
256
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sürdürülebilir kalkınma ve çevre bilincinin oluşturulmasında kooperatiflerin rolü: Dalyan örneği
Daha sonra doldurulacaktır
Mesleki tükenmişliğin, işe yabancılaşma ve sanal kaytarma ile ilişkisinin incelenmesi: Muhasebe meslek grupları üzerine bir araştırma
Bu çalışma, mesleki tükenmişliğin, sanal kaytarma ve işe yabancılaşma davranışı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla muhasebe meslek grupları ve büro çalışanları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma genel tarama niteliğinde gerçekleştirilmiş ve örnekleme ulaşılmasında kolayda örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Araştırma için muhasebe sektörü çalışanları tercih edilmiş ve 239 kişi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada gerekli verilerin toplanması için nicel veri toplama tekniklerinden anket yöntemi kullanılmıştır Anketin ilk bölümünde katılımcıları tanımlayıcı demografik sekiz soru (cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim, tecrübe yılı, mesleki unvan, odadaki kişi sayısı ve gelir); diğer bölümlerde ise " Maslach Tükenmişlik Ölçeği", "Sanal Kaytarma Ölçeği" ve "İşe Yabancılaşma Ölçeği" olmak üzere üç ölçek yer almaktadır. Araştırmada elde edilen verilerin analizi SPSS V22.0 paket programında yapılmıştır. Araştırmada yer alan demografik değişkenler ile farklılıkların incelenmesinde ikili grupların karşılaştırılmasında t-testi; çoklu grupların karşılaştırılmasında ise ANOVA testi kullanılmıştır. ANOVA testi uygulanmadan önce grupların homojenliğinin incelenmesi için ise Levene's varyans homojenlik testinden yararlanılmıştır. Homojenlik göstermeyen çoklu karşılaştırmalarda ise Welch veya Brown-Forsythe testlerinden yararlanılmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek için serpilme diyagramı yapılmış ve korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda; Tükenmişliğin cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermediği; yaşa göre duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma boyutlarında; eğitim durumuna göre kişisel başarı boyutunda; tecrübe yılı ve mesleki unvana göre duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma boyutunda anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Sanal kaytarma değişkeninin cinsiyet değişkenine göre e-posta faaliyetleri boyutunda; yaşa, eğitim durumuna, tecrübe yılına, mesleki unvana göre her iki alt boyutta da anlamlı farklılıklar görülmüştür. İşe yabancılaşma değişkeninde ise cinsiyet, eğitim durumu ve tecrübe yılı değişkenlerine göre gruplar arası anlamlı bir farklılık bulunmazken; yaş ve mesleki unvana göre gruplar arası anlamlı farklılıklar olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Korelasyon analizi sonucunda ise, sanal kaytarmanın internette gezinme alt boyutu ile yalnızca duyarsızlaşma boyutu arasında anlamlı bir ilişki olduğu; işe yabancılaşmanın tükenmişliğin bütün boyutları ile anlamlı ilişkisinin olduğu; işe yabancılaşma ile sanal kaytarmanın alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Üretim işletmelerinde safha maliyet yönteminin önemi: Muğla ilinde arıcılık sektörü üzerine bir uygulama
Muhasebe, işletmelerin en önemli fonksiyonlarından biridir. İşletmelerin objektif belgelere göre gerçekleştirilen işlemlerinin kayıt altına alınması, sınıflandırılması ve özetlenmesini sağlar. Doğru bir muhasebe sistemine sahip olmak işletmelerin geleceği açısından oldukça önemlidir. Üretim işletmelerinde işletmenin işlevine uygun olarak seçilmiş maliyet muhasebesi, işletmelerin maliyetleri ile ilgili doğru ve güvenilir bilginin sağlıklı bir şekilde ortaya konmasını sağlayacaktır. Maliyet yöntemlerinin doğru şekilde belirlenmesi ve sağlıklı bir şekilde ortaya konulması günümüzde üretim işletmelerinde büyük sorunlar teşkil etmektedir. Bu çalışmanın amacı; üretim işletmelerinde kullanılan maliyet yöntemlerinin çeşitli yönleriyle tartışılmasıdır. Çalışmanın amacı, temel petek sektörünün üretim ve maliyet yapısını ortaya koyarak, örnek işletme için en ideal maliyet yöntemi ile birim maliyeti hesaplayabilmektir. Bu amaçla gelişmekte olan bir sektör olan arıcılık ürünleri, balmumu ve temel petek ürünlerinin üretimini yapan sektörün yapısını ortaya koyarak, maliyetlerin doğru bir biçimde tespit edilmesi ve doğru kararlar alınması için gerekli olan safha maliyet sisteminin, Muğla'da faaliyet gösteren XYZ üretim işletmesinde nasıl uygulanacağı anlatılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Maliyet Muhasebesi, Maliyet Yöntemleri, Safha Maliyet Yöntemi, Arıcılık, Temel Petek
Örgüt iklimi ve algılanan örgütsel desteğin örgütsel vatandaşlık davranışına etkisi üzerine sağlık sektöründe bir araştırma
Değişen çevre ve artan rekabet şartlarında işletmelerin hedef ve amaçlarına ulaşabilmesinde çalışanların büyük bir rolü bulunmaktadır. Bu noktada çalışanların rol gereklerinin dışında, gönüllü bir biçimde yararlı davranışlar sergilemeleri örgütlerin performansı ve işleyişi açısından önem kazanmaktadır. Bu açıdan çalışanların rol tanımlarının dışında kalan ve kendi istekleri doğrultusunda örgütün iyiliği amacıyla sergiledikleri örgütsel vatandaşlık davranışı kavramı, tez çalışması kapsamında odaklanılan temel kavram olmuştur. Bu araştırmanın amacı, örgüt iklimi ve algılanan örgütsel desteğin örgütsel vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisini belirleyebilmektir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket tekniğinden yararlanılmıştır. Bu kapsamda, Muğla ili Menteşe ilçesinde bir kamu ve bir özel hastanede görev yapmakta olan çeşitli unvanlardaki 200 çalışandan anket tekniği ile veri toplanmıştır. Verilerin analizi sürecinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, güvenilirlik analizi, faktör analizi, korelasyon analizi ve regresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre çalışanların örgüt iklimine yönelik algılarının örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü etkisinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, örgüt ikliminin örgütsel vatandaşlık davranışı alt boyutları olan özgecilik ve sivil erdem boyutu üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada algılanan örgütsel desteğin örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde bütün olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı, ancak örgütsel vatandaşlık davranışının vicdanlılık ve sivil erdem boyutları üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü bir etkisinin olduğu belirlenmiştir.
Duygusal emek ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide kurumsal imaj algısının rolü: Çağrı merkezi çalışanları örneği
Örgüt ve müşteri arasında bir nevi köprü görevi gören çalışanın hizmet sunma şekli, bu sırada sergilediği duygu ve davranışlar, rekabet koşulları açısından önem kazanmıştır. Müşterilerle etkileşimlerinde, örgütün çalışanlardan beklediği duygusal emek davranışları örgüt için olumlu sonuçlar doğururken, bu etkileşim sırasında çalışanların sergilediği duygular ile gerçekte hissettiği duygular arasında uyumsuzluk olması bireylerin çalıştığı kurum hakkındaki algısının değişmesi ve işten ayrılma niyeti gibi olumsuz durumlara yol açmaktadır. Bu araştırmanın amacı, duygusal emek alt boyutları ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide kurumsal imaj algısının rolünü belirleyebilmektir. Bu kapsamda, İzmir ve Denizli illerindeki çağrı merkezlerinde görev yapmakta olan 303 çalışandan anket tekniği ile veri toplanmıştır. Verilerin analizi sürecinde tanımlayıcı istatistiksel analizler, faktör analizi, güvenirlik ve geçerlik analizi, korelasyon analizi, regresyon analizi ve sobel testi yapılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre çalışanların duygusal emeğin alt boyutlarından olan yüzeysel davranışın işten ayrılma niyeti üzerinde anlamlı bir etkinin olmadığı, derinlemesine ve samimi davranış ile anlamlı ve negatif yönlü bir ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca duygusal emeğin alt boyutları olan yüzeysel ve samimi davranışın kurumsal imaj algısı üzerinde anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkisi olduğu belirlenirken, derinlemesine davranış ile arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Çalışanların işten ayrılma niyetiyle kurumsal imaj algısı arasındaki ilişkisine bakıldığında anlamlı ve negatif yönde olduğu belirlenmiştir. Çalışmada kurumsal imaj algısının yüzeysel ve işten ayrılma niyeti arasındaki rolüne bakıldığında herhangi bir anlamlılık etkisi bulunamazken, derinlemesine davranış ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkisinde tam aracılık etkisi, samimi davranış ile işten ayrılma niyeti arsındaki ilişkisinde ise kısmi aracılık etkisine rastlanmıştır.
Lider üye etkileşimi ve psikolojik güçlendirmenin örgütsel özdeşleşme üzerinde etkisi: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi örneği
Değişimin hız kazandığı günümüzde, örgütler için insan unsuru büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle örgütler verimliliği arttıran stratejiler üretmeye çalışmaktadır. Örgütsel özdeşleşmenin, verimliliğin arttırılmasında önemli bir rol oynadığı ifade edilebilmektedir. Örgüt ile çalışanlar arasındaki duygusal bağ olarak tanımlanan örgütsel özdeşleşme, örgüt içinde çalışanların memnuniyet ve performansını etkileyerek örgütsel başarıyı etkileyebilmektedir. Bu nedenle bu araştırmanın amacı, lider üye etkileşimi, psikolojik güçlendirme ve örgütsel özdeşleşme değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmada, lider üye etkileşimi, psikolojik güçlendirme ve örgütsel özdeşleşme arasındaki ilişkiler kavramsal olarak incelenmiş ve oluşturulan hipotezler test edilmiştir. Araştırmada veriler anket tekniği kullanılarak elde edilmiştir ve elde edilen tüm veriler SPSS Statistics Base 22.0 programı ile incelenmiştir. Anket çalışmasında lider-üye etkileşimi için Liden ve Maslyn (1998) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Baş, Keskin ve Mert (2010) tarafından yapılan "LMX" ölçeği, örgütsel özdeşleşme için Mael ve Ashforth (1992) tarafından geliştirilen ve Türkçe uyarlaması Tüzün (2006) tarafından yapılan "Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği" ve Spreitzer'in (1995) geliştirdiği Sürgevil, Tolay ve Topoyan tarafından (2013) Türkçeye uyarlanan "Örgütsel Adalet" kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi'nde görev yapan 298 akademik ve idari personel oluşturmaktadır. Elde edilen verilere faktör, korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulguları sonucunda; lider üye etkileşimi ve örgütsel özdeşleşme arasında, psikolojik güçlendirme ve örgütsel özdeşleşme arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: lider-üye etkileşimi, psikolojik güçlendirme, örgütsel özdeşleşme
Gümrük vergilerinin ekonomik etkileri üzerine bir inceleme: Türkiye örneği
Küreselleşme ile birlikte ülkeler arasında ekonomik, siyasal, kültürel, teknolojik, çevresel ve diğer birçok alanda bütünleşme sağlanmış ve ülkeler serbest dış ticaret politikaları uygulama yönünde önemli adımlar atmışlardır. Ülkelerin serbestleşme eğilimlerine paralel olarak, geçmişte yoğun olarak kullanılan bir dış ticaret politikası aracı olan gümrük tarife oranları önemli oranda azaltılsa da, günümüzde de bir dış ticaret engeli olarak etkin olarak kullanılmaktadır. Nitekim serbest bir uluslararası ticaret sisteminin dünya refahını artıracağını ileri süren ülkeler de dâhil olmak üzere birçok ülke tarife korumalarından yararlanmaktadır. Türkiye, 1980'li yıllardan itibaren ihracata yönelik politikalar uygulayarak bu serbestleşme sürecine başlamakta ve 1996 Gümrük Birliği'ne dahil olarak tamamen serbest bir politika yürütme çabalarını tamamlamaktadır. Bu çalışma, serbestleşme sonrası 1996-2019 döneminde Türkiye imalat sanayi alt sektörlerinde yer alan 10 farklı sektör üzerinde uygulanan gümrük vergi oranlarının ekonomik etkilerini incelenmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, ülkede uygulanan gümrük vergi oranlarının söz konusu imalat sanayi sektörlerinde yarattığı üretim etkisi, tüketim etkisi, dış ticaret etkisi, gelir etkisi ve bölüşüm etkisi ortaya konulmaktadır. Türkiye'de serbestleşme girişimleri sonucu 1996 sonrasında gümrük vergilerinde önemli azalmalar gerçekleşmekte, ancak son birkaç yılda yeniden gümrük vergi oranlarında artışların gerçekleştiği gözlemlenmektedir. Nitekim ithalat değerlerinin ihracatın çok üzerinde gerçekleştiği Türkiye imalat sanayi sektörlerinde üretim ve istihdam endekslerinde de özellikle kriz yıllarında önemli bir artış görülmemektedir. Bu sektörlerden elde edilen vergi gelirleri ise en çok ithalat yapılan sektörlere paralellik göstermektedir. Bu kapsamda, çalışmada Türkiye'de uygulanan gümrük vergilerinin üretim, istihdam, ithalat ve toplam vergi gelirleri üzerindeki etkileri Panel Veri Analizi kullanılarak ekonometrik olarak analiz edilmektedir. Panel veri analizi sonucunda, gümrük vergileri ile üretim, istihdam ve ithalat arasında negatif ilişki, gümrük vergileri ile vergi gelirleri arasında ise pozitif ilişki tespit edilmiştir. Gümrük vergi oranlarındaki %1'lik bir artış üretimi %0,038 gibi çok düşük bir oranda düşürürken, ithalatı %0,144 oranında azaltmaktadır. Nitekim gümrük vergilerinin dış ticaret üzerinde olumsuz etkisi beklenen bir durumdur. Bununla birlikte gümrük vergi oranlarındaki %1'lik bir artış vergi gelirlerini %0,944 oranında arttırmaktadır. Bu çalışma, uygulanan dış ticaret politikalarının ve dış ticaret engellerinin ülkede üretimi, istihdamı ve dış ticareti hangi düzeyde ve nasıl etkilediğini sektörel bazda ortaya koyan detaylı bir analiz sunması açısından önemlidir. Bu anlamda, çalışmanın ileride uygulanması planlanan üretim ve dış ticaret politikalarına yol göstermesi muhtemeldir. Ayrıca, bu çalışma Türkiye'de gümrük vergilerinin dar kapsamlı kısmi ekonomik etkilerini sektörel bazda detaylı bir şekilde inceleyen az sayıdaki çalışmalardan biri olması açısından da literatüre katkı sağlamaktadır
