Uterine cervical neoplasms
91 theses under this subject heading
Yüksek riskli HPV pozitif olan hastalarda smear sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada amacımız HPV DNA taraması sırasında yüksek riskli hpv tipi testpit edilen hastalarda, servikal sitolojisi sonuçlarının kolposkopi eşliğinde alınan servikal biyopsi sonuçları ile karşılaştırılması ve tek başına yüksek riskli HPV pozitifliğinin kolposkopiye refere edilmesinin gerekliliğini araştırmaktır. Yöntem: Prospektif olarak yaptığımız çalışmaya HR-HPV pozitif 60 hasta dahil edildi. Hastaların HPV tipi, smear sonuçları, gebelik sayısı, parite, doğum şekli, sigara kullanımı, eğitim durumu, kontraseptif yöntem, OKS kullanımı, postkoital kanama durumu, cinsel aktif süresi sorgulandı. Tüm hastalara kolposkopi işlemi uygulandı. Kolposkopik bulgular, ECC ve biyopsi sonuçları istatistiksel olarak incelendi. Bulgular: HPV 16 pozitif olan hastalarda HSIL oranı %47, HPV 18 pozitif olanlarda %0 olarak bulunurken diğer HR-HPV genotiplerinde %12.5 oranında tespit edilmiştir. Bulgularımız istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,012 ). Sigara içenlerin Pap smear sonuçlarının %60,0'ında CIN 1 ve üzeri lezyon saptanmış, içmeyenlerin %31,4'ünde CIN 1 ve üzeri lezyon görülmüş ve aradaki fark anlamlı bulunmuştur (p=0,028). Sigara içme durumu ile biyopsi sonuçlarını karşılaştırdığımızda sigara kullanan hastaların %40,0'ında HSIL ve üzeri biyopsi sonucu olduğu tespit edilmiş iken, sigara kullanmayanların %5,7'sinde HSIL ve üzeri görülmüş ve sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p=0,003). Sonuç: Çalışmamızda HPV 16 en sık izlenen genotiptir. HPV 16 pozitif vakalarda, biyopsi sonuçlarında HSIL oranı anlamlı bulunmuştur. Sigara kullanan hastaların smear ve kolposkopik biyopsi sonuçları anlamlı bulunmuştur. HR-HPV pozitif vakaların tümüne kolposkopi yapılması ile serviksin preinvaziv lezyonları erken tanı alabilir ve hastalar serviks kanserine ilerlemeden tedavi edilebilir. Anahtar kelimeler: HPV, Smear, Kolposkopi, Serviks Kanseri
Sağlık okuryazarlığının meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarına etkisi
Bu çalışma 18-65 yaş arası kadınlarda sağlık okuryazarlığı düzeyinin meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarına etkisininin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Hitit Üniversitesi- T.C. Sağlık Bakanlığı Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine 01.06.2019-01.01.2020 tarihleri arasında başvuran 18-65 yaş arası, evli veya cinsel yönden aktif 395 kadın ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında Tanıtıcı Bilgiler Soru Formu ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (ASOY- TR) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların Avrupa Sağlık Okuryazarlık Ölçeği puan ortalaması 32,43 ± 7,36 olup kadınların %40,3'ünün sağlık okuryazarlığı düzeyinin sorunlu- sınırlı düzeyde olduğu belirlenmiştir. Avrupa Sağlık Okuryazarlık Ölçeği puanı ortalaması ile kadınların klinik meme muayenesinin ne olduğunu bilme, tarama/ kontrol amaçlı klinik meme muayenesi yaptırmada hekim cinsiyetinin kadın olmasının önemi, jinekolojik muayene yaptırma, Pap-smear testini bilme, daha önce Pap-smear testi yaptırma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak, meme ve serviks kanseri bilgi ve erken tarama uygulamalarının yetersiz olduğu, yetersiz sağlık okuryazarlığı düzeyinin kanser taramalarına katılımın engellediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Meme kanseri, Serviks kanseri, Sağlık okuryazarlığı, Erken Tanı, Hemşire
Bir üniversite hastanesi aile hekimliği polikliniğine başvuran kadınların serviks kanseri ile ilgili bilgi ve tutumları
Giriş ve Amaç: Serviks kanseri, kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden birisidir. Ancak, düzenli taramalar ve aşılarla çoğunlukla önlenebilir bir kanser türüdür. Bu çalışmada, kadınların serviks kanseri taramasına ve HPV aşısına dair bilgi ve tutumları ile bunları etkileyen sosyodemografik özellikleri ortaya koymak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Çalışma süresince Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Aile Hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaş ve üzeri kadınlardan dahil edilme ölçütlerine uygun kişiler ile çalışma yapılmıştır. Katılımcılarla karşılaşmada; araştırmacı ve yönetici tarafından hazırlanan, literatür taramasıyla oluşturulmuş, sosyo-demografik veriler, serviks kanseri taraması, risk faktörleri ve HPV aşısı hakkında bilgi ve tutumu ölçecek sorulardan oluşan anket formu ile veriler toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların %67,1'i Pap smear testinin serviks kanserinin taraması için kullanıldığını, %60,1'i testin servikal bölgeden alınan sıvı sürüntüsü ile yapıldığını bilmektedir. HPV DNA testinin de servikal kanser taramasında kullanıldığını bilenlerin oranı %13,9'dur. Kadınların %52,5'i smear testini hiç yaptırmamıştır. Smear testini yaptıranların %34,2'si son beş yıl içerisinde düzenli olarak yaptırmıştır. Smear testini yaptıranların %38'i şikayetleri sebebiyle, %22'si erken tanı için, %22'si doktorun tavsiyesiyle, %5'i ise ailede kanser tanısı olan kişilerin varlığı sebebiyle yaptırdıklarını ifade etmişlerdir. Smear testini yaptırmayanların %62,9'u gerek görmeme, şikayetin olmaması sebebiyle yaptırmadıklarını belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan kadınların yarısı Human Papilloma Virüs'ü (HPV) ve aşısını duymuşlardır ancak HPV aşısı olan kadınların oranı %1,9'dur. Katılımcıların %43'ü serviks kanseri için risk oluşturacak durumlar hakkında doğru yanıtlar vermiştir. Sigara içmek, ailede serviks kanseri öyküsü olması, birden fazla cinsel partnerin bulunması, cinsel temasla bulaşan hastalık öyküsü olması; kadınların yarısından fazlasının servikal kanser için risk faktörü olarak kabul ettiği durumlardır. Bariyer korunma yöntemleri kullanmamak, beş yıldan uzun süre oral kontraseptif kullanmak, erken (<16 yaş) yaşta ilk cinsel ilişkide bulunmak ve obezite; servikal kanser açısından risk oluşturabilecek durumlardan olmasına rağmen, katılımcıların yarısından fazlası bu ifadelerin serviks kanseri için riski artırabileceği konusunda fikri olmadığını belirtmiştir. Sonuç: Araştırmaya katılan kadınların bilgi durumları ve tutumları ikamet yeri, eğitim durumu, çalışma durumu, medeni durumu ve yaş gruplarına göre farklılaşmaktadır. Şehir merkezinde yaşayan, üniversite mezunu olan, çalışan ve evli olan kadınların bilgi düzeyleri daha yüksektir. 30-65 yaş aralığındaki kadınların servikal kanser taraması hakkındaki bilgi durumu daha olumlu yöndedir. Anahtar Kelimeler: Serviks kanseri, kanser, tarama
Anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve human papilloma virus prevelansı
