
18
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sağlıklı beslenmede kullanılan bazı tohumların sabit yağlarının mukayeseli fitokimyasal analizi
Sağlığımızın korunmasında, doğal besin desteklerinin önemi son yıllarda bazı besinlerin doğal yollardan hastalıkların önlenmesi ve tedavisindeki etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlanmasıyla birlikte artmıştır. Bu durum da doğal sağlık ürünlerine olan talebi arttırmıştır. Bu çalışma; son yıllarda özellikle zayıflama, gluten hassasiyeti veya medyada çok populer olmaları gibi çeşitli sebeplerden dolayı yoğun olarak kullandığı belirlenen Chia tohumu (Salvia hispanica L.), Kinoa (Chenopodium quinoa Willd.), Karabuğday (Fagopyrum esculentum Moench) ve Amarant (Amaranthus hybridus L.) tohumlarının sabit yağlarının fitokimyasal analizlerinin incelenmesidir. Yağların genel sağlık ve özellikle de kalp ve beyin sağlığı üzerine olan etkilerini dikkate alarak yapılan bu çalışmamız ile sağlıklı beslenmeye önemli bir katkı sağlanması hedeflenmiştir. Ayrıca son yıllarda devlet tarafından desteklenen ve özellikle yağ bitkisi olarak yetiştiriciliğiyle ilgili teşviklerin olduğu belirlenen Aspir (Carthamus tinctorius L.) ve ülkemizde tohum ıslahı çalışmaları ilgili kurumlar tarafından yürütülen Ketencik (Camelina sativa (L.) Crantz) yeni seçenekler yaratabilme potansiyeline sahip olmasından dolayı çalışmamıza dahil edilmiştir. Elde edilen verilerin son yıllarda popüler olan tohumların, yağ içeriklerini detaylı olarak belirleyip sağlık profesyonelleri tarafından doğru şekilde kullanılabilmesi için yol gösterici olması hedeflenirken yeni çalışmalar için teşvik edici olacağı düşünülmektedir. Çalışmada kullanılan tohumlar herkesin kolayca ulaşabildiği ve aldığı zincir marketten temin edilen karabuğday (Rusya), kinoa (Kolombia), chia (Arjantin) ve amarant (Hindistan) bitkilerinin tohumlarıdır. Fakat aspir yağı satışı olmasına rağmen aspir tohumunun (Alfa Tohum/Remzibey aspir) markette henüz satışı olmaması sebebiyle çok tercih edilen bir aktardan alınmıştır. Ketencik ise yüksek erusik asit içeriği sebebiyle tüketim için uygun olmadığından satışı söz konusu değildir. Bu sebeple Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstütüsü Islah ve Genetik Bölümünde halen ıslah çalışmalarının yürütüldüğü tohumlar tercih edilmiştir. Yağ çıkartma işlemi n-hekzan kullanılarak Sokslet ile yapılmıştır. Ayrıca bazı tohumlar için soğuk pres yağ makinası da kullanılmıştır. Elde edilen yağlar behere alınıp ağzı parafilm ile kapatılarak ve sonrasında alüminyum folyo ile sarılarak 4-5 ℃ sıcaklıkta analiz yapılıncaya kadar buzdolabında muhafaza edilmiştir. Elde edilen yağlar metil esterlerine dönüştürülerek GC-MS (Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi) ile analiz edilmiştir. Bunun yanında gıda olarak tüketilen yağlarda önemli kabul edilen asitlik indisi ve peroksit sayısına da bakılmıştır. Ayrıca ağır metal açısında değerlendirilmesi için Cd (kadmiyum) ve Pb (kurşun) miktarları ICP-OES (İndüktif Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektroskopisi) ile analiz edilmiştir. Çalışılan 6 tohum örneği aynı miktarda (100g) kullanılarak Sokslet ekstraksiyonu gerçekleştirilmiştir. Tohumların yağ içeriklerinin farklılığı elde edilen yağ miktarını da farklılaştırmıştır: Amarant; 3,8005g, Ketencik; 21,3364g, Aspir; 27,7628g, Kinoa; 2,9155g, Karabuğday; 1,9180g ve Chia; 13,757g şeklinde elde edilmiştir. Çalışmamızdaki türlerin Sokslet yöntemi ile elde edilen yağ asit kompozisyonu karşılaştırmasında tohumların hepsinin linoleik asit içerdiği görülmektedir ve aspir %55,598 oranla en yüksek miktarda linoleik aside sahip olandır. Linoleik asit kinoa, amarant ve karabuğdayda sırasıyla; %37,729, %37,623 ve %35,598 şeklindedir. Chia ve ketencikde %18,206 ve %16,706 şeklinde bulunmuştur. Alfa-linolenik asit ise amarant ve aspir hariç hepsinde bulunur. En yüksek %48,223 ile chiada bulunurken daha sonra %28,811 ile ketencikte bulunur. Çoklu doymamış yağ asitleri değerlendirmesine göre bu yağ asitlerinden en zengin olan %66,427 ile chia yağı, müteakiben %55,598 ile aspir yağı, %45,516 ile ketencik yağı, sonra %41,191 ile kinoa yağı ve %38,521 ile karabuğday yağıdır. Sadece amarant ve kinoada hidrokarbon yapısına sahip olan triterpen skualen tespit edilmiştir. Skualen amarantın yaklaşık %60'ını oluştururken kinoada yaklaşık %18 bulunmuştur. En yüksek oranda tespit edilemeyen yağ oranı en ise Sokslet yöntemi ile elde edilmiş chia tohumu yağıdır ve %13,680'dir. Soğuk sıkma yöntemi ile elde edilen yağ kompozisyonuna göre yüksek çıkan bu değerin sebebinin linoleik asitin ısı ile bozulmasından dolayı arttığı düşünülmektedir. Çünkü linoleik asit miktarı da azalmıştır. Analiz edilen bütün yağ asitleri oleik asit içerir. En yüksek oranda içeren %30,167 ile karabuğday iken en az oranda içeren ise %5,696 ile chia tohumudur. Palmitik asit en fazla karabuğdayda %15,872 oranında tespit edilmiştir ve kinoada da %12,725 oranında tespit edilmiştir. Yağların içinde olması istenmeyen erusik asit sadece ketencikte %3,066 ve kinoada %1,683 oranında bulunmuştur. Çalışmada ketencik ve chia tohumlarının -3'ten zengin olmaları sebebiyle kalp sağlığının korunmasında ve depresyondan korunmada faydalı olabileceği söylenebilir. Karabuğday ve kinoa da yine -6:-3 oranının iyi olmasından dolayı benzer şekilde kalp sağlığı ve depresyodan korunmada faydalıdır denebilir. Çalışılan yağların asitlik ve peroksit sayıları Türk Gıda Kodeksi Bitki Adı ile Anılan Yemeklik Yağlar Tebliği'ndeki referans aralığına bir kısmı uygunluk göstermiştir. Referans değere uygunluk götermeyen yağlar rafine edilmeden kullanılmamalıdır. Peroksit sayıları hepsi için standartlara uygun bulunmuştur. Yağ elde etme yöntemlerinde sıcaklığa bağlı bozulmalar devre dışı bırakıldığında tohumun menşei, ekim ve hasat zamanı, kültür olup olmaması, saklama koşulları gibi sebepler yağ asit içerikleri, asitlik ve peroksit değerleri arasındaki farklılıkları açıklamada daha büyük önem kazanmaktadır. Ağır metal açısından değerlendirme için ICP-OES ile yapılan analizler sonucunda 6 tohum örneğinin de Cd içermediği belirlenmiştir. Pb değerleri; kinoa (0,356 mg/kg), amarant (0,731 mg/kg), ketencik (0,410 mg/kg), karabuğday (0,284 mg/kg), aspir (0,450 mg/kg), ve chia (0,361mg/kg) olarak tespit edilmiştir. Bu değerlerin WHO'nun standarlarına göre yenilebilen bitkiler için verilen değerin altında olduğu görülmektedir. Amarant bitkisinin tohumunda yüksek oranda skualen bulunması özellikle LDL kolesterolü düşürebilme etkisinden dolayı bitkisel kaynak olarak öncelikli tercih edilebilecek bir tür olduğunu çalışmamızdaki veriler de desteklemektedir. Ayrıca skualenin kozmetik sektöründe de son dönemde popularitesi artmıştır. Avrupa'da ketencik tohumunun gıda olarak kullanılan diğer yağlardaki yağ asitlerine kıyasla yüksek oranda çoklu doymamış yağ asidi içermesi sebebiyle kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerinde daha fazla bir düşüşe sebep olduğu bilinmektedir. Bu durum ketenciği ıslah çalışmalarının sonuçlanmasından sonra önemli bir noktaya taşıyabilir. İncelenen 6 türün tohumları arasında aspir %55,598 linoleik asit ile çoklu doymamış yağ asitleri bakımından en zengin tür olarak görülmektedir. Bu durum aspiri kalp sağlığının korunmasında diğer türlere göre üstün hale getirmiştir. Kinoa tohumları beslenmede protein kaynağı olarak tercih edilen bir bitkidir. Çalışmamız sonucunda elde edilen verilere göre % 46,352 linoleik asit içeriği ile yağ asitleri bakımından da önemli bir destek sağlayabilecek kaynak olduğu görülmektedir. Bu değerler bize kinoanın da aspirsde olduğu gibi kalp sağlığının korunmasında etkili olduğunu göstermektedir. Karabuğday tohumu yağ bitkisi olarak öncelikli olmamakla birlikte diğer içerikleri açısından tercih edilecek bir tür olduğu düşünülmektedir. Özellikle yüksek lif ve düşük kalori açısından diyette tercih edilebilir. Chia tohumunun omega-3 yağ ve omega-6 yağ asitlerince oldukça zengin olduğu görülmektedir. Özellikle chianın -3 yağ asitleri, çalışmamızdaki diğer türlere göre ön plana çıkmaktadır. Bu da onu hipertansiyona karşı koruyucu etkisi ile dikkat çeken bir tür haline getirir. Sonuç olarak; bu çalışmada kinoa, chia, amarant, karabuğday, aspir ve ketencik bitkilerinin sabit yağlarının içeriği analiz edilmiş, bu 6 bitkiden karabuğday hariç diğerlerinin, özellikle de ilk üçünün sabit yağlarının omega-3 ve omega-6 yağ asitlerince zengin olduğu, buna karşın karabuğday tohumunun ise yüksek lif ve düşük kalori açısından diyette tercih edilebileceği belirlenmiştir. Araştırılan altı tohumun farklı üstün ve zayıf yönleri vardır. Dolayısıyla her bir tohum kendi içinde değerlendirilerek her insanın kendi durumuna göre tüm parametreler göz önüne alınarak öneriler yapılmalıdır.
