Terapi
61 theses under this subject heading
Sistemik lupus eritematoz tanılı hastalarda bilişsel egzersiz terapi yaklaşımı ölçeği'nin geçerliği, güvenirliği ve duyarlılığının belirlenmesi
Bu çalışma Sistemik Lupus Eritematoz (SLE) tanılı bireylerde Bilişsel Egzersiz Terapi Yaklaşımı (BETY) Değerlendirme Ölçeği'nin geçerlik, güvenirlik ve duyarlılığını incelemek amacıyla planlandı. Çalışmaya dâhil edilen 150 SLE tanılı bireye BETY Ölçeği'nin geçerlik çalışmasında bireyleri değerlendirmek için Lupus Yaşam Kalitesi Ölçeği (Lupus Quality of Life- LupusQoL), Sağlık Değerlendirme Anketi (Health Assessment Questionnaire- HAQ), Hastane Anksiyete ve Depresyon Skalası (Hospital Anxiety and Depression Scale- HADS) ve Kısa Form-36 (Short Form 36- SF-36) kullanıldı. BETY Ölçeği'nin diğer ölçekler ile arasındaki korelasyon Spearman's kolerasyon analizi ile incelendi ve r= -0,522 ve 0,735 arasında bulundu (p<0,001). Güvenirlik için test-tekrar test yöntemi ve sınıf içi güvenirlik (Intraclass Correlation Coefficient-ICC) katsayısına bakıldı. Bir hafta aradan sonra 30 bireyin BETY ölçeğine verdikleri yanıtların korelasyonu (r=0,989, p<0,001) ve ICC katsayısı (0,985, p<0,001) oldukça yüksekti. İç tutarlılık için Cronbach's Alpha katsayısına bakıldı ve 0,952 ile ölçeğin iç tutarlılığının da mükemmel olduğu bulundu. Ölçeğin duyarlılığı değerlendirmek amacıyla 3 ay sonra 30 SLE'li hastada BETY ölçeğinin tüm ölçeklerle zamana bağlı değişim korelasyonu incelendiğinde SLE'ye spesifik bir yaşam kalitesi ölçeği olan LupusQoL planlama (rho=-0,529 p=0,003), yakın İlişki (rho=-0,421 p=0,02), vücut imajı parametreleri (r=-0,443 p=0,014) arasında orta düzeyde ilişki bulunurken, diğer parametreleri arasında zayıf ilişki bulundu. Diğer ölçeklerle benzer şekilde orta veya zayıf düzeyde ilişki bulundu. Çalışmamızın sonucunda BETY ölçeğinin SLE'li bireylerde geçerli, güvenilir ve duyarlı olduğu sonucuna varıldı. BETY Ölçeği SLE'li bireylerde değerlendirme ve tedaviyi takip aracı olarak tercih edilebilir.
Özel eğitim öğretmenlerinin özel gereksinimli çocukların eğitiminde müzik terapinin kullanılması hakkındaki bilgi ve görüşleri
Bu tez çalışmasında özel eğitim öğretmenlerinin özel gereksinimli çocukların eğitiminde müzik terapinin kullanımına ilişkin bilgi ve görüşleri araştırılmıştır. Özel eğitim öğretmenlerinin müzik terapi hakkındaki bilgi ve görüşleri, nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen tekniği kullanılarak incelenmiştir. Araştırmanın verileri derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. 2021-2022 eğitim öğretim yılında Mersin ili merkez ilçeleri olan Akdeniz, Mezitli, Toroslar ve Yenişehir ilçelerinde bulunan özel eğitim okullarında görev yapmakta olan özel eğitim öğretmenlerinden gönüllülük esasıyla katılım sağlayan (n=31) öğretmenler ile yürütülen bu çalışmada elde edilen veriler 3 ana ve 16 alt tema şeklinde gruplandırılmıştır. Araştırmanın ana temalar "Özel eğitim öğretmenlerinin müzik kavramı ile müzik terapi hakkındaki bilgi ve görüşleri nelerdir?" "Özel eğitim öğretmenlerinin müziğin ve müzik terapinin özel gereksinimli öğrenciler üzerindeki etkileri hakkındaki görüşleri nelerdir?" "Özel eğitim öğretmenlerinin müzik kavramı ile müzik terapi hakkındaki deneyim ve motivasyon durumları nasıldır?" sorularına verilen cevaplar ile oluşmuştur. Yapılan derinlemesine görüşmelerde özel eğitim öğretmenlerinin müzik terapi hakkında istendik düzeyde bilgiye sahip olmadıkları sonucuna varılmıştır. Buna karşın özel gereksinimli çocukların eğitiminde müziğin ve müzik terapinin kullanılmasının eğitimi olumlu yönde etkileyeceğini destekleyen nitelikte görüşler de belirtmişlerdir. Araştırma sonucunda özel eğitim öğretmenlerine müzik ve müzik terapi konularında hizmet içi eğitimler planlanması önerilmiştir.
Türkiye'de çalışan dil ve konuşma terapistlerinin hızlı-bozuk konuşma ve terapisine yönelik algılarının değerlendirilmesi
Bu çalışmada Türkiye'de çalışan dil ve konuşma terapistlerinin hızlı-bozuk konuşma ve terapisine dair tutum, davranış ve bu akıcılık bozukluğu hakkındaki fikirleri değerlendirilmiştir. Araştırma modeli gruplar arası karşılaştırmaya dayalı betimsel yöntemdir. Çalışmaya Türkiye'deki dil ve konuşma terapistleri derneğine kayıtlı olan 82 uzman katılmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama aracı, Rustin Cluttering Survey (RCS) ve The Clinician Attitudes Towards Stuttering Inventory (CATS) esas alınarak oluşturulan 61 maddelik bir ankettir. Toplanan veriler, betimsel olarak yorumlanmış ve belirli gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçları incelendiğinde, Türkiye'de çalışan uzmanların, dil ve konuşma terapistliği eğitimi sırasında aldıkları HBK eğitimini yetersiz buldukları gözlenmiştir. Eğitimleri sırasında HBK vakası tecrübesi bulunan grup ile bulunmayan grubun, iş yaşamlarında bu bozuklukla çalışmayı tercih etme durumları ve kendilerini bu bozukluk alanında çalışmak için yeterli ya da yetersiz bulmaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmiştir. Bu bulgular ışığında eğitim sırasında edinilen vaka tecrübesinin çalışma hayatı üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. İş yaşamlarında HBK vakaları ile çalışan grup ile çalışmayan grubun 'mesleki eğitim, terapi etkililiği, HBK bireylerin kişilik/özellikleri, terapi/yöntem, HBK ve diğer bozukluklar, HBK bireylerin ebeveynleri, HBK nedenleri, terapi' kategorileri altındaki maddelere verdikleri yanıtlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar bulunmaktadır. Bu bulgular ışığında çalışma hayatında edinilen vaka tecrübesinin, uzmanların HBK hakkındaki görüş ve fikirlerini etkilediği düşünülmektedir.