Giriş: Servikal kanser günümüzde dünya da kadınlar arasında dördüncü sıklıkta görülen ve önlenebilir bir kanser olması nedeniyle önemini korumaktadır. Bu nedenle birçok tarama programı geliştirilmiş olup bizim ülkemizde de en çok servikal sitoloji ve PCR ile hrHPV DNA pozitifliği taraması yapılmaktadır. Birçok çalışmada HPV enfeksiyonunun servikal kanserlerde %96-99 oranında pozitif olduğu belirtilmiştir. HPV'nin tek başına pozitifliğinin dışında yardımcı faktörlerlerin olduğunu gösteren çalışmalar mevcuttur. Biz bu çalışmada anormal servikal sitolojide anormal endoservikal patoloji ve HPV prevelansını, olası kofaktörlerin bu durumu nasıl etkilediğini, endoservikal örneklemenin önemini değerlerlendirdik. Metod: Bu çalışmada polikliniğimiz kolposkopi ünitesinde Ocak 2013 ve Nisan 2016 tarihleri arasında anormal servikal sitoloji ile takip tedavi gören 505 hasta değerlendirilmiştir. HPV DNA taraması ve endoservikal örneklem yapılmış olan 215 anormal servikal sitolojili hasta ile 175 kontrol grubu hasta karşılaştırılmıştır. Servikal sitoloji konvansiyonel ve likid bazlı (thin prep) teknik ayırt edilmeksizin çalışmaya dahil edilmişir. Servikal sitoloji Bethesda 2001 sınıflandırma sistemine göre yorumlanılmıştır. HPV DNA hastanemiz patoloji, mikrobiyoloji ve ayrıca dış merkez olarak KETEM laboratuarlarında PCR yöntemi ile değerlendirilmiştir. Tüm endoservikal örneklemler endoservikal fırça ve küretaj yöntemleri kullanılarak elde edilip hastanemiz patoloji bölümünce değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma için toplamda 505 olgu değerlendirilmiştir. Eksik verileri olan olgular çıkartıldığında analizler 390 olgu üzerinden yapılmıştır. Çalışmada anormal Pap smear'e sahip olanların sayısı 215 (%55), normal Pap smear'i olanların sayısı 175 (%45) olarak saptanılmıştır. Olguların ortalama yaşı 45.5±9 olarak saptanmıştır. Parite ortalama 2.2, ilk cinsel ilişki yaşı ortalama 20, OKS kullanım oranı %27.9'du. Hastaların %31.3'ü menapozda ve %28'inde ek hastalık mevcuttu. Pap smear sonucu anormal olguların yaş ortalaması 45'ti. Sigara kullanımı %27.2 ve OKS kullanım oranı %26.3 olarak saptandı. Anormal Pap smearli olgularda HPV pozitifliği prevelansı %68.8'di. Bu grupta anormal endoservikal örneklem patoloji prevelansı %40 olarak bulundu. Yaş ile anormal servikal sitoloji arasında bir ilişki saptanmadı. Kontrol grubununda HPV pozitifliği prevelansı %53,7' idi. Bu grupta HPV pozitifliğinin %44'ünü HPV 16, %9.3'ünü HPV 18, %3.2'sini HPV 16 ve 18 birlikteliği %43'ünü diğer HPV tipleri oluşturmaktaydı. Anormal endoservikal örneklem patoloji sonucu prevelansı %2.8'idi. Anormal smear sitolojisi ile HPV DNA pozitifliği arasında istatistiki olarak anlamlı ilişki saptandı (p:0.002). Gravida, parite, ilk cinsel ilişki yaşı, OKS kullanımı, sigara kullanımı ile anormal servikal sitoloji arasında anlamlı ilişki saptanmadı. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve küretaj öyküsü arasında istatistiksel anlamlı sonuç elde edildi. HPV DNA pozitifliği ile sigara kullanımı ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. HPV DNA pozitifliği ile diğer kofaktörler arasında yapılan karşılaştırmalarda istatistiksel anlamlı sonuç bulunmadı. HPV DNA pozitifliği ile küretaj öyküsü karşılaştırıldığında istatistiksel anlamlı sonuç bulundu (p= 0.037). Anormal servikal sitoloji ile anormal endoservikal patoloji karşılaştırıldığında sonuç istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001).Anormal servikal sitoloji derecesi arttıkça anormal endoservikal patoloji ve HPV DNA pozitifliği sıklığının arttığı gözlendi (p:0.002). Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği dışındaki diğer ko-faktörler karşılaştırılmış olup istatistiksel anlamlı sonuç saptanmadı. Anormal endoservikal patoloji ile HPV DNA pozitifliği arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p˂0.001). Sonuç: HPV pozitifliği anormal servikal sitoloji ile ilişkili bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile abortus ve dilatasyon-küretaj ilişkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Anormal servikal sitoloji ile gravida,parite, OKS, sigara kullanımı, yaş, ilk cinsel ilişki yaşı arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. HPV pozitifliğini ko-faktörlerle değerlendirdiğimizde sigara ile ilişkisi anlamlı bulunmuştur. HPV pozitifliği ve dilatasyon -küretaj öyküsü ilişkisi anlamlı bulundu. Anormal servikal sitolojili hastalarda anormal endoservikal patoloji prevelansı diğer çalışmalara göre yüksek bulundu. Anormal endoservikal patoloji ile yaş, gravida, parite, abortus, küretaj, OKS, sigara kullanımı, ilk cinsel ilişki yaşı değişkenleri açısından istatistiki olarak anlamlı bir ilişki çıkmamıştır ancak HPV DNA ile karşılaştırdığımızda sonuç anlamlıydı..
Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgileri
Bu araştırma, Necef şehrindeki kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma Necef Al-Zahra Eğitim Hastanesi jinekoloji servisi, onkoloji merkezi ve aile planlaması birimleri ile A-Forat Al-Awsat onkoloji merkezine Mart 2022- Eylül 2022 arasında başvuran ve çalışmaya dahil olma kriterlerini karşılayan gönüllü 300 kadın ile yürütülmüştür. Araştırmada verilerin toplanmasında daha önceki çalışmalara dayanılarak araştırmacılar tarafından hazırlanan yapılandırılmış kişisel bilgi formu ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımları, ortalama, standart sapma testleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca tek yönlü Anova testi ile bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların kadınların % 48,3'ünün 18-29 yaş aralığında, % 74'ünün bekar, % 56,7'sinin eğitim durumunun üniversite ve üzeri olduğu, % 56.3'ünün geniş aile yapısına ve % 86,7'sinin de orta düzey gelir durumuna sahip olduğu belirlenmiştir. Kadınların serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi formundan aldıkları toplam puan ortalamaları 1,55±0,48'dir. Kadınların eğitim durumu, aile tipi ile serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları bakımından gruplar arasındaki farklılığın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca kadınların daha önce jinekolojik enfeksiyon geçirme durumu, jinekolojik muayene ile ilgili düşüncelerine göre serviks kanseri ve taramasına yönelik bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05). Üniversite ve üzeri eğitim düzeyinde, parçalanmış aile yapısına sahip, daha önce jinekolojik enfeksiyon yaşayan ve düzenli jinekolojik muayeneye giden kadınların serviks kanserine yönelik bilgi düzeylerinin diğerlerine oranla daha yüksek olduğu belirlenmiştir.
Irak'ın Diyala şehrinde yaşayan kadınların pap smear testi yaptırma durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Rahim ağzi kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin gelişmemiş ülkelerde %15'ini, gelişmiş ülkelerde ise %3,6'sını oluşturmakta ve kanserin sebep olduğu kadın ölümlerinde de dördüncü sırada yer almaktadır. Araştırma, Diyala şehrindeki dört birinci basamak sağlık merkezlerine başvuran 367 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 28-37 yaş aralığında olan kadınların rahim ağzı kanseri duyarlılık düzeylerinin düşük, sağlık motivasyonlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Köyde yaşayan kadınların duyarlılık ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük bulunmuştur Geliri az olan kadınların engel ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük olarak tespit edilmiştir. 3 ve daha az çocuğa sahip kadınların sağlık motivasyonları daha yüksektir. Sağlık durumu çok iyi olanların duyarlılık düzeyleri düşük, sağlık motivasyonları yüksektir. Sonuç olarak kadınların pap smear testi yaptırma durumları birçok değişkene göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle kadınların pap smear testlerini yaptırmaları için gereken eğitim mutlaka kadınlara sağlanmalıdır.
