Roman Empire

91 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Döneminde Prusias ad Hypium

Roma'nın Anadolu'daki ilk eyaletlerinden biri olan Bithynia'nın doğusunda, eskiden Mariandyni ülkesi olarak bilinen coğrafyada, günümüzde ise Düzce ilinin 8 km kuzeyinde yer alan Konuralp adı verilen yerleşimin altında kalmış olan Prusias ad Hypium kenti, Roma İmparatorluğu döneminde bölgenin önemli kentleri arasına girmiş ve bu durumunu uzun bir süre korumuştur. Roma öncesine dair bilgilerimizin sınırlı olduğu kent, Roma'ya hizmet etmiş olan idari ve askeri sınıfa mensup pek çok önemli şahsiyetin de yurdu olmuştur. Çalışmamızda Roma İmparatorluk Döneminde, Prusias ad Hypium kenti ele alınmaktadır. Bu kapsamda, kentin tarihi, sosyokültürel ve idari yapısı vb. gibi birçok konu hakkında çok yönlü bir kaynak taraması yapılmıştır. Kaynak taramasından sonra çalışmamızda, II. el kaynak niteliğindeki Modern çalışmalar ile I. el kaynak olarak değerlendirebileceğimiz, epigrafik, nümizmatik ve filolojik bilgi ve belgelerden yararlanılmış ve bu belgelerin orijinal hallerine de çalışmada yer verilmiştir. Bu doğrultuda çalışmamızda, özellikle İmparatorluk döneminde ünlenen Prusias ad Hypium kentinin Grek kolonistler tarafından kurulduğu ilk yıllardan, Roma İmparatorluğu egemenliğinde timokrasiyle yönetilen aristokratlar şehri haline geldiği zamana kadar geçen süre tüm yönleriyle ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Prusias ad Hypium, Roma İmparatorluğu, Bithynia, Karadeniz,Soylular

BithyniaEski Çağ tarihiKaradeniz+4
Onur Sadık Karakuş
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma İmparatorluğu'nda Maniheizm (MS III. - VI. yüzyıllar)

Bu araştırmada, milattan sonra üçüncü yüzyılda ortaya çıkışıyla birlikte Mezopotamya'dan başlayarak Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde Batı dünyasına yayılan Maniheizm'in, Roma coğrafyasında geçirdiği tarihsel süreç ve bu sürece etki eden dinî-siyasî faktörler incelenmiştir. Maniheizm üzerine yapılan araştırmalar kapsamında iki farklı disiplini birbirine bağlayan bu araştırma, bir yandan Maniheizm'in Roma İmparatorluğu'ndaki tarihini ve erken dönem Hıristiyan geleneğiyle olan etkileşimini inceleyerek Dinler Tarihi araştırmalarına, diğer yandan dönemin dinî atmosferinin anlaşılmasına yönelik yeni bakış açıları ortaya koyarak Roma Tarihi üzerine yapılacak geç antikçağ araştırmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak araştırmaya yönelik bulgular ele alınırken deskriptif yöntem, klasik tarih ve karşılaştırmalı tarih metotları ile antik metinlerde yer alan bilgilerin tarihsel bir perspektif içerisinde doğru şekilde yorumlanmasına imkân veren metinsel içerik analizi yöntemi kullanılmış; ayrıca fenomenolojik yöntemin aşamalarından biri olan empatik yaklaşım metoduna başvurulmuştur. Araştırmanın temel problemini, Maniheizm'in Roma coğrafyasına ne zaman ve hangi yollarla girdiği, imparatorluk sınırları içerisinde hangi bölgelere kadar ulaştığı, toplum üzerinde ne düzeyde etkili olduğu ve Roma İmparatorluğu'na oldukça hızlı giriş yapan bu dinî geleneğin, yine benzer bir hızla bu topraklardaki etkisini kaybedişinin hangi etmenlere bağlı olarak gerçekleştiği hususları oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırmanın birinci bölümünde öncelikle Maniheizm'in ortaya çıkışı, bu sırada Roma İmparatorluğu'nun içinde bulunduğu siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve dinî durum ile Maniheist geleneğin Roma topraklarına yayılmasını sağlayan misyon anlayışı incelenmiş, ardından Maniheist misyonerlerin hangi yolları kullanarak Roma coğrafyasına girdiği ve bu coğrafyada hangi bölgelere kadar ulaştığı konusu ele alınmıştır. İkinci ve üçüncü bölümlerde ise Maniheizm'in hangi etmenlere bağlı olarak Roma topraklarındaki ivmesini kaybettiği hususuna değinilmiştir. Bu etkenlerden ilkini, Hıristiyan din adamlarının Maniheizm karşıtı mücadelesi; ikincisini ise Roma imparatorlarının Maniheizm'e yönelik izlediği siyaset oluşturmaktadır. Buna dayanarak ikinci bölümde Hıristiyan kilisesinin Maniheistlere karşı verdikleri mücadele ile onlara karşı çıkma gerekçeleri tartışılmış; üçüncü bölümde ise İmparator Diocletianus'tan (285-305) Iustinianus'a (527-565) kadar geçen yüzyıllar içerisinde değişen ve giderek yoğunlaşan Maniheizm karşıtı Roma yasaları ve bunların Maniheistlerin ilerleyişi üzerindeki etkisi ele alınmıştır. Araştırmanın sonucunda, gelişmiş ve sistematik bir misyon anlayışı benimseyen Maniheist geleneğin alışılagelen inançları yok etmediği, aksine tam da ihtiyaç duyulan bireysel kurtuluşa önem verdiği için Roma toplumu içerisinde hızlı bir şekilde kabul gördüğü ve sahip olduğu gelişmiş misyon anlayışı sayesinde Mezopotamya'dan başlayarak Suriye, Mısır, Filistin, Anadolu, Balkanlar, Kuzey Afrika, İtalya, İspanya ve Galya'yı da içine alacak şekilde dönemin tüm Roma eyaletlerine ulaştığı saptanmıştır. Maniheizm'in üç yüz yıl boyunca varlık gösterdiği Roma topraklarındaki etkisini kaybedişinin ise, Roma iktidarı ve Kilise arasında kurulan ittifakın bir sonucu olarak gerçekleştiği görülmüştür. Anahtar Kavramlar: Dinler Tarihi, Geç Antikçağ, Maniheizm, Roma İmparatorluğu, Hıristiyanlık

Antik ÇağDin felsefesiDinler tarihi+4
Dilâ Baran Tekin
Hitit University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Romanizasyon politikası kapsamında kremna sikkeleri

Roma'nın siyasi hakimiyetine giren bütün bölgelerde olduğu gibi Küçük Asya topraklarındaki Pisidia Bölgesi'nin kentlerinde de Romalı yöneticiler tarafından sistemli bir romanizasyon politikası sürdürülmüştür. Bu kapsamda belli niteliklere sahip olan kentler Roma kolonisi olarak ilan edilmişlerdir. Pisidia Bölgesi'ne dahil olan Kremna'da bu kentlerden biridir. Romanizasyon politikası, imparatorluk topraklarında ortak bir kültür ve bilinç oluşturma gayesi ile siyasi, sosyal, dini ve kültürel pek çok alanda değişimlere yol açmıştır. Romalı yöneticiler egemenlikleri altındaki topraklarda hakimiyetlerini güçlendirmek ve kalıcı hale getirmek için çeşitli propaganda unsurları kullanmışlardır. Bu unsurlardan biri de sikkelerdir. Bu küçük oval nesneler para olarak karşıladıkları değerin yanı sıra aynı zamanda üzerlerine darp edilen betimlerle de topluma ulaşmak için kullanılan bir propaganda aracı haline gelmişlerdir. Bu kullanımın anlaşılabilmesi amacıyla Romanizasyon politikası kapsamında Kremna sikkeleri değerlendirilmiştir. Çalışmada öncelikle; Kremna'nın konumu ve tarihi, Kremna ile ilgili çalışmalar, Kremna halkı, kentin Romanizasyonu ve Akültürasyon süreci bölümlerine yer verilmiştir. Daha sonra, Kremna sikkeleri Roma koloni tipleri, imparatorlukla ilişkili tipler, mitolojik tipler ve kentle ilgili diğer tipler olarak dört ana başlık altında incelenmiştir. Zengin bir yerel kültüre ve yoğun bir etnik çeşitliliğe sahip olan Kremna'nın sikkeleri üzerinde, tercih edilen tiplerin, çeşitli propaganda stratejileri kullanılarak, sistemli bir Romanizasyon politikasına hizmet ettiği anlaşılmıştır. Roma tüm bu faaliyetleri ile sınırları içerisinde bulunan pek çok etnik çeşitliliği yalnızca baskıcı siyasi ve askeri otoritelerle değil, aynı zamanda etkili siyasi stratejilerle de bir arada tutabilmiştir. Roma, izlediği bu stratejiler sayesinde egemenliği altındaki pek çok bölgede bütünleşme yönünde bir Akültürasyon süreci yaşanmasını sağlayarak oldukça geniş bir coğrafyada uzun yıllar güçlü bir şekilde hakimiyetini koruyabilmiştir.

