Aydın Adnan Menderes University
Discipline

Orthodontics

Aydın Adnan Menderes University

458

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Twin blok tedavisi gören normal ve fazla kilolu hastaların tükürük leptin düzeylerinin iskeletsel ve dişsel değişime etkisinin karşılaştırılması

Sınıf II maloklüzyon; problemin kaynaklandığı çeneye göre farklı şekillerde tedavi edilebilir. Mandibular retrognati, Sınıf II maloklüzyonun en sık görülme nedeni olup, ideal tedavi hedefi mandibulanın büyüme ve gelişimini stimüle etmektir. Twin Blok apareyi, 2 parçadan oluşması sebebiyle hastalarda kullanım rahatlığı sunması, üst çenede aynı zamanda genişletme yapılabilmesi gibi avantajlarından dolayı en çok tercih edilen fonksiyonel apareylerden biridir. Twin Blok uygulaması ile yapılan fonksiyonel tedavide alt çene aşağı ve öne konumlandırılmakta, bu sayede alt çene kondilindeki liflerin gerilimesiyle endokondral kemikleşme stimule edilmektedir. Bu durum mandibula boyutunda artışa sebep olmaktadır. Literatürde endokondral kemikleşmeyi ve dolayısıyla tedavi etkinliğini değiştirebilen çeşitli faktörler bildirilmiştir. Bu faktörlerden biri olan leptin hormonu, yağ dokusunun fazla olmasına bağlı olarak kilolu hastalarda normalden fazla salgılanır. Bu sebeple, kilolu hastalarda endokondral kemikleşme miktarı leptin düzeyi artışına bağlı olarak artacağı düşünülebilinir. Endokondral kemikleşme modeli olarak farelerdeki mandibular kondilinin kullanıldığı bir çalışmada da leptinin kondildeki kondrosit popülasyonu üzerine doğrudan etkisinin olduğu görülmüştür. Literatürde leptin düzeyinin, osteoklastik aktivite ve endokontral kemikleşme üzerine olan etkisi ile ilgili çalışmalar mevcut iken, fonksiyonel tedavi etkinliğinde leptin miktarının etkisinin ölçüldüğü çalışma bulunmamaktadır Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalına tedavi amacıyla başvuran 32 hasta; fazla kilolu ve normal kilolu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Fazla kilolu hastalar, Dünya Sağlık Örgütünün çocuk ve adolasanlar için belirlediği tabloda 85 persentil ve üzeri hastalardan, normal kilolu hastalar ise 85 ve 15 persentil arası bireylerden oluşturulmuştır. Boy Kilo İndeksine ek olarak, leptin düzeyi hastaların yağ dokusu mikarıyla da doğru orantılı olduğundan, tedavi başında 3. ayda ve tedavi sonunda hastaların yağ oranına da bakılmıştır. Hastaların yağ oranı Bezmialem Vakıf Üniversitesi dietetik bölümünde DEXA cihazı ile ölçülmüştür. Tedavide kullanılacak olan Twin Blok apareyleri Clark´ın 2002 yılında tanıttığı gibi dizayn edilmiştir. Kapanış kaydı sagittal aktivasyonu, mandibulanın en ileri pozisyonun yüzde 70'i kadar ileri alınarak; vertikal aktivasyonu, 2-4 mm istirahat aralığının üzerine çıkılarak yapılmıştır. Normal ve fazladan düzeltim yapıldıktan sonra tedavi sonlandırılmıştır. Endokondral kemikleşmeye bağlı kondil boyu artışı, tedavi başında ve sonunda lateral sefalometrik filmler aracılığıyla, lineer ölçümlerden oluşan Pancherz sefalometrik analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Tüm hastalardan 5 farklı zamanda (tedavi başı, 1. ay, 3. ay, 6. ay ve tedavi sonu) stimule olmamış tükürük, invaziv olmayan pasif akıtma yöntemiyle alınmıştır. Tükürük örneği (5 ml) saat 9 ile 12 saatleri arasında yemekten en az 1 saat sonra alınmıştır. Örnekler hastalar dik oturtularak başları öne eğilecek ve tüp ağızının köşesine konularak tükürük tübe akıtılmıştır. Toplanan tükürük 15 dakika boyunca 4˚C'de boş kuru tüp içinde 15,000 x g´de santrifüj edilmiştir. Alınan süpernatant'ın 1 ml ´si cryotüplerde -80 ˚C'de derin dondurucuda leptin analizi yapılıncaya kadar saklanmıştır. Daha sonra tükürük örneklerinden ELISA kitleriyle leptin düzeyleri fotometrik olarak ölçülmüştir. Bu çalışmanın bulgularına göre, Sınıf II bölüm 1 malokluzyonu olan aşırı kilolu ve normal kilolu hastaların Twin Blok apareyi ile tedavilerinin sonucu başarıyla gerçekleştirilmiştir. Tedavi sonunda her iki grupta da Sınıf 1 molar ve kanin ilişki elde edilmiş, overjet ve overbite önemli miktarda azalmış, konveks profil ortadan kalmıştır. Aşırı ve normal kilolu hasta gruplarında maksillada istatiksel olarak anlamlı ciddi bir fark bulunamazken, mandibula uzunluğunda aşırı kilolu hastalarda normal kilolu hastalara göre istatiksel olarak (0,01Anahtar Kelime: Dental aygıtlar = Dental instruments ; Dişler = Teeth ; Kemik ve kemikler = Bone and bones ; Leptin = Leptin ; Maloklüzyon = Malocclusion ; Maloklüzyon-angle sınıf III = Malocclusion-angle class III ; Obezite = Obesity ; Tükürük = Saliva ; Vücut kitle indeksi = Body mass index ; İskelet = Skeleton

Dental aygıtlarDişlerKemik ve kemikler+7
Ece Karaer
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Hızlı maksiller ekspansiyon protokolünde farklı cerrahi tekniklerin kraniofasial yapılar üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Üst çene darlığı oldukça sık gözlenen malokluzyonlardan biridir. Üst çene darlığının tedavisinde kullanılan bir çok farklı genişletme metodu bulunmaktadır. Üst çene genişletilmesi amacıyla sadece dişlerden destek alan yada hem diş hem de kemikten destek alan aygıtlar kullanılabilmektedir. Ayrıca genişletme ihtiyacı fazla olan yetişkin hastalarda cerrahi destekli üst çene genişletmesi ve daha az invaziv olan kortikomi uygulamaları yapılabilir. Sonlu Elemanlar Analizi kullanılarak, transversal olarak üst çene yetmezliği olan hastalarda uygulanan genişletme protokolü ile dişler, periodontal ligament, kemik, suturlar ve çevre dokular üzerinde oluşturacağı olası stres dağılımı ve dislokasyon durumu tespit edilip klinik uygulama için bir öngörü oluşturulabilmektedir. Bu çalışmanın amacı kemik destekli, diş destekli ve hem kemik hem de diş destekli apareyden oluşacak 15 farklı grubun üst çene genişletmesi sonucunda kraniofasial yapılara olan etkisinin karşılaştırmaktır. Bu çalışma ile bilgisayar ortamında elde edilen üç boyutlu modelin Sonlu Elemanlar Methodu ile simülasyonu gerçekleştirilerek klinisyenlere bir öngörü sağlanması hedeflenmektedir

Alveolar kenar artırılmasıCerrahi-diş hekimliğiDental stres analizi+6
Nihal Kaya
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerde hızlı üst çene genişletmesi ile birlikte uygulanan yüz maskesi ve carriere class III motion® apereyinin iskeletsel ve dental etkilerinin değerlendirilmesi

Carrière Motion® Sınıf III apareyi alt dişlerin distalizasyonu amacıyla kullanılmaktadır, ancak literatürde bu aygıtın çocuk hastalar üzerindeki etkilerini yüz maskesinin etkileriyle karşılaştıran bir çalışma mevcut değildir. Amacımız Sınıf III maloklüzyona sahip bireylerde yüz maskesi ve Carrière Motion® III apareyinin etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Sıfır hipotezimiz hızlı üst çene genişletmesini takiben uygulanan bu iki aygıtın etkilerinin aynı olacağı yönündedir. 6-9 yaşlar arasındaki 28 bireyden tedavi öncesi (T0) ve yüz maskesi veya Carrière Motion® uygulaması bitiminden sonra (TS) alınan lateral sefalometrik röntgenler üzerinde iskeletsel, dental ve yumuşak doku parametreleri belirlenerek değerler kaydedilmiştir. Sefalometrik analizler Nemoceph® (Copyright© NEMOTEC, Madrid-İspanya) programı ile gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0,05 olarak belirlenmiştir, analizler MedCalc Statistical Software version 12.7.7 (MedCalc Software bvba, Ostend, Belçika; http://www.medcalc.org; 2013) programıyla gerçekleştirilmiştir. SNA, A-Nasionperp ve Co- A değerlerinin hem yüz maskesi, hem de Carrière Motion® III apareyi uygulanan gruplarda anlamlı artış gösterdiği tespit edilmiştir ve gruplar arası karşılaştırmada anlamlı fark bulunmamıştır. Co-Gn, Wits, ANB°, S-N ve artiküler açı parametrelerinde her iki grupta da tedavi başlangıcı ile sonu arasında gözlenen artış istatistiksel olarak anlamlıdır. SNB° değeri ise sadece Carrière Motion® grubunda T0'dan TS'ye anlamlı olarak azalmıştır. Vertikal değerlendirmede yüz maskesi grubunda maksillanın daha fazla anterior rotasyonu tespit edilirken, Carrière Motion® III apareyi grubunda daha az anterior rotasyon bulunmuştur. Alt yüz yüksekliği Carrière Motion® III grubunda az miktarda anlamlı azalma gösterirken, yüz maskesi grubunda anlamlı artış kaydedilmiştir. Tedavi öncesi ve sonrası overjet ve molar ilişki açısından her iki grupta da anlamlı fark bulunmuştur. Yumuşak doku parametrelerinden üst dudak-E çizgisi arası mesafe yüz maskesi grubunda azalmış, Carrière Motion apareyinin yumuşak dokular üzerinde etkili olmadığı tespit edilmiştir. Sıfır hipotezi reddedilmiştir, ancak Carrière Motion® III apareyinin erken dönem Sınıf III maloklüzyonun tedavisinde etkili olmuştur. Özellikle alt yüz yüksekliğinin artmasının istenmediği ve alt keserlerin eğiminin korunmasının önemli olduğu vakalarda tedavi alternatifi olabileceği düşünülmektedir.

Alveolar kenar artırılmasıMaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf III+2
Melike Polat
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel sınıf II maloklüzyona sahip hastalarda sabit fonksiyonel tedavinin temporomandibular eklem üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu uzmanlık tezinin amacı sabit fonksiyonel apareylerden Herbst apareyi ile tedavi edilen Sınıf II maloklüzyona sahip intraartiküler temporomandibular bozukluğu olan ve olmayan hastalarda, tedavinin mandibular kondil ve glenoid fossa ilişkisi üzerindeki etkilerini ve kondildeki morfolojik değişiklikleri karşılaştırmaktır. Bu çalışmaya 36 birey (ortalama yaş: 15.8±0.4 yıl) dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalar intraartiküler eklem bozukluğu olmayanlar (Grup 1) ve intraartiküler eklem bozukluğu olanlar (Grup 2) olarak 2 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 13'ü kadın 5'i erkek olmak üzere 18 bireyden (yaş ortalaması:15.6±0.4 yıl), Grup 2 ise, 14'ü kadın 4'ü erkek olmak üzere 18 bireyden (yaş ortalaması:16.01±4.4 yıl) oluşmaktadır. Çalışmaya dahil edilen hastaların tedavi öncesi ve tedavi bitiminde lateral sefalometrik radyografları ve manyetik rezonans görüntüleri elde edilmiştir. Ayrıca tedavi süresi boyunca yaşam kalite anketi (OHİP-14 indeksi) uygulanmış ve ağrı durumlarının tepiti için VAS ile ağrı takibi yapılmıştır. Veriler t-testi, One Way Anova, Kruskal Wallis ve ki-kare testleri kullanılarak karşılaştırılmıştır. Sefalometrik değerlerde tedavi ile meydana gelen değişim iki grupta da benzerdir (p>0.005). Sadece SN-GoMe açısında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. (p<0.005). Herbst tedavisi süresince, belirlenen 8 zaman noktasında gruplar arasında ağrı skorları bakımından istatistiksel olarak bir fark bulunmamıştır (p>0.005). Hastaların OHIP-14 SC yaşam kalitesi anket skoru 1. hafta (T3), 1. ay (T4), 2. Ay (T5) ve Herbst apareyinin söküldüğü seansta (TS) Grup 1'de Grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur (p<0.005). Hastaların OHIP-14 ADD yaşam kalite anket skoru 1. ay (T4) ve 2. ayda (T5) Grup 1'de Grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede daha fazla bulunmuştur (p<0.005). Grup 1' in sağ kondili ile Grup 2' nin sağ ve sol kondilinde MR görüntülerde tedavi ile meydana gelen değişimler için yapılan karşılaştırmada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bir bulunmamıştır (p>0.05). Bu tez çalışmasının sonuçlarına göre Sınıf II maloklüzyona sahip temporomandibular eklem bozukluğu olan ve olmayan hastalarda Herbst aygıtı ile sabit fonksiyonel tedavi temporomandibular eklem üzerinde olumsuz bir etki oluşturmamakla birlikte her iki grup için de disk pozisyonunda iyileşme oluşturduğu gözlenmiştir. TME bozukluğu olan ve olmayan hastalarda dentoiskeletsel değişiklikler, tedavi konforu, ağrı deneyimi bakımından tedaviye verilen cevap benzerdir.

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIManyetik rezonans görüntüleme+4
Elif Kaymakcıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sabit ortodontik tedavi ve şeffaf plaklar ile tedavi edilen hastaların kök rezorpsiyonu ve periodontal durum değişimleri açısından karşılaştırılması

Modern ortodontinin amacı, kabul edilebilir yüz estetiği ve en iyi oklüzal ilişkinin oluşturulması olarak özetlenmiştir. Bu, optimum fonksiyon ve görünüm için her bir dişin kuronunun uygun pozisyonda konumlandırılmasını gerektirir. Andrews 'Straightwire braket' adını verdiği bir sistem oluşturan bir dizi ortodontik braket geliştirmiştir. Diş kronu üzerinde belirli bir noktaya yerleştirilmek ve yalnızca temel bir ark biçiminde oluşturulmuş düz, dikdörtgen bir ark teli ile birlikte kullanılmak üzere braket yuvaları tasarlanmıştır. Geleneksel ortodontik tedavilerde kullanılan dışarıdan fark edilen braket ve tellere kıyasla özellikle erişkinlere yönelik estetik çözümler bulmak için diş renginde braket ve ark telleri tanıtılmıştır. Ancak bu materyaller de kısıtlı bir estetik sunmaktadır. Estetik beklentisi yüksek olan ortodonti hastalarında bu problemi aşmak için şeffaf plak tekniği doğmuştur. Şeffaf plaklar geleneksel ortodontik tedaviye kıyasla oldukça estetik bir alternatif olsalar da ortodontik tedavinin yan etkileri bakımından bu metotla ilgili literatürde kesin bulgular mevcut değildir. Bu çalışma ile geleneksel bukkal ortodontik tedavi ve şeffaf plaklarla ortodontik tedavi metotları arasında periodontal durum değişikliği, kök rezorpsiyonu prevelansı, hastaların ağrı ve çiğneme performansındaki değişimlerin karşılaştırılması amaçlanmaktadır.

