygulaması (DpüTv) çalışması yapılmıştır. Bu çalışma sırasında karşılaşılan bazı sorunlar ve bu sorunların sebepleri, DpüTv'nin donanım ve yazılım kurulumları ve kurulumların sonucunda ortaya çıkan uygulamalar ana konu olarak ele alınmıştır. Dumlupınar Üniversitesi'nde üretilen bilimsel bilgi, kültürel ve sanatsal etkinliklerden naklen ve canlı yayınlar yapılarak daha çok kitlenin yararlanmasını sağlayan yayın gerçekleştirilmiştir. Kurulan bu sistem hızlı bir şekilde temelleri atılmakta olan geleceğin televizyon teknolojisi olarak görülen İPTV 'nin de kendisidir.
3984 sayılı kanun ve Radyo-Televizyon Üst Kurulu (RTÜK)
ÖZET iletişimdeki gelişmeler içinde bulunduğumuz yüzyılın en belirgin özelliklerindendir. özellikle kitle iletişimi bu yüzyılda oldukça gelişmiş, hatta klasik kuvvetler ayrımına dördüncü kuvvet olarak dahil edenler dahi olmuştur. Kitle iletişim araçlarının araçları arasındada en etkili olanı şüphesiz radyo ve televizyondur. Radyo ve televizyon yayıncılığının başlaması 1900'lü yıllarda olmasına ramen gelişmeleri I!. Dünya Savaşı sonrasında olmuştur. Ülkemizde ise radyo 1927 yılında, televizyon 1964 yılında yayma başlamıştır, önceleri bu yayınlar devlet tarafından yapılmış, 02e) kuruluşlara yayın yapma izni verilmemiştir. 1990 yılında ise hukuken yasak olmasına ramen, uydu aracılığı ile Almanya'dan bir özel televizyon yayına başlamıştır. Ardından bunu diğerleri takip etmiştir. Bu fiili durumu hukukileştirene çalışmaları yaklaşık dört yıl sürmüştür. Bu aşamada Anayasanın 133. maddesi değiştirilmiş ve 3984 sayılı " Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve işleyişleri Hakkında Kanun" çıkarılmıştır. Biz araştırmamızda Bu sürecin yanında 3984 sayılı kanunun değerlendirilmesini yaptık. Bu değerlendirmemizde genel yayam ilkelerini, özel radyo ve televizyon kuruluşlarının kuruluş ve işleyişlerini ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun görevlerini anlattık. Ayrıca Türkiye ve Dünyadaki benzeri murumlar hakkında da bilgi verdik. Yaptığımız değerlendirmelerde Avrupa Sınırötesi Televizyon Sözleşmesi Hükümlerini baz' aldık. Son olarak Üst Kurulun teşkilatı ve personeli hakkında da kısa bilgi verdik.
Televizyon dizilerinde meslekler üzerine halk bilimsel bir inceleme
Toplumların sözlü, yazılı ve elektronik kültür ortamlarına geçişleri kültürel ürünlerin ifade çeşitliliğini de arttırmaktadır. Kitle iletişim araçlarının kullanımındaki artış özellikle televizyon ve televizyon dizilerinin tüketimini yaygınlaştırmaktadır. Televizyon, toplumsal yaşamdaki kültürel değerleri, yaşam biçimlerini ve toplumsal ilişkileri yansıtması bakımından da son derece önemli olmaktadır. Bu bakımdan meslek dizilerinde yer alan meslek folkloruna ait kültürel değerler aktarılmaya çalışılmıştır. Meslek folklorunun incelendiği çalışma, üç bölümden meydana gelmektedir. Halk biliminin çalışma alanları içerisinde kitle iletişim araçlarının önemi ve televizyon dizilerinin toplum üzerindeki etkileri değerlendirilmiş, meslek folkloru tarihi ve sınıflandırılması incelenmiştir. Profesyonel ve geleneksel meslek konulu dizilerden seçilen örneklerin incelendiği ikinci bölümde geleneksel meslek dizilerinin SOKÜM ve kültür turizmi bağlamında değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde meslek folklorunun ve meslek konulu dizilerin değerlendirmesi yapılmıştır. Konu ile ilgili yazılı, sözlü ve elektronik kaynaklardan yararlanılmıştır.
