
67
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Çini yüzeylerde görülen Vakvak üslubu ve örnek uygulamalar
Efsaneye göre vakvak adasının yine aynı isimde olağanüstü bir ağacı bulunmaktadır. Arap kaynaklı oluşan bu efsane toplumlar arasında anlatılarak nesillere aktarılmış ve bu geçiş sürecinde her dönem üzerine eklemeler yapılmıştır. Efsanenin gelişimi içinde insanlığın merakını körükleyen, gezgin ve denizcileri seyahat etmeleri konusunda motive eden anlatılar; sanat tarihi ve çeşitli bilim dalları açısından yol gösterir nitelik kazanmıştır. Arap ve Avrupa asıllı kaynakların değişkenlik gösteren anlatımlarıyla vakvak'ın doğuşuna yönelik çalışmaların konusu, ulaşılan eser ve kaynak yönüyle ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Vakvak'ın belirli dönemlerde popülerlik kazanmasıyla o dönem üretilen eser uygulamalarında, üslubu kabul görmüştür. Pek çok sanat alanında kullanılan vakvakın bilhassa çini yüzeylerde dekorlamaları incelenmiştir. Bu sayede vakvak üslubunun farklı kültürlerle etkileşiminin eserlere yansıması izlenmiş, Türk kültürünün üsluba etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Yapılan araştırma ve incelemeler doğrultusunda vakvak üslubu, tez çalışması içinde gerçekleştirilen yeni çini tasarımlı uygulamalara aktarılmıştır.
Elbistan halıları ve özgün halı tasarımları
Kahramanmaraş ili el sanatları alanında özellikle dokumacılıkta geçmişten günümüze gelişim göstermiş illerimizden biridir. Bölgede yaşayan Türkmenler koyun yetiştiriciliğine bağlı yaylak-kışlak hayatı gereği el sanatlarına bilhassa dokumacılığa büyük katkı sağlamışlardır. Türkmen yerleşkesi olan Elbistan ilçesi Osmanlı'dan günümüze kıl çadırlarıyla ve kirkitli dokumalarıyla meşhurdur. Araştırmanın konusu olarak Kahramanmaraş iline bağlı Elbistan ilçesi geleneksel halı dokumaları seçilmiştir. Araştırma kapsamında Elbistan ilçesinde alan araştırması sonucu 80 halı tespit edilip ele alınmıştır. Bu dokumalar motif, renk ve kompozisyon özeliklerine göre her bir dokuma için hazırlanan eser bilgi formlarına işlenmiştir. Bu bilgiler çizelgelere aktarılıp analiz edilmiştir. Yöre halılarının her biri için motif analizi yapılarak Nedgraphics Texcelle programında çizimi yapılmıştır. Elbistan halılarının motif ve kompozisyon özellikleriyle birlikte yörede yapılan kazılarda çıkan eserler esin kaynağı alınarak 5 adet halı tasarımı uygulanmıştır. Ayrıca termik santral temalı tasarımlardan 3 adet deneysel dokuma üretilmiştir. Bölgede geçmiş dönemlerde meslek grubu olarak görülen halı dokumacılığı günümüzde icra edilmemektedir. Araştırma bölgedeki halı dokumacılığını yeniden canlandırma ve halı motiflerinin çizilerek gelecek nesillere aktarılması bakımından önemlidir.
17. ve 18. yüzyıl Osmanlı kitap sanatlarında çiçek motiflerinin katı' sanatında yorumlanması
Osmanlı kitap sanatlarının en temel motiflerinden biri olarak kullanılan ve bitkisel motiflerden olan çiçekler önemli bir yer tutar. Bu araştırmada köklü bir geçmişe sahip olan Osmanlı kitap sanatlarının 17. ve 18. yüzyılda Batılılaşma hareketleri ile başlayan ve ilk olarak kültür hayatında kendini hissettiren yarı natüralist ve natüralist bezeme etkilerinin kitap sanatları içindeki durumunu ortaya koymayı hedeflemektedir. Yapılan araştırma kitap süsleme sanatlarından tezhip, minyatür, cilt ve katı' sanatında kullanılan natüralist ve yarı natüralist çiçek desenlerinin araştırılması, belgelenmesi, tanıtılması ve sonrasında yeni tasarımlarla uygulama yapılmasını amaçlanmaktadır. Yapılan araştırmalardan esin kaynağı olarak 9 adet özgün katı' çalışma üretilmiştir.1 adet reprodüksiyon çalışma tüm aşamaları ile anlatılarak çalışılmıştır. Araştırma; dönemdeki kullanılan çiçekleri ortaya koyma açısından ve araştırmacılara esin kaynağı alma açsısından önemlidir.
Cumhuriyet Döneminde Antalya'da ipekböcekçiliği eğitimi(1926-1960)
Anadolu'ya ilk defa Bizans İmparatorluğu zamanında girmiş olan ipekböcekçiliği önceleri Marmara bölgesinde daha sonraları Akdeniz kıyıları ve Diyarbakır dolaylarına yayılmış, Osmanlı İmparatorluğu'nun Bursa'yı başkent ilan etmesinden sonra Bursa ve İzmit civarında da büyük gelişme göstermiştir 1 . 16.yüzyılın ortasına doğru, refah düzeyinin yükselmesi, halkın iyi giyinme arzusuyla birlikte ipekli dokumacılığı çeşitlenmiştir. Bursa'dan başka İstanbul, Edirne, Amasya, Denizli, İzmir ve Konya gibi yerlerde ipek dokumacılığı yapılmaya başlanmıştır. 19.yy ilk yarısından itibaren Bursa'da buhar gücüyle çalışan makinelerle ipek iplik çekimi yapan filatür fabrikalarının kurulmasıyla dünya koşullarına ayak uydurulmaya başlanmıştır. 19.yy' da Osmanlı sınırları içerisinde 160'a yakın fabrika kurulmuştur2. Filatür fabrikalarının kurulması, el mancınıklarıyla ipek ipliği çekmekte olan küçük işletmelerinin kapanmasına yol açmıştır. Ancak bu durum bir yandan da, fabrikaların ihtiyaç duyduğu çok miktarda kozanın üretilebilmesi için, halkı ipekböcekçiliğine yönlendirmiştir. 1888 yılında Düyun-u Umumiye İdaresi tarafından Bursa ile çevre bölgelerdeki ipekböcekçiliğini ıslah etmek amacıyla "Harir Darü't-Talimi" ismi verilen bir İpekçilik Okulu'nun kurulmasına karar verilmiştir. Fransa'ya eğitim için gönderilen Kevork Torkumyan'ın müdürlük yaptığı okul ilk yıl 12 öğrenciyle eğitime başlamıştır. Önce iki yıllık daha sonra bir yıllık kurs olarak eğitime devam eden okul, öğrencilerini sınavla almıştır. 1922 yılına kadar Harir Darü't –Talimi'den 2032 kişi ipekböcekçiliği diploması almıştır. 1921 yılını takiben önceleri Duyun-u Umumiye İdaresi tarafından Bursa'da açılan eski Harir Darü't-Talimi, İpekböcekçiliği Mektebi adı ile yeniden İktisat Vekâleti tarafından Türkiye'nin Edirne, Diyarbakır, Antalya, Denizli, bölgelerinde kurulmuştur. 1928 senesinde Yenikapı'da "Antalya İpekböcekçiliği Mektebi", 1938 senesinde de Antalya'nın ilçesi Alanya'da da "Alanya İpekböcekçiliği Mektebi" kurulmuştur. Antalya İpekböcekçiliği Mektebi 1926–1935 Seneleri arasında 178 öğrenci mezun etmiştir. Okulun etkisiyle ipekçiliğe ilgi artırılmış ve 1949'da Antalya'da yaş koza üretimi 112. ton olarak gerçekleşmiştir. 1930'da gerçeklesen 63 tonluk üretimle kıyaslandığında üretimin iki katına çıkmış olduğu görülür. Bu sonuç, İpekböcekçiliği Mektebi'nin katma değeri yüksek olan ipek üretimiyle şehir ekonomisine yaptığı katkının bir göstergesidir.
Sakarya'da yaşayan Kınalı muhacirlerinin yastık dokumalarında görülen desenlerin araştırılması
Türkler, tarih boyunca Balkanlar'a yerleşmiş ve bu coğrafyada varlıklarını sürdürmüşlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlardaki en parlak dönemi, Çirmen Savaşı'ndaki zaferle başlamıştır. Osmanlı Devleti, iskân politikası çerçevesinde halkının bir kısmını bu topraklara yerleştirmiştir. Bu bağlamda, Konya'dan Makedonya'nın Kınalı köyüne Karamanoğulları Beyliği'ne mensup bir Türk topluluğu göç etmiştir. Göç eden bu topluluk, kapalı bir yaşam tarzını benimseyerek kültürel unsurlarını korumuş ve özellikle kendilerine özgü yemek, merasim ve dokuma geleneklerini sürdürmüştür. Balkanlar'da uzun yıllar yaşayan Türkler, Balkan Savaşları'nın Osmanlı aleyhine sonuçlanmasıyla Türkiye'ye doğru göç etmeye başlamıştır. Bu süreçte Marmara Bölgesi'nin Sakarya gibi çeşitli illerine yerleşen ve kendilerini "Kınalı muhacirleri" olarak tanımlayan bu topluluk, köylerinden ayrılırken yanlarında taşıyabildikleri tüm eşyalarını getirmiş ve kültürlerini gelecek nesillere aktarma çabasına girmiştir. Bu çalışma, Kınalı muhacirleri topluluğuna ait el dokuması yastıklarını kapsamlı bir şekilde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında, gerekli izinler alınarak aileler ziyaret edilmiş, eser analizleri gerçekleştirilmiş ve sözlü görüşmeler yapılmıştır. Kınalı muhacirlerinin geçmişte kullandıkları dokuma tekniklerine ilişkin bulgulara ulaşılmaya çalışılmış, elde edilen bilgiler literatür taramalarıyla desteklenmiştir. Ayrıca, Kınalı muhacirlerine ait yastık dokumaları üzerine yapılan literatür araştırmaları sonucunda bu alanda oldukça sınırlı bilgiye ulaşıldığı tespit edilmiştir. Bu nedenle, söz konusu çalışma, Kınalı muhacirlerine ait el sanatlarının korunarak gelecek kuşaklara aktarılmasına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışma, Kınalı muhacirlerine ait altı adet yastık dokuması detaylı bir şekilde inceleyerek desenlerin belgelenmesi, yorumlanması ve geleceğe aktarılması bakımından alana katkı sunmayı hedeflemektedir.
Mardin yöresi palaz dokumaları
Anadolu farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve bu durum beraberinde dokumacılık başta olmak üzere bölgede birçok el sanatının icra edilmesine zemin hazırlamıştır. Dokumacılığın Anadolu'da Neolitik dönemden beri var olduğunu kanıtlayan arkeolojik buluntular mevcuttur. Ortaya çıkarılan ilk kumaş parçaları ve dokuma aletleri dokumacılık tarihi hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Bu buluntular geçmiş ile günümüz arasında bağ kuran en değerli kültürel miraslarımızdan birisini oluşturur. Geçmiş dönemlerde Anadolu'nun birçok merkezinde üretilen geleneksel el dokumalarının günümüzde üretimi azalmıştır. Buna rağmen belli bölgelerde eski dokuma örneklerine hala ulaşılabilmektedir. Bu bağlamda yapılan alan araştırması sonucu; Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Dicle ve Fırat nehirleri arasında, Yukarı Mezopotamya toprakları üzerinde kurulan Mardin ilinde dokunmuş eski el yapımı palaz (merş) dokumalar tespit edilmiştir. Bu çalışmada; palaz dokumaların tarihsel gelişimi ve Mardin yöresinde dokunan örneklerin tarihi hakkında bilgiler verilmiştir. Tespit edilen eski ve yeni palaz dokuma örnekleri alan araştırması sırasında yerinde incelenerek belgelendirilmiştir. İncelenen 83 adet palaz dokuma kullanım amaçlarına göre gruplandırılmıştır. Bununla birlikte dokumalar hammadde, renk, desen, kompozisyon, teknik ve benzeri özellikler açısından incelenmiştir. Bu dokumaların belgelenmesi; hakkında yeterli bilgi ve örneğe ulaşılamayan palaz dokumacılığı hakkında alana katkı sağlayan bir kaynak olması açısından önem arz etmektedir.
İzmit Pertev Mehmed Paşa Cami, Orhan Cami, Hüseyin Paşa Camii ve Yumurtacı Camii hazirelerinde bulunan mezar kitâbelerinin hat sanatı yönüyle incelenmesi
Bu çalışmayla, İzmit ilçesinde bulunan dört tarihî Osmanlı Cami hazirelerindeki Mezar taşlarının günümüz Türkçesine transkripsiyonu yapılarak, kitâbelerde bulunan eski yazıların hat sanatı bakımından detaylı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda, kitâbelerin ait olduğu merhum/merhumelerin kimlik bilgileri analiz edilerek, tez çalışması içerisinde, görsel veriler ışığında kataloglama yapılmıştır. Katalog kısmında Mezar taşının bugünkü durumundan, kitâbede kullanılan Hat çeşidine; Şahidenin ölçüsünden kitâbe metninin edebî içeriğine kadarki bilgi ve bulgular detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Cami hazirelerinde yapılan saha çalışmalarında kaydedilen bulgular ile akademik kaynaklardaki veriler arasında karşılaştırma yapılarak, zaman içerisinde hazirelere kazandırılan yeni kitâbelerin varlığı üzerine görsel kaynaklar eklenerek güncelleştirme yapılmıştır. Buna örnek olarak; sayın Osman Nuri Cebe'nin Şubat/2015 tarihinde yayımlanan "İzmit Mezar Kitâbeleri" adlı çalışmasında Yumurtacı Camii ve Pertev Mehmed Paşa Cami hazirelerinde bulunan Mezar taşlarının sayı ve adetlerinin, bu tez çalışması bağlamında elde edilen Mezar taşı sayısından daha az olduğu incelenmiştir. Çalışmaya konu olan "Orhan Cami", "Hüseyin Paşa Cami", "Pertev Mehmed Paşa Cami (Yenicuma)" ve "Yumurtacı Cami" hazirelerindeki Mezar taşlarının Hat sanatı bağlamınca akademik anlamda daha önce hiç çalışılmamış olması üzerine, gerekli saha çalışması yapılarak, alanla ilgili kaynak ve literatür taraması detaylı bir şekilde tamamlanmıştır. Kitâbelerde bulunan eski yazılar hem görsel verilerle hem de Hat Sanatı açısından yapılan değerlendirme ve yorumlamalarla desteklenerek, akademi dünyasına katkı sağlaması amaçlanan bir çalışma ortaya konulması hedeflenmiştir.
Hattat Mehmed Şevket Vahdetî Efendi'nin hayatı ve eserleri
Mehmed Şevket Vahdetî Efendi, Osmanlı hat sanatının önde gelen isimlerinden biri olarak, Mustafa Râkım ekolünün güçlü temsilcilerindendir. Otuz sekiz yıllık kısa ancak etkileyici yaşamı boyunca, sanatındaki başarısını ortaya koyan özgün eserler üretmiştir. Hattat, ressam ve hakkâk olarak gösterdiği başarılarla tanınan Vahdetî Efendi'nin, Ayasofya, Nuruosmaniye, Bursa Ulu Câmii ve Nallı Mescit gibi önemli yapılarda eserleri bulunmaktadır. Vahdetî Efendi, yalnızca bir sanatkâr değil, aynı zamanda Osmanlı devlet yönetiminde de görev almış bir şahsiyettir. Hat sanatı alanındaki önemli katkılarının yanı sıra, Osmanlı Devleti'nin ekonomi tarihi açısından da iz bırakmış bir hattattır. Osmanlı'nın ilk resmi bankası olan Bank-ı Osmani-i Şahane'nin ilk banknotlarının tasarım ve hâk işlerinin Vahdetî Efendi'ye verilmesi, onun sanatındaki yetkinliğini ve tasarım becerisini göstermektedir. Vahdetî Efendi'nin hat sanatına kattığı özgünlük, bu çalışmanın temelini oluşturmuştur. Ulaşılabilen eserleri incelenerek bu alandaki başarısı vurgulanmaya çalışılmıştır.
