Ankara Social Science University
Anabilim Dalı

Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı

Ankara Social Science University

5.938

Arşivlenen Tez

15

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun düzyazılarında kültür, sanat ve edebiyat

Çalışmamızda sanat dünyamızda şair ve ressam kimlikleriyle ön plana çıkan Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun düzyazıları incelenmiştir. Kültür ve Sanat olmak üzere iki bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde kültür kavramının tanımındaki geniş havzanın sunduğu imkânlardan yararlanılarak Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun Anadolu izlenimlerinin yansımalarından hareketle Anadolu'da tespit ettiği sorunlar ve ihtiyaçlar, Anadolu ve halk kültürü/sanatı hakkındaki görüşleri, kültürün bir öğesi olarak gördüğü şehir hakkında İstanbul ve yurt dışında yer alan bazı şehirleri merkeze alarak yaptığı değerlendirmeler, mimari hakkında ortaya koyduğu fikirler ve geçmişten gelen güçlü bir seda olarak ele aldığı Klasik Türk Musikisi hakkındaki görüşleri incelenmiştir. İkinci bölümde ise Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun düzyazılarında şiir, roman, resim, sinema, heykel sanatlarının hem teorik arka planlarının hem de pratik alandaki yansımalarının izlerini süren görüşleri ele alınmıştır. Tematik bir yaklaşımla Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun denemelerini, mektuplarını ve monografik nitelikteki eserlerini kaynak alarak kurduğumuz Eyuboğlu'nun kültür kavramının sonsuz sacayaklarından hangilerini seçerek, yazında nasıl bir atmosfer oluşturduğunu tespit etmek ve şiir ve resim sahasında ürün veren Eyuboğlu'nun hem bu sanatlardaki uğraşının ilkelerini gözler önüne seren düşüncelerini -bir başka deyişle poetikasını- belirlemek hem de şahsiyetini yarattığı ürünlerle kuşku götürmez bir şekilde inşa etmiş bir sanatçının diğer sanat dallarına bakışını ortaya koymaktır. Yaptığımız incelemeler, Bedri Rahmi Eyuboğlu'nun kültür kavramını coğrafya, şehirler ve onları ayakta tutan maddi/manevi kıymetler, yaşam biçimleri ve mimari yapıların tarihi ve estetik duruşlarından hareket ederek tanımladığını göstermektedir. Eyuboğlu, ele aldığı sanatlarda, yaratım süreçlerine, o sanatı oluşturan kavramlara, alımlayıcıda bulacağı karşılıklara, gelişmesi için gereken koşullara, eleştiri sahasında oluşturacağı yankılara dikkat çekmiştir. Anahtar Sözcükler Bedri Rahmi Eyuboglu, Çağdaş Türk şiiri, Çağdaş Türk nesri, Çağdaş Türk sanatı

DüzyazıEdebiyatEyüboğlu, Bedri Rahmi+6
Alperen Yigit
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Metinlerarası ilişkiler bağlamında Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları

Bu çalışmada Nâzım Hikmet'in güçlü şiir evrenini daha anlaşılır kılmak adına, olgunluk dönemi eserleri arasında yer alan Memleketimden İnsan Manzaraları'nın kaynakları ve bu kaynaklar üzerinde yapılan bağlam değişimleri gösterilmiştir. Giriş bölümünde metin ve metinlerarasılık kuramı hakkında kuramsal bilgi verilmiştir. Metinlerarasılık kuramı için daha önce ortaya konulan tasnifler de dikkate alınarak göndermeler, dönüştürmeler ve derlemeler başlıkları oluşturulmuş böylece yapılacak metinlerarası çözümlemelerin sınırları çizilmiştir. Tez çalışmasının I. bölümünde Nâzım Hikmet'in biyografik okuma dünyası ortaya konulmuştur. Tez çalışmasının merkezinde yer alan bu bölümde sanatkârın aile ve eğitim yaşamı, basın yayın yaşamı, hapishane yaşamı ve Rusya'daki yaşamı incelenmiş, onun Türk ve dünya edebiyatında okuduğu ve/veya ulaştığı metinler belirlenmiştir. II. bölümde, Nâzım Hikmet'in Türk edebiyatı, Batı ve Doğu edebiyatlarında kaynak aldığı metinler ve isimler üzerinde durulmuş, ayrıca sanatkârın resim, müzik, sinema, tiyatro, mimari gibi diğer sanat dallarıyla ilişkisi irdelenmiştir. III. bölümde Nâzım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eseri merkeze alınarak metinlerlerarası göndermeler, IV. bölümde metinlerarası dönüştürmeler, V. bölümde metinlerarası derlemeler ve göstergelerarası etkileşimler kanıtlanmıştır. Çalışmamızda birincil kaynaklar olan Nâzım Hikmet'in mektupları, sanat ve edebiyat yazıları, gazete yazıları, söyleşiler vb. taranmış Memleketimden İnsan Manzaraları'nın kaynakları tespit edilmeye çalışılmıştır. Sanatkârın yazınsal kaynakları taranmasının ardından metinlerarasılık kuramı merkeze alınarak Memleketimden İnsan Manzaraları'nın çoksesliliğinin temel yapıları belirlenmiş ve metne kaynaklık edebileceği düşünülen Türk ve dünya edebiyatına ait metinler ve sanatkârlar tespit edilmiştir.

GöstergelerarasılıkMetinlerarasılıkNazım Hikmet+2
Kağan Gariper
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Runik harfli metinlerde eşdizimlilik

Eşdizimlilik; sıklık temelli yaklaşıma göre bazı sözcüklerin birbirleriyle diğer sözcüklere oranla daha sık kullanılmasıdır. Deyimbilimsel yaklaşıma göre de serbest birlikteliklerden kalıplaşmış deyim yapılara giden süreçte bir ara derecedir. Genelde, eşdizimlilik çalışmaları çağcıl diller üzerinde yapılmaktadır. Bu çalışmada, eşdizimlilik, Türkçenin bilinen en eski metinleri olan runik harfli Türkçe metinlerden oluşturulmuş bir derlem yardımıyla deyimbilimsel ölçütler kullanılarak incelenmiştir.

DeyimbilimEski TürkçeEşdizimlilik+3
Pınar Sel
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk eğitim, kültür ve edebiyat dünyasında Mahmut Makal

Edebiyat tarihi araştırmalarında bir yazarın hayatının, sanatının ve eserlerinin bütüncül olarak incelendiği çalışmalar çoktur. Biz bu çalışmamızda Türk edebiyatında köy edebiyatı olarak adlandırılmış, köyden gelenlerin köyü anlattığı dönemin başlatıcısı olan önemli bir Eğitimci Yazar olan Mahmut Makal'ın hayatını, sanatını ve eserlerini inceledik. Bugüne kadar Mahmut Makal hakkında yapılan çalışmaların bütüncül olmadığını, akademik bir disiplin içerisinde incelenmediğini gördük. Yaptığımız çalışma ile edebiyat tarihimizdeki bu açığı kapatmak, Mahmut Makal'ı edebiyat tarihimizde hak ettiği yere getirmek istedik. Çalışmamızda Makal'ın; bütün eserlerini, eserleri ve kendisi hakkında yapılmış çalışmaların tamamını değerlendirmeye çalıştık. Bunun için tüm eserlerini en az iki kez okuyarak ve yoğun bir kütüphane çalışması gerçekleştirerek akademik bir disiplin içerisinde ortaya ürünler koymaya çalıştık. Bu çalışmada elimizden geldiğince Mahmut Makal'ın edebi kişiliği, sanatı ve eserleriyle edebiyat tarihimizdeki yerini anlatmaya çalıştık.

BiyografiEdebiyat tarihiEğitim+5
Ali Can Akdağ
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk tiyatrosunda varoluşçuluk

Türk edebiyatında varoluşçuluğun ilk etkileri 1950'li yıllarda akımı tanıtıcı yazıların gazete ve dergilerde yayımlanmasıyla başlamıştır. Varoluşçuluk akımı, diğer felsefe akımlarında olduğu gibi bilimsel yazı türleriyle değil; edebî metin türleriyle ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de varoluşçuluk akımının edebiyatla kurmuş olduğu ilişki diğer felsefe akımlarına göre daha kuvvetlidir. Edebiyatımızda özellikle 1960 ve 1970'li yıllarda etkisi artarak günümüzde de devam etmektedir. Çalışmamızda özellikle hikâye, roman ve şiir gibi edebî türlerde etkisi görülen varoluşçuluk akımının, diğer yazmış oldukları metin türlerinde bu akımı bilinçli olarak tercih eden yazarların tiyatro türünde yazmış oldukları eserlerde de etkisinin olduğu gösterilmektir. Varoluşçuluk akımının temel konuları olan yabancılaşma, yalnızlık, intihar, modern yaşamın insan üzerindeki etkileri incelemiş olduğumuz metinlerde ana konu ve tem olarak karşımıza çıkmaktadır. Varoluşçuluğun temel değerleri yazılmış olan tiyatro metinlerinde, tiyatronun türünün olanakları kullanılarak metin kahramanlarının diyaloglarında, kahramanların ruh hallerinin anlatıldığı açıklayıcı bölümlerde ve dekor düzenlenmelerinde karşımıza çıkmaktadır. Tez çalışmasının ilk bölümünde Türk edebiyatında varoluşçuluk akımının nasıl ortaya çıktığı ve etkilerinin nasıl oluştuğu üzerinde durulduktan sonra Bilge Karasu, Güner Sümer ve Oğuz Atay'ın tiyatro türünde yazmış oldukları eserlerindeki etkileri gösterilmeye çalışılmıştır. Çalışmamızdaki birincil kaynaklar yazarların basılı olan tiyatro metinleridir. Bu metinlerden hareketle tiyatromuzda varoluşçuluk akımının etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler Bilge Karasu, Güner Sümer, Oğuz Atay, tiyatro, varoluşçuluk.

Atay, OğuzKarasu, BilgeSümer, Güner+3
Ögeday Bagatur
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbrâhîm Bin Bâlî'nin Hikmet-Nâme'sindeki coğrafi unsurlar üzerine mitolojik, efsanevi ve tarihî açıdan bir inceleme

15. yüzyılda İbrâhîm bin Bâlî tarafından mesnevi nazım şekliyle yazılan, Acâ'ibü'l-mahlûkât tercümesi olan Hikmet-nâme, astronomi, astroloji, kozmoloji, coğrafya, botanik ve zooloji gibi birçok kaynaktan beslenen ansiklopedik bir eserdir. Mitoloji ve mitolojinin içinde barındırdığı türler de bu kaynaklar arasındadır. Bu çalışmada eserde geçen şehirler, ülkeler, kasabalar, dağlar, denizler, adalar, nehirler, su kaynakları ve kuyular gibi coğrafi unsurlar tespit edilerek mitolojik, tarihî ve efsanevi unsurların esere nasıl yansıdığı anlatılarak değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışmanın amacı coğrafi unsurlar ekseninde mitolojinin, tarihî, efsanevi unsur ve anlatıların Hikmet-nâme'ye nasıl yansıdığını göstermektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde mit ve mitoloji kavramlarından bahsedilerek mitolojinin Hikmet-nâme'ye nasıl yansıdığı üzerine değerlendirmelerde bulunulmuş, mitoloji ve coğrafya ilişkisi hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Hikmet-nâme'de geçen coğrafi unsurlar tespit edilerek, dünya ve Türk mitolojisine ait mitlerin, şahısların, mitolojik hayvanların ve bitkilerin esere nasıl yansıdığı incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise coğrafi unsurlar çerçevesinde efsaneler ve tarihî anlatıların Hikmet-nâme'ye yansıma biçimleri incelenmiş, ulaşılan veriler beyitlerle desteklenmiştir.

Acaibü`l-MahlukatCoğrafi bilgiCoğrafya+6
Duygu Kerti
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ahmedî Dîvânı'nda tarihî, efsanevî, mitolojik şahıslar ve arketipleri

Klasik Türk edebiyatının kurucularından olan Ahmedî, XIV. asır Türk edebiyatının önde gelen şairlerindendir. Şiirlerinde pek çok tarihî, efsanevi ve mitolojik unsura yer vermiştir. Bu çalışmada da Ahmedî'nin sahip olduğu zengin mitolojik birikimin, Dîvân'ında yer alan tarihî ve efsanevi şahıslar üzerine nasıl yansıdığı ve şairin muhayyilesinde nasıl şekillendiği anlatılmış ve beyitlerle örneklendirilmiştir. Çalışmanın temel amacı, Ahmedî'nin ve yaşadığı dönemin şiir anlayışındaki mitolojik kültür birikiminin arketipleri bağlamında ortaya konması ve beyitlerle örneklendirilmesidir. İki bölüme ayrılan çalışmanın ilk bölümünde peygamberler ve kutsal kitaplarda zikredilen şahıslar maddelere ayrılarak beyitler, arketipleri bağlamında incelenmiştir. İkinci bölümde ise mitolojik ve efsanevi şahıslar yine maddelere ayrılarak arketipleri ve Ahmedî Dîvânı'na yansıma biçimleri incelenmiştir.

