Baskent University
Institute

Institute of Health Sciences

Baskent University

402

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Kurumsal beslenme ve sağlıklı yaşam danışmanlığının çalışanların iş tatmini ve beslenme durumları üzerine etkisi

Bu çalışma, işyerinde sağlıklı beslenme eğitimleri ve diyet müdahelesinin çalışanların antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri, kan basıncı düzeyleri ile iş stresi ve iş tatmini üzerine etkisinini incelemek amacı ile yapılmıştır. Çalışma özel bir şirkette çalışan 69 kişi (58 erkek, 11 kadın) üzerinde yapılmıştır. Katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemek amacı ile bir anket formu, enerji ve besin ögesi alım ortalamalarını belirlemek için besin tüketim sıklık formu, fiziksel aktivite düzeylerini saptamak için 24 saatlik fiziksel aktivite kayıt formu, diyet kalitesini ölçmek için Sağlıklı Yeme İndeksi-2010 (SYİ-2010), iş doyum durumlarını belirlemek amacı ile Minnesota İş Tatmini Ölçeği, iş stresini ölçmek amacı ile İş Stresi Ölçeği ve beslenme bilgi düzeylerini saptamak amacı ile beslenme bilgisine yönelik soruların olduğu bir form çalışma başlangıcında ve 8 hafta sonunda uygulanmıştır. Çalışma başlangıcında ve 8 hafta sonunda Biyoelektrik İmpedans Analizi (BIA) ile vücut kompozisyonu ölçülmüştür. Kan basıncı ölçümleri çalışma başlangıcında ve 8 hafta sonunda koldan ölçülmüştür. Katılımcıların hepsine iş yerinde sağlıklı beslenme, etiket okuma alışkanlığı, ve fiziksel aktivitenin önemi konularında grup eğitimleri verilmiştir. Çalışma başlangıcında BKİ ≥ 25kg/m² olan ve bir beslenme programı ile ağırlık kaybetmek isteyen çalışanlara, bireysel bir beslenme programı düzenlenmiş ve 8 hafta boyunca tüketmeleri sağlanmıştır. Sadece beslenme eğitimi alan çalışanlar grup 1, beslenme eğitimi ile beraber bireysel bir beslenme programı uygulayan çalışanlar grup 2 olarak nitelendirilmiştir. Çalışanların yaş ortalamaları 34.8±6.42 yıldır. Çalışanların günlük çalışma süresi ortalaması 9.4±1.50 saat'tir. Grup 1'de yer alan hem kadın, hem de erkeklerin çalışma başlangıcı ve 8 hafta sonundaki antropometrik ölçüm ortalamaları, vücut kompozisyonuna ait ölçümlerin ortalamaları ve sistolik-diyastolik kan basıncı ortalamaları arasında istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmamıştır (p>0.05). Grup 2'deki kadınların çalışma başlangıcı ve 8 hafta sonrasındaki vücut ağırlığı, BKI, bel çevresi ölçümleri sırası ile: 69.7±11.9 kg ve 65.1±11.6 kg, 26.2±3.4 kg/m² ve 24.5±3.5 kg/m², 80.3±10 cm ve 75.6±10.1 cm'dir ve ölçümlerdeki azalmalar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.(p<0.05). Grup 2'deki kadınların yağ kütlesi 23.7±6.3 kg'dan, 20.1±5.3 kg'a, yağ yüzdesi %33.5±3.7'den, %30.5±3.1'e düşmüştür (p<0.05). Grup 2'de yer alan erkeklerin 8 hafta sonunda vücut ağırlığı ortalaması 94.4±19.2 kg'dan, 89.8±17.7 kg'a, BKI 29.7±5 kg/m²'den, 28.3±4.5 kg/m²'ye, bel çevresi 98.6±13.4 cm'den, 94.7±13.3 cm'ye, düşmüştür (p<0.05). Grup 2'deki erkeklerin 8 hafta sonunda yağ kütlesi 24.2±10.1 kg'dan, 21±9.4 kg'a, yağ yüzdesi %24.6±6.3'den, %22.4±6.4'e, düşmüştür (p<0.05). Grup 1'deki çalışanların beslenme eğitimi öncesi beslenme bilgi düzeyi puanı ortalaması 11.4±2.72 ve eğitim sonrasında 13.8±2.21 ve grup 2'deki çalışanların eğitim öncesi 11.9±2.26 ve eğitim sonrasında 14.6±1.67'dir ve her 2 gruptaki değişimler istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.05). Grup 1'deki SYİ puanı ortalamasındaki değişim 10.1 (%95 GA 5.52- 14.66) ve grup 2'de 24.9 (%95 GA 19.84- 29.97) birim'dir ve değişimler istatistiksel olarak anlamlıdır(p<0.05). Grup 2'de meydana gelen SYİ-2010 puanı ortalamasındaki artış Grup 1'e göre anlamlı olarak fazladır(p<0.05). Her iki grupta da iş stresi ve iş tatminlerindeki değişimler istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır(p>0.05). 8 hafta sonunda Grup 2'deki kadınların ve erkeklerin günlük enerji, yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, glikoz, sakkaroz tüketim ortalamalarındaki düşüş istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). ). Sonuç olarak, grup beslenme eğitimi ile beraber bireysel diyet programlarının uygulanması çalışanların ağırlık, BKI, bel çevresi, yağ kütlesi ve yağ yüzdesinde daha fazla azalma, beslenme bilgi düzeyi ve sağlıklı yeme indeksi puanlarında daha fazla artış sağlamıştır.