Dış ticarette kullanılan döviz kuru riski yönetim tekniklerinin finansal bilgi düzeyi bağlamında değerlendirilmesi: TR33 bölgesi örneği
Dış ticaret günümüzde ülkelerin ekonomik kalkınma ve gelişmişlik seviyelerinin artırılmasında son derece önemlidir. Bu nedenle ülkeler dış ticaret hacimlerini artırmaya yönelik politikalar uygulamaktadır. Dış ticaret, ülkelerin yanında firmalar için de karlılığın artırılması ve sürdürülebilirlik açılarından önemlidir. Ancak dış ticaret işlemleri kolay gibi görünse de firmaların karşılaşabileceği çok farklı riskler bulunmaktadır. Bu risklerin en önemlilerinden biri döviz kuru riskidir. Döviz kurlarında küreselleşmenin de etkisiyle sürekli dalgalanmalar yaşanmaktadır. Bu dalgalanmalar farklı ülke para birimleri üzerinden işlem yapan dış ticaret yapan firmaların kârları, rekabet güçleri ve firma değerleri üzerinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Bu olumsuzluklarla karşılaşmamak için firmalar döviz kuru riskini başarılı bir şekilde yönetmelidir. Çalışmada TR33 Bölgesi il merkezlerinde faaliyet gösteren, 250 ve üzeri çalışana sahip firmaların döviz kuru riski yönetim teknikleri hakkındaki bilgi düzeylerinin ve bu teknikleri kullanım düzeylerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda katılımcı firmaların bu teknikler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve bu nedenle de kullanım düzeylerinin düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Geri dönüşüm yoluyla atıkların sosyo-ekonomi ve çevresel katkıların incelenmesi: Eskişehir il örneği
Küreselleşme, hızlı ve kontrolsüz artan dünya nüfusu ile birlikte insanların ihtiyaçlarının artması, işletmeleri daha fazla kaynak tüketmeye zorlamıştır. Artan kaynak tüketimi ile birlikte, doğal denge bozulmakta ve çevreye verilen zarar artmaktadır. İste bu noktada geri dönüşümün önemi ortaya çıkmaktadır. Atıklarının çevreye zarar verecek şekilde alıcı ortama bırakılmasının önlenmesi için atık yönetim sistemlerinin geliştirilmesi ayrıca ambalaj atıklarının tekrar kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımı yoluna gidilmelidir. Bu sistemin işleyişi kaynakta ambalaj atıklarının evsel atıklardan ayrı biriktirilmesi ile başlamaktadır. Bu çalışmada, ambalaj atıklarının tekrar kullanımı, geri dönüşümü ve geri kazanımı ele alınmış, Eskişehir'de yapılan geri dönüşüm çalışmaları sunulmuştur. Yapılan çalışmada Eskişehir ilinin geri dönüşüm uygulamasındaki yeri ve çalışmaları ele alınarak 30 büyükşehir belediyesi ile karşılaştırılmış ve ülkemizin geri dönüşüm haritası ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Bunun neticesinde geri dönüşümün ülke ekonomisine katkısı ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Geri Dönüşüm, Atık Stratejileri, Katı Atık, Ambalaj atığı, Büyükşehir Belediyesi, T.C. Çevre Şehircilik Bakanlığı, Yenilenebilir Enerji, Büyükşehir Ana Faaliyet Raporları.
Finansal okuryazarlık düzeyinin ölçülmesi: Isparta ili örneği
Bu çalışmada Isparta ilinde faaliyet gösteren KOBİ'lerin finansal okuryazarlık düzeyleri ölçülmeye çalışılmış olup aynı zamanda KOBİ'lerin demografik özelliklerinin finansal okuryazarlık düzeyleri üzerinde etkili olup olmadığı analiz edilmiştir. Çalışmada T-testi ve Anova analizinden faydalanılmış ve elde edilen sonuçlar tablolar halinde gösterilerek yorumlanmıştır. Çalışmaya 312 erkek 65 kadın olmak üzere toplamda 377 KOBİ sahibi ve yöneticisi dâhil olmuştur. Verilerin analizinde çeşitli istatistik programları kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda Isparta ilinde faaliyet gösteren KOBİ sahipleri ve yöneticilerin finansal okuryazarlık düzeyleri ile yaş, eğitim durumu, işletmede çalışılan süre, pozisyon, aylık gelir, işletme kuruluş yılı, işletmenin hukuki yapısı ve işletmede çalışan sayısı arasında anlamlı farklılık olduğu cinsiyet ile arasında ise anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
The causal relationship between Bitcoin, Islamic Stocks, and oil prices: Evidence from the quantiles-based Granger Causality Test
The expansion of asset classes and the health, economic and geopolitical crises have made it necessary for investors to diversify their assets in international markets. This thesis aims to investigate the causal relationship between Bitcoin (BTC), Islamic Stock Markets (ISMs), and Oil. To this end, Firstly, the stationarity of the data series was checked using the Augmented Dickey-Fuller (ADF) and Philips Perron (PP) Tests for the period from August 18, 2011, to December 10, 2021. Then, after implementing the Vector Autoregressive (VAR) Model and various robustness checks to trace the existence of correlations between the variables, the Nonparametric Causality-in- Quantiles Test was utilized to determine the direction and strength of the relationship between the studied series. The results suggested that there are two-way causality-in- variance among variables. The strength of this causality especially rises in the normal market conditions but is weak in the upper quantiles except from BTC to DJI and from WTI to DJI. In terms of causality-in-mean, there is one-way causality from DJI to WTI in only a medium quantile.
Türkiye'de döviz kuru oynaklığı ve dış ticaret: ARDL analizi
Küreselleşen dünyada, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için kritik bir ekonomik sorun olan dış ticaret açığı ve bu açığa neden olan faktörler, araştırmalara konu olmuş ve günümüzde de olmaya da devam etmektedir. Döviz kurlarında yaşanan dalgalanmalar ekonomide fiyat değişikliklerine yansımakta bu durum ise insanlığın var olduğu sürece devam edecek olan dış ticaret ve iktisadi büyüme kavramları açısından göz önünde bulundurulması gereken önemli bir konu haline gelmektedir. Bu nedenle çalışmanın en temel amacı döviz kuru ile dış ticaret dengesi arasındaki bu ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın birinci bölümünde para miktarının dolaylı ve doğrudan olmak üzere ödemeler dengesi üzerinde etkisi olması sebebi ile öncelikle para politikası şokları aktarılmıştır. İkinci bölümünde döviz kuru riski ve yönetimi ile ilgili bilgilendirme yapılmış, üçüncü bölümde uluslararası ticaret ile ilgili bilgiler belirtilmiştir. Çalışmanın dördüncü bölümünde ise literatür araştırmasına yer verilmiş ve çalışmanın temel amacı olan ekonometrik uygulama bölümü aktarılmıştır. Türkiye'de 2006: Q1-2021: Q3 dönemi ele alınmış, durağanlık analizleri yapılmış, kısa ve uzun dönem analizleri için ARDL yönteminden faydalanılmıştır. TÜFE bazlı (2006=100) reel efektif döviz kuru, ekonomik büyüme ve mal dengesi değişkenleri ARDL analiz yöntemine dâhil edilmiştir. Elde edilen analiz sonuçlarına göre, değişkenler arasında eşbütünleşme ilişkisi olduğu saptandığından ve ARDL modeli kurulmuş olup, modelin açıklama gücü 0.91 gibi yüksek bir değer çıkmış ve istatistiki olarak anlamlı bulunmuştur. Uzun dönemde RDK (Reel Efektif Döviz Kuru) serisi ile DA (Dış Ticaret Dengesi) bağımlı değişkeni arasında anlamlı bir ilişki olsa da kısa dönemde bu ilişki anlamlı bulunamamıştır. DA değişkeni uzun dönemde RDK' dan etkilense de kısa dönemde etkilenmemektedir. Modelin kararlılığına bakmak için de CUSUM ve CUSUMSQ grafikleri incelenmiş ve değişkenlere yönelik herhangi bir kırılmanın olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Literatürde bu konu üzerine birçok çalışma yapılmıştır ancak bu çalışmayı özgün kılan 2006:Q1-2021:Q3 döneminde, ARDL analiz yöntemiyle DA değişkeni üzerinde GSYH ve RDK ilişkisinin test edilmesidir. Anahtar Kelimeler: Döviz Kuru, Şok, Risk, Uluslararası Ticaret
Suriye krizinin Türkiye ile Suriye arasındaki ticari ilişkilere yansımaları ve savaş sonrası muhtemel ticari ilişkilerine yönelik senaryolar
Türkiye ve Suriye iki komşu ülke olarak uzun yıllardır ticari, siyasi ve ekonomik ilişkiler içerisindedir. Bu iki ülke bir sınır çizgisi ile ayrılsa da akrabalık ilişkileri tarih boyunca çok güçlü olmuştur. Savaşların ve krizlerin sadece meydana geldiği ülke ile sınırlı kalmadığı ve yakın olan tüm bölgeleri kapsadığı su götürmeyen bir gerçektir. Bu yüzden Suriye ve Türkiye arasındaki ilişki birden fazla aşamadan geçmiş; Suriye'de meydana gelen siyasi sorunlar, krizler ve savaşlar aralarındaki karşılıklı ticaret üzerinde büyük bir etki yaratmıştır. Bu çalışmada, iki ülke arasındaki ticaret hareketi üç zaman diliminde sunulmaktadır. 2000'den önceki ilk dönemde su sorunları ve gergin siyasi olaylar nedeniyle ticari ilişkilere istikrarsızlık damgası vururken, 2000'den 2010'a kadar olan ikinci dönemde, iki ülke arasındaki ticaret hacmini olumlu yönde etkileyen birçok ikili ticaret anlaşması imzalanmıştır. 2011'den sonraki üçüncü dönem ise savaşın başlamasına denk gelmiş ve Suriye'de uzun yıllar devam eden savaşın ticaret mekanizmasında meydana getirdiği değişiklikler ele alınarak savaşın Türkiye üzerindeki etkisinden bahsedilmiştir. Özellikle Suriye'nin Türkiye ile arasındaki ticari ilişkiler ciddi şekilde zarar görmüştür. Fakat Kuzey Suriye'de güvenli bölgenin kurulması, karşılıklı ticaret hareketinin gidişatında niteliksel bir dönüm noktası olmuş ve bölgedeki ticaret hareketinin canlanmasında önemli bir rol oynamıştır. Yine bu çalışmada elde edilen istatistikler ışığında Suriye savaşının Suriye ile Türkiye arasındaki karşılıklı ticaretin bel kemiğini oluşturan ana sektörleri olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca, Türkiye'nin önemli kayıplara uğradığı sonucuna varılarak krizin sona ermesinden sonra gerçekleşmesi beklenen üç senaryo ileri sürülmüş ve her birine göre Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret alışverişi mekanizmaları sunulmuştur
Kur oynaklığı, enflasyon ve dolarizasyon ilişkisi: Türkiye örneği
Ekonomide istikrarsızlık bütün ülkelerin karşılaştığı bir sorundur. Bu nedenle Hükümetler, Merkez Bankası tarafından yönetilen para politikası ve mali politikalar aracılığıyla istikrasızlıktan uzaklaşmaya, güvenle simgelenen bir ekonomi ortamını sağlamaya gayret etmektedir. Bu bağlamda, Türkiye'nin son yıllarda küresel ölçekte yaşanan ekonomik krizler gölgesindeki duruşu ve tek haneli rakamlardan çift haneli rakamlara çıkan enflasyonla mücadelesi dikkat çekmiştir. Aynı zamanda döviz kurundaki değişkenlik ve ülkenin dolarizasyon olgusu ihtimaline karşı tutumu, ilgi çeken bir konu olmuştur. Buradan hareketle ortaya konan bu çalışmada; döviz kuru, enflasyon ve dolarizasyon arasındaki ilişkiyi Türkiye ekonomisi kapsamında araştırılmıştır. Aynı zamanda söz konusu ilişki araştırılırken TCMB' nin 2000-2022 yıllar arası izlediği politikalardan da bahsedilmiştir. Bu bağlamda, Aralık 2012 ile Mart 2023 dönemini kapsayan aylık veriler ile Türkiye ekonomisi incelenmiştir. Araştırmanın ekonometrik analiz bölümün de ise, değişkenlerin durağanlığı Zivot ve Andrews, Lee ve Strazicich ve Narayan ve Poop birim kök testleri ile sınanmıştır. Daha sonra Hatemi-J (2008) ve Maki (2012) eş bütünleşme testleri ile ilişki incelenmiştir. Son olarak uzun dönem tahminlerinde FMOLS regresyon yöntemi kullanılmıştır. Analiz sonucunda; değişkenler arasında uzun vadeli eş bütünleşme ilişkisi bulunduğu ve çift yönlü nedensellik ilişkisi saptanmıştır. Bu çalışma, değişkenler arasındaki ilişkinin güncel veriler ışığında incelenmesi ve para politikası ile olan etkileşiminin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Bu sayede, bu konuda yapılmış olan literatüre yeni bir bakış açısı sunmaktadır. Bununla birlikte, bu konu ile ilgili daha fazla bilgi edinmek isteyen araştırmacılara söz konusu ilişkinin birçok ülke arasında panel analizi yapılarak karşılaştırılarak araştırılmasını tavsiye edilmiştir. Böylelikle ilişkinin farklı bağlamlarda nasıl değiştiğini ortaya konabilir ve daha güvenilir sonuçlar elde edilebilir.
