Roman Empire
106 theses under this subject heading
Büyükkarıştıran köprüsü restorasyon önerisi
Milattan önce 1000 – 800 yıllarına tarihlenen Trak kolonileri ile bölgede başlayan yerleşim farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır. Milattan sonra 1. – 6. yüzyıla kadar bölgede egemenlik süren Roma İmparatorluğu imar faaliyetleri gerçekleştirerek kalıcı eserler bırakmışlardır. Bunlardan en önemlisi eski başkent Roma ile yeni başkent Konstantinopolis'i birleştiren Via Militaris yoludur. Yaklaşık 2000 yıl aktif olarak kullanılan bu güzergâh, halefi olan Osmanlı İmparatorluğu tarafından farklı zamanlarda onarılmış ve Balkan akınlarında kullanılmıştır. 13. ve 14. yüzyıllarda yazılan seyahatnamelerde bu yolun kullanıldığı ve üzerinde birçok bakımlı köprüler bulunduğu ve çeşitli zamanlarda mevcut köprülerin onarımının yapıldığı aktarılmaktadır. Söz konusu yolun gerek Roma İmparatorluğu, gerekse Osmanlı İmparatorluğu için stratejik bir önem taşıdığı göz önüne alındığında, Ergene Havzasında çokça bulunan akarsuların üzerine erken tarihlerde köprüler yapılması muhtemeldir. Büyükkarıştıran Köprüsü'nün mimari karakteri, 16. yüzyıl klasik dönem Osmanlı mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Ayrıca anıt envanteri fişi ve yapılan çeşitli akademik çalışmalarda Mimar Sinan'a atfedilmektedir. Ancak köprüyü salt mimari karakterine göre değil, bulunduğu konum itibariyle birlikte değerlendirilerek köprünün Sinan öncesi döneme tarihlenmesi muhtemeldir. Mimari karakteri sebebiyle ancak 16. yüzyılda kapsamlı onarım görmüş olduğu düşünülmektedir. Çalışma kapsamında Büyükkarıştıran Köprüsü'nün rölöve çalışması yapılmış, hasarları tespit edilmiş, restitüsyona esas tarihçesi hazırlanmış ve restorasyon projesi çizilmiştir.
I. Basileios Dönemi'nde Bizans ve Batı ilişkileri (867-886)
Bizans İmparatorluğu, III. Leon (717-741)'un 726'da başlattığı tasvir kırıcılık hare-ketiyle dinsel ve siyasal açıdan zor bir döneme girdi. Hem dâhili hem de harici siya-sette zor duruma düşen Bizans, bu hareketin 843'te sonlanmasıyla rahat bir nefes aldı. III. Mikhael (856-867)'in başlattığı misyonerlik faaliyetleriyle imparatorluk politikası farklı bir seyre girdi. Makedonyalı bir Ermeni olan I. Basileios, 867'de İmparator III. Mikhael'i bir komplo neticesinde öldürterek Bizans tahtına oturdu. Başa geldikten sonra papalık ile ihtilaf içinde olan Patrik Photios'u görevden alarak yerine Ignatios'u getirdi. I. Basileios, Tuna Bulgarlarını, Slavları ve Rusları Ortodoks Kilisesi'ne bağlamak için misyonerlik faaliyetleri yürüttü. Ancak misyonerlik faaliyetleri doğrultusunda Tuna Bulgarlarının Katolik Kilisesi'ne mi yoksa Ortodoks Kilisesi'ne mi bağlı olacağı meselesi Roma ile Konstantinopolis arasındaki ilişkilerin tekrardan bozulmasına neden oldu. I. Basileios, Güney İtalya'da imparatorluk topraklarının el-den çıkmasını önlemek için Ağlebîlere karşı girişilen mücadelede Franklar ile ittifak oluşturmaya çalıştı. I. Basileios'un 886'da ölmesiyle yerine VI. Leon geçti. Biz de I. Basileios'un iktidarında batı ile olan ilişkilerde izlediği siyasal ve dinsel politikayı ele aldık.
Antik Roma'da reform hareketleri (Cumhuriyet Dönemi)
Kelime anlamı olarak Reform; yeniden şekillendirme, düzeltme, düzenleme ve ıslahat anlamına gelmektedir. "Antik Roma'da Reform Hareketleri (Cumhuriyet Dönemi)" adını taşıyan ve yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada da Roma Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleştirilen reformların neden ve sonuçları üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Antik ve modern kaynaklar incelenmiş ve elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Çalışmanın sonucu göstermektedir ki; Roma Cumhuriyet Dönemi'nde gerekli reformların zamanında yapılamaması ve yapılan reformların yeterli kapsamda olmaması, Roma Cumhuriyeti'nin ortadan kalkmasıyla sonuçlanmıştır. Roma Cumhuriyet Dönemi'nde gerçekleştirilen reformları; siyasi, sosyal, ekonomik ve askeri alanlarda yapılan reformlar olarak dört ana başlık altında toplamak mümkündür. Adı geçen alanlarda yapılan ve yapılmak istenen reformlar, Cumhuriyet rejimine sadık kalınmaması sonucu meydana gelen sınıf çatışmalarına paralel olarak gerçekleşmiştir.