KremnaKültürleşmePisidia+3
Ceren Aşir
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Antik Yunan ve Roma'da ceza yöntemleri; İşkence teknikleri ve işkence aletleri

Antik Dönemlerden günümüze kadar gelen süreç içerisinde toplumlar değişip, gelişmişler ve bir arada yaşamanın getirdiği bir takım sorumlulukları yerine getirmek ve düzeni sağlamak için ceza ve işkenceye başvurmuşlardır. İşkencenin tam olarak ne zaman başladığı kesin olarak bilinmemekle birlikte toplum içinde hızla kullanılıp, yayıldığı görülmektedir. Antik Yunan dönemine baktığımızda polislerin kurulup, hızla büyümesinin ardından toplumsal düzende de hızlı değişim görülmüş ve aristokrat kesimin oluşmasıyla hiyerarşik yapının belirgin şekilde görülmesi sorununu beraberinde getirmiştir. Toplumsal sınıf ayrımı belirginleşmiş ve kölelik kurum haline getirilmiştir. Köleler herhangi bir hakka sahip olmamakla birlikte köleyi mal olarak görüp, alıp, satmışlar, istedikleri gibi işkence yapmışlardır. Varlığını uzunca yıllar sürdüren Antik Roma'da ise sınırların çok fazla genişlemesiyle toplumu kontrol etmek zorlaşmış ve cezalar ağırlaştırılıp,farklı işkencelerin uygulandığı da bilinmektedir. Toplumun işkenceden hoşlanıp, eğlence gibi görmesi beraberinde gladyatör oyunlarını getirmiş ve kanlı gösterilere sahne olmuştur. Her iki toplumda gelişip, büyüdükçe insanlar arasındaki hiyerarşik fark daha da belirgin olmaya başlamıştır. Bu durum beraberinde işkencenin varlığını ve kime nasıl uygulanması gerektiği sorununu ortaya çıkarmıştır. O dönemlerde hangi suçun karşılığı hangi ceza ve işkenceydi net olarak belirlenmemiş olmakla beraber, kişinin statüsüne bakılarak cezanın ve işkencenin ağırlığına karar verilirdi.Ceza adı altında işkence yaparak, işkenceyi normalleştirmeye çalışmışlar ve basite indirgemişlerdir. Bu işkenceler yapılırken alet kullanılmadan yapılan yöntemler ve alet kullanılarak yapılan teknikler görülmektedir. Bazen acının derecesini artırmak için birkaç işkenceyi birlikte kullandıkları da görülmektedir. Zehir kullanımı, yüksekten atma, su işkenceleri gibi işkenceler alet kullanılmadan yapılan işkencelere örnek teşkil ederken, çarmıh, kırbaç, işkence tezgahı ve işkence çarkı gibi aletlerde işkence tekniklerine örnek verilebilir. Anahtar Sözcükler:Antik Yunan,Antik Roma,Ceza,İşkence,Köle

Antik YunanAntik kültürCeza+5
Sevim Ateş
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Attila'nın Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu üzerinde uyguladığı siyasi politikalar

Attila'nın siyasi politikalarının ve askerî faaliyetlerinin incelendiği bu çalışmada Türk Tarihi'nin belli bir dönemine ışık tutulmaya çalışılmıştır. Attila'nın Doğu Roma ve Batı Roma İmparatorluğu'na uyguladığı politikalar kapsamında Romalılar derin bir buhran yaşamış ve Hunlarla ilişkilerinde ağır şartlara maruz kalan taraf olmuşlardır. Bu çalışma, Romalıların hangi şartlar altında Attila ve devletine boyun eğdiğini gösteren bir araştırmadır. Türk Tarihi'nin en önemli simalarından biri olan Attila'nın Doğu Roma ile Batı Roma politikası, Germen halkları politikası ve Romalıları haraca bağladığı çeşitli askerî seferleri ayrıntılarıyla incelenmeye çalışılmıştır. Hun dış politikasının temellerinin atıldığı Uldız Han devrinden beri, Doğu Roma İmparatorluğu tehdit altında tutulmuştur. Bu dönemlerden itibaren vergi ödeyen Doğu Roma, Rua devrinden itibaren Vandal savaşları nedeniyle zayıflayan gücüyle daha da zor duruma düşmüştür. Rua devrinde, Batı Roma ile ilişkiler iyi tutulmuş, hatta bazı hususlarda işbirliği dahi yapılmıştır. Doğu Roma ile ilişkilerde ise kaçaklar meselesinde Roma yöneticilerine sert yaptırımlar uygulanmış ve düşmanca tavır sergilenmiştir. Bleda ile Attila devri, askerî ve diplomatik açıdan Hun Devleti'nin en parlak zamanı olmuş ve bu devirde gerçekleşen Margus Barışı ile Doğu Roma'ya karşı şartları Hunların lehine olan diplomatik zafer elde edilmiştir. Bleda ile Attila politikaları gereği Doğu Roma topraklarını talan, yağma ve ganimet alanı olarak görmüşlerdir. Onların maksadı Doğu Romalıları korkutup istediklerini yaptırmak ve Doğu Roma hükümetinden daha fazla altın elde edebilmektir. Nitekim 440 yılı civarındaki I. Balkan Seferi, söz konusu hedef doğrultusunda yapılmıştır. Attila, Doğu Roma İmparatorluğu'na karşı uyguladığı acımasız politika ile II. Balkan Seferi'ndeki başarısını Anatolius Barışı'yla taçlandırmış ve Doğu Roma hükümetini ağır yükümlülükler altına sokmuştur. Diplomasinin inceliklerini kullanarak elçilerin siyasi hayata etkilerini artırmış ve kaçaklar meselesinde de asla taviz vermemiştir. O, diplomatik faaliyetlerle sonuçlandıramadığı meseleleri daha sert hamlelerle planladığı girişimlerle sonuca ulaştırmayı yeğlemiştir. Bunu da Aetius ve müttefiklerine Vizigotlara karşı giriştiği Mauriacum Campanum Savaşı ile göstermiştir. Her iki Roma İmparatorluğu'nu da en çok korkutan cesareti ve zekâsıdır. Buyruğu altındaki kavimlerin krallarını Doğu ve Batı Roma'ya karşı muazzam şekilde sevk ve idare etmesi askerî zekâsının göstergesidir. Margus ve Anatolius Antlaşmaları'ndaki barış şartlarını Roma elçilerinin kâtiplerine dikte ettirmesi ve Papa I. Leo ile görüşmesindeki tutumu, onun diplomasideki yeteneğinin açık bir örneğidir. Hiç şüphesiz yukarıda kısaca bahsedilen tüm hususlar Attila'nın cihan hâkimiyetini gerçekleştirme ülküsü ile ilgilidir ve o, tüm siyasi politikalarını bu ülkü üzerine temellendirmiştir. Söz konusu ülkü doğrultusunda Germen halklarının büyük bir kısmı, Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları ve Sarmat toplulukları itaat altına alınmıştır. Siyasi hayatı boyunca onun ittifak, tehdit, baskı, yıldırma, diplomatik manevra ve imha politikaları uzun vadede imparatorluğunu başarıya götürmüştür. Anahtar Kelimeler: Hun, Roma, Politika, Münasebet, Attila.

AttilaHunlarRoma İmparatorluğu+1
Yusuf Acar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Geç Roma-Batı Roma İmparatorluğu ile Avrupa Hunları arasındaki siyasi ve askeri ilişkiler (375-475)

Batı Roma ve Avrupa Hunları'nın siyasi ve askeri faaliyetlerinin incelendiği bu araştırmada hem Türk hem de Roma Tarihi'nin belirli bir dönemine ışık tutulmaya çalışıldı. Roma İmparatorluğu, Avrupa Hunları'nın tarih sahnesine çıkması ile zor günlerini yaşadı. Roma, önce Kavimler Göçü neticesinde kendisine sığınan kavimlerin isyanlarıyla uğraşdı daha sonra ise Hunlar ile mücadele etti. Avrupa Hunları ve diğer kavimler ile giriştiği mücadeler neticesinde yıpranan Batı Roma'nın siyasi ve askeri durumu incelenmeye çalışıldı. Batı Roma'nın siyasi ve askeri durumun yanında Avrupa Hunları'nın bölgedeki etkin faaliyetlerine, Cermen kavimlerini itaat altına alarak egemen güç olmalarına ve izledikleri politikalar neticesinde hem Doğu Roma'yı hem de Batı Roma'yı kontrol altına almaları üzerinde duruldu. Balamir liderliğinde tarih sahnesine çıkan Avrupa Hunları, Kavimler Göçü'ne sebep oldu. Kavimler Göçü'nün ikinci dalgası ise bu dönemde gerçekleşti. Uldız zamanında ayrıca Hun politikası da şekillenmeye başladı ve güçlüye karşı zayıf desteklendi. Roma ise kendisine sığınan kavimlerden başlangıçta asker olarak faydalansa da daha sonra kontrol edemez bir duruma geldi. Uldız zamanında şekillenen Hun dış politikası, Attila'ya kadar dostane şekilde sürüdürüldü. Attila ise Hun politikasında değişikliğe giderek Doğu Roma'yı itaati altına aldıktan sonra yönünü Batı Roma'ya çevirdi. Batı Roma üzerinde diplomasiyi oldukça iyi kullanan Attila, bu sırada ordusunu da hazırlamayı ihmal etmedi. Batı Roma ise Attila'nın gücünün farkındadır. Bu yüzden Batı Roma, Attila'nın dâhiyane fikirlerine ve askeri başarılana karşılık Aetius adlı komutanı kullandı. Aetius, Hun Kültürü'nü yakından bildiği için Attila'nın savaş taktiklerinin farkındaydı. Bu iki rakip güç Catalaunum Ovası'nda karşı karşıya gelse de birbirlerine üstün gelemediler fakat ordularındaki eksiklikleri gördüler. Bu durum Avrupa Hunları'nın, hızlı bir şekilde orduyu gözden geçirerek yeniden modernize etmesine ve İtalya'yı kuşatarak kendisine tabii hale getirmesine sebep oldu. Tüm bu gelişmeler neticesinde Attila'nın ölümü nasıl ki Avrupa Hunları'nın yıkılış sürecine sebep olduysa; III. Valentinianus'un da Aetius'u öldürmesi Batı Roma'nın yıkılış sürecine girmesine yol açtı.