Ülkemizde yetişen vaccinium myrtillus L. (Yaban mersini) bitkisinin yaprak ve meyvelerinin gıda ve kozmetik endüstrisi tarafından değerlendirilme çalışmaları
Bu çalışmada antioksidan, antikanserojen, antiülser aktiviteleri yönünden zengin değerlere sahip üzümsü meyvelerden biri olan Vaccinium myrtillus L. bitkisinin yaprak ve meyve kısımları değerlendirildi. Çalışma kapsamında elde edilen verilerle Vaccinium myrtillus L. bitkisinin tıbbi özelliğinin aydınlatılmasına katkı sağlanması amaçlandı. Vaccinium myrtillus L. meyvelerinde antosiyanin miktarı pH diferansiyel metodu ile tespit edildi. Kuru meyvede antosiyanin miktarı % 0,155 ile % 0,896 arasında değiştiği bulundu. Total fenolik madde miktarının belirlenmesinde Folin-Ciocalteu metodu kullanıldı. Vaccinium myrtillus L. kuru meyvesinin içerdiği fenolik madde miktarı % 0,48 ile %1,01 arasında belirlendi. Total flavonoid miktarının belirlenmesinde ise alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi tercih edildi. Vaccinium myrtillus L. kuru meyvesinin % 0,25 ile % 0,41 arasında flavonoid içerdiği tespit edildi. Tanen miktarı belirlemek için Avrupa Farmakopesi metodu kullanıldı. Yapraklarda % 4,19; meyvede % 0,68 oranında tanen tespit edildi. Bulguların Avrupa Farmakopesi'ndeki değerlerle uyumlu olduğu görüldü. Antioksidan kapasite ise DPPH yöntemi ile belirlendi. Elde edilen bulgular doğrultusunda Türkiye'de özellikle Karadeniz Bölgesi'nde yabani olarak yetişen, son yıllarda alternatif tarım ürünleri arasında yetiştiriciliğine oldukça önem verilen tıbbi bitkilerden sayılan Vaccinium myrtillus L. bitkisinin, üretim kapasitelerin arttırılması yönünde tavsiyeler verildi.
İstanbul Silivri ve İzmir Menemen bölgesinde kültürü yapılan helichrysum italicum (ROTH) guss. don. bitkisinin uçucu yağı ve sıvı ekstrelerinin karşılaştırılması
İzmir'in Menemen ilçesinde ve İstanbul'un Silivri ilçesinde eş zamanlı kültür çalışmalarını yaptığımız Helichrysum italicum (Roth) G. Don. bitkisinden elde ettiğimiz uçucu yağlarının % verim kıyaslaması yapıldığında İzmir'in Menemen ilçesinde yetişen Helichrysum italicum (Roth) G. Don bitkisinin çiçeklerinin hidro destilasyonu ile elde edilen uçucu yağın verimi 0,15 % olup aynı bölgede yetişen Helichrysum italicum (Roth) G. Don bitkisinin toprak üstü kısmının hidro destilasyonu ile elde edilen uçucu yağ 0,20 % olarak belirlenmiştir. İstanbul'un Silivri ilçesinde yetişen Helichrysum italicum (Roth) G. Don bitkisinin çiçeklerinin hidro destilasyonu ile elde edilen uçucu yağın verimi 0,04 % olup aynı bölgede yetişen Helichrysum italicum (Roth) G. Don bitkisinin toprak üstü kısmının hidro destilasyonu ile elde edilen uçucu yağın verimi 0,05 % olarak belirlenmiştir. Uçucu yağ verim analizleri göstermektedir ki İzmir'in Menemen ilçesinde kültürünü yaptığımız Helichrysum italicum (Roth) G. Don. Bitkisinin % uçucu yağ verimi fazla olup yapılan literatür taramalarında elde ettiğimiz verilere uymaktadır. Uçucu yağ elde işlemlerinden sonra GC-MS analiz metodu kullanılarak bileşimlerini belirlediğimiz İzmir Menemen'de yetişen Helichrysum italicum (Roth) G. Don bitkisinde α-pinene, himachalene ve italidion (I+II+III) bileşiklerinin öne çıktığını, İstanbul Silivri bölgesinde yetişen Helichrysum italicum (Roth) G. Don bitkisinde ise neryl acetate, α-cedrene, guaiol, α-eudesmol ve β-eudesmol bileşikleri ile öne çıktığı görülemektedir. Ayrıca Helichrysum italicum (Roth) G. Don bitkisininden 4 farklı çözücü ile elde edilen ekstreler total fenolik ve flavanoit tayini yapılarak ektrelerden elde edilen total fenolik madde miktarının 0,01 % ile 0,13 % arasında olduğu, total flavanoit miktarının 0,009% ile 0,02% arasında olduğu belirlenmiştir. Son olarak antioksidan kapasiteleri Dpph yöntemi ile belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ışığında Helichrysum italicum (Roth) G. Don. bitkisinin İzmir Menemen bölgesinde yetiştirilmesi ve Türkiye ekonomisine kazandırılması tavsiye edilmiştir. Anahtar kelimeler: Helichrysum italicum, hidro destilasyon, uçucu yağ verimi, antioksidan kapasitesi.
Rosmarinus türlerinde bulunan bazı diterpenoid bileşiklerin plazmada sıvı kromatografik analizleri ve biyoyararlanımlarının incelenmesi
Bu çalışmada başta antikarsinojenik etki olmak üzere çok çeşitli tıbbi etkileri olduğuna dair bilimsel çalışmalar bulunan, başta Rosmarinus türleri olmak üzere Lamiaceae familyasından değişik türlerde de var olan karnosol ve karnosik asit adlı iki diterpenoid bileşiğin insan plazmasında miktar tayini yapılabilmesini sağlayan her iki bileşik için yeni birer yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) metodu geliştirilmiştir. Bu amaçla plazma numunelerinden sıvı sıvı ekstraksiyon tekniği ile ekstre edilen maddeler; karnosol için ters faz kromatografi, C18 (250 mm × 4,6 mm × 5 μm) kolon ve metanol-%2 o-fosforik asit karışımından oluşan bir mobil fazla gradient akış profili ve 1,2 mL/dk akış hızıyla, karnosik asit için ise C18 (150 mm × 4,6 mm × 5 μm) kolon ve metanol-%2 o-fosforik (90:10 (h/h)) asit karışımından oluşan bir mobil fazla izokratik akışta ve 1 mL/dk akış hızıyla ayrılmışlardır. Her iki bileşikte UV dedeksiyonda 230 nm de tayin edilmiştir. Geliştirilen yöntemler ICH kriterleri çerçevesinde seçicilik, doğruluk, kesinlik, gözlenebilme sınırı (LOD), tayin sınırı (LOQ), sağlamlık ve dayanıklılık bakımından valide edilmiştir. Karnosol ve karnosik asite ait yöntemlerin sırasıyla doğrusallık sınırları 1-20 ng/mL ve 0.25-8 ng/mL, kalibrasyon sonucu elde edilen doğru denklemlerinin korelasyon katsayıları 0.9942 ve 0.9906'dır. Karnosole ve karnosik aside ait yöntemlerin gün içi ve günler arası kesinliklerini gösteren % RSD değerleri sırasıyla en fazla 5,71 ve 5,13'dür. Ayrıca, her iki bileşik de retansiyon zamanlarında preparatif HPLC kullanılarak toplanmış ve tandem kütle spektrometrik dedektörlü HPLC ve IR yöntemleriyle yapıları aydınlatılmıştır. Geliştirilen yöntemler sağlıklı gönüllü üzerinde Rosmarinus officinalis L. ekstresinin oral yolla verilmesinin ardından her iki bileşiğin farmakokinetik parametlerinin (Cmaks, tmaks, t1/2 ve AUC0-t, AUC0-∞) hesaplanmasında kullanılmıştır.
