Socialism
63 theses under this subject heading
Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü
Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması
Batı Avrupa'daki ve Türkiye'deki 1968 Hareketlerinin karşılaştırılması
1968 Hareketi, modern dünyada gerçekleşen sosyal ve siyasal bir patlamadır. Bu patlama aynı yoğunlukta yaşanmasa da birçok ülkede görülmüştür. Türkiye de bu patlamanın görüldüğü ülkelerden birisidir. Önce Amerika ve daha sonra da Avrupa, 1968'in beşiği olarak kabul edilmektedir. Batı Avrupa 1968 Hareketi çeşitli ideolojik kaynaklardan etkilenerek oluşmaktadır. Bunlar arasında Vietnam Savaşı, Çin Kültür Devrimi, Latin Amerika Kaynaklı Kır ve Şehir Gerillası, Amerikan Sivil Yurttaşlık İnisiyatifi ve Irkçılık Karşıtı Hareket ve Anti-Otoriter ideolojiler öne çıkmaktadır. Ayrıca Batı Avrupa 1968 Hareketi içinde Fransa'nın yaşadığı 1968'in yeri ayrıdır. Fransa, 1968 Hareketi'nin kalbidir. Türkiye 1968 Hareketi de Batı Avrupa 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynaklarından etkilenmekle birlikte ?ülkenin kendine has özellikleri? daha çok ön plandadır. Bu yönüyle Türkiye 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynakları içinde, geleneksel solun Türkiye'ye yansıyan fraksiyonları (MDD, TİP), resmi ideolojinin paralelinde yürüyen yayın organları (Yön-Devrim Grubu) ve ?üçüncü dünyacılık? yer almaktadır.
Sosyalist bir proje olarak kolhozlaştırmanın kazak toplum hayatına etkileri (1928-1933)
"Sosyalist Bir Proje olarak Kolhozlaştırmanın Kazak Toplum Hayatına Etkileri" adlı bu çalışmada, Kolhozlaştırma süreci (1928-1933) esnasında yapılan uygulamaları anlamak amacıyla öncelikle geleneksel Kazak toplum yapısı incelenmiş ve onun içinde: Göçebe Kazakları ekonomik hayatı, eğitim ve din alanı, aile yapısı araştırılmıştır. Göçebe Kazakların sosyal yapısını inceledikten sonra Bolşevik devriminden Kazakistan'da uygulanan, Sovyetleştirme, Kolektifleştirme ve Kolhozlaştırma esnasında uygulanan mülksüzleştirme, yerleşik hayata geçirme politikaları ve eğitim, aile alanında yapılan toplumsal değiştirme uygulamaları incelenmiştir. Sonuç olarak Kazakistan'daki Kolhozlaştırma politikasının Kazakistan toplum hayatına etkileri genel değerlendirilmesi yapılmıştır.
Roger Garaudy'nin din felsefesi
Bu çalışmamızda Roger Garaudy'nin din felsefesi tasavvuru ele alınmıştır. Tez giriş bölümü, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Girişte Garaudy'nin hayatı, eserleri, hakkında yapılan akademik çalışmalar, düşünce dünyası, ona yöneltilen bazı eleştiriler ve düşünürün İslam dünyasına eleştirileri gibi konular ele alınmıştır. Yazarın hayat hikâyesini anlatırken onun düşünce serencamı ile bağlantılı bir şekilde konuyu ele almaya gayret ettik. Ayrıca tezin yazımında dikkate alınan yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Garaudy'nin bazı kavramlara bakışı ele alınmıştır. Bu konuda özellikle Marksizm, sosyalizm, kapitalizm ve medeniyetler diyaloğu başta olmak üzere yazarın önem verdiği bazı kavramlar tahlil edilmiştir. İkinci bölümde çalışmamızın ana teması olan Garaudy'nin din felsefesi ve bu bağlamdaki düşünceleri etraflıca işlenmiştir. Din, felsefe, Tanrı ve benzeri olgular üzerine detaylı bir araştırma yapılmıştır. Üçüncü bölümde, Garaudy'nin din tanımı ile beraber İslamiyet, Yahudilik, Hristiyanlık ve diğer dinlere yaklaşımı incelenmiştir. Sonuç bölümünde ise çalışmamızda vardığımız sonuçları belirttik. Biz de son yüzyılın şahidi kabul edilen, dava adamı ve Müslüman bir filozof olan düşünürün, ülkemiz akademi çevreleri tarafından yeterince tanınmadığı ve hakkında yapılan çalışmaların yetersiz olduğu kanaati oluşmuştur. Onun hakkında ülkemizde yüksek lisans düzeyinde birkaç çalışma yapılmış; fakat Garaudy gibi bir fikir adamı için bu çalışmaların yeterli olmadığını düşündük. Bu düşünce doğrultusunda, doktora seviyesinde bir çalışma yapmayı uygun gördük.
Yeni Türk Devleti'nin kimliği (1920-1937)
Kimlik kavramı, insanın kendini nasıl algıladıgıyla ilgili, çogu kez tam manasıyla sosyolojik bakımdan açıklanabilen bir kavramdır. Toplumsal bir varlık olarak insanın kimliginin sekillenmesinde, kalıtsal özelliklerden çok, sosyolojik faktörler etkilidir. Tarihsel süreç içinde insan, birçok kimliksel asamalardan geçmistir. Bu kimliksel gelisim kabile ve asiret kimliginden dini cemaat kimligine ve nihayet ulusal kimlige ulasmıstır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Osmanlı mparatorlugu'ndan cemaat kimligi agır basan, toplumun çesitli bölümlere ayrıldıgı karmasık bir toplum yapısı devralmıstır. Bu miras içinde, henüz ulus kimligine ulasamamıs olan Türk Milletinin, Yeni Türk Devleti'nin devamında benimseyecegi kimlik ve oynayacagı toplumsal rol, en belirleyici unsur olacaktı. Nitekim, Milli Mücadeleyi kazanarak bagımsızlıgını elde eden Türk Milleti, Mustafa Kemal Atatürk'ün liderliginde, zaman kaybetmeksizin saglam temeller üzerinde insa edilmeliydi. Bu amaç dogrultusunda 1920-1937 yılları arasında büyük bir atılım gerçeklestirerek kısa sürede Yeni Türk Devleti'nin temel degerleri ortaya konmustur. Bu temel degerler Atatürk lke ve nkılaplarıyla belirlenmis, hızlı ve ani sekilde uygulanarak yaygınlastırılmıstır. Türk Milletinin ana vasıfları, kimliksel özellikleri ve izleyecegi yön, Atatürk lke ve nkılaplarında belirmistir.