Dış ticarette uzmanlaşma ve çeşitliliğin büyümeye etkisi: Türkiye üzerine bir analiz
Klasik ekonomi yaklaşımı çerçevesinde ülkelerin büyüme ve kalkınma süreçlerinde dış ticaret oldukça önemli bir yere sahiptir. Ülke ekonomilerinin büyüme ve kalkınma tercihleri dış ticarette uzmanlaşma ve ürün çeşitliliği üzerinde belirleyici olmaktadır. Bir ülkede uzmanlaşmış olan ürünlerin imalatı ve ihracatını yapan firmalar bu alanda diğer firmalara karşı piyasada rekabet üstünlüğünü kazanmaktadırlar. Uzmanlaşılan üründe çeşitliliğin artması, aynı zamanda dış ticarette firmalara ve bu firmaların faaliyet gösterdikleri ülkelere rekabet üstünlüğü getirmektedir. Türkiye dış ticaret alanında 1980'lere kadar dışa kapalı ekonomi modelini kullandığı için ithalat-ihracat alanında büyük rakamlara ulaşamamıştır. 1980 ile birlikte Türkiye'de neo-liberal ekonomi politikalarının uygulanması ve dışa açık ekonomi modelinin benimsenmesi ile dış ticarette yıllar bazında artan oranlı bir gelişim göstermiştir. İhracatın ithalatı karşılama oranı 1980'li yılların başında %6 oranında seyir gösterir iken 2010'lu yıllarda bu oranın %56'ya çıktığı görülmektedir. Ayrıca dış ticarette uzmanlaşılan ürünlerin ihracatında yaşanan gelişmeler ülke ekonomisinin büyümesine de katkı sağlamıştır. Bu çalışmada Türkiye'nin dış ticaretteki uzmanlaşma ve çeşitliliğinin ekonomik büyümesine olan etkileri 1995-2021 dönemi için ARDL modeli ile analiz edilmiştir. Türkiye'de dış ticarette uzmanlaşma ve çeşitliliğin büyümeye etkisi bu çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Oluşturulan modelin bağımlı değişkeni Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GDP) olup, bağımsız değişkenler olarak Türkiye'nin ekonomik yapısını ve dış ticareti etkileyen önemli faktörlerden olan İhracat Endeksleri (Uzmanlaşma ve Çeşitlilik Endeksi), İş Gücü Verimliliği, Sermaye Stoku, Sermaye Endeksidir. Çalışmada bağımlı değişken Gayri Safi Yurt İçi Hâsıla ile bağımsız değişkenler İşgücü Verimliliği, Sermaye Stoku ve İhracat Çeşitlilik Endeksi arasında uzun dönemde pozitif yönde anlamlılık bulunmaktadır. Diğer değişkenler arasında uzun dönemde anlamlılık bulunmamıştır. Açıklayıcı değişkenlerin Gayri Safi Yurt İçi Hasıla üzerindeki etkisine bakıldığında en büyük etkiye İşgücü Verimliliği değişkeninin sahip olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, Uzmanlaşma, Çeşitlilik, Türk Ekonomisi, Ekonomik Büyüme
Türkiye ihracatında mevcut riskler ve riskten kaçınma yolları: Elektronik sektörü üzerinde bir uygulama
Rekabetin ve bütünleşmenin hızla arttığı dünya ekonomisinde ihracattan en yüksek paydayı sağlamak önem taşımaktadır. Çalışmanın temel amacı, Türkiye'de ihracat faktörlerinde karşılaşılan risk unsurlarının açıklanması, analiz edilmesi ve olası önlemlerin tespit edilmesidir. Elektronik sektörünün bu konuda diğer sektörlerden farkının bulunması da çalışmanın amacıdır. Çalışmada aşağıdaki problemlere yanıt aranmıştır. Türkiye'de ihracat yapan firmaların karşılaştıkları riskler nelerdir? Türkiye'de ihracat yapan firmaların karşılaştıkları risklerden kaçınma yöntemleri nelerdir? Türkiye elektronik sektörünün ihracat riskleri ve riskten kaçınma yöntemleri açısından diğer sektörlerden ayrıştığı noktalar nelerdir? Çalışmada yargısal analiz yöntemi kullanılarak örneklem seçilmiştir. Üçüncü bölümde araştırma problemleri hakkında yanıtlar toplanmıştır. Elde edilen yanıtlar nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilip bulgular saptanmıştır. Risk ihracatın doğasında vardır, önemli olan riskleri tanımlayıp yönetebilmektir. Türkiye ihracatında politik risk, tedarik zinciri riski, lojistik risk, finansal risk, ürün riski, ticari risk ve operasyonel risk mevcutur. Elektronik sektörü diğer sektörlerdeki ihracat riskleri ile aynı risklere sahiptir. Girdi riski, pazardaki yönelişin çabuk değişebilmesi, orta ölçekli elektronik firmalarının finansal açıdan istenen güce sahip olmaması açısından elektronik sektörü birçok sektöre göre daha fazla riske sahiptir. Kimi riskler kabul edilirken kimi riskler devredilebilir. Türkiye'nin ekonomik yapısı ve uygulanan politikalar gözden geçirilmelidir. Türkiye müşteriler için az riskli hale getirilmelidir. İhracatçıların eğitim ve yönlendirme yoluyla iş yapış şekillerini Avrupa standartına getirmesi gerekmektedir. Riskler her geçen gün artmaktadır. Hemen önlem alınmadığı taktirde alınacak önlemlerin etkisi azalacaktır. Anahtar Kelimeler: İhracat, Risk, Riskten kaçınma, Dış ticaret, Elektronik sektörü.
4458 Sayılı Gümrük Kanunu çerçevesinde antrepo rejimi uygulamaları ve dış ticarete etkisi
Ticaretin küreselleşmesi ile bu eyleminin neredeyse tamamen dış ticaret ekseninde ele alındığı ve bu bağlamda gerçekleştiği son zamanlarda buna bağlı olarak gümrük faaliyetlerinin artması vazgeçilmez bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Antrepo rejimi uygulamaları kapsamında ele alınan bu tez çalışmasında ise; özellikle ithalatçı firmaların yürüttüğü işlemlere ve üretim aşamasında ara mamul ve hammadde tedarik sürecinde antrepo kullanımın önemine değinilmiştir. Üç aşamada hazırlanan bu tez çalışmasının birinci bölümünde; antrepo rejimi ile ilgili kavramların tanımlamalarına yer verilerek rejim kapsamında gerçekleştirilen işlemlerin akış süreci ve sistematiğinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise; dış ticaret işlemlerinde antrepo kullanımı, lojistik, depolama, konum, vergilendirme ve üretim alt başlıkları altında ele alınarak irdelenmiş ve ne gibi etkileri olduğuna değinilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise; derinlemesine mülakat tekniği ile gerçekleştirilen görüşmeler neticesinde katılım sağlayarak katkılarını sunan katılımcıların fikirleri aktarılarak dış ticaret alanında antrepo rejiminin oluşturduğu önemli etkilere değinilerek antrepo kullanımının avantaj ve dezavantajları yorumlanarak aktarılmıştır.
Uluslararası lojistik çalışanlarında duygusal zekânın iş tatmini ve tükenmişlik ile ilişkisi
Uluslararası Lojistik sektörü çalışanlarının, işlerinin gereği olarak sürekli şirket içi ve şirket dışı çok sayıda farklı insan aynı zamanda kültür ile ilişkiler yürütmeleri gerekmektedir. Sayısız çalışma, duygusal zekânın örgütün performansını belirlemesinde önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Bu çalışmada ise Uluslararası Lojistik sektöründe çalışanların duygusal zekâları incelenecek olup bunun iş tatmini ve tükenmişlik ile ilişkisini ve çıktılarını tespit etmek amaçlanmaktadır. Birçok çalışma duygusal zekânın işletmenin performansı üzerinde önemli rol oynadığını göstermiştir. Tükenmişlik ve iş tatmininin doğrudan işten ayrılmaya eğilimlilik, devamsızlık, iş performansı ve sağlanan hizmetin kalitesi gibi örgütsel çıktıları etkilemektedir. Araştırma verilerini 224 işletme sayısı ve 9.6 milyar $ dış ticaret hacmine sahip, Manisa Organize Sanayi Bölgesindeki (MOSB) ISO 500'e giren 18 firmanın uluslararası lojistik departmanında alt ve orta düzeyde çalışan 321 personel oluşturmaktadır. Araştırmada çalışanların duygusal zekâsını ölçmek için Wong ve Law Duygusal Zekâ Ölçeğinden (Wong and Law Emotional Intelligence Scale: WLEIS) yararlanılmıştır. WLEIS çalışanların sahip olduğu duygusal zekâlarını öğrenmelerini sağlayacak olan özellik ve yeteneklerden oluşmaktadır. Çalışanların tükenmişlik düzeyinin ölçülmesi için Maslach Tükenmişlik Envanteri-Genel Formundan (MTE-GF) yararlanılmıştır. Lojistik sektöründe çalışanların iş tatmininin ölçülmesi için Griffin vd. (2010) 'nin iş tatmini ölçeğinden yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS Statistics (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ölçeklerin normal dağılım gösterdiği görülmüştür. Nicel değişkenlerimizin iki ilişkisiz örneklemden elde edilen puanların birbirinden anlamlı bir şekilde farklılık gösterip göstermediğini test etmek için Mann-Whitney U testi ve bağımsız örneklem t testi yapılmıştır. Değişkenlerin aralarındaki ilişkinin belirlenmesinde korelasyon analizi kullanılmıştır. Bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini analiz etmek amacı ile regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların cinsiyetlerine göre duygusal zeka, tükenmişlik veya iş tatmin seviyelerine bakıldığında anlamlı bir farklılık görülmemektedir. Duygusal zekanın tükenmişlik ile ilişkisine bakıldığında, tükenmişliğin alt boyutları olan tükenme ve duyarsızlaşma ile anlamlı ve negatif, yetkinlik alt boyutu ile anlamlı ve pozitif yönde ilişkisi olduğu gözlemlenmiştir. Buna ek olarak duygusal zekanın iş tatmini ile ilişkisine bakıldığında ise kendisi ve tüm alt boyutlarıyla anlamlı ve pozitif bir ilişkisi olduğu sonucuna varılmıştır.