Sınav kaygısı için bilişsel davranışçı terapi temelli sanal gerçeklik destek programının geliştirilmesi ve etkinliğinin test edilmesi
Sanal gerçeklik günümüzde özgül fobiler, obsesif-kompulsif bozukluk, sosyal anksiyete bozukluğu ve hatta psikoz gibi pek çok ruh sağlığı probleminin tedavisinde kullanılabilen bir teknolojidir. Sanal gerçeklikle uygulanan tedavilerin çoğunluğunda, sanal gerçeklik, klinisyenlerin kullanımı için sanal bir maruz bırakma ortamı sağlamış olur. Klinisyen olmadan, kişinin kendi kendine destek alabileceği sanal gerçeklik uygulamalarının sayısı ise fazla değildir. Sınav kaygısı konusunda ise bildiğimiz kadarıyla henüz geliştirilen bir otomatik sanal gerçeklik destek programı yoktur. Bu çalışmanın amacı sınava hazırlanan ve kaygı yaşayan öğrencilere önleyici bir destek sistemi olması amacı ile Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) odaklı bir otomatik sanal gerçeklik uygulaması geliştirilmesi ve etkinliğinin test edilmesidir. Ankara'da üç okuldan seçilen 54 gönüllü öğrenci, cinsiyete ve sınav kaygısı düzeyine göre tabakalandırıldıktan sonra bilgisayar programı tarafından seçkisiz olarak deney grubuna (n = 18), plasebo kontrol grubuna (n = 18) ve bekleme kontrol grubuna (n = 18) atanmıştır. Westside Sınav Kaygısı Ölçeği (WSKÖ), Otomatik Düşünceler Ölçeği (ODÖ), Durumluk ve Sürekli Kaygı Envanteri (DSKE) iki kez (çalışma öncesi ve sonrası) ve iki hafta arayla ölçme ve değerlendirme araçları olarak kullanılmıştır. Tekrarlı ölçümlerde karma Varyans Analizi (ANOVA) ve gruplar arasındaki farkı belirleyebilmek için Tukey testi kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde uygulamanın kullanımının sınav kaygısı ve durumluk kaygısı üzerinde anlamlı ve olumlu bir etkisi olduğu görülmüş, sürekli kaygı ve olumsuz otomatik düşünceler üzerinde ise gruplar arası anlamlı bir etki görülmemiştir. Sonuç olarak bulgular bilgisayar destekli BDT temelli sanal gerçeklik uygulamasının sınav kaygısının azaltılması amacıyla kullanılabilecek psikolojik destek için bir seçenek olabileceğini göstermiştir.
Şizofreni hastalarına uygulanan müzik terapisinin benlik saygısı, motivasyon ve algıladıkları stres düzeyleri üzerine etkisi
Araştırma, şizofreni hastalarına uygulanan müzik terapisinin hastaların benlik saygısı, motivasyon ve algıladıkları stres düzeyleri üzerine etkisini incelemek amacıyla ön test- son test desenli kontrol grupsuz yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Çankırı ili Toplum Ruh Sağlığı Merkezinde takip ve tedavi gören şizofreni hastaları (N:441), örneklemini ise dahil edilme kriterlerini taşıyan hastalar oluşturmuştur (n:30). Araştırmada veriler; hastaların sosyodemografik özellikleri ile hastalıkla ilgili özelliklerini içeren 14 sorudan oluşan Kişisel Bilgi Formu, müzik terapi öncesi, sonrası ve izlemde hastaların stres, benlik saygısı ve motivasyon düzeylerinin değerlendirilmesi için Algılanan Stres Ölçeği (ASÖ), Benlik Saygısı Değerlendirme Ölçeği-Kısa Formu, ve Danışanlar İçin Terapi Motivasyonu (DİTMÖ) ölçekleri kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistik olarak yüzdelik, aritmetik ortalama, standart sapma, müzik terapi öncesi, sonrası ve izlem ölçüm değerlerinin karşılaştırmalarında Friedman testi kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından öntest-sontest-izlem olmak üzere üç aşamalı olarak tüm hastalarla yüz-yüze görüşme ile toplanmıştır. Müzikterapi uygulamasında Rast makamındaki eserler ilk oturumda canlı sonraki oturumlarda CD aracılığıyla dinletilmiştir. Hastalara 8 oturumluk müzik terapi, haftada iki oturum ve bir oturum 60 dk. olacak şekilde sürdürülmüştür. Son testen 1 ay sonra müzik terapinin etkinliğini ölçmek için izlem ölçümü gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda; müzik terapi uygulaması sonrasında hastaların algılanan stres seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma, motivasyon ve benlik saygısı düzeylerinde ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artma saptanmıştır (p<0.05).Müzik terapisinin iyileştirici etkisinden ve tamamlayıcı yöntemlerden biri olmasından dolayı ilaç tedavisine destekleyici olarak uygulanması ve psikiyatri hemşirelerinin uygulamaları içinde yer alması için çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Benlik Saygısı, Motivasyon, Müzik Terapi, Stres, Şizofreni.
Psikolojik danışman-danışan ilişkisinin çözümlenmesi ve bazı süreç, sonuç değişkenleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın genel amacı, psikolojik danışma sürecindeki danışman ve danışan etkileşimini, sözel davranış düzeyinde karşılıklı bağımlılık açısından incelemektir. Bununla birlikte danışman ile danışanın, oturumlara ve birbirlerine ilişkin değerlendirmelerinin; ayrıca psikolojik danışma sonrasında yaşantı ve davranışlardaki değişimin, süreçte gözlenen davranışlarla ilişkisini analiz etmek bu araştırmanın genel amacını oluşturmuştur.Psikolojik danışman ve danışanların birbirlerine ve psikolojik danışma oturumlarına ilişkin memnun olma düzeylerini belirlemek amacıyla Schindler, Revenstorf, Hahlweg ve Brengelmann'ın (1983) ?Psikolojik Danışman (Terapist) ve Danışanın Karşılıklı Algılamaları Ölçeği? ve Schindler, Hohenberger-Sieber ve Hahlweg'in (1989) ?Oturum Değerlendirme Ölçekleri? kullanılmıştır. Psikolojik danışma süreci sonunda danışanların yaşantı ve davranışlarında bir değişikliğin olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla Zielke ve Kopf-Mehnert'in (2001) ?Yaşantı ve Davranışlarda Değişim Ölçeği? kullanılmıştır. Her üç ölçeğin Türkçe'ye uyarlaması bu araştırma kapsamında yapılmıştır.Bu araştırma ile öncelikle 69 psikolojik danışman adayının Bireysel Psikolojik Danışma Dersi kapsamında yaptıkları psikolojik danışmalar yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından değerlendirilmiştir. Psikolojik danışman adaylarının büyük bir yüzdesi değişimi % 0.1 düzeyinde gerçekleştirmişlerdir. Psikolojik danışma sürecindeki danışan ile danışman arasındaki etkileşim, sözel davranış düzeyinde Schindler'in (1991) geliştirdiği ?Psikolojik Danışma veya Psikoterapideki Etkileşimi Kodlama Sistemi? aracılığıyla kodlanmıştır. Sözel etkileşimle ilgili elde edilen verilerin 1. düzen geçiş olasılıkları hesaplanmış ve davranışların bağımlılık gösterip göstermediği markov zinciri analizi ile sınanmıştır.Analiz sonuçlarına göre psikolojik danışma sürecinde danışan ile danışmanın bazı davranışları karşılıklı bağımlılık göstermektedir. Yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından başarılı ve daha az başarılı olan gruplar kıyaslandığında başarılı grupta yer alan danışmalarda oturumların hem danışan hem de danışman bakış açısından daha olumlu değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Yine aynı şekilde başarılı grupta yer alan danışanların psikolojik danışmana yönelik değerlendirmeleri de başarısız grupta yer alan danışanlara göre anlamlı düzeyde farklılaşma gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.Yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından bakıldığında başarılı ve daha az başarılı grubun süreçteki davranışları psikolojik danışman boyutunda empati ve destek davranışları açısından başarılı grup lehine anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Sonuçlar, başarılı bir psikolojik danışmada danışmanların daha çok empati ve/veya destek davranışları gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Danışan boyutundan bakıldığında ise başarılı grupta yer alan danışanların daha fazla işbirliği / katılım gösterdiklerini, değişim ile ilgili bildirimlerde bulunduklarını ve duygusal açıklık gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın daha az başarılı grup anlamlı düzeyde daha fazla engelleyici davranış (ret, isyan, teslimiyet) ortaya koyduğunu göstermektedir. Yanı sıra 1. düzen geçiş olasılıkları incelendiğinde başarılı grupta empati / destek davranış kategorisi ile danışanların sorumluluk üstlenmeleri ve/veya işbirliği göstermeleri koşullu (bağımlı) olasılığı, yaşantı ve davranışlarda daha az değişim gerçekleştirmiş gruba göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Yine aynı şekilde sorumluluk ve işbirliği ile empati /destek koşullu olasılığının başarılı grup lehine olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşın daha az başarılı grupta keşfetme/araştırma ile engelleyici davranış başarısız grup lehine anlamlı düzeyde farklılaşmıştır.