Sakıp Sabancı Müzesinde bulunan 101-0183 envanter numaralı En'âm-ı Şerîfin muhtevası ve Türk kitap sanatları açısından incelenmesi
Kur'ân-ı Kerîm'in nüzûlü ve kitap haline getirilme süreci İslâm yazısının ve kitap sanatlarının gelişimi açısından oldukça önem arz etmektedir. Yazının sanat boyutuna ulaşması, yazıyı süslemek ve muhafaza etmek hasebiyle etrafında başka sanatların da gelişmesine yol açmıştır. Hat, tezhip, ebru ve cilt sanatı başlıca söyleyebileceğimiz örneklerdendir. Bu minvalde meydana gelen yazma eserlerin birçok nüshası sanat eseri değeri taşımaktadır. Kutsal kitaba verilen kıymet ve saygı çerçevesinde seçili âyet ve sûreler zaman içerisinde hem ayrı cüzler halinde hem de duâ mecmuaları dahilinde farklı şekillerde yazılarak En'am-ı Şerif, Delâʾil-i Hayrât ve Evrad-ı Şerif gibi yazma eserlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Geçmişten itibaren birçok hattat tarafından yazılmış olan bu eserler günümüzde özel ve kişisel koleksiyonlarda, müze ve arşivlerde muhafaza edilmektedir. Henüz gün yüzüne çıkarılıp araştırılmamış çoğu eser zikrettiğimiz alanların vitrin ve raflarında incelenmeyi beklemektedir. Bu çalışmada Sakıp Sabancı Müzesi Kitap Sanatları ve Hat Koleksiyonunda mevcut olan Hattat Mehmed Şakir'e ait 101-0183 envanter numaralı En'âm-ı Şerîf, sanatlı el yazmaları ve muhtevâsı açısından incelenerek tanıtılmaya çalışılacaktır. Eserin hattatı, dönemi, aynı türdeki yazmalarla benzerlik ve farklılıkları, yazı çeşitleri, süslemelerinde kullanılan motif ve unsurlar ele alınacaktır. En'âm-ı Şerîfler adını Kur'ân-ı Kerîm'de var olan En'âm Sûresinden almaktadır. En'âm sûresinin içeriği incelenerek bu duâ mecmualarının çok yazılmış olmasının olası sebepleri araştırılmaya çalışılacaktır.
Yayınlanmış minyatür konulu kitaplarda Nakkaş Osman ve Levni'ye ait gemi tasvirlerinin desen analizi
Bu tezde, Osmanlı dönemi minyatür sanatında dönemlerinde üslup oluşturmuş, Nakkaş Osman ve Levni'nin (Abdül Celil Çelebi) yazma eserlerde yer alan gemi tasvirleri ele alınmıştır. Nakkaş Osman ve Levni'ye ait gemi tasvirlerinin tespit edilmesi amaçlanmış olan bu çalışmada, İncelenen gemi tasvirleri günümüzde yayınlanmış basılı kaynaklardaki minyatür konulu kitaplar referans alınarak seçilmiştir. Bu çalışmada öncelikle, Osmanlı döneminin 16.yüzyılına damga vurmuş nakkaşhanenin sernakkaşı Nakkaş Osman ile batılılaşma tesirlerinin yaşandığı 18.yüzyılın sanatkârı Levni'nin Osmanlı minyatür sanatına kattığı üslup özellikleri incelenmiştir. Bu bağlamda sanatkârların eserlerindeki gemi tasvirleri kompozisyonlar içerisinde tespit edilmiş, çizimleri yapılarak resimlenmiştir. Gemi tasvirlerinin minyatürde kompozisyon içinde nerede konumlandırılmış oldukları, sahnedeki yönü ve duruş pozisyonu, çeşidi ve rengi değerlendirilmiştir. Ayrıca gemi üzerindeki bitkisel ve geometrik bezemelerde çizilmiş ve karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışma nihayetinde, farklı dönemlere ait bu sanatkârların çizmiş oldukları gemi görselleri bugün mevcut olan ve Deniz Müzesi Komutanlığı'nda (Beşiktaş) sergilenen 16. yüzyıla ait gemi ile karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma bize minyatürlerdeki gemi çizimlerinin gerçeğe yakın resmedildiğini göstermiş olup minyatürlerin belge olma niteliğini güçlendirmiştir. Tez çalışmasının konusu itibari ile kendisinden sonra yapılacak bilimsel ve sanatsal araştırmalara kaynak olarak cevap verebilmesi hedeflenmekte olup, çalışmanın daha büyük kitlelere ulaşması için kitap olarak basılması amaçlanmaktadır.
Sakarya'da yaşayan Kınalı muhacir kadınlarının evlilik törenlerinde giydiği giysiler
Osmanlı İmparatorluğu'nun Balkanlar'dan 1912-1913 yıllarında çekilmesiyle birlikte Türkiye'ye göç eden Kınalı muhacirleri, burada sürdürdükleri kültürü Türk kültürüyle harmanlayarak özgün bir giyim kültürü oluşturmuşlardır. Kınalı muhacir kadınlarının evlilik törenlerinde giydikleri bu giysiler çeşitli parçalardan oluşmaktadır. Bu parçalara örnek olarak gelin entarisi, mağraması, gümüş kemer, ceket (salta), içe giyilen gömlek, don ve gelin başlığı verilebilir. Hazırlanan tezde Makedonya'dan Sakarya'ya göç eden Kınalı muhacirlerine ait evlilik törenlerinde kullanılan geleneksel giysi ve aksesuarları incelenmiştir. İncelemeler sırasında Kınalı muhacir aileleri ziyaret edilerek, aile büyükleriyle sözlü görüşmeler gerçekleştirilmiş ve bu görüşmelerde geleneksel gelinliklerin günümüzde sadece kına gecelerinde ve önemli günlerde giyildiği, genç kızların artık bu giysileri tercih etmediği belirlenmiştir. Ayrıca, geleneksel el sanatlarından olan Makedon (Kınalı) gelin entarisinin dokuma ve süsleme tekniklerini, malzeme ve aksesuar üretimini yapan kişilerin giderek azaldığı tespit edilmiştir. Tez, dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, Makedonya'nın tarihi ve coğrafi özellikleri detaylı bir şekilde incelenmiş; Makedonya'da Türklerin tarihi, Kuzey Makedonya'nın Manastır şehri ve bu bölgeden Türkiye'ye yapılan göçler ele alınmıştır. Ayrıca, Sakarya ilinde yaşayan Kınalı Muhacirleri ve Makedonya Türklerinin kültürel özellikleri üzerinde de durulmuştur. İkinci bölümde, Sakarya'da yaşayan Kınalı Muhacirlerinin geleneksel törenleri incelenmiştir. Bu törenler arasında sünnet, kına gecesi, düğün törenleri ve duvak açımı gibi önemli ritüeller yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise, Kınalı Muhacirlerinin evlilik törenlerinde giydikleri giysiler, bu giysilerin malzeme özellikleri, renk seçimi, süsleme unsurları ve desen özellikleri detaylı bir biçimde incelenmiştir. Gelinlik olarak kabul edilen giysi ve aksesuarlar, her bir öğe üzerinden aşamalı olarak açıklanmıştır. Dördüncü bölümde ise, eser analizine yer verilerek, tespit edilen kıyafetlerin kumaş, süsleme, dikim teknikleri, kesim özellikleri ve genel teknik nitelikleri incelenmiştir. Bu bağlamda, Kınalı muhacir kadınlarının giysi kültüründeki zenginliği ve çeşitliliği bilimsel yöntemlerle inceleyerek, bu değerli kültür ürünlerini belgelemek ve gelecek nesillere aktarılması hedeflenmiştir. Tez çalışmasında elde edilen bilgiler ve görsel verilerin bu alanda çalışan kişiler için önemli bir kaynak olması hedeflenmektedir.
Müzehhip Kanbur Hasan Çelebi'nin İ.Ü. Nadir Eserler Kütüphanesi A.6549 envanter numaralı Mushaf-ı Şerif'inin tezhip sanatı açısından incelenmesi
Tarihi kitap sanatları içinde Orta Asya Türklüğüne kadar uzanan, kâğıdın icadı ve Kur'an-ı Kerim'in Mushaf haline getirilmesiyle yüzyıllar içinde renk ve motif bakımından zenginleşen tezhip sanatı, gelişerek sanatkârlar tarafından çok kıymetli ve sanat zevki bakımından müstesna eserler meydana getirilmiştir. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi Nadir Eserler Kütüphanesi ve Türk İslam Eserleri Müzesi bünyesinde birçok Mushaf, el yazması ve matbu eserleri korumaktadır. Yüksek lisans tezi olarak yürütülen bu çalışmada, Hafız Osman hattı müzehhip Kanbur Hasan Çelebi'ye ait olan İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi'nin A.6549 envanter numaralı Mushaf-ı Şerif'i XVII. yüzyıl tezhip sanatı açısından incelenmiş bu bağlamda aynı hattat ve müzehhibe ait Türk İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan XVII. yüzyıla ait 405 envanter numaralı Mushaf-ı Şerif'in tezhipli alanlarıyla karşılaştırılmıştır. Çalışma esnasında eserlerin görsellerine ve eskiz çizimlerine yer verilmiştir. Bilhassa eserde bulunan serlevha tezhibi, ketebe sayfası tezhibi, yüz on dört adet sure başı tezhibi ve yüz kırk bir adet Mushaf gülü tezhibi incelenmiş, bu bağlamda Mushaf gülleri form ve motif özellikleri bakımından gruplandırılmıştır. Sekiz farklı gruba ayrılan Mushaf güllerinden biri sadece ikili olduğu için farklı ele alınmıştır. Tezhipli alanlarda bitkisel motifler ağırlıklı kullanılmış bunun yanı sıra rumi motifi de sıkça görülmüştür. Eserin tüm tezhipli alanları motif, kompozisyon, renk ve işçilik bağlamında bütünlük sağlamaktadır. Müze ve kütüphanelerde bulunan Mushafların kataloglarının yapılması, içerdikleri hat, cilt, tezhip, ebru sanatları bakımından incelenmesi araştırmacılar için faydalı olacaktır.
Mimar Vedat Tek'in İstanbul yapılarındaki çiniler
Birinci Ulusal Mimarlık akımının en önemli mimarlardan biri olan Mimar Vedat Tek'in eserlerinde ve ulusal mimarlık anlayışında milli mimariye dönük modernize edilmiş yenilikler göze çarpar. Vedat Tek, mimaride farklı alanlarda kullandığı çinileri ön planda tutmuştur. Osmanlı mimarisinde dış cephede az sayıda çini kullanımına karşılık Mimar Vedat Tek, değişen çağda toplumsal gerekliler dolayısıyla yeni şehirleşme düzenine göre yapılan çağdaş Osmanlı binalarının cephelerinde çini süsleme sanatını ön planda uygulayarak eski ile yeni arasında çağdaş bir Osmanlı sentezi ortaya koymuştur. Batı'dan aldığı eğitimi kendine özgü üslubuyla harmanlayarak mimari eserlerinde yansıtmıştır. Eserlerinin bezenmesinde çiniyi ön planda tutmuştur. Çinilerini, ünlü Kütahya çini ustası Hafız Mehmed Emin Efendi'ye yaptırmıştır. Yapılan çalışmada Mimar Vedat Tek' in tasarımını yaptığı ve bunların iç ve dış cephelerinde çini süsleme uyguladığı, hepsinde Osmanlıda 19. Yüzyıl sonları 20. Yüzyıl başlarında ortaya çıkan Türk Neo Klasik sanat akımı görülen Posta ve Telgraf Nezareti (Büyük Postane), Hobyar Mescidi, Tapu ve Kadastro Müdürlüğü Binası (Defter-i Hakani Nezareti), Akaretler Milli Emlak Dükkânı, Vedat Bey Evi (Vali Konağı), Sabit Bey Muradiye Han, Liman Han (Mes'adet Han), Haydarpaşa Vapur İskelesi, Moda İskelesi Binası ele alınmış, bunlardaki çini süslemelerin desen analizleri yapılarak Osmanlının bu son dönemindeki çini sanatının özellikleri ortaya konulmuştur. İlgili makamlardan izin aldıktan sonra Mimar Vedat Tek'in eserlerinde kullanmış olduğu çiniler günümüz teknolojisinden yararlanılarak tespit edilmiş, üzerlerindeki desenlerin tipolojileri yapılmış, bu suretle Osmanlı döneminin son dönemindeki ve aynı zamanda Türk Neo Klasik olarak adlandırılan üsluptaki çini sanatının özellikleri aydınlatılarak gelecek nesillerin bu konuyu anlamaları ve değerlendirmeleri sağlanmıştır. Hazırlanan tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Mimar Vedat Tek'in hayatı ve yapıları araştırılmıştır. Yapılardaki çinilerin 20.yy. Kütahya çiniciliği, Hafız Mehmed Emin Efendi tarafından yapıldığı hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde dokuz binanın yapılarının tarihçesi ve fotoğraflarıyla birlikte anlatımı katalog halinde tasnif edilmiştir. Tez uygulamalar, sonuç ve kaynakça, özgeçmiş ile bitmektedir. Anahtar Kelimeler: Vedat Tek, Mimar, Çini, Desen
Türk hat sanatının mümtaz hafızası: M. Uğur Derman
Osmanlı Devleti'nin hüküm sürdüğü altı asır süresince gün geçtikçe tekâmül seviyesi artan hat sanatının en iyi örnekleri İmparatorluğun son dönemlerine aittir. Bu devlet devrini tamamlayıp Cumhuriyet ilan edildikten sonra, Osmanlı döneminde başlayan Batılılaşma hız kazanmış, yapılan inkılâplarla birçok yeniliğe kapı açılırken geleneksel kültürden de günbegün uzaklaşılmıştır. Özellikle önceleri bizzat padişahların hâmîlik ettiği hüsn-i hat sanatı yıllar içinde gözden düşerek, eski şâşasını yitirmiştir. Bu süreçte birçok kabiliyetli hattat işsiz kalmış ya da geçimlerini sağlamak adına farklı meslek dallarına yönelmişlerdir. Osmanlı bakiyesi meşhur Hattat Necmeddin Okyay'ın, 1930'lu yıllar için sıklıkla dile getirdiği "Hattatız demeye korktuğumuz yıllar" ifadesi vaziyetin ciddiyetini göstermektedir. 1955 yılında Necmeddin Okyay'a talebe olan genç üniversite öğrencisi Uğur Derman, zaman içinde kendini gelenekli sanatlar câmiasının içinde bulmuş ve sıkı sıkıya bağlanmıştır. Necmeddin Hoca'dan ta'lîk hattının yanı sıra diğer kitap sanatları hakkında da birçok bilgi edinmiştir. Son dönem Osmanlı hat sanatını ve bir dönemin bu alana bakışını birebir ilk ağızlardan dinleyen Derman, yıllar sonra bu zor günleri neşrettiği makalelerle yeni nesle aktarmıştır. Bununla beraber, hüsn-i hat ve ebrû sanatlarını, Osmanlı mimarisini, dönemin aydınlarını ve farklı birçok konuyu ele alan 40'ı kitap olmak üzere 500'ü aşkın yayınıyla ulaşılması güç bir başarıya imza atmıştır. Makale, söyleşi, bildiri ve konferanslarıyla hat sanatının geçmiş ve bugününe köprü vazifesi gören Prof. Uğur Derman'ın genelinde Türk kültürüne, özelinde ise hat sanatına katkıları bu çalışmanın temelini oluşturmaktadır. Bu araştırmada, Derman'ın çalışmaları hakkında bilgi verilerek her yerde ulaşılamayacak sanat eserleri, talebeleri ve hocaları konu edilmiştir. Ayrıca alan hakkındaki görüşleri ve bir zamanların usta sanatkârlarıyla yaşanan hâtırâlarına yer verilmiştir.
