
3,644
Archived Theses
14
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Hatırat ve mektuplar üzerinden medeniyet sancılarını okumak (Suriye-Filistin manzaraları: 1895-1918)
Bu çalışma, hatırat ve mektuplar üzerinden; Suriye-Filistin bölgesine ait bir coğrafyada ortaya çıkan medeniyet tasavvurlarını ele almaktadır. Suriye ve Filistin, 1. Dünya Savaşı'ndaki mağlubiyete kadar Osmanlı toprağı olarak varlık bulmaktaydı. Ancak 20. yüzyılın başlarında, bu coğrafyadaki siyasi gelişmeler yeni sınavların ortaya çıkmasını hızlandırmış, uzun ve periyodik atakların ortaya çıkardığı "kopma" düşüncesi söz konusu toprakları ana coğrafyadan ayırmıştır. Coğrafya üzerinden kopuşun; en az onun kadar önemli sayılması gereken bir bilinç ayrışmasına ön ayak olduğu söylenebilir. Yüzyılın yeni kurgusunda en çok tartışılan konular arasında yer alan medeniyet tasavvuru ve dönüşümü meselesine, o dönemi konu edinen hatırat ve mektup türlerinde geniş ölçüde yer verildiği görülmektedir. Bu çalışmada, Osmanlı'nın Suriye ve Filistin'deki hâkimiyetini kaybetmesinin nedenleri; Avrupa'nın bölgedeki hâkimiyetini arttırma çabaları; yönetimdeki ihmaller, rehavetler ve düzenin bozukluğu içerisinde Batı medeniyetiyle baş başa kalan yerli halkın bilinç ve şuur düzeyine dair genel görüntü, İslam medeniyetinin halkı birleştiren unsurlarının zayıflamasıyla halkta tezahür etme fırsatı bulan milliyetçilik gibi meseleler ve günümüzde çokça tartışılan birtakım konular vazife ya da seyahat gibi durumlar dolayısıyla gittikleri söz konusu coğrafyaya aşina dokuz yazar üzerinden müzakere edilmektedir. Ortak medeniyet tasavvurundan ayrışmayı gündem olarak öne çıkaran yeni bir muhayyile; seçilmiş yazar kadrosu, değişik gerekçeler ve konu başlıkları etrafında tarihsel, kültürel, edebi ve entelektüel bağlamlarıyla sunulmaktadır. Tez, bu çerçevede Suriye ve Filistin konusunu hızlandıran tartışmaları edebi kayıtlar eşliğinde konuşmaya davet etmektedir. Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Filistin, Hatırat, Mektup, Suriye, Orta Doğu.
Meczûb Divanı
Medine Arif Hikmet Kütüphanesi'nde bulunan tek nüshadan hareketle yapmış olduğumuz tez çalışmasının giriş kısmında, şairin içine doğmuş olduğu kültürün dili olan Azerî Türkçesinin ve edebiyatının tarihsel gelişimi verilmiş, Safevî Devleti'nin bu kültür içerisindeki etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Daha sonra, şairin yaşamış olduğu coğrafya olan Tebriz'in İslam medeniyeti içerisindeki konumu ve öneminden bahsedilmiş, şehrin Şii bir devletin hâkimiyeti altında bulunduğu dönemlerde yaşanan toplumsal ve kültürel dönüşüm ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bilgiler ışığında şairin dinî ve edebî kimliğini oluşturan ortamın daha iyi anlaşılacağı ümit edilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde, divandan hareketle edinilen biyografik bilgiler, beyitler vasıtasıyla ortaya konulmuş, şairin dinî kimliğinin genel özellikleri belirtilmiştir. Daha sonrasında edebî kişiliğini oluşturan öğeler ayrıntılı bir şekilde işlenmeye çalışılmış, şairin şiirlerinden hareketle dil ve anlatım unsurları gösterilmiştir. İkinci bölümde divan, şekil açısından incelenmiş, metinde yer alan nazım şekilleri ayrıntılı olarak değerlendirilmiş ve şairin nazım şekillerindeki üslup farklılığı belirtilmiştir. Sonrasında, şiirde ahengi sağlayan unsurlar olan ses ve ritim hususiyetleri ortaya konulmuştur. Bu bölümde son olarak, şiirlerinde kullanmış olduğu iktibasların metindeki rolü ve şairin üslubuna olan etkisi gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde, transkripsiyon metni oluşturulurken uyulan imla ve şekil özellikleri yazılmış ve sonrasında Meczûb Divanı'nın metni verilmiştir.
Ahmed Arif'i okumak (Hayatı-edebi şahsiyeti-eserleri)
Ahmed Arif'i Okumak(Hayatı- Edebi Şahsiyeti-Eserleri) adlı çalışma esas olarak Ahmed Arif'in hayatını, şiirlerini ve düzyazılarını merkeze alır. Çalışma, "Giriş", "Sonuç", "Kaynakça", "Belgeler" "Ekler" dışında üç bölümden oluşur. Çalışmada Ahmed Arif'in sadece şiiri değil düzyazıları da tanıtılmıştır. "Birinci Bölüm"de hayatı, mizacı, çalışma ve edebi yaşamı, eserleri, şiir evresi, poetik görüşleri, toplumcu ve entelektüel yönü anlatılmıştır. "İkinci Bölüm"de şiiri biçim ve içerik bakımından incelenmiştir. "Üçüncü Bölüm"de dergi, gazete yazıları ve yazdığı mektuplar zamandizinsel olarak irdelenmiştir. Sonuç kısmında çalışma boyunca elde edilen bulgular yazılmıştır. "Belgeler"de şairin yaşamına ait belgeler ve el yazılarından örnekler; "Ekler" bölümünde "Ahmed Arif'i Okuma Kılavuzu", "Fotoğraflarla Ahmed Arif", Ahmed Arif için yazılanlar, yaşam kronolojisi verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Şiir, Ahmed Arif, poetika, toplumcu gerçekçilik.
Ahmedi'nin Cemşid ü Hurşid'inin bağlamlı dizini ve işlevsel sözlüğü (1v-31v)
Bu çalışma Türk Dili ve Edebiyatı alanında geçmiş ve gelecek arasında köprü görevi gören eserlerden biri olan Ahmedi'nin Cemşid ü Hurşid adlı eseri üzerine yapılmıştır. Eserin daha önce bağlamlı dizin çalışması yapılmaması, mevcut eserin araştırılması ve belirlenen beyit sayısına kadar incelenmesi sonucu bizlere dönemin dil hususiyetleri, diğer dillerin Türk Dili'ne etkisi ve dönemin yazı dilinin incelenmesini sağlamıştır. Bu dizin çalışması "Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü" (TEBDİZ) üzerinden yapılmaya çalışılmıştır. Bağlamlı dizin çalışması sayesinde metin içerisinde geçen ayetler, dualar, kalıp ifadeler ve deyimler gibi bir çok unsur belirlenmiş ve belirtilmiştir. Eser üzerine daha önce çeviri çalışması yapıldığı için eserin çevirisine yer verilmemiş olup sadece şairin hayatı, eserleri ve bağlamlı dizin çalışması yapılmaya çalışılmıştır. Eserin ilk 1830 beyiti bağlamlı dizin çalışması içerisine alınmış olup, burada geçen kelimelerin birbiriyle olan bağı belirlenip gösterilmeye çalışılmıştır.. Anahtar Kelimeler: Eski Anadolu Türkçesi, Bağlamlı Dizin, Ahmedi, Cemşid ü Hurşid, Türk Dili
Dîvâne Rüşdî Dîvânı (inceleme-tenkitli metin-sözlük)
Dîvâne Rüşdî Efendi, 17. yüzyıl Dîvân şairlerindendir. Hayatı hakkında çok fazla bilgi yoktur. Rüşdî, İstanbul'da doğmuş ve burada vefat etmiştir. Şiirlerinden iyi bir tahsil gördüğü anlaşılan şair medrese tahsilinden sonra mülazım ve müderris olarak görev yapmıştır. Fakat müderris olduktan bir süre sonra görevinden azledilmiştir. Bu sebeple Rüşdî Efendi aklî melekelerini kaybetmiş ve ömrünün kalan kısmını İstanbul'da Sivâsîzâdeler Tekkesi'nde geçirmiştir. Bundan sonra şair "Dîvâne Rüşdî Efendi" olarak tanınmıştır. Şiirlerinden anladığımız kadarıyla başlangıçta dost ve şair meclislerine katılan Rüşdî, hastalığından sonra büyük sıkıntılar yaşamıştır. Yaşadığı zihnî rahatsızlık sebebiyle bu meclislerden ve çevresinden uzak kalan Rüşdî, Sivâsîzâdeler Tekkesi'nde vefat etmiş ve buranın haziresine defnedilmiştir. Dîvâne Rüşdî Efendi'nin tek eseri Dîvân'ıdır. Dîvân; kasideler, mesnevîler, gazeller, kıt'alar ve rubâîlerden oluşmaktadır. Manzumelerinden anlaşıldığına göre devrinde kimi önde gelen şairlerin etkisinde kalmış bir şahsiyettir. Yaşadığı dönemde Nâbî ve Nâ'ilî gibi şairler yanında Dîvân'da mahlasını zikrettiği başka bazı şairlere de nazireler yazmıştır. Rüşdî'nin nazireleri Dîvân'ında büyük bir yekûn tutmaktadır. Şair, herhangi bir devlet büyüğüne kaside sunmamıştır. Dîvân'ında yer alan kasidelerin tamamına yakını Hz. Peygamber'le ilgili naat, mevlit, miraciye türünde yazılmış şiirlerden oluşmaktadır. Bununla beraber Dîvâne Rüşdî Efendi, bir gazel şairidir. Gazelleri içinde yer yer söyleyiş güzelliği yakalayabildiği manzumeler vardır. Zaman zaman şair, yaşadığı ıstırapları ve bedbinliğini bu türden manzumelerinin muhtevasına taşımıştır. Ayrıca onun gazellerinde döneminin bazı sosyal hayat unsurlarının izlerini takip etmemiz de mümkündür. Kaynaklarda Rüşdî'nin manzumelerinin yaşadığı dönemde sevildiğinden söz edilmektedir.
Suat Derviş'in eserlerinde toplum ve kadın ilişkisi
Bu tez, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının kadın yazarları arasında yer alan Suat Derviş'in edebi eserlerini, özellikle, toplum ve kadınlar arasındaki sosyal ve kültürel bağlantılara değinerek incelemektedir. Genel anlamda, sanatın toplumsal bir görev olduğuna ve edebiyatın temel amacının insan merkezli anlayış ve söylemi içerisinde barındırması gerektirdiğine inanan Derviş, toplum ve kadın arasındaki sosyokültürel ilişkiler hakkında önemli sorular sorarak kadın bireylerin maruz kaldığı cinsiyetçilik, iş ve ev hayatındaki sömürgecilik, fiziksel, psikolojik şiddet ve cinsel istismar gibi sorunların toplum ile ilintili olduğunu ileri sürer. Böylelikle kadın ve toplumun birlikte mercek altına alınarak değerlendirilmesi gerektiğine dair kuvvetli bir inanç besleyen Derviş, bu düşünceyi birleştiren pek çok tematik edebî eser üretmekten kaçınmaz. Eserlerinde sunduğu çeşitli unsurlarda geleneksel norm ve kaidelerin, ataerkil yapının etkileriyle şekillenmesiyle toplumun, düşünce ve uygulamalarında kadının indirgenmesine karşı bir tutum sergileyen Suat Derviş, bu yönüyle edebiyatımıza farklı bir bakış açısı ve yeni bir soluk kazandırmıştır. Yazarın en belirgin özelliklerinden biri, edebî eserlerinde toplum ve kadın ilişkisinin işlevselliğini ön plana çıkartan söylemleri ve temaların hakimiyetidir. Bu noktada eserlerinde herhangi bir sınırlılık veya değişmez kurallarla ele alınmayan toplum ve kadın imgeleri, alışılmış düşünce ve kaidelerin dışında ele alınmıştır. Böylelikle bir kadın edebiyatçının gözünden, yaşadığı toplum ve hemcinslerinin sorunları çeşitli açılar ve kavramlarla ilişkilendirilerek sentez edilmiştir. Çalışmada üzerinde durulan bir diğer husus, Suat Derviş'in edebî eserlerinde meydana getirdiği toplum eleştirisidir. Özellikle kadın kahramanların sorunlarını ele alarak gerçekleştirdiği bu tenkidî yaklaşımlarında, toplumun geleneksel yönlerine dair sunulan öğelerin odak noktasında kadın kahramanların toplumsal norm ve kaidelerden kaçışı ve birey olma çabaları yer alır. Bu bağlamda, çalışmanın ilk bölümünde, Suat Derviş'in hayatı ve edebi kişiliği, ikinci bölümünde 20. yüzyılın ilk yarısında Türk toplumu ve Türk toplumunda kadın olgusu, son kısımda ise Suat Derviş'in eserlerinde toplum ve kadın ilişkisinin tesirleri incelenmiştir.
Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı ile Altay Türklerinin Ak Tayçı Destanındaki "ağaç" ve "evlilik" motifleri ile bu motiflerin Orta Doğu mitolojilerindeki benzer motiflerle karşılaştırılması
Bu çalışmada Uygur harfli Oğuz Kağan destanı ile Ak Tayçı destanlarındaki "ağaç" ve "evlilik" motifleri üzerinde durulmuş ve bu motiflerin Orta Doğu mitolojilerindeki motiflerle olan benzerliği incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Ak Tayçı ve Oğuz Kağan destanlarının özetleri verilmiştir. Ayrıca bu bölümde bahsedilen motiflerin destanlarda aynı olay örgüsü içinde yer aldığına işaret edilmiştir. İkinci bölümde Sümer krallarının gerçekleştirdiği kutsal evlilik ve bunun mitolojik kökeni aktarılmış, söz konusu evliliğin Oğuz Kağan destanındaki evlilik ile benzer yönleri üzerinde durulmuştur. Bu evlilik geleneği Sümerlerden başlayarak tüm Orta Doğu'ya yayılmıştır. Bu sebeple Orta Doğu mitolojilerinin yanı sıra Yunan, Mısır ve Anadolu mitolojileri de yeri geldikçe karşılaştırmaya dahil edilmiştir. Geleneğe göre bu evlilik baharda gerçekleşmektedir. Bu sebeple üçüncü bölümde halk inançlarındaki bahar törenleri ve ritüeller konu edilmiştir.
Behcet'ül-Hadaik fi Mev'izatil-Hala'ik'ın bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü
Bir milletin zamanla kültüründe meydana gelen değişiklikler bir çok mecrayı etkilediği gibi o milletin edebiyatını da etkilemektedir. Türk milleti tarihin bütün sahnelerinde yer almış ve o döneme ait eserler bırakmışlardır. Edebiyat bu eserlerin başında gelmektedir. Türkler'in Anadolu'ya gelmeye başlaması ve İslam kültürüyle her geçen gün iç içe girmesi Eski Andadolu Türkçe'si diye isimlendirilen bir dönemi meydana getirmiştir. Bu dönemde hem Orta Asya'dan gelen kadim Türk milletinin kültürel ve dil özellikleri muhafaza edilmiş hem de İslamiyet'in dili ve kültürü kullanılmıştır. Ancak o dönemde yazılan eserlerin günümüzde daha anlaşılır hale gelmesi gerekmektedir. Yukarıda bahsedilen zamanla oluuşan bu farklılık dili de etkilemiştir. Tebdiz projesi işte tam burada tabiri caizse geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vasifesi görerek geçmişin eserlerini günümüzde daha anlaşılır kılmayı hedeflemektedir. Okuyucuların eserin sadece kelimesinin anlamını değil o kelimenin anlamsal bağlantısına da imkan sağlamaktadır. Bu çalışmada, Behcet'ül-hadaik fi Mev'izatil-hala'ik'ın anlam zenginliğini tesbit ederek ortaya çıkarmak, Uslüp çalışmaları için gerekli veri birikimini oluşturmak, Türkçe'nin zengin tarihel birikimine ve sözlüğüne katkı sağlamak, özellikle Eski Anadolu Türkçesinin geniş anlam dünyasını tesbit etmek ve bu dönemde verilen eserlerin anlaşılasını kolaylaştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışma üç bölüm şeklinde ele alınmıştır. Birinci bölüm Behcet'ül-hadaik fi Mev'izatil-hala'ik, İkinci bölüm inceleme bölümünü teşkil etmektedir. Bu bölümde üçüncü bölümle ilgili tesbit ve çıkarımlar mevcuttur. Üçüncü bölüm ise çalışmanın asıl amacı olan sözlük bölümüdür.Bu bölümde metinde yer alan tüm sözcükler bağlamdaki yerleri ve işlevleriyle alfabetik olarak dizilmiştir
Türk romanında Bosna ve Boşnaklar (1970-2010)
Türk edebiyatında Batılılaşmayla birlikte görülen roman türü Tanzimat Devri'nde başlamış, Servet-i Fünûn'la birlikte Avrupaî seviyesine ulaşmıştır. Millî Edebiyat ve Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nda roman türünde başarılı eserler ortaya konulmuştur. Bu çalışmada, 1970 ile 2010 yılları arasında yayımlanan roman türündeki eserler üzerinden Bosna-Hersek ve Boşnakların Türk romanına yansıması incelenmiştir. Giriş kısmı hariç, iki bölümden oluşan bu tezde; Bosna tarihi, Bosna'nın Fethi; Bosna'nın Osmanlı, Avusturya ve Yugoslavya dönemlerindeki idare ediliş şekli; Doksanüç Harbi, göç ve göçmenler, Rusya ve Avusturya'nın Bosna politikası, Bosna Savaşı, Bosna coğrafyası, Boşnakların farklı etnik ve dinî gruplarla ilişkisi, Boşnak kimliğinin oluşumu, Boşnak kahramanlar, Boşnakların dili, dini ve kültürü gibi konuların 1970 ile 2010 yılları arasındaki basılı romanlarda ele alınış ortaya konulmuştur. Diğer bir deyişle, işbu tezde Bosna-Hersek'in siyasî, dinî, iktisadî ve kültürel hayatının Türk romanına yansıyış şekli değerlendirilmeye çalışılmıştır. Türk Edebiyatı'nda Bosna'dan bahsedilen romanlarda genel itibariyle "kaybedilen vatan" ve "göç" temaları öne çıkartılır. Türk romancıları için Bosna; kaybedilen vatan topraklarıdır, Avusturya, Rusya'nın yanında Sırp ve Hırvat baskısı-zulmü sebebiyle göç eden yüz binlerce Müslüman'dır. Bosna'dan bahsedilirken Osmanlı'nın bölgeden çekilmesi, emperyalist güçlerin ve milliyetçilik akımının Balkanlardaki huzur ve barışı ortadan kaldırmasının yanında Panslavizm ve komitacılık faaliyetlerine de değinilir. Romanlarda, Boşnakların tarihine, coğrafyasına, kökenine, kültürüne ve hayat tarzına dair bilgiler verilmiştir. Tezin ana ve ara başlıklarında geçen konular; Bosna tarihinin dönemleri, Boşnakların sosyal, kültürel ve siyasî hayatı ile yazarların bakış açısını da içine alacak şekilde tasnif edilip incelenmiştir. Yazarların Bosna'nın dili, kültürü ve tarihine dair yazdıklarının gerçek hayatla ilişkisi ve yazılanların hangi zihniyetten hareketle kaleme alındığı gösterilmeye çalışılmıştır. Böylece, Bosna-Hersek ve Boşnakların Türk romanın bu evresine yansıma şekli ortaya konulmaya gayret edilmiştir.
Fetᾱvᾱ-yı Ali Efendi (1b-30b) Giriş- inceleme-metin-dizin-tıpkıbasım
Bu çalışmada Şeyhülİslām Çatalcalı 'Ali Efendi'nin Fetevā-yı 'Ali Efendi adlı eserinin 1b- 30b varakları arasındaki bölümler incelenmiştir. Bu varakların çeviri yazısı yapılmıştır. Eser imlâ, ses ve şekil bilgisi bakımından incelenmiştir. Çalışma; Giriş, İnceleme, Metin, Dizin, Tıpkıbasım olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; eserin türü, eserin adı, yazılış amacı, yazarı, yazılış tarihi, eserin konusu ve içeriği, eserin tespit edilen nüshaları, eserin hazırlanmasında dikkat edilen hususlar hakkında bilgi verilmiştir. İnceleme bölümünde yazılış özellikleri, ses bilgisi ve şekil bilgisi hakkında bilgiler verilmiştir. Metin bölümünde eser, sayfa numaraları verilerek çeviri yazıya aktarılmıştır. Dizin bölümünde kelimeler alfabetik sıraya göre dizilmiştir. Çalışmanın sonuna eserin tıpkıbasımı konulmuştur.
Millî Kütüphane 06 MİL YZ A 2552 numaraya kayıtlı şiir mecmuası (İnceleme-metin-MESTAP'a göre tasnifi)
Bu tezin konusu, Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonuna kayıtlı 06 Mil Yz A 2552 numaralı şiir mecmuasıdır. Mecmua tanıtıldıktan sonra şekil ve içerik özellikleri bakımından incelenmiştir. Mecmuadaki şiirlerden şairleri tespit edilenler mevcut kaynaklarda taranmıştır. Dîvânlarda ve tezkirelerde tespit edilen şiirler karşılaştırılmış ve mevcut farklılıklar dipnotlarda belirtilmiştir. Çalışmamızda şairlerin yaşadığı yüzyıllar, tercih edilen nazım şekilleri ve vezinler tablo halinde gösterilmiştir. Transkripsiyonu yapılan mecmuanın MESTAP tablosu oluşturulmuştur. 18. yüzyılda yazıldığını düşündüğümüz mecmuada şiiri yer alan 205 şair tespit edilmiştir. Bu şairlerden 5'inin kimliğinde kesinlik sağlanamamıştır. Mecmuada bulunan şiirlerden 670'i Farsça 1'i Arapça 932'si Türkçedir. Mecmuanın müellifin edebî zevki doğrultusunda oluşturulduğu kanaatine varılmıştır. Bu sebeple dönemin edebî zevkine ışık tutacağı düşünülmektedir.
Mehmed Fahreddin Bursavî ve Gülzâr-ı İrfân isimli biyografik eseri (inceleme-metin-dizin)
Bu çalışmada Mehmed Fahreddin Bursavi'nin 19. yüzyılın ortalarında yazdığı Gülzâr-ı İrfân isimli biyografik eseri ele alınmaktadır. Anadolu sahası Türk edebiyatında ilk örnekleri 16.yüzyılın başlarında verilen biyografik eserler artan bilgi birikim ile zamanla gelişip çeşitli türlere ayrılmıştır. Bu türlerden birisi de herhangi bir şehir veya bölgeyi merkeze alan vefeyât-nâmelerdir. Bu çalışmanın konusu olan Gülzâr-ı İrfân, Türk edebiyatında en çok vefeyât-nâme yazılan şehir Bursa'yı konu alanların en hacimli olanıdır. Bu çalışmada, Gülzâr-ı İrfân'ın Ali Emiri Millet Kütüphanesi Şeriyye 1098, Süleymaniye Kütüphanesi Atıf Efendi 1923 ve Kadir Atlansoy özel kütüphanesinde bulunan üç nüshasından hareketle tenkitli metnini oluşturmak, eseri şekil ve içerik özellikleri açısından değerlendirmek, kendisinden önce yazılan ve yazarın model aldığını belirttiği iki Bursa vefeyât-nâmesi ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Oluşturulan tenkitli metne göre Gülzâr-ı İrfân'da Bursa'nın fethinden başlanarak yazıldığı 1847 yılına kadar olan dönemde Bursa'da yaşamış ve bu şehre defnedilmiş toplumun her tabakasının önemli kişilerinden oluşan 624 biyografinin yer aldığı saptanmıştır. Tabakat usulüne göre tertip edilmiş ve klasik Osmanlı nesir üslubu ile yazılan bu eserde Mehmed Fahreddin'in kendisinden önce yazılan Güldeste-i Riyâz-ı İrfân ve Gülzâr-ı Sulehâ isimli iki Bursa vefeyât-nâmesinden büyük ölçüde yararlandığı tespit edilmiştir.