Bölgemizde servikal kanser ve prekanseröz lezyonları olan kadınlarda onkojenik human papillomavirus genotiplerinin prevalansının belirlenmesi
Servikal kanser bütün dünyada kadınlar arasında görülen en yaygın ikinci kanserdir. Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin primer etyolojik ajanıdır. Bu çalışma Çukurova bölgesinde servikal kanser ve prekanseröz lezyonları olan kadınlarda HPV genotiplerinin prevalansını tespit için yapılmıştır. Bu amaçla skuamoz hücreli servikal kanser tanılı 27 kadın, 18 CIN1 (cervical intraepithelial neoplasia), 16 CIN2/3 ve kontrol grubu olarak normal servikal sitolojisi olan 122 kadına ait örneklerde HPV DNA tespiti için MY09/11 ve GP5+/6+ konsensus PCR (polymerase chain reaction) testi kullanılmıştır. HPV genotiplemesi multipleks floresan PCR testi olan f-HPV typing Kit (Molgentix, Barcelona, Spain) ile yapılmıştır. Floresan ile işaretli PCR ürünleri ABI 3130 genetic analyzer (Applied Biosystems) cihazında kapiller elektroforez ile analiz edilmiştir. HPV prevalansı servikal kanserde %92.5, CIN2/3'de %81.2, CIN1'de %66,6 ve kontrol grubunda ise %6.5 oranında bulunmuştur. Servikal kanser vakalarında en yaygın tip %66.6 oranla HPV16 olup ardından HPV18 (%11.1) ve HPV31, 58, 59 ve 68 (her biri %3.7) izlemiştir. CIN 2/3 lezyonlarında da HPV16 (%56.2) en baskın tip olup sonraki yaygın tipler HPV18 (%12.5), HPV11 (%12.5), HPV45, 51, 52, 58 ve 6 (her biri %6.2)'dır. CIN1'de en çok bulunan tip HPV59 (%22) olup diğer tipler HPV16 (%16.6), HPV11 (%11.1), HPV18, HPV31 ve HPV 35 (her biri %5.5)'dir. HPV16 ve/veya HPV18 enfeksiyonu servikal kanser vakalarının %74'ü (20/27) ve CIN2/3 vakalarının %62.5'inde (10/16) tanınmıştır. Sonuç olarak bölgemizde servikal kanser ve CIN2/3 tanılı kadınlarda bulunan en baskın iki tip HPV16 ve HPV18 olup günümüzde kullanılan profilaktik HPV aşılarının hedeflediği tiplerdir. Bölgemizde servikal kanser ve prekanseröz lezyonu olan kadınlarda HPV genotiplerinin dağılımının araştırılması HPV aşılarının etkinliğinin değerlendirilmesi için önemlidir.
Kadınların sağlık sorumluluğu ile serviks kanseri erken tanısına yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Araştırma, kadınların sağlık sorumluluğu ile serviks kanserini erken tanılamaya yönelik tutumları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tasarımda yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, araştırmanın yapıldığı Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezine (KETEM) bir yıl da başvuran 21-65 yaş arası 3411 kadın oluşturmuştur. Örneklemi ise Mart-Eylül 2017 tarihleri arasında kanser tarama merkezine başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden 662 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında sosyo-demografik verileri içeren ''Kişisel Veri Formu,'' "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" ölçeğinin "Sağlık Sorumluluğu Alt Boyutu" ve "Serviks Kanseri Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği (SKETTÖ)" kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalamasının 48,04±8,26 olduğu, %62,2'sinin (n=412) ilkokul mezunu olduğu ve %60,9'unun (n=403) gelir durumunun iyi olduğu saptandı. Çalışmada yer alan kadınların %88,2'inin (n=584) rahim ağzı kanserinin erken tespiti için yöntem bilmediği, %71'inin (n=470) Pap Smear testini duyduğu, %97'sinin (n=642) kendiliğinden Pap Smear testi yaptırmadığı, %34'ünün (n=225) daha önce hiç Pap Smear testi yaptırmadığı ve %89,9'unun düzenli jinekolojik muayeneye gittiği belirlendi. Çalışmada SKETTÖ Alt Boyut ve Toplam Puanları ile Sağlık Sorumluğu Alt Boyut Puanları arasında negatif yönde zayıf bir ilişki olduğu ve sağlık sorumluluğunun algılanan duyarlılığı etkileyen bir faktör olduğu belirlendi. Araştırma sonucu olarak toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi amacıyla kadınlara gerekli eğitimlerin planlanması, uygulanması ve yaygınlaştırılması, kadınların serviks kanseri konusunda farkındalıklarının artırılması ve koruyucu önlemlerin alınabilmesi için hemşirelerin rol modeli olmaları önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Serviks Kanseri, Sağlık Sorumluluğu, Pap Smear testi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji Bölümü'ne başvuran kadınlarda human papillomavirus genotiplerinin dağılımının araştırılması
Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji Bölümüne başvuran kadınlarda human papillomavirus (HPV) genotiplerinin dağılımını ve prevalansını tespit etmektir. Servikal sürüntü örnekleri yaşları 30 ile 64 arasında değişen 1017 kadından toplanmıştır. HPV genotiplemesi multiplex floresan PCR testi olan f-HPV typing kit (Molgentix, Barcelona, Spain) ile yapılmıştır. HPV prevalansı çalışma popülasyonunda %13.2 (134) olarak bulunmuştur. Multiple HPV infeksiyonu HPV pozitif kadınların %25.4'ünde gözlenmiştir. HPV ile infekte kadınların %21.6'sında bulunan HPV39 en yaygın HPV genotipi olarak tanınmıştır, bunu HPV16 (%20.9), HPV51 (%18.6), HPV52 (%11.9), HPV58 (%9.7), HPV6 (%9), HPV18 (%7.4), HPV35 (%7.4), HPV11 (%6), HPV31 (%6), HPV56 (%4.5), HPV45 (%4.5), HPV68 (%3.7), HPV33 (%3), HPV59 (%1.5) izlemiştir. Normal sitolojili kadınların %12.4'ünde ve anormal sitolojili kadınların %75'inde HPV tespit edilmiştir. Prekanseröz lezyonlarda baskın HPV genotipleri HPV16 ve HPV31'dir. Kadınlarda HPV prevalansı ve HPV genotiplerinin dağılımı ile ilgili bilgi servikal kanser taramasında HPV testlerinin kullanımının değerlendirilmesine ve profilaktik HPV aşılarının etkinliğinin izlenmesine katkıda bulunacaktır.Anahtar Sözcükler: HPV, Genotip, Prekanseröz lezyonlar, Prevalans, Servikal kanser.