Anadolu yüncü kilimlerinde görsel algı yanılsamaları (Balıkesir bölgesi)
Çalışmanın ana amacı, Gestalt Algı Kuramı şekil-zemin ilişkisinin havsız kirkitli dokumalar üzerindeki ilişkisini incelemektir. Araştırma süresince elde edilen verilerin ve ulaşılan sonuçların halı kilim tasarımı eğitim öğretim süreçlerinde kullanılabilmesini sağlamak ve bu konu ile ilgili daha sonra yapılacak çalışmalarda öncül olmak amaçlanmaktadır. Cavit Binbaşoğlu (1992, s.34 )' na göre algı, nesne ve olaylara karşı organizmanın yaptığı anlamlı, sistemli ve toptan bir tepkidir. Bu sebeple algı kısmen öğrenmeye dayalı bir kişilik tepkisidir. Doğal olarak kişinin algısına göre görme değişebilmektedir. Önder Yağmur (2014, s.149-151)'a göre, Görsel algılama ve anlamlandırmada en önemli psikolojik kuramlardan biri olan Gestalt Algı Psikolojisi, 1910'da Max Wertheimer, Kurt Koffka ve Wolfgang Köhler tarafından oluşturulmuştur. Gestalt teorisi şekil-zemin ilişkisi, yakınlık, benzerlik, tamamlama, devamlılık ve basitlik olmak üzere altı bölüme ayrılmaktadır. Bu bölümler, algı psikolojisinin tasarımdaki önemini vurgulamak amacı ile, çalışmada ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tez çalışmasında sanat eğitiminde önem taşıyan görsel algının, tasarım üzerindeki etkileri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede Balıkesir bölgesindeki Yüncü Kilimlerindeki havsız kirkitli dokumalarda motif, tasarım, renk ve şekil zemin ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. Dokumaların incelenmesinin yanında temel tasarım, tasarım ilkeleri, Görsel algılamada belirliliği sağlayan ilkeler, algı psikolojisi gibi kavramlar araştırılmıştır. Ulaşılmak istenen hedefler; Bakmak ve görmek arasındaki farkı okuyucuya aktarmak, görme ve algılama ilişkisini kavramak, dokumalar üzerindeki algı yanılsamalarını fark ettirmek ve Gestalt Algı Kuramının kirkitli dokumalardaki önemini vurgulamaktır. Araştırmada varılan sonuçta, toplam yirmi dokuz adet kilime ulaşılmıştır. Balıkesir'in yüncü köyleri gezilmiştir. Köylerde dokuma geleneği bitmiştir. Atalardan kalan kilimler üzerinde, görsel algı yanılsamasına zemin hazırlayan öğelerin olduğu belirlenmiştir. Bu öğelere ayrıntılı biçimde çalışmada yer verilmiştir.
Taraklı bez dokumalarında görülen motiflerin Anadolu'da yayılımı (Batı Karadeniz çevresi)
Taraklı Sakarya İline bağlı; tarihini, kendine ait kültürünü devam ettirmiş, tarihi dokusunu halen içinde barındıran, demografik yapısı ile ayrıcalık gösteren bir ilçe niteliğindedir. Demografik açıdan bakıldığında Taraklı' da yaşayan birçok etnik grup bulunmaktadır. Bu etnik gruplar Taraklı İlçesine göç eden konar-göçer topluluklardır. Bu göç alan yerler arasında Batı Karadeniz Bölümü de bulunmaktadır. Taraklı, önemli ticaret güzergâhı içerisinde bulunması sebebiyle ticaretin gelişmesi ile birlikte bu etnik grupların kendilerine has kültür öğelerinin de göç etmesine bağlı olarak el sanatlarının gelişmesine katkı sağlamıştır. Taraklı İlçesinde bulunan el sanatları; demircilik, dokumacılık, semercilik, urgancılık, yabacılık, saraçlık, mutaflık, kaşıkçılık, kunduracılık, bastonculuk ve tarakçılıktır. Bu el sanatları arasında yer alan dokumacılığın kökeni eskiçağlara dayanmaktadır. Evlerde kurulu bulunan ağaç dokuma tezgâhlarında halkın kendi ihtiyaçları doğrultusunda dokuma türleri dokunmaktadır. Taraklı İlçesinde yapılan bez dokuma türleri şu şekildedir; Don Bezi, Örtü Bezi ve Çarşaf Bezi'dir. Kültürler arasındaki benzerlik mimariden el sanatlarına, bez dokumalarından yüzeydeki motiflere kadar göstermektedir. Güzeli bulma arayışı içinde olan insanoğlu, görsel açıdan zenginliği önemsemiş ve kullandıkları eşyaların yüzeyine kendilerini simgeleyen ya da kendi kültürünü benliğini anlatan biçimler yerleştirmişlerdir. Bu biçimler dokuma yüzeyinde terim anlamı bakımından motife(yanış) denk gelmektedir. Taraklı Bez Dokumalarındaki motiflerin Anadolu'ya olan yayılımını ele alarak göç yollarının tesbit etmek maksadıyla motiflerin etnik yapıları arasında bir bağ olduğu göstermektir. Çünkü semboller tarihi bir dünyaya doğru açılmaları oluşturmaktadırlar. Bu bağlamda etnik yapının araştırılması ile yola çıkılmış göç gerçeğinin sadece insanların üzerindeki etkisi değil onlarla birlikte, beceri yetisinin ve kültürlerinde beraberinde mekan değiştirdiği gerçeğinin ortaya konmasıdır. Bu sebeple göç sadece göç veren yerleri değil göç alan yerleri de etkilemektedir.
Hafız Şirazi Divanı'nın Türkiye yazma eserler kurumuna kayıtlı ("06 HK 1006", "45 HK 2658" ve "06 HK 262" arşiv numaralı) nüshalarının tezyini açıdan incelenmesi
Kültürel miras insanın binlerce yıllık tecrübesi içinde biriktirdiği, geliştirdiği, kuşaktan kuşağa aktararak günümüze getirdiği zenginlikler bütünü olarak tanımlanmaktadır. Bu çerçevede kitap sanatları da bir medeniyetin sanat anlayışını geçmişten geleceğe aktarmada önemli bir miras olarak görülmektedir. Yazma eserlerin ciltleri, tezhipli, minyatürlü sayfaları yani süsleme sanatlarının bulunduğu sayfalar incelenip analiz edilerek dönem özellikleri ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmada 13. yüzyılda yazılan ve 19. yüzyıla kadar el yazması olarak çoğaltılmaya devam edilen Hâfız Şems ed-dîn Muhammed Şîrâzî (720-788/1320-1396)'nin yazmış olduğu "Divan" adındaki eserin 06 hk 1006, 06 hk 262 ve 45 hk 2658 arşiv numaralı nüshaları tezyini yönden incelenerek analiz edilmesi amaçlanmıştır. Günümüzde kullanılan adı Hafız Şirazi Divanı olan yazma eserin çeşitli kütüphanelerde bulunan elliyi aşkın nüshası bulunmaktadır. Bu yazma eserlerin bir kısmına tezhip ve minyatürlerle bezemeler yapılmış olsa da hiçbir süsleme unsuru olmayan nüshaların da bulunduğu bilinmektedir. Bu çalışmada incelenecek olan nüshalarda bazı sayfalar minyatürlerle bezenmiştir. Yöntem ise verilerin toplanması, analizi ve yorumlanması olarak belirlenmiş ve belgelenerek alana katkı sağlaması hedeflenmiştir.
Karatay Medresesi süslemelerinin desen ve tasarım özellikleri
Konya Karatay Medresesinin Süslemelerinin Desen ve Tasarım Özellikleri konulu tez çalışmasında yapının tezyinatını, motiflerini ve işçiliğini görsel anlamda ifade etmekle beraber, özünde barındırdığı anlamı kavramak, ayrıca bu zenginliğini uygulamalar ile yansıtma çabasını içermektedir. Medreseler, Türklerin İslamiyet'e geçişten sonra geliştirdikleri mimari yapılardandır. Anadolu'da Selçuklu dönemine ait medreseler geniş Anadolu coğrafyasına yayılmış olmasına rağmen çoğunluğu Konya çevresindedir. Medreseler mimari yapısı ile açık avlulu ve kapalı avlulu olarak değerlendirilir ayrıca kendi içlerinde de farklılıklar göstermektedirler. Gelişen mimarinin yanında Uygurlardan, Karahanlı, Gazneli ve Selçuklularla gelişen çini sanatı ve sırlı tuğla Anadolu'ya gelmiş ve Anadolu Selçukluları ile Osmanlı döneminde çini sanatı daha iyi bir noktaya taşınmıştır. Bu dönemin mimari süslemesinde mozaik çini ve tuğla-taş işçiliği özellikle minareler, mihraplar, kemerler, eyvanlar ve kubbelerde dikkati çekmektedir. Üç bölüm halinde sunulan bu çalışmanın; Birinci bölümünde, Anadolu Selçuklu Devletinde medrese mimarisi, yazı ve tezyini unsurlar, özelliklerine göre sınıflandırılarak incelendi. İkinci bölümde, Konya Karatay Medresesi tarihi, yapısı, mimari özellikleri ve tezyinatı kataloglama yapılarak bilgisayar destekli çizim ve görseller ile oluşturuldu. Ayrıca kubbe kuşağında bulunan zemini bezemeli düğümlü kufi mozaik çini yazının diğer mimari yapılarda benzer örnekleri bu bölümde ayrı bir başlık adı altında sunuldu. Uygulamaların yer aldığı üçüncü bölümde Karatay Medresesi ve Anadolu Selçuklu yapılarında kullanılan motiflerden çıkışlı tasarımlar Corel Draw ve Rhinoceros programlarında görselleştirilmiştir. Desen çizimi bilgisayarda yapılan tasarımların çini uygulamaları yapılmış ayrıca CNC teknolojisi de kullanılmıştır. Bilgisayar destekli tasarımların Geleneksel Türk Sanatlarında etkin kullanımına vurgu yapılmıştır. "Değerlendirme ve Sonuç" bölümünde, Karatay Medresesi'nin tezyinat yönünden önemi, benzer yapılardaki süsleme özellikleri ile karşılaştırılmıştır. Karatay Medresesinin Anadolu Selçuklu mimarisi içindeki yeri belirlenmeye çalışılmış ve tespitlerimiz genel bir yorumla belirtilmiştir.
16. yy Üsküdar tarihi camilerinde yer alan hat eserleri ve hattatları
16. yüzyılda Osmanlı Devleti siyasi gücünün yanı sıra kültür sanat alanında da zengin bir temele sahipti. İslam medeniyetinin en ihtişamlı imparatorluğu olan Osmanlı Devleti hâkimiyeti altındaki topraklarda adaletli, hoşgörülü olmasının yanı sıra güzide mimarisi ve sanat dolu bir anlayışa sahip olması batı dünyası için önemli bir örnek teşekkül etmiştir. Böylesine eşsiz zenginliğin sanatsal anlamda en güzel örnekleri ise Osmanlı devletine uzun süre başkentlik yapan İstanbul'dadır ve şehir içinde, Osmanlı Devletinin uzun süren hükümdarlığından dolayı güzide yapılarıyla pek çok sayıda cami inşa edilmiştir. Camiler, çeşmeler, mezar taşları, bina cepheleri hüsn-i hat ile süslemektedir. İstanbul asırlardan beri Hüsn-i Hat Sanatı alanında da dünyaya başkentlik yapmıştır. Hat sanatının, hem Kur'an sanatı olması hem de kutsal kitap olan Kur'an'a verilen değerden dolayı İslam kültüründe özel ve manevi bir değeri vardır. Bu nedenle sure veya ayetler mimari yapılara özenle nakşedilmiştir. Mevzubahis mekânların başında camiler yer alır. Bu sebeple böyle bir değere başkentlik yapmış İstanbul'un Üsküdar ilçesinde yer alan '16. yy Üsküdar Tarihi Camilerinde Yer Alan Hat Eserleri ve Hattatlar' başlıklı araştırma konusu belirlenirken bu değerler esas alınmıştır. Araştırılan dönemde toplam 18 cami tespit edilmiştir. Ancak yazı bakımından değerlendirilebilecek 12 cami incelenmiş ve 15 hattat belirlenmiştir. Diğer camilerde yazı bakımından değerlendirilebilecek eserler tespit edilemediğinden, listeye alınmamıştır. Kitabe, levha, sıva üstü kalemişi uygulamaları ve cami takımı diye de adlandırılan lafzatullah, ism-i nebî, Çehâr yâr-ı güzîn ve hasaneyn levhaları dâhil olmak üzere toplam 67 esere rastlanmıştır. Bunlar; Selman Ağa, Gülfem Hatun, Mihrimah Sultan, Çakırcı Hasan Paşa (Doğancılar), Solak Sinan, Valide-i Atik, Murat Reis, Şemsi Ahmet Paşa (Kuşkonmaz), Debbağlar (Tabaklar), Kurban (Kurbağı) Nasuh, İmrahor (Mirahur) ve Aziz Mahmut Hüdâi camilerinde yer almaktadır. İncelenen levha, kitabe ve sıvaüstü kalemişi uygulamalarının bazılarının hattat imzası yer almamaktadır. Hattat imzası bulunmayan ve kaynaklarda da yer almayan bazı kitabe ve levhaların hattatları tespit edilememiştir. Bu tez kapsamında ele alınan hat sanatı unsurları süsleme tarihi açısından geçmişten geleceğe yansıyan birer belge niteliğindedir. Bu belgeler farklı yüzyıllardaki yazı sanatında adım adım oluşmuş, sonucunda kurallı bir yapıya dönüşmüş halinin gelecek yıllarda da izlenebilmesini ve değerlendirilmesini sağlayacaktır.