P-sinefrin alkaloitinin mikrobiyal biyotransformasyonu ile oluşan yeni metabolitlerin analitik yöntemlerle tayini, izolasyonu, antidiyabetik ve antimikrobiyal aktivitelerinin belirlenmesi
Mikrobiyota gelişiminde, beslenme, fizyolojik ve hastalık durumu, antibiyotik kullanımı, hijyen koşulları gibi birtakım faktörler rol oynamaktadır. Epidemiyolojik ve metagenomik çalışmaların gözlemleri sonucunda ve farklı deneysel hayvan modellerinden elde edilen verilerle birlikte alerjik hastalıklar, kolorektal kanser, diyabet, obezite gibi yaygın hastalıkların gelişmesini bağırsak mikrobiyotasının değişimi ile ilişkilendirildiği gösterilmiştir. Lactobacillus veya Bifidobacterium türleri gibi probiyotiklerle 4-12 hafta süren tedaviler, bireylerde vücut yağ kitlesinde ve insülin duyarlılığında olumlu yönde ciddi gelişmeler olduğunu göstermiştir. Çevre dostu olan mikrobiyal biyotransformasyon reaksiyonları ile yüksek stereospesifiklik ve regioseçicilik gibi fizikokimyasal özelliklere sahip kimyasal türevler elde etmek mümkündür. Biyotransormasyonda bakteri ile etkin özellik gösterebilecek Citrus aurantium var. Amara'da bulunan ve genelde diyet takviyelerinde kullanılan bir alkaloit olan p-sinefrin bileşiği kullanılmıştır. Alkaloitlerin biyotransformasyonları ile ilgili çalışmalara bakıldığında çok fazla bilimsel veriye rastlanmamaktadır. 2016 yılında Çin'de yapılmış bir çalışmada, 4,5-dimetoksi-kantin-6-on alkaloit tipli bileşik, Cunninghamella blakesleeana CGMCC 3,970 mantarı aracılığıyla biyotransformasyona tabi tutulmuş ve 1'i yeni olmak üzere toplam 6 tane bileşik elde edilmiştir. Bu tez çalışmasında, p-sinefrin alkaloidinin in vitro mikrobiyal biyotransformasyonu Lactobacillus acidophilus ATCC4356 bakteri suşu kullanılarak ilk kez gerçekleştirildi. Biyotransformasyon reaksiyonu sonucunda elde edilen bütanol ve sulu faz ekstreleri kromatografik analizlerle ayırma işlemlerine tabi tutuldu. Ardından elde edilen saf maddelerin yapı tayinleri 1H-NMR, APT ve MS gibi spektroskopik yöntemler kullanılarak yapıları aydınlatıldı. Böylece sinefrinden yola çıkarak tiramin ve oktopamin maddeleri elde edilmiş oldu. Elde edilen bileşiklerin antidiyabetik aktiviteleri incelendiğinde tiramin (SLS-39-1) bileşiğinin IC50 değeri 484,909 µg/mL, oktopamin (SLM-21-30-1) bileşiğinin IC50 değeri >500 µg/mL ve SLS-1-22 (tiramin, sinefrin) fraksiyonunun IC50 değeri 109,7 µg/mL bulundu. Böylelikle biyotransformasyon sonucunda elde edilen maddelerin α-glukozidaz inhibisyon aktiviteleri araştırılmış oldu. Tiramin (SLS-39-1) en yüksek antimikrobiyal aktiviteyi gösterdi. Bu tez çalışması ile, sinefrin alkaloidinin biyotransformasyonuyla, moleküllere yeni biyolojik aktiviteler kazandırılabilmesinin yanı sıra, yeni bileşiklerin oluşmasına, tek bir maddeden yola çıkarak yeni metabolitlerin (HPLC ve OrbiTRAP LC/MS gibi metotlar desteği ile) elde edilmesine ve elde edilen bu metabolitlerin antidiyabetik ve antimikrobiyal aktivitelerinin değerlendirilmesine olanak sağlandı.
Cistus creticus L. ve cistus laurifolius L. standardize ekstrelerinin hazırlanması ve biyolojik etkilerinin araştırılması
Cistaceae (ladengiller) familyası ılıman bölge olarak özellikle kuzey yarım kürede, akdeniz ikliminde dağılışı olan toplam 8 cins 180 tür bulunduran bir familyadır. En önemli üyesi ise Cistus L. cinsi dünyada 21 Türkiye'de ise 5 tür ile temsil edilmektedir. Cistus L. türleri ülkemizde genel olarak 'karağan, pamukluk, laden'gibi isimlerle bilinmektedir. Cistus türleri halk arasında özellikle kısırlık, yüksek ateş, ülser, deri hastalıkları, romatizma, idrar yolu rahatsızlıkları, antidiyabetik ve anti-enflamatuvar gibi kullanım alanları bulunmaktadır. Bu çalışmada Cistus creticus ve Cistus laurifolius bitkilerinin antioksidan,antiülser ve antikanserojen yönden değerlendirmesi yer almaktadır. Yapılan bu çalışmada elde edilen veriler Cistus creticus ve Cistus laurifolius bitkilerinin tıbbi özelliklerinin aydınlatılmasına katlı sağlanması amaçlanmıştır. Cistus creticus ve Cistus laurifolius bitkilerinde total fenolik madde miktarı belirlenirken Folin-Ciocalteu metodu kullanılmıştır. Bitkilerin toprak üstü kısımlarının likit ekstrelerinin fenolik madde miktarı % 3,9 ile % 22,4 aralığındadır. Total flavonoit madde miktarı ise alüminyum klorür kolorimetrik yöntemi ile belirlenmiştir. Bitkilerin toprak üstü kısımlarının likit ekstrelerinin flavonoit madde miktarı % 0,3 ile % 14,6 olarak belirlenmiştir. Antioksidan kapasitesi ise DPPH yöntemi kullanılırak belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda Cistus creticus ve Cistus laurifolius bitkilerinin halk arasındaki kullanımlarıda dikkate alınarak ilaç sektöründe öncü bir hammadde olarak kullanılabileceği, ülkemizde olmayan Avrupa'da ise kullanımı yaygın olan preperatları konusunda bilgi verilmiştir. Bu çalışmada ayrıca Cistus creticus ve Cistus laurifolius bitkilerinin antioksidan özelliğinden bahsedilerek yüksek radikal süpürücü etkinliğine ve antienflamatuvar etkinliğine değinilmiştir. C.creticus ve C.laurifolius bitkilerinin ülkemizde doğal olarak yetişmesi nedeniyle bitkisel kökenli ilaç hammaddesi açısından değeri vurgulanmıştır. Geniş yayılım alanı gösteren ve doğal olarak yetişen bu iki tür zengin fenolik içeriği nedeniyle ilaç adayı moleküllerin elde edilmesinde potansiyel olarak kaynak olabileceği düşünülebilir.
