
85
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bilecik'in bazı gölet havzalarındaki taşkın pik debilerinin belirlenmesi ve tarımsal kuraklığının analizi
İklim Değişikliği ve beraberinde yaşanan taşkın ve kuraklık su kaynaklarını önemli düzeyde etkilemektedir. Su kaynaklarını en çok kullanan sektör de tarım sektörüdür. Bu yüzden; havzaların tarımsal su yönetimi planları yapılmalıdır. Bu çalışmada; Bilecik ilçelerindeki başlıca üretilen tarım ürünlerinin, taşkın ve kuraklık açılarından etkileşimleri incelenmiştir. Bu amaçla Bilecik'teki tarımsal ürün verilerine TÜİK'ten ulaşılmıştır. Bilecik ilçelerinin iklimsel verilere Bilecik Meteoroloji Müdürlüğünden, havza verilerine ise Devlet Su İşleri (DSİ) Bölge Müdürlüğünden ulaşılmıştır. Çalışmada, taşkın analizi Gölpazarı'ndaki Arap deresi, Delikbağ deresi; Pazaryeri'ndeki Gümüşdere; Yenipazar'daki Çöte havzaları kullanılmıştır. Havzaların özellikleri (alanı, uzunluğu, eğimi, eğri numarası) ve iklim verileri hazırlanıp, WinTR-55 ve DrinC modelinde kullanılmıştır. Sonuçta; RDI Kuraklık indeks sonucu ve şerbetçiotu verimi arasındaki R2 değeri, kıyaslanan ilçeler arasında en yüksek değere Bilecik Merkez'de 0.195'lik değerle ulaşmıştır. RDI kuraklık indeks sonucu ve buğday verimi arasındaki R2 değeri, kıyaslanan ilçeler arasında en yüksek değere Bilecik Merkez'de 0.31 değerle ulaşmıştır. Ayrıca; Bilecik'te 2017 yıllında kuraklık indeks değerlerinde önemli bir azalış gözlemlenmiştir. Bozüyük'te kuraklığın en belirgin olduğu yıllar 2006 ve 2007 olarak görülmektedir. Pazaryeri'nde ise 2007 yılı, kuraklığın etkisinin en yoğun hissedildiği yıl olarak görülmektedir. WinTR-55 modeliyle 100 yıllık tekerrür süresine ait pik debi değerleri kıyaslandığında; Gölpazarı-Arap Deresi 66,59 m³/s ile en yüksek riske sahip alandır. Bunu 47,06 m³/s ile Gölpazarı-Gümüşdere, 47,00 m³/s ile Gölpazarı-Delikbağ Deresi ve 26,27 m³/s ile Yenipazar-Çöte takip etmektedir. Gelecekteki araştırmalar, farklı bitki çeşitlerinin kuraklığa karşı tolerans seviyelerini ve kuraklığın tarımsal üretim üzerindeki etkilerini azaltmak için geliştirilebilecek adaptasyon stratejilerini incelemeye odaklanmalıdır. Tarımsal su yönetimi çalışmalarında, neticede sel-kuraklık-su kirliliği riski haritaları oluşturulmalıdır. Çiftçileri bilinçlendirmek için, bu afetlere karşı farkındalık ve eğitim çalışmaları yapılmalıdır.
Sera çatısından hasat edilen yağmur sularının sulamada kullanım olanaklarının araştırılması
Dünyada ve ülkemizde kullanılabilir su miktarı ve su kaynakları üzerindeki olumsuz etkiler, küresel iklim değişikliği, artan nüfus, aşırı tüketim ve kirlenmenin etkisiyle her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle, suyun etkin kullanımı, tasarrufu ve yönetimi günümüzde daha da önem kazanmış ve mevcut kaynakların yeni stratejilerle verimli ve akılcı kullanımı kaçınılmaz hale gelmiştir. Kaynakları en iyi şekilde kullanmak adına uygulanacak yeni stratejilerden birisi de yağmur suyu hasatıdır. Bu çalışmada, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Tarım Uygulama ve Araştırma Merkezinde bulunan yüksek tünnellerin çatısından toplanan yağmur sularının, serada sulama amaçlı kullanım potansiyeli incelenmiştir. Çalışmada, örtüaltı içerisinde yıl boyunca domates, marul ve taze soğan yetiştiriciliğinin yapılacağı düşünülerek farklı senaryolar oluşturulmuş ve depolanan suyun ne kadar yeteceği tespit edilmiştir. Yetiştirilecek bitkilerin yıl boyunca bitki su ihtiyaçları Cropwat programı kullanılarak belirlenmiştir. Yapılan hesaplamalar sonucunda, 2024 yılı iklim şartlarına göre sera çatısından yıllık depolanacak toplam su miktarı 115.45 m3 olarak hesaplanmıştır. Depolanan su yıl boyunca domates için gerekli suyun %35'ini, marul için gerekli olan suyun %33'ünü ve taze soğan için gerekli olan suyun %36'sını karşıladığı belirlenmiştir. Bu bulgular toplam sulama suyu ihtiyacının tamamının yağmurla karşılanamadığını fakat mevcut su kaynakları üzerindeki baskıyı büyük ölçüde azaltacağı belirlenmiştir.
Mavi renk örtü malzemesi ve bombus arılarının kullanımının bitki gelişimine etkileri: Domates (Solanum lycopersium) örneği
Bu tez çalışması Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi kampüsünde bulunan taban alanı 36 m2 yan yüksekliği 2 m olan 3 adet yay çatılı plastik serada gerçekleştirilmiştir. Araştırmada mavi renk örtü malzemesi ve bombus arısının kullanımının domates bitkisinin yetiştirilmesi esnasında bitki büyüme parametreleri ve verim değerlerine etkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu doğrultuda şeffaf plastik örtü malzemeli kontrol serası (K), mavi renkle boyanmış plastik örtü malzemeli sera (M), mavi renkle boyanmış içinde bombus arıları bulunan sera (MB) kullanılmıştır. Yapılan denemede domates (Solanum Lycopersium) bitkisi kullanılmıştır. Çalışma Eylül 2023- Mart 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Gelişim süreci boyunca sera içinde sıcaklık nem ve radyasyon değerleri ölçülmüştür. Yetiştirilme sezonu boyunca bitkilerden alınan gelişim parametre değerleri incelenmiştir. Toplam 3 serada ışınım, sıcaklık ve nem değerleri saat 10.00 ve 16.00 arasında bir dakikalık ölçüm aralıkları ile alınmıştır. Bütün yetiştirme dönemi boyunca elde edilen tüm veriler değerlendirildiğinde genel ortalama sera içi sıcaklık değeri 18,85 °C (K), 17,39 °C (MB), 18,36 °C (M) olarak ölçülmüştür. Işınım değerleri 295,73 W/m2 (K), 254,96 W/m2 (MB), 248,59 W/m2 (M) olarak ölçülmüştür. Nem değerleri ise %61,32 (K), %64,42 (MB), %63,35 (M) olarak ölçülmüştür. Mavi renkli seralarda kullanılan mavi boya uygulaması gölgeleme etkisinde bulunduğu için ışınım ve sıcaklık değerleri kontrol serasında göre daha düşük bulunmuştur. Nem değerlerinin yüksekliğinin sebebinin sera içinde bitkilerin büyümüş olması ve yeşil aksam artışından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ölçülen SPAD, boy ölçümleri, bitki gövde çapı, bitki eşdeğer çapı, toplam verim ve sertlik değerleri incelendiğinde MB serasında alınan toplam verimin diğer seralara oranla daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Bunun sebebinin serada hem renk olarak mavi rengin seçilmesi ile fotosentezin artması hem de sera içerisinde arıların varlığı ile tozlaşmanın hızlanması olarak düşünülmektedir. M uygulamasında kontrol serasına göre yaklaşık %12 verim artışı gözlemlenmiştir. Sonuç olarak Mavi renk örtü malzemesi ve bombus arıları kullanılarak hem bitki boyu hem bitki yüksekliklerinde hem de verim değerlerinde daha iyi sonuçlar alınacağı ve gelişimi olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir. Elde edilen sonuçlara göre MB uygulamasının bitki yetiştiriciliğini destekleyeceği sonucuna varılmıştır.
Alanya'da su yönetimi problemleri ve çözüm önerileri
Su kaynaklarının etkin yönetimi sürdürülebilir bir yaşam için büyük öneme sahiptir. Ancak iklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle su kaynakları azalmaktadır. Bu konuda başta suyun en büyük kullanıcısı olan tarım sektörünün yanında içe-kullanma suyu ve sanayi sektörleri suyun daha tasarruflu kullanılması için gerekli tedbirleri alması gerekmektedir. Bu çalışmada Antalya'nın Alanya İlçesinde su yönetimi problemleri ve çözüm önerilerini belirlemek amacıyla SWOT analizi kullanılmıştır. Veriler, ilçede su yönetiminden sorumlu olan kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan karar vericiler ve yöneticilerle (Tarım İlçe Müdürlüğü, belediye, Devlet Su İşleri İlçe Müdürlüğü vb.) yüz yüze görüşmeler yapılarak toplanmıştır. Yapılan analizler sonucunda Alanya'nın mevcut problemleri arasından en önemlileri yağışların yetersiz ve düzensiz olması, kontrolsüz yeraltı sularının kullanımı, artan nüfus ve turizm (kişi başı su tüketiminin yüksek olması), kentleşme, bitki su tüketimi yüksek olan bitkilerin yetiştirilmesi, açık kanallarla sulama yapılması olarak belirlenmiştir. Alanya'nın mevcut problemlerine kamu kurum ve kuruluşlarının SWOT analizine göre olası çözüm önerileri ise modern sulama sistemlerinin kullanılması, bitki su tüketimi düşük tropik meyvelerin yetiştirilmesi, atık suların yeniden kullanımı, yeraltı su kaynaklarının kullanımının geliştirilmesi, su kullanımı konusunda bilinçlendirme ve eğitimlerin yapılması olarak belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Kamusal su yönetimi, iklim değişikliği adaptasyonu, SWOT analizi
Sürdürülebilir tarımda atık kullanımı ve co2 gübrelemesi: domates yetiştiriciliği örneği
Bu çalışma, sürdürülebilir tarım uygulamaları kapsamında komposttan elde edilen CO₂ gazının sera koşullarında domates bitkisi gelişimi ve verimi üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi kampüsünde kurulu üç ayrı serada yürütülen çalışmada, Sera 1 ve Sera 2'ye kompost tanklarında üretilen CO₂ gazı verilmiş, Sera 3 ise kontrol grubu olarak değerlendirilmiştir. Tanklardan elde edilen CO₂, 50 gün boyunca günlük 5 kez 10 dakikalık periyotlarla sera ortamına iletilmiştir. Bu süre boyunca seralarda CO₂ konsantrasyon ortalamaları Sera 1 için 558,46 ppm, Sera 2 için 544,52 ppm, kontrol grubu olan Sera 3 için ise 469,18 ppm olarak ölçülmüştür. CO₂ gazı uygulanan seralarda kontrol serasına göre yaklaşık % 17,54'lük bir CO₂ artışı sağlanmıştır. Uygulama sonunda bitki boyu, gövde çapı ve ürün verimi açısından önemli farklılıklar tespit edilmiştir. Çalışma öncesi değerler ile karşılaştırıldığında, Sera 2'de bitki boyunda 104,50 cm'ye, Sera 1'de ise 80,67 cm'ye ulaşılmış, kontrol grubunda ise bu değer 79,75 cm'de kalmıştır. Ortalama bitki çapı Sera 1'de 14,44 mm, Sera 2'de 15,01 mm, kontrol serasında ise 13,70 mm olarak ölçülmüştür. Yedi periyot boyunca yapılan hasatlarda toplam domates verimi Sera 1'de 5,381 t/ha, Sera 2'de 4,774 t/ha, kontrol serasında ise 3,268 t/ha olarak gerçekleşmiştir. Bu verilere göre Sera 1, kontrol serasına göre % 64,63, Sera 2 ise % 45,15 daha yüksek verim sağlamıştır. Çalışma bulguları, sera ortamına uygulanan kompost kaynaklı CO₂ gazının, domates bitkisinin gelişim parametreleri ve toplam verimi üzerinde pozitif yönde etkili olduğunu ve bu etkinin istatistiksel olarak anlamlı olduğunu ortaya koymuştur.