İdrak gazetesinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi
İdrak gazetesi 1919 yılında 28 Nisan – 22 Temmuz tarihlerinde 33 sayı yayınlanmıştır. '' İştirakçı '' Hilmi tarafından yayınlanmıştır, gazete aynı zamanda Türkiye Sosyalist Fırkasının yayın organıdır. Gazete yayınlanmaya başladıktan kısa bir süre sonra 15.sayıda kapatılmış, ancak 1,5 ay sonra tekrar yayınlanmaya başlanmıştır, 17 gün yayınlandıktan sonra 33.sayıda kalıcı olarak yayın hayatına son verilmiştir. Gazetenin 16. , 17. Ve 21. Sayıları bulunamamıştır. İdrak sosyalizmin Osmanlı Türkiye'sinde tanıtımı ve yayılması konusunda etkili olmuştur. Sosyalizm ile ilgili isimsiz yazı dizileri yayınlamışlardır, '' Sosyalizm Alemi '' haberlerle dünyadaki ve memleketteki işçi hareketleri, sosyalist hareketler hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca barış görüşmeleri, İttihatçıların davaları, devletin yaptığı atamalar, Damat Ferit Paşa kabinesi ve İzmir'in işgali, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda haberler yapılmıştır. Gazete İttihatçılara karşı sert bir muhalefet yapmaktadır, bu yazılara ve haberlere yansımıştır, Damat Ferit Paşa ve hükümetiyse desteklenmektedir. Gazete Osmanlı'dan ve dünyadan haberler yapmış, İstanbul'dan haberler yaptığı için aynı zamanda yerel gazetedir.
Türkiye'de sosyal demokrasinin kuramsal sorunları
Sosyal demokrasi, siyasal, toplumsal ve tarihsel boyutlarıyla büyük bir akımdır. Yaklaşık bir buçuk yüzyıldan beri dünyanın çeşitli ülkelerinde farklı değişim evreleri yaşamış ancak sosyalist içeriğini kısmen de olsa korumuştur. Türkiye'nin sosyalizmle ilk tanışması Yirminci yüzyılın başında olmuştu. Çok uluslu imparatorluktan ulus-devlete geçiş süreci kültürel, ekonomik ve toplumsal alanlarda bir çok değişikliği gündeme getirmiştir. Tek parti döneminde siyasal ve toplumsal muhalefete izin verilmemiş, sol yaşam alanı bulamamıştı. Çok partili hayata geçiş ve demokratikleşmenin ivme kazanmasıyla Türkiye kendini "ortanın solu"nda, "demokratik sol"da ve nihayet "sosyal demokrat" olarak tanımlayan siyasal akımlara sahne olmuştur. Bu çalışmanın ilk amacı Türkiye'de kendini sosyal demokrat olarak adlandırma eğiliminde olan akımların doğasını incelemektir. Bunu yaparken, öncelikle evrensel sosyal demokrasinin gelişim çizgilerini gözden geçirmek ve Türkiye'deki manzaranın özgünlüğünü göstermek istedim. Bana göre, sosyal demokrat siyasal teoriyi kapsamlı bir şekilde değerlendirmek kısmi ya da yanıltıcı yargılara varmamızı engelleyebilir, daha sağlıklı sonuçlara ulaşmamızı sağlayabilirdi. İlk olarak dünya ölçekli sosyal demokrat hareketin temel ilkelerini siyasal tarih ve sosyal demokrat siyaset teorisi bağlanımda açıklamaya çalıştım, ikinci olarak, Türkiye solunun kökenlerini tarihsel/siyasal bağlamı içinde ele aldım. Tarihsel, kültürel ve toplumsal konulan incelerken Türkiye'deki parti elitlerinin siyasal kültürüne özel bir yer ayırmayı gerekli gördüm. Çalışmam Avrupa sosyal demokrasisiyle onun Türkiye'deki benzeri arasındaki en önemli farkları açığa çıkarmaya çalışmaktadır. Bunu yaparken özellikle istediğim bir şey Türkiye'deki deneyimi tarihsel ve eleştirel bir paradigma içinden ele almaktı. Bu amaçla betimleyici, çözümleyici ve eleştirel yöntemleri kullandım; ve -umut ediyorum ki- şu sonuca ulaşabildim: Türkiye'de sosyal demokrasinin temel sorunları esasen teorik ve entelektüel düzeydeki sorunlardır.
Geçiş ekonomilerinde kayıtdışı ekonomi ve yolsuzluk
ⅩⅩ yüzyılın sonlarına doğru Sovyetler Birliğinde meydana gelen durgunluk sonucunda, Sovyetlerin uydu devletleri diye tanımlanan Orta ve Doğu Avrupa'daki komünist rejimlerin iç işlerine karışmaktan uzak durduğu ve kendi iç sorunlarına odaklandığı yıllar olmuştur. İkinci Dünya Savaşının sonunda Sovyetlerin işgaline uğramış ve sonrasında Sovyetlerin askeri desteğiyle ayakta duran bu rejimler yüzyılın sonunda 1880'li yılların sonunda teker teker yıkılmışlardır. 1991 yılının Aralık ayında ise Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği resmen dağılmıştır. Tüm bunların sonucunda merkezi planlamadan piyasa ekonomisine geçiş süreci oldukça zor olmuştur. Geçiş Ekonomilerini performansı birkaç nedenden ötürü beklentilerin gerisinde kalmıştır. Bu ülkelerin ekonomik performansları kısa sürede gelişmiş batı ülkeler seviyesini yakalayacağı zannedilmişti, geçişle ilgili ekonomik sorunlar büyük ölçüde hafife alınmıştı, ülke politikacıları birkaç şüpheli seçim yaptılar. Bu çalışmada geçiş ekonomilerinin ilk onlu yıllardaki stratejileri ve sonuçlarının değerlendirilmesi ve bu ekonomilerin karşılaştığı başlıca zorlukların ana hatları sunulmuştur. Bu ekonomilerin geçiş sürecine, kayıt dışı ekonomi, yolsuzluk, şeffaflık ve kurumsal yönetişim verileri üzerinden değerlendirme yapılmıştır.
