68

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Arabulucunun özel hukuktan doğan sorumluluğu

Bu çalışmanın amacı 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile getirilen arabuluculuk süreci bakımından arabulucunun sorumluluğunun incelenmesidir. Arabulucunun sorumluluğunun belirlenmesi için tarafların arasındaki hukuki ilişkiler ele alınmıştır. Bu çerçevede, dava şartı arabuluculuk bakımından kanundan doğan, ihtiyari arabuluculuk bakımından ise tarafların aralarındaki uyuşmazlığı arabuluculuk yöntemiyle çözmeye karar vermeleri sonucunda ortaya çıkan arabuluculuk sözleşmesinin bir adi ortaklık türü teşkil eder. Buradan hareketle, tarafların arabuluculuk sürecini planlayıp yürütmesi ve yönetmesi için arabulucunun yetkilendirilmesi amacıyla yaptıkları arabulucu sözleşmesi ise Türk Borçlar Kanunu m. 630/1 uyarınca vekalet sözleşmesinin bir türünü oluşturur. Bu çalışmada arabulucunun arabulucu sözleşmesinin ihlali veya ifa etmemesi sonucu doğan sorumluluğunun yanında vekaletsiz işgörme, sebepsiz zenginleşme ve haksız fiilden doğan sorumluluğu İsviçre ve Alman öğreti ve uygulaması dikkate alınarak Türk hukuku bakımından irdelenmiştir. Ayrıca, arabulucunun arabulucu sözleşmesinden doğan sorumluluğu ile diğer sorumluluk halleri arasında sorumluluk taleplerinin yarışması da incelenmek suretiyle arabulucunun sorumluluğunun uygulama alanı ortaya konmaya çalışılmıştır.

Medeni hukuk
Ali Akın Metiner
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Müteselsil kefalet (TBK md 586)

Müteselsil kefalet sözleşmesi, diğer kefalet sözleşmelerinden farklı olarak asıl borçluya icra takibi yapmaya gerek olmadan müteselsil kefile başvurabilme imkânı sağlamaktadır. Örneğin adi kefalette ise kefil, alacaklıya karşı ilk olarak kefile başvurma veya rehnin paraya çevrilmesi şartlarını öne sürerek; bu durumu def'i olarak ileri sürebilmektedir. Dolayısıyla müteselsil kefalette borçlunun borcunu yerine getirmemesi veya ifa etmemesi halinde alacaklı, TBK m. 586 hükmü gereği doğrudan müteselsil kefilin sorumluluğuna gidebilecektir. Diğer taraftan müteselsil kefaleti, müteselsil borçluluktan da ayırmak gerekmektedir. Müteselsil borçluluk asli borç özelliği taşımasına rağmen müteselsil kefalet ise tam tersi olarak ferilik ve talilik unsurlarını taşımakla birlikte asıl borca dayalı teminat niteliğinde bir borçtur. Bu bakımdan müteselsil kefalet ile müteselsil borçluluk arasındaki tek benzerlik alacaklının borçlulardan istediğine başvurabilmesidir. Bu çalışmada da müteselsil kefaletin hukuki niteliği, unsurları ve hükümleri ele alınacak, Yargıtay uygulamasına da yer verilmek suretiyle benzer müesseseler ile ortak ve farklı yönleri incelenecektir.

Kefalet sözleşmesiMüteselsil kefaletTürk Borçlar Kanunu+1
Süleyman Teke
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda süreli yoksulluk nafakası yaklaşımları

Boşanmanın mali sonuçlarından biri olan yoksulluk nafakasının geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Mezopotamya tarihine bakıldığında, Sümer, Babil ve Hitit uygarlıklarında erkeklerin boşandıktan sonra eşlere nafaka ödedikleri kanunlarda düzenlenmiştir. Aynı şekilde Roma'da hükümdarı August'un nafaka taleplerini değerlendirerek karar verdiği görülmektedir. Modern devletlerin kurulmasının ardından devletler yoksulluk nafakası uygulamalarını devam ettirmiştir. Ancak zamanla nafaka hükümlerinde süreye ilişkin bazı sınırlamalar getirilmiştir. Türk hukukunda TMK m. 175'te düzenlenen yoksulluk nafakasında "süresiz olarak isteyebilir" ibaresi yer almaktadır. Yargıtay vermiş olduğu kararlarda, kanunda nafakanın süresi yönünden hakime takdir yetkisi verilmediğini ifade etmiştir. Türk doktrini ise yoksulluk nafakasının süresi yönünden görüş ayrılığı yaşamaktadır. Toplumda ise neredeyse tamamı erkeklerden oluşan yoksulluk nafakası yükümlüleri biraraya gelerek basin açıklaması yapmakta ve kendilerini "nafaka mağdurları" olarak tanımlamaktadır. Bu tartışmaların üzerine hükümet kanunda değişiklik yapılacağını açıklamıştır. Ancak henüz Adalet Bakanlığı'nın kanun değişikliğine yönelik somut bir adımı bulunmamaktadır. Bu çalışmada, modern devletlerin yoksulluk nafakasının süresi yönünden yaptığı düzenlemeler ile TMK m. 175'te düzenlenen süresiz yoksulluk nafakası düzenlemesi ele alınacaktır. Bununla beraber yoksulluk nafakasının süresi bakımından Türk hukukundaki tarihsel gelişimi, Anayasa Mahkemesi kararı, Yargıtay kararları, yapılan güncel gelişmeler ve doktrin görüşleri incelenecektir.

HakimlerNafakaSüre+4
Beyza Nur Erarslan
Ibn Haldun University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni hukuk çerçevesinde Bezm-i Alem Vakıfları özelinde mazbut vakıflar

Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Osmanlı Devleti'nden itibaren devam edegelen pek çok mesele gibi vakıflar da çözüm bekleyen ve iktibas üzerine kurulu yeni hukuk sistemine uyarlanması gereken bir kurum olmuştur. Kanun Koyucu, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ile yeni vakıf - eski vakıf şeklinde bir ayrım benimsemiştir. Buna göre 743 sayılı Kanun'dan sonra kurulacak yeni vakıflara ilişkin ayrı bir rejim belirlenmiş; Osmanlı döneminde kurulup varlığı devam eden eski vakıflar için ise farklı düzenlemelere yer verilmiştir. Eski vakıflar içerisindeki en büyük grup olan ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından idare ve temsil edilen mazbut vakıflar, Türk hukukunda yaşanan geçiş sürecinden en çok etkilenen kurumlardan biri olmuştur. Zaman içerisinde devletin müdahalesiyle pek çok mazbut vakıf tasfiye edilmiş; vakıflara ait mallar, vakıf hukuku prensiplerine aykırı şekilde devletleştirilmiş ve elden çıkarılmıştır. Bütün bunlara rağmen mazbut vakıfların hala mevcudiyetini sürdürmesi ve mahkeme kararlarına konu olması, mazbut vakıflar konusunda bütüncül, kapsamlı ve mukayeseli bir çalışmayı gerektirmektedir. Nitekim bir mazbut vakıf olan Bezm-i Âlem Vakfı'nın, Bezm-i Âlem Vakıf Üniversitesi ve Bezm-i Âlem Vakıf Hastanesi gibi iki büyük müessesenin kurucusu olduğu düşünüldüğünde; mazbut vakıfların idaresinin ve mal rejiminin önemi anlaşılabilmektedir. Bu çerçevede tezimizde, mazbut vakıflara ilişkin tarihi süreç ve mevcut hukuki düzenlemeler, Bezm-i Âlem Vakfı özelinde değerlendirilmiştir.

Bezm-i Alem VakfıKarşılaştırmalı hukukMedeni hukuk+3
Meryem Solmaz Bilici
Ibn Haldun University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Kişilik hakkının internet ortamında ihlali

Kişinin yalnızca var olması nedeni ile sahip olduğu kişilik hakkı, kişiliğe ait maddi ve manevi tüm değerleri kapsar. Kişilik hakkı mutlak bir hak olup, Anayasa ve kanunlarla koruma altına alınmıştır. Diğer yandan ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü de Anayasa ve yasalarla korunan değerlerdendir. Sözlü ve görsel basın, demokratik bir toplumda bireylerin bilgi sahibi olması ve kamuoyunun oluşması için olmazsa olmazdır. Bu nedenle basın özgürlüğü, bir insan hakkı olan ifade özgürlüğü kapsamında yer alır. Kişilik hakkına müdahalenin basın yoluyla gerçekleştirilmesi durumunda, ifade özgürlüğü ile kişilik hakkı arasında çatışmanın varlığından söz edilir. İnternet teknolojisinin hızla gelişmesi, bireylerin de artık interentte kolayca içerik oluşturabilmeleri ve internetteki içeriklerin göz açıp kapayıncaya kadar çok sayıda kişiye ulaşabilmesi, internet ortamında kişilik hakkı ihlallerine sıklıkla raslanılmasına neden olmaktadır. Tüm bunların yanında birçok basın kuruluşunun da kendi internet siteleri aracılığı ile habercilik faaliyetlerini yürütmesi; kişilik hakkı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü kavramlarının birlikte ele alındığı çeşitli hukuki sorunların doğmasına neden olmaktadır. Ancak, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin, hızlı gelişen teknolojinin ve sosyal yaşamın ihtiyaçlarına yetişmekte hantal ve yetersiz kaldığı yönünde eleştiriler dile getirilmektedir.

BasınBilişim suçlarıKitle iletişim araçları+7
İrem Erdemir
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk özel hukuk sisteminde intihal

Bireylerin uzun uğraş ve çabaları neticesinde ortaya koydukları eserlerinin başka kişiler tarafından kaynak gösterilmeksizin kullanılması, bu kişilerin eser üretimini ve üretmeye ilişkin ilgi ve isteklerini haklı olarak azaltmaktadır. Bu kullanımlar, yalnızca eser sahiplerini değil, bu eserlerden faydalanan toplumları da olumsuz yönde etkilemektedir. Akademik çalışmaların amacı, toplumları ileriye sevk edecek yeni adımlar atmak, buluşlar gerçekleştirmektir. Ancak özüne herhangi bir ilavede bulunulmaksızın başka bir kişinin ismiyle yeniden piyasaya sürülen eserler, topluma herhangi bir fayda sağlamayacaktır. Bu noktada bir eserin kısmi veya bir bütün halinde, alıntı kurallarına uyulmaksızın kopyalanması yoluyla gerçekleştirilen intihal eylemi ne yazık ki ülkemizde sıklıkla gerçekleştirilmektedir. Çalışmamızda eser sahipliği, eser sahiplerinin sınırları, intihal kavramı, intihale uğrayan eser sahibinin başvurabileceği hukuki, idari ve cezai yollar aktarılmış, doktrin ve Yargıtay uygulaması ile etraflıca değerlendirilmiştir.

Fikir ve Sanat Eserleri KanunuFikri mülkiyet hukukuFikri ve sınai mülkiyet hakları+3
Zeynep Cansu Kolaylı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Oturma hakkı (TMK md. 823-825)

Oturma hakkı; hak sahibine konut olarak kullanmaya elverişli bir taşınmazı ya da onun bir bölümünü malikle ya da tek başına kullanma hakkı veren, devredilemeyen ve haczedilemeyen, mirasçılara geçemeyen düzenli bir kişisel irtifak hakkıdır. Hakkın sahibi bir gerçek kişidir. Hak sahibi taşınmazda ailesi ve ev halkıyla birlikte yaşayabilir. Hukukumuzda intifa hakkı gibi daha geniş yetkiler sağlayan bir ayni hakkın bulunması oturma hakkının uygulamasını zayıflatmaktadır. Hâlbuki oturma hakkı sağladığı yetkinin azlığıyla orantılı olarak hak sahibine intifa hakkından daha az yükümlülük yüklemektedir. Bu sebeple hem sözleşmeye hem kanuna dayalı kurulan hallerde oturma hakkı pek çok durumda hem malik hem hak sahibi bakımından intifa hakkından daha avantajlı olabilir. Bu çalışma oturma hakkının uygulamasının, özellikle yaşlı ebeveynlerin korunması bağlamında yaygınlaşmasını sağlamak, hakka ilişkin tartışmalı hususlara çözüm önerisi getirmek amacıyla hazırlanmıştır. Bu kapsamda ilk bölümde irtifak hakkı kavramı ve irtifak hakkının türleri; oturma hakkının tanımı, özellikleri, mülkiyet hakkı ile ilişkisi ve benzer hukuki kurumlarla karşılaştırılması ile oturma hakkının tarihi kökenlerine yer verilmektedir. İkinci bölümde oturma hakkının çeşitleri ve unsurları itibariyle tanıtılması amaçlanmaktadır. Buna ek olarak oturma hakkının kurulmasına dayanak olan hukuki sebepler ve hakkın kurulmasının bu hukuki sebeplere göre gösterdiği özellikler incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise hakkın kapsamı üzerinde durulmakta, hak konusu üzerinde oturma hakkı ile bağdaşmayan hakların bulunmasının etkileri ile tarafların hak ve borçları tespit edilmeye çalışılmaktadır. Bu bölümde son olarak hakkı sona erdiren sebepler ve bu sebeplere göre hakkın sona ermesinin sonuçları ele alınmaktadır.