Yeşil lojistik kapsamında çevre etkinlik VZA yöntemleri ile AB ülkeleri ve Türkiye'nin lojistik-çevre etkileşimli performanslarının değerlendirilmesi
Küresel çaplı çevresel sorunlara neden olan faktörler içerisinde lojistik faaliyetlerin payı oldukça yüksektir. Bu durum lojistik sektörü üzerinde çevresel baskıları arttırmakla birlikte, ülkeleri ve işletmeleri konuya ilişkin önlemler almaya ve politikalar geliştirmeye itmektedir. Bu çalışmanın amacı ülkelerin veya işletmelerin, lojistik faaliyetlerin çevresel etkilerinin azaltılması ya da yok edilmesine ilişkin uygulamış olduğu politikalar olarak ele alınan yeşil lojistik kapsamında, Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin lojistik-çevre etkileşimli performanslarının değerlendirilmesine ilişkin bir uygulama sunmaktır. Çalışmada çevresel etkinlik ölçümü için altı farklı VZA yönteminden yararlanılmıştır. Yapılan ölçümde kullanılan girdi ve çıktılara ilişkin değişkenler sürdürülebilir lojistiğin boyutları baz alınarak gruplandırılmıştır. Gerçekleştirilen analiz neticesinde ülkelerin lojistik sektörüne ilişkin mevcut durumunun yeşil bir haritası çıkarılmaya çalışılmıştır. Yeşil lojistiğe ilişkin ülkelere ve işletmelere ait kapsamlı verilerin yokluğunda, bu çalışmanın ülkelerin veya işletmelerin yeşil lojistik performansını analiz etmek için örnek teşkil ederek bu alanda yeni çalışmalar için fikir oluşturabileceği, bunun yanı sıra uluslararası veya ulusal kuruluşlar tarafından yeşil lojistik alanındaki bu eksikliğin giderilmesine dikkat çekerek farkındalık oluşturabileceği düşülmektedir. Anahtar Kelimeler: Lojistik, Yeşil Lojistik, Sürdürülebilir Lojistik, Sürdürülebilirlik, Veri Zarflama Analizi, VZA, Çevresel Etkinlik, Etkinlik Ölçümü, Performans Ölçümü
Ekonomik küreselleşmenin kur ve ticaret savaşları üzerinden yansımaları: Türkiye ekonomisi üzerine bir inceleme
Küreselleşme, dünya ekonomilerinin artan finansal, ticari ve kültürel bağlar ile birbirlerine daha fazla bağımlı duruma gelmelerini ifade etmektedir. Bu süreç, bir yandan ülkeler arasında sermaye akışları, serbest ticaret anlaşmaları ve uluslararası yatırımlar vasıtasıyla ekonomik büyümeyi teşvik ederken, diğer yandan ülke ekonomilerini küresel piyasalardaki dalgalanmalara daha açık hale getirmektedir. Küreselleşme ile ekonomik sınırların ortadan kalkması sonucu ülkeler arası iş birliği ve rekabet artışı yaşanmasının yanında bu durum kur ve ticaret savaşlarını da tetiklemektedir. Bu çalışmanın birinci bölümünde küreselleşme kavramı ve tarihsel gelişimi açıklanmış, küreselleşmenin boyutlarına değinilerek ekonomik küreselleşme sürecinden bahsedilmiştir. İkinci bölümünde kur ve ticaret savaşlarının süreçleri, nedenleri ve sonuçları ele alınmıştır. Özellikle ABD-Çin arasındaki ticaret savaşları ve bunların ekonomik yansımaları üzerinde durulmuştur. Döviz kuru sistemleri ile karşılıklı etkileşim perspektifinden açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise kur ve ticaret savaşlarının Türkiye üzerine yansımaları detaylandırılmıştır. Kur savaşlarının Türkiye üzerindeki ekonomik etkisini açıklayabilmek için döviz kuru, gayrisafi yurt içi hasıla ve kurumlar vergisi oranı değişkenlerinin ihracat hacmi üzerindeki etkileri 2005-2023 yılları arasındaki verilerle analiz edilmiştir. Bu kapsamda gayrisafi yurt içi hasıla, kurumlar vergisi oranı, ortalama dolar kuru, ihracat verileri kullanılarak regresyon analizi ve Granger nedensellik testi uygulanmıştır. Ampirik bulgular döviz kuru ve kurumlar vergisi oranı verisinin ihracatı anlamlı düzeyde etkilediğini, ancak gayrisafi yurt içi hasıla büyüme verisinin ihracat hacmi üzerinde anlamlı düzeyde etkisi olmadığını kanıtlamıştır.
Dünya ekonomisinde uluslararası ticaretin çevre üzerindeki etkilerinin biçimsel analizi
Globalleşme süreci, ülkeler arasında mal, hizmet ve sermaye dolaşımının serbestleştirilmesiyle tetiklenen bir dönüşümü ifade eder. Bu süreç, teknolojik ilerlemenin hız kazanmasıyla birlikte daha da ivme kazanmıştır. Mal ve hizmet ticaretindeki serbestleşme, ülkeler arasındaki sınırları giderek ortadan kaldırmış ve uluslararası piyasaların birleşmesine yol açmıştır. Ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri olan bu süreç, gelişmiş ülkelere sahip oldukları geniş olanakları sayesinde büyük avantajlar sağlarken, gelişmekte olan ülkeler için birçok olumsuzluğu beraberinde getirmiştir. Ancak, tüm bu faktörler bir kenara bırakılarak dünya bir bütün olarak ele alındığında, serbest ticaretin çevre üzerinde belirli etkileri olduğu ve tedarik zincirinin tüm aşamalarından çevrenin etkilendiği görülmektedir. Bu çalışmada ekonomi ve uluslararası ticaretin çevre ile ilişkisi incelenmiş, dünyayı temsilen 53 ülkenin 1990-2020 yılları arasındaki kişi başı CO2 emisyonu ve gayrisafi yurtiçi hasıla (GSYH) verileri kullanılarak uluslararası ticaret ve çevre ilişkisine yönelik hipotezler konvansiyonel olarak analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Ticaret, Çevre Ekonomisi, Ekolojik Ekonomi, Sürdürülebilir Kalkınma, Doğal Kaynak Laneti
Türkiye'nin tarımsal ürün ihracatı ve Manisa ili sultani üzüm asma yaprağı ihracatı üzerine bir araştırma
Türkiye, iklim koşulları ve toprak özellikleri bakımından tarıma son derece elverişli bir coğrafyada yer almakta olup, bu durum üzüm üretimi başta olmak üzere birçok tarımsal faaliyete önemli avantajlar sağlamaktadır. Bu çalışma, Türkiye'nin genel tarım yapısını ve tarım sektörünün ülke ekonomisindeki yerini incelemekte; Gayri Safi Milli Hâsıla (GSMH) içindeki payı ile ihracattaki rolünü tartışmaktadır. Özellikle organik tarım uygulamaları ve devletin bu alana sağladığı teşvikler ele alınarak, bağcılık sektörü ve asma yaprağı üretimine ilişkin güncel veriler sunulmuştur. Manisa İli, sahip olduğu uygun iklim koşulları, stratejik konumu ve gelişmiş tarımsal altyapısı ile Türkiye'nin üzüm ve asma yaprağı üretiminde öncü konumdadır. İlde yürütülen tarımsal faaliyetler; tarım alanlarının dağılımı, toprak sınıfları, sulama sistemleri ve tarımsal mekanizasyon gibi parametreler çerçevesinde detaylı şekilde analiz edilmiştir. Manisa özelinde asma yaprağı üretim potansiyeli ile birlikte karşılaşılan başlıca sorunlar arasında bilinçsiz üretim, hastalık ve zararlılarla mücadele, kalite kontrol eksiklikleri ve iş gücü yetersizlikleri yer almaktadır. Çalışma kapsamında, asma yaprağı ihracatı gerçekleştiren yerel işletmelerle yapılan görüşmeler aracılığıyla üreticilerin ihracat potansiyelleri ve karşılaştıkları zorluklar tespit edilmiştir. Bulgular, Manisa'nın sahip olduğu üretim kapasitesinin daha verimli ve sürdürülebilir tarım teknikleriyle geliştirilebileceğini ve ihracatın artırılabilmesi için kalite kontrol, ürün çeşitliliği ve pazarlama stratejilerinin güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Afganistan ve iran arasındaki ticari ve siyasi ilişkiler
Asya kıtasının kalbine yakın Orta Asya'nın bir parçası olan Afganistan, Kıta'nın doğu ile batı ve kuzey ile güney arasında önemli geçiş noktasıdır. Orta Asya ülkelerin doğal gazı, petrolü ve elektriği Güneydoğu Hindistan boru hattıyla Afganistan üzerinden Pakistan, Hindistan ve uluslararası piyasalara aktarılmaktadır. Afganistan'ın Stratejik önemi, komşu ülkeleriyle mücadele etmesine neden olmuştur. Bu çalışmada Afganistan'ın komşularından İran ile Ticari ve siyasi ilişkileri incelenmiştir. 11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezine gerçekleştirilmiş olan terör saldırılarından sonra ABD Afganistanı karşı askeri harekatı başlattı. Taliban rejiminin devrilmesinden sonra, Afganistan'deki yeni yönetim ülkenin kalkınması, ekonomik büyümesi, yeniden yapılandırılması ve muhtelif alanlarında reformlar yapmıştır. İran ekonomisi, büyük ölçüde petrole dayalıdır. İhracat gelirleri %80 petrol ihracatından elde etmektedir. İran'in Irak ile 8 yıllık savaş aynı zamanda ABD ve Avrupa Birliğin İran'a uygulanan ambargoları İran ekonomisine olumsuz etkilemiştir. 2001'dan sonra Afganistan ve İran arasındaki ticari ilişkiler genişlemiştir. 2016 yılında Hindistan, İran ve Afganistan arasında transit konusunda yapılan Çabahar Limanı analşmanın sonucunda, Afganistan denize çıkış alternatif yolu bulmuştur. Etnik, tarihî, kültürel, ekonomik, güvenlik ve dış unsurlar, ABD, Pakistan ve Suudi Arabistan, Afganistan ve İran arasındaki ilişkileri belirleyen unsurlardır. Ayrıca, su ve sınır problemi Afganistan ve İran arasındaki ilişkilere olumsuz etkilemiştir. İran, etnik ve kültürel faktörlerden yararlanarak Afganistan'da nüfuz alanı genişletmiştir. Anahtar Kelimeler: Afganistan, İran, Genel Ekonomi, Afganistan Dış Ticareti, Afganistan Siyasi İlişkiler.
Banka ve sigorta muameleleri vergisi ve bu vergi karşısında mükelleflerin tutum ve davranışları: Denizli ili örneği
Günümüzde devlet, kişilerin toplumsal menfaatlerini sağlamak için vergiye ihtiyaç duymakta ve bu anlamda da vergilerin önemi giderek artmaktadır. Mükellefler içinde yaşadığı toplumun birer zorunluluğu olarak vergi ödemekle yükümlüdürler. Vergi ödemekle yükümlü mükellefler sadece bireyler değil aynı zamanda kurumlarında ödemekle yükümlü oldukları vergiler de bulunmaktadır. Ülkemizdeki bütçenin dengelenmesi ve devletin gerekli duyduğu finansmanın sağlanması açısından nakit paraya olan ihtiyaç giderek artmaktadır. Devlet bu anlamda finansman ihtiyacını daha hızlı ve pratik yoldan karşılayabilmek için dolaylı vergilere yönelmektedir. Ayrıca dolaylı verginin, harcamalar ve işlemler üzerinden alınması verginin geniş tabanlara yayılmasına olanak sağlamakta ve bu sayede kolay bir şekilde birçok bireyden bu vergiyi tahsil edebilmektedir. Bu çalışma da bankaların vergiyle olan ilişkisi ele alınıp aynı zamanda dolaylı bir vergi olan Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi ele alınmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde dünyada bankacılık işlemlerine uygulanan vergiler ele alınmış olup Türkiye ve diğer ülkelerde uygulanan finansal işlem vergilerine yer verilmiş ve Türkiye'de finansal işlemlerin uygulanabilirliği hakkında yorumlar yapılmıştır. İkinci bölümde kurumsal yapıya sahip olan bankaların, devlete kendi faaliyetlerinden dolayı ödemiş oldukları vergiler incelenmiş ve aynı zamanda devletin bankalara yüklemiş oldukları sorumluluk sıfatlarıyla ödemiş oldukları vergilerden de bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise, bankaların yükümlü sıfatıyla mükelleflerden tahsil ettiği finansal işlem vergisi olarak ta adlandırılan banka ve sigorta muameleleri vergisi karşısındaki mükelleflerin tutum ve davranışlarının ne yönde oldukları ve vergi hakkındaki bilgisi ölçülmüştür. Mükelleflerin tutum ve davranışlarının ölçümünde anket çalışmasına yer verilmiştir. Yapılan bu anket çalışmasının katılımcıları ise Denizli Merkez İlçedeki Yapı ve Kredi Bankası'nın müşterileri olmuştur. Anket çalışmasından elde edilen veriler istatistiki analiz teknikleri ile bir sonuç elde edilmiştir. Bu anlamda daha önce bir çalışma yapılmadığı için Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi konusunda ülkemizde yapılan ilk anket çalışması olmuştur. Bu çalışma sonucunda vergi mevzuatında yapılacak olan düzenlemelere ışık tutacaktır.
Lojistik yöneticilerinin endüstri 4.0'ın işletme düzeyindeki etkilerine ilişkin görüşleri üzerine nitel bir araştırma: Bursa örneği
Küreselleşme ile birlikte meydana gelen teknolojik ve ekonomik gelişmeler, küresel pazarların ortaya çıkması, rekabetin küreselleşmesi ve son olarak da Dördüncü Sanayi Devrimi'nin yani bir diğer adıyla Endüstri 4.0'ın ortaya çıkışıyla her işletmede olduğu gibi lojistik sektöründe de işletmeleri hatasız ve daha etkili çalışmak zorunda bırakmıştır. Bu zorunluluklar neticesinde lojistik sektörü Endüstri 4.0 kapsamında; özellikle yeni iş modelleri, yeni müşteri beklentileri, pazar arayışları ve teknolojik gelişimleri içerisinde barındıran çok kapsamlı ve dinamik bir yapıya sahip olması sebebiyle lojistik ve tedarik zincirini dijital bir ortama taşımış ve yeniden yapılandırmıştır. Çalışmada bugün birçok sektörü etkileyen Endüstri 4.0'ın kârlılık, maliyet, işgücü, verimlilik ve yatırım anlamında etkileri çerçevesinde lojistik yöneticilerinin bilgi düzeyleri ve bu konuda yaptıkları hazırlıklara ilişkin görüşleri üzerine odaklanılmıştır. Araştırma, kuramsal bilgilerden ve Bursa'da faaliyet gösteren lojistik firmaları kapsamında yapılan ampirik bir çalışmadan oluşmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde; Endüstri 4.0'ın temel kavramları kapsamında, Endüstri 4.0'ın tanımı, gelişim süreci ve bileşenleri açıklanmıştır. İkinci bölümde; lojistik kavramı ve Endüstri 4.0 ile ilişkisi kapsamında, lojistiğin temel kavramları, lojistiğin Endüstri 4.0 ile ilişkisi ve Endüstri 4.0'ın lojistik işletmeler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın uygulamasına yer verilmiştir. Üç lojistik yöneticisi ile yüz yüze gerçekleştirilen mülakatlar, araştırmacı tarafından yapılan içerik analizi sonucunda, Maxqda programında analiz edilerek "Endüstri 4.0'ın İşletmelere Sağlayacağı Avantajlar", "Endüstri 4.0'a Geçişte Karşılaşılan Zorluklar", "İşletmelerin Endüstri 4.0'a Hazır Olma Düzeyleri" başlıklarında sınıflandıktan sonra modellenmiştir. Elde edilen bulgular çalışmanın üçüncü bölümünde detaylı şekilde incelenmiştir.