Klasik tefsirler ışığında Rûm suresinin yorumu
Bu çalışmada Rûm suresi, ana konuları bağlamında incelenmiştir. Bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmanın girişinde; araştırmanın konusu, amacı, yöntemi ve kaynakları anlatılmıştır. İlk bölümünde Rûm suresinin adı, nâzil olduğu yer, nüzûl sebebi gibi hususlarda genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümünde surenin ihtiva ettiği temel konular üzerinden bir tasnife gidilmiştir. Öncelikli olarak, dönemlerinin iki büyük imparatorluğu olan Doğu Roma İmparatorluğu ile İran Devleti arasında yüzyıllar boyunca süren savaşların son dönemine atıf yapılan ilk ayetler ele alınmıştır. Doğu Roma'nın İran karşısında yenilgiye uğradığı, fakat yakın bir zaman sonra bu durumun tersine dönerek galibiyet elde edeceklerinin haber verildiği söz konusu ayetler; Kur'ân'ın Allah tarafından gönderilmiş olduğunun delili ve Hz. Muhammed'in peygamberliğinin açık ispatlarından olması yönüyle ele alınmış, müfessirlerin konuyla ilgili görüşleri aktarılmıştır. Savaşın tarihsel seyri incelenerek Müslümanların ve müşriklerin bu savaşta taraftar oluşlarındaki temel sebepler tespit edilmeye çalışılmıştır. Bununla beraber, inanç faktörünün toplumların birbirlerini desteklemesindeki etkisi tartışılmıştır. Rûm suresinin ihtiva ettiği temel konular çerçevesinde isbât-ı vâcib, tevhid ve ahiret kavramları da çalışmanın son bölümünde yer almaktadır. Bu temel konular, Rûm suresi örnekliğinde, klasik ve çağdaş dönem müfessirlerinin görüşlerinden istifade edilerek, günümüze bakan yönleri de ortaya konulmak suretiyle işlenmiştir. Çalışmanın sonuç kısmı ise sureden çıkarılabilecek temel prensipleri ve elde edilen bulguları içermektedir. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Rûm Suresi, Doğu Roma İmparatorluğu, İran Devleti, Delil, Tevhid, Ahiret
Haçlı seferleri döneminde İslam coğrafyasında doğulu ve batılı kadın
Değişen şimdiki zamanının dünü olan tarih; geçmişin anlaşılmasında, bugünün değerlendirilmesinde ve geleceğin yorumlanarak inşa edilmesinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Kadınlar, hangi çağda olursa olsun toplumların vazgeçilmez bir unsurudur. Kadınlar, söylemlerin ve deneyimlerin hem nesneleri hem de aktif olarak özneleri olarak hayatın her yerinde her zaman var olmuşlardır. Kadınların tarihteki varlığını ve tanıklıklarını keşfetme isteği, onların topluma ve tarihe olan katkılarının araştırılmasında önemli bir yer tutar. Kadınların da bir geçmişi olduğu inkâr edilemez bir gerçek olduğundan onların da erkekler, devletler, olaylar gibi bir tarihe sahip olduğu kadınların kültürel süreç içinde farklı roller, anlamlar ve sorumluluklar yelpazesindeki konumlarının araştırıldığı bir alanın doğmasına katkı sağlamıştır. Bu çalışmada tarihin en önemli hadiselerinden biri olan Haçlı Seferleri Dönemi'nde Avrupalı, Doğu Romalı ve Türk-İslam toplumlarında kadınların, toplumsal konumları ve sorumlulukları, olaylara bakış açıları ve hayata katkıları gibi unsurlar, kültürel ve toplumsal farklılıklar çerçevesinde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Farklı kültürlerini inaçların ve yaşam biçimlerinin kadınların hayattaki deneyimlerini ve kadınların rollerini ne şekilde etkilediği üzerinde durularak Haçlı Seferleri Dönemi'nde kadınların toplumsal konumları değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ayrıca Haçlı Seferleri'ni hazırlayan ortam ve bu ortamdaki kadın profili de ortaya konulmaya çalışılarak bu temelde seferler sırasında kadınların, şimdiye kadar genelde seferlerin sessiz tanıkları ve yeterince görünmeyen aktörleri olarak kadınların durumları araştırılarak Haçlı Seferleri tarihine yeni bir açıdan bakılmaya çalışılmıştır. Nitekim seferlerin yapıldığı ortamın özelliklerinden de bahsedilerek dönemin koşulları ve bu koşullarda yaşayan kadınların, geçmişe ve topluma katkıları görünür hale getirilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede de seferler ve savaşlar esnasında Avrupalı, Doğu Romalı ve Türk-İslam kadınlarının toplumsal konumu, durumu, rolleri ve sorumlulukları, ortak ve farklı özellikleri hatta zıt yönleri belirtilmiştir.
Haçlılar çağında Katoliklerin şiddet kullanımı ve ötekiler (XI.-XIII. yüzyıllar)
Bu tez, haçlılar çağında Roma Kilisesi'nin "ötekilerle" ilişkisinde kullandığı şiddet ideolojisine odaklanmaktadır. Çalışmanın temel unsuru Katolik âlemi ve Roma Kilisesi olup buna uygun olarak coğrafî ve dönemsel anlamda bir sınırlandırılmaya gidilmiştir. Tezin coğrafî sınırları, Katolik Avrupa'nın sınırlarıyla benzerdir. Zaman olarak tüm Hıristiyanlık tarihinin dinsel anlamda en coşkulu dönemi olan haçlılar çağı seçilmiştir. "Öteki" diye adlandırdıklarımız ise bu coğrafya ve bu zaman dilimi içinde aslında Roma Kilisesi'nin öteki olarak görüp etiketlediği dört unsurdan oluşmaktadır. Roma Kilisesi bu dört unsurla mücadele ederken din temelli bir şiddet ideolojisi geliştirmiş ve kullanmıştır. Bu şiddet ideolojisi yalnızca fiziksel değil aynı zamanda psikolojik şiddeti de içermektedir. Üstelik bu şiddet ideolojisi yekpare bir yapıda değildir. Zira dört unsurdan oluştuğunu söylediğimiz "ötekiler" arasında, dâhilî ve hâricî olmak üzere ikili bir tasnif yapmak gerekir. Dâhilî ötekileri Ortodoks Hıristiyanlar ve Katharlar, hâricî ötekileri ise Yahudiler ve Müslümanlar oluşturmuştur. Kilise mezkûr gruplara saldırırken ya da onlara "çekidüzen" vermeye çalışırken bu şiddet ideolojisinin farklı türlerini kullanmıştır; çünkü ona göre "ötekilerin" her bir unsuru farklı bir "tedavi" gerektirmiştir. Kilise bu süreçte yalnız hareket etmemiştir. Katolik Avrupa'nın seküler güçleri ve birçok seküler din adamı bu süreç boyunca genellikle gönüllü olarak Roma Kilisesi'ni desteklemişlerdir. Kilise ve ortaklarının teorize ettiği ve pratiğe dökmekten çekinmediği şiddet ideolojisiyle Müslümanlar dizginlenmiş, Yahudiler ve Yahudiliğin sınırları belirginleştirilmiş, Ortodoks Hıristiyanlar üzerinde bir süre kontrol sağlanmış ve Katharlar gibi inatçı rakipler ise ortadan kaldırılmıştır.