Askeri ilişkilerAskeri teşkilatAttila+4
Muhammed Kazar
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi lahitleri

Roma İmparatorluk Dönemi içerisinde seri üretime geçildikten sonra lahitler sınıflandırıldığında, girlandlı lahitler, sütunlu lahitler, frizli lahitler, tabula ansatalı lahitler, sandık lahitler, yivli lahitler ve yarım işlenmiş lahitler göze çarpmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri toplam 20 adet olmakla beraber, bu lahitler arasında daha çok girlandlı lahitlere ait örnekler bulunmaktadır. Bu girlandlı lahitlerden biri Attika lahitlerinde görülen bir özellik olan ön yüzünde iki adet girland taşırken geriye kalanları ise Anadolu geleneğine uygun olarak üç girlandlıdır. Bunun dışında aralarında frizli lahit örneği, sütunlu lahit örneği, sandık lahit örneği de vardır. Ayrıca tamamen veya bir bölümü yarım işlenmiş lahitler de bulunmaktadır.Adana Müzesi Roma İmparatorluk Dönemi Lahitleri'nin mermer olanları Anadolu'nun Roma Dönemi içinde üretim yapan büyük lahit atölyelerinden ithal edilirken mermer olmayanlar ise yerel veya gezgin ustalarca imal edilmiştir. Söz konusu lahitler, Roma İmparatorluğu'nun diğer bölgelerinde bulunan lahitler ile tarihleme ölçütleri konusunda bir birliktelik sergilemektedir.

AdanaAttikaLahitler+4
Ahmet Çelik
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma'nın doğu sınır birliklerinin sefer organizasyonu (M.Ö.1. yüzyıl-M.S. 3. yüzyıl)

Fikrî temelleri, Nero Dönemi'nde Corbulo tarafından yürütülen Parth ve Armenia seferleri sırasında atılan ve Flaviuslar Dönemi'nde hayata geçirilen Fırat sınırını güçlendirme politikası kapsamında; Roma'nın Suriye, Kommagene, Kappadokia ve Armenia Minor eyaletleri ile Pontos kıyılarında bir dizi lejyon garnizonu ve yardımcı birlik kalesi kurulmuş ve bölgeye yeni askerî birlikler konuşlandırılmıştır. Bu çalışma; antik kaynaklar, epigrafik, arkeolojik, kısmen de nümismatik veriler ve modern literatür ışığında; söz konusu askerî birliklerin sefer organizasyonunu ele almaktadır. Bu bağlamda Roma sınır birliklerinin operasyon için kullandıkları ana ve tali yollar yanında stratejik geçiş güzergahları, ikmal ve iaşeyle birlikte gerekli silah ve teçhizatın tedariki, farklı amaçlara yönelik hayvan temini, kalabalık askerî birliklerin hijyen ve sağlık problemlerine yönelik tedbirler tüm ayrıntılarıyla ortaya konulmuştur.

Antik ÇağAskeri sınır bölgesiFırat Nehri+3
Erdal Kaya
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Roma İmparatoru I. Aleksios Komnenos dönemi (1081-1118)

Kurulduğu 11 Mayıs 330 yılından yıkıldığı 29 Mayıs 1453 yılına kadar Doğu Avrupa, Adriyatik, Kuzey Afrika, Balkanlar, Anadolu ve Ortadoğu'da boy gösteren ve o dönem dünya siyasetinde Roma mirasını ve Hristiyanlığı sırtlayan Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) gerek günümüz Türkiye tarihinin aydınlatılmasında gerekse Dünya tarihine umumi bir bakış açısı kazandırılmasında büyük önem arz etmektedir. İmparator I.Isakios Komnenos'un 1057'de taç giymesiyle Doğu Roma'da 128 yıl sürecek Komnenos Hanedanı saltanatı başladı. Tahta 1078 yılında 77 yaşındayken çıkan III.Nikèphoros Botaniates (1078-1081) çok sönük bir saltanat dönemi geçirdi. İmparatorlukta süregelen karmaşa devam etmekte, bundan faydalanmak isteyen komutanlar birbiri ardına isyan etmekteydiler. İsyancıları ve gelecekteki damadı olacak Nikèphoros Bryennius'u birer birer alt eden İmparatorluk başkomutanı Aleksios özellikle İmparatoriçe Maria Alania'nın dikkatini çekmiştir. İmparatoriçe 23 yaşındaki bu genç delikanlıya âşık oldu ancak oğlu Konstantin Dukas'ı korumak amacıyla Aleksios'u evlat edindi. Ertesi yıl Şubat 1081'de İmparatorluğu içine düştüğü iç ve dış buhrandan kurtarmak amacıyla Dukas ve Komnenos ailelerinin yaptığı istişareler sonucu 4 Nisan 1081 Pazar günü I.Aleksios Komnenos tahta çıkmıştır. Doğu Roma İmparatorluğu'nun 76. İmparatoru I. Aleksios Komnenos tahta çıktığında henüz 24 yaşında idi. İlk icraatı İstanbul'a giren paralı askerlerin yaptığı yağma ve talanlara engel olmak için ordugahı İstanbul'un dışına çıkarmak oldu. Doğuda Selçuklular batıda ise Peçenekler, Bulgarlar ve Slavlarla mücadeleyi sürdürdü. Fakat dönemin en önemli tehditlerinden birisi Norman Kralı Robert Guiskard'ın önce Sicilya ve daha sonra İtalya'yı alarak Akdeniz'de önemli bir güç haline gelmesiydi. Guiskard, İstanbul'u alarak iki imparatorluğu birleştirmek istiyordu. Bu amaçla çıktığı seferde Doğu Roma-Venedik ittifakına mağlup olur ve Aleksios açısından ilk büyük tehdit bertaraf edilmiş olur. Doğuda ise Selçuklu Türklerinin hakimiyeti ve akınları devam ediyordu. Bu duruma son vermek isteyen Aleksios Papa II.Urban'dan Türkleri Anadolu'dan çıkarmak ve ihtiyaç duyduğu insan kaynağını elde etmek için profesyonel birlikler talep etti. Ancak bu istek hiç umulmadık sonuçlara yol açtı ve Haçlı Seferlerinin başlamasına neden oldu. Bu uzun soluklu savaşlar ise hem Dünya Tarihi açısından hem de Bizans ve Türk Tarihi açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. 37 yıllık saltanatı boyunca hem doğudan hem de batıdan birçok tehdide maruz kalan İmparator Aleksios Komnenos, bunların hemen hemen hepsini başarıyla bertaraf etmiştir. Tahta geçtiğinde enkaz halini alan donanmayı toparlamış, komutan olmasının getirdiği etkiyle orduda geniş bir ıslahat süreci başlatmıştır. Devletin yıpranan ekonomisini toparlamaya çalışmıştır. Yüzyıllardır yoğun bir çekişme yaşanan Katolik Batı ve Papa ile nispeten ilişkileri düzeltmiştir. Saltanatının son yıllarında Selçuklu Türklerine karşı mücadelelerini yoğunlaştırmış, bir yandan da eşi İrene, kızı Anna ve damadı Bryennius'un entrikalarına engel olmaya çalışmıştır. Saltanat sürdüğü 37 yıla birçok zafer sığdırmış, yok olan devlet otoritesini yeniden tesis etmiş ve belki de Doğu Roma İmparatorluğu tarihinin en önemli dönemlerinden birinde imparatorluk yapmıştır. İmparator Aleksios Komnenos yoğun geçen saltanatının ardından yakalandığı gut hastalığı sonucu 15 Ağustos 1118 Perşembe günü İstanbul'da hayatını kaybetmiştir.