İhracatta akreditiflerin etkisi: Ege Bölgesi örneği
Dış ticaret, ülkeler arasında gerçekleştirilen ihracat ve ithalat hareketleridir. Ülkeler dış ticaret ilişkileri sonucunda satılan malların teslimi ve ödenmesi ile buna bağlı olarak oluşan etkileri uluslararası ticaret yapan işletmeler için büyük önem kazanmıştır. Ülkeler dış ticaret yaparken kullandıkları teslim ve ödeme şekilleri bulunmaktadır. Bu ödeme yöntemlerinden biri olan akreditifli ödeme, diğer ödeme yöntemleri arasında en güvenilir ve iki tarafın da hakkını koruyan ödeme şeklidir. Akreditif, ihracat yapılan malların bedelini ödenmesi konusunda belirli koşulların yerine getirilmesinden sonra ödemenin yapılacağına ilişkin bir tür teminattır. Yapılan çalışma, Ege Bölgesi ihracatında akreditifli ödemenin diğer tüm ödeme yöntemleri arasında ne kadar etkili ve önemli olduğunu amaçlamaktadır. Bu bağlamda Ege İhracatçı Birlikleri'nden alınan ülkeler bazında ödeme yöntemlerine göre 2011-2018 yıları arasındaki ihracat tutarları incelenmiştir. Akreditifli ödeme yöntemi diğer ödeme yöntemleri ile karşılaştırılarak avantajları ve kullanılabilirliği değerlendirilmiştir. Ege ihracatçı Birlikleri'nden alınan verilerdeki ülkelerden 13 tanesi, ihracatta tüm ödeme şekillerinin kullandığı ve Türkiye'nin en çok ihracat yaptığı ülkeler arasından seçilmiştir. En güvenilir ödeme yöntemi olmasına rağmen, pahalılığı nedeniyle Ege Bölgesi'nin ihracatında akreditifli ödemenin fazla kullanılmadığı sonucuna ulaşılmış, en çok kullanılan ödeme yöntemi mal mukabili ödeme olmuştur. Akreditifli ödemenin kullanımı ülkelere göre farklılık göstermesiyle birlikte genel anlamda az kullanıldığı verilerde de görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, İhracat, Ödeme Şekilleri ve Akreditif
Mobilya sektöründe inovasyonun ihracat performansına etkisi: İzmir ili üzerine ampirik bir çalışma
Bugünün dünyasında mütemadiyen bir değişim ve dönüşüm söz konusudur. Yaşanan bu değişim ve dönüşümlerle beraber her geçen gün artan rekabet karşısında işletmeler varlıklarını korumak ve farklılaşmak adına değişime ve yeniliğe ihtiyaç duymaya başlamıştır. Bu da bilim ve teknolojinin ortak öğesi olan inovasyonun önemini artırmaktadır. İnovasyon, geleceğin planlı halde oluşmasını sağlayan temel taştır. Ülkelerin ve toplumların gelişimi ve refah seviyelerindeki artış, yeniliğe açık olmakla mümkündür. Bugün bilim ve teknolojide olduğu gibi üretimde de geleneksel mantıktan çıkılmış, yeni bir dönüşüm sürecine girilmiştir. Bu kapsamda çalışmamızda özellikle üretimde kilit konumda olan sanayinin önemli kısmını oluşturan mobilya sektöründe inovasyonun ihracat performansına etkisi üzerine odaklanılmıştır. Çalışma, İzmir ili sınırları içerisinde mobilya sektöründe ihracat yapan firmalara uygulanmıştır. Firmaların yenilik yeteneklerinin ihracat performansı üzerindeki etkilerini araştırma amacı ile yapılmıştır. Araştırma, İzmir'de mobilya sektöründe faaliyet gösteren firmalarda yapılan 120 ankete sağlıklı cevap veren 80 kişi üzerinde uygulanmıştır.Anket sonucunda verilerin faktör analizine uygun olup olmadığına bakılmış olup, devamında varyans analizi ve korelasyon analizi yapılmıştır.Açıklayıcı faktör analizi sonucunda süreç yeniliği yetenekleri, ürün yeniliği yetenekleri, davranışsal yenilik yetenekleri, stratejik yenilik yetenekleri ve ihracat performansı faktörleri elde edilmiştir.Yenilik yeteneği faktörlerinden, ürün yeniliği yetenekleri ve süreç yeniliği yeteneklerinin, mobilya sektöründe faaliyet gösteren firmaların ihracat performansını artırdığı görülmüştür.
Afganistan uluslararası ticaretinde ortaya çıkan uyuşmazlıkların hukuki çözümü
Uluslararası ticarette ortaya çıkan uyuşmazlıklarda, devlet yargısı mahkemeler dışında diğer alternatif çözüm yollarının incelenerek, özellikle Afganistan'ın taraf olduğu uluslar arası ticaret ilişkilerinde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda tahkim ve arabuluculuk yolu ile çözüm süreçlerinin incelenmesidir.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası para politikaları ve dış ticarete etkileri (2001 sonrası)
Bu tezin amacı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikalarının dış ticaretine etkilerini ele almaktır. Çalışma 2001 sonrası dönem ile sınırlandırılmıştır. Bu amaç ve sınırlılık çerçevesinde çalışma, üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde TCMB'nin para politikaları, amaçları ve araçları ele alınmıştır. Öncelikle TCMB'nin gelişimine yer verilmiş ve 2001 öncesi para politikaları kısaca açıklanmıştır. Ardından 2001 sonrası dönemde para politikaları detaylı biçimde sunulmuştur. Burada para politikalarında araçlar ve TCMB para politikasının amaçları açıklanmıştır. Son olarak bu bölümde 2001 sonrasında TCMB'nin para politikalarının amaç-sonuç ve sebep-sonuç ilişkileri çerçevesinde irdelemesine yer verilmiştir. İkinci bölüm, Türkiye'de dış ticaretin ele alındığı bölümdür. Çalışma sınırlılığına bağlı olarak Türkiye'de dış ticaretin değişimi ve gelişimi 2001 öncesi ve sonrası olmak üzere iki kısımda açıklanmıştır. Teslim şekillerine göre dış ticaret, ödeme şekillerine göre dış ticaret, tarife dışı engeller ve uygulamaları ile Türkiye'nin dış ticaretindeki yapısal sorunlar ile dezavantajlar ele alınmıştır. Üçüncü bölüm, ilk iki bölüm ile hazırlık yapılan ve tezin temel amacına işaret eden TCMB para politikalarının dış ticarete etkilerinin açıklandığı bölümdür. Burada öncelikle gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerde mevcut durum literatürde yapılmış araştırmalar üzerinden değerlendirilmiştir. Sonrasında TCMB para politikalarının dış ticarete etkileri 2001-2008 ve 2008-2018 olmak üzere iki dönemde analiz edilmiştir. 2000 sonrası dönemde dalgalı döviz kuru sisteminin benimsenmesiyle uluslararası ticaretin gelişmesi yönünde atılan adım olumlu karşılanmış ve enflasyon hedefi uygulamalarıyla birlikte döviz kurunun stabil hale gelmesinde etkili olmuştur. Bu durum ihracatın gelişmesine katkı sağlarken diğer taraftan ülkemize giriş yapan sermayeyi de artırmıştır. Merkez Bankası, piyasalardaki gelişmelere likidite ve faiz oranlarına dönük kontrollü müdahalelerde bulunarak yatırım ve sanayi malları ithalatına bağımlı gelişme gösteren ihraç kalemlerinin yarattığı finansal boşlukları doldurma eğilimi sergilemektedir.
Müşteri sermayesi yaratmada ilişkisel pazarlamanın etkisi: Türkiye'deki çok uluslu doğrudan satış şirketlerine yönelik bir uygulama
İlişkisel pazarlama paradigması, pazarlama bilimi içerisinde önemli bir konuma gelmiştir. Bununla birlikte işletmelerin yürüttüğü pazarlama faaliyetleri klasik pazarlama yaklaşımlarından uzaklaşmış ve ilişkisel pazarlama paradigması etrafında şekillenmeye başlamıştır. İlişkisel pazarlamanın yaygınlaşması ile birlikte müşteri ederi ve müşteri sermayesi gibi kavramlar gündeme getirilmiştir. Müşteri ederi (Customer Equity), iç ve dış müşterinin zihninde işletme için biçtiği değeri ifade etmektedir. Entelektüel sermayenin unsuru olan müşteri sermayesi (Customer Capital) ise, işletmenin iç ve dış müşteriler ile ilişkisi sonucu ortaya çıkan mevcut ve gelecekteki getirilerine katkı olarak özetlenmektedir. Bu tez çalışmasında çok uluslu işletmelerin kullandığı doğrudan satış yöntemlerinden olan çok katlı pazarlama modeli ile uyguladıkları ilişkisel pazarlama faaliyetlerinin müşteri sermayesi yaratma üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için doğrudan satış yapan işletmelerin iç müşterileri olan satış temsilcileri üzerinde bir araştırma yürütülmüştür. Bu araştırma sürecinde kolayda örnekleme yöntemi ile 151 kişiden, 5'li Likert tipi olarak hazırlanmış araştırma ölçeği ile veriler toplanmıştır. Toplanan veriler için ön testler SPSS ve hipotez testleri Smart PLS programları kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde işletmelerin ilişkisel pazarlama faaliyetlerinin müşteri sermayesi (cutomer capital) üzerinde doğrudan etkisi görülmemekle birlikte, ilişkisel pazarlama faaliyetlerinin müşteri ederi (customer equity) üzerinde ve müşteri ederinin müşteri sermayesi üzerinde etkileri olduğu görülmüştür. Son olarak ilişkisel pazarlama faaliyetlerinin müşteri ederi aracılığıyla müşteri sermayesini etkilediği sonucu da ortaya konulmuştur. Araştırma sonuçlarından hareketle işletmelerin ilişkisel pazarlama faliyetleri yürütürken iç müşteriler bağlamında müşteri ederine daha fazla önem vermeleri gerektiği vurgulanmıştır. Müşteri ederi üzerinden müşteri sermayesini artırmaları yönünde işletmelere öneriler sunulmuştur. Türkiye'de faaliyet gösteren çok uluslu doğrudan satış şirketlerinin uyguladıkları ilişkisel pazarlama faaliyetlerinin müşteri sermayesi yaratmadaki etkisinin incelenmesi amaçlanmaktadır.