AhmediArketipDivan edebiyatı+7
Fatih Uğur
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Haẕa Kitābu İskender-nāme [90r - 135v] (inceleme-metin-dizin)

İslam Edebiyatında yaygın olarak görülen mesnevi konusu olarak İskendernameler Türk Edebiyatında da önemli yer tutar. Elimizde bulunan eser Vatikan Kütüphanesinin Türkçe Yazmalar bölümünde 145 numarada kayıtlı "Haẕa Kitābu İskendernāme" adlı bir İskendernamedir. Söz konusu eserin 90r ile 135v varakları bu tezin çalışma konusunu oluşturmaktadır. Bu çalışma sırasında nazım kısımlarında müellifinin Hamzavî olduğu tespit edilmiştir. Nüshanın yazılış tarihi kesin olmamakla birlikte, müellifi olan Hamzavî, XIV. ile XV yüzyılları arasında yaşamış olup eser XV. yüzyıl dil özellikleri göstermektedir. Bu sebeple eserin XV. yüzyıla ait olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma, "Giriş", "Dil İncelemesi: Söz Yapımı", "Transkripsiyonlu Metin" ve "Dizin" bölümlerinden oluşmaktadır. Yazmayı tanıtan 'Giriş' bölümünden sonra İskendernameler ve Hamzavî'nin hayatı ve eserlerinin ele alındığı birinci bölüm yer almaktadır. 'Dil İncelemesi: Söz Yapımı' bölümünde eserden yola çıkılarak Eski Anadolu Türkçesinde söz yapımı incelenmiştir. "Transkripsiyonlu Metin"in yer aldığı üçüncü bölümde Arap harfli metin Türkçe Transkripsiyon Alfabesine aktarılmıştır. Tezin sonunda "Sonuç" ve "Kaynakça" bölümleri verilmiştir. Daha sonra eseri oluşturan kelimeler ve özel adlar analitik dizin olarak sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: İskender-name, Türk Dili, Eski Anadolu Türkçesi, Hamzavî, söz yapımı

Dil özellikleriEski Anadolu TürkçesiHamzavi+2
Büşra Ejder
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sait Faik Abasıyanık'ın hikâyelerinin çevreci eleştiri ışığında incelenmesi

Sait Faik Abasıyanık (1906-1954), Türk edebiyatının önemli isimlerindendir. Aynı zamanda bir şiir kitabı da bulunan Sait Faik, daha çok hikâyeci yönüyle tanınır. Türk hikâyeciliğinin önde gelen yazarlarından sayılan Abasıyanık, çağdaş hikâyeciliğe yaptığı katkılarla Türk edebiyatının köşe taşlarındandır. Modern hikâyeciliğin öncülerinden olan Sait Faik'in eserlerine çevreci eleştiri ışığında yaklaşmak mümkündür. Pek çok edebî türde, genel veya özel bir mesele üzerinden çevreyi ve çevre sorunlarını ele alan eserler oluşturulmasının yanı sıra, çevreci yaklaşımı esas alan bir de eleştiri yöntemi geliştirilmiştir. "Ecocriticism" kavramıyla ortaya çıkan yöntem Türkçede çevreci eleştiri veya ekoeleştiri olarak adlandırılır. Edebiyatta çevre duyarlılığının ortaya çıktığı ve bu yönde eserlerin verilmeye başlandığı 1960'ların sonu itibarıyla çeşitli yöntemler de oluşmaya başlar. Derin ekoloji, toplumsal ekoloji ve ekofeminizm söz konusu yaklaşımlardandır. Aslında, çevreci eleştirinin çerçevesi oldukça geniştir. Doğayı ilgilendiren her konu kuramın ilgi alanına girmektedir. Üç dalga hâlinde eleştiri tarihinde baş gösteren Ekoeleştiri kuramını Abasıyanık'ın hikâyelerinde bir yöntem olarak kullanmak mümkündür. Bu tezde, özellikle birinci dalga çevreci eleştirinin ve derin ekolojinin edebî metinlere yaklaşımı ve ilkeleri gözetilerek Sait Faik'in hikâyelerinde doğa algısı, insan ve doğa ilişkisi, çevre sorunları ve kentleşme olgusu üzerinde durulmuştur. Onun eserlerinde insanın toprakla, denizle, hayvanla ve bitkiyle olan etkileşimi çevre merkezli bir yöntemle irdelenmiştir.

Abasıyanık, Sait FaikEkoeleştiriHikaye+5
Rabia Sena Yıldırım
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkçede "ne… ne(de)…" bağlacının gelişimi

Bağlaçlar kelime, kelime grubu ve cümleleri bağlayan sözcük türleridir. Bağladıkları ögeleri yapı, şekil ve anlam yönünden tamamlar ve kullanıldıkları cümleye sebep, sonuç, şart, olumsuzluk gibi anlamlar katarlar. Bu bağlaçlardan kullanıldığı cümleye olumsuzluk anlamı yükleyen, sözcük, sözcük grubu ve tümceleri bağlamakta kullanılan, genellikle olumlu yüklemle kullanılan ve Türkiye Türkçesine kadar işlekliğini koruyan ne… ne (de)… bağlacı bu tez çalışmasının asıl konusudur. Bu tez çalışması üç ana bölümden oluşmaktadır. "Birinci Bölüm"de bağlaçlar hakkında yapılan tartışmalar, dil bilimcilerin daha önceki çalışmalarından hareketle kronolojik olarak verilmiş ve bağlaçlar için geniş bir tasnif denemesi yapılmıştır. "İkinci Bölüm"de ne… ne (de)… bağlacı üzerinde yapılan çalışmalar, bağlaç üzerindeki tartışmalı konular ve bağlaçların görevleri açıklanmıştır. "Üçüncü Bölüm"de Türkçenin ilk yazılı metinlerinden itibaren incelenen eserlerden hareketle ne… ne (de)… bağlacının tarihî süreç içindeki durumu incelenmiş ve yine bu metinlerden alınan örneklerle ne… ne (de)… bağlacının yapı ve görev bakımından geniş bir tasnifi verilmiştir. "Sonuç" kısmında ise ulaşılan veriler tablolar hâlinde sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Bağlaçlar, ne… ne (de)… bağlacı, Anlam, Yapı

AnlamBağlaçDilbilim+2
Şeyma Yıldız
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

1980-2000 arası Türk tiyatrosunda biyografik oyunlar

Biyografik oyunlar, toplum tarafından tanınan kişilerin yaşamlarının, kişiliklerinin, ikilemlerinin, çatışmalarının, insana ait olan hâllerinin açımlamalarının tarihsel zamanlama dâhilinde tiyatro metinlerine ve oradan da sahneye aktarıldığı bir edebiyat/sanat türüdür şeklinde tanımlanabilir. "1980-2000 Arası Türk Tiyatrosunda Biyografik Oyunlar" isimli çalışmanın amacı, belirtilen dönem içerisinde tespit edilen biyografik oyunları incelemek ve yazarların, yaşamöykülerini anlattıkları şahısların biyografik bilgilerinin nasıl kullanıldığını saptamaktır. Bu noktada ise somut bilgilere ulaşmak için çalışmanın temelinde karşılaştırmalı yöntem kullanılmıştır. Bu tez çalışması dört ana bölümden oluşmaktadır. "Birinci Bölüm"de 1980-2000 arası dönemin siyasi, toplumsal ve edebî arka planı verilmiştir. "İkinci Bölüm"de 1980-2000 arası tiyatro yaşamı tüm detaylarıyla aktarılmıştır. "Üçüncü Bölüm"de biyografi ve biyografik oyun türlerinin kuramsal çerçevesi çizilmiştir. "Dördüncü Bölüm"de ise tespit edilen eserler karşılaştırmalı yöntem dâhilinde dataylı bir biçimde incelenmiştir. Biyografik oyun türlerinin tespitinde ise geleneksel ve yenilikçi biyografik oyun türlerinin ağır bastığı gözlemlenmekle beraber metabiyografik ve postbiyografik biyografik oyun türlerine de rastlanmıştır. Anahtar Sözcükler Biyografik Oyun, Biyografi, Karşılaştırmalı Yöntem, Türk Tiyatrosu

BiyografiKarşılaştırmalı analizTiyatro+2
Esra Çınar
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

El Medhal Fi Coğrafya adlı eserin transkripsiyonlu metni ve sözlüğü

Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Hüseyin Rıfkı Tâmânî'nin El Medhal Fi Coğrafya adlı eseri incelenmiştir. III. Selim döneminde kaleme aldığı bu çalışmada matematik, geometri, astroloji ve coğrafyaya ait terimler kullanılarak aradaki ilgi açıklanmaya çalışılmıştır. Eserin 1266/1850 tarihli ikinci baskısı daha önce Mehmet Parmaksız tarafından yüksek lisans tezi olarak incelenmiştir. Daha önce incelenen tezde yalnızca eserin Mehmet Parmaksız tarafından okunabilen yerleri mevcuttur. Sözlük ve transkripsiyonlu bire bir aktarım söz konusu değildir. Ayrıca okunamayan yerler çeşitli işaretler konularak geçilmiştir. Yeniden okunan çalışmada eser eksiksiz ve transkripsiyonlu çevrilerek ele alınmıştır. Eser, 19. yüzyıl Klasik Osmanlı Türkçesi dönemine özgü dil özellikleri başta olmak üzere, çoğu konuda bilimsel terminolojiye dair önemli malzeme içermektedir. Bununla beraber devrinin bilim anlayışına da hizmet eden değerli bilgiler sunmaktadır. Çalışma giriş, inceleme, metin ve sözlük olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde eserin içeriğine değinildikten sonra, incelememize konu olan eserin yazarının hayatı ve eserleri, eserlerinin konusu, içeriği ve nüshaları, eserlerinin hazırlanmasına kaynaklık eden eser ve kişiler hakkında bilgiler verilmiş; El Medhal Fi Coğrafya adlı eserin Türk dili tarihi açısından öneminden bahsedilmiştir. "İnceleme" bölümünde eserin dil ve yazım özellikleri incelenmiştir. "Metin" bölümünde eser, çeviri yazı işaretleriyle Latin harflerine aktarılmıştır. Çalışmadaki amaç eseri daha önce yapılmış olan çeviri yazılı metinden daha okunaklı ve anlaşılır şekilde düzenlemek olmuştur. Ayrıca eser, üzerinde yapılan çalışmalara ek olarak eski cilt özellikleri ve sözlüğü noktasında ayrıntılı incelenmiştir. Tez yazım aşamasında çoğu kaynak incelenerek eserin yapısına uygun şekilde hareket edilmiştir. "Sözlük" bölümünde metni oluşturan sözcükler, alfabetik sıraya göre dizilmiş ve metin içi anlamlarına bakılarak anlamlandırılmıştır. Coğrafya, geometri, astroloji ve matematik terimlerini de içeren sözlük kısmında, terimler detaylıca açıklanmıştır. Çalışma neticesinde kimi okuma yanlışları ilgili kaynaklardan teyit edilerek düzeltilmiştir. Eser, sonuna eklenen sözlükle beraber tamamlanmıştır.

Dil özellikleriEl Medhal Fi CoğrafyaHüseyin Rıfkı Tamani+2
Gülperi Sonuç
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mecmû'atü'l-Mühendisîn (giriş-inceleme-metin-dizin)

Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn başhocası Hüseyin Rıfkı Tâmânî'nin III. Selim döneminde hazırlamış olduğu ve geometrinin pratik sahadaki tatbikatını konu alan Mecmûʿatüʾl-Mühendisîn adlı eserin Millî Kütüphane'de EHT 1966 A 796 yer numarası ile kayıtlı 1274 H/1858 tarihli baskısı üzerine çalışılmıştır. Eser, 19. yüzyıl Klasik Osmanlı Türkçesi dil yadigârı olarak dönemin dil özellikleri başta olmak üzere, matematik ve mühendislik konusunda bilimsel terminolojiye dair önemli malzeme içermekte, buna ek olarak devrinin bilim anlayışına da hizmet eden kıymetli veriler sunmaktadır. Mühendislik alanında yazılmış ilk kapsamlı, Türkçe kitap olmasından ötürü 19. yüzyılda Türkçenin bilim dili olarak kullanımına da ışık tutmaktadır. Çalışma giriş, inceleme, metin ve dizin olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde Osmanlı bilim geleneği içerisinde Mühendishâne ve Mühendishâne hocalarının rolüne değinildikten sonra, incelememize konu olan eserin yazarının hayatı ve eserleri, eserlerinin konusu, içeriği ve nüshaları, eserlerinin hazırlanmasına kaynaklık eden eser ve kişiler hakkında bilgiler verilmiş; Mecmûʿatüʾl-Mühendisîn adlı eserin Türk dili tarihi açısından öneminden bahsedilmiştir. "İnceleme" bölümünde eserin dil ve yazım özellikleri incelenmiştir. "Metin" bölümünde eser, çeviri yazı işaretleriyle Latin harflerine aktarılmıştır. "Dizin" bölümünde bir genel dizin, bir de terimler dizini bulunmaktadır. Genel dizinde metni oluşturan sözcükler, alfabetik sıraya göre dizilmiş ve metin içi bağlamlarına bakılarak anlamlandırılmıştır. Mühendislik ve matematik terimlerini bir araya getirdiğimiz terimler dizininde ise, terim olarak değerlendirdiğimiz madde başları alfabetik olarak dizilerek genel dizinden daha detaylı açıklamalarla sunulmaya ve metnin el verdiği ölçüde metin içi alıntılarla örneklendirilmeye çalışılmıştır.

Dil bilgisiDil bilimDil özellikleri+7
Serkan İnce
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik belâgatte mecaz ve mecazi anlatım

Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde mecazi ifadelerin varlığı fark edilmekle birlikte, mecaz kavramının terimleşmesi yüzyıllar almıştır. Bu süreçte mecaz, Arapçaya özgü bir üslup özelliği olarak görülmüş ve dolaylı anlatıma dayanan söz sanatlarını kapsayacak şekilde açıklanmıştır. Mecazın terimleşmesi ve detaylı tasnifi Abdülkâhir el-Cürcânî (ö. 471/1078-79) ile gerçekleşmiştir. Ebû Ya'kûb es-Sekkâkî (ö. 626/1229), mecaz konusunu, Cürcânî'nin görüşlerini esas alarak mantık ilmi etrafında sistemleştirmiştir. Sekkâkî'yi takip eden Hatîb el-Kazvînî (ö. 739/1338), mecaz meselesini eleştirel bir yaklaşımla ele almış ve son şeklini vermiştir. Sa'düddîn et-Taftâzânî (ö. 792/1390) ise bu konuda büyük oranda Kazvînî'ye bağlı kalmıştır. Mecaz konusu Arap edebiyatında olgunluğa ulaştığından Türk edebiyatında yeni bir yaklaşım geliştirilmemiştir. Türk belâgatçiler Arap edebiyatına bağlı kalmış ve çoğunlukla Kazvînî'yi takip etmiştir. Tanzimat Dönemi sonrasında Batı retoriğinin tesiriyle yazılan eserlerde de Recâîzâde'nin Ta'lîm-i Edebiyyât'ı dışında önemli bir yenilik görülmemiştir. Bu dönemde de yazarlar mecazda klasik belâgat çizgisinde kalmışlardır. Klasik Türk edebiyatında şairler hayalî tasvirler oluştururken mecazlardan çokça yararlanmıştır. Soyut duyguların dışavurumunda önemli işlevi olan istiareler, diğer mecaz türlerinden daha çok tercih edilmiştir. Lirizmin yüksek olduğu şiirlerde mecazi anlatım ağırlık kazanmıştır. Buna bağlı olarak şairler, mecazi anlatıma en çok gazelde, sonra kaside ve mesnevilerde başvurmuştur. Bu çalışmada, Arap ve Türk edebiyatında belagatçilerin mecazla ilgili görüşleri kronolojik olarak ele alınmış ve klasik belâgatin mecaz konusunda çizdiği çerçeve belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca belâgatin mecazla ilgili teorik bilgileri esas alınarak klasik Türk edebiyatından seçilen gazel, kaside ve mesnevilerde kullanılan mecazlar ve mecazi anlatım incelenmiştir.