Bizans İmparatorluğuHaçlı Seferleri IKomnenos Dönemi+7
Alican Yener
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk döneminde siyasi evlilikler (İÖ 27-İS 305)

Tarih boyunca evlilik, toplumun temel yapı taşı olan aile olgusunun şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Evlilik sadece bireyler arasındaki birlikteliği değil, aynı zamanda genişleyen bir aile yapısını da temsil etmiştir. Ancak, iki bireyin birlikteliğiyle ailenin büyüme ve genişlemesine vesile olan evliliklerin dışında, tarihte belirli amaçlar ve hedefler doğrultusunda gerçekleştirilen evliliklere de rastlanmıştır. Özellikle Eski Çağ'da, devletlerarası ilişkilerin düzenlenmesi, toprak kazanımı, barış anlaşmalarının teyit edilmesi ya da casusluk gibi diplomatik amaçlarla gerçekleştirilen siyasi evlilikler oldukça yaygındı. Roma İmparatorluğu da bu bağlamda, uzun ve etkileyici tarihi boyunca, çeşitli sebeplerle siyasi evliliklerin yaşanabildiği bir devlet olmuştur. Roma'nın sosyal ve hukuki yapısı, kurulduğu ilk günden itibaren belirgin sınıf ayrımlarına sahipti. Bu ayrımlar, bireylerin evlilik haklarına da yansımış ve belirli sınıflardan bireylerin evlenmeleri yasal olarak kısıtlanmıştı. Romalılar, bireylerin sosyal ve hukuki statülerini gözeterek aile ve evlilik anlayışlarını bu perspektifle şekillendirmişlerdir. Ancak, değişen ve gelişen Roma yönetimi, evliliği siyasi bir güç aracı olarak da kullanmayı benimsemiştir. Evlilik, bu dönemlerde politik güç kazanma, ittifak oluşturma gibi stratejik amaçlar için bir araç hâline gelmiştir. Bu çalışma, Roma İmparatorluk Dönemi'nde siyasi evliliklerin yanı sıra, kadının evlilik içindeki yerini, sosyal ve siyasi hayattaki rolünü, toplumun kadından beklentilerini ve kadının siyasi bir araç olarak nasıl kullanıldığını, bununla birlikte sistemin çarkında yok sayılan kadınların da siyasi ortamdan nasıl faydalandıklarını araştırmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Roma, Siyasi, Evlilik, İmparatorluk.

Devlet politikalarıEvli kadınlarRoma İmparatorluğu
Merve Kaya
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

MÖ. 2. ve 1. Binyılda Kapadokya bölgesi

Kapadokya MÖ. 2. Binyılda Anadolu'nun yazı ile tanışan ilk bölgelerinden biri ve ticaret kolonilerininde merkezi olmuştur. Asurlu tüccarlar; ticareti dinamik tutmuşlardır. Stratejik konumundan ötürü Kapadokya binlerce yıldan beri hâkimiyet altına alınmak için büyük mücadeleler içerisinde olmuştur. Asurlular, Hititler, Frigler Kapadokya'ya bugün ki adını vermiş olan Persler, Büyük İskender ve I.Ariarathes gibi devlet ve komutanlar başta olmak üzere birçokları bu bölgeye hâkim olmak istemişlerdir. I.Ariarathes MÖ. 323 senesinde Kapadokya Krallığının hâkimiyetini eline aldıktan sonra bölge için aydınlık bir dönem olmuştur. MÖ. 27 senelerinde Kapadokya Krallığı Roma eyaletinin hâkimiyeti altına alınmıştır. Roma hâkimiyetinde kaldığı süre içinde ise bölge son derece en gelişmiş dönemini yaşamıştır. Anahtar Kelimeler: Kapadokya, Asur, Hitit, Pers, Roma

AsurlularHititlerM.Ö. 1000+4
Rukiye Özek Şimşek
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Principatus döneminde Roma'da kadın sürgünleri

Sürgün, siyasî ve sosyal düzen içerisinde kabul görmeyen suçların, kabahatlinin toplumun dışına çıkartılması yoluyla söz konusu suçun da toplumun bünyesinden çıkartılmasını simgeleyen bir cezaî uygulamadır. Roma şehrinin siyasî devinimi ile sosyal bağları arasındaki kuvvetli bağlantı da göz önüne alındığında sürgün mahkumiyetinin muhatabı adına siyasî ve sosyal yönden kesin bir yok oluşu ifade ettiği söylenebilir. Augustus ile birlikte Roma devletinin geçirdiği siyasî ve sosyal dönüşümün içerisinde önemli bir yer tutan ahlakî düzenlemelerle, Romulus'tan itibaren Romalı kadının kendisine toplum tarafından atfedilen ahlak çerçevesinin dışına çıkması halinde aile içinde yargılanması yöntemi, söz konusu ahlaksızlıkların cezaî karşılıkları kanunlarda belirlenerek devlet mahkemelerine devredilmiş, dolayısıyla bu tür suçlar da kamu suçu niteliğine bürünmüştür. Suç yönünden bakıldığında sosyal sınıf ayrımı gözetmeksizin bir ahlaksızlık suçlusunun kabahati benzer niteliktedir. Buna karşın ahlakî düzenlemelerin ve uygulamadaki örneklerinin muhatabının üst sınıf mensubu kadınlar olduğu görülmektedir. Bu temelde kanunlarda kadınlar için öngörülen sürgünün, değişen yönetim biçimiyle princeps üzerinden siyasete dahil olan kadınların da öncülüğüyle siyasete yönelen Romalı kadını ve dahil olduğu siyasî oluşumları engellemek adına kullanıldığı, bu bağlamda sürgün uygulamasının, yönetenin elinde siyasî gücü korumak adına bir tehdit aracına dönüştüğü söylenebilir. Bu tezin amacı, Roma sürgün sisteminin temel ilkelerini tespit etmek ve Principatus dönemiyle birlikte Roma'da yaşanan siyasî ve sosyal dönüşümü, Romalı kadın üzerindeki etkileriyle birlikte sunarak, bu temelde sürgünün hangi koşullarda ve hangi sebeplerle kadınlara uygulandığını, Principatus Dönemi (İÖ 27- İS 284) boyunca kaynaklara geçmiş örneklerinin bir arada değerlendirilmesiyle ortaya koymaktır.

KadınlarPrincipatusRoma İmparatorluğu+1
Mehmet Emlik
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Konstantinos'tan Theodosyus'a Hıristiyanlığın Roma siyasal sistemiyle entegrasyonu süreci

Filistin bölgesinde ortaya çıkıp Akdeniz havzasında yayılan Hıristiyanlık ile bu havzayı kontrol eden Roma devletinin ilişkileri, Roma'nın Hıristiyanlığa bakışı, Hıristiyanlığı ülkenin legal dinlerinden birisi olarak tanıması, sonra devletin resmî dini ilan etmesi, Hıristiyanlığın Roma'nın siyasal sistemine eklemlenerek Kilisenin devlete ait bir kuruma dönüşmesi ve nihayet bu ittifakın sonraki yüzyıllara yansımaları bu araştırmada söz konusu edilen temel meseleler olmuştur. Birinci Bölüm'de Hıristiyanlığın ortaya çıktığı Akdeniz havzasındaki antik geleneksel dinler anlatılmış, İsa-Mesih'ten söz edilmiş, Hıristiyanlığın erken tarihleri irdelenmiş ve Romalıların I. yüzyıldan IV. yüzyıla kadar Hıristiyanlığa bakışları aktarılmıştır. İkinci Bölüm'de, İmparator Constantinus döneminde devletin Hıristiyanlığı resmen tanıyıp himaye altına alması ve Kiliseyi güçlendirip kendisine ait bir kuruma dönüştürmesi süreci ele alınmıştır. Üçüncü Bölüm, Hıristiyanlığın İmparator Theodosius tarafından devlet dini yapılmasını ve Theodosius'un Kilise'yi başkent üzerinden kontrol altına alma çabalarını detaylandırmıştır. Dördüncü Bölümde ise Kilisenin Roma devleti ile kurduğu ittifakın VII. yüzyıla kadar ortaya çıkardığı yansımalara bakılmış; Bizans açısından Doğu'nun kaybedilmesi kabilinden tarihsel olgular devletin Kilise siyaseti ile ilişkilendirilmiştir. Araştırma neticesinde, Bizanslı idarecilerin Hıristiyanlığı öncelikle politik bağlamda değerlendirdikleri, Kiliseyi devletin siyasî açıdan istikrarı ve birliği ideali amacına yönelik kullanmak istedikleri, bu beklentinin Hıristiyanlığı siyasallaştırıp dünyevileştirdiği, Bizans'ın ise Kilise-Devleti karakterine evrildiği ve nihayet politik açıdan beklenilenin tam aksi neticeler ile karşılaşıldığı gibi sonuçlara ulaşılmıştır.

