
154
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Corporate governance: The effects of board characteristics, information technology maturity and transparency on company performance
Corporate boards worldwide have attracted a great deal of attention in the past decade because of corporate failures and concerns about the performance of corporations and the way they are governed. Therefore, there have been significant changes in the regulations, and relationships between management, boards, and shareholders.The corporate governance literature in emerging countries is limited. Turkey, as an emerging market, has attracted increasing numbers of foreign investors in the last ten years. The level and quality of corporate governance and company performance are among the most important criteria for investors on the Istanbul Stock Exchange (ISE). Board structure and transparency are among the main building blocks of the corporate governance mechanism.This study is an attempt to develop a conceptual model of relationships based on the dimensions of board characteristics, transparency, information technology, and company performance. It is also an empirical analysis of the corporate governance dimensions of high and low-performing companies. The empirical phase of the research is based on the data gathered from the ISE companies.The study also empirically examines the moderating effects of transparency and information technology on board structure and company performance. It aims to analyse corporate governance, information technology and company performance relationships in ISE companies in Turkey. This study also investigates the role of information technology and transparency to explain the relationship between board structure and company performance. As part of the study, the correlation between information technology and transparency is also investigated.Finally, the study investigates the relationship between board structure (CEO/Chairman duality, board size and outsider director ratio) and transparency.
Özel eğitim okul öğretmenlerinin mesleki tükenmişlik duygusu ve iş tatminleri arasındaki ilişki: Ankara ili örneği
Özel eğitim öğretmenliği özel bilgi ve beceri gerektiren bir alandır. Yapılan işin merkezinde engelli bireyler ve ailelerinin beklentileri olduğundan öğretmenlerin sorumluluğu daha fazla artmakta ve bu durum da öğretmenlerde aşırı stres yaratmaktadır. Bu nedenle farklı eğitim ortamlarında, değişik özür gruplarıyla çalışan öğretmenlerin tükenmişlik duyguları ile iş tatminleri arasındaki ilişkinin incelenmesinin önemli olduğu düşünülmüştür. Gelişim ve özellikleri bakımından akranlarından belirgin bir şekilde ayrılan çocukların eğitim ve öğretimini kapsayan tüm çalışmalar özel eğitim olarak tanımlanabilir. Tükenmişlik kısaca bireyin mesleğinde yaşadığı streslere verdiği içsel bir tepkidir. İş tatmini ise bireyin mevcut iş yaşantısından aldığı haz olarak nitelendirilebilir. Çalışmanın birinci bölümünde Türk eğitim sistemi içinde özel eğitimin yeri ele alınmış, tarihçesi, ilkeleri ve amaçları anlatılmış, özel eğitim öğretmenliği ve okulları hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde önce tükenmişlik kavramı üzerinde durulmuş, tükenmişlik modelleri, nedenleri, belirti ve sonuçları ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Aynı bölümde iş tatmini kavramı da ele alınmış, iş tatmini kuramları üzerinde durulmuş ve ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Ankara ilindeki 92 özel eğitim okulunda görev yapmakta olan 582 öğretmen üzerinde bir uygulamaya yer verilmiştir. Araştırma bulgularında özel eğitim öğretmenlerinin tükenmişlik düzeylerinde yaş, okul türü, istihdam vb. durumlarına göre anlamlı farklılıklar görülmüştür. İş tatmini düzeyinin ise yaş, istihdam durumu, çalışma yılı ve okul türü faktörlerine bağlı olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Aynı zamanda tükenmişlik düzeyi ile iş tatmini düzeyi arasında bulunan ilişki saptanmış ve yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Tükenmişlik, İş Tatmini, İş Doyumu, Özel Eğitim
Katılımcı liderlik anlayışının stres yönetimine etkisi
Günümüzün yaşam koşullarında stresin kaçınılmaz oluşu, stresle etkin olarak mücadele etmeyi bir zorunluluk haline getirmiş ve insanları stresle başa çıkma yolları arayışı içerisine yöneltmiştir.Tıpkı günlük yaşamda olduğu gibi işletmelerdeki çalışma ortamları da stres faktörlerini yoğun olarak bünyesinde barındıran ortamlar olarak karşımıza çıkmakta ve bu nedenle, işletmenin liderleri ya da yöneticileri; çalışanların sağlığını, verimliliğini ve dolayısıyla işletmenin yaşamını olumsuz yönde etkileyen bu durumdan kurtulabilmek amacıyla stres yönetimi etkinliği altında, çalışanlar üzerindeki olumsuz stresi azaltma ya da önleme yöntemleri geliştirme ve uygulama çabası içerisine girmektedirler. Söz konusu çabaların başarıya ulaşması işletmenin yönetim yapısının karakteristik özelliği vb. gibi çok sayıda etkene bağlıdır.Bu çalışmada stres yönetiminin başarısını etkileyen faktörlerden katılımcı liderliğin etkileri ortaya konmuş, yapılan araştırmadan elde edilen bulgular yorumlanarak sunulmuştur. Bu çerçevede ilk olarak katılımcı liderlik ve stres yönetimiyle ilintili kavramlar incelenerek aralarındaki ilişkiler tespit edilmiştir. Daha sonra bu iki kavram arasındaki ilişki açıklanmaya çalışılmıştır.Araştırma bulgularında, katılımcı liderlik anlayışının örgütsel stresi azaltan bir etken olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca yapılan araştırmada işletmede katılımcı liderlik uygulamalarına ilişkin aksaklıklar belirtilmiş ve etkin bir stres yönetimi için, liderlerin çalışanları için neleri yapmaları gerektiği konusunda öneriler sunulmuştur. Sonuç olarak stres çözümünde, katılımcı liderlik anlayışının yaşamsal bir role sahip olduğu unutulmamalıdır.
Seçilmiş ab ülkelerinin polis teşkilatlarının yapı ve işleyişleri bağlamında Türk polis teşkilatının yeniden yapılanması
Dünyada ve ülkemizde hemen her alanda değişim yaşanmaktadır. Toplumların ekonomik ve eğitim seviyelerinin yükselmesiyle birlikte değişim beklentileri de artmaktadır. Günümüzün yükselen değerleri; sivilleşme, demokratikleşme ve yerelleşme kavramlarıdır. Bu kavramlar çerçevesinde yeniden yapılanmanın gerçekleştirilmesi çağın yakalanmasının gereğidir. Yönetime halkın daha fazla katılımının sağlanması sivilleşmeyi sağlamaktadır. Birey haklarının korunması demokratik toplumlar içerisinde gerçekleşmektedir. Merkezi yönetim yerelde yaşanan sorunlara yerinde çözümler bulamamaktadır. Yerelleşme yönetilenlerin yönetime daha etkin katılımı anlamına gelmektedir.Ülkemiz AB aday ülke sürecini yaşamaktadır. Bu süreçte AB standartlarının yakalanması için tüm kurumlarda yeniden yapılanma kaçınılmaz görünmektedir. Kurumların personel, yapı ve işleyişleri gibi pek çok konuda değişikliğe gitmek gerekmektedir.Dünyada yaşanan değişim ve AB süreci çerçevesinde, yeniden yapılanmanın gerekliliğinden hareketle çalışmamızın amacı; Türk Emniyet Teşkilatı'nın yapı ve işleyişinin yeniden yapılandırılmasında Belçika, Danimarka ve İngiltere Polis teşkilatları örnek alınarak önerilerde bulunulmaktır. Sunulan önerilerle, bu alanda gerçekleştirilecek olan uygulamalara ışık tutulması hedeflenmektedir.Bu kapsamda; birinci bölümde yeniden yapılanma, değişim mühendisliği ve reformun teorik temelleri irdelenerek örgüt açısından önemi bu olgular çerçevesinde açıklanmıştır. İkinci bölümde incelenen seçilmiş AB ülkelerinin polis teşkilat yapı ve işleyişlerinden yararlanılarak üçüncü bölümde, Türk Emniyet Teşkilatının yeniden yapılanma ihtiyacı ve yeniden yapılanmaya yönelik öneriler sunulmuştur.
Örgütlerde saldırgan davranışlar: Nitel bir araştırma
Örgütsel psikoloji bağlamında saldırgan davranışlar, günümüz iş dünyasının önemli sorunları arasında yer almaktadır. Özellikle günümüzde yaşanan ekonomik gelişmeler, değişimler ve küreselleşmenin etkisiyle artan rekabet ve düşük maliyetli üretim anlayışı çalışanlar arasında adaletsizlik hissini ve şiddet eğilimini artırmıştır. Bu durum saldırgan davranışlar veya antisosyal davranışlar yelpazesi arasında yer alan mobbing, cinsel taciz, sabotaj, dedikodu ve çalışan hırsızlığı gibi davranışların sıklığının ve algılanma düzeyinin dünya genelinde artmasına neden olmuştur. Örgütler, bu hızlı gelişim ve değişim içerisinde işletme sinerjisini, enerjisini ve performansını azaltan saldırgan davranış tehlikesiyle karşı karşıyadır.İşyerlerinde saldırganlık, henüz yeni bir çalışma alanı olup, Türkiye'de fazla kullanılan ve üzerinde durulan bir kavram değildir. Saldırgan davranışların çalışanlara, örgütlere ve dolayısıyla da topluma değişik açılardan zararlı etkileri bulunmaktadır. Çalışmamın amacı; saldırgan davranış türlerini anlatmak ve bu saldırgan davranışların nedenlerini ortaya koyarak, bu konuda ileride yapılacak çalışmalar için literatüre katkı sağlamaktır.Çalışmada ele alınan saldırgan davranış türleri; cinsel taciz, mobbing, sabotaj, dedikodu ve çalışan hırsızlığı, işyerlerinde en sık karşılaşılan saldırgan davranış türleridir. Literatür araştırması sonucunda bu saldırgan davranış türlerinin en yaygın nedenleri olarak; örgütsel çatışma, örgütsel stres, engellenme, duygusal zeka eksikliği ve örgütsel adaletsizlik karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada da saldırgan davranışların nedeni olarak bu kavramlar ele alınmıştır.Saldırgan davranışların türlerini bilmek ve nedenlerini öğrenmek, bu tür saldırgan davranışlar nedeni ile zarara uğrayan örgütlere, yöneticilere ve de çalışanlara önemli katkılar sağlayacaktır. Bu amaçla çalışma içerisinde saldırgan davranışların yönetilmesi ile ilgili konular üzerinde de durulmuştur.
Faktör puan yöntemi iş değerlemesinin mavi yakalılarca algılanması, tutum ve davranışları üzerine etkileri: Bozüyük Eti Gıda Sanayi ve Ticaret a.Ş'de bir uygulama.
İşletmeler, faaliyetlerini verimli bir şekilde sürdürebilmeleri için çalışanları üzerinde değişik yönetim teknikleri uygularlar. Bir çok işletme, en önemli girdi kaynağı olan işgücünü, yaptıkları iş bakımından değerleyip, ?insana göre iş? değil, ?işe göre insan? istihdam ederek verimli ve kârlı bir üretim yapmak veya hizmet sunmak amacıyla işletmede yapılacak işlerin bilimsel anlamda değerlemesini yaparlar.Faktör Puan Yöntemi İş Değerlemesi, işler üzerine kurulmuş bir sistem olup, işi yapanı değil, işin kendisini değerlendirir. Sistemde işler gruplandırılarak puanlandırılır ve listelenir. Değerleme sonucunda bir ? toplam puan? değeri oluşur. Bir işin toplam puan değeri ne derece yüksek ise, o işi yapacak olan çalışanın o derecede nitelik veya sorumluğa sahip olması gerektiği anlaşılır.Bu çalışmanın birinci bölümünde, İş Değerleme Sistemi hakkında bilgiler verildikten sonra ikinci bölümünde, İş Değerleme Yöntemleri, İşlerin Değerlenmesi ve İş Değerlemesinin Öneminden bahsedilmiştir.Üçüncü bölümde ise, Bozüyük Eti Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş.'de, Faktör Puan Yöntemi İş Değerlemesi ile mavi yakalı çalışanların yaptığı işlerin, 4 ana kritere bağlı 14 faktör yardımı ile iş değerleme uygulaması incelenmiş, bu uygulamanın mavi yakalı çalışanların tutum ve davranışları üzerine etkilerini araştırmaya yönelik, işletmede çalışan 100 mavi yakalı işgören üzerinde 30 sorudan oluşan anket çalışması yapılmıştır. Anket sonucunda elde edilen verilerin SPSS uygulamasına tabi tutulması sonucunda, iş değerleme uygulamasının, Bozüyük Eti Gıda işletmesinde çalışan 100 mavi yakalı işgörenin; İş Tatmini algılamaları olumlu yönde etkilediği, Eşit Davranma ve Eşit İşe Eşit Ücret, Güdüleme ve Kariyer algılamalarını ise olumlu yönde etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Eşit Davranma ve Eşit İşe Eşit Ücret, Faktör Puan Yöntemi, Güdüleme, İş Değerleme, İş Tatmini, Kariyer.