Stalin Dönemi Sovyetleştirme siyasetinde Pioner teşkilatının rolü: Azerbaycan örneği
Rusya'da Ekim 1917 devrimi meydana geldiğinde, "devrim" kavramı sadece Rusya sınırları içerisindeki Türk halkları için değil, Rus halkının çoğunluğu için de oldukça yeni bir kavramdı. Bolşevikler ihtilalin hemen sonrasında önce Beyaz orduyu, ardından kendi içerisindeki muhalifleri bertaraf ettikten sonra ülke içerisinde ekonomik, siyasi ve kültürel alanlarda sosyalizmin inşa sürecini başlattı. Bu inşa sürecinin önemli bir parçasını, 'Yeni Sovyet İnsanı'nın yaratılması ideali teşkil etmekteydi. Bunun nedeni; devlet mekanizmasıyla birlikte, halkı da Sovyet normlarına uygun hale getirmekti. 'Yeni Sovyet İnsanı'nın yetiştirilmesinde kullanılacak en önemli vasıta hiç kuşkusuz, erken yaştan itibaren başlayan okul sistemiydi. Bu çalışmada, Sovyet eğitim sisteminin temeline inilecek, pioner teşkilatının Rusya ve Azerbaycan'daki kuruluş süreci anlatılacak ve pioner teşkilatının bu ülkelerdeki Sovyetleştirme sürecine katkıları ele alınacaktır. Bu şekilde 'Yeni Sovyet İnsanı'nın yaratılış süreci, pioner teşkilatının faaliyetleri üzerinden ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: komünizm, sosyalizm, sovyetleştirme, pioner teşkilatı, Sovyet eğitim sistemi.
Kimlik siyasetinin ötesinde Türkiye'de Müslüman-sol: Emek ve Adalet Platformu
Within the scope of this thesis, it was questioned whether the Labor and Justice Platform, conceptualized as Muslim-Left, adopted a politics beyond the politics of identity. In this context, first of all, it was emphasized that Islamist and leftist movements in Turkey were different from those in other Muslim-majority countries, and reasons about that were presented. By reviewing the political history of Turkey on the basis of the state-society relationship, it has been observed that the expression of right-left political distinctions on the basis of identities rather than socio-economic foundations is an important reason. In this context, the positioning of Islamists and leftists as the other to each other prevented Islamists and leftists from acting on a common ground in Turkey until the 2000s. Secondly, a historical and conceptual analysis of Islamist movements in Turkey has been made and classified according to the distinction between protest and emancipatory movements / identity movements. Radical Islamist movements from the late 1960s to the 1990s have been classified as both protest and emancipatory movements and identity movements. The moderate Islamist movement represented by the National Outlook Movement and its parties has been classified as an identity movement. For the Justice and Development Party, the concepts of post-Islamism before 2011 and Muslimism (Muslim Nationalism) after 2011 were used and the Islamist movement it represented was classified as an identity movement. Organizations such as the New Politics Initiative and People's Voice Party that brought together Islamists and leftists in the 2000s, and the Labor and Justice Platform and Anti-Capitalist Muslims that emerged in the early 2010s were conceptualized as Muslim-Left. After that, the Labor and Justice Platform, which was established in 2011 to bring Islamists and leftists together on a common ground, was examined. There is a website that contains a regular archive of discussions, explanations, actions, news and comments about the Platform. For this reason, the website of the Platform was analyzed qualitatively by thematic content analysis method. In this context, the contents shared by the Platform members and the Platform's statements were divided into thematic issues in order to understand the Platform's political thought and attitude. As a result, it has been revealed that the Labor and Justice Platform, as a Muslim-Left movement, goes beyond the politics of identity for two reasons. First, the Labor and Justice Platform has been evaluated in the context of protest and emancipatory Islamist movements, with its structure prioritizing class politics. Secondly, although the Platform prioritizes class politics, it does not subordinate identity politics, adopting the principle of "the identity of the oppressed is not asked". Therefore, they embrace the struggle for justice for all, being aware of the fact that there are those who suffer injustice and discrimination because of their ethnic and religious identities and gender. The attitude of the Platform on this issue has been examined through its approaches, actions, discourses and discussions on the Kurdish issue and gender equality.
