
43
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ağızdan ağıza pazarlamanın tüketime etkisi: Rusya pazarı örneği
Gösterişçi tüketim, sosyoekonomik açıdan her toplumda bireylerin tüketici kimliklerini ve toplumsal statülerini, tükettikleri ürünler ve hizmetler aracılığıyla sergilemelerini mümkün kılmaktadır. Kapitalist sistemin bir yansıması olan bu tüketim türü dijital dünyanın gelişmesi ve büyümesiyle de gün geçtikçe toplumlarda yaygınlaşmaktadır. Teknoloji ve iletişimde yaşanan gelişmelerle tüketicilerin istek ve ihtiyaçları değişmekte ve farklılaşmaktadır. Pazarlama tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarının karşılanmasına dayanmaktadır ancak geleneksel pazarlama yöntemleri artık tüketicilerin beklentilerini belirleyerek tüketicilerin isteklerinin giderilmesinde yetersiz kalmaktadır. Gün geçtikçe alternatiflerin fazlalaşması, kitle iletişim araçlarına olan güvenin azalması gibi nedenler tüketicilerin kafa karışıklığı yaşaması sonucunu doğurmakta ve tüketiciler karar verme sürecinde zorlanmaktadır. Tüketiciler bu karışıklıktan ve zorluluktan kurtulmak için farklı yollara yönelmişlerdir. Ağızdan ağıza pazarlama son derece güvenilir bir pazarlama yöntemi olduğu için, işletmeler ağızdan ağıza pazarlamayı tüketicilere ulaşmak için giderek daha fazla kullanmaktadır. Çalışmada, ağızdan ağıza pazarlamanın gösterişçi tüketim üzerindeki etkisi araştırılmış ve bu kavramın tüketim toplumundaki yeri incelenmiştir. Gösterişçi tüketim üzerine teorik çalışmalar, gösterişçi tüketimi yaygınlaştıran faktörler, gösterişçi tüketim ve yabancılaşma, gençler ve gösterişçi tüketim arasındaki ilişki de bu tezin araştırma konularından bazılarıdır. Çalışmanın uygulamalı kısmında Rusya pazarındaki 442 katılımcıya anket yapılmıştır ve bu katılımcıların demografik özellikleri üzerinden ağızdan ağıza pazarlamanın gösterişçi tüketim üzerinde etkisi olup olmadığı irdelemiştir. Bu çalışmada Rus tüketicisi üzerinde ağızdan ağıza pazarlamanın gösterişçi tüketim üzerindeki rolü araştırılmıştır. Bu amaçla Rusça bir anket formu hazırlanmıştır ve ağızdan ağıza pazarlamanın gösterişçi tüketim üzerine etkisi hakkında görüşleri alınarak bilgi toplanmıştır ve bu bilgiler SPSS istatistik programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda ve çalışmanın hipotezleri doğrultusunda ağızdan ağıza pazarlamanın gösterişçi tüketim üzerinde etkisi kabul edilmiştir ve belirlediğimiz hipotezlerimizin biri hariç tümü kabul görmüştür.
Pandemi sürecinde organik ürün tüketicilerinin satın alma davranışının incelenmesi: Edirne örneği
COVID-19'un neden olduğu pandemi, birçok tüketicinin zihniyetini değiştirmiştir. Bireyler artık değişen ve kirlenen dünyanın daha fazla farkında olmaktadır. Pandemiden önce, çevresel kaygı ve sürdürülebilirlikte algılanan bir artış görülmekle birlikte, COVID-19 pandemisinin bu süreci daha da hızlandırdığı ve daha fazla insanı bu sorumluluğu üstlenmeye motive ettiği açıktır. Dolayısıyla sağlık krizi, çevre dostu tarım yöntemleriyle üretilen ve yapay olarak değiştirilmemiş gıdalar olan organik gıdaların tüketimini tetikleyebilmiştir. Dünyada ortaya çıkan COVID-19 pandemi krizinin oluşturduğu endişe ve panik hali, tüketicilerin davranış biçimlerini de hızlı ve büyük bir değişime uğratmıştır. Özellikle organik gıda tüketiminde ve satın alma davranışlarında büyük değişimler ortaya çıkmıştır. Salgın sürecinde kişilerin evlerinde yemek yemeyi seçmesi, sağlıklı alışkanlıklar edinmek istemeleri ve tüketimle ilgili alışkanlıklarında değişim olması, tüketicilerin gıda satın alım davranışlarının üstünde durulmasıyla daha çok araştırmanın gerçekleştirilmesi gerekliliğini göstermektedir. Çalışmanın amacı, pandemi sürecinde organik ürün tüketen bireylerin satın alma davranışlarının farklı değişkenlere göre incelenmesidir. Çalışmanın örneklemi Edirne ile ile sınırlandırılmıştır. Çalışmanın sonucunda, pandemi sürecinde organik gıdalara yönelik tutum ve satın alma davranışı arasında olumlu yönde ve anlamlı ilişkilerin bulunduğu görülmektedir. Buna göre organik gıdalara yönelik tutum pozitif yönde arttığında, pandemi sürecinde organik gıdalara yönelik satın alma davranışları da artmaktadır. Ayrıca, organik gıdalara yönelik tutum ve pandemi sürecinde organik gıdalara yönelik satın alma davranışı değişkenlerinin katılımcıların cinsiyetlerine, yaşlarına, eğitim ve gelir düzeylerine, hastalığı geçirme durumları, organik ürün tüketim sıklığı ile anlamlı ilişkileri bulunmaktadır.
Sosyal medya pazarlama aktivitelerinin marka sadakati üzerindeki etkisi: E-ticaret şirketi üzerinde bir uygulama
Günümüzde markaların çoğu geleneksel medya platformlarının içerik üretme ve kampanya yayınlama süreçlerinin zorlayıcı ve maliyetli olduğunu düşündükleri için sosyal medyayı tercih etmektedir. Bu nedenle, işletmeler sosyal medya pazarlama stratejilerine eskisinden daha fazla önemsemektedir. Ayrıca işletmeler satış oranını ve karlılığını artırmak için marka sadakatine de özel önem vermek zorundadır. Bu noktada, bulunduğumuz zamanda pazarlamayla marka sadakati arasında oldukça yakın bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkündür. Bu araştırmada, sosyal medya pazarlama aktivitelerinin marka sadakati üzerindeki etkisi İran'daki bir e-ticaret şirketi üzerinde ölçümlenmektedir. Bu çalışmada verilerin toplanması için nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır ve araştırma ilişkisel tarama modelinde desenlenmiştir. İlişkisel model, bir ya da birden fazla değişken arasında ilişkinin belirlendiği modeldir. Bu araştırma özelinde, Katılımcıların Sosyal Medya Pazarlama Aktiviteleri düzeyleri ile Marka Sadakati seviyeleri arasındaki ilişki incelenmiştir.
Türkiye'de Ar-Ge harcamalarının ihracat üzerine etkisi
Ülkelerin uluslararası ticarette rekabet edebilmesi için, Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vermeleri çok daha önemli hale gelmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de Ar-Ge harcamaları ile ihracat performansı arasındaki olası nedensellik ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada ampirik metodoloji olarak Granger Nedensellik Analizi uygulanmıştır. Analizde 1996-2023 arası dönem incelenmiş olup yıllık veriler kullanılmıştır. Çalışma neticesinde Türkiye'de AR-Ge harcamalarından ihracat performansına doğru istatistiksel olarak anlamlı ve tek yönlü bir nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Bulgular, Ar-Ge harcamalarının ihracat performansı üzerindeki yapısal etkilerini destekler niteliktedir. Bu etkinin geliştirilmesi ve sürdürülmesi için (uzun dönemli) yapısal reformlar ve uygulamalarla desteklenmelidir.
Proposal of a decision-making model for digital technology adoption: A blockchain case study
Blockchain Technology promises significant benefits in the scope of the supply chain and attracts the attention of both scholars and practitioners. In this direction, academic research on revealing the disruptive potential of Blockchain in supply chains' functional and structural dynamics is understandably increasing. However, despite the immense potential of technology and the academic and practical effort to accelerate its diffusion in supply chains, not much progress has been made in its industrial applications. Hence, the main shortcoming in the extant research is that the proposed adoption models are mostly conceptual, with low applicability. Notably, extant literature does not adequately address whether a firm should adopt Blockchain Technology, and therefore, in this study, the net value of adoption is introduced to fill this gap in the literature. The theoretical grounds of the proposed adoption decision framework lie in the technology-organization-environment framework and force field theory, while it represents a single numerical metric that uncovers "the net value" of Blockchain adoption for a particular enterprise. The suggested framework is further supported by dynamic capabilities and relational view theories. The proposed metric, the net value of adoption, is the computational difference between the expected benefits from the summation of the expected risks and adoption barriers. The research employs a two-step modified Delphi and DEMATEL-based Analytical Network Process (DANP) methodology.
The performance of national innovation systems during the global crisis: A cross-country analysis
After the 2007 financial crisis and with the rise of information and communication technologies, the main driver of sustainable growth shifted from capital accumulation to innovation driven and knowledge based economy. This focus on knowledge and innovation lead countries' and regions to constitute innovation strategies and plans in order to use scarce resources efficiently and maximize the value added by innovation to economic and social welfare. In this study, two alternative models with two different approaches of Data Envelopment Analysis (DEA) under two different specifications (input-oriented and output-oriented) are utilized to trace innovation performance across 58 countries during the global crisis period from 2007 to 2012. The empirical evidence reveals the negative effects of 2008 crisis are reflected to innovation efficiencies of countries in 2008 in the base model and 2009 in the lag model. In addition, grouping countries according to their GDP and GDP per capita and implementing two different models prove that there could be differences in the innovation efficiency results since DEA model shows the innovation efficiency in comparison with the other countries' efficiency. Lastly, with the data it is proven that higher GDP or higher GDP per capita do not lead to high innovation efficiency.