BelagatBenzetmeEdebi sanatlar+2
Oğuzhan Et
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

21. yüzyıl Türkçesinde yeni ögeler ve yeni sözcükler

Yaşayan her varlıkta olduğu gibi değişim; dilin doğasında mevcuttur. Varoluş biçimlerimiz olarak niteleyebileceğimiz dilin geçirdiği değişimleri kayıt altına almak gerekir. Bu çabayı anlamlı kılan şey; toplumu bir arada tutan aidiyet bilincini koruyabilmektir. Dildeki en büyük değişim; bir nesne, kavram ya da düşünceye yönelik yeni üretimler sonucunda gerçekleşir. Yeni üretimler, dildeki yeni türetmeleri beraberinde getirir. Bu hususta karşımıza iki temel kavram çıkmaktadır: yeni öge ve yeni sözcük. Yeni ögeler (neolojizmler), dildeki yeni bir gösteren-gösterilen ilişkisini anlatır ve bu ilişki anlamsal yahut biçimsel olabilir. Yeni sözcükler ise aynı gösterilenin farklı gösterenlerle çeşitli amaçlar (sadeleşmek, özleşmek, standartlaşmak vb.) yahut doğal süreçler (kelimenin eskiyerek kullanım sıklığını yitirmesi vb.) sonucunda tekrar ifade edilmesidir ve bu süreç yalnızca biçimseldir. Her iki kavram da dildeki türetmeler sonucu ortaya çıkar ancak hizmet ettikleri amaç doğrultusunda birbirlerinden ayrılır. Çalışmanın maksadı; 21. yüzyıl Türkçesinin canlı söz varlığı içerisinde bulunan ancak henüz sözlükler tarafından kayıt altına alınmamış olan yeni türetmeleri, bahsi geçen iki kavramın kapsadığı amaçlar doğrultusunda tespit etmek ve bunları sözlüğe kazandırmak, diğer bir deyişle kayıt altına almaktır. Çalışma; yeni öge ve yeni sözcük kavramlarının ayırt edilebilir düzeyde açıklanması, yeni türetmelerin hizmet ettikleri amacın belirlenmesi ve sözlüğe alınma ölçütlerine göre değerlendirilerek Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Türkçe Sözlük için önerilmesi şeklinde bir yol haritası izlemektedir. Yeni sözcük yahut yeni öge olma özelliği gösteren dildeki bu yeni türetmelerin saptanabilmesi hususunda çalışmanın temel kaynağı olarak Dr. Öğr. Üyesi Bekir Tahir Tahiroğlu, Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın ve Prof. Dr. Bülent Özkan tarafından Ulusal Araştırma Projesi kapsamında hayata geçirilen Türkiye Türkçesi Çevrim İçi Haber Metinlerinde Yeni Sözlerin (Neolojizm) Otomatik Çıkarımı adlı çevrim içi yazılımın veri tabanından yararlanılmıştır.

21. yüzyılNeolojizmSöz varlığı+2
Sahra Çolak
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kırım-Tatar söz varlığı

Tezde, süreli yayımlarda tefrika edilmiş veya kitap olarak basılmış Kırım Tatar edebî metinlerinden biriktirme yoluyla bir metin derlemi (corpus) oluşturulmuştur. Bunlardan taranan Kırım Tatar söz varlığı, mevcut ansiklopedik sözlüklerle ve iki dilli sözlüklerle karşılaştırılarak dizilmiştir. Bu yolla elde edilen sözlük varlığı (leksemler) derlemdeki metinlerden taranan cümle örnekleriyle maddeler altında işlenmiştir. Böylece üretilen ve Türkiye Türkolojisinde halen eksik olan açıklamalı-ansiklopedik Kırım Tatar Sözlüğü, bu çalışmanın bilimsel ve pedagojik sonucudur. Bu sözlük; 30.576 adedi madde başı, 18.900 adedi alt maddeden oluşan toplam 49.476 madde ve sözleri örneklendirmek için kullanılan cümle, kıta, beyit veya mani türünden 9.043 örnek alıntıyı içine almaktadır. Bu yöntemle elde edilen edebî metinlerden tanıklı-cümle örnekli bu söz varlığı, ilk olarak tez sürecinde belirlenen 40 adet tematik grup içerisinde tasnif edilmiştir. Eldeki verilerin alıntı olanları gösterilerek yorumlanmıştır. Daha sonra atasözleri üzerinden Kırım Tatar Türklerinin dünya algıları ve kültür birikimleri ortaya konmuştur. Son olarak ağızlarda yer alan sözler edebi dildeki şekilleriyle karşılaştırılarak ses bilgisi yönünden tahlil edilmiştir, Kırım-Tatar söz varlığında eş anlamlılık ve çok anlamlılık konuları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Kırım-Tatar Türkçesi, Tehlikedeki diller, Leksikoloji.

Eş anlamKırım TatarcasıSes bilgisi+3
Seher Maşkaraoğlu
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Modern Türk edebiyatında tabiat algısı: Servet-i Fünun Dönemi (1896-1901)

Bu çalışmada; modernleşme süreciyle birlikte tabiat algısının geçirdiği değişim, modern Türk edebiyatının temellerinin atıldığı Servet-i Fünun Dönemi (1896-1901) merkeze alınarak incelenmiştir. Servet-i Fünun edebiyatında bireysel konulara ağırlık verilmiş, şahsi duygu ve yaşantılar genellikle karamsar bir bakışla sunulmuştur. İç dünyanın anlatımında tabiat önemli bir kaynaktır. Hayal-hakikat çatışması, toplumdan kaçış arzusu, melankoli ve hastalık gibi sıklıkla rastlanan konular tabiat unsurları ile ilişkilendirilmiştir. Bu dönem eserlerinde tabiat, bireyin hakikatin olumsuzluklarından uzaklaşma hayalini yansıtan ütopik bir mekâna dönüşmüştür. Tezde, yapılan incelemeler sonucu modern Türk edebiyatında birey kavramının ortaya çıkışında tabiat temsillerindeki değişimin belirleyici bir işlevi olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla Servet-i Fünun edebiyatı, sahip olduğu ortak tabiat görüşü ile modern öznenin hayal kurma ve kendini gerçekleştirme problemini anlamlandırmak açısından öncü bir rol üstlenmiştir. Tez kapsamında; Servet-i Fünun edebiyatının getirdiği yeni doğa algısı mitoloji, psikanaliz, fenomenoloji disiplinlerinden yararlanılarak değerlendirilmiş; her imgenin anlamı, işlevi ve Türk edebiyatındaki yeniliği üzerine tespitlerde bulunulmuştur. Bu amaçla, metin odaklı bir yol izlenerek dönemin eserlerinde tekrar eden doğa unsurları Tanzimat ve Divan edebiyatlarından örneklerle karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Ayrıca Servet-i Fünun'da görülen doğa imgelerinin Batı edebiyatından ne gibi esinlenmeler içerdiğine açıklık getirilmiştir.

ModerniteServet-i Fünun edebiyatıTabiat+1
Hazel Melek Akdik
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başkurt mitolojik destanlarının söz varlığı

Başkurt Mitolojik Destanlarının Söz Varlığı adını taşıyan bu çalışmanın amacı, Kıpçak grubu Türk yazı dillerinden olan Başkurt Türkçesinin mitoloji konulu destan metinlerindeki söz varlığını ve sözlük malzemesini detaylı olarak inceleyerek ortaya koymaktır. Metinlerin söz varlığı bir bütün halinde ortaya koyabilmek için araştırma sonucu elde edilen veriler kullanılarak destan metinlerinin tanıklı sözlüğü meydana getirilmiştir. Bu bağlamda, sözlükte bulunan her madde başı için metinlerden ilgili örnekler seçilmiş ve madde başları ile birlikte verilmiştir. Bu yolla hem destan metinlerinin söz kadrosu ile çağdaş Başkurt Türkçesinin söz varlığı arasında bir karşılaştırma yapma fırsatı doğmuş hem de Başkurt destanlarına ait bir sözlük çalışmasının da temeli atılmıştır.

Başkurt DestanıBaşkurt TürkleriDestanlar+4
Mertcan Akgün
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ferit Edgü'nün düzyazılarının içerik açısından incelenmesi

"Ferit Edgü'nün Düzyazılarının İçerik Açısından İncelenmesi" adını alan bu çalışma, Ferit Edgü'nün, 1978-2021 yılları arasında yazdığı yirmi bir yapıtını, içerikleri bakımından inceleyen bir çalışmadır. Metinler, içeriğe yönelik yorumlama, açıklama ve tasnifleme yöntemleriyle ele alınarak sınıflandırılmıştır. Edgü, yazma eylemini yaşamına karşı bir direnç olarak geliştirmiştir. Bir resme bakmakla bir yazıyı okumak arasındaki farkı en aza indirgediği düzyazılarında Edgü, anımsama, eleştirme, değerlendirme amaçlarına yönelik yazdığı düzyazılarında, sözcüklerini edebî ve görsel olanaklardan yararlanarak belirlemektedir. Edgü'nün, yazınsal ve görsel alanların yaratıcılarına duyduğu yakınlık ve duygudaşlık, onun, düzyazılarında disiplinler arası çalışan bir yazar olarak konumlandırılmasını sağlamıştır. Sözcükleri bulamadığında imgelerin gücünü kullanan Edgü'nün düzyazıları, onun duyarlılığının ölçütüdür. Zira Edgü'nün bir metin kaleme alması için bir sanatçı, öykü, roman, imge, renk, biçim, ayrıksılık ve bir farkındalık yeterli olmuştur. Edgü, düzyazılarında, yazınsal somutlamayı ve yalın bir üslubu benimseyerek az sözle çok şey anlatmayı tercih etmektedir. Edgü'nün düzyazılarının karakteristik özellikleri ile ilgili çıkarımlarda bulunulan bu çalışmada Edgü üzerine yapılan değerlendirme, onun düzyazı yazarlığının belirleyici kimliğinin sanatlar arası düzlemde yazan ve çizen çok kültürlü bir zemine sahip olmasıdır. Edgü, birey olma aykırılığı ve yazınsal tutumuyla kendine has kalabilmiş bir yaratıcıdır. Yazı, Edgü'de düşsel bir eylemdir. Olayın gerçeğini, bir dil eylemiyle, imgeyle düşe çevirdiği metinlerinde yazınsal çizgisine, kendi tarz ve üslubuna bağlı kalmış, yazma edimini yaşama eylemine dönüştürmüş, düzyazıları söz konusu olunca sanatlar arası çalışan bir yazar kimliğine bürünmüştür.

DüzyazıEdgü, Ferit
Tuğçe Ertekin
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Yeni Türk Edebiyatında Sivil Toplum Kuruluşları

Sivil toplum kuruluşları birden fazla insanın bir araya gelerek farklı engelleri aşmak için oluşturdukları tüzel kişiliklerdir. Bu çalışmada II. Meşrutiyet’ten günümüze kadar olan süreçte var olan edebî örgütlenmelerin önde gelenleri tespit edilip incelenmiştir. 1908-2023 yılları arası incelendiğinden dolayı süreli yayınlar ve sanatkârların anıları esas kaynak olarak alınmıştır. Sivil toplum kuruluşlarının yayın organı olarak çıkardığı yıllıklar/dergiler/bültenler özellikle taranmıştır. İncelenen tüzel kişiliklerin internet sitelerinde yer alan duyurular, haberler ve faaliyetler bölümleri çalışma esnasında kaynak olarak kullanılmıştır. Buna ek olarak yaşayan sanatkârlarla bizzat irtibata geçilip konu hakkındaki bilgilerine başvurulmuştur. Bu yöntem daha çok son dönemde var olan (yaşayan) sivil toplum kuruluşları incelenirken kullanılmıştır. Yapılan çalışma birçok konu ile direkt ve dolaylı yönden ilişkilidir. Bundan dolayı girişte edebî kuruluşları daha iyi anlamak için bir şablon/ saha oluşturulmuştur. Çalışmanın ana kısmında çağdaş Türk edebiyatında varlık gösteren edebî kuruluşlar üç ana başlık altında incelenmiştir. Ana başlıkların içinde yer alan alt başlıklarda kategorilendirilmeye gidilmiştir. Bu sınıflandırmalarda değerlendirilen sivil toplum kuruluşları kronolojik olarak o ana başlık altında incelenmiştir. Ele alınan edebî sivil toplum örgütünün kuruluşu, yönetim kurulu ve amacı, düzenlediği edebî etkinlikler ve yayınları detaylı bir şekilde değerlendirilmeye tâbii tutulmuştur.

Yeni Türk EdebiyatıEdebî Sivil Toplum KuruluşuDernek+2
Hakan Pekdemir
Giresun University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
31
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinin anlambilimsel ve biçimbilimsel olarak karşılaştırılması

Zarf-fiil ekleri, her dilde olduğu gibi Türk dilinde de işlek bir biçimde kullanılan yapılar olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk dilinin zaman içerisinde çeşitli gruplara ayrılması, zarf-fiil eklerinin anlamsal ve biçimsel değişimlerine yol açmıştır. Bu çalışmada amaç, Eski Anadolu Türkçesi esas alınarak Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil eklerinde görülen anlamsal ve biçimsel değişiklikleri tespit etmektir. Karşılaştırma yapılırken başta Türk dünyası olmak üzere Eski Anadolu Türkçesinin önemli eserlerinden biri olan Dede Korkut Kitabı'na ait "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" başlıklı hikâye kullanılmıştır. Hikâyenin Dresden nüshası için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı I-II" adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserin Türkiye Türkçesine aktarımı için Muharrem Ergin'in "Dede Korkut Kitabı" adlı eserine başvurulmuştur. Bu çalışmada, ilk olarak Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçeleri tanıtılmıştır. Ardından Eski Anadolu Türkçesi ve Güneybatı Türk lehçelerinde yer alan zarf-fiil ekleri sıralanmış ve bu ekler, "İnceleme" kısmında "Basat'ın Tepegöz'ü Öldürdüğü Destan" adlı hikâye üzerinden anlamsal ve biçimsel olarak karşılaştırılmıştır. Yapılan bu karşılaştırma, "Sonuç" kısmında tablolar üzerinden verilmiştir.