İstanbul Kadıköy ilçesinde bulunan tarihi camilerde yer alan hat eserleri ve hattatları
İstanbul yüzyıllarca Osmanlı Devletinin başkenti olarak kültür ve sanat alanında önemli bir yere sahip olmasının yanı sıra, İslam sanatları bakımından da çok büyük bir önem taşımaktadır. İslam sanatları alanında da camiilerin, mescitlerin çeşmelerin, mezar taşları gibi mimari eserlerin yoğun olarak bulunduğu şehirlerin başında gelmektedir. Hüsn-i hat eserleri dini yapılara özenle nakşedilmiştir. Bu eserler önemleri itibarı ile güzel yazı sanatının gelişimini ve farklı yazı stillerinin zaman içindeki değişimlerini de gözler önüne sermektedir. Bu nedenle İstanbul'un Kadıköy ilçesinde yer alan tarihi camiilerinde hat eserleri ve hattatları başlıklı araştırma konusu belirlenirken hattatlar, yazı stilleri, yazının tarihi gelişimi baz alınmıştır. Kadıköy bölgesi içinde yüzyıl ayırımı yapılmaksızın Çehâr Yâr-ı Güzîn, kitabe,levha,sıva üstü ve kalem işi uygulamaları yapılmış toplam 75 esere rastlamıştır. Hüsn-i Hat sanatı açısından değerlendirilebilecek, Kethüda Camii, İbrahim Ağa Camii, Osman Ağa Camii, Cafer Ağa Camii, Sultan III. Mustafa İskele Camii, Sahrayı Cedid Camii, Zühtü Paşa Camii, Galip Paşa Camii, Tütüncü Mehmet Efendi Camii, Mustafa Zihni(İstasyon) Camii, Suadiye Camii, Bostana Kuloğlu Camii, Rasim Paşa Camii, Moda Camii, Söğütlü Çeşme Camii, İhsaniye Camii olmak üzere toplam da 16 camii tespit edilmiştir. Tespit edilen levha, sıva üstü, kalem işi, kitabe gibi eserlerin bazılarında hattat imzası yer almamaktadır. Araştırılan kaynaklarda da yazının hattatı belirtilmediğinde bu konu muallakta kalmaktadır. Hattatı bilinen eserlerde, hattatın döneminde yazı sanatına önemli eserler kazandırdığı tespit edilebiliyorsa; yazı sanatı açısından önemli bilgi ve belgelere ulaşılabilmeyi sağlamak ve belki de yıllarca unutulmuş bir eserin yeniden sanat tarihine kazandırılması mümkün olmaktadır. Yapılan incelemeler sonucu imzası okunabilen ama hayatı hakkında bir bilgiye ulaşılamayan hattatın nasıl bir eser oluşturduğu da görülebilmektedir. Tespit edilen bazı eserlerin restorasyon geçirdikten sonra, restorasyon işinin ehli olmayan kişilere verilmesinden kaynaklı, orijinal hallerinden uzak, estetikten yoksun bir hale geldikleri de görülebilmektedir. Araştırma sonuçlarının elde edilmesi, önemli bilgi ve belgelere ulaşılması bugün gibi gelecekte de bu eserlerin doğru şekilde değerlendirilmelerine ışık tutacaktır.
Sahrayıcedit Mezarlığında bulunan kitabeli mezar taşları
Estetiği yaşam biçimi olarak kabul eden Osmanlı kültürü bu karakteristik özelliğini, birçok sanat dalını bir arada kullanarak mezar şahidelerine de çok güzel yansıtmış ve bu topluma ayrıcalıklı bir kültür mirası olarak bırakmıştır. Öyle ki Osmanlıda mezarlıklar hiçbir zaman taş yığınlarından ibaret olmamış, bu dünyanın bittiğini gösteren bir nevi geçiş kapısı gibi işlenmiştir. Mezarlıklarda bulunan servi ağaçları, mesire alanlarını anımsatırken şahidelerdeki yazıların güzelliği, manevi ahengi ve taş işçilikleri açık hava müzesinden esintiler sunmuştur. Bu ahenkle, hem insanların ruhları rahatlatılmış hem de ölümün varlığını kabullenerek yaşamaları sağlanmıştır. Bugün mermer yığınlarından ibaret olan mezarlıklarda sayıları giderek azalan bu şahideler incelendiğinde, ortaya birçok sanat eseri çıkmaktadır. Çokça bulunan bu mezarlıklardan sadece bir tanesi olan Sahrayıcedit Mezarlığı da bu sanat eserlerinden onlarcasına ev sahipliği yapmaktadır. Mevcut olan bu çalışma çoğu sanat eseri düzeyinde olan kaybolmaya yüz tutmuş bu şahidelerin özellikle hat sanatı açısından incelenmesi ve kayıt altına alınarak bir nebze olsun korunabilmesi adına ortaya çıkarılmış bir çalışmadır. 1845 ile 2015 tarihleri arasına yayılan 237 mezar şahidesi bireysel olarak incelenmesinin yanı sıra toplu olarak da ele alınmıştır. Bu süreçte başlık sembolleri, süslemeler, metin ifadeleri ve en önemlisi hat sanatının tarihsel gelişimi gözlemlenebilmiştir.
Hatice Turhan Sultan Türbesinin çini pano analizleri
Dini ve sivil mimaride önemli bir bezeme unsuru olan çini sanatının yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişi vardır. Estetik bir değer olarak yapıları süsleyen çini sanatı Osmanlı döneminde doruk noktasına ulaşmıştır. 17. yüzyıl Osmanlı yapılarından olan Hatice Turhan Sultan Türbesi teze konu edilmiş içerisinde yer alan çini panolar değerlendirilmiştir. Ayrıca türbe kavramı, Osmanlı mimarisi, Türk çini sanatı gibi konulara da yer verilerek tezin kapsamı genişletilmiştir. Çalışmada, türbede yer alan çini panolar kompozisyon, renk, konum ve vaziyet olarak incelenmiş, restorasyon öncesi ve sonrası halleri görseller ile belgelenmiştir. Ele alınan çini panolarının autocad programında çizimleri yapılmış, photoshop programında boyamaları gerçekleştirilmiştir. Aynı dönemlerde yapılan farklı yapılardaki benzer çini panolarının karşılaştırmaları yapılmıştır. Yıllarca bu tarz yapılarda yer alan çiniler çalınmış, yağmalanmış ya da kaybolmuşlardır. Bu olayların yaşandığı yerlerden biri olan Hatice Turhan Sultan Türbesi çinilerinden bazıları çalınıp bulunmuş olsa da türbede çinili yüzeylerde eksik kısımlar hala mevcuttur. Bu nedenle çini panolar ile ilgili çizim ve görsellere bolca yer verilmiş olup bundan yıllar sonra araştırma yapmak isteyecek kişilere rehber olacak bir kaynak oluşturulması hedeflenmiştir. Kültürel mirasımız olan bu sanat; geçmişten günümüze ulaşan eşsiz bir değerdir. Hak ettiği şekilde korunması ve ileriki nesillere güzel bir şekilde aktarılması temennimizdir.
18. yüzyıl Türk minyatür sanatında kadın figürü
Kadın temalı figürler ilk çağlardan beri sıklıkla kullanılmış, kimi zaman ana tanrıçayı, kimi zaman bereketi, kimi zaman efsanevi aşklara konu olmuş âşığı temsil etmiştir. Türk sanatı içerisinde ise, ayrı dönemlerde, ayrı coğrafi alanlarda, ayrı inanışlarda ve ayrı şekilde tasvir edilmiştir. Eski Türk topluluklarının göçebe yaşamı kadını sosyal hayata dâhil etmiş; kadın ve erkek birbirlerini tamamlamış, aralarında eşitlik sağlamışlardır. Ancak Türk toplumunun yerleşik hayata geçip, Arap, Fars, Bizans kültürleri ile irtibat kurması, kadının sosyal konumu önemli ölçüde değişmiştir. Kadın erkeğin gerisinde kalarak, yaşamın tüm alanlarından geri çekilmeye ve ev içi işleriyle ilgilenmeye yönlendirilmiş, giderek gözlerden uzak, toplumdan izole bir yaşama zorlanmıştır. Bu durum kadının tasvir sanatlarından geri çekilmesiyle eş zamanlı olmuş ve kadın figürü giderek az sayıda çalışmaya konu edilmiştir. Bu tezde 18. yüzyıl kapsamında Osmanlı minyatüründe kadın figürü ele alınmıştır. Osmanlı kadını birçok konuda homojen olmayan bir yapıya sahiptir ve bu çeşitliliği günümüze taşıyan belgelerden biri, yapılmış olduğu dönemi en iyi şekilde yansıtan, en önemli görsel veri durumunda olan minyatürlerdir. Çalışmada 18. yüzyıl içinde yapılmış, çeşitli albümler ve kıyafetnameler içindeki minyatürlerde yer alan kadın figürleri referans alınarak; kadının yaşamı, sosyal durumu, konumu, giyim kuşamı ile ilgili özellikler saptanmaya çalışılmış, figürler dönemin koşullarıyla ilişki kurularak incelenmiştir. Dönem içerisinde minyatür sanatında kadın figürünün hangi konular içinde nasıl resmedildiği, ne gibi roller yüklendiği analiz edilmiş, kadın figürünün ele alınış biçimi tespit edilmeye çalışılmış, minyatürlerin üslup özellikleri ortaya konulmuştur. Tespit edilen kadın figürleri, kronolojik sıra ile düzenlenmiş, kategorize edilmiş, gelişimi izlenmiştir. 18. yüzyıl içinde yapılmış kadın figürlerini konu alan minyatürler aracılığı ile yapılan bu çalışmanın, kadın tarihi yazımına katkı sağlaması, farklı disiplinler arasında bağ oluşturup benzer çalışmalara ışık tutması hedeflenmektedir.
Sakarya İli- Kaynarca ilçesi kilim dokumacılığının günümüzdeki durumu
Geleneksel Türk El sanatlarımızdan, kirkitli dokumalar Orta Asya'dan Anadolu'ya konar-göçer aşiretler tarafından taşınmıştır. Geçmişte yatak örtüsünden beşiğine, tuz torbasından yer yaygısına kadar kilim dokuma tekniği ile üretilen ürünler, hemen hemen ülkemizde her bölgede yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Tarihsel süreç içinde kilim üretiminin yapıldığı yerlerden biri de Sakarya iline bağlı Kaynarca ilçesidir. Kaynarca ilçesinde kilim dokuma sanatını başlatan kişiler yerli halk "Manav" olarak da bilinen kişilerdir. Ne yazık ki Kaynarca kilimlerinin günümüzde ki üretimi bitmiş durumdadır. Kilim üretiminin yapıldığı köylerde dahi kilim bulmak artık çok zordur. Kaynarca ilçesinde dokunmuş olan kilimler genellikle yer yaygısı olarak kullanılmak için dokunmuştur. Dokumalar aynı zamanda evlilik çağına gelmiş gençlerin çeyizine konulmak amacıyla da üretilmiştir. Yapılan alan araştırmasında yörede dokunmuş olan kilimlerin desen özelliklerine göre isimlendirilmiş 15 farklı kilim türüne rastlanmıştır. Bunlar; halı-kilim, kandilli kilim, çubuklu, çöp kilimi, yeşilli, pulluk, naktarlı, kilim, küplü kilim, iriağaç, yarımdünya, nakışlı, güllü, parmaklıdır. Bu kilimlerde kullanılmış olan desenler bitkisel ve geometrik temele dayanmaktadır. Motiflerin nereden esinlenildiği ve anlamlarının ne olduğu ile ilgili bilgi verebilen kişiler çok azdır. Kaynarca ilçesinde dokunmuş olan kilim örneklerinde kullanılan teknik; ilikli kilim tekniğidir. Dokumalarda atkı ve çözgü ipi olarak keten ve yün ipi kullanılmıştır. Kilimlerin eni minimum 106cm. ile maksimum 256cm. arasında değişmektedir. Boyları ise; minimum 261cm ile maksimum 363cm arasında değişmektedir. Yörede dokunan kilimlerde kullanılmış olan zemin ve bordür motiflerinde kırkayak, sivişme, sığırsidiği, naktarlı, pulluk, parmaklı, yol, iri ağaç, çiçek, beşparmak, şişe, yeşilli, gül, küplü gibi isimler kullanılmıştır. Sakarya ili Kaynarca ilçesi kilim dokumacılığının geçmişi baz alınarak günümüze kadar bozulmadan gelebilen kilimlerin örneklerinin teknik ve desen özelliklerinin analizi yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sakarya, Geleneksel Dokuma, Kilim, Motif, Teknik.
İslamiyet öncesi Türk toplumlarında evren sembolleri
İnançlar ve din eski Türklerin evren düşüncesinin temelinde yer almış böylelikle, bu toplumlar da bu soyut kavramları somutlaştırma ihtiyacı doğmuştur. Bu somutlaştırma yeryüzündeki çeşitli unsurlara atfedilerek sembollere yansımıştır. Buna bağlı olarak bu toplumlar merkez olan eksen ile dünya düzenini oluşturmuşlardır. Eski Türkler de ilk zamanlarda korkularına, sorularına, bilinmezliğe mana verme arayışına girdiği için; yaşadığı dünyayı, gök kubbe ve yeraltını tasvir eden evren düşüncesine varmıştır. Hazırlanan tezde eski Türklerin inanç kökenli devlet anlayışıyla oluşan, hükümdarlarına bağlı olan bu toplumların, yaşam şartları ve inançlarının işleyişi ve değişimi araştırılarak, düşünce sistemlerinin anlaşılması hedeflenmiştir. Eski Türkler düşünce sistemlerinde oluşturdukları unsurların (dağ, ağaç, direk ve kutup yıldızı) mitolojik anlam taşımaları sayesinde, sembollerde evreni nasıl algıladıklarını göstermektedir. Bu bağlamda konunun bölümlerinde yer alan bu unsurlarla eski Türk toplumlarının evren düşünceleri araştırma konusunun da ayrıntılı anlatılmasına ışık tutmaktadır. Bu konu yazılı kaynaklardan elde edilen bilgilerle yazılmıştır. Araştırmacıların arkeolojik kazılardan eski Türklere ait elde ettikleri nesnelere yansıyan sanatlarından kronolojik sırasıyla tarihsel süreç çerçevesinde yaşamlarını, inançlarını, düşünceleri ve hayat felsefeleri incelenmiştir. Eski Türklerin evren sembollerinden ve mitolojilerinden yola çıkılarak evreni algılayış biçimlerinin sonsuz ve sınırsız olduğu düşüncesine varılmıştır. Bu bağlamda eski Türklerin dünya ve uzay anlayışları biçimlenerek sınırlar oluşturulmuştur. Başlangıçta insanların yeryüzünü su içerisinde düşünceleri değişmiş zamanla evren unsurları artmış ve her birine kutsallık atfedilmiştir. Bu toplumların genel olarak anlayışları değişiklik gösterse de merkezi düşünce sistemlerinin temelinde evren düşünceleri kurulmuştur.
Dr. Emel Esin koleksiyonunda bulunan yazma kitapların tezhip, cilt ve minyatür açısından incelenmesi
Türklerin kitap sanatlarına olan ilgisi Orta Asya'dan günümüze kadar gelişimini sürdürerek gelen ve hala devam eden en önemli mirasımızdır. Bu uzun süreç içerisinde en güzel örnekleri Osmanlı Devleti döneminde yapılmıştır. Osmanlı Devletinin kuruluşundan sonra 15.yüzyıl da en belirgin gelişimlerini gösteren kitap sanatlarımız 16.yüzyılda klasikleşmiş ve en güzel örneklerini vermiştir. Günümüzde gelenekli kitap sanatlarımızı barındıran örneklerden bir kısmı da Dr. Emel Esin koleksiyonunda mevcuttur. Şimdiye kadar araştırılmamış olan bu eserler tez konusu olarak seçilmiştir. Bu bağlamda tez konusu olarak Dr. Emel Esin'in vasiyeti üzerine kurulmuş olan ve kendi koleksiyonunu bağışladığı Tek-Esin Vakfı'na ait kütüphânesinde bulunan dokuz yazma eser incelenmiştir. 16, 17, 18 ve 19 yüzyıllarına ait dokuz adet yazma eserin içerisinde; dört adet Kur'ân-ı Kerîm, üç adet Delâ-il'ül-Hayrât ve Şevârikü'l-Envâr, bir adet Tercüme-i Reşat Ayne'l Hayat, bir adet Mecmu'a fi Fevâ'idi'l-Fıkhiyye bulunmaktadır. Bu araştırma sayesinde kitap sanatları açısından dört farklı dönemi kapsayan dokuz adet yazma eserin, dönem özelliklerini karşılaştırmalı olarak inceleme fırsatı doğmuştur. Tez iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde "Dr. Emel Esin ve Tezhip, Cilt, Minyatür" konuları ele alınmıştır. Alt başlıklarda"Dr. Emel Esin,Tezhip Sanatı, Cilt Sanatı, Minyatür Sanatı" bölümlerinde bu sanatların genel özelliklerine yer verilmiştir. İkinci bölümde ise dokuz yazma eser müze envanter numaralarına göre kataloglandırıldıktan sonra eserin; eser numarası, bölümü, dili, tarihi, ölçüleri, sayfa ve satır sayıları, yazı türü, cilt özellikleri, tezhipli bölümlerin desen, motif ve renk özellikleri ve son olarak minyatür alanlarının konu, desen ve renk özellikleri hakkında bilgi verilmiştir.