Turistik bir ürün olarak şehir ve marka değeri: Mardin örneği
Mardin, çağlar boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, bu medeniyetlerden izler taşıyarak bünyesinde önemli tarihsel ve kültürel zenginlikler barındırmaktadır. Farklı etnik grupların birlikte yaşadığı, somut ve soyut verileriyle katmanlı bir kültür birikimi oluşturduğu kozmopolit bir şehir olarak önemli bir değere sahiptir. Çalışmanın literatür kısmında öncelikle marka, markalaşma ve marka değeri bileşenleri detaylı olarak açıklanmıştır. Daha sonra kent ve marka kent kavramları incelenmiştir. Araştırma kısmında ise kültür ve inanç turizmi olarak ön plana çıkan Mardin'e ait turistik ürün unsurlarının açığa çıkarılarak şehrin marka değerine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda 405 ziyaretçiye anket yöntemiyle birtakım önermeler yöneltilip bu ziyaretçilerin ifadelere katılım düzeyleri ölçülmeye çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler SPSS paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada Frekans Analizi, Faktör Analizi, t- testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Regresyon Analizi gibi tekniklerle araştırmanın hipotezleri test edilmeye çalışılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular, Mardin'in doğal, tarihi ve kültürel çekicilikler açısından oldukça yüksek bir potansiyele sahip olduğunu göstermekte, ziyaretçilerin kente sadakatle bağlı olduğu, kenti ziyaret edenlerin tekrar ziyaret etmek istedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Mardin'i daha çok genç turistlerin, erkeklerin, evlilerin ve lisans mezunu olanların ziyaret ettiği tespit edilmiştir. Gelir seviyesi bakımından ziyaretçi sayılarının birbirine çok yakın olduğu; genel olarak uzun süreli konaklama gerçekleştirdikleri ve kenti daha çok kültür amacıyla ziyaret ettikleri belirlenmiştir.
Tüketici temelli marka değerinin marka performansı ve marka güveni ile olan ilişkisi: Mardin ili örneği
Otomobil pazarlarındaki rekabet ve marka çeşitliliği, otomobil üreticisi olan firmaların gerek satış gerek pazar performanslarını etkilemekte olup, otomobil satın alma gereksinimi duyan tüketicilerin de markalar arasından tercih yapmalarını güçleştirmektedir. Tüketicilerin marka tercihlerindeki en büyük etken fayda kavramıdır. Tüketiciler genel olarak kullanmaktan memnuniyet duydukları ve azami oranda tatmin sağladıkları markalara güven duymaya meyillidirler. Markalaşma sürecini tamamlamış üretici firmalar, marka performanslarını arttırabilmek için tüketicilerin değer ve güven algılarına hitap edecek pazarlama stratejileri geliştirme yoluna gitmektedirler. Araştırmanın amacı, ODD (Otomotiv Distribütörleri Derneği) 2021 yılı verilerine göre Türkiye'de en çok satılan 5 otomobil markası olan Fiat, Renault, Volkswagen, Ford ve Toyota markalarının Mardin ilinde yaşayan kullanıcılarının bakış açılarıyla tüketici temelli marka değeri, marka performansı ve marka güveni kavramları analiz etmek, bu kavramlar arasındaki ilişkileri istatistiki verilerle incelemektir. Araştırmada, Mardin ili ve ilçelerinde ikamet eden 18 yaş üstü toplam 463 otomobil kullanıcısının marka algılarına yönelik yargıları çevrimiçi anket yoluyla elde edilmiştir. Toplanan verilerin analizinde frekans analizi, faktör analizi, güvenilirlik testi, korelasyon analizi ve fark testleri yöntemleri kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre tüketici temelli marka değeri ile marka güveni arasında, tüketici temelli marka değeri ile marka performansı arasında ve marka güveni ile marka performansı arasında istatistiksel açıdan anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırmada katılımcılardan kullandıkları markayı değiştirip değiştirmeme durumlarına göre tüketici temelli marka değeri boyutları yargıları analiz edilmiş olup kullandığı markayı değiştirmeyecek olan katılımcıların, kullandığı markayı değiştirecek olan katılımcılara göre marka değeri algılarının çok daha güçlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma verilerine göre Mardin ilinde marka değeri algısı en kuvvetli olan ve en fazla tercih edilen markanın Volkswagen olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
أثر جائحة كورونا على سلاسل التوريد الدولية لشركات اللاجئين السوريين في غازي عنتاب وإسطنبول
This study aims to determine the flexibility dimension of international supply chains for the companies of refugees in Turkey during the global epidemic Corona (COVID-19), which has caused changes all over the world, including the activities of commercial and industrial companies. Thus, it will be determined to what extent the companies of refugees have been affected by the closures. This includes the full and sanitary isolation operations implemented at the international level by governments to limit or reduce the movement of resources and products in international areas. The sub-objectives are to identify the resilience of international supply chains and their response to global crises (information, raw materials, inventory, processing, physical distribution and transport) by emphasizing the impact of refugees' companies on the activities of international supply chains. As a case study tool; In order to obtain measurable data, it was taken with personal observation to be a data collection tool as well as long interviews with company managers. Especially (Istanbul and Gaziantep) it is the starting center for research. The most important findings of the study are that the closures led exporters and importers to diversify their sources and manufacturers established facilities close to their home markets. It is the tendency of exporters and importers to shorten the distances and get closer. Geographically, they have begun to narrow their market, that is, the geographical distances between the beginning and the end of the chain. On the other hand, there have been huge financial losses, almost liquidation and bankruptcy, and additional costs have arisen throughout the stages of the chain. The pandemic has had a very negative impact on the companies and movements of refugees. As the results show, many have experienced this.
The role of the European Union's free trade agreements in promoting sustainable trade practices
This study critically looks at how the Free Trading Agreements (FTAs) of the European Union help partner nations advance sustainable trading practices. Using a qualitative research approach, the study uses semi-structured interviews with policymakers, trade officials, and civil society representatives to evaluate implementation challenges and results, as well as in-depth textual analysis of a few chosen free trade agreements (FTAs), with a particular emphasis on the Trade and Sustainable Development (TSD) chapters. The study is framed by the Internationalization Theory and Eclectic Paradigm, which explain how political will, institutional contexts, and integration into global value chains influence the adoption and implementation of sustainability laws. The results show that while the EU has gradually incorporated labor and environmental norms into its trade agreements, partner governments' actual implementation of these policies differs greatly. While nations with inferior governance confront significant challenges, more successful adoption of sustainable trade practices is positively connected with stronger institutional frameworks and regulatory capacities. The EU has promoted normative dispersion and raised awareness through its emphasis on capacity-building, cooperative enforcement mechanisms, and stakeholder engagement, including the participation of Domestic Advisory Groups (DAGs). However, their full implementation is hampered by these rules' limited enforceability as well as political and economic limitations in partner nations. This study emphasizes that although EU free trade agreements (FTAs) help to integrate sustainability standards into global trade, their effects on concrete labor and environmental results are still unequal. These results demonstrate the necessity of complementing policies and increased institutional support to increase the effectiveness of sustainability clauses in free trade agreements. By offering sophisticated insights into the challenges of enforcing normative trade rules in various political and economic circumstances, the study adds to the larger conversation on trade policy and sustainable development.
The micro and macro determinants of stock returns of export firms: Borsa Istanbul case
As regarding the contributions of export performance to building strong economy, the exporting firms have gained attention of investors. In the light of this, this study explore the micro and macro determinants of stock returns of 181 exporting firms traded on Borsa Istanbul (BIST) for the periods from 2008 to 2023. As micro level determinants which are also firm specific variables are determined as firm size, firm profitability, leverage and export intensity. On the other hand, the macroeconomic determinants are selected as economic growth, real effective exchange rate and inflation variables. As for methodology, the fixed effect panel data models are applied to the unbalanced data set. The test results of the final model, which includes given all micro and macro variables, offer that firm size and firm profitability have positive and significant impacts on the stock returns of Turkish exporting firms, whereas financial leverage and export intensity do not influence the stock performance significantly. On the other hand, the empirical results provide that economic growth and real effective exchange rate negatively and significantly affect the stock returns of these firms. In the similar vein, it is found that inflation also has negative and significant impact on the stock returns of exporting firms. This study offers empirical findings that the stock performance of exporting firms in Turkiye are not only influenced by firm specific variables but also the macroeconomic variables in the country.
Yenilenebilir enerji ve uluslararası ticaretin çevresel etkilerinin karbon ayak izi üzerinden değerlendirilmesi: Seçilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri örneği
Yenilenebilir enerji kavramı birçok araştırmacının ilgisi çeken bir konudur. Özellikle dünya tarihinde yaşanan ve yaşanmakta olan fosil yakıtların neden olduğu enerji krizleri ve bu yakıtların çevreyi olumsuz etkilemesi yenilenebilir enerjiyle ilgili çalışmaların artmasına neden olmuştur. Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkeleri yenilenebilir enerji kaynakları bakımından oldukça yüksek bir potansiyele sahip olmasına karşın henüz bunun küçük bir kısmını kullanmaktadır. Bu çalışmada Orta Doğu ve Kuzey Afrika Ülkelerinin ticari dışa açıklık ve yenilenebilir enerji tüketiminin karbon ayak izi (KAİ) büyüklüğü üzerindeki etkileri, panel veri yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında değişkenlere ait 1990-2017 dönemi yıllık verileri kullanılmıştır. Ampirik sonuçlara göre değişkenler arasında uzun dönemli denge ilişkisi olduğu ve karbon ayak izinin bağımlı değişken olduğu eşbütünleşme tahmincilerinin hesaplanan katsayılarına göre yenilenebilir enerji tüketiminin negatif, ticari açıklık değişkeninin ise pozitif etkide bulunduğu tespit edilmiştir.
Uluslararası işletmelerde örgüt kültürü ve inovasyon ilişkisi
Rekabetin en üst seviyelerde olduğu günümüz koşullarında işletmeler, ayakta kalabilmek ve sürdürülebilir rekabet avantajı yakalayabilmek için inovasyondan uzak durmamaları gerektiğini görmektedir. İşletmeler; karlılığını artırmak, farklılık yaratmak, rekabetçi olmak isteyen işletmeler gibi inovasyonu hayatlarının içine sokmalıdır. İnovasyonu oluşturmada etkili olan örgütsel faktörlerin başında da örgüt kültürü gelmektedir. İnovasyon, yeni fikirlerin değer yaratan çıktılara dönüşmesi ve bunun ticarileşmesi süreci olarak ifade edilmektedir. İnovasyon kültürü, kurumlara rakiplerinden farklı olabilme fırsatı sunmaktadır. İşletmeler sıkı rekabet koşullarında hayatta kalabilmek için inovasyonu benimseyip örgüt kültürü haline getirmelidir. Örgüt kültürü, örgütte var olan bireyler ve gruplar tarafından paylaşılan ve uyulan değerler olarak ifade edilmektedir. Örgüt kültürü ile ilgili çalışmalar 1980'li yıllardan sonra hız kazanmaya başlamıştır. Örgüt kültürünün önemini fark eden işletmeler, sürekli büyüyen ve sürekliliğini koruyabilen işletmeler olmaktadır. Bu çalışmada, örgüt kültürü ile inovasyon arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, otel işletmeleri ve örgüt kültürü kavramı genel hatları ile incelenmiş ve literatürdeki örgüt kültürü ile ilgili kavramlara değinilmiştir. İkinci bölümde, otel işletmeleri ve inovasyon kavramları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, örgüt kültürü ile inovasyon ilişkisini tespit etmeye yönelik elde edilen bulgularla ilgili yapılan analiz ve yorumları yer almaktadır.