İnsan kaynakları yönetiminde personel güçlendirmenin örgüt performansı üzerindeki etkileri
Günümüz piyasalarında işletmelerin ayakta durabilmeleri ve işletme hedeflerine ulaşabilmeleri için insan kaynaklarını etkili ve doğru kullanmaları çok önemlidir. Personel ve personel güçlendirme kavramları insan kaynaklarının etkili kullanımında önemli birer ekipman olup, işletmelerde yapılan bu alandaki çalışmalar her geçen gün önemini arttırmaktadır.Öte yandan geliştirilen bu stratejiler ve bu alanda yapılan akademik çalışmaların büyük bölümü örgüt performansı üzerinden yürütülmektedir. Artık günümüzde işletmeler daha çok örgütler halinde düşünülerek, örgüt içerisi iletişim, performans artışı, kalite artırımına yönelik çalışmaların büyük çoğunluğu örgüt performansına yöneliktir.Yapılan bu çalışmada, personel güçlendirme ve örgüt performansı arasındaki ilişki deneysel olarak incelenmiş olup, bu ilişkinin insan kaynakları yönetimi üzerinde bazı etkileri ortaya konmuştur. Her iki kavram da insan kaynakları yönetimi açısından ele alınarak, bu iki kavram arasında olası değerlendirmenin şekli, yönü ve alınabilecek stratejik durumların analizi yapılmıştır. Araştırmanın kavramlar bölümünde insan kaynakları yönetimi ile ilgili genel kavramların verilmesi ve konu ile ilgili literatür bilginin verilmesi amaçlanmış olup, bu amaçla yapılan kaynak taraması sonucunda personel kavramı, personel yönetimi kavramı ve bu kavramların alt bileşenleri verilmiştir.
Örgütsel kariyer planlama ve iş tatmini etkileşimi ve altın çini işletmesinde bir araştırma
Çalışma yaşamı boyunca sıkça kullanılan kavramların başında gelen kariyer kavramı, çoğu kez meslekte yükselme, belirli bir statü elde etme, ilerleme ve tercih edilen bir meslek sahibi olma şeklinde ifade edilmektedir. Kariyer kavramı bireysel ve örgütsel hedeflerle doğrudan bağlantılı, bireyin yaşamı boyunca kısmen kontrol altına alacağı iş tecrübesi ve aktivitesiyle ilgili bir süreçtir.Kariyerin örgütsel boyutunu ilgilendiren kariyer yönetimi ise, bireylerin kariyerleriyle ilgili taleplerine cevap vermede, örgütte bireyin iş tatmininin ve buna bağlı olarak bireyin örgütte kalmasını sağlama tekniğidir. İnsan kaynakları yönetimi bakımından kariyer yönetiminin ayırıcı özelliği, bireylerin işletme içindeki hareketliliklerinin sağlanması, böylelikle kişilerin işlerinde motive olmalarıdır. Bireylerin iş yaşamlarında daha sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi kariyer yönetimi sayesinde olabilmektedir.Kariyer yönetiminin bir işlevi olan kariyer planlaması çalışanın sahip olduğu bilgi, yetenek, beceri ve güdülerinin geliştirilmesi ile çalışmakta olduğu örgüt içindeki ilerleyişinin ya da yükselmesinin planlanması olarak tanımlanabilir. Kariyer planlaması birey ve örgüt arasındaki ortak ilgilerin bir noktada bir araya getirilmesinde bir araç özelliği taşımaktadır. Kariyer planlaması faaliyetlerinin gerektiği gibi uygulanması ile çalışanlar ve örgüt bu durumdan olumlu etkilenecektir. Kariyer planlaması ile bireyler iş hayatında karşılaşacakları sorunları kolayca atlatacak ve ileride olmak istedikleri statüye gelmelerini sağlayacak böylelikle işlerinden gerekli tatmini alacaklardır. Kariyer planlaması ile iş tatmini arasına bir ilişki olabileceği düşünülmektedir. Bu nedenle örgütlerin iş tatminini arttırmak için kariyer planlama faaliyetlerine gereken önemi vermeleri gerekmektedir.Bu çalışmanın amacı, örgütsel kariyer planlamanın iş tatminin etkileyip etkilemediğini araştırmaktır. Bu amaçla birinci bölümde örgütsel kariyer planlamanın genel çerçevesi; ikinci bölümde iş tatmini kavramı ve üçüncü bölümde örgütsel kariyer planlamanın iş tatmini ile etkileşimi incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise örgütsel kariyer planlamanın iş tatmini üzerindeki etkisini belirlemek için seramik sektöründe faaliyet gösteren bir çini ve seramik işletmesinde çalışan işçilere yönelik bir anket uygulaması yer almaktadır. Anket soruları üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde demografik özellikler, ikinci bölümde iş tatmini ve üçüncü bölümde çalışanların kariyer planlama uygulamasına ilişkin davranışlarına yönelik sorular bulunmaktadır. Anket sorularının ikinci ve üçüncü bölümünde 5'li Likert tipi ölçek kullanılmıştır.Anket verilerinin analizinde SPSS 11.5 For Windows paket programından yararlanılmıştır ve frekans dağılımı, korelasyon, t testi ve faktör analizleri yapılmıştır. Sonuçlar literatür taraması ile elde edilen bilgilerle yorumlanmış ve Örgütsel Kariyer Planlamanın İş Tatminini etkilediği belirlenmiştir.
Mobilya sektörünün ana bileşenlerinden tasarımın faktörlerinin tüketici davranışlarına etkisi:Kütahya ilinde bir araştırma
Küreselleşme sonucu pazarlar arası sınırlar ortadan kalkmış, yerel veya küresel bazda tüm pazarlar rekabetçi hale dönüşmüştür. Küreselleşmeyi sağlayan iletişim ağları sayesinde artık herhangi bir pazarda üretim yapan bir firma ve dolayısıyla analistler veya uzmanlar için sorun, ürün yığınları içerisinden seçim yapılması esnasında tercih edilebilme çabasıdır. Bu noktada yeni bir ürünün soyut ve somut olarak sahip olduğu değerler yardımıyla farklılaşabilmesi ve tercih edilmesi ağırlıklı olarak tasarım-pazarlama tabanlı bir yeni ürün geliştirme çalışmasına ihtiyaç duymaktadırTüketiciler de bu gelişmenin etkisinde; kendilerine sunulan çok sayıda ürün ile karşı karşıya gelerek maruz kalmaktadırlar. Tüketici çok sayıda değişkenlerin etkisinde ve satın alma davranışı da bir çok faktörün etkisi altında kalmıştır.Bununla birlikte tüketim olgusu da farklı anlamlar ve deneyimlere evrilmiş ihtiyaç karşılamaktan sembolik tüketime kadar geniş bir yelpazede anlam bulmuştur.Tüm bu değişimler karşısında mobilya işletmeleri de ürünlerini farklılaştırmak için tüketimin değişen yapısına uyum sağlamış ve ürün oluşturulurken tasarım faktörlerinden etkilenmek zorunda kalmıştır.Bu çalışmada tüketici davranışlarını etkileyen faktörler, tüketim olgusunun yapısı ve dönüşümü ve mobilya tasarım faktörlerinin tüketici davranışlarına etkisini ölçen bir araştırmaya yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tüketici, Tüketici Davranışı, Tüketim, Mobilya, Tasarım, Mobilya Tasarım Faktörleri
Liderlik ve örgütsel güven arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik bir araştırma
Liderlik ve güven ile ilgili literatür taraması yapıldığında, liderlik ve güven konusunun gerek işletme yönetimi gerekse yönetim bilimciler açısından ilgi çeken bir konu olduğu ortaya çıkmaktadır. Bugün işletmelerde alınan kararların uygulanma başarısı liderlik özellikleri ve lidere güven ile ilgili olup, ?güvenilir lider? e verilen önemi biraz daha arttırmaktadır.İşletmelerde lider-yöneticiler etkinliği sağlayarak, kendilerine ve örgütlerine olan güven duygu düzeylerinde yeni yaklaşımlar geliştirebilirler. Etkin liderliğin şartlarından en önemlisi güven kazanmaktır. Lider-yöneticiler örgüt içerisinde güven duyulan bir ortam yaratarak çalışanlardan üst düzey verim alır.Amaç doğrultusunda çalışma üç ana bölüm halinde ele alınmıştır. Birinci bölüm "Liderlik" başlığında olup bu bölümde liderliğin tanımı yapılmış, farklı liderlik tipleri araştırılmış ve liderlik anlayışının tarih içerisindeki değişimi açıklanmıştır. Ayrıca bu bölümde ayrıntılı olarak liderlik özelliklerine yer verilmiş ve liderin güç kaynaklan açıklanmıştır.İkinci bölüm ?Güven ve Örgütsel Güven? başlığında ele alınmıştır. Bu bölümde güven, sosyal ve örgütsel yaşamda güvenin yeri ve önemi, örgütsel güven ve örgütsel güven modelleri hakkında bilgi verilmeye çalışılmıştır.Üçüncü bölüm "Liderlik ve Örgütsel Güven Arasındaki İlişkiye Yönelik Bir Araştırma" başlığındadır. Bu bölümde, öncelikle yapılan araştırmanın modeli, örneklemi, verilerin toplanması ve analizinin nasıl yapıldığı açıklanmış, ardından araştırmanın bulgularına tablo ve grafikler halinde yer verilmiştir.
Teknolojik değişim yoğunluğunun yönetici tipolojisine etkileri
ÖZET Değişim, günümüz işletmelerinin ayrılmaz bir olgusu haline gelmiştir. Bu açıdan, yöneticilerin değişimci özelliklere sahip olması ve değişimin yarattığı gündemi izleyebilmeleri ve hatta etkin işgören politikalarıyla da gündemi tespit etmeleri gereklidir. Değişimin yoğunluğundan, bireyden topluma kadar tüm örgütler etkilendiği gibi, yöneticiler de bundan etkilenmekte ve bir takım değişimleri kendi kişiliklerinde gerçekleştirdikleri gözlemlenmektedir. Teknolojik değişimin kronolojisi gözönünde bulundurulduğunda, sanayi devriminde önceki dönemlere göre büyük değişimler yaşanırken, günümüze yaklaştığımızda daha yoğun bir şekilde arttığı ve bilinçli olarak çeşitli yöntemlerle gerçekleştirildiği; örgüt tasarımında da öncelikli olarak ayrı birimlerde ele alındığı görülmektedir. Genel düzeyde ise akademisyen, yönetici ve yazarların bu konu üzerinde eğilimlerinin olduğu ve örgüt birimlerinde işgörenlerle uyumun gerçekleşebilmesi için, beraberinde yönetim anlayışında da bazı değişikliklerin gerektiği saptanmış, gelişmiş ülkelerde bunun işgörenlere demokratik ve katılmalı yönetim şeklinde yaklaşılması konusunu ortaya çıkarmıştır. Ancak kendi teknolojisini henüz üretemeyen ülkelerdeki yöneticilerin kuralcı davrandıkları, yani otoriter yönetim anlayışını benimsedikleri varılan sonuçlar arasındadır.
İnsangücü planlaması ve sayısal bir yaklaşım
İnsan gücü planlaması işgücünün hangi niteliklerden oluştuğunu gösteren bir kavram olup, emek potansiyelinin gerek sayısal ve gerekse niteliksel olarak ortaya konulmasını içermektedir. Makro düzeyde ekonomik ve sosyal kalkınma planlarının başarıya ulaşması, işletme düzeyinde ise istenilen amaçlara ulaşmak için insan gücü kaynaklarını en etkin bir biçimde kullanmanın yollarını ortaya koyacak şekilde düzenlemeyi gerektirecektir. Bu çalışma da insan gücü planlamasının tarihsel gelişimi ve konuya yönelik temel kavramlar ortaya konulmaya çalışmış ve konuya açıklık getirmesi açısından insan gücü planlamasına yönelik temel hususlar üzerinde durulmuştur. Konuya yönelik sistematik olarak çeşitli hususlar ortaya konulmuş, çeşitli evrensel insan gücü yöntemleri farklı yöntemleri farklı yönleriyle araştırılmıştır. Çalışmanın son bölümünde Regresyon ve Korelasyon analizinin, teorik yönlerinin işletme içinde uygulaması yapılmaya çalışılmış ve yöntemin, insan gücü planlamasına sayısal olarak uygulamada olumlu katkılarının olup olmadığı üzerinde durulmuştur. Yapılan araştırma teori ve uygulamanın karşılaştırılması ve işletme içinde yapılan uygulamanın sonuç olarak olumlu ve olumsuz yönlerinin ortaya konulmasıyla tamamlanmıştır.