Çocuk-ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin empati, kabul ve stres düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, çocuk-ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin ebeveyn stresi, kabulü ve empati düzeyleri üzerinde etkisi olup olmadığını incemektir. Araştırmaya katılan annelerin stres düzeylerini belirlemek amacıyla, Anne-Baba Stres Ölçeği (ABSÖ) kullanılmıştır. Annelerin kabul düzeyini belirlemek için Porter Ebeveyn Kabul Ölçeği (PEKÖ) kullanılmıştır. Annelerin empati düzeylerini ölçmek amacıyla da Ebeveyn-Çocuk Etkileşiminde Empati Değerlendirme Formu (EÇEEDF) kullanılmıştır. Ayrıca katılımcı annelerin eğitim programına ilişkin görüşlerini öğrenmek için yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Bu araştırmanın modeli öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen türündedir. Araştırmanın bağımsız değişkeni uygulanan müdahale yöntemi; bağımlı değişkenleri ise ebeveyn stresi, ebeveyn kabulü ve ebeveyn empati düzeyleridir. Araştırmanın deney ve kontrol gruplarına toplam 19 boşanmış anne atanmıştır. Annelere okul öncesi eğitim kurumları aracılığıyla ulaşılmıştır. Deney grubunda yer alan 9 anne ile 10 haftalık çocuk ebeveyn ilişki terapisi oturumları Çukurova Üniversitesi psikolojik danışma biriminde yürütülmüştür. Araştırmanın nicel değişkenlerinin analizinde parametrik olmayan testlerden yararlanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde; çocuk ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin ebeveyn stres düzeylerinin azalmasında, kabul ve empati düzeylerinin ise artmasında etkili olduğu ve bu etkinin uzun sürede kalıcı olduğu görülmektedir. Buna ek olarak çocuk ebeveyn ilişki terapisinin annelerin kendileri (annelik rolüne ilişkin kazanım, oyunda değişim ve bireysel kazanım), çocukları (davranışsal kazanım, oyunda değişim) ve anne-çocuk ilişkisi açısından (yakınlık ve disiplin) kazanımlar elde etmesine yardımcı olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Oyun terapisi, filial terapi, stres, kabul, empati, boşanma.
Psikolojik danışman adaylarının başlangıç oturumlarında sağladıkları başarının danışman ve danışan sözel davranışları açısından incelenmesi
Bu araştırmanın genel amacı, psikolojik danışman adaylarının Bireyle Psikolojik Danışma Uygulaması dersi kapsamında yürüttükleri danışma oturumlarının başlangıç evresinde elde ettikleri başarıyı, danışman ve danışan sözel davranışları açısından incelemektir. Danışman adaylarının oturumlardaki başarı düzeylerini belirlemek amacıyla Oturum Değerlendirme Ölçeği - Danışan Formu puanları ölçüt alınmıştır. Danışman adaylarının oturum değerlendirmeleri ise Oturum Değerlendirme Ölçeği - Psikolojik Danışman Formu aracılığıyla belirlenmiştir. Danışman adayları ve danışanların, oturumlar süresince ortaya koydukları sözel davranışlar ise Psikoterapideki Etkileşimi Kodlama Sistemi aracılığıyla kodlanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, hem başarılı hem de başarısız gruplarda yer alan danışman adayları oturumlar süresince en fazla Keşfetme, Açıklama ve Empati davranışlarını ortaya koymuşlardır. Danışman adaylarının birinci ve ikinci oturumlardaki Empati ve Yeniden Formüle Etme davranışları, oturumlarda başarı sağlayan danışman adaylarının lehine; Yönerge - Sınıflandırma, Sınıflandırma ve Yorumlama davranışları ise görece daha başarısız olan danışman adaylarının lehine anlamlı düzeyde bir farklılık göstermiştir. Danışanlar ise oturumlar boyunca en sık Problem Betimleme davranışı sergilemişlerdir. Birinci oturumdaki Aydınlanma, Terapötik İlişki Üzerine Konuşma ve Diğer Kategori davranışları ile ikinci oturumdaki Engelleyici Davranış, Spesifik Problem, Anlama, Teslimiyet ve Diğer Kategori davranışları, görece başarısız gruplarda yer alan danışanların lehine anlamlı düzeyde farklılaşmıştır. Çalışmada, psikolojik danışman adaylarının ve danışanların oturumlara yönelik değerlendirme puanları arasındaki ilişki ve oturum değerlendirme puanlarının, süreçteki hangi danışman ve danışan davranışlarıyla ilişkili olduğu da incelenmiştir. Danışman adaylarının ve danışanların oturumlara yönelik değerlendirme puanları arasında orta düzeyde ve pozitif yönlü bir ilişki gözlenmiştir. Danışanların her iki oturuma ilişkin değerlendirme puanları, psikolojik danışmanların Empati davranışı ile orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki gösterirken, Sınıflandırma davranışları ile orta düzeyde negatif yönlü bir ilişki göstermiştir. Birinci oturumda, psikolojik danışman adaylarının Empati davranışları ile kendilerinin oturum değerlendirme puanları orta düzeyde pozitif yönlü bir ilişki sergilemiştir. İkinci oturumda ise, danışanların Kısa Yanıt davranışları ile hem danışman adaylarının hem de danışanların oturum değerlendirme puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişki gözlenmiştir. Elde edilen bulgular, ilgili literatür ışığında tartışılmış, gelecek araştırmalar ve uygulamalara yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Psikolojik danışma araştırmaları, mikro süreç araştırmaları, başlangıç oturumları, danışman adayları, sözel davranışlar.
