
39
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Nane (mentha piperita) ekstraktı ve suyunun yumurtacı tavuklarda performans, yumurta kalite özellikleri, hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Antibiyotikler, büyüme hızını arttırmak, hastalıkların görülme sıklığını azaltmak veya kontrol etmek ya da bağışıklık tepkisini artırmak için kullanılmaktadır. Yakın geçmişte, ilaç direnciyle ve insan sağlığı ile ilgili önemli bir endişe ortaya çıktı. Antibiyotik direnci performans ve bağışıklık durumunu iyileştirmek için kanatlılarda kullanılabilecek alternatif ürünlerin aranmasına ve araştırılmasına yol açmıştır. Bu çalışma, sırasıyla yem ve içme suyuna nane yağı ve nane suyu içeren nane özütünün yumurtacı tavukların performansı ve bağışıklık parametreleri üzerindeki etkisini değerlendirmek üzere tasarlanmıştır. Toplam 252 Bobcock yumurtacı tavuk 7 gruba bölündü ve her grup her biri 9 tavuk içermek üzere 4 alt gruba bölündü. Grup A kontrol grubu olarak, diğer gruplar ise deneme grupları olarak ayrıldı. Grup A, Temel rasyona herhangi bir ilave yapılmadan beslendi. Grup B, C ve D'ye, 50, 100 ve 200 mg / kg yemde nane yağı ilave edilen diyetler sunulurken, E, F ve G gruplarının içme suyuna aynı miktarda nane suyu ilave edildi. Tavuklarda ışıklandırma rejimi olarak 16 saatlik aydınlık ve 8 saatlik karanlık uygulandı. Su ve yem ad-libitum olarak sunuldu. Kandaki antikor düzeyini belirlemek için çalışma başlangıcında tavuklar New Castle virüsüne karşı aşılanmıştır. Vücut ağırlıklarını belirlemek için tavuklar çalışma başlangıcında ve sonunda tek tek tartıldı. Yem tüketimi haftalık olarak ölçüldü. Üretilen yumurtalar günlük olarak kaydedildi ve haftalık ortalama yumurta verimi hesaplandı. Yumurtalar haftanın her günü tartıldı. Her gruptan deneyin başında, ortasında ve sonunda rasgele üç yumurta toplandı ve yumurta ağırlığı, yumurta sarısının renk endeksi, kabuk kırılma mukavemeti, ve Haugh Birimi parametreleri için analiz edildi. Yumurta kolesterol düzeyinin belirlenmesi için deneme sonunda alınan yumurta sarısı örnekleri kullanılmıştır. Depolama süresinin yumurta kalitesine etkisini belirlemek amacıyla, Denemenin sonunda, her gruptan her bir süre için 12'şer adet yumurta toplandı ve yumurta kalite özellikleri için 0, 15 ve 30 gün boyunca 4°C'de depolandıktan sonra yumurtalarda kalite analizi yapıldı. Çalışmanın sonunda her gruptan üç tavuk seçildi ve kalpten kan örnekleri toplandı. Sitratlı kanlarda, Tam kan sayımı yapılırken, kan serumunda Glikoz, kolesterol, HDL, LDL, toplam protein, AST, ALT, Ca ve P analizleri yapıldı. Serumda ayrıca ND virusuna karşı oluşan immun yanıtı belirlemek için IgG seviyesi belirlendi. Çalışma sonuçları göstermiştir ki, canlı ağırlık, ortalama haftalık yumurta ağırlığı, ortalama haftalık yumurta kütlesi, yumurta verimi, günlük yem tüketimi açısından gruplar arasında anlamlı olmayan farklılık belirlendi. Kontrol grubuna kıyasla grup C ve D FCR açısından 8. Haftada anlamlı derecede daha iyi ve grup G ve F daha düşük bulundu. Yumurta kalitesi özellikleri ise etkilenmemiştir. Haugh birimi açısından gruplar arasında bir fark görülmemiş ancak zamana bağlı olarak A,E ve F gruplarında belirgin bir düşüş eğilimi gözlenmiştir. Benzer şekilde 0, 15 ve 30 gün boyunca 4 ° C'de depolama sırasında yumurta kalitesi özelliklerinde anlamlı farklılıklar göstermemiştir. Hematolojk parametreler ve biyokimyasal parametreler bakımından gruplar arasında istatistik açıdan anlamlı farklılıklar görülmemiştir. Sonuç olarak rasyonlara nane yağı ve suyu ilavesinin deneme gruplarında FCR (YYO) (8. hafta) daha iyi etki göstermiş olduğu ve bunun yanında diğer parametreler üzerinde herhangi bir etki göstermediği sonucuna varılmıştır. Genel olarak nane yağı ve suyunun benzer sonuçlar veriyor olması suyun yağı ile benzer potansiyelini açıklamaktadır. Nane suyunun yağı ile birlikte potansiyelini araştırmak için çoklu doz seviyeleri ile daha uzun süreli ve daha ayrıntılı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Mısır tanesinde kuru madde ve ham kül analizleri için NIR kalibrasyonu oluşturulması
FT-NIR yöntemi ve bu yöntemi barındıran cihazlar herhangi bir kimyasal harcamadan organik ve inorganik maddelerde kalitatif ve kantitatif içerik analizi yaparak günlük hayata önemli bir katkı sağlarlar. Bu yöntemin ve ilgili cihazların yem ve hayvan besleme alanında kullanımı ise henüz çok yenidir. Bu nedenle sürekli ve hızlı bir gelişim içerisindedir. Yapılan bu çalışmada ülkenin farklı bölgelerinde yetiştirilen mısır tanesinin nem ve kül düzeyini belirlemede FT-NIR sisteminin etkin bir şekilde kullanılabilmesi amacıyla ilgili yönteme uygun cihazlarda kullanılabilecek kalibrasyon ve validasyon setleri oluşturmak amaçlanmıştır. Buna göre ülkenin en fazla mısır üretimi ve alımı yapıldığı bölgelerinden toplam 320 örnek toplanmıştır. Elde edilen numunelere Weende yöntemine göre nem ve kül analizleri yapılmış ardından FT-NIR analizleri yapılmış ve son olarak NIRCAL programı yardımı ile kalibrasyon ve validasyon setleri hesaplanmıştır. Nem ve kül üçün elde edilen kalibrasyon ve validasyon setlerinin r2 değerleri sırasıyla 0,9658 (kalibrasyon), 0,9687 (validasyon); 0,6081 (kalibrasyon), 0,5371 (validasyon) olarak hesaplanmıştır. Bu sonuçlara göre elde edilen setler nem değeri için oldukça yüksek güvenebilirliğe sahip olup FT-NIR uyumlu spektrofotometrelere yüklenerek bu analizin çok hızlı bir şekilde yapılmasına olanak sağlamaktadır. Ancak aynı sonuç örneklerin yeterli homojeniteye sahip olmamasından dolayı kül için elde edilememiştir. Kül analizinde benzer bir sonuç elde etmek için daha fazla örnekle yapılacak yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.
Süt ineklerinde süt üre nitrojen düzeyi ile besleme hastalıkları arsındaki ilişkinin belirlenmesi
Karbon, azot, oksijen ve hidrojenden oluşan Üre, kan ve vücut sıvılarında bulunan küçük bir organik moleküldür. Üre aynı zamanda sütün normal bir bileşeni olup, süte geçen üre miktarına süt üre azotu (MUN) denir. Süt ineklerinin proteince besleme durumunun biyolojik göstergesi olarak kullanılan "süt üre nitrojen" terimi son yıllarda ilgi çekmeye başlamıştır. Bu araştırma, süt ineklerinde süt üre azotu miktarı ile beslenme düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın materyalini 100 farklı süt ineği işletmesinden toplanan süt numuneleri oluşturmuştur. İşletmelerin her birinden 4 defa süt örneği alınmış toplamda 400 adet süt numunesi elde edilmiştir. Alınan sütler 50 ml'lik steril tüpler içerisine konulmuş ve bozulmasını engellemek için her bir numunenin içerisine süt numunesi koruma tableti ilave edilmiştir. Alınan tüm örneklerde MUN, betahidroksibütirik asit (BHBA) ve aseton düzeyleri ölçülmüştür. Yapılan analizlere göre alınan süt numunelerinde MUN değerleri 12-16 mg/dl arasında olanlar normal (grup A) bu değerin altında olanlar düşük (grup B) üzerinde olanlar ise yüksek (grup C) olarak kabul edilmiştir. Ayrıca sütte ölçülen aseton ve BHBA değerlerinin yanı sıra toplam katı madde, yağ, yağsız kuru madde, ham protein, laktoz,doymuş yağ asidi, TUS, PUFA, MUFA ve aflatoksin M1 seviyelerine göre düşük, normal ve yüksek üre nitrojen değerleri ile karşılaştırılmıştır. Aseton ve BHBA değerleri erken laktasyon dönemdeki süt ineklerinin ketozis ve karaciğer yağlanması gibi hastalıklarını bildiren en önemli parametrelerdir. Dolayısıyla çiftliklerde subklinik olarak seyreden ve ortaya çıkarılamayan bazı beslenme hastalıklarının varlığı ve yokluğu bu parametrelerin ölçülmesi ile değerlendirilmiştir. Gruplar arası farkların karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Fark bulunan grupların arasında farkın hangi gruptan kaynaklandığının belirlenmesinde ise post-hoc test olarak Tukey-Kramer testi kullanılmıştır. Önemlilik düzeyi P<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmada, grupların MUN değerleri sırasıyla: 14.46, 10.05 ve 20.15 mg/dl'dir. Araştırma sonunda gruplardan elde edilen sütte aseton değerleri sırasıyla 0.282, 0.276 ve 0.256 mmol/L düzeyindedir. Bu sonuç istatistik olarak anlamlı olmasına (P<0.05) ragmen her üç grubun değerleri de süt inekleri için belirlenen normal aseton değerleri arasındadır. Benzer şekilde sütte BHBA değerleri açısından farklılıklar bulunmaktadır (P<0.01). Bu değerler sırasıyla 0.120, 0.086 ve 0.080 mmol/L'dir. Sonuç olarak süt ineklerinde MUN değeri ile aseton ve BHBA değerleri arasında ve metabolik hastalıklar hakkında daha derin bilgiye sahip olmak için ayrıntılı çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Mısır tanesinin konsantre yemlerde miktarının tespitine yönelik nır kalibrasyonu oluşturulması
6.ÖZET Bu araştırma tane mısırın yumurta tavuk yemlerinde kantitif olarak hangi oranda kullanıldığını yakın kızılötesi (NIR) cihazı yardımıyla belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla tane mısır karma yumurta tavuk yemine %1'den başlayarak % 60'a kadar her bir rasyonda %1 artırılarak 1'er kg'lık karışımlardan oluşan 60 adet farklı yumurta tavuk karma yemi oluşturulmuştur. Yem karışımlarının fonksiyonel NIR spektrumları, 10000-4000 nm/cm dalga boylarında elde edilmiştir. Spektraların kendi içerisinde kalibrasyon ve validasyon setleri program yardımı ile ayrılmıştır. Elde edilen spektralar PLS (Partial Least Square) yöntemi ile ikincil türev üzerinden (second derivative) değerlendirilmiştir. Normalizasyon çalışması yapılan verilerde SNV (Standard Normal Variate) metodu uygulanmıştır. Ayrıca birinci dereceden türev alınarak (1st Derivation B Cap 5 Points Gap 2) veriler regresyona hazır hale getirilmiştir. Outlier değerleri kalibrasyon setinden çıkarılarak normalleştirilen spektralara lineer regresyon uygulanmış ve kalibrasyon kalite parametreleri ortaya çıkarılmıştır. Bu aşamada R2 değeri, Validasyon ve Kalibrasyon setinin standart sapmaları hesaplanmıştır. Reflektanslara göre Regresyon Katsayıları ile elde edilen grafikler çıktı alınmıştır. Ayrıca validasyon setinin tahminleme rezidüal hatasının kareler toplamı da (V-Set PRESS) ortaya çıkarılmıştır. Outlier değerleri program tarafından belirlenmiş ve kalibrasyon kalitesini düşürmesinden dolayı çalışmaya dahil edilmemiştir. Araştırmada spektra seti olarak R değeri, 0.9985, R2 değeri, 0.9970, standart hata değeri ise, 0.9352 olarak tesbit edilmiştir. Elde edilen validasyon setinin tahminleme rezidüal hatasının kareler toplamı grafiği (V-Set PRESS) sayesinde temel bileşen değeri (Principal Components) 14 civarında olmuştur. Elde edilen regresyon tutarlılığı kalibrasyonun standart hata değerinin (SEC) tahminleme standart hatasına bölünmesi (SEP) sonucunda elde edilmiştir. Tutarlılık değeri 80 ile 110 arasında belirlenmiştir. Bu sonuçlar, NIR veya FT-NIR spektroskopisinin, tane mısırın yumurta tavuk yem karışımlarında kantitatif olarak hangi düzeyde katıldığının ayırt edilmesini öngörmede kullanılabileceğini göstermektedir. Bu nedenle sonuç olarak, karma yem karışımlarına giren her bir yem hammaddesinin yüzde olarak miktarını hızlı ve pratik bir yöntem olarak, FT-NIR spektroskopisi kullanarak kantitatif olarak tespit edilebileceği kanısına varılmıştır.
