Vitamin B 12
68 theses under this subject heading
Bariatrik cerrahi sonrası B12 vitamin düzeyinin nörolojik hastalıklar üzerine etkisinin araştırılması
Dünya Sağ lık Örgütü̈ (DSÖ ) obeziteyi, sağ lığı bozabilecek ş ekilde vücutta anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanmaktadır. Bariatrik cerrahi sonrası B12 vitamini eksikliği sık görülmekte olup, eksikliği çeşitli nörolojik bozukluklara sebep olduğu gibi, sinir sisteminde meydana gelen bu bozukluklar spesifik olmamakla beraber, tedavi edilmezse kalıcı hasarlara neden olabildikleri bilinmektedir. Bu çalışmada 01.10.2022 ile 01.12.2022 tarihleri arasında 2019-2021 yılları arası İstanbul'da özel bir bariatrik cerrahi kliniğinde cerrahi operasyon geçiren hastaların geriye dönük kan tahlilleri incelenerek ilgili analizler yapılmıştır. Bariatrik cerrahi geçiren hastalar 2 gruba ayrılmış nörolojik hastalığı olan ve olmayan olmak üzere her bir grup 24 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada, katılımcıların demografik bilgileri, kişiye ait ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3.ay ve 12.ay yaptırdıkları vitamin B12 laboratuvar sonuçları, hastaların boyu, ameliyat öncesi ağırlığı, ameliyat sonrası 3.ay ve 12.ay ağırlıkları geriye dönük hasta dosyalarından elde edilmiştir. Çalışmaya katılan hastaların B12 içeren besin tüketim sıklıkları incelendiğinde nörolojik hastalığı olmayan kişilerin günlük ortalama 5,77 mg B12'yi besinler ile beslendiği belirtilmiştir. Bu çalışmada araştırmaya katılan ve nörolojik hastalığı olmayan bireylerin ameliyat sonrası 12. ay diyetle B12 alım miktarı 5,77±3,85 μg, nörolojik hastalık varlığında ameliyat sonrası 12.ay diyetle B12 alım miktarı 7,22±4,11 μg olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların B12 vitamin durumu incelendiğinde nörolojik gruptaki hastaların ameliyat önce B12 vitamin durumu 3.ayda azalma göstermiş ilaç tedavisi ile 12.ayda değerler düzelmiştir. B12 tedavisi olan hastaların tamamı belirti gösteren ve tanısı konulan nörolojik hastalık belirtilerinde azalma görülmüştür. Çalışmamızın daha fazla sayıda hasta ile ve çok merkezli şekilde yürütülmesi önerilmektedir.
Sleeve gastrektomi operasyonu geçiren bireylerde postoperatif protein tüketimi ve gıda takviyesi kullanımının B12 vitamin değerlerine etkisi
Kronik bir hastalık olan obezite, beraberinde getirdiği komplikasyonlarla birlikte yaşam şeklini olumsuz etkileyen, yüksek morbidite ve mortaliteye sebep olan bir halk sağlığı sorunudur. Bariatrik cerrahi, uzun dönemli kalıcı ağırlık kaybının sağlanmasında ve obezitenin komplikasyonlarının azaltılmasında son çare olarak etkili tedavi yöntemlerini içermektedir. Bariatrik cerrahi yöntemlerinden olan sleeve gastrektomi (SG), tüketilen gıda hacmini besin emilimini etkilemeden kısıtlayarak açlık hissinin azalmasını sağlamaktadır. Bu çalışma, sleeve gastrektomi operasyonu geçiren bireylerde ameliyat sonrası gıda takviyesi kullanım durumlarının belirlenmesi, protein tüketim miktarlarının saptanması ve B12 vitamin değerleri üzerine olan etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Kocaeli ilinde bulunan özel bir hastanede sleeve gastrektomi operasyonu geçiren 50 yetişkin hasta (31 kadın, 18 erkek) ile yürütülmüştür. Araştırmada, katılımcıların demografik bilgileri, protein kaynakları tüketme sıklıklarını kapsayan yüz yüze bir anket formu, 3 günlük besin tüketim kaydı ve kişiye ait 6. ay rutin laboratuvar sonuçları kaydedilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 35,68±5,92 yıl olarak hesaplanmıştır. Ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 6. ayda Beden Kütle İndeksi (BKİ) gıda takviyesi kullanan bireylerde 41,20±2,95 kg/m2 ve 28,59±3,63 kg/m2; gıda takviyesi kullanmayan bireylerde ise 42,53±4,66 kg/m2, ve 30,78±13,85 kg/m2 olarak saptanmıştır. Ameliyat öncesi, ameliyat sonrası 3. ve 6. ay B12 vitamin değeri gıda takviyesi kullananlarda; 375,08±136,35 pg/mL, 364,80±58,75 ve 361,52±70,20 pg/mL iken gıda takviyesi kullanmayanlarda; 328,24±77,59 pg/mL, 281,28±52,48 pg/mL 269,24±46,19 pg/mL saptanmıştır. Sonuç olarak takviye kullanmayan hastalarda protein tüketimi arttıkça B12 vitamin seviyesinde ılımlı yükselme olduğu, fakat B12 vitamini referans aralığının alt sınırına yakın olduğu; gıda takviyesi kullananlarda ise vitamin B12 değerinin anlamlı düzeyde yüksek bulunduğı sonucuna varılmıştır (p<0,05).
Basit indigesyonlu sığırlarda serum metilmalonik asit ve b12 vitamini düzeylerinin tanısal önemi
Basit indigesyonlu sığırlarda metilmalonik asit ve B12 vitamininin tanısal açıdan öneminin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla 10 sağlıklı (kontrol grubu) ve 40 basit indigesyonlu olmak üzere toplam 50 farklı ırk ve yaşta sığır kullanıldı. Sığırların indigesyonlu oldukları anamnez, klinik muayenesi ve rumen içerik muayenesi ile tespit edildi. Her sığırdan MMA ve B12 vitamin düzeylerini saptamak için kan serum örnekleri ve rumen içerikleri alındı. İştahsızlık, kilo kaybı, süt veriminde düşüş ve ön mide atonisi olan indigesyonlu grupta sağlıklı kontrol grubuna göre metilmalonik asit arttığı (P<0.05) belirlendi. Vitamin B12 düzeyi indigesyon grubunda kontrol grubuna göre azaldığı tespit edildi, fakat bu azalma istatistiki olarak (P>0.05) anlamlı bulunmadı. Hem indigesyonlu grupta hem de kontrol grubunda MMA ve Vitamin B12 arasında negatif bir korelasyon olduğu saptandı. Sonuç olarak; indigesyonlu sığırlarda Metilmalonik asit ve Vitamin B12 düzeylerinin belirlenmesi tanısal açıdan önemli olduğu belirlendi.