Gaius Marius'un hayatı ve askerî reformları
Roma'nın bir şehir devleti olarak ortaya çıkışından Akdeniz İmparatorluğu'na doğru uzanan süreçte Roma askeri kuvvetleri, değişen koşullar ve yeni ihtiyaçlar doğrultusunda şekillenmiştir. Başlangıçta düzensiz savaşçı gruplarından ve çiftçi vatandaş kuvvetlerinden oluşan ordu, Roma'nın genişlemeye başlaması, dönemin diğer güçleriyle mücadele etmesi ve bu çatışmaların artık daha uzun dönemli savaşlara dönüşmesiyle birlikte zayıflamaya ve yetersiz kalmaya başlamıştır. Bu süreçte 'barbarların' Roma'yı ciddi anlamda tehdit etmesi, Roma Ordusu'nun sahada ağır yenilgiler alması, Afrika'da kronikleşen Numidya meselesi ve Kral Jugurtha'ya karşı takip edilen istikrarsız politika, Roma'da var olan siyasi, sosyal ve askeri bunalımların derinleşmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra, politik hizipler arasında meydana gelen bölünmeler ve iktisadi açıdan yaşanan problemler, halkın desteğini arkasına alan asker kökenli liderlerin yükselişine tanıklık eden yeni bir dönemin açılmasını sağlamıştır. Şüphesiz bu yeni dönemde askeri yetenekleriyle ön plana çıkan isimlerin başında Gaius Marius gelmektedir. Marius, askeri sahada sergilediği başarılarla Roma politik arenasında yükselmiş ve en nihayetinde kendisine sıradışı bir konum elde etmiştir. Roma ordusunun en yenilikçi komutanları arasında yer alan General Marius, M.Ö. 107-101 yılları arasında askere alım, ekipman, savaş düzeni ve Roma lejyonlarının eğitimi gibi konularla alakalı olarak bir dizi reformlar gerçekleştirmiştir. Bu reformlar her nekadar Roma ordusunu derin bir şekilde etkilemiş olsa da, reformların detaylı bir şekilde incelenmesi çoğu zaman ihmal edilmiş veya detaylı bir şekilde ele alınmamıştır. Nitekim bu çalışmamızda Marius reformlarının Roma tarihindeki yeri ve etkisi gerek birincil kaynaklar gerekse de ikincil/modern kaynaklar esas alınarak mümkün olduğu kadar geniş bir perspektiften incelenmeye çalışılmıştır.
Roma Dönemi konut mimarisinde avlu kullanımı ve kültürel kimlik ilişkisi_ Ephesos, Priene, Aphrodisias, Kremna, Sia, Zeugma örnekleri ışığında
Toplumu oluşturan bireylerin aidiyet gösterdiği etnik kimlik o toplumun kültürünü oluşturan temel öğelerden biridir. Toplumların gelişimini ve kültürel yönelimlerini anlamak için epigrafik ve arkeolojik verilerin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir. Son dönem araştırmaları göstermiştir ki mimari kalıntılar bir toplumun kültürü hakkında epigrafik veriler ve antik kaynakların anlatımları kadar işlevsel veriler sunmaktadır. Mimari yapıların kültür materyali olarak değerlendirilmesine yönelik yaklaşımlar konut mimarisinin bu anlamda özel bir yere konumlandırılmasını sağlamıştır. Bu bağlamda önceki çalışmalarda sosyal olarak sadece aile ve günlük yaşantıyı yansıttığı düşünülen konut mimarisinin aslında toplumsal kültür kavramı ile yakından bağlantılı olduğu görülmüştür. Yeni dönem arkeolojik yaklaşımlar kültürel kimlik ve bunun dayandığı temelleri araştırırken önceden kabul görmüş terminolojik tanımları yeniden değerlendirmeye yönelmiştir. Bunun sonucunda, Roma İmparatorluğu ve imparatorluğun farklı coğrafyalarda kurduğu sosyo-politik yapılanmanın tek yönlü bir kültür emperyalizminden öte, hükmeden ve hükmedilen arasında karşılıklı bir kültür etkileşimine neden olduğuna dair görüş kabul görmeye başlamıştır. Bu çalışmada Roma İmparatorluğu'nun yerel kültüre etkisi ve yerel kültüre ait toplumsal kimlik kavramının Roma etkisinde nasıl şekillendiği Anadolu'daki Geç Cumhuriyet ve Erken İmparatorluk Dönemi konut örnekleri temel alınarak irdelenmiştir. Roma'ya özgü olan yapıların anlaşılması için önce İtalya'daki konut örnekleri incelenmiştir. Bu incelemede üst sınıfa ait konut örnekleri ele alınarak "Romalılık" kavramının konut mimarisine yansımaları anlaşılmaya çalışılmış, konutun bir kültür ifadesi olarak ne gibi veriler sunabileceği değerlendirilmiştir. Bu çalışma Roma İmparatorluğu'nda yer alan Batı Anadolu'dan Aphrodisias, Ephesos, Priene kentleri, Anadolu'nun güneyinden Kremna ve Sia kentleri ve Güneydoğu Anadolu'dan bir sınır yerleşkesi olan Zeugma kenti seçilerek, bu kentlerdeki konut mimarisi üzerinden incelemeler yapılmıştır. Bu kentlerde yer alan farklı konut mimarisi özellikleri gösteren Roma etkisine yoğun bir şekilde maruz kalmış Aphrodisias, Ephesos, Kremna, Zeugma kentleri ve Roma kültüründen daha az etkilendiği düşünülen Sia ve Priene kentleri, soyut olan kültürel kimlik, kültürel etkileşim gibi kavramların somut örneklerini göstermek amacıyla incelenmiştir.