Duygu Dağlıoğlu
Ankara University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sözleşme hukukunda kişisel verilerin korunması

Ticari şirketler açısından önemli bir parasal değer hâline gelen kişisel veriler, bugün itibariyle ekonominin adeta yeni yakıtı olarak görülmeye başlanmıştır. Kişilik hakkı sınırları içerisinde yer alan kişisel verilerin, söz konusu metalaşma tehlikesine karşı korunması elzemdir. Ticarileşme tehlikesine karşı kişisel verilerin korunmasını talep hakkı, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de temel insan hakkı olarak kabul görmüş ve kişisel verilerin işlenmesi çeşitli kanuni şartlara tabi tutulmuştur. Kişisel verilerin korunmasını talep hakkı, birden çok hukuk dalına temas etmektedir. Kişiler bakımından günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası hâline gelen akdi ilişkiler ve dolayısıyla sözleşme hukuku da bu hukuk dallarından birini oluşturmaktadır. Bu kapsamda çalışmamızda kişisel verilerin akdi ilişkiler bağlamında hukuka aykırı şekilde işlenmesi ve bu durumda başvurulabilecek koruma yolları ele alınmaktadır. Ayrıca kişisel veri koruma hukukunun adeta başrol oyuncusu olan 'veri sorumlusu'yla diğer sorumluluk süjesi 'veri işleyen' arasında akdedilen kişisel veri işleme sözleşmesi de, çalışmamızda incelenen önemli hususlardan biridir.

Avrupa BirliğiHukuki sorumlulukHukuksal korunma+7
Furkan Güven Taştan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Fikrî Hukukta eser sahibinin malî hakları ve malî hakların ihlalinde açılabilecek hukuk davaları

1952 tarihinde yürürlüğe giren 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda; fikrî bir çaba ve faaliyetin ürünü olan, "sahibinin hususiyetini taşıyan", "ilim ve edebiyat, musikî, güzel sanatlar veya sinema eserleri olarak kanunda sayılı olan eser gruplarından birine dâhil olan" bir eser üzerinde, eser sahibinin manevi ve malî hakları hem düzenlenmekte, hem de korunmaktadır. "Fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin malî ve manevi menfaatleri bu kanun dairesinde himaye görür" denilmek suretiyle FSEK'te eser sahibinin manevi haklarının (m.14-17) ve malî haklarının (m.20-25) söz konusu kanun hükümleri uyarınca korunacağı açıkça belirtilmiştir. Bu tezde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'nda düzenlenen eser kavramı, eserin unsurları ve türleri ile eser sahipliği, eser sahipliğine tanınan malî haklar ile malî hakların ihlali durumunda açılabilecek hukuk davaları üzerinde durulacaktır. Tezin amacı eser ve eser sahibi kavramının genel unsurlarını ortaya koymak, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahiplerinin malî haklarını, malî haklardan yararlanma şartlarını incelemek, malî hakların ihlali halinde ihlal durumunun etkileri ile ihlal halinde açılabilecek hukuk davalarının usullerini, yargı yollarını ve yaptırımlarını, hukuk hayatına ilişkin olayları ve sorunları yargı kararları ve doktrindeki görüşler ışığında çözüme ulaştırmaktır.

DavalarEser sahibiFikir ve Sanat Eserleri Kanunu+3
Aytül Özkan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kişilik hakkı açısından tıbbi genetik analizler

Genetik analizler kişinin kalıtımsal yapısını ortaya çıkararak, o kişinin sağlık ve hayat beklentileri yönünden etkili ve önemli kişisel verilere ulaşılmasını mümkün kılar. Kişinin gelecekteki sağlık durumunu da belirleyecek bazı fiziksel ve ruhsal özelliklerini içeren bu veriler kişinin özel hayat alanına dâhildir. Dolayısıyla, bu bilgilerin açıklanması, sigorta alanında veya iş hayatında ayrımcılık amaçlı kullanılması kişilik hakkı ihlâllerine sebep olur. Diğer yandan, genetik bir analizin uygulanması için kullanılacak biyolojik materyalin, kişinin bedeninden alınması gerekmektedir. Bu durum ise, kişinin vücut bütünlüğü ve dokunulmazlığı kapsamında bir kişilik hakkı ihlâli ortaya çıkarabilir.Günümüzde genetik analizlerin yaygın kullanımı ve bunun karşısında yaşanan kişilik hakkı ihlâlleri, konuya hukuki bir çerçeve çizme zorunluluğu doğurmuştur. Bu kapsamda, özellikle, genetik analizlerin uygulanmasında aranacak hukuka uygunluk koşulları ve hukuka aykırılık durumunda karşılaşılacak yaptırımların tespit edilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışmada Türk hukukunda konuya değinen hukuki düzenlemeler kadar, uluslararası belgelerde yer alan temel ilkeler ve özellikle İsviçre ve Alman hukuklarındaki düzenlemeler de dikkate alınarak, ihtiyaç duyulan hukuki çerçeve çizilmeye çalışılmıştır.

GenetikGenetik-medikalHukuka uygunluk+7
Meral Gürbüz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda geçici imkânsızlık

İmkânsızlık kurumu Türk Borçlar Hukuku sisteminin "ifa engelleri" alt başlığı altında gerek 818 Sayılı Borçlar Kanunu'nda gerekse 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 Sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu'nda hüküm altına alınmıştır. Söz konusu hükümlerin tamamı imkânsızlığın kesin ve sürekli olduğu durumlara ilişkindir. Buna karşılık imkânsızlığın belirli bir süreliğine var olduğu ve ileride ortadan kalkacağının bilindiği durumları ifade eden geçici imkânsızlığa ilişkin herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durum, geçici imkânsızlığın söz konusu olduğu hallerde hangi hükümlerin uygulama alanı bulacağı noktasında birçok tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada ilk olarak imkânsızlık kavramı ve türleri ele alınarak benzer bir kavram olan "aşırı ifa güçlüğü" ile aralarındaki fark ortaya konulmuştur. Ardından ikinci bölümde hangi hallerde geçici imkânsızlığın söz konusu olduğu çeşitli ihtimallere göre incelenmiş, benzer kavramlarla olan farkları belirtilerek bazı özel sözleşme tipleri bakımından uygulamada ortaya çıkabilecek sorunlar tespit edilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise geçici imkânsızlık halinde uygulanacak çözüm önerilerinin neler olduğu doktrinde ileri sürülen görüşler çerçevesinde tartışılmış ve geçici imkânsızlığın yapısına uygun bir çözüm önerisi getirilmeye çalışılmıştır.

Geçici ifa imkansızlığıKanunlar 6098 sayılıTürk borçlar hukuku+2
Umut Ulusoy
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınmaz malikinin sorumluluğu

Tezimizin konusunu oluşturan ve Türk Medeni Kanununun 730. maddesinde düzenlenen "Taşınmaz Malikinin Sorumluluğu", uygulama alanı oldukça geniş bir sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta, taşınmaz malikine kurtuluş kanıtı getirme imkânı verilmediğinden kusursuz sorumluluğun bir hali olarak kabul edilmektedir. Taşınmaz malikinin sorumluluğu Medeni Kanunda düzenlenmiş ise de koşulları Borçlar Kanununa göre belirlenmiştir. Bu nedenle çalışma konumuzu ele alırken Sorumluluk Hukuku prensiplerinden hareket edilmiştir. Tezimiz, üç bölüm olarak hazırlanmıştır. Birinci bölümde, öncelikle sorumluluğun tarihsel gelişimi, hukuki niteliği ve esasları ile özellikle diğer kusursuz sorumluluk halleriyle karşılaştırılması yapılmış, sorumluluğun uygulama alanı incelenmiştir. İkinci bölümde, hukuka aykırı eylemlerden kaynaklanan sorumluluk koşulları ile "Fedakârlığın Denkleştirilmesi" ilkesinin uygulama alanı bulduğu hukuka uygun ancak kaçınılmaz taşkınlıklardan kaynaklanan sorumluluk koşulları iki başlık altında irdelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, Taşınmaz malikinin sorumluluğunun hukuki sonuçları, açılabilecek davalar, davanın tarafları, ispat yükü ve zamanaşımı ile sorumlulukların yarışması ele alınmıştır. Çalışmamızda özellikle, unsurları ve kapsamları itibariyle birbirine benzeyen "Çevreyi Kirletenin Sorumluluğu" ile taşınmaz malikinin sorumluluğu kıyaslaması yapılarak farkları ortaya koyulmuş; davalısı kamu tüzel kişileri veya idare olan uyuşmazlıklarda mülkiyet hakkını ihlal edebilecek nitelikteki taşkınlıklar sebebiyle uygulamada ortaya çıkan sorunların çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır.

Fedakarlığın denkleştirilmesiGayrimenkullerHukuki sorumluluk+4
Oğuzhan Karahan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türk aile hukukunda evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet

Bu çalışmada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çerçevesinde evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet kurumu ele alınmıştır. Bu kapsamda velâyetin amacı, hukuki niteliği, kapsamı, ortak velâyet kurumunun ortaya çıkışı, karşılaştırmalı hukukta ortak velâyetin düzenleniş şekli ortak velâyete yönelik uluslararası belgeler ışığında incelenmiş; mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde Türk aile hukukunda ortak velâyetin mümkün olup olmadığı, doktrinde yer alan görüşler, konuyla ilgili uluslararası belgelerin iç hukukumuza etkisi bakımından değerlendirilip tartışmalı konulara ilişkin öneriler getirilmiştir.

Aile hukukuBoşanmaEvlilik+5
Nagehan Çakır
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Anahtar teslim inşaat sözleşmesi

Günümüzde inşaat sektörü, artan nüfus ve teknolojiye bağlı olarak sürekli gelişmektedir. Bu alanda uzmanlık gerektiren büyük çaplı projeler, ön plâna çıkmaktadır. Ancak bu projeler, karmaşık yapıda olup büyük riskleri ve sorunları beraberinde getirirler. Bu sorunların var olan inşaat sözleşmesi modelleriyle aşılması, taraflar için kimi zaman zor olmaktadır. Bu bakımdan iş sahipleri, sözleşme özgürlüğü kapsamında, daha profesyonel sonuç alabilecekleri, inşa eserinin kurulumu kadar sorunsuz işletilmesinin de sağlandığı ve sonraki süreçte tesiste ortaya çıkabilecek problemleri en aza indirebilecekleri sözleşme ilişkisi kurma arayışına girmişlerdir. Bu arayışın bir sonucu olarak taraflar, yeni bir inşaat sözleşmesi modeli olarak anahtar teslim inşaat sözleşmesini oluşturmuşlardır. Anahtar teslim inşaat sözleşmesi, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenmeyen isimsiz bir sözleşmedir.

Anahtar teslimi inşaat sözleşmesiSatış sözleşmeleriSözleşmeler+2
İpek Betül Aldemir Toprak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınmazlar üzerinde mülkiyeti devir amacı güden işlemlerde muvazaa

Hukuksal işlemlerin en önemli unsurlarından olan irade ve açıklamasının bir birine uygunluğu, işlemin geçerliliğini doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda irade ve açıklamasının bir birine uygunluğu, işlemin geçerli bir biçimde kurulmasında varlığı zorunlu olan bir koşuldur. İşte muvazaada irade ve açıklama arasında irade sahibi ve karşı tarafça bilerek meydana getirilen bir uygunsuzluk durumu söz konusudur. Muvazaanın konusunu oluşturan hukuksal işlem hüküm ve sonuçlarını doğurmamaktadır. Bu durum özellikle taşınmaz mülkiyetinin devri amacı güden işlemlerde özellik göstermektedir. Taşınmaz mülkiyetinin devri amacı güden görünürdeki işlem tarafların gerçek iradelerine uymaması, gizli işlem de resmi şekle aykırı olması nedeniyle geçersizdir.

Erhan Çavuşoğlu
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Boşanmada yoksulluk nafakası

Hatice Tezin Konusu ?Yoksulluk Nafakası? dır Yoksulluk nafakası, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan ve boşanmada kusuru daha ağır olmayan eş lehine mali durumu daha iyi olan eş tarafından, mali gücü oranında süresiz olarak yardım edilmesin öngören, boşanma mali sonuçlarına ilişkin bir kurumdur. Yoksulluk nafakası, nafaka türlerinden bakım nafakası için de yer olmaktadır. Yoksulluk nafakası evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan yardımlaşma ve bakım yükümlülüğünün, sosyal ve ahlaki düşüncelerle, evlilik birliğinin sona ermesinden sonrada koşulların varlığı halinde, devamı niteliğindedir. Evlilik birliği sona erdikten sonra, yoksulluğa düşecek olan eşi koruma amacına yönelik olarak düzenlenmiştir. Yoksulluk nafakasın ilişkin düzenleme sosyal ve ahlaki gerekçelere dayanmaktadır.4721 Sayılı Medeni Kanun eşitlik ilkesi gereği, karı ve kocaya eşit koşullarda yoksulluk nafakası talep etme imkanını sağlamış, Eski Medeni Kanundaki erkeğin kadından yoksulluk nafakası isteyebilmesi için ?kadının refah halinde olması? şartı kaldırılmıştır. Ayrıca 4721 Sayılı Medeni Kanun ile, istem halinde hakimin nafakanın gelecek yıllarda taraflarına sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayacağı hüküm altına alınmış ve bu düzenleme ile tarafların maruz kaldıkları masrafa ve zaman kaybı önlenmek ile tarafların maruz kaldıkları masraf ve zaman kaybı önlenmek istenmiştir. Bu tez çalışmasında, özellikle yoksulluk nafakası kavramı, koşulları, hükümleri, maddi tazminatla olan ilişkisi, yoksulluk nafakasına ilişkin düzenlemeler, 4721 Sayılı Medeni Kanun ile değiştirilen hükümler doktrin ve yargı kararları doğrultusunda incelenmiştir. 4721 Sayılı Medeni Kanun ile Eski Medeni Kanun Hükümleri karşılaştırılmıştır.