Soya küspesinin konsantre yemlerde miktarının tesbitine yönelik NIR kalibrasyonu oluşturulması
Bu araştırma %44 düzeyinde ham protein içeren soya küspesinin yumurtacı tavuk karma yemlerinde kantitatif olarak miktarını yakın kızılötesi (FT-NIR) yöntemiyle belirlemek maksadıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla %44 ham proteinli soya küspesi yumurta tavuğu karma yemlerine %1 düzeyinden başlayarak % 30 düzeyine kadar ve her bir konsantrasyonda %1 artırılarak toplamları birer(1) kg karışımlardan oluşan 30 farklı karma yem karışımı oluşturulmuştur. Oluşturulan karma yem karışımlarının fonksiyonel NIR spektrumları, 10000-4000 nm/cm dalga boylarında bulunmuştur. Spektraların kendi içerisinde kalibrasyon ve validasyon setleri program yardımı ile ayrılmıştır. Elde edilen spektralar PLS (PartialLeastSquare) yöntemi ile ikincil türev üzerinden (Second derivative) değerlendirilmiştir. Normalizasyon çalışması yapılan veriler üzerinde SNV (Standard Normal Variate) yöntemi uygulanmıştır. Ayrıca birinci dereceden türev alınarak (1st Derivation B Cap 5 PointsGap 2) veriler regresyona hazır hale getirilmiştir. Outlier değerleri kalibrasyon setinden çıkarılarak normalleştirilen spektralara lineer regresyon uygulanmış ve kalibrasyon kalite parametreleri oluşturulmuştur. Bu aşamada R2 değeri, validasyon ve kalibrasyon setinin standart sapmaları hesaplanmıştır. Reflektanslara göre Regresyon Katsayıları ile elde edilen grafiksel çıktılar alınmıştır. Ayrıca validasyon setinin tahminlemerezidüal hatasının kareler toplamı da (V-Set PRESS) ortaya çıkarılmıştır. Outlier değerleri program tarafından belirlenmiş ve kalibrasyon kalitesini düşürmesinden dolayı çalışmaya dahil edilmemiştir.Çalışmada, kalibrasyon setinin spektra değeri olarak R değeri, 0.9947, R2 değeri, 0.9894, standart hata değeri ise, 0.6762 olarak bulunmuştur. Validasyon setinin spektra değeri olarakR değeri, 0.9919, R2 değeri, 0.9839, standart hata değeri ise, 0.8398 olarak bulunmuştur. Elde edilen validasyon setinin tahminlemerezidüal hatasının kareler toplamı grafiği (V-Set PRESS) sayesinde temel bileşen değeri (Principal Components) 14 civarında olmuştur. Elde edilen regresyon tutarlılığı kalibrasyonun standart hata değerinin (SEC) tahminleme standart hatasına bölünmesi (SEP) sonucunda elde edilmiştir. Tutarlılık değeri 80 ile 110 arasında belirlenmiştir.Bu sonuçlar, soya küspesinin yumurta tavuğu karma yemlerinde kantitatif olarak miktarını tespit etmede FT-NIR veya NIR spektroskopi yönteminin, kullanılabileceğini göstermektedir. Bu nedenlerden dolayı sonuç olarak, yumurta tavuğu karma yem karmalarına ilave edilen her bir yem hammaddesinin miktarını kantitatif olarak hızlı ve pratik bir şekilde, FT-NIR spektroskopi metoduyla yüksek bir yüzde ile tespit edilebileceği sonucuna varılmıştır.
Süt ineği yeminde andız melası kullanımının pelet kalitesi ve üretim parametreleri üzerine etkisi
Süt İneği Yeminde Andız Melası Kullanımının Pelet Kalitesi ve Üretim Parametreleri Üzerine Etkisi Bu araştırmada süt ineği konsantre pelet yem üretiminde andız melası kullanımının bazı üretim parametreleri ve pelet kalite özellikleri üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Denemede ticari bir yem fabrikasında kontrol ve deneme grupları için 12 ton yem (6 parti halinde) üretilmiştir. Her bir parti 2 ton yem içermektedir. Çalışmada bir kontrol ve bir deneme grubu olmak üzere iki grup düzenlenmiştir. Deneme grubuna %1 andız melası mikserde yemin üzerine top dres olarak ilave edilmiştir. Araştırmada kontrol grubu yemine andız pekmezi ilavesi yapılmamıştır. Fabrikada pelet yem üretiminde delik çapı 5 mm, et kalınlığı 65 mm olan disk kullanılmıştır. Fabrikada kontrol ve deneme grubu pelet yemleri üretimi süresince buhar sıcaklığı, elektrik akımı ve pelet üretim süresi kayıt edilmiştir. Mikserden, kondisyoner sonrasından, presden sonra ve soğutucu çıkışından üçer numune alınmış ve tüm numunelerde kuru madde analizleri dörder kez yapılmıştır. bPelet dayanıklılık indeksi (PDI) Pfost(Kansas Devlet Yöntemi) aleti ile ölçülmüştür. Araştırmada pelet dayanıklılık indeksi kontrol ve deneme grubunda sırasıyla, 97,44 ve 95,55 olarak bulunmuştur. Gruplar arasındaki farklılık istatistik olarak önemli değildir (p>0,05). Pelet yapım aşamaları sırasında, mikserden (M), kondisyoner sonrasında (KS), pelet pres sonrasında (PP) ve soğutucu (S) çıkışında alınan numunelerde yapılan KM analizlerinde kontrol grubunda ve deneme grubunda sırasıyla M: % 88,30 ve 88,76, KS: % 88,57 ve 88,11, PP: % 89,55 ve 90,11, S: % 89,70 ve 89,75 değerleri elde edilmiştir. Kondisyoner sonrası ve soğutucu çıkışında bulunan farklı sonuçlar istatistik olarak anlamlıdır (p<0,05). Kontrol ve deneme grubu yemlerinde yapılan besin madde analizlerine göre sırasıyla, Ham Yağ (HY); % 3,53 ve 3,62 (p<0,05), Ham selüloz (HS); % 8,33 ve 8,43 ve Ham kül (HK): % 10,31 ve 10,00 (p<0,05) değerleri bulunmuştur. Sonuç olarak, andız melasının süt ineği pelet yemlerine % 1 düzeyinde ilave edildiğinde pelet kalitesini düşürmediği gibi, KM düzeyi daha yüksek pelet yem yapımını sağladığı tesbit edilmiştir. Anahtar Kelimeler:Andız melası, süt yemi, pelet kalitesi
Süt sığırlarında canlı maya katkılı yüksek nişasta içeren rasyonların in vitro gaz üretiminin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, canlı maya (LY; Saccharomyces cerevisiae) takviyesinin, yüksek düzeyde nişasta içeren toplam karma rasyonun (TKR) in vitro gaz üretimi, organik madde (OM) sindirilebilirliği, metabolik enerji (ME), fermantasyon parametreleri ve metan (CH4) üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Bu deneysel araştırma, iki seviyeli nişasta (rasyon KM'nin %23 ve 33) ve iki LY dozu (0 ve 2.9 × 106 cfu/200 mg substrat KM'si) ile 2 × 2 faktöriyel tasarımda yürütülmüştür ve dört muameleden oluşmuştur. Muameleler: LY'siz yeterli nişasta (AS) (AS-kontrol); LY'li AS (AS-LY); LY'siz yüksek nişasta (HS) (HS-kontrol) ve LY'li HS (HS-LY). LY, rasyonlara 2.9 × 106 CFU/ 200 mg KM'de eklenmiştir. 3, 6, 9, 12 ve 24 saatlik inkübasyondan sonra rumen gaz üretimi kaydedilmiştir. İnkübasyon süresinin sonunda pH ve CH4 ölçülmüştür. OM sindirilebilirliği, ME, toplam kısa zincirli yağ asitleri (SCFA) 24 saatlik inkübasyonda hesaplanmıştır. İnkübasyonun 3, 6, 9, 12 ve 24. saatlerinde gaz üretimi, LY takviyesinden veya rasyonun nişasta oranından etkilenmemiştir. Rasyonun nişasta düzeyi, LY takviyesi ve bunların etkileşimi fermantasyon parametrelerini, ME ve CH4'ü etkilememiştir. Sonuç olarak, bu çalışmada, in vitro gaz üretim parametreleri, sindirilebilirlik ve fermentasyon özellikleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, mısıra dayalı yüksek nişasta içeren süt sığırı rasyonlarına eklenen S. cerevisiae'nın, ruminal fermentasyon ve sindirilebilirlik üzerine faydalı bir etkisi saptanamamıştır. Bu nedenle, nişasta kaynağı ve seviyesi farklı rasyonların canlı maya S. cerevisiae katkısına tepkisini değerlendirmek için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Canlı maya, Gaz üretimi, Süt sığır, Yüksek nişasta içeren rasyonlar
Postpartum dönemde süt sığırlarının rasyonlarına eklenen farklı bor kaynaklarının süt verimi ve kalitesine, bazı kan ve süt mineral seviyelerine etkilerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada süt sığırlarında postpartumda borun borik asit ve boraks formunun rasyona eklenmesinin süt verimi ve kompozisyoununa, bazı kan ve süt mineral seviyelerine etkilerini araştırmak ve etkin formunu belirlemek amaçlandı. Postpartumda 30 adet Simental ırkı süt sığırı eşit sayıda kontrol (K) ve 2 deneme grubun ayrıldı. Doğumdan 10 gün sonra 30 gün süreyle deneme gruplarının toplam karışım rasyonlarına (TMR) 500 ppm borik asit-H3BO3 (DG1) ve 500 ppm Na2O4B7 10H2O-boraks (DG2) eklenerek ineklerin bireysel beslenmesi sabah ve akşam olarak yapıldı. Postpartumda 10. günden itibaren 15 gün aralıklarla yem tüketimi ve süt verimi, vücut kondisyon skoru (VKS) 3 kez kaydedilerek süt ve kan örnekleri bireysel olarak toplandı. Hayvanların yedikleri rasyonlardan toplanan yemlerin kimyasal kompozisyonu analizlendi ve metabolize edilebilir enerji (ME) değerleri hesaplandı. Toplanan süt örneklerinin süt bileşenleri analizlendi. Toplanan süt ve kan örneklerinde kalsiyum (Ca), fosfor (P) ve magnezyumun (Mg) değerleri spektrofotometrik; TMR ve 40. gün kan örneklerinde bor analizleri ICP-MS metotlarıyla yapıldı. Postpartumda 10-40 günler arasında yem katkı maddesi olarak 500 ppm borun, borik asit veya boraks formunda TMR'a katılması süt verimi ve VKS'si etkilememiş ama süt kalitesini iyileştirmiştir. Ayrıca bor kaynaklarının arasında süt ve kan B, Ca, P ve Mg seviyelerine etki mekanizmaları açısından farklılık tespit edilmemiştir. Postpartumda 10-25-40. günlerde alınan kan ve süt Ca, P ve Mg konsantrasyonları arasındaki korelasyonlar çok düşük tespit edilmiştir. Sonuç alarak borik asit sanayide boraks ile bir mineral asidin reaksiyona girmesi sonucu elde edilmektedir. Bu nedenle boraks doğada serbest halde bulunan bir kaynak olduğu için bir prosesten geçirmeden boraks olarak süt sığırı rasyonlarında iz mineral olarak yem katkı maddesi olarak kullanılması uygulamada hem pratik hem de çok ekonomik olabilir.
Kuzu konsantre yemlerine katılan fındık ve fındık yağının performans, bazı kan metabolitleri ile karkas ve et yağ asitleri üzerine etkisi
Bu çalışma, konsantre yemlerine fındık ve fındık yağı katılmasının kuzularda besi performansı, bazı kan parametreleri, bazı karkas özellikleri ve et yağ asidi profili üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Denemede 3-4 aylık yaşta toplam 27 baş erkek kuzu, her birinde 9 kuzu bulunan üç gruba ayrılmıştır. Denemede; kontrol (KT) ve konsantre yemlerine %5 fındık içi (Fİ) ve konsantre yemlerine %3 fındık yağı (FY) katılarak oluşturulmuştur. Kuzular, izonitrojenik ve izokalorik hazırlanan %85 konsantre ve %15 kaba yemden oluşan rasyon ile ad libitum beslenmiş, taze içme suyu sağlanmıştır. Çalışma 14 gün alıştırma ve 56 gün deneme olmak üzere toplam 70 gün sürdürülmüştür. Araştırmada, gruplar arasında canlık ağırlık, günlük canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı bakımından istatistiki bir farklılık (p>0.05) oluşmamıştır. Deneme sonunda günlük canlı ağırlık artışı KT, Fİ, FY gruplarında sırasıyla 199.69, 200.79 ve 218.05 g olarak saptanmıştır. Kan glukoz, total protein, trigliserit, kolesterol, HDL ve LDL değerleri açısından gruplar arasında bir farklılık oluşmamıştır (p>0.05). Kesim ağırlığı, sıcak karkas ağırlıkları, soğuk karkas ağırlıkları ve karkas randımanı bakımından gruplar arasında farklılıklar istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Soğuk karkas randımanı KT, Fİ, FY gruplarında %48.49, 49.23 ve 48.41 olarak tespit edilmiştir. Kuzuların M. longissimus dorsi (MLD) kasındaki toplam doymuş yağ asit (SFA) düzeyleri bakımından grublar arasındaki fark istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Doymuş yağ asitlerinden stearik asit (C18:0) KT, Fİ, FY gruplarında sırasıyla (%21.24, 27.78 ve 30.23) olarak belirlenmiş, Fİ ve FY gruplarındaki değerin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Tekli doymamış yağ asitlerinden oleik asit (C18:1) Fİ ve FY gruplarında kontrol grubuna göre daha düşük belirlenmiş ancak toplam tekli doymamış yağ asiti (MUFA) bakımından grublar arasındaki farklılık istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur (p>0.05). Toplam çoklu doymamış yağ asitleri (PUFA) Fİ ve FY gruplarında (%3.90, 4.14) KT grubundan (%5.67) daha düşük belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, fındık içi ve fındık yağının kuzu konsantre yemlerine katılmasının kuzuların besi performansı, bazı kan parametreleri ve karkas özellikleri ve et yağ asidi profili üzerinde olumsuz bir etki meydana getirmediği saptanmıştır.
Fiğ+yulaf hasılına ilave edilen laktik asit bakterileri+enzim karışımının silaj kalitesine ve sindirilebilirliği üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmanın amacı, Macar fiğ-yulaf karışımından oluşan silaj materyaline laktik asit bakterileri+enzim (LBE) katkı maddesinin inokülasyonunun silajın besin bileşimi, kimyasal özellikleri ve in vitro sindirilebilirlik değerleri üzerine etkisini belirlemektir. Araştırmada, kontrol grubunun silajlarına LBE inokulantı eklenmezken, LBE1 ve LBE2 gruplarına sırasıyla 300 000 ve 500 000 cfu/g silaj materyali olacak şekilde LBE eklenmiş ve 60 gün inkübe edilmiştir. İnkübasyon sonrası kontrol, LBE1 ve LBE2 gruplarına ait silajların kuru madde içerikleri sırasıyla %23,17, %22,02 ve %22,33 bulundu (P<0,05). Çalışmada kontrol grubu ile deneme grupları arasında pH değerleri yönünden herhangi bir farklılık olmamakla beraber, en yüksek laktik asit değeri LBE2 grubu silajlarında tespit edilmiştir (P<0,01). Gruplardaki silajlara ait sindirilebilir kuru madde, kuru madde tüketimi ve nispi yem değeri arasında herhangi bir farklılık tespit edilmemiştir. Silajların 48 saatlik inkubasyon sonrası in vitro nötral deterjan fiber sindirilebilirliği (İVNDFS) değerleri kontrol, LBE1 ve LBE2 gruplarında sırasıyla %41,65; 44,14 ve 47,38 olarak bulunmuştur ve ilave edilen inokulant miktarları ile İVNDFS değerleri arasında linear bir korelasyon (R2: 0,894) olduğu belirlenmiştir. Macar fiğ-yulaf hasılı karışımının silaj fermentasyon parametrelerini ve İVNDFS değerlerini iyileştirilmesi amacıyla LBE inokulantının 500 000 cfu/g silaj materyali düzeyine kadar ilave edilmesinin uygun olduğu sonucuna varılmıştır.