Uluslararası çalışma örgütü standartlarına göre itfaiye çalışanlarının iş yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
İş yaşam kalitesi (İYK), her seviyede çalışan çalışanlar için çalışma ortamlarını tasarlamaya ve geliştirmeye çalışan doğaçlama bir mekanizmasıdır. Kurumların en önemli sorunlarından biridir. Mesleki aidiyet, kurum yöneticilerinin çalışanlar üzerindeki tutum ve davranışları, kurum çalışanlarının iş yaşamına donuk örgütlenme biçimleri ve iletişim düzeyleri, yapılan işe donuk sosyal ve ekonomik beklentilerin karşılanma oranı, iş mekanının nitelikleri gibi pek çok konuyla ilgilidir. Örgütün işleyişinde iç içe giren İş yaşam Kalitesi, Mesleki aidiyet ve psikolojik dayanıklılık kavramları örgütün devamlığında son derece önemlidir. Bu sorunu aşılmasında örgüt yapısı, yönetim-çalışan ilişki, çalışanların mesleğe olan tutumları, çalışanların iş doyumlarının belirlenmesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi gibi daha birçok faktörle ilişkilendirilmiştir. Bu sorunsallar arasında çalışmamızda itfaiye çalışanlarının iş yaşam kalitesi, mesleki aidiyet ve psikolojik düzeylerini nasıl etkilediği çalışmanın sorunsalı olarak görülmüştür. Bu çalışmada yöntem olarak nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 25 istatiksel veri analizi programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde; frekans ve yüzde dağılımları, Katılımcıların İYK, Mesleki aidiyet ve psikolojik dayanıklılık ölçeklerine katılma düzeylerinin, araştırmaya katılanların demografik özellikleri açısından farklılıklarını belirlemek amacıyla bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, Tukey ve LSD testleri uygulanmıştır. Katılımcıların İYK, Mesleki aidiyet ve psikolojik dayanıklılık ölçeklerine arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla korelasyon ve regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırmanın evreni, Türkiye'deki itfaiye teşkilatı çalışanlarını kapsamaktadır. Elazığ ve Malatya Belediyelerine bağlı 2023 yılı personel sayısı toplam 600 kişidir. Araştırmanın evrenini kişi içerisinden %95 güven aralığı ve %10 hata payı ile şu formül kullanılarak 378 kişi çalışmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Çalışma verileri normal dağılım göstermiştir. Çalışanların İş yaşam ölçeği düzeyi ile psiklojik dayanaklığı algıları arasında pozitif yönde, zayıf kuvvette istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcuttur. Buna göre çalışanların iş yaşam düzeyleri arttığında, psikolojik dayanaklılık düzeyleri de artmaktadır. Çalışanların İş yaşam ölçeği düzeyi ile mesleki aidiyet düzeyleri algıları arasında pozitif yönde, orta kuvvette istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcuttur. Buna göre çalışanların iş yaşam düzeyleri arttığında, mesleki aidiyet düzeyleri de artmaktadır. Çalışanların mesleki aidiyetleri ölçeği düzeyi ile psikolojik dayanıklılık düzeyleri algıları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Çalışanların iş yaşam kalitesi algıları, pisikolojik dayanıkllık ait toplam varyansın yaklaşık %3,6'ini açıkladığı görülmektedir. Psikoljik dayanıkllık iş yaşam kalitesi üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkiye sahip olduğu gözlenmektedir. Çalışanların iş yaşam kalitesi algıları, mesleki aidiyete ait toplam varyansın yaklaşık %44,3'ini açıkladığı görülmektedir. Mesleki aidiyet iş yaşam kalitesi üzerinde pozitif yönde anlamlı bir etkiye sahip olduğu gözlenmektedir.
Deprem sonrası Malatya'da kadın girişimciliğinin mevcut durumunun incelenmesi
Doğal afetler, özellikle depremler, insanlık için en büyük tehditlerden biridir. Özellikle depremler, üretim süreçlerinin durması, altyapının zarar görmesi ve işsizlik oranlarının artması gibi nedenlerle ekonomik büyümeyi olumsuz etkiler. Afetlerin ardından iyileşme sürecinde kadın girişimciler, yenilikçi yaklaşımlarıyla, yeni iş olanakları oluşturarak ve toplulukları yeniden bir araya getirerek kritik bir rol üstlenirler. Türkiye'de yaşanan 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli yıkıcı depremler, büyük bir can kaybına ve yaygın hasara neden olmuştur. Bu bağlamda, özellikle depremden etkilenen bölgelerde yaratıcı ve yenilikçi kadın girişimciliğinin desteklenmesi, afetin yarattığı olumsuz sonuçların hafifletilmesinde önemli katkılar sağlayacaktır. Bu açıdan çalışmanın amacı doğal afetlerin etkilerinin 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezinde yaşanan iki büyük depremin Malatya'da firma sahibi kadın girişimcilerin, depremden sonraki mevcut durumları incelenerek, girişimci faaliyetleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve kadınların karşılaştıkları sorunlara yönelik çözüm önerileri sunularak bu durumun araştırılması amaçlanmıştır. Malatya'da firma sahibi kadın girişimcilerin depremden sonraki mevcut durumları incelenerek depremden etkilenen girişimci kadınların karşılaştıkları zorlukların araştırılması amaçlanmıştır. Veri toplama aracı olarak mülakat yöntemi ve ses kaydı yapılmıştır. Bu çalışmadaki mülakatlar, katılımcı kadınların uygunluğu gözetilerek, iş yerlerinde ve mesai saatleri içerisinde planlanmıştır. Kadınların mahremiyetine özen gösterilerek, görüşmeler yalnızca katılımcı ve araştırmacı eşliğinde yapılmıştır. Mülakatlar sırasında katılımcıların onayı alınarak ses kayıt cihazı kullanılmıştır. Bu yöntem hem zaman tasarrufu sağlamış hem de görüşmecilerin duygusal ifadelerinin daha iyi analiz edilmesine olanak tanımıştır. Veri toplama süreci Aralık 2023 ile Temmuz 2024 arasında tamamlanmıştır. Mülakat süreleri 40 ile 75 dakika arasında değişmektedir. Mülakata verilen cevaplara ek olarak araştırmacı işletme sahibinin ve iş yeri durumunu gözlemleyerek bilgilerde tutarlılık sağlamaya çalışılmıştır. Mülakatların tamamlanmasının ardından elde edilen veriler, kelimesi kelimesine yazıya dökülmüştür. Daha sonra bu metinler, araştırmacı ve alanında uzman bir akademisyen tarafından okunarak kodlanmıştır. Her bir araştırmacı, soruların içeriğini ayrı ayrı analiz etmiştir.
E-ticaret şirketlerinin web site performanslarının maxc ve coraso yöntemleriyle değerlendirilmesi
Günümüzde teknoloji ve teknolojik gelişmeler, iş dünyasının her alanında belirleyici bir faktör haline gelmiştir. Dijitalleşme sürecinin hız kazanmasıyla birlikte, e-ticaret, hem işletmeler hem de küresel ekonomiler için vazgeçilmez bir unsur olmuştur. Özellikle Türkiye gibi dinamik bir üretici ve tüketici kitlesine sahip ülkelerde, şirketlerin başarılarını belirleyen en kritik faktörlerden biri, e-ticaret web sitelerinin performansıdır. Bir e-ticaret web sitesinin performansı, şirketlerin müşteri memnuniyetini ve rekabet gücünü doğrudan etkiler. Bu bağlamda, firmaların e-ticaret sektöründe rekabet edebilmeleri için web sitelerini sürekli olarak güncellemeleri, performanslarını iyileştirmeleri ve teknolojik gelişmelere hızlı bir şekilde adapte olmaları zorunludur. Bu sebepten dolayı, bu çalışmanın hedef noktası Türkiye'deki çoğunlukla bilenen e-ticaret firmalarının web site performanslarını değerlendirmek ve bu performansları analiz ederek bir sonuca ulaşmaktır. Araştırmalar sonucunda Türkiye'de en çok faaliyet gösteren 25 e-ticaret firması belirlenip, bu e-ticaret firmalarının web site performanslarının analiz edilmesi amaçlanmıştır. Performans değerlendirmesi için 9(dokuz) adet kriter seçilmiştir. Çok kullanılan geleneksel hale gelmiş performans ölçüm yöntemleri çoğunlukla belli bir kritere odaklanırken, Çok Kriterli Karar Verme yöntemleri daha kapsamlı bir analiz sunar. Seçilen kriterlerin değerlendirilmesi ve analiz edilmesinde ÇKKV yöntemlerinden MAXC ve CORASO yöntemlerinden faydalanılmıştır.
Havacılık sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin finansal performanslarının değerlendirilmesi
Son yıllarda insanlar tarafından daha çok tercih edilen havayolu ulaşımı; başta ekonomik olmak üzere insanlara zaman tasarrufu, hızlı ve kolay ulaşım imkanı sağlamaktadır. Bu sebeple insanlar, havayolu ulaşımına yönelimini arttırmıştır. Günümüzde ulaşım önceliği olarak havayolunun tercih edilmesiyle beraber bu sektör gelişme kaydetmiş ve şirketler arasında rekabet ortamını oluşturmuştur. Hızla gelişip ilerleyen bu sektörde şirketler rekabete yönelik yeni stratejiler geliştirmekte ve daha iyi bir performans gösterme hedefiyle faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu kapsamda performans ölçümünde kullanılan finansal oranlar incelenerek havayolu-havacılık sektöründe faaliyet gösteren şirketler için temel göstergeler belirlenecektir. Belirlenen göstergelerle BİST (Borsa İstanbul)'te işlem gören 4 tane havayolu-havacılık şirketinin finansal performansları SV, PSI, LOPCOW, COBRA ve BORDA yöntemleriyle analiz edilecektir. Çalışmanın birinci bölümünde havacılık sektörü, havayolu işletmeleri, havalimanı işletmeciliği, havayolu taşımacılığı ve havaalanı yer hizmetleri hakkında bilgiler verilmiş, Dünyada ve Türkiye'de havacılık sektörü ve gelişimi hakkında bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde finansal performans kavramları formülleriyle birlikte açıklanmış ve havayolu-havacılık sektöründe kullanılan finansal oranlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmada kullanılan Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleri (ÇKKVY) formülleriyle birlikte açıklanmıştır. Son olarak çalışmanın dördüncü bölümünde ise üçüncü bölümde açıklanan yöntemlerle Borsa İstanbul'da işlem gören CLEBI (Çelebi Yer Hizmetleri), PGSUS (Pegasus Hava Yolları), TAVHL (TAV Havalimanları Holding) ve THYAO (Türk Hava Yolları)'nın 2023 yılındaki finansal performans ölçümü yapılmıştır. Likidite oranları, karlılık oranları, finansal yapı ve faaliyet oranlarından on iki tanesi seçilmiş ve veriler şirketlerin paylaştığı bilanço ve finansal tablolardan alınmıştır. Sonuçta 4 şirketin 2023 yılında göstermiş olduğu performanslar karşılaştırılarak hangi şirketin daha iyi performans gösterdiği yatırımcılara ve şirketlere sunulmuştur.