Klasik örgüt kuramı açısından Kütahya polis örgütünün yapısı, örgütsel sorunları ve çözüm önerileri
ÖZET insanlık tarihi Kadar eski ölen örgütler, 1800'iû yıllarda bilimsel olarak incelenmeye başlanmıştır. "Klasik0 oldukları kabul edilen ilk kuramcılar, her örgüt için geçerli olduğunu varsaydıkları deterministik kurallar ortaya koymuşlardır. 1930'lardan sonra yapılan araştırmalar, örgütlerin Klasik Kuramcıların düşündükleri gibi mekanik araçlar olmadığını, çalışanların psiko-sosyal özelliklerinin örgütlere de yansıdığını ortaya çıkarmışlardır. Bu gelişmelerin paralelinde Davranışsal Yönetim Kuramı ortaya çıkmıştır. Klasik düşünürler, örgütlerin fiziki şartlarını değerlendirip, psiko-sosyal faktörlere önem vermezken, Davranışsal Yönetim Yaklaşımı, örgütlerin fiziki şartlarına gerekli önemi vermiştir. Her yönetim birimini, hem kendi başına bir sistem, hem de içinde yer aldığı ana sistemin bir alt sistemi olarak değerlendiren Sistemler Yaklaşımı; örgütleri daha geniş perspektiflerde ele alabilmemizi sağladı. örgütleri, çevrelerinden girdiler alan ve bu girdileri uyguladığı teknoloji ile çıktılara dönüştürerek çevreye sunan birer açık sistem olarak değerlendiren Durumsallık Yaklaşımı Düşünürlerine göre, örgütün çevreyle olan ilişkileri, çevrenin nitelikleri ve örgütün dönüşüm sürecinde uyguladığı metodlar, örgütün yapısını ve yönetim şeklini etkilemektedir. Bu yaklaşıma göre her örgütte uygun yönetim ilkeleri yoktur. Her örgüt, kendi çevresinin ve teknolojisinin niteliklerine uygun yönetim ilkeleri belirlemek zorundadır. Bir örgüt oluşturmak isteyen kişiler, doğal olarak kontrol altında tutabilecekleri, deterministik kurallarla yönetilen örgütler tasarlarlar. Kütahya Polis Örgütü'nü oluşturan hükümetler de, Türkiye'de uygulanmakta olan "Katı Merkezi Yönetim" anlayışına uygun, mekanik, bürokratik bir örgüt oluşturmuşlardır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde bulunan aşiret, şeyh ve ağa oluşumlarının yönetsel sosyoloji açısından incelenmesi
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, Türkiye genelinde görülmeyen farklı bir sosyal yapı söz konusu. Duverger'in ifade ettiği "devletsiz toplum" modeli yöre insanı tarafından adeta benimsenmiş bulunmaktadır. Çünkü devletin yapamadığını Ağa, Şeyh, Bey gibi bir resmi statüsü olmayan insanlar yapmaktadırlar. Bu da yönetim mekanizmasında kargaşa ve alışık olmadığımız bir anlayışı doğurmaktadır. İşin ilginç tarafı ise yöre insanı yukarıda ifade etmeğe çalıştığımız gibi resmi statüsü olmayan insanlardan memnun olmadığı halde bir aşirete mensup olmayı ve o aşiret reisinin büyüklüğüyle övünmeyi büyük bir erdemlilik olarak görmektedir. Şeyhliğin ve ağalığın oluşturduğu sacayağının diğer bir adımını aşiret olgusu oluşturmaktadır. İşte doğu ve Güneydoğu insanının sosyal yapısı bununla içiçedir. Çünkü halkın sırtından geçinen bu müessesenin insanları, halkı "aşiretçilik" şemsiyesi altında idare etmeye devam etmektedirler. Bu şemsiye "milletleşmenin" önünde bulunan en büyük engel ve gayri resmi bir şekilde kurulan müessesenin en büyük dayanağıdır. Doğu ve Güneydoğu'nun kalkınması için evvela çok büyük miktarda toprak sahibi olan bu ağaların ve şeyhlerin eski anlayışı sürdürmelerinin yerine, sosyal değişmeyi, teknolojik ilerlemeyi ön plana çıkarmaları gerekir. Bu, bölge kalkınmasını daha da kolaylaştıracaktır. Bölgenin kalkınmasında ikinci, belki de en önemli etken zihniyetle ilgilidir. Yıllardan beri Doğu ve Güneydoğu'yu geriye götüren, kalkınmasını engelleyen zihniyet değişmediği müddetçe bölgede yaşayan insanlar rahat edemeyecektir. Eğer bölgede işsizlik varsa, fakirlik varsa bunun sebebi "girişimciliğin" olmamasıdır. Girişimciliği de önleyen en büyük engel yılların birikimi olan bu zihniyettir. Bunun için eğitim tabana yayılmalı ve bu zihniyetin izalesine gidilmelidir. Ancak bunun çok zaman alacağı açıktır. Diğer yandan Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yıllarında olduğu gibi, kalkınmanın; eğitime ek olarak İktisadi Devlet Teşekküllerinin yörede oluşturulması ile desteklenmesi gerekir. Aynı zamanda yöre özelliğini gözeten bir toprak reformu ile mevcut olumsuz sosyal ve ekonomik yapı olumlu yönde etkilenebilir. Şüphesiz özel Teşebbüsün teşviki de gerekir. Ancak bu teşviklerle 74 yıllık cumhuriyet tarihimizde yeterli değişim bu bölgede sağlanamamıştır.
Önlisans düzeyindeki okullarda üniversite sanayi işbirliği ve yerel bazda uygulamaya ilişkin bir model önerisi
in ÖZET Bilimsel bilgi üretimi ve yeni teknolojiler geliştirilerek uluslararası rekabet üstü düzeyde, ulusal kalkınmanın sağlanmasına yönelik, üniversitelere büyük görevler düşmektedir. Bu süreçte üniversitelerin tek başlarına çalışması, teknolojinin uygulamaya aktarılması, finansman ve zaman açısından sorunlara yol açmaktadır. Bu yüzden üniversite ve uygulama alanlarının işbirliği zorunlu olmaktadır. Üniversite-sanayi işbirliğinin makro boyutunda, bilimsel bilgi ve teknolojik yenilik üretilerek, uluslararası patenti alınarak insanlara faydalı hale getirilmesi, mikro boyutunda ise; üniversite ortamında öğrenilen teorik bilgi birikiminin pratik uygulama alanlarına aktarılması amaçlanmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, işbirliğini oluşturan taraflar ve kavramlar, üniversite sanayi işbirliği ile etkileşim içinde olan eğitim kavramı, eğitim süreci içersinde eğitimin kalkınma, verimlilik, istihdam düzeyi ve teknolojik gelişmeye etkileri, eğiticinin eğitimi, üniversite-sanayi işbirliğinin yöresel kalkınma ilişkisi konuları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Türkiye'de üniversite-sanayi işbirliğinin bugünkü durumu ve bazı ülkelerde üniversite-sanayi işbirliği konulan, endüstriye dayalı eğitim ve Yükseköğretim Kurumu ile İstanbul Sanayi Odası Vakfı arasında işbirliği konularına değinilmiştir. Üçüncü bölümde, üniversite-sanayi işbirliğinin nasıl oluşturulabileceği ve stratejik planlamanın yapılması, sanayi sektörleri ve üniversitelerin karşılıklı olarak beklentileri, işbirliğini oluşturan tarafların yanılgılı beklentilerinin ele alınması, inkübatör merkezleri ve teknoparklar incelenmiştir. Son bölümde, işbirliğinin yerel düzeyde etkin olarak uygulanması için, Gediz Meslek Yüksekokulu ve yörede faaliyet gösteren bir hazır giyim işletmesi arasında, yeniden yapılanma stratejik planları ve örnek uygulama anlatılmıştır.
Süpermarket işletmelerinde pazarlama stratejilerinin tüketicilere etkisi ve bir uygulama
ÖZET Günümüzde perakendeci işletmelerin önemi giderek artmaktadır. Ancak, günümüz perakendeci örgütleri, gelişen dünya konjonktürüne paralel olarak ülkemizde de değişim göstermektedir. Bu değişim doğrultusunda kendilerine özgü nitelikleri ve örgütlenmeleri olan ve süpermarket, hipermarket, gross market gibi değişik adlarla anılan perakendeci işletmelerin sayıları hızla artmaktadır. Bu perakendeci işletmeler, büyük ve modern yapılarda insanların günlük gereksinimlerini karşılamalarının yanı sıra dayanıklı tüketim mallarından mobilyaya, beyaz eşyadan ayakkabıya kadar binlerce çeşit ürünü bir arada tüketicilerin hizmetine sunmakta; ayrıca restaurant, kafe, oyun alanları gibi sosyal hizmet alanlarıyla da tüketicilere hizmet vermektedirler. Özellikle 1980'lerden sonra ülkemizde hızlı bir gelişim gösteren süpermarket işletmeciliği, tüketicileri değişik açılardan kendilerine çekerek, tüketicilere en yakın olan bakkalların işlevini önemli ölçüde zayıflatmışlardır. Tüketiciler, özellikle süpermarketlere veya hipermarketlere sadece alışveriş etmek için değil, sosyal-psikolojik faktörlerden dolayı da yönelmişlerdir. Tüketiciler için, süpermarketlerden alışveriş etmek sadece düşük fiyatla ürünleri satınalmak diğer deyişle alışveriş etmek değil; alışveriş ederken aynı zamanda hoşça vakit geçirmek anlamına gelmektedir. Süpermarketler, hem yönetimleri hem de diğer işletmecilik işlevleri profesyonelce yerine getirilen işletmelerdir. Bu açıdan, süpermarketlerin etkin ve verimli bir şekilde yönetilmeleri, performanslarına etki edecektir. Süpermarketler, belirli tüketici kitlesini hedef alan işletmelerdir. Genelde, bu işletmeler, faaliyet gösterdikleri şehir insanı ile, kuruluş yerinin özelliğine göre, potansiyel bazı tüketicilere yönelik faaliyette bulunurlar. Ancak, süpermarket işletmeciliği alanında da, bugün çetin bir rekabet yaşanmaktadır. Bundan dolayı, süpermarket işletmeciliğinde uygulanabilecek pazarlama stratejilerinin önemi artmaktadır. Süpermarketler, doğru tercihlerde bulunarak doğru pazarlama stratejilerini uygulamaya koyduklarında rekabetçi tutumlarını devam ettirebileceklerdir. Süpermarket işletmelerinde rekabet stratejileri, küresel dünyayı hedef alan diğer işletmelerinin pazarlama stratejilerinden hedef tüketici kitlesi ve bunlara ulaşma araçları yönünden bazı farklılık göstermektedir. Hedef ve potansiyel tüketici kitlesinin beklentilerini belirleyip ona göre pazarlama stratejileri geliştiren süpermarketler rakiplerine oranla daha çok tercih edilerek rekabetçi üstünlük sağlayacaklardır.
Sınıf içi öğretmen öğrenci iletişiminin öğrenci başarısı üzerine etkileri ve bir uygulama
ÖZET Günümüzde hızlı bir değişim yaşanmaktadır. İşletmeler açısından, rekabetçi ortamda verimliliği arttırma önem kazanmıştır. Bu kapsamda yöneticilerin ve iş görenlerin etkili iletişim becerileri kazanmaları gündeme gelmiştir. Toplumsal değişim bütün organizasyonlarda olduğu gibi okulları da etkilemiş, okullar da misyonunu ve vizyonunu sorgulamaya başlamıştır. Okulun en önemli çıktılarından biri olan öğrencinin başarısını arttırıcı yollar aranmaktadır. Eğitimde kaliteyi belirleyici unsurlardan biri de okul yöneticileri, öğretmenler ve öğrenciler arasındaki iyi ilişkilerdir. Bu ilişkiyi etkileyen en önemli unsur ise iletişimdir. Bu çalışmada öğrenci- öğretmen iletişimi ile öğrenci başarısı arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bu ilişkiyi ölçmek için öğretmen-öğrenci iletişim ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri Eskişehir İlindeki beş Anadolu Lisesi'nde okuyan yüz öğrenciden elde edilmiştir. Veriler üzerinde korelasyon, sıklık dağılımı analizleri yapılmıştır. Öğretmen - öğrenci iletişimi ile öğrenci başarısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.