Avokado üreticilerinin sorunları ve çözüm önerileri: Alanya örneği
Avokado; Antalya Alanya ilçesinde yaklaşık 2700 üretici tarafından üretimi yapılmakta yüksek verimi ile kârlı, besleyici ve gün geçtikçe popülerliği artan bir meyvedir. Bu tropik meyve üretiminin artmasının yanında üreticiler, çeşitli problemler ve zorluklarla karşı karşıya kalmaktadır. Avokado üreticilerinin sorunları ve bunların çözüm önerileri hakkında literatürde çalışmalar yetersiz olarak görülmektedir. Bu çalışmada, avokado üreticilerinin sorunları ve çözüm önerilerini belirlemek amacıyla bölge tarımında avokado konulu SWOT analizi ile veri toplamak amacıyla Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü, Alanya İlçe Tarım Müdürlüğü, Devlet Su İşleri 134. Bölge Müdürlüğü Sulama Birliği Başkanlığı, Ziraat Odası Başkanlığı, Avokado Birliği Başkanlığı ve bölgede önde gelen avokado firmaları ile bire bir görüşmeler yapılmıştır. SWOT analizi sonuçları değerlendirildiğinde Alanya'nın iklim koşullarının uygunluğu, avokadoya olan talebin hızla artması, düşük üretim maliyetleri, sertifikalı fidan kullanımı gibi güçlü yönlere sahip olduğu belirlenirken ilgili konularda eğitim alma, avokadonun yüksek verimi diğer olumlu özellikleri olarak görülmektedir. Ancak örgütlenmenin olmaması avokado üreticilerinin ortak hareket edememesine neden olurken erken hasat, hızlı kentleşme, sertifikasız fidancılık, hırsızlık, tarımsal analizlerin yapılmaması, sulama suyu fiyatlandırma problemleri gibi faktörlerin Alanya avokado üreticilerini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Fırsatlar incelendiğinde özellikle Avrupa ve Rusya pazarına olan yakınlık, iç piyasanın genişlemesi, avokadonun endüstriyel kullanım olanakları ön plana çıkarken; iklim değişikliği, artan hırsızlık, su kalitesinin düşmesi, pandemi dönemindeki kontrolsüz üretim artışı ve onun bugüne olan etkileri, eğitimsizlik gibi konular ise tehditler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Seralarda iş sağlığı ve güvenliğinin mevcut durumu, karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri Manavgat, Alanya, Gazipaşa örneği
Bu tez çalışması, Antalya ili Manavgat, Alanya ve Gazipaşa ilçelerinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu kapsamında mevcut durum tespitinin yapılması ile olası risklerin belirlenmesi amacıyla örtü altı yetiştiriciliği yapan 333 farklı sera çalışanına yönelik yerinde ve Google formlar aracılığı ile anket çalışması yapılmıştır. Araştırmada gayeli örneklem modeli kullanılarak 48 adet anket sorusu seracılık faaliyetinde bulunan üretici ve çalışanlara uygulanmıştır. Seraların yapısal özellikleri, iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili eğitim ve farkındalığın tespiti, daha önce iş kazasına uğranıp uğranmadığı, tarım makineleri kullanırken iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili yeterli derecede önlem alınıp alınmadığı ile ilgili sorular ile uygulama tamamlanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda; sera işletme büyüklüklerinin %55.6 oranında 4001 m2 ve üzerinde olduğu, seralarda olumsuz hava koşullarında %91.59 ile tedbir alındığı, %69.7 ile sera ısıtmasında fosil yakıt kullanıldığı, sera çalışanlarını %46.54 oranında 46 ve üzeri yaşında olduğu, bu çalışanların %49.54'ünün ilkokul seviyesinde eğitime sahip olduğu, çalışanların %87.9'unun üretici olduğu, aile bireylerinin %53.45 ile üretime dahil oldukları, çalışma süresinin %53.45 ile 7-9 saat aralığında olduğu, %75.97'sinin sosyal güvencesinin bulunduğu, tarım işçiliği eğitimi alma hususunda %77.8'inin hayır yanıtı verdiği, yine iş sağlığı ve güvenliği alma durumuna hayır yanıtı verenlerin %64.86 olduğu, seralarda %78.68 ile ilk yardım dolabının bulunmadığı belirlenmiştir. Ankete konu olan seraların fiziki koşulları ile işçi sağlığı ve güvenliğinin gerek sera çalışanları gerekse de sera sahipleri tarafından farkındalık ve bilgi seviyesinin yeterli derecede bulunmadığı düşünülmektedir. Bu nedenle, gelecekte olası iş kazalarının önüne geçilebilmesi adına bir dizi başlıkta iyileştirmelere gidilmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Turist popülasyonunun su kaynakları dağılımına etkisi: Alanya örneği
Bu çalışmanın amacı, turist popülasyonunun Alanya'daki su kaynakları dağılımı üzerindeki etkilerini incelemektir. Çalışmada, 2013-2023 yılları arasındaki çeşitli kurumlardan alınan veriler arasındaki doğrusal ilişkinin yönünü ve gücünü ölçmek amacıyla Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, Alanya'da hem ilçe nüfusunda hem de özellikle yabancı turist sayısında önemli artışlar yaşandığını göstermiştir; yabancı turist sayısı 2023'te 14,75 milyona ulaşarak zirve yapmıştır. İçme ve kullanma suyu tüketimi, 2014-2023 yılları arasında yaklaşık 2,5 kat artarak 2023 yılında 25,81 milyon m³'e yükselmiş, bu durum artan turist sayısıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir. Benzer şekilde, toplam elektrik tüketimi de aynı dönemde yaklaşık iki kat artarak 2023'te 1,54 milyon MWh'ye ulaşmış ve turistik faaliyetlerin yoğunluğuyla paralellik göstermiştir. Korelasyon analizi, Alanya ilçe nüfusu, yabancı turist sayısı ve toplam popülasyon arasında içme-kullanma suyu ve elektrik tüketimi ile güçlü pozitif ilişkiler olduğunu ortaya koymuştur. Ancak, yerli turist sayısı ve sulama birliği su tüketimi ile diğer değişkenler arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç olarak, çalışma, Alanya'daki nüfus hareketlerinin ve turizm faaliyetlerinin su ve enerji kaynaklarının kullanımını doğrudan etkilediğini vurgulamaktadır. Su kaynaklarının çeşitlendirilmesi, iklim değişikliğine uyum stratejilerinin geliştirilmesi, su kullanımında bilinçlendirme ve eğitim çalışmaları yapılması, kamu-özel iş birliklerinin güçlendirilmesi ile su kaynaklarının sürdürülebilirliğinin sağlanması gerekmektedir. Özellikle turizm tesislerinde gri su geri kazanım sistemlerinin kurulması, dijital su sayaçları ile izleme, yağmur suyu hasadı uygulamaları, su verimliliği sertifikasyonları ve turist bilinçlendirme çalışmaları gibi somut adımlar atılması su kaynaklarının verimli kullanılmasına katkıda bulunabilir.
Tarımsal kuraklık adaptasyonunda sulama güvenliği önlem tercihlerinin belirlenmesi: Alanya bölgesi muz üreticileri örneği
Bu çalışma, Alanya bölgesinde muz üreticilerinin tarımsal kuraklık koşullarına karşı sulama güvenliği önlemlerine yönelik tercihlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. İklim değişikliği, tarımsal üretimi tehdit eden temel faktörlerden biri hâline gelmiş, özellikle su kaynaklarının azalması, tropik meyve üretimi yapan bölgelerde yönetimsel zorluklar doğurmuştur. Alanya, muz üretimi açısından Türkiye'de öne çıkan bir bölge olup, artan üretim alanlarıyla birlikte suya olan talep de artmaktadır. Bu nedenle, üreticilerin kuraklık karşısındaki davranışlarını ve adaptasyon kapasitelerini anlamak kritik öneme sahiptir.
DSİ 18. bölge sulama şebekeleri performansının değerlendirilmesi
Bu çalışmada, DSİ 18. Bölge Müdürlüğü sorumluluk alanında yer alan 21 sulama şebekesinin 2017–2023 yıllarındaki performansları göstergeler üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmada DSİ'nin yıllık işletme–izleme raporlarından elde edilen sulama alanı, sulanan alan ve su temin oranı verileri kullanılmıştır. Performans değerlendirmesinde birim alana verilen su miktarı, sulanan alana düşen su miktarı, su temin oranı ve yıllar arası değişkenlik göstergeleri analiz edilmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, DSİ 18. Bölge sulama şebekelerinin performansının homojen olmadığı; Boğazova, Çavdır, Seyitler, Selevir ve Yılanlı şebekelerinde su dağıtımının yüksek seviyelerde seyrederken, Karaçal, Köprüköy ve Şehit Hüseyin sulamalarında düşük kaldığı belirlenmiştir. Yıllara göre gözlenen önemli dalgalanmalar, bölgedeki su arzının hem yağış ve sıcaklık koşullarından hem de sulama birliklerinin işletme–yönetim kapasitelerinden etkilendiğini göstermektedir. Ayrıca bazı yıllarda belirli sulama şebekelerinde aşırı su kullanımının görülmesi, verimlilik ve sürdürülebilirlik açısından risk oluşturmaktadır. Bu çalışma, DSİ 18. Bölge sulama şebekelerinin performansını çok yıllı verilerle kapsamlı biçimde ortaya koyarak, bölgesel su yönetimi açısından güçlü ve zayıf yönleri belirlemiştir. Bulgular, modern sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması, bakım-onarım faaliyetlerinin düzenli yürütülmesi ve ürün deseninin su arzıyla uyumlu planlanmasının sulama verimliliğini artırmada kritik öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu yönüyle çalışma, DSİ 18. Bölge sulama şebekelerinin performansının değerlendirilmesine yönelik karar destek süreçlerine katkı sağlamaktadır.
Derin öğrenme teknikleri ile bazı bağ hastalıklarının belirlenmesi
Türkiye, üzüm üretiminin en çok yapıldığı dünyanın en önemli bağ alanlarına sahip olan ülkelerdendir. Bağcılıkta verimliliği olumsuz etkileyen en önemli sebeplerden birisi bağ hastalıklarıdır. Bu çalışmada, bir yapay zeka yaklaşımı olan Faster R-CNN, SSD Multibox ve özgün olarak yeni geliştirilen derin öğrenme modeli kullanılarak bazı bağ hastalıkları tespit edilmiş ve sınıflandırılmıştır. Bu hastalıklar yaygın olarak görülen ve ekonomik sorun oluşturan külleme, mildiyö, ölü kol hastalığı ile asma yaprak kıvrılma virüs hastalığı (GLRaV) ve asma kısa boğum virüs (GFLV) hastalıklarıdır. Önerilen yöntem 11 000 görüntü kullanılarak eğitilmiş ve test edilmiştir. Deneysel değerlendirmeler sonucunda hastalıkların tespiti ve sınıflandırılmasında genel doğruluk oranları Faster R-CNN %92, SSD Multibox %92.21 ve geliştirilen model ile %96.95 olarak bulunmuştur. Önerilen yaklaşım, literatürdeki benzer yöntemlerden daha iyi sonuçlar vermiştir. Bu nedenle yöntemin, bazı bağ hastalıklarının tespit edilmesi ve sınıflandırılmasında, güvenilir bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın literatüre temel katkısı, fungal ve viral hastalıklardan oluşan beş farklı bağ hastalığı için büyük miktarda yeni bir veri seti oluşturulması ile hastalık tespiti ve sınıflandırılmasında özgün yeni bir derin öğrenme modelinin geliştirilmesidir.
Derin öğrenme teknikleri ile üzüm çeşitlerinin belirlenmesi
Bağcılıkta üzüm çeşitlerinin belirlenmesinde, çeşitlerin sürgününe, yaprağına, salkımına ve meyvesine ait ampelografik özellikler kullanılmaktadır. Ampelografik özellikler tespit edildikten sonra sayısal veya sözel olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada, elli adet üzüm çeşidinin yaprak, salkım ve meyvelerine ait ampelografik özellikleri kullanılarak derin öğrenme teknikleriyle sınıflandırılması yapılmıştır. Çalışmada, yeni ve özgün olarak geliştirilen CNN modeli önerilmiştir. Önerilen CNN modeli, 227x227x3 boyutunda, 9 854 yaprak, 8 745 salkım ve 8 721 meyve olmak üzere toplam 27 320 veri seti görüntüsü kullanılarak MATLAB 2021a platformu üzerinde geliştirilmiştir. Veri setinin %80'i eğitime %20'si ise doğrulamaya ayrılmıştır. Sınıflandırma, yaprak ve salkım/meyve görüntüleriyle iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Üzüm çeşitlerinin özelliklerinin birbirlerine çok benzerlik göstermesinden dolayı, modelde ezberlemenin önüne geçilebilmesi için sınıflandırma da yaprak grubunda beş farklı, salkım/meyve grubunda ise dört farklı kategori olmak üzere toplam dokuz farklı kategori oluşturulmuştur. Yaprak görüntülerinin olduğu beş farklı kategorinin her birinde on sınıf bulunurken, salkım/meyve görüntülerinin olduğu dört farklı kategorinin her birinde on bir sınıf bulunmaktadır. Her bir kategorinin Doğruluk, Hassasiyet, Duyarlılık ve F1 Skoru değerleri ayrı ayrı hesaplanarak model performansı belirlenmiştir. Ayrıca önerilen model performansının karşılaştırılması için GoogleNet ve AlexNet modelleri de oluşturulan veri seti ile eğitilmiştir. Yeni model için yaprak grubunda doğruluk başarı oranları; kategori 1 için %82.50, kategori 2 için %90.03, kategori 3 için %87.44, kategori 4 için %94.10 ve kategori 5 için %92.40 olarak hesaplanmıştır. Salkım/meyve grubunda ise doğruluk başarı oranları; kategori 1 için %85.88, kategori 2 için %84.90, kategori 3 için %96.40 ve kategori 4 için %97.20 olarak hesaplanmıştır. GoogleNet modelinde başarı oranı %84.39, AlexNet modelinde ise %92.31 bulunmuştur. Çalışma sonucunda üç model arasında en yüksek başarı oranı, salkım/meyve grubundaki kategori 4'te %97.20, en düşük başarı oranı ise yaprak grubundaki kategori 1'de %82.50 doğrulukla yeni model ile hesaplanmıştır. Elde edilen bu sonuçlara bakıldığında, modellerin üzüm çeşitlerinin sınıflandırılmasında başarılı bir şekilde çalıştığı, üzüm çeşitlerinin ampelografik özelliklerini öğrenebildiği ve bu alanda yapılacak çalışmalarda kullanılabileceği ortaya çıkarılmıştır.
Yozgat ili hayvansal atık kaynaklı biyogaz potansiyelinin belirlenmesi
Dünyada enerji arzında büyük bir paya sahip olan fosil yakıtlar birçok çevre sorununa, özellikle hava kirliliği ve küresel ısınmaya neden olmaktadır. Bu nedenle, fosil enerji kaynaklarının hızla tükenmesi ve fiyatlarda görülen dalgalanmalar, dünyada yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru yönelmeye neden olmuştur. Yenilenebilir enerji kaynaklarından birisi olan biyogaz üretiminde organik atıkların kullanılıyor olması hem atıkların tarımsal değerlerinin artırılması, hem de atıklardan enerji kazanılması bakımından önemlidir. Biyogaz üretiminde kullanılan organik atıkların başında hayvansal atıklar gelmektedir. Bu çalışmada, Yozgat ilinde hayvansal atıklardan elde edilebilecek biyogaz potansiyelinin belirlenmiştir. Araştırma verileri, TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) ve Tarım ve Orman Bakanlığı'ndan elde edilmiştir. Yozgat ilinde 2021 yılında toplam 242 653 adet büyükbaş, 456 097 adet küçükbaş ve 630 725 adet kanatlı hayvan varlığı bulunmaktadır. Büyükbaş, küçükbaş ve kanatlı hayvanlardan yıllık yaklaşık 2,83 milyon ton yaş atık elde edilmektedir. Bu atıklar işletmeler için büyük sorun teşkil etmektedir. Atıkların değerlendirilmesinin en iyi yolu biyogaz üretimidir. 2021 yılı verileri kullanılarak yapılan çalışmada, hayvansal atıklardan üretilebilecek biyogaz miktarı yaklaşık 40,7 milyon m3 olarak hesaplanmıştır. Yozgat ilinde Akdağmadeni, Merkez ve Sorgun ilçeleri, 6,06, 5,86 ve 5,13 milyon m3 ile diğer ilçeler arasında en yüksek potansiyele sahiptir. Yozgat ilinde yılda üretilen biyogazın enerji eşdeğeri 924 155 GJ ve 22 073 TEP olarak, biyogazdan elde edilebilecek elektrik enerjisi değeri ise 102 683 MWh olarak hesaplanmıştır.