Batı Anadolu'daki Terra sigillata ve kırmızı astarlı seramikler: Terminoloji, üretim merkezleri ve kronoloji
Anadolu, sahip olduğu coğrafi ve jeopolitik konumuyla her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Batı Anadolu ise, coğrafi pozisyonuyla birçok avantaja sahiptir. Batı Anadolu konumu itibarıyla Akdeniz dünyasında kilit noktalardan biri haline gelmiştir. Anadolu erken dönemlerden itibaren seramik üretiminde önemli bir bölge olmuştur. Bölgede yüzyıllar boyunca süregelen seramik üretimi sonucunda köklü bir gelenek meydana gelmiştir. Bu noktada Batı Anadolu'da Geç Hellenistik ve Roma İmparatorluk Dönemlerindeki kaliteli seramik gruplarından doğu sigillatalar ve kırmızı astarlı seramikler ön plana çıkmaktadır. Tarihsel süreçte önemli bir konuma sahip olan Küçük Asya'nın Roma Dönemiyle birlikte önemli bir eyalet haline gelmesi, bölgenin seramik üretiminde büyük rol oynamıştır. Küçük Asya topraklarında Geç Hellenistik Dönem'den itibaren, imparatorluk topraklarına ve ötesine yayılım göstermiş kaliteli seramikler üretilmiştir. Roma Dönemiyle birlikte büyük bir endüstri haline gelmiş olan seramik üretimi, dönem ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Bu nedenle, dönemin kaliteli seramikleri, Batı Anadolu'daki bölgelerin ticari ilişkileri hakkında bilgiler sunmaktadır.
Roma İmparatorluk Dönemi'nde Anadolu'da yollar ve yol ağları
Roma İmparatorluğu'nu büyük kılan siyasi, mimari, ticari etmenlerin yanı sıra hiç kuşkusuz imparatorluk boyunca yürüttüğü yol politikası büyük rol oynamıştır. Bu yol politikasının Anadolu'daki yansımasının incelendiği bu tez çalışması, bölgeler bazında iletişim hatlarını göz önünde bulundurarak, Roma İmparatorluğu'nun Asya ile Avrupa arasında doğal bir köprü işlevi gören Anadolu topraklarındaki egemenliğini kurması ve yüzyıllarca sürdürmesi için bazen sıfırdan yaptığı, bazen halihazırda bulunanların tamiri ile yeniden yapılması ve düzenli olarak bakım/onarım çalışmalarının yapılmasını sağladığı yolların, imparatorluk ve bölge açısından büyük öneme sahip olması nedeniyle ele alınmıştır.
Power relations in Shakespeare's Julius Caesar, Antony & Cleopatra and Coriolanus
This study focuses on Shakespeare's three "Roman Tragedies", including Julius Caesar, Antony and Cleopatra and Coriolanus. The main objective of this thesis is to discuss how far the decisions and the behaviour of Shakespeare's characters are affected by power relations. Each of the aforementioned tragedies is based on historical facts, like most of Shakespeare's plays and is centred upon the political and social atmosphere of Ancient Rome. However, apart from the historical background shared by these three tragedies, the factor that associates them with one another is that they all deal with the same theme: power struggle. It can be easily seen that the protagonists of these tragedies turn into those who are in a power struggle with government, with society or with another character. Eventually, they hopelessly drift into an inevitable downfall at the end of their tragedies. What is tragic is that none of the characters wants consciously to be in a struggle for gaining power. In fact, they get into a kind of power struggle in which they never expect to be. In this sense, it could be stated that power struggle is a tragic flaw that leads the specific characters to their destruction. In order to understand the desperate situation the protagonists are in, Niccolo Machiavelli, Thomas Hobbes, Friedrich Nietzsche and Michel Foucault's ideas on power are examined in this study. Their ideas on power are very similar, and apparently a continuation of each other. Machiavelli and Hobbes approach the concept of power as a political term. According to them, power is the most remarkable element that affects people's political decisions. As for Nietzsche and Foucault, they extend the scope of power by turning it from a political term into a sociological concept. They redefine power by stating that power cannot be limited to a mere political term. Instead, it is a phenomenon that can be observed in every facet of life, and it is impossible to escape from it. In this case, Julius Caesar, Antony and Cleopatra and Coriolanus involve characters who are highly affected by the concept of power which is a natural outcome of both political and social aspects of life.
Flavius Hanedanı Döneminde (İ.S. 69-96) Bithynia-Pontos Eyaleti
Flavius Hanedanı'nın ilk imparatoru Vespasianus İ.S. 69 yılında tahta oturduğunda ekonomik sıkıntılar yaşayan bir Roma İmparatorluğu devraldı. Boşalan hazinenin güçlenmesi için Roma topraklarında bir dizi yeni uygulama getirdi. Roma İmparatorluğu'nun Anadolu topraklarında kurduğu üçüncü eyalet olan Bithynia-Pontos Eyaleti, Flavius Hanedanı döneminde de Roma senatosuna bağlı olarak yönetilmeye devam etti. Flavius Hanedanı döneminde Anadolu eyaletlerinin yönetiminde bazı köklü değişikler yapıldı. Vespasianus ile birlikte, Bithynia-Pontos Eyaleti'nde yeni kentler inşa edilerek, merkezi otoritenin güçlenmesi, eyalet güvenliği ve refah düzeyinin artırılması hedeflendi. Kafkaslar'da yaşanan hareketlilik, Flavius Hanedanı döneminde Bithynia-Pontos Eyaleti topraklarında askeri yatırımların artmasına, yol yapım çalışmalarının yoğunlaşmasına neden oldu. Ayrıca bu dönemde Anadolu kökenli aristokrat aileler içerisinden Roma yönetiminde önemli görevlere getirilen kişi sayısında önemli bir artış yaşandı. Flavius Hanedanı döneminde güçlenen bu politika doğrultusunda, Bithynia-Pontos Eyaleti'nin görev yapan yöneticilerinin büyük bir çoğunluğu Anadolu kökenli aristokratlardı. Vespasianus'un imparator olması sonucunda yaşanan bu gelişmeler Bithynia-Pontos Eyaleti ve diğer Anadolu eyaletleri için yeni bir dönemin başlangıcı oldu. "Flavius Hanedanı Döneminde (İ.S. 69-96) Bithynia-Pontos Eyaleti" başlıklı tezimizin amacı Roma'da sosyal, ekonomik, askeri olmak üzere köklü değişimlerin yaşandığı Flavius Hanedanı dönemini, Bithynia-Pontos Eyaleti ile sınırlı olmak üzere Anadolu yansımalarını aydınlatmaya çalışmaktır.