Uzun Firdevsȋ Velȃyet-Nȃme bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü
Türklerin İslamiyet'i kabul etmeleriyle birlikte Arapça ve Farsçadan etkilenmeler artmaya başlamış, doğal olarak bu durum Türkçeye yansımıştır. Horasan erenleri dediğimiz Türk-İslam kültürünün manevi önderleri, İslamiyeti halka yaymak amacıyla hem yaşayış biçimi olarak bunu ortaya koymuşlar hem de yazdıkları eserleriyle geniş kitlelere ulaşmışlardır. Bu bağlamda Hacı Bektaş Velayetnamesi gerek Türkçeye katkısı gerek Anadolu kültürüne katkısı gerekse İslami inanç merkezinde Alevilik-Bektaşilik kültürüne katkısı bakımından eşsiz bir eserdir. Eski Anadolu Türkçesi diye tabir ettiğimiz dönemde Türkçenin teşekkülünde velayetnamelerin yeri yadsınamaz derecede önemli ve dikkate değerdir. XIII. Yüzyılda yazılan Hacı Bektaş Velayetnamesi de yazıldığı dönemi yansıtması bakımından incelemeye değer bir dil hazinesidir. Eserde, Türk tasavvuf edebiyatının kurucusu sayılan Hoca Ahmet Yesevi'nin öğrencisi olan Lokman-ı Perende'den ders almış Hacı Bektaş-ı Veli'nin Türk-İslam kültürü çerçevesinde Anadolu insanına örnek olan hayatı, kerametleri, giyim-kuşam şekilleri, On İki İmamlar silsilesindeki yeri ve öğretilerini aktardığı müritleriyle el verdiği halifeleri hakkında genişçe bilgilere ulaştığımız muazzam anlatı bölümleri mevcuttur. Hacı Bektaş Velayetnamesi; Türk dili, Anadolu kültürü, tarihi ve ibretlik İslami yaşayış örnekleri bağlamında okunup incelenmesi gereken bir eserdir. Bu doğrultuda TEBDİZ Projesi, geçmişle günümüz arasında köprü görevi kuran ve belki de dil uzmanları tarafından Türkiye'de bu alanda yapılan ilk özgün, modern ve sistematik büyük bir ekip çalışmasıdır diyebiliriz. Metnimizde yer alan sözcüklerin tamamı TEBDİZ sistemi içerisinde, alfabetik sıraya göre bağlamdaki yerleri ve işlevleriyle dizilmiştir. Velayetname'de geçen her sözcüğün anlamı tek tek işlenerek eserin anlamsal zenginliği ortaya konulmaya çalışılmış; aranan sözcüklerin anlamıyla birlikte -varsa- tarihsel, kültürel ve dini hikayeleriyle birlikte eser gerçek değerine ulaştırılmaya çalışılmıştır.
Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi roman (1930-1960)
20. Yüzyıl'ın önemli sanat ve edebiyat kuramlarından olan Toplumcu Gerçekçi Sanat ve Edebiyat Kuramı ortaya çıktığı andan beri sanatçıların ve araştırmacıların ilgisini çeken bir sanat / edebiyat anlayışıdır. Kökeni 19. Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren gerçekleşen toplumsal, ekonomik, siyasi, bilimsel ve sanatsal olayların gelişimlerine dayanan Toplumcu Gerçekçilik, 1930'lardan bugüne etkisini ve varlığını sürdüren bir sanat / edebiyat kuramıdır. Marksist sosyalizmin devlet olarak ilk örneği olan Sovyetler Birliği'nin resmi sanat kuramı olan bu sanat / edebiyat kuramı, Sovyetler Birliği'nin yakın komşularından olan Türkiye Cumhuriyeti'nin sanatını ve edebiyatını oldukça etkilemiştir. Bu tez çalışmasında, bu etkinin 1930-1960 dönemindeki karşılıkları, ilgili yazarlar ve romanları üzerinden gösterilmek istenmiştir. Yapı, izlek, anlatım unsurları vb. unsurlar; Toplumcu Gerçekçiliğin toplumsal ve ideolojik altyapısı dikkate alınarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Türk edebiyatının ve romanının büyük olarak kabul edilen bazı yazarlarının da benimsediği bu kuramın, bu yazarların büyüklüğüne sağladığı katkılar irdelenmiştir. Toplumcu Gerçekçi Türk Romanı'nın ilk otuz yıllık gelişimini ele alan bu çalışma, Toplumcu Gerçekçi Türk Romanı'nın daha sonraki gelişimine açtığı yollara da dikkat çekecektir.
Türkiye Türkçesi ağızlarında o>u, u>o değişimleri
Dilde hiçbir değişim nedensiz değildir. Ses değişimlerinin fonetik çevreye bağlı ve fonetik çevreye bağlı olmayan birçok nedeni bulunmaktadır. Dünya dillerinde O>U, U>O değişimlerinin nedenlerini ortaya koymak için laboratuvar ortamında birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda ünlü değişimlerini ele alan bazı ünlü değişim modelleri geliştirilmiştir. Dünya dillerinde O>U, U>O değişimlerinin iki nedeni bulunmaktadır: "Sosyal ağ etkisi" ve "ünlü değişim modelleri". Dilde sosyal ağ etkisi O>U, U>O değişimlerinin fonetik çevreye bağlı olmadan geliştiğini savunurken ünlü değişim modelleri O>U, U>O değişimlerinin fonetik çevreye bağlı geliştiğini ifade etmektedir. Türkçede O>U, U>O değişimlerinin de iki nedeni bulunmaktadır: Fonetik çevreye bağlı O>U, U>O değişimleri, fonetik çevreye bağlı olmayan O>U, U>O değişimleri. Türkçede fonetik çevreye bağlı olmayan O>U, U>O değişimleri, Türkçenin ünlü yapısına bağlı olarak oluştuğu için karakteristik bir özellik göstermektedir. Bu nedenle de kelimelerin ya /O/' lu ya da /U/' lu tek kullanımı görülmektedir. Fonetik çevreye bağlı O>U değişimlerinde ünsüzler önemli bir rol oynar. Türkçede bazı ünsüzler boğumlanırken ses yolunu daraltmaktadır. Fonetik çevreye bağlı U>O değişimlerinde ise geniş ünlülerin etkisi olduğu görülmektedir. Ünlü değişim modellerinde ünlülerin oluşum çizgileri /a, e/ sesleri, bazen /u, ü/ seslerini kendi boğumlanma yerlerine çeker. Fonetik çevreye bağlı olmayan değişimlerde kelimelerin ikili kullanıma sahip olduğu görülür.
Tanzimat Dönemi dört Türk romanında Doğulu ve Batılı medeniyet unsurları (Felâtun Bey ile Râkım Efendi, İntibah, Sergüzeşt, Araba Sevdası)
Tanzimat hareketiyle yüzünü Batı'ya çeviren Türk toplumu siyasi, sosyal ve edebi anlayış bakımından Batı'dan etkilenmiştir. Her edebi dönemin kendi zamanının sosyal olaylarından beslendiği bilinmektedir. Tanzimat ile ortaya çıkan yeni dönemde devlet ve toplum yapısında ortaya çıkan değişimler edebiyatı da etkilemiştir. Bu tez çalışması, Türk edebiyatının Batı etkisinde kalmaya başladığı en belirgin dönem olan Tanzimat dönemi edebiyatına Doğu-Batı çatışmasının ne şekilde yansıdığını dönemin önemli romanlarını inceleyerek ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu amaçla hazırlanan çalışmada, Batı etkisinin görüldüğü düşünülen dört Tanzimat dönemi romanı incelenmektedir. Tanzimat dönemi edebiyatında öncü olan dört yazarın önemli eserleri [Ahmet Mithat Efendi: Felâtun Bey ile Râkım Efendi (1875), Namık Kemal: İntibah (1876), Sami Paşazade Sezai: Sergüzeşt (1888) ve Recâizâde Mahmut Ekrem: Araba Sevdası (1896)] seçilip bu dört romanda Doğu-Batı çatışma olgusu incelenmiştir. Bu tez çalışmasının yöntemi betimsel araştırma yöntemidir. Romanların incelenmesinde doküman tarama yöntemi kullanılmıştır. Her roman ayrıntılı olarak okunup Doğu veya Batı kültürlerine ait olduğu düşünülen ifadeler toplanarak yorumlanmıştır. Söz konusu olgu, roman kahramanları, yer, zaman ve bunlara bağlı olarak gerçekleşen olaylar/durumlar açısından değerlendirilmiştir. Bu tez dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmanın amacı, önemi, yöntemi gibi bilgilerin bulunduğu Giriş bölümü yer almaktadır. İkinci bölümde kuramsal çerçeve başlığı altında, Tanzimat'tan önce ve Tanzimat döneminde Batılılaşma etkileri, Tanzimat dönemi romanlarına ve yazarlarına genel bakış vb. bölümler yer almaktadır. Üçüncü bölümde, çalışmada incelenen dört romana ait vaka takdimleri ile birlikte her bir romanda tespit edilen Batılılaşma etkisini yansıtan bahislere ayrıntılı olarak yer verilmektedir. Dördüncü bölümde ise çalışmadan elde edilen sonuçlara genel olarak yer verilip, sonraki araştırmalara yönelik önerilerde bulunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tanzimat edebiyatı, Türk romanı, Batılılaşma, Doğu-Batı çatışması.
Kurmaca tekniği bakımından Nazlı Eray'ın romanları
Nazlı Eray, son dönem Türk edebiyatının en önemli yazarları arasında yer alırken kendine özgü üslubu ve kurgusu ile dikkatleri üzerine çekmeyi başarır. Yazarın roman anlatılarında birçok edebi anlayıştan etkilendiği söylenecek olursa bunların başında fantastik ve büyülü gerçek gibi ana başlıklar gelebilir. Bu başlıkların yanına geleneksel, modern, postmodern edebi akımlar ve reaizm sürrealizm gibi düşünce akımlar eklenir. Nazlı Eray, bütün bu anlayışları bütünleyerek gerçeğin büyülü dünyasını düş ortamına yansıtır. Bu nedenle gerçek; gerçeğin dışında düş'ün derinliğine sığınır, soyut kavramın esiri olur. Yazarın gerçekle olan bu mücadelesi, roman anlatılarının tüm unsurlarında gözlenirken öz yaşam biçimi de bir başka etken olarak değerlendirilir. Bu çalışmada Nazlı Eray romanları yapı ve izlek olarak incelenmiş olup yukarıda ifade edilen edebi ve düşünce akımlarına göre analiz edilmeye çalışılmıştır.
Geçmişten günümüze Türk yazı dillerinde görülen b>m ses değişimi
Türk dilinin tarihî gelişim sürecinde zamanla dildeki iç ve dış sebeplerden ötürü çeşitli ses değişimleri gözlemlenmektedir. Bu ses değişimlerinin ortaya konulması Türk dilinin eski dönemleriyle günümüz Türk lehçeleri arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların belirlenmesi açısından önemlidir. Türk dilinde meydana gelen ses değişimlerinden b>m ses değişiminin yazılı dönemde ilk ne zaman ortaya çıktığını belirlemek ve Türk lehçelerindeki kullanım şeklinin ve yaygınlığının belirlenmesi amacıyla yapılan bu inceleme, Türk dilinin yazıyla takip edilebilen süreciyle sınırlandırılmış olup Türk lehçelerindeki b>m ses değişimini konu edinmektedir. Bu incelemede geçmişten günümüze Türk lehçelerinde görülen b>m ses değişimlerinin tespit edilmesi, b>m ses değişiminin nedenleri ve lehçeler arasında sayısal açıdan karşılaştırmalı olarak incelenmesi hedeflenmektedir. İncelemede geçmişten günümüze Türk yazı dillerinde görülen b>m ses değişimine uğrayan kelimeler tespit edilerek sayı bakımından karşılaştırıldı ve bu değişimin nedeni olarak akıcılaşma, süreklileşme, genizsileşme ve benzeşme olaylarına değinildi. İnceleme dört bölümden oluşmaktadır. "Giriş" kısmı olarak incelemede yer alan birinci bölümde Türk dili ve lehçeleri, ünsüzlerin nitelikleri, akıcılaşma, benzeşme, süreklileşme, genizsileşme ve Türk dilinin tarihi hakkında bilgiler verildi. İkinci bölümde geçmişten günümüze Türk yazı dillerinde görülen b>m ses değişikliğine uğrayan kelimeler hangi yazı diline ait ise bir liste halinde ses değişikliğinin nedenleri de açıklanarak gösterildi. Üçüncü bölümde lehçeler kendi grupları arasında b>m ses değişikliğine uğrayan kelimeler yönüyle karşılaştırılarak tablo halinde verildi. "Sonuç" kısmını oluşturan dördüncü bölümde ise inceleme sonucunda elde edilen bilgilerin değerlendirilmesiyle ulaşılan sonuçlara yer verildi. Bu bölümden sonra ise incelemede kullanılan kaynakların yer aldığı Kaynakça bölümü yer almaktadır.