Evre IB2-IIA (bulky) serviks kanserinde farklı tedavi modalitelerinin değerlendirilmesi
ÖZETEvre IB2-IIA (Bulky) Serviks Kanserinde Farklı Tedavi Modalitelerinin DeğerlendirilmesiGiriş: Evre IB2?IIA (Bulky) serviks karsinomunun tedavisiyle ilgili belirsizlik sürmektedir. Bu çalışmada evre IB2?IIA (Bulky) olan serviks kanseri olgularının tedavi analizi yapıldı. Neoadjuvan kemoterapi sonrası radikal cerrahi ile Primer radikal cerrahinin etkinlikleri karşılaştırıldı.Materyal ve Metot: 2002-2009 yılları arasında evre IB2?IIA (Bulky) serviks kanseri tanısı alıp tedavi edilen 50 hastaya ait tıbbi veriler retrospektif olarak değerlendirildi. Radikal cerrahi grubunda hastalara radikal histerektomi + bilateral pelvik + paraaortik lenfadenektomi yapıldı. Neoadjuvan kemoterapi grubunda hastalara cisplatin/topotecan ve paclitaxel/carboplatin kemoterapi kombinasyonlarından biri verildi ve ardından radikal cerrahi uygulandı. Çalışmada her iki grup kendi içinde değerlendirildi ve yaşam süreleri üzerine etkili prognostik faktörler belirlenerek, sağkalım açısından gruplar karşılaştırıldı. Sonuçlar arasında istatistiksel önem düzeyi için p değeri <0,05 olarak alındı.Bulgular: 21 hastaya neoadjuvan kemoterapi sonrası radikal cerrahi yapıldı, 29 hastaya primer radikal cerrahi yapıldı. Hastaların ortanca takip süresi 36,0±14,0 ay ve tedavi öncesi ortalama tümör boyutu 50,2±7,6 mm'ydi. Gruplar arasında hastaların yaşı, tedavi öncesi tümör boyutu, takip süresi, çıkarılan lenf nodu sayısı açısından fark yoktu. Cerrahi-patolojik risk faktörlerinin sağkalım üzerine etkilerine bakıldı. Radikal cerrahi grubunda bütün parametrelerin sağkalımı istatistiksel olarak anlamsız etkilediği bulundu. Neoadjuvan kemoterapi sonrası radikal cerrahi grubunda lenfovasküler alan invazyonu, kemoterapi öncesi ve sonrası tümör boyutunun hastalıksız sağkalımı ve toplam sağkalımı istatistiksel olarak anlamlı etkilediği saptandı. Sağkalımı etkileyen prognostik faktörlerin multivaryant analizi yapıldığında tedavi öncesi tümör boyutunun hastalıksız sağkalım ve toplam sağkalımı anlamlı olarak etkilediği saptandı (p=0,006), (0,010). Bu çalışmada 50 hastanın 14'ünde (% 24,3) nüks geliştiği ve bunların 13'nün (% 92,9) öldüğü görüldü. Bunlarda hastalıksız sağkalım 11,4 ay ve ortalama toplam sağkalım 17,6 aydı.Sonuç: Bu çalışmada yüzde olarak radikal cerrahi geçirenler en iyi sağkalım oranlarına sahipti. Ancak tedavi seçeneklerinin birbirine üstünlüğü belirgin değildi. Bu evre tümörde multimodal yaklaşımların karşılaştırıldığı çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.Anahtar Kelimeler: Evre IB2-IIA (Bulky) Serviks kanseri, Neoadjuvan kemoterapi, Radikal Histerektomi
Human papillomavirus genotiplerinin pyrosequencing metodu ile tespiti
Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin başlıca sebebidir. Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Jinekoloji bölümüne başvuran kadınlarda HPV genotiplerinin pyrosequencing metodu ile tespitidir. Servikal sitoloji örnekleri 20-65 yaş arasındaki 1145 kadından toplanmıştır. HPV genotiplemesi için pyrosequencing metoduna dayanan HPV Sign PQ genotipleme testi (Diatech Pharmacogenetics, Italy) kullanılmıştır. Pyrosequencing PyroMark Q24 cihazında (Qiagen) yapılmıştır. HPV enfeksiyonunun prevalansı toplam 1145 kadında %20 (229) idi. Tek HPV enfeksiyonu ve çoklu HPV enfeksiyonu sırasıyla, çalışma grubunun %11.8'inde (136) ve %8.2'sinde (93) bulunmuştur. En baskın HPV genotipi HPV 16 (%9.4) olup bunu HPV 18 (%4.8) HPV 56 (%4), HPV 51 (%2.5), HPV 33 (%2.2), HPV 39 (%1.9), HPV 31 (%1.7), HPV 35 (%1.7), HPV 58 (%1.1), HPV 59 (%0.9), HPV 68 (%0.5), HPV 45 (%0.4), HPV 66 (%0.4) ve HPV 52 (%0.2 ) izlemiştir. Bu çalışmada en yaygın HPV tipleri olarak bulunan HPV 16 ve HPV 18 profilaktik HPV aşılarının hedefidir. Yeni jenerasyon dizi analizi metodu olan pyrosequencing test ile HPV genotiplerinin tanısı servikal kanser için risk altındaki kadınların tespitine katkı sağlayacaktır.
Servikal kanser tedavisinde potansiyel terapötik ajan olarak borik asit'in yerinin servikal kanser hücre hattında değerlendirilmesi
AMAÇ: Serviks kanseri hücre hattında borik asit ve kalsiyum fruktoboratın etkisinin incelenmesi GEREÇ VE YÖNTEM: Hela insan serviks kanseri hücre hattı, uygun koşullarda optimize edilerek Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji bölümünde üretilerek hücre kültür çalışmaları yapılmıştır. Gerekli üreme koşulları sağlandıktan sonra bu hücre hatlarına borik asit ve kalsiyum fruktoboratın farklı konsantrasyonları verilmiştir. MTT sitotoksisite testleri ile sitotoksik etkinin izlendiği optimum konsantrasyon değerleri (IC50 değerleri) belirlenmiş olup bu IC50 dozları hücrelere verilerek hücre migrasyon koşulları değerlendirilmiştir. Annexin-5 ile hücre apoptoz miktarı ölçülmüştür. BA ve CaFB' nin Hela kanser hücre hattı üzerindeki etkilerini incelemek için Total Antioksidan Seviyesi ve Total Oksidan Seviyesi testleri uygulandı. BA ve CaFB' nin Hela servikal kanser hücre hattında apoptoz ile ilişkili genler üzerindeki etkilerini belirlemek için genler gerçek zamanlı PCR ile analiz edildi. Toplanan veriler istatistiksel olarak GraphPad Prism (versiyon 9) ve Microsoft Excel programı aracılığı ile grafiksel olarak Image J programı aracılığı ile histogram grafikleri ile değerlendirildi. BULGULAR: BA ve CaFB, servikal adenokarsinom Hela hücre hattında sitotoksik etki göstererek ve apoptozisi tetikleyerek anti-proliferatif etki gösterdiği görülmüştür. SONUÇ: BA ve CaFB' nin Hela serviks kanseri hücre hatlarında sitotoksik etki göstererek çeşitli apoptotik yolaklar üzerinden etki gösterdiği, apoptozisi indüklediği görüldü. BA ve CaFB' nin serviks kanseri tedavisinde etkili olabileceği sonucuna varılmıştır. Bu sonuç ilerde yapılacak hayvan ve insan çalışmaları ile doğrulanması gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Servikal kanser, Hedef tedavi, Borik asit, Kalsiyum fruktoborat, Apopitozis,
Hela hücre hatlarında primula vulgaris ekstraktı yüklü gümüş nanopartiküllerin BCL2, MDR1 ve P53 gen ekspresyon seviyeleri üzerine etkisinin araştırılması