BütünleşmeConstantinus HanedanıDin-devlet ilişkileri+7
Zafer Duygu
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İmparatorluk döneminde Roma Hukukunun konusu olarak kadın (mö 27-305)

ÖZET Tarih; insanı, icraatlarını, ürettiğini, tükettiğini ve hadiseler içerisindeki davranışlarını inceler. Bir anlamda tarih, inşa, icra ve ifa bakımından erkek diliyle ve eliyle yazılmış, yapılmış, yapılandırılmış ve çeşitli sebeplerle, genellikle ve çoğunlukla erkekler tarafından ve erkek egemen kurgular üzerine yazılmıştır. Bununla birlikte tarih disiplini açısından yine genellikle kadınlar ile ilgili yapılan çalışmalar ise sınırlı sayıdadır. Tarihin, tarih biliminin cinsiyete dayalı bu bakış açısının yer yer, bölge bölge çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Hukuk, siyaset ve yönetim konularında önemli gelişmeler kaydederek tarihe adını yazdırmış ve bin yıldan fazla bir süre ayakta kalmış olan Roma gibi bir Eskiçağ Akdeniz Devleti'nin "cinsiyet ve kadın" konusuna bakışı hassasiyetle ele alınması gereken önemli bir husustur. Siyasetin ve yönetimin erkek hâkimiyetinde olduğu Eskiçağ Roma toplumunda tarih yazıcılarının temel gündem konusu, yöneten erkekler ve onların etrafında dönen hadiseler olmuştur. Bu nedenle de kadınlar hakkında ulaşılan bilgiler sınırlıdır ve sosyal tarih alanında yapılan çalışmalar bu yönüyle eksik kalmaktadır. Kadınların satır aralarında kalan tarihlerini aydınlatarak, sosyal tarih alanındaki çalışmalara katkıda bulunurken kadın ve cinsiyet konularının tarihi süreçteki durumunu değerlendirebilmek amacıyla araştırma konusu olarak böyle bir konu seçilmiş ve İmparatorluk Döneminde Roma Hukukunun Konusu Olarak Kadın (MÖ 27- 305) başlığı altında çalışılmıştır. Çalışmada kadınların adları, icraatları, tavırları, tarzları satır aralarında, söylentilerde ve özellikle devrin saygın erkek bireylerine bağlı (iyi ya da kötü) olarak geçebilmiş olan Romalı kadınların öncelikle sosyal (kısmen siyasî?) statülerinden yola çıkılarak hukukî durumları tespit edilmeye çalışılarak, günümüze örnekleme yoluyla karşılaştırmalı bir şekilde ele alınmıştır. Bu çalışmada, toplumda cinsiyete dayalı uygulamaları analiz edebilmek ve bu çerçevede kadınların tarih sahnesindeki rolünü belirleyerek, gölgede kalan tarihlerinin en azından belli bir kesitine ışık tutabilmek amacıyla Roma sosyal yaşamı ve aile yaşamı içerisindeki kadın-erkek ilişkileri, cinsiyet kavramı, süreç içerisinde değişen cinsiyet ve kadın algısının sosyal hayat ve hukukî düzenlemelere ne şekilde yansıdığı ele alınarak değerlendirmek hedeflenmiştir. Romalı tarih yazarlarının eserleri, imparator emirnameleri, hukuk metinleri ve Senatus tutanaklarında kadınların adları ancak belli şartlar ve durumlara bağlı olarak ele alınmış ve bunlar maddi kültür kalıntılarıyla da (yazıtlar, heykeller, çömlek ve duvar resimleri, sikkeler vb) desteklenebilmiştir. Kadınların "kendi dünyalarına" kapatılmış sosyal hayatları, imparatorluğun gelişen ve değişen ekonomik, siyasî ve sosyal yapısının değişmesiyle zamanla farklı hukukî düzenlemeleri de gerektirmiştir. Roma'nın bin yıldan fazla süren uzun tarihi geçmişi içerisinde bütünüyle kadınların durumunu ele almak da manidardır. Ancak bir yüksek lisans tez çalışması için bu çerçevede toplumda cinsiyete dayalı uygulamaları analiz edebilmek ve kadınların tarih sahnesindeki rolünü belirleyerek, satır aralarında gizli tarihlerine ışık tutabilmek amacıyla Roma'nın klasik dönemi olan Roma İmparatorluk Dönemi'nde aile yaşamı içerisindeki kadın-erkek ilişkileri, cinsiyet kavramı, süreç içerisinde değişen kadın algısının sosyal, siyasî ve hukukî düzenlemelere ne şekilde yansıdığı değerlendirilecektir. Ayrıca çalışmada, Roma toplumu içindeki kadın kimliği, kadın-erkek ilişkileri, değişen hayat şartlarıyla birlikte sosyal, siyasî ve hukukî bakımdan kadın ve erkek algısı üzerinden Roma toplumunun sosyal yapısı ele alınmıştır.

AileAile hayatıKadın-erkek ilişkileri+3
Nurcan Barman
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Roma'da velayet sistemi, evlat edinme kurumu ve evlat edinen İmparatorlar

Roma toplumu için evlat edinmek, her şeyden önce ailenin devam etmesi fikrini simgelemektedir. Aynı mantık çerçevesinde İmparatorlar da evlat edinme yoluyla; ailenin, dolayısıyla ülkenin ismini sürdürmek, devletin gücünü arttırmak gibi çeşitli amaçlarla yapılmıştır. Evlatlık alınmış İmparatorlar döneminin en parlak yıllarını kronolojik olarak sıralamak gerekirse; ilk isim Nerva Caesar Augustus'tur. Augustus, Senato'nun seçtiği ilk imparatordu. 96 ile 98 arasında ülkenin karışık olduğu zamanlarda, parasal sıkıntıların da yaşandığı bir dönemde 65 yaşında göreve gelmiştir ve en büyük eksikliğinin ordu üzerindeki otoritesi olduğu ifade edilmiştir. 98 ile 117 arasında imparator olan asker kökenli Trojan (Traianus Divi) ise en fazla takdir edilen yöneticilerdendir. Pax Romana'yı en geniş sınırlara ulaştıran, sosyal yaşama katkılar sunan ve savaş ganimetlerinin halkla paylaşan bir imparatordur. Hadrianus (Hadrianus Augustus) 117-138 yıllarında imparatorluk yapmış, şair ruhlu, sanat ve edebiyatı seven bir imparatordur. Çok sık gezintilere çıkan Hadrianus, fethettiği toprakları; politik ve ekonomik açıdan imparatorluğa bağlı, verimli coğrafyalara çevirmeye çalışan birisidir. Antoninus Pius'un imparatorluğu 138-161 yılları arasındadır. İtalya'dan ayrılmadan imparatorluğu barış içinde yönetmeyi başarmış ender imparatorlardan birisidir. Bir savaşın ve ayaklanmanın yaşanmadığı bu dönemde kanunların üstünlüğünü önemsemiş, özgürleşmiş kölelerin oy haklarını savunmuştur. Sonraki imparatorlara zengin bir hazine, masumiyet karinesi gibi önemli bir hukuki ilke ve bayındır bir ülke bırakmıştır. Dört imparatora kadar geldik ama burada bir soluklanalım. "Beş İyi İmparator" içinde adı anılmasada 161-169 yılları arasında hükümdarlık eden Lucius Verus, üvey kardeşi Marcus Aurelius ilebaşa geçişi, Roma döneminde ilk kez 'iki başlı yönetim/iki imparator' kavramını dünyatarihine kazandırmıştır. Marcus Aurelius, 161-180'de yılları arasında hükümdar olmuş, 58 yaşında öldüğünde, kazandığı önemli zaferlerle anılmıştı. Marcus Aurelius, ayrıca Stoacı yönü ile felsefeye ilgisiyle de bilinmektedir. "Meditasyonlar" adlı eseri, bu konuda en önemli bilgi kaynaklarından biridir. Germen ırklarının tehditlerinin arttığı 180 yılında ölen Marcus Aurelius'un ölümü, birçok tarihçi tarafından "Büyük Roma Barışı (Pax Romana)" döneminin sonu ve Batı Roma İmparatorluğu'nun Çöküş sürecinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Roma İmparatorluğu tarihindeki örneklere bakıldığı zaman, vasiyetnameyle evlat edinmenin; imparatorların haleflerini işaret etmek için bir yöntem olduğunu ve siyasi amaçları gerçekleştirmek için de bir araç olarak kullanıldığını ifade etmek mümkündür.

Eski ÇağEski Çağ tarihiEvlat edinme+3
İrem Tarğıt
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Hristiyanlığa kadar Roma'da din

Tarihi olaylar incelenirken toplumların birçok yönü ele alınmak zorundadır. Tarih bilinci eksik olan toplumlar maalesef tarihi sadece savaşlardan ibaret saymaktadırlar. Oysa tarih alanında bir araştırma yapılırken bir toplumun daha iyi anlaşılabilmesi için bir sosyolog gibi çok yönlü olarak ele alınmalıdır. M.Ö. 753'te kurulan Roma gibi dünya ve Avrupa Tarihi'nde önemli yere sahip bir millet incelenirken dini inançlarını görmezden gelmek Roma'nın anlaşılmasında aksaklıklara sebep olabilir. Günümüz Avrupa inancına olan katkıları da göz önünde tutulduğunda Roma Devleti'nin dini inancı daha büyük bir merak konusu uyandırmaktadır. Din, kitleleri en çok etkileyen ve en çok şekillendiren olgulardan biridir. Devletler en eski dönemlerden itibaren dini odak noktalarına koyarak dini çerçevede savaşlar, fetihler, eğitim politikaları, ekonomik faaliyetlerde bulunmuşlardır diyebiliriz. Bütün bu gerçeği düşündüğümüz zaman dünya tarihi içerisinde çok önemli bir yere sahip olan Roma Devleti'nin dini inancının da büyük bir önem oluşturduğu şüphesizdir. Biz de çalışmamızda Roma Devleti'nin Hristiyanlığın kabülünden önceki inancını incelemeye çalıştık. Anahtar Kelimeler: Roma, Din, Avrupa, İnanç, Yunan, Mısır, Hellen

DinDin algısıDin anlayışı+7
Murat Katar
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Balkanlar'da Bizans-Türk ilişkileri (IV-X. yüzyıllar)