Nafaka
Hatice Perktaş
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Hukuksal yönleriyle insan geni üzerindeki incelemeler

İnsan geni üzerindeki incelemeler, genlerin ve gen ürünlerinin incelenmesini içerir. Bu incelemelerin insanlığa bir çok alanda olumlu katkılar sağladığı açıktır. Ancak gen incelemeler, etik ve hukuksal açıdan çeşitli sorunlara yol açmıştır. Oluşan bu sorunlara hukuk, etik, biyoetik ve tıp biliminin kurallarıyla, etik ilkelere uygun çözümler getirilmeye çalışılmıştır. Ülkemizde gen incelemelerinin yapılışını ve sonuçlarını düzenleyen bağımsız bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Konuya ilişkin Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, AİHS gibi iç hukukumuzu bağlayıcı sözleşmelerin yanı sıra, bildirge ve yönergeler ile Anayasamız, TMK, TBK, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunu gibi ulusal yasalarımız ile Türk Deontoloji Nizamnamesi ve ÜYTE, HHY gibi yönetmeliklerle, insan geni üzerindeki incelemelerin sebep olduğu etik ve hukuksal sorunlar çözümlenmeye çalışılmaktadır. Bu nedenle genetik incelemeler ve tanılarla ilgili olarak , Gen Teşhisi Kanunu, Embriyonun Korunması Kanunu, Kök Hücre Araştırmaları Kanunu gibi kanunların bir an önce çıkarılması zorunludur. Hatta bu konuların tümünün İnsan Geni İncelemeleri Hakkında Kanun olarak düzenlenmesi isabetli olacaktır. Bu yasa ile insan haklarının ve temel özgürlüklerin ve insan onuruna saygının korunması gerçekleşecektir. İnsan geni üzerinde yapılacak incelemeler ile bu incelemelerin sonuçlarının etik ilkeler de göz önüne alınarak; ulusumuzun hak ettiği demokratik, çağcıl, insan onuruna ve haklarına uyan yasal düzenlemelerin, Avrupa Biyotıp Sözleşmesi başta olmak üzere evrensel hukuk normlara uygun olarak bir an önce gerçekleştirilmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Araştırma programlarıBiyo-tıpEtik+7
Remzi Demir
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu vesayeti organı olarak vasi ve vasinin hukuki sorumluluğu

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun Aile Hukuku kitabının üçüncü kısmında düzenlenmiş olan vesayet kurumu, esas itibariyle velayet kurumunun kanun yoluyla ihdas edilmiş hukuki bir ikamesi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişisel ve ekonomik menfaatlerini koruma gücünden mahrum ve velayet koruması altında bulunmayan küçükler ile ergin olmakla birlikte velayet altına alınamayan korunmaya muhtaç durumdaki kişilerin korunmasını amaçlayan vesayet kurumu, koruma görevini birtakım organlar vasıtasıyla yerine getirmektedir. Bu çalışmada genel itibariyle vesayet kurumu ve vesayet hukukuna egemen olan ilkelere ilişkin değerlendirmelerin yanı sıra vesayet kurumunun asli nitelikli organı olarak vasi ve vasinin görevlerine ilişkin açıklamalara yer verilmiştir. Bu bağlamda TMK'da detaylı şekilde düzenlenmiş olan vasinin görevlerinin yanı sıra anılan görevlerden dolayı vasinin hukuki sorumluluğu incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca kanun koyucu tarafından ihdas edilmiş olması ve bu bakımdan bir kamu hukuku kurumu olmasından dolayı devletin hukuki sorumluluğuna dair değerlendirmelere de yer verilmiştir. Uygulamada vasi ile vesayet altına alınan kişi arasındaki akrabalık ve benzeri nitelikteki organik bağlar nedeniyle vasinin hukuki sorumluluğunun etkili şekilde uygulanması söz konusu olmamaktadır. Bununla birlikte devletin sorumluluğu hususu vesayet hukuku bağlmanıda en etkin sorumluluk türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu surette çalışmanın sonuç kısmında vesayet kurumunun TMK'da öngörüldüğü şekilde etkin bir işlevselliğe kavuşturulması için önerilere de yer verilmiştir.

Aile hukukuHukuki sorumlulukKanunlar 4721 sayılı+4
Burak Tuncay
Çankaya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona ermesi: Irak ve Türkiye karşılaştırması

Bu tezin birbirine sınır komşusu olan iki ülkenin, Türkiye ve Irak'ın konut ve çatılı işyeri kiralama usulünde birbirlerine benzer noktaları ve farklı yönlerini ortaya çıkarmak amacıyla yazılmıştır. Coğrafi olarak çok yakın olsalar da iki ülkenin hukuk sistemleri farklıdır. Bunun sebebi ise her iki ülkenin başka ülkelerin hukuk sistemlerinden faydalanmış olmasıdır. Örneğin, Türkiye, İsviçre Hukuk Sistemini baz alırken, Irak Fransa'nın hukuk sistemini uygulamaktadır. Türkiye'deki sistemde konut ve işyeri kiralanmasının sonlanması için fesih bildiriminden yararlanılabilir. Buna ek olarak, kiralayanlar dava yoluyla kendi haklarını savunabilirler. Kiralama yapılmadan önce sözleşme kiracı ve kiraya veren arasında kurulur. Kiralamanın sonlanması için bu sözleşme kurallarına göre hareket edilmesi gerekir. Irak'ta uygulanan sistemde ise mülk sahibi, sözleşme kurallarına göre sahip olduğu hakları kullanmakta özgürdür. Her iki ülkenin farklı sistemler uyguluyor olması, sonuçlarında da farklılık göstermesi anlamına gelmektedir. Bu tez iki ülkenin mülk kiralama konusunda kanunlar doğrultusunda uygulanan sistemleri kıyaslamaktadır.

IrakIrak hukukuKarşılaştırmalı hukuk+6
Aras Abdulazeez Omar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Özel Hukukunda ecrimisil tazminatı

Bu çalışmamızda Türk Hukukunda oldukça yaygın bir uyuşmazlık olarak karşımıza çıkan ve çok uzun zamandır çeşitli açılardan tartışılmakta olan ve uzun süren bu tartışmalara rağmen ortak bir çözüme kavuşturulamamış ecrimisil tazminatı kurumunun hukuki niteliğini özel hukuk bakımından ele aldık. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ecrimisil tazminatının Türk Hukukundaki tarihi gelişimini, hukuki niteliğini ve bu tazminat kapsamında önem arz eden hukukî kavramları ele aldık. İkinci bölümde ise ecrimisil tazminatının talep edilmesi ve ecrimisil tazminatı talep edilip edilemeyeceği hususunda tartışmalı olan bazı özel durumlara inceledik.

EcrimisilHaksız fiilTürk özel hukuku+3
Mustafa Fikri Gemici
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türk hukukunda ceza koşulu

Ceza koşulu, zaman içinde borç ilişkilerinin artması ve tarafların birbirine duyduğu güvenin azalması ile uygulamada sıklıkla başvurulan bir teminat yöntemi haline gelmiştir. Çalışmamızda Türk hukukunda ceza koşulu, TBK temel alınarak incelenmiştir. İnceleme yapılırken doktrindeki önemli görüşlere ve güncel Yargıtay kararlarına da yer verilmiştir. Çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Bu kapsamda birinci bölümde, ceza koşulu kavramı, tanımı, tarihçesi ve unsurları açıklanarak ceza koşulunun amacı ve uygulama alanları incelenmiştir. İkinci bölümde, ceza koşulunun türleri açıklanmış ve her bir tür kendi içinde unsurları ile ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, ceza koşulunun zarar ile ilişkisi, aşırı ceza koşulunun indirimi ve usul işlemleri incelenmiştir. Devamında, ceza koşulunun tacirler bakımından TTK'ya göre incelemesi yapılmış ve ceza koşulunun sona erdiği hâller izah edilmiştir.

CezaCezai şartSeçimlik ceza koşulu+4
Sezin Bozatlı
Hasan Kalyoncu University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Kazandırmanın hukukî sebebi (Causa)

Her kazandırmanın bir sebebi vardır. Hukukî sebep kavramı da esas itibariyle kazandırma kavramı ile birlikte kullanılır ve hukukî sebep, kazandırmayı, işleme katılan taraflar ve özellikle kazanan taraf açısından haklı göstermeye yarar. Kanunda hukukî sebep kavramına ilişkin bir tanım mevcut değildir. Hukukî sebep (causa), kazandırıcı işlemde, kazandırmada bulunan tarafın doğrudan ulaşmak istediği, tarafların üzerinde mutabık kaldığı, işleme hukukî karakterini veren en yakın ve tipik amacı ifade eder. Kazandırma ile takip edilen amacın tipik bir amaç olması, söz konusu işlemi kim yaparsa yapsın kişiden kişiye değişmeyen, herkes için aynı olan amaç anlamına gelir. Bu bakımdan hukukî sebep, hukuk düzeninin bir işleme bağladığı objektif sonucu da ifade eder. Hukukî sebebin, kazandırmada bulunan tarafın amacı ve tarafların amaç üzerine anlaşması şeklinde iki unsuru söz konusudur. Hukukî sebep, kazandırmaya hukukî karakterini verdiği ve dolayısıyla yapılan işlemin hukukî niteliğini gösterdiği için, o işleme uygulanacak hukuk kurallarını da belirler. Ayrıca hukukî sebep, hukukî işlemlerin ve bu çerçevede kazandırıcı işlemlerin kuruluş ve geçerliliğinde de büyük bir öneme sahiptir. Zira hukukî sebep, sözleşmenin objektif esaslı unsurlarından birini oluşturur. Bu bakımdan irade açıklamalarının hukukî sebep üzerinde de birbirine uygun olması gerekir. Kazandırmanın amacına ilişkin olarak tarafların yaptıkları anlaşma "sebep anlaşması" olarak ifade edilmektedir. Borçlandırıcı işlem ile yapılan kazandırmalarda hukukî sebep, "iç sebep" olarak yapılan işlemin içerisinde yer almakta ve işlemin zorunlu bir unsurunu teşkil etmektedir. Bu bakımdan borçlandırıcı işlemler kural olarak sebebe bağlı işlemlerdir. Tasarruf işlemi ile yapılan kazandırmalarda hukukî sebep, "dış sebep" şeklinde ortaya çıkmakta ve bu işlemin yapılmasına temel teşkil eden borçlandırıcı işlemi ifade etmektedir. Tasarruf işleminin hukukî sebebinin dış sebep şeklinde olması, borçlandırıcı işlemdeki geçersizliğin tasarruf işlemini etkileyip etkilemeyeceği sorusunu gündeme getirmektedir. Tasarruf işleminin sebebe bağlı olup olmadığı hukuk politikası sonucunda belirlendiği için bu konuda genel bir ifadede bulunmak mümkün değildir. Türk/İsviçre hukuku bakımından taşınmaz mülkiyetinin devri dışındaki kazandırıcı işlemlerin sebebe bağlı olup olmadığı oldukça tartışmalıdır.

BorçlandırmaHukuki sonuçSebep+3
Esen Kabaş Tezcan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda destekten yoksun kalma tazminatı

Destekten yoksun kalma tazminatı ölen kişinin desteğinden yoksun kalanların talep ettiği bir tazminat türüdür. Bu tazminatta, kişini ölenle arasındaki desteklik ilişkisini, desteğin ölümünden dolayı zarar gördüğünü, desteğin bakımına muhtaç olduğunu kanıtlaması gerekir.