Zayıflama amaçlı kullanılan tıbbi çaylar üzerinde farmakognozik araştırmalar
Obezite, sağlık için risk oluşturan, yaşam kalitesini bozan ve ömrü azaltan aşırı veya anormal yağ birikimi ile karakterizedir. Bu yağ, adipoz dokuda ve karaciğer, iskelet kasları gibi diğer organlarda birikir. Aşırı kilo ve obezite, alınan kaloriler ile harcanan kaloriler arasındaki dengesizlik nedeniyle oluşan ciddi bir sağlık sorunudur ve özellikle tip 2 diyabet, kardiyovasküler hastalıklar, kanser vb. çeşitli başka hastalıklara sebep olabilir. Obezite tedavisinde yer alan cerrahi yöntemlerin, kullanılan tıbbi ürünlerin pahalı olması ve çeşitli yan etkilere sebep olması, kişileri tedavi için yeni alternatiflere yöneltmiştir. Bu bağlamda, kilo vermeye yönelik tercih edilen diyet temelli tedaviler ve bitkisel bazlı ilaçlar, geleneksel tıpta ve tamamlayıcı ve alternatif tıp sistemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Tıbbi bitkiler anti-obezite etkilerini 5 temel mekanizma yoluyla gerçekleştirirler. Bu mekanizmalar; iştahı kontrol etmek, termojenez ve lipid metabolizmasını uyarmak, pankreatik lipaz aktivitesini inhibe etmek, adipojenezi önlemek ve lipolizi teşvik etmektir. Bitkilerin çeşitli kısımlarından hazırlanan bitkisel (tıbbi) çaylar, asırlardır beslenmede, sağlığa faydalı etkileri için ve obezite gibi pek çok hastalığın tedavisinde kullanılmaktadır. Toplumda, sağlık üzerinde olumlu etkiler oluşturduğu iddialarından dolayı artan bitkisel çay tüketimiyle birlikte bir dizi halk sağlığı sorunu da gündeme gelmiştir. Bu nedenle bitki çayının güvenliğini ve etkinliğini sağlamak için kalite kontrol çalışmaları ve klinik çalışmalar çok önemlidir. Yapılan bu çalışmanın amacı, piyasada zayıflama amaçlı olarak satışa sunulan bitkisel çayların içeriğinin makroskobik ve mikroskobik yöntemler kullanılarak tespit edilmesi, içlerinde belirtilen/doğru bitkiler olup olmadığının ispatlanması ve örneklerde sık kullanılan bitkilerin obezite üzerine etkisini araştırmaktır. İstanbul'daki çeşitli eczaneler, aktarlar, marketler ve internetten alınan 20 paket bitkisel form çay karışımının içerik tespiti stereo mikroskop kullanılarak yapılmıştır. İncelemeler sonucunda bitkisel form çay karışımlarında en çok tercih edilen 6 bitki olarak Prunus avium L. (Kiraz), Erica spp. (Funda), Foeniculum vulgare Mill. (Rezene), Rosmarinus officinalis L. (Biberiye), Camellia sinensis (L.) Kuntze (Yeşil çay) ve Cassia spp. (Sinameki türleri) tespit edilmiştir. Sık kullanıldığı tespit edilen bu bitkilerin obezite ile ilişkisinin yer aldığı çalışmalar derlenmiştir. Çalışma sonucunda paketlerde beyan edilen bitkilerle, incelenen içeriğin çoğunlukla örtüşmediği tespit edilmiş olup paket üzerinde isimleri yer almayan çeşitli bitki türleri, parçaları bulunmuştur. İncelemeler sonucunda bazı paketlerde kirlilik, taş, ip, böcek kalıntılarına rastlanmıştır. Özellikle açık paketli çayların bulundukları ortamdan dolayı kontaminasyona maruz kalabileceği bulunmuş ve satıcıların zayıflama çayı adı altında sattığı ürünlerin içeriklerinden çoğunlukla haberdar olmadığı ve bitkilerin saklanma koşullarına çok fazla önem vermediği tespit edilmiştir. Paketlerin çoğunda kalite kontrol standartları gereği etiket bilgisine yer verilmiş olup, etiketler üzerinde çayların kullanım önerileri ve uyarılar da mevcuttur. Bununla birlikte, kalite kontrol konusunda internet ve aktardan alınan ürünlerde, diğer ürünlerden daha fazla problemler de olduğu gözlemlenmiştir. Zayıflama amaçlı kullanılan tıbbi çaylar üzerinde gerekli klinik ve kalite kontrol çalışmaları yapılmalı, sağlık profesyonellerine danışılmadan bu tarz ürünler kullanılmamalıdır.
Satureja pilosa ve satureja icarica bitkilerinin sekonder metabolitlerinin ve biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Satureja pilosa ve Satureja icarica bitkilerinin sekonder metabolitlerinin belirlenmesi ve biyolojik aktivitelerinin değerlendirilmesi hedef alınmıştır. Türkiye'de doğal olarak yetişen Lamiaceae familyası üyesi Satureja cinsinin iki türü olan Satureja pilosa ve Satureja icarica türlerinin yaprak ve dal kısımları ayrı ayrı olacak şekilde diklorometan, aseton, metanol ekstreleri ardışık olarak maserasyon ve soxhalet cihazıyla ekstreleri alınmıştır. Daha sonra elde edilen tüm ekstrelerde LC-HRMS ile gerçekleştirilecek sekonder metabolit taraması ve miktar tayini için analitik yöntem geliştirilerek metot validasyonu yapılmıştır. Ellidokuz sekonder metabolit için analitik tayin metodu geliştirildi. S. İcarica ve S. Pilosa'nın aseton ekstresinde rosmarinik asit ana sekonder metabolit bileşeni olarak tespit edilmiştir. Bunu yanında S. Pilosa ve S. İcarica'nın yaprak ekstresinde hederagenin, S. Pilosa ve S. İcarica'nın dallarının diklorometan ekstresinde penduletin, ayrıca S. İcarica'nın yaprağının aseton ektresinde (+)-tarns taxifolin analiz edilen en yüksek miktardaki sekonder metabolit olmuştur. Yine tüm ekstrelerin asetilkolinesteraz, bütirilkolinesteraz ve antioksidan aktivite deneyleri gerçekleştirilmiştir. Antikolinesteraz aktivite tayininde ise S. Pilosa bitkisi için en yüksek ACHe inhibisyonunu, 200µg/mL konsantrasyonda %87,5 ile bitki yaprağının methanol ekstresi gösterirken, en yüksek BCHe inhibisyonunu 200µg/mL konsantrasyonda %72,6 ile bitki yaprağının diklrometan ekstresi göstermiştir. Çalışmada pozitif kontrol olarak Galantamin kulanılmış olup, ACHe ve BCHeinhibisyon değerleri 200µg/mLkonsantrasyoda sırasıyla, %89,5 ve %87,9 olarak tespit edilmiştir. S. İcarica için ACHe inhibisyonunu, 200µg/mL konsantrasyonda %88,7 ile bitkinin dal kısmının methanol ekstresi gösterirken, en yüksek BCHe inhibisyonunu 200µg/mL konsantrasyonda %70,2 ile bitki yaprağının diklrometan ekstresi göstermiştir. Çalışmada pozitif kontrol olarak Galantamin kulanılmış olup, ACHe ve BCHeinhibisyon değerleri 200µg/mL konsantrasyoda sırasıyla, %89,5 ve %87,9 olarak tespit edilmiştir. Ekstrelerin toplam antioksidan apasiteleri (TAC) DPPH, CUPRAC ve ABTS yöntemleriyle ölçüldü. Spektrofotometrik TAC sonuçları birbirleri arasında iyi korelasyon göstermiştir. SİD-Ac-a ekstresi, üç farklı yönteme göre en yüksek TAC değerine sahip olduğu belirlendi. Satureja pilosa ve Satureja icarica türleri hakkında uçucu yağları konusunda yeterli çalışma yapılmış olmasına rağmen bu türlerin kapsamlı bir şekilde sekonder metabolitlerinin tanımlandığı bir çalışma literatürde yoktur. Bu bakımdan literatürdeki ilk sekonder metabolit tanımlama çalışması olacak olan bu çalışma fitokimyasal açıdan yüksek derecede özgünlüğe sahiptir. Anahtar kelimeler: Satureja pilosa, Satureja icarica, sekonder metbolit, LC-HRMS, AChE, BchE, antioksidan