Fortune 500 Türkiye'deki lojistik firmalarının hibrit bir çok kriterli karar verme modeli ile performans incelemesi
Lojistik sektörü, tedarik zincirlerinin etkin işleyişini sağlayan ve ülkelerin ekonomik rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik sektörlerden biridir. Küresel ticaret hacmindeki artış, lojistik işletmelerinin operasyonel ve finansal performanslarının sistematik olarak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bu kapsamda, performans ölçümünde çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemleri yaygın olarak kullanılmakta ve işletmelerin çok boyutlu yapılarının nesnel biçimde analiz edilmesine olanak sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, Fortune 500 Türkiye listesinde yer alan lojistik firmaların finansal performanslarını nesnel ağırlıklandırma ve sıralama yöntemlerini bütünleştiren bir ÇKKV modeli yardımıyla değerlendirmektir. Çalışmada kriter ağırlıkları MEREC (Method based on the Removal Effects of Criteria), LOGSTA (Logarithmic Normalization and Standard Deviation) ve SPC (Symmetry Point of Criterion) yöntemleri kullanılarak nesnel biçimde belirlenmiş; alternatif firmaların performans sıralamaları ise WEDBA (Weighted Euclidean Distance Based Approach) yöntemi ile elde edilmiştir. Ayrıca farklı ağırlıklandırma senaryoları altında duyarlılık ve tutarlılık analizleri gerçekleştirilerek önerilen modelin sağlamlığı test edilmiştir. Araştırma sonucunda, MEREC, LOGSTA ve SPC yöntemlerinin bütünleşik kullanımının kriter önem derecelerinin belirlenmesinde daha kapsamlı ve dengeli sonuçlar ürettiği görülmüştür. WEDBA yöntemiyle elde edilen performans sıralamalarının farklı ağırlıklandırma senaryolarında büyük ölçüde korunduğu ve modelin yüksek düzeyde kararlılık sergilediği belirlenmiştir. Elde edilen bulgular, lojistik firmaların finansal performanslarının nesnel ve çok boyutlu bir yaklaşımla değerlendirilmesine katkı sağlarken, sektör yöneticileri ve politika yapıcılar için karar verme süreçlerinde kullanılabilecek önemli çıktılar sunmaktadır.
Uluslararası ticari uyuşmazlıklarda uygulanan elektronik tahkim: Dünyadaki uygulamalar ve Türkiye için öneriler
Kişiler arasında herhangi bir uyuşmazlık çıktığında uyuşmazlığın çözümü için asli ve genel olarak başvurulan yol devlet yargısı/mahkemelerdir. Aşırı iş yükü, hakimlerin konunun uzmanı olmaması vb. nedenlerle mahkemelerde yargılamaların uzun sürmesinden dolayı uyuşmzazlıkların çözümü için başvurulan yol tahkimdir. Tahkim özellikle milletlerarası ticari uyuşmazlıklarda Dünya'da ve Türkiye'de sık başvurulan bir yoldur. Ancak milletlerarası ticari uyuşmazlıklarda uyuşmazlık konusunun karmaşıklaşması, tarafların birden fazla olması vb. nedenler tahkim yargılamasının da uzamasına neden olmuştur. İnternetin ve teknolojinin gelişmesi tahkimde yeniliklere neden olmuş, posta ve kararlar elektronik yollarla iletilmeye, duruşmalar tele-konferans yöntemiyle yapılmaya başlamıştır. Böylece uyuşmazlığın çözümü amacıyla klasik tahkim yerini elektronik tahkime bırakmıştır. Çalışmamızın konusu Uluslararası Ticari Uyuşmazlıklarda Uygulanan Elektronik Tahkim olup, üç bölümde incelenecektir. Birinci bölümde kavramsal olarak tahkimden bahsedilmiş ve tahkimin türleri ele alınmıştır. İkinci bölümde ise genel olarak elektronik tahkim uygulamasına değinilmiş ve Dünya'da elektronik tahkim uygulaması olan kurumsal tahkim merkezlerinin kuralları açıklanmıştır. Yine aynı bölümde elektronik alternatif uyuşmazlık çözümleri kısaca ele alınmış ve elektronik tahkimin tercih edilme sebepleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise elektronik tahkime özgü sorunlardan, elektronik tahkimin Türkiye'de uygulanabilirliğinden bahsedilmiştir. Son kısımda ise elektronik tahkimin Türkiye'de uygulanıp geliştirilebilmesi için önerilerde bulunarak çalışma tamamlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Elektronik tahkim, uluslararası ticari uyuşmazlıklar, elektronik alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri
Geçiş sonrası Çin'in uluslararası ticarete entegrasyonu
Çin 1978 yılında ekonomik anlamda bir dönüşüm süreci başlatmıştır. Bu dönüşüm süreci kendi dinamikleri çerçevesinde ve herhangi bir özel stratejiye dayanmadan gerçekleşmiştir. Diğer geçiş ekonomilerinden farklı olarak Çin'de ekonomik anlamda bir serbestleşme yaşanırken bu durum siyasi anlamda bir serbestleşmeye dönüşmemiştir. Bugün hala ülkeyi tek parti olan Çin Komünist Partisi yönetmektedir. 1949-1978 yılları arasında merkezi planlamacı ekonomiyi benimseyen Çin 1978 yılından sonra serbest piyasa ekonomisine yönelik reformlar yapmıştır. Bu reformların sonuçları pek çok önemli makro ekonomik göstergeye olumlu olarak yansımıştır. Çin uzun yıllar boyunca yüksek büyüme oranları yakalamış buna ek olarak da ihracat, ithalat ve dış ticaret hacimlerinde dünyanın gelişmiş ülkeleri ile rekabet etmektedir. Yapılan reformlar ile Çin dünyanın fabrikası haline gelmiş ve pek çok önemli uluslararası yatırımcı için cazip bir ülke olmuştur. Başlangıçta ucuz işgücü sayesinde ülkeye gelen şirketlerden piyasa becerileri öğrenilerek ilerleyen dönemde Çin kendi ulusal markalarını yaratmıştır. Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne üyeliği ayrıca bir dönüm noktasıdır. Üyelikten sonra Çin'in dış ticaret hacmi hızla yükselmiş ve küresel ekonomiyle entegrasyon seviyesi artmıştır. Günümüz dünyasında ekonomik ilişkiler ile siyasi ilişkiler bir bütünlük arz etmektedir. Çin bu hususa dikkat ederek uluslararası aktörlerle olan karşılıklı ve çok taraflı ilişkilerine önem vermiştir. Tüm bunlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde Çin'in 1978 sonrasında uluslararası ticarette başarılı bir şekilde entegre olduğu görülmüştür.
Uluslararası ticarette lojistik köyler: Türkiye örneği
Yakınlaşan dünya ekonomileri beraberinde, ülkelerarası ilişkilerin artması, üretim, tüketim ve uluslararası ticaretin artması sonucunu getirmiştir. Bu nedenle uluslararası ticaret ile etkileşim halinde olan lojistik faaliyetler gelişim göstermiş; ticaretin merkezi halinde olan lojistik köyler dünyada ve dolayısıyla Avrupa ile Türkiye'de kurulmaya başlamıştır. Coğrafi konumu itibariyle avantajlı durumda olan Türkiye; Avrupa, Orta Doğu ve Türk Cumhuriyetleri arasında köprü görevi görmekte, üç kıtanın lojistik üssü olmayı hedeflemektedir. 2023'te 500 milyar dolarlık ihracat hacmine ulaşmayı amaçlayan Türkiye, bu hedefine hız kazandırmada aracı olacak 21 lojistik köy projesi ile karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada Uluslararası Ticarette Lojistik Köyler kapsamında Türkiye'de projesi hazırlanmış bazı lojistik köyler incelemeye alınmış, mevcut durum ile olması gereken üzerinde değerlendirme yapılmıştır. Çalışmada lojistik kavramı detaylı bir şekilde incelenmiş, Avrupa'daki bazı lojistik köyler mercek altına alınmıştır. Bunların yanında, uluslararası ticarette lojistik köylerin önemi ortaya konulmuş, lojistik köylerin bir nevi ticaret ağı olduğu açıklanmış, lojistik köylerin hem bölgesel hem ulusal hem de uluslararası etkisi üzerinde durulmuştur. Böylece lojistik köylerin Türkiye'nin dış ticaretini artırmada önemli bir rol oynayacağı sonucuna varılmıştır.
Küresel pazarlarda milli markanın yaratılması ve Azerbaycan örneği
21. yüzyılda endüstrileşme ülkelerin ekonomik özgürlüğü ve istikrarlılığı için bazen yeterli olamamaktadır. Ülkelerin ihraç ettikleri ürün veya hizmetlerin yüksek teknolojili ve özel tasarlanmış olması bazen yeteri kadar rekabet gücü sağlayabilmemektedir. Bu aşamada devletlerin milli markalaşaması ülkelerin kendi imajlarını, marka değerlerini artıracağı gibi, ülke menşeli markalı ürün ve hizmetlerinin de ek katma değer kazanmasına yardımcı olacaktır. Dolaylı olarak katma değerli ihracat ürünleri artacağı için ülkenin ekonomik özgürlüğü ve ekonomik istikrarlığı olumlu yönde etkilenmiş olucak. Nitekim milli markalaşma Azerbaycan gibi gelişmekte olan devletler için rekabet gücü oluşturan faktörlerdendir. Ülke markalarının güçlenmesi, katma değer yaratabilir hale gelmesi üretim maliyetlerin düşürülmesine ve istihdamın artmasına, ekonominin büyümesine yardımçı olabilmektedir. 2016 yılında Azerbaycan yetkilileri milli markalaşmanın önemine varmış ve süreci başlatmıştır. Tez çalışmasında Azerbaycan`ın markalaşma süreci detaylı şekilde incelenmiştir.