BeslenmeBeslenme incelemeleriSağlık danışmanlığı+4
Nihan Yaldız
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of menus in food services provided with centralized and decentralized system in terms of food variety, cost and consumer satisfaction

This study was conducted in order to evaluate the menus in terms of food variety, cost and consumer satisfaction in centralized and decentralized system. The study was carried out with 202 workers (170 (84.2%) males and 32 (15.8%) females) who were between 19-82 years of age and also the average age of the workers was 36.2±10.41 years and receiving service from a catering company in Yenimahalle district in Ankara. The menus offered in the centralized and decentralized system catering services were evaluated in terms of food variety and cost, and satisfaction levels of the menus offered to the workers were determined by satisfaction survey. The frequency of green leafy vegetables and buttermilk, milk, sugar, honey, jams etc. in the menus of decentalized system was higher than the menus centralized system. The energy value of the menus is determined 2598.35 kcal for centralized system and 3465.65 kcal for decentralized system. While Carbohydrate amount was 228.05 g in the centralized and 316.45 g in the decentralized system, The ratios from energy were found %35.6 and %37.29, respectively. The protein amounts of the menus were 86.95 g (%13.83) for the centralized and 104.89 g (%12.43) for the decentralized system. The fat amounts was found 146.72 g (50.6% of the energy) in the centralized and 195.4 g (50.3% of the energy) in the decentralized system. Cholesterol levels of the menus; while it was 355.70 g in the centralized and 501.45 g in the decentralized system. The amount of pomace was 16.4 g in the centralized system and 32.14 g in the decentralized system. Vitamin A was 1003.65µg in the centralized, while it was 2018.16µg in the decentralized system. The amount of vitamin C was 117.31 g in the centralized and 281.29 g in the decentralized system (p<0.05). While the amount of calcium is 858.69 mg in the centralized and 1176.77 mg in the decentralized system, the amount of iron are 13.24 mg and 17.72 mg respectively. The difference between the two systems was significant for all macro and micro nutrients (p<0.05). When the costs of the menus are evaluated, the breakfast offered in the centralized is 2.12 TL and 3.75 TL in the decentralized system. 113 of the workers benefit from centralized system and 89 of them decentralized system. In the study, 65.5% of the beneficiaries of centralized system were bluecollars and 34.5% were whitecollars, while 49.4% of those using decentralized system were bluecollars and 50.6% were whitecollars. Accorging to 70.8% of the workers benefiting from centralized system considered that menus are good, while 31.5% of workers benefiting from decentralized system considered that menus are good, and 50.6% were considered that the menus are average quality. There was no significant difference between BKI (25.6±3.18) of workers using centralized system and BKI (26.0±4.02) of workers using decentralized system. In general, the ratio of satisfaction on menus were different between the two groups. Among the workers who benefit from centralized system, The ratio of satisfaction for the variety of food, soup taste, soup thickness, soup content, meat temperature, meat taste, meat fat ratio; presentation of rice pasta and pastries, the temperature of rice pasta and pastries, the taste of rice pasta and pastries, the oil and content of rice pasta and pastries; presentation, warmth, taste, fat, content of vegetable and legume dishes; presentation and content of cold and olive oil dishes; salads and desserts presentation, taste, freshness, satisfaction for service flow in the cafeteria, cleaning of service containers and cleaning of service trays is significantly higher (p<0.05). It should be applied to the companies considering the advantages and disadvantages of centralized and decentralized system catering services, menu planning should be made considering food variety, cost control and customer satisfaction. Keywords: catering, centralized system, decentralized system, satisfaction This study was approved by Başkent University Medicine and Health Sciences Research Committee and Non-Interventional Clinical Research Ethics Committe with the decision number KA18 / 383 and dated 27.11.2018 and numbered 42119 by Ethics Committee Approval.