Hegemonik erkekliğin yeniden inşası: "Gelinim Mutfakta" programının söylem analizi
Hiyerarşik bir düzen olarak erkekliğin içerme/dışlama mekanizmalarını odağına alan "hegemonik erkeklik" terminolojisi, eril sistemin meşruiyet olanaklarını ve ilişki kurma biçimlerini anlama ve analiz etmede önemli tartışmaları mümkün kılmaktadır. Erkek iktidarının hiyerarşik düzeninin kavram ve kurumlarını ele alan bu tez, hegemonik erkekliğin medya söylemindeki inşasına odaklanmaktadır. Medya, ataerkil toplumsal cinsiyet temsillerinin yeniden inşasında kritik bir işleve sahiptir. TV kanallarının popüler içeriklerinden yemek pişirme programları, medyanın söz konusu işlevinin bir kesitini oluşturmaktadır. Bu bakımdan, Kanal D TV kanalında yayınlanan ve sadece kadın katılımcılardan oluşan "Gelinim Mutfakta" adlı yemek programı incelenmektedir. Eleştirel söylem analizi yöntemiyle incelenen "Gelinim Mutfakta" programının biçim ve içeriğinin analizi, yarışma formatındaki programın ataerkil cinsiyet düzenini teyit ettiğini göstermektedir. İsmi, sıfat tayin eden erkeklik ifadesi olan "Gelinim Mutfakta" programı, geleneksel kadın-mutfak ilişkisinin en iyi icracısının tespitine dayalı bir rekabet ortamında gerçekleşmektedir. Cinsiyete dayalı bir sorumluluk alanını işaret eden gelin-mutfak ilişkisinin motivasyonu, erkeğin taleplerinin karşılanması yönünde beceri geliştirmektir. Bu erkek, evli, düzenli bir işe sahip, annesi ile eşi arasında denge kurabilen, midesine düşkün baskın bir temsile sahiptir. Katılımcıların eylem ve söylemlerinin analizinden elde edilen veriler ve programın formatı, söz konusu hegemonik erkek temsilinin medya aracılığıyla geniş kitleler nezdinde onaylandığını göstermektedir. Anahtar kelimeler: Toplumsal cinsiyet, Hegemonik erkeklik, Medya söylemi, Gelinim Mutfakta, Söylem analizi
Reklamlarda yuva imgesinin yeniden üretilmesi
Bu çalışmanın amacı reklamlarda yer alan yuva imajının kurgulanışının toplumdaki egemen ideolojiyle yeniden üretilmesini araştırmak üzerine odaklanmıştır. Yuva kavramı için temel unsur olan ailenin, toplumsal bir kurum olarak ekonomik ve kültürel değişiklikler karşısında gösterdiği değişim kaçınılmazdır. Bu çalışmada tarihsel süreç içerisinde dünya genelinde ve Türkiye özelinde incelenen yuva kavramı, üyeleri, mekanı ve güvenlik gibi vazgeçilemez unsurları ile ele alınmıştır. Bu incelemede kitle iletişim araçlarının ortaya çıkması sonucu, yuva kavramında meydana gelen gelişme ve değişimler de göz önünde bulundurulmuştur. Yuva kavramı, özeline inildiğinde kavrama ait aile, aile üyeleri, mekan gibi unsurların, tüketim kültürü, tüketim toplumu, imaj, kültür emperyalizmi ve özellikle reklamlar bağlamında, egemen ideolojiye yönelik yeniden inşası analiz edilmiştir. Reklamlarda yuva imgesinin yeniden inşasının kurgulanışını ele alabilmek için literatür taraması yapılmış, çalışmanın analiz bölümünde göstergebilim tekniği kullanılmış, televizyonda kullanılan göstergeler aracılığıyla aile ve yuvanın yeniden üretilişi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yuva, Aile, Reklam, İmaj, Tüketim Kültürü, Tüketim Toplumu, Kültür Emperyalizmi
The relationship between religious programs broadcast on television and university students' religious attitudes and behaviors: A sample in Adana
The concept of religion is an old-important concept that has been studied by social scientists with many different perspectives since the beginning of social sciences, and religion is one of the most fundamental social institutions. The phenomenon of religion is considered to be constructed on three bases; faith, worship and morality. Very different elements in relation these three bases can be effective. Beside family, religion education schools, institutions, relatives, and friends groups, religious programs broadcast on television channels in recent years have played an undeniable role in religious attitudes and behaviors. The increase in the number of such programs in our country in recent years reveals the fact that people prefer watching religious programs. The basis of our study is to identify whether, or to what extent, television has effects on religion. As to the limitation of topic, more healthy and functional information has been obtained in our study by investigating the effect of religious programs broadcast on television channels on young university students. For this purpose, 440 student questionnaires were administered to the students who were enrolled in the undergraduate faculties at Çukurova University Balcalı Campus. Results of the study show that there is a statistically significant relationship between the state and frequency of watching religious programs and the religious attitudes and behaviors of university students. Findings indicate that religious programs broadcast on television change the religious attitudes and behaviors of university students and increase their religious knowledge. Key words: Religion, student, television, communication, attitude, behavior.