Milli kütüphanede kayıtlı 06 MİL YZ A 3479 numaralı şiir mecmuası (inceleme-metin ve MESTAP'a göre tanif)
Mecmualar, klasik Türk edebiyatı tarihinin ve birikiminin ortaya çıkarılmasında başvurulan kaynaklar arasında yer almaktadır. Tarihî bir öneme sahip olan mecmualar, manzum veya mensur antoloji niteliğindeki kaynaklardır. Bu şahsi antolojiler, dönemin edebî zevkini yansıtmakla kalmayıp şiirlerin toplandığı ve gün yüzüne çıkarıldığı hazinelerdir. Klasik edebiyatın hazinesi konumundaki bu kaynaklar, diğer kaynaklarda yer verilmemiş şair ve şiirleri tanımamıza, klasik edebiyatın tür ve şekil özelliklerine dair yeni bilgiler edinmemize vesile olmaktadır. Mecmualar sadece bu edebî önemi doğrultusunda değil aynı zamanda yazıldığı dönemin tarihî, sosyolojik, siyasi ve edebî zevki açısından fikir sahibi olmamızı sağladığı için de çok kıymetli eserlerdir. Bu sebeple mecmuaların her açıdan incelenip gün yüzüne çıkarılması hem edebî hem de tarihî açıdan kültürümüze büyük katkı sağlayacaktır. Yukarıda belirttiğimiz çerçevede, bu çalışmada tez konumuz olan Milli Kütüphanede 06 Mil Yz A 3479 numarada kayıtlı şiir mecmuasını ana hatlarıyla tanıtmaya çalıştık. Bu doğrultuda öncelikle klasik Türk edebiyatında mecmua kavramı, mecmuaların tasnif özellikleri ile bu sahada yapılmış olan tasnif denemelerini inceledik. Ayrıca mecmuaların klasik edebiyatımız açısından önemine değindik. Devamında mecmuada yer alan şairlere ait şiir sayıları, şiirlerin nazım şekilleri, şiirlerde kullanılan vezin, kafiye ve redif türleri hakkında istatistikî bilgiler aktardık. Daha sonr MESTAP tablosunu ekledik. Ayrıca çalışmamıza konu olan mecmuayı bahsedildiği gibi inceledikten sonra mecmuanın transkripsiyonlu metnini verdik. Bu çalışmadaki değerlendirmeler mecmuada yer alan 52 şair ve 102 şiir/şiir parçası üzerinden yapılmıştır. Mecmuadaki bazı şairlere kaynaklarda rastlanmamıştır.
Klasik Türk şiirinde cülûsiye
Tür, edebiyat bilimi açısından incelendiğinde edebi metinlerin konuları temel alınarak çeşitli gruplara ayrılması sonucu oluşan kategorilerdir. Klasik Türk şiiri tür açısından çok zengin bir edebiyat dönemdir. Bu dönemde ortaya konulan bir tür de cülûsiyelerdir. Cülûsun kelime anlamı, oturmaktır. Tarih açısından bakıldığında Türk devletlerinde padişahın tahta çıkış geleneği için kullanılan bir terimdir. Buradan hareketle cülûs merasimi, cülûs bahşişi, cülûs terakkisi gibi ifadeler türetilmiştir. Bunlara ek olarak edebiyat biliminde ise cülûsiye terimi oluşturulmuştur. Cülûsiye, edebiyat terminolojisinde padişah tahta çıktığında şairlerin padişahı tebrik amaçlı kendisine sundukları şiirler için kullanılan özel bir sözcüktür. Bu şiirlerde yeni padişahın tahta geçişinden dolayı duyulan mutluluk dile getirilir, padişahın devlet yönetiminde başarılı olması için dua edilir. Sadece padişahlara sunulduğu yaygın bir kanıyken aslında padişahlara ek olarak devlet adamlarına, tarikat şeyhlerine ve harem kadınlarına da sunulmuştur. İlk örnekleri 15. yüzyılda verilmekle birlikte padişah değişikliklerinin çok sık yaşandığı 18. ve 19. yüzyıllarda yoğun olarak yazılmıştır. Cülûsiyeler klasik Türk şiirinin ürünü olması dolayısıyla çeşitli dîvân şiiri nazım şekilleri ile kaleme alınmıştır. Ayrıca dîvân şiirinin öteki türlerinde olduğu gibi geniş bir anlam derinliğine de sahiptir. Bu çalışmada söz konusu kişilere sunulan manzum cülûsiye metinleri şekil ve muhteva açısından incelenmiş böylece cülûsiye türünün özellikleri ve sınırları belirlenmeye çalışılarak bu konuda bir başvuru kaynağı oluşturmak amaçlanmıştır.
Milli kütüphane 06 MİL YZ A 1808/1-6 numaralı şiir mecmuası (İnceleme – metin ve MESTAP'a göre tasnif)
Mecmû'alar, Klasik Türk Edebiyatı tarihinin ve müktesebatının gün yüzüne çıkarılması noktasında güzide kaynaklardır. Tarihî niteliğe sahip olan mecmû'alar manzum ve /veya mensur birer antoloji özelliği taşımaktadır. Bu kişisel antolojiler, yazıldığı dönemin edebî zevkini yansıtır, aynı zamanda döneminin sevilen şair ve şiirlerini tanıtan klasik kaynaklardandır. Birer klasik kaynak olarak mecmû'alar, bilinen kaynaklarda yer verilmemiş olan şairleri ve şiirleri tanımamızda, Klasik Edebiyatımızın tür ve şekil özelliklerine dair yeni keşifler yapmamızda çok değerli birer kaynaktır. Mecmû'alar sadece bu edebî değeri açısından değil, aynı zamanda yazıldığı dönemin toplumunu daha iyi tanımamızda da çok değerli birer tarihî/sosyolojik kaynak özelliği taşımaktadır. Bu yüzden mecmû'aların topyekûn incelenip gün yüzüne çıkarılması hem klasik edebiyatımız hem de tarihimizin daha iyi anlaşılmasında muhteşem bir katkı sağlayacaktır. Yukarıda belirttiğimiz bağlamda bu çalışmada tez konumuz olan Millî Kütüphane 06 Mil Yz A 1808/1-6 numarada kayıtlı olan şiir mecmû'ası ana hatlarıyla tanıtıldı. Bu yapılırken öncelikle Klasik Türk edebiyatında mecmû'a kavramı, mecmû'aların tasnif hususiyetleri ile bu sahada yapılmış olan tasnif denemeleri, mecmû'aların klasik edebiyatımız açısından önemine değinildi. Akabinde genel olarak Halvetî şairlerin şiirlerinden oluşan ve dinî-tasavvufi bir hüviyete sahip olan mecmû'adaki şairlerle ilgili mücmel bilgiler verilip mecmû'ada yer alan şairlere ait şiir sayıları, şiirlerin nazım şekilleri, şiirlerde kullanılan vezin, kafiye ve redif türleri hakkında istatistiki bilgiler aktarıldı. Bu çalışmadaki değerlendirmeler mecmû'ada yer alan 47 şair ve 247 şiir/şiir parçası üzerinden yapılmıştır. Mecmû'adaki bazı şairlere kaynaklarda rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Mecmû'a, Klasik Türk Edebiyatı, şiir, şair.
Abdullah Zühtü'nün Türk kültür ve sanat hayatına katkıları
1869-1925 yılları arasında yaşayan Abdullah Zühtü, çeşitli yönleriyle devrinin öne çıkan isimlerindendir. Mekteb-i Sultani mezunu olan Abdullah Zühtü, genç yaşta gazetecilik faaliyetlerine başlar. Payidar gazetesi ile basın yayın faaliyetlerine atılan Abdullah Zühtü, Zuhur, Saadet, Tarik, Sabah, İkdam, Tercüman-ı Hakikat, Mektep, Resimli Kitap, Hanımlar Âlemi, Servet-i Fünun ve Peyam-ı Sabah gibi devrin önemli gazete ve dergilerinde çalışır, eserler ve yazılar kaleme alır. Gazetecilik faaliyetleri yürüttüğü dönemde zaman zaman Tarik, Sabah, İkdam, Tercüman-ı Hakikat, Peyam-ı Sabah gazetelerinin başmuharriri olur. Bu gazete ve dergilerde telif ve tercüme olmak üzere çok sayıda hikâye, roman, şiir, fıkra/makale gibi türlerde eserler ortaya koyar. Aynı zamanda dil bilgisi risaleleri, fennî konularda küçük risaleler ve Süleyman Tevfik Özzorluoğlu ile birlikte yazdığı tarih kitabı da yazı tecrübeleri arasındadır. Matbuat tarihinde ilk "basın grevi" sayılabilecek "iş bırakma" girişiminin öncü ismi Abdullah Zühtü'dür. II. Meşrutiyet'in ilan edilmesi üzerine bu hadiseyi duyurmak için Hüseyin Cahit'le birlikte ilk teşebbüs çabalarında yer alır. Yine aynı dönemde bir matbuat cemiyeti kurma fikrini ortaya atarak Osmanlı Matbuat Cemiyetinin kurulmasında öncü rol oynar. II. Meşrutiyet'in ilanın ardından Yeni Gazete'yi tesis ederek "patron" olur. Yeni Gazete, 1908-1913 yılları arasında son derece rağbet gören bir yayın organıdır. Abdullah Zühtü Babıali Baskını (1913) sonrasında gazetesini kapatmak zorunda kalır. 1918'e kadar Abdullah Zühtü'nün hiçbir gazete yazısında imzası görülmez. 1918'de tekrar Yeni Gazete'yi çıkarmaya başladığında İttihat ve Terakki Cemiyetine karşı eleştirilerini şiddetli şekilde dile getirmeye başlar. Mütareke Dönemi'nin sosyal, siyasal ve ekonomik koşullarına dayanamayarak 1919'da Yeni Gazete'yi tekrar kapatmak zorunda kalır. 1920 yılında Damat Ferit Paşa Hükumeti döneminde Matbuat Umum Müdürlüğü yapan Abdullah Zühtü, mizacının da etkisiyle dört aylık kısa bir sürenin ardından istifa eder. Tekrar Sabah ve Peyam-ı Sabah'ta yazılar kaleme almaya başlar. Dönemin sosyal ve siyasal gelişmeleriyle ilgili fıkralar/makaleler kaleme alır. Aynı zamanda önceki hikâyelerinden farklı bir yaklaşımla yenileşme/modernleşme ve Avrupa özentisi yaşam biçimine eleştirel bir bakışla yaklaşır. 1922'de matbuata tamamen veda ederek "antika ticareti" ile geçimini sağlamaya başlar. Antika koleksiyonu arasında son derece önemli eserler bulunduran Abdullah Zühtü, bu alanda devrin pek çok meşhur ismi tarafından takdir ile karşılanır. Bu çalışma ile eser verdiği dönemde son derece rağbet görmesine rağmen ölümünün ardından âdeta unutulan Abdullah Zühtü'nün gerek eserlerine gerek basın yayın tarihindeki önemine dikkat çekilmiş ve onun hakkında yapılacak çalışmalar için de katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Subhîzâde Feyzî Dîvânı'nın bağlamlı dizini ve işlevsel sözlüğü
TEBDİZ projesinin bir parçası olarak hazırladığımız "Subhîzâde Feyzî Dîvânı'nın Bağlamlı Dizini ve İşlevsel Sözlüğü" klasik edebî metinlerin dijital ortama aktarılması adına atılan adımlardan biridir. Proje veri tabanının sağladığı imkânlar doğrultusunda sisteme işlenen kelime ve söz grupları, elde edilen veriler ışığında açıklanmıştır. Bu çalışma şairin söz varlığını izah etmenin yanında; Feyzî'nin yaşadığı yüzyılın edebî ve siyâsî görünümüne, hayatına, kaleme aldığı eserlerine, edebî kişiliğine ve dîvânının muhtevası bakımından incelenmesine dair değerlendirmeleri içermektedir. Değerlendirmelerimizin sonunda ekte sunduğumuz sözlük kısmı uzun bir çalışmanın tezahürü olarak sistemde yerini almıştır. Böylelikle Subhîzâde Feyzî'nin Dîvânı'nın dil ve üslûp özellikleri kolaylıkla ulaşılabilir bir hale getirilmiştir. Kelime kelime işlediğimiz bu çalışmanın karşılaştırmalı çalışmalara ve yapılacak diğer araştırmalara veri açısından önemli katkılar sunacaktır.
Mustafa İbn Ali el-Muvakkit'in Risâle-i Usturlâb-ı Selîmî adlı eseri (1A-46B) giriş-inceleme-nüsha karşılaştırması-dizin-tıpkıbasım
Tezimizde, XVI. yüzyılda yaşamış en tanınmış astronomi bilginlerinden Mustafa b.Ali er-Rûmî el-Muvakkit'in (ö.979/1571) Risâle-i Usturlâb-ı Selîmî adlı eserinin 1a-46b varakları incelenmiştir. Eserin bu bölümlerinin çeviri yazı aktarımı yapılmış ve iki nüsha arasındaki farklılıklar ve eksiklikler gösterilerek karşılaştırılmıştır. Eser imlâ, ses ve şekil bilgisi bakımından incelenmiştir. Çalışmamız; Giriş, İnceleme, Nüsha Karşılaştırması, Dizin ve Tıpkıbasım olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde; İslam coğrafyasında ve Osmanlı'da astronomi biliminin gelişim süreci, muvakkithaneler, usturlap, eserin adı ve yazarı, önemi, bölümleri, eserin tespit edilen nüshaları hakkında bilgi verilmiştir. İnceleme bölümünde metnin ses ve şekil bilgisi özellikleri değerlendirilmiştir. Nüsha karşılaştırması bölümünde eser, sayfa numaraları verilerek çeviri yazıya aktarılmış ve iki nüsha arasındaki farklılıklar ve nüshalar arasındaki eksiklikler gösterilerek, iki nüshanın karşılaştırılması yapılmıştır. Bu karşılaştırılma da dipnotlar ile gösterilmiştir. Dizin bölümünde kelimeler alfabetik sıraya göre dizilmiştir. Çalışmanın sonunda da iki eserin tıpkıbasımı verilmiştir.