İbrahim Emir Mertoğlu
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

4-7 yaşları arası uygulanan maksiller protraksiyonun etkinliğinin değerlendirilmesi

Sınıf III maloklüzyon; yetersiz gelişmiş ve geride konumlanmış maksilla, fazla gelişmiş ve ileride konumlanmış mandibula ya da bu durumların birlikte görülmesinden kaynaklanabilmektedir. Sınıf III maloklüzyonun geride konumlanmış maksilla ile görüldüğü vakalarda erken dönemde ortopedik etkili aygıtlar kullanılabilmektedir. Geç dönem tedavide ise sabit ortodontik mekaniklerle kompanzasyon ya da sabit tedaviye ek olarak ortognatik cerrahi uygulanabilmektedir. Sınıf III maloklüzyonun ortopedik tedavisi ile ilgili literatürde çeşitli yaklaşımlar bildirilmektedir. Sınıf III maloklüzyon %60 oranında maksiller yetersizlik nedeniyle meydana geldiğinden, erken dönemde hızlı üst çene genişletmeyle birlikte yüz maskesi kullanılarak maksillanın protrakte edilmesi bu anomali için en sık tercih edilen tedavi protokolünü oluşturmaktadır. Maksiller retrognatiyi erken dönemde tedavi etmek, hastaların ileride doğabilecek ortognatik ameliyat gereksinimine engel olunabilmesi, hastaları girişimsel ve pahalı bir dizi tedaviden kurtarılması, ayrıca psikososyal gelişimlerinin sağlanması açısından önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra, ameliyat gerekliliğinin önüne geçilemediği durumlarda gelişmekte olan maloklüzyonun şiddetini azaltması ve profilde yarattığı olumlu katkılardan dolayı maksiller protraksiyon büyük önem taşımaktadır. Maksillanın sagittal yönde büyümesini tamamlamasına ve prepubertal büyüme atağı dönemi öncesi döneme denk gelmesine ithafen kızlar için 10, erkekler için 11 yaş genellikle yüz maskesi ya da diğer ortopedik aygıtlar için sınır yaş olarak kabul görmektedir. Bunun yanı sıra, 4-7 yaşlar arasında gerçekleştiği kabul edilen ilk büyüme atılımı esnasında gelişmekte olan iskeletsel maloklüzyonun tedavisi, çevre dokuların ve özellikle mandibulanın daha uygun fonksiyonel zarf içinde gelişmesine olanak sağlayabilmektedir. Bu küçük yaş grubunda (4-7 yaş aralığı) konvansiyonel yaş grubuna (8-11 yaş aralığı) göre daha kısa süreli ve daha düşük kuvvet uygulanan bireylerde klinik olarak anlamlı düzelmeler elde edilebilmektedir. Ancak literatürde erken dönemde uygulanan yüz maskesinin sonuçlarını bildiren çalışma sayısı oldukça kısıtlıdır. Literatürde yüz maskesi kullanım süresi günde 12 ila 24 saat, kuvvet miktarı ise 300 ila 600 gram arasında değişen değerlerle önerilmektedir. Klinikte yüz maskesini sadece yatarken kullandıklarını beyan eden hastalarda da anlamlı değişiklikler gözlenebilmektedir. Bu bulgu bizleri kullanım süresini tekrar sorgulamaya itmiştir, zira literatürde yüz maskesi tedavisiyle ilgili yapılan çalışmalarda hastaya önerilen tedavi sürelerine yer verilmiştir ancak kullanım süresinin objektif kaydı yapılan çalışma sayısı azdır. Apareyin kullanım süresi hasta beyanı ve hekimin klinik gözlemine dayanarak ölçülmektedir. Ancak hastaların iyimser beyanları ve hekim tahminlerinin öznel olması nedeniyle bu yöntemler kimi zaman yetersiz kalmaktadır. Hasta uyumunun nesnel olarak ölçülmesi ve buna bağlı tedavi protokolünün belirlenmesi amacıyla çeşitli cihazlar geliştirilmiştir. Günümüzde küçük boyutuyla ortopedik apareylere monte edilebilen, yüksek teknolojik özellikleriyle objektif veri kaydına olanak sağlayan mikroelektronik sensörlerin kullanımı yaygınlaşmaktadır. TheraMon® (MC Technology GmbH, Hargelsberg- Avusturya) sistemi nesnel kooperasyon verilerinin elde edilmesini sağlayan bir mikrosensördür. Çalışmamızın amacı; karışık dişlenmeye geçiş döneminde (4-7 yaşlar arası) ve prepubertal dönemde (8-11 yaşlar arası) Sınıf III maloklüzyonun hızlı üst çene genişletmesini takiben günlük 9-11 saat 450 gram kuvvetle kullanılan yüz maskesi ile tedavisinin etkinliğin karşılaştırılmasıdır. Hipotezimiz, kooperasyonları dijital verilerle takip edilen, aynı süre ve aynı kuvvet miktarıyla tedavi edilen daha genç (4-7 yaşlar arası) ve daha büyük (8-11 yaşlar arası) gruplar arasında iskeletsel ve yumuşak doku parametreleri açısından fark olmayacağı yönündedir. İki grup, benzer başlangıç maloklüzyon parametrelerine sahip bireylerden oluşturulmuştur. Her iki gruptaki hastalara akrilik cap splint apareyi ile hızlı maksiller genişletme ve yüz maskesi uygulanmıştır. Günlük 10 saat kullanımını önerilen yüz maskesi Sınıf II kanin ilişkisi sağlanana dek tek taraflı 450gr kuvvetle kullandırılmıştır. Hastaların kooperasyonlarını somut verilerle takip etmek amacıyla yüz maskesinin alın parçasına TheraMon® (MC Technology GmbH, Hargelsberg- Avusturya) mikrosensörleri entegre edilmiştir. Tedaviye başlamadan önce alınan (T0) ve hızlı üst çene genişletmesini takiben kullanılan yüz maskesi uygulamasının bitiminden sonra alınan (T1) lateral sefalometrik röntgenler üzerinde iskeletsel, dental ve yumuşak doku parametreleri belirlenerek ölçüm değerleri kaydedilmiştir. Sefalometrik analizler kurumumuzda bulunan Nemoceph® (Copyright© NEMOTEC, Madrid-İspanya) programı ile gerçekleştirilmiştir. TheraMon® (MC Technology GmbH, Hargelsberg-Avusturya) ile kaydedilen veriler sensör okuyucu ile takip edilmiştir. Tedavi başlangıç yaşı 8-11 yaş grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olup cinsiyet ve tedavi süresi 8-11 yaş ve 4-7 yaş grupları arası arasında anlamlı bir farklılık göstermemiştir. Günlük kullanım süresi 4-7 yaş grubunda 8.9+1.8 saat, 8-11 yaş grubunda 7.1+0.9 saat olarak kaydedilmiştir. Bu veriler ışığında günlük kullanım süresi 4-7 yaş grubunda, 8-11 yaş grubuna kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksektir. Sagittal iskeletsel değerler olan SNA°, A-Nasionperp (mm), ANB°, Wits (mm) ve Maksiller Derinlik (°) parametrelerinde her iki grupta da tedavi başlangıcı ile sonu arasında değerlerde gözlenen artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. SNB° değeri sadece 4-7 yaş grubunda T0'dan T1'e istatistiksel olarak anlamlı olarak azalmıştır. Co-A (mm) parametresi ise yalnızca 8-11 yaş grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede artış göstermiştir. Vertikal iskeletsel değerler olan ANS-Me (mm) parametresi her iki grupta da T0'dan T1'e artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. N-Me (mm) ve SN-GoGn (°) değerleri yalnızca 4-7 yaş grubunda T0'dan T1'e istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. Eyer (Saddle) Açısı (°) ve Artiküler açı parametreleri yalnızca 8-11 yaş grubunda T0'dan T1'e istatistiksel olarak anlamlı artış göstermiştir. Her iki grupta da Molar İlişkisi (mm) ve Overjet (mm) parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı artış saptanmıştır. L1-A/Pg dental parametresi 8-11 yaş grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir azalma göstermiştir. Maksillanın konumunu belirten parametrelerde her iki grupta da olumlu gelişmeler elde edilmiş, maksilla sagittal yönde gelişim göstermiş ve çeneler arası ilişkide düzelme meydana gelmiştir. Aynı süre kullanımı önerilen ve aynı kuvvet miktarıyla tedavi edilen daha genç ve daha olgun iki grup arasında birçok iskeletsel ve yumuşak doku parametresindeki değişiklik benzer bulunmuştur. Kimi parametrelerde ise farklılıklar gözlendiğinden dolayı sıfır hipotezi kısmen doğrulanmıştır. Erken yaş tedavi grubunun (4-7 yaşları arası) günlük aparey kullanım miktarının olgun yaş grubuna (8-11 yaşları arası) kıyasla daha fazla olması, kooperasyonun gerekli olduğu tedavilerde tedaviye başlama yaşının seçiminin önemine işaret etmektedir.

Kübra Yaradanakul
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf III ortognatik cerrahi hastalarında şeffaf plaklar ile farklı alt keser dekompanzasyon yöntemlerinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Sınıf III ortognatik cerrahi hazırlığında, alt keser dekompanzasyonu sırasında bu dişlerin doğru konumlandırılmaları fonksiyon, stabilite ve cerrahi prosedürün sınırlarını belirlemesi açısından önem taşımaktadır. Geleneksel ortodontik tedavilerde ortognatik cerrahi hazırlığında en önemli aşamalardan biri kesici dişleri alveol kemik içerisinde ideal konuma taşımak ve kesici diş açılarını ideal hale getirmektir. Kesici dişlerin dekompanzasyonu aşamasında farklı mekanikler ve ankraj protokolleri uygulanmaktadır. Şeffaf plak teknolojisi günümüzde birçok maloklüzyonun tedavisinde kullanılmaktadır. Ortognatik cerrahi hazırlığında alt keser dekompanzasyonu şeffaf plak teknolojisi için gelişmekte olan bir alan olup, sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Sonlu elemanlar analizi veriler doğru girildiğinde gerçeğe yakın sonuçlar vermesi, invazif olmaması gibi avantajları nedeniyle diş hekimliğinde ve ortodonti alanında sıklıkla kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı Sınıf III ortognatik cerrahi hastalarında ortogantik cerrahi hazırlığında alt keser dekompanzasyonunda kullanılan 6 farklı mekaniğin sonlu elemanlar analiz yöntemi ile dişlerde ve PDL'de oluşturduğu stres dağılımını ve dişlerdeki yer değiştirme miktarını belirleyerek şeffaf plaklar ile optimum alt keser dekompanzasyon yöntemini belirlemektir. Çalışmamızda şeffaf plaklar ile ortognatik cerrahi hazırlığında 6 farklı grupta alt keser dekompanzasyon mekaniği incelenmiştir. Bu gruplar (1) kontrol grubu, (2) şeffaf plak üzerine bukkalde power ridge uygulanması, (3) şeffaf plak üzerine bukkaldeki power ridge'e ek olarak diş üzerine linguale ataçman uygulanması, (4) diş üzerinde linguale ataçman uygulanması, (5) şeffaf plak üzerine hem bukkal hem linguale power ridge uygulanması ve (6) diş üzerine hem bukkal hem linguale ataçman uygulanması olarak sınıflandırılmıştır. Tüm gruplarda 0.75 mm kalınlıkta plaklar ile, 0.2 mm'lik diş hareketi incelenmiştir. Çalışmamızın bulgularında tüm alt kesici dişlerin kronlarında bukkale hareket, kök apekslerinde ise linguale hareket gözlemlenmiştir. Grup 6 hariç tüm gruplarda alt kesici dişlerde intrüzyon gözlemlenmiştir. Tüm gruplarda devrilme hareketi ile alt keser dekompanzasyonu gözlemlenirken en çok devrilmeyi Grup 5 ve Grup 2 göstermiştir. Yine alt kesici dişlerdeki en yüksek orandaki yer değiştirme Grup 5'te gözlemlenmiştir. Dişlerdeki en az oranda yer değiştirme ise Grup 6'da gözlemlenmiştir.

Duygu Çapkın
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksillaya komşu yapıların matürasyon durumlarının cerrahidestekli hızlı üst çene genişletmesiyle meydana gelendeğişiklikler üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi

Bu retrospektif çalışmanın amacı; cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesi (CDHÜÇG) uygulanmış bireylerde maksiller dentoalveoler yapıdaki değişimleri incelemek, bu hastalarda midpalatal sutur (MPS) ile zigomatikomaksiller sutur (ZMS) matürasyonu ve sfenooksipital sinkondrosis (SOS) kapanma derecelerini değerlendirmektir. Bununla birlikte ve ZMS, SOS ve MPS yapılarının matürasyon derecesi ile maksiller dentoalveoler yapıdaki değişimler arasında korelasyon varlığının araştırılmasıdır. Çalışmada Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı kliniğinin arşiv bilgilerinden yola çıkarak 15 yaş ve üzeri 20 bireyin verileri değerlendirilmiştir (5 erkek, 15 kadın ortalama yaş 21± 5,8). Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Bölümünde çekilmiş KIBT görüntüleri ve Ortodonti Bölümünde CDHÜÇG protokolü öncesi ve sonrası elde edilmiş alçı modeller kullanılmıştır. Tüm bireylerin KIBT görüntülerinde MPS, ZMS ve SOS yapılarının matürasyon dereceleri sınıflandırılmıştır ve elde edilen açı modeller üzerinde protokol öncesi ve sonrası maksiller dentoalveoler yapılarda meydana gelen değişimler ölçülmüştür. Araştırmamızda elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows, IBM, New York, ABD) programı kullanılarak analiz edilmiştir. MPS matürasyon skoru ile intermolar açıdaki değişim arasında negatif ilişki bulunmuştur (r=-0,698, p=0,000). MPS matürasyonu ve bireylerin yaşları arasında pozitif ilişki bulunmuştur (r=0,46, p=0,04). MPS matürasyonu ile birinci premolar dişlerin kron boylarındaki değişim arasında negatif ilişki bulunmuştur (r=-0,487, p=0,02). Genişletme aygıtının retansinyon süresi ile birinci molar dişlerin kron boylarındaki değişim arasında pozitif ilişki bulunmuştur (r =0,535, p=0,01). ZMS matürasyonu ile ikinci premolar dişlerin kron boylarındaki değişim arasında negatif ilişki bulunmuştur (r=-0,488, p=0,02). SOS matürasyonu ile diğer paremetreler arasında herhangi bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak SOS matürasyonunun CDHÜÇG protokolü sonrası maksiller dentoalveoler yapıda meydana gelen değişiklikler üzerinde etkisi gözlenmemiş, MPS matürasyonu ve ZMS matürasyonunun, CDHÜÇG protokolü sonrası maksiller dentoalvoler yapıda meydana gelen değişiklikler ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Cerrahi destekli hızlı üst çene genişletmesi, midpalatal sutur, sfenooksipital sinkondrosis, zigomatikomaksiller sutur.

Muhammet Furkan Özden
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Adenoid hipertrofisine bağlı solunum obstrüksiyonunun kraniofasiyal morfoloji, solunum paterni ve postür üzerine olan etkilerinin araştırılması

Amaç Bu tez çalışmasının amacı adenoid hipertrofisi sebebiyle solunum obstrüksiyonuna sahip erken dönemde opere edilmiş ve adenoidektomi endikasyonu konulmuş ancak opere edilmemiş çocukların, normal burun solunumu yapan çocuklar ile solunum paterni değişimi, kraniyofasiyal morfolojik gelişimi ve baş-boyun ile genel vücut postürü açısından değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem Bu multidisipliner çalışmaya Kulak Burun Boğaz Hastalıkları, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ile Ortodonti Anabilim Dalları dahil edilmiş olup, adenoid vejetasyonu tanısı konulan, operasyon geçirmeyen hastalar (Grup 1) ve erken dönemde operasyon geçiren hastalar (Grup 2) seçilmiştir. Çalışma grupları solunum obstrüksiyonuna neden olan herhangi bir patolojisi olmayan ve normal burun solunumu yapan bireylerden oluşan kontrol grubuyla (Grup 3) karşılaştırılmıştır. Yaş ortalamaları Grup 1 için 31 kişi(13 K, 18 E) 7.9±1.55, Grup 2 için 30 kişi (13 K, 17 E), 8.1±1.47 ve Grup 3 için 30 kişi (14 K, 16 E) 8.3±1.39 dur. Hastalardan sefalometrik ve posteroanterior filmler ve dental modeller elde edilmiştir. Solunum değerlendirilmesi için NOSE skalası ve tepe nasal akım metre kullanılmıştır. Dahil edilen hastaların postür analizi "Kinect sensörler" aracılığıyla 3 boyutlu hareket analiz sistemi teknolojisi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular Gruplar arası karşılaştırmada SNA, PP-SN, FMA, posterior yüz yüksekliği (mm), anterior yüz yüksekliği (mm) değerlerinde anlamlı fark gözlenmiştir(p<0.05). P-A analizinde intergonial mesafe değerlerinde Grup 1 ve 2 arasında anlamlı fark gözlenirken, model analizinde alt ve üst kaninler arası (UR3-UL3) mesafede Grup 2 ile Grup 1 ve 3 arasında anlamlı fark gözlenmiştir (p<0.05). NOSE skalası ölçümlerindeki sorularda Grup 1 ile Grup 2 ve 3 arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Burun solunum fonksiyonun hastalar tarafından Visual Analog Skala (VAS) ile değerlendirmesinde Grup 1 ile Grup 2 ve 3 arasında anlamlı fark izlenmiştir (p<0.05). Tepe nazal akım metre (PNIF) ile yapılan ölçümlerdeyse benzer şekilde Grup 1 ile Grup 2 ve 3 arasında anlamlı fark görülmüştür. Yapılan postür analizinde ise gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Sonuç Erken dönemde adenoidektomi olan hastaların uzun dönem takiplerinde ağız solunumundan %13,3'ünde burun solunumuna geçilemediği görülmüştür Adenoidektominin geciktirildiği hastalardaysa kısıtlı burun solunumun devam ettiği gözlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen tüm gruplarda tepe PNIF ile yapılan ölçümler ve NOSE skalasındaki skorlar arasında pozitif korelasyon gözlenmiştir. Gruplar arasında postür analizinde fark bulunamamıştır. Adenoidektomi ihtiyacı olup ameliyatın geciktirildiği hastalarda dik yön boyutlarında artış ile birlikte maksillada saat yönünün tersine rotasyon ve artmış sagittal yönde maksiller büyüme gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: adenoid, ağız solunumu, postür.