4-6 yaş çocukların ekran kullanımının, ebeveyn ekran kullanımı ve aile işlevleri ile ilişkisi
4-6 Yaş Çocukların Ekran Kullanımının, Ebeveyn Ekran Kullanımı ve Aile İşlevleri ile İlişkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı okul öncesi çocukların ekran kullanım alışkanlıklarının ebeveynlerin ekran kullanım alışkanlıkları ve aile işlevleri ile ilişkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipteki çalışmada, gerekli izinler alındıktan sonra Adana Sarıçam ilçesindeki tüm anaokullarına tarafımızca oluşturulan anketler dağıtıldı. Sınıf öğretmenleri aracılığıyla ebeveynlere ulaştırılan anketlerden eksiksiz doldurulanlar (n=198) analiz edildi. Aile işlevleri "Aile Değerlendirme Ölçeği" ile değerlendirildi. Ekran süreleri, tablet, televizyon, cep telefonu ve bilgisayar karşısında geçirilen süreler toplanarak hesaplandı. Bulgular: Çocukların %57,6'sının hafta içi, %76,3'ünün hafta sonu ekran kullanım sürelerinin iki saatin üzerinde olduğu saptandı. Çocuğun yaşının, annenin çalışma durumunun, anne-baba eğitiminin ve devam edilen okulun çocukların ekran sürelerini etkilediği bulundu. Ebeveynlerden %88,9'u ekran konusunda aile içi kurallarının olduğunu, %62,6'sı çocuklarının yemek yerken ekran karşısında olduğunu, %44,4'ü çocuklarının kendine ait bir ekranının olduğunu, %90,9'u aile veya çocuk hekimlerinden ekran kullanımı konusunda herhangi bir öneri almadıklarını bildirdi. Ekran konusunda aile içi kuralların olmamasının, çocukların kendilerine ait ekranlarının olmasının, hekimlerin ekran kullanımı konusunda öneride bulunmamasının çocukların ekran kullanım sürelerini arttırdığı saptandı. Çocukların ekran kullanım süreleri ile ebeveynlerin ekran kullanım süreleri arasında pozitif yönde orta derecede ilişki saptandı. Aile işlevleri ile çocukların ekran kullanım süreleri arasında ilişki bulunamadı. Sonuç: Ebeveynlerin ekran kullanım alışkanlıkları ile çocuklarının ekran kullanım süreleri arasındaki güçlü ilişki göz önüne alındığında, bu yaş grubunda birçok teması olan aile hekimlerinin bunu fırsata çevirebilecekleri ve daha aktif rol alabilecekleri düşünülmüştür. Bu doğrultuda ülkemizde birinci basamağa yönelik hazırlanmış olan rehberlere ekran kullanımı konusunda danışmanlık hizmetinin eklenmesi bu konuda farkındalığı ve uygulanabilirliği arttırabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: okul öncesi çocuk, ekran süresi, ebeveyn, aile işlevleri
Postmodern televizyonu kadınların okuma biçimleri: Müge Anlı ile Tatlı Sert programı üzerine bir alımlama çalışması (Diyarbakır örneği)
Postmodernizmin kavram olarak ilk kullanımı sanat, mimari ve edebiyat alanında modernlikten sonraki dönemi tarif etmek için olmuştur. 1960'lı yıllardan itibaren sosyo-politik ve ekonomik alanda yaşanan bazı dönüşümler bu dönüşümleri açıklama-anlama noktasında postmodern kavramın epistemolojik bir çerçevede yeniden kullanılmasını da zorunlu kılmıştır. Günümüzde hala oldukça tartışmalı bir kavramsallaştırma olan postmodernlik/postmodernizm, bazı düşünürler tarafından modernlikten tam bir kopuşu işaret ederken, bazıları ise onu modernliğin yeni bir biçimi/uzantısı şeklinde tanımlamayı tercih etmişlerdir. Bu kültürel alan içinde postmodern çağ bir yandan farklılıkların ve yerelliğin görünümünü artırırken bir yandan da tüm kitle iletişim araçlarını, özellikle de televizyonu dönüştürmüş ve dönüştürmeye de devam etmektedir. Bu dönüşüm Fransız televizyon kuramcısı François Jost (2002)'un tanımladığı gibi yeni bir anlatı evreninin kurgulanmasıyla, bunu yaparken de başta izleyicinin bu kurgu içinde yeniden tarif edilmesiyle kendisini gösterir. Baudrillard'ın da hipergerçeklik olarak tanımladığı bu anlatıda, Ignaciot Ramonet'nin Post-TV olarak tanımladığı günümüz televizyonu bir yandan gerçeği en saf haliyle gösterdiğini iddia ederken bir yandan da, hem kendini hem de izleyicisini yeniden bir anlatı olarak inşa eder. Bu yakınsamanın oluşturduğu "format yayıncılığı" düzeni içinde söz konusu yakınsamayı en iyi temsil eden yapımlar olarak "Reality-Show"lar karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, postmodern televizyonun başat formatlarından olan ve Türkiye'deki televizyon yayıncılığında da önemli yer tutan reality şov programlarının kadın izleyiciler tarafından nasıl alımlandığını inceleyerek söz konusu formatların izleyicisiyle anlatı evrenleri çerçevesinde nasıl bir ilişki kurduğunu anlamayı amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışmadan 'Müge Anlı İle Tatlı Sert' programının Kasım 2017- Ocak 2018 dönemindeki yayınları programın sadık izleyicileri arasından seçilen on beş kadın izleyiciyle birlikte izlenerek onların programı okuma biçimleri derinlemesine görüşme ve odak grup çalışması yöntemleriyle anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu anlamda çalışmanın yeniden düzenlenen medya, özellikle televizyon yayıncılığı içinde gelenekselden yeniye doğru uzanan dönüşümü, kadın izleyicilerin bakış açısıyla tartışmaya açmak gibi özgün bir yaklaşım içinde olacağı da iddia edilebilir.