Katılımcı liderlik ve katılımcı liderlik uygulamalarına ilişkin bir araştırma
Örgütlerde karar merkezlerinin her kademeye yayıldığı, süratli ve güvenlihaberleşmenin tesis edildiği, işgörenlerin gerekli bilgi ve becerilerle donatılmasınınyanında işi gerçekleştirme arzusuna da sahip olduğu bir örgütsel yapınınoluşturulmasının katılmalı yönetim açısından gerekliliği, üst kademelerden başlayarakher kademedeki astlara karar alma, planlama ve yürütme yetkilerini devrederekişletmenin etkinlik ve verimliliğine katkıda bulunulmasının sağlanabilirliği, yetkidevrinin tek başına yeterli olmaması münasebetiyle personelin güçlendirilmesini dekapsaması gerektiği, geleneksel yönetim becerilerinin takım çalışması yapabilme veyönlendirebilme becerileri ile değiştirilmesi gerektiğinin tespit edilmesi, katılımcılığıetkileyen alanların ve olumsuz etkilerinin tespiti ve ortadan kaldırılması, sorunlaraçözüm yollarının önerilmesi tezin amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda İskenderunDemir Çelik İşletmesi'nde farklı konumlarda görev yapan 378 personel üzerindeyapılan anket çalışmasında; çalışanların katılımcılıklarına ilişkin değerlendirmelerininöğrenim düzeylerine, katılım sağladıkları kurslara/eğitimlere, ünvanlarına, görevyerlerinin değişim sıklığına göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmek istenmiş,çalışanların vizyonun belirlenme sürecine dahil edilmelerinin, örgüt içerisindeki çalışmagruplarının oluşum şeklinin, çalışanların karar alma sürecine dahil edilmelerinin, örgütiçerisindeki eğitim faaliyetlerinin, çalışanlara yaratıcılıklarını kullanabilme imkanıverilmesinin, örgüt içerisinde gerçekleşen değişimin oluşum şeklinin, çalışanlarınmotive edilmelerinin ve örgüt içerisindeki iletişimin çalışanların katılımcılıklarıüzerinde olumlu bir etkiye sahip olup olmadığı test edilmiştir. Araştırma sonundaçalışanların öğrenim düzeyleri, ünvanları, görev yerleri ve katılım sağladıkları kurslarınsayısı yükseldikçe katılımcılığa ilişkin değerlendirmelerinin olumlu yönde değiştiği,çalışanların vizyonun belirlenme sürecine dahil edilmelerinin, karar alma sürecine dahiledilmelerinin, motive edilmelerinin ve kendilerine yaratıcılıklarını kullanabilme imkanıverilmesinin, örgüt içerisindeki çalışma gruplarının oluşum şeklinin, eğitimfaaliyetlerinin, değişimin oluşum şeklinin ve iletişimin çalışanların katılımcılıklarıüzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.
İşletmelerde kurumsallaşma çabalarının aile işletmelerinin genel özellikleri üzerindeki etkisi
Kurumsallasmak, sirketlerdeki bütün süreçlerin tamamının hazırlanıp departmanlara ve kisilere bu çerçevede görevlerinin verilmesi demektir. Bir tarafta küresellesen dünyada ayakta kalmak, diger tarafta Avrupa Birligi normlarına uyma geregi, özellikle KOB#'lerin hızla kurumsallasmalarını tamamlamalarını ve iyi bir kurumsal yönetime geçmelerini en önemli konulardan birisi haline getirmistir. Genelde KOB# niteliginde olan aile isletmelerinin kurumsallasmasını da bu çerçevede degerlendirmek gerekir. Aile isletmelerini diger isletmelerden ayıran en belirgin iki özellik, yönetim mekanizmalarında aile bireylerinin etkili olması ve duygusal boyuta sahip olmasıdır. Aile isletmelerinin iyi yönetilmesi, aile bireyleri arasındaki güçlü güven baglarına baglıdır. Aile isletmeleri iyi yönetildiginde ise aile bireyleri arasındaki aile bagları güçlendigi gibi, isletmenin etkinligi ve performansı da yükselmektedir. Dünyanın her yanında oldugu gibi Türkiye'de de aile sirketlerinin ekonomik etkinlik içinde önemli bir rolü vardır. Ekonomik etkinlikte önemli roller oynayan aile isletmelerinin, bu rolünü hem daha etkin hem de daha uzun süreli devam ettirebilmesi için kurumsallasmaları gerekmektedir. Aile isletmelerinin uzun süreli yasama sansının olmamasının altında yatan temel neden, bu isletmelerin kurumsallasamamalarıdır. Kurumsallasma aile isletmelerinin rasyonel ve modern isletmecilik ilkelerine göre yönetilmesi, görev, sorumluluk, yetki iliskilerinin belirlenmesini gerektirir. #sletmedeki pozisyonların hangi ilkelere göre doldurulacagı, yetkinin nasıl devredilecegi, kararların nasıl alınacagı, son sözü kimin ya da hangi mekanizmanın söyleyecegi aile isletmelerinde kurumsallasmanın cevap arayacagı önemli sorular olacaktır. Aile isletmelerinin bu sorulara cevap arayısı ile baslayacak olan kurumsallasma çabaları, aile isletmelerinin genel özelliklerini degistirecek, birbirine güven ve duygu ile baglanan aile bireylerinin iliskilerini, kurumsallasma ile birlikte, isletmede tesis edilen sistem belirleyecektir. Dolayısıyla kurumsallasma çabaları aile isletmelerinin duygu ve güvene dayalı genel özelliklerini rasyonel isletmecilik ilkeleri yönünde dönüstürerek, isletmenin sürekliligini saglayacaktır.
Cyberloafing behavior in the workplaces and management practices
Within the widespread use of information technologies in the workplaces, cyberloafing has become one of the greatest problems of the organizations and negative aspects of this behavior have led business managers to develop control mechanisms. However, in recent years, there has been a controversial perspective regarding the effectiveness of these control mechanisms such as computer monitoring and organizational policies. Therefore, within this research, it is aimed to broadening our understanding of cyberloafing behavior in the workplaces and how management practices affect cyberloafing intention of employees. The data were collected through a web-based survey from 380 employees of bank branches in Ankara province and collected data were analyzed with IBM SPSS 22 program. The findings support the general deterrence theory and reveal that intentions for cyberloafing behavior may be reduced by enforcing the organizational sanctions and computer monitoring systems. The findings are expected to contribute to the development of human resources practices and management strategies to be more effective in dealing with cyberloafing behavior.
Institutional and organizational underpinnings of corporate social responsibility and corporate governance practices: BIST listed companies, 2010-2017
New institutionalism attaches importance to institutional effects in explaining the adoption or diffusion of organizational practices. Although isomorphism and decoupling are commonly studied concepts, studies examining both of these are rare. In addition, organizational practices are often examined individually in the literature, and the consequences of their differences are not considered. In this thesis, in order to conceptualize the deficiencies in the literature and to contribute to these issues with empirical analysis, this thesis examines the adoption and decoupling of two different organizational practices. These practices are corporate social responsibility and corporate governance. Since these are different practices, their adoption is thought to be shaped by different institutional and organizational antecedents. In addition, it is assumed that decoupling in different applications is determined by different predictors. In this exploratory research, empirical data were collected for companies listed in Borsa Istanbul (BIST) for the years 2010-2017. Data on the institutional and organizational antecedents of these practices regarding the extent to which these companies have adopted and implemented corporate governance and corporate social responsibility were collected and analyzed longitudinally. Empirical findings show that the antecedents of adoption and practice differ, and that the antecedents of each differ also between the practices that we examine.
A critical analysis of work accidents in Turkey
Although work accidents are a serious problem almost everywhere in the world, it is seen that there are proportionally more accidents and deaths in Turkey. This study, which tries to understand why work accidents and related deaths are much more serious in Turkey than in other countries and why they could not be prevented, aims to reveal not only the factors behind work accidents but also the naturalization process that develops afterwards and has an effective role in the increase of work accidents. Since the naturalization of work accidents is the most critical issue in this context, revealing how this process works stands out as the primary goal. For this purpose, CDA developed for the analysis of newspaper news by van Dijk has been determined as the primary analysis method of the study. This primary analysis was supported and enhanced by corpus and thematic analyses and the manipulation model, which is also developed by van Dijk. Analysis of the relevant literature reveals that four important factors, namely the political context, neoliberal policies specific to Turkey, legal problems and trade union issues, play an active role behind work accidents. The following significant findings have been reached as a result of the analyses carried out with the national newspaper news of the 15 most fatal work accidents that took place in Turkey between 01.01.2000 and 31.12.2019. First, the data not only supported the effectiveness of these factors but also revealed that the naturalization of the issue by the dominant power is effective in the functioning of these factors. Naturalization also makes it difficult for work accidents to elicit an effective societal reaction. Secondly, a five-phase naturalization process was discovered, and it was revealed that the fundamental motivation behind this process was the performance-oriented economic mentality. Moreover, it has been observed that legitimacy and ceremonial adoptions and practices (decoupling) play significant roles in this context. At the same time, important findings have been revealed in terms of the anti-performativity and de-naturalization principles of CMS. Finally, it has been understood that the news media in Turkey is divided into two poles: those who reduce work accidents to an isolated incident and those who oppose this reductionist approach. However, with the increasing power of the dominant power, it has been understood that while the approach that reduces the issue to an isolated incident with a reductionist approach and naturalizes the issue becomes more dominant, the opposing view gradually has lost its effectiveness. Although the printed news newspapers are the most appropriate unit of analysis due to the period in which the study focuses, the discourses of the newspapers, which have been used extensively since the mid-2010s, in the social media organs and the reactions of their readers to them are also considered important in terms of understanding how the society and the reader have responded to the issue. Therefore, it is recommended that future studies should consider these organs as well.
İnovasyon yönetimi, Çukurova Bölgesinde faaliyet gösteren şirketlerde inovasyon uygulamalarının tespitine yönelik bir araştırma
İnovasyon özellikle son zamanlarda sıkça sözü edilen sadece akademisyenlerin değil iş çevrelerinin ve siyasetçilerinde gündeminde olan bir kavramdır. Dünya ticaretinin küreselleşmesi birçok ülkenin birçok piyasada birbirine rakip olmasına sebep olmuş piyasalarda birbirine çok benzeyen çok fazla sayıda ürün gezmeye başlamıştır. Bu durumda rekabet özellikle ?düşük fiyat rekabeti? halini almıştır. Özellikle Çin'den ve Uzakdoğu'dan gelen düşük fiyatlı ürünler birçok üreticiyi özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin üreticilerini olumsuz etkilemiştir.Hem, gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelere bu olumsuzluklarla baş edebilmek ve karlılığı arttırmak için inovasyonlar yapmak çözüm önerisi olarak sunulmaktadır. Çok ileri teknolojiye sahip olmadan da inovasyon yapılabilmektedir. Bu çalışmada inovasyon konusu işlenmiş, Çukurova Bölgesindeki sanayi işletmeleri üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Araştırmada örgüt kültürü örgüt içi iletişim gibi birtakım faktörlerin işletmelerin yenilikçilikleri üzerindeki etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır.
Örgütsel bağlılık ve iş değerleri arasındaki ilişki: Adana ilinde bir inceleme
Örgütsel bağlılık verimlilik ve çalışan motivasyonunu arttırması, iş devir hızını düşürmesi gibi olumlu sonuçlara sebep olması açısından örgütler tarafından istenilen bir durumdur. Çalışanların işlerinden beklentilerini ifade eden iş değerleri ise örgütsel bağlılıkla ilişkili bir kavramdır. Bu iki kavram arasındaki ilişkinin ortaya konulmasının hem akademik yazına katkıda bulunacağı, hem de örgütlerin insan kaynakları politikalarında kullanılması açısından faydalı olarak görülmektedir.Bu çalışmanın temel amacı örgütsel bağlılık ile iş değerleri arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Ayrıca iş değerlerinin alt boyutları olan ?rahatlık ve güvenlik?, ?yetenek ve büyüme? ve ? statü ve bağımsızlık? ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişkileri belirlemekte çalışmanın bir diğer amacıdır. Bunun yanında demografik değişkenler ve kurum türünün, örgütsel bağlılık, iş değerleri ve iş değerlerinin alt boyutları olan ?rahatlık ve güvenlik?, ?yetenek ve büyüme? ve ? statü ve bağımsızlık? ile aralarında ilişkiyi araştırmakta çalışmanın bir diğer amacıdır.Çalışma evereni Adana ilinde faaliyet gösteren ve ülkenin su kaynaklarının planlanması, yönetilmesi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu bir kamu kurumu ile çimento sektöründe faaliyet gösteren büyük ölçekli bir kurumdan oluşmaktadır. Bu işletmelerde çalışan 117 beyaz yakalı çalışana anket yöntemi ile ulaşılmış ve veriler istatistik programı kullanılarak analiz edilmiştir.Analiz sonucunda örgütsel bağlılık ile iş değerleri, ?yetenek ve büyüme? ile ilgili iş değerleri ve ?statü ve bağımsızlıkla? ilgili iş değerleri arasında istatistiksel anlamda anlamlı ilişkiye olduğu bulunmuştur. Bunun yanında eğitim düzeyi ile örgütsel bağlılık arasında da istatistiksel anlamada ilişki belirlenmiştir. Ek olarak kurum türü ile örgütsel bağlılık ve ?statü ve bağımsızlık? arasında da ilişki bulunmuştur.