Anlam bilimBiçimbilimDede Korkut Kitabı+7
Şeyma İlhan
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nesirlerinden hareketle Adalet Ağaoğlu'nun düşünce dünyası

"Nesirlerinden Hareketle Adalet Ağaoğlu'nun Düşünce Dünyası" adlı bu bilimsel çalışma Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Adalet Ağaoğlu'nun roman, hikâye ve tiyatro gibi edebiyatın kurmaca türleri dışında kalan nesirlerindeki düşünce dünyasını yansıtmayı esas alır. Böylece Ağaoğlu'nun sanat ve edebiyat başta olmak üzere, hayattaki birçok konuya bakışı ve yazar tavrı anlaşılmaya çalışılacaktır. Belirtilen amaçlar doğrultusunda Adalet Ağaoğlu'nun düşünce dünyasını yansıtan on beş kaynak taranarak elde edilen bilgiler tasnif ve tahlil edilmiştir. Çalışma Giriş, Sonuç ve Kaynakça dışında dört bölümden oluşmaktadır. Giriş'te yazarın kısaca hayatına ve eserlerine yer verilmiş, çalışmanın amaç, kapsam ve yöntemi belirtilmiştir. Birinci Bölümde, Adalet Ağaoğlu'nun "Sanat ve Edebiyata Dair Düşünceleri", İkinci Bölümde, "Sanatı ve Eserlerine Dair Düşünceleri", Üçüncü Bölümde "Sosyal ve Politik Konulara Dair Düşünceleri", Dördüncü Bölümde "Bazı Şahsiyetler ve Eserlere Dair Düşünceleri" ele alınmıştır. Sonuç kısmında yazarın düşünce dünyası ile ilgili genel değerlendirmeler yapılmış ve sanatçının çok yönlü, zengin bir düşünce dünyasına sahip olduğu ortaya çıkartılmıştır. Yapılmış olan bu bilimsel çalışmanın edebiyat bilimine katkı sağlaması beklenmektedir.

Ağaoğlu, AdaletDüşünceDüşünce yapısı+1
Ramazan Kılıç
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk halk hukuku: Mersin ili Silifke ilçesi örneği

İnsanoğlu dünyada var olduğu zamandan itibaren bir düzene, bu düzenin sağlanması için de birtakım kurallara; kuralların işlerliğini sağlamak için de yaptırımlara ihtiyaç duymuştur. Bu bağlamda insanoğlunun bir arada yaşama tecrübesi, sosyalleşmesi ve toplumsal olguya ulaşma süreçlerinin belirli kurallarla düzenlenmesini gerektirmiştir. "Türk Halk Hukuku: Silifke Örneği" adlı bu çalışmada Mersin'in Silifke ilçesinde gerçekleştirilen halk hukuku uygulamaları ve halk hukukundan yazılı hukuka geçen kanun maddeleri incelenmiştir. Halk hukukunun pozitif hukuka yansımasının örnekleri dava dosyaları üzerinden açıklanarak halk hukuku ile ilişkisi bağlamında irdelenmiştir. Bu çalışmanın amacı hukukun kaynaklarının neler olduğu, hukuk sistemlerinin nasıl meydana geldiği, hukukun kaynakları içerisinde sözlü hukukun yeri ve insanoğlunun var oluşundan bu yana toplumda hukukun sözlü hukuktan yazılı hukuka geçişini incelemektir. Bu çalışma, giriş, altı ana başlık ve sonuç bölümünden oluşmaktadır. Çalışmanın dördüncü ve beşinci bölümüne kaynaklık eden bilgilerin saha tespitinde toplanması için "katılarak gözlem", "derinlemesine görüşme", "yaşam anlatıları" ve "gözlem" gibi yöntemler kullanılmıştır. Sahada verilerin toplanması ve deşifrelerin yapılmasında yöresel özelliğin özgünlüğü açısından halk etimolojisi korunarak verilerin aktarılmasına özen gösterilmiştir. Çalışma, toplumun kendi hukukunu geçmişten gönümüze yaratma, yaşatma ve uygulama şeklinde gösterebilmesinin yanı sıra zamana göre oluşan değişikliklerin tespit edilmesi açısından önem arz etmektedir.

Eminenur Dal Eğe
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Klasik Türk edebiyatı mesnevilerinde antropomorfik unsurlar

İnsan duygu, düşünce itibarıyla kendisine benzer olana yakınlık gösterme eğilimindedir. Kişinin bir sanat eseriyle bağ kurmasında etkili olan da kendisini eserin içerisinde görebilmesidir. Okuyucu kendisiyle özdeşleştirdiği bir eserin kahramanı sayesinde esere daha fazla odaklanabilmekte ve eser okuyucuda daha büyük etki oluşturabilmektedir. Sanat eserlerinde kahramanlar her zaman insan olmaz. Bazı eserlerde insan dışında canlı, cansız farklı varlıkların kahramanlaştırıldığı görülür. Okuyucunun eserde kendini bulabilmesi için insan biçimine bürünmüş ya da insana ait özellikler gösteren çeşitli unsurlar devreye girmektedir. İnsan dışındaki varlıkları insan biçimine döndürme, onlara insansı özellikler yakıştırma, ekleme antropomorfizm olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada Harnâme, Münâzara-i Tûtî vü Zâg, Nefhatü'l Ezhâr, Hüsn ü Aşk, Mihnetkeşân adlı mesnevilerde hangi antropomorfik unsurlara yer verildiğini tespit etmek amaçlanmıştır. Klasik Türk edebiyatındaki mesneviler metin merkezli yaklaşımla incelenmiş ve hedeflenen şekilde tez konusu irdelenmeye çalışılmıştır.

Fatma Seyrek
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dijital oyun ve uygulamalı halkbilimi: Uruz Er Kişinin Geri Dönüşü (Return of the Er Kishi) oyunu örneği

Siber çağ olarak anılan 21. yüzyılda folklorun araştırma sahası genişlemiş, dijital üretimleri ve sosyal ağları içerisine almıştır. Dijitalleşme, folklorik mahiyet taşıyan ürünlerin üretimine bir engel teşkil etmediği gibi yeni araştırma yöntemlerini de tartışmaya açmıştır. Dijital saha; medya-iletişim, eğitim, psikoloji, sosyoloji, yazılım gibi alanların inceleme konusu olduğu kadar halk bilimini de ilgilendirmekte, disiplinlerarası çalışmayı gerekli kılmaktadır. Küreselleşme ve dijitalleşmeyle birlikte tüketim ve üretimin birbirinden ayrılan çizgileri silikleşmiş, tüketim odaklı siber kültürde dijital oyunlar en çok talep edilen üretimler haline gelmiştir. Dijital oyun sektörü, geniş bir pazara sahip olmasının yanı sıra üretim sürecinde, tasarım, grafik, ses-müzik, yazılım, pazarlama, test etme gibi aşamaları bulunan çok katmanlı bir sektördür. Video oyunu kendi başına bir anlatı teşkil etmekte ve kendinden önceki anlatılarla bağlantı kurmaktadır. Mitler ve mitolojiler video oyunlarının en sık kullanılan konularındandır. Türk mitolojisi de bu anlamda hem yerli hem yabancı yapımlı oyunlarda kendisine yer bulmaktadır. Bu çalışma uygulamalı halk bilimi bağlamında video oyunlarının incelenmesini içermektedir. Çalışmada son dönem dijital oyunlardan olan ve Türk mitolojisine ait unsurların yoğun olarak kullanıldığı Uruz: Er Kişinin Geri Dönüşü (Uruz Return Of The Er Kishi) adlı oyunun ihtiva ettiği geleneksel unsurlar araştırılmıştır. Video oyunlarının halk kültürüyle ilişkisi sorgulanmış ve geleneksel anlamıyla oyunun dönüşümü/değişimi üzerinde durulmuştur. Oyun kavramı değişen mekânında yapı, içerik ve işlev bakımından değerlendirilmiştir. Yeni bir anlatı türü olarak kabul edilen dijital oyunlara, Uruz: Er Kişinin Geri Dönüşü adlı oyun üzerinden çok yönlü bir yaklaşımla bakılmış, uygulamalı halk bilimi bağlamında değerlendirilen oyunun istendik, eksik veya hatalı görülen yönleri aydınlatılmıştır. Uruz oyununun Türk mitolojisinden nasıl faydalandığı ve oyunun kültürel aktarım, kültürel pazarlama, kültürel tanıtım fonksiyonları ortaya koyulmuştur. Uruz oyunu eksikliklerine rağmen içeriği ve sanat tasarımı açısından kültürel ögeleri başarılı şekilde kullanan ve bu anlamda öncü sayılabilecek bir oyundur. Sonuç olarak Uruz benzeri oyunların çoğalması ve oyunlar için zengin bir içeriğe sahip olan Türk mitolojisinin başka video oyunlarına da kaynaklık etmesi umulmaktadır.

Burcu Yüce
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mukaddimetü'l-edeb'in söz varlığının Altay Türkçesinde görünümü

Mukaddimetü'l-Edeb, XII. yüzyılın başlarında yazılmış olan, yazıldığı dönemin dili ve söz varlığı hakkında bilgi edinmemize yardımcı olan bir sözlüktür. Eser gerek dil özellikleri ve gerekse söz zenginliği konusunda derin değerler taşır. Eserde yer alan ve o dönemin söz varlığını oluşturan birçok sözcük günümüze kadar gelmiştir. Türk dili, tarih boyunca Türkologlar ve araştırmacılar tarafından çeşitli dönemlere ve lehçelere ayrılmıştır. Çağdaş Türk lehçelerinden bir tanesi olan Altay Türkçesi; dilleri ve kültürleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Altay Türklerinin yazı dildir. Altay Türkleri, Güney Sibirya bölgesinde Altay Dağlarında yaşayan bir Türk topluluğudur. Türkçe geçmişten bugüne değin dünya üzerinde geniş bir coğrafyaya hitap edebilmiş büyük dillerden biridir. Mukaddimetü'l-Edeb ile ilgili çalışmaların az olduğu, özellikle Mukaddimetü'l-Edeb'in diğer dillerdeki görünümüyle, söz varlığıyla ilgili çalışmaların çok daha az sayıda olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu eserin yalnızca bir lügat olmadığı, aynı zamanda yazıldığı dönemin diliyle yani Harezm Türkçesinin söz varlığını gözler önüne serdiği de unutulmamalıdır. Çalışmada öncelikle Mukaddimetü'l-Edeb'e ve eser ile ilgili bilgilere yer verilmiştir. Akabinde Altay Türkleri, Altay Türklerinin demografik yapısı, dilleri ve Altay Türklerinin boyları aktarılmıştır. Çalışmanın inceleme kısmında Mukaddimetü'l-Edeb ve Altayca Türkçe Sözlükteki sözcükler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Karşılaştırma dört bölümden müteşekkildir. Birinci bölümde fonetik ve anlam bakımından aynen devam eden kelimeler; ikinci bölümde fonetiği değişmiş anlamı değişmemiş kelimeler; üçüncü bölümde fonetiği aynı, anlamı değişmiş kelimeler ve dördüncü bölümde hem fonetiği hem anlamı değişmiş kelimeler incelenmiştir. Fonetik değişimlerin yanında sözcüklerdeki anlamsal değişimler de aktarılarak Altay Türkçesi içerisinde Mukaddimetü'l-Edeb'in söz varlığının ne oranda mevcut olduğu gösterilmiştir.

Murat Kağan Atalay
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

O'tkır Hashımov'un Bahor Qaytmaydı adlı hikâyesinin çevirisi ve söz varlığı incelemesi

Çağdaş Özbek Edebiyatında 1962- 2013 yılları arasında, roman, masal, hikâye ve piyes gibi elli'den fazla eser veren O'tkir Hashimov eserlerinde yaşadığı dönemi ve bireyi olduğu Özbek halkının gerçeklerini ele almıştır. Özbek halkının inançlarını, değer yargılarını, örf, adet, ananelerini ve sosyo- ekonomik bozulmalarını bazen dramatik bazen komedi bazen de yergi biçiminde okuyucuya sunan Hashimov, Özbek Halk Edebiyatı'nın gelişiminde de önemli rol oynamıştır. Çağdaşı olan şair ve yazarların aksine Hashimov'un eserleri Türkiye'de akademik anlamda istenilen düzeyde ilgi görmemiş olsa da Hashimov'un Özbek Halk Edebiyatı'nın yapıtaşlarından biri olduğu gerçeğini değiştirmemektedir. Bir önceki çalışmamızda Hashimov'a ait yedi hikâyenin çevirisi yapılmış, bu hikâyelerin bizlerde uyandırmış olduğu etki sonucunda, Hashimov'un başka bir eseri olan "Bahar Gelemeyecek" adlı hikâyesi, gerek dönemin edebi hayatı bakımından gerekse toplumsal yapı ve dil kullanımı bakımından bilgilendirici düzeyde olması nedeniyle, tez çalışmamızın konusu olarak daha kapsamlı bir şekilde ele alınmış ve bütün bunların sonucunda akademik anlamda Türkiye'de yapılmak istenen çalışmalar ile ilgili yol gösterici olması hedeflenmiştir. Bu amaçla eser Özbek Halk Edebiyatından Türk Edebiyatına Çevrilerek, Türk Edebiyatına yeni bir eser kazandırılmak istenmiş, bununla beraber yapılan tematik söz varlığı ve kelime türleri incelemesiyle literatüre katkı sağlamak çalışmamızın ana amacını oluşturmaktadır. Özbek Edebiyatından dilimize kazandırılan eser sayısının her geçen gün artış gösterdiği bilinmektedir. Bu eserler arasında Hashimov'un eserlerinden de birkaç örnek göstermek mümkün olsa da incelemiş olduğumuz "Bahor Qaytmaydi" adlı eserin daha önce ülkemizde çalışılmadığı görülmüştür. Bu çalışmamız, O'tkir Hashimov'un "Bahor Qaytmaydi" adlı eserinin Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine Çevrisi, Tematik Söz Varlığı ve Kelime Türleri incelemesi vd. Köken Bilgisi unsurlarının birleşiminden oluşmuştur. Giriş kısmından sonra Yöntem, O'tkir Hashimov'un Hayatı, Edebi Kişiliği, Eser Hakkında, Eserinin Özeti ve Söz Varlığı gibi başlıklar vd. bu başlıklarla ilgili bilgiler bulunmaktadır. Birinci Bölümde: Tematik Söz Varlığına ve Kelime Türleri vd. Köken Bilgisine yer verilmiştir. İkinci Bölümde: Metnin Özbek Türkçesinden Türkiye Türkçesine Çevirisi bulunmaktadır. Sonuç bölümünde ise O'tkir Hashimov'un "Bahor Qaytmaydi" adlı eseri üzerinde yapılan söz varlığı incelemesi sonucunda elde edilen sayısal verilerin "Kelime Türleri Yüzdelik Dilim Grafiği" ve "Kelime Kökeni Yüzdelik Dilim Grafiği" değerlendirmesi ve yorumlanması yer almaktadır. Çalışmanın Türk Dili ve Edebiyatı alanında Çeviri ve Söz Varlığı alanında yapılacak yeni çalışmalara katkı sağlanması hedeflenmektedir.