Çelik konstrüksiyonlu seralarda taşıyıcı sistem tasarımlarının ekonomik yönden karşılaştırılması
Seralar oldukça pahalı yapılar olduklarından, dikkatli ve günün modern teknolojileri göz önüne alınarak projelenmeleri gerekmektedir. Özellikle sayıları gün geçtikçe artan yüksek maliyetli çelik konstrüksiyonlu seraların planlanmasında yüklerin ekonomik şekilde taşınabilmesini sağlayabilmek, sistem seçiminde ve boyutlandırılmasında önemli olmaktadır. Bu tez çalışmasında, çelik taşıyıcı sistemli seralarda ülkemizde en fazla tercih edilen iki farklı çatı tipi, farklı makas açıklığı ve makas aralıklarının sera maliyetlerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla beşik çatılı ve gotik çatılı seralarda 2.5 m ve 3 m makas aralığı, 6 m, 8 m ve 9.6 m makas açıklığı olmak üzere 12 farklı sistem oluşturulmuştur. Planlanan seralarda en, boy ve yükseklik sırasıyla 48 m, 60 m ve 4.5 m olarak alınmıştır. Tez çalışmasında sera tasarımı Tokat ili iklim koşullarında domates ve hıyar yetiştirileceği göz önüne alınarak yapılmıştır. Ön tasarımı ve planlaması yapılan farklı olasılıklardaki tasarım seçenekleri, ilgili yönetmelik ve standartlar doğrultusunda statik analiz yazılımı olan SAP2000 programında tanımlamaları yapılıp grafik tabanlı modellenerek sonlu elemanlar yöntemi ile sera taşıyıcı sistemleri analiz edilmiş, Autocad yazılımında teknik çizimleri yapılmıştır. Yapılan analiz ve tasarımlar sonucunda elde edilen metraj verileri ile 2022/3 İnşaat ve Tesisat Birim Fiyatları kitabından ilgili poz numaralı birim fiyat analizleri doğrultusunda MS EXCEL yazılımı üzerinde düzenleme yapılarak sera yapılarının maliyet analizleri tamamlanmıştır. Çalışma sonucunda farklı sera taşıyıcı sistemlerinin ekonomik açıdan karşılaştırılması yapılmış, en ekonomik sistemin gotik çatılı, 9.6 m makas açıklığı ve 3 m makas aralığına sahip sera olduğu belirlenmiştir.
Kenevirin tarımsal yapılarda kullanılan betonun bazı özelliklerine etkisi
Yapı malzemeleri arasında dünyada en fazla kullanılan beton, tarımsal yapılarda da en fazla karşılaşılan malzemelerin başında gelmektedir. Gün geçtikçe artan teknolojideki hızlı gelişmelerle birliktebetonun farklı özelliklerini iyileştirerek sakıncalı yönlerini giderebilmek, daha hafif, yalıtımlı, ekonomik ve kullanışlı betonlar elde etmek amacıyla, üstünlükleri yüksek farklı yapı malzemeleri araştırılmaktadır. Çekme dayanımı düşük betonun olumsuz özelliklerini iyileştirmek için yapılan uygulamalardan biri de beton karışımına çeşitli lifler ilave etmektir.Bitkisel atıkların tekrar ekonomiye kazandırılmasında kenevir sapı atıkları önemli yer tutmaktadır. Bu nedenle söz konusu malzemelerin yeniden kazanımı ya da dönüştürülmesi oldukça önemlidir. Kenevir liflerinin beton üzerine etkilerini inceleyerek yapı malzemelerinde kullanılabilirliğini belirlemek, inşaat sektöründe yapı malzemesi olarak değerlendirilmesine yardımcı olmak ve ekolojik dengenin korunmasına katkıda bulunmak amacıyla yapılan bu çalışmada, beton içerisine katılan kenevir liflerinin taze ve sertleşmiş beton üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada kontrol karışımı ve lif uzunlukları 4-6 cm arasında olacak şekilde hacimce %1, %2.5, %5 oranlarında kenevir lif katkılı beton örnekleri üretilmiştir. Örneklerin slump değerleri, birim hacim ağırlığı, basınç dayanımı, yarmada çekme dayanımı, su emme, donma-çözülme, ultrases geçiş hızı ve ısı iletkenlik katsayıları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre artan lif miktarı ile birlikte birim hacim ağırlık, basınç dayanımı, ultrases ve ısı iletkenlik katsayısı azalmış, yarmada çekme dayanımları artmıştır.
Çeltik üretiminde enerji bilançosunun belirlenmesi (Çorum ili Osmancık ilçesi örneği)
Bu çalışmada, 2020-2021 yılı üretim sezonunda Çorum ili Osmancık ilçesi örneği için çeltik üretimi yapan işletmelerin üretimdeki enerji parametrelerini belirlemek amacıyla anket yöntemi ile 8 köyden 166 işletmeyle yüz yüze görüşülmüştür. Bu işletmeler büyüklüklerine göre 5.00-30.00, 30.01-60.00, 60.01-90.00 ve 90.01-110.00 da olarak sınıflandırılmıştır. Çeltik üretiminde enerji kullanımının hesaplanmasındaki girdiler arasında insan işgücü, tarım makineleri imalatı, elektrik, yakıt-yağ, kimyasal gübre, kimyasal ilaç, sulama ve tohum girdisi yer almıştır. Sonuçlarda Osmancık ilçesi için toplam girdi ve çıktı enerjisi çeltik tarımında sırasıyla 275 729.24 MJ/ha ve 534 472.11 MJ/ha olarak belirlenmiştir. En yüksek enerji girdileri sırasıyla sulama (%31.56), yakıt-yağ (%30.55), elektrik (%18.73) ve kimyasal ilaç enerji (%6.84) girdileri olarak belirlenmiştir. Çeltik tarımında enerji oranı ve enerji üretkenliği sırasıyla 2.17 ve 0.13 kg/MJ olarak belirlenmiştir. Sonuçlar açısından çeltik tarımında salma sulama uygulaması ve elektrikli pompa kullanımıyla sulama girdiler içerinde önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca, teknolojik bir kullanım olan Drone ile ilaçlamanın girdi olarak hesaplamalara katılması da enerji hesaplamalarında önemli bir adımdır. Girdiler içerisinde en yüksek tüketim girdisi olan sulamada etkin sulama ile kaynakların korunmasına yönelik girdi miktarlarının azaltılmasıyla enerji etkinliğinin arttırılması sağlanabilir.
Güneş enerjili vakum tüplü kurutucu tasarımı ve karadutun (Morus nigra L.) farklı koşullarda kuruma performansının belirlenmesi
Geniş bir ekolojik üretim alanına sahip olan dut meyvesinin yaklaşık 68 türü bulunduğu bilinmektedir. Özellikle reçel olarak tüketilen dut meyvesi, meyve suyu yapılarak da oldukça fazla tercih edilen bir üründür. Bu çalışmada, karadut meyvesi yarı ve tam olgun şekilde kurutulmuştur. Meyvelerin ilk nem içerikleri yarı olgunda % 86.74 ve tam olgunda ise % 82.95 olarak tespit edilmiştir. Kurutma işlemlerinde meyvelerin ilk nem değerleri % 10-13 nem aralığına düşene kadar etüvde, vakumlu etüvde, hassas kurutucuda, güneş enerjili kurutucuda; 50, 60 ve 70 ºC sıcaklıklarında ve güneşte kurutulmuştur. Karadut meyvelerinin kuruma süresi, ince tabaka kuruma modelleri, efektif difüzyon, aktivasyon enerjisi, özgül enerji tüketimi, renk ve fitokimyasal özellikleri incelenerek olgunluk seviyesi ve kurutma yöntemlerinin etkisi araştırılmıştır. Kuruma süresi açısından tam olgun meyveler daha kısa sürede kururken, efektif difüzyon, aktivasyon enerjisi ve özgül enerji tüketim değerleri ise yarı olgun meyveye göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. Tüm renk özellikleri birarada değerlendirildiğinde yarı olgun meyveler için en uygun kurutma yöntemi güneş enerjili kurutucuda 60 ºC, tam olgun meyveler için ise vakumlu etüvde ve güneş enerjili kurutucuda 60 ºC sıcaklığın daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Fitokimyasal özellikleri açısından yarı olgun meyveler için hassas ile etüvde kurutucuda 70 ºC sıcaklığın daha uygun olduğu belirlenmiştir. Tam olgun meyveler için ise en uygun kurutma yönteminin hassas 70 ºC, vakumlu etüvün tüm sıcaklıkları ve güneş enerjili kurutucuda 50 ºC sıcaklığın daha uygun olduğu belirlenmiştir.
Farklı koşullarda kompostlaşma sürecinin incelenmesi ve ürün kalitesinin belirlenmesi
Yenilenebilir enerji kaynakları bakımından oldukça zengin olan ülkemizdeki kaynaklar yeterince değerlendirilememektedir. Canlı sağlığının korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi, enerji ve dış ülkelere bağımlılığın azaltılması bakımından kompost oldukça önemli bir yere sahiptir. Türkiye'de organik atıkların evsel katı atık bünyesindeki payı oldukça fazladır. Biyometanizasyon ve diğer atıklarla beraber arıtımı, Avrupa Birliği'nin düzenli depolama alanlarına gönderilecek organik içerikli atıklara uyguladığı kotaların sağlanması ve yenilenebilir enerji üretimi bakımından uygun bir yöntem olarak görülmesi nedeniyle ekonomiyi olumlu etkileyecektir. Kompost bir toprak düzenleyicisidir, gübre değildir. Kompostun içerdiği maddelerin çözünmesi, kimyasal gübrelerin aksine ancak uzun bir süre içerisinde gerçekleşebilmekte ve alıcı ortama aktarılması farklı koşullarda yapılan çalışmalarda yapılan çeşitli araştırmalarda organik atıkların, bitkilerin verim ve kalite özellikleri üzerine olumlu etkileri belirlenmiştir. Çalışmada, farklı koşullarda yapılan üretim, oluşum ve sıcaklık üzerindeki etkileri kıyaslanarak bazı kriterler açısından uygun dönemde üretilen ürünün kalitesi belirlenmiştir. Çalışmada kimyasal özellikler (Nem, pH) mikrobiyolik analizleri (PDA, PCA, maya-küf belirlenmiştir. Deneme sonuçlarına göre ürünün daha kaliteli olduğu en uygun dönemin yaz dönemi olduğu (Mayıs-Haziran) sonucuna varılmıştır.
Görüntü işleme yöntemiyle üzüm veriminin belirlenmesi
Bu çalışmada, görüntü işleme teknikleri kullanılarak Michele Palieri, İtalya ve Mevlana üzüm çeşitlerinde verimin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tez çalışması, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi bünyesindeki bağ alanında yürütülmüştür. Üzüm veriminin tahmin edilebilmesi için üzümün olgunlaşmasıyla, hasat edilmeden önce görüntüler alınmıştır. Alınan görüntülerden 267 adet görüntü MATLAB Image Processing Toolbox modülü kullanılarak görüntü işleme ile işlenmiştir. Çalışma sonucunda, Michele Palieri, İtalya ve Mevlana üzüm çeşitleri için RMSE tahmin değerleri sırasıyla 4.86, 4.00 ve 2.88 olarak bulunmuştur. 3 üzüm çeşidinin toplam RMSE değeri (R2>0.9989) olarak bulunmuştur. Uygulanan yöntem ve algoritma ile çeşitler üzerindeki verim tahminleri başarılı bir şekilde yapılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen yöntem geliştirilerek ileriki çalışmalarda makine, sistem veya robotlara entegre edilerek insan işgücünden, zamandan ve ekonomik tasarruf sağlanabilir.
Kütahya ili hayvansal atık kaynaklı biyogaz potansiyelinin belirlenmesi
Yenilenebilir enerji kaynaklarından biyokütle enerjisi; hayvansal atıklar, bitkisel atıklar, endüstriyel atıklar, evsel atıklar, orman atıkları gibi çeşitli organik atıklardan elde edilen doğal bir enerji kaynağıdır. Bu sürdürülebilir enerji kapsamında önemli bir yeri olan "biyogaz" ağırlıklı olarak metan (CH4) içeren bir gaz karışımıdır. Kütahya, Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan yaklaşık 576 688 nüfuslu bir ildir. Kütahya ilinde 2022 yılında toplam 195 195 büyükbaş, 474 263 küçükbaş ve 1 733 956 adet kanatlı hayvan bulunmaktadır. Bu hayvanlardan elde edilen 2 419 698 ton yaş atık, öncelikle şehir içerisinde çevresel sorunlar yaratmaktadır. Birleşmiş Milletler 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri dikkate alınıp problemlerin çözülmesi, çevre ve insan sağlığına zarar vermeden enerji üretilmesi ve tüketilmesi biyogaz enerjisinin değerlendirilmesi ile mümkündür. Kütahya ilinde geriye dönük on yıllık bir çalışma yapılmış ve 2022 yılı için hayvansal atıklardan elde edilebilecek biyogaz miktarı yaklaşık 36.6 milyon m3 olarak hesaplanmıştır. Tavşanlı ilçesi başta olmak üzere Merkez ve Simav ilçelerinde üretilebilecek biyogaz miktarları sırasıyla 8.5 milyon m3, 7.3 milyon m3 ve 6.4 milyon m3 olarak bulunmuştur. Kütahya ilinde 2022 yılında hayvansal atıklardan elde edilebilecek biyogazdan üretilebilecek elektrik enerjisi miktarı ise 92 354 MWh/yıl olarak hesaplanmıştır.