Müzikolojinin 19. ve 20. yüzyıllardaki başat ideolojik/düşünsel kaynakları ve günümüzdeki alanyazına izdüşümleri: Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık
Bu tez çalışmasının temel amacı 19. ve 20. yüzyılların başat siyasal ideolojileri olan Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık üzerinden müzik tarihi yazınındaki ideolojik yönelimleri açığa çıkartmak ve müzikoloji alanında ideolojilerin izdüşümlerine yönelik bir içgörü oluşmasını sağlamaktır. Müzik tarihi yazınında uzun yıllar müziğin toplumsal değerlerle ve siyasetle ilişkilerinin ikinci planda tutulduğu görülmektedir. Her ne kadar son elli yılda siyaset, ideoloji ve müzik ilişkisine dair çalışmalarda bir artış gözlemlenmiş olsa da, müzikologların alanyazında gerçekleştirdikleri çalışmaların değerlerden ve ideolojiden bağımsız olduğu fikri hâlâ yaygın bir kanon olarak karşımızda durmaktadır. Bu çalışma, siyasal ideolojilerin ve ideolojik değer yargılarının alanda sanıldığının aksine çok daha yaygın bir biçimde varlık gösterdiğini öne sürmektedir. Çalışmada bu olguların alanyazındaki izdüşümlerini göstermek adına 19. ve 20. yüzyılın başat siyasal ideolojilerinin yaygın kavram, söylem ve yaklaşımları belirlenmiş; bu bağlam esas alınarak ideolojilerin müzik tarihi yazınındaki izdüşümleri analiz edilmiştir. Analiz sırasında siyasal ideolojilerin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümleri de hesaba katılmış; tek başına kavram odaklı bir yaklaşım izlemekten kaçınılmıştır. Araştırmanın sonucunda siyasal ideolojilerin alanyazında kendilerini örtük ya da aleni bir biçimde yaygın olarak gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda müzik tarihi alanında gerçekleştirilen ideoloji çalışmalarının bütünlüklü, sistematik bir bilimsel çerçeveye ihtiyaç duyduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle teorik ve kavramsal bir yaklaşımla gerçekleştirilen bu çalışmanın, diğer başlıca yöntemleri içeren çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Türkiye'de ulusalcı solun tarihsel kökenleri: 1932-1971
Bu çalışmanın konusu içinde öncelikle Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren genel hatları çizilmiş ve sol ve/veya sosyalist hareketlerin Türkiye'de neden gelişim gösteremediği incelenmiştir. Daha sonra sol içinde ulusallaşma eğiliminin somut görünümü olan Kadro Hareketi ile başlayıp, Yön ve Milli Demokratik Devrim ile devam ettirilen ulusalcı sol çizginin ortaya koyduğu iktidar stratejileri ve bu akımları besleyen farklı kaynaklar incelenmiştir.Ulusalcı sol hareketin, 1932 yılı itibariyle somut görünümüne ulaştığı Kadro Hareketi, içinde bulunduğu tek partili dönemin iktidarını sağlamlaştırma görevini üstlenmiştir. Ancak 1960 yılından sonra görülen Yön ve MDD hareketleri iktidarı ele geçirme eğilimlerinde bulunmuştur. Bunu yaparken hem Atatürk'ün önderliğindeki Kurtuluş Savaşı'ndan hem de dünya üzerinde önemli devrimler gerçekleştirmiş olan, Çin, Küba, vb. gibi ülkelerden ilham almışlardır. Ayrıca bu hareketlerin diğer bir ortak noktası gerçekleştirilecek devrimin ülke koşullarına uygun olmasına özen göstermeleridir. Yine bu dönemde önemli bir sol oluşum olan Türkiye İşçi Partisi hakkında yeri geldikçe bilgi verilmiştir.Çalışmanın ilk bölümünde, ideoloji kavramı tanımlanarak, sağ-sol ideolojilerin ayrımı yapılmış ve sol kutupta yer alan ideolojiler kısaca açıklanarak, Marksizm'in Türk sol hareketleri içindeki etkisi tartışılmıştır. Türk sol hareketleri anlatıldıktan sonra, son bölümde Türkiye'deki ulusalcı sol ideolojiler ele alınmıştır. Söz konusu hareketlerin, 1932 ? 1971 yılları arasındaki ideolojileri doğrultusunda, toplumsal sınıflar hakkındaki görüşleri, Kemalizm ile ilişkileri ve sosyalizmin nasıl kurulacağı yönünde izledikleri yol belirlenip, tezin sonuç kısmında ortaya konmuştur.
Dreamworks animasyon yapımlarında sosyalizmin izleri: Arı Filmi, Tavuklar Firarda, Karınca Z örneği
DreamWorks Animation firması sosyalizmin nosyonlarını kullanarak kapitalist sisteme bir tepki oluşturur, kapitalist sistemin açıklarını ortaya koyar, kapitalist sistemi hedef gösterir ve kapitalist sistemi olumsuzlar. Bir taraftan kapitalist sistemi olumsuzlarken öteki taraftan Sosyalizm ideolojisinin unsurlarını çok açık bir şekilde üç DreamWorks Animation yapımında gösterir. Arı Filmi, Tavuklar Firarda ve Karınca Z. Bu filmler toplumsal, siyasal roller üstlenmiş, sınıfsal nitelikte olup sosyalizm ideolojisini bünyesinde barındırmaktadır.Arılar, tavuklar, karıncalar bireysel durumda bulunmayan sosyal hayvanlardır. Dolayısıyla filmlerde en ideal, en uygun model olarak sosyalist düzen anlatılır. Sosyalizm ideolojisinin devamlılığını sağlamak amacıyla bu türde animasyon filmler ortaya konmuştur. Arı Filmi, Tavuklar Firarda ve Karınca Z filmleri çözümlenirken içerik analizi ve söylem analizi yöntemi uygulanmıştır. Bulgular doğrultusunda filmlerde işlenen ve geliştirilen içeriğin anlamca ortaya koyduğu temalar; toplumculuk, fedakarlık, çalışkanlık cesarettir. Kişisel hazları ön plana alma, bireycilik, tükettim çılgınlığı, popüler kültür anlatıları incelenen filmler içerisinde kapitalist sistemin unsurları olarak olumsuzlanır. Toplumsal hiyerarşide işgal ettiğimiz konumu sorgulamamıza neden olur. İncelenen filmler içerikleriyle ve söylemleriyle toplumun hafızasında yer edinmeye çalışır ve topluma eleştirel bir bakış kazandırır.