Sumak (Rhus coriaria) bitkisinin beslenme ve fitoterapide kullanımı üzerine araştırmalar
Sumak (Rhus coriaria) 150 farklı türü olan Anacardiaceae familyasının bir bitkisidir. Sumak (Rhus coriaria) meyvesinin tozu, tebliğde, meyvelerinin uygun teknik şartlarda kurutulduktan sonra sofra tuzu katılarak öğütülmüş hali olarak tanımlanmaktadır. Ülkemizde ekşi tadı nedeniyle suda bekletilen meyveleri süzülerek "sumak ekşisi" olarak soslarda, kurutulmuş toz hali yemeklerde, salatalarda ve etlerde limonlu bir tat vermek amacı ile kullanılan bir meyvedir. Yapılan araştırmalarda sumak meyveleri tanence zengin olup yüksek miktarda fenolik maddeler, organik asitler, yağ asitleri, vitamin ve mineraller gibi birçok bileşiği içerdiği görülmüştür. Bu bilgiler ışığında bu araştırmada Gaziantep-Oğuzeli bölgesinde yetişen sumak (Rhus coriaria) bitkisi araştırma materyali olarak seçilmiştir. Bitkinin meyvelerinden hareketle su, alkol ve sulu-alkol ekstrelerinin fenolik, flavonoid, antosiyanin miktarları ve antioksidan aktivite özellikleri incelenmiştir. Soxhlet cihazı kullanılarak n-hekzan ile ekstre te edilen meyvelerde ise yağ asidi kompozisyonu analiz edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre optimum çözücünün tespiti yapılmıştır. Topladığımız sumak (Rhus coriaria) meyveleri ve aktardan alınan toz sumak numune olarak kullanılmıştır. Antioksidan aktivite tayininde DPPH ile ölçülen antioksidan aktivitesi (IC50) sumak meyvesi 16,22 (µg/mL) ve toz sumakta 17,36 (µg/mL) olarak bulunmuştur. Topladığımız Sumak (Rhus coriaria) meyvelerinden ve aktardan alınan toz sumak numunesinde; fenolik-flavonoid madde miktarı tayini için; su, etil alkol ve sulu-etilalkol (50:50) çözücü sistemleri kullanılarak ekstreler hazırlanmıştır. Fenolik madde miktarı en çok sumak numunelerinin sulu-etilalkol çözeltilerinde tespit edilmiştir. 1 gram kuru bitkideki fenolik madde, toz sumakta 55,50 mg, meyve sumakta 54,02 mg olarak bulunmuştur. Flavonoid madde miktarı en çok sumak numunelerinin etil alkol çözeltilerinde tespit edilmiştir. 1 gram kuru bitkideki flavonoid madde, meyve sumakta 5,00 mg, toz sumakta 3,87 mg olarak bulunmuştur. Sumak (Rhus coriaria) meyvesindeki yağ asidi kimyasal kompozisyonu gaz kromatografisi kütle spektrometresi ve alev iyonlaşma detektörü (GS-MS/FID) ile analiz edilmiş ve 10 adet bileşen tespit edilerek miktarları belirlenmiştir. Yağ asidi ana bileşenleri oleik asit (%27,34), palmitik asit (%21,06) ve/ linoleik asit (%17,65) olarak bulunmuştur. Toplam antosiyanin miktarı ise toz sumakta %0,069 bulunurken meyve sumakta tespit edilememiştir. Anahtar Kelimeler: Sumak, beslenme, kimyasal kompozisyon, fenolik bileşik
Helichrysum italicum içeren kozmetik formülasyonların geliştirilmesi
Doğal bir antioksidan olan ölmez çiçek (Helichrysum italicum (Roth) G. Don) uçucu yağı kozmetik sektörü tarafından kullanılan en popüler bileşenlerden birisidir. Baharatımsı kokusu ile parfüm sektöründe de tercih edilmektedir. Bu çalışmamızda Datça bölgesinde yetişen ölmez çiçek bitkisinden elde edilen uçucu yağın kimyasal kompozisyonu, antioksidan ve antimikrobiyal özellikleri incelenmiştir. Ölmez çiçek uçucu yağ verimi %0,27 olarak tespit edilmiştir. Uçucu yağın kimyasal kompozisyonu gaz kromatografisi kütle spektrometresi ve gaz kromatografisi alev iyonlaşma detektörü (GS-MS/FID) ile analiz edilmiş ve 30 adet bileşen tespit edilerek miktarları belirlenmiştir. Uçucu yağın ana bileşenleri γ-curcumene (%13,98), neril asetat (%11,67) ve alfa pinene (%10,84) olarak bulunmuştur. Uçucu yağın DPPH ile ölçülen antioksidan aktivitesi (IC50) 37,63 (μg/mL) olarak bulunmuştur. Beta karoten/linoleik asit (BCB) antioksidan testinde ise ölmez çiçek uçucu yağı %78 inhibisyon yapmıştır. Ölmez çiçek uçucu yağı gram pozitif ve gram negatif 6 farklı bakteri ile 2 adet maya ile yapılan disk difüzyon ve broth mikrodilüsyon antimikrobiyal aktivite testlerinde oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Anahtar Kelimeler: Ölmez çiçek, uçucu yağ, kimyasal kompozisyon, antioksidan, antimikrobiyal
Yenilebilir deniz yosunları ulva rigida ve grateloupia turuturu türleri üzerine fitokimyasal araştırmalar
Yenilebilir deniz yosunları biyoaktif antioksidanlar, çözünür diyet lifleri, proteinler, mineraller, vitaminler, fitokimyasallar ve çoklu doymamış yağ asitleri bakımından oldukça zengindir. Deniz yosunları gıda veya ilaç endüstrilerinde başlıca jelleştirici ve yoğunlaştırıcı ajan olarak kullanılsa da, yapılan son araştırmalar tamamlayıcı tıp potansiyellerini ortaya çıkarmıştır. Ulva rigida Ulvophyceae sınıfının Ulvaceae familyasına ait, "Deniz marulu" olarak adlandırılan yeşil bir makroalgdir. Grateloupia turuturu ise, Florideophyceae sınıfının Halymeniaceae familyasına ait, Asya kökenli yaygın olarak "Şeytanın dili otu","Jinuari" (Korece) ve "Ratanho" (Portekizce) olarak adlandırılan kırmızı bir makroalgdir. Bu tez çalışmasında yenilebilir deniz yosunlarından Ulva rigida ve Grateloupia turuturu türlerinin kimyasal içeriği ve biyolojik aktiviteleri araştırıldı. İlgili alglerin hekzan, diklorometan-metanol (1:1), metanol ve su ekstreleri hazırlandı ve kimyasal içerikleri GC-MS ve LC-MS yöntemleriyle belirlendi. Ayrıca hazırlanan bütün ekstrelerin MCF-7 ve MDA-MB231 insan meme kanseri hücreleri ve CCD-1079-Sk insan fibroblast sağlıklı deri hücreleri üzerindeki sitotoksik etkileri, Staphylococcus aureus, Escherichia coli bakteri türleri ile Candida albicans mantar türü üzerindeki antimikrobiyal etkileri, asetilkolinesteraz (AChE) ve butirilkolinesteraz (BuChE) enzimleri üzerindeki enzim inhibisyon etkiler incelendi. Sitotoksisite deneylerinin sonuçlarına göre sağlıklı hücreler üzerinde toksisitesi en düşük olan ekstre G. turuturu'nun MeOH ekstresi (IC50: 140,5 µg/mL) olarak belirlenirken, MCF-7 ve MDA-MB-231 meme kanseri hücreleri üzerinde toksisitesi en yüksek olan ekstre G. turuturu'nun DCM:MeOH (1:1) ekstresi (IC50: 28,7 µg/mL) olarak belirlendi. Ekstrelerin ilgili bakteri ve mantar türleri üzerindeki antimikrobiyal etkinlikleri 125 µg/mL olarak tespit edildi. AChE enzimini en iyi inhibe eden ekstreler her iki alg türünde de hekzan ekstresi olarak belirlenirken ekstreler BuChE enzimine karşı inhibitör özellik göstermediler.