Gelenekselden internete televizyon yayıncılığında dönüşüm: Türkiye örneği
Günümüz şartlarında teknolojinin çok hızlı ilerlediği göz önünde bulundurulduğunda, bu hızlı ilerlemenin iletişim şekillerini de etkilemesi kaçınılmazdır. İletişimin her alanını etkileyen teknolojiyi, özellikle kitle iletişim araçlarındaki varlığını hissettirmektedir. Kitle iletişim araçlarından biri olan televizyon, teknolojinin ilerlemesi ve internet alt yapısının ortaya çıkmasıyla beraber dijital ortamda yerini almıştır. Geleneksel televizyon yayıncılığı ücretsiz olmasına rağmen, dijital televizyon sağladığı olanaklarla beraber cazibe merkezi haline gelmektedir. Geleneksel televizyon yayınlarını bedava ama reklam kuşakları ya da hızlı üretim içerikleriyle tüketmektense insanlar, daha fazla özgürlük alanı sunan ama ücretli olmasına rağmen dijital yayınlara yönelmeye başlamıştır. Bu yönelimin başta ekonomik boyutları olmak üzere sebepleri ortaya koyulmuştur. Dijitalleşen televizyon yayıncılığının günümüz medyasında nasıl konumlandığı ve toplumsal olarak nasıl algılandığını belirlenmesi gerek içerik üretimi gerekse tüketimi noktasında önemlidir. Bu yayın tercihlerinin nasıl şekillendiği ve dönüşen bu yayıncılık anlayışı irdelenmiştir. Bu irdeleme sonucunda televizyon yayıncılığında dijital de ya da gelenekselde rastlanan dezavantajlar ve sınırlılıklar belirlenmiş ve bunlar için bir çözüm yolu üretilmesinin önü açılmıştır. Tez için yapılan literatür taramaları ve yararlanılan kuramcıların bakış açıları haricinde bu konu üzerinde çalışmış akademisyenlerin ve konu edilen şirketlerde üst düzey karar alma mercilerinde görev alan çalışanların bilgilerine baş vurmak adına derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiş ve çeşitli istatiksel verilerden faydalanılmıştır. Bu çalışmanın ilk bölümünde iletişimin tarihinden söz ederek televizyonunun geçtiği evreler resmedilmiştir. İkinci bölüme gelindiğinde ise dijitale olan dönüşümü tanımlamak için başta Marx olmak üzere Weber, McLuhan ve Innis gibi kuramcılardan faydalanılmıştır. Üçüncü bölümde ise dijital televizyonu anlamlandırabilmek için çeşitli olanaklarından ve alt yapı özelliklerinden bahsedilmiştir. Son bölüme gelindiğinde ise asıl konu olan Netflix, Blu TV ve Puhu TV kanallarının internet üzerinden yaptığı yayıncılık anlayışı irdelenmiş ve insanların neden daha fazla dijital yayınları tercih ettiği ortaya konulmuştur. Dijital televizyonculuğun daha fazla ön plana çıkması ve daha tercih edilebilir bir hale geliyor olmasının başlıca sebepleri sağladığı özgürlük alanı birey içeriği istediği koşullarda tüketebilmektedir. Ayrıca zamandan tasarruf etmeyi de sağlayan bu platformlar zengin arşivleri ve kaliteli yapımlarıyla geleneksek televizyonculuk anlayışından dolayı daha fazla tercih edilebilir bir noktadadır.
Dijital kültürün dezavantajlı kadınlar üzerindeki etkisi: Gaziantep örneği
Bu araştırmanın amacı dezavantajlı bölgede yaşayan kadınların dijital kültürle olan ilişkileri ve bu ilişkinin yarattığı değişimin sosyal hayatlarında nasıl bir etkiye yol açtığının ayrıntılı olarak incelenmesidir. Nitel araştırma deseni ile yürütülen araştırmanın çalışma grubunu Gaziantep'in Şehitkamil ilçesine bağlı Karşıyaka Mahallesinde ikamet eden dezavantajlı 16 kadın oluşturmaktadır. Çalışmanın örneklemini belirlemede kolay ulaşılabilir durum örnekleme yönteminden faydalanılmıştır. Araştırma verileri, dezavantajlı kadınlar ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler sonucunda toplanmıştır. Görüşme formu ile toplanan veriler içerik ve betimsel analiz teknikleri ile çözümlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların çoğunun televizyon izlemeye günde üç-dört saat zaman ayırdıkları tespit edilmiştir. Yine araştırmada, 'dizi film' ve 'kuşak programlarının' en çok izlenen program türleri olduğu anlaşılmıştır. Televizyon izleme nedenleri arasında ise, eğlenme, zaman doldurma ve dizilerdeki yaşam biçimlerini görme gelmektedir. Ayrıca, araştırmada, dezavantajlı bölgelerde yaşayan kadınların (katılımcılar) çoğunun internette günlük 2-3 saatten fazla zaman geçirdiklerini tespit edilmiştir. İnternette, örneğin sosyal medyada ya da diğer adıyla dijital ortamda geçirdikleri zaman için katılımcılar duygusal rahatlık, iletişim, zaman değerlendirme, gündemi takip etme gibi olumlu nedenler ortaya koymuşlardır. Bu kapsamda, katılımcılar, ayrıca dijital ortamların olumsuz yanları olarak, boşa zaman geçirme, kötü alışkanlıklara özendirme, aile içi ilişkilere zarar vermesi ve değerlerimize ters düşme gibi kavramlar üzerinde durarak değerlendirme yapmışlardır.