Yakup Bilmez
Mersin University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ülkü mecmuasındaki hikâyeciler ve hikâyeleri

Adını bizzat Atatürk'ün verdiği ve 1933-1950 yılları arasında Ankara'da yayımlanmaya başlayan Ülkü mecmuası, halkevlerinin resmî yayın organıdır. Ülkü, döneminin siyâsî ve içtimâî tarihini yansıtması bakımından önem arz eden "bir mefkûre" ve "bir misyon" mecmuâsıdır. Devletin ideolojik unsurları olan "altı ilkenin" teori ve pratikte geniş halk kitlelerine benimsetilmesi ve bunlara belirli bir kuramsal çatı sağlamayı hedefler. Ülkü, halkevlerinin fikir ve ruhuna bağlı olarak, inkılâp unsurları etrafında millî dile, millî tarihe, millî sanatlara ve kültüre hizmet eden bir yayın organı olmuştur. Serilerinin tamamında yer alan yazılar bu yayım politikasına uygun şekilde kaleme alınmıştır. Bu çalışmada, mecmuanın 272 sayısında tespit edilen hikâyelerin tamamı bilimsel ve sistemli bir şekilde incelemeye tabiî tutulmuştur. Çalışma üç ana kısımdan oluşmaktadır. Birinci kısım; "Giriş" kısmıdır. Alt başlıklarla halkevlerine ve Ülkü mecmuasına dâir açıklamalara yer verilmiştir. İkinci kısım "İnceleme" kısmıdır. Bu kısımda hikâye ve yazar dizinine yer verilmiş sonrasında ise, dönem ve hikâyeler hakkında değerlendirmelere gidilmiştir. Üçüncü kısımda da mecmuada yer alan tüm "Hikâye Metinleri Yayın Sırasına Göre " aktarılmıştır. Çalışmanın sonunda; Ülkü mecmuasının başta "köycülük" olmak üzere edebiyat, dil, tarih, coğrafya, güzel sanaatlar, sosyoloji, felsefe, ekonomi, spor, yurt koruma, ziraat, halk sağlığı, bibliyografya, halkevleri haberleri gibi bölümlerle dönemin ruhunu yansıtan metinleri sayfalarına taşıdığı görülmüştür. Süreli yayınlar arasında yer alan gazete ve dergiler dönemin tanıklığını yapan yayım organlarıdır. Özellikle son yüzyılın edebiyatı için vazgeçilmez kaynakların başında gelir. Bu çalışmada; 1933-1950 yılları arasında Ülkü mecmuasında yayımlanan hikâyeler ile yazarları belirlenmiş ve konu hakkında çalışma yapacak ilgililerin istifâdesine sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Ülkü, Atatürk, Altı Ok, İnkılap, Süreli Yayınlar, Hikâye.

Süheyla Karataş
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Şevket Rado'nun dergiciliği: Aile - Ev ve Hayat - Ayna Dergileri üzerine bir inceleme

Tanzimat'tan günümüze kültür, sanat ve edebiyatın taşıyıcısı olan süreli yayınlar belirli periyotlarla yayımlanır ve geniş kitlelere ulaşmayı hedefler. Süreli yayın faaliyetleri içerisinde dergiler, sanat, bilim, siyaset gibi çeşitli konulara yoğunlaşarak bilginin ve kültürün yayılmasında önemli rol oynar. Aynı zamanda çeşitli alanlarda güçlü kalemlerin bir araya gelmesine fırsat sunarak toplumu bilinçlendirme noktasında bir etkileşim alanı oluşturur. Dergiler, güncel olaylar, kültürel ve sanatsal faaliyetler hakkında toplumun gelişimine hizmet ederek toplumsal değişimin ve ilerlemenin önü açar. Toplumu bilinçlendirme hususunda etkin isimlerden biri de Şevket Rado'dur. 20. yüzyıl Türk kültür ve edebiyat dünyasında sadece dergi yöneticisi olarak değil, aynı zamanda yazıları ve düşünsel katkılarıyla da önemli bir şahsiyettir. 1945'te Yapı ve Kredi Bankası'nın basın ve yayın işlerinin başına geçerek Doğan Kardeş matbaasını kurar. 1930 yılından 1980'li yılların sonuna kadar farklı türlerde eser veren Rado, özellikle sohbet türünün Türk edebiyatındaki önemli temsilcilerinden olur. 1945'lı yıllardan 1980'li yılların sonuna kadar aktif bir dergicilik dönemi geçirir. Böylece Rado ve rekor sayılara ulaşan dergileri Türk dergicilik tarihinde oldukça önemli bir yer edinir. Rado'nun çalışmaları her zaman dönemin önemli meselelerine ışık tutan bir köprü görevi görür. Şevket Rado, çeşitli dergilerin yönetiminde yer alarak geniş kitlelere ulaşmayı başarır. Yöneticisi olduğu dergilerde kültürel, sanatsal ve toplumsal içeriklerle okuyucuyu bilinçlendirmek ister. Aynı zamanda entelektüel kişiliğiyle, kendi yazıları ve düşünsel katkılarıyla önemli meseleler üzerine farkındalık yaratacak eleştirilerde bulunur. Objektif değerlendirmeleriyle değişim ve gelişimin önünü açmayı hedefleyen Rado'nun çalışmalarında evrensel bakış açısının tesiri görülür. Bu çalışmanın incelemesi Şevket Rado'nun çıkarmış olduğu Aile - Ev Dergisi (1947 -1952) 20 sayı ve Hayat - Ayna (1970 - 1976) 64 sayı olmak üzere dergilerin tüm sayıları üzerinde yapılmıştır. Dergiler üzerine detaylı bir inceleme yapılarak Rado'nun dergicilik anlayışı ve dergicilik faaliyetleri incelenmiştir. Çalışma; Giriş, İnceleme, Tahlilî Fihristi, Seçilmiş Metinler ve Sonuç şeklinde beş bölümde tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile - Ev Dergisi, Hayat - Ayna, Süreli Yayınlar, Şevket Rado

Burcu Çorbacıoğlu Şahin
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mehmed Murad Nakşibendî Hülâsâtü'ş-Şürûh (VI. cilt) (İnceleme-metin-sözlük)

Mevlânâ'nın Farsça telif ettiği Mesnevî, yazıldığı dönemden bu yana anlaşılmaya çalışılmış bu minvalde Mesnevî üzerine çeşitli eserler yazılmıştır. Bu eserlerin bir bölümünü şerhler oluşturmaktadır. Türk edebiyatında Mesnevî'nin tamamına yazılan şerhlerden biri 19. yüzyılda yaşayan Mehmed Murad Nakşibendî'nin Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh adını verdiği eseridir. Nakşî olan Mehmed Murad, eserinin de dîbâcesinde belirtiği üzere Murad Molla Tekkesi'nde Mesnevî dersleri verirken Mesnevî'yi baştan sona üç kere ders olarak okuttuktan sonra hatrına muhtasar bir şerh yazmak gelmiş, öğrencilerinin de talebiyle eserini kaleme almıştır. Mehmed Murad, eserin sonunda eserini tamamladığı ve dört şârihin -Ankaravî, Şem'î, Sürûrî, Şeyh Yusuf- kalemi olduğu için "ıyd-ı ekber" eylediğini ifade etmiştir. Bu çalışmada Mehmed Murad Nakşibendî'nin Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh adlı Mesnevî şerhinin altıncı cildi ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Mehmed Murad Nakşibendî'nin hayatı ve eserleri, ikinci bölümde Hülâsâtü'ş-Şürûh fî Nihâyeti'l-Vüzûh'un altıncı cildinin çeşitli yönlerden incelenmesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde eserin altıncı cildinin çeviri yazı metnine, dördüncü bölümde metinden oluşturulan kelime anlamları, murad ve eş anlamlı kelimeler sözlüğüne yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mevlânâ, Mesnevî, Mehmed Murad Nakşibendî, Hülâsâtü'ş-Şürûh, şerh, VI. Cilt

Divan şiiriMevlana Celaleddin-i RumiMuhammed Nakşibendi+2
Karden Karakoç
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gül İrepoğlu'nun romanlarına yeni tarihselci bir yaklaşım

"Gül İrepoğlu'nun Romanlarına Yeni Tarihselci Bir Yaklaşım" adlı tez çalışmasında yazarın romanları basım tarihine göre sırayla incelenmiştir. Bu değerlendirmelerdeki ölçütler ise Yeni Tarihselcilik kuramı doğrultusunda oluşturulmuştur. Bunun yanında eser incelemesinde klasik roman çözümlemesinden de yararlanılmıştır. Ayrıca eserler basım yıllarına göre kronolojik olarak incelenmiştir. Son dönem Türk edebiyatı yazarlarından biri olan Gül İrepoğlu, çıkış noktasını tarihten alarak yazdığı altı romanını, hayalî unsurlarla zenginleştirmiştir. Bu tez çalışmasında da romanlarda yer alan unsurlar Yeni Tarihselcilik kuramına göre incelenmiştir. Romanların çözümlenmesinde kurama göre belirlenen on bir başlık kullanılmıştır: Bu başlıklar "Romanın Tanıtımı", "Tarihin Kurgusallığı ve İdeoloji ile İktidarın Tarih Yazımına Etkisi", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Zaman Kurgusu", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Mekân Kurgusu", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Anlatıcı/Yazarın Konumlandırılışı", "Metinlerarasılık", "Üstkurmaca", "Hiper-metinsel Tasarım", "Çoğulculuk", "Kolaj", "Yeni Tarihselci Anlayış Bağlamında Dil ve Üslup"tur. İnceleme neticesinde her altı romanın da Yeni Tarihselcilik bağlamında muhtevaları açısından oldukça zengin materyaller içerdiği görülmüştür. Gül İrepoğlu'nun Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde, Cariye, Fiyonklu İstanbul Dürbünü- Giysilerin Penceresinden, İstanbul Yıldızı Aşk-ı Derya-Ayvazovski'nin Gizli İstanbul Güncesi, Kavuşmak romanlarında Yeni Tarihselcilik anlayışıyla örtüşen birtakım unsurlar tespit edilmiştir. Bu çalışma, Yeni Tarihselcilik ilkelerinin Gül İrepoğlu'nun romanlarındaki yansımalarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Türk Romanı, Tarihî Roman, Gül İrepoğlu, Yeni Tarihselcilik, Gölgemi Bıraktım Lale Bahçelerinde, Cariye, Fiyonklu İstanbul Dürbünü, İstanbul Yıldızı, Kavuşmak, Ayvazovski'nin Gizli İstanbul Güncesi.

Ebru Kahramanlar
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kozanlı Âşık Ali Kemal Yiğit'in hayatı, sanatı ve şiirleri üzerine bir inceleme

Kadim bir geçmişe sahip olan âşıklık geleneği nesilden nesile aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Bu geleneğin günümüze taşınmasındaki en önemli görev şüphesiz kültür taşıyıcısı, geleneğin temsilcisi âşıklarıdır. Sanatlarını icra eden âşıklar sazları ve sözleri ile kültürel unsurları geleceğe taşımışlardır. 21. yüzyılda bile canlılığını sürdüren âşıklık geleneği Türk kültürünün hazinesidir. Âşık Edebiyatı gibi kadim bir geleneği tez çalışması olarak seçmemizin nedeni, teknoloji çağında bile varlığını sürdüren hala gün yüzüne çıkmamış birçok haznedarı bulunan bu geleneğin önemini vurgulamak; hayatı boyunca âşıklık geleneğini yaşatmaya çalışan ve bu geleneğe gönül veren âşıklara yol gösterici olan Ali Kemal Yiğit'i bilim dünyasına tanıtmaktır. Âşıklık geleneğinin Adana'daki güçlü temsilcilerinde olan Ali Kemal Yiğit ile ilgili müstakil bir çalışma henüz yapılmamıştır. Bu çalışmada aşığın hayatı ve sanatı incelenmiştir. 2009 yılında aramızdan ayrılan aşığın ulaşabildiğimiz 276 şiiri, atışma ve mektuplaşmaları çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu şiirler şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Genel itibariyle bu çalışma, Âşık Ali Kemal Yiğit hakkında hazırlanmış bir biyografi çalışmasıdır. Anahtar Sözcükler: Âşıklık geleneği, âşık, Adana, Ali Kemal Yiğit, âşık edebiyatı

Adana-KozanAşık edebiyatı
Şeyma Küçükaşçı Erdem
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (42b-80b) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

0

İbrahim Kılıç
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çandır folkloru