Koyun ve keçilerde baklagil ve buğdaygil samanlarının in vitro gerçek sindirilebilirliklerinin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı, koyun ve keçi beslemede yaygın olarak kullanılan buğdaygil ve baklagil samanlarının in vitro gerçek sindirilebilirlik değerleri (IVTDYEM) ve hayvan türüne göre etkin kullanımını tespit etmektir. Araştırmada yem materyalini buğdaygil (arpa, buğday, yulaf ve tritikale) ve baklagil (bakla, nohut ve mercimek) samanları oluşturdu. Araştırma özel bir işletmede sağlıklı ve bir yaşın üzerindeki birer adet koyun ve keçi satın alınarak, aynı işletmedeki hayvanlar içinde 3 hafta beslenmeleri takip edilmiştir. Hayvanlara arpa otomatik yemliklerde ad libitum ve samanda yeterli miktarda sürekli önlerinde bulunacak şekilde tüketimine sunulmuştur. Yonca kuru otu ise hayvan başına yaklaşık 250 g olacak şekilde günlük olarak öğle saatinde önlerine konulmuştur. Hayvanlar Samsun Florya Mezbahanesinde kesilerek rumen sıvıları uygun koşullarda laboratuvara ulaştırılmıştır. Yemlerin in vitro gerçek sindirilebilirlik değerlerini belirlemek için Daisy inkübatörde 48 saat inkübe edilmiştir. Koyun (Grup 1) ve keçi (Grup 2) rumen sıvıları ayrı kavanozlara konularak her bir yem maddesi için dört tekrar olacak şekilde analizler gerçekleştirildi. Keçi rumen sıvısı kullanılan grupta (Grup 2) buğdaygil samanlarının (tritikale, buğday, arpa ve yulaf samanı) tamamında in vitro gerçek sindirilebilirlik değerleri (IVTDKM) koyun rumen sıvısı kullanılan gruba (Grup 1) göre istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (P<0.05). Yulaf samanının in vitro gerçek sindirilebilirlik değerleri diğer buğdaygil samanlarına göre daha yüksekti (P<0.05). Koyun ve keçi rumen sıvısı kullanımı nohut, bakla ve mercimek samanının in vitro gerçek sindirilebilirlik değerleri bakımından istatistiksel bir farklılık oluşturmamıştır. Baklagil samanları içerisinde en yüksek sindirilebilirlik bakla samanında tespit edilmiştir (P<0.05). Sonuç olarak, keçi rumen sıvısı kullanımı, düşük kalitedeki buğdaygil samanlarının in vitro gerçek sindirilebilirlikleri üzerinde koyun rumen sıvısı kullanımına göre daha etkili olmuştur. Bunun yanında, keçi rumen sıvısı kullanımında yulaf samanı diğer buğdaygil samanlarına göre daha iyi sindirilmiştir. Keçi rumen sıvısı kullanımı düşük kaliteki tritikale, buğday, arpa ve yulaf samanın in vitro gerçek sindirilebilirleri üzerinde daha etkili olması, hayvanlara aynı rasyon sunulmasına rağmen yem tercihleri ve buna bağlı oluşan rumendeki mikrobiatanın besin madde kullanımı ve metabolizmasından kaynaklanabilir. Bakla samanı diğer baklagil samanlarına göre daha yüksek in vitro gerçek sindirilebilirlik tespit edilirken, ancak farklı rumen sıvısı kullanımı karşılaştırıldığında aynı etkiyi göstermemiştir.
Saanen X kıl keçisi F1 melezi oğlaklarda mannanoligosakkaritlerin besi performansına etkileri
I ÖZET Saanen x Kıl Keçi Fİ Melezi Oğlaklarda Mannanoligosakkaritlerin (MOS) Besi Performansına Etkileri Bu araştırma mannanoligosakk-Tİtlerin (MOS), Saanen keçisi x Kıl keçisi fi melezi erkek oğlaklarında besi performansına etkileri ve mannanoligosakkaritlerin in situ rumen yıkılabilirlik özelliklerini belirlemek amacıyla düzenlenmiştir. Denemede kullanılan oğlaklar Marmara Hayvancı ık Araştırma Enstitüsü keçicilik işletmesinden I temin edilmiştir. ' Araştırmada, 2 aylık yaşta,' sütten kesilmiş toplam 21 adet oğlak kullanılmıştır. Oğlaklar her grupta 7 baş olmak üzere 3 gruba ayrılmıştır. Araştırmada, 0, 500 ve 1000 ppm düzeyinde mannanoligosakkarit ilavesiyle oluşturulan gruplardaki oğlaklar, bir haftalık alıştırma döneminden sonra grup yemlemesine alınmışlardır. Araştırmada ayrıca mannanoligosakkaritlerin ve denemede kullanılan konsantre yemlerin rumende yıkılabilirliklerini tespit etmek amacıyla, rumen kanüllü koçlarda naylon kese tekniği uygulanmıştır. Oğlakların 60 günlük deneme sonunda ortalama canlı ağırlıkları sırasıyla 37.31, 36.77 ve 35.44 kg olarak bulunmuştur. Besi süresince deneme gruplarının toplam canlı ağırlık artışı, günlük canlı ağırlık artışı, günlük konsantre yem tüketimi ve bir kg canlı ağırlık artışı için konsantre yem tüketimi sırasıyla ; 14.54, 14.02, 12.67 kg; 242.38, 241.26, 211.19 g; 1.340, 1.490, 1.390 kg; 5.54, 6.18 ve 6.58 kg olarak bulunmuştur. Sonuç olarak mannanoligosakkaritlerin oğlaklarda besi performansı üzerine önemli bir etkiye neden olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Mannanoligosakkarit, Oğlak, Besi performansı, İn situ rumen parçalanabilirliği.,(
Çörek otunun (nigella sativa) pırlak kuzularda, besi performansı üzerine etkisi
Bu araştırma pırlak kuzu rasyonlarında kullanılan çörek otu tohumunun (Nigella Sativa) canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, kan serumunda antioksidan kapasite, total protein, üre ile rumen sıvısında ph ve rumen üre azotu düzeylerine olan etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.Araştırmada her birinde 6 kuzu bulunan toplam 5 grup oluşturulmuştur. Araştırma, deneme grupları rasyonlarına çörek otu katılmayan (kontrol grubu) ve sırasıyla % 1, 2, 3 ve 4 oranlarında çörek otu ilave edilen toplam 5 grup üzerinde yürütülmüştür. Gruplarda 12-14 haftalık yaşta, toplam 30 kuzu barındırılmıştır. Araştırma 8 hafta sürdürülmüştür. Rasyonlarda kaba yem olarak yonca otu kullanılmıştır. Su ve yem ( kaba ve konsantre yem) serbest olarak verilmiştir. Canlı ağırlıkları belirlemek için kuzular haftalık olarak tartılmıştır. Yem tüketimlerini belirlemek için günlük olarak yemler tartılmıştır. Kuzular grup yemlemesine tabi tutulmuştur. Besi süresi sonunda bütün kuzulardan kan, rumen sıvısı numunesi alınmıştır.Canlı ağırlık artışları ortalaması kontrol ve deneme gruplarında sırasıyla 325.0, 320.3, 312.8, 324.2, 323.8 g olarak tespit edilmiş ve istatistik olarak anlamlı bulunmamıştır.Çörek otunun % 4 düzeyine kadar pırlak rasyonlarında kullanılması ile yemden yararlanma oranları ile kan serumunda incelenen parametrelerden total protein, üre ve antioksidan kapasite ve rumen sıvısında üre değerleri üzerine herhangi bir olumsuz etkisi görülmemiştir. Buna karşın rumen sıvısının ph değerini kontrol grubu ile karşılaştırıldığında artırdığı (P<0.05) görülmüştür.Sonuç olarak çörek otu tohumunun kuzu besi rasyonlarında % 4 düzeyine kadar kullanılmasının besi performansı ve bazı kan parametreleri açısından sakıncasının olmadığı, hatta yoğun konsantre yemlerle beslenen ruminantlarda olumsuzluğa yol açan asidoz problemine karşı rumen sıvısında ph değerini artırması ile olumlu etkilerinin olduğu söylenebilir.Anahtar Kelimeler :Çörek otu, kuzu, besi performansı
Çörek otu (Nigella sativa) ve maydanozun (Petroselinum crispum) yumurtacı bıldırcın rasyonlarında kullanılmasının yumurta verimi,iç kalitesi ile kuluçka sonuçları üzerine etkisi
Bu araştırma yumurtacı bıldırcın rasyonlarına farklı oranlarda katılan çörek otu tohumu (ÇOT) ve kurutulmuş maydonoz ununun (MU) (Nigella Sativa ve Petroselinum Crispum ) yumurta verimi, yumurta ağırlığı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, yumurta iç kalite özellikleri, kuluçka randımanı ve yumurta kolesterol değerleri üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştirAraştırmada çörek otu tohumu ve maydanoz içermeyen bir kontrol grubu (GK) ile % 1.00 çörek otu tohumu (G1), % 1.00 maydanoz (G2), % 1.50 çörek otu tohumu (G3), % 1.50 maydanoz (G4), % 0.50 çörek otu tohumu + % 0.50 maydanoz (G5), % 0.75 çörek otu tohumu + % 0.75 maydanoz içeren (G6) olmak üzere toplam 7 farklı grup oluşturulmuştur. Gruplarda 12-14 haftalık yaşta, 140 yumurtacı dişi bıldırcın, 70 erkek bıldırcın olmak üzere toplam 210 bıldırcın barındırılmıştır. Araştırma 8 hafta sürdürülmüştür. Araştırmada yumurta verimleri günlük, yem tüketimleri ve yumurta ağırlıkları ise haftalık olarak belirlenmiştir. Yumurta iç kalite özellikleri; şekil indeksi, ak indeksi, sarı indeksi, haugh birimi ve kabuk kalınlığı ile yumurtada kolesterol değerlerini belirlemek amacıyla 2 aşama, deneme ortası ve sonunda her gruptan toplam 70 adet, kuluçka randımanını belirlemek için toplam 175 adet yumurta kullanılmıştır.Dişi bıldırcınların canlı ağırlık değişim ortalamaları, kontrol ve deneme gruplarında sırasıyla (GK; G1; G2; G3; G4; G5; G6); - 2.2, -7.6, -6.5, -0.6, +7.1, +10.3, +6.2 g olarak tespit edilmiş ve gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştır ( p<0.05).Erkek bıldırcınların canlı ağırlık değişim ortalamaları, kontrol ve deneme gruplarında sırasıyla (GK; G1; G2; G3; G4; G5; G6); -6.4; -6.5; -7.4; +5.3; +4.6; +8.4; +9.3 g olarak tespit edilmiş ve gruplar arası fark istatistiksel olarak anlamsız bulunmuştır ( p>0.05Dişi ve erkek canlı ağırlık değişim değerleri açısından bakıldığında; Rasyonlara % 1,50 maydanoz, % 0.50 Ç.O + % 0.50 maydanoz veya % 0.75 Ç.O + % 0.75 maydanoz ilavesinin canlı ağırlık değişimi ve besi performansını istatistiki bakımdan GK ve diğer gruplara göre önemli derecede arttırdığı gözlemlenmiştir.Sekiz haftalık araştırma sonunda ortalama yem tüketimleri, sırasıyla (GK; G1; G2; G3; G4; G5; G6); 29.9, 29.7, 29.2, 30.3, 31.2, 29.7 g olarak tespit edilmiş olup, yem tüketimleri bakımından grup ortalamaları arasındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur (p>0.05).Ortalama yemden yararlanma oranları sırasıyla (GK; G1; G2; G3; G4; G5; G6); 2.0, 2.1, 2.1, 2.1, 2.2, 2.2, 2.2 olarak tespit edilmiş olup, yemden yararlanma oranları bakımından grup ortalamaları arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05Ortalama yumurta verimi oranları sırasıyla (GK; G1; G2; G3; G4; G5; G6); % 83.5, 87.4, 85.7, 88.8, 88.6, 89.0, 88.9 olarak tespit edilmiş olup, yumurta verim oranları bakımından grup ortalamaları arasındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur (p>0.05).Gruplarda ortalama yumurta ağırlığı miktarları (g) sırasıyla (GK; G1; G2; G3; G4; G5; G6); 12.6, 12.6, 12.8, 12.8, 12.7, 12.4, 12.6 olarak tespit edilmiştir. Bulunan değerler arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur (p>0.05).8 haftalık araştırma sonunda ortalamalar dikkate alındığında yumurta iç kalite değerlerinden sarı rengi dışında kalan, ak indeksi, sarı indeksi, kabuk kalınlığı, haugh birimi ve yumurta kolesterol değerleri çörek otu ve maydonuzun ayrı ayrı ve değişik oranlarda birlikte kullanılmalarından istatistiksel olarak etkilenmemiştir (p>0.05Ortalama kuluçka randımanları sırasıyla (GK; G1; G2; G3; G4; G5; G6); % 88.0, 88.0, 68.0, 36.0, 68.0, 56.0, 88.0 olarak tesbit edilmiş ve istatistiki olarak anlamlı bulunmuştır ( p<0.05).Sonuç olarak; yumurtacı bıldırcın rasyonlarında değişik oranlarda çörek otu ve maydanoz katkısının yem tüketimi ve yumurta verim oranları ile yumurta ağırlığını etkilemediği, % 0.50 Ç.O + % 0.50 maydanoz veya % 0.75 Ç.O + % 0.75 maydanoz katkısının erkek ve dişi CA ve CAA'nı, % 1.00 Çörek otu tohumu ile % 0.75 Ç.O + % 0.75 maydanoz ilavesinin kuluçka randımanlarını ve % 1.00 Ç.O ve % 1.00 maydanoz katkısının yemden yararlanma oranlarını olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Çörek otu ve maydanozun % 1.00 düzeylerinde ayrı ayrı kullanılması ile % 0.50 Ç.O + % 0.50 maydanoz veya % 0.75 Ç.O + % 0.75 maydanoz katkısı kullanımının önemli bir yan etki oluşturmadığı ve bıldırcınların genel verim performansları açısından uygun olduğu kanısına varılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular neticesinde rasyonlara; farklı düzeylerde ayrı ayrı ve birlikte katılmalarının yumurtacı bıldırcınlarda önemli bir yan etki oluşturmadığı ve genel verim performansları açısından uygun olduğu ancak, her iki yem katkı maddesinin birlikte kullanılmaları durumunda; bıldırcınlarda dişi ve erkek canlı ağırlık değişiminde anlamlı olarak en yüksek değerlerin saptanması, yumurta verim oranları ve kuluçka randımanlarını yükseltmesi her iki yem katkı maddesi arasında pozitif bir etkileşim bulunabileceğini akla getirmektedir. Bu nedenle her iki yem katkısının belirtilen düzeylerde birlikte kullanılmalarının uygun olacağı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Çörek otu, maydanoz, bıldırcın, yumurta verimi
Mısır tanesinde ham protein analizi için nır kalibrasyonu oluşturulması
Bu çalışmada ülkemizde ilk defa farklı bölgelerde üretilen mısır tanesinin protein seviyesinin belirlenmesinde NIR kalibrasyonu oluşturulması hedeflenmiştir. Bu amaçla, Türkiye'nin 7 ayrı bölgesinden toplam 320 mısır numunesi toplanmıştır. Öğütülmüş numunelerin her birinden spektralar toplanmıştır. Daha sonrasında Kjeldahl referans analizleri yapılan mısır numuneleri için kalibrasyon çalışmaları yürütülmüştür. Oluşturulan kalibrasyon sonucunda kalibrasyon setinin r=0.7384; r2= 0.5452 Standart Sapma = 0.6052 şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise r=0.8407; r2= 0.7067 Standart Sapma = 0.4340 değerleri elde edilmiştir. Kalibrasyon aralığı 5.025 olmuşken, validasyon aralığı 5.419 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; bu çalışma ile Türkiye'nin 7 ayrı bölgesinde yetişen oldukça geniş bir ham protein içeriği varyasyonuna sahip tane mısırlar için FT-NIR cihazında tatmin edici kalibrasyonlar şekillendirilebileceği gösterilmiştir.