Migren ve gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerle olmayan bireyler arasında vitamin d, vitamin B12 ve TSH düzeylerinin karşılaştırılması
Amaç: Migren ve gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), sık görülen kronik klinik tablolardır. Bu çalışmanın amacı migren ve GTBA ile D vitamini, vitamin B12 ve TSH düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğine başvurmuş 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Migren ve GTBA tanısı için Uluslararası Baş ağrısı Derneği (IHS) 2013 kriterleri ve klinik değerlendirme kullanıldı. Grupların her üçü de (migren, GTBA ve kontrol) 70 katılımcıdan oluşmaktaydı. 210 katılımcının D vitamini, B12 vitamini ve TSH düzeyleri değerlendirildi. Bulgular: Kontrol grubu 30 erkek, 40 kadından oluşmaktaydı. Grubun yaş ortalaması 32,21±10,14 idi. Migren grubu 54 kadın ve 16 erkekten oluşmaktaydı ve grubun yaş ortalaması 31,36±9,48 idi. GTBA grubu ise 53 kadın ve 17 erkekten oluşmaktaydı, grubun yaş ortalaması 34,03±12,28 idi. Hem migren hem GTBA gruplarında vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktü. Migren ve GTBA gruplarında ise vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri birbirine benzerdi. Her 3 grup arasında TSH düzeyleri açısından bir fark saptanmadı. Sonuç: Bu çalışma migren ve GTBA'da vitamin D ve vitamin B12 düzeylerinin anlamlı derecede düşük olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar hem GTBA ve migrenin patofizyolojik mekanizmalarını anlamamıza hem de tedavide yeni bakış açıları kazanmamıza yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Baş ağrısı, migren, GTBA, vitamin D, vitamin B12, TSH
Bölgemizde COVID-19 tanısı almış hastaların serum vitamin D, vitamin B12, Folat ve Zn düzeylerinin kontrol grubu ile geri-dönük karşılaştırılması
Çalışmamız, Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Covid-19 tanısı almış hastaların serum vitamin D, vitamin B12 ve folat değerlerinin, sağlıklı kontrol grubuyla retrospektif olarak karşılaştırılarak Covid-19 tedavisinde vitaminlerin öneminin araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmamız Covid-19 salgını boyunca 2020 ile 2021 tarihleri arasında Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesine gelen covid-19 tanısı almış kişiler arasından rastgele seçilmiş 30 kişi ve hastaneye rutin kontroller için gelen sağlıklı kişiler arasından rastgele seçilen 30 kişiden oluşan kontrol grubu olmak üzere toplamda 60 kişinin Biyokimya Laboratuvarında analiz edilen vitamin düzeyleri ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar 18 ile 65 yaş aralığında olanlardan seçilmiş. İki grubun serum vitamin D, vitamin B12 ve folat düzeyleri retrospektif olarak karşılaştırıldı. Hastaların laboratuvar değerleri, klinik özellikleri ile yaş ve cinsiyet gibi demografik verilerine hastane elektronik veri tabanından ulaşılmış. Veriler IBM SPSS V23 ile analiz edildi. Laboratuvar parametrelerinin prediktif değerlerinin belirlenmesinde ROC analizi kullanılmıştır. Normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk testi ile incelendi. Gruplara göre cinsiyetin karşılaştırılmasında Yates düzeltmesi kullanıldı. İkili gruplara göre normal dağılmayan verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi kullanıldı. Analiz sonuçları nicel veriler için ortalama ± s. sapma ve ortanca (minimum – maksimum) şeklinde kategorik değişkenler frekans yüzde olarak sunuldu. Önem düzeyi p<0,050 olarak alındı. Çalıştığımız Karaman Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çinko parametresi çalışılmadığı için veriler elde edilememiş ve tez kapsamına alınamamıştır. Çalışma grubumuzun genel cinsiyet dağılımını %55'ini erkekler ve %45'ini kadınlar oluşturmaktadır. Covid-19 grubunun yaş ortalaması 54,17 ± 8,27 iken kontrol grubunun yaş ortalaması 42,37 ± 14,08 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızın sonuçları covid-19 grubunun D vitamini ortancasını 11,12 (4,20 - 51,18) mg/mL folik asit ortancasını 9,89 (3,87 - 24,00) ng/mL ve vitamin B12 ortancasını 392,50 (141,00 - 2000,00) pg/mL olarak bulunmuş. Gruplar arasında farkta sadece D vitamini düzeyleri anlamlı çıkmıştır (p<0.001). Folat ve Vitamin B12 değerlerine ait anlamlı bir değeri elde edilememiştir (p>0,050). Laboratuvar parametrelerinin ROC analiz sonuçları Vitamin D için AUC değeri 0,738 olarak elde edilmiş olup istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,002). Folat ve Vitamin B12 değerlerine ait anlamlı bir ACU değeri elde edilememiştir (p>0,050). Serum vitamin D düzeyleri covid-19'lu hastalarda referans değerlerinin çok altında tespit edildi. Koronavirüs ile enfekte olan hastaların vitamin parametrelerine mutlaka değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: B12 vitamini, Covid-19, D vitamini, Folik asit
Anemik kronik böbrek hastalarında serum homosistein düzeyi ile serum B12 düzeyi arasındaki ilişki
Bu çalışmada anemili kronik böbrek hastalarında (KBH) homosistein, B12 vitamini ve bazı hematolojik parametre seviyelerinin araştırılması amaçlanmıştır. Nisan ve Mayıs 2023 arasında Kerkük Devlet Hastanesi'ne başvuran 35-70 yaş aralığındaki anemili kronik böbrek yetmezliği (KBY) olan hastalardan kan örnekleri alınarak tüm hastalara, ayrıntılı bilgiler içeren özel olarak tasarlanmış bir anket uygulanmıştır. Hasta ve sağlıklı gönüllülerden 5 er mL olmak üzere kan örnekleri alınmıştır. Böbrek fonksiyonları açısından, kontrol grubuna kıyasla hastalardaki üre ve kreatin seviyeleri anlamlı olarak artmıştır (P≤0.05). Hematolojik parametreler açısından RBC sayısı, Hb ve PCV, kontrol grubuna kıyasla hastalarda anlamlı bir şekilde (P ≤0.05) azalırken MCV, kontrol grubuna kıyasla hastalarda anlamlı olmayan (P ≤0.05) farklılıklar göstermiştir. Serum ferritin ve homosistein konsantrasyonları, kontrol grubuna kıyasla hastalarda anlamlı olarak (P ≤0.05) artarken, B12 vitamini kontrol grubuna kıyasla hastalarda anlamlı bir şekilde (P ≤0.05) azalma göstermiştir. Sonuç olarak; Kırmızı kan hücreleri ve hemoglobin oranlarındaki artış ve kandaki parametrelerde görülen değişiklikler sonucu homosistein seviyeleri ve kronik böbrek yetmezliği arasında güçlü bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Is hyperhomocysteinemia a risk factor for cognitive defects in rats exposed to metformin
Aim: Diabetus mellitus currently is a very wide spread metabolic disorder. Metformin from Biguanides is a commonly used agent in DM treatment with side effects like diarrhea and Vitamin B12 deficiency. Aim of the study was to investigate Metformin's side effect, causing vitamin B12 deficiency on diabetic rats. Furthermore, it is known that deficiency of vitamin B12 leads to hyperhomocysteinemia. I examined how Hyperhomocysteinemia developes due to B12 deficiency due to metformin usage for a certain period of time, and whether cognitive changes might take place. Material and Method: This study is a prospectous and controlled work carried out between February and July 2015 on experimental animals. 24 female Sparque-Dawley rats were grouped in 4 different groups named Metformin-Control, STZ – Control, STZ – Metformin and Control- Control. Rats were daily given 250 mg/kg (p.o.) metformin and 2.5 cc (p.o.) distilled water as placebo treatment and control groups respectively for 21 days. At the end of this period, Passive avoidance test was applied to observe memory loss. After this application, blood was taken from animals, serum was isolated and checked for Homocystein levels. Findings and Result: In this study Passive Avoidance test did not result in a statistically significant change between groups. Homocystein (Hcy) data between treatment and control groups did not give statistically significant change either. Key Words: diabetic rats, metformin, cognitive disease, passive avoidance test
Comparison of serum vitamin b12 concentrations between TYPE 2 diabetes mellitus patients treated with metformin for long term and the control group
Diabetes mellitus is one of the most common metabolic diseases and important health problems with progressive incidence. Therefore, it is important to prevent the deaths and all other health concequences and complications in diabetic patients and help them improve their quality of life. This specifies the important role of metformin in the treatment of diabetes. Metformin stays as a first preferred treatment for type 2 diabetes mellitus (T2DM) in most societies to provide strategies to prevent, treat and reduce the complications of this disease. The aim of our study was to evaluate the level of vitamin B12 in diabetic patients who take metformin and non-diabetic subjects who do not take metformin(control group) and the relationship between metformin and serum vitamin B12 levels. Participants were excluded from the study if they had a history some specific disease or if they used some specific medications that may have effect on vitamin B12 concenration. Vitamin B12 levels in diabetic patients who use metformin as their treatment were compared with those in non-diabetic patients. No significant difference was found in vitamin B12 level in diabetic patients and non-diabetic subjects (p=0.970). As a conclusion in this study did not find any evidence that shows that there might be relationship between metformin intake and vitamin B12. Also in this study other factors like gender and age (in both groups), duration of metformin intake and the amount metformin dosage (in diabetic groups), have not had any significant effect on vitamin B12 level.