Destekten yoksun kalma tazminatıMaddi tazminatMaddi zarar+4
Yasemin Dönmez Piri
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Mirasın reddi

Çalışmanın konusu mirasın reddi müessesesidir. Çalışmada mirasın reddine ilişkin Medenî Kanun hükümleri, öğretide ileri sürülen görüşler ve Yargıtay kararları ile birlikte değerlendirilmiştir.Tezin birinci bölümünde öncelikle ret kavramı ve ret beyanının hukukîniteliği üzerinde durulmuştur. Daha sonra gerçek ret ve hükmî ret ayrı ayrı incelenmiştir. Gerçek redde ret hakkının kullanılması ve ret hakkının kullanılmasındaki usûli meseleler ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Gerçek ret incelendikten sonra bir diğer ret çeşidi olan hükmî ret incelenmiştir. Burada özellikle hangi şartlar altında hükmî reddin söz konusu olacağı ve hükmî ret halinde ortaya çıkacak sonuçlar üzerinden durulmuştur.İkinci bölümde mirasın reddinin sonuçları üzerinde durulmuştur. Bu başlık altında öncelikle reddin mirasbırakanın serbest tasarruf oranına ve mirası reddeden mirasçının denkleştirme yükümlülüğüne etkisi değerlendirilmiştir. Daha sonra yasal ve atanmış mirasçılar bakımından reddin sonuçları ve vasiyet alacaklısının mirası reddinin sonuçları ayrı ayrı incelenmiştir. Burada yasal mirasçı olan devletin mirası reddinin sonuçları da ayrıca ele alınmıştır.Tezin son bölümünde ret hakkının kötüye kullanılması halinde mirası reddeden mirasçının ve mirasbırakanın alacaklarının sahip oldukları haklar incelenmiştir. Bu kapsamda ilk olarak reddin iptali davasının şartları, usule ilişkin meseleler ve davanın sonuçları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Daha sonra mirasbırakanın alacaklılarının denkleştirmeye tabi kazandırmanınkendilerine geri verilmesine yönelik olarak sahip oldukları davanın şartları ve sonuçları üzerinde durulmuştur.Anahtar Sözcükler:1.Miras Hukuku2.Mirasın Reddi3.Hükmi Ret4.Gerçek Ret5.Reddin İptali

Medeni KanunMedeni hukukMiras+3
İzzet Başara
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Elektrik enerjisi tedarik sözleşmeleri

4628 sayılı ve 03.03.2001 tarihli Elektrik Piyasası Kanunu ile elektrik sektöründeki faaliyetler ayrıştırılmıştır. Kanunda piyasa faaliyetleri üretim, iletim, dağıtım, toptan satış, perakende satış, perakende satış hizmeti, ticaret, ithalat ve ihracat olarak sayılmıştır. Elektrik Piyasası Kanunu öncesinde elektrik endüstrisinde tekelci bir yapı söz konusu iken, Kanun sonrasında elektrik endüstrisinin tekelci yapısı ortadan kaldırılarak, rekabete dayalı bir elektrik piyasası kabul edilmiştir. Yeniden yapılandırma çerçevesinde elektrik faaliyetlerinden rekabete açılabilecek nitelikteki olanlar rekabetçi rejime tabi tutulmuş, buna karşılık rekabete açılamayan faaliyetler ise bağımsız düzenleyici kuruluşların düzenleme ve denetlemesine (regülasyonuna) tabi tutulmuştur. Gerek dünyada gerek Ülkemizde uzun yıllar elektrik dağıtımı ve satış iç içe geçmiş ve birlikte düşünülmüştür. Klasik elektrik tedarik sözleşmesinde elektriğin satışı ile şebekeye bağlantı ve şebekenin kullanımı bir tek sözleşme içinde yer almaktaydı. Buna karşılık modern hukukî düzenlemeler ile özellikle dağıtım ve satış birbirinden ayırt edilmiş; elektrik satışı, dağıtımdan ayrı bir faaliyet olarak düzenlenmiştir. Sektörün yeniden yapılandırılması, klâsik elektrik tedarik sözleşmesinin unsurlarını, taraflarını ve içeriğini farklılaştırmış elektrik ticaretinin ve borsalarının önünü açmıştır. Gerçekten de rekabete dayalı serbest piyasanın oluşumu ile birlikte, elektrik tedarik sözleşmesi bir tarafta şebekeye bağlantı ve şebekenin kullanımı, diğer tarafta elektriğin satışı şeklinde hukuki niteliği farklı iki ayrı sözleşme halini almıştır.

ElektrikElektrik enerjisiElektrik sektörü+2
Mustafa Yavuz
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Bağlantılı haklar

Bu tezde, Türk Hukukunda bugüne kadar çok az incelenmiş olan bir konu, bağlantılı haklar konusu incelenmiştir. Türk Hukukunda bağlantılı haklar iki başlık halinde incelenmektedir. Bunlardan birincisi Komşu Haklar diğeri ise film yapımcılarının haklarıdır. Komşu haklar ise icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve radyo televizyon kuruluşlarının haklarından oluşur. Bu çalışmada öncelikle fikri haklar ve bağlantılı haklar tarihi süreç olarak incelenmiştir. Ardından, kavram olarak anlatılmış, bağlantılı hakların, hukuki niteliği ve hükümleri değerlendirilmiştir. Bağlantılı haklar üzerindeki sınırlama ve istisnaların incelenmesinin ardından, bağlantılı hakların korunması anlatılmıştır. Son bölümde ise bağlantılı hakların korunması, davalar ve zamanaşımı incelenmiştir. Bu incelemeler sonunda, gerek eser sahibinin gerekse bağlantılı hak sahiplerinin haklarının korunmasının gerekliliği ve bunun için uluslararası düzenlemelerin zorunluluğu ve zorlukları dile getirilmiştir.

Bağlantılı haklarFikri mülkiyet hukukuFikri ve sınai mülkiyet hakları
Mustafa Şahin
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2011
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet ortamında kişilik haklarının ihlâli ve korunması

Tezimizin konusunu, İnternet ortamında gerçekleştirilen kişilik hakkı ihlâlleri ve bu ihlâller karşısında başvurulabilecek korunma yöntemleri oluşturmaktadır. Kişilik hakkı ihlâlleri son yıllarda ortaya çıkan bir ihlâl olmamakla birlikte bilim ve teknolojinin gelişmesine paralel olarak İnternet ortamına taşmıştır. Bu durum ise zaten çözümü güç olan meseleleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.Kişilik hakları konusunda tanım vermenin zorluğu bir tarafa bırakıldığında; kişilik haklarını, doğumla kazanılan, kişinin kendi iradesiyle dahi vazgeçmesinin mümkün olmadığı, herkese karşı ileri sürülebilen, kendisine sıkı sıkıya bağlı, maddi, manevi, iktisadi değerler gibi değerlerin bütünü olarak ifade edilebilir.Kişilik hakları İnternet ortamında çeşitli şekillerde ihlâl edilmektedir. Tabi bu haklardan hepsinin İnternet ortamında ihlâl edilmesi hakların doğası gereği mümkün değildir. Örneğin bir kimsenin hayat hakkının ya da vücut bütünlüğü hakkının İnternet ortamında ihlâl edilmesine olanak yoktur. Çünkü bu haklar ancak fiili bir saldırı neticesinde ihlâl edilebilir. Oysa İnternet ortamındaki kişilik haklarının ihlâl edilmesindeki temel özellik, ihlâlin sanal ortamda gerçekleştirilmesidir.İnternetin sahip olduğu hız ve tıkanmadan çalışabilme kabiliyeti bir takım teknik unsurların varlığına bağlıdır. Bu unsurları İnternetin yapısal unsurları olarak adlandırabiliriz. İnternetin yapısal unsurları; TCP/IP, web teknolojisi, intranet ve extranetlerdir. Bu unsurlardan en önemlisi TCP/IP'dir. TCP/IP, İnternet ağına dâhil olan bilgisayarların herhangi bir sorunla karşılaşmaksızın veri alışverişini gerçekleştirebilmeleri için getirilen kurallardır.Günümüz dünyasının artık vazgeçilmezlerinden birisi haline gelen İnternet, sayılamayacak ve sınıflandırılamayacak kadar çok alanlarda ve amaçlarla kullanılmaktadır. Buna rağmen, İnternettin yaygın olarak kullanılan işlevlerini belirtmekte fayda vardır. İnternet; FTP, e-posta, posta listeleri, haber grupları, e-bültenler, haber ağları, sohbet, bilgisayar ilan panoları gibi iletişim yöntemlerinin kullanılmasına olanak sağlar.İnternet ortamında kişilik haklarının ihlâli birçok şekilde gerçekleşebilir. Günümüzde, İnternet ortamında gerçekleştirilen kişilik hakkı ihlâllerinin en çok görülen şekli web sitesindeki yayınlardır. Bu yayınlarda da kişinin şeref ve haysiyetine yönelik saldırılar ile kişinin meslekî ve ekonomik haklarına yapılan saldırılar ağırlıktadır. Alan adı ihlâlleri, e-postalar, spamlar aracılığıyla gerçekleştirilen saldırılar, fake mail, spoofing, phishing, pharming yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen saldırılar, Truva atları, bukalemunlar, ağ virüs ve solucanları kullanılarak gerçekleştirilen saldırılar da kişilik haklarının ihlâline yönelen saldırılarda önemli bir yere sahiptir.İnternet ortamında gerçekleştirilen kişilik hakları ihlâllerinin yaygınlığı İnternet servis sağlayıcıların sorumluluğunu gündeme getirmiştir. İnternet servis sağlayıcılar sözleşmeden doğan sorumluluklarının yanında hukuki ve cezai sorumlulukları da vardır.İnternet ortamında kişilik haklarının ihlâli daha çok haksız fiil niteliğindedir. Bu bakımdan İnternet ortamında kişilik haklarını ihlâl eden kimselerin sorumluluğu da haksız fiil esaslarına göre tayin edilir.İnternet ortamında kişilik hakları ihlâl edilen kimse cezai soruşturma ve kovuşturma için ilgili makamlara başvurabileceği gibi bir takım davaları da açabilir. Bu davalar TMK m. 25'te ifade edilen önleme, durdurma, tespit, maddi, manevi tazminat ve vekâletsiz iş görme davasıdır. Bu davalar neticesinde kararın üçüncü kişilere bildirilmesi de istenebilir.

Bilgisayar suçlarıKişilikKişilik hakkı+4
Habip Oğuz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Taşınmaz mal zilyetliğinin tecavüzlere karşı idari yoldan korunması

Tezimizin konusu, ?taşınmaz mal zilyetliğinin tecavüzlere karşı idari yoldan korunmasıdır. Bir görüşe göre hak, diğer görüşe göre fiilî durum, bizim de katıldığımız üçüncü görüşe göre de hukukî bir durum olan zilyetliğin idarî yoldan korunması hukukumuzda önemli bir yer teşkil etmektedir. Öyle ki; önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi zilyetliğin idarî yoldan korunması, Türk Hukuku bakımından çok eskilere, cumhuriyet öncesine, dayanan usûldür. Bu çerçevede tezimiz, girişin ardından iki ana bölümden ve sonuçtan oluşmaktadır.Tezin giriş bölümünde, konunun öneminin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olmak bakımından, zilyetliğin idarî yoldan korunmasının ayrıntılı bir tarihçesine ve 3091 Sayılı Kanunun 5917 Sayılı Kanunla karşılaştırılmasına yer verilmiştir. Birinci bölümde konu ile ilgili temel hukukî kavramlara (taşınmaz mal ve zilyetlik) yer verilmiştir. Taşınmaz malın konusu ve çeşitlerine değindikten sonra, zilyetlik kavramı üzerinde ayrıntılı olarak durulmuş, doktrinde ihtilaflı olan hususlarla ilgili bütün temel görüşlere yer verilmekle beraber sonunda kendi görüşümüz de bildirilmiştir. Çalışmanın ikinci kısmı ise ?taşınmaz mal zilyetliğinin müdahale ve tecavüzlere karşı idarî yoldan korunması? başlığını taşımaktadır. Bu bölümde tecavüz ve müdahale kavramları açıklanmış, ardından 3091 Sayılı Kanuna göre başvuru, soruşturma,karar, karara karşı başvuru, infaz, ikinci ve sonraki müdahale ve tecavüzler, cezai hükümler ile uygulamaya dair çeşitli hükümlere yer verilmiştir. Konular hakkında yeri geldikçe, çalışmanın bütünlüğünü bozmayacak şekilde, kısaca yargı içtihatlarına yer verilmiştir. Tezin sonuç bölümünde ise, konunun genel değerlendirilmesi yapılmış, uygulamadaki eksikliklere ve yanlışlıkların düzeltilmesine ilişkin önerilerimize kısaca değinilmiştir. Bunların yanında çalışmanın sonunda ?ek? olarak, uygulamada kullanılan form, evrak ve tutanak örnekleri yer almaktadır.Anahtar Kelimeler1.3091 Sayılı Kanun2.Taşınmaz Mal Zilyetliği3.Zilyetliğin İdarî Yoldan Korunması4.Tecavüz5.Müdahale

GayrimenkullerTaşınmaz iktisabıZilyedlik+1
Bilal Özkan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2010
11
Master'sOpen AccessTR

Vekalet sözleşmesinde tarafların borçları

Vekalet, vekilin, vekalet verenin yararına ve iradesine uygun olmak üzere bir iş görme borcunu üstlendiği sözleşme türüdür. İş görme sözleşmelerinden bir tanesi olan vekalet sözleşmesinde, vekilin ve müvekkilin vekalet sözleşmesi kapsamında borçlarının değerlendirildiği tezimiz, üç ana bölümden oluşmaktadır.Tezimizin birinci bölümünde vekalet sözleşmesinin tanımı, unsurları, özellikleri ile hukuki niteliği incelenmiş ve daha sonra vekalet sözleşmesinin diğer iş görme sözleşmeleri ve temsille karşılaştırması yapılmıştır.Vekil, vekalet sözleşmesi gereği başkası adına işler yapmakla yetkilendirilmiş olan kişidir. Tezimizin ikinci bölümünde vekalet sözleşmesinde vekilin borçları irdelenmiştir.Vekalet sözleşmesinde, vekilin karşısında olan kişi müvekkildir. Müvekkil, kendisini vekil ile temsil ettiren kişi; yani başka bir kişiyi vekil eden kişidir. Tezimizin üçüncü bölümünde ise vekalet sözleşmesinde müvekkilin borçları değerlendirilmiştir.Tez çalışmamızın sonuç kısmında ise, bu çalışma kapsamında ulaşılan sonuçlar özet halinde sunulmuştur.