Şeftali ve kayısı posalarının farklı şartlarda kurutulması ve kalite parametrelerinin belirlenmesi
Meyve işleme sanayinin beraberinde getirdiği gıda atıkları önemli bir sorun halini almıştır. Sürekli artışta olan enerji tüketimini de göz önünde bulundurarak gıda atıklarının değerlendirilmesi sadece ekonomik kayıpların değil doğal kaynakların korunmasında da önemli rol oynamaktadır. Meyve atıkları içerdiği bileşenlerin besin değerinin yüksek ve geri kazanabilir olmasından dolayı işlenmeye uygun, değerli ürünlerdir. Yapılan çalışmada şeftali ve kayısı posaları beş farklı kurutma yöntemi (etüv, vakum, laboratuvar tipi konvektif kurutucu, güneş ve gölge) ve üç farklı kurutma sıcaklıklarında (50, 60 ve 70 °C) kurutularak kalite parametreleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmada kuruma performansı, matematiksel modellemesi, renk değerleri, asitlik değeri (pH), titrasyon asitliği (TA) ve suda çözünür kuru madde (SÇKM) değerleri belirlenmiştir. Şeftali ve kayısı posalarının gölge ortamında kurutma da küflenme meydana geldiği görülmüştür. Sonuçlara göre en kısa kuruma süresi şeftali ve kayısı posası için laboratuvar tipi konvektif kurutucuda 70 °C kurutma sıcaklığında olduğu belirlenmiştir. Kuruma eğrilerini en iyi tahmin eden model ise şeftali posasında Wang Singh, kayısı posasında Page olduğu tespit edilmiştir. Tazeye en yakın L ve b değerleri şeftali posasında sırasıyla etüv 50 °C'de ve vakum 60 °C'de olduğu belirlenmiştir. Kayısı posasında ise L ve b değerleri vakum kurutucuda 60 ve 70 °C'de olduğu belirlenmiştir. Kimyasal analizler incelediğinde ise şeftali ve kayısı posaları için tazeye en yakın olan değerlerin yine vakum kurutucuda 60 ve 70 °C kurutma sıcaklığında olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler sonucunda şeftali ve kayısı posaları için uygulanan farklı kurutma yöntemlerinde kalite parametrelerini taze ürünlere göre en iyi muhafaza eden yöntemin vakum kurutucu olduğu tespit edilmiştir.
Farklı kurutma şartlarında kiraz domates (Lycopersicon esculentum var. Cerasiforme) kurutulması ve kalite parametrelerinin belirlenmesi
Hızla artan nüfus ve buna bağlı olarak tarım ürünlerine olan ihtiyacın artması; tarımsal üretim sektörünün her zaman ön planda kalmasını ve hızla gelişmesini sağlamaktadır. Kiraz domatesin besin değerinin oldukça fazla olduğu ve kurutulmuş halde yoğun bir şekilde kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bu çalışmada kiraz domates etüv, vakumlu etüv ve laboratuvar tipi konvektif kurutucularda 50, 60, ve 70 °C sıcaklıklarda ayrıca gölge ve güneş ortamlarında kurutulmuştur. Kurutma işlemi öncesinde kiraz domatesler ortadan ikiye bölünerek 35 ve 70 °C sıcaklıktaki %10 derişime sahip tuzlu suya 3 dakika daldırılarak ön işlem uygulanmıştır. Çalışmada kuruma performansı, matematiksel modellemesi, renk analizi, kimyasal özellikleri (pH, Titrasyon asitliği, suda çözünebilir kuru madde miktarı, antioksidan ve antosiyanin değerleri) belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre örnekler 10.5-146 saat arasında istenilen nem seviyesine ulaşmıştır. En uzun kuruma süresi 146 saat olarak güneş altında gerçekleşirken en kısa kuruma süresi 10.5 saat olarak laboratuvar tipi konvektif kurutucuda gerçekleşmiştir. Zamana bağlı nem oranı değişimini tanımlamak için beş adet eşitlik kullanılmıştır. Bunlar; Jena ve Das, Lewis, Midilli Küçük, Page ve Wang Sing eşitlikleridir. Eşitlikler arasında en yüksek değerler Midilli Küçük eşitliğinde görülmüştür. "a" kırmızılık değeri incelendiğinde taze ürün ile diğer kurutma sıcaklıkları ve yöntemleri arasında istatistiksel olarak farklı bulunmuştur. Bütün ön işlemler ve kurutma yöntemleri incelendiğinde; en yüksek TP değeri 3963.90 olarak laboratuvar tipi konvektif kurutucuda 70 ºC ön işlem uygulamasında, en düşük değer ise 2022.23 olarak güneşte 70 ºC ön işlem uygulanan üründe tespit edilmiştir. TEAC için en yüksek değer vakumlu etüv kurutucuda 60 ºC sıcaklıkta 70 ºC ön işlem uygulanan üründe 9.08 olarak belirlenmiş olup en düşük değer vakumlu kurutucuda 50 ºC sıcaklıkta 70 ºC ön işlemde tespit edilmiştir. Tüm sonuçlar ışığında kiraz domatesin kurutulmasında yüksek sıcaklık uygulamalarının olumlu yönde etki gösterdiği, kurutma süresinin uzamasının kalite kriterlerini olumsuz yönde etkilediği, ön işlem uygulamalarının ise kurutma süresini azaltıcı ve ürünlerin kimyasal içeriğini koruyucu yönde etki gösterdiği sonucuna varılmıştır.
Derin öğrenme teknikleri ile bazı bağ zararlılarının oluşturduğu hasarın belirlenmesi
İklim değişikliği kaynaklı küresel ısınma, tarımsal üretimde çeşitli zorluklara neden olmaktadır. Tarımsal üretimdeki zorluklardan biri, çeşitli zararlı popülasyonlarında artıştır. Popülasyondaki artış, tarım ürünlerini ciddi şekilde tehdit etmekte ve verimlilik ile kaliteyi önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir. Çoğu zaman çiftçilerin zararlıları ve etkilerini tanımlamada güçlük çekmeleri, yanlış ve aşırı insektisit uygulamalarına neden olabilmektedir. Aşırı insektisit kullanımı hem insan sağlığını tehdit etmekte hem de çevresel kirliliğe yol açarken, üretim maliyetlerini artırarak çiftçiler üzerinde ekonomik baskı oluşturmaktadır. Bu nedenle, zararlıların ve bitkilere verdikleri hasarın erken tespiti, tarımsal sistemlerin sürdürülebilirliği açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu çalışmada, derin öğrenme yöntemleri kullanılarak bağlarda salkım güvesi, trips, iki noktalı kırmızıörümcek ve bağ yaprak uyuzu gibi bazı önemli bağ zararlıların hasarlarını tespit etmek için YOLOv8n tabanlı bir model geliştirilmiştir. Geliştirilen model AgDet-YOLO olarak adlandırılmıştır. Bu modelde, SPPF bloğu GSPPF bloğu ile, evrişim katmanındaki SiLU aktivasyon fonksiyonu ReLU ile ve modelin boyun ağındakii evrişim katmanları hayalet evrişim katmanı ile değiştirilmiştir. Ayrıca omurga ağına GSPPF bloğu öncesi Küresel Dikkat Mekanizması (GAM) modülü eklenmiştir. Kafa ağındaki katman bağlantıları değiştirilerek modelin toplam parametre sayısı 3.2M'den 2.9M'a indirilmiştir. Eğitim sürecinde, geliştirilen modelin genel sınıf başarısı standart modelde mAP@0.5 metriğinde 0.955 iken, geliştirilen modelde bu değer 0.963'e yükselmiştir. Ayrıca, geliştirilen model, YOLOv5n, YOLOv8n modelleri ve farklı tek aşamalı model olan MobileNetv2-SSD ile performans karşılaştırmaları yapılmıştır.
Boğazlıyan Sulama Birliği sulama sahasında farklı bitki desenlerinin su kaynağı ihtiyacına etkilerinin TAGEM SUET sistemi ile belirlenmesi
Dünyadaki su kaynakları her geçen gün artan nüfusun taleplerini karşılayamaz hale gelmektedir. Giderek artan talep karşısında yetersiz kalan nitelikli su kaynaklarının korunması gerekmektedir. Su tüketiminin fazla olduğu alanların başında ise tarımsal sulama vardır. Tarımsal sulamada uygulanan geleneksel yöntemlerin terk edilerek modern sulama yöntemlerinden faydalanılması ve kısıtlı su kaynağı ile en yüksek verim elde edilerek artan arzın karşılanması önemlidir. Sulama zaman planlaması, vejetasyon süresi boyunca bitkilerin su ihtiyaçlarının hesaplanarak en az su kaybı ile sulanmasının yolunu açmaktadır. Bu çalışmada, Yozgat ili, Boğazlıyan ilçesi Boğazlıyan Sulama Birliği sulama sahasında TAGEM (Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü)'in hazırlamış olduğu TAGEM SUET (Sulama Yönetimi ve Bitki Su Tüketimi Sistemi) ile farklı bitki desenleri ve su kısıtı koşullarında standardize Penman-Monteith (Stz-PM) ve Blaney-Criddle yöntemlerine göre sulama programı hazırlanarak farklı bitki desenleri ve su kısıtlarının su kaynağı ihtiyacı ve kanal kapasiteleri üzerindeki etkileri tartışılmıştır.
Nohut antraknozu (Ascochyta rabıeı (pass) labr.) hastalığının yaprak ve kapsülde oluşturduğu hasarın görüntü işleme teknikleri kullanılarak tespit edilmesi
Ülkemiz, dünya nohut üretiminde önemli bir yere sahip olmasına rağmen, nohutta ortaya çıkan ve önlem alınmadığı takdirde neredeyse bütün ürünün yok olmasına yol açan antraknoz hastalığı ile her zaman karşı karşıyadır. Bu çalışmada, nohut antraknoz hastalığının yaprak ve kapsülde oluşturduğu hasarın görüntü işleme yöntemleri kullanılarak tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, iki farklı araziden hastalığın farklı gelişim düzeylerinde görüntüler alınmıştır. Hastalığın farklı gelişim düzeylerinden oluşan 50 kapsül ve 50 yaprak görüntüsü MATLAB programında yer alan Image Processing Toolbox modülü kullanılarak görüntü işleme tekniğiyle işlenmiştir. Çalışmada k-means kümeleme algoritması ve Otsu's eşikleme yöntemi kullanılmıştır. Görüntü işleme yöntemi hastalık seviyelerini 3.18 RMSE ve Theil UII'si 0.0596 ile tahmin etmiştir. Elde edilen sonuçlara göre geliştirilen görüntü işleme yöntemi ile nohut antraknoz hastalığının kapsül ve yapraktaki hasar şiddeti başarıyla tespit edilmiştir
Bazı sert çekirdekli meyvelerde görüntü işleme teknikleri kullanılarak yaprak delen (Wılsonomyces carpophılus lév.) hastalığının hasar düzeyinin belirlenmesi
Tarım, insanlığın yaşamını sürdürebilmesi için kritik öneme sahip bir sektördür ve ekonomi, beslenme ve çevre koruması gibi alanlarda büyük rol oynamaktadır. Ancak, bitki hastalıkları ve zararlıları, tarımsal üretimi olumsuz etkileyen önemli bir sorundur. Bu hastalıkların etkilerini azaltmak ve verimliliği artırmak için erken teşhis ve etkili müdahaleler gereklidir. Bu araştırmada, ülkemiz açısından önemli olan meyvelerde ürün kayıplarına neden olan yaprak delen (çil) hastalığının (Wilsonomyces carpophilus Lév.) görüntü işleme teknikleri kullanılarak hastalığın hasar düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda K-Means ve Gaussian Karışım Modelleri (GMM) kümele algoritmalarının birleşimi ile bir görüntü işleme algoritması geliştirilmiştir. Yaprak delen hastalığının belirtilerinin bulunduğu kayısı meyvesi ve yaprağı ile kiraz ve şeftali yapraklarından oluşan toplamda 200 görüntü içeren bir veri seti oluşturulmuştur. Edinilen görüntüler, MATLAB programının Image Processing Toolbox modülü ve geliştirilen algoritma ile işlenmiştir. Daha sonra, görüntü işleme algoritmasından elde edilen sonuçlar uzman gözlemi ile karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda, toplam 200 görüntü için genel sonuç, görüntü işleme yöntemiyle hastalık seviyelerini 2.86 RMSE ve Theil UII'si 0.1164 ile tahmin etmiştir. Verilerin normallik varsayımı için Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmış ve verilerin normal dağılım gösterdiği tespit edilmiştir (p>0.05). Görüntü işleme sonuçları ile uzman değerlendirmesi arasındaki regresyon katsayısı (R² = 0.986, p<0.01) ve Pearson korelasyon katsayısı (r = 0.993, p<0.01) olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda, geliştirilen görüntü işleme algoritmasının kayısı, kiraz ve şeftali meyvelerinde yaprak delen hastalığının teşhisinde uzman değerlendirmesi yerine başarıyla kullanılabileceği gösterilmiştir.
Havuç (Daucus carota L.) dilimlerinin kurutulmasında farklı kurutma yöntemlerinin ve ön işlemlerin kuruma karakteristikleri ve bazı kalite özelliklerine etkisi
Havuç, içerisinde bulundurduğu zengin besin maddelerinden dolayı insan sağlığı için önemli bir yere sahiptir. Bu ürün gıda endüstrisinde havuç suyu, kurutulmuş havuç, havuç tozu ve havuç cipsi gibi geniş kullanım alanına sahip olması dolayısıyla çok fazla tercih edilen bir üründür. Kurutma meyve ve sebze gibi tarımsal kökenli ürünlerin muhafazasında yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Kurutmanın temel amacı, tarımsal ürünün içeriğinde bozulmaya neden olabilecek fazla nemi azaltarak oksidatif ve enzimatik bozulmayı yavaşlatarak ürünlerin depolama süresi ve raf ömrünün arttırılmasına katkı sağlamaktadır. Çalışmada taze havuç dilimleri için en uygun kurutma koşullarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Kurutma denemeleri konvektif kurutucuda, vakumlu etüvde, laboratuvar tip konvektif kurutucuda ve güneşte gerçekleştirilmiştir. Kurutma denemeleri öncesi havuç dilimleri %3 derişimindeki sitrik asit çözeltisinde ve kaynar suda 15 dakika bekletilmiştir. Ön işlemli ve ön işlemsiz (kontrol) havuç dilimleri 50, 60, 70 ve 80 ℃ hava sıcaklıkları uygulanarak kurutulmuştur. Ürünlerin kuruma süresi, renk değişimi, rehidrasyon özellikleri ve ince tabaka kuruma modellerine kurutma yöntemleri ve ön işlemlerin etkisi belirlenmiştir. Kurutma kinetiğinin belirlenmesi amacıyla Lewis, Wang-Sing ve Midilli-Küçük teorik modelleri kullanılarak uygunlukları incelenmiştir. Çalışma sonucunda, kurutma sıcaklıklarının artırılması ve ön işlemlerin uygulanmasının kurutma süresini önemli ölçüde azalttığı belirlenmiştir. Ayrıca, uygulanan ön işlemler kurutma yöntemleri ve sıcaklıkları kurutulan ürünlerin renk değerlerini ve rehidrasyon özelliklerini etkilemiştir. Araştırma sonuçlarına göre en hızlı kuruma 80 ℃ sıcaklıkta haşlama ön işlemi uygulanmış örneklerde olduğu görülmüştür. Kurutma denemeleri sonucunda, renk parametresi açısından taze havucun renk değerlerine en yakın son ürün laboratuvar tip konvektif kurutucuda 80 ℃ sıcaklıkta sitrik asit ön işlemi uygulanmış örneklerde belirlenmiştir. Midilli-Küçük ve Wang-Sing modellerinin, havuç için daha uygun kuruma modelleri olduğu tespit edilmiştir. Kurutulan havuç dilimlerinin rehidrasyon kapasitesi ve oranı açısından en uygun yöntemin ise 70 ℃ rehidre su sıcaklığında, laboratuvar tip konvektif kurutucuda 70 ℃ sıcaklıkta ve haşlama ön işlemi uygulanmış örneklerde belirlenmiştir.