Dıocaesarea (Uzuncaburç) Nymphaıon'u
Diocaesarea (Uzuncaburç) Nymphaion'u adlı bu tez çalışmasında, Mersin'in Silifke ilçesine bağlı olan Uzuncaburç mahallesinde yer alan Diocaesarea antik kenti Nymphaion yapısınının incelenmesi, yapı hakkında tarihlendirme ve restitüsyon önerisi yapılması amaçlanmıştır. Diocaesarea antik kentindeki Nymphaion Sütunlu Cadde üzerindeki yapıların güzel bir örneğidir. Kentte, ana caddenin kenarında yer alan yapının cephesi Sütunlu Cadde'ye bakar. Nymphaion cephe duvarlarının her iki tarafından öne doğru kanat şeklinde açılan yan duvarlara sahiptir. Cephe duvarları ve kanatlı yan duvarlar geniş bir havuzu üç tarafından çevreler. Bu tez çalışmasında, Diocaesarea Nymphaion'u sahip olduğu plan tipi açısından ele alınarak incelenecektir. Belgeleme çalışmalarıyla yapının planı hakkında elde edilen veriler aynı zamanda diğer antik kentlerdeki benzer örneklerle karşılaştırma yapmaya imkân verecektir. Böylece yapının diğer örnekler ışığında benzerlik ve farklılıklarının ortaya çıkarılması da hedefler arasındadır. Yapının sahip olduğu mimari plastik eserler de çalışma kapsamında değerlendirilecektir. Bu kapsamda, Nymphaion'da 2018 ve 2020 yıllarında yapılan çalışmalarda ve kazılarda ortaya çıkarılan ve yapıya ait olduğu tespit edilen 37 adet mimari yapı elemanı tespit edilerek belgelenmiştir. Bu kapsamda Nymphaion'a ait 1 adet alınlık, 7 adet konsollu korniş, 2 adet friz, 2 adet architrav, 3 adet sütun başlığı, 4 adet Sütun, 3 adet sütun kaidesi, 1 adet alınlıklı lento, 1 adet Konsolu Çörten, 1 adet Konnektör Bloğu, 1 adet Çiftli Boru Desteği ve 11 adet postament tespit edilmiştir. Yapılan bu çalışma kapsamında tespit edilen mimari elemanlar ayrıntılı olarak çalışılmıştır. Bu mimari unsurlar mimari özellikleri ve süslemeleriyle tarihlendirme ve restitüsyon önerisine büyük katkı sağlamıştır. Elde edilen veriler kapsamında yapının ilk evresinin MS 164-165 yılları arasında Imp. Marcus Aurelius ve Lucius Verus Dönemi'nde yapıldığı ve Imp. Septimus Severus Dönemi'nde ön cephesinin düzenlenerek bir cephe tasarımı eklendiği anlaşılmıştır. İkinci evresinde ise MS 383-395 yılları arasında Imp. Arcadius-Honorius Dönemlerinde yapılan düzenleme ve tamiratlatları olduğu düşünülmektedir.
Mersin 34. Cadde kazısı Roma ve Geç Roma amphoraları (LRA)
Mersin ili Yenişehir ilçesi sınırları içerisinde, 34. Cadde'de 6343 ada 2 parselde Mersin Müzesi tarafından 2018 yılında gerçekleştirilen kurtarma kazılarında önemli buluntular tespit edilmiştir. Yerleşimde tespit edilen seramik buluntular arasında en yoğun grubu MS 6.-7. yüzyıllara tarihlendirilen Geç Roma amphoraları oluşturmaktadır. ''Mersin 34. Cadde Kazısı Roma ve Geç Roma Amphoraları" başlıklı yüksek lisans tez çalışmasında söz konusu amphoralar değerlendirilmiştir. Çalışma içerisinde 125 adet amphora ağız, dip, amphora standı, huni ve tıpa değerlendirmeye alınmıştır. Bu buluntular teknik çizimleri ve dijital çalışmaları yapılarak kataloglanmıştır. Değerlendirmeye alınan formlar içerisinde, Pompeii 5, Zemer 41, LRA 1, LRA 2 ve LRA 4 amphora formları yer almaktadır. Kilikia üretimi Pompeii V amphoraları çalışmada ele alınan en erken tarihli grup olduğu tespit edilmiştir. Kilikia üretimi olan LRA 1B amphoraları çalışmadaki sayıca en yoğun gruptur. Bu sebeple 34. Cadde'nin tarımsal üretim yapan bir yerleşim olabileceği önerilmektedir. Bu düşünceye neden olan sebeplerden diğerleri ise LRA 1 grubuna dahil olan amphora standları ve hunilerin varlığıdır. Ayrıca, LRA 1B amphoralarına ait ağız, dip ve amphora standı kullanılarak yapılan restitüsyon çalışması, hunilerin LRA 1B grubuna dahil olması gerektiğini göstermektedir. Çalışmada LRA 2 ve LRA 4 amphoraları birer örnekle temsil edilir ve bu durum Kilikia Bölgesi'nin Ege ve Suriye-Filistin'in arasında ticari faaliyetlerin olduğunu kanıtlar niteliktedir. Amphora formlarının tipoloji ve tarihleme çalışmalarının sonuçları 34. Cadde yerleşiminin MS 6.-7. yüzyıllarda yoğun kullanıldığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kilikia Bölgesi, 34. Cadde, Geç Roma Amphoraları, Zemer 41, Pompeii V. Danışman: Prof. Dr. Ümit AYDINOĞLU, Arkeoloji Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi, Mersin.
Niğde Müzesinde bulunan Tyana kökenli eserler
Tyana Antik Kenti tarih boyunca Kapadokya Bölgesi'nin önemli kentlerinden birisi olmuştur. Kilikya Kapıları'ndan İç Anadolu'ya açılan Tyana, Geç Hitit ve Roma Dönemlerinde bölgenin başkentliğini yapmıştır. Yazılı kaynaklardan Hitit Krallığı öncesinde varlığını bildiğimiz Tyana Antik Kenti'nin, yürütülen kazı çalışmaları neticesinde Erken Tunç Çağı'nda yerleşim gördüğü ispatlanmıştır. Kazı çalışmalarında elde edilen en yoğun buluntu grubu ise Roma ve Bizans dönemlerine aittir. Gerçekleştirilen kazı çalışmaları ile elde edilen buluntulardan birçoğu müzelere kazandırılmıştır. Müzelerde toplanan buluntular incelenerek Tyana Antik Kenti'nin buluntu çeşitliliği ve bunların dönemsel dağılımlarının yorumlanması üzerine bir çalışma yürütülmüştür. Çalışmada ilk olarak kentin tarihi ve kentte yürütülen kazı ve araştırmalara değinilmiş, kentin tarihi süreç içerisindeki konumu anlatılmıştır. İkinci bölümde müzelerde yer alan buluntuların tanımlamaları yapılarak benzer örnekleri araştırılmış ve tarih önerilerinde bulunulmuştur. Tanımlamalar yapılırken buluntular gruplandırılmıştır. Öncelikle hammaddelerine göre gruplandırılan buluntular daha sonra türlerine ve kullanım alanlarına göre alt gruplara ayrılmıştır. Müzelerde yer alan buluntuları içeren genel bir katalog çalışması yapılmıştır. Son olarak genel bir değerlendirme yapılarak çalışma tamamlanmıştır. Buluntular genel olarak ele alındığında Tyana Antik Kenti'nin dini açıdan önemli bir merkez olduğu buluntularla kesinleştirilmiştir. Ayrıca kentin konumundan dolayı yoğun bir ticaret ağı üzerinde bulunduğu ve jeopolitik açıdan Kapadokya Bölgesi'nin önemli kentlerinden olduğunu gösteren birçok kanıt bulunmaktadır.