İşletmelerin dış ticareti şekillendirmesinde arama motorlarının etkisi
Ticaret eski toplumlarda başlayıp o zamanın şartlarında genellikle takas usulüne dayalı olarak gerçekleştirilişmiş paranın ve değerli eşyaların icadından sonra günümüze kadar gelişme göstererek şimdiki halini almıştır. Beslenme ihtiyacı giderildikten sonra bunun ticari boyuta geçmesi insanların işletmeler şeklinde ayrılmalarına neden olmuş ve bu işletmeler sayesinde de daha büyük ticaret yapılmaya başlanmıştır. Gelişen teknoloji sayesinde ülke içerisinde ihtiyaç fazlası malların olması, ham madde eksikliği ya da fazlalığı, kişilerin gelir ve zevkleri, ekonomik krizleri vb. nedenlerden dolayı işletmeler dış ticarete yönelmiştir. Adam Smith'in Mutlak Üstünlükler Teorisi ve David Ricardo'nun Mukayeseli Üstünlükler Teorileri ile bu durum daha net açıklanmaktadır. İşletmeler böylece karşılıklı olarak ticaret yapabilecek ve her iki tarafta ihtiyaçlarını giderebilecekti. Ticarete paralel olan, 1960'lı yılların sonlarına doğru ABD'de askeri amaçlı ortaya çıkan ve daha sonra sivil hayatta kullanılmaya başlanan internet sayesinde dış ticarete olan eğilim büyük bir hız kazanmıştır. İlk başlarda savaş dönemlerinde iletişim aracı olarak kullanılan internet daha sonra arama motoru olarak oluşturulmuş ve böylece işletmeler hem zamandan hem de maliyetten tasarruf yaparak daha fazla ülkeye ulaşma imkânı bulmuştur. İnternetle birlikte arama motorlarının geliştirilmesinden sonra Elektronik Ticaret kavramının ortaya çıkması en büyüğünden en küçüğüne bütün firmaların dış ticaret yapabileceği gerçeğini ortaya sermiştir. Dünya üzerinde bütün pazarlara ulaşabilme imkânı sunan E-Ticaret işletmelerin kârlılığını arttırarak, uzaktaki firmayı yakınına getirerek dünyayı her geçen gün daha da küçültmektedir. İnsanlar artık en küçük ihtiyacı olan bir ürünü dahi E-Ticaret ile kolaylıkla almaktadır. Bu denli kolay bir ticaretin ilerleyen zamanda nasıl gelişme kat edeceğini siz düşünün. Bu araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde işletmelerin dış pazarlara girişi, dış pazarlara girişindeki kolaylıkları ve zorlukları, dış ticaret kavramı ve dış ticaretin önemine yer verilmektedir. İkinci bölümde arama motorlarının tarihçesi, işleyişi ve günümüze kadar gelen arama motorları çeşitleri, arama motorları sayesinde ortaya çıkan E-ticaret konularına değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise işletmelerin dış ticarete yön vermesinde arama motorlarının ne gibi etkileri olduğu, müşteri bulmak için kullandıkları yöntemler konusunda Ege Bölgesi'ndeki firmalardan anket sonucu elde edilen bilgileri ve istatistiki veriler değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı öncelikle firmaların dış ticaret yaparken arama motorlarını ne sıklıkla kullandığı, dış ticaret müşterilerini bulmak için kullandıkları yöntemleri ve bu yöntemler için önemli olan kriterleri araştırmaktır. Yapılan çalışma sonucunda Ege Bölgesinde dış ticaret yapan işletmelerin müşteri bulmada kullandıkları ilk yöntem uluslararası fuarlar olmuştur. Dış ticaret yapma konusunda güven kriterinin ülkemizde ön planda olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca işletmelerin dış ticarete başlamasında karşılaştıkları en önemli sorun bürokratik engellemeler olarak saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret, Arama Motorları, İnternet, Müşteri Bulma
Soğuk savaş sonrası Türkiye - İsrail ilişkileri: Ekonomi politik analiz
Türkiye ile İsrail, bulundukları coğrafi konumları itibariyle jeo-stratejik ve politik olarak bölgede ve uluslararası konjonktürde oldukça önemli iki ülkedir. İki ülke arasındaki diplomatik ve siyasi ilişkiler İsrail devleti kurulduğundan beri devam etmektedir. Soğuk savaş döneminde nispeten daha zayıf kalan ikili ilişkiler, 1990'lı yıllara gelindiğinde iki ülke arasındaki yakınlaşmanın artması ile hızla gelişmiş ve derinleşmiştir. Buna bağlı olarak ticari ve ekonomik ilişkiler de özellikle soğuk savaş dönemde, siyasi ilişkilere bağlı olarak artarak ilerlemiştir. Türkiye ve İsrail siyasi gerilimler yaşadıkları dönemlerde bile ekonomik, ticari ve askeri işbirliklerini devam ettirmişlerdir. İki ülke ilişkileri Ortadoğu coğrafyasının karmaşık ve değişken güç dengeleri nedeniyle, çok kırılgan bir yapıya sahip olduğu için özellikle 2000'li yıllarda diplomatik ve siyasi krizler yoğun olarak yaşanmıştır. Bu çalışmada her iki ülke arasında yaşanan politik ilişkilerin ekonomik ilişkilere olan yansılmaları hisse senedi piyasaları baz alınarak olay inceleme metodolojisi vasıtasıyla incelenmiştir. Gerçekleştirilen analizler neticesinde olumlu ilişkilerden Mavi Marmara tazminat anlaşmasının, krizlerden ise Mavi Marmara krizinin ekonomik etkilerinin yoğun şekilde hissedildiğini söylemek mümkündür. Bunun yanında yaşanan diğer olumlu gelişme ve krizlerin tek tarafla yansımaları olduğu gözlemlenmiştir. Çalışma neticesinde her iki ülkenin ekonomik ilişkilerinin politik olaylara karşı duyarlılığının çok da yüksek olmadığı sonucuna varılmıştır.
Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri 1990 sonrası ticari ilişkiler
Günümüzde uluslararası arenada etkili bir güç sahibi olabilmek için ülkelerin coğrafi alanlarının dışında da askeri, siyasi ve en önemlisi iktisadi alanda politikalar üreterek çıkarlarını gerçekleştirebilecek bir yetkinlik gerekmektedir. Bunun için ikili ve çoklu antlaşmalarla devletler hedeflerine ulaşmaya çalışmaktadırlar. Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki ilişkiler, 1940'lı yıllardan sonra Türk dış politikasında öenmli bir yer tutmuştur. Truman doktrininin ilân edilmesi ve Türkiye'nin NATO'ya katılmasının ardından askerî, siyasî ve buna bağlı olarak ekonomi alanlarındaki ilişkilerde önemli bir dönem başlamıştır. Soğuk Savaş döneminde Türkiye'nin dış politika karalarında ABD etkili olmuştur. 1990'lı yıllara gelindiğinde, Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte Soğuk Savaş dönemi sona ermiştir. Şüphesiz ABD ile olan ilişkileri etkileyen iç ve dış unsurlar vardır. Bu kapsamdan yola çıkılarak araştırmanın amacı, 1990 sonrası Türk-Amerikan siyasi ilişkilerini tüm boyutlarıyla ele alarak bunların ticari ilişkileri nasıl etkilediği incelemeye değer hususlardandır. İlgili literatür ve doktrin taramasıyla 1990 sonrası Türkiye ve ABD arasındaki ticari ilişkilerin mahiyeti incelenmiştir. Küreselleşme ile birlikte ikili ve çoklu ulusal ve uluslararası yapılar arasındaki ticaretin artışına bağlı olarak, Türkiye ve ABD arasındaki ticari ilişkilerin gelişimi ve değişimi de hız kazanmıştır. İki ülke arasındaki ticaretin tarihi gelişiminde siyasi ve askerî unsurlar önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışma, 1990'lı yıllardan sonra Türkiye-ABD arasındaki ticarî ilişkilerin tarihî gelişimini analiz ederek, ilişkileri etkileyen unsurların kavranmasına katkıda bulunacaktır.
Dünyada ve Türkiye'de petrol ürünlerinin dış ticareti, Türkiye'de gümrük işlem süreci ve vergilendirilmesi üzerine bir araştırma
Bu tezin amacı: petrol ve türevlerinin, dünyada ve Türkiye'de enerji sektöründeki yeri, gelecek tahminleri ve dış ticaretini değerlendirmektir. Bunun yanında, petrol ve petrol ürünlerinin gümrük işlem süreci, vergilendirilmesi üzerine bilgi vermek ve ithalinde ortaya çıkan vergi ihtilaflarının incelenmesi ile ihtilafların minimize edilebilmesine yönelik öneriler sunmaktır. Ayrıca, Petrol ürünleri kaçakçılığı ve bununla mücadeleye ilişkin mevzuat ve alınan önlemleri değerlendirmektir. Günümüzde birincil enerji tüketiminde en büyük paya sahip olan petrol, gelecekte de bu alanda liderliğini korumaya devam edecektir. Petrole olan talep en çok taşımacılık ve petrokimya sektörlerinde yaşanacaktır. Dünyada en az 52 yıllık talebi karşılayacak ispatlanmış petrol rezervi mevcuttur. 2017 yılında dünyada 2.184 milyon tonluk ham petrol, 1.135 milyon tonluk petrol ürünü ticareti gerçekleşmiştir. Birincil enerji tüketimi yıllara göre artış gösteren Türkiye'de, 2017 yılında birincil enerji tüketimi içinde petrolün payı %32'dir. 2016 yılında Türkiye'nin enerjide dışa bağımlılık oranı %74; petroldeki dışa bağımlılık oranı ise %90'dır. Türkiye'de 2018 yılında 21 milyon ton ham petrol ithalatı. 2017 yılında da 16,9 milyon ton petrol ürünü ithalatı ve 10,1 milyon ton petrol ürünü ihracatı gerçekleşmiştir. Petrol ürünleri gümrük iş ve işlemlerinde idare ile yükümlüler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların ağırlıklı bölümü eşyanın tarife pozisyonunun belirlenmesinden kaynaklanmaktadır. Gümrük İdaresi, Gelir İdaresi Başkalığı ve EPDK'nın koordinasyonu ve uyumu ile özellikle ihtilafların çözümünde sade, açık ve anlaşılır kararların üretilmesi ve yapılan düzenlemelerin aynı nitelikleri taşıması ihtilafların azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır.
Terör finansmanıyla mücadele ve mali önlemler
Terör 11 Eylül saldırılarıyla birlikte dünya gündeminde önemli bir yer edinmiş ve uluslararası hukukun tartışmalı kavramlarından olmayı devam ettirmiştir. Son yıllarda bu alanda mücadelede öne çıkan yöntem finansman ayağının engellenmeye çalışılmasıdır. Tüm ülkelere sorun teşkil eden terör olgusunun en önemli dayanağı olan finansman kısmının incelenip, finansman için kullanılan yöntemlerin değerlendirilmesi ve önlenmesinde kullanılacak olan mali yöntemlerin ele alınması önem arz etmektedir. Terör örgütleri finansman sağlarken dernek vakıf gibi yasal veya uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı gibi yasadışı yöntemler kullanmaktadırlar. Kullanılan yöntemlere göre kazancın kaynağını gizleme ya da transferini gizleme eğilimi görülmektedir. Bu eğilim karapara aklama faaliyetlerini ve vergi cennetlerini gündeme getirmektedir. Karapara aklama ve vergi kaçırma gibi faaliyetler vergi cennetlerinin kullanılması suretiyle terörist gruplara ve bu gruplara kaynak desteği sağlayanlara, aktarılan kaynakların kökeninin gizlenebilmesi ve kökeni gizlenen kaynağın transfer noktasının saklanabilmesi için büyük avantajlar sağlamaktadır. Bu sebeple finans kaynaklarının oluşumu ve transferi bağlamında karapara aklama, yolsuzluk, vergi terörü ve vergi cennetleri gibi kavramlar terör finansmanı açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmada söz konusu kavramlar ve terör finansmanı ile ilişkileri incelenmiş olup, terör finansmanına etkileri ortaya konmuştur. Buna ek olarak mücadele kapsamında hukuki ve mali önlemler belirtilmiştir.
Doğaya saygılı yeşil finans: Dünya ve Türkiye uygulamaları
Günümüzde çevre ile ilgili yaşanan tüm sorunlar bireylerin, işletmelerin ve devletlerin ilgisiz kalamayacağı bir boyuta ulaşmıştır. Gelinen noktada sadece alınan önlemlerin yeterli olmaması farklı çevreleri daha etkin yollar izlemeye itmiştir. Bu anlamda finans çevreleri de faaliyetlerinde çevresel politikalar izlemeye başlayarak, çeşitli ürünler geliştirerek çevresel farkındalığa katılım sağlamaktadırlar. Bu çalışma ile "yeşil finans" kavramı ele alınmış ve hem dünyadaki hem ülkemizdeki faaliyet alanları incelenerek geliştirilen ürünler irdelenmiştir. Çalışmada ayrıca çevresel sorunlar ele alınmış ve geliştirilen ürünler ile hangi sorunlara çözüm bulunabileceği, bu amaç doğrultusunda dünyada ve ülkemizde geliştirilen politikalar, yeşil ekonomi ile yeşil finans arasındaki ilişki, yatırım çevreleri ve doğa için "yeşil finans" araçlarının avantajları incelenmeye çalışılmıştır. Yeşil Finans ve Yeşil Finansal Ürünler hakkında ülkemizde henüz fazla akademik çalışma bulunmasa da ülkemiz ve dünya literatürü gözden geçirilmiş, halihazırda dünyada kullanılan yeşil finansal ürünlerin tanınması amaçlanmıştır. Türkiye'nin sanayi, tarım, turizm ve nüfus bakımdan yeşil finans uygulamalarına olan potansiyelinin ve ülke geleceği için gerekliliğinin vurgulandığı bu çalışmada, özellikle enerjide dışa bağımlılığın önüne geçilmesi; tarım ve turizm alanlarında geri dönülmez tahribatların engellenmesi; sürekli artan nüfusun hem bilinçlendirilmesi hem de iş olanakları anlamında doğru yönlendirilmesi için özel ve kamu kesiminin alması gereken önlemler ile uygulanması gereken unsurlar adına öneriler getirilmiştir. Anahtar kelimeler: Yeşil Finans, Yeşil Finansal Ürünler, Sürdürülebilir Finans, Sürdürülebilir Kalkınma.