Kayseri ilinde yer alan şebekeye bağlı fotovoltaik güneş enerjisi santralinin performans analizi
Ülkemizde son yıllarda enerji ihtiyacını karşılamak amacıyla güneş enerjisi santrallerinin kurulması büyük önem kazanmıştır. Bu çalışmada, Kayseri ilinde mevcut şebekeye bağlı bir 1MW Güneş Enerjisi Santrali'nin (GES), 2017 yılından 2024 yılına kadar gerçekleştirmiş olduğu üretim performansı günlük, mevsimlik ve yıllık olarak değerlendirilmiştir. Santralde, güneş enerjisi sahasında bulunan elektrik ölçüm sayacı üzerinden alınan enerji üretim verileri kWh olarak kaydedilmektedir. Ayrıca sistem tarafından hava sıcaklığı, nem ve bulutluluk oranları da sürekli olarak kaydedilmektedir. Solarrelax simülasyon programı ile saatlik, günlük ve aylık olarak istenen raporlama yapılabilmektedir. Çalışma sonunda en yüksek yıllık enerji üretiminin 2020 yılında 2036 Mwh ile en düşük enerji üretimi ise 1091 Mwh 2022 yılında gerçekleştiği belirlenmiştir. Mevsimsel olarak hava sıcaklığının artmış olduğu yaz aylarında enerji üretim miktarının arttığı ve kış aylarında ise bulut miktarının artışına bağlı olarak üretilen enerji miktarının hızla düştüğü görülmüştür. Gün içerisindeki yarım saat aralıklı sıcaklık değişimi ile aynı saatlerdeki anlık enerji üretim miktarları yıllara göre benzerlik gösterse de üretim miktarının sıcaklık dışında nem ve bulutluluk oranlarından etkilendiği belirlenmiştir.
Dane mısır ekiminde ilerleme hızının ekim kalitesine etkisi ve istatistiksel proses kontrol yöntemiyle değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Sakarya ili Arifiye ilçesinde üretici arazisinde, dane mısır yetiştiriciliğinde ilerleme hızının ekim kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi ve İstatistiksel Proses Kontrol yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ekim işleminin kalitesinin belirlenmesinde; tarla filiz çıkış derecesi, sıra üzeri bitki dağılımı ve ekim derinliği düzgünlüğü kullanılmıştır. Sıra üzeri bitki dağılım düzgünlüğü için boşluk oranı, ikizlenme oranı ve kabul edilebilir bitki aralığı oranı (KEBA) belirlenmiştir. İlerleme hızının (3.6 km/h, 5.4 km/h ve 7.2 km/h) incelenen parametreler üzerine istatistiksel olarak önemli bir etkisnin olmadığı belirlenmiştir. Deneme alanlarında tarla filiz çıkış derecesi V1 hızında %93.75, V2 ve V3 hızlarında ise %90.74 olmuştur. İlerleme hızı arttıkça boşluk oranı ve ikizlenme oranı değerleri artmış, KEBA değeri ise azalmıştır. Sıra üzeri bitki dağılım düzgünlüğü parametrelerine göre yapılan değerlendirmede, yapılan ekim işleminin kalitesinin genel olarak 'iyi' olduğu belirlenmiştir. Ekim kalitesi; boşluk oranı ve KEBA değerlerine göre V1 hızında "iyi", V2 ve V3 hızlarında ise "orta" seviyede iken ikizlenme oranına göre V1 ve V2 hızlarında "iyi", V3 hızında ise "orta" sevidedir. Ekim derinliği V3 hızında daha yüzeyseldir ve üç ilerleme hızında da makine üzerinde ayarlanan ekim derinliğinden (5 cm) daha düşüktür. Sıra üzeri bitki dağılımı düzgünlüğü bireysel ortalama ve hareketli aralık kontrol şemaları ve proses yeterlilik rosyosuna (Cr) göre değerlendirilmiştir. Buna göre V1 ve V2 hızlarında ekim işleminin kontrol altında olduğu, V3 ilerleme hızında ise ekim işleminin kontrol altında olmadığı belirlenmiştir. Ekim işlemini kontrol altına alabilmek için ekim makinasının çalışma performansını olumsuz etkileyen faktörler belirlenmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır. Ekim kalitesinin kontrol altında olması optimum tohum kullanımı ve verim açısından önemlidir.
Kamu kurumlarında iş makinesi ve araç parkının bakım onarım takibi, veri analizi, işletme maliyeti: Tokat İl Özel İdaresi örneği
İş makinelerinin periyodik bakım ve onarımı araçların verimli çalışmasını sağlamak için önemli bir süreçtir. Bu süreç, iş makinelerinin ömrünü uzatmak, iş güvenliğini sağlamak, beklenmedik arızaları önlemek, iş kayıplarını azaltarak zamandan ve paradan kazanç elde etmek için düzenli olarak yapılmalıdır. İş Süreç Yönetimi (BPM: Business Process Management) iş akışını belirler, belgelendirilmesini ve iyileştirilmesini amaçlar. Süreçlerin maliyet ve performans takip işlemlerini sağlar. Kurumsal Kaynak Planlama (ERP: Enterprise Resource Planning), kullanılan iş makinelerinin durmasına veya yavaşlamasına sebep olabilecek arızaları en aza indirmeyi hedefler. Gerekli periyodik bakım ve arızaları organize edebilmeyi sağlar. Bu çalışmada Tokat İl Özel İdaresi'nin kullandığı tüm araçların arızaları ve alınan yedek parça takibinin dijital ortamda kayıt altına alınabilmesi için yazılan İMAP 1.0 (İşletme Müdürlüğü Atölye Programı) kaynak kodlarıyla birlikte açıklanmıştır. Bakım veya tamiri yapılacak aracın başlangıç ve bitiş süresi içinde gerçekleşen işlemler, tedarik edilen yedek parçalar analiz edilmiştir.
Fırat-Dicle Havzası için standartlaştırılmış yağış evapotranspirasyon indisi (SPEI) hesaplama algoritmasına teorik olasılık dağılımın etkisi
Günümüzde dünyamızı tehdit eden en büyük problemlerden biri olan küresel ısınma, farklı coğrafi bölgelerde çeşitli etkilerle kendini göstermektedir. Ülkemiz, yarı kurak iklim kuşağında yer alması nedeniyle kuraklık tehdidi özellikle Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde daha çok hissedilmektedir. Bölgelerde yıllık ortalama yağış miktarlarının düşük olması ve su kaynaklarının yetersizliği, tarım sektörü üzerinde büyük bir baskı oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Fırat-Dicle Havzası'nın kuraklık analizi Standartlaştırılmış Yağış Evapotranspirasyon İndeksi (SPEI) kullanarak gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla çalışma için gerekli iklim değişkenleri (yağış, rüzgar hızı, maksimum ve minimum hava sıcaklığı, güneşlenme süreleri ve nispi nem), Devlet Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından işletilen 19 meteoroloji istasyonundan sağlanmıştır. SPEI hesabında gerekli olan bitki su tüketimi Penman-Monteith ve Thornthwaite yöntemleri ile tahmin edilmiştir. SPEI hesaplaması geleneksel yöntem (Genelleştirilmiş Log-logistik) yanında kuraklık analizi için yağmur ve bitki su tüketimine bağlı oluşturulan fark değer dizilerine en iyi uyan teorik olasılık dağılım biçimlerine göre yapılmıştır. Göz önüne alınan dağılımların parametrelerinin hesaplanmasında, momentler, maksimum olabilirlik ve L-momentler yaklaşımları kullanılmıştır. İstasyonların farklı zaman periyotları çin (3-, 6-, 9-, 12- ve 24-h) en uygun teorik olasılık dağılım biçimleri çoğunlukla Genelleştirilmiş Log-logistik (GLOG), Weibull ve Genelleştirilmiş Ekstrem Değer (GEV) olmuştur. Dolayısı ile tek bir dağılım biçimine bağlı kalarak SPEI tahmininde bulunmak güvenilir kuraklık analizi açısından risk oluşturmaktadır. Elde edilen bulgulardan şu sonuçlara ulaşılmıştır: Adıyaman, Ağrı, Bingöl, Bitlis, Hakkari ve Şırnak istasyonlarında GEV ve GLOG dağılımları arasında geçişler gözlenmiştir. Diyarbakır, Kilis ve Malatya istasyonlarında Penman-Monteith yöntemi ile uygun bir dağılım belirlenemezken, Thornthwaite yöntemi ile Weibull ve GLOG dağılımları uygun bulunmuştur. Erzincan istasyonunda her iki yöntemle de uygun bir dağılım tespit edilememiştir. Bu bulgulara dayanılarak, SPEI ile kuraklık analizinde zaman ölçeğinin ve seçilen teorik olasılık dağılım biçiminin önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca teorik olasılık dağılımların parametre tahmininde kullanılan farklı yöntemlerde kuraklık analizinde önemli bulunmuştur. Bu çalışma, Fırat-Dicle Havzası'nın kuraklık risklerini belirlemek ve su kaynaklarının sürdürülebilirliği için önemli bir temel oluşturmuştur.
Kereviz yaprağının kuruma kinetiği ve renk değerleri açısından uygun kurutma şartlarının belirlenmesi
Tıbbi ve aromatik bitkilerden biri olan kerevizin yaprakları, iki farklı kurutucuda ve üç farklı kurutma şartlarında kurutulmuştur. Bunlar; etüvde kurutma, vakumlu etüvde kurutmadır. Kurutma, üç farklı sıcaklıkta (40ºC, 50ºC, 60ºC), ön işlemsiz ve 720 W güçte mikrodalgada 1 dakika ön işlem uygulanarak yapılmıştır. Çalışma kapsamında kurutulmuş ürünlerin kuruma kinetiği, kuruma performansı, renk analizi incelemesi yapılmıştır. Midilli-Küçük, Jena-Das ve Exponential Decay modelleri test edilmiş olup tüm modeller arasında Midilli-Küçük kurutma kinetiğini en iyi açıklayan model olmuştur. Etüvde ve vakumlu etüvde yapılan kurutma işlemi sıcaklık sırası ile 14.5, 8.5, 5.5 ve 15.5, 10.5, 5.5 saatte tamamlanmıştır. Ön işlem uygulanmış etüv ve vakumlu etüvde yapılan kurutma işlemi sıcaklık sırası ile 9.5, 6.5, 3.5 ve 10.5, 8.5, 4.5 saatte tamamlanmıştır. Sıcaklık artışının ve ön işlem uygulanmasının kuruma süresini kısalttığı görülmüştür. En az enerji tüketimi etüvde kurutmada ön işlemli 600 C' de gerçekleşmiştir. En fazla enerji tüketimi ise vakumlu etüvde kurutmada ön işlemsiz 400 C' de gerçekleşmiştir. Taze kereviz yapraklarının parlaklık (L*) değerini en iyi koruyan yöntem vakumlu etüv ön işlemli 60 oC sıcaklıkta görülmüştür. (a*) Yeşillik değerini en iyi koruyan yöntem etüv ön işlemsiz 50 oC sıcaklıkta görülmüştür. (b*) Sarılık değerini en iyi koruyan yöntem etüv ön işlemli 40 oC sıcaklıkta görülmüştür. (C*) Kroma değerini en iyi koruyan yöntem etüv ön işlemli 40 oC sıcaklıkta bulunmuştur. Hue açısı (h°) en iyi koruyan yöntem vakumlu etüv ön işlemli 60 oC sıcaklıkta bulunmuştur. Kahverengilik Değeri (BI) en iyi koruyan yöntem vakumlu etüv ön işlemli 40 oC sıcaklıkta bulunmuştur. (ΔE) toplam renk değişimi değeri olup en az renk değişimi vakumlu etüvde kurutmada ön işlemli 40 oC sıcaklıkta olmuştur. Renk analizleri tüm değerler detaylı şekilde incelendiğinde etüvde ön işlemli kurutma yöntemi en uygun yöntem olarak belirlenmiştir.