FoodsNutritionNutrition surveys+5
Kamile Kara Yılmaz
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerde kardiyometabolik risklerin azaltılmasında tıbbi beslenme tedavisinin etkisi

Bu çalışma, 20-65 yaşları arasında Nutrismart Beslenme ve Diyet Merkezi'ne 2014-2015 yılları arasında başvuran, beslenme danışmanlığı almış, doktor tarafından Tip 2 Diyabet tanısı konulmuş, Beden Kütle İndeksi (BKİ) ≥25 kg/m2 olan 18'i kadın 18'i erkek olmak üzere toplam 36 hasta üzerinde yürütülmüştür. Çalışmada hastalara başlangıç ağırlıklarının %5'ini kaybetmeye yönelik toplam enerji gereksinimi hesaplanmış, ADA'nın Tıbbi Beslenme Tedavi (TBT) ilkelerine uygun (%45-65 karbonhidrat, %15-20 protein, %25-30 yağ) beslenme planı hazırlanmış ve 12 hafta süreyle uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında hastaların sosyo demografik bilgileri kaydedilmiş ve her hafta hastaların antropometrik ölçümleri; vücut ağırlığı (kg), bel çevresi, beden kütle indeksi (BKI), bazal metabolizma hızı (BMR), yağ yüzdesi, yağ (kg), yağsız doku kütlesi (FFM), toplam vücut suyu (TBW), gövde %, gövde yağ (kg) araştırmacı tarafından ölçülerek, beden kütle indeksi (BKİ) değerleri hesaplanmıştır. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda bazı biyokimyasal parametreler (plazma açlık kan glukozu (AKG), insülin, HbA1c, toplam kolesterol, HDL-kolesterol, LDL-kolesterol, trigliserid, homosistein, HOMA-IR ve hs-CRP) özel bir laboratuvarda analiz edilmiştir. Hastaların metabolik sendrom bileşenleri Uluslararası Diyabet Federasyonu (IDF)'nun kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Hastaların biyokimyasal bulguları değerlendirildiğinde, TBT öncesine göre TBT sonrası insülin (15.7±9.5 μIU/mL ve 11.7±6.2 μIU/mL), hemoglobinA1c (%5.8±0.9 ve %5.6±0.6), total kolesterol (234.2±38 mg/dL ve 202.7±32 mg/dL), LDL-kolesterol (153.3±36 mg/dL ve 127.2±32 mg/dL), homosistein (11.1±3.1 umol/L, ve 9.2±2.5 umol/L), HOMA-IR (4.2±3.6 ve 2.8±1.8) ve hs-CRP (5.4±8.9 mg/dL, ve 3.6±4.0 mg/dL) düzeyleri anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Çalışmaya katılan bireylerin TBT öncesine göre TBT sonrası antropometrik ölçümleri değerlendirildiğinde, vücut ağırlıkları (93.2±17.62 kg ve 86.4±16.17kg), BKİ ortalamaları (32.1±5.65 kg/m2 ve 29.7±4.84 kg/m2), yağ oranları (%34.2±8.48 ve %30.8±8.95), vücut yağ yüzdeleri (%33.7±6.94 ve %30.2±7.88) ve bel çevresi (103.3±15.87 cm ve 95.1±15.29 cm) ortalamaları anlamlı derecede azalmıştır (p<0.05). Çalışmaya katılan ve International Diabetes Federation (IDF) metabolik sendrom kriterlerine sahip olan bireylerin TBT sonrası kardiyometabolik risk faktörlerindeki değişim açlık kan glukozu, bel çevresi ölçümleri, trigliserid, homosistein, HOMA-IR ve hs-CRP anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak Tip 2 diyabetli bireylerde TBT'nin kardiyometabolik riskleri azaltmada etkili olduğu bulunmuştur. TBT'nin içeriği bireysel bulgulara göre değişmekle beraber, Tip 2 diyabetli bireylerin diyabet diyetisyeni ile düzenli görüşmesi ve öz yönetimi çok önemlidir. Bu çalışmaya göre Tip 2 diyabetli bireylere yaşam tarzı değişimini sağlamak için beslenme konusunda eğitim ve danışmanlığın sağlanması tedavinin önemli bir parçasıdır ve kardiyometabolik risklerin azaltılmasında etkili olduğu anlaşılmıştır.