Kemoterapi tedavisi alan yetişkin onkoloji hastalarının serum vitamin D ve B12 düzeyleri, beslenme durumları ile depresyon ve anksiyete durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi
Bu çalışma; kemoterapi tedavisi alan yetişkin onkoloji hastalarının kemoterapi öncesi ve sonrası dönemde serum vitamin D ve B12 düzeyleri, beslenme durumları ile depresyon ve anksiyete durumu arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacı ile planlanmıştır. Çalışma Nisan 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kemoterapi Ünitesine tedavi için başvuran kanser tanısı almış 44 hasta (Hasta Grubu-HG) ile 44 sağlıklı gönüllü birey (Kontrol Grubu-KG) üzerinde yürütülmüştür. Bireylerin genel özellikleri, sağlık durumları, yaşam tarzı alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve beslenme alışkanlıklarına ilişkin bilgileri saptamak amacıyla anket formu araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme tekniğiyle uygulanmıştır. Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Hasta Esaslı Subjektif Global Değerlendirme (PG-SGA), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ile Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır. HG'deki bireylerin yaş ortalaması 52.50±12.21 yıl, KG'dekilerin 52.84±10.98 yıldır. HG'deki bireylerin çoğu ileri evrededir (Evre III, %25; Evre IV %50) ve %72.7'sinde metastaz bulunmaktadır. En sık görülen komplikasyon iştah kaybıdır. HG'deki bireylerde ilk kürdeki Serum D ve B12 düzeyleri son kürdekinden daha yüksektir (p>0.05). HG'deki bireylerde KG'dekilere göre günlük enerji ve toplam protein alımı daha düşüktür (p<0.05). Günlük diyetle alınan C vitaminin kanser riskini azalttığı belirlenmiştir (OR:0.920, % 95 GA: 0.899-0.942, p=0.042). HG'deki bireylerde ilk kürden son küre PG-SGA, BDA ve BAÖ puanları artmıştır. Depresyon ve anksiyete puanları ile serum D ve B12 vitamini düzeyleri arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05). HG'de son kür sonrası BAÖ puanlarıyla vücut ağırlığı arasında negatif korelasyon (r=-0.311, p=0.040) belirlenmiştir. Son kür sonrası PG-SGA ölçeği puanlarıyla BDÖ (r=0.372, p=0.013) ve BAÖ puanları (r=0.423, p=0.004) ilişkili bulunmuştur. Sonuç olarak; kemoterapi tedavisinin fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıkları üzerindeki olumsuz etkisiyle D ve B12 vitamini düzeylerini etkileyerek depresyon ve anksiyete gelişimine zemin hazırlayabileceği belirlenmiştir. Kemoterapi tedavisi alan bireyler beslenme yönünden izlenmeli, gereksinimlerine uygun sağlıklı ve dengeli bir diyet tüketmeleri sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, B12 vitamini, beslenme, D vitamini, depresyon, kanser
Psöriazis hastalarında vitamin b12 düzeyleri
Psöriazis, genel popülasyonun %1-5 'ini etkileyen, eritematöz plaklar ile karakterize kronik ve tekrarlayan enflamatuvar bir deri hastalığıdır. Psöriazis, epidermal keratinositlerin hiperproliferasyonu ve zayıf farklılaşması ile karakterize olan bir T hücresi aracılı enflamatuvar deri hastalığı olarak kabul edilir. Psöriazise yatkınlık kalıtım ile ilişkili olsa da, hastalık enfeksiyon ve stres gibi çevresel faktörlerden de etkilenmektedir. Diyetin psöriazis etiyolojisi ve patogenezinde rol oynadığı öne sürülmüştür. B12 vitamini, DNA sentezi ve hücresel enerji üretimi için gereklidir. B12 vitamini eksikliği, özellikle hayvansal gıdaların sınırlı alınması veya vitamin emilememesi nedeniyle yaygın görülmektedir. Bu bilgiler dahilinde çalışmanın amacı psöriazis tanısı olan hastalardaki B12 vitamini düzeylerinin kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Bu çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Psöriazis polikliniğine 01.02.2018 – 01.04.2018 tarihleri arasında başvuran ve vitamin B12 düzeyleri istenmiş 88 psöriazis hastası geriye dönük saptanıp hasta grubu olarak kabul edilmiştir. Aynı tarihler arasında diğer polikliniklere başvuran B12 düzeyleri istenmiş, yaş ve cinsiyet uyumlu 72 kişi geriye dönük saptanarak kontrol grubu olarak kabul edilmiştir. Mann Whitney U Non-parametrik testine göre kontrol grubu ile psöriazis grubu arasında B12 vitamini düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı bir fark görülmemiştir (p=0,092). Ancak psöriazis tanılı hastaların, kontrol grubuna göre daha küçük yaşta olduğu görülmüştür (p=0,001). Psöriazisli hastalardaki yaş ortalamasının daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca cinsiyet ile de B12 vitamini düzeyleri arasında bir fark görülmemiştir. Elde edilen bu değerlerin ileriki çalışmalarda psöriazis alan şiddeti indeksi (PASİ) ile birlikte korelasyonunun araştırılması, kontrol ve hasta grubunda B12 vitamini düzeyleri arasında fark görülmese dahi serum B12 vitamini düzeylerine bakılarak hastalık şiddeti hakkında değerlendirme yapılmasına olanak sağlayacak bir belirteç olabilir. Anahtar Kelimeler: Psöriazis, B12 vitamini, Psöriazis ve B12 vitamini ilişkisi
The effect of metformin on the absorption of vitamin B12, folic acid, homocysteine and creatinin; a cross sectional study in Karbala province
Recent studies have related to estimate the effect of metformin and other anti-diabetic medication on the absorption of vitamin B12, folic acid, creatinin and homocysteine in patients with diabetes-mellitus type 2. This cross-sectional study will be accomplished over patients with different parameters including weight, age, body mass index, fasting blood glucose, HbA1c, duration of metformin usage, and the dosage of metformin. The results will be studied under light of control group. Samples size of 300 diabetic patients of type 2, with age ranged between 35-75 years, and a control group consisting of 30 healthy people will be collected from Karbala province/Iraq. As a result, the diabetic patients that taking metformin recorded higher value for both vitamin B12 and homocysteine, and lower value was recorded in term of folate in comparison with patients on other antidiabetic drugs or patients on baseline (recently diagnosed). Also, there is not statistically differences in the term of (age, weight, BMI and creatinin) between the groups under studying, meanwhile a statistically differences were observed in term of HbA1c and fasting blood glucose between the investigated groups. Further, the results revealed that the duration and the dose of metformin have considerable impact over vitamin B12 deficiency deterioration.