Kızılırmak havzasında şiddet- süre- frekans ilişkilerinin oluşturulmasında genetik programlama ve yapay arı kolonisi optimizasyon tekniklerinin kullanımı
Su tüm canlıların yaşamı için vazgeçilmez olan en önemli doğal kaynaktır. Ancak sanayi devriminden sonra atmosferin doğal işleyişinin bozulma süreci 19. yy'dan sonra daha da artmış ve etkisi günümüzde belirgin şekilde hissedilmektedir. Küresel ısınmanın en önemli sonuçlarından olan su kaynaklarında meydana gelen değişimler, çevresel etkilerin yanında sürdürülebilir yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşmıştır. Yaşanan bu olumsuz durum su ve su kaynaklarının önemini daha da arttırmaktadır. Küresel ısınmanın su kaynakları üzerindeki olumsuz etkisiyle sel, orman yangınları, kuraklık gibi birçok doğal afetin oluşma sıklığı ve şiddeti artmıştır. Ekolojik dengeyi korumak ve sürdürülebilirliği sağlamak için, su kaynaklarının en akılcı şekilde kullanılması gerekmektedir. Su kaynaklarının temel kaynağı olan yağmurun miktarı, süresi, şiddeti, alansal ve zamansal değişimi gibi özelliklerinin bilinmesi; su kaynakları, tarım, kentleşme, drenaj, taşkın kontrolü ve ulaşım gibi farklı sektörlere ait planlama, tasarım, inşaat ve işletme çalışmaları için önemlidir. Bu bağlamda gerek küresel ısınma, gerekse artan nüfusun ile su kaynakları üzerindeki baskının olumsuz etkilerinin azaltılması için, su kaynaklarının etkin kullanımını zorunlu kılmaktadır. Bu çalışmada hidrolik yapıların tasarımında anahtar bir rol üslenen şiddet-süre-frekans (IDF) ilişkilerinin elde edilmesinde Genetik Algoritma (GA) ve Yapay Arı Kolonisi (ABC) optmizasyon yöntemlerinin kullanılması amaçlanmıştır. Bu amaçla Kızılırmak havzasında altı (Çorum, Kayseri, Nevşehir, Sinop, Sivas) yağmur istasyonuna ait 30 dakika, 1, 2, 3, 6, 12, 18 ve 24 saat süreli maksimum yağmur miktarları materyal olarak kullanılmıştır. Maksimum yağmur serilerinin en yaklaşık takip ettiği teorik olasılık dağılımların parametre tahmininde momentler, maksimum olabilirlik ve L-momentler yaklaşımları kullanılmıştır. Çalışmada 11 adet IDF ilişkisinin ağırlık faktörleri GA ve ABC'ye bağlı olarak tahmin edilmiştir. Bu ilişkilerden gözlenen değerlere en yakın sonucu veren IDF ilişkisi her istasyon için belirlenmiştir. Ayrıca çalışmada Genetik Programlama (GP) yöntemi ile her bir istasyona ait hesaplanan yağmur şiddet değerleri kullanılarak yeni IDF ilişkisi de oluşturulmuştur. Geleneksel olarak IDF ilişkilerinin elde edilmesinin güçlüğü ve başarısı açısından, optimizasyon yöntemlerinin kullanımı ile daha kolay ve güvenilir tahminleri yapmak mümkün olabilmektedir.
Çekerek Nehri Havzası için kuraklığın gerçek zamanlı ve uzaktan algılama verileriyle zamansal ve alansal analizi
Günümüzün en önemli çevre sorunlarından biri iklim değişikliğidir. İklim değişikliği nüfusun artması, sanayileşme, ormansızlaşma, kaynakların bilinçsizce tüketilmesi gibi nedenlerden dolayı birçok çevresel ve sosyal problemler meydana getirmektedir Bu bağlamda kuraklık, ekoloji, çevre, meteoroloji, hidroloji ve tarım üzerindeki etkileri nedeniyle en önemli sorunlar arasında yer almaktadır. Literatürde kuraklıkla ilgili yapılan araştırmalar, kuraklığın şiddetini, mekânsal kapsamını ve etkilerini belirleyebilmek için doğal göstergelere dayalı sürekli kuraklık izleme çalışmalarının önemine dikkat çekmektedir. Bu çalışmada, Çekerek Havzası'ndaki kuraklık durumu, meteorolojik veriler ve uzaktan algılama verileri kullanılarak farklı kuraklık indeksleri ile değerlendirilmiştir. İlk aşamada, seçilen istasyonların tarımsal kuraklık durumu, meteorolojik ve yersel veriler kullanılarak hesaplanan Palmer Kuraklık Şiddeti İndeksi (PDSI) ile değerlendirilmiştir. Bu amaçla, sulanmayan buğday ekili arazilerinden elde edilen yersel veriler ile beş PSDI hesaplaması yapılmıştır: Geleneksel PDSI, PDSI(30), PDSI(B.CROP), Gerçek Zamanlı PDSI (Real-Time PDSI) ve Uydu Tabanlı PDSI. Bu PDSI yaklaşımları arasındaki ilişki korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. İkinci aşamada havzanın meteorolojik kuraklık durumu Standartlaştırılmış Yağış Evapotraspirasyon İndeksi (SPEI) ile analiz edilmiştir. SPEI indeksinin zamansal değişimi Yenilikçi Trend Analizi (ITA), mekansal değişimi ise Ters Mesafe Ağırlıklı (IDW) enterpolasyon yöntemi ile değerlendirilmiştir. Son aşamada, meteorolojik kuraklığın (SPEI), tarımsal kuraklık üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla SPEI ile Bitki Sağlık İndeksi (VHI) arasındaki ilişki korelasyon analizi ile incelenmiştir. Analiz sonuçlarına göre Geleneksel PDSI ve PDSI(30) yaklaşımları arasında güçlü bir ilişki bulunmuş; PDSI(B.CROP) yaklaşımı da benzer şekilde yüksek ilişki göstermiştir. Uydu Tabanlı PDSI ile diğer yaklaşımlar arasında belirli bir ilişki olduğu saptanmakla birlikte, bu ilişkinin güçlü olmadığı gözlemlenmiştir. Aylık toprak nem takibi yapılarak hesaplanan Real Time PDSI değerlerinin diğer yaklaşımlarla örtüşmediği saptanmıştır. Meteorolojik kuraklığın zamansal ve mekânsal dağılımına ilişkin bulgular, yalnızca Sulusaray istasyonu dışında havza genelinde belirgin bir kuraklık eğilim değişimi olmadığını, ancak yıllar içerisinde kuraklığın mekânsal dağılımının değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Ayrıca, meteorolojik kuraklığın tarımsal kuraklık üzerindeki etkisi incelendiğinde, sadece belirli aylarda SPEI ile VHI arasında anlamlı bir ilişki olduğu; genel olarak bu iki indeks arasında zayıf bir ilişki bulunduğu görülmüştür. Elde edilen bulgulara göre tarımsal kuraklığın, geniş havza yerine bitki bazında ve daha dar alanlar (örneğin parsel veya tarla) için değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca meteorolojik verilerin kuraklık değerlendirmesinde tek başına kullanılmasının yerine yersel ve uydu verileriyle desteklenmesi gerektiği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Fırat-Dicle havzasında farklı şiddetteki maksimum yağmurların L-momentler yaklaşımıyla bölgesel frekans analizi
Bu araştırmada Fırat-Dicle Havzası'ndaki standart süreli yıllık maksimum yağmurların (YMY) L-moment yöntemi ile bölgesel frekans analizi gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada Fırat-Dicle Havzası'nda bulunan 18 yağmur istasyonundan gelen YMY verilerinin homojenlik durumu Mann-Whitney U testi ile test edilmiştir. M-WU testi sonuçlarına bağlı olarak, farklı standart sürelerdeki 8 istasyonun YMY verileri için %5 önem seviyesinde homojenlik koşulu sağlanamamıştır. Bu veri serilerinin homojenliği Çift Birikimli Eğri (ÇBE) yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada hem homojenlik analizinden önce hem homojenlik analizinden sonraki YMY verilerine L-moment yaklaşımı yoluyla bölgesel frekans analizi uygulanmıştır. Her iki durumda da ilk olarak tüm istasyonların homojen bölge koşulunu sağlayıp sağlamadığı test edilmiştir. Bu seçeneğin sağlanmadığı belirlendikten sonra, kümeleme analizi ile oluşturulan ikili ve üçlü alternatif alt gruplar üzerinde analiz yapılmıştır. Bununla birlikte, bazı YMY serileri için, tek bir homojen bölge koşulu sağlanmıştır. ÇBE uygulamasından önceki 5dk, 15dk, 24s YMY verileri tamamen homojen bir bölge olarak kabul edilirken, ÇBE uygulamasından sonra 5dk, 15dk, 30dk, 1s, 6s, 12s, 24s YMY verileri ile tek bir homojen bölge oluşturulmuştur. ÇBE analizinin uygulanmadığı durumda 1h, 2h, 3h, 6h, 12h'lik YMY veri dizileri için iki alt bölgedeki L-moment yöntemine dayalı bölgesel frekans analizi koşulu gerçekleştirilirken, ÇBE analizinin uygulandığı durumda 2h ve 3h'lik YMY verileri iki alt bölgede bölgesel frekans analizi için tatmin edici sonuçlar vermiştir. Daha sonra, her homojen bölge için bölgesel olasılık dağılım fonksiyonları tanımlanmıştır. Son aşamada, en uygun bölgesel olasılık dağılımına bağlı olarak elde edilen farklı tekrarlanma periyotları için hesaplanan yağış şiddeti dikkate alınarak Genetik Programlama (GP) ile bölgeyi temsil edecek en iyi IDF (Şiddet-Süre-Frekans) ilişkisi geliştirilmiştir. ÇBE analizinden sonraki veriler kullanılarak geliştirilen IDF ilişkisinin bölgeyi daha iyi temsil edeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Fırat - Dicle havzasındaki akım ve sediment taşınımının yapay sinir ağları ile tahmini
Yarı kurak bir iklim kuşağında olan ülkemizde ileriki dönemlerde kuraklığın daha fazla yaşanacağı tahmin edilmektedir. Bu anlamda su toplama havzalarının hidrolojik karakteristiklerinden olan akım ve sedimentin gelecekteki miktarlarının belirlenmesi oldukça önemlidir. Bu çalışma ile Fırat-Dicle havzasında ölçülen hidrolojik değişkenlerden akım ve sediment miktarlarının günümüzde birçok alanda kullanılabilen 3 farklı yapay sinir ağı (YSA) ile tahmin edilebilme imkânları araştırılmış ve en uygun ağ yapısı belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen YSA sonuçları çoklu doğrusal regresyon (MLR) yöntemi ile karşılaştırılmıştır. Bu amaçla 20 istasyondan alınan aylık ortalama akım ve sediment verisi ile 24 istasyondan alınan yağış, nem, rüzgar hızı, minimum ve maksimum sıcaklık değerlerinin farklı kombinasyonları kullanılmıştır. Farklı istatistik parametrelerden olan Korelasyon katsayısı (R), Hata kareler ortalaması (MSE), Nash-Sutcliffe etkinlik katsayısı (NSE) kullanılarak model performansları değerlerilmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak YSA yöntemlerinin akım ve sediment tahmininde güvenli bir şekilde kullanılabileceği belirlenmiştir. En iyi ağın RBANN ve LM kombinasyonu, en kötü ağın ise MLP ve CG kombinasyonu olduğu tespit edilmiştir.
Kestane kabağında (Cucurbita maxima Duch.) kısmi kök kuruluğu ve su stresine bağlı verim ve kalite değişimlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada damla sulama sistemi ile sulanan kestane kabağında (Cucurbita Maxima Duch.) kısmi kök kuruluğu ve kısıntılı sulama uygulamalarının su stresine bağlı olarak verim ve kalite özellikleri (suda çözünür kuru madde, pH, titrasyon asitliği) ile fizyolojik parametre (yaprak su potansiyeli, yaprak oransal su kapsamı, klorofil içeriği) değişimleri, bitki su tüketimi, su ve sulama suyu kullanım etkinliğini belirlemek amacıyla 2017 ve 2019 yıllarında Tokat'ta yürütülmüştür. Denemede tam sulama (TS), kısıntılı sulama konuları (KS-30, KS-50), sabit ve alternatif kısmi kök kuruluğu konuları (SK, AK) ve sulanmayan (SZ) konu olmak üzere 6 farklı konunun etkileri incelenmiştir. Bitki su tüketim değerleri 2017 yılında 178.7-433.8 mm, 2019 yılında 230.1-472.5 mm arasında değişmiştir. Çalışma sonucunda pazarlanabilir verim değerleri 2017 yılında 2 220-4 036 kg/da, 2019 yılında 2 989-5 230 kg/da arasında değişmiştir. Su kullanım etkinliği (WUE) değerleri 2017 yılında 9.3-10.6 kg/m3, 2019 yılında ise 10.9-12.5 kg/m3 arasında değişirken, sulama suyu kullanım etkinliği (IWUE) değerleri 2017 yılında 14.3-21.2 kg/m3, 2019 yılında ise 14.9-25.3 kg/m3 arasında değişmiştir. Verim tepki föktörü (ky) 2017 yılı için 0.82, 2019 yılı için 0.76 ve ortalama olarak 0.79 olarak elde edilmiştir. Ayrıca çalışmanın ikinci yılında bitki su stres indeksinin (CWSI) sulama zamanın belirlenmesinde kullanılabilirliği araştırılmıştır. CWSI değeri 0.22-0.97 arasında değişim göstermiş olup CWSI değerinin 0.22-0.38 aralığında sulandığında yüksek verim elde edileceği saptanmıştır. Verim ile CWSI arasında Y =-3119.2×CWSI+6118.2 şeklinde çok güçlü (R=0.97) bir ilişki bulunmuştur. TS konusuna göre KS-50, SK ve AK konularından %47 su tasarrufu yapıldığında verim kaybı sırasıyla, %17, %23 ve %25 olmuştur. Sonuçta kurak koşullarda verim ve kalite özellikleri açısından kısmi kök kuruluğu sulama tekniğinin önemli bir avantajının olmadığı belirlenmiştir. Su kaynaklarının kısıtlı olduğu bölgelerde su tasarrufu açısından KS-50 konusu önerilebilir.