BeslenmeBeslenme tedavisiDiabetes mellitus+5
Sabiha Gonca Güzel
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin bebek beslenmesine yönelik bilgi, tutum ve davranışları ile postpartum depresyon durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nde pediatri kliniğinde yatan ve pediatri polikliniğe başvuran yaşları 0-36 ay olan bebeklerin annelerinin bebek beslenmesine yönelik bilgi, tutum ve davranışları ile postpartum depresyon durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Aralık 2018 – Mart 2019 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi pediatri kliniğinde yatan ve pediatri polikliniğe başvuran yaşları 0-36 ay olan bebeklerin anneleri üzerinde yürütülmüştür. Annelerin demografik özellikleri, antropometrik ölçümleri, genel özellikleri , bebek beslenmesine ilişkin bilgi düzeylerini sorgulayan sorular anket formu ile sorgulanmıştır. Annelere Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IOWA) uygulanmıştır. Annelere postpartum depresyon durumlarını değerlendirmek amacıyla yaşam kalitesi soruları yine anket formu ile sorgulanmıştır. Annelerin yaş ortalaması 30.5±5.89 yıl olup yaşları 18-45 yaş arasındadır. Beden kütle indeksi (BKİ) gruplamasına göre annelerin %1.9'u zayıf (<18.5 kg/m2), %53.3'ü normal (18.5-24.9 kg/m2), %26.6'sı hafif şişman (25-29.9 kg/m2) ve %17.1'i şişman (≥30 kg/m2) olduğu saptanmıştır. Annelerin %25.7'si bebeklerini sadece anne sütü ile , %42.9'u anne sütü ve tamamlayıcı besinlerle ve %31.4'ü sadece tamamlayıcı besilerle besledikleri tespit edilmiştir. Annelerin %91.4'ü bebeklerine ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi gerektiğini düşünmektedir. Sadece anne sütü alan bebeklere ekstra su verilmesine gerek olmadığı düşünen %74.3 anne saptanmıştır. Annelerin IOWA puan ortalamaları, 57.8±8.43 olarak belirlenmiştir. Eğitim durumu yükseldikçe annelerin IOWA toplam puanı artmaktadır (ilköğretim 55.0±6.32, lise 56.1±8.74 ve üniversite 60.4±8.48) ve ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Evli olan annelerin IOWA toplam puanı dul/boşanmışlara göre daha yüksektir ( evli 58.4±8.62, dul/boşanmış 53.2±4.76) aralarındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlıdır ( p<0.05). Çalışan annelerin IOWA toplam puanı çalışmayanlara annelere göre daha yüksektir ( çalışan 59.3±8.67 çalışmayan 55.7±7.63) ( p<0.05). Bebeklerin şu an ki ağırlıkları ile IOWA toplam puanı arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0.05). Annelerin beslenme bilgi sorularını doğru yanıtlama yüzde ortalaması 53.2±13.19 olduğu tespit edilmiştir. Evli olan annelerin beslenme bilgi sorularını doğru yanıtlama yüzde ortalaması evli olmayan annelere göre daha yüksek bulunmuştur (evli 53.9±13.12, bekar 47.5±12.88) aralarındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Annelerin daha önce geçirilmiş PPD (Postpartum depresyon) öyküsü bulunma sıklığı %21.9 olarak tespit edilmiştir. Eğitim durumlarına göre PPD öykülerine bakıldığında lise mezunu annelerde PPD öyküsü diğer gruplara göre daha fazla görülmüştür (ilköğretim %26.1, lise %26.5 ve üniversite %16.7) ve aralarındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Vajinal doğum yapan annelerde PPD öyküsü sezaryen doğum yapan annelerden daha fazladır (vajinal doğum yapan %22.5, sezaryen doğum yapan %21.9) ve aralarındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). PPD öyküsü olan annelerin yaş ortalaması 31.1 ±5.94 yıl ve PPD öyküsü olmayan annelerin yaş ortalaması ise 30.3±5.90 yıl olarak saptanmıştır. Son gebeliği sırasında huzursuzluk yaşayan annelerin yaşamayanlara göre BKİ (Beden kütle indeksi)'leri daha yüksek bulunmuştur (huzursuzluk yaşayanlar 25.3±4.25, huzursuzluk yaşamayanlar 24.9±4.07) ve aralarındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). İstemli gebelik geçirmiş annelerin sadece anne sütü verme sıklığı en yüksektir (sadece anne sütü %88.9, anne sütü +tamamlayıcı beslenme %64.4 ve sadece tamamlayıcı besleyen annelerin sıklığının ise %66.7)ve aralarındaki bu fark istatistiksel açıdan önemli değildir (p>0.05). Anne sütünün önemine dair bilinç ve farkındalığın artması , emzirme için gerekli profesyonel ve toplumsal desteğin sağlanması, postpartum depresyon ile ilgili anne ve yakınlarının bilgilendirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Anne sütü, emzirme, beslenme bilgisi, IOWA ölçeği, postpartum depresyon, Bu araştırma için Başkent Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Kurulu tarafından 29.12.2018 tarihli ve 18/419 sayılı 'Etik Kurul Onayı' alınmıştır.