19. yüzyılda oryantalist ressamların eserlerinde çini sanatı
Çini sanatı, Anadolu coğrafyasında dini, sivil mimari yapılarda iç ve dış cephelerde estetik, güzellik, ısı yalıtımı amacıyla uygulanmaktadır. Selçukludan Osmanlı dönemine kadar pek çok mimari yapıda konu, motif ve teknik açıdan zengin çini programları uygulanmıştır. Anadolu topraklarında yer alan cami, türbe gibi dini mimari eserlerinde, saray, çeşme, sebil, vapur iskeleleri, postane, tren istasyonları, belediye binaları gibi pek çok sivil yapıda çini tasarımlar görülmektedir. Çini sanatı, 19. yüzyılda Oryantalizm akımının yayılması ile Anadolu topraklarına gelen yahut bu toprakları tasavvur eden pek çok ressamın eserlerinde yer alan mimari yapıların vazgeçilmez unsurudur. Dolayısıyla Avrupalı ressamlar Anadolu'nun kültürel ve sanatsal zenginliklerini en güzel şekilde yansıtan mimari yapıların ve bu yapılarda yer alan çini bezemeli mekânların etkisinde kalmışlardır. Hazırlanan tez çalışmasında oryantalist ressamların eserlerinde görülen çini sanatının uygulandığı mekânlar ile Doğulu bir oryantalist ressam olan Osman Hamdi Bey'in eserlerindeki benzer çini detayları karşılaştırılarak Doğu ve Batı tasavvurunun ve oryantalist yaklaşımın temel özelliklerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çini sanatı, oryantalist ressamların eserleriyle ilk defa oryantalizm ekseninde ele alınmaktadır. Doğulu ve Batılı ressamların oryantalizme yaklaşımı, çini sanatının kullanıldığı mekânların oryantalist resimlerde nasıl konumlandırıldığı gibi soruların cevaplandırılması hedeflenmiştir. Hazırlanan tez, 19. yüzyıldaki oryantalist ressamları, oryantalist ressamlar ile Osman Hamdi Bey'in çini detaylı resimlerini, çini sanatının oryantalizm ekseninde sorgulanmasını ve Doğu-Batı tasavvurlarını kapsamaktadır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden yararlanılmıştır. Kuram ve literatüre uygun olarak pek çok kitap, tez ve makale incelenerek dokümanlar toplanmış; elde edilen verilerin doküman analizi yapılmıştır. 19. yüzyıl oryantalist ressamların eserleriyle çini sanatının oryantalist resimler arasındaki yeri, nitel paradigmanın bakış açısı ile ortaya konmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda, Batı'daki oryantalist ressamların tablolarında bulunan, 15. ve 16. yüzyıllar boyunca tasarlanmış ve üretilmiş olan çini tasarımların Osman Hamdi Bey'in resimlerinde bulunan çini tasarımlı uygulamalarla karşılaştırmaları yapılacak; benzerlikleri, farklılıkları değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Çini sanatı, 19.yy. Doğu-Batı tasavvuru, Oryantalizm, Osman Hamdi,
Sıfatü'l-Harameyn ve Fütuhu'l Harameyn adlı yazmaların tezyini yönden incelenmesi
Kitap sanatları içinde minyatür sanatının önemli bir yeri bulunmaktadır. Minyatürler zaman ve mekânı olduğu an içinde sabitleyen ve o anın yüzyıllar sonra dahi aynı tazeliğiyle anlatıldığı bir tasvir sanatıdır. Minyatür sanatı örnekleri farklı albümler içinde, Osmanlı döneminde saray sanatı olarak dönemin padişahının cülusunun, uzak ya da yakın seferlerinin, önemli toplantılarının ve hatta cenazesinde vuku bulan hadiselerin betimlenerek geleceğe aktarılmasını sağlamıştır. Osmanlı sultanları her daim sanatsever ve sanatla uğraşan kişiler olmuşlardır. İstanbul'un fethinden sonra Osmanlı sanat, kültür ve bilim açısından önemli bir döneme girmiştir. Bu dönem kitap sanatlarının oluşum süreci olmuştur. Sultanların fetihleriyle beraber fethettikleri yerlerden saraya getirdikleri eserler saray sanatçılarına ışık tutmuş, getirilen usta nakkaşlar da yeni üslupların gelişmesini sağlamışlardır. Kanuni Sultan Süleyman'ın ilk yıllarından itibaren oluşan parlak gelişme ve fethedilen yerlerden getirilen önemli sanatçılar nakkaşhanede çalışan sanatçıların üzerindeki etkileriyle birçok önemli eser ortaya çıkarmış, kitap sanatları kendine has bir üslup oluşturmuştur. Bu dönemde pek çok belgeleme çalışmasının yanı sıra figürsüz ve kuşbakışı plan olarak yapılan, hac yolculuğu ile Mekke ve Medine'de bulunan kutsal mekânları anlatan eserler de çalışılmıştır. Bu örnekler arasında, Kanuni Sultan Süleyman'ın imar faaliyetlerini de belgeleyen Sıfatu'lHarameyn ve 15. yüzyılda hazırlanmış Futuhu'l-Harameyn adlı eserler de bulunmaktadır. Çalışılan tezin amacı, 15. ve 16. yüzyıllarda hazırlanmış olan, Mekke ve Medine'deki kutsal mekânları ve hac yolculuğunu konu alarak anlatan ve tasvir eden bu iki önemli eseri süsleme özellikleri bakımından incelemektir. Yazma eserlerdeki tezhip ve minyatürlerinin benzerlik ve farklılıkları ortaya çıkarılıp konu hakkında karşılaştırmalar ve değerlendirmeler yapılacaktır.
Erzurum çifte minareli medresesinin desen tezyinatının tespiti ve dijital ortama aktarılması
Geleneksel Türk sanatları için önemli bir yeri olan çini, taş ve tuğla bezeme sanatı, zengin desen ve kompozisyon örnekleri ile mimari süslemelerde kullanılan önemli unsurlar olmaktadır. Bunun en iyi örneklerinden biri; kültürel değerlerimizden olan Erzurum Çifte Minareli Medrese, Türk Sanatı açısından günümüze kadar gelmiş en önemli mimari eserlerinden biridir. Hatuniye medresesi olarak da bilinmektedir. Erzurum ilinin sembolü haline gelmiş medrese, adını aldığı çini mozaik ve tuğla bezemelerle kaplı görkemli iki minareye sahiptir. Medrese yapıldığı dönem ve barındırdığı süsleme unsurları açısından bir Selçuklu eseri olmaktadır. Medrese dikdörtgen bir yapıya sahip olan bu mimari, iki katlı, açık avlulu ve dört eyvanlı medrese yapısının Anadolu'da bulunan en önemli medreselerindendir. Medresenin Kitabesi bulunmadığı için, 13. Yüzyılın sonlarında yapıldığı kabul görmektedir. Araştırmada, Erzurum Çifte Minareli Medrese'nin cephe, minare, avlu ve kümbeti üzerinde bulunan çini, taş ve tuğla bezemelerinin tespiti, desen kompozisyonlarının fotoğraflayıp, çizimlerinin yapılması ve eser analizlerinin katalog haline getirilmesi hedeflenmiştir. Tez çalışmasında öncelikle kütüphane, internet kaynakları ve yerinde araştırmasıyla başlanmış, bunu Erzurum Çifte Minareli Medrese'nin çini, taş ve tuğla bezemelerinin yerinde tetkik edilmesi, motif ve desen kompozisyonlarının fotoğraflarının çekilmesi ve çizilmeleri takip etmiştir. Çifte Minareli Medresenin mimarisinde kullanılmış bezemelerinin belgelenerek, katalog haline getirilmesi kültürel mirasımızın korunması, günümüzde birçok değişik alanda kullanılması ve yeni nesillere aktarılarak bu sanatın yaşatılması hedeflenmiştir.
Topkapı Sarayı Kütüphanesindeki Firdevsi Şehnameleri minyatürlerinde görülen geometrik süsleme
Minyatür sanatı; tarihimiz, kültürümüz özellikle de toplum hayatının ayrıntılarına ışık tutması bakımından önemli bir yere sahiptir. Düğün şenliklerini, av ve savaş sahnelerini, kabul törenlerini gösteren minyatürler, ait oldukları dönemlerin toplum hayatını ve sanat anlayışını, geleneklerini ve göreneklerini incelemek bakımından somut kaynaklardır. Minyatür yapılan eserler arasında önemli bir grubu da şehnameler oluşturmaktadır. Hükümdarların sosyal ve siyasi yaşamını manzum olarak anlatan bu eserler ilk kez onuncu yüzyılda yaşadığı tahmin edilen Firdevsi tarafından ele alınmıştır. Tez çalışması Fehmi Ethem Karatay'ın, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Farsça Yazmalar Kataloğunda tasnif edilen 14. Yüzyıl, 15. Yüzyıl, 16. Yüzyıl ve 17. Yüzyıllarda istinsah edilmiş 54 yazma eserden sadece 16. Yüzyılda istinsah edilen eserleri kapsamaktadır. 16. Yüzyıla ait on yedi eser içerisinde mevcut olan toplam 703 minyatürlü sayfa incelenmiştir. İncelenen sayfalarda geometrik bezeme tespit edilen on üç eserin 102 adet minyatürlü sayfası üzerinde çalışılmıştır. Tespit edilen bu on üç eser, TSMK H. 1475 (XVI. yüzyıl), TSMK H. 1476 (1591-92), TSMK H. 1477 (1564), TSMK H.1480 (1521), TSMK H.1482 (1533), TSMK H.1485 (1522), TSMK H.1488 (1564-65), TSMK H.1497 (1574), TSMK H.1500 (XVI. yüzyıl), TSMK H.1507 (XVI. yüzyıl), TSMK H.1511 (XVI. yüzyıl), TSMK H.1514 (1539-40), TSMK R.1548 (1585) envanter numaraları ile kayıtlıdır. Tez iki bölüm halinde hazırlanmıştır. Çalışmada, önce yazarın edebi anlayışı daha sonra teze konu olan "Şehnameler" hakkında bilgi verilmiştir. Belirtilen yazma eserlerde bulunan seçilmiş 102 minyatürün bezemeleri arasında yer alan geometrik motifleri incelenmiş ve mimari, çini, ahşap gibi diğer sanat kollarında kullanım alanlarına da atıf yapılarak sonra sanatsal açıdan değerlendirilmesini yapılmıştır.
Fatih Albümü'nde kullanılan Baba Nakkaş üslubu motiflerin çini sanatına yansıması
Fatih Sultan Mehmed devrinde en parlak dönemini yaşayan Osmanlı sanatı, yüzyıllar içinde tezhip, cilt, ahşap, çini, kalem işleri ve maden gibi sanat kollarında en güzel örneklerini vermiştir. Bu tezde; XV. yüzyılda, sarayın başnakkaşı Baba Nakkaş'ın Osmanlı klasik sanatlarına kazandırmış olduğu "Baba Nakkaş Üslubu" nda görülen desenlerdeki motiflerin çini sanatına yansıması ele alınmıştır. Baba Nakkaş üslubu desenlerinin en bariz yansımaları, o dönemde üretilen günlük kullanım eşyaları ve çini karolarda görülmektedir. Mimari olarak Topkapı Sarayı; Hazine Dairesi'nde, Bursa Muradiye Camii ve Külliyesi'nde, Gebze Çoban Mustafa Paşa Camii ve Türbesi'nde, Çinili Köşk'te ve o dönemde yapılmış birkaç mimari eserde Baba Nakkaş Üslubunu taşıyan desenler dikkati çeker. Fatih Albümü içinde toplanmış olan Baba Nakkaş Üslubu desen ve motiflerinin çini sanatında daha önce değerlendirilmemiş olması, bu çalışmanın önemini arttırmaktadır. Hazırlanan tez üç bölümden oluşmaktadır, Birinci bölümde, Fatih Sultan Mehmed'in hayatı, dönemin kültür ve sanat ortamı, bu dönemdeki nakkaşhane geleneği ve saray nakkaşhanesi hakkında bilgiler verilmiştir. Daha sonra, Baba Nakkaş'ın hayatı ve özellikle sanatçının "Baba Nakkaş Üslubu" ile Osmanlı klasik sanatlarına kazandırdığı yenilikler ile kendine özgü rumi ve hatayi grubu motifleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde, Fatih Sultan Mehmed Devri'nde üretilmiş eserlerde Baba Nakkaş üslubu özelliği taşıyan eserlerden örnekler verilmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Baba Nakkaş üslûbu özelliklerini taşıyan XV. yüzyılda üretilmiş çinili ürünlerdeki desen ve motifler ile Fatih Albümü'ndeki Baba Nakkaş üslubuyla çizilmiş desenler incelenerek bir katalog çalışması yapılmıştır. "Sonuç ve Değerlendirme" kısmında Fatih Albümü'ndeki desenler ile çinilerdeki Baba Nakkaş üslubu desenlerin karşılaştırılması yapılmış ayrıca konuyla alakalı tarafımızdan hazırlanan özgün tasarım ile uygulama örnekleri hakkında bilgi verilmiştir.
XVI. yüzyıl Osmanlı minyatürlerinde bulunan çadırların tezhip bakımından incelenmesi
Yapılması planlanan tez kapsamında ele alınan ve bir kısmı XVI. yy. minyatürlü yazmalarda yer alan çadır tasvirleri bu yüzyılda yazılan ve resimlenen "Süleymanname" adlı minyatürlü yazma eserde de bulunmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından atanan ilk şehnameci Fetullah Arif Çelebi'nin 1558'de tamamladığı Şehname-i Al-i Osman'ın beşinci cildidir. Süleymanname 'de, K. Sultan Süleyman döneminin (1520-1555) başlıca olayları kronolojik sıraya göre anlatılmıştır. Eserde atmış dokuz adet minyatür bulunmaktadır ve bu minyatürler aynı zamanda dönemin sanat anlayışını yansıtan unsurlar barındırmaktadır. Devrin sanatsal anlayışıyla yapılan veya üretilen malzemeler üzerinde görülen desenler, çadırlar üzerinde de görülür. Gelenekli kitap sanatlarından minyatürlerde yer alan çadırların da çeşitli desenlerle bezenmiştir. Bu açıdan tezde Süleymanname 'deki minyatürlerde tasvir edilen otağ üzerindeki süslemeler tezhip sanatıyla bağlantılı olarak incelenecektir. Ayrıca XVI. yüzyılın ortalarında yazılan "Sefer-i Zigetvar" adlı yazma eser, Ferudun Ahmet Bey'in eseri olup, minyatürlerini Nakkaş Osman'ın yaptığı düşünülmektedir. Eser 305 varaktır ve on dokuzu minyatür ihtiva etmektedir. Kanuni Sultan Süleyman'ın (1520-1566) son seferi olan 1566 Zigetvar Seferini konu almaktadır. Topkapı Sarayı müzesi kütüphanesinde hazine 1339 env. no. 'da bulunan bu yazma eser de tez konusu kapsamında ele alınıp tezhip sanatı açısından incelenecektir. Tezde ele aldığımız bir diğer eser ise, XVI. yüzyılda Seyyid Lokman'ın yazdığı, minyatürlerini Nakkaş Osman ve ekibinin yaptığı T.S.M.'de hazine H de bulunan 1523 numaralı "Hünername" adlı yazma eserdir. Yapılacak olan tez üç bölümde ele alınması planlanmaktadır. Birinci bölümde, XVI. yüzyıl sanat ve kültür ortamı, Türklerde çadır ve önemi vurgulanacaktır. İkinci bölümde ele alınan yazma eserlerdeki çadırlı minyatürlerin çizimleri yapılarak çadır üzerindeki tezyini unsurlar vurgulanacaktır. Üçüncü bölümde ise katalog yer alacaktır.