Epigrafik belgelerin ışığı altında Küçükasya'daki Roma askerlerinin dinsel yaşamları
Bu yüksek lisans tezi, askerler tarafından dikilmiş adak yazıtlarına odaklanarak Roma'nın Asia'daki genişlemesinin başlangıcından Principatus döneminin sonuna kadar olan sürede Küçük Asya'da konuşlanmış veya burada yaşamış olan muvazzaf ve emekli askerlerin dinsel yaşamını incelemeyi amaçlamaktadır. Bahsi geçen epigrafik belgelerin detaylı analizi yoluyla tez, Küçük Asya'daki farklı rütbe ve birliklere mensup olan Roma askerlerinin sıklıkla adak sundukları hem geleneksel Roma tanrı ve tanrıçalarını hem de birbirinden farklı sıfatlarıyla Küçük Asya'nın yerel kutsal varlıklarını ortaya koymaktadır. Söz konusu epigrafik belgeler ayrıca askerler arasında imparatorluk kültüne ilişkin olarak yürütülen ibadet yöntemlerine de ışık tutmaktadır. Dahası, çalışma askerlerin dinsel yaşamı için kilit rol oynayan kutsal mekânlar olan çeşitli tapınakların ve başlıca dinsel yaşamlarını yürüttükleri Roma karargâhlarının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca çalışma, bazı sunuların askerlik hizmetini tamamlamış emekliler tarafından gerçekleştirildiğini göstererek, sahip oldukları dinsel inançlara olan bağlılıklarının emeklilikleri sırasında devam ettiğini ortaya koymaktadır. Askerler arasındaki dinsel uygulamaları yönetmede komutanların rolü de araştırılmaktadır. Çalışmanın üzerinde durduğu tarih aralığı başlıca Principatus dönemi olmakla beraber askerlerin dinsel uygulamalarıyla ilişkili bazı antik gelenekler ve inançlar hakkında Principatus döneminden öncesine uzanan bir tarihsel arka plan sunulmaktadır. Bu çalışma genel olarak Roma İmparatorluğu'nun sosyal ve kültürel tarihi hakkında daha geniş bir araştırmaya katkıda bulunarak, Roma askerlerinin dinsel yaşamları ve Küçük Asya ile kurdukları dinsel etkileşimleri hakkında bilgi ve değerlendirmeler sağlamayı amaçlamaktadır.
Antik Çağ'da Kilikya Bölgesi'ndeki korsanlık faaliyetleri (MÖ. 4-1.yy.)
Bu tez, Antik Çağ'da Kilikya bölgesinde MÖ 4. yüzyıldan 1. yüzyıla kadar ortaya çıkan korsanlık faaliyetlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Kilikya, coğrafi konumu itibarıyla karasal ulaşımı zor, deniz kıyılarının ise çok sayıda doğal liman ve sığınaklarla donatılmış olması nedeniyle korsanlar için ideal bir bölge olmuştur. Tez kapsamında, Kilikya'daki korsanlığın sosyo-politik, ekonomik ve stratejik boyutları ele alınmaktadır. Büyük İskender'in ölümünün ardından ortaya çıkan siyasi boşluk ve Hellenistik krallar arasındaki güç mücadeleleri, Akdeniz'in kontrolünün merkezi otoritelerden kopmasına ve korsanların güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Korsanlar, yalnızca deniz ticaret yollarını tehdit etmekle kalmamış, aynı zamanda bazı Hellenistik krallarla işbirliği yaparak siyasi güç kazanmışlardır. Tezde, bu dönemde korsanların kullandığı kentler, stratejik üsler, filolar ve yönetim biçimleri arkeolojik ve edebi kaynaklar ışığında incelenmektedir. Ayrıca Kilikya korsanlığının Roma Cumhuriyeti ve İmparatorluğu üzerindeki etkisi, Roma'nın doğu Akdeniz politikaları çerçevesinde değerlendirilmektedir. Korsanlık faaliyetlerinin Roma tarafından bastırılması süreci, bölgedeki siyasi, ekonomik ve askeri yapının yeniden şekillenmesine katkı sağlamıştır. Sonuç olarak tez, Kilikya'daki korsanlığın sadece bir suç veya kanunsuzluk olgusu olmadığını; aynı zamanda bölgesel güç dinamiklerini etkileyen, Hellenistik ve Roma döneminin siyasi ve ekonomik tarihini anlamada önemli bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır.