Kaynak bağımlılığının savaşlar üzerindeki etkisi: 2. Dünya Savaşı sonrasındaki savaşların yönetimi üzerine bir araştırma
Bu çalı?mada, örgütlerin hayatta kalması için takip ettikleri temel faaliyetler incelenmi?, bu faaliyetler arasından, kaynak bağımlılığı ön plana çıkarılarak örgütlerin kaynak bağımlılığına gösterdikleri reaksiyonlar değerlendirilmi?tir. Örgütlerin kaynak bağımlılığını en aza indirebilmek amacıyla yaptıkları faaliyetler ele alınmı? ve tasniflenmi?tir. Örgütler gibi hareket eden ülkeler, toplumlar, silahlı kuvvetler modellenmi?, örgütlerin kaynak bağımlılığına gösterdikleri reaksiyonlar ile sava?lardaki çatı?malar birbirleriyle e?le?tirilmi?tir. Bu e?le?tirme neticesinde önce sava?lar tanımlanmı? ardından sava?larda gösterilen reaksiyonlar belirlenmi?tir. Sava?larda uygulanan faaliyetlerle, kaynak bağımlılığı yakla?ımı arasındaki benzerlikler ele alınmı? elde edilen bulgular daha sonraki çalı?malara ı?ık tutması amacıyla derlenmi? ve ileriye dönük çözüm önerileri sunulmu?tur. Anahtar Kelimeler: Kaynak Bağımlılığı, Kaynak, Örgüt, Sava?, Çatı?ma.
Üniversite öğrencilerinin girişimcilik eğilimini belirlemede planlanmış davranışlar teorisi ve girişimcilik eğitiminin rolü
Günümüzde girişimcilik, teknolojinin hızla gelişmesiyle ve bilgiye erişimin kolaylaşmasıyla ekonomik gelişmede rol oynayan önemli faktörlerden biri haline gelmiştir. Girişimcilik, toplumsal ve bireysel refahı sağlamada ve bireylerin yaşam standartını yükseltmede, sosyal ve ekonomik refahı sağlamada önemli bir ekonomik güç haline gelmiştir. Girişimciliğe verilen bu önem beraberinde girişimcilik eğitimine duyulan ilgiyi de arttırmaktadır. Girişimcilik eğitimi, gençlerin anlaşılmasında ve onların girişimsel tutumlarını arttırmada önemli faktörlerden biridir. Eğitimin genç insanların düşüncelerine ve amaçlarına etkisinden dolayı potansiyel girişimcilerin eğitimle beslenmesi ve geliştirilmesi gerekir (Wang & Wong, 2004). Bu bilgiler ışığında, bu çalışmada Planlanmış Davranışlar Teorisi unsurları olan kişisel tutum, sosyal norm ve algılanan davranışsal kontrolun ve ayrıca girişimcilik eğitiminin öğrencilerin girişimcilik eğilimleri üzerinde etkisi olup olmadığı incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi ve Kahraman Maraş Sütçü İmam Üniversitesi'nde girişimcilik eğitimi alan 3. ve 4.sınıf işletme öğrencileri üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgulara göre; üniversite öğrencilerinin algılanan davranışsal kontrollerinin girişimcilik eğilimi üzerinde en yüksek pozitif etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Kişisel tutumun ve girişimcilik eğitiminin de öğrencilerin girişimcilik eğilimlerini pozitif ve anlamlı olarak etkilediği fakat sosyal normun girişimcilik eğilimi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik, girişimcilik eğilimi, planlanmış davranışlar teorisi, girişimcilik eğitimi.
Yabancı uyruklu akademisyenlerin birey-çevre uyumu: İşe yönelik tutumlarda kültürel adaptasyonun rolü
Bu çalışmanın amacı birey-çevre uyumu, kültürel adaptasyon iş tatmini, yaşam tatmini ile işten ayrılma niyeti arasındaki doğrudan ve dolaylı ilişkileri ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda konu ile ilgili yapılmış olan önceki çalışmalar incelenerek araştırma modeli oluşturulmuş ve araştırma hipotezleri geliştirilmiştir. Çalışma kapsamında geliştirilen bu hipotezlerin sınanması amacıyla kullanılan veri anket yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Bu doğrultuda, Türkiye'deki kamu ve vakıf üniversitelerinde görev yapan 415 yabancı uyruklu akademisyene anket uygulanmıştır. Araştırma bulguları, çalışmanın amacına uygun şekilde keşfedici faktör analizi, korelasyon analizi ve hiyerarşik regresyon analizi kullanılarak elde edilmiştir. Yapılan analizler sonucu elde edilen bulgular araştırma hipotezlerini büyük ölçüde desteklemektedir. Buna göre, birey-çevre uyumunun kültürel adaptasyon, iş tatmini, yaşam tatmini ve işten ayrılma niyeti gibi çalışan tutumlarını yordadığı yapılan korelasyon analizi sonucu ortaya konulmuştur. Aynı şekilde, kültürel adaptasyonun da iş tatmini, yaşam tatmini ve işten ayrılma niyetinin anlamlı birer yordayıcısı olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca yapılan hiyerarşik regresyon analizi sonucunda, birey-çevre uyumu ile yaşam tatmini ve işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide kültürel adaptasyonun kısmi aracı rolü olduğuna dair bulgular elde edilirken, birey-çevre uyumu ile iş tatmini arasındaki ilişkide kültürel adaptasyonun aracılık rolünün bulunmadığı ortaya konulmuştur. Son olarak, elde edilen bu sonuçlar konu ile ilgili literatürde yer alan çalışmalar bağlamında tartışılarak, gerek örgütler gerekse gelecekte yapılacak çalışmalar için bir takım öneriler sunulmuştur.
The analysis and use of 360 degree feedback technique in the evaluation of leadership style
360-degree feedback generates an opportunity for appropriate and thoughtful understandings to explain behavioral changes. The organizational leaders can develop the visions and work strategies using 360-degree feedback to help bring success. A leader needs a collaborative approach involving others to help guide the organization forward. 360-degree feedback helps the leader as a vehicle to collect feedback on their leadership style to execute the strategic plan for the organization. Moreover, the present quantitative research examined the impact of 360-degree feedback on leadership practice to develop organizational efficiency. Path analysis using Structured Equation Modeling (SEM) technique had applied to analyze the study variable. A significant relationship is found between the 360-degree feedback process with the leadership styles under this study. More specifically, 360-degree positive and negative feedback predict the servant leadership directly and indirectly through motivation to lead. This study on one side gain information to increase support for the use of feedback and on the other side foster the method to leverage benefit or effectiveness for different recipients. The organizational leader would find benefits from the current study result to improve the collaborative approach in the organization. By incorporating the multi-source feedback process that provides feedback to leaders would help to plans for developing and enhancing leadership practices. Current research provides a more in-depth understanding of the 360-degree assessment. Means of the study will contribute to leadership and organizational development. Organizational manager and other stakeholders are expected to get benefit from the findings of the study.
Türkiye'de özelleştirme: 4/c geçici personel statüsünde çalışanlar ve özlük hakları
Türkiye'de özelleştirme, özellikle 2001 krizinden sonra hız kazanmış ve krizle küçülen ekonomi, özelleştirilmesi sağlanan Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile büyük gelirler elde etmiştir. Devlet, özelleştirme sonrası Kamu İktisadi Teşebbüslerinde çalışırken hizmet akitleri sona erecek olan çalışanlarına 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamındaki 4/C Geçici Personel kadrosuna geçme imkânı sunmuştur. Bu kadro kamu işverenine minimum maliyet sağlayan, çalışanı memur ve diğer kamu görevlileri dışında bırakan, sözleşmeyle çalıştıran fakat işçi de saymayan, güvenceli iş tanımından uzak, sınırlı yasal düzenlemelere sahip istisnai bir istihdam şeklidir. Çalışmamız, özelleştirme sonrasında statüsü 4/C'ye dönüştürülmüş ve halen bir kamu kuruluşunda bu statüde çalışanlar üzerinde uygulanan bir anketle özlük haklarına yönelik durum tespiti yapmayı, çalışanların sendikal örgütlenmeye olan inançlarını ölçmeyi amaçlamıştır. Anket sonuçları incelendiğinde katılımcıların özlük haklarında yaşanan eşitsizliğe, iş güvencesizliğine dair kaygıları öne çıkmıştır. Çözümün sendikal örgütlenmede olduğuna inanmalarına rağmen sendikaların pasif tutumu sebebiyle katılımcıların sendikaya mesafeli duruşu göze çarpmaktadır.
Karanlık üçlü'nün kariyer tercihlerine etkisi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada Makyavelizm, narsisizm ve psikopati üçlemesinden oluşan Karanlık Üçlü'nün (Dark Triad), bireylerin kariyer tercihlerini nasıl etkilediği Holland'ın mesleki ilgi kuramı ekseninde araştırılmıştır. Gerçekçi, araştırmacı, sanatçı, sosyal, girişimci ve geleneksel kariyer tercihlerinin, bireylerin Karanlık Üçlü eğilimlerine göre değişiklik gösterip göstermediği, bu değişikliklerin demografik yönden farklılık gösterip göstermediği araştırılmıştır. Elde edilen bulgular doğrultusunda gelecek çalışmalara ışık tutulmuş ve bazı önerilere yer verilmiştir. Bu çalışma İşletme bölümü öğrencileri üzerinde yapılmıştır. Çalışmaya toplamda 418 katılımcı iştirak etmiştir. Katılımcıların 196'sı erkek, 222'si ise kadındır. Çalışmada bulgulara ulaşmak amacıyla açımlayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, yapısal eşitlik modeli, korelasyon analizi ve çok boyutlu örnekleme analizi kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeklerin güvenilirliği doğrulanmıştır. Hipotezler sınanması sonucunda 18 hipotezden 4 tanesi desteklenmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar literatür kapsamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Karanlık üçlü, kariyer tercihi, mesleki ilgi, makyavelizm, narsisizm, psikopati
Yönetsel koçluk davranışının çalışan performansına etkisinde çalışan tatmininin aracı rolü: Orta ve büyük ölçekli firmalar üzerine bir araştırma
Koçluğun, son yıllarda dikkat çekmesinin ve yayılmasının sebebi çalışanların, performansı, iş tatmini, öğrenimi ve gelişmesine yönelik sorumlulukların, daha çok bölüm yöneticilerine devredilmesidir. Ancak, ülkemizde yöneticilerin koçluk davranışlarının etkilerini ölçen veya yöneticilerinin koçluk davranışı ile çalışan performansı, çalışan tatmini arasındaki bağlantıları inceleyen çok az yayınlanmış araştırma var. Araştırmada, koçluğu daha iyi anlamak için gelişimini, uygulama şekillerini ve performansla olan ilişkisini inceledik. Alan yazındaki bu boşluğu doldurmak ve örneklem sayısını arttırmak adına ilaç sektöründe, yönetsel koçluk davranışının çalışan performansına etkisi, yönetici koçluk davranışının çalışan tatminine etkisi, çalışan tatmininin çalışan performansına etkisi ve yönetsel koçluk davranışının çalışan performansına etkisinde, çalışan tatmininin aracı rolü ölçülmüştür. Bu çalışmanın bir diğer amacı ise yönetsel koçluk davranışını sektörel bağlamda incelemek ve çalışanların iş tatmini ve performansı ile ilişkisini değerlendirmektir. Daha önce Türkiye'de çalışmamızın kapsamında, ilaç sektöründe bir uygulama yapılmadığı için , çalışmamızın evreni Türkiye'de bulunan, orta ve büyük ölçekli İlaç sektörü işletmeleri olarak belirlenmiştir. İlaç sekötöründe çalışmakta olan toplam 313 kişiye anket uygulanmıştır. Anket sonucunda toplanan veriler, uygun analiz yöntemleri ile analiz edilmiştir. Yönetsel koçluk davranışının, çalışan performansının ve çalışan tatmininin, değişkenler üzerindeki etkisini, aracılık etkisini araştırmak için regresyon analizleri ve demografik değişkenlere göre farklılaşma durumunu araştırmak için ise t testi ve anova analizleri yapılmıştır. Bulgular, yönetsel koçluk davranışının çalışanların iş tatmini ve performansı ile pozitif yönde ilişkili olduğudur. Araştırmamızın değişkenleri ile yaş, çalışma süresi, pozisyon demografik değişkenlerin arasında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Bu tez çalışmamızda araştırma ve uygulama için öneriler ve çıkarımlar sunulmaktadır.
Özyeterlilik ve algılanan destek algısının bilgi paylaşma üzerindeki etkisi: Bankacılık sektöründe bir uygulama
Bu çalışmada örgütsel destek algısı, yönetici destek algısı, çalışma arkadaşları destek algısı ve genel öz yeterlilik algısı bilgiyi paylaşma davranışının öncülleri olarak değerlendirilmiştir. 402 banka çalışanına uygulanan anket çalışmasından elde edilen verilerin analizinin ortaya koyduğu sonuçlara göre genel öz yeterlilik algısı ile çalışma arkadaşları destek algısının bilgi paylaşma davranışını olumlu yönde etkilediğini ortaya koymuştur. Araştırma sonuçları daha önceki çalışmalardan farklı olarak çalışma arkadaşları destek algısının bilgi paylaşma davranışının öncülü olarak değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Araştırma sonuçları öz yeterlilik algısının davranışındaki varyansın daha büyük bir yüzdesini açıkladığını göstermiştir. Bu sonuca göre, genel öz yeterlilik algısı destek değişkenlerine göre bilgi paylaşna davranışındaki varyansı daha iyi açıklamaktadır. İlerde yapılacak çalışmalarda genel öz yeterlilik değişkeni yerine bilgiyi paylaşma öz yeterliliği değişkeninin kullanılması düşünülebilir. Anahtar kelimeler: Bilgiyi paylaşma davranışı, örgütsel destek algısı, yönetimin destek algısı, çalışma arkadaşları destek algısı, genel öz yeterlilik algısı.