Türk İslam dönemi çini sanatında lüster tekniğinin araştırılması ve uygulamalar
Kelime anlamı pırıltılı ışıltılı demek olan lüster, sır içinde ve sır üstünde uygulanabilen yanar döner, metalik parlak görüntüsünden adını alan bir çini tekniğidir. Bir başka tanımda ise Maden tuzlarının (gümüş, bakır vb.) düşük sıcaklıkta fırın oksijeninin yanıcı maddelerle indirgenmesiyle, form üzerinde birkaç mikron kalınlığında oluşan yanardönerli parlak görünümlü yüzey efektidir. Başlangıçta Mısırlı cam ustaları tarafından uygulanan teknik daha sonra farklı parlak görünümlerinden dolayı çömlek ustaları tarafından beğeniyle uygulanmıştır. İslamiyet'in kabulüyle paralellik gösteren lüster ilk olarak günlük kullanım eşyaları üzerinde görülmüştür. Daha sonra ise dini ve sivil mimaride kaplama seramiği olarak kullanılmıştır. Türk İslam Seramiklerinde lüster (kil-macun) ilk kez Irak'da, daha sonra İran'da, Büyük Selçuklular döneminde, İlhanlılar ve Safaviler döneminde kullanılmış, yüksek nitelikli güzel eserler ortaya çıkmıştır. Anadolu Selçuklu devrine kadar üretimi devam eden teknik, değişik çini tekniklerinin uygulanmasına rağmen, lüster (kil-macun) tekniği beylikler dönemi ve Osmanlı imparatorluğu dönemi boyunca uygulanmamıştır. Tekniğin uygulanabilmesi için özel yapım fırın gerekliliği kullanılan metal tuzlarının her devirde ulaşılmasının pahalı ve güç olması sanatçı ve zanaatkarları bu teknikten uzaklaşmalarına neden olduğu düşünülmektedir. Bu tezde, Türk İslam Seramiklerinde Lüsterli (kil-macun) çiniler ve günümüz uygulamaları ele alınmıştır. Çalışmada Türk İslam Seramiklerinde Lüsterli çinilerin form, tasarım, dekor, teknik ve yöntemleri analiz edilmiş, Anadolu Selçuklu lüsterli çinileri ve ülkemizde görülen örnekleri araştırılmıştır. Ayrıca geçmişten günümüze lüster tekniğini uygulayan sanatçılar incelenerek eserleri örnekleri ile verilmiştir. Yapılan araştırma ile günümüz koşullarında lüster uygulaması yapılarak Geleneksel Türk Sanatları Çini sanatına katkıda bulunmak, çini sanatçılarına kaynak oluşturmak hedeflenmiştir.
Türk ve İslâm Eserleri Müzesi 512 Envanter Numaralı Mushaf-ı Şerifin Sûrebaşı Bezemelerinin Tezhip Sanatı açısından değerlendirilmesi
"Mushaf" sözlükte "bir araya getirilip bağlanmış yazılı sayfalar" anlamına gelir. Ayrıca Kur'an metninin tamamını ifade eden özel bir isim olan "Mushaf" kelimesinin başka metinler için de kullanıldığı görülür. İslam dünyasında Kur'an'a ve kitaba gösterilen sevgi ve saygı yazıyı sanat seviyesine yükseltirken buna bağlı olarak Mushaf kitabeti etrafında tezhip, cilt gibi kitap sanatlarının da gelişmesine ve üslupların doğmasına vesile olmuştur. Sanatkârların kutsal kitabımız olan Mushafların hazırlanmasında tüm hünerlerini sergilemiş olmaları konuyu belirleme hususunda Mushaflara yönelinmesini sağlayan başlıca etkendir. Mushaflar bezeme bakımından olduğu gibi hat, kâğıt, cilt sanatları açısından da oldukça zengin eserlerdir. Tezhip sanatının Mushaflarda uygulandığı alanlardan biri de sûrebaşı olarak adlandırılan; sûrenin adı, nerede nazil olduğu, âyet sayısı gibi bilgilerin yer aldığı tezyînî alanlardır. Yapılan bu araştırmada daha önce tezyînatı ile incelenmemiş olan, Türk ve İslâm Eserleri Müzesi'nde bulunan 512 envanter numaralı Mushaf-ı Şerif ele alınmış olup, dönemine dair literatür taraması yapılmıştır. Günümüz yayınlarında incelenen TİEM 512 envanter numaralı eserden az sayıda görselle iki tez, bir makale ve bir katalog kitabında bahsedilmektedir. Buradan yola çıkarak tezhip sanatıyla ilgilenen araştırmacılara bir eseri daha tanıma fırsatı sunmak adına, eserin daha fazla görseli eşliğinde desen analiziyle birlikte değerlendirmelerde bulunulmuştur. Tez hazırlığına başlarken Türk ve İslâm Eserleri müzesi ziyaret edilerek 512 envanter numaralı Mushaf ile ilgili görseller temin edilmiştir. Görseller detaylı bir şekilde incelenip, özellikle Sûrebaşı alanlarının analizleri yapılmıştır. Sûrebaşı bezemeleri plan ve desen çizimleri yapılıp, tasarım benzerlikleri açısından kataloglanarak, değerlendirmeleriyle birlikte sunulmuştur. Yapıldığı dönemin sanat anlayışına dair önemli bilgiler sunan yazma eserlerden biri daha incelenerek Geleneksel kitap sanatları alanında literatüre katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Hat sanatı bakımından Galata Mevlevîhânesi Müzesi'ndeki hat levhaları
Mevlevîlik, Muhammed Celâleddin-i Rûmî'nin öğretileri etrafında 13. Yüzyılda Anadolu'da ortaya çıkmış ve oğlu Sultan Veled tarafından sistemleştirilmiştir. Tasavvufî yaşantının yanı sıra, Mevlevîliğin Türk İslam medeniyetine sosyal, kültürel ve sanatsal bakımdan birçok katkıları olmuştur. Vecd ve cezbeye dayalı bir tasavvufî öğreti olarak Mevlevîlikte, sema', musikî ve şiir öne çıkmaktadır. Bunun yanı sıra hüsn-i hat, tezhip, resim gibi sanatlar da Mevlevîhanelerde bizzat icra edilmiş ve öğretilmiştir. İstanbul'da kurulan ikinci mevlevîhane olan Galata Mevlevîhanesi de tasavvufî bir merkez olmanın yanı sıra, gayr-i müslimlerin ve yabancıların yoğun olduğu Beyoğlu gibi bir semtte, semâ' ve musikî ile beraber adeta bir güzel sanatlar akademisi işleviyle İslam medeniyetini zarafetle temsil eden bir kurum olmuş, mevlevîhaneye mensubiyeti ve muhabbeti olan birçok sanatkâr yetişmiştir. Galata Mevlevîhanesi koleksiyonunda yer alan hat levhalarının, hat sanatı bakımından değerlendirilmesini içeren bu çalışma, giriş, iki ana bölüm sonuç ve değerlendirme kısımlarından oluşmaktadır. Mevlevîlik, Galata Mevlevîhanesi ve Hat Sanatı başlıklı ilk bölümde; Mevlevîliğin tarihi ve Galata Mevlevîhanesi ile ilgili bilgi verilmiştir. Mevlevîlik ve Hat Sanatı ilişkisine değinilmiş, Galata Mevlevîhanesi'nde yetişmiş ya da oraya mensubiyeti olan ve Mevlevîhanede hat levhası bulunan hattatlara yer verilmiştir. İkinci bölüm, tezin ana konusu olan, Galata Mevlevîhanesi hat koleksiyonunda yer alan hat levhalarının değerlendirilmesini içermektedir. Ayrı bir çalışma konusu olacak kadar geniş olan yazma eser ve murakkalar ise kapsam dışında bırakılmıştır. Galata Mevlevîhanesi koleksiyonunda yer alan toplam yüz yirmi dört adet hat levhası, formlarına göre tasnif edilmiş, yazı türü, tarihi, ölçüsü, hattatı, metnin içeriği ve değerlendirmesi gibi bilgilerle künyelenerek kataloglanmış ve Türk Hat Sanatı tarihine bir nebze katkı yapılmaya çalışılmıştır.
Anadolu kirkitli dokumalarının mitsel/arketipsel yönden incelenmesi: Bergama halıları örneği
Dokumacılık sanatı insanlık tarihinin büyük bir kısmına eşlik etmiştir. Çeşitli medeniyetlerin egemen olduğu Anadolu; dokumacılık sanatının yaşatıldığı önemli merkezlerdendir. Kirkitli dokumaların Anadolu kültür mirası içinde önemli bir yeri vardır. Bu dokumalar her bölgede farklı desen, renk ve kompozisyon özelliklerine sahiptir. Bu desenlerin anlamları genel itibari ile aynı olarak doğurganlık, bereket, ölümsüzlük, kötülüklerden korunma gibi kavramlar olarak açıklanmıştır. Mitolojik unsurların da bu gelişim sürecinde etkili olduğu düşünülmüştür. Ayrıca kullanılan desenlerin formlarının ve renk ve kompozisyon özelliklerinin kullanım kolaylığı sağlamak açısından yapıldığı da düşünülmektedir çünkü el dokumacılığı; hammaddesi doğal çevreden sağlanan ve dokuyanların geçmiş yaşantılarından, ekonomik faaliyetlerinden, duygularından, inançlarından ve varlığını sürdürdüğü bölgedeki her durumdan etkilenerek şekillenen bir kültürel değerdir. Fakat bu durumun altında yatan psikolojik etmenler hakkındaki veriler yok denecek kadar azdır. Mevcut verisel boşlukları doldurmak için arketip kavramı kullanılabilir. İsviçreli psikiyatr Carl Gustav Jung tarafından ortaya atılan, insan karakteri ve davranışlarını inceleyen ve kolektif bilinçdışı ile ilişkilendirilen arketipler, mitolojik unsurların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Mitolojik öykülerdeki aynı anlam bütünlüğünü taşıyan kavramların birçok coğrafyada benzerlik göstermesi, mitolojilerin kolektif bilinçdışı ile şekillendiğinin en büyük örneğidir. Dokumalarda kullanılan birçok motifin mitolojik unsurlar içermesi nedeniyle desen, renk ve kompozisyon özelliklerinin arketiplerle olan ilişkisinin incelenmesi; dokumaların oluşum sürecini aydınlatmak açısından yarar sağlayacaktır (Oran, 2021). Geleneksel el dokumaları, bir toplum için önemli olan olayları, davranışları, inançları; güç, üstünlük ve bereket gibi anlamlara bürünerek sembolleşen varlıkları desenlere dönüştürerek ölümsüzleştiren bir maddi kültür ögesidir. Araştırmaya konu olan Bergama Halıları bu özelliklere sahip olan, kendi özel kültürel ve doğal ortamında şekillenen halılardır. Dolayısıyla arketip kavramıyla ilişkilendirilmesiyle birlikte Anadolu kirkitli dokumalarının anlamlandırılmasında yeni bir bakış açısı elde edilecektir.
Safevi dönemine ait yazma eserlerde görülen hayvan üslubu tezyinatı ve özgün uygulamalar
16. Yüzyıl'da Safevi Devleti siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan büyük gelişim göstermiştir. Sanatsal açıdan özellikli bir dönem olup, bu döneme ait süsleme sanatlarında oldukça zengin ve gösterişli eserler ortaya konulmuştur. Bu bağlamda süsleme sanatları, devletin desteği ve etkisiyle gelişmiş olup sanat merkezlerinde önemli atölyeler açılmıştır. Safevi hükümdarlarının desteğini alan sanatçılar kumaş, halı, kuyumculuk, mimari ve kitap sanatları açısından nitelikli eserler üretmekle birlikte Tarih, Edebiyat, Tıp, Astroloji, Din gibi pek çok bilim dalında önemli yazmaların tezyinatlarını yapmışlardır. Araştırmadaki, yazma eserler de rastlanan tezyinat ekolünde, hayvan üslubu'nun oldukça yoğun olarak kullanıldığı görülmektedir. Minyatürlü ve tezhipli yazmalarda dikkat çeken hayvan üslubu konu bakımında hayvan mücadele sahneleri, avcılık, doğa elemanlarıyla hayvan figürlerinin ahengi, halkari'de hayvan figürlerinin kullanımı önemli derece de yer teşkil etmektedir. İslam sanatında yazma eserlerde çok sık kullanılan hayvan üslubu tezyinatı sanat bakımından kayıt değeri taşımaktadır. Tüm bu bilgiler ışığında bu çalışmada Safevi döneminde hayvan üslubu tezyinatının kullanıldığı minyatür ve tezhipli yazma eserler analiz edilerek irdelenmiş ve bu üslubun motif ve kompozisyondaki kullanış şekli değerlendirilerek, özgün tasarımlar ele alınmıştır.
İzmir Levanten yapıları mimari unsurlarının minyatürlerle belgelenmesi
Minyatür eserler geçmiş hakkında fikir edinebilmemizi sağlayabilen görsel kaynaklar olarak kullanılabilmektedir. Geçmiş dönemlerde bazı el yazma kitaplara nakşedilen minyatür eserler ilgili konu içeriği hakkında görsel bir ifade sunabilmektedirler. Minyatürler, içinde bulunduğumuz yüzyılda, geçmişe yönelik bir araştırmaya gidilmek istendiğinde bize bu konuda belli noktalara kadar rehberlik edebilmektedirler. Araştırma tezimizin ana iskeleti bu yaklaşım üzerinden şekillenmiştir. İzmir kültürü içinde bir dönem var olan, kimisi günümüze kadar gelmiş olan Levanten topluluğu, toplum üzerinde sosyal olarak bir etki bıraktığı gibi mimari yapılarıyla da kent kimliği üzerinden de aynı etkiye sahip olmuşlardır. Büyük çoğunluğu günümüze kadar gelen mimari yapılar arasında hala aktif olarak kullanılan yapılar da mevcuttur. Yapıların işlevi, kullanım şekli değişse bile hala yaşayan kültürün bir parçası olamaya devam etmektedirler. Levanten topluluğu Buca, Bornova, Karşıyaka gibi İzmir'in farklı noktalarında konumlanmışlardır. Geniş bir dağılım ve çok fazla sayıda mimari yapı olduğundan çalışmamız için Bornova yerleşimi ele alınmıştır. Bornova özelinde 4 adet Levanten yapısı ele alınmak suretiyle konu daha dar bir araştırma ve uygulama ile sınırlandırılmıştır. Tasarımın ana yaklaşımı yapılar için minyatür sanatı ile belgeleme yöntemine gidilerek ele alınması düşünülmüştür. Bu bağlamda uygulaması yapılmış olan mimari yapılar tek murakka kullanılarak bütünde bir dille ifade edilmesi amaçlanmıştır.