Kutsal Ateş'in koruyucuları: "Vesta rahibeleri"
Dini inanışların ortaya çıkışı, farklı dini görevleri de beraberinde getirmiştir. Tanrı ve tanrıçaların varlığını sürdürmek, onları korumak ve ritüelleri yerine getirmek için belirlenen kutsal görevler, bu görevleri üstlenecek kişilerin titizlikle seçilmesini gerektirmiştir. Tarihsel süreçte bu görevlere ilişkin farklı uygulamalar görülmektedir. Bu görevlerden bir tanesi kutsal alanlarda hizmet eden rahibelerdir. Rahibelik, geniş ve çok yönlü bir inceleme alanıdır. Tarihin farklı dönemlerinde değişen işlevleri ve etkileri olmuştur. Kadınlara özgü dini görev olan rahibelik, kadının bedenine yönelik belirli sınırlamalar içerebilirken, kimi zaman kadınları tamamen dışlayan, kimi zaman ise diğer hemcinslerine kıyasla ayrıcalıklı bir konuma getiren uygulamaları da barındırmıştır. Farklı dinlerde ve kültürlerde rahibelik çeşitli biçimlerde varlık göstermiştir. Bu nedenle, bu çalışmada Eskiçağ Tarihi'nin önemli dini kimliklerinden biri olan rahibelik kurumu sınırlandırılmaya çalışılmıştır ve tez kapsamında Roma tarihinin gizemli ve etkileyici kadın figürleri arasında yer alan Vesta rahibeleri ele alınmıştır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için öncelikle Eskidoğu'da rahibelik kültürü incelenmiştir. Zira Batı kültürlerinin, Doğu'nun dini ve toplumsal yapılarından etkilendiği, hatta bu yapıların küçük değişikliklerle benimsendiği, pek çok araştırmacı ve tarihçi tarafından kabul görmektedir. Bu bağlamda Mezopotamya, Mısır ve Anadolu'da rahibelik kurumu incelenmiş, buradaki uygulamaların Roma'daki Vesta rahibeleri ile olan bağlantıları değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın temel konusu olan "Kutsal Ateş'in Koruyucuları: Vesta Rahibeleri" üzerine ülkemizde akademik anlamda kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Roma'nın varlığını simgeleyen kutsal ateşin muhafızları olan Vestalar, sıradan dini görevliler olmanın ötesinde, sahip oldukları ayrıcalıklar, sosyal ve ekonomik alanlardaki etkileri ve görevleriyle incelenmeye değer bir konudur. Bu tez, Vesta rahibelerinin tarihsel rolünü detaylı bir şekilde ele almayı amaçlamıştır.
Antik Yunan ve Roma dünyasında balık ve balıkçılık
Su, insanoğlunun yaşamsal faaliyetlerini devam ettirebilmesi için gerekli olan temel kaynaklardan biridir. Her daim insanların yerleşim yerlerini ve göç hareketlerini etkileyen, hayati önem taşıyan faktörlerden biri olmuştur. Bu temel ihtiyaç neticesinde, su kaynaklarıyla gerçekleştirilen münasebetler, insanlara çeşitli kazançlar sağlamaya devam etmektedir. Ağırlıklı olarak besin tedariki ve ekonomik bağlamda elde edilen kazanımlar, toplumların kültürel hafızalarında önemli yer edinmiştir. Bu bağlamda Antik Yunan ve Roma dünyasında balıklarla ilgili anlatımların, besin ve ekonomik değeri yanında bazı edebi kaynaklarda dini faaliyetler ile ilişkilendirildiği görülmüştür. Ayrıca nümizmatik ve arkeolojik kalıntılarda yer alan birtakım balık tasvirleri, elde edilmiş kazançların minnetini temsil eder niteliktedir. Bu ilgili örnekler, toplulukların zamanla doğru balık avlama yöntemlerini ve teçhizatlarını keşfedebildiklerini göstermektedir. Akdeniz'de var olmuş medeniyetlerin, özellikle Eski Yunan ve Roma'nın kültürel etkileşimleri ve katkıları sonucunda, insanlar doğal kaynakları daha iyi değerlendirmeyi başarmıştır. Bitkisel, hayvansal ve madeni kaynaklardan elde edilen dayanıklı avlanma teçhizatları başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Bu iyi örgütlenme süreci sonucunda bol miktarda elde edilen balıklar, önemli derecede ticari faaliyetlerin yürütülmesine olanak sağlamıştır. Özellikle orkinoslar, günümüzdekinin aksine, antik dönemlerde en çok tüketilen ve ticareti yapılan balıklardan biri olmuştur. Özellikle elde edildikleri coğrafyalarda, işleme tesislerinin çokluğu ve balıkçılığın geliştiği dikkat çekmiştir. Fakat balıklar, ticari aktivitelerde uzun süre taze tutulamayacağı için çeşitli işleme yöntemlerine maruz kalmışlardır. Bu işleme yöntemleri sonucunda tatlarında ve yapılarında değişiklikler meydana gelmiştir.
Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium
Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular
Roma İmparatorluğu'nda Maniheizm (MS III. - VI. yüzyıllar)
Bu araştırmada, milattan sonra üçüncü yüzyılda ortaya çıkışıyla birlikte Mezopotamya'dan başlayarak Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde Batı dünyasına yayılan Maniheizm'in, Roma coğrafyasında geçirdiği tarihsel süreç ve bu sürece etki eden dinî-siyasî faktörler incelenmiştir. Maniheizm üzerine yapılan araştırmalar kapsamında iki farklı disiplini birbirine bağlayan bu araştırma, bir yandan Maniheizm'in Roma İmparatorluğu'ndaki tarihini ve erken dönem Hıristiyan geleneğiyle olan etkileşimini inceleyerek Dinler Tarihi araştırmalarına, diğer yandan dönemin dinî atmosferinin anlaşılmasına yönelik yeni bakış açıları ortaya koyarak Roma Tarihi üzerine yapılacak geç antikçağ araştırmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak araştırmaya yönelik bulgular ele alınırken deskriptif yöntem, klasik tarih ve karşılaştırmalı tarih metotları ile antik metinlerde yer alan bilgilerin tarihsel bir perspektif içerisinde doğru şekilde yorumlanmasına imkân veren metinsel içerik analizi yöntemi kullanılmış; ayrıca fenomenolojik yöntemin aşamalarından biri olan empatik yaklaşım metoduna başvurulmuştur. Araştırmanın temel problemini, Maniheizm'in Roma coğrafyasına ne zaman ve hangi yollarla girdiği, imparatorluk sınırları içerisinde hangi bölgelere kadar ulaştığı, toplum üzerinde ne düzeyde etkili olduğu ve Roma İmparatorluğu'na oldukça hızlı giriş yapan bu dinî geleneğin, yine benzer bir hızla bu topraklardaki etkisini kaybedişinin hangi etmenlere bağlı olarak gerçekleştiği hususları oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın birinci bölümünde öncelikle Maniheizm'in ortaya çıkışı, bu sırada Roma İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve dinî durum ile Maniheist geleneğin Roma topraklarına yayılmasını sağlayan misyon anlayışı incelenmiş, ardından Maniheist misyonerlerin hangi yolları kullanarak Roma coğrafyasına girdiği ve bu coğrafyada hangi bölgelere kadar ulaştığı konusu ele alınmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde ise Maniheizm'in hangi etmenlere bağlı olarak Roma topraklarındaki ivmesini kaybettiği hususuna değinilmiştir. Bu etkenlerden ilkini, Hıristiyan din adamlarının Maniheizm karşıtı mücadelesi; ikincisini ise Roma imparatorlarının Maniheizm'e yönelik izlediği siyaset oluşturmaktadır. Buna dayanarak ikinci bölümde Hıristiyan kilisesinin Maniheistlere karşı verdikleri mücadele ile onlara karşı çıkma gerekçeleri tartışılmış; üçüncü bölümde ise İmparator Diocletianus'tan (285-305) Iustinianus'a (527-565) kadar geçen yüzyıllar içerisinde değişen ve giderek yoğunlaşan Maniheizm karşıtı Roma yasaları ve bunların Maniheistlerin ilerleyişi üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, gelişmiş ve sistematik bir misyon anlayışı benimseyen Maniheist geleneğin alışılagelen inançları yok etmediği, aksine tam da ihtiyaç duyulan bireysel kurtuluşa önem verdiği için Roma toplumu içerisinde hızlı bir şekilde kabul gördüğü ve sahip olduğu gelişmiş misyon anlayışı sayesinde Mezopotamya'dan başlayarak Suriye, Mısır, Filistin, Anadolu, Balkanlar, Kuzey Afrika, İtalya, İspanya ve Galya'yı da içine alacak şekilde dönemin tüm Roma eyaletlerine ulaştığı saptanmıştır. Maniheizm'in üç yüz yıl boyunca varlık gösterdiği Roma topraklarındaki etkisini kaybedişinin ise, Roma iktidarı ve Kilise arasında kurulan ittifakın bir sonucu olarak gerçekleştiği görülmüştür. Anahtar Kavramlar: Dinler Tarihi, Geç Antikçağ, Maniheizm, Roma İmparatorluğu, Hıristiyanlık
Anadolu'da bulunan mitolojik konulu Attika tipi lahitler
"Anadolu'da Bulunan Mitolojik Konulu Attika Tipi Lahitler" adlı bu çalışmada, Anadolu'da da bulunan lahitler tespit edilip mermer tipine de değinilerek ikonografik ve stilistik açıdan tekrar değerlendirilmiştir. Birinci bölümde, lahitlerin tarihsel gelişimi, Roma İmparatorluk Dönemi'nde lahit kullanımı, bu dönemde görülen cenaze sanatı ile birlikte dönemin lahit üretilen ana üretim atölyelerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Attika Tipi lahitlerin, Roma ve Dokimeion atölyelerinde üretilen lahitlerden farklılıklarına değinilmiştir. Araştırma tarihçesi, lahitler üzerinde görülen konuların ikonografik özellikleri, mimari süslemeleri, genel tarihlendirme detayları ve ihracat alanı gibi konuları anlatılmıştır. Üçüncü bölümde, Anadolu'da bulunan Attika Tipi mitolojik konulu lahitler tespit edilip, konularına göre ikonografik sınırlandırma yapılmış ve katalog oluşturulmuştur. Lahitler kronolojik çerçeve içerisinde ikonografik ve stilistik detaylarına göz atılarak tarihlendirme önerisinde bulunulmuştur. Roma İmparatorluk Dönemi'nde üretilmiş olan ve Anadolu'da bulunan Attika Tipi lahitlerin yerel bulgulrına değinilmiştir.
Anadolu'da bulunan Amazon lahitleri
"Anadolu'da Bulunan Amazon lahitleri", isimli bu çalışmada, ilk olarak lahit üretimi yapan atölyeler, bu atölyelerin yerleri, üretim yaptığı yıllar, lahitler üzerinde betimlenen konular ve Amazonlu lahit üretimi, atölyeler özelinde incelenmiştir. Roma, Attika ve Dokimeion atölyeleri kendilerine özgü mimari süsleme ve figürleri ile Roma İmparatorluk Dönemi'nde lahit üretiminde söz sahibi olmuşlardır. Çalışmamızın ikinci bölümünde bu atölyelerde yer alan Amazon tasvirlerinin farklılıkları ve benzerlikleri tetkik edilmiştir. Sonrasında ise Amazonlu lahitler üzerine yapılan çalışmalardan en kapsamlı olanları seçilerek bu çalışmaları yapan araştırmacıların sınıflandırma önerilerine yer verilmiştir. Çalışmazın üçüncü bölümünde ise, Anadolu'da bulunan Amazonlu lahitlerin sınıflandırılması yapılmıştır. Attika ve Dokimeion Tipi olarak iki gruba ayrılmıştır. Attika Tipi Amazonlu lahitler gruplandırılırken en güncel ve Anadolu bazlı çalışma kullanılmıştır. Dokimeion Tipi Amazonlar lahitler ise lahit teknelerinde yer alan süslemelere göre üç gruba ayrılmıştır. Gruplandırılan lahitler üzerinde yer alan figürler ve oluşturdukları şablonlar incelenmiştir. Sınıflandırılan bu lahitler, ikonografik ve stilistik açıdan incelenmiş atölyelere göre dağılımları tespit edilmiştir.
The biography of the Roman Emperor Julian the apostate(6 November 331-26 June 363)
Flavius Claudius Julianus was born in Constantinople in 6 November 331 A.D. He had a tragic childhood, he saw all his family massacred except his brother Gallus when he was only 6 years old. He had to grown up far from his hometown, far from everybody, controlled by his parent's killers, keeping hate and rage that he always held hidden in his heart against the royal family, from the people who killed his parents and from their religion. Thus he became pagan at his young age when he was in exile, he kept his belief secret from people around him. And then when he was 24 years old he became Ceasar, he played the game according to his enemies rules, despite the lack of military training he became a perfect soldier, earned the trust and the respect of his soldiers and with the death of Constantius II he became the Augustus of the Roman Empire in 361. Feeling no longer the necessity to hide his true religion, he declared his pagan beliefs, became an enemy of the Christian religion and Church, tried to re-establish the pagan religion in Roman Empire and long before this task could be finished, tragically got killed on battlefield when he was only 32 years old. Keywords: Tragic childhood, Pagan, Perfect soldier, Augustus