Endüstri 4.0 ve otomotiv endüstrisi: Bursa ili swot analizi ile değerlendirilmesi
Yüzyıllar boyunca üretim tekniklerinin gelişimi ile birlikte önce tarımda, ardından sanayide önemli dönüşüm süreçleri yaşanmıştır. Bugün geldiğimiz nokta ise son sanayi devrimi olarak bilinen Endüstri 4.0'dır. Bu kavram, ilk kez 2011 yılında Almanya'nın Hannover kentinde düzenlenen fuarda gündeme gelmiş ve o günden günümüze kadar birçok yeniliğin öncüsü olmuştur. Başta gelişmekte olmak üzere tüm ülkeler, dünyada rekabet ortamında bulunabilmesi ve büyüyebilmesi için Endüstri 4.0'ın dizayn ettiği bu sürece entegre olmak durumundadır. Zira verimlilik, üretkenlik, kalite artışı, maliyet avantajı, hız gibi bir çok önemli faktöre pozitif etki eden bu teknolojilere geçiş olmadığı taktirde rekabet avantajı kaybedilecek ve düşüş süreci başlayacaktır. v Başta otomotiv sektörü olmak üzere birçok faaliyet alanında devam eden bu sürece entegrasyon çeşitli koşullardan ötürü beklenen hızda gerçekleşememektedir. Bu çalışmada da Bursa otomotiv endüstrisinde faaliyet gösteren firmaların Endüstri 4.0 ile ilgili mevcut durumları görüşme yapılarak ve SWOT analizi uygulanarak ele alınmıştır. Elde edilen sonuç neticesinde, firmaların Endüstri 4.0 sürecine bilgi açısından haiz olmalarına karşın uygulamada henüz Endüstri 3 seviyelerinde oldukları, Endüstri 4.0 teknolojilerine ise adapte olmaya çalıştıkları saptanmıştır.
Mobilya sektöründe ihracat potansiyelinin artırılması: İnegöl örneği
Yenilenen ve gelişen dünya düzeninde insanlar normal yaşam standartlarını üst düzeylere taşımak için konforlarına önem vermektedirler. Yaşamlarının her alanında yer alan mobilya, hayat standardının belirlenmesinde oldukça önemli yer kaplamaktadır. Mobilya, insan yaşamının merkezinde yer almasıyla dünya ekonomisinde de önemli bir paya sahip olmuş ve böylece katma değeri yüksek bir mobilya sektörü oluşmuştur. Türkiye ekonomisi de mobilya sektörüyle dünya ticaretinde yer alabilmek için önemli çalışmalar gerçekleştirmektedir. Türkiye ekonomisi içerisinde özellikle bazı bölgelerde yoğunlaşan mobilya sektörü son dönemlerde önemli atılımlarda bulunarak yurtdışı piyasalarına açılmakta ve Türkiye'nin dünya pazarından pay almasını sağlamaktadır. Bu bölgeler içerisinde en dikkat çekeni ise; Bursa- İnegöl mobilya sanayi bölgesidir. İnegöl, İnegöl mobilyasını dünya markası yapma vizyonuyla yola çıkarak yurtiçi pazar ve üretim bilgisini yurtdışı pazarlarında da göstermek için çalışmaktadır. Ancak bölge içerisinde yüksek ihracat potansiyelinin olmasına rağmen, bu potansiyelin verimli şekilde kullanılamaması hedeflenen sonuca ulaşılmasını güçleştirmektedir. Bu çalışmamızda öncelikle dünya ve Türkiye ekonomisinin yanı sıra İnegöl ekonomisinden ve mobilya sektörünün iktisadi öneminden bahsedilmiştir. Ardından, çalışmamıza esas teşkil eden İnegöl mobilya sanayi bölgesinde var olan ihracat potansiyelinin artırılmasına yönelik yaptığımız anket çalışmasının neticesinde elde ettiğimiz bulgular, Microsoft Excell ve SPSS programları aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizler doğrultusunda, bölge içerisinde yurtdışı pazar bilgisi eksikliğinin ve nitelikli personel eksikliğinin öne çıktığı tespitleri yapılmıştır. Aynı zamanda İnegöl mobilya bölgesinin önemli bir kısmının bilinçli ihracat işlemlerini gerçekleştiremediği, geleneksel yöntemlerle ufak çaplı ihracat yaptıkları da analizlerin ortaya koyduğu sonuçlar olarak kayda geçirilmiştir. Elde edilen bilgiler ve yapılan analizler neticesinde, İnegöl mobilya bölgesinin ihracat sektöründeki saptanan problemlere yönelik çözüm teklifleri sunulmuştur.
Türkiye doğal taş endüstrisinde uluslararası rekabet gücünün incelemesi
Dünya ticaret hacmini artması, iletişim kanallarının etkinleşmesi, lojistik imkanların gelişmesi ve sanayi devrimleriyle artan üretim hacmi ülkelerin birbirleriyle olan rekabet şartlarını çetin bir düzeye getirmiştir. İkinci dünya savaşından sonra kurulan Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlar uluslararası ticaretin serbestleşmesi çabasında olsa da makro açıdan rekabet gücünü elde edebilmek için ülkeler uyguladıkları politikalarla ihracatlarını artırma ithalatlarını ise kısıtlama eğilimindedirler. Ülkeler uluslararası rekabette başarılı olmak ve pazar paylarını artırmak için çeşitli politika kararları almakta ve alınan bu kararları kamu veya özel sektörde uygulamaktadır. Makro rekabet gücüne etki eden birçok parametre bulunmaktadır. Makro açıdan rekabet gücünü bazı uluslararası kuruluşlar hesaplama detaylarıyla birlikte yayınlamaktadır. Mikro açıdan ise işletmelerin veya endüstrilerin rekabet gücünü daha somut veriler ile açıklamak mümkündür. Mikro rekabet gücü açısından geliştirilen birçok endeks bulunmasına karşın Balassa tarafından yayınlanan ve sonrasında Vollrath tarafından geliştirilen "Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler" endeksi ve türevleri özellikle endüstriyel düzeyde rekabet gücünü açıklayabilen en etkin endekslerdir. Çalışmada bu endekslerin 2009 – 2018 yılları arasında doğal taş endüstrisinde uygulanmasıyla birlikte ülkemizin hangi doğal taşlarda avantaja veya dezavantaja sahip olunduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca doğal taş grubu hammadde ve mamul temelli olarak değerlendirilmiş olup katma değerin emek yoğun endüstrilerde dahi makro rekabet avantajına etkileri incelenmiştir. Ülkemiz hammadde avantajına sahip olduğu doğal taş gruplarında, hammadde ve mamul olarak yüksek bir rekabet gücüne sahiptir.
Rekabetçi devalüasyonun dış ticaret dengesine etkisi: Asya ülkeleri örneği
Küresel sistemde, serbest piyasa ekonomisinin gereği olarak ortaya çıkan ihracat ve ithalat kavramları, ülkelerin gelişmişlikleri ve ekonomik güçleri hakkında söz sahibi olmalarını sağlamıştır. İhracatın ithalatı aşması, diğer ülkelere karşı dış ticaret fazlası vermesi anlamına gelmektedir. Bu durum ülkelerin ellerinde bulundurdukları büyük bir koz haline gelmiş ve gerek teknolojik gerekse sosyoekonomik kulvarda rekabet avantajı sağlamıştır. Dış ticaret açığı veren ülkeler bu açığı mümkün olduğunca kapatmayı, gelişmiş ülkeler ise bunu sürdürülebilir kılmayı hedeflemişlerdir. Bu hedefe giden yollardan biri de döviz kuruna yapılan müdahaleler olmuştur. Ülkeler ulusal para birimlerinin değerini düşürerek, ithalatı daha pahalı hale getirmekte, ihracatı teşvik etmektedirler. Yapılan devalüasyon dış ticaret dengesinde iyileşmeye yol açacak böylece ülkeler rekabette üstünlük sağlayacaktır. Bu çalışma kur savaşları kapsamında yapılan rekabetçi devalüasyonun ülkelerin dış ticaret dengesine etkisini araştırmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde; döviz kuru oluşumu, rejimleri, devalüasyon kavramı ve devalüasyonun etkileri açıklanmıştır. İkinci bölümde ticaret savaşlarının kur savaşlarına dönüşümü, rekabetin kur boyutu, kur savaşları olgusu ve tarihçesi ayrıca kur savaşlarının etkileri açıklanmıştır. Bu bağlamda 9 Asya ülkesi ele alınmış, 1994-2018 yılları arasındaki yıllık ekonomik veriler kullanılmıştır. Panel veri analizi yöntemi ile devalüasyonun dış ticaret dengesine olan etkileri incelenmiştir.
Yol bağımlılığı modeline göre dijital dönüşüm anlayışıyla şekillenen süreç yönetimi
Çağımızın en büyük sorunlarından olan teknolojik yeniliklere ve dijitalleşmeye adaptasyon süreci, tüm dünyayı etkisi altına almış olan Covid-19 pandemisi ile önemini bir kez daha ortaya koymuştur ve bizlere gelecekten mesajlar vermiştir. Pandemi süreci, her sektördeki işletmeler açısından yönetim, üretim ve organizasyonel süreçlerde değişikliklere neden olmuştur. Araştırma konusu edinilmiş ve bir toplumun can damarı olan eğitim sektörü de teknoloji temelli uzaktan eğitim yöntemiyle, pandemi sürecinde en hızlı ve köklü değişim yaşayan sektör olmuştur. Covid-19 pandemisinin, yol bağımlılığı teorisine göre tahmin edilemez bir küresel şok ve felaket olduğu kabul edilmiştir. Bahsedilen bağlamda, özel eğitim kurumlarının pandemi sürecinde yaşadıkları dijital eğitime uyumları araştırılacaktır. Araştırmanın amacı, yüksek süratle ve sürekli olarak değişen, yenilenen dünyada süreç yönetiminin değerini, kanıtlanmış yöntemlerle ortaya koymaktır. Eğitim sektöründe kar amacı güden, özel eğitim kurumlarının, yol bağımlılığı teorisine göre, kırılma noktası olan Covid-19 pandemisi boyunca, kurum içi gerçekleştirilen süreç yönetimi değişikliklerine uyum sağlayıp sağlayamama durumları, dijitalin kullanıldığı bu süreçlerin verimli ve kalıcı olup olmama durumları, yol bağımlılığı teorisi çerçevesinde araştırılacaktır.