Türkiye'de ideolojik kamplaşma ve 6. filo eylemleri
Soğuk Savaş Dönemiyle başlayan Kapitalizm ve Sosyalizm ile bunların etrafında şekillenen ideolojik kavramların anlaşılması, daha doğrusu her kesimin kendisine yakın bulduğu akımı anlaşılır ve etkin kılma çabası Türkiye'yi uzun yıllar sürecek çatışmalara sürüklemiştir. Demokrat Parti iktidarının özellikle son yılında etkisi belirgin hale gelen öğrenci olaylarının 27 Mayıs 1960 Darbesine giden sürece zemin hazırlaması ve yaşananların darbe sonrasında gençliğin başarısı olarak lanse edilmesi Türk siyasetinde politik ya da politika dışı unsurların, gerektiğinde özellikle gençliği harekete geçirmeleri noktasında rol model olmuştur. Gençlerin 27 Mayıs sonrası başlayan ve 12 Eylül 1980 Darbesine değin devam eden ideolojik kamplaşma sürecinde ilk karşılaşılan gelişme 1961 Anayasası ve onun getirmiş olduğu özgürlükçü ortamdır. Türkiye'de başlayan değişimler, dünyadaki gelişmelerin etkisiyle de yeni bir boyut almıştır. Özellikle 1965 sonrasında ABD'nin Vietnam'a açmış olduğu savaş, Latin Amerika'nın kurtuluşu adına Küba'da yaşanılan devrim sürecinden sonra 1960'lı yılların son dönemlerinde dünyayı etkisi altına alan 68 Kuşağı, Türkiye'den yoğun olarak hissedilmiştir. Dış etkiler, ideolojilerin karşıt iki süper güce yönelik tavırlarını da beraberinde getirmiştir. Özellikle bu süreçte yaşanan ABD karşıtlığı, 6. Filo'ya yönelik eylemlere yol açmıştır. 1961 Anayasası ile ülkede daha rahat ve fazlasıyla gözlenen Sosyalizm ideolojisi kapsamında üniversite gençliği ve işçi sınıfının özgürlük istemiyle yapmış oldukları 6. Filo eylemleri de dahil tüm eylem ve grevlerin gün geçtikçe artmasını beraberinde getirmiştir ki bu da akabinde 12 Mart 1971 Muhtırası sürecini doğurmuştur. Yaşanan öğrenci olaylarına son vermek gayesiyle gerçekleşen 27 Mayıs'ın simgesi olan üç idam, aradan on yıl geçtikten sonra, üstelik 27 Mayıs'ın amacıyla tezat düşecek şekilde, gençlerin daha da artmış olan eylemlerinin gölgesinde yaşanacak 12 Mart'ı ve simgesi olan ayrı bir üç idamı hatırlatarak Türk siyasasına gölge düşürecektir. Bu gölge, yaklaşık bir on yıl daha Türkiye'de etkisini sürdürecek ve yine bir antidemokratik oluşum ile 12 Eylül 1980'i doğuracaktır. 12 Mart 1971 sürecinde bastırılmaya çalışılan sol hareket, özellikle 1974 yılında çıkarılan genel af sonrasında şiddetini artırarak 1975-1980 arası dönemde sağ-sol çatışmalarına sahne olmuştur. Türkiye'de yaşanan ideolojik mücadelelerin yanı sıra, siyasi anlaşmazlıklar, Türk diplomasisinde beliren gelişmeler bu dönemin sancılı ve ağır geçmesine ortam hazırlamış ve 12 Eylül 1980'de yeni bir darbeyle son bulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyalizm, Kapitalizm, 68 Kuşağı, 6. Filo Eylemleri, Kanlı Pazar, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980
Demokratik sosyalizm modelinde siyasal katılım: Türkiye İşçi Partisi örneği 1961–1971
Bu tez çalışmasında, demokratik sosyalizm modelinin yöneten – yönetilen ilişkilerini nasıl ve hangi prensipler dâhilinde ele almakta ve okuduğuna odaklanılmıştır. Bu doğrultuda, yöneten – yönetilen ilişkilerinin yapısı ve uygulama biçimleri irdelenmiştir. Yöneten – yönetilen ilişkilerinin tarihsel süreç içerisinde yaşamış olduğu dönüşümlerde demokrasi kavramının icadı ve gelişiminin rolü sorgulanmıştır. Demokrasi kavramı üzerinden siyasal katılım kavramına ulaşılmıştır. Siyasal katılım kavramı çözümlemesinde bulunularak, kavramın, yöneten – yönetilen ilişkilerini hangi sınırlar dâhilinde çerçevelendirdiği sorularına yanıtlar aranmıştır. Siyasal katılımı etkilediği düşünülen gelir eşitsizliği, cinsiyet, kimlik ve yaş faktörleri demokratik sosyalizm modeli üzerinden okunarak siyasal katılım ve demokratik sosyalizm modeli arasındaki ilişki incelenmiştir. Yöneten – yönetilen ilişkileri ve siyasal katılım kavramı çözümlemelerimiz tezimizin amacı olan demokratik sosyalizm modelinin bulunmuş olduğu politik hattın belirlenmesi sürecinde yol gösterici nitelik taşımaktadır. Bu doğrultuda, demokratik sosyalizm modelinin kavramsallaştırma aşamasına geçilmiştir. Demokratik sosyalizm modelinin doğru bir zeminde kavramsallaştırılmasını sağlayabilmek adına modelin ortaya çıkışını ve gelişimini sağladığını düşündüğümüz düşünsel kaynaklar ve somut olaylar incelenmiştir. Nihayetinde, demokratik sosyalizm modelinin yöneten – yönetilen ilişkilerini hangi ilkeler doğrultusunda örgütlediğinin yanıtı aranmıştır. Bu yanıt arama sürecinde 1961 – 1971 yılları arasında demokratik sosyalizm ilkeleri doğrultusunda hareket ettiklerini ilan eden Türkiye İşçi Partisi, İspanya Komünist Partisi, Fransa Komünist Partisi, İtalya Komünist Partisi ve Halk Birliği (Şili) örgütlerinin, yöneten – yönetilen ilişkilerini nasıl okuduklarının cevabı aranmıştır. Geniş çerçeveden değerlendirilen bir Türkiye İşçi Partisi çözümlemesi ile yöneten – yönetilen ilişkilerinin demokratik sosyalizm modelinde hangi ilkeler üzerinden şekilleneceği belirlenmiştir. Buna göre demokratik sosyalizm modeli etkin siyasal katılım üzerinden yöneten – yönetilen ilişkilerini ele almaktadır. Bunun sonucunda demokratik sosyalizm modelinin uygulanabileceği alan ve modelin bulunmuş olduğu politik hat, liberal demokrasi sınırlarıyla çerçevelendirilmiştir.
Soğuk Savaş Döneminde Çekoslovakya müdahalesi ve müdahalenin Türkiye sol hareketine yansıması
1968'de Çekoslovakya'da Prag Baharı diye adlandırılan bir değişim hareketi başlamıştır. Bu değişim hareketini sosyalist dünya için tehdit olarak algılayan Sovyetler Birliği, Varşova Paktı ile birlikte 21 Ağustos 1968'de Çekoslovakya'ya askeri müdahalede bulunur. Bu çalışmada, müdahalenin gerçekleştiği uluslararası atmosfer ve müdahalenin uluslararası toplumda yansıması ve Türkiye'deki yansımasının sol açısından değerlendirilmesi yapılmıştır.