Biochemical comparative study for the role of vitamin B12 in type2 diabetic patients with dyslipidemia
One of the main risk factors for cardiovascular disease in people with diabetes mellitus is dyslipidemia. This study aimed to determine the role of vitamin B12 in diabetic patients with dyslipidemia. The study included 160 subjects divided into four groups: 40 of them were healthy, 40 had good diabetes control, 40 had fair diabetes control, while the last 40 were poor in diabetes control. All participants were tested for FBG, HbA1C, TG, CHOL, HDL and Vitamin B12. The parameters were statistically studied to find out the mean and the significant difference compared to the control group. The difference between the studied groups of patients was also studied, and the correlation coefficient was determined to know the correlation between the studied parameters. The levels of FBG, HbA1C, TG and CHOL increased in the fair-control group, and the level of HDL and vitamin B12 decreased. These levels were more dangerous in the poor control group, while the levels were similar or close to the control group in the good controlled group. The study achieved a clear positive correlation between HbA1C and TG (r=0.503), CHOL (r=0.459), while a negative correlation was observed between TG and HDL (r=-0.612), Vit. B12 (r='0.595) with a significant difference of (P<0.01). When compared with triglycerides, all other metrics clearly diverged
The study of deficiency of vitamin B12, magnesium and some biochemical markers in patients with diabetes mellitus
The goal of the present study is to identify the link between the deficiency in B12, magnesium deficiency, and several biochemical markers in diabetes mellitus people, testosterone changes, B12, and glucose in men with testosterone disorders. According to the results of the present study, it has been found that age is of great importance, as age increased, the incidence of diabetes increases. As for magnesium, it is significantly affected and had a link with diabetes, as well as vitamin B12. At the same time, there was a correlation between the diabetes test and changes in the lipid profile, but the most correlation was with total lipids. Adjustment for BMI at 45 years of age and average BMI significantly reduced the association between having a high body mass index (BMI) at age 25 and an increased risk of developing diabetes.
Evaluation of lipid profile, thyroid hormones levels, and antioxidants in Iraqi thyroid patients
The purpose of this study is performed to examine the association of dyslipidemia in thyroid disorder patients and hypovitaminosis D, B12 in Iraqi patients. In the two groups (patients and controls), the study indicated that there were indications that the mean age, weight and body mass index in the group of patients were altered in hypothyroid patients. The average lipid profile was in the two groups, indicating that there were indications that the average total cholesterol was less statistically significant in hypothyroid patients, while the result of triglycerides, HDL, LDL and VLDL in the group of patients there was no significant relationship. Statistic. Regarding Superoxide Dismutase (Sod), it was found to be significantly lower in the patient group. Regarding TSH, T3 and T4, it was found that they were significantly higher in the patient group. Vitamin D and B12, were not found to be significantly higher in the patient group. The study confirmed that there was a between TSH with age, weight, cholesterol, LDL, T3 and T4 in hyroid Patients.
The study level of leptin, B12, glucose metabolism and some biochemical markers on patients with renal failure disease
In this study, males with renal failure disease (RFD) have been investigated for their systemic leptin and vitamin B12 levels. One hundred and forty male subjects were enrolled in this study, 70 males were diagnosed with RFD while the other 70 males were healthy and used as control. Along with leptin and vitamin B12, the blood of males was analyzed for glycated hemoglobin (HbA1c) and the serum of males was analyzed for fasting blood sugar (FBS), urea, creatinine, cholesterol, triglycerides (TGs), and lactate dehydrogenase (LDH) activity. There were no significant differences in age and body mass index between males with RFD and control. Serum leptin was increased significantly in males with RFD compared to control. Serum vitamin B12 level was decreased significantly in males with RFS compared to control. Moreover, urea, creatinine, cholesterol, TGs levels, and LDH activity were all increased significantly in the serum of males with RFD compared to control. Nevertheless, the levels of FBS and HbA1c were not changed significantly between males with RFD and Control.
Irakta B12 ve B6 vitamini düzeylerinin metabolik etkilerinin incelenmesi
Globally, anaemia is a major public health phenomenon. WHO defines anaemia as a haemoglobin (Hb) concentration below 12.0 g/dL in women and 13.0 g/dL in men. Depending on MCV, anaemia can also be categorized as microcytic, normocytic, and macrocytic. One of the causes of anaemia is a lack of essential nutrients such as vitamins B6 and B12. A total of 120 patients, including 40 patients with microcytic anaemia, 40 patients with macrocytic anaemia and 40 healthy controls, who were diagnosed with anaemia clinically by a haematologist according to MCV rates at Al-Hussein medical city –section of haematology, participated in this study. In this study, vitamin B6, vitamin B12, Hb, HCT, and MCV, which were significantly decreased in patients with microcytic anaemia, were examined (p value<0.001**), while vitamin B6, vitamin B12, Hb, and HCT were significantly decreased in patients. Macrocytic anaemia (p-value<0.001**) and MCV were significantly elevated in the same group. As a result, vitamin B12 and vitamin B6 levels were decreased with microcytic and macrocytic anaemia.