Balkan Yarımadası çok eski devirlerden beri doğudan batıya doğru ilerleyen veya kuzeyden Tuna Nehrini aşarak Akdeniz'e inmek isteyen ve bazen de Cihanşümul İmparatorluklar kurmak isteyen kavimlerin önemli bir geçit yolu ve devletlerin mücadele alanı olmuştur. Balkanlar'da güçlü bir hakimiyet kurmak isteyen Makedonya Krallığı'na karşı önemli mücadeleler veren Roma İmparatorluğu M.Ö II. Yüzyılda yarımadaya hakim olunca bölgede bir sükûnet dönemi başlamıştır. Ancak Kavimler Göçü'nün başlamasıyla bu sükûnet dönemi sona ermiş Roma İmparatorluğu, nüfus olarak çok kalabalık olan bu toplumların Tuna'yı geçerek güneye inmesini engelleyememiştir.IV.yüzyılın sonlarından itibaren Roma İmparatorluğu'nun ikiye ayrılmasından sonra ise Balkan Yarımadası Doğu Roma İmparatorluğu hakimiyetine geçmiştir. Yine aynı yüzyılın sonlarına doğru İtil Nehrini geçerek Avrupa önlerinde görünen, Doğu Roma İmparatorluğu topraklarını ele geçirerek, Cihanşümul bir imparatorluk kurmak isteyen Avrupa Hunları, özellikle Attila döneminde büyük bir yükselişe geçmiş yaklaşık bir asır boyunca Doğu Roma İmparatorluğu'nun Balkan politikasında belirleyici unsur olmuşlardır. Ancak, Avrupa Hun İmparatorluğu'nun güçlü hükümdarı Attila'nın 453 yılında ölümüyle Doğu Roma İmparatorluğu büyük bir tehlikeden kurtulmuştur.VI. yüzyılda Avarlar'ın Slavları itaat altına alarak güçlü bir devlet kurmaları ve Balkanlar'da sınırlarını genişletmeleri üzerine o sıralarda İran ile savaşlar yapan Doğu Roma İmparatorluğu çok zor bir durum içine girmiştir. İmparator Heraklios(610-641) döneminde Avarlar ile barış yapılarak İran ile meşgul olunmak istendiyse de 626 yılında Avarlar, İran ile ittifak yaparak İstanbul'u kuşattılar. Bu kuşatmada başarılı olamayan Avarlar hakimiyeti altındaki kavimlerin isyanları nedeniyle zayıflamaya başlayınca Doğu Roma İmparatorluğu bir kez daha rahatlamış ve bir tehlike daha böylece atlatılabilmişti. Ancak Doğu Roma İmparatorluğu, Balkanlar'da eski üstünlüğünü kurabilme fırsatı yakalamasına rağmen VII. yüzyıl ortalarında başlayan İslam fütühatı nedeniyle başarıya ulaşamamıştır.VII. yüzyılın sonlarında Türk asıllı Bulgarlar'ın lideri Asparuh komutasında Balkan Yarımadasına gelişleri Doğu Roma İmparatorluğu'nu Balkanlar'da yeni ve güçlü Bulgar Devleti ile karşı karşıya bırakmıştı. VIII. yüzyılın sonlarında İslam dünyasındaki karışıklıkları fırsat bilen Doğu Roma İmparatoru V. Konstantin(741-775), Bulgarlar üzerine yaptığı arka arkaya seferlerle onları askerî gücünü kırmıştır. 802 yılında Bulgar tahtına çıkan Krum Han, Doğu Roma İmparatorluğu'nun bu başarılarına büyük bir darbe vurmuş ancak Krum'un aniden ölümüyle Doğu Roma İmparatorluğu bu tehlikeyi atlatabilmiştir. Bundan sonra uzun bir süre barış dönemi yaşanan Bulgar-Doğu Roma ilişkileri 893 yılında Bulgar tahtına çıkan Çar Symeon döneminde gerginleşmiştir. 927 yılında Symeon'un ölümünden sonra Bulgaristan tekrar Doğu Roma İmparatorluğu'na boyun eğerken Balkan ülkelerinde de İmparatorluğun nüfuzu sağlamlaşmaya başlamıştır. İmparator Nikephoros Phokas(963-969) zamanında barış döneminin yine sona ermesi üzerine Doğu Roma İmparatorluğu, Rus hükümdarı Svyatoslav'a başvurdu. Bunun üzerine Ruslar kısa zamanda Bulgarlar'ı mağlup ederek ülkelerini işgal etti. Ancak yanlış bir politika izleyen Doğu Roma İmparatorluğu bu kez karşısında daha güçlü bir düşman olarak Ruslar'ı bulmuştur. 976-1014 yılları arasında Samuel Bulgar Devleti'ni yeniden kurduysa da İmparator II.Basileios(976-1025) uzun süren savaşlar sonrasın da 1014 yılında kesin olarak Bulgar Devleti'ne son vermiştir. Böylece Balkan Yarımadası tamamen Doğu Roma İmparatorluğu hakimiyetine girmiş oldu. Bütün bunlar yaşanırken VI. ve X. yüzyıllar arasında yaklaşık dört asır boyunca Doğu Avrupa tarihinde önemli bir rol oynayan Hazarlar ise Doğu Roma İmparatorluğu'nun Balkan ve İran politikalarında çoğunlukla İmparatorlukla ittifak halinde hareket edip dönemin tarih akışı içerisinde yer almışlardır.Anahtar Kelimeler: Roma, Doğu Roma İmparatorluğu, Hunlar, Avarlar, Bulgarlar, Hazarlar, Balkanlar.

AvarlarBizanslılarBulgarlar+3
Fatma Çapan
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sasaniler Döneminde Persarmenia

Bu çalışmada klasik dönem kaynaklarında Persarmenia olarak tabir edilen coğrafyanın sınırları tespit edilmeye çalışılmıştır. Romalıların Anadolu coğrafyasını ele geçirdikten sonra Armenia topraklarının bazı kısımlarını istila etmeleri üzerine İranlıların elinde kalan Armenia toprakları Persarmenia olarak adlandırıldı. Bir dönem sonra Armenia toprakları Romalılar ve İranlılar arasında resmen paylaşıldı. Armenia'nın ikiye bölünmesinin ardından Sâsânî devletinin yıkılışına kadar İranlıların elinde bulunan kısımdan sürekli olarak Persarmenia olarak bahsedildi. Bu çalışmada Persarmenia olarak bahsedilen coğrafya, klasik ve modern kaynaklar ışığında Sâsânîler dönemi sonuna kadar incelenmiştir. Armenia coğrafyası üzerindeki hanedanlar arasında siyasi birliğin olmayışı, hanedanlar arasındaki mücadeleler, dini açıdan Ermenilerin Hıristiyan ve Mazdeist olmak üzere birbiriyle kavgalı iki farklı dine inanmaları, Armenia için bu bölünmeyi kaçınılmaz hale getirmiştir. Hıristiyanlığı seçen Armenialılar Roma egemenliği altına girmek için mücadele etmekteydiler. Buna karşılık Mazdeist olan Armenialılar İran egemenliği altında kalmak istiyorlardı. Bazı dönemlerde Armeniaların hem Romalılara ve hem de İranlılara karşı bağımsızlık mücadelesi verdiklerini de görmekteyiz. Armenia coğrafyasını Roma'ya kaptırmak istemeyen İranlıların, Persarmenia adı verilen coğrafyanın sınırlarını korumak ve Roma'nın elinde bulunan Armenia topraklarını geri almak için mücadele ettikleri görülmektedir. İranlılar, Sâsânîler döneminde bölgeyi marzbanlık haline getirmişler ve Persarmenia'ya askeri valiler atamışlardır. Bununla beraber Persarmenia'ya askeri valilere ek olarak yerel krallar da atamışlardır. Sâsânîlerin atamış oldukları askeri valiler, yerel krallarla birlikte görev yapmışlardır. Sâsânîler bunlara ek olarak Persarmenia'da yayılmakta olan Hıristiyanlık dinine mensup olan Armenialıların haklarını da güvence altına almaya çalışmışlardır.

Armenia bölgesiPerslerRoma İmparatorluğu+2
Hazel Işılgan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