Tarımsal üretimin dış satımdaki önemi: Türkiye Hollanda karşılaştırması
İnsanlar hayatın başlangıcından bu yana toplumlarının gelişmesi ve ilerlemesi için birçok ekonomik faaliyetle uğraşmışlardır. İlk insanlıktan günümüze kadar süregelen tarım sektörü bu faaliyetlerin en önemlilerindendir. Antik Çağlar'da su kaynaklarına yakın mevkilerde tarımsal faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Medeniyetlerin oluşmasında öncülük eden tarım sektörü 1900'lü yıllara kadar ülkelerin temel geçim kaynaklarından olmuştur. Sanayinin gelişmesi, ülkelerin birbirlerine uyguladıkları seyahat kotalarının kaldırılması diğer sektörlerin hızla büyümesine neden olmuştur. Tarım, günümüzde hala insan yaşamı için gerekli ana faaliyet alanlarından biri olsa da ekonomi içindeki payı minimize edilmiştir. Ülkemiz coğrafi konumu ve iklim koşulları itibariyle tarıma elverişli ülkelerdendir. Önceki dönemlerde tarımda kendine yetebilen bir toplumken günümüzde birçok ürünü ihraç etmekteyiz. Bu gerilemenin altında yatan neden ve problemlerin tespit edilmesi hemen ardından da gerekli önlem ve geliştirme çalışmalarının yapılması sektörü yoğun bakımdan çıkartacaktır. Bu çalışma yapılırken tarım ürünleri ihracatında son dönemlerde ilk sıralarda yer alan Hollanda tarımının model alınması akıllıca olacaktır. Teknoloji ve bilimin tarım sektörünün her alanında kullanılması, örgütlü üretim ve pazarlama yapısının bulunması, kısıtlı üretim olanaklarını pozitif sonuçlara dönüştürmesi Hollanda tarımının temel vasıflarındandır. Bu özelliklerin ülkemize yansıtılması tarımı lider sektör konumuna getirecektir.
Türkiye ve seçilmiş ülkelerde uluslararası sermaye hareketleri ve doğrudan yabancı yatırım ile ekonomik büyüme ilişkisi
Küreselleşen ekonomilerde iç kaynakların yetersiz kalması ülkeleri dış kaynak arayışına itmiştir. Doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının istihdam artışı sağlamak, yeni teknolojilerin elde edilmesini hızlandırmak, rekabeti arttırarak verimlilik ve büyüme üzerinde olumlu etki yaratmak, uluslararası entegrasyon sağlanmasına katkı da bulunmak, ödemeler dengesini iyileştirmek gibi olumlu etkileri mevcuttur. Dolayısıyla hem gelişmiş hem de gelişmekte olan tüm ülkeler doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını ülkelerine çekmek için yoğun çaba sarf etmektedir. Bu çalışmada öncelikle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının türleri, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını belirleyen faktörler ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının etkileri incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, ekonomik büyüme modelleri ve uluslararası sermaye hareketlerinin ekonomik büyüme ile ilişkisine yer verilmiştir. Bu doğrultuda Arjantin, Brezilya, Çin, Kore, Meksika, Rusya, Güney Afrika, Hindistan ve Türkiye'nin 2000-2017 yılları gayri safi yurtiçi hasıla, doğrudan yabancı yatırım, gayri safi yurtiçi tasarruf, ihracat ve portföy yatırımları verileri kullanılarak panel veri analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda uzun dönemde doğrudan yabancı yatırımlar ile ekonomik büyüme arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. İhracat, gayri safi yurtiçi tasarruf ve doğrudan yabancı yatırım değişkenleri ile ekonomik büyüme arasında anlamlı ilişki bulunurken, portföy yatırımları ile ekonomik büyüme arasında ilişki bulunamamıştır.
Türkiye'nin organik ürün dış satımının incelenmesi ve Manisa ili organik çekirdeksiz kuru üzüm örneği
Bu çalışmada organik çekirdeksiz kuru üzümün geleceğinin ve sürdürülebilirliğinin Manisa ilindeki üreticiler ve ihracatçılar açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya öncelikle organik tarıma yönelik genel bakış ile ilgili bilgi vererek başlanmış olup daha sonra dünyada, Türkiye'de ve Manisa ilinde organik çekirdeksiz kuru üzümün üretildiği alanı, ihracat hacmi ve gelecekteki yeri ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Tespit ve değerlendirmeler yapılırken çeşitli makaleler, tezler, dergi ve gazeteler kaynak olarak kullanılmış ve ulusal ve uluslararası tarım kurumlarının verileri aracılığıyla organik ve konvansiyonel çekirdeksiz kuru üzüm üretim ve ihracatına dair veriler toplanarak genel bir değerlendirme ortaya çıkarılmıştır. Araştırmada Manisa ilindeki 33 adet organik çekirdeksiz kuru üzüm üreticisi ve 3 adet ihracatçı firmaya yönelik anket çalışması gerçekleştirilmiş olup, anket verilerine SPSS programı kullanılarak istatiksel testler uygulanmış ve hipotezler oluşturulmuştur. Elde edilen veriler sonucunda organik çekirdeksiz kuru üzümün gelecek vaat etmediği, çiftçilerin gerekli devlet desteği göremedikleri, mahsulün bedelinin temininde gecikmeler yaşadıkları, organik çekirdeksiz kuru üzümün konvansiyonel çekirdeksiz kuru üzümden fiyat açısından çok da farklı olmadığı, birçok çiftçinin organik üretici sertifikasını iptal ettiği ve etme aşamasında olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmanın sonunda tüm bu durumlara çözüm sunabilmek adına değerlendirmeler yapılmış ve öneriler ortaya konmuştur.
Tarihi ipek yolunun yeniden canlandırılmasının Türkiye-Çin ticaret hacmine olan katkısının incelenmesi
İpek Yolu tarih boyunca birçok medeniyetin ve devletin kültürel, siyasi ve ticari olarak bir araya geldiği önemli bir platform olmuştur. 21. Yüzyılda küresel ticarette yaşanan rekabetten dolayı ülkeler arası ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla bu güzergah tekrar gündeme gelmiştir. Çin tarafından hazırlanan proje ile gündeme gelen bu güzergah mevcut ticaret yollarına göre ülkelere daha fazla fırsatlar sunmuştur. Bu çalışmanın amacı yıllar boyunca büyük öneme sahip olmuş Tarihi İpek Yolu'nun yeniden canlandırılmasının Türkiye ile Çin arasındaki ticaret hacmine olası katkılarını incelemektir. Çalışmanın birinci bölümünde kısaca İpek Yolu'nun tarihine ve önemine yer verilmiştir. İkinci bölümde Modern İpek Yolu projesine ve Türkiye'ye olan etkilerine değinilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye ile Çin ilişkilerinin tarihsel gelişimine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde Türkiye'nin ve Çin'in dış ticaretleri ile iki ülke arasındaki ticaret verileri incelenmiştir. Bu çalışmada tarama yöntemi kullanılmış ve istatistiksel verilere başvurulmuştur. Sonuç olarak, Türkiye-Çin dış ticaret verileri incelenerek Modern İpek Yolu projesinin uzun vadede iki ülke arasındaki ticaret hacminin artması konusunda olumlu etkilerinin olacağı öngörülmüştür.
Türkiye'nin elma ihracatı ve Isparta Eğirdir Bölgesi'nin incelenmesi
Bu çalışmada Türkiye'nin elma ihracatı ve Isparta Eğirdir Bölgesi'nin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında detaylı bir araştırma gerçekleştirilmiştir. TÜİK, FAO, USDA gibi veritabanlarından elma üretimi, elma verimi, elma ticareti, elma ithalat ve ihracatına ilişkin veriler alınmıştır. Toplanan verilerin güncel olmasına özen gösterilmiş ve bu veriler tablolaştırılarak yorumlanmıştır. Çalışmada çeşitli makale, tez, rapor gibi yerli yabancı internet kaynaklarından faydalanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde elmanın tanımı, bitkisel özellikleri gibi bilgilere yer verilmiş ve detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Dünya ve Türkiye elma ticaretine güncel veriler incelenmiştir. İncelenen veriler sonucunda, dünya elma ihracat ve ithalatında öncü olan ülkeler, üretim alanları, üretim verileri gibi bilgiler detaylı bir şekilde belirtilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki elma üretim alanları, elma verimi, elma ticaretinde ön plana çıkan şehirler açıklanmıştır. Türkiye'de elma üretiminde önem teşkil eden şehirlerin başında Isparta'nın geldiği ve Isparta'yı Niğde, Karaman gibi şehirlerin takip ettiği görülmüştür. Elma üretimi için oldukça verimli toprağa sahip olan Türkiye'nin ihracat alanında diğer dünya ülkelerine göre geri planda kaldığı da dikkat çekmiştir. Anahtar Kelimeler: Elma, elma ticareti, ithalat, ihracat, Türkiye.
Kara para aklama ve terörizmin finansmanıyla mücadele: Basel Anti-Para Aklama (AML) Endeksi çerçevesinde bir değerlendirme
Küreselleşme, hızlı gelişen ve değişen finans piyasası, teknolojik ilerlemeler yeni aklama türlerini ortaya çıkarmış, suç örgütleri her geçen gün faaliyetlerini arttırarak toplumları ve ülkeleri tehdit eder boyutlara gelmiştir. Bu durum ülkelerin ekonomik istikrarsızlıklarının yanında; yozlaşma, yolsuzluk, adaleti sağlayamama, kaynakların etkin kullanılamaması ve gelir adaletsizliğine de neden olarak ülkelerin kalkınmasında büyük engel teşkil etmektedir. Günümüzde genel olarak ortaya koyulan çalışmalar ve gündeme gelen konular kara para aklama ve terörizmin finansmanının sadece ekonomik bir konu olmadığını göstermektedir. Bu nedenle aklama ve terörizmin finansmanı ile mücadelede ekonomik olarak alınacak önlemlerin yanında hukuk, özgürlük, şeffaflık, yolsuzluk gibi konularda da önlemler alınarak mücadelenin yürütülmesi beklenmektedir.
Marka yaratma ve uluslararasılaşma süreçlerinde Turquality odaklı bir araştırma: Afgan halı sektörü örneği
Günümüzde küreselleşme ile birlikte yaşanan değişim rüzgarları, tüm sektörleri etkilemekte ve rekabet boyutunda zorlu mücadeleleri beraberinde getirmektedir. İşletmelerin uluslararası arenada farklı ve özgün uygulamalar ile müşterinin zihninde güçlü, kalıcı ve güvenilir bir şekilde konumlanmaları ancak markalaşma sürecine yönelik uygulamalara verilen önem doğrultusunda gerçekleşebilecektir. İşletmelerin güçlü bir markaya sahip olması daha yüksek pazar payı ve yüksek kar marji gibi avantajlar yaratarak sürdürülebilir rekabet açısından önemli kazanımları beraberinde getirecektir. Bunların yanı sıra güçlü markalar, ait oldukları ülkeleri temsil etme boyutunda, olumlu bir ülke imajı ile tüketici tercihleri bağlamında da önemli etkiler yaratabileceklerdir. Bu görüşlerden yola çıkıldığında çalışmanın amacı; uygulama örneği olarak seçilen Afgan halı sektöründe uluslararasılaşma süreçlerini incelemek, Afganistan Devleti'nin marka yaratma konusundaki desteklerini değerlendirmek ve bu yönde önemli kazanımlar yaratabilecek Turquality marka destek programının Afganistan açısından uygulanabilirliği yönünde bir analiz gerçekleştirmektir. Çalışmanın birinci bölümünde; marka kavramı, türleri, önemi, bileşenleri ve genel markalaşma sorunları ele alınarak değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise; işletmeler açısından uluslararasılaşma kavramı, modelleri ve süreci etkileyen faktörler ile Afganistan halı sektörüne yönelik bir analiz gerçekleştirilmiştir. Bu bölümde ayrıca Turquality marka destek programı ele alınarak programa ilişkin misyon, vizyon ve hedefler açıklanmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde konuyla ilgili olarak yapılan bir araştırma araştırma kapsamında Afganistan halı sektöründe markalaşma ve Turqualıty marka destek programının uygulanabilirliğine yönelik olarak Afgan halı ihracatçısı/üreticisi konumunda olan üst düzey yetkililer ile anket çalışması gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiş ve bulgular ışığında öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Marka, Markalaşma, Uluslararasılaşma, Afgan Halı Sektörü, Turquality Marka Destek Programı
Maden ve enerji kaynaklarının Türk ekonomisindeki rolü ve dış ticarete etkileri
Türkiye çeşitlilik bakımından maden yatakları konusunda oldukça zengin bir ülkedir. Bunun yanında Türkiye'nin enerji rezervleri bakımından zengin bir coğrafyaya oldukça yakın bir noktada konumlanması, ona bir "enerji koridoru" niteliği kazandırmaktadır. Bu durum, ülkemizin enerji sektörü ve madencilikte söz sahibi olmasını sağlamaktadır. Bu çalışmada, maden ve enerji kaynaklarının Türk ekonomisindeki rolü ve Türk dış ticaretine etkileri ele alınmaktadır. Bu amaç çerçevesinde çalışma üç bölümde tamamlanmıştır. Birinci bölümde maden ve enerji kaynaklarının genel çerçevesi, ikinci bölümde dış ticarete ilişkin bilgiler, üçüncü bölümde ise madencilik sektörü ve enerji kaynaklarının ekonomi ve dış ticarete etkileri değerlendirilmiştir.