Bu çalışmada Yozgat'ın Çandır ilçesinde doğum, evlilik, ölüm gibi geçiş evreleri, halk mutfağı ile yiyecek, içecek ve mutfak gereçleri, anonim halk ürünleri olan mani, türkü, ninni, bilmece, fıkra, dağ bitkileri, halk hekimliği ve ocaklık geleneği hakkında derleme yapılmıştır. Sözlü olarak yapılan derlemenin yanı sıra derlenen bilgileri destekleyen görseller eklenmiştir. Birinci kısımda sözlü gelenekten derlenen söylemelik türler mani, ninni, ağıt, türkü aktarılmıştır. Sözlü kültür ürünleri çalışma kurallarına bağlı kalınarak aktarılmaya özen gösterilmiştir. Bu birikimlerin derlenmesi ve yazıya geçirilmesi ile varlığını korumak ve sürdürmek amaçlanmıştır. Sözlü kültür ürünleri doğaçlama ve anlık olarak söylenip geçilen türlerdir. Genellikle o anki duyguları yansıtıcı nitelikte, şekil olarak özenli ürünlerdir. Bu ürünlerin varlığını korumak aktarıcılığını yapmak kalıcılık açısından önemlidir. İkinci kısımda genellikle nesir türünde varlık gösteren ve uzun kış gecelerinde, iş yaparken daha eğlenceli hale getirmek için anlatılan türlerdendir. Bu anlatmalık türler içinde inanca bağlı olarak aktarılan Hızır anlatmaları ve memoratlar da yer almaktadır. Diğer ürünler masal, efsane, fıkra, atasözü ve deyimlerdir. Tüm bu ürünler aktarılırken hem kaynak kişiler vasıtasıyla derlenerek hem de gerekli kaynaklardan bilgiler sentezlenerek aktarılmaya gayret edilmiştir. Üçüncü kısımda ise toplu yapılan uygulamaları daha eğlenceli hale getirmek için, kılık değiştirme, yapılan gösteriler ve bu gösteriler sırasında dikkat çeken giyim kuşam geleneği aktarılmaya çalışılmıştır. Dördüncü kısımda kutlamalar, törenler ve bayramlar hakkındaki ritüeller derlenmiştir. Bayram, törenler, kutlamalar toplumu bütünleştirici ve diri tutan kurumlardır. Bu bölümde dini ve milli bayramlar ile birlikte yağmur duası, koç katım töreni, mevsimsel kutlamalar kaynak kişilerle görüşülerek aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bölümün sonunda teknolojinin evleri işgal etmediği ve bireyleri birbirinden uzaklaştırmadığı dönemde daha sık oynanan günümüze ulaşan çocuk oyunları tanıtılmaya çalışılmıştır. Bu oyunlar da aslında toplumsal bütünlüğün ve birlikteliğin temelini atan ısındıran unsurlardan biridir. Beşinci kısımda toplumu sosyolojik, psikolojik ve kültürel bakımdan yönlendiren halk inanışlarını aktarmaktadır. Kötü ruhlardan korunmak, daha sağlıklı, bereketli ve olumlu bir hayat için yapılması gereken tabular yer alır. Bunlar toplumun yazısız kuralları haline gelmiştir. Bu kurallar kalıplaşmış ve benimsenmiştir. Temelinde korkunun yer aldığı bu korunma biçimleri geçmişten günümüze varlığını koruyarak gelmiştir. Yapılmasında herhangi bir kural ve zorunluluk olmamasına rağmen insan korunma içgüdüsüyle geçmiş tecrübelerden ve kalıplardan faydalanarak ritüelleri titizlikle devam ettirmektedir. Doğum, evlenme, ölüm gibi geçiş evrelerinde devam ettirilen bu ritüeller kaynak kişilerden derlenmiştir. İlçe kültürüne bağlı gelenek- görenek, örf-adet ve birikimler aktarılmaya çalışılmıştır. Halk mutfağı yiyecekler, içecekler, kışlık hazırlıklar ve mutfak gereçleri tanıtılmış ve nerede kullanıldığı aktarılmaya çalışılmıştır. Altıncı kısımda modern tıbbın gelişmediği dönemde geleneksel tıbbı oluşturan halk hekimliği hakkında bilgiler aktarılmış, bununla birlikte halk hekimliğiyle alakalı olan ocaklık geleneği, nazar ve nazarlık aktarılmaya çalışılmıştır. Ocaklık geleneğinin ne şekilde oluştuğu, inançlar, hangi durumlarda başvurulduğu gözlemlenmiştir. Bu bölümde dağ bitkileri hakkında bilgiler ele alınmıştır. Dağ bitkileri halk hekimliği açısından önem taşımaktadır. Kaynak kişilerle görüşülerek aktarılmaya çalışılmış olup birkaç bitkinin görüntüsüne çalışmada yer verilmiştir. Yedinci kısımda imkânlar doğrultusunda yapılan el işçilikleri aktarılmaya çalışılmıştır. El emeği ürünler günlük hayatta kullanılmış ve değerlendirilmiştir. Sekizinci kısımda Çandır hakkındaki genel bilgiler, ekonomi, nüfus, tarım, hayvancılık aktarılmıştır. Bu bölümde ilçe ve ilçeye bağlı köylerin tarihi hakkında bilgiler derleme yöntemi ve yazılı kaynakların yardımıyla aydınlatılmaya gayret edilmiştir. İlçenin ekonomisi ve ekonomiyi etkileyen, iklim, nüfus, tarım ve hayvancılık bilgileri verilmiştir. Dokuzuncu kısımda yerel ağızdan kelimeler anlamlarıyla birlikte aktarılmıştır. Onuncu kısımda araştırma ile ilgili kapsam ve sınırlar, kullanılan metot gibi teknik bilgiler yer almaktadır. On birinci kısım elde edilen tüm malzemelerden bahseden sonuç kısmı yer almaktadır. Bu bilgilerin kültür açısından önemi ve Çandır ilçesinin bu kültür bağlamında tanıtımı aktarılmıştır. Kültür geçmişten günümüze aktarılarak varlığını korumaktadır. Bir bölgenin kültürünün oluşmasında o bölgenin coğrafi özellikleri, toplumsal yapısı, tarihi etkili olmaktadır. Bu etkiler göz önünde tutulduğunda Çandır'ın kültürel yapısının Anadolu Türk Kültürüyle benzeşimi görülmüştür. Bütün değişim ve farklılıklarıyla günümüzde varlığını koruyan ve unutulan kültürel ritüellerin tümü Yozgat Çandır folklorunu oluşturmaktadır. On ikinci kısımda derlenen malzemeler görsellerle desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çandır, Geçiş Evreleri, Söylemelik Türler, Anlatmalık Türler, Göstermelik Türler, Yerel Ağız, Halk Mutfağı, El Sanatları.

Azize Bulut
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çağatay Türkçesi söz varlığının Özbek Türkçesindeki görünümü (Sedd-i İskenderî örneği)

Çağatay Türkçesi, XV-XX yüzyıllarda arasında hem konuşma hem yazı dili olarak kullanılmış, XIX. yüzyıldan sonra yerini Özbek Türkçesine bırakmış Türkçenin tarihî bir lehçesidir. Çalışmanın amacı, Sedd-i İskenderî'yi şekil bilgisi ve söz varlığı açısından inceleyerek Özbek Türkçesindeki görünümünü ortaya koymaktır. Sedd-i İskenderî ile ilgili yapılan çalışmalar taranmış olup bu çalışmaların daha çok ilgili döneme ait birden fazla eserin genel başlıklar çerçevesinde gramer açısından incelenmesidir. Bu çalışma ise, müstakil bir eserde tespit edilen şekil bilgisi ve söz varlığına ait bulguların Özbek Türkçesinde tanıklanıp tanıklanmadığının tespitidir. Bu çalışmada öncelikle Çağatay Türkçesi, Ali Şîr Nevâyî, Özbek Türkçesi, Sedd-i İskenderi hakkında bilgiler verilmiştir. Tezi yazarken teze kaynaklık eden Hatice Tören'in Sedd-i İskenderi (İnceleme- Metin) adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserde tespit edilen bulguların anlamları için Çağatay sahası ve Osmanlı-Türkçe sözlüklerden yararlanılmıştır.

Ayşegül Taşkesen
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Niğde'de ocaklık geleneği

Türk kültüründe önemli bir yere sahip olan ocaklar, şifacılık görevlerinin yanında kültür taşıyıcılığının ve aktarıcılığının birer sembolü niteliği kazanmışlardır. Anasır-ı erbaadan biri olan ateş ve buna bağlı olarak gelişen ocak kültü Türkler tarafından kutsal kabul edilerek etrafında çeşitli inanç ve pratikler gelişmiştir. İslamiyet'ten önce Kamlara gösterilen saygınlık İslamiyet'in kabul edilmesiyle birlikte ocaklara ve ocaklılara gösterilmiştir. Ocakçılığın kökeninin Hz. Fatıma'ya dayandırılması da onun dinî bir hüviyet kazanmasına sebep olmuştur. Anadolu coğrafyasının her köşesinde bu ocaklara rastlamak mümkündür. Niğde ve çevresi de ocaklar açısından zengin bir bölgedir. Buna sebep olarak Niğde'nin zengin kültür ortamının sağlayıcısı olması ve çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olmasını gösterebiliriz. Bu kültür ortamının etkilerinin ocaklık kültürüne yansımaları bağlamında Niğde ve çevresinde saha çalışmasına dayalı olarak tespit edilen 85 ocak çalışmaya dahil edilmiştir. Bu tez çalışmasında yönlendirilmiş karşılıklı görüşme tekniği, gözlem ve mülakat yöntemleri kullanılmıştır. Sahaya çıkmadan önce kaynak şahıslar ile alana dair ön çalışmalar yapılmış ve pek çok ocak tespit edilmiştir. Alan araştırması sırasında birçok yeni ocak bulunmuştur. Niğde genelinde toplam seksen beş ocak tespit edilmiştir. Bu ocaklar içerisinde en yaygın ocak terme ve siğil ocaklarıdır. Tespit edilen 85 ocak 34 farklı hastalığı tedavi etmektedir. Bu tez çalışması neticesinde bir ocaklının aynı zamanda birden fazla hastalığı tedavi edebildiği görülmektedir. Bir gelenek halinde yaşatılan ocak ruhunun ve buna bağlı uygulanan sağaltma pratiklerinin zamana ve modern tıbba yenik düşmeden işlevini koruduğu gözlemlenmiştir. Çalışma ile uygulamalardaki eski Türk inanç sisteminin izleri de gün ışığına çıkarılmaya çalışılmıştır.

NiğdeOcaklar
Muhammet Teke
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (361a-400b arası) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî İslâm tasavvuf düşüncesine yön veren, husûsî konularda yeni bir bakış açısı kazandıran önemli bir şahsiyettir. Eserleri içerisinde özellikle Mesnevî'si birçok tasavvuf ekolünün referans kitabıdır. Mesnevî her dönemde farklı ilim insanlarınca incelenmiş, tartışılmış, değerlendirilmiştir. Mevlânâ'nın görüşlerini ve felsefesini açıklamak maksadıyla birçok şerh çalışması yapılmıştır. Bu çalışmalar günümüzde de devam etmektedir. Bu tez Seyyid Mehmed Ali tarafından yazılmış Mesnevî-yi Ma'nevî adlı Mesnevî şerhini tanıtmak, 361a-400b varakları arasında yer alan metnin transkripsiyonunu ve sözlük çalışmasını yapmak amacıyla hazırlanmıştır. Mesnevî-yi Ma'nevî, İsmâîl Rusûhî-yi Ankaravî'nin Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif adlı Mesnevî şerhinin henüz hangi nüshasından istifade edilerek yazıldığı tespit edilmemiş ve transkripsiyonu yapılmamış bir yazma şerhtir. Birinci bölümde, metin şerhi ve şerh geleneği, şerh metinlerinin tasnifi, Mesnevî'ye yazılmış tercüme ve şerhleri, mesnevî nazım şekli, Mevlânâ ve Mesnevî hakkında özet bilgilere yer verilmiştir. Seyyid Mehmed Ali'nin hayatı ve edebî kişiliği hakkında bilgiler derlenmiş; Mesnevî-yi Ma'nevî tanıtılmıştır. Seyyid Mehmed Ali'nin eserinin tamamına yönelik değerlendirmeler aktarılmıştır. Bölümde Mesnevî-yi Ma'nevî'nin şerh metodu, dil hususiyetleri ve kaynakları üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde metnin muhtevası tasavvufî şerh geleneğine göre incelenmiştir. Üçüncü bölümde metnin transkripsiyonu yapılmış ve metindeki kelimelere ait sözlük çalışması gerçekleştirilmiştir. Mesnevî-yi Ma'nevî'yle ilgili araştırma yapanlar eseri İsmâîl Rusûhî-yi Ankaravî'nin Mesnevî şerhinin muhtasarı olarak değerlendirmektedirler. Bu nedenle eserin değerlendirilmesinde Ankaravî'nin Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif ile Mesnevî-yi Ma'nevî arasındaki benzerlikler ve farklılıklar çeşitli örneklerle desteklenmiş, muhtelif karşılaştırmalar yapılmıştır. Ayrıca Seyyid Mehmed Ali'nin neden muhtasar bir eser yazmayı tercih ettiği tartışılmıştır. Bu incelemeler Mecmû'atu'l-Letâyif ve Matmûratu'l-Ma'ârif'in H 1039/1630 yılında son halini alan nüshası temel alınarak yapılmıştır.

Hamit Uygun
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çınaraltı Dergisinde şiir

1941 – 1948 yılları arasında yayın hayatını sürdüren Çınaraltı, milliyetçiliğin sağlam kalelerinden biri olmuştur. Yapılan çalışmalara bakıldığında ise şiirle ilgili bütünsel bir araştırmanın yapılmadığı tespit edilmiştir. Bu eksikliği gidermek için dergide yayımlanan şiir ve şairleriyle birlikte dönemin sanat anlayışı da incelenmiştir. Türkçü fikir ve sanat anlayışı bakımından dönemini en iyi yansıtan haftalık dergilerinden biri olan Çınaraltı, siyasî ve sosyal olaylara kayıtsız kalmamış, aynı zamanda edebî ve kültürel hayata dair birçok malzemeye de yer vermiştir. Dergi özellikle millî kültür bilincini sağlamlaştırmak, halkı bilinçlendirmek ve Türklüğe hizmet etmek için yayın yapmıştır. Dergi, üç dönem içerisinde toplamda 161 sayı olarak yayımlanmıştır. İlk iki dönemini dergicilikte sıkça adından bahsettiren Orhan Seyfi Orhon yönetmiştir. Üçüncü döneminde ise derginin yönetimini başyazarlarından biri olan Yusuf Ziya Ortaç üstlenmiştir. Üç dönem incelendiğinde dergide şekilsel değişimler görülmesine rağmen içerik olarak belirgin bir değişim görülmemiştir. Yayımlanan tüm sayılarda Türkçü-milliyetçi tutumunu sürdüren derginin yayın politikasına uygun hareket ettiği anlaşılmıştır. Çınaraltı geleneği sürdürme anlayışında oldukça baskın olmasına rağmen yeniliğe karşı çıkmamış, millî olma şartıyla çeşitli konuları işlemiştir. Dergi yayın politikası doğrultusunda Garip şiir anlayışını eleştirmiş, bugün Hisar topluluğu olarak bilinen grubun üyelerine ilk şiirlerini yayımlamaları için destek sağlamıştır.