Endemik polygonum sivasicum kit tan & yıldız türünün biyoaktivite gösteren sekonder metabolitlerinin izolasyonu ve yapı tayinleri
Polygonaceae familyası dünyada yaklaşık 48 cins ve 1200 tür ile ülkemizde ise 10 cins ile temsil edilmektedir. Polygonum cinsi 7'si endemik olmak üzere 40 türle bu familyanın ülkemizdeki en büyük üyesidir. Endemik Polygonum sivasicum Kit tan & Yıldız bitkisi Sivas ili 1700 rakım üstünde doğal olarak yetişmektedir. Bu tez kapsamında P. sivasicum bitkisinden biyoaktif maddelerin izolasyonu yapılarak yapı tayinleri hedeflendi. Gölgede kurutulduktan sonra öğütücüde parçalanan bitki materyalinin sırasıyla hegzan, etilasetat, kloroform ve metanol olmak üzere dört farklı çözücü ile maserasyon yöntemi kullanılarak ekstreleri elde edildi. Ayrıca, maserasyon sonucu bitki kalıntısı 80 ºC sıcak demineralize su ile ekstre edilip, infüzyonu alındı. Su ile yapılan ekstre filtre edildikten sonra dondurulup, liyofilizatör yardımı ile çözücüsü uzaklaştırıldı. Böylelikle toplam 5 ekstre elde edildi. Ekstrelerin DPPH serbest radikali giderimi, ABTS katyon radikali giderimi, CUPRAC bakır (II) indirgeyici antioksidan aktivite, metal bağlama ve β-karoten-linoleik asit yöntemleri kullanılarak antioksidan aktiviteleri spektrofotometre ile analiz edildi. Silika jel, C18 ve Sephadeks LH-20 kolon dolgu maddeleri kullanılarak her bir ekstrenin kaba fraksiyonlandırılmasına gidildi. Fraksiyonlandırılma işleminden sonra miktar ve ince tabaka kromatografisi sonuçlarına dayanarak fraksiyonlar birleştirilerek saflaştırma işlemine devam edildi. İzole edilen saf maddelerin yapı tayinleri 1 boyutlu ve 2 boyutlu Nükleer Magnetik Rezonans (1D- ve 2D-NMR) ve yüksek çözünürlüklü Kütle Spektrometrisi (HRMS) spektroskopik yöntemleri ile tayin edildi. P. sivasicum'un hegzan ekstresinden β-sitosterol ve di(2-etilhekzil) fitalat; metanol ekstresinden annphenone, hiperozit ve daucosterol maddeleri izole edilerek yapıları aydınlatıldı. Metanol ekstresinin fenolik içeriği sıvı kromatografisi kütle spektroskopisi (LC-HR/MS) ile tayin edildi. Hegzan ekstresinin yağ asidi profili gaz kromatografisi kütle spektroskopisi (GC-MS) kullanılarak belirlendi. Bu yüksek lisans tez çalışması, Polygonum sivasicum Kit Tan & Yıldız bitkisinden sekonder metabolitlerin izolasyonu üzerine yapılan ilk çalışma olup, hegzan ve metanol ekstrelerinden toplam beş madde izole edildi. Bu bileşiklerden biri olan annphenone, Polygonum cinsinden ilk defa izole edildi. Metanol ekstresinden izole edilen hiperozit molekülü, aynı zamanda LC-HR/MS kullanılarak tayin edilen 27 fenolik bileşik arasından major sekonder metabolitten biri olarak belirlendi.
Kilo vermeye yardımcı bazı baharatlar üzerinde anatomik, morfolojik ve organoleptik incelemeler
Baharatlar değişik amaçlarla tarih boyunca kullanılmıştır. Farmakoloji, yemekler ve kozmetik ürünleri gibi birçok alanda tercih edilmektedir. Sağlığa olumlu etkilerinden dolayı yemeklere de sıklıkla ilave edilirler. Yapılan çalışmalar sonucunda çörek otu, tarçın, zencefil, kırmızı biber, kara biber, kişniş, zerdeçal, biberiye, kakule ve kimyonun kilo vermeye yardımcı olduğu görülmüştür. Bu baharatların tüketimi sonucunda vücut kütle indeksini azaltarak obezite ve şişmanlığı engellediği gözlenmiştir. Yapılan bu tez çalışmasında 5 tane aktar ve baharatçıdan satın alınan 10 farklı baharatın anatomik, morfolojik ve organoleptik özellikleri incelenmiştir. Organoleptik özellikler arasında tat, koku ve renk belirleyici olarak kullanılmıştır. Baharatların morfolojik özellikleri ve içeriğindeki yabancı maddeler stereo mikroskop yardımıyla tespit edilmiş ve fotoğraflanmıştır. Anatomik özelliklerini incelemek için Sartur ve Kloralhidrat reaktifleri kullanılmış, ışık mikroskobu yardımıyla anatomik çalışmalar fotoğraflanmıştır. Elde ettiğimiz sonuçlar bilimsel tanımlamalarla karşılaştırılıp değerlendirilmiştir. Çörek otunun tadı aromatik, kalem tadında ve keskin; rengi gri-siyah; kokusu karakteristik ve keskindir. Çörek otunun tohumları 2–3 mm boyunda, 1,5-2 mm genişlikte ve 1 mm kalınlıktadır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve taş parçalarına rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Tarçının tadı karakteristik ve biraz tatlı; rengi farklı tonlarda açık kahverengi; kokusu karakteristik, aromatik ve hoş kokuludur. Yabancı madde kontrolleri sonucunda ip ve başka bitkiye ait parçalara rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Zencefilin tadı keskin ve aromatik; rengi değişik sarı tonlarında; kokusu karakteristik ve aromatiktir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Kırmızı biberin tadı kendine has, karakteristik ve acımsı; rengi farklı kırmızı tonlarında; kokusu kendine has ve keskindir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara, küçük odun parçaları, tüy ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kara biberin tadı keskin ve acımsı; rengi kahverengiden siyaha dönük; kokusu kendine özgü, yakıcı ve keskindir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara, küçük odun parçasına ve tüye rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kişnişin tadı kendine has, aromatik ve karakteristik; rengi farklı kahverengi tonlarında; kokusu keskin ve kendine özgüdür. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve tüye rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Zerdeçalın tadı sıcak aromatik ve acıdır; rengi farklı sarı tonlarında; kokusu aromatiktir. Yabancı madde kontrolleri 19 sonucunda ip, tüy, başka bitkiye ait parçalar ve odun parçasına rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Biberiyenin tadı keskin aromatik, kafurlu ve acıdır; rengi farklı tonlarda yeşil; kokusu kuvvetli aromatiktir. Biberiye 1-4 cm uzunluğunda ve 2-4 mm genişliğindedir. Yabancı madde kontrolleri sonucunda küçük odun parçalarına, sümüklü böcek kabuğu ve başka bitkiye ait parçalara rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri kloralhidrat kullanılarak incelenmiştir. Kakulenin tadı aromatik, keskin ve hafif acı; rengi farklı kahverengi-yeşil tonlarında; kokusu aromatiktir. Tane kakulenin boyutları neredeyse birbirleriyle aynıdır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda herhangi bir yabancı maddeye rastlanılmamıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Kimyonun tadı sıcak, acımsı, aromatik ve nahoş; rengi farklı kahverengi tonlarında; kokusu tuhaf, güçlü ve ağırdır. Yabancı madde kontrolleri sonucunda başka bitkiye ait parçalara ve ipe rastlanılmıştır. Anatomik özellikleri sartur reaktifi kullanılarak incelenmiştir. Anatomik, morfolojik ve organoleptik özellikler bilimsel tanımlamalarla karşılaştırılmıştır. Anatomik özellikler bilimsel tanımlamalara uygundur ancak baharatların organoleptik ve morfolojik özellikleri farklılık göstermekte ve bazıları tanımlamalara uymamaktadır. Obeziteyi engellemek için yapılan tedavilerde sık kullanılan bitki listesinde çalışmamızda bulunan 5 baharat (kırmızı biber, kişniş, kimyon, çörek otu ve biberiye) yer almaktadır. Aynı zamanda obezite tedavisinde kullanılan egzotik bitkiler listesinde çalışmamızda bulunan 3 baharat (tarçın, zerdeçal ve zencefil) yer almaktadır. İncelediğimiz literatür çalışmalarının sonucunda bu baharatlara ek olarak kakule ve kara biberinde kilo vermeye yardımcı olduğu görülmüş ve çalışmamıza dahil edilmiştir. Çalışmamızdaki baharatları seçerken bu araştırmalar göz önünde bulundurulmuştur. Sonuç olarak denetim mekanizmaları eksik olarak ve güvenilir olmayan alanlardan temin edilen baharatların güvenilirliği tartışma konusudur ve çalışmamız buna ışık tutmaktadır. Anahtar Kelimeler: Anatomik, baharat, morfolojik, organoleptik, zayıflama