Serviks kanseri dünya çapında kadınlar arasında meme kanserinden sonra en yaygın ikinci kanser türüdür. HeLa hücreleri bir insan serviks kanseri hücre hattıdır. HeLa, kanserli hücrelerin moleküler biyolojik özelliklerini incelemek amacıyla en yaygın kullanılan model hücre hattıdır. Bu çalışmada, Primula vulgaris bitkisinin çiçek ve yaprak ekstraktları yüklü gümüş nanopartiküllerinin (AgNP) HeLa hücre hattında hücre proliferasyonu ile BCL2, MDR1 ve p53 gen ekspresyon seviyeleri üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Primula vulgaris bitkisinin çiçek ve yaprak ekstraktları yüklü AgNP IC50 doz değerleri iCELLigence gerçek zamanlı hücre analiz sistemiyle belirlendi. IC50 doz belirlenmesinin ardından, IC50 doz grubu (1. Grup), LD50 doz grubu ( 2. Grup), Sisplatin grubu (3.Grup), bitki ekstraktı yüklenmemiş AgNP doz grubu (4.Grup) ve kontrol grubu (5. Grup) olmak üzere 5 farklı grupta BCL2, MDR1 ve p53 gen ekspresyon seviyeleri qRT-PCR yöntemiyle analiz edildi. HeLa hücre hatlarına; Primula vulgaris çiçek ekstraktı yüklü AgNP ilavesi ardından 12.saat ve 24. saatte belirlenen IC50 değerleri sırasıyla 58,39 ug/mL ve 57,65 ug/mL'dir (r2= 1). Primula vulgaris yaprak ekstraktı yüklü AgNP ilavesi ardından 12.saat ve 24. saatte belirlenen IC50 değeri sırasıyla 42,14 ug/mL ve 48,50 ug/mL'dir (r2= 1). Primula vulgaris çiçek ve yaprak ekstraktı yüklü AgNP uygulanan HeLa hücrelerinin ölüm oranlarının doza bağlı olarak artış gösterdiği belirlenmiştir (p<0.05). Primula vulgaris ekstraktı yüklü AgNP IC50 doz grubunda kontrol grubuna göre; BCL2 gen ekspresyon miktarında 0,7 kat artış, MDR1 gen ekspresyon miktarında 1,2 kat artış ve p53 gen ekspresyon miktarında 2,6 kat azalma gözlenmiştir. Sonuç olarak, Primula vulgaris çiçek ve yaprak ekstraktları yüklü AgNP'lerin HeLa hücre hattı üzerinde dozla orantılı olarak hücre ölümüne neden olduğu belirlenmiştir. Primula vulgaris çiçek ekstraktı yüklü AgNP dozundaki artışla orantılı olarak BCL2 ve MDR1 gen ekspresyon seviyelerindeki artışlar ilaç direnci gelişimi açısından değerlendirilmelidir. Primula vulgaris ekstraktının serviks kanserinin tedavisinde kullanımı konusunda daha detaylı ve in vivo araştırmaların yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Kentsel bir bölgede yaşayan kadınların serviks kanseri erken tanı tutumları ve jinekolojik muayene algıları
Amaç: Bu araştırmanın amacı kentsel bir bölgede yaşayan kadınların serviks kanseri erken tanı tutumları ve jinekolojik muayene algılarını belirlemektir. Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırma Manisa'da bir Aile Sağlığı Merkezinde 30-65 yaş arası, geçmişte ve/veya halen cinsel yönden aktif olan kadınlarda yürütülmüştür (N:2873). Araştırmanın örneklemi Openepi program kullanılarak %95 güven aralığı, %50 bilinmeyen prevalans, %5 yanılma payı ile:339 kadın olarak belirlenmiştir. Araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanan veri toplama formu ile kadınların sosyodemografık, obstetrik özellikleri ile jinekolojik muayene algıları değerlendirilmiştir. Ayrıca Servikal Kanser Erken Tanı Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS 15.00 paket programıyla sayı, yüzde dağılımı, kikare testi, bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular:Araştırma grubunu oluşturan kadınların yaş ortalaması 38,7±6,52'dir. Araştırma grubunu oluşturan kadınların sadece %16.8'inin düzenli jinekolojik muayene yaptırdığı belirlenmiştir. Kadınların servikal kanser erken tanı tutumları ölçeği alt alanları puan ortalamaları duyarlılık algısı 27,88 ± 3,71, ciddiyet algısı 27,86 ± 3,38, engel algısı 21,00 ± 2.46, yarar algısı 22,66 ± 2,66 olarak saptanmıştır. Ölçek toplam puan ortalaması ise; 99,38±7,11 olarak belirlenmiştir. Sonuç:Bu araştırmada kadınların sadece beşte birinin düzenli jinekolojik muayene yaptırdığı belirlenmiştir. Kadınların serviks kanseri erken tanısına ilişkin tutumlarının orta düzeyde olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Jinekolojik muayene, servikal kanser, servikal kanser tutumu
Serviks kanseri risk faktörleri ve önlenmesine yönelik verilen web tabanlı eğitimin pap smear yaptırma davranışlarına etkisi
Amaç: Manisa merkezinde kadın öğretmenlere serviks kanseri risk faktörleri ve önlenmesine yönelik verilen web tabanlı eğitimin Pap smear yaptırma davranışlarına etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Deney kontrol gruplu longitudinal olarak yürütülen bu araştırmanın evrenini 2017 yılında 176 okulda çalışan 2563 kadın öğretmen, örneklemini 1290 öğretmen (deney: 678, kontrol: 612) oluşturmuştur. Deney grubunda yer alan öğretmenler serviks kanseri ve Pap smear testine yönelik bir eğitim videosunu web tabanlı izlemişlerdir. Eğitim videolarını izledikten üç ay sonra cep telefonu ile her iki gruba da ulaşılarak Pap smear testi yaptırma durumları, yaptırmadılar ise yaptırmama nedenleri, yaptırdılar ise bu testin sonucu sorulmuştur. Çalışma tamamlandıktan sonra deney grubundaki 20 öğretmen ile web tabanlı eğitimin değerlendirilmesi amacıyla nitel görüşme yapılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol grubunda yer alan öğretmenlerin yaş grubu, medeni durumu, beden kitle indeksi, sigara ve alkol kullanma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Deney grubundaki öğretmenlerin %52,1'i, kontrol grubundaki öğretmenlerin %46,7'si son üç yıl içinde Pap smear testi yaptırmadığını belirtmiştir. Veri toplama aşamasından üç ay sonra Pap smear testi yaptırma oranları deney grubunda (%31,6, n=121), kontrol grubuna (%23,2, n=79) göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek bulunmuştur. Kontrol grubundaki bir öğretmenin patoloji sonucunda serviks kanseri (%1,3), deney grubundaki bir öğretmenin patoloji sonucunda CIN1 (%0,8) ve bir öğretmenin sonucunda ise HPV53 (%0,8) saptanmıştır. Deney grubundaki öğretmenlerin %60'ı web tabanlı eğitimden çok memnun kalmıştır. Sonuçlar: Eğitim alan deney grubunun kontrol grubuna göre Pap smear testini eğitimden üç ay sonra daha fazla yaptırdığı belirlenmiştir. Web tabanlı eğitimin öğretmenlerde Pap smear testi yaptırma davranışı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur.
Serviks kanseri tarama programında görev alan aile sağlığı çalışanlarının etik yaklaşımlarının incelenmesi
Amaç: Araştırmada serviks kanseri tarama programında görev alan Aile Sağlığı Çalışanlarının etik yaklaşımlarınınincelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İzmir Bornova ve Kemalpaşa İlçe Sağlık Müdürlükleri'ne bağlı Aile Sağlığı Merkezlerinde serviks kanseri taraması programında görev alan Aile Sağlığı Çalışanları (ASÇ) ile yürütülmüştür (n=119). Veri toplama aracı 2 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm araştırmacılar tarafından hazırlanan ASÇ'nınsosyo-demografik özellikleri ile etik yaklaşımlarına yönelik soruları, ikinci bölümde ise Etik Durum Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, Indıpendent-Samples T Testi ve Mann Whitney U ve Kruskal-Wallis testleriyle analiz edildi. Bulgular: ASÇ'nın sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde % 58' inin 40 yaş ve üzerinde olup; mesleki çalışma yılı ortalaması 19,4 ± 8,7'dir. ASÇ'nın % 72,3'ü ebe, % 27,7'si hemşire olup, % 52,1'i mesleğinden memnun ve % 46,2'si lisans mezunudur. ASÇ'nın servikal kanser tarama programında çalışma yılı ortalaması 4,05 ± 1,9 olup; bu konuda eğitim alanların oranı ise % 89,1 ve % 67,9'u ise teorik ve pratik eğitim almıştır. ASÇ'nın servikal kanser tarama programında etik sorunla karşılaşma durumu ise % 14,3'tür. ASÇ'nın etik durum ölçeği ortalama puanı 75,57±11,94, idealizm ortalama puanı 41,26±6,3 ve rölativizm ortalama puanı 34,31±7,4'dür. ASÇ olarak görev yapan ebeler ile mesleki memnuniyeti fazla olanlar daha idealist oldukları bulunmuştur. Sonuçlar: Çalışmanın bulguları, ASÇ'nın serviks kanseri tarama programında çalışırken etik sorunlar yaşadıkları ve bu sorunları çözemediklerini göstermektedir. Ayrıca etik pozisyonunun idealizm yönünde olmasının mesleki olarak etik karar verme sürecini olumlu yönde etkileyeceği söylenebilir.