Meral Gürkan
Bezmialem Vakıf University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi hastalarında yapay zeka algoritmasına sahip sefalometrik analizlerin dijital iki ve üç boyutlu sefalometrik analizler ile karşılaştırılması

Bu prospektif çalışmanın amacı çift çene ortognatik cerrahi gerektiren hastalarda cerrahi öncesinde BT'den elde edilen sefalometrik görüntülerden elde edilen 2 boyutlu görüntülerde yapay zekâ teknolojisiyle tabanlı tam otomatik sefalometrik analizleri bilgisayar destekli dijital sefalometrik analizler ve 3 boyutlu BT rekonstrüksiyonlarının sefalometrik ölçümleri ile karşılaştırmak ve yapay zeka tabanlı sefalometrik analizlerin yeterliliklerini değerlendirmektir. Bu çalışmaya Bezmialem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalına başvuran ve yapılan ortodontik analizlerin sonucuna göre ortognatik cerrahi ile tedavi edilen 50 hasta dahil edilmiştir. Hastaların 23'ü erkek ve 27'si kadın hastanın BT görüntüleri dahil edilmiştir. Erkeklerin yaş ortalaması 25,30 ± 5,83, kadınların yaş ortalaması 23,96 ± 5,61'dır.Hastalardan alınan BT'ler Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim dalında tek bir tekniker tarafından standartlara uygun olarak çekilmiştir. Hastaların BT görüntülerindeki anatomik noktalar, NemoCeph 3D (SurgeryFAB) programında 3 boyutlu görüntülerin 2 boyutlu rekonstrüksiyonları ve iki boyutlu sefalometrik görüntüler kaydedilmiştir ve aynı programda işaretlenmiştir ayrıca Webceph, OrthoDx ve Audox programlarında yapay zeka ile otomatik olarak işaretlenmiştir. Çalışmamızda BT görüntülerinde 3 boyutlu analiz edilen doğrusal ve oransal ölçümlerin, BT görüntülerinin üst üste bindirilmesiyle oluşturulan 2 boyutlu sefalogram görüntüleri üzerinde yapılan ölçümlere yakın sonuç verdiği gösterilmiştir. Ortognatik cerrahi hastalarında tam otomatik sefalometrik analizler kullanılırken hatalı sefalometrik ölçümler yaptığı gözlemlenmiştir.

Enes Temizkan
Bezmialem Vakıf University
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı sagital ve vertikal iskeletsel ilişkilerin uyku ve hayat kalitesi üzerindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışma farklı sagital ve vertikal iskeletsel paternlerin uyku kalitesi ve ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesi üzerindeki olası etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Çalışma grubu, Eylül 2022 ile Ekim 2023 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Ortodonti Anabilim Dalı'na ortodontik tedavi için başvuran ve dahil edilme kriterlerini karşılayan hastalardan oluşmuştur. Dahil etme kriterleri arasında 18 yaşından büyük olmak, sefalometrik röntgen çekilmiş olmak, bireylerin anamnezinde psikiyatrik hastalık ya da obstrüktif uyku apnesi (OSA) olmaması ve kranyofasiyal sendrom olmaması yer almaktadır. Tüm hastaların restoratif tedavileri tamamlanmıştır ve periodontal sağlık durumları kontrol edilmiştir. Daha önce ortodontik/ortopedik tedavi gören hastalar çalışmaya dahil edilmemiştir. Toplamda 330 hasta dahil edilme kriterlerini karşıladı ve bilgilendirilmiş onamlarını aldıktan sonra aşağıdaki anketleri doldurarak çalışmaya katılmaları istendi: Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Ağız Sağlığı Etki Profili (OHIP-14). Anketi eksik doldurma ve Beck Depresyon ölçeğinde skoru 17 üzerinde olma ve beden kitle indeksi 30 üzerinde olma gibi dışlama kriterlerinden dolayı 50 hasta elenmiştir. Nihai örneklemde, 280 katılımcı sagital ve vertikal sefalometrik değerlerine ve GoGn ve SN hatlarına olan Hyoid mesafeleri dikkate alınarak kategorilere ayrılmıştır. Bu kategoriler arasında ağız sağlığına bağlı hayat kalitesi ve bileşenleri, uyku kalitesi ve bileşenleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca grupların demografik verileri karşılaştırılmış ve iki anketin puanları arasında korelasyon varlığı araştırılmıştır. Sagital ve vertikal gruplar için PUKİ puanları karşılaştırıldığında, normodiverjan ve hiperdiverjan gruplar arasında sadece toplam puanlarda anlamlı fark gözlenmiştir. Hyoid, SN çizgisine yaklaştığında; "uyku bozukluğu" ve "gündüz işlev bozukluğu" arttıkça uyku kalitesinin azaldığı görülmüştür. Ağız sağlığına bağlı hayat kalitesinin vertikal ve sagital kraniyofasiyal paternlerle veya Hyoid-GoGn mesafesiyle ilişkili olmadığı bulunmuştur. OHIP-14-TR ile PUKİ arasında anlamlı bir korelasyon vardır. Bulgularımız farklı vertikal ve sagital iskeletsel paternlerin ağız sağlığına bağlı hayat kalitesi skorlarını etkilemediğini göstermiştir. PUKİ puanları sagital paternden etkilenmemiştir ancak vertikal patern dikkate alınarak oluşturulan gruplar arasında toplam puanda anlamlı farklılık dikkati çekmiştir. Bu farklılığa göre, uyku kalitesi hiperdiverjan bireylerde normodiverjanlara göre daha yüksektir.

Ağız sağlığıPittsburg uyku kalitesi ölçeği
Deniz Yenidünya
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıf II maloklüzyonun şeffaf plaklarla tedavisinde iki farklı distalizasyon yönteminin karşılaştırılması

Bu tez çalışmasının amacı, şeffaf plaklar ile yapılan maksiller molar distalizasyonu sırasında Sınıf II elastik ankrajı ve infrazygomatik krest (IZC) mini vida ankrajının dişsel ve iskeletsel etkilerini karşılaştırmaktır. Çalışmamıza, şeffaf plaklar ile maksiller molar distalizasyonu yapılan 22 Angle Sınıf II maloklüzyona sahip hasta dahil edilmiştir. Hastalar, ankraj yöntemine göre iki gruba ayrılmıştır: Sınıf II elastik ankrajı ve IZC mini vida ankrajı. Tedavi başlangıcında (T0) ve ikinci premolarların distalizasyonu tamamlandıktan sonra (T1) tüm hastalardan lateral sefalometrik radyografiler ve dijital modeller elde edilmiştir. Sefalometrik radyografiler ve dijital maksiller modeller kullanılarak iskeletsel ve dental değişiklikler ölçülmüş ve değerlendirilmiştir. Dijital modeller, Geomagic Control X yazılımı ile "local best fit" algoritması kullanılarak çakıştırılmıştır. Sefalometrik ölçümler karşılaştırıldığında, kesici diş mandibular düzlem açısı (IMPA) ve overbite açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar gözlenmiştir. İntermaksiller elastik grubunda, üst ikinci molar 1.72 ± 0.64 mm, üst birinci molar 1.87 ± 0.78 mm ve üst ikinci premolar 1.55 ± 0.8 mm distalize edilmiştir. IZC mini vida grubunda ise, üst ikinci molar 2.24 ± 0.87 mm, üst birinci molar 2.19 ± 0.74 mm ve üst ikinci premolar 1.84 ± 0.71 mm distalize edilmiştir. Her iki grupta da maksiller molar dişlerde planlanandan daha fazla intrüzyonu gözlemlenmiştir. Transversal yönde, intermaksiller elastik grubunda üst birinci molarların bukkal hareketi planlanandan daha fazla gerçekleşirken, mini vida grubunda maksiller molarların ve ikinci premoların planlanandan daha fazla hareket ettiği gözlemlenmiştir. Maksiller ikinci molarların daha fazla distal hareketi ve intermaksiller gruba kıyasla daha az distal rotasyonu dışında, gruplar arasında elde edilen diş hareketlerinde anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir. İntermaksiller elastiklere göre mini vidalar ile maksiller ikinci molarlarda daha fazla distalizasyon elde edilmiştir. Şeffaf plaklar ile maksiller molar distalizasyon sırasında derin kapanış ve alt keser inklinasyonunun kontrolü kritik olduğunda, mini vida ankrajı daha avantajlıdır. Anahtar Kelimeler: Distalizasyon; Mini vida ankrajı; Sınıf II maloklüzyon; şeffaf plak

Ezgi Kösen
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf II maloklüzyonun fonksiyonel tedavisinde şeffaf plakların ve twinblok apareyinin etkilerinin karşılaştırılması

Bu uzmanlık tez çalışmasında; büyüme-gelişimi devam eden, mandibular retrognatiye bağlı iskeletsel Sınıf II maloklüzyona sahip hastalarda, geleneksel bir fonksiyonel aparey olan Twinblok ile şeffaf plaklar kullanılarak yapılan mandibular ilerletmenin; iskeletsel, dişsel, yumuşak doku, havayolu ve hyoid kemiğin konumu üzerine etkilerinin sefalometrik ölçümler aracılığıyla, mandibuladaki trabeküler kemik yapısındaki değişikliklerin ise fraktal analiz (FA) yöntemi ile karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmamızda MA grubuna (Invisalign MA (Align Technology, San Jose, California, ABD)) 12 kız, 4 erkek olmak üzere 16 hasta (yaş ortalaması: 11,80 ± 1,0 yıl), Twinblok grubuna ise 9 kız, 9 erkek olmak üzere (yaş ortalaması: 12,10 ± 0,90 yıl) 18 hasta dahil edilmiştir Hastalardan tedavi başlangıcı ve fonksiyonel tedavi sonunda lateral sefalometrik ve panoramik radyografiler alınmıştır. Lateral sefalometrik analizlerde 18 iskeletsel, 16 dişsel, 4 havayolu, 3 hyoid, 6 yumuşak doku olmak üzere toplam 47 ölçüm yapılmıştır. FA ise panoramik röntgenlerde sağ ve sol olmak üzere kondil, angulus, korpus; lateral sefalometrik röntgenler üzerinde simfiz bölgesi olmak üzere toplam 8 bölgede fraktal boyutun (FB) hesaplanmasıyla yapılmıştır. Veri analizleri MedCalc Statistical Software version 12.7.7 (MedCalc Software bvba, Ostend, Belgium; http://www.medcalc.org; 2013) programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sürekli değişkenlerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilks testi ile incelenmiştir. Grup içi karşılaştırmalarda normal dağılıma uygunluk göstermeyen bağımsız iki sürekli değişken arasındaki fark Mann-Whitney U testi, gruplar arası karşılaştırmalarda bağımlı iki sürekli değişken arasındaki fark ise Wilcoxon Signed Rank testi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Sefalometrik analize göre iki grupta da SNA ve A-VRD değeri anlamlı değişiklik göstermezken (p>0,05), A-Ndik değerinde MA grubunda anlamlı azalma gözlenmiştir (p=0,017). Mandibulada ise hem MA hem Twinblok apareyi sagittal yön değerlerinde artışa sebep olmakla birlikte SNB değerinde Twinblok grubunda daha fazla artış görülmüştür (p=0,021). Efektif mandibular boyut (Co-Gn) iki apareyde de artmıştır (p<0,05) ve bu artış gruplar arasında benzer bulunmuştur (p>0,05). Korpus uzunluğu (Go-Me) MA apareyinde, ramus uzunluğu (Ar-Go) ise Twinblok apareyinde anlamlı olarak artış göstermiştir (p<0,05). İki apareyin de etkisi ile üst kesici dişlerde retrüzyon, retroklinasyon, ekstrüzyon gözlenmiştir (p<0,05) ve bu etki apareyler arasında benzer bulunmuştur (p>0,05). Alt kesici dişlerde Twinblok apareyi anlamlı proklinasyona (L1-NB=6±3) sebep olurken (p<0,05); MA apareyi ile anlamlı değişiklik gözlenmemiştir. Twinblok apareyi ile alt kesici dişlerin vertikal konumu değişmemiş (p>0,05), MA grubunda anlamlı intrüzyon gözlenmiştir (p=0,011). Havayolu değerlerini her iki aparey de arttırmıştır, yalnızca orofarenks mesafesini Twinblok daha fazla arttırmıştır (p<0,05). Hyoid kemiğin sagittal konumu iki apareyle de değişmemiştir (p>0,05). Hyoid kemiğin vertikal konumu ise MA grubunda değişmezken (p>0,05), Twinblok grubunda yukarı hareket görülmüştür (p<0,05). Yumuşak dokuda iki aparey de üst dudağı geri konumlandırmış ve konveksite açısını arttırmıştır (p<0,05). Yumuşak doku üzerinde A' noktası MA grubunda (p=0,021), çene ucu ise yalnızca Twinblok grubunda anlamlı olarak değişmiştir (p=0,004). Tedavi etkisi ile mandibular kondil, angulus, korpus bölgelerinin trabeküler yapısı değişmemiş (p>0,05), simfiz bölgesinde FB her iki grupta da artış göstermiştir (p<0,05). Bu artış benzer olarak izlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak hem MA hem de Twinblok apareyleri Sınıf II maloklüzyonun düzeltiminde mandibula üzerinde etkilidir. Fakat Twinblok SNB değerinin artışında daha efektif bulunmuştur. Üst kesici dişler üzerinde iki apareyin etkisi benzerdir, alt kesici dişler üzerinde MA apareyi daha fazla kontrol sağlamıştır. Havayolu ve yumuşak doku üzerinde iki aparey de pozitif etki göstermiştir; orofarenks değerlerinde Twinblok lehine daha fazla iyileşme bulunmuştur. Hyoid kemik Twinblok apareyinde yukarıda konumlanmıştır. İki aparey de mandibulada kemik trabekülasyonuna benzer etki göstermiştir.

Ahsen İrem Toktaş
Bezmialem Vakıf University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortognatik cerrahi uygulamalarının planlanmasında üç boyutlu tahmin yönteminin değerlendirilmesi

Bu çalışma, ortognatik cerrahi uygulamalarında kullanılan üç boyutlu (3D) sanal planlama yazılımının yumuşak doku değişimlerini tahmin etme doğruluğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, NemoFAB (Nemotec,Spain) yazılımı ile tahmin edilen yumuşak doku değişimlerinin, ameliyat sonrası 6. ayda elde edilen yumuşak doku değişimleriyle karşılaştırılması hedeflenmiştir. Bu retrospektif çalışmaya, 2020-2024 yılları arasında Sınıf III iskeletsel maloklüzyon nedeniyle çift çene ortognatik cerrahi geçiren 20 hasta (10 kadın- 10 erkek) dahil edilmiştir. Ameliyat öncesi (T0), ameliyat sonrası 6. ayda (T1) elde edilen çok kesitli bilgisayarlı tomografi (ÇKBT) verileri ile NemoFAB yazılımında gerçekleştirilen sanal cerrahi planlamadan elde edilen tahmini (TP) yumuşak doku görüntüleri Standard Tessellation Language (STL) formatında analiz edilmiştir. Üç boyutlu görüntüler, Geomagic Control X programında voxel tabanlı çakıştırma yöntemiyle hizalanarak yumuşak doku değişimleri değerlendirilmiştir. Çalışmada 3 açısal ve 12 doğrusal mesafe ölçümü yapılmış ve elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, toplam 3 açısal ve 4 doğrusal ölçümde TP ve T1 arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001). Açısal ölçümler incelendiğinde, FNA (fronto-nazal açı) ve LMA (labiomentale açı) TP değerleri yüksek bulunurken, NLA (nazolabial açı) TP değerleri düşük bulunmuştur. Doğrusal ölçümler açısından, üst dudak kalınlığı (UL-U1), alt dudak kalınlığı (LL-L1), sert doku B noktası ile yumuşak doku B noktası arasındaki mesafe (B-B*) ve alt dudak uzunluğu (stmi-ME') ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir (p<0,001). UL-U1 TP değerleri yüksek bulunmuştur (p<0,001), LL-L1, B-B* ve stmi-ME' için ise TP değerleri düşük bulunmuştur (p<0,001). Üç boyutlu sanal planlama yazılımı NemoFAB'in ortognatik cerrahi sonrası yumuşak doku değişimlerini tahmin etmede etkili bir yöntem olduğu görülmüştür. Ancak, özellikle UL-U1, LL-L1, B-B*, stmi-ME' doğrusal ölçümleri ve FNA, NLA ve LMA açıları için tahmin değerlerinin ameliyat sonrası elde edilen sonuçlardan farklılık gösterebileceği belirlenmiştir. Çalışmanın bulguları, NemoFAB yazılımında kullanılan algoritmaların daha da geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir.