Türkiye'de sanayi sektöründe faaliyet gösteren uluslararası stratejik işbirliklerinin başarısını etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sanayi sektöründe faaliyet gösterenişletmelerin uluslararası stratejik işbirlikleri yapmasının nedenlerininbelirlenmesi, stratejik işbirliklerinin başarısını belirleyen faktörlerin ortayaçıkarılması ve işbirliklerinin başarı (performans) düzeyinin belirlenmesidir.Bu çalışmanın evreninin belirlenmesi ve örneklemin elde ediliş yöntemi;Ekonomi ve Çalışma Bakanlığından elde edilen liste ile belirlenen 1000 adetkayıtlı firma; İSO listelerinde olan ancak Ekonomi ve Çalışma Bakanlığı'ndanalınan listede ismi olmayan firmaların internet ortamında araştırılarak ortaklığınınolup olmayışının tespiti şeklindedir.Bu çalışmanın sonucunda 109 adet uluslararası stratejik işbirliği yapan firmayöneticisinden anket yoluyla toplanan verilerin analizi en çok ortaklık kurulanülkelerin 1. sırada Almanya, 2.sırada İngiltere ve 3. sırada Çin ve İspanyaolduğunu göstermektedir. En çok kurulan stratejik işbirliği türü ise ortakgirişimdir. 2. sırada pazarlama işbirliği ve 3. sırada teknoloji işbirliği yeralmaktadır.Stratejik işbirliklerinin oluşturulma nedenleri sırasıyla rekabetçilik, yenilikçilikve öğrenme, pazarı genişletme ve finansal nedenlerdir. Stratejik işbirliklerininbaşarısını belirleyen unsurlar 6 boyut olarak bulunmuştur. Bunlar bilgi paylaşımıuyum-koordinasyon, birbirine bağımlılık, bağlılık ve bilgi paylaşımı, çatışmaçözümü, güven ve koordinasyon olarak ortaya çıkmıştır.Stratejik işbirliklerinin, işbirliği nedenleri ve işbirliği başarısı faktörlerindenbüyüme potansiyeli üzerine en çok koordinasyonun etkisi olmuştur. İşbirliğindengenel memnuniyet üzerinde ise birbirine bağımlılık ve çatışma çözümü boyutlarıaçıklayıcı olmuştur. İşbirliği başarısı (performansı) üzerinde ise yenilikçilik veöğrenme, birbirine bağımlılık ve çatışma çözümü etkili olmuştur.
Gemiadamlarının stres düzeyleri ve iş doyumları arasındaki ilişki: Bir denizcilik şirketinde uygulama
Bu çalışmanın temel amacı, denizcilik sektöründe gemi adı verilen iş yerlerinde görev yapan gemiadamlarının maruz kaldıkları stresin ölçülmesi ve bu stres düzeyi ile gemiadamlarının işlerinden aldıkları doyum arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Çalışmanın birinci bölümünde stres ile ilgili kavramlara, ikinci bölümde ise iş doyumu ile ilgili kavramlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde denizcilik kavramı ile denizcilik mesleği ve hukuksal boyutlar incelenmiştir. Araştırmanın son bölümü olan dördüncü bölümde ise bir denizcilik şirketinde görev yapan gemiadamlarının stres düzeyleri ve iş doyumları arasındaki ilişkinin belirlenmeye çalışıldığı uygulamaya yer verilmiştir. Gemiadamlarının stres düzeyleri ve iş doyumları arasındaki ilişkinin belirlenebilmesi için oluşturulan anket formları aynı şirkete ait sekiz gemide görev yapan toplam 156 gemiadamına uygulanmıştır. Bu formlardan 127 tanesi değerlendirmeye alınmıştır. Gemilerde görev yapan çalışanların içinde bulundukları çalışma koşulları, karada çalışanların çalışma koşullarına göre belirgin farklılıklar göstermektedir. Bu nedenle gemiadamlarının stres faktörleri ve iş doyumu faktörleri de oldukça farklıdır. Bu çalışmada gemiadamlarının stres düzeyleri ile bu stres düzeyini etkileyen faktörler, demografik özellikler ile ilişkilendirilerek belirlenmeye çalışılmıştır. Diğer yandan gemiadamlarının iş doyumu düzeyleri ve iş doyumu faktörleri de demografik özellikler dikkate alınarak belirlenmeye çalışılmış ve araştırma sonucunda gemiadamlarının stres düzeyleri ile iş doyumları arasında negatif bir ilişki tespit edilmiştir.
Türk bankacılık sektöründe hizmet kalitesinin davranışsal boyutu
Türk Bankacılık sektörü özellikle son 6 yıldır önemli bir degisimin içerisindedir. Türkiye'de 24 Ocak 1980 kararlarının ardından liberallesme hususunda önemli bir adım atan bankacılık sektörü, yasanılan krizler ardından yeniden yapılanma içerisine girmis olup bankacılık hizmetlerinde de ciddi bir gelisim göstermistir. Türk Bankacılık sektörüne yabancı banka girisi ve liberallesmenin bankacılık hizmetlerinde de hayata geçmesi ile birlikte sektörde genisleme ve hizmet kalitesinde artıs yasanmıstır. Bankacılık ürün ve hizmetlerinin geleneksel olmayan kanallardan müsterilere sunuldugu bu yeni dönemde; sube içi iletisim, çalısanların motivasyonu, is tatmini önem kazanmıstır. Çalısanlar açısından hizmet kalitesi, özellikle yaptıkları islemlerde ve müsteriye olan yaklasımlarında ortaya çıkmaktadır. Çalısanların davranıssal özellikleri bu baglamda büyük önem tasımaktadır. Rekabetin geldigi bugünkü durumda insan dısındaki tüm faktörlerin temini mümkün olmaktadır. Bu sebeple çalısanlardan en iyi verimi elde etmek ve dolayısıyla hizmet kalitesini arttırmak için sürekli gelisime, motivasyona ve eleman seçiminde kisikültür uyumu büyük önem verilmelidir. Bu düsünceden yola çıkarak yapılan arastırmada, çalısanların hizmet kalitesi algılamaları tespit edilebilmesi için yabancı sermayeli bir bankanın personeline anket uygulanmıstır. Arastırma sonucunda elde edilen bulgular; yabancı sermayeli banka personelinin hizmet kalitesi unsurlarını bilmekte oldugu ve bu anlayısı tasıdıklarını göstermektedir. Bu hizmet seviyesini üst düzeyde tutabilmek için sube içi iletisimi kanalları sürekli açık olmalı ve serbest iletisim kurulmalıdır. Ayrıca egitim faaliyetlerine ayrı bir önem verilmelidir. Çalısanların motivasyonlarını üst düzeyde tutabilmek için ise alınan kararlara katılımları saglanmalı ve çalısanlar arasında takım çalısması olmalıdır. Çalısanlar ise müsterilere karsı her zaman nazik olmalı, dogru beden dili ve ses tonu kullanmalılar ve esnek olmalıdırlar. Anahtar Kelimeler: Bankacılık, hizmet Kalitesi, Davranıssal Boyut, Motivasyon
Bağımsız serbest çalışan bilişimcilerin çalışma şartlarının analizi
Günümüz bilgi çağının toplum üzerinde etkileri inanılmaz noktalara ulaşmış, telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri de çok hızlı yaygınlaşmıştır. Yaygınlaşan telekomünikasyon temel iletişim aracı olmuş ve toplum üzerinde direk ve dolaylı olarak günlük yaşantıyı etkiler hale gelmiştir. İletişim maliyetlerinin düşürülmesi, zaman kazancı ve çalışma hayatındaki değişimler ile ilgili yüksek beklentileri barındıran telekomünikasyon ve bilgi teknolojilerinin ortaya çıkardığı yeni bir çalışma şekli olarak tele-çalışma, işverenler ve çalışanlar açısından bu beklentileri karşılayarak iş dünyasına yavaş yavaş adapte edilmeye başlanmıştır. Türkçe'de tam karşılığını bulamadığımız evden serbest çalışma yöntemi olan tele-çalışmanın, kişiler açısından avantajlı ve dezavantajlı yönleri bulunmaktadır. Tele-çalışmanın yavaş yaygınlaşmasının nedenlerini bulabilmek için bu avantaj ve dezavantajların neler olduğunun ortaya çıkarılması ve tele-çalışmanın özelliklerinin analiz edilmesi gerekmektedir.Amerika ve Avrupa'da belli noktalara ulaşan tele-çalışma şekli Türkiye'de oldukça yenidir. Tele-çalışma uygulamaları henüz yaygınlaşmamasına rağmen, bu tez çalışmasında tele-çalışmaya bakış ve yaklaşımlar incelenmiştir. İleri teknoloji sektöründe çalışan kişilerin tele-çalışan olarak çalışma açısından potansiyel oldukları düşünülerek, bu kişilerin yaklaşımları yönetim ve organizasyon açısından analiz edilip, yurt dışındaki çalışmalarla karşılaştırma yapılmıştır.
İşletmelerde yaratıcılık düzeyinin belirlenmesi (İzmir ve Manisa illerindeki işletmelerde yaratıcılık düzeyinin belirlenmesine yönelik bir araştırma)
Yaratıcılık, bireyin dünyaya katkıda bulunabilmesinin en mükemmel yoludur. Insanın kendi benliginde sahip oldugu özgürlük, yaratıcı yeteneklerin ortaya çıkabilmesinde büyük önem tasımaktadır. Aynı zamanda, yaratıcılık, hayatı zevkli ve renkli bir hale getirirken yasam kalitesini de arttıran bir kavramdır. Medeniyetler, dâhilerin yaratıcı düsünce ve çalısmalarıyla ilerlemektedir. Ancak yaratıcılık dâhilerle sınırlı bir kavram degildir. Herkes hayatın degisik yönlerine yenilikler getirebilme potansiyeline sahiptir. Çagdas yöneticiler de degisen kosullara ve rekabete hızlı bir sekilde tepki verebilmek ve yeniliklere ulasabilmek için yaratıcılıktan yararlanmak zorundadırlar. Aslında, yaratıcı yönetim kavramı yeni bir kavram olmamaktadır. Egitim, kültür ve yasam düzeyinin yüksek oldugu bireylerde ve toplumlarda uzun zamandan beri var olan bir kavramdır. Ülkemizin bu kavramla pek iç içe olmayısı da bu nedenledir. Ancak, birbirine oldukça baglı olan yenilik, yaratıcılık ve girisimcilik gerçeklesmeden egitimde, ekonomide, sanatta ve toplumda kaliteye ulasmak mümkün olmayacaktır. Bu sebeple, çagdas isletmelerde, yaratıcılıgı ortaya çıkaran ve gelistiren yöntemlerin uygulanması oldukça yaralı olacaktır. Gerek isletmelerde, gerekse toplumda farklı insanların düsüncelerini dıslamayarak, bunların toplumun bütününe sunulmasına izin vermek de yasam kalitemizin artmasına katkıda bulunacaktır. Bu nedenle yaratıcı bireylerin, farklılıklarına ve yüksek hayal gücüne toplumsal basılarla ket vurmayarak onların kesif yeteneklerinin gelisimini saglamak akıllıca olmaktadır.
Yerel yönetimlerde stratejik plan algısı ve stratejik plan uygulamalarının değerlendirilmesi üzerine bir araştırma
Bu araştırma, yerel yönetimlerde görev alan çalışanların stratejik plan algıları ve stratejik planlama uygulamalarını değerlendirmeleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında, Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki yerel yönetimlerde çalışan 425 personele anket uygulanmıştır. Çalışmada, stratejik planlama algısı ile stratejik planlama uygulamalarının değerlendirilmesi arasındaki ilişki detaylı bir şekilde ele alınmış, çalışanların yaş, cinsiyet, eğitim durumu, medeni durum, çalışma süresi gibi demografik özelliklerinin yanı sıra stratejik planlama eğitimi alıp almamalarına göre nasıl farklılaştığını tespit etmeye odaklanmıştır. Araştırma sonuçları, stratejik planlama algısı ile bu algının stratejik planlama uygulamalarını değerlendirme üzerindeki etkisi arasında anlamlı ilişkiler olduğunu ortaya koymuş, yaş, kurumda çalışma süresi ve toplam iş tecrübesi gibi demografik özelliklere göre farklılık gösterdiğini göstermiştir. Bu bulgular, yerel yönetimlerde stratejik planlama süreçlerinin etkinliğini artırmak için çalışanların algılarının ve demografik özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Çalışma, literatürde eksikliği hissedilen bu alanda önemli katkılar sunmakta ve yerel yönetimlerde stratejik planlamanın daha etkili bir şekilde uygulanabilmesi için önemli rehberlik sağlamaktadır.