AnnelerBebek bakımıBebek beslenmesi+5
Gülşah Doğan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda duygu değişiklikleri ile yeme eğilimi ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, adölesanların duygu değişiklikleri ile yeme eğilimleri arasındaki ilişkinin incelenmesi ve farklı duygular esnasında tercih edilen ve tüketilmek istenen besinlerin belirlenmesidir. Çalışma, Eylül-Ekim 2018 tarihleri arasında Ankara ili Çankaya Bilgi Temel Lisesi'nde 10-19 yaş arası 193 öğrenci (62 erkek, 131 kız) üzerinde yürütülmüştür. Adölesanlara ait genel bilgiler, kişilerin sağlık durumları, duygu değişiklikleri (üzgün/mutsuz olma, endişeli/kaygılı olma, sınav stresi, mutluluk, halsiz/hasta olma, başarısızlık hissi, yalnızlık hissi ve hayal kırıklığına uğrama) ve yeme ilişkisini içeren soruların yer aldığı anket, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ) uygulanmış ve duygusal yeme alt ölçeği ile değerlendirilmiştir. Katılımcıların antropometrik ölçümleri saptanmıştır. Çalışmada ki katılımcıların %32.1'i erkek %67.9'u kız ve yaş ortalaması 16.2±1.2 yıl olarak saptanmıştır. Adölesanların BKİ-z skor değerlerine göre %79.7'si normal, %12.9'u hafif şişman, %4.8'i obez ve %2.6'sı zayıf olarak tespit edilmiştir. Adölesanlar, üzgün/mutsuz, endişe/kaygı, sınav stresi, hasta/halsiz, başarısızlık, yalnızlık, hayal kırıklığı hissettikleri zaman 'daha az yerim', mutlu hissettikleri zaman 'herhangi bir değişiklik olmaz' şeklinde ifade ettikleri görülmüş ve cinsiyete göre istatistiksel olarak farklılık tespit edilmiştir (p<0.05). Besin tercih eğilimine baktığımızda çikolatanın bütün duygu durumlarda ilk tercih edilen besin olduğu görülmüştür. DEBQ-duygusal yeme alt ölçek puan ortalamaları ile katılımcıların cinsiyet, yaş, teşhis edilmiş hastalık olma durumu, fiziksel aktivite ve BKİ-z skor değeri istatistiksel olarak ilişkili bulunmamıştır (p>0.05). Katılımcıların duygusal yeme eğilimlerini tespit etmek için DEBQ-duygusal yeme alt ölçeği ile 8 farklı duygu durumunun ilişkisine bakıldığında üzgün/mutsuz, endişe/kaygı, sınav stresi, mutlu, yalnızlık, hayal kırıklığı hissedilen duygu durumlarında pozitif yönlü korelasyon saptanmıştır. Sonuç olarak adölesanların genellikle olumsuz duygu durumundayken daha az yemek yeme eğilimi gösterdikleri ve ilk tercih ettikleri besinlerin de yüksek enerjili atıştırmalık karbonhidratlar olduğu belirlenmiştir.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme davranışı+3
Ayşegül Karacaören
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The relationship between impulsivity and uncontrolled eating behavior and obesity in adults