Maloklüzyon-angle sınıf IIIOrtognatik cerrahiPlanlama+2
Osman Eren Efe
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Küçük azı dişleri çekilerek ortodontik tedavi görmüş hastalarda oklüzal kontakt alanlarının çiğneme etkinliği ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Ortodontide sınır vakalar için çekimli ve çekimsiz tedavi yöntemleri her zaman tartışılan bir konu olmuştur. Bu tez çalışmasının amacı; premolar çekimi yapılmış hastalar ve premolar çekimi olmaksızın sabit ortodontik tedavi görmüş bireylerin oklüzal kontakt alanlarını ve çiğneme performansını ortodontik tedavi görmemiş bireylerinkiyle karşılaştırılarak premolar çekiminin çiğneme performansı üzerindeki potansiyel etkisini değerlendirmektir. Ayrıca, çiğneme performansı, oklüzal kontakt alanları, retansiyon süresi ve tedavi bitim kalitesi arasındaki korelasyon da değerlendirilecektir. Sıfır hipotezi premolar diş çekiminin oklüzal kontakt alanlarını ve çiğneme performansını etkilemeyeceği yönündedir. Çalışmada Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı kliniğinin arşiv bilgilerinden yola çıkarak 320 hastanın verileri değerlendirilmiştir. 18-40 yaşları arasında olan, 2011-2024 tarihleri arasında ortodontik tedavi görmüş, tedavi bitiminin üzerinden en az 6 ay geçmiş, premolar ve 3. molar dişi haricinde eksik dişi bulunmayan 75 hastanın ve ortodontik tedavi hikayesi olmayan 31 bireyden oluşan kontrol grubunun verileri çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma örneklemi 4 gruptan oluşmaktadır. 4 premolar çekimi yapılmış (Grup 1: 15K, 7 E), 2 üst premolar çekimi yapılmış (Grup 2: 18K, 3 E), çekimsiz tedavi görmüş (Grup 3: 19K, 12 E) hastalar ve ortodontik tedavi görmemiş katılımcılar (Grup 4: 18 K, 13E) dahil edilmiştir. Hastalardan ölçü ve panoramik radyografi alınmıştır. Ölçülerden elde edilen ortodontik tanı modelleri ve panoramik röntgenler, tedavi bitim kalitesini değerlendirmek amacıyla ABO-OGS kriterlerine göre değerlendirilmiştir. iTero Element 5D (Align Technologies, San Jose, Kaliforniya, ABD) ile 3D ağız içi tarama görüntüleri elde edilmiştir. Dijital modeller OrthoCADTM (Cadent, Fairview, New Jersey, ABD) programına aktarılarak maksimum interkuspidasyondaki oklüzal kontakt alanları tespit edilmiştir. ImageJ (Macintosh, NIH, Bethesda, Maryland, ABD) yazılımı ile alt çenedeki molar ve premolar dişler için ortalama kontak alanları ölçülmüştür. Çiğneme performansının tespitinde iki renkli sakız karıştırma yöntemi tercih edilmiştir. Vivident Fruit Swing (Perfetti Van Melle, Türkiye) karpuz ve asai üzümü aromalı sakız katılımcılara 20 vuruş ile çiğnetildikten sonra 1 mm kalınlığa getirilmiştir. Sakız 300 DPI çözünürlükte renkli bir masaüstü tarayıcı ile taranıp, ViewGum (dhal, Kifisia, Yunanistan) uygulamasında iki rengin karışımı ölçülmüştür. Araştırmamızda elde edilen veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Gruplar arası karşılaştırmada yaş parametresi için Grup 2 ve Grup 4 arasında (p0.05) ve cinsiyet parametreleri için ise Grup 2'de (p0.05) anlamlı fark gözlenmiştir. ABO-OGS skorunda Grup 2 ve Grup 4 arasında (p0.05) anlamlı fark gözlenirken tedavi bitiminden sonra geçen süre (p>0.05) için gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. Ağır oklüzal kontakt alanı (p>0.05) için gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken, orta dereceli kontakt alanında Grup 2 ile Grup 3 arasında (p<0.05) ve Grup 2 ile Grup 4 arasında (p<0.001) anlamlı fark bulunmuştur. Çiğneme performansı (p>0.05) için gruplar arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. Cinsiyetin çiğneme performansı ve oklüzal kontakt alanlarına anlamlı etkisi gözlenmemiştir. ABO-OGS skoru ile oklüzal kontakt alanları, çiğneme performansı ve tedavi bitiminden sonra geçen süre arasında istatiksel olarak anlamlı korelasyon bulunamamıştır. Çiğneme performansı ile oklüzal kontakt alanları ve tedavi bitiminden sonra geçen süre arasında anlamlı korelasyon bulunmamıştır. Oklüzal kontakt alanları ile tedavi bitiminden sonra geçen süre arasında (orta dereceli kontakt r=0,440 ve ağır kontakt r=0,429) ise pozitif yönlü orta düzeyde korelasyon bulunmuştur. Ortodontik tedavi amacıyla üst 2 premolar diş çekimi yapılmış hastalar ile çekimsiz tedavi görmüş hastalar ve tedavi görmemiş katılımcılar arasında orta dereceli kontakt alanlarında fark gözlenmesine rağmen, çiğneme performansı açısından anlamlı fark tespit edilmemiştir. Dört premolar diş çekimi yapılmış hastalarda ile çekimsiz tedavi görmüş hastalar ve tedavi görmemiş katılımcılar arasında kontakt alanlarında ve çiğneme performansında anlamlı fark tespit edilmemiştir. Oklüzal kontakt alanları ve çiğneme performansı arasında anlamlı ilişki gözlenmemiştir. Tedavi bitiminden sonra geçen süre ile oklüzal kontakt alanları arasında da korelasyon bulunmuştur.

Meriç Arslan
Bezmialem Vakıf University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Şeffaf plaklarla üst molar ekspansiyonunda farklı ataşman tasarımlarının etkisinin üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile karşılaştırılması

Son yıllarda estetik ve hasta konforu açısından sağladığı avantajlar nedeniyle şeffaf plaklarla ortodontik tedavi, hastalar tarafından tercih edilen bir tedavi yöntemi haline gelmiştir. Şeffaf plaklarla gerçekleştirilen dental ekspansiyon sırasında gerçekleşen devrilme hareketi ve yetersiz kök kontrolü gibi sınırlamalar, önemli biyomekanik problemler arasında yer almaktadır. Özellikle üst molar dişlerde paralel hareketin sağlanması, uzun dönem stabilite ve periodontal sağlık açısından büyük önem taşımaktadır. Sonlu elemanlar analizi veriler doğru girildiğinde gerçeğe yakın sonuçlar vermesi, invaziv olmaması gibi avantajları nedeniyle diş hekimliğinde ve ortodonti alanında sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, şeffaf plaklarla yapılan maksiller molar ekspansiyonu sırasında kullanılan farklı ataşman tasarımlarının ve konumlarının etkilerini üç boyutlu sonlu elemanlar analizi ile değerlendirerek optimum yöntemi belirlemektir. Çalışmamızda 20 yaşında erişkin bir hastada, ataşmansız kontrol grubu ile birlikte farklı ataşman konum ve konfigürasyonundan oluşan yedi farklı grupta, şeffaf plaklar ile ekspansiyon sırasında molar dişlerde ve periodontal yapılarda oluşan stres dağılımı ve yer değiştirme miktarları analiz edilmiştir. Bu gruplar; kontrol grubu, (1) bukkal yüzeye horizontal dikdörtgen ataşman uygulanması, (2) bukkal yüzeye gingival eğimli horizontal dikdörtgen ataşman uygulanması, (3) bukkal yüzeye optimize ekspansiyon destek ataşmanı uygulanması, (4) optimize ekspansiyon destek ataşmanına ek olarak birinci moların palatinal yüzeyine okluzal eğimli horizontal dikdörtgen ataşman uygulanması, (5) optimize ekspansiyon destek ataşmanına ek olarak birinci moların palatinal yüzeyine horizontal dikdörtgen ataşman uygulanması, (6) bukkal yüzeye ataşman eklenmeden, birinci molar dişin palatinal yüzeyine horizontal dikdörtgen ataşman uygulanması olarak sınıflandırılmıştır. Tüm gruplarda 0.6 mm kalınlıkta şeffaf plaklar uygulanmıştır. Yükleme yönteminde, dişler 0.2 mm bukkal yönde hareket ettirildiğinde şeffaf plak geometrisinde gerçekleşen deformasyon hesaplanmış ve deformasyona bağlı oluşan temas kuvvetleri ilgili diş yüzeylerine ters yönde uygulanmıştır. Bu sayede, şeffaf plağın biyomekanik etkilerinin doğru şekilde yansıtılması ve klinik ortamla uyumlu sonuçların elde edilmesi amaçlanmıştır. Tüm gruplarda ekspansiyonun, kuronun bukkale ve kökün palatinale hareketi şeklinde gerçekleştiği ve paralel hareket sağlanamadığı gözlemlenmiştir. Optimize ataşmanlar, konvansiyonel ataşmanlara kıyasla daha yüksek ekspansiyon etkinliği ve kök kontrolü göstermiştir. Bukkal optimize ataşman ile birlikte palatinal yüzeye yerleştirilen okluzal eğimli horizontal dikdörtgen ataşman kullanılan Grup 4'te, en yüksek ekspansiyon değeri, buna kıyasla en düşük kökün palatine hareketi tespit edilmiştir. Sadece palatinal yüzeye ataşman yerleştirilen Grup 6 ile kontrol grubu arasında hareket etkinliği açısından bir fark bulunamamıştır. Tüm gruplarda palatinal tüberküllerde ekstrüzyon izlenmiştir. Elde edilen bulgular, ataşman tasarımı, yüzey yerleşimi ve ataşman açısının şeffaf plaklarla molar ekspansiyon etkinliği ve kök kontrolü üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir. Klinik uygulamalarda, bu değişkenlerin dikkate alınmasının, yan etkilerin azaltılması ve tedavi başarısının artırılması açısından fayda sağlayacağı düşünülmektedir.

İrem Şensoy
Bezmialem Vakıf University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Maşrum ve kompaund retraksiyon arklarının dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması

ÖZET Maşrum ve Kompaund Retraksiyon Arklarının Dentofasiyal Yapılar Üzerine Etkilerinin Karşılaştırılması Çalışmamız, "CNA Mushroom Loop" ve "Compound Retraction" ark tellerinin dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin araştırılması ve mevcut sonuçlarm birbirleri ile karşılaştırılması amacı ile planlanmıştır. Çalışmaya 30 birey dahil edilmiştir. Üst dört kesicinin retraksiyonu için yaş ortalamaları 15.7±0.7 olan 15 hastaya "CNA Mushroom Loop" Ark Teli (I.grup), yaş ortalamaları 16.4±1.1 olan 15 hastaya ise "Compound Retraction" Ark Teli (II. grup) rasgele uygulanarak iki grup oluşturulmuştur. Çalışma grubuna dahil edilen tüm bireylerden fist kesici retraksiyonu öncesinde (Ti) ve kesici retraksiyonu bitiminde (T2) lateral sefalogramlar, periapikal röntgenler ile ağız içi ve ağız dışı slaytları alınmıştır. I.grupta ûst kesicilerin retraksiyonu için geçen süre (T2-T1) ortalama 161±33 gun, ILgrupta ortalama 215±53 gündür. "CNA Mushroom Loop" Ark Teli'nin iskeletsel yapdar üzerine bir etkisi olmadığı gözlenirken, "Compound Retraction" Ark Teli grubunda, A noktasının konumu hem sagital hem de dikey düzlemde değişmiştir. Üst 1. büyük azı, I.grupta, ortalama 1.4mm öne gelirken üst kesicilerde 5°'lik eğilme hareketi ve lmm gömülme meydana gelmiştir. Üst 1. büyük azı, II grupta, ortalama 1.4mm öne gelmiş ve üst kesiciler gövdesel olarak retrakte olmuşlardır. Her iki ark telinin yumuşak doku üzerine etkileri arasmda istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. I. Grup'ta yan kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama 0.8±1.0mm, orta kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama l.l±l.lmm'dir. II. Grup'ta yan kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama 1.3±1.6mm; orta kesicilerde görülen kök rezorbsiyon miktarı ortalama 0.6±1.5mm'dir. Her iki retraksiyon ark telinin üst kesici retraksiyonu sonrasmda üst kesicilerde meydana getirdikleri kök rezorbsiyonu miktarları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark çıkmamıştır. Sonuç olarak; her iki retraksiyon ark teli üst kesicilerde farklı hareketler oluşturmaktadır. Her iki ark teli ile üst kesici retraksiyonunda ankraj kaybı klinik olarak aynı miktardadır. Ayrıca her iki ark telinin yumuşak doku ve kök rezorbsiyonu üzerine etkileri arasında istatistiksel farklılık bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler: "CNA Mushroom Loop" Ark Teli, "Compound Retraction" Ark Teli, üst kesici retraksiyonu, gövdesel hareket, ankraj, kök rezorbsiyonu, yumuşak doku profili. xııı

Mustafa Kayalıoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Hızlı genişletmede kullanılan compact RPE ve MPES aygıtlarının klinik değerlendirilmesi

ÖZETHızlı Genişletmede Kullanılan ?Compact RPE? ve?MPES? Aygıtlarının Klinik DeğerlendirmesiBu çalışmanın amacı, ?Compact Rpe vidası? ve ?Memory PalatalEkspansiyon Vidası?nın iskeletsel ve dentoalveolar yapılar üzerine olan etkilerinikarşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışma grubu, bireysel tedavi planlamalarındahızlı genişletmeye ihtiyaç duyan 30 bireyden oluşmuştur. Hızlı genişletme işlemiiçin yaş ortalamaları 11,7±1,8 yıl 14 hastaya ?Compact Rpe vidası? , yaşortalamaları 12,2±1,4 yıl 16 hastaya ?Memory Palatal Ekspansiyon Vidası? rastgeleuygulanarak iki grup oluşturulmuştur.Bütün bireylerden, alt üst alçı model kayıtları, lateral sefalometrik,posteroanterior sefalometrik , üst oklüzal filmler ve ağız içi fotoğraflar genişletmeişlemi öncesi (T1), genişletme işlemi sonrası (T2) ve pekiştirme dönemi sonunda (T3)alınmıştır.CRV grubunda hızlı üst çene genişletmesi için geçen süre (T2-T1) ortalama19,6±4,9 gündür. MPEV gubunda ise bu süre ortalama 23,9±8 gündür.(T2-T1) döneminde CRV grubunda palatal düzlem ve maksilla dahaaşağıda konumlanmıştır. CRV grubunda mandibulanın posterior rotasyonu, üstkesici ve üst 1. büyükazı ekstrüzyonu ve ön yüz yüksekliklerindeki artışlar MPEgrubuna göre daha dikkat çekicidir.Her iki vida grubunda maksiller genişlik ve nazal genişlik (T2-T1)döneminde belirgin olarak artmış ve pekiştirme dönemi sonunda da bu artışlarstabil kalmıştır.Model ölçümleri değerlendirildiğinde, U6-6,U5-5,U4-4, U3-3 mesafelerinde(T2-T1) döneminde her iki grupta da belirgin artışlar görülmüştür. Bu dönemdeMPEV grubunda üst 1. büyükazıların distopalatal rotasyon artışı belirgindir.Bu çalışma sonuçları, her iki apareyin de birbirlerine göre üstünlüklerininbulunması nedeniyle tercihin hekim tarafından yapılabileceğini göstermiştir.Anahtar Sözcükler: RME, Midpalatal sutur, Arka çapraz kapanış, Maksillertransvers uyumsuzluk, Damak kubbesix

Burcu Karslı
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Flor salan yenı bır ortucu materyalın ın vıtro deĞerlendırılmesı

Demineralizasyon
Egemen Kendi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontide seramik ve kompozit yüzeylere bağlanma: Farklı materyal ve yüzey değişikliği uygulamalarının metal ve porselen braketlerin basma dayanıklılığı üzerindeki etkileri

Sevinç Karan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk ve Batı Literatüründe Ortodonti Eğilimlerinin Karşılaştırılması

Bu retrospektif çalışmanın amacı American Journal of Orthodontics and Dentofacial Orthopedics'te (AJO), European Journal of Orthodontics'te (EJO) ve Türk Ortodonti Dergisi'nde (TOD) 1991-2006 yılları arasında yayımlanan araştırmaları, kanıta dayalı tıp ve araştırma etiği açısından değerlendirmektir. Toplam 3091 araştırma, elle tarama yöntemiyle incelenmiştir. Her araştırmanın yayımlandığı dergiye ve yayımlanma yılına, tasarımına, konusuna, ortaklaşa çalışıldığı disipline, kullandığı materyale ve klinik araştırmalarda aydınlatılmış onam ve etik kurul onayı alınıp alınmadığına ilişkin bilgiler kaydedilmiştir. Araştırmaların dağılımını belirlemek üzere deskriptif istatistik yöntemleri kullanılmıştır. Tüm dergilerdeki toplam 3091 araştırmanın 822'si (%25) 1991-1995 yılları arasında, 944'ü (%35) 1996- 2000 yılları arasında ve 1325'i (%40) ise 2001-2006 yılları arasında yayımlanmıştır. Bu araştırmalardan 1823'ü (%59) AJO'de, 959'u (%31) EJO'de ve 309'u (%10) TOD'nde yayımlanmıştır. En çok çalışılan konuların sırasıyla ?ortodontik tedavilerin değerlendirilmesi? (%18,3), ?oral biyoloji? (%16,8) ve ?biyomekanik? (%11,8) olduğu saptanmıştır. Toplam 1444 klinik çalışmanın, 119'u (%8,2) randomize kontrollü klinik çalışma, 126'sı (%8,8) kontrolsüz klinik çalışma ve 1199'u (%83) randomize olmayan kontrollü klinik çalışmadır. Sistematik derleme ve meta analiz çalışmalarının oranı ise sadece %0,8'dir (24/3091). Toplam 554 insan denekli klinik araştırmanın 375'inde (%67,6) aydınlatılmış onam veya Araştırma Etik Kurul onayı alındığına ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Hem aydınlatılmış onam hem de Araştırma Etik Kurul onayı alındığı bildirilen araştırma sayısı ise 109'dur (%19,6). Sadece aydınlatılmış onam alındığı belirtilen araştırma sayısı 70'dir (%12,6). Türk Ortodonti Dergisi'nde 1991-2006 yılları arasında yayımlanan araştırmalarda, randomize kontrollü klinik çalışma bulunmamaktadır ve yine bu dergideki araştırmaların hiçbirisinde etik kurul onayı alındığına ilişkin bir bilgi yer almamaktadır.