Katılım bankacılığı hizmetlerinde Blockchain teknolojisini uygulama olanağı: Türkiye örneği
Finansal hizmetler sektöründe global anlamda hızla gelişmekte olan Blockchain teknolojisi, Türkiye'de kurulan katılım bankalarının potansiyel kullanım alanlarının keşfedilip yeniden incelenmesine sebep olmaktadır. Blockchain teknolojisi, Türkiye'de bulunan katılım bankalarına hizmetlerini iyileştirme ve verimliliklerini artırma fırsatları sunar ve bu da tüm bankacılık sistemini olumlu yönde etkilemeyi amaçlamaktadır. Türk katılım bankaları, müşteri ihtiyaçlarının karşılanmasından temel ve ileri bankacılık hizmetlerinin sağlanmasına kadar ki süreçte önemli bir rol oynadığından, Türkiye'deki finansal yapının hayati bir parçası konumundadır. Modern teknolojik problemler ve tüketici davranışındaki değişiklikler karşısında Türk katılım bankaları, müşteri deneyimini iyileştirerek bankacılık faaliyetlerindeki şeffaflığı ve güvenliği artırmak için yenilikçi teknolojileri keşfetmeye çalışmaktadır. Blockchain teknolojisi bu bağlamda finansal işlemleri ve hassas bilgilerin kaydedilmesini sağlayıp, uyguladığı güvenilir sistem sayesinde bu ihtiyaçları karşılamayı amaçlamaktadır. İşlem geçmişi, katılımcı makinelerden oluşan bir ağ boyunca dağıtılır ve bu da kurcalamayı zorlaştırmaktadır. Blokchain teknolojisi ayrıca, belirli koşullar oluştuğunda alım satım işlemlerini yürütmek üzere programlanmış otomatik yazılım programları olan akıllı sözleşmelerin yürütülmesine de önayak olmaktadır. Katılım bankalarının hizmetleri Türk bankacılık sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğundan bu araştırmanın motivasyonunu oluşturan ana neden, Türkiye'deki katılım bankalarının hizmetlerinde Blockchain teknolojisinin uygulanma olasılığını incelemektir. Çalışmada Blockchain ve katılım bankaları hakkında çok sayıda araştırmanın, telefon görüşmesinin, tartışmanın ve e-postanın incelenmesi sonrasında bir veri seti elde edilmiştir. Elde edilen verilerde, katılım bankalarının hizmetlerinde bahsi geçen teknolojinin uygulanması, kullanımına engel teşkil edip yaygınlaşmasını hızlandıramayan sebepler gibi problematikler irdelenmiştir. İncelenen bir dizi cevap, varılan fikir ve araştırılan olgu sonucunda, katılım bankalarının hizmetlerinde Blockchain teknolojisinin kullanılma olasılığını aydınlatan bir dizi sonuç elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Blockchain Teknolojisi, Katılım Bankaları, Fon, Bitcoin, Katılım Bankacılığı Hizmetleri
Government incentives and export performance relation: A meta-analytic review
Ülkeler ihtiyaç duydukları ürünlerin ve hizmetlerin satınalınması için döviz ihtiyacı duymaktadır. Bu döviz ihtiyacının karşılanması için en önemli gelir kaynağı ülkelerin ulusal ihracatı olarak görülmektedir. Bütün ülkeler ihracat rakamlarını arttırmak, ithalat rakamlarını ise azaltarak dış ticaret fazlası yaratmayı hedeflemektedir ve bu yönde dış ticaret politikalarını oluşturmaktadır. Ülkelerin ihracat rakamlarını arttırması o ülke içindeki firmaların daha çok mal ihraç etmesi yada yeni firmaların da ihracata başlaması ile mümkün olabilmektedir. Bu doğrultuda ülkeler, ihracat yapmak isteyen firmalarını desteklemek için teşvik programları uygulamaktadır. Uygulanan teşvik programlarının, firmaların ihracat performansları üzerine etkisi, literatürde çok miktarda çalışmaya konu olmuştur. Araştırmacılar çalışmalarında, hem şirketlerin takip etmesi gereken sonuçları öneri olarak ortaya koyarken hem de yetkililer için yol gösterici politikaları önermektediler. Bu çalışma bir meta-analiz analiz çalışmasıdır. Çalışmanın çerçevesi Türkiye'de sunulan ihracat teşviklerinin, firmaların ihracat performansı üzerindeki etkileri üzerine yapılan çalışmaları kapsamaktadır. Daha çok teşvik adeti ve daha çok firma performansı verileri birleştirilerek, daha genel ve daha bütünleştirici sonuçlara ulaşmak hedeflenmektedir. Bu meta-analiz çalışmamız, ihracat teşvikleri ile firma performansları arasında yapılan çalışmalarda sadece korelasyon değerlerine ulaşılabilen araştırmaları içermektedir. Bu doğrultuda meta-analiz çalışmamız 22 ayrı çalışma, 50 korelasyon ve 5316 şirket verisini kapsamaktadır. Uluslararası pazarlama alanında göreceli olarak az kullanılan meta analiz yöntemiyle, daha önceden pekçok kere benzer kurgularla test edilmiş ihracat performansı alanındaki verinin birleştirilmesi amaçlanmıştır. Meta-analiz çalışmamız sonucunda ihracat teşvikleri ile firmaların finansal ihracat performansları, finansal olmayan ihracat performansları ve toplam ihracat performansları arasında çok güçlü bağlantılar bulunmuştur. Teşvik çeşitleri ile firmaların ihracat performansları arasındaki bağlantılar da ayrı ayrı analiz edilmiştir. Bu meta-analiz çalışması gibi çalışmaların yapılarak uluslararası pazarlarda yaratılan ihracat bilgisinin bütünleştirilmesi faydalı ve etkin olacaktır. Anahtar Kelimeler: İhracat Teşvikleri, Devlet Teşvikleri, Devlet Destekleri, Sübvansiyonlar, İhracat Performansı.
Almanya'da yaşayan Türklerin husumet algısı ve husumetin tüketim üzerindeki rolü: Kuşaklar bazında bir karşılaştırma
Since the consumer animosity concept firstly defined by Klein et al. (1998), the majority of research focused on the attitudes of the members of a country towards the products of another country; but a limited number of research examined the impact of consumer animosity among the ethnic groups within a country. With the purpose of filling the abovementioned gaps in the literature, the aim of this research is to explore the nature of animosity of a minority group living in a multi-cultural country towards native people of the country, in terms of consumption behavior. In this frame, this research explores the nature of animosity construct to German Turks consumers' attitudes towards German products in the context of generational comparison. To conduct this investigation, the data were collected in the form of the in-depth interviews with the 42 German Turks living in Berlin, the city with the highest ratio of Turkish immigrants. Research findings demonstrates that the generation is negatively associated with animosity and the third-generation of German Turks harbours cultural animosity towards Germans which has a low impact on consumption of German products.
Avrupa Birliğinde yeni korumacı eğilim
Protectionism is as old as the history of trade. Even during the most liberal periods protectionist tendencies continued not only in the form of conventional measures such as customs duties, but also as non-tariff barriers. Recently a new rise in protectionist tendencies at global scale is referred to as "New Protectionism". This new wave of protectionism is characterized by both differentiation of tools, practices etc. which restrict the foreign trade, and by rise in their number. To further complicate this scene, a considerable amount of protectionist practices is referred to as "invisible". Invisible protectionist tools are made up in order to bypass the global trade liberalization measures set by GATT/WTO. Besides, the most recent political conflicts contributed to this new wave of protectionism. The main purpose of this study is to question what is "new" in the recent rise of protectionism, with particular focus on the EU's foreign trade. The case of EU as the champion of trade liberalization at regional level, draws particular attention as it seems to shift towards protectionism. This trend in EU's foreign trade especially gained momentum with two major milestones, namely 2008-2009 global crisis and the so-called "Trade Wars". This latter, although seems to take place principally between the US and China, has deeply affected EU's foreign trade policies and the free trade ideology. The study focuses on the EU's protectionist practices with particular reference to the rise in non-tariff barriers from 2009 onwards. The analysis is based on a literature review and data data analysis. The literature review is based on in English- and Turkish-language sources. Most of the data on non-tariff barriers applied by the EU are taken from Global Trade Alert and UNCTAD. Besides, details of practices such as anti-dumping and countervailing measures are based on the annual reports issued by the European Commission. Departing from the relevant data, analyses are done on the basis of mostly-used protectionist measures, mostly-protected sectors, mostly-affected countries by EU's new protectionism etc. Upon this analysis, it is concluded that contrary to its founding principles shaped by free trade, EU has been shifting towards an ever more protectionist position, especially throughout the las decade.
Zeytinyağı ihracat pazarlamasında bir model olarak kooperatifler; Karaburun Yarımadasında vaka çalışması
Recent developments of globalisation urge many small producers to come together and work collaboratively in order to achieve sustainable success at their working field. Small olive oil producers also face with tough competition conditions against to major players of the sector and this situation oblige them for innovative and effective challenges. At this point, although the long historical background of olive and olive oil production and specific type of olive fruit which is called "hurma" or "furma" in Karaburun Peninsula still there has not been an international olive oil brand. Wrong harvesting techniques; old population; irrigation problems due the land structure; insufficient knowledge of pruning, fertilizing and agricultural spraying; wrong storing conditions, long duration of the olive oil production process especially keeping olives in sacks till to milling facility; insufficient branding activities; unsatisfying performance of the cooperatives constitute obstacles in front of creating an export branding of olive oil in Karaburun District. Purpose of this study is to investigate the relationships between export marketing efforts and cooperative performance to create an export brand of olive oil in Karaburun Peninsula. Keywords: Olive Oil, Karaburun, Cooperatives, Export Marketing, Branding.
Latin Amerika ülkelerinde doğrudan yabancı yatırım belirleyicileri
In this study, foreign direct investments, which are one of the most important phenomenon shaping the world economy in the last 20 years, are examined. In this study, the datas of Argentina Bolivia Brazil Chile Colombia Ecuador Paraguay Peru Uruguay Venezuela were examined. The most important reason for the selection of Latin American countries is that these countries have great potential both in terms of labor and natural resources, and limited number of studies have been conducted in the literature. The study includes datas between 2010 and 2017. In this study, the determinants affecting the flow levels and stock levels of foreign direct investments GDP, GDPper capita, inflation, trade openness were tested by using Panel Data Analsys models. The results of the study indicated that the most important determinant was trade openness.