Bıldırcın rasyonlarında kanola ve ayçiçeği küspelerinin birlikte kullanılma olanakları
Bu araştırma bıldırcın rasyonlarında kanola küspesi (KK) ile ayçiçeği küspesinin (AK) birlikte (KA) kullanılma olanaklarını belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Hayvancılık Araştırma Merkezi'nde iki ayrı deneme şeklinde yürütüldü. Araştırmanın etçi bıldırcın denemesi, rasyonlara kanola ve ayçiçeği küspelerinin birlikte ilavesinin performans ve bazı karkas kalite özellikleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Denemede toplam 300 adet üç günlük Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) erkek ve dişi karışık olacak şekilde her biri 60 bıldırcından oluşan 1 kontrol ve 4 deneme grubuna ayrıldı. Her bir grup da 12 bıldırcından oluşan 5 alt gruba ayrıldı. Kontrol grubu kanola ve ayçiçeği küspesi ilavesi yapılmayan mısır-soya fasülyesi küspesi temeline dayanan rasyonla beslendi. Deneme gruplarının rasyonlarında kanola ve ayçiçeği küspeleri birlikte eşit miktarda % 10 (KA10), 20 (KA20), 30 (KA30) ve 40 (KA40) düzeylerinde kullanıldı. Deneme 5 haftada tamamlandı. Denemede KA ilaveli tüm deneme grupları arasında canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, karkas ağırlıkları ve randımanları ile karaciğer, kalp, dalak, taşlık, bezli mide ve abdominal yağ ağırlıklarının canlı ağırlığa oranlarının değişmediği belirlendi (p>0,05). Yemden yararlanma oranının KA10 ve KA20 gruplarında kontrol ve diğer gruplara göre olumlu etkilendiği tespit edildi (p<0,001). Araştırmanın yumurtacı bıldırcın denemesi, rasyonlara kanola ve ayçiçeği küspelerinin birlikte ilavesinin performans ve bazı yumurta kalite özellikleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Denemede toplam 192 adet (128 dişi ve 64 erkek) sekiz haftalık Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) her biri 48 bıldırcından oluşan 1 kontrol ve 3 deneme grubuna ayrıldı. Her bir grup da 12 bıldırcından oluşan 4 alt gruba ayrıldı. Kontrol grubu kanola ve ayçiçeği küspesi ilavesi yapılmayan mısır-soya fasülyesi küspesi temeline dayanan rasyonla beslendi. Deneme gruplarının rasyonlarında kanola ve ayçiçeği küspeleri birlikte eşit miktarda % 10 (KA10), 20 (KA20) ve 30 (KA30) düzeylerinde kullanıldı. Deneme 8 haftada tamamlandı. Denemede yumurta veriminin KA20 ve KA30 gruplarında kontrol ve KA10 grubuna göre azaldığı belirlendi (p<0,05). Yemden yararlanma oranının KA30 grubunda kontrol ve diğer gruplara göre olumsuz etkilendiği tespit edildi (p<0,05). Başlangıç ve son canlı ağırlıklar, yem tüketimi, yumurta ağırlığı, şekil indeks, kabuk kalınlığı, ak indeks, sarı indeks, Haugh birimi ve sarı renk indeksinin rasyonlara ilave edilen KA'dan etkilenmediği belirlendi (p>0,05). Her iki denemeye ait sonuçlar değerlendirildiğinde etçi bıldırcınlarda rasyonlara eşit miktarlarda % 40'a kadar kanola ve ayçiçeği küspelerinin birlikte ilavesinin performans ve bazı karkas kalite özellikleri üzerine, yumurtacı bıldırcınlarda rasyonlara % 5 kanola ve % 5 ayçiçeği küspelerinin birlikte ilavesinin performans ve bazı yumurta kalite özellikleri üzerine herhangi bir olumsuz etkisi olmadığı ifade edilebilir.
Bıldırcın rasyonlarına katılan farklı yağ kaynaklarının besi performansı, karkas ve bazı kan parametreleri ile oksidatif durum üzerine etkisi
Bu araştırma farklı bitkisel yağ kaynakları içeren rasyonların bıldırcınlarda besi performansı, karkas kalite özellikleri ile bazı kan parametreleri ve oksidatif durum üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmada toplam 400 adet üç günlük yaşta Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) kullanıldı. Araştırma her biri 100 bıldırcından oluşan 4 grup halinde yürütüldü. Her bir grup 20 bıldırcından oluşan 5 alt gruba ayrıldı. Deneme rasyonlarına % 3 düzeyinde soya yağı, ayçiçeği yağı, aspir yağı ve zeytin yağı ayrı olarak katıldı. Araştırma 6 haftada tamamlandı. Araştırmada soya yağı, ayçiçeği yağı, aspir yağı ve zeytin yağı katılan tüm deneme grupları arasında canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi, karkas ağırlıkları ve randımanları ile karaciğer, kalp, dalak, taşlık, bezli mide ve abdominal yağ ağırlıklarının canlı ağırlığa oranlarının değişmediği belirlendi (p>0,05). Serum ALP, ALT, AST, toplam protein, trigliserit ve kolesterol düzeylerinin yağların katımıyla etkilenmediği tespit edildi (p>0,05). Serum malondialdehit (MDA) düzeyinin aspir yağı katılan grupta azalırken, serum antioksidan aktivite (AOA) düzeyinin aynı grupta arttığı belirlendi (p<0,05). Göğüs eti MDA düzeyinin gruplar arasında değişmediği tespit edildi (p>0,05). Araştırmadan elde edilen verilere dayanılarak; bıldırcın rasyonlarına soya yağı, ayçiçeği yağı, aspir yağı ve zeytin yağı katılmasının besi performansı, karkas özellikleri ve bazı kan parametreleri ile göğüs etinin oksidasyonu üzerine herhangi bir olumsuz etkisi olmadığı, serumda lipid oksidasyonunu önleyici etkisinin aspir yağında daha güçlü olduğu ifade edilebilir.
Sütten kesim holstein buzağılarda organik krom, organik çinko ve organik selenyum'un zamana bağlı kana geçiş düzeylerinin belirlenmesi
Krom, Çinko ve Selenyum genç hayvanların büyümesi ve bağışıklık sisteminin gelişmesi için esansiyel özellikte olan minerallerdir. Bu özelliklerinden dolayı bu minerallerin özellikle yararlanım düzeyi oldukça yüksek olan organik formlarının buzağı yemlerine ek olarak kullanımı hızla yaygınlaşmaktadır. Yapılan bu çalışmada sütten kesim buzağılara su ile birlikte oral olarak organik krom, organik çinko ve organik selenyum içirildi ve zamana bağlı olarak kan ve dışkıdaki seviyeleri ölçüldü. Araştırmada dört gruba ayrılmış (kontrol, krom 0,5 gr, çinko 0,5 gr, selenyum 0,5 gr) 40 adet, 75-90 günlük yaşta, Holştayn buzağı kullanıldı. Araştırmanın başladığı günden sekiz saat önce buzağıların önünden yemler kaldırıldı. Sonrasında grubuna göre bütün hayvanlara mineraller verildi, kontrol grubundaki buzağılara ise sadece su içirildi. Mineral ve su içirilmesinden sonraki 30 dakika, 1., 2., 3., 4., 5., 6., 12. ve 24. saatlerde jugular venden kan örneği; 4., 6., 8., 12., 24., 48. ve 72. saatlerde ise rektumdan dışkı örneği alındı. Çalışmaya başlanılan 5. saat sonunda buzağılara tekrar yem verildi. Kanlardan serum ve plazma örnekleri elde edildi. Serum ve plazma örneklerinde ALT, AST, GGT, Glikoz, Total Kolesterol, Trigliserit, Total Protein, Krom, Çinko ve Selenyum düzeyleri belirlendi. Ayrıca hayvanların tükettikleri kaba ve konsantre yemlerde ve alman dışkı örneklerinde yine Krom, Çinko ve Selenyum analizi yapıldı. Krom grubunda hayvanlara verilen kromun 1. saatten itibaren kana geçmeye başladığı 6. saatte pik yaptığı 24. saatte ise tekrar düşmeye başladığı ancak yine de nispeten yüksek seyrettiği ve kontrol grubundaki seviyelere inmediği kan ve dışkı krom ölçümlerinde belirlenmiştir. Çinko grubunda hayvanlara verilen çinkonun kısa sürede kana geçip 24 saat gibi uzun bir süre kanda yüksek seyretmesi, dışkıda ise 48 saate kadar yüksek bulunması ilk 12 saat içerisinde ani pikler yapmadığı kan ve dışkı çinko ölçümlerinde belirlenmiştir. Selenyum grubunda hayvanlara verilen selenyumun 1. saatten itibaren kana geçmeye başladığı 24 saat boyunca bu seviyeyi koruduğu, dışkıda ise 24. saate kadar önemli düzeyde artmadığı kan ve dışkı selenyum ölçümlerinde belirlenmiştir. Sonuç olarak sütten yeni kesilmiş olan buzağılarda bu üç mineralin organik formunun oral yolla verilmesinden kısa süre sonra kanda hızla yükselmesi ve yemden yeme ek bir takviye yapılmamasına rağmen 24 saat gibi uzun süre kanda yüksek seyretmesi gibi bulgular biyoyararlanım düzeylerinin yüksek olduğu görüşünü desteklemektedir.
Geçiş dönemindeki süt ineklerinde rasyona ilave olarak verilen niyasin, kolin ve biotinin bazı kan ve süt parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışmada geçiş döneminde (doğum öncesi 3 hafta ve doğum sonrası 3 hafta) olan Holştayn ırkı 42 adet süt ineği kullanılmıştır. Çalışmada geçiş dönemindeki süt ineklerine rasyona ilaveten verilen rumen korumalı kolin (KL), rumen korumalı niasin (N), biotin (B) ve bunların kombinasyonlarının (biotin+kolin, BKL; niasin+kolin, NKL; biotin+niasin, BN) kanda total protein, üre-nitrojen (BUN), kolesterol, düşük dansiteli lipid (LDL), yüksek dansiteli lipid (HDL), çok düşük dansiteli lipid (VLDL), glikoz, trigliserit, esterleşmemiş yağ asitleri (NEFA), betahidroksibütirik asit (BHBA) düzeylerine, süt verimi ve süt kompozisyonuna (süt yağı, süt proteini, süt laktozu) olan etkileri incelenmiştir. Bu amaçla tüm hayvanlardan geçiş dönemi boyunca haftada bir defa kan örneği doğum sonrasında ise haftada bir defa süt örneği alınmıştır.Çalışma süresince TP düzeyinde bazı haftalarda önemli değişiklikler belirlense de geçiş dönemini kapsayacak düzeyde bir farklılık tespit edilmemiştir. BUN düzeyi çalışma boyunca referans aralıkta kalmış olup geçiş döneminin tamamını kapsayan önemli bir değişim göstermemiştir. Haftalara göre karşılaştırıldığında doğumda kolesterol konsantrasyonu BKL haricindeki diğer tüm gruplarda en düşük düzeye ulaşmış, LDL konsantrasyonu N ve NKL haricindeki gruplarda, VLDL ve TG konsantrasyonları da tüm gruplarda önemli (p<0,05) düzeyde düşmüş, NEFA konsantrasyonu ise tüm gruplarda önemli (p<0,05) düzeyde artmıştır. HDL düzeyi BKL ve NKL haricindeki diğer tüm gruplarda doğum sonrasında doğum öncesine göre daha yüksek seyretmiştir. Glikoz düzeyi doğum sonrası 1. hafta tüm gruplarda önemli (p<0,05) düzeyde düşmüş, .BHBA düzeyi K ve NKL verilen gruplar haricindeki gruplarda önemli (p<0,05) düzeyde artmıştır.Bu çalışmada süt ineklerine rasyona ilaveten verilen vitaminler ve kombinasyonlarının tüm geçiş dönemini kapsayacak şekilde önemli bir değişime neden olmadıkları tespit edilmiştir. Ancak bazı haftalarda ve bazı gruplarda gözlenen farklılıklar konu hakkında daha detaylı çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir.