Yerli televizyon dramalarında annelik rollerinin yeniden üretimi: Kadın" dizisi örneği
Melodram türü, uzun yıllar sinemada izleyiciyi etkileyen filmlere kaynak oluşturmuştur. Kitleleri yıllar boyu, eğitici ve eğlendirici kimliğiyle meşgul eden sinema, zaman içerisinde etkisini kaybederek yerini televizyona bırakmıştır. Sinemadan aldığı mirasla, melodram türünün devamlılığını yerli dramalar aracılığıyla sağlayan ve kitle iletişim araçlarının tümü gibi hâkim ataerkil ideolojinin korunarak pekiştirilmesine yardımcı olan televizyonun da ataerkil ideolojinin zorunlu kıldığı, toplumsal cinsiyet rollerinin yeniden tesis edilmesini desteklediği görülmüştür. Günümüz televizyon dünyasında yerli dramalar kadınlara, annelik rolleri ile ilgili bilindik göstergeler sunmaya devam etmektedir. Çalışma kapsamında, yerli dramalarda annelik rolleri "Kadın" dizisi özelinde, söylem analizi yapılarak araştırılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Melodram, Türk Sineması, Toplumsal Cinsiyet, Ataerkillik, Yerli Dramalar, Kadın, Annelik Rolleri
Cinsel çekicilik unsuru içeren reklamlar: Göçmen kadın TV izleyicilerine yönelik tutum değerlendirmesi
Günümüz teknoloji toplumunun en önemli unsurlarından biri şüphesiz reklamlardır. Tüketiciler gün içerisinde yüzlerce defa reklamlara maruz kalmaktadırlar ve hangi reklamların daha iyi algılanacağı ve hatırlanacağı o reklamın başarısını doğrudan etkilemektedir. Nasıl ki reklam verenler kendi ürünlerini satmak için rekabet ediyorlarsa, reklamlar da daha etkin olabilmek için kendi içlerinde rekabet etmektedirler. Cinsellik, reklam etkinliğini arttırmak amacı ile sıklıkla kullanılan bir tekniktir. Bu tekniğin en sık kullanılan şekli ise kadın bedeninin cinsel çekicilik unsuru olarak sergilenmesidir. İnsan doğası gereği cinsellik odaklı bir varlıktır fakat toplumsal kurallar cinselliğin bastırılmasına yol açmaktadır. Her ne kadar bastırılmaya çalışılsa da cinsellik daima dikkat çekici olmaktadır. Bunun farkında olan reklamcılar ise cinselliği reklamlarında kullanmaktadırlar. Kadın bedeninin cinsel çekicilik unsuru olarak sergilenmesi, birçok tartışma sebep olmuş olmasına karşın halen sıklıkla kullanılmaktadır. Bu da göstermektedir ki her ne kadar aksi görüşler olsa da cinsellik reklam etkinliğini arttırmaktadır. Bu çalışmada da ülkemizde Gaziantep ilinde ikamet eden Suriyeli göçmen kadın televizyon izleyicilerinin cinsel içerikli reklamlara, bu reklamlarda sunulan markalara ve reklamlarda rol alan kişilere karşı tutumları incelenmiştir. Çalışma sonucunda, literatürde sunulan diğer çalışmaların paralelinde olarak, kadın mültecilerin cinsel içerikli reklamlara olumsuz tutumlarının olduğu fakat sunulan markaya karşı tutumlarının genellikle nötr (yansız) olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların cinsel çekicilik içermeyen reklam izleyenlerin tutumlarının cinsel çekicilik içeren reklamları izleyenlere göre, daha olumlu tutumlara neden olduğu saptanmıştır. Çalışmanın ilgili literatür bağlamında ele alınışı ve örneklem evreni açısından özgün olması nedeniyle, araştırmacılara rehberlik edeceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Reklam, tüketici davranışları, cinsel çekicilik, göçmenler, göçmen kadın TV izleyicileri
Sabah programlarında kadın ve sağlık
Günümüzde gerek ülkemizde, gerekse dünyada medyada kadının kullanımı ve temsili ile ilgili problemler tartışılan bir konudur. Kadınların televizyonda konumlandırılma biçimi; kültürel, toplumsal ve siyasal olarak, herhangi bir güç ve statü kazandırmaktan çok uzaktır. Bunun yanında medyada kadına hem tüketici olarak hem de tüketimde kullanılan bir nesne olarak çok fazla yer verildiği kabul edilmektedir. Bu bağlamda, günümüz toplumunda medyanın önemli bir güç olduğu düşüncesinden hareketle çalışma da, sağlık otoritesinin ve TV programlarının bir düzenleme ve disiplin aracı olarak kadın bedeni üzerinden nasıl işlediğini anlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışmada kadın bedeni üzerinden yürütülen politikalarla kapital sistemin, eril tahakküm ve tıp biliminin televizyon programları üzerinden toplumsal cinsiyet eşitsizliğine katkısı, kadın bedeninin kozmetikten, tıbbileşmeye