İntihar girişiminde bulunmuş hastalarda sorun çözme terapisinin intihar riskini azaltmada etkililiği
İntihar, tüm yaş grupları için üzerinde önemle durulması gereken konulardan biridir. Yapılan çalışmalar intihar girişiminde bulunan bireylerin önemli bir kısmının bu girişim ile bir yardım çağrısında bulunduklarını belirtmektedir. İntihar konusunda problem çözme becerilerinin önemli olduğu da yapılan çalışmalarla gösterilmektedir. İntiharı anlamak ve önlemek adına alan yazında farklı çalışmalar ve müdahaleler bulunmakla birlikte Sorun Çözme Terapisi de bu alanda kullanılan müdahale tekniklerinden birini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı sorun çözme terapisinin intihar girişiminde bulunan bireylerdeki etkililiğinin incelenmesidir. Çalışma farklı bireyler üzerinde hem bireysel hem de grup terapi formatında yürütülmüştür. Bu bağlamda, intiharın sağaltımı konusunda Sorun Çözme Terapisinin hem bireysel hem de grup terapi formunun etkililik çalışması yapılmıştır. Bu araştırmada deneysel desenin türlerinden biri olan öntest-sontest kontrol gruplu seçkisiz deneysel model kullanılmıştır. Deney grubunda bireysel terapi formatı alanlar ve grup terapi formatı alanlar olmak üzere iki grup; kontrol grubunda ise bekleme listesi olmak üzere bir grup; toplam 3 grup bulunmaktadır. Müdahale başlamadan önce 50 kişi Bilgilendirilmiş Onam Formunu imzalamış fakat müdahale toplam 39 katılımcı ile sonlandırılmıştır. Her bir grupta (bireysel, grup ve bekleme listesi) 13'er katılımcı ile süreç tamamlanmıştır. İzlem çalışması ise müdahalenin bitiminden 3 ay sonra yapılmıştır. Katılımcılara, araştırmacı tarafından hazırlanan Demografik Bilgi Formu, İntihar Olasılığı Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Hamilton Depresyon Ölçeği, Gözden Geçirilmiş Sosyal Sorun Çözme Envanteri-Kısa Formu ve Bilişsel Esneklik Envanteri uygulanmıştır. Veriler Statistical Package for Social Sciences 20.0 (SPSS) aracılığıyla, ön ölçümlerde gruplar arasındaki fark Tek Yönlü Varyans Analizi (one-way ANOVA); araştırma değişkenlerinin zamana ve müdahale almaya bağlı olarak göstermiş olduğu değişim ise Tekrarlayan Ölçümler için Varyans Analizi (Repeated Measure ANOVA) ile incelenmiştir. Bu amaçla deney ve kontrol gruplarının ön test-son test karşılaştırmaları için 5 adet Tekrarlı Ölçümler için ANOVA yapılmıştır. Son olarak, ortak etkinin hangi ikili gruplarda anlamlı olduğunu görmek için t test analizleri yapılmıştır. Çalışma bulgularında, deney grubunda yer alan bireysel terapi ve grup terapi formatındaki katılımcıların intihar olasılığı ve depresyon düzeyleri müdahale sonrasında anlamlı düzeyde azalırken, bilişsel esneklik puanlarının da anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiş olup bekleme listesinde herhangi bir fark olmadığı görülmüştür. Benzer şekilde, müdahale sonrasındaki Sosyal Sorun Çözme düzeyine ve alt boyutlarına bakıldığında bireysel terapi ve grup terapisi alan katılımcıların puanlarında bekleme listesine nazaran anlamlı düzeyde artış olduğu görülmüştür. Ayrıca, deney grubundaki bireylerin müdahaleden edindikleri kazanımların 3 ay sonraki izlem ölçümünde de korunduğu görülmüştür. Son olarak, bulgular alan yazın ışığında tartışılmış, çalışmanın sınırlılıkları ve klinik doğurgularından bahsedilmiş ve gelecek araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.
Psikoterapide atasözleri ve deyimlerin kullanımı
Psikoterapilerde genelde Batı'nın, özelde Amerika'nın yerel (kendi kültürüne ait) psikolojisi olan anaakım psikoloji yaklaşımlarından esinlenen psikoterapi yöntem ve yaklaşımlarının kullanılıyor oluşu, farklı kültürel zemine sahip bireyler için, kimi zaman güvensizliklere, tereddütlere ve bazen de yanlış anlaşılmalara neden olmaktadır. Bu nedenle gerek psikoterapi hizmetinin daha geniş kitlelere ulaşması ve de terapi sürecinde danışanların daha etkin yararlanabilmesi için psikoterapi ve psikolojinin yerelleşmesi önemlidir. Bu çalışmada, psikolojinin ve psikoterapinin yerelleşmesi ihtiyacına dayalı olarak, atasözleri ve deyimlerin psikoterapide kullanımı incelenmiştir. Bu çerçevede çalışmanın amacı, psikoterapinin etkinliğini artırma ve nihai amaçlara ulaşma konusunda atasözleri ve deyimler kullanılabilir mi, bu konuda terapistlerin düşüncelerini anlamak olmuştur. Ayrıca danışan ile terapistin ortak dil kullanarak teröpatik bağlantıyı sağlama konusunda atasözleri ve deyimlerin etkisini öğrenmeyi amaçlamıştır. Bunların sonucu olarak da, atasözleri ve deyimlerin psikolojinin ve psikoterapinin yerelleşmesine katkısını incelemek amaçlanmıştır. Çalışma nitel araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu çerçevede katılımcılarla yarı yapılandırılmış sorular bağlamında görüşme gerçekleştirilerek kaydedilmiştir. Çalışmanın katılımcılarını, İstanbul'da yaşayan ve farklı alanlarda çalışan, farklı yaşlarda ve farklı cinsiyetten 10 psikoterapist oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre, atasözleri ve deyimler psikoterapinin etkinliğini artırmak ve danışanın hayatta bir kişi olarak kendi tarzını belirlemesine katkı için kullanılabileceği belirlenmiştir. Terapötik ittifakın sağlanmasına katkı sağlayan atasözü ve deyimlerin, terapi sürecinin farklı bağlamlarında kullanılabileceği ortaya çıkmıştır. Bu sonuçlardan yola çıkarak, psikoterapinin ve psikolojinin yerelleşmesine yönelik olarak atasözü ve terapi ilişkisinin araştırılmaya devam etmesi ve atasözlerinin terapötik etkisinin araştırılması önerilmektedir.
Bilişsel davranışçı grup terapisi'nin (BDGT) sosyal anksiyete bozukluğu (SAB) olan üniversite öğrencilerinde anksiyete, ruminasyon ve öz-şefkat düzeyleri üzerindeki etkisi
Bu tezin amacı, bilişsel davranışçı grup terapisinin sosyal anksiyete bozukluğu olan üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete, ruminatif düşünce ve öz-şefkat düzeylerindeki etkisini incelemektir. Çalışmada, Hasan Kalyoncu Üniversitesi'nde öğrenim gören 1200 öğrenciye Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği uygulanmış ve sosyal anksiyete düzeyi en yüksek olan 30 üniversite öğrencisi seçilmiştir. Gerçek deneysel desenlerden ön-test, son-test, izleme ve plasebo desen kullanılmıştır. Seçilen öğrenciler tabakalı seçkisiz olarak deney ve plasebo gruplarına atanmıştır. Deney grubuna BDT grup terapisi, plasebo grubuna ise iletişime dayalı grup terapisi uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği ve Öz-şefkat Ölçeği kullanılmıştır. Deneysel işlemin sonucunda elde edilen bulgular Friedman, Mann Whitney-U ve Wilcoxon işaretli sıralar test teknikleri ile incelenmiştir. Araştırmanın sonucunda bilişsel davranışçı grup terapisi uygulanan sosyal anksiyete bozukluğu olan öğrencilerin sosyal anksiyete ve ruminatif düşünce düzeylerinde azalma meydana gelmiştir. Bireylerin öz-şefkat düzeylerinde herhangi bir değişiklik görülmemiştir. Söz konusu sonuçlar ilgili alanyazın çerçevesinde tartışılmıştır.