Emniyet teşkilatında örgütsel stres kaynakları, Mardin İl Emniyet Müdürlüğü uygulaması
Bu çalışmada, başta polis memurları olmak üzere Emniyet Teşkilatı'nda görev yapan personelin, çalışma şartlarından kaynaklanan streslerinin ölçülmesi ve sahip oldukları demografik özelliklerle stres düzeyi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amaçlanmıştır.Birinci bölümde stres ve ilgili kavramlar, stresin belirti, tür, neden, kaynakları gibi konularla stres yönetimi üzerinde durulmuş, ikinci bölümde polis kavramı, polislik mesleğinin tarihi gelişimi, Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde Emniyet Teşkilatında meydana gelen değişimler ve polisin stresine ilişkin konulara yer verilmiştir. Üçüncü ve dördüncü bölümde ise Mardin İl Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan personele yönelik uygulanan anket analiz edilmiştir.Polislerin çalışma şartlarından kaynaklanan streslerinin ölçülmesi, polislerin demografik özellikleriyle stres düzeyi arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amacıyla Mardin İl Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan toplam 1065 personelin 216'sına anket uygulanmıştır. Uygulanan anketlerin tamamı değerlendirilmeye alınmıştır.Polislerin çalışma şartları pek çok diğer devlet memurlarından farklılık göstermektedir. Bu nedenle polislerin stres faktörlerinin önemli bir kısmı polislik mesleğine özgü farklılıklar içermektedir. Elbette, Emniyet Teşkilatında görev yapan Polis unvanı dışındaki personel de aynı ortamda çalıştığından ortak stres faktörlerinden etkilenmektedir. Bu nedenle çalışmada bu gruptaki personele de yer verilmiştir.Araştırmada,İlk olarak, polislerin örgütsel stres kaynaklarının tespiti için ankete verilen cevaplar betimleyici analizlerle incelenmiş,İkinci olarak, demografik özellikler ile örgütsel stres kaynakları arasındaki farklılıklar ortaya çıkarılmaya çalışılmışVe son olarak örgütsel stres kaynaklarının birbiriyle olan ilişkisi araştırılmıştır.
Örgütsel kültür ile yenilikçilik odaklı örgütsel faktörler arasındaki ilişki
18. Yüzyıl sonlarında Britanya'da başlayan Sanayi Devrimi, küreselleşmeye daha ileribir bakış açısı kazandırmıştır. Değişen çevre şartlarının incelenmesi, hızlı bir şekildeküreselleşen dünyada rekabetin de önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Böylece,örgütler müşterilerin mevcut ihtiyaç ve taleplerini karşılayacak ürünleri araştırmak içindaha çok zaman harcamaya başlamışlardır. Son yıllarda endüstriyel yeniliğin(inovasyonun) ve ürün geliştirmenin nasıl yönetildiği ve nasıl örgütlendiği önemkazanmıştır. Böylelikle bu iki faktörün yönetilme şeklinin küresel bir dünyada kaydadeğer pazar payı yarattığı ve devamlı rekabete neden olduğu söylenebilmektedir. Buamaçla organizasyonların yenilikçi örgütler olmaları önemli bir etken haline gelmiştir.Örgütsel kültürün organizasyonların performansı ve uzun dönemli verimlilikleri üzerinegüçlü bir etkiye sahip olduğu bilinmektedir. Çağımız organizasyonlarında pazarlardapay edinmek ve rekabet avantajına sahip olmak için yenilikçiliğin gerekliliği öncedende belirtilmiştir. Ancak yenilikçi bir organizasyonda ne tip bir kültür tipolojisininbulunması ve yaratılması gerektiği ve bu etkileşimden doğacak olan verimlilik firmalaraçısından yadsınamaz bir avantaj sağlayacaktır.Örgüt kültürü ve yeniliğe odaklı organizasyonel faktörler dikkate alınarak yapılanaraştırmanın üç amacı bulunmaktadır. Birinci amaç; işletmenin mevcut kültürel yapısınıbelirlemek. İkinci amaç; işletmenin beklenen kültür yapısını belirlemek; üçüncü amaçise işletmenin mevcut ve beklenen kültür yapısıyla yenilikçiliğe odaklı organizasyonelfaktörler arasında bir ilişkinin bulunma durumunu tespit edebilmektir.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde yenilik (inovasyon), ürün yeniliğive bu değerlerin firmalar açısından önemi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde,örgüt kültürü, örgüt kültürünün oluşumu ve organizasyonlarda kültürü değerlendirmeyeyönelik yapılan modellere yer verilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise Manisa OrganizeSanayi Bölgesinde yer alan Vestel'in mevcut ve beklenen kültürü belirlenmeyeçalışılmış ve her bir kültür yapısıyla yenilikçiliğe odaklı örgütsel faktörler arasındakiilişki incelenmiştir.
İş tatmini üzerine bir odak grup çalışması
Bireyin ve içinde bulunduğu iş dün yasının değişkenliği, iş tatmini konusunda araştırmaların sürekliliğini ihtiyaç haline getirmiştir. İş tatmini, kişinin arzu, istek ve beklentilerini işi aracılığı ile sağlaması olarak tanımlanabilir. İş tatmininin bireyin işini sürdürmesine yetecek seviyede olmaması iş tatminsizliği olarak nitelendirilmektedir. Hayatlarının büyük bir kısmını işi ile geçiren bireylerin, işle ilgili birçok konuyu direkt veya dolaylı olarak işe-çevrelerine yansıtmaları doğal kabul edilmektedir. Bu durumda iş tatmini işveren, çalışan ve sosyal çevre için önemli bir koşul halini almaktadır. Bireyin yaşam kalitesini ve örgüte bağlılığını etkileyerek ?işe devamlılığını? sağlayan bu koşulun, sağlanıp sağlanmadığının veya ne seviyede sağlandığının ölçülmesi önemli bir gereklilik olarak görülmektedir.Konu ile ilgili çalışmalar incelendiğinde anket, gözlem ve mülakat gibi farklı yöntemlerin uygulandığı görülmektedir. Bu araştırmada, iş tatmininin ölçülmesinde ?odak grup? görüşme yöntemi kullanılmıştır. Yöntem, iş tatmininin ölçülmesinde odak grubu oluşturanlar tarafından ortaya koyulan çapraz fikir ve görüşleri içermesi ve bu görüşlerin iş tatmininin sağlanmasına katkı olabilecek çözümleri doğurması gibi nedenlerle tercih edilmiştir. Amacı odak grup çalışması ile iş tatmininin ölçülmesine ve istenen seviyede olmasını sağlamaya yönelik çabaları yaygınlaştırmak olan bu çalışma, dört aşamada gerçekleştirilmiştir. Uçuş pilotları, eğitim sürecinin zorluğu ve çalışan sayısının genele oranla az olmasından kaynaklanan nedenlerle küçük bir örneklem grubundan seçilmiştir. Bu nedenle, iş tatmini konusunda diğer meslek gruplarından farklı olarak, nicel araştırmadan çok nitel araştırmaya uygun olduğu düşünülmüş; verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel bir genelleme yerine analitik genelleme yapılmıştır.Bu çalışmanın, odak grup yöntemi kullanılarak iş tatmini ile ilgili yapılacak olan sosyal bilimler alanındaki tüm araştırmalara, model oluşturma ve kuram geliştirme gibi bir katkı sağlaması beklenmektedir.
İnsan kaynakları'nda dış kaynak kullanımı (outsourcing) Türkiye uygulamaları üzerine bir araştırma
Ekonomide sınırların ortadan kalkması ile sıkı bir rekabet ortamında varolma çabası veren işletmeler; müşterilerine daha kaliteli ve düşük maliyetli ürün ve hizmet sunmanın yollarını aramaya başlamışlardır. Rekabet güçlerini koruyabilmek için yeni yönetim stratejilerine yönelmek kaçınılmaz olmuştur. Bu stratejilerden biri öz yeteneklerine odaklanarak, diğer işleri dışarıdan tedarik ettiği dış kaynak kullanımıdır.Günümüz işletmelerinin etkili rekabet edebilmesi için İnsan Kaynakları Fonksiyonlarında da dış kaynak kullanımına gidildiği görülmektedir.Tezimizde İnsan Kaynakları Fonksiyonları'nda Dış Kaynak Kullanımı incelenmiş, Türkiye'deki işletmelerin bu konudaki kazanımları ve stratejilerini bu yönde nasıl şekillendirdikleri incelenmiştir.Tezimizin birinci bölümünde işletmelerin günümüzde uyguladıkları çağdaş yönetim stilleri incelenmiştir. İkinci bölümde Dış Kaynak Kullanımı hakkında genel bilgiler ve İnsan Kaynakları Fonksiyonları'nda kullanımı yer almıştır. Üçüncü bölümde Dış Kaynak Kullanımının Türkiye'deki uygulamaları konusunda bir araştırma yapılmış ve yorumlanmaya çalışılmıştır.
Uzman sistem yaklaşımı ile web tabanlı personel seçim sisteminin geliştirilmesi
Günümüzde bilgi teknolojilerinin gelişimi ile birlikte bilgiye erişimde ve bilgiyi kullanmada her geçen gün yenilikler ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte gelişimini sürdüren diğer bir konu ise insan kaynaklarıdır. İnsan kaynakları alanında yapılan çalışmalar diğer alanlardaki çalışmalar gibi bilgi teknolojileri ile desteklenmektedir. İnsan kaynakları faaliyetlerinden olan personel seçimi, her işletme için stratejik bir öneme sahiptir. Bu nedenle personel seçim işlemleri, konusunda uzman kişiler tarafından yapılmalıdır.Yapay zekânın bir alt alanı olan uzman sistemler ile bir takım problemlerin çözümü için uzmanların bilgileri ve çıkarsama yöntemleri modellenebilmektedir. Bu çalışmada, internet sayesinde bilgiye her yerden ulaşılabilindiği bir dönemde, stratejik bir öneme sahip personel seçim süreci için uzmanların verebileceği kararlara en yakın karar desteğini sunan bir uzman sistem geliştirilmiştir. Bu sayede personel seçiminde ortaya çıkabilecek sübjektif düşünceleri ve kararları en aza indirebilmek ve işletme için en doğru kararın verilmesini sağlamak mümkündür.Geliştirilen sistemde uzmanların işlerinin de kolaylaştırılması düşünülmüş ve bunun için sistem web tabanlı olarak geliştirilmiştir. Bu sayede adayların kendilerine ait bilgileri internet üzerinden sisteme girmeleri sağlanarak uzmanların adaylara ait bilgileri sisteme aktarmak zorunda olmasının önüne geçilmiştir. Ayrıca uzman sistem geliştirme sırasında karşılaşılan en büyük zorluk olan bilginin uzmanlardan elde edilmesi problemi, uzmanlara bilgiyi dinamik olarak ekleyebilmeleri ve bu bilgiler üzerinde değişiklik yapabilmelerini sağlayan sistem ile ortadan kalkmıştır. Böylece yazılım bilgisine sahip olmayan bir insan kaynakları uzmanı bile sisteme bilgileri girebilmektedir.Giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve araştırma ile ilgili metodolojiye ilişkin bilgiler verildikten sonra, birinci bölümde personel seçim sürecine ve bu kavram ile ilgili literatürde yer alan bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde uzman sistemler hakkında bilgi aktarılmaktadır. Bu bölümün sonunda uzman sistemlerin personel seçiminde kullanımı ve bu konuda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise geliştirilen uzman sistemin yapısı, kullanımı anlatılmış, bu konuda örnekler verilmiştir. Uzman sistemin çalışması ve sonuçları örnek bir senaryo ile gösterilmiştir. Çalışmanın sonunda geliştirilen sistemin bir işletmede kullanılması ile işletmeye bilgi teknolojileri konusunda katkı sağlanacağı öngörülmüştür. Ayrıca işletme ve aday açısından maliyetlerin düşmesi sağlanacaktır. Daha sonra kullanılması için aday bilgileri veritabanında saklanmaktadır.Sistemin geliştirilmesi için nesneye yönelik programlama yaklaşımı kullanılmıştır. Bu yöntem .NET teknolojilerinden ASP.NET ve C#.NET programlama dilleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sistemde veritabanı yönetim sistemi olarak Microsoft SQL Server 2008 kullanılmıştır. Sistemde kullanıcıların bilgilerini girip başvurularını yapabildiği web arabirimi bulunmaktadır. Yönetici için tasarlanan arabirimde ise pozisyon işlemleri modülü, test işlemleri modülü, soru işlemleri modülü, başvuru puanlama modülü, test puanlama modülü, aday bilgilerini gösterme modülü ve değerlendirme modülü yer almaktadır.Anahtar Kelimeler: İnsan Kaynakları Yönetimi, Personel Seçimi, Uzman Sistemler, Web, Bilgi Tabanlı Sistemler.