This descriptive study was conducted to investigate whether obesity and uncontrolled eating behavior, an obesity risk factor, were associated with the presence of impulsivity in individuals. The study was carried out with the participation of a total of 200 faculty members, 118 women and 82 men working in all faculties and schools except for the Faculties of Medicine and Dentistry, located on the Bağlıca Campus of Başkent University. A questionnaire form consisting of 3 sections (Personal Information and anthropometric measurement, Barratt Impulsivity Scale (BIS-11), Three Factor Eating Questionnaire (TFEQ-R21) was used to collect the research data. When body mass indexes (BMI) were examined, 4.5% of the participants were underweight, 51.5% were normal, 33.0% were overweight and 11.0% were obese. All impulsivity subscores (motor impulsivity, nonplanning, attention impulsivity, total impulsivity) of the participants whose BMI was below 25 kg / m2 were found to be significantly lower than the group with BMI 25kg / m2 and above. BMI showed a significant positive correlation with all BIS-11 subscales. The mean uncontrolled eating and emotional eating scores of the participants whose BMI was below 25 kg / m2 were significantly lower than the other group (25 kg / m2 and above) (p <0.05). The mean score of cognitive restraint was found to be higher in the group with BMI below 25 kg/m2. This result was not statistically significant (p> 0.05). When the relationship between impulsivity and uncontrolled eating was examined; All subscale scores of BIS-11 (motor impulsivity r = 0.426, non-planning r = 0.366, attention impulsivity r = 0.38, total impulsivity r = 0.427) showed a significant correlation with uncontrolled eating. In conclusion, impulsivity is a condition associated with obesity and uncontrolled eating which should not be ignored in the treatment of obesity. Keywords: Obesity, impulsivity, uncontrolled eating behavior, emotional eating, cognitive restriction

NutritionNutrition disordersFeeding behavior+4
Cansu Genç
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lumbal radikülopati hastalarında farklı bantlama tekniklerinin ağrı, fonksiyonellik ve doku sıcaklığı üzerine etkisi

Çalışmanın amacı; lumbal radikülopati hastalarında farklı bantlama materyal ve tekniklerinin ağrı, fonksiyonellik, doku sıcaklığı üzerinde oluşturacağı etkileri araştırmaktır. Çalışmamıza, 18-50 yaş arası lumbal radikülopati tanısı alıp, bel ağrısı nedeniyle fizyoterapi ve rehabilitasyon programına alınan 51 gönüllü hasta dahil edildi. Hastalar kinezyo bantlama grubu, atletik bantlama grubu ve plasebo bantlama grubu olarak üçe ayrıldı. Aktivite ve istirahat sırasında hissedilen ağrı şiddetinin değerlendirilmesinde vizüel analog skalası kullanıldı. Fonksiyonelliğin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla Oswestry Bel Ağrısı Engellilik Anketi ve Roland-Morris Engellilik Anketleri kullanıldı. Bölgesel doku sıcaklığı dijital elektronik infrared termograf ile uygulama öncesi ve sonrası ölçüldü. 10 seans müdahaleden sonra tüm gruplarda ağrı, fonksiyonel durum ve yaşam kalitesinde istatistiksel olarak iyileşme görüldü (p ˂0,05). Tedavi öncesi ve tedavi sonrası klinik değerlerin farkları gruplar arasında karşılaştırıldığında, kinezyo bantlama grubunun ağrı ve fonksiyonelliği arttırmada daha etkili olduğu görüldü (p ˂0,05). Kinezyo bantlama grubunun tedavi öncesi ve sonrası lokal doku sıcaklığının değerlerinin değişmediği (p>0,05), atletik ve plasebo bantlama grubunun doku sıcaklığında artış olduğu görüldü (p ˂0,05). Sonuç olarak; kinezyo ya da atletik bantlama uygulamalarının fizyoterapi programlarına eklenmesi; ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerinde iyileşmeyi arttırmaktadır. Ancak dokuya olan uyumu ve kullanım kolaylığı da göz önüne alındığında lumbal radikülopatili hastalarda kinezyo bant uygulaması tedavi için daha uygun bir tercih olabilir. Anahtar kelimeler: bel ağrısı, kinezyobant, yaşam kalitesi, deri sıcaklığı, fizyoterapi