Türkiye-Çin arasındaki dış ticaret: Türk firmalarının Çin'de nasıl iş yaptıklarına ilişkin bir araştırma
In the globalizing world, trade is one of the most important tools that countries use to build relationships with each other. From this point of view, it is important to examine the commercial relations in detail in order to understand the position of Turkey in the world. The studies, conducted in order to examine the trade dynamics of the countries with important economies in the world in terms of economic relations, and the studies conducted for the purpose of development of Turkey, make great contributions. For this reason, there are many academic studies in which Turkish commercial relations are examined in detail. In the study, it will examine trade relations between China and Turkey. In this respect, the economic development stages of the People's Republic of China were discussed in detail. In the first part of the study, the economic development of the People's Republic of China through the economic models it has been using since its foundation has been examined. In order to make the economic developments more comprehensible, the political processes that prepared the basis for the preference of the economic models examined are also detailed in the first chapter. After a detailed examination of the economic structure of the People's Republic of China, the Chinese economy was evaluated in terms of trade relations. For this purpose, the position of the business structure and commercial activities of the People's Republic of China in world trade has been examined. In addition, in order to understand the foreign trade dynamics of the country, import and export preferences were also analyzed and their relations with the economic communities in the world were elaborated. Turkey's economic structure in a similar manner after the analysis of the Chinese economy has also been analyzed in detail. The commercial relation between Turkey and China is intended to be clearer with the information obtained as a result of detailed reviews. In the last section, statistical analyzes were made by using the data obtained from surveys conducted with Turkish firms in China. These surveys reveal the experience of Turkish firms in trading with Chinese companies. The information gathered from this study will not only shed light on the development of the commercial relations of Turkish firms engaged in trade with China, but also will be a source for Turkish companies wishing to trade with China. Academically, the study provides detailed information in order to strengthen Turkish economic position in the world.
Örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik arasındaki ilişkide psikolojik rahatlığın aracı rolü
Bu çalışma, örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik türleri ile psikolojik rahatlığın öğretilerini birlikte incelemeye yönelik olarak nicel yöntemler kullanılarak oluşturulmuştur. Çalışmanın amacı, "örgüt" bağlamı içerisinde önemli bir konumda olan örgütsel iletişimdeki sessizlik türlerinin, örgüt içindeki çalışanlarda psikolojik rahatlık ile bağlantılı olarak ortaya çıkan sonuçlarını bilimsel yöntemler ile sunmaktır. Bu amaç kapsamında, çalışma özel bir bankada 351 adet çalışanın katılımcı olarak katılması ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma, bu üç kavramın birlikte kullanılması ve özel bir bankada çalışan katılımcılara uygulanması sonucunda elde edilen istatiksel verinin yorumlanması ile literatüre zengin ve özgün bir kaynak olarak sunulmuştur. Analiz sırasında kullanılan değişkenler ile ana ve alt hipotezler oluşturulmuştur. Çalışmanın sonucunda, psikolojik rahatlık tutumunun, örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik tutumları arasında aracı bir rolü olduğu belirlenmiştir. Bu sonuca göre, çalışana, yöneticiye ve sisteme yönelik önerilerde bulunularak, psikolojik rahatlık kavramının örgütsel iletişim ve örgütsel sessizlik arasındaki önemine vurgu yapılması gerektiği ortaya çıkmıştır.
En az gelişmiş ülkelerde işgücü verimliliği, ihracat ve ekonomik büyüme ilişkisinin incelenmesi
Temelleri 1964 yılında atılan ve asıl amacı seçili ülke grubunun sürdürülebilir bir ekonomik büyümeyle beraber temel yapısal sorunların üstesinden gelmesi olan en az gelişmiş ülkeler (EAGÜ), başta Dünya Ticaret Örgütü (WTO) ve Birleşmiş Milletler (UN) olmak üzere hem teknik hem de maddi desteğe erişim imkânına sahiptir. Yapısal sorunların başında gelen ihracatta bir veya birkaç ürüne bağımlılık, düşük ekonomik büyüme ve düşük iş gücü verimliliği bu çalışmanın ortaya çıkış noktası olmuştur. Bu çalışmada, 2021 yılı itibariyle 46 ülkenin yer aldığı ülke grubundan 1991-2021 yılları arasında verileri eksiksiz olan 24 ülkede ihracat ve iş gücü verimliliğindeki değişimlerin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri incelenmiş ve ihracata dayalı ekonomik büyüme modeli test edilmiştir. Verilerin analiz edilebilmesi için panel veri analiz yöntemi kullanılmıştır. Bu çerçevede öncelikle panelin yatay kesit bağımlılığı içerip içermediğinin belirlenebilmesi için Peseran (2004) LM, Peseran (2008) LMadj ve CDLM testleri yapılmıştır. Panelin yatay kesit bağımlığı içermesinin ardından Peseran ve Yamagato'nun (2008) Slope Homogenity testi uygulanmış ve panelin heterojen bir yapıda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Birim kök testi olarak Reese ve Westerlund'un (2016) geliştirmiş olduğu PANICCA birim kök testi uygulanarak durağan hale gelen panelin uzun zamanda beraber hareket edip etmediğinin öğrenilebilmesi adına Durbin Hausman (2008) eşbütünleşme testi yapılmıştır. Panelin uzun zamanda beraber hareket ettiğinin belirlenmesinin üzerine Dumitrescu ve Hurlin (2012) Granger Panel Nedensellik testi yapılmıştır. Bu test neticesinde, çalışmada kullanılan değişkenlerden yalnızda ekonomik büyümeden iş gücü verimliliğine doğru tek taraflı bir ilişki gözlemlenmiştir. Ancak ihracat ile ekonomik büyüme ve ihracat ile iş gücü verimliliği arasında nedensellik ilişkisine rastlanmamıştır. Bu sonuçlar altında incelenen 24 ülke için ihracata dayalı ekonomik büyüme modelini uygulamanın rasyonel olmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.
İşletmelerin ihracat performansları üzerine bir araştırma: Malatya ili örneği
Çalışmanın amacı ihracatçı KOBİ'lerin ihracat performansları üzerinde firma özelliklerinin ve üst düzey yöneticilerin demografik ve sosyal özelliklerinin etkisini incelemektir. Bu kapsamda Malatya ilinde faaliyet gösteren KOBİ'ler üzerinde alan araştırması yöntemi kullanılarak anket tekniği ile yüz yüze görüşmeler yoluyla veriler elde edilmiştir. Çalışmada firma özellikleri işletmenin kuruluş yılı, AR-GE faaliyeti, ihraç ettiği ürün, ihracat yapılan ülke sayısı ve faaliyet konusu kapsamında incelenmiştir. Yöneticinin demografik özellikleride yöneticinin görev süresi, yaşı, yabancı dil bilgisi ve eğitim seviyesi kapsamında değerlendirilmiştir. Üst düzey yöneticinin sosyal özellikleri ise sosyal sermaye düzeyi, sosyal ağ ilişkileri, küresel yönlülük ve girişimcilik eğilimi bağlamında incelenmiştir. Bu araştırmanın teorik altyapısı oluturulurken temel olarak kullandığımız kuramlar ise; Kaynak Temelli Yaklaşım, Üst Kademeler Yaklaşımı ve Sosyal Ağ Yaklaşımı'dır. Çalışma Malatya Sanayi ve Ticaret Odası'ndan bilgileri alınan KOBİ niteliği taşıyan 105 ihracatçı firma üzerinde anket yöntemiyle 01 Nisan-01 Haziran 2020 tarihleri arasında veri toplanarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veriler üzerinde çeşitli istatistiki analizler yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda genel literatürün aksine firma özelliklerinin genel olarak (işletmenin yaşı, teknoloji düzeyi, ihracat deneyimi, fuarlara katılım düzeyi ve ihracat yapılan ülke sayısı) ihracat performansı üzerinde etkili olmadığı görülmüştür. Bu durum literatürde kurumsal eşbiçimcilik olarak açıklanmaktadır. Yönetici özelliklerinden ise yöneticinin yaşı, yurt içi fuar sayısı, yurt dışı eğitim ve seyahat deneyimi, sosyal sermaye düzeyi ve sosyal ağ ilişkilerinin ihracat performansı üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgular ışığında, mevcut çalışma sonuçları ile işletmelerinde ihracat performans düzeyini artırmayı planlayan yöneticiler için önemli değerlendirmeler yapılmıştır.
Türkiye İran tercihli ticaret anlaşmasının iki ülke arasındaki ticaret hacmine katkısı
Küreselleşme ülkeler arasındaki dış ticaretin yapısı, yönü ve ölçeği giderek değiştirmiş ve dünya finans piyasalarının ekonomik entegrasyonuna zemin hazırlamıştır. Türkiye de artan entegrasyon girişimleri doğrultusunda girdiği pazarları çeşitlenmeye başlamıştır. Türkiye'nin dış ticaretindeki payının artırmaya çalıştığı ülkeden biri de İran'dır. Türkiye ile İran arasındaki ekonomik ilişkilerin hacmini ve seyrini etkileyen bir diğer gelişme ise 1 Ocak 2015 tarihi itibariyle yürürlüğe giren "Türkiye Cumhuriyeti İle İran İslam Cumhuriyeti Arasındaki Tercihli Ticaret Anlaşması"'dır. Bu çalışma Türkiye ile İran arasında imzalanan TTA'nın iki ülke arasındaki ticaret hacmine katkısını incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma verileri Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı internet sitesinden alınmıştır. Araştırmada TTA öncesi ve sonrasındaki yedişer yılı içerecek şekilde 2008-2022 yılları arasında iki ülke arasındaki ticaret hacmi ürün bazında incelenmiştir. Elde edilen veriler grafik halinde sunularak yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda, TTA'nın hem Türkiye hem de İran'ın karşılıklı ticaretine katkı sağladığı, bu katkının Türkiye için anlaşmanın ilk yıllarında daha belirginken, İran için anlaşmanın ilerleyen yıllarında daha belirgin olduğu görülmüştür. Bu zamansal farklılığın, İran'ın bir geçiş dönemi uyguladığını yansıttığı değerlendirilmektedir. Ayrıca araştırmada TTA'nın Türkiye ve İran'a katkısının farklı sektörlerde olduğu görülmüştür. Bu sonuçların, TTA'nın Türkiye ile İran arasındaki ticaret üzerindeki etkisinin karmaşık ve sektöre özgü olduğunu gösterdiği değerlendirilmektedir. TTA'nın ticaretin belirli sektörlerine olan etkisinin zaman içinde değişebileceği ve genel bir etki yerine sektörel düzeyde daha belirgin olabileceği düşünülmektedir.