Erektil disfonksiyon ve homosistein ilişkisi
Amaç: Homosistein seviyesinin erektil disfonksiyon (ED) hastalığında önemli bir yeri olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda ED tanısı konmuş hastalardan alınan serum örneklerinde glukoz, folik asit, vitamin B12, kolesterol, estradiol, prolaktin, total testosteron ve homosistein düzeylerinin ölçülmesi ve ED ile ilişkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Metot: Çalışmaya 25-65 yaş arası gönüllü 80 erkek katılması planlanmıştır. Gönüllü prospektif olarak; ED'si olmayan Kontrol (Grup-1), ED tanısı konmuş (Grup-2), olmak üzere 2 ayrı gruba ayrılmıştır. Grupların ED sınıflaması Uluslararası Cinsel İşlev İndeks (International Index of Erectile Function –IIEF) sorgulama formu ile yapılmıştır. ED ile ilgili komorbiditesi olan ya da ED nedeni olabilecek cerrahi girişim öyküsü bulunan hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Tüm gönüllülerde serum glukoz, folik asit, vitamin B12, kolesterol, estradiol, prolaktin, total testosteron, homosistein ve ED ile ilişkili olabilecek diğer parametrelerin ölçümü yapılmıştır. Sonuçlar SPSS 23,0 programı ile karşılaştırırken iki grup arasında ölçülen parametreler düzeyleri arasındaki istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunup bulunmadığına bakılmıştır. Gruplar arasındaki istatiksel karşılaştırmalar SPSS 23,0 programı ile yapılmıştır. Bulgular: Çalışmamızda grup-1 ve grup-2 arasındaki glukoz, folik asit, vitamin B12, kolesterol, estradiol, prolaktin, total testosteron ve homosistein düzeyleri karşılaştırılmıştır. ED grubunda vitamin B12, folik asit, estradiol, prolaktin, total testosteron ve homosistein düzeylerinin anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p< 0.05). Sonuç: Homosistein ve erektil disfonksiyon arasında önemli bir ilişki olduğunu söyleyebiliriz. Fakat yapılan bu çalışma daha geniş bir grup ile daha kapsamlı olarak tekrarlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Erektil Disfonksiyon, Homosistein, Folik asit, Vitamin B12, Estradiol.
Akne vulgaris hastalarında oral isotretinoin tedavisi ateroskleroz riskini arttırıyor mu? Oral isotretinoinin plazma B12 vitamini, folik asit, homosistein, lektin benzeri düşük dansiteli lipoprotein reseptör 1 (LOX-1) ve okside düşük dansiteli lipoprotein (OX-LDL) düzeylerine etkisi
AMAÇ: Orta ve şiddetli akne vulgaris tedavisinde sık kullanılan sistemik isotretinoinin, ateroskleroz üzerine olan etkisinin, B12, folik asit, homosistein, ox-LDL, LOX-1, trigliserid, total kolesterol, HDL, LDL ve VLDL gibi ateroskleroz patogenezinde rol alan parametrelerle belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmaya Mayıs 2022 - Şubat 2023 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji polikliniğine başvuran, akne vulgaris tanısı ile endikasyon dahilinde oral isotretinoin tedavisi başlanan 64 kadın, 17 erkek toplam 81 kişi, 18 yaş ve üzeri erişkin hastaları dahil edilmiştir. Her hasta, çalışma hakkında bilgilendirilmiş ve yazılı onamları alınmıştır. Hastaların yaşı, cinsiyet, vücut kitle indeksi, sigara kullanımı, hastalığın başlama yaşı, akne şiddeti, adet düzeni, ailesel akne öyküsü, ek hastalıkları ve ailede akne dışı hastalıklar sorgulanmıştır. Hastalara 0,5 mg/kg dozunda oral isotretinoin başlanmıştır. Hastalardan tedavi başlangıcında, tedavinin 1. ve 3. aylarında venöz kan örnekleri alınıp plazma homosistein, serum B12, folik asit ve OxLDL, LOX-1 düzeyleri analiz edilmiştir. Ayrıca isotretinoin tedavi protokolünde rutin olarak ölçülen lipid düzeyleri (Trigliserid, total kolesterol, HDL, LDL ve LDL) de kaydedilmiştir. İstatiksel değerlendirmede SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmaya alınan akne vulgaris tanısı ile oral isotretinoin kullanan 81 hastanın ilk kontrolde 13'ü, ikinci kontrolde 9'u takipten çıkarken, 1 hasta ilk kontrolüne gelmeyip ikinci kontrole geldi ve toplamda 60 hasta çalışmayı tamamladı. 60 hastanın %81,7'si (n=49) kadın, %18,3'ü (n=11) erkek idi. Hastaların yaşları 18-39 yıl (ort. 21,93 ± 3,3) arasında; akne başlangıç yaşı 12 ile 39 (ort. 17,38 ± 4,10) arasında değişiyordu. Ortalama vücut kitle indeksi 22,25± 3,7 (aralık 16,08-32,81) olarak bulundu. Hastaların 10'u (%16,7) aktif sigara içiyorken, 45 (%75) hasta sigara içmediğini, 5 (%8,3) hasta ise sigarayı bıraktığını belirtti. Kadın hastaların 9'unda (%18,4) adet düzensizliği bulunurken 40'ının (%81,6) adeti düzenliydi. 60 hastanın 53'ünün (%88,3) ek hastalığı bulunmazken, 7 (%11,7) hastada, ek hastalık bulunmaktaydı. Bunlar alerjik rinit(n=1), astım(n=1), hipotiroidi(n=1), PCOS(n=4) idi. Ailede akne vulgaris hastalığı olan kişi sayısı 24 (%40) iken 36 (%60) hastada ailede akne vulgaris hastalığı mevcut değildi. Hastaların ailelerinde ek hastalığı olan 21(%35) iken herhangi ek hastalığı bulunmayan kişi sayısı 39 (%65) idi. Ek hastalıklar arasında, böbrek yetmezliği, diyabetes mellitus (DM), hipertansiyon (HT), hiperlipidemi ve kalp hastalığı yer alıyordu. Bazı ailelerde birkaç hastalığın beraber eşlik ettiği görüldü. Hastalarının 43'ünde (%71,7) akne şiddeti orta şiddette iken, 17 (%28,3) hastada şiddetli olarak tespit edildi. Erkek hastaların %45,5'inde orta şiddette, %54,5'inde şiddetli akne mevcut iken, kadın hastaların %77,5'inde orta şiddette, %22,5'inde şiddetli akne olduğu belirlendi. İstatiksel analizlere göre tedavi sonrası Ox-LDL, trigliserit, total kolesterol, LDL ve VLDL düzeyleri, başlangıç değerlerine göre anlamlı olarak yüksekti (sırayla p<0,001, p<0,01, p<0,001, p<0,001, p<0,01). Tedavi sonrası LOX-1, folik asit homosistein ve B12 vitamini düzeyleri istatistik olarak anlamsız bulundu (p>0,05). Ox-LDL düzeyleri, erkeklerde ve kadınlarda, ek hastalık varlığı ve sigara kullanımına göre ayrılmış, tüm gruplarda tedavi başlangıcına göre artış saptanırken, sigara kullananlarda bu artış istatiksel olarak anlamlı bulunmayıp (p>0,05) diğer tüm gruplarda istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,001). Folik asit, B12 vitamini LOX-1 ve HDL düzeyleri ile