Türkiye'de halen etkin olarak faaliyet gösteren yasadışı sol yapılanmaların kurucu görüşlerinin mukayesesi
İbrahim Kaypakkaya 1972'de kurmuş olduğu Türkiye Komünist Partisi / Marksist Leninist adlı örgüt çatısı altında yürüttüğü teorik ve politik faaliyetlerle adını duyurmuştur. Ölümünden sonra da takipçileri Marksist Leninist Komünist Parti'yi ve Maoist Komünist Parti'yi örgütleyerek Kaypakkaya'nın düşüncelerini canlı tutmuşlardır. Dursun Karataş ise 1970'li yıllarda politik faaliyete başlayarak önce Devrimci Sol sonra da Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi adlı örgütlere yön vermiştir. Her ikisi de Türkiye'ye maddi ve manevi zararlar vermiş olan örgütleri etkileyen kişilerdir. Bu çalışmada resmi makamlarca terörist örgüt sayılan oluşumların ideolojilerini canlı tutan kurucuların düşünceleri tespit edilip karşılaştırılmıştır. Kaypakkaya ve Karataş; bu tezde savundukları ideoloji, takip ettikleri amaç ve stratejiler, Kemalist devrim ilkelerine ve ulusal soruna bakış açıları, Türkiye'deki sol hareketlere yaklaşımları ve devrimci duruşları yönünden ele alınmıştır. Marksizm-Leninizm-Maoizmi esas alan Kaypakkaya hem Kemalizm ve ulusal soruna yaklaşımları hem de ideolojisinden ödün vermemesiyle radikal bir portre sergilemiştir. Marksizm-Leninizmi esas alan Karataş ise Kaypakkaya kadar net olmasa da belli ölçüde Kemalizm ve ulusal soruna eleştirilerde bulunmuştur. Karataş öncülüğünü yaptığı sansasyonel eylemlerle öne çıkarken Kaypakkaya daha çok düşünceleri ve devrimci duruşuyla önem kazanmıştır.
The road not taken: The socialist utopia of Edward Bellamy
In the aftermath of American Civil War, the United States underwent a serious change in its social, political and economic order. Gone was the Thomas Jefferson?s ideal of the United States that stood on the shoulders of the yeoman farmer. The blessings of technology and economic growth in addition to the firm belief in laissez faire capitalism and individualism shaped the future of the American nation. Under the leadership of captains of industry, namely the robber barons, the largest industries rose. Nevertheless, the inevitable consequences of this boom such as urbanization, immigration and pauperization were obviously seen in the growing portrait of an industrial America and the dissenting voices soon heard after many recurring economic depressions and labor unrest.At the turn of the new century, the attempts to address these social problems of America have been well documented by historians. For many, there was a better road to prosperity than rampant capitalism. Cooperation, planned economy, positive assistance by the state could turn social anarchy, caused by capitalism, to social order for unity and happiness for all. Although these socialistic means were criticized for being anti-American and foreign born ideas, they are in harmony with American traditions because they highlight social justice, economic security, equality of opportunity and peace which were also underlined by both Declaration of Independence and American Constitution.In this context, utopian literature undertakes a crucial role to exhibit the ills of the social order and reinvigorate the hopes for a better tomorrow. Their importance is neglected in historical analysis, yet the great bulk of utopian literature produced during the fin de siècle portrays another American dream for future. The most significant of these socialist utopian novels was Looking Backward 2000 ? 1887 written by Edward Bellamy. It sold millions and inspired many more at a time when the labor question was the most serious issue. Therefore, the objective of this thesis is to study how Bellamy frames the promised American dream for every citizen and to examine the reasons why it fell short of its goals despite its popularity and the great impact it had on society.Keywords: Gilded Age, Utopian Literature, Edward Bellamy, American Socialism.
Türkiye'de 1960'larda sol düşünce ve Milli Demokratik Devrim
27 Mayıs 1960 askeri darbesi Türk siyasetinde bir dönüm noktasını oluşturmuştur. Darbe sonrasında askeri yönetim yeniden bir Demokrat Parti (DP) vakası yaşamamak ve devleti korumak adına başa geçecek olan hükümetleri hukuk devleti ilkesine uygun kısıtlamalar getirmiştir. Bu kısıtlamalar ise siyasi katılımın genişlediği, farklı kesimlere yayıldığı bir özgürlük ile sonuçlanmıştır. Yaratılmış olan bu özgürlük ortamında sol düşünce ve onun Türkiye'deki en baskın bileşenlerinden sosyalizm kendini tanıtma ve örgütlü bir şekilde siyasette var olabilme şansını yakalamıştır. Bu gelişmeler aracılığıyla parlamenter sistemde kendisine yer bulan sol düşünce, mevcut sistemden ve ekonomik gidişattan memnun olmayan kitlelere yeni umut olmuştur. Bu tezde amaç 1960-1970 yılları arasında sol düşüncenin Türkiye'de izlediği yolu ve yaşadığı kırılma noktalarını Milli Demokratik Devrim (MDD) hareketi üzerinden açıklamaktır. Türkiye'de sol ile ilgili yapılan çalışmalar dönemsel olarak ya 12 Eylül 1980 asker darbesi sürecini ya da DP'nin etkin olduğu yılları ele almış, sol düşüncenin ne olduğu ve neyi savunduğu belirsiz kalmıştır. Bu tezde belirtilen dönemde, MDD tezinin Sol düşünce içerisinde yerinin belirlenmesiyle söz konusu boşluk doldurulmaya çalışılacaktır. Çalışmada belge analizi ve karşılaştırmalı yöntemler uygulanmıştır. Bu çerçevede 1960-1970 yılları arasındaki çeşitli gazete makaleleri, sol tabanlı partilerin programları ve bildirileri taranarak analiz edilmiştir. Demokrasi, enternasyonalizm-milliyetçilik, toplumun sınıfsal yapısı gibi konularda, Türk solu içerisinde genel bir uzlaşı mevcuttur. Farklılık ise iktidara "nasıl" gelineceği ve devrimin nasıl olacağıdır. MDD tezinin temeli "sivil-asker aydınlar" öncülüğünde gerçekleştirilecek "eylemde radikal kalmış", "Aşamalı Devrim"dir. MDD, milliyetçilik ve Kemalizm kavramlarını kullanarak kitleselleşebilmiştir. Ancak işçiye duyulan güvensizlik, Kemalizm ve Sovyet Rusya'nın etkisi sebebiyle MDD'nin Türk soluna özgü sorunları devam ettirmiştir. Ayrıca MDD, kitleselleşebilmek için sosyalist mücadeleyi ulusal anti-emperyalist mücadeleye çevirmiştir. Ülke şartlarının uygun olması sayesinde özellikle gençlik arasında rağbet görmüş olan bu hareket 1960'ların sonundan itibaren başlayacak ve önü alınamayarak 12 Eylül 1980 darbesi ile sonuçlanacak gençlik eylemlerinin de ateşleyicisi olmuştur. Anahtar Sözcükler: Yön-Devrim Hareketi, Milli Demokratik Devrim, Doğan Avcıoğlu, Mihri Belli, 1968 Gençlik Hareketi.