Türkiye'nin dış ticaret sürecinde rol alan tarafların ticaretin kolaylaştırılmasına ilişkin karşılıklı beklentileri üzerine biraraştırma
Uluslararası ticaret, ülkelerin kalkınmasında önemli bir paya sahiptir. İkinci Dünya Savaşı'nın getirdiği dünya ticaretindeki daralmadan sonra ülkeler, uluslararası ticaretin önündeki engelleri kaldırmak ve ticarette ayrımcılığı önlemek amacı ile 1947 yılında Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması'nı (GATT) imzalamışlardır. 1948 ve 1993 yılları arasında faaliyet gösteren GATT 1994 yılında hukuki zemini güçlü ve yaptırım gücü bulunan Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) dönüştürülmüştür. DTÖ kurulduğu günden bugüne ticaret engellerini kaldırmak ve ticareti hızlandırmak amacıyla önemli çalışmalar yapmaktadır. Bu kapsamda, 2013 yılında Ticareti Kolaylaştırma Anlaşması (TFA) imzalanıp 2017 yılında yürürlüğe girmiştir. Araştırmanın amacı, Türkiye'de dış ticaret sürecinde rol alan tarafların karşılıklı beklentilerini belirlemek, sürecin hızlandırılmasına ve kolaylaştırılmasına ilişkin görüşlerini, olası eksikleri ve çözüm önerilerini ortaya çıkarmaktır. Bu bağlamda, çalışmanın birinci bölümünde uluslararası ticaret politikaları ve ticareti kolaylaştırmayı amaçlayan kuruluşlar kısaca ele alınmıştır. Ayrıca, ticaret sürecindeki potansiyel ortaklar ve ticaret zinciri detaylı bir şekilde incelenmiştir. İkinci bölümde, TFA ve performans göstergeleri incelenmiş, TFA'nın uygulanması sürecinde referans niteliği taşıyan söz konusu göstergeler nezdinde Türkiye'nin durumu incelenmiştir. Ticaretin kolaylaştırılması ile elde edilebilecek olası kazançlar ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, TFA performans göstergelerinde Türkiye'nin durumuna istinaden ticaret sürecinde rol alan tarafların görüşlerini ve sorunlarını belirlemek amacıyla görüşme soruları hazırlanmış ve ticaretin önemli aktörleri olan firmalar ve gümrük yetkilileri ile görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler Nitel Araştırma Yönteminin bir veri toplama tekniği olan Derinlemesine Görüşme ile yapılmıştır. Elde edilen veriler NVivo programı kullanılarak detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, ticaret sürecindeki aktörlerin sorunları ve diğer aktörlerden beklentileri belirlenmiş, sonuç bölümünde ise bu sorunların çözümü ve beklentilerin karşılanmasına yönelik öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Ticaretin Kolaylaştırılması, Ticaretin Kolaylaştırma Anlaşması, Dünya Ticaret Örgütü, İthalat-İhracat Yönetimi
Hazır giyim sektöründeki çok kanallı ve e-perakendecilerin uluslararasılaşma süreçlerinin incelenmesi üzerine karşılaştırmalı bir vaka çalışması
Bu çalışma ile uluslararası pazarlarda faaliyet gösteren çok kanallı hazır giyim perakendecileri ile sadece e-ticaret ile hizmet veren hazır giyim perakendecilerinin dış pazarlara genişleme, dış pazardaki operasyonlarının yönetimi ve başarısı konularındaki stratejileri keşfedilerek hem literatüre katkı sağlamak hem de hazır giyim sektöründe dış pazarlara açılmak isteyen firmalara rehberlik etmek amaçlanmıştır. Çalışma nitel bir araştırma olup, bütüncül çoklu örnek olay deseni benimsenmiştir. Çalışmaya katılacak işletmeler, web sitesi trafikleri dikkate alınarak ölçüt örnekleme yoluyla belirlenmiştir. Araştırma verileri, doküman incelemesi ve araştırmaya katılan perakendecileri temsil eden 5 katılımcı ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşme ve görüşme formu yaklaşımı ile elde edilmiştir. Söz konusu işletmeler, uluslararasılaşma süreçlerinin altında yatan motivasyonlar, dış pazar seçimi, pazara giriş yöntemleri ve dış pazarlardaki operasyonlarına dair kritik başarı faktörleri açısından incelenmiştir. İşletmelerin uluslararasılaşma sürecindeki stratejileri, oluşturulan temalar çerçevesinde içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiş ve elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak bu süreci etkileyen unsurların ve farklılıkların neler olduğu belirlenmiştir.
Afganistan kadınlarının siyaset ve ticaretteki rolü
Afganistan yaklaşık 50 yıldır savaş içinde olan bir ülke olarak toplumu, çocukları ve özellikle kadınları siyasal ve sosyal hakkını elde edememiştir. 11 Eylül 2001 yılın olayından sonra yeni bir sistem devreye girmiştir. Pek çok siyasi ve ekonomi kurumlar daha görünür hale gelmiştir. Bu dönemde gölgede veya inzivada kalan afgan kadınları da bu alanlarda katılmaya gayret göstermiştir. Bu teorik ve nitel çalışmada Afgan kadınlarıyla ilgili medyaya yansıyan veriler incelenerek ve durumuyla ilgili mevcut literatördeki kaynaklar detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Taliban döneminde ve sonrasında kadınlarının siyasî yapısında değişiklikler, siyasî katılımı, sosyal, ekonomik ve Anayasasındaki konumuyla ilgili vurgulanmıştır. Ayni şekilde Afgan kadınların ticaret, sanayı, tarım, el sanatlar, ihracat, ithalat ve bu alanla ilgili yasal kurumlardaki çalışan kadınların yeriyle ilgili incelemeler yapılmıştır. Dünyadaki birçoğu ülkeler gibi Afganistan'nın nüfusunun yarısı kadınlardan oluşmak üzere ekonomik, ticaret, sosyal ve siyasal alanlarda katılım açısından kadınlar önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle Afgan kadınların aktif bir şekilde evin dışında, devlet kurumlarında ve farklı konularda özgürce çalışmaları için, devlet baslarındaki etkililer tarafından kademeli bir şekilde destek verilmelidir. Kadınlarının siyasete ve ticarete katılmalarından herhangi bir hukuki engel bulunmaması gibi icraatte de uygulaması gerekmektedir
Türkiye'nin Rusya ile olan siyasi ilişkisinin ticari ilişkisine etkisi
Türkiye ile Rusya arasındaki siyasi ilişkilerin, iki ülke arasındaki ticari ilişkilere etkisi, Türk ve Rus devletleri arasında resmi diplomatik ilişkilerin kurulmasına kadar uzanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, 1991 yılından günümüze Türkiye ile Rusya Federasyonu arasında gerçekleşen siyasi ilişkilere bağlı olarak, bu siyasi ilişkilerin iki ülke arasındaki ticari ilişkilere, özellikle de Türkiye'nin dış ticareti üzerindeki etkilerini incelemektir. 1991 yılında SSCB'nin dağılmasının ardından Türkiye ve Rusya arasında yıllardır süregelen ilişkiler, günümüzde yeni bir boyuta taşınmıştır. Özellikle son yıllarda meydana gelen uçak krizi sonrası yaşanan sorunlar Türkiye'nin dış ticaretini doğrudan etkilemekte olduğundan, akademik anlamda da incelenmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada son yılların siyasi gelişmeleri (olumlu/olumsuz) incelenmiş ve bu gelişmeler sonrası iki ülke arsındaki ticari ilişkiler rakamlarla ortaya konmuştur. Ortaya konan bu rakamsal verilerden yola çıkarak iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin ticari ilişkiler üzerinde önemli etkileri olduğu saptanmıştır. İki ülke arasındaki siyasi ilişkiler istikrarlı ve olumlu bir şekilde geliştiğinde, bu durum ticari ilişkilere de olumlu yansımakta ve iki ülke arasındaki ticaret hacmi artmaktadır. Ancak, ülkeler arasında bir siyasi kriz yaşandığında, bu durum ticari ilişkileri de olumsuz etkilemektedir. Türkiye ve Rusya arasında yıllar boyunca süregelen inişli çıkışlı ilişkiler sebebiyle iki ülke arasında güven sorununu oluşmuştur. Ayrıca birkaç önemli siyasi konuda fikir ayrılığı da mevcuttur. Bu nedenlerle iki ülke arasında siyasi sorun çıkma olasılığı her zaman yüksektir. Bu sorunların da ülke ekonomilerine olumsuz etkileri göz önünde bulundurularak iki ülke liderleri son yıllarda hassas bir dış politika yürüterek yaşanabilecek krizleri önlemeyi başarmaktadırlar. Anahtar kelimeler: Türkiye, Rusya, ticari ilişkiler, siyasi ilişkiler, dış ticaret
Döviz kuru değişimlerinin uluslararası rekabet gücüne olan etkisi: Türkiye ve Çin karşılaştırması
Dış ticaret bilançosu açığı, Türkiye'nin kronik ekonomik sorunlarından biri haline gelmiştir. Bu açığı giderme konusunda, ihracata dayalı sanayileşme politikası ile birçok önemli adım atılmıştır. Bu süreçte, katma değer yaratma, ürün geliştirme, teknolojik yenilikler, satış, pazarlama, marka vb. yapısal uygulamalar dışında, Türk Lirası (TL)'nın değer kaybı gibi kalıcı olmayan ancak kısa dönemde rekabeti artıran önlemlere de başvurulmuştur. Son yıllarda TL'nin sert değer kayıplarıyla karşı karşıya kalması, ihracatta rekabetçi kur etkisinin ortaya çıkıp çıkmadığı tartışmalarını alevlendirmiştir. Bu durum, Renminbi (RMB) değerini düşük tutarak uluslararası pazarlarda ihracat hacmini hızla artıran Çin ile Türkiye arasında benzerlikler olabileceği düşüncesini gündeme getirmiştir. Bu çalışmada, söz konusu görüşleri incelemek amacıyla Türkiye ve Çin'in dış ticareti iki farklı analiz yolu ile karşılaştırılmıştır. Öncelikle Türkiye ve Çin'in düşük, orta ve yüksek teknolojiye dayalı imalat sanayi ihracatındaki rekabet gücü ölçülmeye çalışılmıştır. İkinci aşamada, dış ticarette önemli bir etken olan döviz kurunun etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda, ülkelerin reel efektif döviz kuru, ihracat ve ithalat hacmi arasındaki ilişki hesaplanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci analiz yönteminde, Türkiye ve Çin'in 1995-2019 yılları arasında, Liesner (1958) tarafından ortaya atılan, Balassa tarafından (1965) geliştirilen Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük (RCA) endeks ölçümü yapılmış ve iki ülkenin yıllık imalat sanayi rekabet gücü karşılaştırması gerçekleştirilmiştir. İkinci analizde, Türkiye ve Çin'in 2014/1 – 2021/9 dönemindeki aylık reel efektif döviz kuru, ihracat ve ithalat değerleri arasındaki eşbütünleşme ilişkisi incelenmiş ve bağımlı değişken olarak tutulan ihracatı, bağımsız değişkenler olan reel efektif döviz kuru ve ithalatın ne oranda etkilediği tespit edilmiştir. Çalışmada ilk olarak ilgili dönemdeki verilerin durağanlıkları ADF ve Philips- Perron birim kök testleri ile analiz edilmiştir. Serilerin durağanlıklarından emin olunduktan sonra, ARDL sınır testi ve Hata Düzeltme Modeli ile değişkenler arasındaki kısa ve uzun dönem eşbütünleşme ilişkisinin varlığı incelenmiştir. Son olarak modelden elde edilen katsayılar ile reel efektif döviz kuru ve ithalatın her iki ülkenin ihracatına olan etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen katsayıların ayrıca CUSUM ve CUSUM Kare grafikleri yardımıyla kararlılıkları analiz edilmiştir.
Somali'nin gıda ve tarım ürünleri dış ticaretinin ülke ekonomisine etkisi
Bu çalışmada Somali'de tarımın önemi ve dış ticarete etkisi ele alınmıştır. Bu konuyla ilgili literatürde gerekli çalışmaların yapılmamış olmasından hareketle çalışmamız gerçekleştırmıştır. Çalışma bu açıdan önemli olduğu gibi çalışma ile getirilmiş önerilerin bu alanda politika geliştirenlere önemli ipuçları vereceği de düşünülmektedir. Çalışmada ikincil verilerden yararlanılmıştır. Bu kapsamda yayınlanmış makaleler, kitaplar ve Birleşmiş Milletler raporları değerlendirilerek analiz edilmiştir. Somali dış ticaretinde, ithalat ve ihracat ekonomik büyümede etkisi vardır ve gayrı safı yurtiçi hasılasının üretimini ve halkın yaşam kalitesini artırmaktadır. Çalışmada Swot analizi yapılmıştır. Somali konum olarak jeopolitik öneme sahiptir ve ihracat yapmak için güçlü bir potansiyeli vardır. Fakat dış ticaretin gelişmesi için en büyük engellerden biri güvenlik sorunu ve tarım için yetersiz malzeme olduğu bu çalışmada ortaya konmaktadır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. İlk bölüm Somali'nin genel tanımı verilmekte, ikinci bölüm Somali ekonomisine genel bir bakış sunulmakta, üçüncü bölümde ise tarımın durumu ölçülmekte ve dördüncü bölümde Somali'nin gıda ve tarım ürünlerinin dış ticaretinin ülke ekonomisine etkisi araştırılmaktadır. Çalışmanın sonunda, Somali'nin bazı sorunlarının üstesinden gelmesi için, Somali'de tarımın gelişmesi ve Somali dış ticaretinin gelecekte daha iyi olmasına yönelik sonuç ve öneriler ortaya konulmaktadır. Anahtar kelimeler: Somali, Dış ticaret, Tarım, Somali'de tarım, İhracat ve Ekonomi.