Funda Gülay Kadıoğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

İndirekt bonding ile yapıştırılan braketlerin bağlanma kuvvetleri üzerine farklı ışık kaynaklarının etkisi: laboratuar ve klinik çalışması

Bu çalısmanın amacı ısıkla sertlesen Transbond XT rezinin indirekt yapıstırma materyali olarak kullanılabilirligini arastırmaktır. Çalısmanın in vitro kısmında farklı ısık kaynaklarının ve uygulanan farklı ısınlama sürelerinin etkileri arastırılmıs; mine braket ara yüzünde meydana gelen baglanma dayanımı ölçülmüs ve dis üzerinde kalan adeziv miktarı degerlendirilmistir. Bunun için 120 adet küçük azı disi 6 esit gruba ayrılmıstır. Tüm gruplarda braketler çalısma modelindeki alçı dislere Transbond XT rezin ile yapıstırılmıs ve aktarma kasıkları hazırlanmıstır. lk grupta braketler daimi dislere kimyasal sertlesen Sondhi Rapid-Set kullanılarak yapıstırılmıstır. Diger tüm gruplarda ise bu asamada primeri ile seyreltilmis Transbond XT rezin kullanılmıstır. Asitle pürüzlendirilmis mine yüzeyine primer uygulamasını takiben aktarma kasıkları modeller üzerine yerlestirilmistir. kinci grupta adeziv, Plazma ark ısık kaynagı ile 5 saniye süreyle sertlestirilmistir. 3., 4. ve 5. gruplarda LED ısık kaynagı sırasıyla 5, 10 ve 20 saniye süreyle kullanılmıstır. 6. grupta ise 40 saniye süreyle konvansiyonel halojen ısık kaynagı kullanılmıstır. Tüm disler akrilik bloklara yerlestirilmis ve basma tipi baglanma dayanımı testine tabi tutulmustur. En düsük basma tipi baglanma dayanımı degerleri `Sondhi Rapid Set' indirekt yapıstırma materyalinin kullanıldıgı kontrol grubunda, en yüksek degerler ise seyreltilmis Transbond XT rezinin LED ile 20 s ısınlandıgı grupta elde edilmistir. Yapılan `Tamhane Post Hoc Testi' sonucunda ise Sondhi (p=0.01), LED 5 s (p=0.03) ve LED 10 s (p=0.02) gruplarında elde edilen baglanma dayanımları ile LED 20 s grubunda elde edilen baglanma dayanımları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmustur. ARI skorları açısından gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıstır. İn vivo çalısmada 20 hastada rasgele seçilen 2 segmentte disler LED ile 20 s ısınlanan seyreltilmis Transbond XT rezin ile indirekt olarak, kalan diger 2 segmentte ise yine LED ile 20 s ısınlanan Transbond XT rezin ile direkt olarak braketlenmistir. Braketlerin kopma oranları 6 ay süreyle takip edilmistir. Ayrıca, bu iki yapıstırma yönteminin periodontal dokular üzerine olan etkileri `Dis eti indeksi' ve `Plak indeksi' ile incelenmistir. 6 aylık takip periyodu sonunda test edilen iki yapıstırma yönteminin kopma oranları ve periodontal dokular üzerine olan etkileri arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıstır.

Demet Demir
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Düşük sürtünmeli braket sistemlerinin seviyeleme safhasındaki etkinliklerinin konvansiyonel braketler ile karşılaştırılması

Giriş: Çalışmamızın amacı iki farklı kendinden bağlanan braket ve bir düşük sürtünmeli elastomerik ligatürün, ileri derece mandibuler kesici çapraşıklığı olan bireylerde, mandibüler çapraşıklığın çözülmesi aşamasındaki etkinliklerinin ve bu aşamada mandibuler dental arklara olan etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza, alt çenede çekim planlanmayan, ileri derecede mandibuler çapraşıklığı bulunan (İr>6) ve tüm daimi dişleri sürmüş 60 birey dahil edilmiştir. Bu bireyler daha sonra rastgele bir biçimde dört guruba ayrılmıştır: Konvansiyonel edgewise braketi ve konvansiyonel elastik ligatür, SmartClip braketleri, Damon braketleri ve konvansiyonel braket Slide düşük sürtünmeli elastik ligatürleri uygulanan guruplar. Gruplar 4 aylık bir dönemde, mandibüler çapraşıklığı çözme etkinlikleri ve mandibuler arklara olan etkileri açısından karşılaştırılmıştır. Çapraşıklık çözme etkinlikleri İrregülerite İndekslerindeki değişimlere göre hesaplanmış, mandibuler arka olan etkileri ise intermolar mesafe, interkanin mesafe ve ark uzunluğu ölçümleri ile belirlenmeye çalışılmıştır. Bulgular ve sonuçlar: Kruskal-Wallis analizi, mandibüler çapraşıklığı çözme etkinliği bakımından dört braket/ligasyon gurubu arasında hiçbir anlamlı fark gösterememiştir. Mandibüler arklara etki bakımından da dört gurup arasında herhangi bir farklılık bulunamamıştır. Mandibüler çapraşıklık 4 ay içerisinde 5.72±0.84mm azalırken, tüm guruplarda intermolar mesafede belirgin bir değişiklik gözlenmemiş, interkanin mesafe 1.98±0.63mm ve mandibuler ark uzunluğu 2.35±1.2mm artmıştır.

Fakir Uzdil
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Bolton uyumsuzluğu ölçümünde yeni bir yöntem

İyi bir fonksiyonel kapanışın sağlanabilmesi üst ve alt çenedeki diş boyutları arasında bir oran olması gerekmektedir. Bolton uyumsuzluğu ideal kapanışın sağlanmasını engelleyecektir. Çoğu ortodontist tedavi öncesi zaman kazanmak için bu uyumsuzluğun bulunmasını görmezden gelir. Bizim bu çalışmadaki amacımız hangi dişlerin daha çok bolton uyumsuzluğu yarattığını ve bolton uyumsuzluğunun belirlenmesinde daha kolay bir yöntemi bulabilmektir.Çalışmamızda 172 tedavi öncesi ve 49 tedavi sonrası model kullanılmıştır. İdeal Bolton Oranı (İBO), Amerikan Ortodonti Komitesi dental dercelendirme sistemi kullanılarak değerlendirilen 49 mükemmel kapanışa sahip modellerden belirlenmiştir. Elde edilen data Pearson korelasyon ve paired sample t testi ile değerlendirilmiştir.İdeal ön oran 76,66± 2,19, tüm oran ise 90,54± 1,71 olarak bulunmuştur. Alt ikinci küçükazı ve birinci büyükazıların toplam boyutu ile üst ön ve yan kesici dişlerin toplam boyutu arasındaki oranının korelasyon değeri (r=0,73) İBO ile yüksek bulunmuştur. T testine göre, sağ ve sol oranlar, sağ oran ile İBO ve sol oran ile İBO arasında farklılık bulunmuştur (p<0,05). Çapraz kadranlardan hesaplanan Bolton oranları (ör: Sol alt/ sağ üst) kendi arasında ya da İBO arasında istatiksel olarak fark göstermemiştir.Alt ikinci küçükazı, büyükazı ve üst kesiciler Bolton uyumsuzluğunun belirlenmesi için prediktör olarak kullanılabilir. Bolton oranının çapraz kadranlardan hesaplanması alternatif ve daha kolay bir yol olabilir.

BoyutBoyut ölçmeDental ark+4
Engin Peray
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Mine yüzeyindeki beyaz lezyonların CPP-ACP ile remineralizasyonu sonrası braket bağlanma dayanımlarının incelenmesi: İn vitro çalışma

Bu çalışmanın amacı; In vitro ortamda oluşturulmuş beyaz lezyonların CPP-ACP ile remineralizasyonu sonrasında mine yüzeyine yapıştırılan braketlerin bağlanma dayanımlarını incelemektir. Ayrıca, mine yüzeyinin remineralizasyon, demineralizasyon ve profilaksi işlemleri sonrasında ve de remineralize olmuş mine yüzeyinin asit ataklara maruz bırakılması sonrasında meydana gelen değişiklikler SEM ile incelenmiştir. Bunun için 40 adet büyük azı, 120 adet küçük azı dişi kulanılmıştır. SEM incelemesi için büyük azı dişlerinin vestibül yüzeylerinden kesilerek elde edilen mine blokları kullanılmıştır. Remineralizasyon solüsyonu olarak % 1 (w/v) Recaldent? (CPP-ACP: Casein Phosphopeptide- Amorphous Calcium Phosphate), demineralizasyon solüsyonu olarak 0.1 mol/L lactic-asit tampon çözeltisi hazırlanmıştır. Örnekler 37 C° de 4 gün süreyle demineralizasyon solüsyonunda, 10 gün süreyle remineralizasyon solüsyonunda bekletilmişlerdir. Profilaksi grubunda örnekler 30 gün boyunca günde iki kez 10'ar dk. önce remineralizasyon solüsyonuna ardından da demineralizasyon solüsyonuna tabi tutulmuştur. Braketlerin bağlanma dayanımlarının incelendiği bölümde remineralizasyon, demineralizasyon ve profilaksi işlemlerininden sonra mine yüzeyine braketler yapıştırılmış ve testometrik cihazında koparma işlemi yapılmıştır.En düşük bağlanma dayanımı değeri demineralizasyon grubunda, en yüksek değerler ise mine yüzeyine herhangi bir işlemin yapılmadığı kontrol grubunda elde edilmiştir. Demineralizasyon grubunda elde edilen değerler profilaksi ve kontrol grubuna kıyasla istatistiki olarak anlamlı farklılık gösterirken, diğer gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. SEM görüntüleri incelendiğinde, CPP-ACP'ın yüksek oranda remineralizasyon özelliğinin olduğu, remineralize olmuş yüzeylerin kontrol grubuna kıyasla sonraki asit ataklara daha dirençli olduğu görülmektedir.

Dental bondingDental mineDiş remineralizasyonu+2
Kağan Keleş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2010
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı bireylerde mandibular kemik boyutlarının ve kemik yapısının değerlendirilmesi

Dudak damak yarıkları (DDY), kraniyofasiyal büyümeyi etkileyen konjenital anomalilerdir. Literatürde çoğunlukla maksiller değişiklikler incelenirken, mandibulanın morfolojisi, mikroyapısı ve asimetrisine ilişkin veriler sınırlıdır. Bu çalışmada, tek ve çift taraflı DDY'li bireylerde mandibular trabeküler kemik yapısı ile kondil–ramus morfometrisi değerlendirilmiş ve bulgular DDY'siz iskeletsel Sınıf I ve III olgularla karşılaştırılarak asimetri araştırılmıştır. Çalışmaya, her birinde 25 birey bulunan dört grup (çift taraflı DDY, sol tek taraflı DDY, DDY'siz iskeletsel Sınıf III ve DDY'siz iskeletsel Sınıf I kontrol) dahil edilmiştir. Panoramik radyograflarda posterior mandibula bölgelerine 50×50 piksellik ilgi alanları yerleştirilerek fraktal analiz, histogram analizi ve AutoCAD ile kondiler yükseklik ölçümleri yapılmış; veriler tek yönlü varyans analizi ve post-hoc Tukey testleriyle incelenmiştir. Sonuçlar, özellikle sol angulus bölgesinde gruplar arasında anlamlı farklar ve Sınıf I kontrol grubunda daha yüksek kondiler Yükseklik-1 değerleri olduğunu göstermiştir (p<0,05). Sağ–sol karşılaştırmalar, tek taraflı DDY ve iskeletsel Sınıf III olgularda mandibular angulus ve kondiler yükseklikte daha belirgin asimetriye, Sınıf I kontrolde ise daha simetrik bir yapıya işaret etmiştir. Histogram analizinde DDY gruplarında gri seviye yoğunluğunda azalma eğilimi izlenmiş; DDY ve iskeletsel Sınıf III maloklüzyonun mandibular trabeküler yapı ile kondil–ramus simetrisini değiştirdiği ve kullanılan yöntemlerin bu farklılıkların panoramik radyograflar üzerinden non-invaziv, kantitatif değerlendirilmesinde yararlı olduğu sonucuna varılmıştır.

Elif Sağır
Gaziantep University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Forsus tedavisi öncesi ve sonrası eklem konumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, II. Sınıf 1. bölüm kapanış bozukluğuna sahip hastalarda uygulanan forsus aygıtının kondil konumları üzerindeki etkisinin hem sentrik ilişki (Sİ) kayıtları hem de konik huzme ışınlı bilgisayarlı tomografi (KHBT) görüntüleri aracılığıyla belirlenmesidir.Çalışmamız II. Sınıf 1. bölüm maloklüzyon gösteren 35 birey (yaş ort.14 yıl) üzerinde yürütülmüştür. Tüm hastalar sabit fonksiyonel tedavi endikasyonu konmuş hastalardır. Fonksiyonel tedavi öncesi ve sonrası KHBT görüntüleri üzerinde eklem boşlukları incelenmiş ve Roth'un `Power Centric' metodu ile Sİ kayıtları alınarak, `Mandibular position indicator' (MPI) ölçümleri yapılmıştır.MPI kayıtlarında, kondillerin alışılmış kapanış (SO) konumunda sentrik ilişkideki konumlarına göre çoğunlukla daha aşağı ve arkada yerleştikleri bulunmuştur.Forsus tedavisi öncesinde ve sonrasında dik yöndeki sapma miktarı ön-arka yöndeki sapma miktarından daha fazladır. Forsus tedavisi öncesinde hastaların 23'ünde (%65,7) 2mm ve daha fazla sentrik sapma tespit edilmiştir.Forsus tedavisi öncesinde Sİ-SO farkı 2 mm ve üzerinde olan hastalarda forsus tedavisi sonrasında sapma değerlerindeki azalma istatiksel olarak anlamlı düzeyde iken Sİ-SO farkı 2mm'den az olan hastalarda istatiksel olarak anlamlı bir değişiklik görülmemiştir.KHBT görüntülerinde ise forsus tedavisi öncesinde ve sonrasında kondillerin önde konumlandığı bulunmuştur. Forsus tedavisi öncesi ve sonrası alınan kayıtlarda, alt çene kondil konumunda istatistiksel olarak belirgin bir farkın oluşmadığı ortaya çıkmıştır.Sabit fonksiyonel tedavinin eklem konumları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesinde hasta sayısının daha fazla olduğu uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.

Maloklüzyon-angle sınıf IIMandibular kondilOrtodonti+2
Yasemin Özyürek Türkdönmez
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının braketlerin yapışma dayanıklılığı üzerine olan etkisi

Kompozitin sertleşmesi; kullanılan ışık cihazı, ışık cihazının ışık yoğunluğu, yapıştırıcının ışığa ne kadar süre maruz bırakıldığı, mine yüzeyini pürüzlendiren asitin tipi, uygulanma süresi, asit konsantrasyonu, yapıştırıcının içeriği ve tipi, braket tabanının şekli, braket materyali ve dişin tipi gibi birçok faktörden etkilenir. Bu çalışmanın amacı, tek kullanımlık ışık cihazı başlıklarının (TKICB) kullanımının braketin yapışma dayanıklılığı üzerine olan olası etkisini araştırmaktır. Ayrıca, TKICB'larının kullanımının kompozitin sertliğini nasıl etkilediği de incelenmiştir.Çalışmamızda 120 adet çekilmiş küçük azı dişi kullanıldı. Her biri 20'şer dişten oluşan toplam 6 grup vardı. LED ve halojen ışık cihazları; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı. Işık cihazlarının ışık yoğunlukları her kullanımdan önce ölçüldü ve kaydedildi.Kompozitin sertliğini incelemek amacıyla; 2 mm yüksekliğinde, 5 mm çapında kompozit silindir bloklar hazırlandı. Her bir grup için 20 olmak üzere, toplam 120 standart kompozit silindir blok hazırlandı. Toplamda 6 grup vardı. Her iki ışık cihazı; elastik başlık, streç film ve herhangi bir bariyer olmadan 3 farklı durumda kullanıldı.En yüksek yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında da streç filmin kullanıldığı grupta görülürken, en düşük yapışma dayanıklılığı değerleri, her iki ışık cihazında elastik başlığın kullanıldığı grupta görülmüştür. Kontrol grubu, streç film ve elastik başlık kullanılan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur.Kompozitin Knoop sertlik değerinde, kullanılan ışık cihazları arasında anlamlı fark görülmemiştir. En düşük Knoop mikrosertlik değerleri, her iki ışık cihazında da kontrol grubunda görülmüştür. Streç film kullanılan grup ile elastik başlık kullanılan grup arasında anlamlı fark görülmemiştir.