Tokat, Samsun ve Ordu illeri standart süreli en büyük yağışları için en uygun dağılımların ve yağış şiddet-süre-tekerrür eğrilerinin belirlenmesi
Yüzey drenaj kanallarının projelenmesi için gerekli debilerin belirlenmesinde ihtiyaç duyulan uç yağış değerleri, standart süreli yıllık maksimum yağışların frekans analizi sonucu geliştirilen yağış şiddeti-süre-tekerrür eğrilerinden elde edilir. Bu tez çalışmasında 50 yıllık Tokat, 59 yıllık Samsun ve 51 yıllık Ordu illeri standart süreli (5-, 10-, 15-, ve 30-Dakika, 1-, 2-, 3-, 4-, 5-, 6-, 8-, 12-, 18- ve 24-Saat) yıllık maksimum yağış verilerine en iyi uyum gösteren frekans dağılım fonksiyonları FRANMOD modeli kullanılarak üst çeyrek verilerinin 1-1 doğrusundan ortalama sapma (UQAD), üst kuyruk Anderson-Darling (UTAn-Da) uyum iyilik ve sağ kuyruk ortalama sapma (RTAD) istatistiklerine göre belirlenmiştir. En iyi uyum gösteren dağılım, genel olarak illere, standart sürelere ve istatistiklere göre değişim göstermiştir. Beş parametreli Wakeby dağılımının her üç il standart süreli yıllık maksimum yağış serilerine uyumda ön plana çıktığı belirlenmiştir. Ölçülen ve tahmin edilen yağış değerleri 1-1 doğrulu saçılma grafiği ile karşılaştırılarak en iyi uyum sağlayan dağılıma karar verilmiştir. En iyi uyum sağlayan dağılım FRANMOD modelinde kullanılarak, 2-, 5-, 10-, 25-, 50-, 100-, ve 200-Yıl tekerrürlü yağış miktarları tahmin edilmiştir. Belirlenen dağılım ve tahmin edilen yağış miktarları T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verileri ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen yağış değerleri kullanılarak Tokat, Samsun ve Ordu illerine ait yağış şiddeti-süre-tekerrür eğrileri çizilmiştir.
Tokat ili ikinci el pazarındaki traktörlerin teknik ve ekonomik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Tokat il ve ilçelerinde ikinci el traktör pazarındaki kullanılmış traktörlerin teknik ve ekonomik özellikleri analiz edilmiştir. Bu amaçla 7 ilçede toplam 408 adet traktör için ayrı ayrı görüşülerek anket aracılığı ile veriler derlenmiştir. Veri alınan traktörler 1-58 yaş arasında olup, genelde standart yapılı traktörlerden oluşmaktadır. Ankete konu olan traktörler baz alındığında Tokat için traktörlerin ortalama yıllık kullanım süresi 268 saat iken ortalama anma gücü 58.5 BG (43.6 kW) olarak hesaplanmıştır. Kullanılmış traktörlerin satış nedeni olarak sırasıyla; model eskimesi, kapasite yetersizliği ve nakit para ihtiyacı gibi sebepler ön plana çıkmaktadır. İkinci el traktör pazarında satış bedelini ise öncelikle traktörün yaşı sonra sırasıyla anma motor gücü, markası, kullanım saati ve diğer teknik özellikleri belirlemektedir. Satışa konu olan traktörlerin %41'inin ekonomik ömrünü tamamlamış traktörlerden oluştuğu buna rağmen bu traktörlerin de rağbet gördüğü tespit edilmiştir. Araştırmaya konu olan traktörler incelendiğinde en çok bulunan markaların servis ağının çok iyi olduğu ve traktörü elden çıkartmak istendiğinde değerinde alıcı bulunduğu için tercih edildiği öğrenilmiştir. Ayrıca bilinçsiz alım, satım kararları verildiği ve bu konuda çiftçilerin bilinçlendirilmesi gerektiği düşünülmektedir.
Orta Karadeniz bölgesi için referans bitki su tüketimindeki (ETo) değişimin analizi
Bu çalışmada, Orta Karadeniz Bölgesindeki beş meteoroloji istasyonunun (Samsun, Tokat, Ordu, Amasya ve Çorum) iklim verileri kullanılarak, Penman-Monteith ilişkisine göre aylık, mevsimsel (M-I: Ocak-Mart; M-II: Nisan-Haziran; M-III: Temmuz-Eylül; M-IV: Ekim-Aralık) ve yıllık (YT) referans bitki su tüketim (ET0) değerlerindeki değişimin belirlenmesi amaçlanmıştır. Öncelikle verilerin normal dağılıp dağılmadığı test edilmiştir. Böylece verilerin homojenlik analizinde parametrik ya da parametrik olmayan yaklaşımların tercih edilmesi amaçlanmıştır. Normal dağılan verilerin homojenliği, ilgili verilerin ortalama ve varyansındaki farklılığın istatistik açıdan önemli olup olmadığına bakılmıştır. Normal dağılmayan verilerin homojenlik analizinde parametrik olmayan Mann-Whitney U yaklaşımı kullanılmıştır. Homojenlik koşulunu yerine getirmeyen veriler çift birikimli eğri yöntemiyle homojen hale getirilmiştir. Bu işlemlerden sonra verilerdeki değişimin analizi Mann-Kendall (MK), Spearman Rho (SR), Lineer Regresyon (LR) ve Yenilikçi Trend Analizi (YTA) testleri yapılmıştır. YTA sonuçları ET0 serilerinin yaklaşık %32'nde istatistiksel olarak anlamlı bir değişim olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu bulgu MK testinde %16, SR testinde %20 ve LR testinde ise %13 civarındadır. Bu çalışma konuyla ilgili paydaşlara bölgedeki iklim elemanlarındaki değişim ile olası tehditlerin ne olabileceği hususunda faydalı olacaktır.
Jeotermal enerji ile ısıtılan bir serada, üretimin yapay sinir ağları ile tahmin edilmesi
Her alanda olduğu gibi tarımsal uygulamalarda da geleceğe yönelik güvenilir ve doğru tahminlere ihtiyaç duyulmaktadır. Yapay sinir ağlarının tahmin problemlerinin çözümünde etkin olarak kullanılması ve oldukça güvenilir sonuçlar sunması, bu tekniğin kullanımını gittikçe yaygınlaştırmıştır. Bu kapsamda, tez çalışmasında jeotermal enerjiyle ısıtılan bir serada, üretim tahmini yapay sinir ağı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın gerçekleştirildiği seradan iki üretim sezonuna ait veriler kullanılarak yeni biryapay sinir ağı modeli kurulmuştur. Geliştirilen yapay sinir ağı modelinde Levenberg – Marquardt algoritması kullanılmıştır. Seradan alınan gerçek üretim değerleri ile yapay sinir ağı modelinin üretmiş olduğu tahmin sonuçları karşılaştırılmıştır. Bu sayede geliştirilen modelin toplam üretim miktarında %99.43 oranında doğru tahminleme yaptığı görülmüştür.Ayrıca yaygın olarak kullanılan diğer hata ölçülerindeki değerlere bakılarak karşılaştırmalar yapılmıştır. Sonuç olarak, elde edilen bulgulara göre, yapay sinir ağı modelinin toplam üretim miktarı tahmininde yüksek performans gösterdiği görülmüştür. Dolayısıyla yapay sinir ağlarının, üretim yapan işletmelerin mevcut verilerle gelecekte karşılaşabilecekleri durumları öngörmeleri ve yüksek oranda doğru kararlar alabilmelerine imkân tanıyabilecek bir model olabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Zonguldak ilinde organik ve geleneksel fındık yetiştiriciliği yapan işletmelerin tarımsal mekanizasyon durumu
Araştırmanın amacı, Zonguldak ilinin Alaplı ve Karadeniz Ereğli ilçelerinde organik ve geleneksel fındık yetiştiriciliği yapan işletmelerinin tarımsal mekanizasyon durumunu incelemek ve değerlendirmektir. Çalışmada, fındık üretiminin yoğun olarak yapıldığı 2 ilçede, 34 köyden toplam 209 işletmeyle anket çalışması yapılmıştır. Yapılan anket çalışması; işletmelerin arazi varlıkları, traktör, tarım-alet ve makine varlıkları ile fındık üretiminde mekanizasyon aşamalarındaki bilgilerini içermektedir. Ayrıca, fındık üretiminde toprak işlemeden hasada kadar tüm tarımsal işlemlerdeki mekanizasyon uygulamaları incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Organik fındık üretimi yapan işletmelerin 24 adedi, geleneksel fındık üretimi yapan işletmelerin ise 30 adedi traktöre sahiptir ve işletmelerin traktör markası tercihlerinin birbirinden bağımsız olarak değişkenlik gösterdikleri tespit edilmiştir. En çok Massey Ferguson ve New Holland markaları tercih edilmektedir. İşletmelerin büyük çoğunluğunun motorlu çapa makinesi kullanmayı tercih ettikleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak, organik fındık üretimi yapan işletmelerin daha önceki yıllarda geleneksel fındık üretimi yaptıkları ve bu üretim sisteminden vazgeçtiklerinde alet ve makine kullanımını azaltmalarıdır. Bu nedenle, organik fındık üreticisi işletmelerde, geleneksel fındık üreticisi işletmelere göre daha az alet-makine bulunduğu tespit edilmiştir. Organik fındık üreticisi işletmelerde işlenen birim alana düşen traktör gücü (kW/ha) değeri 1.344 iken, geleneksel fındık üreticisi işletmelerde ise bu değer 6.320 kW/ha olarak bulunmuştur. Geleneksel fındık üreticisi işletmelerin, organik fındık üreticisi işletmelere göre mekanizasyon düzeyi açısından daha iyi durumda olduğu görülmektedir.
Tokat bölgesi buğday üretiminde bazı yabancı otların derin öğrenme yöntemi ile tespit edilmesi
Dünya genelinde canlı nüfus artışının hızlanarak devam etmesi ve buna bağlı olarak yükselen besin ihtiyacını karşılamak amacıyla üretilen önemli tarımsal besin kaynaklarından birisi de buğday bitkisidir. Buğday üretiminde verim ve kalite düşüklüğüne sebep olan önemli biyotik etmenlerin başında yabancı otların varlığı gelmektedir. Yabancı otlarla daha etkin bir mücadele gerçekleştirmek, kullanılan herbisitlerin zararlı yanlarını ve maliyetini azaltmak için yabancı otların yerlerini ve türlerini belirlemek gereklidir. Ancak bir uzman görüşü ile bu denli hassas tespitlerin yapılabilmesi, yapay zeka algoritmalarının son dönemde gösterdiği başarı ile çok daha hızlı ve kolay olabilmektedir. Bu çalışmada buğday üretim alanlarında önemli kayıplara ve zehirlenmelere sebep olan yabani hardal (Sinapis arvensis L.), köygöçüren (Cirsium arvense (L.) Scop) ve tarla hazeranının (Consolida regalis Gray) derin öğrenme yöntemi ile tespit edilmesi sağlanmıştır. Her bir bitkinin tanımlama ve mücadelesi için faydalı olan 5 farklı fenolojik dönemi (kotiledon yaprak dönemi, 3-5 yapraklı dönem, çiçeklenme öncesi dönem, çiçeklenme dönemi ve meyve ve tohum bağlama dönemi) ayrı sınıflandırmaya tabi tutularak 15 farklı sınıflandırma işlemi yapılmıştır. Her sınıfa ait görüntülerdeki etiketlenen toplam 145 792 nesne ile YOLOv5 derin öğrenme modeli kullanılmıştır. YOLOv5'e ait tüm sinir ağları (Nano, Small, Medium, Large ve ExLarge) eğitime tabi tutularak, sinir ağlarının Doğruluk, Geri Çağırım, F-1 Puanı ve AUC performansları değerlendirilmiştir. Kullanılan sinir ağlarından en başarılı olan sinir ağı %98 ile YOLOv5s (small) olurken, tüm sinir ağları en yüksek performanslarını KG2'de (köygöçüren 3-5 yapraklı dönem) göstermiştir. Sinir ağlarının en düşük performans gösterdikleri grup ise en yüksek oranla YOLOv5s (small) ile %45 iken en düşük değer ise YOLOv5n (nano) ile %8 değeriyle TH5'e (tarla hazeranı tohum bağlama dönemi) ait olmuştur. Bu çalışma, yabancı otların farklı fenolojik dönemlerine göre bilgisayar görmesi ile tespit edilebilmesi bakımından bir ilk olmuştur.
Farklı yerleşim sıklığında barındırılan ve farklı rasyonlarla beslenen etlik piliçlerin gübresinde amonyak gazı konsantrasyonunun belirlenmesi
Bu araştırma; 2 farklı probiyotik bakteri ile fermente edilmiş un kurdu larva unu ilaveli karma yemle beslemenin 2 farklı yerleşim sıklığında barındırılan etlik piliçlerin gübrelerinin pH değeri, nem ve azot içeriği ile amonyak gazı konsantrasyonu ve üreaz enzimi aktivitesi üzerine olan etkilerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 16 Nisan 2021- 22 Mayıs 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmada, istatistiki olarak benzer canlı ağırlığa sahip 450 adet günlük yaşta Ross 308 erkek etlik civciv 5 tekerrürlü olacak şekilde toplam 6 gruba tesadüfi olarak dağıtılmıştır. 2 x 3 faktöriyel deneme düzeninde, normal (12 civciv/m2) ve yüksek (18 civciv/m2) yerleşim sıklığında yetiştirilen civcivler, mısır soya küspesi esaslı ve fermente un kurdu larva unu içermeyen kontrol rasyonu (KONT); Lactobasillus plantarum'la fermente edilmiş un kurdu larva unu ilaveli (%0.4) rasyon (UKLULP) ve Lactobasillus brevis'le fermente edilmiş un kurdu larva unu ilaveli (%0.4) rasyonla (UKLULB) beslenmişlerdir. Etlik piliç gübresinin pH değeri, nem ve azot içeriği ile amonyak gazı konsantrasyonu ve üreaz enzimi aktivitesini belirlemek amacıyla denemenin 21-28., 28-35. ve 35-42. günleri arasında gübre örnekleri toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; deneme rasyonları 21-28., 28-35. ve 35-42. günler arasında toplanan etlik piliç gübrelerinin pH değerini, nem ve azot içeriğini önemli derecede etkilememiştir. Ancak UKLULP ve UKLULB rasyonlarıyla besleme KONT rasyonuyla beslemeye nazaran 21-28., 28-35. ve 35-42. günler arasında toplanan etlik piliç gübrelerinin amonyak gazı konsantrasyonunu ve üreaz enzim aktivitesini önemli derecede azaltmıştır. Ayrıca 18 adet/m2'de etlik pilicin yetiştirilmesi 12 adet/m2'de etlik pilicin yetiştirilmesine nazaran 21-28., 28-35. ve 35-42. günler arasında toplanan gübrelerin pH değerini, nem içeriğini, amonyak gazı konsantrasyonunu ve üreaz enzim aktivitesini önemli derecede artırmıştır. Ancak yerleşim sıklığı gübrelerin azot içeriklerini önemli derecede etkilememiştir. Yerleşim sıklığı x deneme rasyonları arasındaki interaksiyon gübrelerin pH değerini, nem ve azot içeriği ile amonyak gazı konsantrasyonunu önemli derecede etkilemezken, üreaz enzim aktivitesini önemli derecede etkilemiştir. Yerleşim sıklığından etkilenmeksizin UKLULP ve UKLULB rasyonlarıyla besleme KONT rasyonuyla beslemeye nazaran 21-28., 28-35. ve 35-42. günler arasında toplanan etlik piliçlerin gübrelerine ait üreaz enziminin aktivitesini önemli derecede azaltmıştır. Sonuç olarak; normal veya yüksek yerleşim sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin gübrelerinin pH değeri, nem içeriği, amonyak gazı konsantrasyonu ve üreaz enzim aktivitesi rasyona Lactobacillus plantarum'la veya Lactobacillus brevis'le fermente edilmiş un kurdu larva unu ilavesiyle azaltılabilmektedir.