İşitme engelli kadınlara verilen eğitimin pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı işitme engelli kadınlara verilen eğitimin Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma; İzmir ilinde aktif faaliyet gösteren işitme engelli kadınların kayıtlı olduğu dört dernekte örneklem seçimine gidilmeden, evrende yer alan 230 kadından araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 156 (deney:78 ve kontrol:78) kadın ile yürütülmüştür. Veriler ilgili derneklerde dernekte yüz yüze görüşme tekniği ve Türk İşaret Dili kullanılarak üç aşamada toplanmıştır. İlk aşama kadınlar ile tanışma toplantısının yapılması, ikinci aşama veri toplanma ve deney grubundaki kadınlara eğitim verilmesi, son aşama ise veri toplandıktan üç ay sonra kadınların Pap smear yaptırma durumunun ve deney grubundaki kadınların bu konuda bilgi düzeylerinin incelenmesidir. Bulgular: Deney ve kontrol grubunun temel tanımlayıcı özellikleri (yaş dışında) arasında istatistiksel anlamlı bir fark saptanmamıştır. Eğitim öncesi deney (0,6±1,6) ve kontrol (1,1±1,9) grubundaki kadınların rahim ağzı kanseri ve Pap smear testi bilgi puan ortalaması arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmamıştır (p=0,999). Rahim ağzı kanseri ve Pap Smear testi eğitimi ile ilgili toplam bilgi puan ortalaması kadınların eğitim öncesi 0,6±1,6 olup, eğitim sonrası 9,2±1,4'tür. Eğitim öncesi kadınların %26,3'ü (deney=%19,2 kontrol=%33,3) Pap smear testi yaptırmıştır. Eğitimden üç ay sonra deney grubunda olan kadınların %29,5'i ve kontrol grubundaki kadınların %1,3'ü Pap smear testini yaptırmıştır (p=0,000). Sonuçlar: Bu çalışmada işitme engelli kadınlara verilen serviks kanseri ve pap smear testi eğitiminin kadınların bu konudaki bilgi düzeylerine ve Pap smear testi yaptırma davranışlarına etkili olduğu görülmüştür.
Serviks kanseri taramasında sitoloji ve HPV testi; persistans ve klirensi belirleyen faktörler
Amaç: Çalışmamızda servikal kanser taramasında sitoloji ve HPV testi ile persistans ve klirensi belirleyen faktörler sorgulanmıştır. Gravida, parite, erken yaşta cinsel ilişki, çoklu cinsel partner, oral kontraseptif kullanım öyküsü, kondom kullanım öyküsü, sigara ve alkol kullanımı öyküsü gibi değişkenlerle persistans arasındaki ilişki saptanmaya çalışılmıştır. Böylece HPV persistansına etki eden faktörler saptanarak dikkatle taranması ve tedavi edilmesi gereken hasta grupları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın Yapıldığı Yer: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekoloji-Onkoloji Bilim Dalı. Yöntem ve Gereçler: Çalışma 2008-2018 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıklar ve Doğum Anabilim Dalı, Jinekoloji- Onkoloji polikliniğine başvuran kadın hastaları içermektedir. Çalışmadaki hastalar kliniğimize başvuran HPV ve sitoloji taranan hastalar arasından seçildi ve bu hastalarda yeniden sitoloji ve HPV taraması yapılmıştır. Hastalar persistans olan ve olmayanlar olmak üzere iki grupta incelenmiştir. Hastalara anket çalışması uygulanarak yaş, ilk ilişki yaşı, evlilik yaşı, gravida, parite, eğitim durumu, ilk ilişki yaşı, birden fazla cinsel partner, sigara ve alkol kullanımı öyküsü, cinsel yolla bulaşan hastalık öyküsü, oral kontraseptif ve kondom kullanımı öyküsü, HPV aşısı öyküsü ve multivitamin kullanımı öyküsü sorgulanmıştır. Buradan elde ettiğimiz veriler kodlanarak bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Gerekli istatistiki değerlendirmeler yapılarak sonuç raporu hazırlanmıştır. Beklenen Yararlar: Çalışmamızın sonucunda elde edilen veriler doğrultusunda servikal kanser taramasında HPV testi ve sitoloji ile yapılan taramalarda persistans ve klirense etki eden faktörler belirlenecektir. Elde edilen bilgiler ışığında HPV persistansına etki eden faktörler hakkında hastalara yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili bilgiler verilecektir. Hastaların tarama ve takibe olan bağlılıkları artırılarak ve yaşam tarzı değişiklikleri ile peristansa neden olabilecek faktörlerin azaltılarak serviks kanseri ve öncül lezyonlarından korunma yollarının belirlenmesi planlanmıştır. Bulgular: Persistans olan ve olmayan grup arasında yaş, ilk ilişki yaşı, evlilik yaşı, gravida, eğitim durumu, oral kontraseptif kullanımı, sigara ve alkol kullanım öyküsü, HPV aşısı ve multivitamin kullanımı öyküsü açısından anlamlı bir fark yoktu. Ancak çoklu cinsel partner olan hastalarda persistans açısından anlamlı sayılabilecek fark vardı (p:0,056). Çalışmamızda 2 veya daha fazla doğum yapan kadınlarda persistans anlamlı oranda yüksek bulundu (p:0,031). Ayrıca düzenli olarak kondom kullanan hastalarda persistans istatistiki olarak anlamlı oranda az saptanmıştır (p:0,037). Sonuçlar: Çoklu cinsel partner ve yüksek paritenin HPV persistansı için risk faktörü olduğu, kondom kullanımının HPV persistansına karşı koruyucu olduğu anlaşılmıştır. Çalışmaya katılan hasta sayısı kısıtlılığı sebebi ile diğer faktörlerin yeniden araştırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Serviks Kanseri, HPV, Persistans, Klirens.