Beyaz ticari yumurtacı tavuklarda l-karnitin ve kekik (oregano) katkıları kullanılarak yapılan alternatif zorlamalı tüy dökümü yöntemlerinin oksidatif stres ile 2. yumurtlama periyodunda yumurta verimi ve kalitesi üzerine etkileri
Bu araştırma, yem çekmeli zorlamalı tüy dökümü programına alternatif olabileceği düşünülen yonca unu esaslı ve düşük Na-Ca ihtiva eden zorlanım yemi kullanılarak yapılan zorlamalı tüy dökümü programlarının ve zorlanım periyodunda yem katkı maddesi olarak toz formda L-karnitin ve kekik bitkisinin, zorlanım dönemi parametreleri, verim dönemi performansı ve yumurta kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile gerçekleştirilmiştir.Deneme, zorlanım uygulanmayan ve yem katkı maddeleri kullanılmayan bir negatif kontrol grubu (K); biri yem çekmeli olmak üzere 3 adet zorlamalı tüy dökümü metodu uygulanan deneme grupları (M: Kireç taşı, Y: Yonca, F: Düşük sodyum-kalsiyumlu yem), zorlanım uygulanan gruplara yem ilavesi olarak L-karnitin (100 ppm) ve Kekik bitkisi (%5) tozunun belirlenen oranlarda bireysel (MC, YC, FC, MK, YK, FK ) ve birlikte kullanıldığı (50 ppm; %2,5) gruplar (MCK, YCK, FCK,) olmak üzere, her grupta 6 tekerrür ve tekerrür gruplarında 15 adet hayvan olacak şekilde 13 grupta yürütülmüştür. Zorlanım periyodu boyunca tüy dökümü gruplarına gün ışığına maruz bırakılacak şekilde ışık kısıtlaması uygulanmıştır. Işık, zorlanım periyodunu takiben zorlanım gruplarında, verim döneminde 16 saat olacak şekilde periyodik olarak yükseltilmiştir. Deneme süresince tüm gruplarda su ad libitum olarak sağlanmıştır. Deneme ilk 14 gün alıştırma, 22 gün zorlanım ve 98 gün yumurtlama dönemi olacak şekilde toplam 134 gün boyunca sürdürülmüştür. Araştırma başlangıcında tüm hayvanlar Newcastle Hastalığına karşı kas içi enjeksiyon ile aşılanmıştır. Zorlanım periyodu boyunca 6 kez tartımlar yapılarak canlı ağırlık değişimleri hesaplanmıştır. Zorlanım yemlerinin tüketimleri 11. ve 22. günde ölçülmüştür. Biyokimyasal ve serolojik analizler için kan örnekleri zorlanım periyodunun 11. ve 22. günlerinde alınmıştır. Zorlanım periyodunun sonunda her gruptan canlı ağırlıkları belirlenen 6 adet hayvana ötenazi uygulanmış, bazı organ ağırlıkları ve bağırsak uzunlukları ölçülmüş, Ca ve P düzeyleri belirlenmek üzere sağ tibia kemikleri çıkarılmıştır. Verim dönemi yumurta verimleri ve ölümleri günlük, yem tüketimleri ve yumurta ağırlıkları 14 günlük periyotlarla ölçülmüştür. Verim döneminde her gruptan ağırlıkları belirlenen 18 adet yumurtaya iki kez kalite analizleri yapılmıştır.Çalışmada, iki dönem halinde değerlendirilen 22 günlük zorlanım periyodunun 0-11 gün aralığında, M gruplarında 21,03-26,85g arasında kireç taşı, Y gruplarında 22,60-30,47g yonca unu, F gruplarında 104,08-108,49g arasında zorlanım yemi tüketimleri ölçülmüştür. Bu dönemde gruplarda ölçülen canlı ağırlık kayıplarının M gruplarında %22,68-24,71 arasında, Y gruplarında %18,6-22,08 arasında, F gruplarında %2,37-4,90 arasında olduğu tespit edilmiştir. Grupların yumurta verimleri M gruplarında %10,93-12,83 arasında, Y gruplarında %8,49-10,50 arasında, F gruplarında %42,83-49,73 arasında gerçekleşmiştir. 0-11 gün periyodunda M ve Y gruplarında yem ilaveleri yapılması ile, tüketimler, canlı ağırlık kaybı ve yumurta verimi etkilenmemiştir. F gruplarında yem ilaveleri tüketimler ve yumurta verimi üzerine etki göstermeksizin, kekik bitkisinin bireysel ve L-karnitin ile birlikte ilavesinin canlı ağırlık kaybını azaltıcı etki gösterdiği görülmüştür. Bu dönemde, yem çekme metodu ile hedeflenen canlı ağırlık kaybına M gruplarında yaklaşıldığı, Y gruplarında şekillenen canlı ağırlık kaybının, M gruplarından düşük olmasına rağmen, yumurta veriminin M grupları ile benzer olduğu görülmektedir. Bu durum, 11 gün zorlanımla, Y gruplarında belirtilen canlı ağırlık kaybı ile yeterli bir dinlenme sağlanabileceğini göstermektedir. 11 gün zorlanımın iyi bir dinlenme için F gruplarında yetersiz olduğu ve kekik ilavesinin canlı ağırlık kaybını engellediği sonucuna ulaşılmıştır. Zorlanımın 11-22 gün periyodunda, yem çekme uygulanan M gruplarına kısıtlı tahıl uygulaması yapılmıştır. Y grupları yonca unu ve F grupları ise düşük Na-Ca ihtiva eden zorlanım yemi tüketmeye devam etmişlerdir. Araştırmada, M gruplarında 33,99-37,98g arasında arpa, Y gruplarında 22,51-29,03g yonca unu, F gruplarında 64,15-79,21g arasında zorlanım yemi tüketimleri ölçülmüştür. Bu dönemde M gruplarının arpa tüketime bağlı olarak canlı ağırlık kazandıkları, Y ve F gruplarında canlı ağırlık kaybının devam ettiği görülmektedir. M ve Y gruplarında, bu dönemde yumurtlamanın tamamen durduğu, F gruplarında %32,81-37,68 arasında yumurta verimi olduğu görülmektedir. 11-22 gün periyodunda M ve Y gruplarında yem ilaveleri, tüketimler üzerine anlamlı etki oluşturmamıştır. F gruplarında kekik bitkisinin bireysel ve L-karnitin ile birlikte ilavesinin zorlanım yemi tüketimini anlamlı olarak artırdığı görülmüştür. Kekik ilavesinin F gruplarında canlı ağırlık kaybını engellediği sonucuna ulaşılmıştır. 0-22 gün canlı ağırlık kayıplarına bakıldığında, değerlerin M gruplarında %14,61-17,14 arasında, Y gruplarında %31,14-33,74 ve F gruplarında %0,66-10,71 arasında olduğu görülmektedir. Yem ilavelerinin canlı ağırlık kaybı üzerine etkileri değerlendirildiğinde M gruplarında en yüksek canlı ağırlık kaybının MCK, en düşük canlı ağılık kaybının MK grubunda, Y gruplarında en yüksek kaybın Y, en düşük kaybın YCK, F gruplarında en yüksek kaybın F, en düşük kaybın ise FCK grubunda olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Yumurta verimlerinin M ve Y gruplarında benzer, F gruplarından düşük, F grupları verimlerinin ise K grubundan anlamlı olarak düşük olduğu görülmüştür.Bu veriler ışığında, yonca unu ile yapılan kalitatif yem kısıtlaması ile canlı ağırlık kaybının %30'u geçtiği ve 11 gün açlığın sağladığı canlı ağırlık kaybından daha fazla canlı ağırlık kaybına neden olduğu söylenebilir. Zorlanım materyali olarak düşük Na-Ca yemi kullanımının kalitatif yem kısıtlaması etkisinin zorlanımın ikinci yarısında daha çarpıcı olduğu fakat yumurtlamanın devam ediyor olması nedeni ile 22 gün zorlanım süresinin bu metot için yeterli olmadığı söylenebilir. Bu uygulamada kekik ilavesinin canlı ağırlık kaybını engellediği ve kullanılmamasının daha yararlı olabileceği görülmektedir.Zorlanım periyodu yaşama güçlerinin M ve Y gruplarında benzer olduğu, M gruplarında yem ilavelerinin olumlu etki gösterdiği görülmektedir.Araştırmada kullanılan zorlamalı tüy dökümü metotlarının ve yem ilavelerinin, Newcastle hastalığına karşı aşılama ile oluşturulmuş immun yanıtı her iki örneklemde de etkilemedikleri görülmüştür.Oksidatif stres üzerine yonca unu programının, yem çekme ile benzer etkilere sahip olduğu, her iki programda da yem ilavelerinin kullanılan dozlarda anlamlı bir etki oluşturmadıkları tespit edilmiştir.Yonca unu gruplarında tek başına L-karnitin ilavesinin Ca depozitasyonunu azaltıcı etki gösterdiği, Yem ilavelerinin düşük Na-Ca rasyonu tüketen gruplarda sayısal olarak Ca depozitasyonunu azalttığı sonucu verilebilir. Yem çekme gruplarına L-karnitin, F gruplarında ise her iki yem ilavesinin P depozitasyonunu artırdığı sonucuna ulaşılmıştır.Ölçülen organ ağırlık ve uzunluklarının canlı ağırlığa yüzdesi ele alındığında zorlanım materyali olarak yonca ununun, yem çekme ile benzer etkilere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.Araştırmada zorlanım periyodu sonrası 98 günlük verim dönemi performansları değerlendirildiğinde, yumurta verimleri açısından grup ortalamaları arasında farkların olduğu ve FCK grubu dışında kalan tüm deneme grupları verimlerinin kontrol grubundan anlamlı olarak yüksek olduğu sonucu bulunmuştur. Anlamlı olarak en yüksek yumurta verimlerinin M (%83,18), MC (%84,24), MK (%83,77) ve YCK (%85,19) gruplarında olduğu, en düşük verimin K (%64,38) ve FCK (%69,90) gruplarında olduğu görülmektedir.M gruplarında L-karnitin ve kekik bitkisinin bireysel ilavelerinin sayısal olarak yumurta verimine olumlu, bir arada kullanımının ise olumsuz etkilediği görülmektedir. Y gruplarında ise tüm yem ilavelerinin yumurta verimleri üzerine olumlu etkilediği görülmektedir.F, FC, FK gruplarının yumurta verimlerinin diğer zorlanım gruplarından anlamlı olarak düşük, K grubundan anlamlı olarak yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sayısal olarak en düşük değerin FCK grubunda olduğu ve bu değerin K grubu ile benzerlik gösterdiği sonucuna varılmıştır.Gruplarda elde edilen yumurta ağırlıklarının 63,43 g ile 67,03 g arasında değişim gösterdiği ve gruplar arasında farkın şekillendiği sonucuna varılmıştır. En ağır yumurtaların anlamlı olarak K (66,97 g) ve FK (67,03 g) gruplarında, en hafif yumurtaların ise YCK (63,43 g) grubundan elde edildiği görülmektedir. 0-98 gün ortalama yem tüketimleri ve yemden yararlanma oranları açısından M ve Y gruplarının benzerlik gösterdiği görülmektedir. K grubunun günlük ortalama hayvan başı 132,53g yem tükettiği, anlamlı olarak en yüksek yem tüketiminin YCK (139,98g) grubunda, en düşük yem tüketiminin ise F (124,99g) grubunda olduğu görülmektedir. Yumurta kalite parametreleri değerlendirildiğinde, zorlanım metodunun ve yem ilavelerinin, verim döneminde yumurta kabuk kalınlığı ve hough birimini etkilemediği görülmektedir. Yumurta kalitesi üzerine M ve Y gruplarında benzer etkilerin görüldüğü sonucuna ulaşılmıştır.Bu parametreler esas alındığında sonuç olarak, yonca ununun, yem çekme metoduna alternatif olabileceği, bilhassa yonca ununa L-karnitin ve kekik bitkisinin bir arada katılmasının performans üzerine olumlu etkiler gösterdiği kanısına varılmıştır.
Geçiş dönemindeki süt ineklerine rasyona ilaveten organik çinko verilmesinin bazı verim ve kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışma geçiş dönemindeki süt ineklerine rasyona ilave olarak verilen organik çinkonun süt verimi, karaciğerde yağ asidi metabolizmasını ilgilendiren bazı kan parametreleri ve bazı reprodüktif parametreler üzerine etkisini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada 20 adet Holştayn ırkı süt ineği kullanılmıştır. İnekler canlı ağırlıkları, laktasyon sayıları ve vücut kondisyon skorları farklılık oluşturmayacak şekilde uygulama (Ç) ve kontrol (K) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Çalışmanın deney aşaması ineklerin doğumuna 3 hafta kala başlamış ve doğumdan 3 hafta sonra sonlandırılmıştır. Tüm hayvanlara aynı rasyon verilmiştir. Ç grubundaki hayvanlara sabah sağımından hemen sonra 5 g organik çinko (Optimin, Throuw Nutr.) içirilmiştir.Rasyondaki tüm yem hammaddeleri Weende Analiz Sistemlerine göre kuru madde, ham kül, ham selüloz, ham yağ, ham protein, Georing ve Van Soest'e göre (1970) de ADF,NDF içeriğince analiz edilmiştir. Çalışmadaki tüm hayvanlardan doğuma göre -21, -14, -7, 0, 7, 14, 21 günlerde kan alınmıştır.Alınan kanların serumları çıkartıldıktan sonra, serumlarda total kolesterol, Trigliserit, HDL (Yüksek Dansiteli Lipid), LDL (Düşük Dansiteli Lipid), BHBA (Betahidroksibütirik Asit), NEFA (Esterleşmemiş Yağ Asitleri) analizleri yapılmıştır. Süt verimi, boşta geçen gün sayısı, gebelik başına tohumlama sayısı, doğumdan sonra ilk östrus görülmesi için geçen gün sayısı ile ilgili bilgiler ise çalışmanın yapıldığı çiftlikte bulunan Dairy Plan (Gea Farm Tech./Almanya) sürü yönetim sistemi vasıtasıyla edinilmiştir. Serum TG ve VLDL seviyesi K grubunda doğumdan önceki 2 hafta boyunca düşmüştür (p<0,05; p<0,001 sırasıyla). Serum Kolesterol ve LDL konsantrasyonu Ç grubunda doğuma 2 hafta kala ve doğum sonrası 1. hafta düşmüştür (p<0,05). Ayrıca Ç grubunda serum LDL seviyesi doğumdan 2 hafta sonrasında da düşük bulunmuştur (P<0,05). Serum HDL seviyesi çalışma boyunca önemli bir değişim göstermemiştir. Serum NEFA konsantrasyonu doğumdan 2 hafta önce Ç grubunda düşmüş olmasına rağmen doğumda yükselmiş ve doğumdan sonra iki hafta boyunca yüksek seyretmiştir(p<0,001; p<0,01; p<0,01; p<0,05 sırasıyla). Serum BHBA konsantrasyonu Ç grubunda doğuma 2 hafta kala düşmüş ve bu düşüş doğum sonrası 2. haftaya kadar kesintisiz devam etmiştir (p<0,001; p<0,01; p<0,01; p<0,01, sırasıyla). Organik çinko ilavesi süt verimini değiştirmemiştir.Gruplar arasındaki bazı döl verimi parametreleri incelendiğinde Ç grubunda boşta geçen gün sayısı, tohumlama sayısı ve doğum ile ilk östrus arası geçen gün sayısının rakamsal olarak, buzağılama aralığının ise istatiksel olarak azaldığı (p<0,05) belirlenmiştir. Sonuç olarak, geçiş dönemindeki süt ineklerine rasyona ilaveten organik çinko takviyesi yapılması ile karaciğerde yağ metabolizması üzerine olumlu etkiler olduğu, süt veriminin etkilenmediği ve döl verimi parametrelerinin ise iyileştiği kanısına varılmıştır.