From mythos to epos the rebellion of tragedy against the doctrines

Everything began in Ancient Greece in 5th century. Through their myths, the ancient Greeks built up the world. From these myths, tragedy was born and it became a reflection of myths and religion into people's lives. Why do we exist? Why do we have to suffer? What were the good and evjll, truth and untruth? In ancient times, its purpose was a true expression of the human nature. This role is still present today in our contemporary drama which is a development of that primitive form of theatre. In that process, why were the state government and some official or public institutions interested in the theatre? How did they ban it? What were the reasons to condemn or ban the theatre in connection with its own strength, function and contribution due to political, religious and social factors in certain times? How did the theatre overcome all these obstacles? Theatre was created from the rituals dedicated to or worshipping the god of wine and fertility, Dionysus in Ancient Greece. It also had a theological characteristic in 5th BC. The City of Dionysia is an important part of the social life putting the Athenians together from servants to masters. So 'theatre' was an activity that affects the whole public. Some wealthy patrons whom the government selected took part in the competitions of tragedy and comedy in Dionysos festivals. In Ancient Greece, the players were noble persons and sometimes they were chafged with the relationship of interstate. But Roman actors were usually slaves and had no standing in a society in which, by and large, they were not even citizens. In Rome, the theatre had no interrelation with religion. Ludi Romani was the most important festival in public demonstration and entertainment and was supported by the government. The government financed Aediles, who were the masters of the troupes. Before the performance of the plays, they were watched by Aediles several times. It is an intent on a kind of supervision more than worrying about the quality of the plays. Demonstrations and entertainments in festivals were usually free and open to all classes of public. After the establishment of Christianity, theatre was accepted as the Shrine of Venus and a pagan ritual which was polytheistic. Until the fall of the Roman Empire, many struggles between paganism and Christianity, theatre and the Church, emperors and clergy continued for a long time. Theatre was in dark between 5th - 10th century.IV The church, which caused the theatres to be outlawed as the Roman Empire, declined and in the 10th century the theatre was used as a way to teach the church doctrine. In 963 AC, Bishop of Winchester proclaimed a law called Regularis Concordia attached with a religious play called "Quern Quaeritis", in which the clergy took part. This meant that the Catholic Church started performing a kind of theatre - liturgical theatre - with a didactic goal, which lasted for about 600 years. That was exactly getting theatre under the church's supreme authority due to the great influence of theatre on public. The church performed its religious plays within its own censorship until 1300 AC. As the plays got secular and stepped out of the church, in 1210 Pope Innocent IH's edict forbade the clergy to act in churches because of the type of characters in these plays which were not proper for the clergy. But the Miracle and the Mystery plays were acted by the Church in the direction of its religious aim. When we look at Britain, the suppression of the Christian Church and Monarchy on theatre went oa In 1534, Henry Vin rejected the authority of the Catholic Church and abolished the Papal power in England with the Act of Supremacy. This researcfî is a glance in general over the theatre from its birth as a ritual till the time it was accepted as 'theatre' as a genre. Traditionally, genres include the tragedy, comedy, epic, lyric, pastoral. Currently, genre divisions might also include absurd theatre, children theatre, opera, avant-garde, melodrama and radio play. While "theatre" can mean a physical performance, as a genre "theatre" refers to dramatic representations between human beings. Such presentations of a story by actors on a stage address human concerns. Theatre exists only when a dramatic work is presented in front of an audience which obtains communication between performers and spectators. A theatrical performance does not have only actors and audiences but also playwrights, directors, lighting, designers, costumes, makeup, managers and musicians. In addition, being an effective communicator and a critical thinker, it has to respond to social, political and personal issues. The theatre also incorporates knowledge and uses problem solving skills. It describes, compares, analyzes, interprets and evaluates diverse examples of the performing act. Only after the stage was taken over by the guilds in about 16th century that it started to acquire these important characteristics although the 17th century Spanish dramatists Lope de Vega described theatre in general as "three boards, two actors, and a passion."

Ancient GreeceDramaMitology+6
Gürsel Erkarslan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Antik Çağ'da Doğu Karadeniz'de Mithra Kültü'nün varlığı

Antik Çağ'da Doğu Karadeniz Bölgesi siyasi, ekonomik ve kültürel sebeplerle birçok medeniyetin hâkimiyetine girmiştir. Jeostratejik özellikleri ve zengin kaynakları nedeniyle Hellen, Pers ve Roma mücadelelerinin yaşandığı bölge, doğu ve batı kültürlerinin kesiştiği bir noktada bulunmasından ötürü hem doğu hem de batı kültür etkilerini taşımaktadır. Tarihî coğrafyaya göre ayrıcı (partikülarist) bir yapıya sahip olan Doğu Karadeniz coğrafyasında ortak bir kültür ve dil oluşumu kolay olmadığı gibi bir kez gelişen, yerleşip kök salan bir kültür de uzun yıllar varlığını sürdürür. Doğu Karadeniz, bu özellikler göz önünde bulundurularak kendi yerel dinamikleri ve inançları yanında Büyük Kolonizasyon Dönemi'nden (MÖ 750-550) itibaren dışarıdan gelen Hellen, Pers ve Roma tanrılarına da saygı göstermiş ve bunlardan etkilenmiştir. Aḫamenidlerin MÖ VI. yüzyılın sonlarında Doğu Karadeniz'e yayılmasıyla görülmeye başlayan inançlardan biri de Antik Çağ pagan dinleri içerisinde en çok tapınım gören ve en geniş coğrafyaya yayılan dinlerden biri olan Mithra Kültü'dür. Aḫamenidler ve Mithradates (Pontos) Krallığı dönemlerinde Mithra ile ilgili detaylı veriler olmasa da antik, epigrafik, arkeolojik, nümizmatik ve modern kaynaklar incelendiğinde Mithra'nın Doğu Karadeniz coğrafyasına bahsi geçen dönemlerde yerleştiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Mithra'nın karakterindeki bazı değişikliklerle birlikte Mithras olarak adlandırıldığı Roma döneminde bölgede en çok inanılan kültlerden biri olduğu buluntularda açıkça görülmektedir. Özellikle Mithra tasvirli bronz Trabzon sikkeleri kültün Roma döneminde oldukça yaygın olduğuna işaret etmektedir. Mithra kültü MS IV. yüzyılda Roma'nın Hristiyanlığı kabul etmesine kadar bölgede önemli bir yere sahip olmuş ve hatta Hristiyanlık döneminde bile etkisini sürdürmüştür. Mithra Kültü'nü merkeze alan bu çalışmanın temel problemi; Antik Çağ'da Doğu Karadeniz'de Mithra Kültü'nün varlığı meselesidir. Çalışma bu noktadan hareketle Mithra'nın bu coğrafyada hangi koşullar altında geliştiği ve tapınım gördüğünü tespit etmeyi; bölgede yayılmasında etkili olan siyasal, askerî ve ekonomik faktörleri de kapsayacak şekilde bölgenin Hristiyanlık öncesi sosyo-dinî yapısını açıklayabilmeyi hedeflemektedir.

Dinler tarihiDoğu Karadeniz bölgesiEski Çağ tarihi+7
Fatih İnan
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

III. Antiokhos'un Hellenistik krallıklar ve Roma ile olan ilişkileri

Makedonya Krallığı'nın Büyük İskender'in ölümüyle parçalanarak onun komutanları arasında paylaşılması; çok geçmeden kendi aralarında da mücadelelerin başlamasına neden olmuş ve MÖ. 281-187 yılları arası Seleukosların tarih sahnesinde en aktif rol aldıkları dönem olmuştur. III. Antiokhos, Suriye Krallığı'nın kendisine atalarından miras kalan bölgeler olarak gördüğü Küçük Asya ve Hellas topraklarını ele geçirerek kendisine rakip bırakmamak adına pekçok mücadelelere girmiştir. MÖ. 198 yılında Küçük Asya seferine çıkarak Trakya'ya ulaşması sonucu hem Hellenistik Krallıklar hem de Roma ile mücadele evresine girmiştir. III. Antiokhos Hellen kentlerinin özgürlüklerini korumak adına girdiği mücadelede Roma ile karşılaşmış ve Roma da ilk olarak Seleukoslara Hellas ve Küçük Asya'yı boşaltma uyarısında bulunmuştur. Bunu dikkate almayan III. Antiokhos ile de MÖ. 191'de savaşa girerek kralın yenilgisinin ardından onun Hellas'ı boşaltmasına neden olmuştur. Romalılar bu tarz agresif politikalara devam eden III. Antiokhos'u uyarmasına rağmen bunu önemsemeyen Seleukos kralını Küçük Asya'ya girip Magnesia'ya kadar takip ederek MÖ. 190 yılındaki Magnesia Muharebesi'yle Seleukoslara ağır bir darbe vurmuşlardır. Ardından III. Antiokhos, Seleukoslar açısından son derece ağır koşullar içeren ve Hellas ve Küçük Asya topraklarından vazgeçmesi belirtilen Apameia Anlaşması'nı (MÖ. 188) imzalamak zorunda bırakılmıştır. Bu anlaşma ile Seleukos kralı Küçük Asya üzerindeki topraklarından vazgeçmiştir. Bu topraklar Rhodos ve Pergamon Krallığı arasında paylaştırılmış, III. Antiokhos Toros'un ötesine ve Suriye'ye çekilmek zorunda kalmıştır. Bu anlaşmadan bir yıl sonra Partlar üzerine bir sefer düzenlediği sırada Zeus Tapınağı'nı yağmalaması sonucu tapınakta öldürülmüştür. Bundan sonraki süreçte Seleukos Krallığı gerileme dönemine girmiş ve MÖ. 63 yılında Suriye, Roma eyaleti haline getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Diodokhoi, Seleukos Krallığı, III. Antiokhos, Hellenistik Krallıklar, Roma Cumhuriyeti, Apameia Anlaşması

Antiokhos IIIHelenistik DönemRoma Dönemi+2
Elif Alten
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Geç Roma İmparatorluk çağında Roma - Sasani ihtilafları: Roma'nın doğu sınırları