Laurus nobilis L. bitkisinden standardize kozmetik hammadde üretim proseslerinin geliştirilmesi ve kozmetik formülasyonların hazırlanması
Defne (Laurus nobilis L.) Lauraceae familyasının Laurus cinsine ait aromatik ve çok önemli bir bitkidir. Kendine has bir kokusu bulunan defne, Akdeniz ikliminde doğal yetişme ortamı bulmakta ve Türkiye'nin de doğal bitki türleri arasında bulunmaktadır. Türkiye, dünya defne yaprağı ihtiyacının %90'ını sağlamaktadır ve önemli tedarikçiler arasındadır. Bu çalışmada defne bitkisinin yaprak, meyve, çiçekleri üzerinde çalışılarak kozmetik ve ilaç sanayi kullanım potansiyeli saptanmak istenmiştir. Laurus nobilis, dişi ve erkek bitkileri ayrı olan dioik bir türdür. Türkiye'nin Ege Bölgesi defnenin endüstriyel amaçlı yaygın bir şekilde yetiştirildiği bir bölgedir. Her iki cinsiyette de kültür edilmiş ya da doğal defne yaprakları hemen hemen aynı bileşime ve aynı verimde uçucu yağ sunmaktadır. Sonuçlara göre çiçek uçucu yağlarının verim ve bileşimlerindeki farklılıkların sadece cinsiyete bağlı olduğu ortaya çıkarılmıştır. Tüm uçucu yağlar antioksidan aktivitelere ve önemli antimikrobiyal etkilere sahiptir ancak yaprak uçucu yağları her açıdan çok daha üstündür. Laurus nobilis bitkisinin yapraklarından elde edilen uçucu yağ (LNEO) bir yaklaşım olarak LNEO yüklü poli laktik-ko-glikolik asit (PLGA) nanopartikülleri hazırlanmış ve LNEONP'ler tek emülsiyon yöntemiyle sentezlenmiştir. LNEO, CT-DNA'ya interkalatif olarak bağlanmış ve ek olarak, LNEO'nun ikili bir PI3K/mTOR inhibitörü üzerindeki etki mekanizması tahmin edilerek antiproliferatif aktivitesi ve mekanizması, moleküler yerleştirme analizi kullanılarak belirlenmiştir. LNEO yüklü PLGA NP'lerin kozmetik formülasyon olarak nanopartikül dozaj formunda ticarileştirilmesi hedeflenmektedir. Laurus nobilis bitkisi yaprak, meyve, yaprak uçucu yağı ve meyve sabit yağından elde edilen 14 ayrı örnek, cilt yaşlanması üzerinde etkili olduğu bilinen 3 enzim üzerinde inhibisyon aktivitesi bakımından incelenmiştir. Sonuçlar yapraktan elde edilen örneklerin, meyveden elde edilen örneklere kıyasla belirgin şekilde daha güçlü aktivite gösterdiğini ortaya koymuştur. Bu sebeple yaprak uçucu yağı içeren nanopartiküller geliştirilmiştir. Nanopartiküllerin uçucu yağ ile benzer aktiviteler gösterdiği yapılan testler sonucunda ortaya konmuştur. Uçucu yağ ve uçucu yağ içeren nanopartiküller GC-HS-MS analizine tabi tutulduğunda, uçucu yağdaki majör bileşenlerin nanopartiküllere yüklendiği gözlemlenmiştir. Bu sonuçlar yaprak 1:5 etanol ekstresi, yaprak uçucu yağının ve yaprak uçucu yağı içeren nanopartiküllerin kozmetik formülasyonlarda kullanılma ve ekonomik bir değer ihtiva etme potansiyelini ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Laurus nobilis, kozmetik, nanoformülasyon, uçucu yağ
Köpeklerde atopik dermatitte kullanılacak aromaterapötik ürün formülasyonu geliştirilmesi
Köpekleri dünya çapında etkileyen kaşıntılı deri hastalığı olan atopik dermatit tedavi edilebilir olmadığı için ömür boyu sürecek tedavi yönetim planları geliştirilmelidir. Bu hastalığı etkili bir şekilde yönetmek için kaşıntı seviyesinin azaltması, ikincil enfeksiyonların tedavi edilmesi, yeniden enfeksiyonlara karşı kontrol sağlanması ve cilt bariyerinin iyileştirmesi gerekmektedir. Topikal tedavi bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır ancak her zaman sistemik antibiyotiklere yardımcı bir tedavi olarak görülmüştür. Şampuan uygulaması, tedaviye destek olmak için etkilidir. Bu çalışmada at kuyruğu (Equisetum arvense L.) ekstraktı, defne yaprağı (Laurus nobilis L.) ekstraktı, huş yaprağı (Betula pendula Roth) ekstraktı, papatya (Matricaria chamomilla var. recutita (L.) Fiori) ekstraktı, ısırgan otu (Urtica dioica L.) ekstraktı, yeşil çay (Camellia sinensis (L.) Kuntze) ekstraktı, aloe vera (Aloe vera L.) ekstraktı, çay ağacı (Melaleuca alternifolia (Maiden&Betche) Cheel) yağı ve neem(Azadirachta indica A.Juss) yağı kullanılarak şampuan formülasyonu geliştirilmiştir. Şampuan köpeklerde görülen atopik dermatit için geliştirilmiş olup, temizleme etkisinin yanı sıra ile bakım içinde etkilidir. Geliştirilen şampuanın karakterizasyon ve kalite kontrol testleri yapılarak formülasyonun uygunluk düzeyi ve kararlılığı hakkında bulgular saptanmıştır.
Thymus vulgaris L. bitkisinin oral kanser hücrelerindeki sitotoksik etkisi
Bu çalışmada, Thymus vulgaris L. bitkisinin antiproliferatif etkisi oral kanser hücresi üzerinde çalışılarak sitotoksik etkisi değerlendirilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, 1:10, %70 etanol ekstresi oral kanser hücreleri üzerinde etkili bulunmuştur. Tez kapsamında, kurutulmuş Thymus vulgaris bitkisinin herba %70 etanol ekstresi (1:10) ve sulu (1:10) ekstresi hazırlanmış ve bu ekstrelerin OSC-19 ve HBT-41 hücre hatlarındaki sitotoksisitesi çalışılmış ve %70 etanol ekstresinin sitotoksisite sergilediği tespit edilmiştir. T.vulgaris herba standardize %70 etanol ekstresi ve sulu ekstresi elde edilmiştir. Her birinin spesifikasyonu oluşturulmuştur. Deney sonuçlarına göre alkol içerisinde hazırlanarak elde edilmiş olan Thymus vulgaris ekstresinin, 15 µg/ml dozunun, proliferasyonu OSC-19 hücreleri için %21; HTB-41 için %7,4 oranında baskıladığı tespit edilmiştir. Su içerisinde hazırlanarak elde edilen Thymus vulgaris ekstresi her iki hücre için de etkili bulunmamıştır. Çalışmada, Thymus vulgaris L. (kekik otu) bitkisinin oral kanser hücreleri üzerindeki antiproliferatif ve sitotoksik etkileri değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacı, bitkiden elde edilen farklı ekstrelerin oral kanser hücre hatları olan OSC-19 ve HTB-41 üzerindeki olası terapötik etkilerini ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında, kurutulmuş Thymus vulgaris bitkisinin herbasından iki farklı ekstre hazırlanmıştır: %70 etanol ekstresi ve sulu ekstre (her ikisi de 1:10 oranında). Bu ekstreler, laboratuvar ortamında kültüre edilmiş kanser hücrelerine uygulanarak hücrelerin canlılıkları ve çoğalma kapasiteleri incelenmiştir. Sitotoksisite analizleri sonucunda, %70 etanol ekstresinin her iki hücre hattı üzerinde de anlamlı düzeyde antiproliferatif etki gösterdiği tespit edilmiştir. Buna karşılık, su ile hazırlanan ekstrenin herhangi bir sitotoksik veya antiproliferatif etki göstermediği belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, %70 etanol içerisinde hazırlanan ekstre, 15 µg/ml dozunda uygulandığında OSC-19 hücrelerinde %21, HTB-41 hücrelerinde ise %7,4 oranında proliferasyonu baskılamıştır. Bu durum, bitkinin etkin bileşiklerinin etanol içerisinde çözünerek biyolojik aktivitesini artırdığını göstermektedir. Ayrıca, her iki ekstrenin standardizasyonu yapılmış ve spesifikasyonları belirlenmiştir. Sonuç olarak, Thymus vulgaris bitkisinin etanol ile elde edilen ekstresinin, özellikle OSC-19 hücre hattında, belirgin bir antikanser potansiyel taşıdığı ortaya konmuştur. Bu bulgular, gelecekte yapılacak farmakolojik ve klinik araştırmalar için ön bilgi niteliğindedir ve doğal ürünlerin kanser tedavisindeki rolünü destekler niteliktedir.