Ritmoterapi yöntemi ve ritmoterapi beceri ölçeği geliştirme çalışması
Bu çalışmanın amacı, eğitimde destekleyici / tamamlayıcı olarak kullanılan Ritmoterapi müzik terapi yönteminin, eğitim felsefesi incelenerek, uygulamalarına katılan bireylerin ritimsel ve sosyal beceri gelişimine olan faydalarının test edilerek, ölçülebileceği; Geçerli, güvenilir, kapsayıcı ve kullanışlı ölçeğinin geliştirilmesidir. Ritmoterapi müzik ve ritim terapi yöntemi öğretim programının Dünyadaki yöntemler ile benzer ve farklı olan özellikleri, örnek uygulama dersi ile ayrıntılı incelenerek, Nitel araştırma yöntemi olan belgesel tarama modeli ile tamamlayıcı ve betimleyici araştırma deseni kullanılarak literatür taranmaktadır. Ritmoterapi uygulamalarında kullanılması için geçerli, güvenilir, kapsayıcı ve kullanışlı ölçme aracının geliştirilmesi bakımından araştırma; Nicel araştırma yöntemi olan saha uygulama tekniği ile tarama sonucunda elde edilen bulguların ayrıntılı istatistiksel ölçümleriyle temellendirilmektedir. Ritmoterapi uygulamalarının ritimsel ve sosyal beceri gelişimi faydalarını ölçmeye yönelik olan ölçek ifadeleri, literatür taraması ile belirlenerek, alan uzmanlarının görüşüne anket ile sunulmaktadır. Ölçek madde önem dereceleri ve katsayıları, uzmanlardan gelen dönütlerle belirlenerek pilot ölçek oluşturulmaktadır. Ritmoterapi ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik testleri 100 İlk Okul, 100 Orta Okul ve 100 Lise öğrencisinin katılımıyla, her kademe ile 100'er saat uygulamaları gerçekleştirilerek, güvenirlik katsayısı .99 olan ölçme aracı ile Ritmoterapi uygulamaların, istatistiksel anlamlılık düzeyi belirlenmiş, ritimsel ve sosyal beceri gelişimine faydalarının ölçülebilmesine yönelik geçerli, güvenilir, kullanışlı ve kapsayıcı beceri ölçeği / testi geliştirilmiştir.
Duygu odaklı terapi yönelimli psiko-eğitim programının özel (üstün) yetenekli öğrencilerin öz-yeterlikleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, duygu odaklı terapi yaklaşımına dayalı psiko-eğitim programının, özel (üstün) yetenekli öğrencilerin öz-yeterlik düzeylerini geliştirmedeki etkililiğinin incelenmesidir. Bu maksatla araştırma fen lisesi veya seviyesindeki anadolu liselerinde öğrenim gören üstün yetenekli öğrencilerle gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla bu çalışma ile ülkemizin geleceğinde büyük bir etkiye sahip olacağı değerlendirilen üstün yetenekli öğrencilerin potansiyellerini tam olarak kullanabilmelerini sağlayabilmek maksadıyla öz-yeterliklerinin artırılması hedeflenmiştir. Araştırma, 2021-2022 eğitim-öğretim döneminde İzmir Atatürk Lisesi, Bornova Anadolu Lisesi, İzmir Kız Lisesi ve Cihat Kora Anadolu Lisesinde öğrenim gören üstün yetenekli öğrencilerle yürütülmüştür. Araştırmada, uygulanan psiko-eğitimin üstün yetenekli öğrencilerin "öz-yeterlik düzeyleri" üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla öntest, sontest ve izleme testinden oluşan, deney ve kontrol gruplu 2x3'lük deneysel desen kullanılmıştır. Deneysel araştırmanın çalışma grubunu, 10 (4 kız, 6 erkek); kontrol grubunu ise 12 (6 kız, 6 erkek) üstün yetenekli öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu ve Öz-Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Deney grubuna toplam on bir haftalık duygu odaklı terapi yönelimli psiko-eğitim uygulanmıştır. Belirlenen deneysel desen çerçevesinde on bir hafta süren psiko-eğitimin başında ön test, bittikten sonra ise son test her iki gruba da uygulanmıştır. Ayrıca psiko-eğitim bitiminden sekiz hafta sonra iki gruba da izleme testi uygulanmıştır. Verilerin analizinde Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmış ve sonuçlar SPSS 25 programında analiz edilmiştir. Verilerin analizi neticesinde hem son test hem de izleme testi puan ortalamalarına göre deney grubundaki öğrencilerin sosyal öz-yeterlik alt boyutundaki ortalamalarının kontrol grubundaki öğrencilere göre anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu; ancak aynı gruba yapılan tekrar ölçümler neticesinde, deney grubundaki üstün yetenekli öğrencilerin öz-yeterlik ölçeğinin üç alt boyutunda da ön test ve son test puanları arasında anlamlı bir fark olmadığı gözlemlenmiştir. Yapılan deneysel çalışma neticesinde elde edilen verilerin üstün yetenekli öğrenciler başta olmak üzere tüm öğrencilerin öz-yeterliklerinin artırılması konusunda bir farkındalık yaratacağı, ayrıca üçüncü kuşak terapilerden olan duygu odaklı terapinin çeşitli alanlardaki etkililiğine de bir katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir. Anahtar Sözcükler: Duygu Odaklı Terapi, Özel (Üstün) Yetenekli, Öz-Yeterlik
Müzik terapide Bilişsel-Davranışçı, Orff ve Nordoff & Robbins yaklaşımları ile bu yaklaşımları konu alan araştırmaların incelenmesi
Müzik terapi; onaylanmış bir müzik terapi programında eğitim almış ve alanında uzman kişiler tarafından, danışan(lar)ın ihtiyaçları ve yeterlikleri doğrultusunda belirlenen hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla, müziğin sistematik şekilde kullanılmasıdır. Müzik terapi ile ilgili Dünya literatüründe birçok uygulama ve araştırma yapılmasına rağmen Türkiye'de bu alan yeni yapılanmaktadır. Bu araştırmanın, müzik terapi alanının ülkemizdeki şekillenmesine katkıda bulunacağı varsayılmaktadır. Bu araştırmada Bilişsel-Davranışçı, Orff ve Nordoff & Robbins yaklaşımları ile bu yaklaşımları konu alan araştırmaların incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, nitel yaklaşımla yürütülen betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın veri grubunu bahsedilen yaklaşımlar ile bu yaklaşımları konu alan araştırma makaleleri oluşturmaktadır. Veri grubu; doküman analizi yöntemiyle incelenmiş olup, birinci alt problemlere yönelik tarama yapılmış ve ikinci alt problemlere yönelik ise makalelerin içerikleri analizleri yapılmıştır. Buna göre makalelerin; (a) künye bilgileri, (b) çalışma ekipleri, (c) danışanları, (d) konuları, (e) uygulamalarının yürütüldüğü ortam özellikleri ve düzenlemeleri, (f) uygulamalarında kullanılan çalgılar ve araç-gereçler, (g) uygulamalarında kullanılan teknikler ve uygulamalar, (h) araştırma modelleri, (i) veri toplama araçları, (j) veri analizleri ve (k) sonuçlarına ilişkin bilgiler sunulmuştur. Bu doğrultuda; künye bilgiler açısından makalelerin en çok, "Music Therapy Perspectives, Journal of Music Therapy, The Arts in Psychotherapy" dergilerinde yayımlandığı saptanmıştır. Çalışma ekipleri açısından, yaklaşımların bağlı oldukları disiplinlerden etkilendikleri belirlenmiştir. Danışanlar açısından; Bilişsel-Davranışçı Müzik Terapi'nin, Orff Müzik Terapi ve Nordoff & Robbins Müzik Terapi'ye göre daha geniş bir kitleye hitap ettiği anlaşılırken, konular açısından Bilişsel-Davranışçı Müzik Terapi'de kaygı (anksiyete) bozuklukları, Orff Müzik Terapi ve Nordoff & Robbins Müzik Terapi'de nörolojik durumlar ve bozuklukların daha çok incelendiği belirlenmiştir. Uygulamaların yürütüldüğü ortamlar açısından danışanların ihtiyaçları doğrultusunda bir düzenleme yapıldığına yönelik bir eğilim olduğu tespit edilmiştir. Araç-gereçler açısından, yaklaşımların uygulayıcılarının tercih ettiği veya yaklaşıma ait bir çalgı topluluğu varsa onun tercih edildiği belirlenmiştir. En çok dinleme, söyleme, çalma ve doğaçlama/yaratıcılık teknik ve uygulamaları kullanılırken; araştırma modelleri, veri toplama araçları ve veri analizleri açısından Bilişsel-Davranışçı Müzik Terapi ve Orff Müzik Terapi'de daha çok nicel yöntemler, Nordoff & Robbins Müzik Terapi'de nitel yöntemlerin tercih edildiği saptanmıştır. Makalelerin sonuçlarına ilişkin bulgularda ise müzik terapinin kimi araştırmalarda anlamlı bir fark yaratmasa da çoğu uygulamada olumlu etkisinin olduğu sonucuyla karşılaşılmıştır.