Süreli yayınlarTürk şiiriÇınaraltı dergisi+1
Melike Hasgül
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Niğde ağzındaki deyimlerin yapı bakımındansınıflandırılması

Bu çalışmada "deyim" kavramı, Niğde ili ağzında kullanılan deyimler ve bu deyimlerin yapıları bakımından sınıflandırılması ele alınmıştır. Çalışma giriş, deyimlerin yapısal olarak sınıflandırılması, sözlük ve sonuç bölümlerinden oluşmaktadır. Çalışmada, deyimler yapılarına göre sınıflandırılmadan önce bir giriş yapılmıştır. Giriş bölümünde, çalışmanın amacı, önemi, kapsam ve sınırlılıkları ve yöntemi belirtilmiştir. Daha sonrasında "deyim" kavramı ile ilgili açıklamalara ve deyimlerin anlamsal ve yapısal olarak sınıflandırılması hakkındaki çalışmalara yer verilmiştir. Birinci bölümde derlenen Niğde yöresine ait deyimler, yapıları bakımından sınıflandırılarak ilgili kategorilere ayrılmıştır. Deyimler, yardımcı fiillerle kurulan ve temel unsuru esas fiil olan deyimler, isim tamlaması yapısındaki deyimler, sıfat tamlaması yapısındaki deyimler, isnat öbeği ve edat öbeği yapısındaki deyimler ve ikileme yapısındaki deyimler, cümle yapısındaki deyimler ve tek kelimeden oluşan deyimler şeklinde sınıflandırılmıştır. Tek kelimeden oluşan deyimler ise isim ve fiil durumunda olmalarına göre ayrıca sınıflandırılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, kaynaklar incelenerek ve taranarak elde edilen Niğde ili ağzında kullanılan deyimler bir sözlük hâline getirilmiştir. Sonuç bölümünde ise Niğde ağzında kullanılan 700 adet deyim elde edildiği belirtilmiştir. Ayrıca yapılan çalışmalar incelenerek, bahsedilen diğer yörelerde kullanıldığı tespit edilen deyim oranlarına yer verilmiştir. Sonrasında, deyimler üzerinde yapılan yapısal sınıflandırmanın sayısal verilerini içeren çizelge listeleri hazırlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Niğde, Niğde Ağzı, Deyimler, Deyimlerin Yapısı, Deyimlerin Sınıflandırılması.

Mahinur Ayça Temel
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Niğde ili Pınarcık köyü ağzı (İnceleme-söz varlığı)

Türkiye Türkçesinin önemli dil alanlarindan biri de ağızlardır. Anadolu ağızları ile ilgili Türkiye'de ve dünyada pek çok çalışmalar yapılmıştır. Ağız özellikleri ile ilgili çalışmalar günden güne gelişerek devam etmektedir. Ağız araştırmaları, Türkçenin konuşma dili olarak ses, şekil ve anlam özelliklerini ortaya koymaktadır. Aynı zamanda, Türkçenin geçmişten günümüze yaşadığımız coğrafyadaki kültürel birikimini ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmada Niğde'nin merkeze bağlı köylerinden olan Pınarcık köyünün söz varlığı tespit edilmiştir. Pınarcık köyünün söz varlığı açısından değerlendirilmesi yapIlIrken ele alInan bıçımbırımlerde görülen ses, şekıl ve anlam özellıklerı de ıncelenıp belırtılmıştır. ÇalIşma bır saha çalIşmasI olduğundan dolayI, bu çalIşmada yöntem olarak öncelıkle kaynak kışıler tespıt edılıp bu kaynak kışılerden yola çIkIlarak, önceden hazIrlanmIş sorulara veya bazen röportaja dayalI olarak ırtıcalen yöneltılen sorulara verılen cevaplardan yola çIkIlarak bölgenın söz varlIğI tespıtı yapIlmIştIr. YapIlan bütün konuşmalar kayIt altIna alInmIştIr. Bu çalIşma, sahanIn söz varlIğInI ortaya koyan ılk çalIşma olacağIndan önemlıdır. AğIzlar üzerıne yapIlan çalIşmalara bakIldIğInda, Türk dılının araştIrIlmaya ve ıncelenmeye halen ıhtıyacI olan en önemlı konularIndan bırının bölge ağIzlarI olduğunu söylemek mümkündür. PInarcIk köyündekı söz varlIğI, bırebır o yörede yaşayan ınsanlarIn ağzIndan derlenerek hazIrlanmIştIr. Yörenın sözlü olarak yaşamakta olan kültürel özellıklerını yansItan, bu kültürel unsuru kalIcI hale getırıp, unutulmasIna, yok olup kaybolmasIna engel olan, yörenın ses, şekıl ve söz varlIğI özellıklerı ıle Türkıye Türkçesı ağIzlarIndakı yerını belırleyen, tanItan ve ortaya koyan bu çalIşmalar önem arz etmektedır. Nığde'nın merkeze bağlI köylerınden olan PInarcIk köyünün söz varlIğI açIsIndan değerlendırılmesı yapIlmIştIr. Bu doğrultuda, öncelıkle kaynak kışıler belırlenmış ve bu belırlenen kaynak kışıler ıle görüşülmüş ve önceden belırlenen sorular sorularak bu görüşmeler ses kayIt cıhazI aracIlIğIyla kayIt altIna alInmIştIr. Ses kaydIna alInan görüşmeler bırebır yazIya aktarIlmIştIr. Kaynak kışılerın konuşmalarIndan yola çIkIlarak, köyün söz varlIğI ve ağIz özellıklerı ortaya konulmuştur. Kaynak kışı metınlerınden hareketle ses, şekıl ve anlam özellıklerı de ele alInIp ıncelenmıştır. Köyde kullanIlan, söylenış açIsIndan farklI olan kelımeler çalIşmanIn sonunda sözlük bölümünde ele alInmIştIr. ÇalIşmada ses bılgısı, şekıl bılgısı, söz dızımı ve cümle bılgısı, söz varlIğI, kaynak kışı metınlerı ve sözlük bölümlerı gösterılerek sonuç kIsmI verılmıştır. øncelemeler kaynak kışılerın metınlerınden yola çIkIlarak yapIlmIştIr. Anahtar Kelımeler: AğIz ÇalIşmasI, Ses Bılgısı, ùekıl Bılgısı, Anlam Bılgısı, Söz VarlIğI

Hatice Çetinkaya
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hoca Ahmet Yesevi, Yesevilik ve Türk Topluluklarında Yesevi ile ilgili menkıbe ve efsaneler

Tarih boyunca var olmuş veya var olduğu kabul edilen sonradan efsaneleştirilen birçok sûfî evliya vardır. Bu evliyaların hayat hikayeleri ve çalışmaları bilim insanları tarafından tartışılmakta olan konulardır. Menkıbeler ise veli kişilerin yaşamları döneminde veya öldükten sonra onlara dayandırılarak anlatılan olaylardır. Bunların bir kısmı hayatların sürdüğü devirden daha sonra ortaya çıkmış ve alperen ve dervişleri aracığıyla yayılmış ve kayda geçmiştir. Bunlardan velilerin yaşadığı dönemde başından geçen olaylarla öldükten sonra ortaya çıkan efsaneler birbirine karışır. Hikâyelerin gerçekten evliyalara ait olup olmadığı da araştırılacak hususların başındadır. Sözlü kültürden geldiği anlaşılan konularsa bazı zaman bu tartışmaların arasına alınmamış veya görmezden gelinmiştir. Hoca Ahmet Yesevî de bu durumda ele alınabilecek bir din alimidir. XII. asırda yaşayan ve kendisine ait olup olmadıkları dahi tartışılan, yazıya dökülme dönemi bilinmeyen ''Hikmet''leri üzerinden Hoca Ahmet Yesevî'yi anlamlandırmak güçtür. Diğer taraftan ölümünden daha sonra Cevahirü'l-Ebrar min Emvac-ı Bihar, Nesabname, Risale-i Hüsmeddin-i Sığanakî veya Menakıb-ı Ahmed-i Yesevî, Nesebname, Lemehat min Nefehati'l-Kuds, v.b. eserlerde Hoca Ahmet Yesevî'nin menkıbevî yaşamı ile kerametlerine yer verilir ve bu kaynak sözlü kültür ürünlerini içinde barındırır. Bu çalışmada Hoca Ahmet Yesevî'nin Türk Topluluklarındaki menkıbevî hayatı ve efsaneleri ile ilgili olan veya Hoca Ahmet Yesevî'yi bahsederken menkıbelerin de çokça yer aldığı çeşitli makaleler incelenmiş; söz konusu Ahmet Yesevî'nin menkıbevî hayatı anlatılan eserlerin bibliyografyası hazırlanmıştır. Bununla birlikle Yesevî'nin tasavvuf anlayışı, kendisine atfedilen kerametleri ve zikrleri hakkında kapsamlı çalışılmıştır.

Türk tasavvuf edebiyatı
Yernat Abdrakhov
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taşlıcalı Yahya Bey'in Gülşen-i Envâr ve Şah-u Gedâ isimli eserlerinde kelime grupları

Bu çalışma Şâh U Gedâ ve Gülşen-i Envâr'da geçen kelime gruplarını belirlemek amacıyla hazırlanmıştır. Türk Dili tarihi açısından önemli olan Şâh u Gedâ ve Gülşen-i Envâr 16. Yüzyılda Taşlıcalı Yahya tarafından kaleme alınmıştır. Şâh U Gedâ mesneviye tasavvufi bir görünüm verilmeye çalışılan dilinin sadeliğiyle dikkat çeken bir eserdir. Gülşen-i Envâr ise, tasavvuf ve tarikat yoluyla hakikati bulmaya davet eden bir mesnevidir. Dili sadedir. Bu iki eser temel alınarak yapılan çalışmada on beş kelime grubu tespit edilmiş ve bunlar da kendi içinde gruplandırılmıştır. Ele alınan kelime gruplarının diğer kelime gruplarıyla birlikte kullanılışlarına ve cümle içindeki görevlerine de çalışmada yer verilmiştir.

Anahtar kelimeAnahtar yeterliklerKelime grupları+1
Ceyda Öz Yaşa
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konya merkez ağzı

Yapılan birçok çalışma bizim geçmişte konuşulan dil dağarcığı hakkında bilgi vermektedir. Bugün diğer Türk milletlerine baktığımızda birçok ülkenin dil haritalarının tamamlandığını görmekteyiz. Ülkemizde halen ağız çalışması yapılmamış şehirlerimiz bulunmaktadır. Yaptığımız bu çalışmalarla gelecek nesillere kaynak bırakmakta ve aynı zamanda unutulmaktan kurtarmaktayız. Bu alandaki çalışmalara baktığımızda 1867 yılından 1940 yıllarına kadar J. Thury, J Kunos, J. Denny, F. Vinese, L. Bonelli, T. Kowalski gibi yabancı araştırmacılar ve Balhasanoğlu gibi birkaç Türk araştırmacılar vardır. Günümüze kadar yapılan çalışmalar ekilmemiş artarak devam etmiş eksilmemiştir. Bizde bu çalışmamızda Konya'da yaşlı ağız yapı özellikleri bozulmamış kişilerle röportaj yapmış bulunmaktayız. Derlediğimiz metinden Konya ağzından seslere, Konya Ağzında ses olaylarına, isim çekimlerine, Konya ağzında fiillere, edatlara ve sözlüklere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Konya ağzı, Konya ağzı ses olayları, Konya ağzı isim çekimleri.

Kübra Sağlam
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırşehir çocuk oyunları

Kırşehir ilinin çocuk oyunları, bölgenin zengin kültürel mirasının önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu bilinçle Kırşehir ilinde oynanan ve unutulmaya yüz tutmuş çocuk oyunlarını derinlemesine inceleyerek ve bu oyunları kayıt altına alarak sonraki nesillere aktarmayı amaçladığımız çalışmamızı yaparken Kırşehir'deki çocuk oyunlarına dair yazılı kaynaklar (kitaplar, makaleler, yerel tarihçeler) ve diğer dokümantasyonlar incelenerek, bu oyunların tarihçesini, evrimini ve kültürel bağlamını anlamak için belge analizleri yapılmıştır. Çocuklar arasında oyunların nasıl oynandığını ve hangi oyunların popüler olduğunu gözlemlemek için saha çalışmaları yapılmış ve daha sonra Kırşehir'deki çocuklar, ebeveynler, öğretmenler ve Kırşehir halkıyla görüşmeler yapılarak geleneksel çocuk oyunları hakkında bilgiler toplanmıştır. Çalışmamız sonucunda Kırşehir ilinde oynanan birçok oyunun tamamen unutulduğu, birçoğunun ise unutulmaya yüz tuttuğu görülmüştür. Gelişen teknolojinin olumsuz etkileriyle unutulmuş ve unutulmaya yüz tutan bu geleneksel çocuk oyunlarının canlandırılarak tekrar kültürümüzün bir parçası haline getirme gayesi, çalışmamızın ve bunun gibi çalışmaların önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: oyun, çocuk, dijital oyunlar, çocuk oyunları

Elif Deniz
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Qıylı Zaman romanı örneğinde geçiş dönemi Kazakçası

Türk lehçelerinin Kıpçak grubunda yer alan Kazak Türkçesi XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yazı dili olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ancak bu yazı dili, üzerinden uzun bir zaman geçmesine standardını yakalayamamıştır. Bunun pek çok geçerli sebebi vardır. Söz konusu dilin çok geniş bir coğrafyada kullanılması, bu dilin konuşulduğu bölgede uzun yıllar başka bir dilin egemen olması, birkaç farklı alfabe ile kaydedilmek zorunda kalması gibi durumlar geçerli sebeplerden bazılarıdır. Kazak Türkçesinin yazımı ve imlası ile ilgili belirsizlik, yazı dili olma sürecinin başından beri hep olmuştur. 1928 yılında yayımlanan Qıylı Zaman romanı, bu belirsizliğin olduğu dönemin ürünüdür. Baytursınulı tarafından 1927 yılında son şeklini verdiği Arap kökenli Kazak alfabesiyle yazılmış olan eser, dil ve üslup yönünden geçiş dönemi özellikleri barındırdırmaktadır. Muhtar Ävezov tarafından kaleme alınan roman, Kazakistan'da yaşanan 1916 yılı olaylarını anlatmaktadır. Bizzat yazarın şahit olduğu olaylar bölgenin ağız özellikleri ve söz varlığıyla okuyucuya aktarılmıştır. Çalışma giriş, ses bilgisi, şekil bilgisi ve cümle bilgisi bölümlerinden oluşmaktadır. Bu bölümlerden sonra metin, dizin ve sonuç bölümleri eklenmiştir. Arap harfleriyle yazılmış olan eser, Latin harflerine aktarılmış ve çalışmanın sonuna eklenmiştir.