Fetāvā-yı Ali Efendi (31A/60B) giriş-inceleme-nüsha karşılaştırması-dizin-tıpkıbasım
Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin şeyhülislamlarından biri olan Çatalcalı Ali Efendi'nin Fetava-yı Ali Efendi adlı yazma eserin 031a-060b arasındaki varaklar incelenmiştir. Bu varaklar farklı bir nüsha ile karşılaştırılarak çeviri yazısı yapılmıştır. İmla özellikleri, ses bilgisi ve şekil bilgisi yönünden incelemeler yapılmıştır. Çalışma; giriş, inceleme, metin, dizin ve tıpkıbasım olmak üzere beş bölümden oluşturulmuştur. Giriş bölümünde eserin özellikleri, yazarı, konuları, içeriği hakkında bilgiler ve tespit edilen nüshaları verilmiştir. İnceleme bölümünde eser; imla özellikleri, ses ve şekil bilgisi yönünden ele alınmıştır. Metin bölümünde sayfa ve satır numaraları ile birlikte çeviri yazıya aktarılmıştır. Ayrıca bir başka nüsha ile karşılaştırılmış olup farklılıklar dipnotlarla gösterilmiştir. Dizin bölümünde ise kelimelerin tamamının metne uygun olarak anlamları verilmiş olup aldıkları ekler alfabetik sıra ile eklenmiştir. Çalışmanın sonuna incelenen varakların tıpkıbasımları konulmuştur.
Erdal Öz'ün eserlerinde iktidar ve yabancılaşma
Bu çalışmanın amacı Eleştirmen Doğan Hızlan'ın Solistlerden Oluşan Bir Koro olarak isimlendirdiği 1950 Kuşağı yazarlarından Erdal Öz' ün eserlerindeki iktidar kavramına ve yabancılaşma olgusuna dair tespitleri ortaya koymaktır. Erdal Öz; edebiyatın roman, öykü, anı, mektup, çocuk kitapları gibi pek çok türünde eserler vermiştir. 1950'lerin sonunda ilk eserlerini veren Erdal Öz, 1950 Kuşağı'nı derinden etkileyen varoluşçuluğun etkisiyle başlarda soyut ve bireysel bir sanat anlayışını benimsese de özellikle 12 Mart 1971 Muhtırası'ndan doğan cunta iktidarıyla karşılaşması onun sanat anlayışının toplumcu duyarlılığa kaymasında etkili olmuştur. Bu durumun oluşmasında yazarın aydın kimliği yüzünden hapis hayatına mahkûm edilişi de etkili olmuştur. Her ne kadar geniş bir çevrede tanınıp benimsense de Erdal Öz, kendisini daima bir yalnız adam olarak görmüş ve yine kendisini herhangi bir yurda ait hissetmediğini ifade etmiştir. Öz'ün içinde bulunduğu bu uzun soluklu durum; eserlerine de yansımış, varlığını yabancılaşma olgusuyla hissettirmiştir. Gerek yazar kimliği gerekse yayıncı kimliğiyle bir dönemin siyasi hayatının yansımalarını eserleriyle ortaya koyan Erdal Öz, bir taraftan eserleriyle Türkiye'nin siyasi tarihine tanıklık ederken bir taraftan da evrensel insani değerleri eserlerinde işleyerek yazar duyarlılığını ortaya koymuştur. Çalışma bu bağlamda ele alınıp Erdal Öz'ün bütün eserleri merkeze alınarak bu yapıtlardaki iktidar ve yabancılaşma kavramları tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erdal Öz, iktidar, yabancılaşma, roman, öykü
Karakter ve eylem değerleri üzerinden Servet-i Fünun romanında psikolojik manipülasyon
Servet-i Fünun dönemine geçişin alt yapısını hazırlayan unsurların cedid hareketine zemin oluşturan fikir ve görüş benzerlik/ayrılıkları, dönemin içinde bulunduğu siyasi, sosyolojik ve psikolojik durum anlatılır. Cedid hareketi ile birlikte ortaya çıkan eskiden yırtılım isteğinin verdiği çabayla bir salon edebiyatı tavrında cemaatten cemiyete, tebaadan tabakaya, dıştan içe, bizden ben/e yönelimde etkin olan durumlar aktarılır. Psikolojik manipülasyon kavramı, bu kavram içinde karakterlerin kendilerini ifade etme biçimleri, ben/in yüce bir varlık olduğunun farkına varan karakterin kendini ispatlaması, gerçekleştirmesi, çıkarları doğrultusunda karşısındakinin duygularını sömürüp etkilemesi, kendi ben/ini ön plana çıkaracak tavırları manipülasyon perdesi arkasından vermeye çalışması, manipülasyon kavramının Servet-i Fünun romanındaki karakterlerin sergiledikleri tavırlar ile ilişkisi aktarılmaya çalışılır.
Tunceli/Ovacık'ta Hızır orucu rüyaları
En eski çağlardan itibaren insanların ilgisini çeken rüya ve rüyalardan yorum çıkarma günümüzde bir bilim haline gelmiştir. Bu bilimin aradığı sorular değişse de ilk insanlardan itibaren değişmeyen tek şey ise rüyaların gelecekte yaşanabilecek yaşantılara dair ipucu niteliğinde bazı sinyaller verip vermediği sorusuydu. Hızır rüyaları da geleceğe dair bilgi vermesinden dolayı Tunceli ve yöresinde oldukça önemsenmektedir. Bu rüyalar, sadece her yılın ocak ve şubat ayları arasındaki bir aylık süreçte görülmektedir. Tunceli ili, Ovacık ve diğer ilçelerini kapsayan çalışma alanımızda 164 rüya, kadın ve erkek 141 kişiye, sorular yüz yüze sorularak görüşülmüştür. Bu rüya örneklerinden 66 tanesini Freud, Jung, İbni Şirin, Nablusi ve Hızır rüyalarının yorumuna göre ayrı ayrı analiz edilmeye çalışılmıştır. Diğer örnekler ise yorumlanmadan yazılmıştır. Aldığımız rüyaların hepsinin de çıktığı ve diğer bilim insanları olan Freud, Jung yorumlamalarıyla bazı sembollerin örtüştüğü tespit edilmiştir.
Ten ve dokunma imgeleri bağlamında ikinci yeni şiiri (C. Süreya, T. Uyar, E. Cansever, Ü. Tamer)
Sözün yitip gitmeyecek olan köşesinde yerini edinen şiir sanatı, Türk Edebiyatı'ında farklı oluşumların/ hareketlerin çeşitli özelliklerle ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bu özellikler gerek etki gerekse de tepki niteliğinde olmuştur. İkinci Yeni şiiri de Türk Edebiyatı tarihinde etkilendikleri ve tepki verdikleriyle özgün bir yer edinmiştir. İkinci Yeni şairlerinin edindikleri özellikler, günümüze değin ilgi oluşturmuştur. Özellikle şiir dilinin imge gibi etken bir kavramla donatılması bu hareketin özgünlüğünü süresiz kılmıştır. İmgenin şiire kazandırdığı zihnin sınırsız algısına bağlı çağrışım değerleri, şairlerin dış dünyaya karşı edindikleri değerlerin dışavurumunu sağlamıştır. Varlık alanının değerleri olan ten ve dokunma unsurları, İkinci Yeni şiirlerinde farklı imgesel değerlerle işlenmiştir. Çalışmamızda da yer edinen imge incelemesinin kapsamını, İkinci Yeni'nin belirttiğimiz şairlerinin şiirlerindeki ten ve dokunma unsurları oluşturmuştur.
Hacı Hulûsî Baba dîvânı
16. yüzyıl dîvân şairi olan Bâkî bir şiirinde şöyle demektedir: "Âvâzeyi bu 'âleme Dâvûd gibi sal /Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş". Fânî olan bu âlemde bâkî kalabilmek zor görünse de yazar ve şairler eserleriyle bekâ sorununu ortadan kaldırırlar. Hele ki Hacı Hulûsî Baba gibi Ordu'nun Fatsa ilçesinde bugün adına bir cami bulunan bir kişinin adı, ölümlü dünyada bâkî kalacaktır. Ayrıca bir şair olması onu bu gök kubbede bir hoş sadâ yapmaktadır. Hacı Mehmet Hulûsî ERER, Fatsa'da bilinen adıyla Hacı Hulûsî Baba, XIX. yüzyılın sonunda -1871'de- Osmanlı Devleti'nin bir vatandaşı olarak Rize'nin Çamlıhemşin ilçesinde dünyaya gelmiş, XX. yüzyılda -1936'da- Osmanlı Devleti'nin varisi Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olarak Ordu'nun Fatsa ilçesinde vefat etmiştir. Ömrünün 33 yıllık bölümünü akait, usûl, tefsir, hadis, fıkıh, siyer, ahlâk ilmi ve dahası tasavvufu öğrenmek için Arabistan, Türkistan, Afganistan, Buhara, Belh, Tataristan, Nogayistan ve Merginan'da geçirmiştir. Buralarda Arapça, Farsça ve Rusça öğrenmiş, ardından Fatsa'ya gelmiş, burada tekke yaptırmış, bu tekkede Kadirî tarikatının öğretisini yaymaya çalışmıştır. Tekke ve zaviyeler 1925'te bir kanunla kapatıldığında bu tekke camiye dönüştürülmüş ve Hacı Hulûsî Baba bu camiye imam olmuştur. Fatsa'da müderrislik, imamlık, sorgu hâkimliği ve müftülük yapmıştır. Hacı Hulûsî Baba'nın "İslâm Manzûmesi" adlı mesnevi nazım şekliyle yazdığı bir ilmihâli, "Kitâb-ı Bürhân-ı Etkıyâ Ehâdis-i Sultân-ı Enbiyâ" adlı Arapça olarak yazdığı bir nesir kitabı ve çalışmamıza konu olan "Dîvân-ı Hulûsî" adında bir divanı vardır. Genel itibariyle dinî-tasavvufî şiirlerin yer aldığı bu divanda 335 adet şiir bulunmaktadır. Şiirlerin tamamı Osmanlı Türkçesiyle yazılmış olup 297 gazel, 7 müstezad, 4 kıta, 21 murabba, 1 muhammes ve 5 müseddes nazım şekliyle yazılmıştır. Şiirlerin çoğunluğunda aruz olmakla beraber hece ölçüsünü de kullanmıştır. Hacı Hulûsî Baba Dîvânı'nda yer alan bazı söyleyişlerin transkripti yapılırken 19. yüzyılın sonu 20. yüzyılın başındaki söyleyiş tarzına uygun olarak yapılmıştır.
Klasik Türk şiirinde kutsal ve mitolojik bitkiler
Türkler, pek çok toplumla iç içe yaşadığı için zengin bir kültür birikimine sahip olmuştur. Bir toplumun kültürü toplumu ile ayrı düşünülemeyeceğinden bu zengin kültür birikimi toplumun hemen her alanında etkisini göstermiştir. Bu alanlardan biri de şüphesiz edebiyattır. Klasik Türk edebiyatında da bu zengin kültürel birikimin etkisi fazlaca görülmektedir. Çünkü beslendiği kaynak bakımından oldukça zengindir. Bu kaynakların başında din ve mitoloji gelmektedir. Bu çalışmanın konusunu din ve mitolojide geniş yer edinen bitkiler oluşturmaktadır. Çalışma klasik Türk şiirinde karşılaşılan kutsal ve mitolojik bitkilere ait unsurların tespit edilmesi ve yorumlanması ve bunların başka kültürlerdeki benzerleri ile mukayesesini içermektedir. Çalışmada öncelikle kutsal ve mitolojik bitkiler ile ilgili teorik bilgiler verilmiş, daha sonra pek çok edebi metinden alınan örneklerle klasik Türk şiirindeki yansımalarına değinilmiştir. Ortaya konulan çalışma klasik Türk şiirinde çok az ele alınan bir konuyu açıkladığı için önemlidir. Aynı zamanda bu çalışma klasik Türk edebiyatının muhteva zenginliğini de göstermeyi amaçlamaktadır.