18. yüzyıldan günümüze Kütahya Cami askı toplarının araştırılması, kataloglanması ve örnek üretimler
Dünya sanat tarihi içinde önemli bir yeri olan Türk çini ve seramik sanatının geçmişi 8. ve 9. yüzyıllara, Uygurlara kadar uzanmaktadır. Ama asıl köklü değişim Büyük Selçuklularla başlayıp Anadolu Selçuklularıyla devam etmiştir. Anadolu Selçukluları, Büyük Selçuklulardan kalan bu mirası, Anadolu'nun kültürel geçmişiyle birleştirerek başarılı bir sentez oluşturmuşlardır. Osmanlı İmparatorluğu'nda İznik'ten sonra en önemli seramik üretim merkezi olan Kütahya'da Frig, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de bu sanatın var olduğunu biliyoruz. Osmanlı çini sanatı açısından baktığımızda 17. ve 18. Yüzyıllarda en başarılı örneklerin ortaya çıktığı Kütahya'da sonraki dönemlerde üretim çeşitliliğinin azalması ve kalitenin düşmesiyle bir gerileme olmuş ancak 19. Yüzyıl sonlarında üretim yeniden canlanmış ve günümüze kadar aralıksız devam etmiştir. Halk sanatı olarak tanımlayabileceğimiz Kütahya çini sanatı çeşitliliği ve sürekliliği ile Osmanlı seramik sanatının her zaman önemli bir parçası olmuştur. 16. yüzyılda başlayan ve 18.yüzyılda doruk noktasına ulaşan çini sanatındaki bu başarı Avrupalıların da dikkatini çekmiştir. Osmanlı topraklarını ziyaret eden Batılı zenginler, tüccarlar ve elçiler arasında Osmanlı seramikleri değerli birer koleksiyon parçasına dönüşmüştür. Yapılan çeşitli araştırmalar ışığında İznik ve Kütahya çinilerinin, Asya, Avrupa, Balkanlar, Ortadoğu ve Mezopotamya bölgelerine kadar ulaştığı tespit edilmiştir. Kütahya çini sanatı hakkında yazılı kaynaklarda birçok bilgiye rastlanmaktadır. Ancak cami kültürünün önemli bir parçası olan kandiller ve askı topları ile ilgili çok az bilgi ve araştırma bulunmaktadır. Askı topları genellikle cami kandillerinin yan unsuru olarak ele alınmıştır. Ancak dikkatle bakıldığında bu araştırmaların yeterli olmadığı görülmektedir. Bu çalışmada Kütahya çini sanatının genel bir değerlendirmesi yapılmıştır. Ve 18. Yüzyıl'da üretilen cami askı toplarının dünya müzelerinde yer alan örnekleri, gün yüzüne çıkmamış ve zaman zaman müzayedelerde satışa çıkan örnekleri hakkında detaylı bir araştırma yapılmıştır. Örnekler desen ve üretim özellikleri açısından da incelenerek bir kataloglama çalışması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca 18.yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu'nun o yıllardaki sosyo-ekonomik durumu ve Avrupa ülkeleri ile ilişkilerine değinilerek koleksiyon ürünlerinin hangi yollar ile bu ülkelere dağıldığı üzerinde durulmuştur.
Ehram dokumalarının (Erzurum-Bayburt) farklı doğal boyarmadde ve iplikler kullanılarak yeniden üretimi
Yörede "Ehram" olarak bilinen ihram dokuması, Arapça kökenli bir kelime olup haram-mahrem anlamına gelmektedir. Kabe'ye girerken hacıların örtündükleri dikişsiz elbise olarak bilinen ehram, aynı zamanda yünlü örtü ve yer yaygısı olarak da kullanılmaktadır. Hatta eski Yunan ve Romalıların da beyaz renkte olan ve yünlü kumaştan oluşan, ibadet için kullandıkları giysidir. Kullanılan malzeme ve teknik açısından Erzurum ve Bayburt ehramları, farklılık gösterse de yörede iklim koşulları ve dini inançları gereği kadınlar eskiden dış giysi olarak kullanmıştır. Günümüzde az da olsa bu amaç için kullanımı devam etmektedir. Eskiden her genç kızın çeyizinde mutlaka birkaç adet ehram dokuması bulunurken ve günlük yaşamda da kullanılırken, günümüzde yaşam koşulları ve gelişen teknolojinin de etkisi ile kullanımı değişime uğramıştır. Farklı kullanım alanlarında (etek, ceket, minder yüzü, perde v.b.), renk ve boyutlarda, doğal olmayan malzemelerle de üretimi karşımıza çıkmaktadır. "Ehram Dokumalarının (Erzurum-Bayburt) Farklı Doğal Boyarmadde ve İplikler Kullanılarak Yeniden Üretim" adlı tez çalışmamda Anadolu'nun önemli yöresel kumaşlarından olan ehram dokuma tekniğine bağlı kalarak farklı doğal hammadde ( pamuk, ipek ve keten) ile dokuma için deneysel çalışmalar yapılmıştır. Bu hammaddelerin doğal boyarmaddeler ile boyanıp, laboratuvar ortamında ışık haslığı testleri gerçekleşmiştir. Haslığı yüksek çıkan boyarmaddeler ile farklı kalınlıkta elde edilen iplikler boyanmıştır. İyi sonuç veren bu ipliklerle armürlü dokuma tezgâhında, farklı kompozisyon düzeninde, ehram dokumalarının teknik özelliği değiştirilmeden yine bezayağı tekniğinde farklı hammadde, renk ve kalınlıkta iplikler kullanılarak, ehram dokumalarında en çok görülen motifler dokunmuştur. Daha sonra 45X70 cm. ölçüsünde gerçekleştirilen 8 adet ehram dokumasının photoshop programında kıyafet ve ev tekstiline yönelik giydirmeleri yapılmıştır. Bu dokumaların her biri için 4 adet renk varyasyonu da düşünülmüştür. Elbette değişen dünyada geleneksel yöntemlerle üretilen el dokumalarımızın değişime uğraması ve eski önemini kaybetmesi kaçınılmaz bir gerçektir. Yapmamız gereken, seri üretimin ve hızlı tüketimin yaşandığı günümüzde gerek hammadde, gerekse dokuma tekniğinden ve kalitesinden ödün vermeden, farklı alanlarda ehram dokumasının daha çok kullanımını sağlamak olmalıdır. Aksi takdirde zamanla bu değerli dokumalarımızın yok olması kaçınılmazdır.
16. yy.'da Çin sanatı ve Osmanlı minyatürlerinde kullanılan simurg tasvirlerinin karşılaştırmalı incelemesi
Sanatsal bağlama konu olan imgelem dünyası, sembolik anlam vermenin yanı sıra mitolojik unsurlar çevresinde belli bir kutsallığı hedeflemiştir. Bu noktada hayvanlar, esin kaynağı olmuş, dolayısıyla mitoloji, sanata da ilham kaynağı olmuştur. İlham kaynağı olan mitolojik yaratıklardan biri de Simurg kuşudur. Simurg kuşu, Anka veya Zümrüdü Anka olarak da bilinen bir mitolojik kuştur. Diğer kültürlerde olduğu gibi Simurg kuşu da farklı sembolik kodlara sahiptir. Bu sembolik kodlar hikâyenin veya efsanenin durumuna göre değişkenlik göstermektedir. Simurg kuşu, kendi kuruluş hikayesi olan otuz kuşun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş, iyilik başlığı altında incelenen bir semboliktir. Simurg, İslam kültür ve sanatında özellikle çeşitli anlatılarda ve maddi kültür ürünlerinde çok sık kullanılan sembolik bir motiftir. Bu anlatılardan biri de minyatürlerdir. Minyatürler, Osmanlı sosyal ve kültürel hayatında kayıt değeri taşımaktadır. Simurg kuşu taşıdığı sembolik kodlar ve üstlendiği misyonlar açısından kültürel anlatıların önemli mitolojik figürlerinden biridir. Çin mitolojisinde de önemli bir yere sahip olan simurg kuşunun daha çok adaleti tesis eden bir formla resimlerde realistik bir tavırla betimlenmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında bu çalışmada Simurg kuşunun mitolojideki yerini ortaya çıkarmak, Osmanlı ve Çin sanatındaki yerinin ve kullanım amaçlarının ne olduğunu incelemek temel amaç olarak belirlenmiştir. Çalışmanın kavramsal çerçevesi ilk olarak Osmanlı ve Çin medeniyetlerindeki geleneksel sanat algıları üzerine inşa edilmiş ve devamında da bu medeniyetlerde simurg imgesinin temsil ettiği anlamı ortaya çıkarma üzerine durulmuştur. Devamında ise Osmanlı minyatürleri ile Çin resimlerinde yer alan örnek görseller eşliğinde simurg kullanımı ele alınmış ve son bölümde ise örnek bir uygulama ile çalışma sonlandırılmıştır.
Muş yöresi kirkitli dokumaları ve yeni tasarım yaklaşımları
Arkeolojik çalışmalar neticesinde dokuma tarihi sürekli olarak daha eski bir zamana tarihlendirilmektedir. Yakın zamana kadar Çatalhöyük'te (Konya) bulunan MÖ 8. yüzyıla ait dokuma parçaları en eski dokuma örnekleri olarak bilinirken, yapılan son keşifler neticesinde Çayönü ve Körtik Tepe (Diyarbakır) kazılarından çıkartılan dokuma örneklerinin MÖ 10. yüzyıla ait olduğu kabul edilmektedir. Söz konusu örnekler şimdiye kadar ulaşılabilmiş en eski dokuma parçalarıdır. Bu bulgular, Anadolu ve Mezopotamya topraklarının dokuma tarihi ve dokuma sanatı açısından zengin ve köklü bir geçmişinin olduğunu göstermektedir. Yukarı Murat-Van bölümünde yer alan Muş ili, Doğu Anadolu ve yukarı Mezopotamya topraklarının merkezinde yer almaktadır. Doğu-Batı ticaret yolları ve Kuzey-Güney konargöçer topluluklarının geçmek durumunda kaldığı il toprakları, tarih boyunca önemini korumuştur. Muş yöresi dokuma sanatı hakkında şimdiye kadar yeterli bir araştırma yapılmamış olsa da yöre dokumacılığının köklü bir geçmişi olduğu tarihi belgelerden anlaşılmaktadır. Muş yöresi dokumaları genel olarak Doğu Anadolu dokumaları ile benzer bir karakter gösterse de dokumalarda görülen birbirinden farklı ve zengin kompozisyon şemaları ile diğer bölgelerden ayrılır. Bu çalışma üç bölüme ayrılmıştır. Literatür ve kaynak araştırmasının yapıldığı birinci bölümde Muş tarihi, tanıtımı, kirkitli dokumaların tarihsel gelişimi ve dokuma tarihine ait kaynakça değerlendirmesi yer almaktadır. İkinci bölümde yöre dokumalarında kullanılan hammadde ve araç-gereçlerin yanı sıra alan araştırması yöntemiyle incelenen Muş yöresi kirkitli dokumaları, dokuma tekniklerine göre ayrılarak ayrı ayrı ele alınmıştır. Her başlık altında dokuma teknikleri, dokumaların tasarım özellikleri ve katalog yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise Muş yöresi kirkitli dokumalarından esinlenen yeni tasarımlar yapılmıştır. Yapılan tasarımlarda yöre dokumalarında görülen doğal yün renkleri olan kahverengi ve tonları, siyah ve tonları, krem ve tonları ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Bununla beraber yöre dokumalarının karakteristik özelliği olan boyutsal formlar da tasarımlarda belirleyici olmuştur.
Keçe yapımı teknikleri ile dekoratif duvar panoları uygulamaları
Su ile ıslatılmış yünün sıcak ortamda dövülerek, yün lifinde bulunan pulcuk tabakaların açılarak birbirine kaynaşması ve bir yüzey oluşturmasına keçe denir. Keçe, elyafların dokunulmadan ancak bir araya getirilerek yoğunlaştırılması sonucu birbirine bastırılması ile oluşur. İşlevsel kullanımının yanında, sanatsal çalışmalarda, yüne istenilen şeklin verilmesi, keçenin kullanım alanını genişletmiştir. El sanatlarının içinde önemli bir yere sahip olan keçenin ham maddesi yündür. Keçe ürünlerinde yün, genellikle doğal rengi ile birlikte, yanı sıra arzu edilen diğer renklerde de boyanarak kullanılmaktadır. Keçe üretim tekniği ülkemizde sanayi üretimi, tepme keçe üretimi ve kuru keçe üretimi olmak üzere üç şekilde yapılmaktadır. İğneli (kuru) keçe, yün liflerinin ince uçlu bir iğneyle delinerek birbirine kenetlenmesiyle oluşur. Bu tür keçe yapımı hobi amaçlı ya da sanat için kullanım durumlarında sık sık kullanılır. Tepme keçe, önce sabun suyunda ıslanan ve daha sonra kumaş ile aynı kalınlığa gelene kadar ovalanan yün liflerinin birbirine kenetlenmesi ve sıkıştırılması yöntemidir. Su ile sürtünmeden kaynaklanan basınç uygulandığında lifler birbirine kaynaşır. Kuruduğunda lifler birbirine karışmış halde kalır. Keçenin ilk defa nasıl yapıldığı ve kullanıldığı hakkında kesin veriler olmamasına rağmen; kullanımına ait en eski yazılı belge Homeros'un ‟İlyada‟ adlı eserindedir. Keçe, yeryüzünde bilinen en eski tekstil yüzeyidir. Keçe yapım ve kullanımı, göçebe hayatın sonuçlarından biri olarak, hayvancılığa önem veren Türklerin yaşamında giderek yaygınlaşmaya başlamış ve Türk sanatları içinde önemli bir yere sahip olmuştur. Keçecilik mesleğini ve keçe üretimini, gelişen teknoloji ve değişen yaşam şartları etkilemiş olup, zaman içerisinde usta ve atölye sayısında düşüş meydana gelmiştir. Yapılan bu çalışmadaki amaç; günümüze kadar, keçeciliğin geldiği noktayı örneklerle ortaya koymak, farklı sanatsal boyutlar kazandırarak, zenginleştirilmiş ve geliştirilmiş dekoratif çalışmalar yapmak ve keçe üretiminin devamına yönelik görsel önerilerde bulunmaktır
Dokuma resim sanatına kilim tekniği ile fotogerçekçi yaklaşım
Dokuma resim sanatı uzun yıllar boyunca malzeme ve tekniğin yanı sıra işlevsel olarak da üretildikleri için diğer resim türlerinden ayrı olarak tekstil sanatlarında konumlandırılmıştır. Ancak unutulmamalıdır ki dokuma resim sanatı da diğer resim türleri ile aynı dinamikler üzerine inşa edilmiştir. Tıpkı diğer disiplinlerde olduğu gibi; üretildiği dönemin sanat anlayışını yansıtan görsel ve işlevsel kültür öğeleri olmuştur. Tarihte çoğu medeniyet üretmiş oldukları dokuma resimlerde model aldığı nesneyi gerçekçi bir üslup ile resimlemeyi amaçlamışlardır. Zaman içinde dokunan çoğu örneklerde de bu geleneğini korumuşlardır. Mozaik resimlerde, duvar resmi ve ya yağlıboya tablo resimlerinde olduğu gibi dokuma resimlerde de dünyayı ve nesneleri mümkün olduğunca gerçek görünüşleriyle resimlemek başarının ölçütü sayılmıştır. 1970'li yıllarda, resim sanatı doğrudan fotoğrafı konu alarak fotogerçekçi sanat akımını doğursa da, çağdaş dokuma resim sanatı bu yönde bir seyir izlememiştir. Yüzeyinde figüratif öğeler barındıran birçok çalışma üretilmiştir fakat bunların fotoğrafik görsel değerlere görece mesafede olduğu rahatlıkla görülebilir. Bu nedenle, ortaya çıkışından günümüze kadar fotogerçekçi resim sanatını inceleyerek aynı dönemlerdeki dokuma resim sanatı ile etkileşimi üzerinde incelemelere yer verilmiştir. Uygulama çalışmalarındaki dokuma resimlerin konu aldığı nesne, dijital fotoğraftır. Söz konusu çalışmalar, çıkış noktası olan fotogerçekçi resim sanatına bir gönderme niteliğindedir. Nesnesi olan görselleri ele alış şekli, fotogerçekçi resim sanatının ele alış şekliyle aynıdır. Dijital ortamda hazırlanmış imgenin bir dizi sayısal sistemde, geleneksel malzemeler ile başka bir formda tekrar inşa edilerek oluşturulmuştur. Tıpkı bir bilgisayar gibi, söz konusu imgeyi oluştururken, dizilimleri belirlenmiş işlemler ve piksel renk alanlarından yardım alır. Böylelikle uygulama çalışmaları, nesnesi olan imgenin dijital yapısına vurgu yapar.