Normal ve anormal servikal sitolojili kadınlarda human papillomavirus prevalansı ve genotip dağılımı
Servikal kanser bütün dünyada kadınlar arasında görülen en yaygın ikinci kanserdir. Human papillomavirus (HPV) servikal kanserin primer etyolojik ajanıdır. HPV infeksiyonu cinsel yolla bulaşan en yaygın viral infeksiyonlardan biri olup kadınların %50'den fazlası yaşamları boyunca HPV infeksiyonu ile karşılaşır. Dünyada her yıl 470.000'den fazla yeni servikal kanser vakası tanınmakta ve servikal kansere bağlı yaklaşık 270.000 ölüm bildirilmektedir. Servikal kanser vakalarının çoğu yaklaşık %80'i servikal kanser tarama programlarının etkili bir şekilde yapılmadığı veya uygulanamadığı gelişmekte olan ülkelerde görülür. Erken tanı etkilidir, çünkü prekanseröz lezyonlar invaziv kansere çok yavaş, genellikle 10 yıldan uzun bir sürede ilerler. Servikal kanser, prekanseröz lezyonların tespiti ve tedavisi ile büyük oranda (>%90) önlenebilir bir hastalıktır. Bu çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Jinekoloji ve Onkoloji bölümüne başvuran normal ve anormal servikal sitolojili kadınlarda human papillomavirus prevalansı ve genotip dağılımını tespiti için yapılacaktır. Kadınlara ait servikal sürüntü örneklerinin transportu fosfat tamponlu tuzlu su *phosphate buffered saline (PBS)] içerisinde yapılacaktır. Servikal sürüntü örneklerinden viral DNA ekstraksiyonu için Viral Nükleik Asit Ekstraksiyon kiti kullanılacaktır. HPV DNA tanısı MY09/11 ve GP5+/6+ konsensus primerlerinin kullanıldığı PCR (polymerase chain reaction) testi ile gerçekleştirilecektir. HPV DNA testi pozitif bulunan örneklerde yüksek risk HPV genotiplerinin tayini için HPV Genotypes 14 Real-TM Quant PCR kit (16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 66 and 68) kullanılacaktır. Sonuç olarak bölgemizde normal servikal sitolojili ve servikal prekanseröz lezyonu olan anormal sitolojili kadınlarda baskın HPV genotipleri dağılımının belirlenmesi günümüzde HPV aşılarının etkinliğinin değerlendirilmesi için önemlidir. Ayrıca HPV DNA pozitifliği servikal kanser için riskte olan kadınların tanınmasına katkıda bulunacaktır ve böylece yüksek riskli hastaların zamanında tespitiyle tedavinin yönlendirmesinde yardımcı olur.
Sağlık çalışanlarının Human papillomavirus (HPV) aşısı ve HPV ile serviks kanseri ilişkisi hakkında bilgi düzeyinin değerlendirilmesi
Giriş: Serviks kanseri kadın kanserleri içerisinde ikinci sıklıkta görülmektedir. Serviks kanseri açısından en önemli risk faktörü Human Papillomavirus (HPV)'tur. Serviks kanserine karşı koruyucu olarak geliştirilen HPV aşısı dünyada kullanılmaya başlanmıştır.Amaç: Bu araştırma, sağlık çalışanlarının HPV ile serviks kanseri ilişkisi açısından bilgi düzeylerini değerlendirmek ve HPV aşısı hakkındaki bilgilerini incelemek amacı ile kesitsel ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, 15 Haziran - 30 Eylül 2009 tarihleri arasında Bursa il merkezinde bulunan 12 hastanenin kadın hastalıkları ve doğum klinikleri ile çocuk sağlığı ve hastalıkları kliniklerinde görev yapan 366 sağlık çalışanına (hemşire, ebe, sağlık memuru, doktor) uygulanmıştır. Sağlık çalışanlarına demografik özellikleri, serviks kanseri ile HPV ilişkisi ve HPV aşısını içeren bir anket uygulanmıştır. İstatistiksel değerlendirme için SPSS 17.0 paket programı kullanılmıştır.Bulgular: Çalışmaya katılanların %83.3'ü kadın iken, %16.7'si erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 33.95±9.02 yıl olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılanların %49.4'ü hemşiredir. Tüm katılımcıların yarısından fazlası kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde çalışmaktadır (%55.2). Ankete katılanların %89.1'i serviks kanseri hakkında bilgisi olduğunu ifade etmiştir. Serviks kanserinin HPV'nin bazı tipleri ile ilişkili olduğunu bilme ile meslek grupları arasındaki ilişki incelendiğinde, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmiştir (p=0.04). HPV aşısı hakkında bilgi düzeyi, cinsiyet, medeni durum, meslek, çalışılan klinik ve çalışma süresi açısından incelenmiş, serviks kanseri aşısını bilme ile cinsiyet, meslek ve klinik değişkenleri arasında istatiktiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (cinsiyet: p=0.01, meslek: p=0.00, klinik: p=0.01). Araştırmaya katılanların %15.3'ü HPV aşısını duymadığını belirtmiştir. Kadın hastalıkları ve doğum kliniklerinde çalışanların bilgi düzeyi daha fazla bulunmuştur (p=0,00). Bilgi düzeyi ile medeni durum arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0.07). Katılımcıların büyük bir kısmı serviks kanseri ve HPV aşısı hakkında bilgi edinmeye isteklidir (%85.5 ve %84.4).Sonuç: Sağlık çalışanlarının HPV aşısı konusundaki bilgi ve tutumu, HPV aşısının uygulanmasında ve halkın bilinçlenmesinde önemli rol oynayacaktır. Elde edilen verilere dayanarak HPV ile serviks kanseri ilişkisi ve HPV aşısı konusunda sağlık çalışanlarının bilgi sahibi olduğu söylenebilir. Bununla birlikte aşılama konusunda hedef populasyona hitap eden ve bu grupla en sık karşılaşan sağlık çalışanlarının %15'inden fazlası aşının varlığından habersizdi. Halkın eğitilmesi ve sağlığının korunması açısından önemli sorumlulukları olan ve bilgi edinmeye istekli olan sağlık çalışanlarının tümünün bilgilendirilmesi için bu konuda daha fazla eğitimin verilmesi gereklidir.Anahtar Kelimeler:Human papillomavirus, Serviks kanseri, Aşı, Sağlık çalışanları
Anormal smear sitolojisi saptanan hastalarda yüksek riskli human papilloma virüs E6/E7 mRNA (16, 18, 31, 33, 45) oranlarının belirlenmesi
Amaç: Anormal sitolojisi olan olgularda HPV E6/E7 mRNA (tip 16, 18, 31, 33, 45) oranlarının araştırılması ve CIN lezyonlarının saptanmasındaki etkinliğinin araştırılmasıGereç ve Yöntem: CBÜ, Manisa Doğumevi ve KETEM de klasik Pap smear yöntemi ile yapılmış ve Bethasda sistemi ile tanımlanmış anormal sitolojisi olan olgular çalışmaya alınmıştır. Bu olgular değerlendirilerek Nuclisens EasyQ HPV E6/E7 mRNA (16, 18, 31, 33, 45) testi uygulanmıştır. Bu test CBÜ Mikrobiyoloji laboaratuvarında çalışılmıştır. HPV E6/E7 mRNA pozitif ve negatif olan tüm olguların demografik ve klinik özelliklerine ait veriler elde edilmiştir. HPV E6/E7 mRNA pozitifliğini etkileyen faktörler değerlendirilmiştir. Anormal sitolojisi olan olgular ASCPP guideline göre yönetilmiştir. CIN tanısı almış olan olgular sonrası HPV E6/E7 mRNA testinin duyarlılığı, özgüllüğü, pozitif ve negatif kestirim değerleri hesaplanmıştır. Diğer istatistiksel hesaplamalarda ki-kare testi, Mc Nemar testi kullanılmıştır.Bulgular: Anormal sitoloji olan olguların %55.3'ünde HPV E6/E7 mRNA pozitif bulunmuştur. HGIL olgularında %92.8, ASC-H olgularında %100, AGC-NOS olgusunda %100 bulunurken, ASC-US olgularında %27.6 pozitiflik vardır. Anormal sitoloji olgularında en sık HPV tip 16 (%38.6), ikinci sıklıkta ise HPV tip 18 (%24.6) bulunmuştur. HPV E6/E7 mRNA pozitif ve negatif olgularda yaş, doğum sayısı, cinsel partner sayısı ve kullanılan doğum kontrol yöntemleri açısından farklılık yokken sigara içen olgular arasında HPV E6/E7 mRNA pozitifliği anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. CIN saptamadaki duyarlılığı %100, özgüllüğü %27, pozitif kestirim değeri %27, negatif kestirim değeri ise %100 olarak saptanmıştır. Anormal sitolojik olgularda HPV tip 16, 18, 31, 33, 45 E6/E7 mRNA testi negatifse hiçbir olguda CIN saptanmamıştır.Sonuç: Anormal sitolojilerin yaklaşık yarınsında HPV E6/E7 mRNA pozitiflik vardır ve bu oran ASC-US dışındaki olgularda daha fazladır. HPV E6/E7 mRNA testinin duyarlılığının yüksek ve yalancı negatiflik oranlarının düşük olması klinik kullanımda etkili olabileceğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Smear, Sitoloji, Human papilloma virus, DNA, mRNA, E6/E7 proteini