AğrıBel ağrısıDeri sıcaklığı+4
Tuğçe Namlı
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Düzenli fiziksel aktivite yapan bireylerde öğün sıklığının ve aşırı besin isteğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, egzersiz yapan bireylerde beslenme alışkanlıklarının ve aşırı besin isteği ölçeği (ABİS) ile fiziksel aktivitenin iştah üzerindeki etkilerini belirlemek olup ayrıca bu ilişkinin egzersiz yapan ve egzersize yeni başlayan bireyler arasında benzerlik ve farklarını ortaya koymaktır. Çalışmaya Sports International Altınoran Spor Merkezine Mayıs 2018 - Kasım 2018 tarihleri arasında gelen, 18–64 yaş arasında olan yeni başlayan 60 birey ve düzenli egzersiz yapan 60 birey olmak üzere toplamda 120 yetişkin birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin demografik özellikleri, fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarına dair bilgiler yüz yüze uygulanan anket formuna kaydedilmiştir. Bireylerin antropometrik ölçümleri ile vücut analizleri yapılmış, ABİS uygulanmış ve 3 günlük besin tüketim kayıtları ile öğün sıklığı değerlendirilmiştir. Egzersize yeni başlayan bireylerin %50'sinin 2 ana öğün, %50'sinin 3 ana tükettiği bulunmuş, egzersiz yapan bireylerin ise çoğunluğunun (%86.7) 3 ana öğün tükettiği gözlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin ara öğün tüketim durumları değerlendirildiğinde; egzersiz yapanların %1.7'si ara öğün tüketmezken, egzersize yeni başlayan bireylerin %63.3'ünün hiç ara öğün tüketmediği bulunmuştur. Egzersize yeni başlayan bireylerin genellikle (%67.4) 1 ara öğün tükettikleri, egzersiz yapan bireylerin ise genellikle (%52.5) 2 ara öğün tükettikleri bulunmuştur. Bireylerin beslenme durumlarını tanımlamaları istendiğinde egzersize yeni başlayan bireyler çoğunlukla orta (%50) ve kötü (%45) olarak cevaplarken, egzersiz yapan bireyler çoğunlukla iyi (%65) olarak cevap vermiştir. Egzersiz yapan bireylerde egzersize başlamadan önce ve sonraki durumlarına göre iştah, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumu değerlendirildiğinde, egzersiz yapmaya başladıktan sonra egzersiz öncesine göre kadın ve erkek bireyler için her iki grup açısından da iştah durumu puanları önemli miktarda azalma gösterirken, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumları puanları anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). Bireylerin cinsiyete ve egzersiz yapma durumuna göre iştah, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumu değerlendirilmiştir. Egzersiz yapan kadınlarla erkeklerin egzersize yeni başlayan kadınlar ve erkeklere göre iştahları anlamlı olarak daha az, duygu durumu, beden memnuniyeti ve sağlık durumları değerlendirmelerinin ise anlamlı olarak daha fazla olarak bulunmuştur(p<0.05). Egzersize yeni başlayan bireylerin düzenli egzersiz yapan bireylere göre daha fazla aşırı besin isteğine sahip oldukları saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, düzenli egzersizin iştah ve besin isteği üzerinde olumlu etkisinin olduğu ve egzersiz yapan bireylerin daha iyi beslenme alışkanlıklarına sahip olduğu gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Fiziksel aktivite, aşırı besin isteği, öğün sıklığı, beslenme alışkanlıkları, yeme davranışları.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+4
Elmas Burçin Yücel
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lomber disk hernisi olan bireylerde mikrodiskektomi cerrahisinin erken dönemde ağrı, yaşam kalitesi ve fonksiyonelliğe etkisi