Kazakça
Fatma Yeloğlu
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (121a-160b arası) (inceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Klasik Türk edebiyatı'nın en önemli mutasavvıf şairlerinden biri olan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî 'nin Mesnevi'si her anlamda önemli bir eser olma özelliğine sahiptir. Sadece Türk dünyasını değil tüm insanlığı etkileyen bu eser Tasavvufî düşüncenin bütün konularını içermekte ve İslâm kültürünün en önemli eserleri arasında sayılmaktadır. 1260'lı yıllarda Hüsameddin Çelebi tarafından yazıya geçirilen eser 6 cilt olup 25.618 beyitten meydana gelmiştir. Fars diliyle ve aruzun "Fâilâtün- Fâilâtün- Fâilün" kalıbıyla yazılmıştır. Mevlânâ eserinde güzel ahlakı, dürüstlüğü, ibadeti ve örnek insan olmayı anlatmıştır. Konusu genel olarak aşktır. Kısa hikâyeler anlatılan Mesnevi'de hikâyelerin arasına ayet ve hadisler yerleştirilerek geniş yorumlar yapılmıştır. Mesnevi üzerine yapılan tercümeler vasıtasıyla Mevlana'nın düşünce ve görüşleri geniş kitlelere ulaşmıştır. Mevlânâ'nın bu kıymetli eseri üzerine birçok çalışma yapılmıştır. Bunun başında da Mesnevi'nin daha iyi anlaşılmasını sağlayan şerhler gelmektedir. Bu eserler Mevlânâ'nın nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu, beyitlerde ne anlatılmak istendiği fikrini bizlere ayrıntılı bir biçimde sunar. Çalışmamız Mehmed el-Mevlevî'nin "Mesnevî-yi Ma'nevî" adlı Mesnevî şerhinin "121a-160b" varaklarını içermektedir.

Gülendam Kirazcı
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (201a-240b arası) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Klasik Türk Edebiyatı'nın en önemli mutasavvıf şairlerdendir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin, kaleme almış olduğu Mesnevi yahut diğer adıyla da bilinen Mesnevî-yi Manevî adlı eseri en çok okunan eseridir. Eser 6 ciltten meydana gelip, mesnevî nazım şekliyle yazılmıştır. Birinci cilt 657-660/1259-1263 yılları arasında yazılmış olup, 662/1264 tarihinde ise ikinci cilt yazılmaya başlanmış ve bütün eser Mevlânâ'nın ölümüne yakın bir tarihte tamamlanmıştır. Eserin tamamı 25.618 beyitten oluşmaktadır. Eser aruzun "Fâilâtün- Fâilâtün- Fâilün" kalıbıyla yazılmıştır. Mevlânâ'nın bu eseri yüzyıllar boyunca en çok okunan eserler arasında yer almasında ahlakî ve edebî yönü oldukça önemli bir yer tutar. Tasavvufi anlayış çerçevesinde genel olarak aşk konusu işlenirken bununla birlikte sabır, gayret, tevekkül, ilim akıl, idrak, hakikat suret vb. konuları da yer almaktadır. Didaktik bir eser olma özelliğine sahip olan bu eser belli bir plan doğrultusunda ilerlememiştir. Bir hikâyeyi anlatırken başka bir hikâyeyi anımsatmış, anımsattığı hikâyeyi anlatırken bir başka olaya değinmiş derken tekrar ilk hikâyeye değinip ilk hikâye üzerinde durmuştur. Bu üslubuyla okuyucular üzerinde meraklandırıcı ve sürükleyici bir etki yaratmıştır. Bununla birlikte eseri sadece Türk Edebiyatı açısından değil, İslam dünyası açısından da oldukça önem arz etmektedir. Mevlânâ Mesnevi'sine 13. yüzyıla kadar oluşmuş düşünce yapılarını, hayata geçen ayet ve hâdisleri; sözleri fıkraları ihtiva ederek eserini zenginleştirmiştir. Bu önemli eser üzerine birçok çalışmalar yapılmıştır. Bunun başında da Mesnevi'nin daha iyi anlaşılmasını sağlayan şerhler gelmektedir. Bu eserler Mevlânâ'nın nasıl bir düşünce yapısına sahip olduğunu, beyitlerde ne anlatılmak istendiği fikrini bizlere ayrıntılı bir biçimde sunar. Çalışmamız Seyyid Mehmed Ali'nin "Mesnevî-yi Ma'nevî" adlı Mesnevî şerhinin "201a-240b" varaklarının transkripsiyonlu metnini ve incelemesini içermektedir.

Şükran Öztürk
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seyyid Mehmed Ali Mesnevî-yi Ma'nevî (321a-360b arası) (İnceleme-metin-sözlük-tıpkıbasım)

Bu çalışmanın konusu, Seyyid Mehmed Ali'nin Mesnevî-yi Ma'nevî adlı eserinin 321a-360b varakları arasındaki bölümlerinin detaylı bir şekilde incelenmesi, metnin çevriyazıya aktarılması ve tıpkıbasımının yapılmasıdır. Çalışmamız üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, şârihin hayatı ve şerh yöntemi ele alınmış, ikinci bölümde eserin muhtevası incelenmiş, üçüncü bölümde ise şerh metni sunulmuştur. Şerh metninin hemen ardından, eserde geçen mecaz ve metaforların anlamlarını açıklayan bir Murâd Sözlüğü yer almaktadır. Bu sözlük, metinde kullanılan tasavvufi kavramların ve şârihin ifadelerinde gizlenen anlamların daha net bir şekilde anlaşılmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmada kullanılan metin, Mesnevî-yi Ma'nevî'nin tek nüshasına dayanmaktadır. Ancak tek nüsha olması ve metnin zamanla yıpranması nedeniyle okuma zorluklarıyla karşılaşılmıştır. Yazının yer yer silik olması ve eksik kısımlar barındırması, çalışmanın ilerleyişini güçleştirmiştir. Bu zorlukları aşabilmek için şerhin metni, Ankaravî'nin şerhiyle karşılaştırmalı olarak okunmuş ve gerekli görülen yerlerde eksiklikler tamamlanmaya çalışılmıştır. Şârih, Ankaravî'nin metnindeki bazı kelimeleri farklı dillerde (Arapça, Farsça veya Türkçe) karşılıklarıyla değiştirdiği için bu incelikler de göz önünde bulundurulmuş ve metin bu doğrultuda oluşturulmuştur. Ayrıca, müstensihin hatalarından kaynaklanan eksik veya sorunlu kısımlar, metin tamiri yöntemine başvurularak düzeltilmiştir. Metin içerisindeki ayet ve hadisler, çevriyazıyla sunulmuş; tercümeleri ilgili yerlerde dipnotlarla açıklanmıştır. Hadislerin bulunabilen kaynakları belirtilmiş, kaynağı tespit edilemeyen hadisler ise yalnızca tercümeleriyle verilmiştir. Metin transkripsiyonu sırasında Klasik Türk Edebiyatı'nın bilimsel çevriyazı sistemi temel alınmış, Arapça ve Farsçadaki uzun sesler için "Ā/ā", "Ì/ì", "Ū/ū" gibi göstergeler kullanılmıştır. Eserdeki beyitler, hem koyu hem de italik biçimde belirtilmiş, varak numaraları [321a][360b] şeklinde gösterilmiştir. Her varakta yer alan satır sayısı 15'tir ve satır numaraları parantez içinde (1), (2), (3) şeklinde belirtilmiştir. Satır sonlarında bölünen kelimelerin bölündüğü kısımdan itibaren numaralandırma yapılmıştır.

Aygül Daban
Niğde Ömer Halisdemir Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkçede sezdirim

İnsan bildirişimini çıkarımsal modelle değerlendirecek her çalışmanın sezdirme sürecini açıklaması bir gerekliliktir. Türkçeyle ilgili sezdirim çalışmalarına bakıldığında çok farklı bakış açılarıyla karşılaşılmıştır. Bu görüşlerin kuramsal açıdan belirsiz ve eksik olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında sezdirim terimi ve sezdirim bildiren yapılarla ilgili belirsizlik ve eksiklikleri ortadan kaldırarak tanımı ve tasnifiyle ilgili sınırları açık bir sezdirim kavramı ortaya koymak amaçlanmıştır. Sezdirim terimi, edimbilimin temel kavramlarından biri olması nedeniyle ortaya atıldığı günden beri tartışmaya açık olmuştur. Bu sebeple sezdirimle ilgili Batı'da kabul görmüş farklı bakış açıları, Türkçe üzerine yapılmış çalışmalar ve belagat çalışmaları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Daha sonra Türkiye Türkçesine ait çağdaş metinler, tiyatro oyunları ve günlük konuşmalardan edinilen örnekler, bu incelemelerde elde edilen veriler üzerinden değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler ve incelenen örnekler sonucunda sezdirimler; konuşurun yüzey yapıda ifade ettiği tümcenin anlamının ötesine geçen, dinleyici tarafından ulaşılması/çıkarılması/yorumlanması beklenen, niyet katmanı ve anlamsal kasıt içeren hesaplanabilir çıktılar olarak tanımlanmıştır. Sezdirimin tanımlanma sürecinde vurgulanması gereken bulgulardan biri, konuşurun bildirişim sırasında edimsel sezdirimler dışında kastedimlerden de faydalandığıdır. Bu nedenle tümcenin anlamının ötesine geçen her edimbilimsel çıktının, bir sezdirim olarak değerlendirilmemesi gerektiği anlaşılmıştır. Böylece sezdirimlerin, kastedimlerden ayrı bir edimsel kavram olarak nitelendirilmesinin bir gereklilik olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu ayrımın neticesinde Grice'ta uzlaşımsal sezdirim ve genelleştirilmiş bildirişimsel sezdirim olarak karşılanan örneklerin birer sezdirim olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sezdirim bildiren yapıları sınıflandırma sürecinde öncelikle iki tür sezdirimin varlığına dikkat çekilmiştir. Bu iki tür, anlatısal ve edimsel olmak üzere adlandırılmış ve anlatısal sezdirimlerin farklı bir kuramsal bakış açısına ihtiyaç duyduğu düşünüldüğünden sınıflandırmaya dâhil edilmemiştir. Edimsel sezdirimler sınıflandırılırken sezdirimlerin; bağıntı durumuna, çıkarım sürecine, muhataba etkisine ve bağıntıyı sağlayan unsura göre olmak üzere dört ana başlıkta tasnif edilmesinin uygun olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu sınıflandırma sonucunda edimsel sezdirimler bağıntı durumuna göre güçlü ve zayıf sezdirimler; çıkarım sürecine göre öncül ve sonuç sezdirimleri; muhataba etkisine göre bilgilendirme ve hatırlatma sezdirimleri; bağıntıyı sağlayan unsura göre ise cevap, gerekçe, önvarsayımsal, ilişki, acil durum, gerçeklik, üçüncü kişi, uyumsuzluk, sözde bilgi ve kastedimsel sezdirimler olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sezdirim, Edimbilim, Bildirişim, Kastedim.

Vural Akboğa
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
10
DoktoraAçık ErişimTR

Türk edebiyatında muamma şerhleri ve Muammâyî Ahmed Çelebi'nin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si (Transkripsiyonlu metin-inceleme)

Kelime anlamı olarak "gizli, örtülü, anlaşılması güç, işaret ve remiz yoluyla söylenmiş söz veya şey"; edebiyat terimi olarak da bir ismin gizlenmesi amacıyla tertip edilmiş bilmeceleri içeren türe ad olan muamma, şu anki bilgilere göre Arap edebiyatında ortaya çıktığı düşünülen, oradan Fars edebiyatına geçerek müstakil bir ilim haline gelip teorisi en ince ayrıntısına kadar ortaya konulmuş edebî bir maharettir. Klasik Türk edebiyatında ilk nüvelerini 15. yüzyılda gördüğümüz ve 16. yüzyıla gelindiğinde altın çağını yaşayan muamma, şarihlerin dikkatini çeken bir tür olmayı başarabilmiştir. Özellikle muamma yazma konusunda klasik edebiyatın mihenk taşı sayılan ve bu konudaki mahareti tezkire yazarları ile edebiyat otoriteleri tarafından kabul görmüş Emrî'nin muammaları, hem kendi döneminde hem de kendinden sonraki dönemlerde adından söz ettirebilmiş ve şarihler tarafından şerh edilmeye değer manzumeler olarak görülmüştür. Muammâyî Ahmed Çelebi'nin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si de bu anlayışla kaleme alınan eserlerden biridir. Türk edebiyatında "muamma" denince akla gelen ilk isim olan Edirneli Emrî Çelebi'nin muammalarını müstakil olarak içeren bu eser, onun muammalarının halli (çözümü) ve edebî değerinin ortaya konulması açısından önemli bir yere sahiptir. Hazırlamış olduğumuz tez çalışması, giriş kısmı ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında şerh ve şerh edebiyatıyla ilgili bilgilere değinilmiş, ardından birinci bölümde muamma kavramı ve Türk edebiyatında kaleme alınan muamma şerhleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Muammâyî Ahmed Çelebi'nin hayatına dair tarafımızca ortaya konan tespitlere yer verilmiş ve müellifin Şerh-i Muammeyât-ı Emrî'si incelenerek şerh tekniği ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise eser, transkripsiyon yazı sistemiyle Latin harflerine aktarılmıştır.

Songül Akboğa
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00