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa Sefaretnamesi Süleymaniye Kütüphanesi Zühtü Bey Koleksiyonu nüshası inceleme-transkripsiyonlu metin-dizin-tıpkıbasım
Bu çalışma "Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin Fransa Sefaretnamesi" adlı eser üzerinedir. Bu eser, Osmanlı İmparatorluğu elçisi Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi'nin 1720 - 1721'de Fransa ziyareti sırasında yazdığı eserin nüshasıdır. Çalışma; İnceleme, Metin, Dizin ve Tıpkıbasım olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır.İnceleme bölümünde, çalışmanın amacı yöntemi açıklandıktan sonra eser üzerine yapılan araştırmalarda elde edilen bulgulara yer verilmiştir. Metnin yazım özellikleri üzerinde durulmuştur. Metin bölümünde, eserin (1b-80a) varakları çeviri yazıya aktarılmıştır. Dizin bölümünde, çeviri yazıya aktarılan metnin genel dizini oluşturularak sözcükler kullanıldıkları bağlama göre adlandırılmıştır. Tıpkıbasım bölümünde ise eserin orijinal metninin kopyasına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı İmparatorluğu elçisi, Çelebi Mehmed Efendi, Fransa Sefaretnamesi
Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesi'ndeki 7256 numaralı "Mecmû'a-i Ebyât" metin - inceleme)
Osmanlı Devleti'nin, kültür-edebiyat ve her alandan zengin ve çok vasi bir dönem olduğu büyük bir gerçektir. Nitekim genel olarak edebiyat o dönemin aynası olarak bitmeyen bir hazinesidir. Bu zengin Divan Edebiyatı içinde mecmûalar değerli bir eser olarak karşımıza çıkmaktadır. Mecmûa, Arapça "cem" kökünden türemiş olup "bir araya getirilen, derlenen, cem edilen" anlamlarını taşımaktadır. Edebiyat terimi olarak ise defter, çeşitli konuların bir araya getirildiği kitap, şiir defteri gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Günümüzde mecmûalar üzerine pek çok akademik çalışma yapılmaktadır. Bu sayede bu eserler gün yüzüne çıkarılıp ve tanınmaktadır. Buna benzer eserlerin günümüzdeki önemi büyüktür. Çünkü mecmûalar hem edebiyat tarihinde hem de diğer bilim dallarında zengin bilgi kaynakları durumundadır. Bu nedenle birçok sanatkâra ait eserlerin ve bilgilerin yer aldığı bir mecmûa her bakımdan dikkateşayandır. Hem de divanı olmayan pek çok şairin gün yüzüne çıkması açısından veya divanı olup da divanında bulunmayan şiirlerin bilinmesi açısından çok önemli eserler olarak bilinmektedir. Çalışacağımız bu beyitler mecmûası, Konya Bölge Yazma Eserler Kütüphanesinde 7256 numaralı kitap, Elmalı Halk Kütüphanesinde 2990 numarada kayıtlıdır. 279 varaktan oluşmaktadır. Elimizdeki bu mecmûanın genel muhtevası üzerine araştırma yaptık. Bu yoldan giderek eserin tanınması için çalışma yaptık. Anahtar Kelimeler: Mecmûʻa, Beyit, 07 El 2990 Numaralı Mecmûʻa-i Ebyat, Divan-ı Edebiyatı, Klasik Edebiyat, Metin İnceleme (Transkripsiyon).
Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret'in şiirlerindeki kopuş, süreklilik ve yenilik
Her milletin edebiyatında olduğu gibi Türk edebiyatında da toplumsal meseleler edebi ürünlerde fazlaca yer bulmuştur. Toplumsal meselelere bakış açıları sanatkarları ön plana çıkaran bir durum olmuştur. Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde yaşamış iki büyük sanatkardır. Eserlerinde yer verdikleri toplumsal değerler ön plana çıkmalarını sağlar. Yazmış oldukları eserler yaşamış oldukları dönemde ve sonrasında büyük etki uyandırır. Eserlerinde farklı değerleri ele almaları farklı grupların kendilerini sahiplenmelerine sebep olur. Akif ve Fikret'in yaşamış olduğu dönem Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş yıllarıdır. İmparatorluğun yeniden güçlenmesi adına arayışlar hat safhadadır. Tanzimat Fermanı ile başlayan yenileşme döneminin getirilerinin sanatkarlardaki etkilerini ortaya çıkarmak hislerinin daha iyi anlaşılmasını sağlar. Yıkılış sürecinde olan büyük bir İmparatorluğun durumuna yönelik çözüm önerileri farklıdır. Kurtuluş reçetelerini ortaya koyarken inançlarının ve karakterlerinin etkisi fazladır. Doğu/İslam geleneğinin etkisinin üst seviyede olduğu bir dönemde toplumun dizayn edilmesi için ortaya koydukları düşünceleri önemlidir. Aynı ülke, aynı dönem ve aynı kültürel ortamda yetişmiş olmalarına rağmen iki sanatkarın düşünce farklılığı dikkat çeker. Akif ve Fikret, topluma karşı daha duyarlı olan iki sanatkardır. Türk edebiyatına ve sonrasına eserleriyle damga vuran iki sanatkarın bakış açılarını farklılaştıran sebepleri ortaya koymak dönem ve sanatkarların daha iyi bilinmesini sağlar. Düşüncelerini farklılaştıran sebepler onların toplumsal meselelere bakış açılarını ortaya koyar. Türk kültür hayatı son iki yüz yıldır kopuş, süreklilik ve yenilik eksenli önemli eserler ortaya koyar. Tanzimat Dönemi'nde birçok sanatkar tarafından ele alınan kopuş, süreklilik ve yeniliğin Akif ve Fikret'te daha çarpıcı olduğu görülür. Meselelere bakış açılarının farklılığı mizaçlarından kaynaklıdır. İki sanatkar, mizaç farklılıkları ile düşünce farklılığına sebep olan eserler ortaya koymuşlardır. Her ikisinin kesin olarak ayrıştıkları noktalar fazlaca olmakla beraber düşünce ortaklıkları da göze çarpar. Edebiyat geçişi gösterir. Tanzimat geçişin en yoğun olduğu dönemdir. Akif ve Fikret'in bu geçişi hem benzer hem de farklı bir biçimde ele aldığı görülür. Geçişle birlikte öne çıkan kopuş, süreklilik ve yenilik sanatkarların benzer ve farklı yönlerinin ortaya konulmasına katkı sağlar. Benzerlik ve farklılıkların devirden, siyasetten ve şahsiyetten kaynaklandığı tespit edilir. Akif'te modern ve İslami zihniyetin varlığı; Fikret'te ise insancıl ve ilerlemeci anlayışın etkisi ağır basar. Anahtar Kelimeler: Mehmet Akif Ersoy, Tevfik Fikret, Kopuş, Süreklilik, Yenilik, Batı.
Altun Yaruk'taki fiillerin eşdizim sözlüğü
Çalışmanın amacı Eski Uygur Türkçesi dönemine ait Altun Yaruk adlı eserde yer alan fiillerin eşdizim örüntülerini saptamak, böylelikle de fiillerin çeşitli dilsel bağlamlarda kazanmış oldukları farklı anlam ve değerleri tespit ederek eserin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmaktır. Bu amaçla çalışmada hem sıklık hem de anlam temelli yaklaşım birleştirilerek bütüncül bir yaklaşım benimsenmiş ve fiillerin eşdizimleri tespit edilirken bir ya da birden fazla metnin analizine imkân tanıyan WordSmith Tools (8.0) adlı yazılımdan yararlanılmıştır. Ayrıca çalışmada anlam temelli yaklaşım gereğince fiillerin kurduğu birliktelikler diğer kelime kombinasyonlarından belirli ölçütler dâhilinde ayrılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen eşdizimler bağlı bulundukları kelime türü dikkate alınarak sınıflandırılmış ve çalışmanın sözlük kısmında alfabetik olarak sıralanmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde çalışmanın ortaya konma nedenine, önemine, amacına ve yöntemine yer verilmiş; ikinci bölümde ise WordSmith Tools (8.0) yazılımının en belirgin özellikleri tanıtılmıştır. Üçüncü kısımda eşdizim terimi, eşdizime ilişkin yaklaşımlar, eşdizimlerin özellikleri ve sınıflandırılmaları son olarak da eşdizimleri saptamada kullanılan ölçütler ele alınmıştır. Dördüncü bölüm sözlük kısmıdır ve eserde tespit edilen eşdizimlere burada yer verilmiştir. Sonuç kısmında ise elde edilen bulguların analizi sunulmuştur.
Zeynep Aliye'nin öykülerinde yapı ve izlek
Günümüz edebiyatı yazarlarından olan Zeynep Aliye, öykü, şiir, roman, söyleşi gibi pek çok türde eser vermiş olmasına rağmen özellikle öyküleriyle ön plana çıkar. Bireyi ve bireyin ruhsal bunalımlarını irdeleyerek, kadın ve kadın sorunlarına değinen yazar; bir imge ve kurgu ustası olarak eserlerinde felsefi ve psikolojik açılımlarda bulunur. Yazarın ontolojik anlamda kendini arayan insanın özellikle de kadının derinliklerine inerek en karanlık noktaya ulaşmadaki yetisi, erkek egemen anlayışın hâkim olduğu toplumda atılan önemli bir adım olarak kabul edilir. Öykülerde, mutsuzluk ve huzursuzluk itkisiyle görüngülenen kadınlar, özellikle kadın düşmanlarının güçlerini arttırmak amacıyla zayıf ve vasıfsız olarak nitelendirildikleri gibi namus ve bekâret olgusuyla da etki altına alınmaya çalışılan bir denetim aracına dönüşür. Bunalım/bunaltı ve karamsarlığın parçalanmış bireyin tüm yaşamına mercek tuttuğu öykülerde görülen özgürlük sorunu, yazarın yalnızlık, ölüm, intikam ve intihar izleklerine sıkça yer vererek eril iktidarın toplum üzerindeki etkisine ironik bir göndermede bulunmasıyla açımlanır.
Ahmed Edirnevî Mevlid-i Nebevî inceleme metin
Mevlidler Hz. Peygamber'in doğumu vesile edilerek kaleme alınmış manzum ve mensur edebî metinlerdir. Hz. Muhammed'in dünyaya geldiği gün İslam âlemi için bir sevinç kaynağı olmuş, bu sevincin ve peygamber sevgisinin ekseninde birçok eser kaleme alınmıştır. Ahmed Edirnevî'ye ait olan, "Mevlid-i Nebevî, İnceleme-Metin" adlı bu çalışma, Türk-İslam edebiyatında kaleme alınan onlarca mevlidden birisidir. Elimizde tek nüshası bulunan söz konusu eserin bu nüshadan hareketle inceleme çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmamız daha önce mevlid türüyle ilgili hazırlanmış kaynaklarda adı zikredilmemiş olan Ahmed Edirnevî'nin Mevlid-i Nebevî adlı eserini bilim dünyamıza tanıtmak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde mevlid kavramı üzerinde durulmuş, bir edebî tür olarak mevlidin, tarihimizdeki ve edebiyatımızdaki yeri hakkında genel bilgi verilmiştir. Mevlid türünün Türk edebiyatındaki en önemli örneği olan Süleyman Çelebi'nin mevlidi (Vesîletü'n-Necât) ile söz konusu eserin mukayesesi yapılmıştır. Eser üslup ve muhteva bakımından incelendikten sonra mesnevi formatında kaleme alınmış mevlidin çeviri metni verilmiştir.
Türkiye Türkçesindeki edatlar ile Kazak Türkçesindeki edatların karşılaştırılması
Türk Dili'nin araştırılması, ayrıca Çağdaş Türk Lehçeleri ile Türkiye Türkçesinin karşılaştırmalı olarak ele alınıp incelenmesi birçok çalışmaları da beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda bu çalışma da Türk Dili'ndeki edatların Kazak Türkçesindeki edatlar ile ortak ve farklı yönlerden karşılaştırılması sebebiyle ana çerçeveyi oluşturmaktadır. Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesinin edatlar bakımından tanıklarıyla araştırılması, incelenip yorumlanması bu çalışmanın amacı olmuştur. Kazak Türkçesindeki edatlar ile Türkiye Türkçesindeki edatların karşılaştırılmasına dayanan bu çalışmada Kazak roman, hikâye ve masallar ile Türk romanları taranarak benzerlikler ve farklılıklar örneklerle gösterilmeye çalışıldı. Ayrıca edatın her iki dildeki tanımlarına ve sınıflandırılmalarına yer verildi. Sonuç olarak tarama yöntemiyle her iki dildeki edatlara ulaşıldı ve edatlar karşılaştırma yöntemiyle değerlendirildi. Bu lehçelerin akrabalık ilişkileri de göz önüne alınarak ulaşılan edatların kullanımında ve sınıflandırılmasında çok fazla benzerlikler olduğu tespit edildi. Gözlemlenen farklılıklar da gösterilmeye çalışıldı. Ayrıca elde edilen materyal örnekleme, tümdengelim ve tümevarım yöntem ve teknikleri ışığında analiz edildi. Bu çalışma, Türk Dili'nin yorumlanmasına katkıda bulunacak, üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı, Çağdaş Türk Lehçeleri gibi bölümlerinde okutulan dil ile ilgili derslere materyal ve kaynak teşkil edebilecektir. Ayrıca ortaöğretimde Türkçenin öğretilmesine ve yabancılara Türkçe öğretimine katkı sağlayacaktır. Anahtar sözcükler: Türkiye Türkçesi, Kazak Türkçesi, edat.