Retinol ve retinol esterlerinin yumurtacı bıldırcınlarda performans ve yumurta kalite özellikleri ile serum ve yumurta vitamin a düzeyleri üzerine etkisi
Bu araştırma bıldırcın rasyonlarına retinol ve retinol esterleri ilavesinin performans ve yumurta kalite özellikleri ile serum ve yumurta vitamin A düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmada 8 haftalık yaşta 200 dişi ve 100 erkek toplam 300 adet Japon bıldırcını (Coturnix coturnix japonica) kullanıldı. Bıldırcınlar her birinde 60 adet bulunan 1 kontrol ve 4 deneme grubuna ayrıldı. Kontrol grubu, retinol ve karoten bulunmayan vitamin premiksi içeren temel rasyonla beslendi. Deneme gruplarının rasyonları ise temel rasyona ilaveten 3300 İÜ/kg düzeyinde retinol ve retinol esterleri [retinil asetat (R-asetat), retinil palmitat (R-palmitat) ve retinil propiyonat (R-propiyonat)] içerecek şekilde oluşturuldu. Araştırma 8 haftada tamamlandı. Araştırmada retinol ve retinol esterleri ilaveli tüm deneme grupları arasında başlangıç ve son canlı ağırlıklar, yem tüketim değerleri, yumurta ağırlıkları, 8. haftadaki yumurta sarı renk indeksi dışında 4. ve 8. haftalardaki yumurta dış ve iç kalite özelliklerinin değişmediği belirlendi (p>0.05). Araştırma süresince ortalama yumurta verimlerinin, deneme gruplarında kontrol grubuna göre daha fazla olduğu (p<0,01) tespit edildi. Yemden yararlanma oranının araştırmanın tamamında tüm deneme gruplarında kontrol grubuna göre olumlu etkilendiği belirlendi (p<0,01). Serumda β-karoten (p<0,001) ve malondialdehit (MDA; p<0.01) düzeyleri tüm deneme gruplarında azalırken, retinol düzeyinin aynı gruplarda arttığı (p<0,001) belirlendi. Serum antioksidan aktivite (AOA) düzeyi ise R-palmitat ve R-propiyonat gruplarında kontrol, retinol ve R-asetat gruplarına göre arttığı belirlendi (p<0,001). Araştırmanın 4. ve 8. haftalarında yumurta sarısı karoten düzeyi değişmezken (p>0.05), yumurta sarısı retinol düzeyinin R-palmitat ve R-asetat gruplarında kontrol ve R-propiyonat gruplarına göre arttığı (p<0,001) belirlendi. Yumurta sarısı MDA düzeyinin ise depolamanın 8., 15. ve 30. günlerinde kontrol grubuna göre deneme gruplarında azaldığı tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, yumurtacı bıldırcın rasyonlarına retinol ve retinol esterleri ilave edilmesinin bazı performans ve kalite özellikleri üzerine olumlu etki gösterdiği, serumda ve yumurtada lipid oksidasyonunu önleyici etkisinin olduğu, ancak rasyona ilave edilen retinol esterinin farklılığının serum ve yumurta vitamin A düzeyinde farklı etkiler oluşturduğu ve yumurta vitamin A düzeyini artırmak için rasyona R-palmitat veya R-asetat ilavesinin daha uygun olabileceği kanaatine varıldı. Anahtar sözcükler: Retinol, retinol esterleri, performans, yumurta kalitesi, yumurtacı bıldırcın
Mersin bitkisinin (Myrtus communis L.) broyler rasyonlarında kullanılma imkanlarının araştırılması
Bu çalışmada, broiler yemlerine farklı düzeylerde mersin yaprağı ve mersin uçucu yağı ilavesinin performans, karkas, kan ve bağırsak parametrelerine olan etkisi araştırılmıştır. Çalışmada, 525 adet broiler civciv, 5 tekerrürlü (15 hayvan/tekerrür) 7 gruba rastgele dağıtılmıştır. Denemede muamele grupları olarak; Kontrol: Mersin uçucu yağ karışımı veya Mersin yaprağı içermemiş, A: 10 g/kg Mersin yaprağı ilavesi, B: 20 g/kg Mersin yaprağı ilavesi, C: 30 g/kg Mersin yaprağı ilavesi, D: 237,6 mg/kg Mersin uçucu yağı ilavesi, E: 475,2 mg/kg Mersin uçucu yağı ilavesi, F: 712,8 mg/kg Mersin uçucu yağı grupları oluşturulmuştur.Araştırma neticesinde muamelelerin yem tüketimine, canlı ağırlığa, canlı ağırlık artışına, yemden yararlanma oranına, kan serumundaki HDL kolesterole, LDL kolesterole, trigliserite, gastrointestinal kanal uzunluğuna, villus/kript derinliğine önemli düzeyde bir etkisi görülmemiştir (p>0,05). Ancak mersin yapragı ve uçucu yağ gruplarında yem tüketiminin rakamsal olarak kontrol grubuna kıyasla daha düşük olması, yemden yararlanma oranlarının kontrol grubuna göre rakamsal olarak düşük oluşu ve villus uzunluğu değerlerinin önemli düzeyde daha yüksek olması (p<0,05) mersin yaprağı ve uçucu yağının hayvanlarda olumlu etki ettiğini düşündürmüştür. Yeme uçucu yağ karışımı ilavesi karkas oranı, taşlık oranı, villus uzunluğu, kript derinliğini önemli düzeyde arttırmıştır (p<0,05). Tunica muscularis kalınlığı, mersin bitkisi yaprağı ilavesiyle artış eğilimi göstermiştir.Sonuç olarak, mersin yaprağının kan serumunda kolesterolü düşürücü etkisi ve mersin uçucu yağının broilerlerin bağırsaklarına olumlu etkilerine dayanarak rasyonlara katılmalarının uygun olacağı kanaatine varılmıştır.
Farklı hayvan türlerine ait rumen sıvılarına kitosan ilavesinin bazı kaba yemlerin in vitro sindirilebilirliklerine etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, inek, manda, koyun ve keçi rumen sıvılarına kitosan çözeltisi ilavesi ile bu hayvanların rasyonlarında sık kullanılan kaba yemlerden olan yonca kuru otu, yonca silajı, mısır silajı ve çayır kuru otunun in vitro sindirilebilirlikleri üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan rumen sıvıları mezbahanede kesim esnasında inek (Holstein) (> 2 yaşında), manda (Murrah x Anadolu) (> 2 yaşında), koyun (> 5 aylık) ve keçiden (> 5 aylık) elde edilmiştir. İnkübasyonda kullanılan dört farklı kaba yemde kuru madde (KM) analizi yapıldıktan sonra ham protein (HP), ham selüloz (HS), ham yağ (HY), ham kül (HK), asit deterjan lif (ADF), asit deterjan lignin (ADL), nötr deterjan lif (NDF) analizleri yapılmıştır. Daha sonra nispi yem değerleri (NYD) hesaplanmıştır. Yemlerin in vitro sindirilebilirlikleri Daisy inkübatör cihazında 48 saatlik inkübasyonun ardından NDF analizi yapılarak belirlenmiştir. Analizden hemen önce kitosanlı grupların buffer solüsyonuna %2,5 'luk 16 ml kitosan ilave edilmiştir. Yapılan analizler sonunda yıkanıp kurutulan keseler tartılarak in vitro gerçek sindirilebilirlik (IVGS), in vitro kuru madde sindirilebilirliği (IVGSKM) hesaplamaları yapılmıştır. İn vitro sindirilebilirlik analizi sonunda keselerin içerisinde sindirilmiş yem kalıntılarının ham protein ve ham selüloz analizleri yapılarak ham selüloz sindirilebilirlik (HSS) ve ham protein sindirilebilirlik (HPS) hesaplamaları yapılmıştır. Farklı hayvan türlerine ait rumen sıvılarına kitosan ilave edilmesi yonca kuru otu, yonca silajı, mısır silajı ve çayır kuru otunun IVGSKM, IVGS ve HPS azaltırken (p<0,01); HSS'nde anlamlı bir fark oluşturmamıştır. Benzer şekilde dört farklı yem maddesinde kitosan kullanımının manda, koyun, keçi ve inek hayvan türlerinde IVGSKM, IVGS ve HPS azaltırken (p<0.01); HSS'nde anlamlı bir fark oluşturmamıştır. Yonca kuru otu, yonca silajı ve çayır kuru otunda farklı hayvan türüne ait rumen sıvısının kullanılması IVGSKM, IVGS, HPS ve HSS değerlerinde anlamlı bir fark oluştururken (p<0,01); mısır silajında IVGSKM, IVGS ve HSS değerleri (p<0,01) hariç, HPS değerinde anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p=0,055). Sonuç olarak rumen sıvısına kitosan ilavesinin IVGSKM, IVGS ve HPS değerlerini azalttığı görülmüştür. Bu azalma kitosanın antimikrobiyal etkisi ile ilişkilendirilmiştir. Kitosanın rasyondaki proteinleri ruminal fermentasyondan koruyacağı öne sürülmüştür. Tüm yem maddesi türlerinde de farklı ruminant türlerinin ruminal sindirilebilirliğinde farklılıklar olduğu ortaya konmuştur. Tüm hayvan türlerinde IVGSKM oranı en yüksekten en düşüğe doğru sırasıyla; yonca silajı, yonca kuru otu, çayır kuru otu ve mısır silajı şeklinde belirlenmiştir.
Soğan suyunun yumurtacı tavuklarda performans, yumurta kalite özellikleri, hematolojik ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi
Bu araştırma, yumurtacı tavukların içme sularına farklı oranlarda soğan suyu katılmasının, performans, yumurta kalitesi, hematolojik, serolojik ve bağışıklık parametreleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Toplam 240 adet, 40 haftalık yaşta Babcock beyaz yumurtacı tavuk her birinde 48 adet bulunan 5 gruba bölünmüştür. Her grup, 6 adet tavuk içeren 8 alt gruptan oluşmuştur. Araştırma 12 hafta boyunca sürdürülmüş ve gruplara sırasıyla, % 0; % 0,25; % 0,5; % 1,0 ve % 2 oranında soğan suyu ilave edilmiştir. Tavuklara su ve yem ad libitum olarak verilmiştir. Bağışıklık yanıtının belirlenmesi için deneme başlangıcında tavuklar New Castle virüsüne karşı aşılanmıştır. Canlı ağırlıkların belirlenmesi için deneme başlangıcında, ortasında ve sonunda tavuklar bireysel olarak tartılmıştır. Yem tüketimi haftalık olarak ölçülmüştür. Yumurta verimlerini belirlemek için günlük yumurta kaydı tutulmuş ve haftalık ortalama yumurta üretimi hesaplanmıştır. Yumurtalar ağırlıklarının belirlenmesi için haftada bir gün tartılmıştır. Yumurta kalite parametrelerinin belirlenmesi için her alt gruptan 3'er adet yumurta deneme başlangıcı, ortası ve sonunda rastgele toplanmıştır. Bu amaçla toplanan yumurtalarda, yumurta ağırlığı, kabuk kalınlığı, sarı indeksi, ak indeksi ile haugh birimi düzeyleri yönünden analizler yapılmıştır. Deneme sonunda, her bir alt gruptan üç adet tavuk rastgele seçilerek kalpten kan alınmıştır. Kan örneklerinde; tam kan sayımı ile glikoz, kolesterol, HDL, LDL, total protein, AST, ALT, Ca-P ve IgG gibi kan biyokimyası analizleri yapılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, içme sularına % 0,5 oranında soğan suyu katılan grupta kontrol grubuyla mukayese edildiğinde su tüketiminin önemli ölçüde arttığı belirlenmiştir (P<0,05). Bununla birlikte, canlı ağırlık, yem tüketimi, yumurta verimi ve yemden yararlanma oranı açısından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmamıştır. Benzer şekilde yumurta kalite parametreleri olarak kabuk kalınlığı, sarı rengi, Haugh birimi, yumurta ağırlığı, ak indeksi ve sarı indeksi açısından da gruplar arasında farklılıklar bulunmamıştır. New Castle virusuna karşı üretilen bağışıklık parametrlerinden IgG seviyesi bakımından içme sularına % 2 soğan suyu ilave edilen grup E'de, araştırmanın ikinci ve üçüncü aylarında diğer gruplarla kıyaslandığında daha yüksek IgG üretmiştir (P<0,05). Serolojik parametreler için, denemenin ikinci ayında kolesterol, LDL ve kalsiyum değerleri grup E'de belirgin bir şekilde artarken (P<0,05), glikoz, HDL, AST, ALT, total protein, TAS ve TOS gibi diğer parametreler bakımından gruplar arasında anlamlı farklılıklar bulunmamıştır. Ancak üçüncü ayda sadece ALT seviyesi kontrol grubuna göre sadece B grubunda anlamlı olarak artmıştır (P<0,05). Hematolojik parametrelerden sadece hemoglobin (Hb) konsantrasyonu % 1 soğan suyu ilaveli grup D'de artmıştır (P<0,05). Bununla birlikte, RBC, MCV, MCH, MCHC, trombosit, RDWC ve hematokrit düzeyleri gruplar arasında farklı bulunmamıştır. Sonuç olarak, içme sularına farklı oranlarda soğan suyu ilave edilen yumurta tavuklarında, performans üzerinde olumsuz bir etki göstermezken bazı performans parametreleri ve bağışıklık sistemi üzerinde olumlu etkiler gösterdiği sonucuna varılmıştır. İlave olarak çoklu doz seviyelerine sahip daha ayrıntılı çalışmaların yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.