20. yy. İstanbul tarihi yarımada bölgesi çinili yapıları ve Liman Han – Hobyar Mescidi çinilerinin koruma önerisi
İstanbul jeopolitik konumu, tarihsel ve kültürel dokusuyla dünyanın önemli kentlerinden biridir. Zamanla tarihi ve kültürel dokusunun kaybolmaması ve bu alanların kullanımının sürdürebilirliğini arttırabilmek için İstanbul'da, pek çok tarihi esere koruma ve onarım çalışmaları yapılmaktadır. Özellikle Tarihi Yarımada bölgesi, dünyanın tarihi miras listesinde olan ve koruma faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir yerdir. 20. yüzyılın ilk otuz yılını kapsayan tarihi çinili yapılar, Cumhuriyetin ilk yılları olarak da bilinen I. Ulusal Mimarlık Döneminin en göz alıcı yapılarıdır. Dış cepheleri ya pencere alınlıklarında ya kapı alınlığında ya da duvar panoları olarak tarihi Kütahya çinileriyle yer yer kaplanarak süslenmiştir. Günümüzde çok bakımlı olmayan bu yapılardan bazılarına restorasyon çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışma İstanbul'da tarihi yarımada bölgesinde 20.yüzyılın ilk yarısına ait çinili yapıların belgelenmesini amaçlamaktadır. Bu sebeple öncelikle Tarihi Yarımada bölgesinde bulunan 18 adet çinili yapı tespit edilmiştir. Tespit edilen bu yapıların tarihçesi ve mimari özellikleri görsellerle anlatılmıştır. Ayrıca bu yapılardan seçilen Liman Han ve Hobyar Mescidi yapıları daha detaylı incelenmiş olup restitüsyon çalışması yapılarak koruma önerisi sunulmuştur.
Söğüt'te resmi yapılarda çini kullanımı
Gündelik hayatta insanların yaşam biçimlerinde tarihin etkisi büyüktür. İnsanı tanımak, anlamak ve daha iyi bir geleceğinin olabilmesi için tarih bilgisinin iyice benimsenmesi gerekmektedir. Tarih içerisinde insanın yerini anlayabilmemizde tarihi eserlerin rolü büyüktür. Her biri belge niteliğinde olan bu eserlerin korunmasında restorasyon çalışmalarının payı büyüktür. Restorasyon: Aslını bozmadan onarmak anlamına gelmektedir. Sanat dilinde 'tamir etmek' yapıyı veya eseri tarihi ve özgün kimliğini kaybetmeden onarmak anlamında kullanılmaktadır. Buna göre restorasyon öncelikle özgün durumunu yitiren, statik açıdan sorunları bulunan yada mimari açıdan tahribata maruz kalmış yapıların veya süsleme öğelerinin aynı özellikle ve aynı kullanım amacına uygun olarak ayağa kaldırma ve özgün niteliklerini kazandırma eylemidir. Dolayısı ile yapıya veya esere yeni bir özellik verilmesi restorasyon'un amacı değildir. Günümüze ulaşan kültür varlıklarına gereken koruma işlemlerinin uygulanmaması, ya da yanlış uygulanması tarihi eserlere düşünülebileceğinden çok daha ağır kayıplar vermektedir. Kültür varlıklarında bozulmalara ve tahribatlara neden olan diğer etken örnekleri vermek oldukça basittir. Kültür varlıklarını korumaya yönelik bilimsel çalışmalar ellili yıllardan başlayarak yoğunlaşmıştır. Hemen hemen her ülkede gittikçe çoğalan laboratuvarlar ve atölyeler bugüne dek artan bir faaliyetle çalışmalarını yürütmekte ve birbirleri ile bağlantılarını güçlendirmektedir. Yüzyıllar öncesinden günümüze kadar gelmiş olan tarihi eserler, ne yazık ki günümüzde gereği gibi korunmamakta ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Gerek uygarlığın işleyişi ve buna bağlı olarak kentlerin yayılışı, gerekse kişiler ve ya ilgili kurumların duyarsızlığı tarihsel eserlerin yavaş yavaş yok olmasına sebep olmaktadır.'' Diğer en önemli husus ise tarihi eserin özüne sadık kalınarak aslına uygun restorasyon çalışmalarının yapılmamasıdır. Bu sebeple insanların yaşam tarzı, inançları bu eserler üzerinden saptanabilir'' (Demiryürek, 2015, s. 99).Yapılan bu çalışma Söğüt ilçesinde bulunan tarihimize meta olmuş yapıların incelemeleri yapılmış zamanında yapı nasıl yapılmış günümüzdeki durumu nasıl gibi veriler göz önünde bulundurularak analiz çalışmaları tamamlanmıştır. Yapılan çalışmanın birinci bölümünde çalışmanın amacı, konusu ve yöntemi anlatılmıştır. Anahtar kelimelere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Söğüt ile ilgili harita üzerindeki konumundan, isminin nereden geldiği, ilk dönem tarihi, Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Dönemi Tarihçesi olarak ayrı ayrı anlatımı yapılmıştır. Söğüt ilçesinde inşası gerçekleşen dönemin mimari eserlerinden de ikinci bölümde kısaca söz edilmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Söğüt ilçesinde yapılan resmi ve şahıs yapıları içerisinde sadece çini bezeme malzemesi kullanılmış olan yapılar ele alınarak detaylı olarak, alan, yapı, mekân analizleri yapılmış, doku malzeme, bezeme detayları işlenmiştir. Bu incelemeler sonucunda uğradığı tahribatlar fotoğraf çekilmiştir. Çekilen fotoğraflar üzerinden birebir ölçek ile çalışılmıştır.
Halı sektöründe güncel bir akım: Eski el dokuması halıların yeniden değerlendirilmesi
Ülkemizde el dokuması halılar her zaman ilgi görmüş ve alınıp satılmışlardır. Geçmiş yıllara dayanan milyonlarca metrekareyi bulan yoğun üretimler sonucu Türkiye'de çok fazla miktarlarda eski el dokuması halı bulunmaktadır. Bu halıların günümüzde iç mekân dekorasyonlarına uymadığı düşünülmekte ve halılar bu sebeple evlerde âtıl durumda bulunmaktadır. Ana kaynağı eski el dokuması halılardan oluşan, halıların işlenerek yeniden değerlendirildiği vintage ve patchwork halılar 2000'li yıllarda Türkiye'de ortaya çıkmıştır. Büyük bir akıma dönüşen bu halılar popülaritesini artırarak bütün halı sektörüne tasarım açısından etki etmiştir. Tüm dünyada halı onarımı konusunda merkezlerden biri olarak kabul edilen Aksaray'ın Sultanhanı ilçesinde halihazırda iplik boyama, tamir ve halı eskitme tekniklerine hâkim olan üreticiler, ilçelerini vintage ve patchwork halı üretimi konusunda da dünyanın merkezlerinden biri haline getirmişlerdir. "Halı Sektöründe Güncel Bir Akım: Eski El Dokuması Halıların Yeniden Değerlendirilmesi" başlığıyla hazırlanan bu tezde eski el dokuması halıların sektördeki yeri ile vintage ve patchwork halılara dönüştürülmek amacıyla eski el dokuması halılara uygulanan işlemler incelenmiştir. Halı sektöründe bu akımın başlangıcı, gelişim süreci ve günümüzdeki etkileri araştırılarak daha önce detaylı incelemeleri yapılmayan bu konu üzerine temel bilgiler sunan akademik bir kaynak oluşturmak hedeflenmiştir.
16. yüzyıl Osmanlı minyatürlerinde perspektif anlayışı ve mekan kavramı
16. yüzyıl Osmanlı minyatürlü yazmaları üretildikleri döneme ait olayları görsel yönden anlatarak belge niteliği taşımalarından dolayı, kitap sanatlarında önemli bir yere sahip olmuşlardır. Özellikle III. Murad'ın kitap sanatlarına olan ilgisi sayesinde, dönemin saray nakkaşhanesinde nakkaşbaşı olan Nakkaş Osman ve ekibinin özenli çalışmaları minyatür üretimi doğrudan etkilenmiştir. Tarihi belge niteliği taşıyan Osmanlı minyatürleri, özellikle Osmanlı sultanların yapmış olduğu seferleri, kazanılan zaferleri, önemli tarihi olayları, saray hayatını ve önemli kişilere ait portreleri konu almıştır. Minyatürler konu, kompozisyon ve teknik yönden incelendiğinde iki boyutlu resim olma özelliği yansıtmalarına rağmen Nakkaş Osman ve ekibinin ürettiği minyatürlerde perspektif denemelerine yer verildiği ve mekân içinde derinlik etkisi oluşturma çabaları görülür. Bu tez çalışmasında; 16. yüzyılın en önemli Osmanlı minyatür sanatçılarından olan Nakkaş Osman'ın eserlerinden bir örneklem seçilerek perspektif ve mekân yönünden analizler yapılmış ve seçilen minyatürler temel tasarım ilkeleri bakımından irdelenmiştir. Yapılan çalışma sonucunda, Nakkaş Osman'ın minyatürlerinde mekân içinde görülen mimari unsurların ve objelerin betimlemelerinde, kendine has çok-merkezli bir perspektif anlayışı kullanıldığı ve mekânın ifade ediliş biçiminde parça-bütün ilişkisinin gözetildiği tespit edilmiştir. Bu bağlamda, tez çalışmasıyla amaçlanan, seçilen minyatürler üzerinden perspektif anlayışının ve mekân algısının nasıl inşa edildiği hakkında yeni fikirler üretmektir.
Nîsâbûrî'nin (Sa'lebî) 'Kısas-ı Enbiyâ' adlı eserindeki minyatürlerde melek figürü ve özgün tasarımlar
'Nîsâbûrî'nin (Sa'lebî) 'Kısas-ı Enbiyâ' Adlı Eserindeki Minyatürlerde Melek Figürü ve Özgün Tasarımlar' başlıklı Sanatta Yeterlik Tezi kapsamında Peygamber Hikâyeleri olarak tercüme edilen Kısas-ı Enbiyâ adlı (Kitābu'ara'isu'l-mecālis fį ķıśaśu'l Enbiyâ) yazma eserin 16. yüzyılda Sâfevi devleti hâkimiyetinde olan Kazvin ve Şiraz şehirlerinde istinsah edilmiş nüshaları incelenmiştir. Eserin orijinal nüshası Nîsâbûrî (Sa'lebî) tarafından 11. yüzyılda Nişabur'da yazılmıştır. Eserde, Âdem ve Havva'dan başlamak üzere Kur'an-ı Kerim'de geçen 25 peygamber ve önemli dini kişilerin mucizelerine ait hikâyeler resimlenerek anlatılmıştır. Bu çalışma kapsamında eserin günümüzde uluslararası koleksiyonlarda bulunan 6 istinsah nüshasındaki 49 melek figürlü minyatür incelenmiştir. Bu nüshalar, 'Staatsbibliothek zu Berlin (SBB), 1577 tarihli Diez Fol A.3'; 'Bibliothèque Nationale De France (BnF), 1581 tarihli Persan 54'; 'Bibliothèque Nationale De France (BnF), 1595 tarihli Persan 1313'; 'The New York Public Library (NYPL), 1577 tarihli Spencer Persian 1'; 'The New York Public Library (NYPL), 1580 tarihli Spencer Persian 46' ve 'Dallas Museum Of Art (DMA), 1570/1580 tarihli Keir 3'te bulunan yazma eserlerdir. Bu yazmalar arasında 'Meleklerin Hz. Âdem'e Secde Etmesi', 'Hz. Âdem ve Havva'nın Cennetten Kovuluşu', 'Hz. İdris'in Öğrencileri ile Cennet Bahçesinde Sohbeti', 'Hz. İbrahim'in Ateşe Atılması', 'Hz. Eyyûb ve Eşi Rahime', 'Hz. Musa'ya Cebrail'in Kutsal Kitabı Getirmesi', 'Hz. Süleyman ve Kraliçe Belkıs', 'Hz. Süleyman'ın Ölümü', 'Hz. Muhammed'in Mi'rac'a Yükselmesi', 'Peygamberlerin Cennet Bahçesinde Sohbeti' vb. konulardaki minyatürlerdeki melek figürleri incelenmiştir. Her bir Melek figürünün mürekkep ve fırça ile aydınger kâğıda eskizleri çizilerek, biçim ve hareket özellikleri daha anlaşılır hale getirilmiştir. Bu sayede meleklerin kompozisyonda bulunduğu yer ve görevleri; tasarım özellikleri, genel fiziksel özellikleri, simaları, saç modelleri, giysi tasarımları, başlıkları ve kanatları ayrı detaylar halinde analiz edilmiştir. Bu çalışmanın amacı, incelenen yazmalar çerçevesinde, minyatürlü yazmalarda görülen melek figürlerine ilişkin bir biçim, renk ve üslûp derlemesi yaparak, melek figürünün geçmişteki anlam ve simgesel özelliklerini de göz önüne alarak günümüz sanat anlayışı içinde değerlendirilmesine zemin oluşturmaktır.
Molla Cami'nin 'Heft Evreng' adlı eserindeki minyatürlerde doğa elemanları
'Molla Câmi'in 'Heft Evreng' Adlı Eserindeki Minyatürlerde Doğa Elemanları' adlı tez çalışmasında, 16. Yüzyıl Safevi dönemi minyatür sanatının üslûp bakımından önemli bir örneği incelenmiştir. Çalışmadaki amaç, döneminin üslûp özelliklerini en iyi şekilde yansıtan Heft Evreng'i tanıtmanın yanında, minyatür sanatı uygulamalarında geniş yer tutan doğa elemanlarının bu yazma örneğinde form ve uygulama teknikleri bakımından özelliklerinin incelenmesidir. Tez çalışması kapsamında Heft Evreng' de yer alan minyatürlerde kullanılan doğa elemanları sınıflandırılmış (ağaçlar, çiçekler ve küçük bitkiler, kayalar ve taşlar ve bulutlar) ve bu elemanların biçimsel ve detaylı çizim aşamalarının nasıl meydana getirildiği üzerine bir inceleme yapılmıştır. Tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Molla Câmi'nin (1414-1492) yaşamı ve eserleri, teze konu olan Heft Evreng adlı eserinin fiziki ve edebi özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, seçilmiş olan doğa elemanlarının dış ve detaylı çizimi yapılmış ve kullanıldığı minyatürdeki yeri kesit halinde verilmiş ve incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, yedi adet tasarım uygulaması yapılmıştır. Yapılan tez çalışması kapsamında iki uygulama yapılmıştır. İlk uygulamada, minyatürlerde yer alan doğa elemanlarının tamamının detaylı çizimleri yapılmış ve seçilmiş doğa elemanlarının dış hatlarının çizimi ve minyatürde bulunduğu kesit görsel olarak sunulmuştur. İkinci uygulama çalışmasında ise, yazmadaki yedi başlık altında toplanan, 28 adet tam sayfa minyatürün 26'sında kullanılmış olan doğa elemanlarının çoğu kullanılarak, her başlık için ayrı ayrı yedi özgün tasarım yapılmıştır. Sayfa düzenine uygun olması açısından, sayfa kenarı halkâr tekniği kullanılarak üç ayrı tasarım ile tamamlanmıştır. yapılmıştır. Tasarımlarda murakka üzerine altın, guaj boya ve sulu boya ile uygulanmıştır.