farklı biçimlerde kadına müdahalesi, sınırlandırılması ve konumlandırılış biçimleri irdelenmiştir. Televizyonda yayınlanan sabah programlarında işlenen kadın ve sağlık konuları üzerine nicel araştırma yöntemlerinden söylem analizi yapıldı. Araştırmadaki programlar Türkiye kanallarında sabah, kadın programları başlığı ile yayınlanan programlardan özellikle izleyici kitlesi fazla olan ve ulusal yayın kanallarında yer alanlar tercih edilmiştir. Seçilen programlar, kadın ve sağlığı bir araya getiren içerikte ve gündüz kuşağı saatinde yayınlanan programlar ile sınırlandırılmıştır. Diğer taraftan programların uzman doktor konuk içerikli olmasına dikkat edilmiştir. Türkiye'de yayın yapan gündüz kuşağı programlarından Doktor Geldi, İşimiz Estetik, Zahide Yetiş'le ve Kendine İyi Bak programlarının bazı bölümleri bir nitel araştırma yöntemi olan söylem analizi yöntemi ile çözümlenmiştir. Analizler sonucunda televizyonda sabah kuşağında yayın yapan programlarda içerikleri, tıp bilimi ve profesyonelleri aracılığı ile modern kadını geleneksel yapıdan uzaklaşmadan toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiği nitelikte olduğu görüldü. Kadınların özgürleşmesin de kendi eksenin de dönen tuzaklar konusunda bilinçlenmesinin önemli bir yer arz etmekle birlikte bu konularda yapılacak akademik çalışmaların artmasının da katkısı olacağı aşikardır. Kadınların her alanda olduğu gibi medya alanında da gerek nitelik gerek nicelik olarak daha da güçlenmeleri gerektiği konusuna değinilmiştir
Yerel televizyonlarda haber üretiminin habitusunu anlamak: Şanlıurfa örneği
Araştırmada Şanlıurfa'da yayın yapan televizyon kanallarında çalışan gazetecilerin haberleri üretirken nelerden etkilendikleri ve haberi üretirken kendi kültürel sermayelerini ne kadar yoğun bir şekilde kullandıkları üzerinde bir değerlendirme yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Şanlıurfa ilinde yayın yapan televizyon kanallarında çalışan haber merkezi müdürü, editör, muhabir ve kameramanları kapsamaktadır. Bu araştırmayı yaparken ilk önce Şanlıurfa'da yayın yapan yerel televizyon kanalları hakkında bilgiler toplandı. Bu bilgileri toplarken Türkiye'nin ilk yerel televizyon kanalı Şanlıurfa'dan olduğunu bilerek bu doğrultuda tezimizin daha kapsamlı ve önemli olduğunun bilinciyle her kanalın ana haber bültenleri belirli aralıklar ile yaklaşık iki ay boyunca izlenerek televizyon kanallarının ön planda neleri tuttuğu ve bu anlamda kanal hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Örneklemi; Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve gözleme dayanarak Şanlıurfa'da yayın yapan televizyon kanallarında çalışan haber merkezi müdürü, editör, muhabir ve kameramanlardan oluşan toplamda 15 kişi ile oluşmuştur. Araştırmada gazetecilerle birebir görüşülerek gazetecilik mesleğine dair sorular sorulmuş ve ses kaydı ile kayıt altına alınmıştır. Yapılan görüşmeler araştırma da konumuz ile ilişkilendirilerek analiz bölümünde yer almıştır. Araştırma sonucunda; 1. Haber üretiminde görev alan haber merkezi müdürü, editör, muhabir ve kameramanların haberleri üretirken kendi yaşanmış hikayelerinden yola çıkarak haber ürettikleri ve yaşadıkları kente zarar vermeyecek haber içerikleri oluşturmak istedikleri gözlemlenmiştir. 2. Şanlıurfa ilinde yayın yapan televizyon kanallarında çalışan kişilerin çoğunlukla bu mesleğe birilerinin vesilesiyle başladıkları gözlemlenmiştir. 3. Araştırmaya katılan gazetecilerin çoğunun, kentin tanıtıma katkı sağlayıcı haberler üretmek istedikleri ve bu haberleri ön planda tuttukları, ayrıca gazetecilik mesleğinin yerelde yaşadıkları sorunlardan ve mesleği gazeteci olmayan kişilerin internet sitesi yada sosyal medya hesaplarından gazeteci gibi davranması gazetecilik mesleğinin bazı vatandaşlar tarafından itibarsızlaştığının etkileri olduğu gözlemlenmiştir. 4. Araştırmaya katılan gazetecilerin yöresel özelliklere karşı iyi bir tutum içerisinde oldukları, bunun haber içeriklerinde ve yapılan görüşmelerde sorulan sorulara verilen cevaplara yansıdığı gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yerel Televizyon Kanalları, Gazeteciler, Habitus, Sermaye, Kültür, Haber, Şanlıurfa.