Kız öğrencilerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumları: Düzce Üniversitesi örneği
Çalışma, üniversitede eğitim gören kız öğrencilerin serviks kanserinin erken tanısına yönelik tutumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. 2021- 2022 eğitim öğretim yılı bahar döneminde Düzce Üniversitesi merkez kampüsünde lisans eğitimi gören 7736 kız öğrenci araştırmanın evrenini, 371 öğrenci ise araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmanın verileri; Kişisel Bilgi Formu ve Servikal Kanserin Erken Tanısına Yönelik Tutum Ölçeği ile yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans analizleri, güvenilirlik analizleri, ortalama karşılaştırma testleri ve regresyon analizi kullanılmıştır. Öğrencilerin Serviks Kanserinin Erken Tanısına İlişkin Tutum ölçek toplam puanı ortalaması 105.02±10.70 olup, serviks kanseri erken tanısına yönelik genel tutumlarının yüksek, duyarlılık ve ciddiyet algısı orta, yarar ve engel algılarının ise yüksek düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Üniversite öğrencilerine; serviks kanseri, risk faktörleri, risk faktörlerini azaltmaya yönelik koruyucu önlemler, tarama testleri ve profilaktik amaçlı aşılama ile ilgili eğitimler verilmesi önerilmiştir. Anahtar kelimeler: Serviks kanseri, Erken tanı, Tutum, Üniversite öğrencisi
Servı̇ks kanserı̇ tanılı hastaların parafı̇n bloklarından real tı̇me PCR yöntemı̇ ı̇le human papı̇llomavı̇rus(HPV) genotı̇plerı̇nı̇n araştırılması
Amaç: Gaziantep ve yöresinde serviks kanserine en sık sebep olan HPV subtiplerini belirlemek ve bu subtiplerden korumak için henüz enfekte olmamış hastalara uygun HPV aşısını tespit etmektir. Ayrıca bu subtiplerle enfekte ancak neoplazi gelişmemiş hastaların daha sıkı takip erken tanı ve tedavi açısından daha dikkatli olunması gerekmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına başvuran ve serviks kanseri tanısı alıp opere edilen hastaların materyallerinden GAÜN Tıp Fakültesi Patoloji Anabilim Dalı Laboratuvarı'ndan temin edilen 74 adet parafin bloktaki servikal kanser doku örneği kullanıldı. Örneklerin HPV pozitifliği Real time PCR yöntemi ile belirlendi ve tiplendirildi. İstatistiksel analizler SPSS 22.0 (Statistical Package for Social Sciences) Paket Programı ile analiz edildi. Bulgular: 74 adet örneğin 74'Ünün Serviks kanseri türü skuamöz hücreli kanser olarak tespit edildi.74 adet hastanın 5'inde (%6,8) HPV 16 tek subtip ile efekte olarak bulunmuşken,1 hastada (%1,4) HPV 56 tek subtip ile efekte bulunmuştur. Diğer 68 hastada (%92,8) birçok HPV subtipleri süper enfeksiyonu birlikte izlenmiştir. Süper enfeksiyonu olan 68 hastanın 68'inde (%100) HPV 16 bulunurken,56'sında HPV 45(%82), 31'inde HPV 18 (%45),13'ünde HPV 56 (%19),11'inde HPV 33 (%16) diğer subtiplerle birlikte izlenmiştir. Sonuç: HPV 16, HPV 45, HPV 18 enfeksiyonlarının yöremizde servikal kanser gelişiminde en önemli HPV subtipleri olduğu gösterilmiştir. 9-26 yaş arası özellikle 11-12 yaş arası HPV aşısı yapılması serviks kanseri gelişimini ciddi oranlarda azalttığı tespit edilmiştir. Bölgemizde en sık tespit edilen HPV tipleri 16,45 ve 18 olmasından dolayı bölgemizde yapılması önerilen aşı bu subtipleri içeren Gardasil-9 tip aşı olması önerilmektedir. Bu aşı ülkemizde bulunmamaktadır. Aşı sonrası oluşan çapraz reaksiyondan dolayı Quadrivalan aşı diğer onkojenik HPV subtiplerinden 31/33/45/52/58'e karşı koruma gösterir (1). Bu nedenle Gaziantep ve yöresinde aşılama için Quadrivalan aşı önermekteyiz. Ayrıca bu HPV subtipleri ile enfekte olan hastaların serviks kanseri açısından daha sıkı takibi, erken tanı ve tedavi açısından daha dikkatli olunması gerekmektedir.
Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem ve bakırlı rahim içi araçların kullanım süresi ile servikal sitoloji değişikliklerinin değerlendirilmesi
Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem ve bakırlı rahim içi araçların kullanım süresi ile servikal sitoloji değişikliklerinin değerlendirilmesiAmaç: Bakırlı rahim içi araç ve Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanım süresi ile servikal sitolojik değişiklikler arasındaki ilişkiyi belirlemek.Materyal ve Metod: Çalışma grubuna Eylül 2011 - Mart 2012 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesine jinekoloji polikliniğine kontrasepsiyon ya da disfonksiyonel uterin kanama için bakırlı rahim içi araç ya da levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanan 60 olgu dâhil edildi. Çalışma grubu bakırlı rahim ii araç kullanan tek eşli ve cinsel yolla bulaşan infeksiyon hikâyesi olmayan 20 olgu (Grup 1) ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanan tek eşli ve cinsel yolla bulaşan infeksiyon hikâyesi olmayan 20 olgu (Grup 2) olarak ikiye ayırıldı. Kontrol grubu olarak (Grup 3) hiçbir rahim aracı kullanmayan tek eşli ve cinsel yolla bulaşan infeksiyon hikâyesi olmayan 20 olgu seçildi. Çalışma ve kontrol gruplarının servikal smear sitoloji sonuçları karşılaştırıldı.Bulgular: Bakırlı rahim içi araç kullanan grupta Klas 1, Klas 2, ASC-US (Anlamı saptanamayan anormal yassı epitel hücreleri), LGSIL (Düşük dereceli yassı epitel lezyonları) ve HGSIL (Yüksek dereceli yassı epitel lezyonları) tespit oranları sırası ile % 30 , % 60 , % 5, % 0 ve % 0 olarak saptandı. Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanan grupta ise Klas 1, Klas 2, ASC-US, LGSIL ve HGSIL tespit oranları sırası ile % 60 , % 30 , % 0, % 10 ve % 0 olarak saptandı. Her iki grubu kontol grubu ile kıyasladığımızda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p=0.10).Sonuç: Bakırlı rahim içi araç ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanımı servikal sitoloji sonuçlarını etkiliyor gibi görünmemekle beraber, bakırlı rahim içi araç ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem kullanım süresine bağlı olarak gelişebilecek servikal değişikliklerin tespiti, daha geniş ve ileri araştırılması gereken bir konudur. Bakırlı rahim içi araç ve levonorgestrel-releasing intrauterin sistem uygulanımı öncesi ve sonrası, 1 yıl ara ile smear yaptırmalı, smear sonucu veya servikal görünümü nedeniyle gerekli görülürse kolposkopik muayene uygulanmalıdır.Anahtar kelimeler: Levonorgestrel-releasing intrauterin sistem, Bakırlı rahim içi araç, servikal sitoloji