COVID-19 pandemic risks on SMEs sustainability in developing countries: Case study Nigeria
This study looks at the possible risks that the pandemic caused by COVID-19 may have to do with the long-term sustainability of small and medium-sized enterprises (SMEs) in developing countries. The Nigerian scenario is highlighted in particular as a typical example in the report. The effects of the pandemic on SMEs were investigated via data analysis and survey answers, illuminating the difficulties these companies have in continuing to operate and remain viable. The results show that the pandemic had a number of detrimental effects for SMEs in Nigeria, including poor consumer turnout, decreased revenue, higher prices for products and services, erratic sales, and a shortage of supplies. While no discernible drop in the cost or price of goods and services was recorded, the data also shows a decline in the demand for products and services. These results highlight the susceptibility of SMEs and their difficulty in adjusting to the pandemic's unparalleled disruptions. These enterprises are under an even greater strain as a consequence of restrictions and diminished economic activity, which has led to lower revenue and consumer expenditure. The study also shows a drop in consumer demand and a lack of optimism for SMEs' financial future. Recommendations are made based on the study, and they include activities to increase capacity, improve access to digital platforms and e-commerce, provide targeted financial support, and foster a business-friendly climate. Policymakers and other stakeholders may support the expansion and sustainability of SMEs, promoting job creation, economic recovery, and general socioeconomic development in developing nations, by putting these ideas into practice.
Bankacılıkta küreselleşmenin etkileri
Bu çalışmada; küreselleşmenin yarattığı ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel sonuçları bağlamında değişen ve dönüşen dünyanın finans ve bankacılık alanına etkisi ve gelecekte nasıl bir finansal düzen bizleri bekliyor sorusuna cevap aranmıştır. Gelecekteki ticaret modelleri, para transfer sistemleri ve dijital para birimleri, akıllı yapay zeka uygulamaları konuları kapsamında küreselleşmenin bankacılık sistemini yakın gelecekte nereye doğru evireceğini izahla, çalışmanın doğası gereği teorik bir alt yapı ile hazırlanmış ve sunmuş olduğumuz günümüz klasik bankacılık uygulamalarının tamamına yakının tarih olacağı, küreselleşmenin etkisiyle risk, dış ticaret, para transferleri kavramlarının işleyişinin ve mantalitesinin değişeceği, günümüz bankacılık sisteminin tarih olacağı iddiamızı kültür, kültüre ilişkin tanımlamalar ve küresel tüketim kültürü; küresel pazarlama, küresel pazarlama kararlarını etkileyen çevresel faktörler, küresel pazarlarda tüketici davranışları ve kültürün pazarlama çevresi içerisindeki önemi ele alınmak suretiyle küreselleşme kavramının bir gereği olarak ortaya çıkan yenilikçi ( inovatif ) yol ve yöntemlerin bankacılık sistemini nereye doğru evirilebileceği ve ilerleyen yıllarda nelerin konuşulabileceği muhtelif iktisatçı ve bilim adamlarının görüş ve çalışmalarıyla literatür bakımından zenginleştirerek çalışmamızda ortaya konmuştur. Bu tez çalışmasının birinci bölümünde küreselleşmenin genel yapısı ve işleyişi hakkında bilgi verilmekte, küreselleşme olgusu, küreselleşmenin tanımı, ekonomik küreselleşme ve yararlarından bahsedilmekte, küreselleşmenin aşamaları, iktisadi anlamda küreselleşmenin boyutları, küreselleşme ve finans piyasalarına etkilerinden bahsedilmektedir. Bu sayede, tez çalışmasının önemli yapı taşlarından biri olan küreselleşme olgusu tüm yönleri ile daha açık bir şekilde ifade edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca bu süreçte küreselleşmenin yaygınlaşmasına katkı sağlayan kuruluşlar kapsamında Bretton Woods süreci ve sonrasında oluşturulan uluslararası kuruluşlara kısaca değinilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde bankacılık tarihi, bankacılık sisteminde küreselleşme olgusu değerlendirilmiştir. Finansal serbestleşme ve derinleşme, bankaların küreselleşme nedenleri ortaya konmuş, iktisadi yönden gelişen ülkeler için küreselleşmenin bankacılık sektörü özelindeki önemi, global ölçekli bankaların yerel bankacılık sektörüne katılım sebepleri, yerel bankacılık sektörlerinin global ölçekli bankaların sektöre girişlerinden neler beklediği, bankacılık sektörünün küreselleşmesinin yerli finans piyasaları üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Dördüncü bölümde Finansal yenilikler ve inovasyon konusu ele alınarak küreselleşmenin bir gereği olarak ortaya çıkan yenilikçi fikirlerin finans dünyasına etkisi neden sonuç ilişkisi içerisinde değerlendirilmiştir. Beşinci ve altıncı bölümde bankacılık, finans ve ticaret alanlarında yenilikçi modeller ve gelecek yüzyılda muhtemel bankacılık, finans ve ticaret dünyasında mevcut sistemin yerini alabilecek uygulara yer verilerek. bankacılık ve finans alanında geleceğin teknoloji ve kavramları, blockchain uygulamaları, sanal paranın sınıflandırılması, kripto paranın geleceği konuları ele alınarak gelecek projeksiyonu çizilmiş olup dünya ticareti ve işleyişini, dünya ticareti tedarik zincirini kökünden değiştirmesi beklenen "modern ipek yolu Projesi'nin dünya ticaretine olası etkileri değerlendirilerek sonuç bölümüne geçilmiştir. Sonuç bölümünde günümüz klasik bankacılık uygulamalarının tamamına yakının tarih olacağını, küreselleşmenin etkisiyle risk, dış ticaret, para transferleri kavramlarının işleyişinin ve mantalitesinin değişeceği teziyle günümüz bankacılık sisteminin tarih olacağı sonucu ayrıntılı bir şekilde sebep sonuç ilişkisi bağlamında ele alınmıştır.
Intercultural management in the case of Turkish firms: The impact of African worker in a merger context
INTERCULTURAL MANAGEMENT IN THE CASE OF TURKISH FIRMS: THE IMPACT OF AFRICAN WORKERS IN A MERGER CONTEXT Studies on intercultural management highlight the need for international companies to adapt their management to the national specificities of the country where they are located. We explore here the intercultural management through a case study which concerns the intercultural management and the impact of the African workers in the Turkish companies. In general, this research aims to identify cultural issues during a merger process, to evaluate the perception of the actors during and after the merger context and to establish the cultural elements that play an important role during the adaptation process. This work is divided into five chapters. The introduction will set out the objectives and the problematic of the research. The second, third and fourth chapters will establish the theoretical basis for our study: the second will provide an overview of the literature on intercultural management, the third will focus on Turkish cultural and managerial characteristics and the fourth will outline the theory of change and the concept of merger and acquisition. The fifth will explain our case study, methodological approach and an analysis of the results.
Franchising sisteminin Türkiye ve AB ülkeleriyle karşılaştırmalı teknik analizi ve örnek uygulama
Kendini kanıtlamış firmaların marka, hizmet ve ürünleri, belirlenmiş süre boyunca belirli ücret ve koşullara dayalı bağımsız yatırımcılara verdikleri imtiyaz hakkı franchising sistemi olarak adlandırılmaktadır. Türkiye'de 1980 yılında başladığını bildiğimiz franchising sistemi, Ulusal Franchising Derneği'nin de kurulması ile franchising uygulamalarında hızlı bir büyüme gerçekleşmiştir. Avrupa'da ve Türkiye'de yer alan franchising derneklerinin katkıları ile oluşan güven ortamı ve gelişim yadsınamaz bir gerçektir. Yatırımcıları cezbeden markalaşma ve hızlı büyüme fikri franchising sisteminin daha da benimsenmesini sağlamıştır. Avrupa ve Türkiye'de belirli bir noktaya ulaşmış olan franchising sistemini her açıdan ele aldığımız bu tez çalışmasında yatırımcıları bilgilendirmek ve cesaretlendirmek amaçlanmıştır. Franchising sisteminin tarihsel sürecini, bu sistemin türlerini, hukuki niteliklerini, tarafların yükümlülükleri ile yatırımcıların dikkat etmesi gereken hususlar ve yatırımcıları ilgilendiren pek çok önerinin de yer aldığı başlıklar geniş bir çerçevede belirtilmiştir. Hem yurt içi hem de yurt dışı pazara açılarak yol kat etmiş olan Simit Sarayı firması ele alınarak franchising sistemi her açıdan değerlendirilmeye çalışılmıştır. İşletme stratejisi olarak franchising uygulaması ile büyümeyi hedefleyen işletme ve yatırımcıların sistemdeki avantajları ve dezavantajları bu çalışmada konu edilmiştir. Bu tezin temel amacı yerel bir firmanın büyüme stratejisi olarak franchising sistemine geçmesinin sonuçlarını ve uluslararası pazarda büyümesini ele almıştır. Tez çalışmasının araştırma yöntemi nitel araştırma yöntemi olup, araştırma tekniği olarak ise örnek olay incelemesi uygulanmıştır. 2007 yılında franchising sistemine geçmiş olan Simit Sarayı, o tarihten günümüze izlediği büyüme stratejisi ile girişimcilere örnek olacak nitelikte bir ix profile sahip olmuştur. Simit Sarayı'nın franchising sistemi ile nasıl gelişme gösterdiğini ve geleneksel Türk mutfağının simgesi olan simidin franchising sistemi ile uluslararası pazarda bir marka olarak hangi aşamalardan geçerek ve nasıl öne çıktığı incelenmiştir Anahtar Kelimeler: Franchising Sistemi, Simit Sarayı, UFRAD
Uluslararası karayolu taşımacılığında Avrupa Birliği mevzuatına uyum sorunu
Günümüz de bir malın taşınması sırasında zarar görmemesi en az malın kalite ve değeri kadar önem arz etmektedir. Malın hasar görmeden minimum süre içerisinde ucuz bir şekilde üretim yerinden Pazar noktasına nakliyesi rekabet faktörünün önemli bir etmeni hali ne gelmiştir. Bu husus nakliye mesafesinin arttığı ve tasıma olanaklarının çeşitlilik gösterdiği dış ticarette daha fazla bir önem kazanmıştır. AB, ticaretin her aşamasının konusunda gösterdiği hassasiyet gereği ihtiyaç duyduğu ürün ve hizmeti gerek diğer pazarlara sunması gerekse kendi pazarına arz etmesi için ulaşım hatlarına ve dağıtım noktalarına gereksinim duyar. Bunun içinde geçmişteki deneyimlerini göz önüne alarak yeni planlamalar yapmıştır. Bu planlar ile geleceğin ticaret düzenini oluşturmayı amaçlamıştır. Bu çalışmada, AB'nin yeni ticaret düzeninin irdelemeyi ve Türkiye'nin bu düzen içerisinde alacağı yeri ve AB politikalarına uyum problemlerini belirlemeye çalışacağız.