Farklı soya ürünlerinin in situ ve in vitro sindirilebilirlik düzeylerinin karşılaştırılması
Bu araştırma, dört farklı soya ürününün [Soya küspesi (SK), soy pass (SP), soya flake (SF), tam yağlı soya (TYS)] in-situ ve in-vitro parçalanabilirliğinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, soya ürünlerinin rumende in-situ parçalanabilirliğini belirlemek için 3 adet Kahverengi İsviçre esmeri inek ve 3 adet Melez dişi Manda (Murrah x Anadolu) (> 2 yaşında) kullanılmıştır. Rumende yıkılabilirlik testleri için tüm hayvanlarda sol paralumbar fossaya sabit kanüller yerleştirilmiştir. Dört farklı soya ürünlerine ait numuneler rumende kuru madde (KM), ham protein (HP), ham yağ (HY), organik madde (OM) ve ham kül (HK) yıkılabilirliklerinin tespiti için naylon keselerde rumende 4., 8., 12., 16., 24. saat boyunca inkübasyona bırakılmıştır. Ayrıca çalışmanın ikinci aşamasında soya ürünlerinin in vitro yıkılabilirliklerini 48 saat süreyle belirlemek için Daisy inkubatör cihazı kullanılmıştır. Daisy inkubatör cihazından çıkarılan numuneler NDF analizine tabi tutulmuştur. İn situ denemelerinde sadece SP'da 24 saatlik KM sindirilebilirilik değerleri ortalamaları sığır ineğinde manda ineğine göre anlamlı bir biçimde farklı bulunmuştur (Sırasıyla %47,54 ve %49,61; P=0,0001). In situ en yüksek KM sindirilebilirliği 24. saatte SK'de manda ineğinde (%86,16), en düşük ise SP'de sığır ineğinde (%63,60) bulunmuştur. KM kinetik sindirilebilirilik değerleri arasında SF'de %2, %5, %8 ve SP'de %2 teorik pasaj hızlarında türler arasında farklılık görülmüştür. Sadece SF'de 24 saatlik HP sindirilebilirlik değerleri ortalamaları inekte mandaya göre anlamlı bir biçimde farklı bulunmuştur (Sırasıyla %50,47 ve %42,92; P=0,03). En yüksek HP sindirilebilirliği 24. saatte SK'de mandada (%83,04), en düşük ise SP'de inekte (%45,25) bulunmuştur. HP kinetik yıkılabilirlik değerleri arasında TYS'de b ve c fraksiyonlarında, SF'de UF'değerinde, SP'de ise a fraksiyonunda türler arasında farklılık görülmüştür. TYS ve SF için 24 saatlik HY yıkılabilirlik değerleri ortalamaları inekte mandaya göre anlamlı bir biçimde farklı bulunmuştur (Sırasıyla %60,46, %91,21; P<0,0001 ve %71,27, %38,13; P<0,0001). En yüksek HY sindirilebilirliği 24. saatte TYS'da mandada (%99,1), en düşük ise SK'de mandada (%64,24) bulunmuştur. HY kinetik yıkılabilirlik değerleri arasında TYS'de a, b, c; SF'de a, b; SP'de ise a, b, c farksiyonlarında, TYS'de %2, %5, %8; SF'de %5, %8; SP'de %5'lik teorik pasaj hızlarında türler arasında farklılık görülmüştür. Kullanılan hiçbir yem maddesinde HK değerlerinde türler arasında farklılık görülmemiştir. En yüksek HK değeri 24. saatte SK'da mandada (%84,07), en düşük ise SP'de inekde (%63,96) olarak bulunmuştur. HK kinetik yıkılabilirlik değerleri arasında TYS'de c; SF'de a fraksiyonlarında, TYS'de %5, %8 teorik pasaj hızlarında türler arasında farklılık görülmüştür. Daisy İnkubatörde 48 saat inkübasyondan sonra yapılan NDF analizi ile belirlenen in-vitro yıkılabilirlik sonuçlarına göre SK ve SF'de türler arasında anlamlı bir fark gözlemlenmiştir. En yüksek sonuç SK'de (%98,59), en düşük sonuç ise SF'de (%90,28) olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, farklı soya ürünlerinin sindirilebilirliğinin mandalarda, ineklerden daha yavaş olabileceğini ve rumende ilk saatlerde KM parçalanabilirliğinin ineklerde mandalara göre daha hızlı olduğunu ortaya koymuştur. Ancak KM parçalanabilirliği, mandalarda daha ilerleyen saatlerde rumende ineklerden daha hızlı olmuştur. HP sindirilebilirliğinde SP gibi by-pass özelliği yüksek olan hammaddelerinin mandada rumen sindirilebilirliği diğer hammaddelere göre düşük olarak çıkmıştır. Numunelerin rumendeki inkübasyon süreleri uzadıkça HP sindirilebilirliği manda ineği yönünde pozitif olarak artmaktadır. Ayrıca TYS gibi yağ oranı yüksek hammaddelerde manda ineğinin HY sindiriminde sığır ineğine göre çok yüksek değerler vermiştir. Soya ürünlerinin mandalar ve inekler arasında karşılaştırmalı in-vivo, in-situ ve in-vitro yöntemleriyle yıkılabilirlik oranlarının belirlenmesi için daha fazla çalışmaya gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Manda, İnek, Soya, in-situ, Daisy inkubatör, Yıkılabilirlik
Etlik piliç rasyonlarında farklı kimyon düzeylerinin performans ve bazı kan parametreleri üzerine etkisi
Bu çalışmada etlik piliç yemlerine farklı düzeylerde katılan kimyonun büyüme parametreleri, karkas, bazı iç organ ağırlık ve uzunlukları ile bazı kan serum parametreleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada 200 adet Ross-308 etlik civciv, 4 tekerrürlü (10 hayvan/tekerrür) 5 gruba rastgele dağıtılmıştır. Bütün gruplar aynı rasyonla beslenmiş kontrol grubu yemlerine herhangi bir ilave yapılmamış diğer gruplara sırasıyla 2,5-5-10-20 g/kg düzeylerinde kimyon ilaveleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda gruplar arasında performans değerleri, iç organ ağırlıklarının karkasa oranları açısından gruplar arası önemli bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Kan parametrelerinden AST, ALT, HDL, Kolesterol, TOS değerleri açısından deneme grupları ile kontrol arasında farklılık görülmemiştir (p>0,05). TAS değeri açısından kontrol grubu ile deneme grupları arasında lineer bir etkileşim dikkati çekmiş, kontrol grubuyla 20 g/kg kimyon ilave edilen grup arasında önemli bir farklılık görülmüştür (p<0,05). Mortalite oranları açısından 20 g/kg kimyon ilave edilen grupta daha yüksek oranda ölüm görülmüştür. Sonuç olarak kimyon ilaveli rasyonlarla beslenen etlik piliçler üzerinde daha kapsamlı yapılacak çalışmalarla bu araştırma bulgularının geliştirilmesinde yarar olduğu düşünülmüştür.
Mısır tanesinde ham selüloz için nır kalibrasyonu oluşturulması
Yapılan bu çalışmada; Türkiye'nin belli coğrafi bölgelerinde üretilmiş olan mısır tanelerinin ham selüloz analiz değerlerinin tespit edilmesinde ilk kez NIR kalibrasyonu oluşturulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ülkemizin 7 il bölgesinden alınan toplamda 320 mısır numunesi alınmıştır. Öğütülen mısır numunelerinin hepsinden ayrı ayrı spektralar toplanmıştır. Çalışmanın devamında da Soxhlet-Henkel referans analizleri yürütülen mısır numuneleri için kalibrasyon çalışmaları yapılmıştır. Elde edilen kalibrasyon neticesinde kalibrasyon setinin r=0.6853; r2= 0.4696 tespit edilmiş ve Standart Sapma =0.4917şeklinde bulunmuştur. Validasyon setinde ise r=0.5894; r2= 0.3474 Standart Sapma = 0.5142 değerleri bulunmuştur. Kalibrasyon aralığı 1.966 olduğunda, validasyon aralığı 2.044 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Ülkemizin 7 il bölgesinden alınan numunelerde yapılan bu çalışmada geniş ham selüloz içeriği varyasyonuna sahip tane mısırlar için FT-NIR cihazında 500 veya daha fazla numune ile yapılacak çalışılmalar daha doğru kalibrasyon değerleri oluşturulabileceği görülmektedir.
Mısır tanesinde ham selüloz için nır kalibrasyonu oluşturulması
Yapılan bu çalışmada; Türkiye'nin belli coğrafi bölgelerinde üretilmiş olan mısır tanelerinin ham selüloz analiz değerlerinin tespit edilmesinde ilk kez NIR kalibrasyonu oluşturulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda, ülkemizin 7 il bölgesinden alınan toplamda 320 mısır numunesi alınmıştır. Öğütülen mısır numunelerinin hepsinden ayrı ayrı spektralar toplanmıştır. Çalışmanın devamında da Soxhlet-Henkel referans analizleri yürütülen mısır numuneleri için kalibrasyon çalışmaları yapılmıştır. Elde edilen kalibrasyon neticesinde kalibrasyon setinin r=0.6853; r2= 0.4696 tespit edilmiş ve Standart Sapma =0.4917şeklinde bulunmuştur. Validasyon setinde ise r=0.5894; r2= 0.3474 Standart Sapma = 0.5142 değerleri bulunmuştur. Kalibrasyon aralığı 1.966 olduğunda, validasyon aralığı 2.044 olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Ülkemizin 7 il bölgesinden alınan numunelerde yapılan bu çalışmada geniş ham selüloz içeriği varyasyonuna sahip tane mısırlar için FT-NIR cihazında 500 veya daha fazla numune ile yapılacak çalışılmalar daha doğru kalibrasyon değerleri oluşturulabileceği görülmektedir.
Mısır tanesinde nişasta analizi için nır kalibrasyonu oluşturulması
Bu araştırma Türkiye'nin yedi farklı coğrafi bölgesinden TMO ofislerinden getirilen toplam 320 (üç yüz yirmi) adet mısır numunelerinin nişasta değerlerinin kalibrasyonu NIR cihazı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada kullanılan mısır numuneleri Türkiye de mısır üretiminin yoğun olarak yapıldığı bölgelerden seçilmiştir ve laboratuvara getirilmiştir. Laboratuvara getirilen mısır numunelerinin öğütülmesi işlemi yapılmış daha sonra spektraları oluşturulmuştur. Bununla birlikte laboratuarda yaş kimyasal analiz yöntemleri kullanılarak nişasta değerleri bulunmuştur. Oluşturulan kalibrasyon setinin r=0.6410; r2= 0.4109 Standart Sapma = 4.4208 şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise r=0.5854; r2= 0.3427 Standart Sapma = 4.5662 değerleri elde edilmiştir. Kalibrasyon aralığı 44.53 bulunurken, validasyon aralığı ise 45.72. olarak bulunmuştur. Sonuç olarak bu araştırma sayesinde Türkiyenin 7 farklı bölgesini temsil edebilecek mısır tanesindeki nişasta miktarı FT-NIR cihazı kullanılarak kalibrasyonların bilimsel açıdan daha doğru sonuçlar vermesi için daha fazla miktarda numune ile çalışmaların yapılması gerektiği görülmüştür.
Mısır tanesinde nişasta analizi için nır kalibrasyonu oluşturulması
Bu araştırma Türkiye'nin yedi farklı coğrafi bölgesinden TMO ofislerinden getirilen toplam 320 (üç yüz yirmi) adet mısır numunelerinin nişasta değerlerinin kalibrasyonu NIR cihazı kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada kullanılan mısır numuneleri Türkiye de mısır üretiminin yoğun olarak yapıldığı bölgelerden seçilmiştir ve laboratuvara getirilmiştir. Laboratuvara getirilen mısır numunelerinin öğütülmesi işlemi yapılmış daha sonra spektraları oluşturulmuştur. Bununla birlikte laboratuarda yaş kimyasal analiz yöntemleri kullanılarak nişasta değerleri bulunmuştur. Oluşturulan kalibrasyon setinin r=0.6410; r2= 0.4109 Standart Sapma = 4.4208 şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise r=0.5854; r2= 0.3427 Standart Sapma = 4.5662 değerleri elde edilmiştir. Kalibrasyon aralığı 44.53 bulunurken, validasyon aralığı ise 45.72. olarak bulunmuştur. Sonuç olarak bu araştırma sayesinde Türkiyenin 7 farklı bölgesini temsil edebilecek mısır tanesindeki nişasta miktarı FT-NIR cihazı kullanılarak kalibrasyonların bilimsel açıdan daha doğru sonuçlar vermesi için daha fazla miktarda numune ile çalışmaların yapılması gerektiği görülmüştür.
Mısır tanesinde NDF analizi için nır kalibrasyonu oluşturulması
Bu araştırma, Türkiye'nin yedi farklı bölgesinden getirilen toplam 320 (üç yüz yirmi) adet tane mısır numuneside NDF değeri yönünden NIR kalibrasyonu oluşturulması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan mısır numuneleri, Türkiye'de mısır üretiminin yoğun olduğu illerden bizzat satın alınarak laboratuvara getirilmiştir. Laboratuara getirilen mısır numuneleri öğütülerek spektraları alınmıştır. Daha sonra laboratuvarda kimyasal maddeler kullanılarak NDF analizleri gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan kalibrasyon setinin r=0.3353; r2= 0.1124 Standart Sapma = 3.4691 şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise r=0.3447; r2= 0.1188 Standart Sapma = 3.1730 değerleri elde edilmiştir. Araştırmada kalibrasyon aralığı 5.415 olarak bulunurken, validasyon aralığı ise 6.538 olarak tesbit edilmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma ile Türkiye'nin bütün bölgelerini temsil edecek şekilde mısır tanesinde FT-NIR cihazında NDF kalibrasyonlarını bilimsel açıdan doğru sonuçlar vermesi adına daha fazla numune ile çalışmaların yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır
Mısır tanesinde NDF analizi için nır kalibrasyonu oluşturulması
Bu araştırma, Türkiye'nin yedi farklı bölgesinden getirilen toplam 320 (üç yüz yirmi) adet tane mısır numuneside NDF değeri yönünden NIR kalibrasyonu oluşturulması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kullanılan mısır numuneleri, Türkiye'de mısır üretiminin yoğun olduğu illerden bizzat satın alınarak laboratuvara getirilmiştir. Laboratuara getirilen mısır numuneleri öğütülerek spektraları alınmıştır. Daha sonra laboratuvarda kimyasal maddeler kullanılarak NDF analizleri gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan kalibrasyon setinin r=0.3353; r2= 0.1124 Standart Sapma = 3.4691 şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise r=0.3447; r2= 0.1188 Standart Sapma = 3.1730 değerleri elde edilmiştir. Araştırmada kalibrasyon aralığı 5.415 olarak bulunurken, validasyon aralığı ise 6.538 olarak tesbit edilmiştir. Sonuç olarak, bu araştırma ile Türkiye'nin bütün bölgelerini temsil edecek şekilde mısır tanesinde FT-NIR cihazında NDF kalibrasyonlarını bilimsel açıdan doğru sonuçlar vermesi adına daha fazla numune ile çalışmaların yapılmasına ihtiyaç bulunmaktadır
Mısır tanesinde ADF analizi için NIR kalibrasyonu oluşturulması
Bu araştırma, Türkiye'de ilk defa olmak üzere, mısır tarımının yoğun olarak yapıldığı yedi ayrı bölgeden toplanan 320 adet tane mısır numunesinde Asit Deterjan Fiber (ADF) düzeyinin belirlenmesinde NIR kalibrasyonunun oluşturulması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Toplanan 320 adet mısır numunesi önce öğütülmüş ve sonrasında her birinden ayrı ayrı spektralar toplanmıştır. Mısır numunelerinin kemometrik (yaş kimyasal) metotla referans analizleri yapılarak kalibrasyon çalışmaları yürütülmüştür. Araştırmada, bulunan spektralara ön uygulama olarak birinci türev gap 2 (first derivate gap 2) standart normal varyasyon (SNV) ve çarpımsal dağılım düzeltmesi (multiplicative scatter correction; MSC) uygulanılmıştır. Araştırmada ayrıca regresyon analiz metodu olarak PLS kullanılmıştır. Oluşturulan kalibrasyon setinin R=0.5544; R2= 0.3074 Standart Sapma = 0.6256 şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise R=0.4489; R2= 0.2015 Standart Sapma = 0.5623 değerleri elde edilmiştir. Kalibrasyon aralığı 1.074 olmuşken, validasyon aralığı 1.577 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; Türkiye'nin mısır tarımının yoğun yapıldığı 7 farklı bölgesinden toplanan tane mısırın ADF içeriği ile ilgili olarak kalibrasyon geliştirilmeye çalışılan bu araştırmada üzerinde çalışılan numune sayısı doğru ve güvenilir bir kalibrasyon için yeterli gelmemiştir. Bu yüzden daha kapsamlı ve daha fazla numuneyle yapılacak çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.