İ.S. III. yüzyılda ilk Roma ? Sasani ihtilafları I. Ardaşır ve Alexander Severus'un hükümdarlıkları sırasında meydana gelmiştir. Söz konusu ihtilaf I. Ardaşır tarafından daha önce atalarının hüküm sürdüğü toprakların Romalılar'dan geri istenmesi üzerine başlamıştır. Bu çatışmaların sonucunda Herodianus dışında metinde kullanılan diğer kaynaklar Alexander Severus'un başarı kazandığını anlatmaktadır. Ancak Pers saldırıları durdurulamamış ve yeni imparator III. Gordianus ile I. Şapur arasında yeniden karşılaşma meydana gelmiştir. İlk başlarda başarılar kazanan Gordianus, praetor praefectus'u Timesitheus'un ölümünün ardından kendisi de ya savaşta (Misikhe) ölmüş ya da kendisinden sonra imparator olan Philippus Araps'un ihaneti dolayısıyla öldürülmüştür. Gordianus'un ölümü üzerine Philippus Araps, İ.S. 244 yılında Mesopotamia'yı ve Armenia'yı Persler'e teslim eden bir anlaşma yapmıştır. Fakat I. Şapur Roma'ya karşı seferlerine ve agresiv politikasına devam etmiş; Roma'ya ait birçok kenti ele geçirmiş ve hatta Akdeniz kıyılarına kadar ilerleyerek Kilikia kenti Tarsus'u zaptetmiştir. İ.S. 260 yılında İmparator Valerianus ile girdiği karşılaşmada imparatorun kendisini, komutanlarını ve askerlerini esir almıştır. Krizden dolayı imparator istikrarsızlığı yaşayan Roma ise çözümü müttefiki olan Palmyra Kralı Odaenathus'a imparatorluk yetkisi vermekte bulmuştur. Odaenathus, I. Şapur üzerinde başarılar kazanmış, Şapur'u Mesopotamia ve Syria'dan çıkarmıştır. Fakat daha sonra Odaenathus başarılarının verdiği hırsla Roma'ya ilerlemeye kalkmış ve başarısız olmuştur. Odaenathus öldükten sonra karısı Zenobia Roma'nın yeni düşmanı olarak orataya çıkarak Roma'ya tabi olan Mısır ve Arabia'yı işgal etmiştir. Bunun ardından İmparator Aurelianus, Palmyra'ya ilerlemiş, Zenobia'yı yakalamış ve ülkeyi bir çöl haline getirmiştir. Bu sırada I. Şapur ölmüş yerine Behram tahta çıkmış ve Historia Augusta'ya göre Roma İmparatoru Probus'a barış teklif etmiştir. İmparator Carus, oğullarıyla birlikte hüküm sürmeye başladığı zaman Sasaniler üzerine sefere çıkmış, onları yenmiş, fakat yıldırım düşmesi sonucu Ktesiphon'da bulunan ordugahında ölmüştür. Sasani İmparatoru Narses de tahta çıkınca ataları gibi Roma'ya karşı saldırı politikası izlemiş ve bunun sonucunda İ.S. 297 yılında Galerius ile savaşmıştır. Savaş sonrasında kendisi kaçmış; fakat haremi ve değerli eşyaları Galerius tarafından ele geçirilmiştir. İ.S. 298'de Narses ve Diocletianus arasında barış yapılmış, Narses Roma'nın bütün şartlarını kabul etmek zorunda kalmıştır. II. Şapur'un tahta çıkmasıyla beraber Sasaniler için altınçağ başlamıştır. II. Şapur, II. Constantius ile girdiği mücadeleri genellikle kazanmış; Nisibis'i üç kez kuşatmış; Singara'yı ele geçirmiştir. Constantius'un ölümünden sonra varisi Iulianus Pers Seferi'ne girişmiş ve Mesopotamia'da birçok kenti zaptederek Sasaniler'in başkenti Ktesiphon'a kadar ilerlemiştir. Ancak düşman topraklarında savaşırken ölmesi Roma'yı bir kez daha imparatorsuz bırakmıştır. Seçilen İmparator Iovianus, İ.S. 363 yılında II. Şapur ile utanç verici ancak oldukça gerekli bir anlaşma yapmıştır. Buna göre fethedilen topraklar geri Persler'e teslim edilmiştir ve bu barış neredeyse otuz yıl geçerli olmuştur. İ.S. 379 yılında II. Şapur'un ölümüyle Sasaniler ihtişamlı günlerini geride bırakmışlardır. İ.S. 383/384 yılında I. Theodosius ve III. Şapur arasında yeniden bir barış yapılmış; Armenia iki imparatorluk arasında paylaştırılmış ve yukarı Dicle ve Fırat üzerindeki stratejik bölgeler Theodosius'a kalırken Nisibis ve Singara Persler'de kalmıştır.

Eski Çağ tarihiGeç RomaRoma Dönemi+3
Emine Bilgiç
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Dönemi'nde Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi yerleşimleri

Karadeniz Bölgesi'nin geçmişini aydınlatmayı amaçlayan arkeolojik araştırmaların henüz istenen düzeyde olmadığı dikkati çekmektedir. Bununla birlikte, son yıllarda artan ilgi, Karadeniz Arkeolojisi adına sevindirici bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Tez konusunun belirlenmesinde, Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nde Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait çalışmaların çok az sayıda olması etkendir. Çalışma konusu olan coğrafyanın sınırlanmasında, günümüz Türkiye kara sınırları dikkate alınmıştır. Tez çalışmasında incelenen Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi, antik dönemde Pontus Bölgesi'nin tamamını ve Galatia ve Paphlagonia Bölgesi'nin bir kısmını kapsamaktadır. Batıda Halys Nehri, güneyde Kappadokia, kuzeyde Karadeniz ve doğuda Kolkhis Bölgeleri'ni içine almaktadır; sınırları zamanlara göre değişim göstermektedir. Anadolu toprakları, MÖ 133'te III. Attalos'un vasiyetiyle Roma Cumhuriyeti'ne bırakılmış; MÖ 129'da Roma'nın Asya eyaleti olarak ilan edilmiş ve bu tarihten sonra "Asia Minor" olarak anılmıştır. MÖ 74 yılında Bithynia, MÖ 63 yılından sonra, Bithynia- Pontus Eyaletleri'nin kurulmasıyla Karadeniz'de Roma egemenliği sağlam bir yapı kazanmıştır. Tez konusu kapsamında, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Artvin, Amasya, Tokat, Gümüşhane ve Bayburt İlleri'nin Roma İmparatorluk Dönemleri'ndeki durumları araştırılmıştır. Roma İmparatorluk Dönemi'ne ait arkeolojik eserler, müzelerde ve ören yerlerinde çok sayıda bulunmasına rağmen ve bu döneme ait yerleşimlerle ilgili kapsamlı bir araştıştırma olmadığı dikkati çekmektedir. Anahtar kelimeler: Arkeoloji, Anadolu, Roma, Karadeniz, Yerleşim.

Doğu Karadeniz bölgesiKaradenizKaradeniz bölgesi+4
Esen Aktaş
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Roma İmparatorluk Çağı`nda Lykia ve Pamphylia kentlerinde ünlü ailelerin prosopografyası

Ill ÖZET Augustus ile başlayan Roma İmparatorluk Çağı, bir bakıma Anadolu kentleri için de sosyal, politik ve ekonomik açılardan bir dönüm noktası olmuştur. Peregrinus (yabancı) olarak Anadolu kentlerine gelen İtalik kökenli Roma vatandaşları arasında tüccarlar, vergi toplayıcıları (publicani) ve emekli askerler (veterani) yer almaktaydı. Bu aileler, İtalya ile olan bağlarını koparıp kısa bir süre içinde yerli soylu ailelerle evlilik ilişkilerine girerek ekonomik ve politik yönlerden bir güç haline gelip kent yönetimlerinde söz sahibi olmuşlardır. Hatta bazı aileler, Anadolu'da Roma'ya bağlı bazı krallıklarla da evlilik yoluyla bağlantı kurmuşlardır. Bir yandan Roma vatandaşlık hakkına sahip diğer yandan da yerli eşraf ailelerin evlilik yoluyla geniş ekonomik desteğini alan bu tür ailelerin nüfuzunu Roma İmparatorluğu, yayılmacı politikası doğrultusunda kullanmıştır. Yerli ailelere de Roma vatandaşlık hakkı gibi bazı ayrıcalıklar sağlayarak, onların halk içinde oluşan huzursuzluktan kontrol etmesi, bir tür Roma yönetiminin propogandacıları olmaları sağlanmıştır. Kentlerinin en önde gelen bu ailelerinin çeşitli fertleri, eyaletlerden çok az kişinin kabul edildiği Roma atlı ve senatör sınıflarına Î.S.l.yüyzıldan başlayarak kabul edilmişler ve böylece imparatorluğun en üst yönetiminde de söz sahibi olmuşlardır. Lykia ve Pamphylia kentlerinde de bu şekilde oluşmuş birçok aile bulunmaktadır. Bu tür ailelerin yanısıra, Roma vatandaşlık hakkına sahip olmadan yerli eşraf yapısını koruyup, kendi kenti ve eyaletinin en önemli memuriyetlerini üstlenen ve kent halkının sosyal yaşama en iyi şekilde katılması için kentinin mimari yapılanmasına katkıda bulunup bayramlar kuran, halkına para dağıtan aileler de bulunmaktadır. Roma İmparatorluk Çağı'nda Lykia ve Pamphylia kentlerindeki bu tür ailelerin kökenleri, akrabalık ilişkileri ekonomik varlıklarının kaynaklan, bireylerinin kent içinde ve imparatorluk çapındaki kariyerleri ve yaptıklan işler mevcut epigrafik malzeme değerlendirilerek incelenmiştir.

AileKültürLikya+2
Nuray Gökalp
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2001
00

Related subjects