Çalışmanın amacı lomber disk hernisi tanılı bireylerde mikrodiskektomi cerrahisinin ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi üzerine kısa dönem etkilerini incelemekti. Bu amaçla çalışmaya dahil edilen lomber disk hernisi tanılı 53 bireyden 28'i mikrodiskektomi uygulanması kararı alınan cerrahi grubunu, sadece eklem koruma prensipleri hakkında bilgi verilen 25 birey ise kontrol grubunu oluşturdu. Hastaların fonksiyonel durumu Oswestry Özürlülük İndeksi ile, bel ağrısı McGill-Melzack Ağrı Ölçeği ile, spinal stabilizasyon aktivitesi Stabilizer Basınç Biofeedback Cihazı ile, yaşam kalitesi ise Kısa Form 36 (KF-36) Yaşam Kalitesi Ölçeği ile çalışma başlangıcında ve dört hafta sonunda değerlendirildi. Cerrahi yapılan grupta ağrı şiddeti anlamlı düzeyde azalırken fonksiyonellik ve yaşam kalitesinin istatistiksel olarak arttığı bulundu (p<0,05). Kontrol grubunda ise ağrı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesi parametrelerinde anlamlı bir değişiklik saptanmadı. Cerrahi yapılan grupta spinal stabilizasyonu koruma aktivitesinde kontrol grubuna kıyasla daha fazla azalma olduğu saptandı (p<0,01). Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre lomber disk hernisi tanılı bireylerde mikrodiskektomi cerrahisi uygulamasıyla kısa dönemde hastaların ağrılarının azaldığı, fonksiyonellik ve yaşam kalitesinde ise artış meydana geldiği saptandı. Benzer çalışmaların uzun izlem periyotlarını içerecek şekilde yapılması bu cerrahinin sonuçları hakkında daha fazla bilgi verecektir. Anahtar Kelimeler: Diskektomi, fıtıklaşmış disk, bel ağrısı, yaşam kalitesi

AğrıBel ağrısıDiskektomi+3
Ecehan Açbay
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Miyokard infarktüsü geçiren bireylerin travma sonrası büyüme durumları, deneyimleri ve yaşamlarına etkisi

Bu araştırma miyokard infarktüsü geçiren bireylerin travma sonrası büyüme durumlarını, deneyimlerini ve yaşamlarına etkilerini belirleyebilmek amacıyla tanımlayıcı bir yapıda, karma yöntem kullanılarak yapılmıştır. Travma sonrası büyüme durumları birinci aşamada nicel olarak değerlendirilirken, miyokard infarktüsü deneyimleri ise ikinci aşamada nitel olarak değerlendirilmiştir. Araştırma Ağustos-Aralık 2018 tarihinde Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nin kardiyoloji poliklinik, koroner yoğun bakım ve kardiyoloji servisinde takip ya da tedavi edilen; nicel kısmı için 86 birey, nitel kısmı için 10 birey ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri, "Demografik Form ve Sağlık Davranışları ile İlgili Tanıtıcı Bilgi Formu", "Travma Sonrası Büyüme Envanteri" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile toplanmıştır. Araştırmaya 18 yaş ve üzerinde olan, en az iki ay önce miyokard infarktüsü geçiren, deliryum, demans ve diğer mental problemleri bulunmayan, araştırmaya katılmaya gönüllü, bilgilendirilmiş olur formunu onaylayabilecek durumda olan, Türkçe bilen ve iletişim kurmaya engel bir durumu olmayan bireyler dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan bireylerin TSBE'ne verdikleri cevapların ortalama puanı 49.95  21.54'dür. Bireylerin çalışma durumlarına göre tam gün ve yarım gün ya da belli saatlerde çalıştıklarını belirten bireylerin başkalarıyla ilişkilerde değişim alt boyut puan ortalamaları çalışmayan bireylere göre daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin ilaç kullanım düzenlerine göre ilaçlarını 'her zaman' ve 'çoğu zaman' düzenli kullandıklarını belirten bireylerin TSBE toplam puan ortalaması, başkalarıyla ilişkilerde değişim ve yaşam felsefesinde değişim alt boyutu puan ortalamaları diğer bireylerden daha yüksektir (p<0,05). Bireylerin egzersiz yapma durumlarına göre 'her zaman' egzersizlerini düzenli yaptıklarını belirten bireylerin benlik algısında değişim alt boyutu puan ortalamaları diğer bireylerden daha yüksektir (p<0,05). Bireylerin kontrollerine düzenli gitme durumlarına göre 'her zaman' kontrollerine düzenli gittiklerini belirten bireylerin TSBE toplam puanı ve yaşam felsefesinde değişim, başkalarıyla ilişkilerde değişim alt boyutları puan ortalamaları diğer bireylerden daha yüksektir (p<0,05). Miyokard infarktüsü geçiren bireylerle yapılan görüşmelerin incelenmesi sonucunda duygular, olumlu etkiler ve olumsuz etkiler olmak üzere üç ana tema, 16 adet alt tema elde edilmiştir. Miyokard infarktüsü geçiren bireylerin travma sonrası büyüme durumları incelenirken sosyodemografik özellikleri ve sağlık davranışlarının travma sonrası büyümede etkili olduğunun hemşireler tarafından göz önünde bulundurulması önerilmektedir.

DeneyimHemşirelikKalp+3
Tayfun Coşkun
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00