Türkiye Türkçesi ve Gürcücedeki insan organ adları ile ilgili deyimlerin karşılaştırılması
Yüzyıllar boyunca aynı coğrafyada bulunan Türkiye ve Gürcistan, yakın komşuluk ilişkileri sebebiyle sürekli etkileşim içinde olmuştur. Bu iki ülke arasındaki etkileşim pek çok alanda olduğu gibi dilde de görülmektedir. Farklı dil ailesine mensup olsalar da birbirine komşu olan Türk ve Gürcü dilleri üzerine karşılaştırmalı incelemeler yapmak dil ilişkilerinin tespiti açısından büyük önem taşımaktadır. Birbirine coğrafya bakımından yakın olan Türkçe ve Gürcücede ortak kelimelerin sayısı çoktur. Aynı zamanda her iki dilde anlam veya şekil bakımından tam ya da kısmı eşdeğer deyimler de bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkçe ve Gürcücede insan organ adlarıyla kurulan deyimleri tespit edip karşılaştırmalı olarak incelemek, her iki dilde organ adlarıyla ilgili deyimlerin benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Bu tez, iki bölümden oluşmaktadır. I. Bölüm'de "deyim" kavramı ve özellikleri ile Türkiye ve Gürcistan'da deyimler üzerine yapılan çalışmalar üzerinde durulmuştur. II. Bölüm (İnceleme)'de Türkçe ve Gürcücede Organ adlarıyla kurulan deyimler karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İnceleme bölümünde deyimler alfabetik olarak tablo hâlinde gösterilmiştir. Tablolarda, ilk sütunda deyimlerin Türkiye Türkçesindeki biçimi, ikinci sütunda deyimin Gürcücedeki karşılığı (orijinal hâli, transkripsiyonu ve Türkçe çevirisi) ve üçüncü sütunda deyimlerin anlamları verilmiştir. Çalışma, Türkiye Türkçesi ve Gürcü yazı dillerinde bulunan insan organ adları ile kurulan deyimlerle sınırlı tutulmuştur. Ancak, göz, kulak, burun, baş, el, kalp vb. somut iç ve dış organ adlarıyla kurulan deyimlerin yanı sıra bu organ adlarıyla ilgili olan akıl, gönül, ruh, can gibi soyut kelimelerle kurulan deyimler de incelenmiştir. Çalışma sırasında ortaya çıkan veriler, nitel araştırma yöntemi uygulanarak tarama, derleme ve karşılaştırma gibi tekniklerle elde edilmiştir. Ayrıca her iki dildeki insan organ adları ile ilgili ortak deyimlerin tespit edilmesi için deyim sözlüklerinden tarama ve fişleme yöntemi uygulanmıştır. Araştırma sonucunda Türkiye Türkçesi ve Gürcücede insan organ adları ile kurulan ortak deyimlerin büyük bir kısmının (%58,39) tam eşdeğerli olduğu, yakın coğrafyada yaşayan milletlerin birbirini dil ve kültür bakımından etkiledikleri, farklı dil ailelerine mensup olsalar da Türkçe ve Gürcücede organ adlarıyla kurulan pek çok deyimin ortak olduğu tespit edilmiştir.
Halikarnas Balıkçısı'nın romanlarında şahıs kadrosu
"Halikarnas Balıkçısı'nın Romanlarında Şahıs Kadrosu" adlı bu çalışmanın amacı; yazarın hayat hikâyesini, hayat hikâyesinin romanlarına ve şahıslara yansımasını, sanat anlayışı bağlamında romanlarındaki şahıs kadrosunu incelemektir. Birinci bölümde, yazarı ve eserlerini daha iyi kavrayabilmek için 1900-1925 yılları arasındaki siyasi ve edebi gelişmelerle birlikte Tanzimat'tan Halikarnas Balıkçısı'na Türk edebiyatında roman hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde yazarın hayatı, mizacı ve sanatı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise roman tanıtımları yapılmış, kişiler fonksiyonlarına ve tiplerine göre incelenmiştir. Romanlardaki şahıs kadrosunun tasnifi yapılmış, kişilerin olay örgüsü içindeki konumu ve katkısı belirlenmiştir. Kişi sunumlarında anlatıcının fonksiyonuna ve yazarın tutumuna değinilmiştir. Sonuç kısmında ise genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Halikarnas Balıkçısı, roman, kişiler
Tekirdağlı Ahmed Lutfî Dîvânı (İnceleme-tenkitli metin-sözlük)
Tekirdağlı Ahmed Lutfî, 18. yy. Dîvân şairlerindendir. Hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Sadece Tuhfe-i Nâ'ilî adlı eserde "Tekirdağlı bir mahkeme kâtibi olduğu ve 1742 yılı itibariyle hayatta olduğu" bilgisi vardır. Ancak "Dîvân" ve "Tezkire-i Şuarâ" adlı eserlerinden birçok bilgiye ulaşmaktayız. Bu bilgiler ışığında Tekirdağ'da 17.yy. son çeyreğinde (m. 1690-1691 [?] ) doğup 18. yy. ikinci yarısından sonra (m. 1745-1746'dan sonra) da vefat etmiştir. Tekirdağ'da mahkeme kâtipliği ve Rüstem Paşa Camisi'nde hatîplik yapmıştır. Ahmed Lutfî'nin bilinen iki eseri vardır. Bunlardan ilki 623 şiirden meydana gelen hacimli bir Dîvân ve Tekirdağlı 20 şair hakkında bilgi verdiği "Tezkire-i Şuarâ" adlı eseridir. Şairin Dîvânı'nda 15 kaside, 5 mesnevi, 131 tarih şiiri (99 adet kıta, 21 adet gazel, 7 adet nazm, 2 adet kaside, 2 adet mısra), 110 musammat (3 adet terkîb bend, 3 adet tercî bend, 1 adet 24'lü, 19 adet müseddes, 13 adet tesdis, 7 adet muhammes, 20 adet tahmis, 44 adet şarkı), 332 gazel, 19 lugaz (14 adet mesnevi, 5 adet gazel), 9 kıta, 1 rubai ve 1 müfret olmak üzere toplam 623 şiir vardır. Kasidelerini; Lale Devri'nin meşhur veziri Damat İbrahim Paşa ve birkaç vezir hariç çoğunu, yakın çevresindeki naip ve şair dostları için yazmıştır.110 musammattan 44'ü şarkıdır. Lirik bir söyleyişin hâkim olduğu gazellerinde hasret, özlem ve ayrılık konuları büyük bir yekûn tutmaktadır. Şiirlerinde; Bâkî, Nâbî, Nedîm gibi Dîvân edebiyatının büyük isimlerinin yanında dayısı Şehrî gibi çağdaşı olan birçok isimden de etkilenmiştir. Ahmed Lutfî, bu şairlerin şiirlerine nazire yazmanın yanında bunlara ait bazı beyitleri de şiirlerine almıştır. Şair; şiirlerinde cinas, iştikak, kalp gibi hünere dayalı sanatların yanında harf oyunlarına da çokça yer vermiştir. Sade bir dile sahip olan şiirlerinde birçok mahallî unsuru görmek mümkündür. Yaşadığı dönemde gerçekleşmiş birçok olay ve durumu 131 adet tarih şiiriyle tespit etmiştir.
Mesnevî-i Manevî'den hareketle Mevlevîlik'te velî tipi
Türk-İran edebiyatı üzerinde büyük tesiri olan Mevlânâ Celaleddin-i Rûmî, Tanrı-âlem arasındaki ilişkiyi, kendi ruh dünyasında yeniden biçimlendirdiği hikâyeler ve manzumeler vasıtasıyla Mesnevî-i Manevî adlı eserinde aktarmıştır. Bu aktarımı Mesnevî'nin içine gizlediği hikmetler, benzetmeler, örnekler aracılığıyla gerçekleştirmiştir. Nitekim Mevlânâ'nın âlemin özü ve kitabı olarak nitelendirdiği insandan, Mesnevî'de yaratıcının âlemi husule getirme sebebi olarak bahsedilmiştir. İnsandan kasdı insan-ı kâmil olan Mevlânâ, yaşadığı ve yetiştiği muhitin siyasi, sosyal ve kültürel birikimini, aşk ve cezbeye dayanan tasavvufi fikir potasında eritmiş; felsefesini ve fikirlerini hakikatin hakikatine eren kâmiller üzerinden Mesnevî'de örneklendirmiştir. Ayrıca insan-ı kâmil olma sürecinde nefis mücadelesine önem veren Mevlânâ, insanı hakikatine ve asli vatanına ulaştıracak uyanış yolunda zaruri yapılması gereken arınma pratiklerini ve bunların ehemmiyetini vurgulamış, velî olma sürecindeki nefis terbiyesine dikkat çekmiştir. Mesnevî'de zühdî yönü ön plana çıkan zahitler ve mutasavvıfi yönü ön plana çıkan kâmiller olmak üzere iki tip tespit edilmiştir. Bu tiplerin fikrî ve ruhi olarak Mesnevî'ye katkıları çıkartılarak Mevlevîlikte velî tipi oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada, Mesnevî'de arif, şeyh, eren, hakikat, kutup olarak anılan zatların hayatı, fikirleri ve felsefeleri incelenerek Mevlevîlik'teki velîlerin nitelikleri ortaya çıkartılmıştır.
Azerbaycan Türkçesinde yardımcı kelimeler
Dilin kurallarını derleyip sunarak dildeki düzeni gözler önüne seren dil bilgisi, sistemli bir işleyiş içerisindedir. Bu vesileyle dili oluşturan tüm sözcükler "kelime türleri" adı altında sınıflandırılarak cümledeki görevleri açıkça ortaya konulmuştur. Hem yazılı hem de sözlü anlatımda metni oluşturan cümlelerin önemli bir parçası olan yardımcı kelimeler de diğer kelime türleri gibi, dilin iletişimi sağlama işlevini yerine getirmesinde rol alan görevli birimlerdir. "Azerbaycan Türkçesinde Yardımcı Kelimeler" adlı çalışmamız; Giriş,-Yardımcı Kelimeler, Birinci Bölüm-İlaveler, İkinci Bölüm-Bağlaçlar, Üçüncü Bölüm-Edatlar, Dördüncü Bölüm-Modal Sözler, Beşinci Bölüm-Ünlemler, Sonuç ve Kaynaklar bölümlerinden oluşmaktadır. Çalışmamızın Giriş bölümünde, anlamlarına göre beş grupta sınıflandırılan Azerbaycan Türkçesindeki yardımcı kelimeler [1. İlave (Qoşma) 2. Bağlaç (Bağlayıcı) 3. Edat (Edat) 4. Modal sözler (Modal sözler) 5. Ünlem (Nida)]le ilgili genel bilgiler verilmiştir. Birinci Bölümde İlaveler, İkinci Bölümde Bağlaçlar, Üçüncü Bölümde Edatlar, Dördüncü Bölümde Modal Sözler, Beşinci Bölümde ise Ünlemlere geniş bir şekilde yer verilerek "Celil Memmedguluzade'nin Eserleri"nden, adı geçen yardımcı kelimelerin anlam türlerine ait örnekler çıkarılmıştır. Sonuç bölümünde çalışmamız boyunca elde ettiğimiz sonuçlar maddeler halinde verilmiştir. Kaynaklar bölümünde ise çalışmamızda faydalandığımız kaynaklar verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Azerbaycan Türkçesi, Yardımcı Kelimeler, Kelime, Kelime Grupları.
Anadolu masallarından hareketle çocuk bilinçaltına yolculuk
Anadolu masalları, Anadolu insanının yüzyıllardır biriktirdiği hayallerinin, ümitlerinin, yaşadıklarının, pratik zekâlarının, duygularının ve karakterlerinin sembolik bir dışavurumudur. Masallar, tıpkı rüyalar gibi bilinçaltının uyarılarına kulak verir; ancak bunu bilincin gerçeklik algısıyla değil sembollerin sınırsız imkânlarıyla yapar. Anadolu masalları, sadece bir kültürel miras değildir. Sahip olduğu yoğun sembolik anlatım, etkileyicilik ve etik değerlere olumlu yönlendirmeleri bu masalların işlevsel olarak kullanımına fırsat vermektedir. Psikoloji biliminin sağlamış olduğu imkânlardan da faydalanarak bu masallar, geleceğimiz olan çocukların olumlu yönlendirilmelerine katkı sağlayabilir. Bu çalışmada gerçekleştirdiğimiz uygulamalarla bu durumun mümkün olduğu, Anadolu masallarını kullanarak hem çocukların var olan ruhsal durumu hakkında bilgi edinilebileceği hem de çocuklara olumlu yönlendirmeler yapılabileceği gösterilmiştir.