cinsiyet, ek hastalık varlığı ve sigara kullanımı ilişkisi araştırıldı ancak değerler istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). Homosistein ile cinsiyet, ek hastalık varlığı ve sigara kullanımı ilişkisi araştırıldı. Kadınlarda homosisteinde 3. ayda görülen azalma istatiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05) diğer gruplarda istatiksel olarak anlamlı bir bulgu saptanmadı (p>0,05). Her iki cinsiyette, trigliserid, LDL ve VLDL düzeylerinde, başlangıç düzeylerine göre artış görüldü artış, kadınlarda istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,01). Her iki cinsiyette, total kolesterol düzeylerinde, başlangıç düzeylerine göre artış görüldü ve istatiksel olarak anlamlıydı (E, p<0,05; K, p<0,01). Trigliserid ve VLDL düzeylerindeki artış sigara içmeyen grupta istatiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Total kolesterol düzeylerindeki artış sigara içen ve içmeyen grupta istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,01). LDL düzeylerindeki artış sigara içen ve içmeyen grupta istatiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,05 ve p<0,05). Ek hastalık durumuna göre her iki gruptaki trigliserid, total kolesterol, LDL ve VLDL düzeylerinde başlangıç düzeylerine göre artış izlendi. Artış ek hastalığı bulunmayan grupta istatiksel olarak anlamlıydı (p<0,01). Yapılan analizde yaş ile başlangıç LOX-1 (p<0,05) ve total kolesterol düzeyleri (p<0,01), 3.aydaki ox-LDL(p=0,01) ve trigliserit düzeyleri (p=0,001) ve tüm aylarda bakılan VLDL düzeyleri arasında (sırasıyla p<0,01, p<0,001, p=0,001) doğru orantılı bir korelasyon saptandı. VKI ile parametreler arasındaki korelasyon değerlendirildiğinde, her ayda bakılan trigliserid (sırasıyla p<0,05, p<0,01, p<0,05) ve VLDL (sırasıyla p<0,05, p<0,01, p<0,05) ile doğru orantılı, HDL (sırasıyla p<0,001, p<0,001, p<0,01) ile ters orantılı korelasyon saptandı. Diğer parametreler arasında anlamlı bir veri saptanmadı (p>0,05). SONUÇ ve ÖNERİLER: Çalışmamızda Ox-LDL, trigliserid, total kolesterol, LDL ve VLDL düzeylerinde istatiksel olarak anlamlı artış saptanırken, B12 vitamini, folik asit, homosistein ve LOX-1 ve HDL düzeylerinde anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır. Ox-LDL ve lipit profilinin bilinen aterojenik özelliği isotretinoin tedavisi alanlarda ateroskleroz gelişme riskinin arttığına dair görüşleri desteklemektedir. Yaş artışı ile ox-LDL,trigliserit, total kolesterol ve VLDL düzeylerinin artışı ileri yaşta ateroskleroz eğiliminin arttığını düşündürmektedir. VKI artışı ile trigliserid ve LDL düzeylerinin artışı, HDL düzeylerinin azalması, VKI arttıkça ateroskleroza eğilimin arttığını düşündürmüştür. Sonuç olarak; oral isotretinoin kullanımının hastalarda Ox-LDL, LOX-1 ve lipit düzeylerinde artışa neden olduğu saptanmış ve bu artışın ateroskleroz riskini arttırabileceği düşünülmüştür. Daha geniş serilerde ve uzun dönem takipli çalışmaların yapılmasının yararlı olacağı kanısına varılmıştır.
Acil servise gelen svo tanısı alan hastalarda; Ck-mb, troponin-t, b12 vitamini, homosistein ve folik asit düzeyleri ile mortalite ve morbidite arasındaki ilişki
Amaç: Serebrovasküler olay acil servise sık başvuru nedenlerinden biri olup iskemik ya da hemorajik nedenlerle gelişebilen nörolojik defisitle ya da mortalite ile sonuçlanabilen bir hastalıktır. Bu çalışmada acil servise başvuran iskemik inmeli hastalarda, CK-MB, Troponin T, Folik Asit, B12 Vitamini ve Homosistein düzeylerinin morbidite ve mortalite üzerine ilişkilerini saptanması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif ve kesitsel klinik çalışmaya Kasım 2018 - Ağustos 2019 tarihleri arasında acil servise başvuran, iskemik inme tanısı alan 57 hasta dahil edildi. Çalışmaya katılmayı kabul eden hasta ve/veya hasta yakınlarından, sözlü ve yazılı onam alındı. Hastaların sosyodemografik ve özgeçmiş bilgileri, klinik ve vital bulguları, elektrokardiyogram, beyin tomografisi, Kreatin Kinaz Miyokardiyal İzoenzimi(CK-MB), Troponin, Homosistein, Folik Asit ve Vitamin B12 dahil rutin kan biyokimyası, hemogram düzeyleri değerlendirildi. İstatistiksel analizler SPSS versiyon 17.0 programı ile yapıldı. Bulgular: Çalışmamıza 30 erkek (% 52,63) ve 27 kadın (% 47,37) olmak üzere toplam 57 hasta alındı. Hastaların yaş ortalaması 67,07±13,08 yıldı. 0-90 gün prognozu incelendiğinde şikâyeti kalmayan 17 hasta (% 29,82), şikâyeti azalan 20 hasta (% 35,09), şikâyeti aynı kalan 9 hasta (% 15,79) ve şikâyeti artan 2 hasta (%3,51) vardı. 9 hasta ise (% 15,79) ex oldu. Bu 9 hastanın 5'i 0-30 gün arasında, 4'ü 30-90 gün arasında ex oldu. 0-30 gün arası ex olan hastalar ile diğer hastalar arasında CK-MB, Troponin, Homosistein, Folik Asit ve Vitamin B12 değerleri karşılaştırıldı ve anlamlı ilişki olmadığı görüldü. 30-90 gün arası ex olan hastalar ile diğer hastalar arasında CK-MB, Troponin, homosistein, Folik Asit ve B12 değerleri karşılaştırıldı ve anlamlı ilişki olmadığı görüldü. 0-30 gün arası ex olan hastalar ile sağ hastalar arasında CK-MB, Troponin, Homosistein, Folik Asit ve B12 değerleri karşılaştırıldı ve anlamlı ilişki olmadığı görüldü. Şikayet durumuna göre CK-MB, Troponin, homosistein, Folik Asit ve B12 değerleri karşılaştırıldı ve anlamlı ilişki saptanmadı. Sonuç: Serebrovasküler hastalıklar mortalite ve sekelle sonuçlanabilen hastalıklar arasında yer almaktadır. Erken tanı ve tedavinin yanı sıra prognostik faktörler de giderek önem kazanmaktadır. Bizim çalışmamızda prognoz ve mortalite açısından CK-MB, Troponin, Homosistein, Folik Asit ve B12 paremetreleri incelenmiş olup anlamlı sonuçlar elde edilemedi. Bu konu hakkında daha geniş kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: CK-MB, Folik Asit, Homosistein, Serebrovasküler olay, Vitamin B12
Preterm ve term bebeklerde ve annelerinde serum vitamin B12 ve folat düzeyleri