Dental bondingDental mineIşık+4
Yelda Karaca Döner
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontide kullanılan pekiştirme tedavisi tiplerinin konuşma sesleri üzerine etkisinin fonetik inceleme yöntemleriyle araştırılması

Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda maloklüzyon şikâyetiyle tedaviye alınmış ve ortodontik tedavisi bitmek üzere olan hastalardan oluşturulan gruba, tedavi sonrası uygulanan farklı pekiştirme apareylerinin konuşma sesleri üzerindeki etkisi incelenmiştir. Hawley, essix ve sabit retainer apareylerinin kullanıldığı 33 hastadan, debonding öncesi apareysiz (T0), aparey takılarak debonding sonrası ilk 24 saat içinde (T1), 1 hafta (T2), 1 ay (T3) ve 3 ay sonra (T4) olmak üzere ses kayıtları alınmıştır. Hastaların konuşma seslerindeki değişimin incelenmesi için özel metinler oluşturulmuş, kendilerinin ve çevrelerinin değişimi fark edip etmediğine dair algısal sorular yönlendirilmiştir. Kayıtlar yalıtımlı bir odada, apareylerin konumu itibariyle etkilediği diş-dudak, diş, dişeti, sert ve yumuşak damak seslerinin IPA'daki yerine göre; [ f ], [ t ], [ s ], [ ʃ ], [ ʧ ], [ k ] sesleriyle alınmıştır. Kayıt sonrası segmentasyon işlemi ardından spektral momentlerin cog, sd, skewness, kurtosis değerlerine bakılarak grup içi farklı zaman aralıklarında seslerin değişimi ve gruplar arası farklılıklar incelenmiştir. Sonuç olarak; hastaların 1. ay sonunda ses değişikliklerinin devam ettiği, 3. ayda normale döndüğü görülmektedir. Gruplar arası karşılaştırmalarda, en çok essix apareyinde konuşma seslerinin etkilendiği görülürken, sabit retainer kullanan hastalarda seslerin fazla etkilenmediği, toleransın daha iyi olduğu saptanmıştır.

AkustikKonuşmaMaloklüzyon+3
Seher Yeşildal
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

İki farklı sayısal ortodontik modelleme yönteminin güvenilirlik ve geçerlilik açılarından karşılaştırılması

Sayısal ortodontik modellerin teşhis ve tedavi planlamasında kullanımı gelişen yazılım teknolojilerinin getirdiği avantajlar ile giderek yaygınlaşmaktadır. Geleneksel olarak lazer yüzey tarama metodu kullanılarak elde edilen sayısal modellerin güvenilir ve geçerli olduğu kanıtlanmışken alçı modeller üzerinde yapılan direkt ölçümler ?altın standart? olmaya devam etmektedir. Ölçü maddesi ve kapanış mumunun direkt KIBT (konik ışınlı bilgisayarlı tomografi) ile taranması yoluyla yapılan sayısal modelleme nispeten yeni geliştirilen bir yöntemdir. Bu çalışmanın amacı, iki farklı yöntem ile elde edilen sayısal ortodontik modeller üzerindeki ark içi ve arklar arası ölçümlerin güvenilirlik ve geçerliliklerini kıyaslamaktır. Çalışmamız, kliniğimize ortodontik tedavi amacıyla başvuran 50 hastadan elde edilen alçı ve sayısal modeller üzerinde yapılmıştır. Her hastadan, PVS (Polivinil siloksan) ölçü maddesi ile ölçüler alınarak, bir alçı model ve farklı yöntemlerle çalışan iki modelleme firması (Orthomodel, Orthoproof) aracılığı ile de iki sayısal model elde edilmiştir. Modeller üzerinde ark içi ve arklar arası lineer ölçümler ve bu çalışmaya değiştirerek uyarladığımız PAR (Peer Assessment Rating) skorlaması kullanılmıştır. Elde edilen veriler ICC (Intraclass Correlation Coefficient) katsayısı hesaplanarak ve tek yönlü ANOVA testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmamızda aynı araştırmacı tarafından tekrarlanan ölçüm sonuçları değerlendirildiğinde tüm gruplarda güvenilirliğin oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir (ICC>0.90). Her iki yöntemle de oluşturulan sayısal modellerdeki ölçümleri altın standardı temsil eden alçı modeller ile kıyasladığımızda hiçbir lineer ölçümde ve skorda istatistiksel ve klinik olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). KIBT tarama yöntemi ile oluşturulan sayısal modeller üzerindeki ortodontik ölçümlerin güvenilirlik ve geçerliliği geleneksel lazer yüzey tarama yöntemi ile elde edilen sayısal modellerdekilerden farklı değildir.

Güvenilirlik ve geçerlilikModellenmeOrtodonti+5
Arda Meriç
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Kaplamalı ve kaplamasız iki farklı seramik braketin kompozit yapışma dayanıklılığının karşılaştırılması

Ortodontik tedavi gören erişkin sayısındaki artış ve özellikle çoğunluğunu kadınların oluşturması, estetik kaygıları ön plana çıkarmıştır. Teknolojideki gelişmelerin de yardımıyla bu estetik kaygılara çözümler aranmaya başlanmıştır. Teknolojideki gelişim ve estetik kaygıların daha da artması üreticileri hem daha estetik, hem de teknik performansı yeterli materyallerin üretimi konusunda harekete geçirmiş ve bu çerçevede seramik braketlerin üretimi gündeme gelmiştir. Birinci jenerasyon seramik braketler, ilk kez 80'li yıllarda piyasaya sürülmüş, tabanları silan kaplanarak üretilmiş, kimyasal bağlanma özelliğine sahip braketlerdir. 90'lı yıllarda mekanik bağlanma özelliğine sahip ikinci jenerasyon braketler piyasaya sürülmüştür. Üçüncü jenerasyon braketler ise 1997 yılında üretilmiş, mekanik tutuculuğa sahip olan ve braketi çıkarmayı kolaylaştırıcı dikey olukların bulunduğu braketlerdir. Bu oluklar çıkarma sırasında braketin kendi içinde kırılarak, dişten daha kolay ayrılmasını sağlar. Bu gelişmelerle beraber yapıştırma esnasında braket tabanında daha düzenli adeziv kalınlığı elde etmek, hasta başında geçirilen sürenin kısaltılması, kontaminasyon riskinin azaltılması amacıyla kaplamalı seramik braketler üretilmiştir. Son dönemlerde üretilmiş olan yeni nesil seramik braketlerin ise mekanik polimer taban özelliği sayesinde, braketin çıkarma esnasında esneyerek dişten kolaylıkla ayrıldığı savunulmaktadır. Literatürde ise bu hipotezi destekleyen bir çalışma henüz yoktur. Bu çalışmanın amacı, kaplamalı ve kaplamasız farklı seramik braketlerin kompozit yapışma dayanıklılığını karşılaştırmaktır. HO hipotezi, braketler arasında kompozit yapışma dayanıklılığı açısından fark yoktur. H1hipotezi ise braketler arasında kompozit yapışma dayanıklılığı açısından anlamlı fark vardır. Bu amaçla kaplamalı ve kaplamasız 2 farklı seramik braketin kullanıldığı grup çalışma grubunu oluştururken, kontrol grubu olarak da kaplamalı ve kaplamasız metal braket kullanılacaktır. Her bir dişin bukkal yüzeyi polisaj patı ile temizlenecek sonrasında yıkanıp kurutularak %37'lik fosforik asit ile pürüzlendirilecektir. Primer uygulamasını takiben kaplamasız braket yüzeylerine kompozit uygulanarak diş yüzeyine yerleştirilecektir. Kaplamalı braketler ise direk diş yüzeyine yerleştirilecektir. Yapay yaşlandırma sonrasında braketler kopartılacak ve yapışma dayanıklılığı ölçülecektir. Gruplar birbirleriyle karşılaştırılarak, hem kaplamalı ve kaplamasız farklı seramik braketler kendi aralarında, hem de metal braketler ile yapışma dayanıklılıkları arasında fark olup olmadığı değerlendirilmiştir.

Dental aygıtlarDental bondingOrtodonti+2
Neslihan Yıldırım
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
10
DoctorateOpen AccessTR

Ortodontik tedavi sırasında oluşan beyaz lezyonların önlenmesinde flor salınımı yapan ışıkla sertleşen rezin materyalinin etkisinin değerlendirilmesi: Randomize kontrollü klinik çalışma

Bakteriler tarafından üretilen organik asitlerin diş minesindeki interprizmatik boşluklardan girerek apatit kristallerini, kalsiyum ve fosfat iyonlarını çözmesi sonucu beyaz lezyonlar oluşmaktadır. Günümüzde başlangıç mine lezyonlarının (beyaz lezyon) oluşum mekanizması tüm ayrıntıları ile bilinmektedir. Yaygın beyaz lezyonlar; ağız hijyenine dikkat etmeyen bireylerde, kronik rahatsızlığı (Kserostomia, Serebral Palsy vb….) olan bireylerde, hamilelerde, reflü gibi rahatsızlıklardan dolayı asit erozyonu gözlenen ve ortodontik tedavi süresince ağız hijyenini sağlayamayan bireylerde sıklıkla gözlenmektedir. Sabit ortodontik tedavi sürecinde oluşan beyaz lezyonlar, hem estetik açıdan hem de dişlerin sağlığı açısından çok önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu durumu önlemek amacıyla kullanılan birçok çürük önleyici materyal, in vitro ve in vivo olarak değerlendirilmiştir. Bu materyallerden Cpp-Acp'nin (Tooth Mousse, RecaldentTM.; GC, Corp, Japan) in vitro ve in vivo çalışmalarda beyaz lezyonları önleme açısından oldukça etkin olduğu görülmüştür. Son dönemlerde ortaya çıkan, beyaz lezyon oluşumunu önleyen yeni bir ajan olan Ortho Coat (Ortho Choice, Pulpdent, Watertown, Mass) ile ilgili ise in vitro çalışmalar yapılmıştır; fakat literatürde in vivo olarak yapılan bir çalışma yoktur. Bu tez çalışmasında, dahil edilme kriterlerine uyan 60 hastanın ağız içi 4 eşit parçaya ayrılarak, braketleme aşamasından sonra, Ortho-Coat ve Cpp-acp üst çenede randomize olarak seçilen bölgelere uygulanmış, diğer bölgeler ise kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Tedavi başlangıcında ve 6 aylık gözlem süresi sonrasında yapılan ölçümler grup içi, gruplar arası ve kontrol gruplarına göre değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, ortodontik tedavi sırasında yetersiz ağız hijyeni nedeni ile oluşabilecek olan ve çürük başlangıcı olarak tanımlanan beyaz lezyonların önlenmesi amaçlanmıştır. Bireylere hem estetik açıdan, hem de ağız sağlığı açısından katkıda bulunmanın yanı sıra; yapılacak olan analizler sonucunda değerlendirilen ürünlerin beyaz lezyonların önlenmesine ne ölçüde etki edeceği incelenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle bu tez çalışmasında; ortodontik tedavi sırasında oluşan beyaz lezyonları önleme iddiasında olan Ortho Coat, bu konuda etkili olduğu düşünülen Cpp-Acp(Tooth Mousse) ile tedavi öncesinde ve 6 aylık gözlem süresi sonrasında karşılaştırılmıştır. Bu ürünlerin uygulandığı bölgelerde tedavi öncesinde ve 6 ay sonrasında yapılan ölçümler birbirlerine ve kontrol gruplarına göre karşılaştırılarak, istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Ortho Coat ve Cpp-Acp uygulanan bölgeler birbirlerine göre kıyaslandığında; Ortho Coat uygulanan bölgelerde, 6 aylık süreçte, Cpp-Acp uygulanan bölgelere göre beyaz lezyon oluşumuna daha az rastlanmış, daha düşük değerler elde edilmiş; bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

Dental mineDiş çürükleriDiş çürütücü ajanlar+3
Neslihan Karataş
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Alt çeneyi önde konumlandıran ağız içi fonksiyonel aparey ile birlikte düşük doz lazer tedavisinin diyabetik ratların alt çene kondilinde oluşturduğu etkilerin incelenmesi

Mandibular retruzyona bağlı Sınıf II malokluzyonlar, mandibulanın öne büyümesini hızlandıran ve kondiler büyümeyi uyaran fonksiyonel apareylerin kullanımıyla tedavi edilebilir. Bu süreç, kemik ve mineral metabolizmasında değişikliklere neden olan Tip 1 Diabetes Mellitus tarafından bozulabilir. Bu çalışmanın amacı, düşük doz lazer terapisiyle birlikte fonksiyonel apareylerin tedavi sırasında kullanımının, Tip 1 Diabetes Mellitus vakalarında kondiller cevaba etkilerinin değerlendirilmesidir. Ağırlıkları 210 ile 250 gr arasında olan 65 rat, rastgele 7 gruba ayrıldı. Grup 1 (n=5) kontrol grubu, Grup 2, 4, 5, 6 ve 7 ise fonksiyonel aparey uygulanan gruplardır. Grup 3, 4, 5, 6 ve 7 de Strepdozocin(STZ) uygulanmasıyla diyabet oluşturuldu. Grup 5 ve 7, insulin ile kontrol altına alındı. Grup 6 ve 7'ye ise 8 J/cm2 düşük doz lazer uygulandı. 4 hafta sonra, mandibular kondilde yeni kemik yapımı ve kondiller kıkırdak kalınlığını incelemek için histomorfometrik analizler yapıldı. Diyabetik grup ile tedavi grupları arasında önemli farklar varken, kontrol grubu ve diyabetik gruplar (Grup 3 hariç) arasında önemli fark bulunamadı. Sağlıklı ve insülinle tedavi edilen gruplarda aparey kullanımının, tüm kıkırdak tabaka kalınlığı ve yeni kemik oluşumu parametreleri üzerine etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Lazer uygulamasının, yalnız insülinle tedavi edilen grupta istatistiksel olarak anlamlı değişikliğe sebep olduğu görüldü. Sonuç olarak; fonksiyonel apareylerin sağlıklı ve insülin tedavisiyle kontrol altına alınmış olan Diabetes Mellitus vakalarında daha etkili olduğu ve lazer terapisinin tedavi altındaki Diabetes Mellitus'ta remodelling sürecinin stimulasyonu için fayda sağlayabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Fonksiyonel apareyler, Lazer terapisi, Mandibular ilerletme, Mandibular kondil, Tip 1 diabetes mellitus.

Diabetes mellitus-tip 1Lazer tedavisiMandibula+6
Zryan Jaza Hama Salıh
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ağız bakım ajanlarının ortodontik mini vida çevresindeki floraya olan etkilerinin in-vivo olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, farklı ağız bakım ajanlarının ortodontik tedavi gören hastalara uygulanan mini vida çevresindeki floraya olan etkilerinin in-vivo olarak incelenmesidir. Sabit ortodontik tedavi gören 55 hastadaki 80 mini vida çalışma için seçilmiş ve mini vidalar rastgele 4 gruba ayrıldı. 1. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu (Grup 1), 2. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve %0,12 klorheksidin içerikli gargara (Grup 2), 3. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve Listerine gargara (Grup 3), 4. gruptaki hastalar tarafından 1450 ppm flor içerikli diş macunu ve steril su spreyi (Grup 4) 3 haftalık süreyle kullandırıldı. Başlangıçta (T0) ve ağız bakım ajanının kullanıldığı 3 haftalık süre sonunda (T1), paper point yardımıyla biyolojik örnekler toplandı. Ardından tüm örnekler mikrobiyoloji laboratuvarında flora sayımı için kültüre edildi. Hastaların ajan kullanım performansları ve mini vida bölgesindeki periodontal indeks değerleri ölçüldü. Sonuç olarak Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'te mini vida etrafındaki toplam mikroorganizma sayısı, Grup 1'e göre daha çok azaldı. Grup 1 haricindeki 3 grubun birbirleriyle olan karşılaştırmasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Mikroorganizma türünde değerlendirme yapıldığında, T1 zamanında tüm gruplar için, herhangi bir mikroorganizma sayısında istatistiksel olarak anlamlı değişiklik gözlenmedi. Sonuç olarak Grup 2, Grup 3 ve Grup 4'teki ağız bakım ajanları, mini vida etrafındaki hijyeni sağlamak ve florayı azaltmak için kullanılabilir.