Türk televizyonlarında yayınlanan çizgi filmlerin ilköğretim çağı çocuklarının toplumsallaşma sürecine etkilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada, Türk televizyonlarında yayınlanan çizgi filmlerin ilköğretim (4., 5. ve 6. sınıf öğrencileri) öğrencilerinin toplumsallaşma süreci üzerine etkilerinin analiz edilmesi amaçlanmıştır. Tez çalışması için betimleyici ve tanımlayıcı araştırma yöntemlerinden ?tarama modeli? uygulanmıştır. Geliştirilen ölçek ile derlenen verilerin değerlendirildiği araştırmada örneklem ?Küme Örneklemesi? yönteminin ?Basit Seçkisiz Örnekleme? türüyle belirlenmiştir.Ölçek uygulama çalışması, Ankara'daki 9 merkez ilçedeki ilköğretim okulları arasından rastlantısal olarak seçilen 18 okulda yapılmıştır. Ölçek geliştirmesinde; Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) kapsamında 572 kişi ile; Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kapsamında 350 kişi ile uygulama gerçekleştirilmiştir.Araştırma çerçevesinde veri elde etmek için ölçek 150 öğrenciye uygulanmıştır. Değişkenlerin nitelikleri değerlendirilerek t-testi, varyans analizi (anova), Kruskal Wallis H Testi ve Mann-Whitney U Testi yapılmıştır.Araştırmada, Televizyonda canlandırma film izleme saatleri arasında toplumsallaşma ölçek puanı açısından anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Araştırmaya katılan çocukların sınıf düzeyleri arasında toplumsallaşma ölçeği puanı açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Araştırmaya katılan çocukların ivailelerinin gelir grupları arasında toplumsallaşma ölçeği puanı açısından anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Canlandırma filmlerin teknik özelliklerine ilişkin yürütülen çalışmada örneklemdeki 136 öğrenciye açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Verilerin yorumlanmasında frekans (f) ve yüzde (%), değerleri hesaplanmıştır. Uygulama sonucunda ilköğretim öğrencilerinin izledikleri çizgi filmleri seçimlerinde yapımların grafik tasarıma ilişkin özelliklerinin etkili olduğu görülmüştür.Tez çalışmasında TV'de yayınlanan canlandırmaların yapımların ilköğretim öğrencilerinin toplumsallaşma sürecine kısmi etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Canlandırma, çizgi film, kitle iletişim, televizyon, toplumsallaşma, grafik eğitimi
Bütünleşik pazarlama iletişimi aracı olarak ürün yerleştirme ve televizyon programları üzerine bir araştırma
Günümüzde yoğun olarak yaşanan rekabet, tüketici eğilimlerindeki değişimler ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler nedeniyle firmalar ürün ve hizmetlerini daha etkili ve verimli bir şekilde pazarlamak için yeni yollar aramaya başlamışlardır. Geleneksel reklam anlayışının tüketiciler üzerinde etkisini yitirmesi üzerine pazarlama uygulayıcıları, mesajlarını tüketicileriyle buluşturacak alternatif mecralar arayışına girmişlerdir. Tezin konusunu oluşturan ürün yerleştirme kavramı da bu yeni mecralardan biridir. Ürünlerin sinema filmleri, televizyon programları, müzik klipleri, kitaplar ve bilgisayar oyunlarına yerleştirilmesi anlamına gelen ürün yerleştirme tüketiciye ulaşmanın yeni ve yaratıcı yolu olarak karşımıza çıkmaktadır.Tez kapsamında, televizyon programlarında ürün yerleştirmeye ilişkin genel tutumlar, farklı ürün kategorilerinin televizyon programlarına yerleştirilmesinin kabul edilebilirliği Ankara'daki üç üniversitenin öğrencilerinden oluşan bir örneklem üzerinde araştırılmaya çalışılmıştır.Anahtar Sözcükler:1.Ürün Yerleştirme,2.Pazarlama3.İletişimi4.TV Programları
Türkiye'de haber değerinin değişimi ve tabloidleşme (TV ana haber bültenleri üzerine bir inceleme)
Medya ve özellikle de televizyon insanların dünya görüşünü şekillendirebilmekte, düşünce ve davranış biçimlerine yön verebilmektedir. Bir zamanlar gazetenin egemenliğinde olan haber iletimi artık ağırlıklı olarak televizyon üzerinden gerçekleşmektedir. Türkiye'de özellikle televizyon yayıncılığında tabloidleşme son yıllarda artışa geçmiştir. Bu çalışmada, tabloidleşmenin, Türkiye'de televizyon haberciliğindeki haber değeri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışmada haber değerindeki yozlaşmayı ve tabloidleşmeyi saptamak, nasıl gerçekleştiğini seçilen örnekler üzerinden somutlaştırmak amaçlanmıştır. Ayrıca özel kanallarla kamu yayıncılığı arasında anlamlı bir farklılık olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmada araştırma birimi olarak ulusal yayın yapan üç televizyon kanalı (TRT 1, FOX TV ve Show TV) seçilmiş ve bu kanalların ana haber bültenleri üzerinden niteliksel bir içerik analizi yapılmıştır.