Vesayetçi demokrasi kavramı bağlamında Yön Dergisi'nin nitel bir analizi
Dergi, mecmua ve gazete gibi süreli yayınlar yayımlandıkları toplumun tarihi, edebi, toplumsal ve siyasal hayatına ilişkin geniş bilgi birikimi sunmaktadır. Onlar hem dönemsel hafızaya dair referans kaynağı teşkil eder hem de yayıncı kadronun en yalın formda duygu ve düşünce dünyasının resmedilmesi noktasında verilerin doğal ortamda elde edilmesine olanak tanır. Bu çalışmada da böylesi bir gaye güdülerek Yön Dergisi araştırmaya konu edinilmiştir. Yön Dergisi 20 Aralık 1961 ile 30 Haziran 1967 tarihleri arasında 222 sayı yayımlayarak Türk siyasal hayatında sosyalist ideolojinin önemli bir temsilcisi olmuştur. Dahası siyasi bir fikir hareketi olarak Yön sosyalizmin kurumsal bir kimlik elde etmesine olanak tanıyan kuramsal tartışmaların odağında yer almıştır. Diğer taraftan, derginin kurucu ve yazar kadrosu ile hitap edilen okuyucu kitlesi de Yön'ün önemini artırmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Yön Dergisi'nde demokrasi kavramının ne şekilde ele alındığını ortaya koymaktır. Diğer bir ifadeyle, Yön Dergisi'nde demokrasi kavramına yüklenen anlam ve bu anlam doğrultusunda Türk demokrasisinin nasıl ele alındığının sorgusu gerçekleştirilmiştir. Yani, Yön yazarlarının nasıl bir demokrasi algısına sahip oldukları ve bunu inşa ederken dayandıkları temel saikler irdelenmiştir. Bu doğrultuda, niteliksel içerik analiz yöntemi ile hermeneutik (yorumsamacı) yaklaşım veri analiz araçları olarak kullanılmıştır. Veri kaynağı olarak benimsenen Yön Dergisi'nin yayın hayatı boyunca kaleme alınan imzalı ve imzasız bütün Yön yazıları araştırmanın kapsamını oluşturmuştur. Çalışmada, "Yön Dergisi vesayetçi demokrasi anlayışına sahiptir" ana varsayımından hareket edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular neticesinde Yön Dergisi vesayetçi demokrasi anlayışına sahip olduğu ve siyasi bir fikir hareketi olarak Yöncüler'in "vesayetçi" düşünceyi inşa etmeye çalıştıkları ortaya çıkmıştır. "Vesayetçi demokrasi kavramı bağlamında Yön Dergisi'nin nitel bir analizi" başlıklı bu çalışma ile bu ilişki ortaya konularak siyaset bilimi literatürüne özgün bir katkının sağlanması amaçlanmıştır.
Sosyal demokrasinin insan haklarına etkisi : İsveç örneği
Sosyal demokrasi kavramıgünümüzde, insan haklarıile birlikte değerlendirilen,evrensel bir düşünce sistemi olarak ön plana çıkmıştır. Demokrasi ve sosyal adalet, eşitlikkavramlarını içerisinde barındıran sosyal demokrasi, bu yönüyle insan haklarıuygulamalarınıbüyük ölçüde etkilemiş, ortaya koymuşolduğu politikalarla, insan haklarıkavramına şekil vermiştir.Marksist düşünce yapısıiçerisinde yoğrulan sosyal demokrasi fikri, Marksizm'inbir eleştirisi ya da üçüncü bir yol olarak değerlendirilen sonucu olarak değerlendirilecektir.Burada önemli olan unsur, Marksist düşünce yapısının anlaşılarak, bu yapıile arasındakifarklılıklarının ortaya konmasıdır.Bu doğrultuda; demokrasinin, sosyal demokrasi düşüncesi içerisindeki belirleyicibir unsur olmasınedeniyle, bu noktanın anlaşılmasıoldukça önemli görülmüştür.Demokrasi fikrinin gelişmesinde katkısıbulunan düşünürlerin fikirleri ve bu fikirlerietkileyen tarihi olayların ele alınmasıda yine önem verilecek olan bir husustur..Sosyal demokrasinin kökeni incelenirken, sosyal demokrasi kavramının ortayaçıkışına neden olan diğer siyasi fikirlerin etkileri tahlil edilmeye çalışılacaktır. Sosyaldemokrasinin, adıile mütenasip olan sosyalizm ve demokrasiye olan vurgusununnedenleri, bu tahliller sonucunda belirlenmeye çalışılacaktır.İsveç'teki soysal demokrat düşüncenin gelişmesi ve yerleşmesinin incelenmeyeçalışıldığıbu çalışmada sosyal demokrasinin insan haklarıvurgusunun üzerindedurulacaktır. Bu vurguya bağlıolarak, İsveç'in sosyal ve insan haklarıpolitikalarıelealınacaktır.Anahtar Kelimeler :Marksizm, Demokrasi, Sosyal Demokrasi, Refah Devleti, İsveç
Avrupa'da yeşil hareketlerin gelişimi ve Avrupa Birliği bütünleşmesi