Vekalet hakkıVekaletnameVekil
Özlem Demir Yüce
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

İstisna sözleşmesinde müteahhidin ayıba karşı tekeffül borcu

İstisna sözleşmesi, sosyal hayatta sıkça karşılaşılan bir akit çeşididir. Özellikle teknolojinin gelişmesine bağlı olarak bu durum hayatın hemen her noktasında kendisini hissettirmektedir. Bu bağlamda çalışmamızda, ayıplı bir eser dolayısıyla iş sahibinin sahip olduğu seçimlik haklar ve bu hakları kullanabilmesi için yerine getirmesi gereken yükümlülükler ele alınmıştır.Her ne kadar Borçlar Kanunu ile birlikte, aynı zamanda 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu na tabi yapım ve hizmet işlerinde uygulanan Bayındırlık İşleri Genel Şartnamesi ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması hakkında Kanunu nda da bu konu ile ilgili düzenlemeler yer alsa da, çalışmamızda, yalnızca Borçlar Kanunu ndaki hükümleri incelemiş, sadece gerekli yerlerde diğer mevzuata değinilmiştir. Çalışmamız telif edilirken, yeri geldiğinde tartışmalı noktalar, doktrindeki yazarların görüşleri verilmek suretiyle bir neticeye bağlanmaya çalışılmış; bu neticelere ulaşırken, uygulamayı oluşturan Yargıtay ın kararlarından da bahsedilmiştir.Tezin birinci bölümünde, genel olarak istisna sözleşmesi incelenmiştir. Bu bölümde öncelikle istisna akdinin unsurları ele alınmıştır. Daha sonra ise istisna akdinin taraflarını oluşturan müteahhit ve iş sahibi verilmiştir.İkinci bölümde müteahhidin ayıba karşı tekeffül borcunun tanımı yapılarak diğer bazı sözleşmelerdeki ayıba karşı tekeffül yükümlülükleri ile karşılaştırmalar yapılmıştır.Üçüncü ve dördüncü bölümlerde sırasıyla müteahhidin ayıba karşı tekeffülden sorumlu tutulması için gerekli şartlar ile bu şartlarla birlikte iş sahibinin de yerine getirmesi gereken yükümlülükler ele alınmıştır.Çalışmamızın beşinci bölümünde ayıplı bir eser nedeniyle iş sahibinin sahip olduğu haklar ayrıntılı olarak anlatılırken; son ve altıncı bölümde ise, müteahhidin bu borcunun sona ereceği durumlar verilmiştir.

Cem Doğan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Velayet hakkının kullanımı

Bu tez çalışması ile velayet kavramı tanımlanıp özelikleri belirlenerek, çocuğun şahsı ve malları bakımından velayetin kullanımı, velayet altındaki çocuğun ehliyeti, ana babanın temsil yetkisi anlatılmıştır. Çocuğun şahsı ve mallarının korunması bakımından alınması gerekli önlemler ve velayetin kaldırılması da çalışmamın kapsamı içindedir. Velayet; ana ve babaya tanınan, çocuğun yetiştirilmesi, eğitimi, temsili, mallarının yönetimi ile ilgili olarak hak ve yükümlülüklerdir. Velayet, sadece ana ve babaya aittir ve ana baba tarafından birlikte kullanılır. Velayet; kişiye sıkı sıkıya bağlı, başkalarına devredilemez, mirasçılara geçmez ve feragat edilemez. Ana ve babanın velayeti kullanmaları sınırsız değildir. Sınır ölçülülük ilkesidir. Velayet hakkını kullanan ana ve baba tarafından çocuğun özgürlükleri ölçülülük ilkesi uygulanarak sınırlanacaktır. Ana ve baba velayeti gereği gibi yerine getirmedikleri takdirde çocuğun şahsı ve malları bakımından önlemler alınmaktadır. Çocuğun korunması için başka çare kalmadığı veya hakim tarafından alınan diğer önlemlerin sonuçsuz kalacağı anlaşıldığı takdirde ana ve babadan veya sadece taraflardan birinden velayetin mahkeme kararı ile kaldırılmasına karar verilir. Velayet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi ve ana babanın ilgisizliği, ihmalkarlığı halleri velayetin kaldırılması nedenleridir. Türk Medeni Kanununda belirtilen velayetin kaldırılması nedenleri sınırlayıcı değildir. Ana ve babanın yeniden evlenmesi tek başına velayetin kaldırılması nedeni değildir. Çocuğun menfaati gerektirdiğinde ana babanın yeniden evlenmesi velayetin kaldırılması nedeni kabul edilmektedir.Anahtar Sözcükler1.Velayet2.Çocuğun Şahsı3.Çocuğun Malları4.Çocuğun korunması5.Velayetin kaldırılması

Elvan Zeybek
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda tapuya kayıtlı olmayan taşınmaz malların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılması

Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmaz malın, olağanüstü zamanaşımı hükümleri çerçevesinde, bu taşınmaza zilyet olan kişi adına tapu kütüğüne tescil edilmesi belli şartların yerine getirilmesi ile mümkündür. Bu şartlar, mevzuatımızda esas olarak Medeni Kanun ve Kadastro Kanununda düzenlenmiştir. Ancak bu düzenlemelerin yeterli olmadığı noktalarda devreye, yargı kararları ve doktrin girerek eksik kalan hususların tamamlanmasına çalışılmıştır.Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, bir taşınmazın olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyetini kazanmak için, bu taşınmazın tapuya kayıtlı olmaması gerekir. Yine bu taşınmazın kendi adına tescilini isteyen kimse, sözkonusu taşınmaza yirmi yıl süreyle davasız ve aralıksız olarak zilyet olmalıdır. Tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmaza, bu şartlarla zilyet olan kimse, bu taşınmazın kendi adına tapuya tescilini mahkemeden talep edebilir. Mahkeme yaptığı incelemede, sözkonusu şartların yerine getirilip getirilmediğini tespit eder. Eğer şartların oluşmadığını düşünüyorsa mahkeme davayı reddeder; ancak zilyedin talebi, sözkonusu şartları içeriyorsa mahkeme bu taşınmazın zilyet adına, tapuya tesciline karar verir. Böylece tapuya kayıtlı olmayan bir taşınmazı, yirmi yıl boyunca zilyetliğinde bulunduran kişi, bu taşınmazın mülkiyetini olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanmış olur.Anahtar Kelimeler:1- Olağanüstü2- Zamanaşımı3- Taşınmaz Mal4- Tapu5- Tescil

Atakan Çömek
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Küçüklerin evlat edinilmesi

Tezimizin konusunu oluşturan ?Küçüklerin evlat edinilmesi? Türk MedeniKanunun 305-312. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Bir küçüğün evlatedinilebilmesi için üç genel koşul aranmıştır. Bunlardan ilki, evlat edinen tarafındanküçüğün bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması, ikincisi evlat edinmenin mutlakaküçüğün yararına bulunması, üçüncüsü ise evlat edinenin diğer çocuklarınınyararlarının hakkaniyete aykırı bir şekilde zedelenmemesidir. Bu şartlar çocuğunyararına olmayacak evlat edinmeleri engellemek için getirilmiştir.Küçüklerin yararlarının korunması ilkesi, aile hukukunun temel kurallarındanolup küçüklerin evlat edinilmesinde temel koşul olarak uygulanacaktır. Küçüklerinevlat edinilmesinin tez konusu olarak seçilmesindeki amaç toplumun geleceğininteminatı olan çocukların, bedensel, sosyal ve zihinsel gelişiminin sağlıklı olmasınaçocuğun bir aile yuvasına kavuşmasına ve ihtiyaçlarının sağlanması yönüyle hizmeteden evlat edinme kurumuna açıklık kazandırmaktır.

Aile hukukuEvlat edinme
Ayşen Otlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Aile konutu

Tezin konusu ?AİLE KONUTU? dur. Tez giriş ve sonuç bölümleri dışında üç bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde; aile konutu kavramı, aile konutunun önemi ve düzenlenme amacı ele alınarak, Türk hukukundaki özellikleri vurgulanmak istenmiştir.İkinci bölümde, aile konutunun ne olduğu belirtildikten sonra, bu konut üzerinde üstün hak sahibi olan eşin, bu hak sahipliğinin niteliğini ve söz konusu haklarını kullanırken hangi hukuki işlemlerin TMK. m. 194 kapsamında, diğer eşin rızasını gerektireceği hususu açıklanmıştır.Üçüncü bölümde, TMK. m. 194 gereği zorunlu olan diğer eşin rızasının hukuki niteliği, rıza vermemenin sonuçları ve rıza vermekten kaçınma halinde, hak sahibi eşin TMK. m. 194/II gereği mahkemeden tek başına yetki talebi ile son bölümde TMK. m. 194/III ile getirilen aile konutu şerhinin hukuki niteliği incelenmiştir.

Aile konutuKonutTürk Hukuku
Ayşegül Nohut
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda evlat edinme

Bu çalışmada, evlât edinme kurumu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'na göre çeşitli yönleri ile incelenmiş ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi'nde yer alan hükümlere nazaran farklılık gösteren hükümler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır.Evlât edinme kurumu, Roma hukuku ile İslamiyet öncesi ve sonrası Türk hukukunda değişik aşamalar geçirmiştir. Evlât edinme kurumu, benzer kurumlar olan, beslemelikten, süt evlatlığından, gerçek soybağından ve koruyucu aileden çok farklıdır. Çünkü, evlât edinmeyle, evlât edinenle evlatlık ve onun alt soyu arasında hısımlık ilişkisi doğar. Ayrıca evlat edinme, mahkeme kararı ile kurulur.Türk Medeni Kanunu'nda evlat edinme, küçüklerin evlât edinilmesi ile erginlerin ve kısıtlıların evlât edinilmesi olarak iki şekilde düzenlenmiştir. Evlat edinmede kural, küçüklerin evlat edinilmesi; istisna ergin veya kısıtlıların evlat edinilmesidir. Evlât edinme yaşı, evli kişiler ile evli olmayan kişiler için farklı düzenlemiştir. Evli kişilerin evlât edinebilmeleri, eşlerin otuz yaşını doldurmuş olmalarına veya en az beş yıldan beri evli olmalarına bağlanmıştır. Buna karşılık evli olmayanların evlât edinmesi için otuz yaşını doldurmuş olmaları gerekir. 4721 sayılı Türk Medenî Kanununda da, 743 sayılı Türk Kanunu Medenîsi'nde olduğu gibi, evlât edinecek kişi ile evlatlık arasındaki yaş farkı on sekiz olarak öngörülmüştür. Birlikte evlât edinme hakkı, kural olarak sadece evli olan eşler için kabul edilmiştir. Dolayısıyla, Kanunda sayılan istisnalar hariç, evli eşlerin tek başına evlât edinmeleri mümkün değildir.Evlât edinme ilişkisinin geçerli şekilde kurulabilmesi için kanun koyucunun öngördüğü aslî ve şeklî şartların yerine getirilmesi gerekir. Bu şartlara aykırı hareket edilmesi, evlât edinme ilişkisinin yokluğu veya kaldırılması sonucunu doğurur.Evlât edinme tek yönlü bir miras hakkı doğurur. Türk Medeni Kanununa göre, ana ve babaya ait olan haklar ve yükümlülükler, evlât edinme ile birlikte evlât edinene geçer. Bunun sonucu olarak evlât edinen, evlatlığın mallarını yönetme ve ondan yararlanma hakkını kazanır. Evlat edinme ile, evlatlık ile evlât edinen ve bunlardan biriyle diğerinin koca veya karısı arasında evlenme yasağı meydana gelir.