19. yüzyıl Türk saz şiirinin mizah teorileri bağlamında incelenmesi
Türk halk edebiyatı içinde müstesna bir yere sahip olan âşık edebiyatı, belli icra töresi ve yerleşmiş bir geleneği olan edebiyattır. Dinî ve millî bir geçmişten beslenerek, Ozan-baksı geleneğinin devamı niteliğinde olup sözlü kültüre dayanmaktadır. Tarihsel seyir içerisinde değişen siyasi, sosyal, dinî sebepler, âşık edebiyatının oluşum ve gelişim çizgisini belirlemiştir. Türk toplumunun duygu ve düşüncelerine tercüman olan âşıklar, değişen siyasi, sosyal, dinî ve kültürel meselelere kayıtsız kalmayarak şiirlerinde toplumun sesi olmuştur. Özellikle 19. yüzyılda baş gösteren ekonomik sıkıntılar, sosyal ve siyasi çalkantılar, yönetim, adalet, rüşvet gibi konular, âşıklar tarafından sert bir tutumla eleştirilirken yeri geldiğinde alay, ironi, taşlama, kinâye gibi mizah unsurlarıyla söyleyiş güzelliğini yakalamışlardır. Türk saz şiirinde ve diğer halk edebiyatı ürünlerinde rastladığımız gülme ve mizah, yüzyıllardır tartışılagelen bir konu olmuştur. İnsana has bir nitelik olan gülme eylemi, birçok araştırmacı tarafından farklı görüşlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda mizah teorileri ortaya atılarak gülme eyleminin altında yatan asıl sebepler, Üstünlük, Uyumsuzluk ve Rahatlama teorilerine göre yorumlanmıştır. 19. yüzyıl Türk saz şiirinde âşıkların karşılıklı atışmalarında, şikâyet, eleştiri, taşlama, ironi içerikli koşmalarında ve âşık tarzı destanlarda karşılaştığımız mizah ve unsurları, toplumu güldürüp düşündürmeye sevk ederken mizah teorileri açısından da yorumlanmaya elverişli örnekler ortaya çıkarmıştır.
Erdal Avcı (Hayatı, sanatı, şiirleri)
İnsan, doğası gereği duygu ve düşüncelerini bir şekilde dışarıya vurma ihtiyacı duymaktadır. Şair, duygu ve düşünlerini kaleminin gücüyle dış dünyaya yansıtmaktadır. Halk şairleri içlerinde kor olan duyguları şiirlerine eşlik eden sazları yardımıyla oluşturdukları ezgilerle insanlığa aktarmışlardır. Duygunun dışavurumu herkes tarafından farklı şekillerde gerçekleştirilir ve bu dışavurum insanoğluna aktarılır. Halk ozanları içlerinde meydana gelen duygu yoğunluğunu benliklerinde mayalandırdıktan sonra bu mayalanan duyguları söze döküp sazları aracılığıyla insanlığın beğenisine sunmaktadırlar. Saz şairliği usta-çırak ilişkisi bağlamında gelişmekte ve varlığını devam ettirmektedir. Saz şairlerinin yanlarına çırak aldıkları kişiler genellikle kendi çocukları olmuştur. Çırak olan kişi bu sanatı ustasından öğrenmiştir. Halk Şairi Erdal Avcı ise saz çalmayı öğretmeninden öğrenmiştir. Halk Şairi Erdal Avcı fakir bir aileye mensup çocukluk yaşamıştır. Erdal Avcı'nın küçüklüğündeki yoksulluğu onun sanatını beslemiş ve sanatı bu çerçevede gelişim göstermiştir. Erdal Avcı sanatının gelişimini daha çok kendi mücadelesiyle olgunlaştırmıştır. Sanatçı; Âşık Mahsuni Şerif, Âşık Veysel, Neşet Ertaş ve Murat Çobanoğlu gibi üstatları örnek almıştır. Erdal Avcı eserlerinin geleceğe kalması adına eserlerinden birkaçını Youtube kanalı açarak seslendirdiği eserleri buraya yüklemiş, kaset olarak yayınlamış, kitap olarak kendisi tarafından bastırılmıştır. Tezimizde sanatçının ulaşılan tüm eserleri akademik olarak incelenmiştir.
Geleneksel ekolojik bilgi bağlamında halk hekimliği (Zonguldak/Kozlu örneği)
Geleneksel ekolojik bilgi, tarihsel süreç içerisinde geçmişi bugüne bağlayan kültürel birikimler bütünüdür. Bu bağ, dünün penceresinden bugünü daha anlamlı izleten ve toplumsal değerler üzerine geniş perspektiften analiz etmeyi sağlayan, tabiatla direkt uyumlu bir yaşam felsefesidir. Bu açıdan değerlendirildiğinde tüm kültürel mekanizmaların sigortasıdır. İnsanlar her ne kadar toplumlara ayrılarak ulusal bir kimlik oluştursa da tutunduğu belli başlı evrensel değerler bulunmaktadır. Geleneksel ekolojik bilgi, tüm bu değerlerin yaşamsal teminatıdır. Modern çağın etik, kültürel, dinî ve sosyolojik alanlardaki saldırgan ve yıkıcı tutumunun önünde duran bir barikattır. Kısacası organik tüm değerlerin kültürel bir taşıyıcısıdır. Bu bağlamda değerlendirildiğinde Kozlu'da uygulanan halk hekimliği üzerine tüm pratikler de geleneksel ekolojik bilgi ile doğrudan ilişkilidir. Ayrıca dinî, kültürel ve sembolik alt yapılarıyla birçok medeniyetle benzerlikler göstermektedir. Bu durum da geleneksel ekolojik bilginin insanlığa dair farklı farklı tüm değerleri bir alt zeminde birleştirebilme gücünü açıkça göstermektedir. Yapılan çalışma, nitel araştırma yöntemine dayalı mülakat tekniği ile gerçekleştirilmiştir. Başlangıçta yapılandırılmış olarak kurgulanan saha süreci, çoğunlukla yarı yapılandırılmış ve yapılandırılmamış olarak sürdürülmüştür. Etik kurallar gereği rızası alınan kaynak kişilerin verdiği bilgiler ses kaydına alınmış, rızası olmayanlardan alınan bilgiler ise yalnızca yazılı olarak kaydedilmiştir. Veri analiz süreci ise ses kayıtlarının yazıya dökülüp hastalıkların muhteviyatına göre kodlanması, akabinde tema oluşturulması ve yorumlanması şeklinde tasarlanmıştır. Elde edilen veriler yorumlanırken Anadolu Türk kültürüne doğrudan veya dolaylı olarak tesir eden birçok medeniyetin inanç ve kültürel açıdan izleri fark edilmiş, bu sebeple de konuyla ilişkili görülen medeniyetlerin hekimlik pratiklerine dair geniş bilgiler verilmiştir.
İhsan Ozanoğlu ve halkbilimi alanındaki eserleri
Avrupa'dan yaklaşık bir yüzyıl sonra Türkiye'de de halkbilimi çalışmaları sistemli olarak başlamıştır. Halkbilimi alanında Kastamonu'da ilk akla gelen öncü şahsiyet İhsan Ozanoğlu'dur. Bu çalışmanın amacı, İhsan Ozanoğlu'nun halkbilimi alanında yaptığı çalışmaların açıklamalı bir bibliyografyasını oluşturmak, Ozanoğlu'nun halkbilimi çalışmaları içindeki yerini ortaya koymak ve Kastamonu belleğindeki yerini belirlemektir. Bu sebeple Ozanoğlu'nun halkbilimi alanındaki çalışmalarının dışında onun tanınmasına katkı sağlayacak kitap, tez, makale, bildiri, sempozyum, panel, konser, anma töreni, Ozanoğlu ve eserleri üzerine yapılmış çalışmalar, Ozanoğlu'nun adının verildiği kurumlar, elektronik ortamda Ozanoğlu'yla ilgili paylaşımlar da teze dâhil edilmiştir. Bu kapsamda İhsan Ozanoğlu'nun eserleri literatür tarama yöntemiyle tespit edilmiştir. Eserlerin bulunduğu T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kastamonu İl Halk Kütüphanesi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Kütüphane, Türk Dil Kurumu Kütüphanesi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Ankara Etnografya Müzesi İhtisas Kitaplığı, Kastamonu İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü Arkeoloji Müzesi Kütüphanesi, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Boratav Halk Kültürü Araştırma ve Turizm İhtisas Kütüphanesi, T.C. Yazma Eserler Kurumu Kastamonu Yazma Eser Kütüphanesinin katalogları taranarak halkbilimi alanındaki eserlerin açıklamalı bibliyografyası verilmiştir. Bu tezde, Ozanoğlu'nun kaleme aldığı 205 kitap, 15 makale, 194 bağımsız risale, 114 gazete yazısı ve 205 cildin içinde yer alan çok sayıdaki risale incelenmiştir. Öte yandan halkbilimi alanında olmamaları sebebiyle içeriklerine yer verilmeyen 20 kitap ve 129 risalenin künyesine yer verilmiştir. Sonuç olarak İhsan Ozanoğlu'nun Kastamonu'nun yerel değerlerini tespit edip kayıt altına almasının dışında Türk halkbilimi çalışmaları tarihinde de önemli bir yere sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Hamdi Koç'un romanlarında kadın ve erkek sorunları
Türk edebiyatının çağdaş yazarlarından Hamdi Koç'un kadın-erkek ilişkisi ve erkeklik olgusunu ele aldığı çok sayıda romanı mevcuttur. Romanlarında erkeklik meselesini toplumsal cinsiyet bağlamında kaleme alan yazarın eserleri üzerine şimdiye değin genel bir çalışma yapılmamış; yalnızca belirli eserleriyle sınırlı kalınmıştır. Bu çalışmadaysa Hamdi Koç'un toplamda yayımlanmış olan sekiz ayrı romanı kadın ve erkek sorunları bağlamında analiz edilmiştir. Çalışmamızın esas amacı, Koç'un toplumdaki rol ve statüsünü ön plana çıkararak görünür kılmaya çalıştığı erkeğin deneyim ve sorunlarını analiz etmek olsa da yazarın erkeklik meselesini işlerken kadın meselesini de gündeme getirmesi hasebiyle romanlardaki sorunlar kadın-erkek sorunları şeklinde başlıklandırılmıştır. Üç ayrı bölümden oluşan çalışmada Hamdi Koç'un toplumsal cinsiyet açısından sunduğu erkeklik olgusu ve bu olgunun iki cinsiyetteki yapıcı/yıkıcı karşılığı literatürdeki kadın ve erkeklik araştırmalarından hareketle geniş bir çerçevede incelenmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda yazarın, Çocuk Ölümü Şarkıları (1995), Melekler Erkek Olur (2002), Çiçeklerin Tanrısı (2003), İyi Dilekler Ülkesi (2005), Kalpten Parçalar (2005), Bir Eski Kocanın Öğleden Sonrası (2009), Çıplak ve Yalnız (2013), Yalnız Kaldınız, Peyami Bey! (2017) adlı romanlarında yer alan kadın-erkek sorunlarının ele alınış ve işleniş biçiminin tespitine; sonuç bölümünde ise çalışmanın bütününden edinilen bulgularla yazarın meseleye olan yaklaşımına yer verilmiştir.
Tuhfetü'l-Mülûk (Giriş-inceleme-metin-dizin-tıpkıbasım)
Çalışmamıza konu olan Tuhfetü'l-Mülūk, Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi, 19 Hk 3099'da kayıtlı bir tabirnamedir. Yazarı ve yazıldığı tarih hakkında bilgi barındırmayan eser, İbrahim Kirmanî ve Muhammed bin Sîrîn'in eserlerinden faydalanılarak oluşturulmuştur. 60 baptan oluşan eser, harekeli nesih ile mensur olarak kaleme alınmış ve Farsçadan Türkçeye tercüme edilmiştir. Tabirname, Eski Uygur imla geleneği ile Arap-Fars imla geleneğinin özelliklerini taşımaktadır. Elif-vav kullanılması, ünlülerin yazımında hareke ve harfin kullanılması gibi yönlerden Eski Anadolu Türkçesi özelliklerini yansıtmaktadır. Ses uyumları açısından, özellikle dudak uyumu açısından, 17. yüzyıl özellikleri taşımaktadır. Bu çalışma; Giriş, İnceleme, Metin, Dizin ve Tıpkıbasım olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında, tabirnamenin giriş kısmından alıntılarla Tuhfetü'l-Mülūk'ün düş ve tabire bakış açısı değerlendirilmiştir. İnceleme bölümünde, eserin yazıldığı dönemin imla ve ses özellikleri tespit edilmiştir. Metin bölümünde, Arap harfli metnin yazı çevirimi yapılmıştır. Dizin bölümünde, metinde geçen sözcükler, varak ve satır numaralarıyla birlikte alfabetik olarak sıralanmış ve sözcüklerin anlamları kısaca verilmiştir. Beşinci bölümde metnin tıpkıbasımı yer almaktadır.