İş yaşamında duygusal emek ve ampirik bir çalışma
Bu çalışmanın amacı, müşterilerle birebir iletişim halinde olan işgörenlerin, duygu gösterimlerini örgüt tarafından belirlenen standartlara uygun hale getirme sürecinde harcadıkları çaba olarak tanımlanan duygusal emek kavramının, çalışanların iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri üzerindeki etkilerinin incelenmesidir. Bu amaçla, kavrama yönelik olarak yapılan literatür çalışması ışığında geliştirilen hipotezler, gerçekleştirilen bir alan çalışmasıyla test edilmiştir. Manisa ilinde gerçekleştirilen alan çalışmasının örneklemi, 136 doktordan oluşmaktadır. Örnekleme; 26 sorudan oluşan Duygusal Emek Ölçeği; 3 sorudan oluşan Michigan Örgütsel Değerlendirme Anketi-İş Doyumu Alt Ölçeği ve Maslach Tükenmişlik Envanteri ile birlikte demografik soruları da içeren bir anket uygulanmıştır.Araştırmadan elde edilen verilere yapılan analizler sonucunda, duygusal emek gösterimi sırasında yüzeysel davranış göstermenin işgörenlerin tükenmişlik seviyelerini artırıp iş doyumlarını düşürdüğü yönünde bulgular elde edilmiştir. Derinlemesine davranış ile tükenmişlik veya iş doyumu arasında ise güçlü ilişkiler kurulamamıştır. Bunların yanı sıra, işgörenlerin içinde bulundukları sektöre bağlı olarak duygusal emek boyutlarında bir takım farklılıklar olduğu görülmüştür. Buna göre, kamu sektöründe çalışanlar özel sektördekilere oranla daha fazla yüzeysel davranış göstermekte ve daha fazla duygusal çaba harcamaktadırlar. Elde edilen sonuçlar literatürle ters düşmemektedir.Çalışmanın, ülkemizde duygusal emek kavramını ölçmeye ve sonuçlarını açıklamaya çalışan öncü çalışmalardan biri olması dolayısıyla literatüre katkıda bulunacağı ve bundan sonraki araştırmacılara fayda sağlayacağı düşünülmektedir.
Understanding change in organizations: How multiple imprints evolve in social enterprises?
This research draws on the literature on imprinting theory and social entrepreneurship to examine the dynamic processes of imprinting. The aim of the study is to investigate how and why the transformation of imprinting occurs. To explore the main influences of transformation processes, the research was designed as a multi-case study, focusing on social enterprises in Turkey and the United Kingdom. Social enterprises were considered to provide a fertile ground for examining changes in imprints due to their unique position, interacting with various sectoral pressures simultaneously. The research identified four main decision-making dimensions to understand the structural changes of social enterprises: heuristics, values, analytics, and gains. It analyzed which dimensions social entrepreneurs base their decisions on during the founding phase and subsequent periods, and inferred the reasons behind these decisions. The findings allowed for a more detailed examination of the dynamic imprinting process, explaining and illustrating the reasons and mechanisms behind changes in imprints through figures. Additionally, the research presents several theoretical and practical contributions in detail, emphasizing the importance of the four dimensions in understanding the evolution and structural changes of social enterprises.
Improving the good in good organisations: How can the potential negative social impacts of social enterprises be better managed?
Social enterprises are organisations that aim to create sustainable solutions to social problems. They are often described as 'do good' organisations. These organisations play an important role in society, contributing to social welfare and social wellbeing, and they are a significant component of the economy. However, there is a myth (i.e. a false assumption) that social enterprises always and under all circumstances only have positive social impacts on society. In this PhD, it is argued that social enterprises – especially those that do not identify, mitigate or manage their potential impacts – are likely to have direct and indirect negative social impacts on those people who are affected by the activities of social enterprises, including target groups, host communities, and workers and volunteers. There has been evolution in the field of social enterprises, with new forms of social enterprise emerging, which is causing legal and definitional confusion as well as many problems in practice. An outcome of my PhD research is my classification that, in broad terms, there are: 'traditional social enterprises', i.e. those that are largely dependent on donations, make short-term plans and resemble non-governmental organisations to a certain extent; and 'new generation social enterprises', i.e. those that are sustainability-oriented, innovative and typically operate independent of donations. Four case studies of new generation social enterprises were conducted, two in the Netherlands and two in Turkey. In addition, interviews were conducted with six independent experts who were knowledgeable about the fields of social entrepreneurship and/or social impact assessment. The overarching research question of the PhD research was: How can the potential negative social impacts of social enterprises be better identified, mitigated and managed? The results of the research revealed that social enterprises can create negative impacts and that social enterprises should apply the principles of social impact assessment to manage and minimise their potential negative social impacts. The thesis argues that there should be an ISO-like standard specifically for the social enterprise sector. The thesis reviews a range of existing standards and makes recommendations for what should be included in a standard specifically for the social enterprise sector. Keywords: social entrepreneurship, social enterprises, new generation social enterprises (NGSEs), social impact assessment, social performance
Aile işletmelerinde profesyonelleşme ile uluslararasılaşma sürecine geçiş: Kayseri örneği
İşletmelerin kurulmasında birincil amaç kar etmektir. Ancakgünümüzde artan rekabet koşulları sebebiyle uzun vadede karamacının önüne işletmelerin devamlılığı esası geçmektedir.şletmelerin devamlılıklarını sağlamaları için faaliyette bulunduklarıpiyasalarda başarılı biçimde faaliyet göstermeleri gerekmektedir.şletmelerin piyasalarda uzun süre faaliyet gösterebilmeleri içinfinans, insan kaynakları, teknoloji ve organizasyon yapılarının sağlamolması gerekmektedir. profesyonelleşme,şletmelerdekurumsallaşmayı beraberinde getirmektedir. Uluslararasılaşmadadevamlılığın sağlanması ise kurumsallaşma ve profesyonelliğin tamanlamıyla gerçekleşmesi ile mümkündür.Bu çalışmada Kayseri'de uluslararasılaşma sürecinde olan aileişletmelerinin profesyonelleşme ve kurumsallaşma düzeyleriincelenecektir.Bu çalışma toplam üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde,literatür çalışması sonucu elde edilen bilgilerden derlenen `' AileŞirketlerinin Tanımı, Aile Şirketlerinin Üstün ve Zayıf Yönleri, AileŞirketlerinin Yönetim Sorunları, Aile Şirketlerinde Profesyonelleşmeve Kurumsallaşma'' konuları, ikinci bölümde yine literatür bilgileriyardımıyla derlenen `'Uluslararasılaşmanın Tanımı,Uluslararasılaşma Süreci ve Uluslararası Pazarlara Giriş Yöntemleri''konuları anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde ise Kayseri'de BulunanAile Şirketlerinde Profesyonelleşme le Uluslararasılaşma SürecineGeçişe lişkin Alan Araştırması yer almaktadır. ''Sonuç ve Öneriler''kısmında ise çalışmanın sonuçları yorumlanarak öneriler ortayakonmuş ve sonuca bağlanmıştır.
Turizm işletmeleri yönetiminde profesyonelleşme ve iş tatmini ilişkisi: Ankara'daki 4 ve 5 yıldızlı oteller üzerine bir araştırma
Artan rekabet koşullan karşısında ayakta kalmak isteyen işletmeler etkinlik ve verimliliklerini artırmak amacıyla çeşitli yönetsel yöntemler izlemektedirler. Bu izlenen yönetsel yöntemlerin başında ise, işi yapacak bireye işi sevdirmek gelmektedir. Bu kavram iş tatmini olarak tanımlanmaktadır. İş tatminini etkileyen birçok içsel ve dışsal etken bulunmaktadır. Çalışmada bu etkenlerin yanı sıra, bireyin profesyonelleşme düzeyinin, bireyin iş tatminine etkisi ortaya konmaktadır. Profesyonelleşme kavramı çoğu zaman yanlış kullanılmakta, kimi zaman ise bazı kavramlarla karıştırılmaktadır. Profesyonelleşme esas, olarak bir iş ya da uğraşım meslekleşmesi sürecinde tamamlanması gereken davranışsal normların tümünü ifade etmektedir. Bu açıdan ele alınan profesyonelleşme kavramının ve alt niteliklerinin iş tatminine etkisinin incelenmesi bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. iş tatmini ile profesyonelleşme arasında bir ilişki olduğu hipotezinden yola çıkarak, "iş tatmini" ve "profesyonelleşme" arasındaki ilişki, Ankara'daki 4 ve 5 yıldızlı otellerin üst ve orta kademe yöneticileri üzerinde araştırma yapılarak test edilmiştir. Bu çalışma toplam dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, literatür çalışması sonucu elde edilen bilgilerden derlenen "İş Tatmini İle ilgili Kavramsal Açıklamalar" konusu, ikinci bölümde yine literatür bilgileri yardımıyla derlenen "Profesyonelleşme İle ilgili Kavramsal Açıklamalar" konusu ve üçüncü bölümde ise iki çalışmanın bir birine olan olası etkilerinin anlatıldığı "iş Tatmini ve Profesyonelleşme ilişkisi" konuları anlatılmaktadır. Dördüncü bölüm ise çalışmanın "Ankara'daki 4 ve 5 Yıldızlı Otel Yöneticilerinin Profesyonelleşme Düzeyleri ve iş Tatminleri Arasındaki İlişki Üzerine Bir Araştırma" isimli araştırma bölümünü anlatılmaktadır. "Sonuç ve Öneriler" kısmında ise, çalışmanın sonuçları yorumlanarak öneriler ortaya konmuş ve sonuca bağlanmıştır.
Yöneticilerin bir kişilik değişkeni olarak denetim noktası ve özendirme araçlarına yaklaşımları
Bir kişilik değişkeni olan denetim noktası, bireylerin yaşamlarım ve olayları kendi denetimlerinde ya da kendileri dışındaki bazı etkenlerin (örn; şans, kendilerinden güçlü olduklarına inandıkları başka bireyler vb.) denetiminde algılamalarıdır. Bu tanım doğrultusunda içsel ve dışsal bireylerden sözedilmektedir. Bu araştırmada, yöneticilerin denetim noktası ile işletmelerde kullanılan özendirme araçlarına yaklaşımları arasındaki ilişki belirlenmektedir. Veri toplamak amacıyla iki farklı ölçek kullanılmıştır. İlk ölçek, Rotter* in denetim noktası ölçeğidir. İkinci ölçek, yöneticilerin özendirme araçlarına yaklaşımlarım ölçmektedir. Soru formları, Ankara' da, makina sektöründe faaliyet gösteren 71 küçük ve orta ölçekli işletmeye uygulanmıştır. Verilerin analizi ve değerlendirilmesi sonucunda, araştırmanm ana hipotezi desteklenmiştir. Yöneticilerin denetim noktası ile genel olarak özendirme araçlarına yaklaşımları arasında, a = 0.05 anlamlılık düzeyinde bir ilişki saptanmıştır. Bu sonuca göre, iç denetimli işletme yöneticileri, özendirme araçlarına dış denetimli yöneticilere göre daha olumlu bir yaklaşım içindedir. Araştırmanın alt hipotezleri, tek tek özendirme araçlarına yaklaşım ve denetim noktası arasındaki ilişkiyi belirlemektedir. Yapılan Pearson Korelasyon Testleri sonucunda, takdir ile sosyal hizmet ve yardımlara yaklaşımla denetim noktası arasında bir ilişki belirlenmiştir ( a = 0.10). İç denetimli yöneticiler bu özendirme araçlarına daha olumlu yaklaşmaktadır. Araştırma sonucunda yöneticilerin, ekonomik özendiriciler, yükselme, iletişim, yönetime katılma ve iş genişletme - iş zenginleştirmeye yönelik yaklaşımları ile denetim noktası arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye rastlanmamıştır.
The organizational change adaptation process: Differentiation and integration
This study was carried out to explore the change adaptation approaches and mechanisms of small and medium-sized enterprises (SMEs) operating in Haripur and Abbottabad Province in Pakistan. Previous studies were mostly based on large complex organizations operating in developed countries and little attention was paid to SMEs. Secondly, current change adaptation models generally don't consider organizational structural and external environmental characteristics. To develop a comprehensive change adaptation model that shows the change adaptation process in terms of different organizational structures, strategic postures, and different types of external environments. The hypotheses were developed based on the five research variables (organization structure, strategic posture, differentiation, integration, and external environment) that are critical in the change adaptation process. Once the hypothesis was tested each variable individual research item was cross-compared in a stable and dynamic environment to explore the characteristics of each research variable. Furthermore, based on the findings change adaptation approaches and mechanisms were developed. These approaches and mechanism models show how mechanistic and organic enterprises can adapt to the external environment changes based on the external environment type.