Evlat edinmeMahkeme kararlarıMiras hakkı
Cengiz Kaya
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Teminat sözleşmelerinde rücu ilişkileri

Çalışmanın amacı, kefalet ve garanti sözleşmeleri ile ipotekte rücu ilişkileri konusunda bilgi vermektir. Öncelikle, konuya genel bir giriş yapılmıştır. Bu amaçla, ilk bölümde, teminat kavramı, teminat sözleşmesi türleri, rücu ve halefiyet konularından söz edilmiştir. Takip eden bölümlerde ise, kefalet ve garanti sözleşmeleri ile ipotekte rücu haklarına ayrı başlıklar altında yer verilmiştir.Kefilin asıl borçluya ve diğer kefillere karşı rücu hakkı, sırayla Borçlar Kanunu'nun 496. ve 488. maddelerinde düzenlenmiştir. Her iki hükümde tanınan rücu hakkı, halefiyet esasına dayanmaktadır. Bununla birlikte kefilin halefiyete dayalı olmayan, diğer sorumlular ile arasındaki iç ilişkiden doğan rücu hakları da bulunmaktadır.Garanti verenin, sorumlu bulunan diğer kişilere karşı rücu hakkı, atipik bir sözleşme olması nedeniyle, kanunda düzenlenmemiştir. Borçlar Hukukunda halefiyet, ancak kanuna dayalı olarak söz konusu olabileceği için, atipik olan garanti sözleşmesinde rücu hakkı halefiyete dayalı olamaz.Garanti verenin rücu hakkı, rücu borçlusu ile arasında kontrgaranti sözleşmesi bulunup bulunmamasına göre bir ayırıma tabi tutulmalıdır. Eğer garanti verenle rücu borçlusu arasında kontrgaranti sözleşmesi bulunmakta ise, rücu hakkının hukuki sebebinin kontrgaranti olacağı kuşkusuzdur.Bununla birlikte, böyle bir kontrgaranti sözleşmesi bulunmasa bile, rücu hakkına ilişkin genel kurallar uyarınca garanti verenin rücu hakkı doğabilecektir. Buna göre, garanti verenin rücu borçlusu ile arasındaki iç ilişkinin niteliğine göre, vekâlet, vekâletsiz iş görme veya sebepsiz zenginleşme hükümlerine dayalı rücu hakkı olacaktır.İpotekte rücu hakkının doğumu için, öncelikle ipotek ile temin edilen borcu ödemeden sorumlu birden fazla kişinin bulunması gerekir. İçlerinden birinin ödeme yaparak taşınmazı ipotekten kurtarması halinde, sorumlu bulunan diğerlerine karşı rücu hakkı doğacaktır.İpotekte rücu hakkının varlığına ilişkin tek yasal düzenleme, Türk Medeni Kanunu' nun 884. maddesidir. Bu hüküm gereğince; ``Borçtan şahsen sorumlu olmayan rehinli taşınmaz maliki, borçluya ait koşullar içinde borcu ödeyerek taşınmazın üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını isteyebilir. / Alacak, borcu ödeyen malike geçer.''TMK. m. 884 hükmü dışında başka bir yasal düzenleme olmasa da, ipoteğin temin ettiği alacaktan sorumlu birden fazla kişinin bulunduğu diğer hallerde de, genel rücu hükümleri nedeniyle rücu hakkının varlığı kabul edilmelidir.

Arife Özge Yenice
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Velâyetin kapsamı ve hâkimin müdahalesi

Hukuk düzeni toplumun en küçük birimi olan ailedeki ana, baba ve çocuk ilişkisini genel ve soyut kurallara bağlayarak bu ilişkideki zayıf konumda olan çocuğun korunmasını amaçlamıştır. Gerçekten de çocuk fizikî, zihnî ve ekonomik anlamda henüz tam bir yeterliliğe erişmemiş olması sebebiyle korunmaya muhtaçtır. Bu nedenle velâyet tarafların birbirlerine karşı olan hak ve ödevleri ile bu hak ve ödevlere aykırı hareket edilmesi halinde oluşacak sonuçların belirlenmesi şeklindeki hukukî bir kurum olarak karşımıza çıkar.Velâyetin konusunu hukuken ayrı bir kişiliğe sahip olan çocuk oluşturur. Velâyet hakkı diğer kişilik haklarından farklı olarak ana ve babaya kendi menfaatleri açısından değil de çocuğun menfaati için tanınmıştır. Başka bir deyişle söz konusu haktan faydalanacak olan çocuktur. Ana ve babaya velâyet dolayısıyla tanınan haklar çocuğun korunmasına yönelik olup daha çok ödev niteliğindedir.Velâyetin çocuğun şahsı üzerinde ana ve babaya yüklediği ödevler esas itibariyle çocuğun bakımı ve eğitimine ilişkindir. Buna göre ana ve baba çocuğu, besleyip büyütmek; sağlığına, fizikî gelişimine özen göstermek zorundadırlar. Bunun gibi ana ve baba kendi maddi güçleri elverdiği oranda çocuğun yeteneklerini de göz önünde tutarak ona iyi bir eğitim imkanı sağlamak, meslek kazandırmak ve çocuğa dinî eğitimini de vermekle yükümlüdürler.Ana ve babanın velâyetten doğan ödevlerini hiç ya da gereği gibi yerine getirmemeleri yahut kendilerine tanınan hakları kötüye kullanmaları halinde çocuğun korunması sorunu ortaya çıkar. Çocuğun korunması hukukumuzda çok sayıda kanun, tüzük ve yönetmelikle düzenlenmiş geniş kapsamlı bir konudur. Söz konusu konu aynı zamanda çok sayıda uluslararası antlaşmaya da konu olmuştur. Ana ve babanın kusurlu veya kusursuz şekilde ödevlerini ihlal etmeleri sonucu çocuğun yaranının tehlikeye düşerek korunmaya muhtaç hale gelmesinde hâkimin velâyete müdahale ederek çocuğun korunması için gerekli tedbirleri alır.17/01/1998 tarihlinde yürürlüğe giren 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile aile bireylerinin aile içi şiddetten korunmak amacıyla getirilen tedbirlerden, çocuğun korunması için de faydalanılabilir.Çocuğun korunmasına yönelik hükümler içeren Kanunlardan biri de 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunudur. Bu kanun kapsamına göre çocuk statüsünde olan şüphelilerin yargılaması özel hükümlere tabidir. Belirtilen kanunlar dışında 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu da çocukların korunmasına yönelik hükümler içeren başka bir kanundur.Ülkemize bakıldığında aile kurumunun hala güçlü olduğu görülür. Ancak sosyal ve ekonomik güçlüklerin, bu kurumu belirli ölçülerde zayıflattığı da bir gerçektir. Birçok aile çocuklarının çalışmasına ekonomik açıdan zorunlu görmektedir. Bu sebeple çocukların sokaklarla tanışmaları erken yaşta olmaktadır. Çalışma yaşamındaki ilişkiler, hayli çarpık gelişen kentleşme sonucu ortaya çıkan yoksul kent mahalleleri, yoksulluk ve işsizlik sokakta yaşayan ve çalışan çocukların sayısının giderek artmasına yol açan etmenlerdir.

Aile içi ilişkilerAile içi şiddetVesayet+3
Burcu Yılmaz Önal
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Borsada hisse senedi alım satım sözleşmesi ve hakkın intikali

Borsada Hisse Senedi Alım Satım Sözleşmesi Ve Hakkın İntikali, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2008.?Borsada Hisse Senedi Alım Satım Sözleşmesi Ve Hakkın İntikali? konulu tezimizin ilk bölümünde, sözleşmenin kavramsal çerçevesi ve tarafları tanıtılmış, Borsa nezdinde sözleşmenin kuruluşu incelenmiştir. Buna göre; menkul kıymet borsalarında hisse senedi alım satım sözleşmesi akdetmek isteyen yatırımcıların, öncelikle SPKn uyarınca kurulan ve Borsa üyelik belgesini haiz bir aracı kurum ile alım satıma aracılık çerçeve sözleşmesi imzalaması gerekmektedir. Anılan sözleşme dairesinde aracı kurum, yatırımcının temsilcisi sıfatıyla, ondan aldığı talimatları Borsa'ya iletmektedir. Borsa sisteminde geçerli kurallar çerçevesinde alım ve satıma yönelik bu talimatların eşleşmesiyle sözleşme kurulmaktadır.Tezin ikinci bölümünde sözleşmenin ifa safhası ve ifa edilmemesi incelenmiştir. Sözleşmenin ifasını sağlayan takas, işlem gününü takip eden ikinci günün sonunda, Takasbank tarafından, MKK nezdindeki takas havuz hesabı ve aracı kuruluş havuz hesapları kullanılarak gerçekleştirilmektedir. Takas günü hisse senedi ve/veya nakit borcunu ifa etmeyen aracı kuruluş herhangi bir ihtar veya mehile gerek olmaksızın temerrüde düşmektedir. Bu halde, satım işlemine konu hisse senetleri Borsa tarafından re'sen aldırılıp sattırılmak yoluyla ya da aracı kurumun Borsa nezdindeki teminatlarına başvurulmak yoluyla ifa gerçekleştirilmekte; ayrıca aracı kurumdan temerrüt faizi tahsil edilmektedir. Yatırımcının takas gününe kadar aracı kuruma olan hisse senedi veya nakit teslim borcunu ifa etmemesi nedeniyle aracı kurum da temerrüde düşerse yatırımcının borcu her halde para borcuna dönmektedir. Yatırımcının temerrüdüne rağmen aracı kurum temerrüde düşmemişse, yatırımcının temerrüdünün sonuçları İMKB Yönetmeliği'nin 38. ve 39. maddeleri çerçevesinde belirlenmektedir.Üçüncü bölümde, ifa safhasının tamamlanmasıyla birlikte, kaydi hisse senedine bağlı ortaklık haklarının intikali incelenmiştir. MKK kayıtlarının kurucu nitelikte olmadığı tespit edilerek, takas havuz hesabından aracı kuruluş havuz hesabına yapılan aktarımla yatırımcının kaydi hisse senedine bağlı hakları kazandığısonucuna varılmıştır. Öte yandan, SPKn md. 10/A-5 hükmü uyarınca nama yazılı hisse senetlerini devralan kişinin pay defterine kaydında, ilgililerin başvurusuna gerek kalmaksızın MKK nezdinde tutulan kayıtların esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. TTK Tasarısı'nda da genel olarak kaydi sistemle uyumlu düzenlemelere yer verilmiş olduğu tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1- Borsa'da hisse senedi alım satım sözleşmesinin kuruluşu2- Borsa'da hisse senedi alım satım sözleşmesinin ifası ve ifa edilmemesi3- Kaydi sistemde takas4- Hisse senedine bağlı hakların intikali5- MKK kayıtlarının hukuki niteliği

Hatice Ebru Ayhan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksulluk nafakası

Tez çalışmasının konusunu oluşturan yoksulluk nafakası, TürkHukukunda mevcut nafaka türlerinden bakım nafakası içerisinde yeralmaktadır. Bu nafakanın getirilmiş olmasındaki birinci amaç, boşanmanedeni ile yoksulluğa düşecek olan eşe geçinebilmesi için desteksağlamaktır. kinci amacı ise, eşler arasında evlilik birliği içerisindekiyardımlaşmanın boşanma sonrasında devam etmesini sağlamaktır.Yoksulluk nafakasına hükmolunabilmesi için gerekli koşullar, kanundabelirlenmiştir. Her ne kadar kanun ile belirleme yapılmış olsa da bazı koşullartüm ayrıntıları içermediğinden Yargıtay Kararları ve doktrin ile bu hususlaranetlik kazandırılmıştır.4721 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler nafaka talebinde kadınerkek arasında eşitlik ilkesini benimsemiştir. Aile birliğini oluşturan eşlere eşitbakım, gözetim hükümlülükleri getirilmiştir. Eşitlik ilkesi yoksulluk nafakasıtalebinde de kendini göstermiş, erkek için mevcut olan kadının hali refahtaolma koşulu kaldırılmıştır.

Esra Şeren Demirel
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

6570 Sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a göre ihtiyaç sebebiyle kira sözleşmesinin sona erdirilmesi

Kira sözleşmesinin ihtiyaç sebebiyle hangi koşullarda sona erdirilebileceğini belirleyebilmek, böylece kiralayan ve kiracının haklarının sınırını çizerek 6570 sayılı Kanun'un daha iyi anlaşılmasını sağlayabilmek amacıyla 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a göre ihtiyaç sebebiyle kira sözleşmesinin sona erdirilmesi konusu incelenmektedir.Çalışmamız iki bölümden oluşmakta; ilk bölümde kira sözleşmesi ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'un uygulama alanından bahsedilmektedir. İkinci bölüm de ise 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun'a göre ihtiyaç sebebiyle kira sözleşmesinin sona erdirilmesi açıklanmaya çalışılmakta; bu kapsamda ilk olarak 6570 sayılı Kanun m.7/I/b hükmüyle düzenlenen konut ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi, devamında 6570 sayılı Kanun m.7/I/c hükmüyle düzenlenen işyeri ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi ve en son olarak da 6570 sayılı Kanun m.7/I/d hükmüyle düzenlenen kiralananı iktisap eden kişinin konut veya işyeri ihtiyacı sebebine dayanan tahliye davasıyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesi konularına değinilmektedir.