Isparta ili Atabey ilçesi tarım işletmelerinin tarımsal yapısı ve mekanizasyon durumu
Bu araştırmada, Isparta ili Atabey ilçesi tarım işletmelerinin tarımsal yapı ve mekanizasyon düzeyinin belirlenerek bir veri tabanının oluşturulması amaçlanmıştır. Örnek köy ve işletme sayısını belirlemek için tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örnek köy ve işletmelerin seçildiği popülasyon da 1 merkez mahalle ve 5 köyde 627 işletme bulunmaktadır. Neyman Yöntemi'ne göre bu 6 yerleşim biriminden 125 işletme ile çalışılması gerektiği saptanmıştır. Araştırmada kullanılan veriler 125 işletmeden yüz yüze anket ve gözlem yolu ile elde edilmiştir. Anket verileri 2016 yılını kapsamaktadır. İşletmelerdeki ortalama işletme büyüklüğünün 96.56 da, işletme başına düşen parsel sayısının 27.42 adet, parsel büyüklüğünün 3.52 da olduğu, işletme arazilerinin % 83.73'inde tarla bitkileri üretiminin yapıldığı ve ürün deseni içinde arpa alanının % 48.51 pay ile ilk sırayı aldığı belirlenmiştir. Araştırma alanında işletme başına düşen traktör adedi 0.88, tarım makinesi adedi 7.06 ve traktör başına düşen tarım makinesi sayısı ise 7.95 olarak bulunmuştur. Araştırma alanında ortalama traktör gücü 42.12 kW, birim alana düşen traktör gücü 3.87 kW/ha, 1000 ha alana düşen traktör sayısı 91.96 adet, bir traktöre düşen işlenen alan 10.87 ha olarak belirlenmiştir.
Çorum ilinin ayçiçeği ve çeltik tarımı yapan işletmelerin mekanizasyon düzeyinin belirlenmesi
Araştırmanın amacı, Çorum ilinde ayçiçeği ve çeltik tarımı yapan tarımsal işletmelerin mekanizasyon durumunu belirlemektir. Bu amaçla ayçiçeği ve çeltik üretiminin yoğun olarak yapıldığı 4 ilçede, 20 köyden toplam 363 işletmede anket çalışması yapılmıştır. Anket, bölge üreticilerinin arazi varlığını, traktör ve tarım makineleri varlığı ile ayçiçeği ve çeltik üretiminde mekanizasyon aşamalarındaki bilgilerini içermektedir. Çalışmada Çorum ilinin ayçiçeği ve çeltik üreticilerinin mekanizasyon düzeyleri Türkiye ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca ayçiçeği ve çeltik üretiminde toprak işlemeden hasada kadar tüm tarımsal işlemlerdeki mekanizasyon uygulamaları incelenerek değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, ayçiçeği ve çeltik üreticisi işletmelerde ortalama arazi büyüklükleri sırasıyla; 10.35 ha ve 7.7 ha, işlenen alan başına traktör gücü sırasıyla 3.99 kW ve 5.40 kW çıkmıştır. Çalışmada, 1000 hektar alan başına traktör sayısı ayçiçeği ve çeltik üreticisi işletmeleri için 92.77 traktör ve 125.6 traktör; bir traktör başına tarımsal ekipman sayısı ayçiçeği ve çeltik üreticisi işletmeler için sırasıyla 5.2 adet ve 4.9 adet olarak gözlemlenirken, traktör başına düşen işlenen alan ise ayçiçeği ve çeltik üreticisi işletmeler için sırasıyla 10.78 ha ve 7.96 ha olarak bulunmuştur. Bu çalışmanın sonucunda, ayçiçeği ve çeltik üreticisi işletmelerin mekanizasyon düzeyleri Türkiye'nin mekanizasyon düzeyinden daha yüksek bulunmuştur.
DSİ 7. bölge illeri yıllık süreli günlük maksimum yağışları için en uygun dağılımların FRANMOD modeli ile belirlenmesi
Su kaynaklarının temel girdisi rastgele değişkenliği fazla olan yağışlardır. Su yapılarının proje, tasarım ve boyutlandırılmasının emniyetli ve ekonomik yapılabilmesi için gelecek yıllık süreli günlük maksimum yağış miktarlarının tahmin edilmesi gerekmektedir. Frekans analizleri ile güvenilir ve gerçekçi tahminlerin yapılabilmesi, veri dizileri için en uygun olasılık dağılım birleşiminin doğru belirlenebilmesine bağlıdır. Bu çalışma ile DSİ 7'nci Bölge Müdürlüğü faaliyet alanı içinde bulunan, gözlem süresi en az 30 yıl olan 37 yağış gözlem istasyonunda ölçülen yıllık süreli günlük maksimum yağış dizilerine, 32 adet sürekli olasılık dağılımın 11 parametre tahmin yöntemiyle oluşturduğu 87 olasılık dağılım birleşimi, FRANMOD modeliyle uygulanmıştır. En uygun dağılımı belirlemek için, Kolmogorov-Smirnov, 1-1 doğrusundan olan ortalama sapma, Anderson-Darling, değiştirilmiş Anderson-Darling, ortalama sapma ve yeterlilik katsayısı uygunluk testleri kullanılmıştır. Belirlenen en uygun dağılımların yağış gözlem istasyonuna göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. Uygunluk test istatistiklerinin ağırlıklı değerlendirilmesi sonucunda ise yıllık süreli günlük maksimum yağış dizilerini en iyi temsil eden birinci dağılım, Beş Parametreli Wakeby (WA5), ikinci dağılım Üç Parametreli Beta-P (BP3) ve üçüncü en uygun dağılım ise Üç Parametreli Genelleştirilmiş Lojistik (GL3) dağılımı olmuştur. Bu üç dağılım diğer dağılımlara göre belirgin bir şekilde iyi sonuçlar vermiştir. Bu tez çalışmasının Amasya, Tokat, Samsun, Sinop ve Ordu illeri başta olmak üzere Yeşilırmak havzasında yapılacak olan hidrolojik çalışmalarda ve tüm hidrolik yapıların tasarım aşamasında yol gösterici olması, ülke ve bölgenin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlaması beklenmektedir.
Soğukta muhafaza süresince kayısı meyvesinin fiziko-mekanik ve biyokimyasal özellikleri üzerine metil jasmonat (MeJA) ve modifiye atmosfer paketleme uygulamalarının etkisi
Bu çalışmada, modifiye atmosfer paketleme (MAP) ve metil jasmonat (MeJA) uygulamalarının soğukta muhafaza süresince 'Precoce de Thyrinthe' kayısı çeşidinin fiziko-mekanik ve biyokimyasal özellikleri üzerine etkileri incelenmiştir. Meyveler, 24 h 0±0.5˚C ve %90±5 bağıl nem içeriğinde ön soğutmaya tabi tutulup, 0±0.5˚C'de 20 gün boyunca muhafaza edilmiştir. MeJA için 0 (kontrol), 0.5 ve 1.0 mmol L-1 dozları uygulanmıştır. Kayısı meyvesinin fiziksel özellikleri olarak; geometrik ortalama çap, küresellik, yüzey alanı, ağırlık, yığın hacim ağırlığı, meyve hacim ağırlığı, renk özellikleri olarak L*, Kroma ve Hue açısı; mekanik özellikleri olarak; meyve eti sertliği, delme-sıkıştırma kuvvetleri, sürtünme katsayısı, kimyasal ve biyokimyasal özellikleri olarak ağırlık kaybı, solunum oranı, pH, suda çözünebilir kuru madde (SÇKM), titre edilebilir asitlik (TEA), C vitamini, antioksidan aktivitesi (DPPH ve FRAP testi), toplam fenolik ve toplam flavanoid içeriklerine ait değerler incelenmiştir. Hasat sonrası analizlere göre kayısının MAP uygulanan meyvelerde, MAP uygulanmayan meyvelere göre kalitesinin daha iyi korunduğu tespit edilmiştir. MeJA uygulanmış meyvelerin L*, kroma ve hue açısı değerleri, MAP uygulanan meyvelere göre daha yüksek bulunmuştur. Meyve eti sertliği, MAP uygulanan meyvelerde daha az düzeyde değişim göstermiş olup, MAP uygulaması, meyve etinde yumuşamayı geciktirmiştir. MAP uygulanmış meyvelerin pH, SÇKM ve C vitamini değerlerinde artışlar gözlenmiş olup, en yüksek pH ve SÇKM 0.5 mmol L-1 MeJA uygulamasında, benzer şekilde en yüksek C vitamini ise MeJA'nın 1.0 mmol L-1 uygulamasında ölçülmüştür. TEA değerinde ise uygulamalara göre azalmalar tespit edilip, MAP uygulanan meyvelerde kontrol grubunda en düşük değerler bulunmuştur. Sonuç olarak kayısı meyvelerinin kalitesini uzun süre korumak için MAP ve MeJA ile muamele edilerek depolanması önerilmektedir.
Kazova'da ayçiçeği tarımında toprak sıkışması
Bu çalışmada, Kazova'da ayçiçeği ekili alanlarda TÜBİTAK TOVAG 112O039 nolu proje çalışmaları sırasında tespit edilen yüzeysel sıkışmanın ayçiçeği üretiminde uygulanan amenajmanın bir sonucu olup olmadığının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla 2012 yılında ayçiçeği ekili 48 arazi (1. Grup) ve 2013 yılında ayçiçeği ekili 20 arazi (2. Grup) toprak nem içeriği, tarla kapasitesi, solma noktası, toplam gözeneklilik, yarayışlı su, organik madde içeriği, agregat stabilitesi, hacim ağırlığı ve penetrasyon direnci bakımından karşılaştırılmıştır. Ayrıca, üreticilerle görüşerek ayçiçeği tarımındaki amenajman uygulamaları belirlenmiştir. Gravimetrik nem içeriği değerlerinin genel olarak 2013 yılında daha düşük olduğu görülmüştür. Tarla kapasitesi değeri ayçiçeği ekili olan ve olmayan arazilerde her iki derinlikte de ilk örnekleme yılında daha düşüktür. İlk yılında ayçiçeği ekili olan arazilerde her iki ölçüm derinliği içinde toplam gözenek hacmi değerleri %41.54 ile %46.03 ve ikinci yılında ayçiçeği ekili olan arazilerde ise %40.32 ile %44.96 arasında değişmektedir. Toprakların ortalama organik madde içeriği %1.41 ile %1.86 arasında değişmekte ve genel olarak ikinci yılda elde edilen değerler daha yüksektir. İki grup arazide de ayçiçeğinin ekili olduğu ölçüm yıllarında agregat stabilitesi değerleri ayçiçeğinin ekili olmadığı ölçüm yıllarındaki değerlerden daha yüksektir. Örnekleme noktalarının toprak tekstürü dikkate alındığında hacim ağırlığının 1.40 g/cm3'den düşük olması gerekmektedir. Ancak, hacim ağırlığı değerleri 1.43 g/cm3 ile 1.6 g/cm3 değerleri arasında değişmektedir. Örnekleme noktalarında elde edilen en yüksek penetrasyon direnci değerleri (4.04 MPa ve 4.21 MPa) bazı arazilerde sınır değerlerin aşıldığını yani sıkışma probleminin varlığını göstermektedir. Ayçiçeği tarımı yapan işletmelerin tamamı kulaklı pulluk kullanmakta ve ayçieği saplarını parçalamak için 2 ya da 3 kez diskli tırmık kullanmaktadır. Çalışma alanında toprak sıkışmasının önlenmesi, dolayısıyla sürdürülebilir tarımsal üretim için iklim, toprak özellikleri ve ürün rotasyonu dikkate alınarak şartlara uygun toprak işleme sistemleri adapte edilmelidir.
İstiridye mantarının (Pleurotus ostreatus) bazı biyoteknik özellikleri ve kurutma karakteristiklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, istiridye mantarının (Pleurotus ostreatus) fiziksel, mekanik ve kimyasal özellikleri incelenmiştir. İstiridye mantarları Samsun/Karagüney köyündeki bir mantar üretim tesisinden temin edilmiştir. Çalışmada istiridye mantarının fiziksel özellikleri olarak; geometrik özellikler (şapka ve sap materyal boyutları), hacimsel özellikler (ağırlık, hacim ve hacim ağırlıkları), mekanik özellikler olarak delme kuvveti değerleri ile kimyasal özellikler (pH, suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) ve titre edilebilir asitlik) incelenmiştir. Çalışmada ayrıca istiridye mantarları 40 ̊C, 50 ̊C ve 60 ̊C sıcaklıklarda kurutularak taze ve kurutma sonraları renk özellikleriyle birlikte kimyasal özellikleri de incelenmiştir. İstiridye mantarlarında delme testinin 20, 40 ve 60 mm min-1 hızlarındaki elde edilen delme kuvveti değerleri yükleme hızının artmasıyla artış göstermiştir. Üç farklı sıcaklıkta (40ºC, 50ºC ve 60ºC) yapılan kurutma işlemleri sonucu, istiridye mantarı sap ve şapka materyalleri için L değerlerinin sıcaklıklara göre düşüş gösterdiği görülmüştür. Kurutma sonrası sap ve şapka materyalleri için kurutma sıcaklığının artışına bağlı olarak SÇKM oranlarının da arttığı gözlemlenmiştir. İstiridye mantarının biyoteknik özellikleri ve kurutma karakteristiklerine ait bulunan sonuçlar, hasat ve hasat sonrası ürünün işleme, ürünün kalitesi, tüketici istekleri ve ekonomik değer açısından göz önünde bulundurulmalıdır. ANAHTAR KELİMELER: İstiridye mantarı, geometrik, hacimsel ve mekanik özellikler, kurutma modelleri