Ağız florasıDiş macunlarıKemik vidaları+5
Bayram Asarkaya
Gaziantep University
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Forsus apareyinin kondilin sentrik ilişki konumu üzerindeki etkileri

Bu tez çalışmasının amacı, forsus apareyinin, mandibular kondilin sentrik ilişki (Sİ) konumu üzerindeki, ortodontik tedavi sonrası ortalama iki yıllık etkilerini, sentrik ilişki kayıtları ile tespit etmektir. Çalışmamız, II. Sınıf 1. Bölüm kapanış bozukluğuna sahip 32 hasta (yaş ort. 15 yıl) üzerinden yürütülmüştür. Forsus apareyi öncesi, sonrası ve ortodontik tedavi bitiminden sonraki takip (ortalama 2.yıl) döneminde Roth'un 'Power Centric' metodu kullanılarak hastalardan sentrik ilişki kayıtları alınmış ve MPI (Mandibular Position Indicator) ölçümleri yapılmıştır. MPI bulgularına göre, dikey yönde meydana gelen ortalama sapma miktarı her üç dönemde hem sağ hem de sol kondilde ön-arka yönde görülen ortalama sapma miktarından daha fazla bulunmuştur. Forsus tedavisi öncesinde fizyolojik sınır dışında sapma (dikey ve ön-arka yönde ≥2mm, yatay yönde ≥0,5mm fazlalık) tespit edilen hastalarda, hem dikey hem de ön-arka yönde forsus tedavisi sonrası ve ortodontik tedavi sonrasındaki uzun dönemde sentrik sapma miktarında anlamlı düzeyde azalma meydana gelmiştir. Başlangıçta fizyolojik sınır içinde sapma gösteren hastalarda ise dönemler arasında anlamlı bir değişiklik görülmemiştir. Sonuç olarak; forsus tedavisinin, çalışma hastalarında, dikey ve ön-arka yöndeki fizyolojik sınır dışındaki sentrik sapma miktarını azalttığı ve bu durumun tedavi sonrası iki yıllık süreç içerisinde korunduğu tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibular kondil+3
Emel Engin Çakıroğlu
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Kendinden bağlamalı braket sistemlerinde twin force bite corrector kullanımının eklem konumu ve lateral sefalometrik değerler üzerindeki etkisinin incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, II. sınıf I. bölüm kapanış bozukluğuna sahip hastalarda Twin Force Bite Corrector sabit fonkiyonel apareyin lateral sefalometrik değerler ve eklem konumu üzerindeki etkilerini kendinden bağlamalı (Damon) ve geleneksel braketler (MBT) arasında karşılaştırarak ortaya koymaktır. Çalışmaya dâhil edilen 32 hasta (ort yaş 13,6), kendinden bağlamalı Damon braketlerin (ort yaş 12,7) ve geleneksel braketlerin (ort yaş 12,6) kullanıldığı hasta grubu olarak rastgele ikiye ayrılmıştır. Lateral sefalometrik radyografiler ve eklem konumunu belirlemek için kullanılan sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kayıtları tedavi öncesi (T0), TFBC öncesi (T1), TFBC sonrası (T2) ve tedavi bitimi (T3) olarak 4 dönemde alınmıştır. Toplam 128 lateral sefalometrik röntgen ve 128 sentrik ilişki-sentrik oklüzyon kaydı değerlendirilmiştir. Toplam tedavi süresi ortalama 16 aydır ve tedavi süreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. TFBC apareyinin hastalar üzerindeki genel etkileri olarak; üst çene gelişiminde gerileme, üst ve alt çene ilişkisinde düzelme, oklüzal düzlemin saat yönünde rotasyonu, overjet ve overbite değerlerinde azalma, üst kesicilerin geriye hareketi ve geriye eğimi, alt kesicilerin ileri hareketi, ileriye eğimi ve gömülmesi, üst azıların gömülmesi ve distal rotasyonu tespit edilmiştir. Dik yön yüz değerlerinde ve alt çenenin ön-arka yöndeki hareketinde istatistiksel olarak anlamlı bir sonuç bulunmamıştır. TFBC apareyinin etkileri, iki grup olarak karşılaştırıldığında ise Damon grubunda, MBT grubuna kıyasla SNA, ANB ve IMPA açısında Wits değerinde, alt yüz yüksekliğinde ve overjette daha fazla azalma, oklüzal düzlem açısında daha fazla rotasyon izlenmiştir. TFBC apareyinin eklem konumu üzerindeki etkisine bakıldığında başlangıç aşamasında, sentrik oklüzyon-sentrik ilişki arasındaki fizyolojik sapma % 40 oranında görülürken tedavi sonunda bu değerin %21'e düştüğü görülmüştür. Tedavi sonrası sağ ve sol kondilde ön-arka yönde sentrikte sapma değerlerinde tedavi öncesine göre azalma tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Eklem konumu, Geleneksel braketler, Kendinden bağlamalı braketler, Twin Force Bite Corrector, Sentrik ilişki, Sentik sapma

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibular kondil+2
Cemre Geze
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüz maskesi ve modifiye forsus apareylerinin geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki sınıf III hastalarda dentofasiyal yapılar üzerine etkilerinin karşılaştırılması

Bu araştırmanın amacı; büyüme ve gelişimi devam eden, geç karışık ve erken daimi dişlenme dönemindeki, maksiller gerilikten kaynaklı sınıf III hastalarda, Yüz Maskesi ve Modifiye Forsus aygıtlarının; dentoalveolar, iskeletsel ve yumuşak dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Bu amaçla Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'na başvuran 45 hasta 3 gruba ayrılmıştır. 15 hasta Yüz Maskesi, 15 hasta Modifiye Forsus ve 15 hasta Kontrol grubunu oluşturmaktadır. Tedavi ve kontrol gruplarında, uygulama-kontrol öncesi ve sonrası lateral sefalometrik radyografiler, intraoral ve ekstraoral fotoğraflar alınmıştır. Uygulama süresi, Yüz Maskesi grubunda 9.25 ay, Modifiye Forsus grubunda 4.54 ay olarak saptanmıştır. Kontrol grubunda gözlem süresi 6.1 ay olarak belirlenmiştir. İki tedavi grubunun tedavi süreleri karşılaştırıldığında, Modifiye Forsus grubunun, Yüz Maskesi grubuna göre anlamlı derecede kısa sürdüğü belirlenmiştir. Yapılan ölçümler sonucunda Yüz Maskesi grubunda overjette meydana gelen 5.91 mm'lik artışın, %68'i iskeletsel, %32'si dental değişikliklerden kaynaklanırken; Modifiye Forsus grubunda 5.45 mm'lik artışın, %43'ü iskeletsel %57'si dental değişikliklerden kaynaklanmıştır. Yüz Maskesi grubunda; Modifiye Forsus ve Kontrol gruplarına göre SNA, A-VR, A-HR ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı artış bulunmuştur. Modifiye Forsus grubunda ise U1/PP açısında ve U1-MaxVR mesafesinde Yüz Maskesi ve Kontrol grubuna göre anlamlı artış bulunmuştur.

Dental aygıtlarDentofasiyal yapıMaloklüzyon+6
Mehmet Ali Yavan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda sagital suturdaki hızlı genişletme ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisinin yeni kemik oluşumu ve relaps üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, sagital suturunda hızlı genişletme yapılmış ratlarda düşük doz lazer terapisinin, sutur bölgesinde yeni kemik oluşumuna ve relaps üzerine etkisini histolojik ve radyografik olarak incelemektir. Çalışmamızda kullanılan 36 adet 6-8 haftalık Wistar erkek ratta 100 gram kuvvet uygulayan bir ekspansiyon apareyi ile 7 gün ekspansiyon yapıldı. Daha sonra rast gele 3 gruba (kontrol, lazer + retansiyon, lazer ) ayrılan denklerden kontrol ve lazer + retansiyon grubuna bir retansiyon apareyi takılarak 7 gün retansiyon uygulandı. Lazer grubuna ise herhangi bir retansiyon apareyi uygulanmadı. Yedi günlük retansiyon sırasında lazer + retansiyon ve lazer grubuna düşük doz lazer terapisi uygulandı. 14. günün sonunda tüm gruplardaki deneklerin yarısı histolojik inceleme için sakrifiye edildi. Kontrol ve lazer + retansiyon grubundaki kalan deneklerin retansiyon apareyi çıkarıldı. Tüm denkler relaps için 7 gün bekletildi. 21. günün sonunda kalan tüm denekler sakrifiye edildi. Tüm deneklerden ekspansiyon öncesi (T0), ekspansiyon sonrası (T1), retansiyon sonrası (T2) ve relaps sonrası (T3) BT görüntüleri alındı. Histolojik incelemeler sonucunda, lazer + retansiyon ve laser grubunda osteoblast sayısında ve yeni kemik alanıdaki artış kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Radyografik incelemelerde, lazer + retansiyon grubunun relaps oranının kontrol ve lazer grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük olduğu bulundu. Bulgularımıza göre, hızlı genişletme sonrası, retansiyon protokolü ile birlikte uygulanan düşük doz lazer terapisi yeni kemik formasyonunu hızlandırarak retansiyon süresini kısaltabilir ve relaps oranını düşürebilir. Anahtar sözcükler: düşük doz lazer terapisi, hızlı genişletme, relaps, sagital genişletme, yeni kemik formasyonu

Alveolar kenar artırılmasıKemik rejenerasyonuKemik ve kemikler+4
Kadriye Ebru Ademci
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular retrognatiye bağlı sınıf 2 hastalarda fonksiyonel ortopedik tedavilerin masseter kasına etkisinin ultrasonik olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel ortopedik tedaviler sırasında masseter kasında meydana gelebilecek değişikliklerin incelenmesidir. 40 hastanın masseter kası ultrasonla 6 ay süreyle incelendi. Alt çene hareketlerindeki değişimler ile çiğneme kasları ve temporomandibular eklemde ağrı ve/veya spazm olup olmadığı da klinik olarak gözlemlendi. Sabit fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan 15, hareketli fonksiyonel ortopedik tedavi gören hastalardan da 15 olmak üzere toplam 30 hasta tedavi grubu olarak seçildi. Kontrol grubu için de klinik arşivinde bulunan ve aynı endikasyona sahip 10 hasta seçildi. Hastalara 6 aylık takip yapıldı. Tedavin başlangıcında (T0), üçüncü ayında (T1) ve sonunda (T2) olmak üzere 3'er defa kayıtlar alındı. Hastaların çiğneme kasları ve temporomandibular eklem muayenesi yapılarak alt çenenin hareket miktarları ölçüldü. Eş zamanlı olarak hastaların masseter kası ultrason görüntüsü alınarak kalınlık ve uzunlukları hesaplandı. Fonksiyonel ortopetik tedavi gören hastalarda masseter kasının kalınlığı T0 ile T1 arası anlamlı düzeyde azalırken, T1 ile T2 arası tekrar arttığı ancak başlangıç değerine ulaşamadığı gözlemlendi. Masseter kasının uzunluğunun ise T0 ile T1 arası anlamlı bir şekilde arttığı, T1 ile T2 arası değişmeyip başlangıç durumuna göre daha yüksek değerde olduğu görüldü. Tedavi sonunda çiğneme kaslarında anlamlı düzeyde bir kas hassasiyeti gözlemlenmedi. Hareketli fonksiyonel apereylerin, sabit olanlara oranla alt çenenin lateral hareketini daha çok kısıtladığı tespit edildi. Fonksiyonel tedavilerin mandibuladaki interinsizal mesafeyi anlamlı düzeyde arttırdığı, protruziv hareketi ise azalttığı gözlemlendi. Sonuç olarak hem hareketli hem de sabit fonksiyonel ortopedik tedavilerin, masseter kası ile çene hareketlerini etkileyen tedaviler olduğu düşünülmektedir.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+4
Mehmet Nezir Karaca
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Dudak damak yarıklı bireylerde faringeal hava yolu hacminin karşılaştırmalı değerlendirilmesi: KHBT çalışması

Bu çalışmanın amacı, dudak damak yarığına (DDY) sahip bireylerde faringeal hava yolu hacmini üç boyutlu olarak incelemek ve DDY bulunmayan bireylerin ölçümleri ile karşılaştırarak olası farklılıkları saptamaktır. Bu geriye dönük arşiv çalışmasına, 15 -25 yaş aralığında bulunan, DDY'ye sahip 40 birey (yaş ort: 18,1±2,9) ile DDY bulunmayan 40 bireye (yaş ort: 18,9±3,4) ait toplam 80 adet KHBT görüntüsü dahil edilmiştir. Her iki gruba ait nazal hava yolu, üst faringeal hava yolu, orta faringeal hava yolu ve alt faringeal hava yolu ile toplam hava yolu hacimleri "Simplant O&O v3.0.0.59 (Materialise, Belgium)" programı kullanılarak ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 17.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Sonuç olarak, DDY grubunda kontrol grubuna göre nazal hava yolu hacminin daha dar (26148,5 mm3-36409,8 mm3), orta faringeal hava yolu hacminin ise daha geniş (16677,6 mm3-11083,6 mm3) olduğu tespit edilmiştir (P≤0.0001). Gruplar arasında; üst, alt ve toplam hava yolu hacimlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Ayrıca, cinsiyet ve DDY tipleri arasındaki hava yolu hacimlerinde istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Bu sonuçlara göre, DDY'li bireylerde nazal hava yolu ve toplam hava yolu hacminin azalmış olduğu dikkate alınmalı ve bu hastalarda, hava yolunu olumlu yönde etkileyecek en uygun tedavi seçenekleri düşünülmelidir.

FarenksSolunumSolunum sistemi+3
Nazife İşler
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Fonksiyonel mandibular ilerletme apareyi kullanılan sıçanlarda sistemik üzüm çekirdeği ekstresi ve mezenkimal kök hücre kullanımı ile düşük doz lokal lazer uygulamasının damar ve yeni kemik oluşumu açısından kondil histolojisine etkisi

İskeletsel Sınıf II maloklüzyonların fonksiyonel tedavisi ile glenoid fossa ve kondilde büyüme elde edilebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, sıçanlarda alt çeneyi önde konumlandıran fonksiyonel apareyler ile birlikte uygulanan üzüm çekirdeği ekstresi (ÜÇE), mezenkimal kök hücre (MKH) ve düşük doz lazer terapisinin (DDLT), kondil bölgesindeki damarlanmaya ve yeni kemik oluşumuna etkilerinin incelenmesidir. Çalışma, ağırlıkları 250±50 gram olan, rastgele 8 gruba ayrılan 45 adet Wistar erkek sıçandan oluşmaktadır. Grup 1 (n=3) Kontrol grubu hariç, tüm gruplara (n=6) fonksiyonel aparey uygulanmıştır. Grup 2, sadece aparey uygulanan grup; Grup 3, apareye ek olarak sadece 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 4, sadece 8 J/cm2 DDLT; Grup 5, DDLT ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 6, 1x106 hücre / 100 ul besiyeri MKH ve 300 mg/kg/gün ÜÇE; Grup 7, DDLT ve MKH; Grup 8 ise, DDLT ile MKH ve ÜÇE uygulanan gruptur. 4 haftalık deneyin sonunda kondil kesitlerini immunohistokimyasal olarak değerlendirmek için yeni kemik oluşumu, yeni damar oluşumu, yeni osteoblast yapımı, osteonektin, VEGF, Tip II kollajen ve STRO-1 belirteçleri kullanılmıştır. Aparey kullanımı ile birlikte bütün parametrelerde önemli bir artış olduğu bulunmuş ve en fazla artış ise ÜÇE, lazer ve MKH'nin birarada kullanılmasıyla elde edilmiştir. MKH, uygulanan bütün gruplarda ölçülen parametreler lazer ve ÜÇE uygulamalarına göre daha fazla artış göstermiştir. Sonuç olarak, özellikle kök hücre olmak üzere, DDLT ve ÜÇE uygulamalarının Tip II kollajen oluşumunu, osteoblast farklılaşmasını ve yeni kemik oluşumunu daha fazla sağladığı tespit edilmiştir.

Bitki özütüDental aygıtlarKök hücreler+5
Merve Nur Eğlenen
Gaziantep University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Forsus apareyi uygulanmış sınıf II kapanış bozukluğuna sahip hastalardaki iskeletsel değişikliklerin üç boyutlu değerlendirilmesi: KHBT çalışması

Bu tez çalışmasının amacı Forsus apareyi (Forsus Fatigue Resistant Device, 3M Unitek) uygulanan Sınıf II kapanış bozukluğuna sahip hastalarda meydana gelen iskeletsel değişimlerin Konik Hüzmeli Bilgisayarlı Tomografi (KHBT) görüntüleri kullanılarak üç boyutlu olarak incelenmesidir. Geriye dönük olarak planlanan bu çalışma, kliniğimize tedavi amacıyla başvuran ve sabit fonksiyonel aparey endikasyonu olup başka bir çalışma amacıyla Çukurova Universitesi Diş Hekimliği Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalında Forsus apareyi uygulanmadan önce ve çıkarıldıktan sonra çekilmiş KHBT görüntüleri bulunan 35 hasta üzerinden yürütülmüştür. Hastaların büyüme ve gelişim potansiyeli farklılıklarından dolayı peak pübertal dönem olarak 13-14 ve geç pübertal dönem olarak 15-17 yaşları arası iki alt grup oluşturulmuştur. Hastaların seçiminde iskeletsel Sınıf II dişsel Sınıf II Bölüm 1 kapanış bozukluğuna sahip olmasına, KHBT çekimi sırasında bireylerin 13-17 yaş aralığında olmasına, tüm daimi dişlerinin sürmüş, herhangi bir alt çene deviasyonu, sistemik problemi ve temporomandibular eklem problemi olmamasına, ANB açısının 4 dereceden ve overjet miktarının 5 mm'den büyük olmasına dikkat edilmiştir. Forsus apareyi uygulanmadan önce ve çıkarıldıktan sonra alınan KHBT görüntüleri incelendiğinde, Forsus apareyinin peak pübertal dönemdeki hastalarda daha fazla olmak üzere alt çene üzerinde uyarıcı etkisi olduğu görülmüştür. Üst çene üzerinde sagital yönde iskeletsel etki gözlemlenmemiştir. Dik yön oranlarında her iki grup için de değişiklik görülmemiştir. Her iki grup için de üst kesici dişlerin dikleştiği, alt kesici dişlerin devrildiği görülmüş, geç pübertal dönemdeki hastalarda bu durumun daha şiddetli olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, Forsus apareyinin Sınıf II kapanış bozukluğuna sahip bireylerde olumlu yönde iskeletsel etkisinin bulunduğu ancak geç pübertal dönemdeki bireylerde bu iskeletsel etkinin sınırlı olduğu görülmüştür.