Nur Keskin
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Tapusuz taşınmazların olağanüstü zamanaşımı ile kazanılması

Bir taşınmaza, kanunun aradığı koşullar altında bir süre zilyet olunduğu takdirde, o taşınmazın mülkiyeti kazanılır. Bu şekilde bir taşınmazın mülkiyetinin kazanılmasına, olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanma denir. Kazandırıcı zamanaşımına konu olan taşınmazlar, genellikle tapusuz taşınmazlardır. İncelememizin konusunu da, tapusuz taşınmazların olağanüstü zamanaşımı ile kazanılması teşkil etmektedir. Bizi bu konuyu incelemeye sevk eden sebep, ülkemizde hala tapusuz taşınmazların çokluğu nedeniyle konunun güncelliğini korumasıdır. Olağanüstü zamanaşımı ile taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasını düzenleyen temel hüküm; 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 713 üncü maddesidir. Bu madde tapuya kayıtlı olmayan taşınmazların kazanılmasına izin vermektedir. Kadastro bölgesi dışında bulunan taşınmazların, bu hükme dayalı olarak kazanılması için zilyedi tarafından tescil davasına konu edilmesi gerekir. 21.6.1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 üncü maddesinde ise, kadastro çalışma bölgesindeki bir taşınmazın olağanüstü kazandırıcı zamanaşımı yoluyla zilyedi adına tespitine olanak tanınmıştır. Ancak, Kadastro Kanununun 33 üncü maddesinin üçüncü fıkrası hükmü nedeniyle, Kadastro Kanununun 14 üncü maddesinin getirdiği, taşınmazın yüzölçümüne göre zilyetliğin ispat şekline ilişkin sınırlamalar, kadastro dışında da uygulanacak genel hüküm haline gelmiştir. Bu sebeple, çalışmamızda olağanüstü zamanaşımıyla kazanmanın şartları ve bunun sonuçları incelenirken iki hüküm de göz önünde tutulmuştur. Tezimizde bu yolla, kazanmanın şartları; taşınmaza, zilyetliğe ve usul hukukuna ilişkin şartlar ve olağanüstü zamanaşımıyla kazanmanın hüküm ve sonuçları olmak üzere dört grupta toplanarak incelenmiştir.Olağanüstü zamanaşımıyla kazanmanın öncelikli şartı, taşınmazın niteliği itibariyle kazanılmaya uygun olmasıdır. Bunun için, taşınmazın özel mülkiyete elverişli olması ve tapuda kayıtlı olmaması gerekir. Bunlar kazanmanın taşınmaza ilişkin şartlarıdır. Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ise ancak imar ve ihya edilerek kazanılabilir. Taşınmaza malik sıfatıyla, davasız ve aralıksız yirmi yıl süreyle zilyet olan kişi bu yolla taşınmazı kazanabilir. Bunlara kazanmanın zilyetliğe ilişkin şartları denir. Ancak olağanüstü zamanaşımı yoluyla mülkiyetin kazanılması için zilyedin iyi niyetli olması aranmaz. Tapusuz taşınmazların olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmasına ilişkin üçüncü grup şartlar; usul hukukuna ilişkin şartlardır. Kadastro sırasında zilyet taşınmazı olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazandığını bildirerek adına tespitini isteyebilir. Bunun dışında ise, Türk Medeni Kanununun 713 üncü maddesine göre taşınmaza ve zilyetliğe ilişkin şartları yerine getirmesi halinde, zilyet, mahkemeye başvurarak taşınmazın mülkiyetinin adına tescilini isteyebilir. Bu durumda tescil davası, hazine ile ilgili kamu tüzel kişisi aleyhine açılacaktır. Bu davanın açılması halinde, mahkeme gazete ile bir defa ve taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa davayı ilan edecektir. Son ilandan itibaren üç aylık itiraz süresinin geçmesi gerekir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunundan önce verilen itiraz süresinin rolü doktrinde ve uygulamada tartışmalıydı. Türk Medeni Kanununun 713 üncü maddesi ile bu konudaki her türlü tartışmayı sona erdiren bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre itiraz, taşınmaza ve zilyetliğe ilişkin şartların gerçekleşmediği ileri sürülerek yapılacaktır. Kanun koyucu, bu şekilde, olağanüstü zamanaşımı yoluyla taşınmazın kazanılmasına ilişkin tescil kararının hukuki niteliği ve mülkiyetin hangi anda kazanılmış sayılacağı konusunda doktrinde hakim görüşü benimsemiştir. TMK. m. 713/5'e göre mülkiyeti kazanma anı öngörülen şartların gerçekleştiği andır. Bu şekilde şartların tamamlandığı ve mülkiyetin kazanıldığını belirleyen hakim, tescile karar verecektir. Bu karar, yenilik doğurucu bir karar değil, mülkiyetin kazanıldığını açıklayıcı bir tespit kararıdır. Anahtar Sözcükler 1. Taşınmaz 2. Zilyetlik 3. Zamanaşımı 4. Kazanma

Ayşegül Doğan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Hukukunda kredi sözleşmelerinin uyarlanması

Ülkemizde sıklıkla yaşanan ekonomik krizler, enflasyon ve devalüasyonolguları gibi ekonomik istikrarsızlık halleri, tarafların özgür iradeleri ile kurduklarısözleşme dengesini bozucu etki yapmaktadır. Bu etki, çoğunlukla özel hukuksistemimizin temel prensibi olan ahde vefa (pacta sund servanda) ilkesi gereği,anılan ekonomik durumdan olumsuz etkilenenin üzerinde kalmaktadır.Sözleşmenin akdedilmesinden sonra ortaya çıkan her ifa güçlüğü, sözleşmeşartlarında bir değişiklik yaratmaz. Ancak öyle bazı haller olabilir ki; sözleşmetaraflarının bir kusuru olmaksızın, sözleşmenin akdedilmesinden sonra ortayaçıkan beklenmeyen haller sözleşmenin ifasını aşırı derecede güçleştirmiştir. Budurumda ifa yükümlüsü olan borçluyu ifaya zorlamak hak ve nesafet ilkeleriyle,dürüstlük kuralıyla bağdaşmaz.şte bu çalışmada, Türk hukukunda kredi sözleşmeleri bakımındanbeklenmeyen hal olarak kabul edilebilecek durumlar ve bu hallerin gerçekleşmesihalinde, hakimin sözleşmeye müdahale ederek sözleşmeyi yeni koşullarauyarlaması imkanını ve şartları incelenmeye çalışılmıştır.

Fatih Güngör
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

6570 sayılı kanuna göre adi kira sözleşmesinin sona ermesi

Bu yüksek lisans tezinin konusunu `'6570 Sayılı Kanuna Göre Adi KiraSözleşmesinin Sona Ermesi'' oluşturmakta olup bu çalışmada, konubaşlığından da anlaşılacağı üzere ürün kirası dışarıda kalmak üzere adi kirasözleşmesinin sona ermesi yalnızca taşınmazlar açısından ve 6570 SayılıKanun temelinde ele alınmıştır. Her ne kadar inceleme başlıkta belirtilenkonu üzerinden yürütülmüş olsa da adi kira sözleşmesinin sona ermesiöncelikle genel kanun niteliğinde olan Borçlar Kanunun'da düzenlendiğinden,inceleme konuları yeri geldiğince Borçlar Kanunundaki düzenlemelerlekarşılaştırılarak ele alınmıştır.Tez konusunun esasını oluşturan `'6570 Sayılı GKHK'' kanundüzenlendiği tarih itibariyle sosyal ve ekonomik açıdan kiralayana oranladaha güçsüz olan kiracıyı koruma amacı gütmektedir ve bu sosyal korumaamacı nedeniyle de düzenlemeler daha çok kiracının menfaatine ağırlıkveren şekilde kaleme alınmıştır. Ancak zaman içinde gerek yüksek mahkemeiçtihatları gerekse de doktrinsel görüşler açısından sabit hale gelen bir noktaolmuştur ki o da; kiracı lehine bozulan dengenin, kiracıya sağladığı yarardanfahiş oranda farklı olmak üzere kiralayanın mağduriyetine yol açtığıdır. Busonuca özellikle kiracı lehine olan düzenlemelerin, kötüniyetli kullanımlarıtakiben kiralayanın hakkaniyet kuralına aykırı olacak derecede hak kaybınauğraması sebep olmuştur. Hernekadar mevcut düzenlemeler hala kiracıyıaşırı şekilde gözetir nitelikte ise de Borçlar Kanunu tasarısında bu dengenineşitlenmesi amacı güdülmüş olup, Yargı makamları zaman içerisindeki budeğişmeyi dikkate alarak kararları ile fiili olarak sözkonusu bu dengeyieşitlemeye çalışmaktadır.Son olarak belirtmek isteriz ki; adi kira sözleşmesinin sona ermesi, ilgilikanundaki sebepleri takiben birinci paragrafta belirtilen kapsam çerçevesindeve ikinci paragrafta belirtilen menfaatler dengesindeki değişme temelinde elealınmaya çalışılmıştır.

Erinç Özlem Kökten
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Geri alım vaadi ile satım (repo) sözleşmesi

En geniş anlamı ile repo, menkul kıymetin ileride belirli bir tarihte,belirli bir fiyattan geri alma taahhüdü ile satılması olarak tanımlanmaktadır.Repo işlemlerinin, banka ve aracı kurumların kendi aralarında ve diğergerçek ve tüzel kişiler ile gerçekleştirdikleri repo işlemleri ile açık piyasaişlemleri çerçevesinde TCMB ile banka ve aracı kurumlar arasındagerçekleştirilen repo işlemleri olmak üzere iki ayrı boyutu bulunmaktadır.Banka ve aracı kurumların kendi aralarında ve diğer gerçek ve tüzelkişiler ile gerçekleştirdikleri repo işlemlerinde, elindeki nakit fazlasını kısasürede değerlendirmek isteyen yatırımcılar ile kısa vadeli nakit ihtiyacınımenkul kıymetlerini geri almak üzere satmak suretiyle gidermek isteyenyetkili kuruluşlar karşı karşıya gelmektedir.Diğer taraftan, TBMB repo işlemlerini açık piyasa işlemleriçerçevesinde bir para politikası aracı olarak kullanmaktadır. Piyasada geçicilikidite sıkıntısı olduğu durumlarda TCMB menkul kıymet almak, yani repoyapmak suretiyle piyasaya para aktarır, geçici likidite fazlası olan durumlardada menkul kıymet satarak piyasadan para çeker ve bu şekilde piyasadakilikidite düzeyini dengeler.Repo işlemlerinde öncelikle taraflar arasında gerçekleştirilen işlemlereuygulanacak genel esasları belirleyen bir çerçeve sözleşme imzalanmakta,bu esaslar çerçevesinde her münferit repo işlemi ayrı bir anlaşma yapılmaksuretiyle gerçekleştirilmektedir.Öte yandan, repo sözleşmesinin hukuki niteliği konusunda iki farklıgörüş bulunmaktadır. Birinci görüş taraftarlarına göre, repo sözleşmesi bir tür?menkul satımı?ndan ibarettir. Repo sözleşmesinin ?teminatlı ödünçsözleşmesi? niteliğinde olduğunu savunan ikinci görüş taraftarlarına göre ise,repo sözleşmesi ile bir miktar para faiz karşılığında ödünç olarak verilmekteve bu işlemde menkul kıymet, ödünç olarak verilen paranın geri dönmemesiihtimaline karşı teminat işlevi görmektedir.

Özge Akan
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2006
00
Master'sOpen AccessTR

İngiliz Hukukunda ihmal suretiyle işlenen haksız fiiler (tort of negligence)

ÖZET Çalışmanın konusu, İngiliz Haksız Fiiller Hukukunda İhmal Suretiyle İşlenen Haksız Fiiller 'dir (Tort of Negligence). İngiliz Haksız Fiiller Hukuku'nda, bizim hukukumuzda olduğu gibi tek bir haksız fiil kavramı yoktur. Birden fazla haksz fiil türünün bulunduğu haksız fiiller hukuku (Law of Torts) vardır. Bunun nedeni, önceleri haksız fiiller nedeniyle dava açabilmenin kralın fermanlarına dayanmasıdır. Bu fermanlarla düzenlenen haksız fiiller için dava açabilmek mümkündü. Zamanla bu nalsız fiil türlerinin yetersiz kalması nedeniyle yeni haksız fiil türlerine ihtiyaç duyulmuştur. İhmal suretiyle işlenen haksız fiiller, bu açığı kapatmış ve bağımsız bir haksız fiil türü olarak gelişmiştir. İhmal suretiyle işlenen haksız fiiller, kişinin dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı ile hukuken varolan özen yükümlülüğünü ihlal ederek zarara neden olmasıdır, ihmal suretiyle işlenen haksız fiiller nedeniyle sorumluluktan söz edebilmek için, öncelikle haksız fiil failinin hukuken özenli davranma yükümlülüğü olmalıdır. Fail, dikkatsiz ve tedbirsiz davranışı ile özenli davranma yükümlülüğünü ihlal etmeli ve zarar olmalıdır. Ayrıca zararla özen yükümlülüğünün ihlali arasında nedensellik bağı olmalıdır. İhmal suretiyle işlenen haksız fiillerin bağımsız bir haksız fiil türü olarak gelişmesinde Donoughue v. Stevenson davası oldukça önemlidir. Bu dava ile ihmal suretiyle işlenen haksız fiillerin unsuru olan özen yükümlülüğünün varlığını belirlemede kullanılacak ölçüt belirlenmiştir. Bu ölçüte göre hukuken aranan özen yükümlülüğünün varlığını tespit için haksız fiil faili ile mağdur arasında yakın bir ilişki olmalıdır ve fail mağdurun zarar göreceğini öngörebilecek durumda olmalıdır.Özen yükümlülüğünün ihlalini belirlemek içinse her olay kendi içincfe değerlendirilmelidir. Zarar doğma riskinin az ya da çok oluşu, riski önlemenin maliyeti, failin ya da mağdurun içinde bulunduğu durum özen yükümlülüğünün ihlalini belirlemede önemlidir. Özen yükümlülüğünün ihlali ile doğacak zarar, maddi zarar olabileceği gibi, salt ekonomik zarar yada manevi zarar da olabilir. Zararla özen yükümlülüğünün ihlali arasındaki nedensellik bağı ise üçüncü kişinin yada mağdurun karşı kusuru dikkate alınarak tespit edilir. Zararının tazmin edilmesi için davacı, iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. Davacı / mağdur, davalının/ failin özen yükümlülüğü olduğunu, bunu ihlal ettiğini ve ihlal nedeniyle zararın doğduğunu kanıtlamak durumundadır. Res ipsa loquitor ilkesi, davacının kanıt yükümlülüğünün bir paça hafifletmiştir. Davalı / fail, unsurların olmadığını kanıtlayarak sorumluluktan kurtulabilir.