Amaç: Vitamin B12 ve folat, homosistein metabolizmasında önemli olan iki vitamindir. Her ikisinin eksikliğinde total homosistein miktarı artar ve gebelik komplikasyonları gelişir. Fetal büyümenin etkilendiğini, prematür doğum ve düşük doğum ağırlıklı doğum riskinin arttığını gösteren çalışmalar vardır. Bu çalışmanın amacı yenidoğan bebeklerin kord kanı ve annelerinin serum vitamin B12 ve folat düzeylerinin ölçülmesi ve vitamin B12 ve folat düzeyleri ile gestasyon süresi ve antropometrik ölçümler arasında bir ilişki olup olmadığının incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Nisan 2018-Aralık 2018 tarihleri arasında doğan 204 yenidoğan bebek ve anneleri alındı. Annelere, bilgilendirilmiş yazılı onamları alındıktan sonra beslenme, hastalık ve ilaç alımlarını sorgulayan bir anket yüz yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Doğumdan hemen sonra yenidoğanlarda arteriyel kord kanı örneklerinden ve annelerinin periferik kan örneklerinden serum folat ve serum total vitamin B12 düzeyi için kan alındı. Vitamin B12 düzeyinin <200 pg/mL olması vitamin B12 eksikliği ve folat düzeyinin <3ng/mL olması folat eksikliği olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya toplam 196 annenin 204 bebeği alındı. Bebeklerin ortalama gestasyon yaşı 37,2±2,6 (22,3-41,2) hafta, ortalama doğum ağırlıkları 3044,8±770 (505-4525) g idi. Bebeklerin 58'i (% 28,4) prematür idi. Anne ortalama vitamin B12 ve folat düzeyi 107,3±67,0 pg/mL ve 13,2±6,7 ng/mL; bebeklerin ortalama vitamin B12 ve folat düzeyi ise 191,5±150 pg/mL ve 20,8±3,7 ng/mL idi (her ikisi için p= 0,001). Annelerin % 96,8'inde (184/190 anne), bebeklerin ise % 64,5'inde (120/186 bebek) vitamin B12 eksikliği tespit edildi. Annelerin sadece % 3,1'inde (6/188) folat eksikliği gözlenirken bebeklerin hiçbirinde eksiklik gözlenmedi. B12 vitamin eksikliği olan annelerin bebeklerinde hem vitamin B12 düzeyi hem de folat düzeyi daha düşük bulundu (p= 0,002, p=0,027). Annenin serum vitamin B12 ve folat düzeyleri ile bebeklerin doğum ağırlığı, boy ve baş çevresi arasında istatistiksel anlamlı korelasyon izlenmedi. Sonuç: Çalışmamızda özellikle vitamin B12 eksikliğinin anne ve bebeklerde oldukça yaygın olduğunu gördük. Doğum ağırlığı, boy ve baş çevresi ile bir korelasyon ise saptamadık. Gebelerin oral vitamin B12 desteği alması, almamışsa intramusküler tedavi alması, bebeğe de rutin vitamin B12 desteği yapılması ileri çalışmalar yapılarak gündeme gelebilir. Anahtar Sözcükler: Vitamin B12, folat, yenidoğan, anne, gestasyon yaş, antropometrik ölçümler
Aile Sağlığı Merkezine başvuran yetişkin kadın bireylerin beslenme durumlarının, serum B₁₂ vitamini düzeylerinin ve etkili etmenlerin araştırılması
Bu araştırma; yetişkin kadın bireylerin beslenme durumları ile serum B₁₂ düzeylerinin belirlenmesi ve etkili etmenlerin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Kasım 2021 - Nisan 2022 tarihleri arasında Batman Aile Sağlığı Merkezine başvurmuş, 109 yetişkin kadın bireyi kapsamaktadır. Kadınların yaş ortalaması 35,94±10,73 yıldır. Kadınların ortalama BKİ değerleri 30,8±5,83 kg/m² olarak saptanmıştır. Katılımcıların serum B₁₂ değerleri ortalaması 308,88±138,75 olup, B₁₂ vitamini eksikliği ise %14,7 olarak bulunmuştur. Araştırmada yaş, Beden Kütle İndeksi, Fiziksel Aktivite Düzeyi (PAL) değeri, sigara ve alkol kullanımı, metformin kullanımı ile serum B₁₂ vitamini arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p>0,05). Serum B₁₂ vitamin düzeyleri ile kırmızı et ve yoğurt tüketim sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Yirmidört saatlik geriye dönük elde edilen besin tüketim kaydına göre ortalama olarak günlük alınan B₁₂ vitamini gereksinimi yeterli oranda karşılanmaktadır. Günlük alınan B₁₂ vitamini ile katılımcıların B₁₂ seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmaya katılan kadınların yaşları ile BKİ değeri ve vücut ağırlığı arasında pozitif yönlü anlamlı korelasyon varken, PAL değeri arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Serum B₁₂ düzeyini etkileyen etmenlerin daha iyi anlaşılması ve araştırılması için daha büyük örneklemde ve her iki cinsiyetin de bulunduğu daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.
Febril konvülsiyonlu hastaların klinik özellikleri ve risk faktörleri
Amaç:. Febril konvülsiyon, çocukluk çağının en yaygın görülen nöbet türü olup çocukluk çağı nörolojik bozuklukları arasında ilk sıradadır. Bu çalışmada febril konvülsiyon tanısı alan hastalar ile ateşli hastalığı olan ancak konvülsiyonu olmayan hastalar prospektif olarak karşılaştırılarak nöbete neden olan risk faktörlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Acil ve Çocuk Nöroloji Bilim Dallarına Mart 2021 ile Mart 2022 tarihleri arasında başvuran febril konvülsiyon tanılı hastalar ve bu tarihler arasında nöbet geçirmeyen menenjit, ensefalit gibi SSS enfeksiyonu bulguları olmayan ve kronik bir hastalığı bulunmayan, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu gibi akut ateş şikâyeti ile başvuran (nöbet geçirmeyen kontrol grubu) hastalar dâhil edilmiştir. Febril konvülsiyon grubunda 70 hasta, kontrol grubunda 70 hasta olmak üzere toplamda 140 hasta çalışmaya alınmıştır. Çalışmaya alınan tüm hastaların demografik ve klinik özellikleri ile başvuru anındaki tam kan sayımı, biyokimyasal parametreleri, serum demir, ferritin, D vitamini, B12 vitamini ve folat düzeyi, demir bağlama kapasitesi prospektif olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Febril konvülsiyon geçiren hastaların 37'si (%52,9) erkek, 33'ü (%47,1) kızdı. İlk FK yaşı ortalama 29,8±16,2 ay olarak saptandı. Basit FK'lı olguların sayısı 56 (%80), komplike FK'lı olguların sayısı ise 13 (%18,5) idi. Başvuru anında en sık üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Hastaların %65,7'sinde jeneralize tonik klonik nöbet görüldü. Ailede febril konvülsiyon öyküsü varlığının, ailelerin eğitim düzeyinin düşük olmasının, anne baba arasında akrabalık varlığının, serum kalsiyum, D vitamini, demir düzeyinin ve transferrin saturasyonunun düşük olmasının febril konvülsiyon geçirme üzerinde anlamlı etkisi olduğunu saptadık (p<0,05). Sonuç: Febril konvülsiyon geçiren çocuklarda serum demir, kalsiyum ve D vitamini düzeyinin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Febril konvülzyon gelişimi için kan demir, kalsiyum ve D vitamini düzeyinin risk faktörü olup olmadığını gösterecek daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Majör cerrahide homosistein, B12 vitamini ve folik asit düzeylerinin nitröz oksit kullanımı ile ilişkisi ve risk faktörlerinin değerlendirilmesi