Dental aygıtlarMaloklüzyon-angle sınıf IIOrtodonti+4
Onur Gürkaynak
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İskeletsel sınıf 2 ve sınıf 3 maloklüzyonlarının konuşma sesleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Konuşma sesleri, iskeletsel ve dental maloklüzyonlar, işitme ile ilgili problemler, nörolojik bozukluklar, kraniyofasiyal anomaliler gibi bir çok faktörden etkilenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı iskeletsel anomaliye sahip bireylerin maloklüzyonunun konuşma sesleri üzerine etkilerinin fonetik inceleme yöntemleriyle karşılaştırılmasıdır. Çalışmada, Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda ortodontik tedavisi tamamlanıp, Sınıf 1 ilişki sağlanmış hastalardan alınan tedavi sonu ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler ile aynı bölüme maloklüzyon şikayeti ile başvurmuş Sınıf 2 ve Sınıf 3 ilişkiye sahip hastalardan alınan tedavi öncesi ses kayıtları ve sefalometrik radyografiler değerlendirilmiştir. Her grupta 20 hasta olacak şekilde toplamda 60 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Konuşma seslerinin nasıl etkilendiğinin incelenebilmesi için konuşma metinleri oluşturulmuştur. Ses kayıt alma işlemi sesten arıtılmış özel ses kayıt odasında gerçekleştirilmiştir. Sırasıyla labiodental, dental ve alveolar ünsüzler olan /f/, /s/ ve /ş/ sesleri değerlendirme için seçilmiştir. Seslerin segmentasyon işlemi sonrası spektral ağırlık merkezi, standart deviasyon, skewness ve kurtosis değerlerine bakılarak malokluzyonlar arası farklılıklar değerlendirilmiş ve sonrasında yapılan sefalometrik ölçümler ile akustik parametrelerin korelasyonu incelenmiştir. Sonuç olarak, akustik değerlendirmede incelenen seslerde maloklüzyona bağlı değişimler bulunmuş, fakat sefalometrik ölçümler ile orta derecede bir korelasyon görülmüştür.

AkustikAkustik impedans testleriDiş hekimliği+5
Güzin Bilgin Büyüknacar
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sınıf III maloklüzyonların tedavisinde kullanılan yüz maskesi, kemik destekli maksiller protraksiyon ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon yöntemlerinin biyomekanik etkilerinin sonlu elemanlar analiziyle incelenmesi

Bu çalıĢmanın amacı, maksiller retrüzyona sahip hastaların tedavisinde kullanılan farklı iskeletsel ilerletme y ntemlerinin in vitro olarak incelenmesidir. Gaziantep Üniversitesi DiĢ Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim dalında daha nceden tedavi edilmiĢ 10 yaĢında maksiller retrüzyona sahip hastanın bilgisayarlı tomografi g rüntülerinden elde edilen kafatası modeli üzerine 3 ayrı tedavi senaryosu kurgulandı ve sonlu elemanlar analizi uygulandı. Birinci senaryoda; hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi, ikinci senaryoda; kemik destekli maksiller ilerletme y ntemi ve hızlı üst çene geniĢletmesi, üçüncü senaryoda ise; hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemi kullanıldı. Hyrax vida her modelde 0,25 mm aktiflendi ve her bir taraf için yüz maskesinde 500 g, kemik destekli maksiller ilerletmede ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde 250 g kuvvet uygulandı. ÇalıĢma sonucunda hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modeli ile kemik destekli maksiller ilerletme y nteminde kafatasında benzer stres dağılımları g rülürken bu stresler hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemine g re daha fazlaydı. Sonuçta maksillada kemik destekli maksiller ilerletme modelinde orta yüzü kapsayacak kadar ne ilerleme bulunurken, hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y nteminde maksillada daha çok Le Fort I düzeyinde maksiller ilerleme bulundu. Hızlı üst çene geniĢletmesi ve yüz maskesi modelindeyse daha çok dentoalveoler ilerleme tespit edildi. Elde edilen gerilme dağılımları ve deplasman değerleri g z nünde bulundurulduğunda, kemik destekli maksiller ilerletme y nteminin hem diĢsel yan etkileri ortadan kaldırması hem de maksiller ilerletmedeki etkinliği sebebiyle hızlı üst çene geniĢletmesi/yüz maskesi ve hibrid hyrax+mentoplate kombinasyon y ntemlerine g re daha fazla iskeletsel etkinlik sağladığı g rüldü.

BiyomekanikDiş hekimliğiMaksilla+4
Serhat Özdemir
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller gömülü kanin dişlerin ballista spring ve elastik iplik yöntemleriyle sürdürülmesinin sonlu elemanlar metoduyla karşılaştırılması

Maksiller kanin dişler, üçüncü molar dişlerden sonra en sık gömülü kalan dişlerdir. Gömülü dişlerin ortodontik tedavi ile sürdürülmesi sonucu dişlerin dental arkta yerini alması kadar önemli bir diğer nokta da sürdürme işlemi sırasında çevre periodontal dokulara etkiyen kuvvetin fizyolojik sınırlarda tutularak bu yapıların sağlığının korunmasıdır. Sonlu elemanlar analiz yöntemi mühendislikte yapıların gerinme gerilme problemlerini çözen ortodonti alanında da dişlerde ve komşu periodontal yapılarda görülen stres dağılımlarının incelenmesinde sıklıkla kullanılan güçlü bir bilgisayarlı simülasyon metodudur. Çalışmamızda kliniğimizde gömülü diş sürdürülmesi için kullanılan yöntemler arasında sık kullanılan ballista spring uygulaması ve elastik iplik uygulaması yöntemlerinin komşu dokular üzerindeki etkilerinin karşılaştırılması sonlu elemanlar analizi yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Bu amaçla maksiller gömülü kanin dişe ark teli üzerinden, elastik iplik ve 0.016 inch paslanmaz çelik telden yapılan balista spring ile kuvvet uygulanan iki model oluşturulmuştur. Çalışma sonunda her iki modelde de uygulanan kuvvet miktarı eşit olmasına rağmen gömülü kanin ve ankraj dişler ile komşu periodontal dokularda basma ve gerinim değerlerinin elastik iplik modelinde daha yüksek olduğu görülmüştür. Ballista spring yönteminde ise kuvvet uygulanmasını takiben sol posterior bölgede yoğunlaşan stresler özellikle birinci premolar ve birinci molar dişte devirici kuvvetlere sebep olmaktadır. Sonuç olarak elastik iplik yöntemi ile gömülü kanine komşu dişlerde devrilme hareketi meydana gelmesi bu yöntemin en belirgin dezavantajı olarak ortaya çıkarken ballista spring uygulamasında ise ankraj alınan posterior dişlerde devrilme gözlenmiştir. Anahta sözcükler: ballista spring, diş sürdürme, elastik iplik, finite element, maksiller gömülü kanin

Dental stres analiziDiş sürmesiDiş-gömülü+4
Ali Furkan Karakoyunlu
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM ve konvansiyonel yöntem kullanılarak üretilen farklı retansiyon apareylerinin ve uygulamada kullanılan farklı yüzey pürüzlendirme yöntemlerinin etkinliğinin in vitro olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı 3 farklı retansiyon apareyi ve mine yüzeyi pürüzlendirme yönteminin kırılma bağlanma dayanımı, kırılma modu, tel deformasyonu ve aşındırma yöntemlerinin mine yüzeyinde yapmış oldukları değişim açısından in vitro olarak karşılaştırılmasıdır. 270 adet sağlam alt kesici diş, ikili gruplar halinde akrilik bloklar içerisine gömüldü. Ölü yumuşak tel, CAD/CAM destekli ve fiber içerikli tel uygulanan diş blokları, asit, Er:YAG ve Er,Cr:YSGG lazer ile pürüzlendirilerek toplam 9 grupta incelendi. Yüzeylerde oluşan değişiklik taramalı elektron mikroskobu ve atomik kuvvet mikroskobu ile görüntülendi. Örneklerin bağlanma dayanımları analiz edildi. Dişlerin üzerinde kalan yapıştırıcı artıklarının değerlendirilmesi amacıyla da ARI indeksi kullanıldı. Yapılan değerlendirme sonucunda; ölü yumuşak tel ve asit kullanılan grubun, en yüksek bağlanma dayanıma sahip olduğu ve aşındırma yöntemi olarak asit kullanılan tüm sabit pekiştirme aparey gruplarında bağlanma dayanımlarının diğer aşındırma yöntemlerine göre daha fazla olduğu görüldü. En fazla deformasyon ölü yumuşak tel-asit grubunda idi. Deformasyon miktarı CAD/CAM destekli tel kullanılan tüm gruplarda en az olup hiç deformasyon gözlenmedi. Bu tez çalışmasında istatistiksel değerlendirme sonucunda ARI indeks ile aşındırma yöntemleri arasında anlamlı ilişki olduğu tespit edildi. Sonuç olarak asit yöntemi ile mine yüzeyinin aşındırılmasının diğer lazer uygulamaları ile karşılaştırıldığında daha üstün olduğu görüldü. Aynı zamanda asit yöntemi ve ölü yumuşak telin birlikte kullanılmasının istatistiksel olarak anlamlı olmasa da en yüksek bağlanma dayanımına sahip olduğu saptandı. CAD/CAM destekli telin hiç deformasyon göstermemesi sebebiyle klinik uygulamalarda yeniden kullanılabilme imkânı sağlayacağı ve mine yüzeyinde kalan adeziv miktarı göz önünde bulundurulduğunda hasta için daha konservatif, hekim için ise seans zamanı açısından daha avantajlı olduğu düşünüldü.

CAD/CAMDental bondingDental mine+7
Merve Aycan
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç farklı elastik ligatür türünün PCR (Polimeraz zincir reaksiyonu) yöntemi ile mikrobiyal açıdan ve AFM (Atomik kuvvet mikroskobu) ile yüzey pürüzlülüğü bakımından incelenmesi

Bu çalışma Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı'nda tedavisine başlanmış olan 10 hasta (6 erkek, 4 kız; 13,58 ± 0,79 yaş) ile yürütülmüştür. Cross quadrant invivo olarak dizayn ettiğimiz çalışmamızda üç farklı elastik ligatürün mikrobiyolojik açıdan ve yüzey pürüzlülüğü bakımından incelenmesi yapılmıştır. Hastalardan T0, T1, T2, T3 ve T4 olmak üzere 5 ayrı zamanda PI ve GI ölçümleri yapılmıştır. Hastaların ağzından T1, T2, T3 ve T4 zamanlarında çıkarılan elastik ligatürlere S.mutans sayısının belirlenebilmesi için real time PCR analizi yapılmıştır. Yüzey pürüzlülüğü analizleri, AFM ile değerlendirilmiştir. Başlangıç PI ve GI ölçümleri, tüm tedavi periyodu boyunca yapılan ölçümlerden anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Tedavi boyuca yapılan PI ve GI ölçümlerinin kendi aralarında karşılaştırmasında anlamlı bir fark bulunmamıştır. Grupların toplam bakteri sayısının birbirleri ile karşılaştırmasında I. Grup elastik ligatürler üzerinde biriken S mutans sayısı diğer tüm gruplardan anlamlı şekilde fazla bulunmuşur. Diğer elastik ligatür grupları arasında ya da bu gruplar ile kontrol grubu arasında ise anlamlı fark bulunmamıştır. Tüm grupların başlangıç yüzey pürüzlülüğü (Ra0) ve ağızda kullanılmış yüzey pürüzlülüğü değerleri (Ra1) değerleri birbirlerinden farklı bulunmuştur. Grupların Ra0 ve Ra1 değerlerinin karşılaştırmasında I.grupta Ra0 anlamlı derecede büyük bulunmuştur. II. Grupta ve III. grupta ise anlamlı bir farka rastlanmamıştır. Elastik gruplarının yüzeyinde biriken toplam S.mutans sayısı ile Ra1 parametreleri arasında korelasyon bulunamamıştır. Sonuç olarak yüzey pürüzlülüğü ile mikroorganizma kolonizasyonu arasında bir ilişki saptanamamıştır. Anahtar Sözcükler: AFM , in vivo, PCR, S.mutans, yüzey pürüzlülüğü

Dental plakDiş çürükleriMikroskopi+6
Çağlar Dağdeviren
Gaziantep University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan forsus FRD EZ2 ve biobite corrector sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılması

Bu çalışmanın amacı, alt çene gelişim geriliği olan hastalarda uygulanan Forsus FRD EZ2 (Forsus) ve Biobite Corrector MS (BBC) sabit fonksiyonel apareylerinin etkinliklerinin sefalometrik olarak karşılaştırılmasıdır. Gaziantep Üniversitesi Ortodonti Bölümü arşivinde bulunan ve ortodontisti tarafından mandibular retrognati endikasyonu konulmuş, sabit fonksiyonel tedavi uygulanmış, apareyi ağızdan uzaklaştırılmış, ara kayıtları alınmış hastaların apareylerin uygulandığı ve çıkarıldığı seanslarda alınmış sefalometrik radyografileri analiz edilmiştir. Forsus grubu 21 (15,57±1,66 yıl), BBC grubu ise 20 (15,79±1,68 yıl) olmak üzere toplam 41 hasta sefalometrik radyografilerinden oluşmaktadır. Her iki sabit fonksiyonel aparey, molar ilişkisi sınıf I olana kadar yaklaşık Forsus grubunda 6,3±1, BBC grubunda 6,5±1 ay ağızda tutulmuştur. Toplamda 41 hastanın 82 adet lateral sefalometrik radyografilerinde açısal ve lineer ölçümler yapılmıştır. Normal dağılıma sahip değişkenlerin iki bağımsız grupta karşılaştırılmasında Student t testi, 2 bağımlı grupta karşılaştırılmasında ise Eşleştirilmiş t testi kullanılmıştır. Ölçümlerin güvenirliğinin saptanması için ICC ve %95 güven aralıkları hesaplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Forsus ve BBC apareylerinin alt çene gelişim geriliğine sahip hastalardaki overjet, overbite ve molar ilişki düzeltiminde etkili oldukları ve elde edilen etkinin daha çok dentoalveoler olduğu, iskeletsel etkinin ise minimal olduğu belirlenmiştir. Tedavi sonunda, üst kesici dişlerde retrüzyon ve alt kesici dişlerde protrüzyon gözlenmiştir. BBC apareyinin, Forsus apareyine göre IMPA değerindeki daha az artışa neden olduğu tespit edilmiştir. Forsus ve BBC sabit fonksiyonel apareylerinin her ikisi de alt çene gelişim geriliğine sahip geç adölesan dönemdeki bireylerde, diş çekimi ya da ortognatik cerrahi endikasyonu konulabilecek sınır vakalarda alternatif tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Biobite Corrector, Forsus FRD EZ2, Sabit fonksiyonel aparey, Sefalometrik karşılaştırma, Sınıf II maloklüzyon

MaloklüzyonMaloklüzyon-angle sınıf IIMandibula+3
Fatih Mehmet Zopcuk
Gaziantep University
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of stainless steel and titanium alloy infrazygomatic crest mini implants by using finite element analysis

The infrazygomatic crest mini implant is one of the temporary anchorage devices that have been widely used as skeletal anchorage in cases where specific orthodontic movements have to be obtained with absolute anchorage. Titanium and stainless steel are the materials of choice for orthodontic mini implants due to the specific properties of each of them. The purpose of this study was to compare between titanium and stainless steel infrazygomatic crest mini implant regarding the stress generated by each of them using finite element analysis. Three dimensional models of maxillary and zygomatic bone with mini implants (Ortho Bone screw, mushroom 2.0; Dentos Abso anchor, small head type SH 2018-12) were constructed, both mini implants have been inserted in the infrazygomatic crest area at angle of 70 degree and 14 mm above the occlusal plane. Two different scenarios then performed on each mini implant with forces of 300 g for maxillary molar distalization and 150 g for maxillary molar intrusion using close coil spring. Stress/strain patterns generated on cortical bone, cancelous bone, mini implants and roots of the maxillary first molar were evaluated, then the peak values of PMax, PMin and von Mises stresses were compared between titanium and stainless steel mini implants. In both scenarios peak values of stress were greater in titanium than in stainless steel for all study models. Titanium mini implants create greater stress than stainless steel mini implants when used as anchorage device in the infrazygomatic crest region.

Dental implantationDental implantsDental stress analysis+3
Sarah Farıs Alsabunchı
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

I. sınıf kapanışa sahip bireylerin yumuşak doku estetik normlarının arnett analizi ile değerlendirilmesi

Amaç: Literatürde, sert doku sefalometrik analiz yöntemleri ve Arnett yumuşak doku analiz yöntemi ile farklı etnik gruplarda çalışmalar yapılarak; birçok bölgenin sert ve yumuşak doku normları incelenmiştir.Fakat literatürde Çukurova bölgesinin bölgesinin yumuşak doku estetik normlarının incelendiği herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır.Bu çalışma literatürdeki bu eksikliğin giderilmesi amacı ile planlanmıştır. Gereç-Yöntem: Çukurova Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı arşivinden; I. Sınıf kapanışa sahip ve dahil edilme kriterlerine uyan 45 kadın, 45 erkek toplam 90 birey üzerinde çalışmamız bir öncül çalışma olarak gerçekleştirilmiştir. Dahil edilen bireyler 3 yaş grubuna ayrılmıştır. 16-20 yaş I. Grup, 20-25 yaş II. Grup ve 25-30 yaş III. Grup olarak belirlenmiştir. Bu tez çalışması, bireylerin lateral sefalometrik radyograflar üzerinde, Arnett yumuşak doku analiz yöntemi, Audaxceph Advantage programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızdaki 45 erkek bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', M-M', ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MX1-TVL ve MD1-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Çalışmamızdaki 45 kadın bireyin 13 yumuşak doku değeri literatürde bahsi geçen ortalama değerlerine göre kıyaslandığında; ULT, LLT, P-P', NLA, ULA, A'-TVL, ULA-TVL, MD1-TVL ve LLA-TVL değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Sonuç: 90 bireyin yaş grupları ve cinsiyetler arasında Arnett yumuşak doku değerleri istatistiksel olarak değerlendirilmiş ve farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.

Dental estetikEstetikMaloklüzyon+4
Batuhan Güllü
Çukurova University
2016
00