Burcu Gülseren Özcan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Rekabet yasağı sözleşmeleri

Rekabet kavramı, günlük dilde kullanılan yarışma kavramının karşılığıdır. Genel olarak rekabet, aynı amacı hedefleyenler arasında daha iyi olma düşüncesine dayanan bir mücadeledir. Rekabet etme hakkı hukuk düzeni tarafından korunmaktadır. Ancak serbest rekabet ortamında birbirleriyle yarışan kişilerin ya da işletmelerin arasındaki çıkar çatışmalarının daha sonra düelloya dönüşmesini önlemek amacıyla rekabet hakkı sınırlanabilmektedir.BK.m.348-352 anlamında rekabet yasağı ile, işçinin rekabet hakkını kötüye kullanacak faaliyetleri yasaklanarak, işverenin menfaatlerinin zarar görmesinin engellenmesi sağlanır. Rekabet yasağı kanundan ya da sözleşmeden doğabilir. Hizmet sözleşmesi devam ederken, sadakat borcu gereği işçinin rekabet etmeme borcu vardır, işçi ve işveren isterlerse bu rekabet yasağını hizmet sözleşmesi sonrası için de kararlaştırabilirler. Bu rekabet yasağı, hizmet sözleşmesine konulacak bir hükümle kararlaştırılabileceği gibi ayrı bir rekabet yasağı sözleşmesi ile de kararlaştırılabilir. Geçerli bir rekabet yasağı sözleşmesinden söz edebilmek için, öncelikle taraflar arasında bir hizmet sözleşmesi bulunmalıdır, işçi reşit olmalıdır. Bununla birlikte işçi işverenin belirli sırlarını öğrenme imkânına sahip olmalıdır. Rekabet yasağı işçinin ekonomik geleceğini sınırlandırdığı için; bu sözleşme yer, zaman ve konu bakımından sınırlandırılmalıdır. Bu sözleşmenin geçerli olabilmesi için diğer bir koşul da yazılı şekilde yapılmasıdır. İşçinin rekabet yasağına aykırı hareket etmesi halinde, işveren işçiden gördüğü zararın tazminini talep edebilir. Yasağa aykırı hareket hakkında cezaî şart konulmuşsa; işçi kural olarak cezaî şart miktarını ödeyerek sorumluluktan kurtulur. Ancak zarar bu miktarı geçiyorsa, işveren bu zararın fazlasının tazminini de talep edebilir. İşçinin hareket tarzı ve ihlâl edilen menfaatlerin önemi haklı gösteriyorsa ve yazılı bir sözleşme ile bu hak 182muhafaza edilmişse, işveren kararlaştırılan cezanın ödenmesini, bu miktarıaşan zararın tazminini ve muhalefetin men'ini (aynen ifa) talep edebilir. İşçinin ölümü, tarafların anlaşması ve sözleşmede kararlaştırılan sürenin sona ermesiyle rekabet yasağı ortadan kalkar. Ayrıca yasağın devamında işverenin önemli bir menfaatinin bulunmaması ve hizmet sözleşmesinin işçiden kaynaklanmayan bir sebeple işveren tarafından yahut işverene ait bir kusur dolayısıyla işçi tarafından feshedilmesi halinde de rekabet yasağı sona erer. 183

RekabetRekabet yasağıSözleşmeler+1
Atike Eda Manav
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

4721 sayılı kanun hükümlerine göre evlat edinme

Evlat edinme, en genel anlamıyla taraflar arasında hısımlık bağı doğuran bir kurumdur. Yeni Medeni Kanun evlat edinme ile ilgili önemli değişikliklere yer vermiştir. Yeni değişikliklere göre, öncelikle evlat edinme akdi niteliğini kaybetmiş ve yargısal bir mahiyet kazanmıştır. Evlatlık ilişkisinin kurulabilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç bulunmaktadır. Evlat edinecek kişinin yaşı 35'den 30'a, hatta bazı hallerde daha aşağıya çekilmiştir. Erginlerin ve kısıtlıların evlat edinilmesi hariç, altsoyu bulunan kimseler de artık evlat edinebilecektir. Bunlardan başka, evlat edinecek kişinin evlatlığa belli bir süre bakması koşulu getirilmiştir. Evli kişilerin kural olarak ancak birlikte evlât edinebilecekleri ilkesi getirilmiştir. Küçüklerin evlât edinilmesine aracılık faaliyetlerinin, Bakanlar Kurulunun yetki verdiği kurum ve kuruluşlar tarafından yapılabileceği hükme bağlanmıştır. Evlât edinme ilişkisinin kaldırılması davası hak düşürücü sürelerle sınırlandırılmıştır.Kanun koyucu evlâtlık ilişkisini kesin bir evlenme engeli haline getirmiştir. Bununla birlikte evlenme yasağının kapsamı altsoy da dahil edilerek genişletilmiştir.Küçüklerin evlât edinilmesinde ana ve babanın verdiği rızanın ve geri alma koşulları açık bir şekilde hüküm altına alınmıştır. Yeni Medeni Kanunla birlikte geçerli bir şekilde kurulan evlât edinme ilişkisi artık herhangi bir şekilde sona erdirilemeyecektir.

Evlat edinmeMedeni KanunTürk Hukuku+2
Mehmet Işık
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Mesafeli elektronik sözleşmelerde tüketicilerin kişisel verilerinin korunması

Kişisel verilerin korunması, uluslararası ve ulusal düzenlemelerde yer alan bir alandır. Belirli ya da belirlenebilen bir kişi ile aralarında ilişki kuran bu bilgiler "kişisel veri" olarak tanımlanır. Kişisel veriler, özellikle teknolojinin gelişmesi ve farklı platformların ortaya çıkması ile birlikte daha kapsamlı bir şekilde korunmaya muhtaç hale gelmiştir. Günümüzde ticaretin, elektronik alana taşınması ile birlikte, elektronik ortamda veri oluşturma çoğalmıştır. Güçsüz konumdaki tüketiciler nezdinde elektronik ortama veri aktarmanın artması ile birlikte tüketiciler kişisel verileri nezdinde korunmaya daha çok ihtiyaç duymaktadır. Tüketiciler, web sitesi aracılığı ile gerçekleştirdikleri mesafeli elektronik sözleşmeler ile birlikte isimleri, adresleri, kredi kartı bilgileri dahil olmak üzere birçok kişisel veriyi esasen elektronik ortama aktarırlar. 6698 sayılı KVKK' da veri sahiplerinin ve veri sorumlularını hakları ve yükümlülüklerine ilişkin düzenlemeler yer alır. Bunun yanında veri sahibi olarak tüketicilerin, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun nezdinde de korunması gerekir.

Elektronik sözleşmelerKişisel Verilerin Korunması KanunuKişisel veri+2
Dila Nur Halaçoğlu
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu ihale inşaat sözleşmeleri ve Fıdıc bakımından müteahhidin borçları

İdare üstlenmiş olduğu kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirebilmek ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmek için inşa eserlerine ihtiyaç duyar. İnşa eserinin yapımı için yapılacak inşaat sözleşmesinden önce ihale usulü uygulanarak müteahhidin seçilmesi gerekir. İhale sonucunda, belirlenen müteahhidin inşa eseri meydana getirip teslim etme, idarenin de inşa eseri karşılığında ücret ödeme borcu altına girdiği kamu ihale inşaat sözleşmesi yapılmaktadır.Kamu ihale inşaat sözleşmesi özel hukuk sözleşmesi niteliğindedir. Sözleşmenin taraflarından birinin idare olması, sözleşme öncesi ihale usulünün uygulanması bu hususu değiştirmez. Kamu ihale inşaat sözleşmesi borçlar hukuku sözleşmeleri arasında yer alan istisna sözleşmelerine temelde benzemekle birlikte, bu tür sözleşmelerden ayrılan noktaları da bulunmaktadır. İstisna sözleşmesinde ayrılan noktalarda idarenin, kendi lehine üstün hak ve yetkiler getirdiği görülmektedir. İdarenin ücret ödeme borcu karşısında müteahhidin üstlenmiş olduğu borçların ayrıntılı bir biçimde incelenmesi kamu ihale inşaat sözleşmesinin daha net bir biçimde anlaşılmasına ve hak ve borçların adilane dağılımı ile ilgili sorunların ortaya konmasına yardımcı olacaktır.Çalışmada kamu ihale inşaat sözleşmelerinde idare ile müteahhit arasında hak ve borçların adilane dağılımı ilgili sorunlar ortaya konulacak ve ilgili yerlerde BK'da yer alan istisna sözleşmesine ilişkin hükümlere atıfta bulunulacaktır. Bu sorunların çözümüne ilişkin çözüm önerilerinde bulunmak amacıyla uluslararası alanda yaygın bir kullanım alanı olan, hak ve borçların adilane dağılımı bakımından örnek niteliğindeki FIDIC standart sözleşmelerinde müteahhidin borçları da inceleme konusu yapılacaktır. Burada FIDIC standart sözleşmelerinden Kırmızı Kitap'ın (The Red Book) 1987 tarihli 4. baskısı ile 1999 tarihli 5. baskısı ele alınmıştır. Böylece FIDIC standart sözleşmelerinin kendi içindeki gelişim çizgisi de yansıtılacaktır. Ayrıca ülkemizin son dönemde mevzuatını uyumlaştırdığı AB hukuku bakımından da kamu ihale inşaat sözleşmeleri ile ilgili düzenlemelere yer verilecektir. İdare tarafından yapılan inşaat sözleşmelerinde müteahhidin borçlarının nasıl düzenlendiği hem ülkemizdeki hem uluslararası alandaki düzenleme ve uygulamalar göz önüne alınarak inceleme konusu yapılacaktır.Anahtar kelimeler: Kamu ihale inşaat sözleşmesi, Müteahhidin borçları, FIDIC.

FIDICKamu İhale Kanunuİnşaat sözleşmeleri
Mehmet Ali Tangör
Başkent University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Haksız fiilin ve haksız fiilden doğan maddi tazminatın unsurları

Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, sorumluluk hukukunda önemli bir yeri olan haksız fiil sorumluluğunda maddi tazminat ve unsurları incelenmiştir. Maddi tazminatın belirlenmesinde, kabul edilen istikrarlı bir uygulama olmaması nedeniyle uygulamada bu konuya ilişkin problemlerle karşılaşılmaktadır. Çalışma kapsamında bu problemler değerlendirme konusu yapılmıştır. Haksız fiillerde maddi tazminat, haksız fiilin yaptırımıdır. Nitekim söz konusu tazminat ile, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu davranışıyla başka bir kimseye vermiş olduğu maddi zararın giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle maddi tazminatın belirlenebilmesi için öncelikle maddi zararın belirlenmesi gerekmektedir. Maddi zararın belirlenmesinde, zararın kapsamı, hesaplanma anı ve denkleştirmeye konu olacak zararlar bakımından, gerek hukukçular gerekse Yargıtay kararları bakımından çelişkiler bulunmaktadır. Çalışma boyunca Yargıtay'ın söz konusu uyuşmazlıkla ilgili kararlarına yer verilerek, öncelikle sorumluluğun doğması için gerekli şartlar açıklanmakta, bu şartlarından biri olan maddi zararın kapsamı belirlenmekte, bu zarara göre tespit edilecek maddi tazminat miktarını etkileyen faktörler değerlendirildikten sonra maddi tazminatın hüküm ve sonuçları tespit edilmektedir. Gerçekten, bir kimse, başka bir kimsenin hukuka aykırı fiiliyle uğradığı zarara katlatmak zorunda değildir. Bu nedenle, söz konusu zarar sorumlu kişi tarafından tazmin edilmelidir. Bu noktada, haksız fiil nedeniyle bir kimsenin hem gerçekleşen hem de hayatın olağan akışına göre gerçekleşmesi beklenen zararlarının, özenli ve dikkatli bir incelemeyle tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir tespite dayanarak belirlenecek tazminat, zarar göreni tatmin edebilir.

Borçlar KanunuHaksız fiilMaddi tazminat+3
Aylin Toker
Başkent University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00