Mısır tanesinde ADF analizi için NIR kalibrasyonu oluşturulması
Bu araştırma, Türkiye'de ilk defa olmak üzere, mısır tarımının yoğun olarak yapıldığı yedi ayrı bölgeden toplanan 320 adet tane mısır numunesinde Asit Deterjan Fiber (ADF) düzeyinin belirlenmesinde NIR kalibrasyonunun oluşturulması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Toplanan 320 adet mısır numunesi önce öğütülmüş ve sonrasında her birinden ayrı ayrı spektralar toplanmıştır. Mısır numunelerinin kemometrik (yaş kimyasal) metotla referans analizleri yapılarak kalibrasyon çalışmaları yürütülmüştür. Araştırmada, bulunan spektralara ön uygulama olarak birinci türev gap 2 (first derivate gap 2) standart normal varyasyon (SNV) ve çarpımsal dağılım düzeltmesi (multiplicative scatter correction; MSC) uygulanılmıştır. Araştırmada ayrıca regresyon analiz metodu olarak PLS kullanılmıştır. Oluşturulan kalibrasyon setinin R=0.5544; R2= 0.3074 Standart Sapma = 0.6256 şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise R=0.4489; R2= 0.2015 Standart Sapma = 0.5623 değerleri elde edilmiştir. Kalibrasyon aralığı 1.074 olmuşken, validasyon aralığı 1.577 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; Türkiye'nin mısır tarımının yoğun yapıldığı 7 farklı bölgesinden toplanan tane mısırın ADF içeriği ile ilgili olarak kalibrasyon geliştirilmeye çalışılan bu araştırmada üzerinde çalışılan numune sayısı doğru ve güvenilir bir kalibrasyon için yeterli gelmemiştir. Bu yüzden daha kapsamlı ve daha fazla numuneyle yapılacak çalışmalara gereksinim bulunmaktadır.
Mısır tanesinde ham yağ analizi için NIR kalibrasyonu oluşturulması
Bu çalışmada ülkemizde ilk defa farklı bölgelerde üretilen mısır tanesinin yağ seviyesinin belirlenmesinde NIR kalibrasyonu oluşturulması hedeflenmiştir. Bu amaçla, Türkiye'nin 7 ayrı bölgesinden toplam 320 mısır numunesi toplanmıştır. Öğütülmüş numunelerin her birinden spektralar toplanmıştır. Daha sonrasında Soxhlet-Henkel referans analizleri yapılan mısır numuneleri için kalibrasyon çalışmaları yürütülmüştür. Oluşturulan kalibrasyon sonucunda kalibrasyon setinin r=0.6853; r2= 0.4696 Standart Sapma =0.4917şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise r=0.5894; r2= 0.3474 Standart Sapma = 0.5142 değerleri elde edilmiştir. Kalibrasyon aralığı 1.966 olmuşken, validasyon aralığı 2.044 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; bu çalışma ile Türkiye'nin 7 ayrı bölgesinde yetişen oldukça geniş bir ham yağ içeriği varyasyonuna sahip tane mısırlar için FT-NIR cihazında tatmin edici kalibrasyonlar şekillendirilebileceği gösterilmiştir.
Mısır tanesinde ham yağ analizi için NIR kalibrasyonu oluşturulması
Bu çalışmada ülkemizde ilk defa farklı bölgelerde üretilen mısır tanesinin yağ seviyesinin belirlenmesinde NIR kalibrasyonu oluşturulması hedeflenmiştir. Bu amaçla, Türkiye'nin 7 ayrı bölgesinden toplam 320 mısır numunesi toplanmıştır. Öğütülmüş numunelerin her birinden spektralar toplanmıştır. Daha sonrasında Soxhlet-Henkel referans analizleri yapılan mısır numuneleri için kalibrasyon çalışmaları yürütülmüştür. Oluşturulan kalibrasyon sonucunda kalibrasyon setinin r=0.6853; r2= 0.4696 Standart Sapma =0.4917şeklinde değerleri alınmış, validasyon setinden ise r=0.5894; r2= 0.3474 Standart Sapma = 0.5142 değerleri elde edilmiştir. Kalibrasyon aralığı 1.966 olmuşken, validasyon aralığı 2.044 olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak; bu çalışma ile Türkiye'nin 7 ayrı bölgesinde yetişen oldukça geniş bir ham yağ içeriği varyasyonuna sahip tane mısırlar için FT-NIR cihazında tatmin edici kalibrasyonlar şekillendirilebileceği gösterilmiştir.
Süt ineklerine kuru dönem boyunca organik krom ilavesi yapılmasının erken laktasyon süt verimi ile ana ve buzağı bağışıklığı üzerine etkileri
Bu araştırma, süt ineklerinin rasyonlarına kuru dönem boyunca organik krom ilavesi yapılmasının erken laktasyon süt verimi ile ana ve buzağı bağışıklığı üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, geçiş döneminde olan Holştayn ırkı 45 baş süt ineği beklenen buzağılama tarihlerinden önceki 60. günde, Kontrol (K) (Hiçbir uygulama yapılmamıştır.); Pozitif Kontrol (PK) (Çalışma başı ve doğuma bir ay kala birer doz Levamizol uygulanmıştır.) ve Uygulama (U) (TMR'ye hayvan başı 5 g/gün organik krom uygulanmıştır.) şeklinde üç eşit gruba ayrılmıştır. Bu hayvanların buzağıları da ait oldukları gruplarda değerlendirilmiştir. Çalışmada hematoloji (hemoglobin, hematokrit yüzdesi, MCV, MCH, MCHC, trombosit miktarı, MPV, total alyuvar sayısı), immunoloji (total lökosit sayısı, lenfosit sayısı, nötrofil sayısı, monosit sayısı, total Ig G), biyokimya (ALT, AST, ALP, GGT, NEFA, BHBA, Glikoz) ve verim parametreleri (305 günlük toplam ve ortalama süt verimleri, bir laktasyon boyu toplam ve ortalama süt verimleri, sağımda geçen gün sayısı, ortalama süt verimi, pik süt verimi, ortalama kolostrum total Ig G miktarı) değerlendirilmiştir. Anaç hayvanlardan doğum öncesi 60., 45., 30., 15. ve 7. günlerde; doğum gününde ve doğum sonrası ilk iki günde kan örnekleri alınmıştır. Ayrıca buzağılardan da doğum günü ve sonraki iki günde aynı şekilde kan örneği alınmıştır. Kolostrum Ig G miktarının belirlenmesi için kolostrum örnekleri de toplanmıştır. Yapılan çalışmada buzağılama öncesi dönemde gruplar arası anaç hayvanların monosit sayısı ve glikoz konsantrasyonları K grubunda U grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuş (p<0,05), diğer parametrelerde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Buzağılama döneminde ise hematokrit yüzdesi ve total alyuvar sayısı U grubunda anlamlı biçimde düşük (p<0,05); monosit sayısı haricinde tüm bağışıklık sistemi hücre sayıları (TLS, LS ve NS) U grubunda anlamlı biçimde düşük (p<0,05); bunun aksine total Ig G miktarı yanında serum glikoz düzeyi de bu dönemde U grubunda anlamlı biçimde yüksek (p<0,05) bulunmuştur. Buzağılama sonrası MCH, ALT ve AST aktiviteleri ve serum glikoz konsantrasyonu 1. Günde, AS 2. Günde, HT ise her iki günde de gruplar arası farklılık göstermiştir (p<0,05). Buzağılara ait parametrelerde ise doğum gününde MCH, Total lökosit sayısı, nötrofil sayısı ve ALT aktivitesi; doğumdan sonraki günlerde MCV ve total lökosit sayısı diğerlerinde anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,05). Süt parametreleri açısından bakıldığında U grubunda SGG değeri K grubuna göre anlamlı biçimde daha düşük çıkarken (p<0,001) ancak diğer süt verimi parametreleri ile kolostrum Ig G miktarı değişiklik göstermemiştir. Sonuç olarak, rasyona krom ilavesinin doğum gününde alyuvar sayısı ve hemoglobin üretimine olumlu etkiler gösterdiği, serum biyokimya parametrelerinde ise önemli bir değişime neden olmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında uygulama grubunda SGG düzeyinin düşmesi; doğum öncesi krom ilavesinin daha erken gebe kalınmasına yol açabileceği ve optimal SGG ile laktasyonu tamamlayabileceği düşünülmüştür. Ancak etkilerin daha ayrıntılı incelenebilmesi için daha detaylı çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.
Süt ineklerine kuru dönem boyunca organik krom ilavesi yapılmasının erken laktasyon süt verimi ile ana ve buzağı bağışıklığı üzerine etkileri
Bu araştırma, süt ineklerinin rasyonlarına kuru dönem boyunca organik krom ilavesi yapılmasının erken laktasyon süt verimi ile ana ve buzağı bağışıklığı üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla, geçiş döneminde olan Holştayn ırkı 45 baş süt ineği beklenen buzağılama tarihlerinden önceki 60. günde, Kontrol (K) (Hiçbir uygulama yapılmamıştır.); Pozitif Kontrol (PK) (Çalışma başı ve doğuma bir ay kala birer doz Levamizol uygulanmıştır.) ve Uygulama (U) (TMR'ye hayvan başı 5 g/gün organik krom uygulanmıştır.) şeklinde üç eşit gruba ayrılmıştır. Bu hayvanların buzağıları da ait oldukları gruplarda değerlendirilmiştir. Çalışmada hematoloji (hemoglobin, hematokrit yüzdesi, MCV, MCH, MCHC, trombosit miktarı, MPV, total alyuvar sayısı), immunoloji (total lökosit sayısı, lenfosit sayısı, nötrofil sayısı, monosit sayısı, total Ig G), biyokimya (ALT, AST, ALP, GGT, NEFA, BHBA, Glikoz) ve verim parametreleri (305 günlük toplam ve ortalama süt verimleri, bir laktasyon boyu toplam ve ortalama süt verimleri, sağımda geçen gün sayısı, ortalama süt verimi, pik süt verimi, ortalama kolostrum total Ig G miktarı) değerlendirilmiştir. Anaç hayvanlardan doğum öncesi 60., 45., 30., 15. ve 7. günlerde; doğum gününde ve doğum sonrası ilk iki günde kan örnekleri alınmıştır. Ayrıca buzağılardan da doğum günü ve sonraki iki günde aynı şekilde kan örneği alınmıştır. Kolostrum Ig G miktarının belirlenmesi için kolostrum örnekleri de toplanmıştır. Yapılan çalışmada buzağılama öncesi dönemde gruplar arası anaç hayvanların monosit sayısı ve glikoz konsantrasyonları K grubunda U grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulunmuş (p<0,05), diğer parametrelerde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Buzağılama döneminde ise hematokrit yüzdesi ve total alyuvar sayısı U grubunda anlamlı biçimde düşük (p<0,05); monosit sayısı haricinde tüm bağışıklık sistemi hücre sayıları (TLS, LS ve NS) U grubunda anlamlı biçimde düşük (p<0,05); bunun aksine total Ig G miktarı yanında serum glikoz düzeyi de bu dönemde U grubunda anlamlı biçimde yüksek (p<0,05) bulunmuştur. Buzağılama sonrası MCH, ALT ve AST aktiviteleri ve serum glikoz konsantrasyonu 1. Günde, AS 2. Günde, HT ise her iki günde de gruplar arası farklılık göstermiştir (p<0,05). Buzağılara ait parametrelerde ise doğum gününde MCH, Total lökosit sayısı, nötrofil sayısı ve ALT aktivitesi; doğumdan sonraki günlerde MCV ve total lökosit sayısı diğerlerinde anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,05). Süt parametreleri açısından bakıldığında U grubunda SGG değeri K grubuna göre anlamlı biçimde daha düşük çıkarken (p<0,001) ancak diğer süt verimi parametreleri ile kolostrum Ig G miktarı değişiklik göstermemiştir. Sonuç olarak, rasyona krom ilavesinin doğum gününde alyuvar sayısı ve hemoglobin üretimine olumlu etkiler gösterdiği, serum biyokimya parametrelerinde ise önemli bir değişime neden olmadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında uygulama grubunda SGG düzeyinin düşmesi; doğum öncesi krom ilavesinin daha erken gebe kalınmasına yol açabileceği ve optimal SGG ile laktasyonu tamamlayabileceği düşünülmüştür. Ancak etkilerin daha ayrıntılı incelenebilmesi için daha detaylı çalışmalara gereksinim duyulmaktadır.