Lax Vox Ses Terapi Tekniğinin öğrencilerin ses özelliklerine etkisi
Bu araştırmada Lax Vox Ses Terapi Tekniğinin (LVSTT'nin) öğrencilerin ses özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmada 2017-2018 eğitim öğretim yılında Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi bölümü Müzik Eğitimi Anabilim Dalı 2. sınıfında bireysel ses eğitimi dersi alan öğrencilerle çalışılmıştır. Kontrol gruplu ön-son test deneysel araştırma deseninin kullanıldığı çalışmada deney ve kontrol grubunda 10'ar olmak üzere toplam 20 öğrenci yer almıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda hangi grubun deney ve kontrol grubu olacağı gönüllülük esasına göre belirlemiştir. Çalışmalar toplam 8 hafta sürmüş ve deney grubunda LVSTT ile ses eğitimi, kontrol grubunda ise ses eğitimi etkinlikleri yapılmıştır. Ön ve son testte katılımcı öğrencilerin seslerinin maksimum fonasyon süresi, işitsel algısal, videolaringostroboskopik, Türkçe Şan Handikap Endeksi (ŞSHE) verileri kayıt altına alınmıştır. Bunlara ek olarak son testte deney grubu öğrencilerinden LVSTT uygulamaları ile ilgili görüşleri alınmıştır. Nicel ve nitel verilerin toplandığı araştırmada nicel veriler non-parametrik testlerle karşılaştırılmış, nitel veriler ise içerik analizi ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak ses eğitiminde LVSTT ile ses eğitimi alan deney grubu öğrencilerinin ses eğitimi alan kontrol grubu öğrencilerine göre maksimum fonasyon sürelerinin daha fazla uzadığı, seslerinin havalılık sorununun düzelmesinde daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir. Her iki grubun ön-son test verilerinde videolaringostroboskopik muayene sonuçlarında bir değişiklik olmamıştır. Türkçe Şan Sesi Handikap Endeksinde ise ön-son test ölçümlerinde iki grup arasında ve grupların kendi içinde anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Deney grubu öğrencilerde LVSTT'nin ses gelişimine ve kişisel farkındalığın gelişimine katkısı olduğu yönünde görüşler tespit edilmiştir. Buna karşılık sağlık sorunu yaşayan öğrencilerin ve devamlılık yapmakta zorlanan öğrencinin ifadeleri LVSTT uygulamalarında yaşanan zorluklar olarak belirlenmiştir.
Özel ruh sağlığı merkezlerine başvurmuş bireylerde stres ile başetme becerileri ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı terapi merkezlerinde bulunan bireylerin stresle başa çıkma yöntemleri ile psikolojik belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu çalışma, "ilişkisel tarama modeli"ne uygun olarak düzenlenmiştir. Araştırmaya İstanbul'da terapi merkezlerinde destek alan 100 kişi dahil edilmiştir. Katılımcıların stresle başa çıkma tutumlarının belirlenmesinde Türkçe güvenirlik ve geçerlilik çalışması Ağargün vd. (2015) tarafından yapılan COPE ölçeği, psikolojik belirtilerinin belirlenmesinde Türkçe güvenirlik ve geçerlilik çalışması Şahin ve Durak (1994) tarafından yapılan Kısa Semptom Tarama Envanteri kullanılmıştır. Veri toplama araçları ile elde edilen veriler bilgisayar ortamına sayısal ifade olarak girilmiş ve bu veriler sosyal bilimler için istatistik paket programı (SPSS 25) kullanılarak istatistiksel analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda stresle başa çıkma tutumları ile psikolojik belirtiler arasında ilişki saptanmıştır. Yine araştırmada stresle başa çıkma tutumları ile psikolojik belirtilerin demografik değişkenlere göre anlamlı farklılaştığı görülmüştür.
Kil Alanı Terapisi'nde dokunsal ve sözel deneyimin açıklayıcı fenomenolojik analizi: Tıbbi olarak açıklanamayan belirtiler çalışma grubuyla boylamsal bir nitel araştırma
Kil Alanı Terapisi, ellerin malzemelerle ne yaptığından ziyade nasıl bir ilişki kurduğuna ve haptik algıya odaklanan bir sensorimotor sanat psikoterapisidir. Özellikle Avrupa ve Avustralya'da uzun süredir etkin bir şekilde uygulanmasına rağmen, Kil Alanı Terapisi ile ilgili çok az sayıda araştırma bulunmaktadır. Bu çalışmanın gayesi, Boylamsal Açıklayıcı Fenomenolojik Analiz yöntemini kullanarak, Kil Alanı Terapisi'nde katılımcıların dokunsal ve sözel deneyimlerinin değişim sürecini derinlemesine bir şekilde incelemektir. Bu tez, Kil Alanı Terapisi ile ilgili ilk fenomenolojik çalışma, aynı zamanda dokunma ve sözü iki fenomen olarak ele alarak bir psikoterapi sürecinde nasıl yaşandığını ve anlam dünyasının nasıl kurgulandığını inceleyen ilk niteliksel araştırma olabilir. Araştırma grubu, Tıbbi Olarak Açıklanamayan Belirtileri (TOAB) olan 25- 45 yaş arasındaki, beş Kil Alanı Terapisi danışanından oluşmaktadır. Veriler, her katılımcılının ilk ve on ikinci Kil Alanı Terapisi seansı sonrasında gerçekleştirilen, toplam on yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatın ses kayıtlarından elde edilmiştir. Ses kayıtlarının yazı dökümlerinin sekiz aşamalı boylamsal fenomenomenolojik analizinde bütün sürecin farklı yönlerini gösteren beş üst tema ortaya çıkmıştır. Bulgular, her üst temanın sürece özgü aşamalarına işaret eden alt temalarla detaylandırılmış ve katılımcılardan alıntılarla desteklenmiş; tartışmalarda, klinik psikoloji ve fenomenolojik felsefe ile bir diyalog içine girerek yeniden yorumlanmıştır. Bu araştırma, kalımcıların Kil Alanı Terapisi'ndeki dokunsal ilişki ile söze gelmeyen psikolojik dünyalarıyla bağlantı kurabildikleri; ellerinin keşfettiği olasılıklarla, sözün yeni olasılıklarının ortaya çıktığı; dokunma ve sözün farklılıklarının zamanla birbirini tamamlayarak anlam dünyalarının yeniden kurgulandığı; belirtilerine kendilerine özgü ve detaylı açımlamalar yapabildikleri ve TOAB şikayetlerinin günlük hayatlarında da belirgin bir şekilde azaldığı süreci detaylı bir şekilde göstermektedir.