Yeşil hareketler altmışlı yıllarda Batı'nın varsıl ülkelerinde doğup tüm dünyaya yayıldı. Ekolojik tahribata dikkat çeken, modern sanayi toplumunun eleştirisini yapan, ekolojik ve toplumsal uyumu hedefleyen bu hareketler yaşadıkları dönüşüm süreci sonunda partileşip siyaset sahnesindeki yerini aldı. Yeşiller diye adlandırılan bu partiler, seksenlerden günümüze, yeni ve farklı birer aktör olarak hem yerleşik siyasal partileri hem de toplumu derinden etkiledi. Bu çalışmanın birinci bölümünde, yeşil hareketi anlayabilmek için, ilk olarak "ekoloji" ile bağlantılı kavramlar açıklanmış; ardından ekolojik tahribatın tarihsel arka planı çıkartılmıştır. Kronolojik olarak tahribatın dökümü ortaya konulurken düşünce dünyasına da değinilmiş; çevre kirliliğine atıfta bulunan eserler de birer örnek olarak sunulmuştur. Bu bölümde, çevre tahribatının -sanılanın aksine- yeni bir olgu olmadığı; modern topluma özgü bir sorun gibi değerlendirilmesinin tarihsel gerçeklikle bağdaşmadığı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, bilim alanında kullanılan bir terimin (ekoloji) nasıl siyasallaşıp bir ideoloji haline geldiğine bakılmış; toplumsal hareket teorileri ve postmateryalizm tezine başvurarak, her bir Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkede yeşil hareket ve partilerin ortaya çıkışı ve buna sebep olan faktörler incelemeye alınmıştır. Eski Doğu Bloku ülkelerinde karşımıza çıkan faktörlerin Batıdakilerden farkı izah edilmiş; postmateryalizm tezinin Doğu Avrupa'daki yeşil hareketleri açıklamak için kullanmanın çok sağlıklı olmayabileceği veriler ışığında anlatılmıştır. Bölümün sonunda ise 1989'da orta ve doğu Avrupa'da yaşanan rejim değişikliklerinde yeşillerin oynadığı başat role değinilmiştir. Toplumsal hareket olarak ortaya çıkıp zamanla partileşen; parlamentolarda ve hükümetlerde yer alan yeşiller üçüncü bölümde, AB kapsamında incelenmiştir. Avrupa'daki yeşil partilerin oluşturduğu "Avrupa Yeşil Partisi" tetkik edilmiş; partinin tarihsel gelişimi, yapısı, Avrupa Parlamentosu'ndaki yeri, politikaları ve AB ile olan ilişkisi değerlendirmeye tabi tutulmuş; yeşillerin AB bütünleşmesinde sergiledikleri tavır değişikliği vurgulanmıştır.
Türk siyasal yaşamında Özgürlük ve Dayanışma Partisi
Özgürlük ve Dayanışma Partisi, 22 Ocak 1996'da kuruldu. ÖDP, farklı siyasal geleneklerden, çeşitli sosyalist gruplardan oluşturulan çoğulcu, devrimci bir kitle partisidir. İlk Genel Başkanı Ufuk Uras'tır.Parti, farklı düşüncelerin meşruiyetini tanır ve organizasyon içinde azınlıkların haklarına garanti verir. ÖDP, farklı eğilimlerin varlığını büyük bir zenginlik kaynağı olarak görür.Parti, 1999 genel seçimlerinde oyların %0,8'ini aldı. Bu onlar için büyük bir hayal kırıklığıydı. 2001 yılıyla birlikte derin bir iç kriz izledi. Başlangıçtaki gruplardan birkaçı ayrıldı. 2002 seçimlerinde parti geçerli oyların %0,3'ünü aldı. Ufuk Uras, hayal kırıklığından dolayı genel başkanlıktan istifa etti. 2004 yerel seçimlerinde ÖDP, Artvin ve Yozgat'ın belediye yönetimini kazandı. 2004 yerel seçimlerinde ÖDP, DEHAP ve SHP ile seçim koalisyonunda yer aldı. Koalisyon yurt çapında %5 oy kazandı.ÖDP, siyasal eylem ve tezleriyle Türk demokrasi tarihinde farklı bir noktada yer aldı. Parti, özgürlük, dayanışma ve barışa önem verdi. Parti, özgürlükçü sosyalizmi hedef aldı.
Türkiye sosyalist solu ve milliyetçilik (1960-1971)
1960-1971 arası dönem sosyalizmin siyasal olarak yükselişinin yanı sıra entelektüel / düşünsel zeminde de belirginleşmeye başladığı bir aralığı ifade etmektedir. Bu süre zarfında sosyalizmin kamusal görünümü artacak, çok sayıda süreli yayın ile teorileştirme faaliyeti yürütülecektir. Bununla birlikte Türkiye'de sosyalizmi savunan entelektüellerin çok büyük bölümünün evrensel standartlarda bir sosyalizm tartışması yapmadıklarını; 1960'lı yıllarla birlikte yükselişe geçen Üçüncü Dünyacılık / Bağlantısızlık hareketinin etkisiyle alternatif bir kalkınma stratejisi arayışı içerisinde oldukları söylenebilir. Milliyetçi bir retorik benimsenmiş, bir Türk sosyalizmi oluşturulmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan Atatürkçülük, söz konusu entelektüeller tarafından kendi düşünsel dinamikleri bağlamında yeniden inşa edilmekte ve Türk sosyalizminin kurucu unsuru haline getirilmektedir. Milli Mücadele süreci Birinci Kurtuluş Savaşı olarak adlandırılmakta, Türk sosyalizminin 1960'lı yıllarda Atatürk devrimlerinden uzaklaşılması dolayısıyla ikinci kurtuluş savaşını gerçekleştirdiği savunulmakta ve kendileri için kullanılan "devrimci" sıfatıyla Erken Cumhuriyet Dönemi devrimleriyle irtibat kurulmaktadır. Türk sosyalizminin bir diğer belirgin vasfı ABD'nin dış politika pratikleri ve ABD karşıtlığı üzerinden tanımlanan anti-emperyalizmdir. Bu çalışma Türkiye'de sosyalist solun bu ideolojik angajmanlarını milliyetçilik nokta-i nazarından ele almaktadır. Çalışma 27 Mayıs 1960-12 Mart 1971 tarihleri ile sınırlanmıştır.