Bu randomize kontrollü çalışmada majör cerrahi geçirecek hastalarda nitröz oksit kullanımının homosistein düzeyi üzerine etkisinin araştırılması ve preoperatif folat, vitamin B12 düzeyi ve diğer risk faktörleri ile homosistein düzeyindeki değişiklikler ve postoperatif komplikasyonların ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Böylece uygun anestezi yönteminin belirlenmesine ve oluşabilecek komplikasyonların önlenmesine katkıda bulunmak hedeflenmiştir.Çalışmaya 30-70 yaş aralığında gönüllü 250 hasta randomize şekilde dahil edildi. Çalışma bitiminde anestezi uygulama süresi beklenenden çok uzun veya çok kısa sürmüş olan 23 hasta çalışma dışı bırakılarak kalan toplam 227 hastanın verileri istatistiksel olarak değerlendirildi.Her iki gruptaki hastaların sosyodemografik özellikleri, beslenme durumu ve yandaş hastalık durumu operasyon öncesi bir anket formuna kaydedildi.Nitröz oksit kullanılan gruba (n=125) indüksiyon propofol 2 mg/kg, rokuronyum 0,6 mg/kg ve fentanil 0.1 mg/kg ve idamede %33 oksijen + %67 nitröz oksid karışımı ve inhalasyon ajanı olarak sevofluran uygulandı. Nitröz oksit kullanılmayan gruba (n=125) ise indüksiyon propofol 2 mg/kg, rokuronyum 0.6 mg/kg ve fentanil 0.1 mg/kg ve idamede %33 oksijen + %67 hava karışımı ve inhalasyon ajanı olarak sevofluran uygulandı.Hastalardan indüksiyon öncesi kan alınarak B12 vitamini, folat ve homosistein değerleri bakıldı. Postoperatif 24 saatteki erken komplikasyonlar yönünden yattıkları kliniklerde takip edildi ve postoperatif 24. saatte hastalardan kan alınarak homosistein düzeyi tespit edildi. Örneklerin transportu 2-4 OC'de yapıldı. Celal Bayar Üniversitesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Laboratuvarı'nda plazmaları ayrılıp hemen çalışıldı.Nitröz oksit anestezisi alan hasta grubunda nitröz oksit anestezisi almayan gruba göre homosistein konsantrasyonunda anlamlı bir şekilde artış izlendi. Bu artış tespit edilmesine rağmen hiperhomosisteinemiye bağlı major bir komplikasyon saptanmadı.İleri yaş ve erkek cinsiyetin homosistein düzeyi yüksekliği için predispozan faktörlerin arasında yer aldığı çalışmamızda tespit edildi.Diğer çalışmalarca da desteklenen homosistein konsantrasyonunu ile B12 düzeyleri arasındaki ters korelasyon gösterildi.Araştırmamızda hasta beslenme durumunun irdelendiğinde süt tüketiminin B12 ve homosisteinle, meyve-sebze tüketiminin ise folatla olan ilişkisi belirlendi.Sonuç olarak nitröz oksit anestezisi ile homosistein artışının ilişkili olduğunu, ancak bunun postoperatif komplikasyonlara neden olduğu iddialarının daha geniş ve farklı risk gruplarında yapılacak çalışmalar ile ortaya konması gerektiği, bununla birlikte preoperatif B12 ve folat değerlerinin değerlendirilmesinin olası komplikasyonların önlenmesi yönünden değerli olabileceği düşünüldü.
Pediatri servisinde yatan çocuk hastalarda demir, vitamin b12 ve folat eksikliğine bağlı anemi sıklığının belirlenmesi
Giriş ve Amaç : Anemi dünya genelinde sık görülen ve insan sağlığını etkileyerek önemli sonuçlara neden olan bir halk sağlığı problemidir. Anemi yaşamın tüm dönemlerinde insanları etkileyebilmektedir ancak en çok etkilenenler okul çağı öncesi çocuklar ve gebelerdir. Aneminin en sık nedeni nutrisyonel anemidir. Nutrisyonel anemi demir, vitaminB12, folat,çinko ve bakır gibi mikrobesinlerin yoksunluğunda ortaya çıkar. Demir eksikliği çocukluk çağında en sık görülen nütrisyonel eksikliktir. Bu çalışma servise yatırılan ve kronik böbrek yetmezliği (KBY) ve primer kemik iliği hastalığı olmayan çocuklarda nutrisyonel anemi sıklığını saptamak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Yapmış olduğumuz çalışma kesitsel bir çalıma olup, Ocak-Haziran 2018 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi çocuk sağlığı ve hastalıkları servisinde yatan toplam 879 hasta üzerinde yürütülmüştür. Hastalar içinden KBY ve primer kemik iliği hastalığı olan çocuklar çıkarıldı ve geriye kalan 131 hastanın hemogram, retikülosit düzeyi , vitamin B12 ,folat, ferritin,C-reaktif protein (CRP) düzeyleri belirlendi. Boy ve kiloları ölçülerek Türk çocuklarının persentil büyüme eğrilerine göre değerlendirildi. Bulgular: Serviste yatan 879 hastada anemi oranı %54 olarak tespit edildi. KBY ve primer kemik iliği hastalığı olan hastalar çıkarıldığında ise anemi oranı %27 olarak bulundu. Çalışmaya dahil edilen hastaların %40'ı 0-2 yaş grubundaydı. Kız ve erkek hastalar arasında hemoglobin, retikülosit, demir, ferritin, vitamin B12 ve folat değerleri arasında anlamlı fark yoktu (p>0,05). Hastaların %55'inde herhangi bir nutrisyonel eksiklik tespit edilemedi, %37'sinde demir eksikliği, %3'ünde vitamin B12 eksikliği ve %13'ünde folat eksikliği tespit edildi. Hastaların; %44,3'ünde ortalama eritrosit hacmi (MCV) düşük (mikrositer), %48,9'unda MCV normal (normositer), %6,9'unda MCV yüksek (makrositer) bulundu. Çalışmaya dahil edilen hastalardan %55'i akut enfeksiyonlar nedeiyle servise yatırılan hastalardan oluşuyordu. Sonuç: En sık rastlanan nutrisyonel anemi demir eksikliği anemisidir. Vitamin B12 eksikliğini değerlendirmesini sadece serum vitamin B12 düzeyi ile yapmak yanlış pozitif veya negatif sonuçlar elde edilmesine sebep olabilir. MCV değerini vitamin B12 ve folat eksikliği anemisini tanımada yardımcı parametre olarak kullanmak yanıltıcı olabilir. Akut enfeksiyonlar esnasında tespit edilen ve herhangi bir nutrisyonel eksikliğin eşlik etmediği anemiler akut enfeksiyon anemisi olarak değerlendirilebilir. Ancak bu hastalarda enfeksiyon sonrasında anemi parametrelerini tekrar değerlendirmek gerekir. Anahtar Kelimeler: Anemi, Nutrisyonel Anemi.