Satır dönüşümsel sistemik terapi modeline dayalı stres altında kullanılan başa çıkma duruşları ölçek geliştirme çalışması
Bu çalışma, Satir Dönüşümsel Sistemik Terapi Modeline dayalı olarak Likert "Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği"nin geliştirilmesi ve geçerlik-güvenirlik sınamalarını kapsamaktadır. Araştırma 18-78 yaş aralığında, 363'ü kadın, 96'sı erkek toplam 459 katılımcı ile yürütüldü. Araştırma verileri Kasım 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında toplandı. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçek taslağı (SBÇDÖ), Şema Mod Envanteri, Young Telafi Ölçeği ve Young Kaçınma Ölçeği veri toplama aracı olarak kullanıldı. Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği literatür ve uzman görüşleri doğrultusunda 5'li likert tipi şeklinde 336 madde olarak hazırlandı. Araştırmada kapsam geçerliği sonrası 50 maddeye indirgenen ölçek formu kullanıldı. Verilerin analiz edilmesinde IBM SPSS 26.0 programı kullanıldı. Verilerin Açıklayıcı Faktör Analizine (AFA) uygunluğu Kaiser Meyer Olkin Test Sonucu (KMO) ve Barlett's Testi ile değerlendirildi. AFA'da döndürme yöntemi olarak Kaiser-Varimax rotation yöntemi kullanıldı. Alakasız, Alttan alıcı, Süper mantıklı ve Suçlayıcı alt boyut skorlarının güvenirliği Croanbach'a α ile incelendi. Elde edilen analiz sonuçlarına göre Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği dört Alt boyut (Alakasız-Alttan Alıcı-Süper Mantıklı-Suçlayıcı) sekiz faktörden (Alakasız-Davranışsal Kaçıngan, Alakasız-Duygusal Kaçıngan, Alttan Alıcı-Kendini feda eden, Alttan alıcı-Suçlu hisseden, Süper Mantıklı -Doğrucu Haklı, Süper mantıklı –Denetimci (Kontrolör), Suçlayıcı-Agresif, Suçlayıcı-İtham eden) toplam 26 maddeden oluştu. Çalışmamızda en düşük madde toplam korelasyonu 0.32 iken en yüksek korelasyon ise 0.66 olarak hesaplandı. İç tutarlılık ile ilgili yapılan analiz sonuçları Satir'in Başa Çıkma Duruşları Ölçeği'nin iç tutarlılığının yeterli düzeyde olduğu belirlendi. Bu ilk araştırma bulgularının gelecekte yapılabilecek araştırma ve uygulamalar bağlamında öncü olması beklenmektedir.
18-45 yaş arası bireylerde harp sanatları beden eğitiminin aiki terapi yöntemiyle bilişsel duygu düzenleme stratejilerine etkisinin uygulamalı araştırılması
Bu çalışmada, Harp Sanatları beden eğitiminin bir stili olan Aikido'nun bir bilişsel duygu düzenleme terapi yöntemi olarak kullanılabileceği hipotezinden yola çıkarak psikoterapi yöntemi olarak test edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma deneysel olarak tasarlanmıştır. Araştırmada harp sanatlarından Aikido sanatı terapi olarak katılımcılara uygulanarak bilişsel duygu düzenleme stratejilerinde değişiklik olup olmadığı araştırılmıştır. Veri toplama aracı duygu düzenleme ölçeği ve kişisel bilgi formundan oluşturulmuştur. Araştırmada kullanılan Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği (BDDÖ) Garnefski, Kraaij ve Spinhoven (2002) tarafından geliştirilmiştir. Ölçek stres veren yaşam olayları sonrasında kişilerin kullandığı bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ölçmeyi amaçlamıştır. Araştırmada farklı yaş gruplarında 50 katılımcı çalışma grubu olarak alınmıştır. Bu çalışma grubuna Aikido çalışmalarına başlamadan önce Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği anket olarak uygulanmıştır. Anket çalışmasından sonra Aikido çalıştırılmış ve sonrasında aynı anket tekrar edilerek, çalışma grubunun ilk testte verdiği cevapların puanları ile son testte vermiş oldukları cevapların puanları istatistiki olarak analiz edilmiş ve kişlerin kullanıldığı bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden olumlu ve olumsuz stratejilerin tamamında belirgin bir iyileşme olduğu gözlemlenmiş ve Aikido 'nun terapi yöntemi olarak kullanılabileceği düşünülmüştür.
Bir iş-uğraş terapisi olarak yemek terapisinin huzurevinde yaşayan kadın yaşlılarda ortaya çıkan depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, huzurevinde yaşayan kadınlarda depresyon ve anksiyetenin azaltılmasında yemek terapisinin etkinliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada bu kapsamda, 11 deney ve 11 kontrol grubu olmak üzere 22 huzurevinde yaşayan 65 yaş üzeri kadın katılımcı 5 haftalık süreyle 10 günlük terapötik etkinliğe alınmıştır. Araştırmada yer alan katılımcılara öntest-sontest olmak üzere Geriatrik Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Envanteri uygulanarak, terapilerin katılımcıların depresyon ve anksiyete düzeyleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre yapılan terapi programı hem depresyon, hem de anksiyete düzeylerini düşürmede oldukça etkili sonuçlar vermiştir. Terapi öncesi deney ve kontrol grubunun depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark yokken (p>0,05), terapi sonrasında bu farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Deney grubunun hem anksiyete, hem depresyon puanları terapi öncesi ve sonrasına göre istatistiksel olarak anlamlı fark göstermiştir (p<0,05). Kontrol grubunun ise terapi öncesi ve sonrasında depresyon düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmezken (p>0,05), anksiyete düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı derecede artmıştır (p<0,05). Bu nedenle, yapılan terapi uygulamasının aynı zamanda anksiyete artışını da engellediği ifade edilebilir. Anahtar Kelimeler : Huzurevi; Depresyon; Anksiyete; Geriatri..