Toplumsal cinsiyetin inşasında çizgi filmlerin rolü: Pepee örneği üzerine sosyolojik bir analiz
İçinde yaşadığımız toplumda teknoloji her geçen gün ilerlemekte ve aynı zamanda gelişen teknoloji insanların hayatında derin izler bırakmaktadır. Özellikle çocuklar üzerinde etkili olan çizgi filmler çocukların her şeyi buradan öğrenir hale gelmesine neden olmuştur. Toplumun kültüründe egemen olan toplumsal cinsiyet kalıp yargıları çizgi filmler aracılığıyla yeniden inşa edilmekte ve böylelikle bu kalıp yargılar zamanla daha fazla güç kazanmaktadır. Toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını çocuklar tarafından sık izlenen çizgi filmlerde de görmek mümkündür. Buradan hareketle çalışmada çizgi filmlerde toplumsal cinsiyetin nasıl inşa edildiği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Çocuklar gün boyunca zamanlarını televizyon karşısında geçirdikleri için, çocuklara yönelik olarak hazırlanan programların topluma ilettiği mesajlarda toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını sürdürdüğü bilinmektedir. Yapılan bu çalışmada toplumsal cinsiyet rolleri TRT Çocuk kanalında uzun yıllar yer alan çizgi filmlerden Pepee adlı çizgi film üzerinden incelenmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ile ilgili temel kavramlar açıklanmıştır. İkinci bölümünde araştırmanın metodolojisine yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde toplumsal cinsiyetin kavramsal ve kuramsal çerçevesi ele alınarak bu konu ile yapılan araştırmalar incelenmiştir. Dördüncü bölümde, Pepee çizgi filminin toplumsal cinsiyet kalıp yargıları açısından analizi yapılmıştır. Beşinci bölümde ise araştırma sonucu ulaşılan bulgular hakkında genel değerlendirme yapılmıştır. Bu çalışma niteliksel içerik analizi kullanılarak yapılmıştır. Çalışmada Pepe çizgi filminin 30 bölümü toplumsal cinsiyet kalıp yargıları açısından incelenerek, çizgi filmin her bölümü izleme formu eşliğinde izlenerek bulgulara ulaşılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda çizgi filmde geçmişten gelen toplumun kültürel özelliklerini ve geleneksel toplumsal cinsiyet kalıp yargılarını pekiştirdiği görülmektedir. Aynı zamanda popüler kültürün etkisiyle içinde yaşanılan topluma uyum sağlayarak toplumsal normlarla çatışmayan değerlere de yer verildiği saptanmıştır.
Aile yapısının, aile tutumlarının ve televizyonun 2 - 4 yaş arası çocukların dil gelişimine etkisinin incelenmesi (Muş ili örneği)
Araştırmanın temel amacını aile yapısının, aile tutumlarının ve televizyonun 2- 4 yaş arasındaki çocukların dil gelişimine etkisinin incelenmesi oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çalışma grubu, 2-4 yaş aralığında çocuğu olan 131 anne ve baba ile çocuklarından seçilmiştir. Araştırmada nicel verileri toplama aracı olarak Aile Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), Denver II Gelişimsel Tarama Testi, Peabody Resim Kelime Testi, TV İzlem Formu kullanılmıştır. Ele alınan amaçlar doğrultusunda SPSS 21 paket programı kullanılarak betimleyici istatistikler yapılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeline başvurulmuştur. Araştırmada Fisher sonuçlarına göre, gelir düzeyine göre alıcı dil düzeylerinin değiştiği görülmektedir (x2= 17.172, p < 0,05). 2-4 yaş arası çocukların sosyoekonomik düzeylerine göre Denver puanları farklılaşmıştır (x2=14,828, p= 0,019). Ailelerin gelir düzeyleri ile çocukların dil gelişimi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu çalışmada ebeveyn tutumlarına yönelik bulgulara bakıldığında ülkemizde bu yönde yapılmış diğer çalışmalarla bir uyum söz konusudur. Peabody Resim Kelime Testi ortalama puanları açısından değerlendirildiğinde özellikle çekirdek ailelerde çocukların alıcı dil becerilerinin daha yüksek oranda (ileri düzey) (%37) temsil edildiği anlaşılmaktadır. Denver testi ortalama puanları açısından değerlendirildiğinde özellikle çekirdek ailelerde çocukların genel dil becerilerinin daha yüksek bir oranda (%49) temsil edildiği sonucuna ulaşılmıştır. 2-4 yaş arası çocukların anne eğitim durumuna göre dil gelişimleri, alıcı dil (Peabody Resim Kelime Testi) açısından (X2= 13.584, p < 0,05) anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır. Anne eğitim düzeyinin alıcı dil üzerinde etkili olmasına karşılık genel dil gelişim düzeyinde etkili olmaması araştırmanın bir diğer önemli bulgusudur. 2-4 yaş arası çocukların baba eğitim durumuna göre dil gelişimleri, alıcı dil (Peabody Resim Kelime Testi) açısından (x2=12,34; p>0,05) anlamlı derecede farklılaşmaktadır. Bir başka ifade ile babanın eğitimi durumu ile çocukların alıcı dil nitelikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmada sosyoekonomik düzeyin, annenin ve babanın eğitim durumunun dil gelişimine etkisi olduğu anlaşılmıştır. Aile tiplerinden geniş aile türündeki anne ve babanın eğitim durumu ile bu ailelerin ekonomik düzeylerinin düşük olması dolayısıyla çocuklarının dil düzeylerinin daha düşük olduğu düşünülmektedir. Bu sonuçlar doğrultusunda örneklem grubu genişletilerek araştırmanın tekrarlanabileceği, farklı yaş grubundaki çocuklar ve aileleri ile farklı yerleşim bölgelerinde yeniden yapılabileceği önerilebilir. Kardeş sayısı ve TV'de izlenen program türlerinin dil gelişimine etkisini belirlemek amacıyla araştırma genişletilebilir. Ayrıca örneklem grubunu kırsal ve kentsel yerleşim merkezinde yaşayan çocukların oluşturduğu bir çalışmanın yapılması da düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Aile yapısı, aile tutumu, televizyon, dil gelişimi, çocuk.