İstanbul'da sakinleştirici etkili olarak satılan bitkisel drogların incelenmesi
Bitkiler, ilk çağlardan bugüne gelene kadar insanların temel besin kaynaklarından biri olmuştur. Ayrıca bitkilerin toksik veya iyileştirici (tıbbi) olduğu deneme yanılma yolu ile tecrübe edilmiş ve tecrübeler günümüze kadar ulaşmıştır. Günümüzde bitkilerin doğrudan kullanımı ve bitkisel ilaç kullanımı artmakta olup, bitkisel tedavi yöntemlerinin hastalıkların tedavisinde kullanılması fitoterapi adıyla anılmaktadır. İnsan sağlığı üzerinde etkili olan ve halk arasında tıbbi nedenle tüketilen bu tıbbi bitkilerin ekimi, yetiştirilmesi, toplanması, doğru koşullarda paketlenmesi ve saklanması, tedaviye yönelik satılması ve doğru kullanımı sırasında bazı kritik noktalara özen gösterilmelidir. Türkiye'de çoğunlukla, tıbbi bitkiler dikkat edilmeden, doğru drog teşhisi yapılmadan toplanmakta aynı zamanda doğru saklama koşullarına bakılmadan saklanmaktadır (açıkta satılması gibi) ve kullanım bilgisi hakkında bilgi birikimi olmayan kişilerce tüketiciye satılmakta ve bilinçsizce tüketilmektedir. Yapılan bu tez çalışmasında İstanbul'da sakinleştirici etkili bitkisel drogların satış formları, drog teşhisi ve aktar bilgi birikimini incelemeyi amaçlamaktadır. Çeşitli kaynaklardan yararlanılarak mevcut literatür taraması yapılmıştır. Tez çalışması kapsamında laboratuvar çalışmalarında 5 farklı bitki incelenmiştir. Bu bitkiler; Matrıcarıa chamomilla L. (Mayıs papatyası), Tilia cordata M. (Ihlamur), Lavandula officinalis L. (Lavanta) ve Valeriana officinalis L. (Kediotu), Melissa officinalis L. (Melisa) olarak planlanmıştır. Temin edilen bitkilerin doğru olup olmadığını ve yabancı maddeler Stereo mikroskop ile bakılmış ve fotoğraflanmıştır. Anatomik özelliklerini analiz etmek için Sartur ve Kloralhidrat reaktifleri faydalanılmıştır, ışık mikroskobu ile anatomik çalışmalar fotoğrafı çekilmiştir. Elde edilen bulgular bilimsel tanımlamalarla ve gerekli literatür kaynaklarıyla karşılaştırılmıştır. Papatya bitkisinin aktarlarda kapalı formda satıldığı görülmüştür. Temin edilen bitkinin 10'ar gram petri kabına konulmuştur ve doğru kapitulumlar ayrıştırılmıştır. 1. Aktardan temin edilen papatya bitkileri içerisinde 3 adet doğru kapituluma rastlanmıştır, 4. Aktardan alınan papatya bitkisinde 1 adet doğru kapituluma rastlanmıştır. Geri kalan aktarlardan temin edilen papatya bitkilerinde doğru kapituluma rastlanmamıştır. Mayıs papatyası droglarının Asteraceae familyasına ait başka cins kapitulumlar (Tanacetum ve Anthemis spp.) ile karışık halde satıldığı tespit edilmiştir. Yabancı madde incelemesi yapıldığında, böcekler ve başka bitkiye ait parçalara rastlanmıştır. Ihlamur bitkisi incelemeleri sonucunda, brakteler incelenmiştir. Bazı aktarların ıhlamur yaprakları adı altında ıhlamur braktesini sedatif etkili olarak sattığı öğrenilmiştir. Ihlamur brakte incelemesi yapıldığında bazı braktelerin tüysüz bazı braktelerde stellat yapı görülmüştür. Restgele seçilen braktelerin aynı olmadığına karar verilmiştir. Yabancı madde incelemesinde başka bitkiye ait parçalar görülmüştür. Lavanta bitkisi incelemesi sonucunda, çiçek durumuna bakılarak Lavanta angustifolia olduğu görülmüştür. Yabancı madde incelemesi sonucunda lavanta gövdesinin içine karıştığı görülmüştür. Kediotu bitki incelemesinde, bazı aktarların kediotu kokusu sebebiyle satılmadığı onun yerine karabaş otunu önerdikleri öğrenilmiştir. Yine bazı aktarlarda kediotu bitkisini depresyon hastalarına önerdikleri öğrenilmiştir. Kediotu yabancı madde incelemesi yapıldığı zaman içerisinde 7-8 adet böcek çıktığı ve kediotuna ait olmayan bazı parçalar görülmüştür. Aktarlarda «Melisa» diye satışa sunulan bütün örneklerin, farklı bir bitki olan Aloysia citrodora (Yalancı melisa) bitkisine ait olduğu görülmüştür. Aloysia citrodara bitkisinin yabancı madde incelemesi yapıldığında bitkinin gövde parçalarının olduğu ve başka bitkilere ait meyveler olduğu gözlemlenmiştir. Son zamanlarda aktarların sayısının fazlaca artması, halk arasında bitkisel ilaç ve besinlere gösterdiği ilgiden dolayı doğmaktadır. Aktarlık mesleği önemli olmasına rağmen ilgili alanda eğitim almamış kişiler de bu mesleği yapabilmektedirler. Aktarlık yapmak isteyen kişilerin ilgili alanlarda olan eğitimlere ve denetimlere daha çok özen göstermesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sakinleştirici etkili bitkiler, Fitoterapi, Alternatif tıp
Glycyrrhiza glabra L. ekstrelerinin SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattındaki sitotoksik ve antioksidan etkilerinin incelenmesi ve kimyasal içeriklerinin analizi
Glycyrrhiza glabra, geleneksel tıpta "meyan kökü" olarak bilinen, Fabaceae familyasına ait çok yıllık bir bitki olup, tarihsel olarak hem folklorik hem de bilimsel bağlamda önemli bir yer tutmaktadır. Glycyrrhiza glabra, özellikle kök kısmıyla, anti-inflamatuar, antioksidan, antiviral ve antikanserojenik özellikleriyle dikkat çekmektedir. Glycyrrhiza glabra'nın biyoaktif bileşikleri arasında yer alan glisirizin, flavonoidler, kumarinler, fenolik bileşikler ve saponinler, çeşitli hücresel mekanizmalar üzerinde etkili olup, potansiyel terapötik ajanlar olarak öne çıkmaktadır. Nöroblastoma, çocuklarda en yaygın görülen ekstrakraniyal katı tümör olup, sempatik sinir sisteminin primitif hücrelerinden köken almaktadır. SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattı, bu agresif tümör üzerinde yapılan araştırmalarda yaygın olarak kullanılan in vitro bir modeldir. Nöroblastomanın yüksek metastatik potansiyeli ve mevcut tedavilere karşı geliştirdiği direnç, bu kanser türünün tedavisini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle, doğal kaynaklardan elde edilen biyoaktif bileşiklerin kanser tedavisinde tamamlayıcı tedavi stratejileri olarak araştırılması büyük bir önem taşımaktadır. Literatürde, Glycyrrhiza glabra'nın kanser hücreleri üzerindeki potansiyel sitotoksik etkilerine dair birçok çalışma bulunmaktadır. Bu araştırmalar, meyan kökü bileşiklerinin apoptoz indüksiyonu, hücre döngüsü düzenlenmesi, metastazın inhibisyonu ve oksidatif stresin azaltılması gibi çeşitli mekanizmalar aracılığıyla etkili olabileceğini göstermektedir. Ancak, farklı çözücülerle elde edilen meyan kökü ekstrelerinin kimyasal profilleri ve biyolojik aktiviteleri üzerine yapılan karşılaştırmalı analizler sınırlıdır. Çözücü polaritesinin, ekstrakte edilen biyoaktif bileşiklerin miktarını ve yapısını doğrudan etkilemesi, bu alandaki bilgi eksikliğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle, farklı çözücülerle hazırlanan Glycyrrhiza glabra ekstrelerinin nöroblastoma hücreleri üzerindeki etkilerini incelemek, bu bitkinin terapötik potansiyelini derinlemesine anlamak ve fenolik bileşiklerin hücre ölüm mekanizmalarındaki rolünü belirlemek açısından önemlidir. Bu araştırma kapsamında, Glycyrrhiza glabra bitkisinden elde edilen hekzan, dichlorometan, metanol ve 1-1 metanol-su çözücüleri ile hazırlanan ekstrelerin SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattı üzerindeki sitotoksik ve antioksidan etkileri değerlendirilmiştir. Ekstrelerin kimyasal bileşik profilleri, Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometrisi ve Sıvı Kromatografisi-Yüksek Çözünürlüklü Kütle Spektrometrisi gibi analitik yöntemlerle detaylı olarak incelenerek ekstrelerde bulunan başlıca bileşikler tanımlanmıştır. Çalışmada, farklı çözücüler kullanılarak elde edilen Glycyrrhiza glabra özütlerinin antioksidan aktiviteleri, 4 farklı biyokimyasal analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Analizlerde, ABTS katyon radikali giderim aktivitesi, DPPH serbest radikali giderim aktivitesi, CUPRAC indirgeme gücü ve metal bağlama analizleri ölçümleri yapılmış ve her yöntemde elde edilen sonuçlar, referans antioksidanlarla karşılaştırılarak özütlerin etkinlikleri değerlendirilmiştir. Elde edilecek verilerin, nöroblastoma gibi agresiftümörlerin tedavisinde bitkisel kaynaklı bileşiklerin potansiyel kullanımını aydınlatacak bulgular sunması hedeflenmektedir; bu kapsamda, SH-SY5Y nöroblastoma hücre hattında gerçekleştirilen MTT testi ile ekstrelerin sitotoksik etkileri değerlendirilmiştir.