Oyun terapisiyle bütünleştirilmiş grup terapisinin çocukların utangaçlık düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın amacı grup oyun terapisiyle çocukların utangaçlık düzeylerine etkisini incelemektir. Bu çalışma, öntest-sontest ve terapi modeline dayanan deneysel bir çalışmadır. Deney grubuna 8, kontrol grubuna 12, denek atanmış ve çalışma sürecinde denek kaybı olmamıştır. Böylece örneklem, Bizimevler ilkokulu 2. Sınıf ve 3. Sınıf öğrencilerinden 20 öğrenci olmuştur. Araştırmada veri toplamak amacıyla Güngör tarafından dilimize uyarlanan "Utangaçlık Ölçeği" kullanılmıştır. Ön test verileri çalışma başlamadan 7 gün önce, son test verileri ise 6 haftalık terapi sürecinden sonra elde edilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda, çocukların bazısına grup terapisi uygulanmadan önceki utangaçlık düzeyleri yönünden gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Grup terapisi alan çocukların grup terapisi almayan çocuklara oranla grup terapisi öncesi utangaçlık düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Grup Oyun Terapisi, Utangaçlık
Sigarayı bırakmada varenicline ve varenicline ile birlikte uygulanan bilişsel-davranışçı terapinin karşılaştırılması
Bu araştırma sigara bırakma polikliniğine gelen hastalara ilaç tedavisi ile birlikte uygulanan bilişsel davranışçı tedavinin etkisini ölçmek için yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak 'Fagerström Nikotin Bağımlılığı Testi' kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sigara Bırakma Polikliniği'ne gelen 40-50 yaşları arasındaki 30 hasta oluşturmuştur. Bu hastalar daha önceden uzun süreli sigarayı bırakmamışlardır. Deney grubundaki hastalara altı seanstan oluşan yapılandırılmış bilişsel davranışçı tedavi programı ile 3 aylık ilaç tedavisi uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara sadece üç ay boyunca ilaç tedavisi uygulanmıştır. Üç ay sonunda her iki guruba da son test yapılmıştır. Hastalardan elde edilen veriler 'Sosyal Bilimler için İstatistik Paket Programı (SPSS) 21.0' sürümü kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, hem deney hem de kontrol grubu hastaları ön test son test puanları karşılaştırıldığında sigara bırakmada başarılı olduğu gözlense de varenicline ile bilişsel davranışçı tedavinin, sadece varenicline tedavisinden daha başarılı olduğu görülmüştür.
Temel motor becerilerini kullanabilen otizm özelliği gösteren çocuklarda iletişim becerilerinin geliştirilmesinde Orff-Schulwerk yönteminin kullanımı
Araştırma boyunca Orff-Schulwerk yaklaşımı bir yöntem (metot) olarak kullanılmıştır. Araştırma süreci pedagojik müzik terapi teknikleri ve Orff müzik terapi tekniği (Orff Musiktherapie) ile birleştirilip, sürecin otizmli bir bireyin sosyalliğine ve iletişim kurma kabiliyetinin geliştirilmesindeki rolü incelenmiştir. Yapılan çalışma tek denekli deneysel araştırma modeli üzerine vaka analizi normları kullanılarak geliştirilmiştir. Araştırma verileri özel eğitim uzmanı gözetiminde, çocuk otizmli bir birey ile bir yıllık bir çalışmanın kayıt altına alınmış görüntüleri ve tutulan raporlarına dayanarak hazırlanmıştır. Araştırma öncesinde Avrupa Birliği bursu ile Polonya Cumhuriyet'inde, zihinsel engellilere ve otizmli bireylere eğitim veren, ilgili okulda iki dönem müzik terapisti asistanlığı yapılarak, Türkiye, Almanya ve Polonya'da ilgili kurumlardan Orff-Schulwerk yaklaşımı ve müzik ile terapi eğitimleri alınmıştır. Araştırmada karşılaştırmalı bilim ve eğitim bilimleri paralelliğinde müzik bilimi kullanılmıştır. Araştırma sonunda, kullanılan tekniklerle bireyin mekân bazlı iletişimi sürdürebildiği tespit edilmiştir. Bilimsel güvenirlik ve etik çerçevede saptanan verilerin, otizmde iletişim eğitimi, otizmde müzik eğitimi ve otizmde müzik terapisi çalışmalarına katkıda bulunması amaçlanmıştır. Araştırma çıktılarının otizmli bireylerin eğitimi ve iletişim aygıtlarının güçlendirilmesine yönelik yapılan çalışmalara ve ülkemizde müzik ile terapinin akademik bir bilim dalı olarak gelişmesine katkıda bulunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Orff-Schulwerk Yaklaşımı, Orff-Schulwerk Yöntemi, Pedagojik Müzik Terapi, Orff Müzik Terapi, Müzik Terapi, Otizm.
Kabul ve kararlılık terapisi yönelimli psikoeğitim programının akran zorbalığı üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, Kabul ve Kararlılık Terapisi yönelimli psikoeğitim programının akran zorbalığı üzerindeki etkisini incelemektir. Deneysel bir çalışma olan bu araştırmanın bağımlı değişkenini akran zorbalığı, bağımsız değişkenini ise Kabul ve Kararlılık Terapisi yönelimli psikoeğitim programı oluşturmaktadır. Araştırma, 2017-2018 eğitim-öğretim yılında Çorum'da Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir lisede öğrenim gören öğrenciler arasından tarafsız olarak seçilen 24 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Akran Zorbalığı (Zorba ve Kurban) Ölçeği kullanılmıştır. Akran Zorbalığı Ölçeği zorba ve kurban (mağdur) olarak iki farklı ölçekten oluşmaktadır. Testin ön-test ölçümlerinden elde edilen puanlar büyükten küçüğe doğru sıralanmış ve yüksek puanlı öğrencilerden zorba ve mağdur/kurban grupları oluşturulmuştur. Bu araştırmanın modelini, deney ve kontrol grupları ile ön-test, son-test ve izleme ölçümlü olmak üzere 2x3'lük split-plot (karışık) deneysel desen oluşturmaktadır. AZÖ'den alınan puanlara göre oluşturulan deney grubuna araştırmacı tarafından geliştirilen on oturumluk Kabul ve Kararlılık Terapisi Yönelimli Psikoeğitim Programı uygulanmıştır. Kontrol grubuna yönelik herhangi bir işlem yapılmamıştır. Araştırmada kullanılan ölçme araçları oturumların başlamasından iki hafta önce ön-test ölçümü şeklinde; oturumların bitmesinin ardından iki hafta sonra son-test ölçümü şeklinde ve son-test ölçümlerinden iki ay sonra ise deneysel işlemin kalıcılığını saptamak amacıyla izleme ölçümü şeklinde, deney ve kontrol gruplarındaki katılımcılara uygulanmıştır. Bu ölçümlerden elde edilen verilerin analizinde, ölçüm ve gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olup olmadığı tekrarlı ölçümler için iki faktörlü varyans analizi (ANOVA) tekniğiyle incelenmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS 20 programıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, "Kabul ve Kararlılık Terapisi Yönelimli Psiko-Eğitim Programının" deney grubunda yer alan ergenlerin akran zorbalığı düzeylerini azaltmada anlamlı düzeyde etkili olduğu ve bu etkinin izleme ölçümlerinde de değişmediği görülmüştür. Kontrol gruplarında bulunan katılımcıların ön-test, son-test ve izleme testi ölçümlerinden elde ettikleri puanlar arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür.