2,639

Archived Theses

9

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Kamu yararının analizi: Kamu malları sorunsalı

Kamusal bir malın optimumdan saptırıcı olmayan vergilerle finanse edilmesi halinde Pareto-etkin düzeyde sağlanmasına ilişkin şartlar literatürde ilk olarak Samuelson tarafından ortaya konmuş olup, artık iyi bilinmektedir. Bu şartlar Stiglitz-Dasgupta tarafından 1971 yılında saptırıcı finansman hali için daha kapsamlı hale getirilmiştir. Ancak aynı şartların "simetrik olmayan bilgi akışı" nın bir parçası sayılan "tercihlerin açığa vurulması" problemi sebebiyle pratik bir anlam taşımadığı uzun süredir bilinmektedir. O kadar ki çeşitli yazarlarca önerilen teşvik tutarlı vergi sistemleri dahi hipotetik olmaktan öteye geçememiş, üstelik demokratik olmadığı anlaşılmıştır. Tercihlerin açığa vurulması problemine kamusal malların hangi niteliklerinin yol açtığı araştırıldığında görülmüştür ki "rakibi bulunmamak" yeterli bir şart değildir, ayrıca "malın kullanımının bazı tüketicilere dışlanamaması" da birlikte düşünülmelidir. Bu durum kamusal malların iki geniş sınıfa ayrılmasına yol açmıştır: Salt kamusal mallar, devletçe sağlanan özel mallar. Günümüzde devletin sağladığı mallardan çoğu özel mal karakterinde olup, başta gelen örneklerinden biri "yerel mallardır". Buradan hareketle Klüp Teorisine sıçramak için ufak bir adım yeterli olmuştur. Bu teorinin gerekçeleri arasında en önemlileri şunlardır : birlikte hareket etmeğe verilen önem, ölçek tasarruflarına bağlı olarak maliyetin azaltılabilmesi, üretimin eşgüdümlü bir toplulukça yapılmasına bağlı maliyet tasarrufu, kamusal malların ya da faktörlerin ortak paylaşımından kaynaklanan avantajlar. Klüp teorisi saf olmayan kamusal malların dağıtımsal etkinliğinin incelenmesi için teorik bir temel oluşturur. Üstelik, Oyun Teorisiyle, Kamusal finansmanla ve Refah Teorisiyle güçlü bir köprü kurulmasına izin verir. Tezimizde Buchanan tarafından ortaya atılan öncü model ile onun uzantıları incelenmiştir.Bir çok iktisatçı özgürlük ve serbestlik gibi amaçların da içerildiği bir çerçeve içinde refah teorisini ötesine geçilme gereğini vurgulamışlardır. Böyle bir yaklaşımda fiskal anayasanın kurucu ilkelerinden birinin başkalarının hürriyetiyle sınırlı ve uyumlu şahsi hürriyet olduğu esasta benimsenmiş bulunmaktadır. Bu ilkeyi ilk olarak formüle eden Rawls'dur. Fakat bu yeni yaklaşım kollektif tercihler ve kamusal tercih teorisiyle ilişkili yeni meselelere de pencereyi açmış bulunmaktadır. Arrow tarafından geliştirilen fikirleri konu alan ve daha soyut karakter taşıyan kollektif tercihler teorisi bir küme kişisel tercihlerin hangi şartlarda kendi içinde tutarlı bir sosyal tercihler sıralamasına imkan verdiğini araştırır. Sonuçta ispatlanan İmkansızlık Teoremi olumsuz bir sonuca yazarı götürmüş olup, bu açmazdan kurtulabilmek için sosyal tercihlerin tek tepelilik denilen çok özel bir yapıda olması gerekmektedir. Fakat Black'in gösterdiği üzere tek tepelilik bizi zorunlu olarak medyan seçmen teorisine getirip bırakmaktadır. Bundan dolayı tezimizde medyan seçmen teorisini tüm ayrıntılarıyla ve şekilleriyle incelemek durumunda kaldık. Ancak bu teorinin içinde bulunduğu pek de tatmin edici sayılmayan durum bizi yeni gerekçeler aramağa sevketmiştir. Örneğin piyasanın başarısızlığı söz konusu olmasa dahi demokratik bir sürece bağlı kalındığında dağıtımı kollektif olarak yapılan bir malın aşırı üretimi engellenememektedir. Kamusal tercih teorisi siyasal ve fiskal tercihlerin yapıldığı sosyal kurumlara ağırlık verdiğinden kollektif tercihler teorisinden daha kapsamlı bir teoridir. Bu itibarla yeni kamusal tercih teorisini incelemekle bir ipucu yakalamayı ummamız normaldir. Bu tür teorilerin dayandığı başlıca varsayım oldukça basit olup, devletin çeşitli kurumlarında çalışan ve onları yöneten kişilerin aynı zamanda diğer kurumlarda da bir takım sosyal ve ekonomik roller sahibi bulunduğu gerçeğini vurgular. Bu sebeple önde gelen aktörler oldukça karmaşık ve karşılıklı etkileşimi bulunan eylemler içindedirler. Devlet politikaları, vergi ve kamusal harcama kararları ancak bu oyunlar analiz edilerek kavranabilir. Buchanan'ın ilk çalışmaları iktisat bilminde yeni bir düşünce ekolünün doğmasına önderlik etmiş, iktisatla siyaset bilmi arasındaIll bazı bağlar kurulmasına yardımcı olmuştur. Ne var ki bu yaklaşımın ilk şekillerinde medyan seçmen hala merkezi bir yer işgal etmiş ve zamanla teorinin bu kavramdan arındırılması şart olmuştur, zira o, siyasal davranışın incelenmesinde sadece bir ilk yaklaşımı teşkil etmekte idi. İktisatçılar her ne kadar medyan seçmen yaklaşımını gerek teorik, gerekse ampirik çalışmalarında yaygın biçimde kullanmış olsalar dahi, fiili kamu harcamalarının medyan seçmence tercih edilenlere yakın olduğunu gösterememişlerdir. Niskanen bürokratik kararları içselleştirmekle kamusal tercihler teorisinin ufkunu genişletmiştir. Bununla birlikte, bazı yazarlar bu yeni yönelimi Neoklasik teoriyi tamamlayan bir gelişme olarak düşünmeyi tercih ederler. Politikacıları makroekonomik fıskal çerçeve içine içselleştirme gayreti "siyasal konjonktür" adı verilen bir gelişmeyi gündeme getirmiştir. Fakat siyasal konjonktürün varlığını doğrulamağa yarayan verilerin bu hususta belirleyici bir işlev göremediğini belirtmek zorundayız. Üstelik, oy kullanma uzayına iki veya üç boyutlu hale getirince çoğunluk oyu dengesinin varlığı kuşku götürür olmaktadır. Sanayi demokrasilerinde kamu sektörü II. Dünya Savaşından bu yana hızla büyümüştür. Kamu harcamalarını açıklamak amacıyla ortaya atılan temel teori Niskanen ve diğerlerince düşünülen siyasal teşvikler ve yapılar üzerine inşa edilmiştir. Kamu sektörü genişledikçe siyasal ve bürokratik özçıkara, aktif çıkar gruplarına ve global karşılıklı etkileşim ağının varlığı nedeniyle ekzojen aktörlere çok daha duyarlı hale gelmiştir. Giderek seçmen isteklerine daha az tepki göstermeğe başlayan kamusal eylemlere karşı duyulan tatminsizliği açıklarken halkın gösterdiği protesto ana faktör haline gelmiş olmasına olmasına rağmen, devletin demokratik bir toplumda nasıl davrandığını henüz tam olarak izah edebilmiş değiliz. Son bölümde bütçeyle ilgili siyasal-ekonomik teori konusundaki arayışımızda Kantin zamanına geri dönerek kamu çıkarının her yanıyla incelendiği o ünlü tartışmada kendimizi buluyoruz. Ve öyle görünüyor ki o tartışmayı desteğimize almadan salt iktisadi argümanlarla yetinmek bizi yarı yolda bırakacaktır.

Kamu maliyesiKamu mallarıKamu yararı+1
Metin Saraçoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal serbestleşme ve Türk bankacılık sistemlerine etkisi

ÖZET Finansal serbestleşmenin ortaya çıkışını ve kuramsal temelle rini irdelemeye çalıştık. Finansal serbestleşmeye kuramsal temel oluşturan Finansal Baskı Kuramını ve bu kurama karşı getirilen kuramsal eleştirileri inceledik. Bu süreçte uygulanan finansal ser- bestleşme programlarının ampirik sonuçları üzerine yapılan bilim sel çalışmaları vermeye çalıştık. Türkiye'de uygulanan finansal serbestleşme programlarını ve bu programların Türk Bankacılık sektörüne etkilerini analiz ettik. Bankacılık sektörünün tarihsel gelişimini ve finansal serbestleşme sonrası gelişimi karşılaştırmalı olarak ele aldık. Finansal serbestleşme programlarının kuramsal yapısı, Shaw (1973) ve Mc Kinnon (1973)'in finansal baskı analizlerine dayan maktadır. 1980'li yıllarda Türkiye'de ve gelişmekte olan ülkelerde uygulanan finansal serbestleşme deneyimlerini irdelemeye çalıştık. Amacımız, finansal serbestleşme ve kuramsal temellerini, karşı kuramsal eleştireler ile birlikte sunmak ve Türkiye'de uygula nan finansal serbestleşme programlarının bankacılık sektörüne et kilerini irdelemektir.

Bankacılık sektörüFinans sektörüFinansal serbestleşme+1
Evren Dinç
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Türkiye ekonomisinde yatırım-tasarruf-büyüme ve dış borç ilişkisi

Ülkelerin iktisadi büyüme ve kalkınmasında sermaye birikimi tartışmasız çok önemli bir yere sahiptir. Sermaye birikimi ise gelirlerin giderek daha büyük bir kısmının yurtiçi tasarruflara yönlendirilmesi ve sonuçta yurtiçi tasarruflar ile finanse edilen yatırımlar yolu ile sağlanmaktadır. Dolayısıyla sermaye birikimi ve ekonomik büyümeye; tasarrufların oluşumu, arttırılması ve yatırımlara dönüştürülmesi sürecinin bir fonksiyonu olarak bakılabilir. Aynı zamanda ekonomik büyümede daha fazla gelir artışını sağlayarak yurtiçi tasarrufların artmasına neden olabilir. Fakat düşük veya yetersiz yurtiçi tasarruflar ülkenin yabancı kaynak bağımlılığını arttırıp, ödemeler dengesi üzerinde baskıya sebep olup; cari işlemler açığını yükseltip ekonominin kırılganlığını ve büyümenin sürdürülebilirliğini tehlikeye sokabilir. Türkiye gibi ekonomik gelişmesini sürdürmek için yeterli gelir ve tasarruf düzeyine sahip olmayan gelişmekte olan ülkeler için ise tasarruflar ayrı bir öneme sahiptir. Türkiye' de son yıllarda yurtiçi tasarruf oranlarında ciddi düşüşler meydana gelmekte ve sonuçta tasarruflar yatırımları karşılayamamaktadır. Bu durum ise tasarruf-yatırım açığı ve cari açık yolu ile ekonomi üzerinde olumsuz bir etki bırakırken, ülkenin dışa bağımlılığını ve krizlere karşı duyarlılığını arttırmaktadır. Bu kapsamda çalışma Türkiye ekonomisinde 1980-2016 dönemi içinde kamu ve öze tasarrufların değişim süreci, yurtiçi tasarruflar-yatırımlar ve cari açığın ekonomik büyüme üzerindeki etkisi incelenecektir.

1980 sonrasıBütçe açıklarıCari açık+5
Seda Oruç
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Portföy yatırımlarının makroekonomik göstergelere etkisi

Uluslararası sermaye hareketleri özellikle birçok ülkenin ekonomik anlamda liberalleşmeye başladığı 1980'li yıllardan itibaren ülke ekonomileri için oldukça önemli bir olgu haline gelmiştir. Özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ekonomilere yönelik sermaye hareketleri bu ülkelerin birçok makroekonomik göstergesini olumlu ya da olumsuz anlamda etkilemiştir. Gerçekleşen bu sermaye hareketleri sayesinde gelişimini tamamlayamamış ülkeler kalkınmada ihtiyaç duydukları fonları elde etmiş, gelir seviyelerini yükseltmiş ve dünya ekonomisinde kendilerine yer edinmeye başlamışlardır. Uluslararası sermaye hareketlerinin bir türü olan portföy yatırımları sermaye sahiplerinin başka bir ülkenin sermaye piyasası araçlarına yapmış oldukları yatırımlardır. Finansal serbestleşmesini tamamlamış ülkelerde gerçekleşen yabancı portföy yatırımları büyüme, enflasyon, dış ticaret, faiz oranları ve ödemeler dengesi gibi birçok ekonomik göstergeyi etkilemektedir. Bu tez çalışmasında portföy yatırımlarının bir ülkenin makroekonomik göstergelerine olan etkileri incelenmiştir. Çalışmada portföy yatırımlarının milli gelir, enflasyon, yatırım, kişi başı milli gelir, ithalat ve ihracat üzerindeki etkileri panel veri seti kullanılarak ekonomik olarak analiz edilmiştir.

Makroekonomik etkiPanel veri modelleriPortföy yatırımları+1
İbrahim Süyen
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası finansal piyasalar ve Türkiye: 1980 sonrası

Çalışmamız, başlangıcında bugüne Europiyasaların tanımı, doğuşu ve gelişiminin incelenmesi, ortaya çıkan araç ve tekniklerinin kullanılması ve bu kulanımdan elde edilebilecek yararların irdelenmesiyle başlamaktadır. Ülkemizin borçlanmasında 1980'e kadar, OECD Türkiye'ye Yardım Konsorsiyumu aracılığıyla sağladığı geleneksel kaynaklar ağırlık taşırken, bu dönemden sonra finansal liberalizasyon, deregülasyon ve küreselleşmeyle iyice gelişen UFP'dan yararlanma imkanı doğmuş ve bu etkinlik Körfez Krizi ve 1994 Ocak'ına kadar artarak devam etmiştir. 1995 yılında, istikrar önlemlerinin sıkı bir disiplin içinde olmasa da uygulanmasıyla nispi bir iyileşme gösteren borçluluk göstergeleri yardımı ile borçlanma yeniden başlamıştır. Yalnızca, işlem hacminde artış olarak yeni araçlar ve tekniklerin kullanımı açısından da önemli gelişmeler kaydeden UFP'dan borçlanmamızın gelişimi, yapısı ve toplam borçlanmamız içindeki durumu ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, kaynak sağlamada içborçların yeri ve önemine değinildikten sonra bir dış borç türü olan sendikasyon kredilerinin iç borçlanma faiz ve tutarları üzerinde etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Öte yandan yerel yönetimlerin bu piyasalara yönelmelerine örnek olarak gösterilen Ankara Büyük Şehir Belediyesi'nin borçlanması, başlangıçta finansman sağlamak açısından alternatif olarak görülmüş, ancak borçlanmada gelir- gider dengesi iyi gözetilmediği ve kur ve faiz riskleri yapılan swaplarla yeterince giderilmediği için ortaya çıkan ödeme güçlüğü sonucu bu borçlar Hazine'ye devredilmiştir. Kredi itibarına dayanan, piyasalardan borçlanma, belirtilen dönemde genel bir artış eğilimi göstermiş, tahvil ve sendikasyon kredileriyle sağlanan kaynaklar önemli paya sahip olmuştur. Başlangıçta ödemeler bilançosu açıklarını finanse etmeye yönelik alternatif bir kaynak olan Uluslararası Finansal Piyasalar, taşıdığı maliyet avantajı ve faiz ve kur riskine karşı sağladığı koruma ile önemi giderek artarken, ülkemiz borçlanmasında etkin bir şekilde kullanılamamıştır. Ancak bu olumsuzluk daha çoklî Türkiye'nin ekonomik yapısı ve uyguladığı politikalarla ilgilidir. Makroekonomik politikalarda sağlanacak basan ve gelir-gider dengesi gözetilerek yürütülen dış finansman sağlamadaki etkinlik, kredi itibarını Uluslararası Finansal Piyasalar' da sürekli kaynak sağlamak için gerekli düzeylerde tutulmasını sağlayacaktır.

1980 sonrasıFinansal piyasalarFinansman teknikleri+1
Seyhan Taş
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

İslami düşüncede iktisat -İktisadi doktrinler çerçevesinde bir deneme-

ÖZET İslam ekonomisi, dinsel olanla rasyonel olanın bir araya getirilmesiyle ortaya çıkmıştır ve bu nedenle, bir çok çelişki içeren bir yapı oluşturmaktadır. Bu çelişki çeşitli yerlerde ortaya çıkmaktadır: İslam ekonomi yazınının kaynak metinlerle ilişkisinde, modem iktisat kuramıyla ilişkisinde, kullanılan dilin yapısında, seçilen meşrulaştırma araçlarında. Her dinin kendisine özgü iktisadi modeli olamayacağından, İslam ekonomisinin de iktisada ilişkin kendi sözü yoktur. Bu nedenle, İslam iktisadı yazını oluşturulurken, bazı unsurlar modern iktisat kuranımdan, bazıları ortaçağ iktisat tartışmalarından, bazıları da İslami kaynaklardan alınmakta ve sonuçta, uyumsuz parçalardan oluşan bir bütün ortaya çıkmaktadır. İslam ekonomistleri,hem dinsel hem de bilimsel olan bir kuram üretmeyi amaçlarken, sonuç, ne dinsel ne de bilimsel olabilmiştir. Üretilen kuram, pek çok yerde aklın müdahalesi işe karıştığı için, dinsel değildir. Kuramsal yapıda iman, ahlak ve ideolojik unsurlar bazen merkezi rol oynadığı ve çözümlemeden çok düzenleme amaçlandığı için, bilimsel de değildir. Çözümlemenin olduğu ender yerlerde ise çözümlenen, hayali bir bilim nesnesidir. Faiz konusundaki sözde-muhalif tavır ise, faizle karın ve bu ikisiyle de gölge fiyatların ilişkisi görmezden gelindiği için, faizin başka adlar altında yeniden kabulüyle sonuçlanmaktadır.

İslam ekonomisiİslami bankacılık
Kubilay Yılmaz
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1996
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kuru ve enflasyon ilişkisinin dinamik analizi

Döviz kuru ve enflasyon makroekonominin temel değişkenleri arasında önemli bir yeri teşkil etmektedir. Literatürde döviz kurunun enflasyon üzerindeki etkisi geçiş yöntemiyle açıklanmaktadır. Döviz kurunun geçiş etkisi, tek fiyat kanunu ve satın alma gücü bazında sınıflandırılmıştır. Bu çalışmada; döviz kuru politikası uygulanmış ve döviz kurunun geçiş etkisi hem teorik hem de ampirik açıdan incelenmiştir. Çalışma kapsamında incelenen veriler neticesinde, döviz kuru ile enflasyon arasında uzun dönemli ve dinamik bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.

Dinamik analizDöviz kuruEnflasyon+3
Erhan Eşsiz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bitcoin, hisse senetleri ve stratejik emtia getirileri arasındaki ilişki: Dalgacık tabanlı kantil regresyondan kanıtlar

Finans dünyasında son yıllarda en çok konuşulan konulardan birisi kripto paralardır. Bitcoin, kripto para piyasasında en iyi bilinen ve %43'lük oranı ile dominasyonu en yüksek kripto para birimidir. Bu bağlamda Bitcoin'in diğer hisse senetleri ve stratejik emtialar ile ilişkisi önem arz etmektedir. Bu çalışmada, blockchain (blokzincir) teknolojisi ile geliştirilen kripto para birimi olan Bitcoin getirileri ile önemli hisse senetleri ve stratejik öneme sahip emtia getirileri arasındaki ilişkiyi dalgacık tabanlı kantil regresyon analizi ile incelenmiştir. Bu kapsamda 1 Ocak 2016 – 1 Mayıs 2022 tarihleri arasında işlem olmayan günler dışarıda bırakılarak, günlük fiyatları baz alınan Bitcoin'in; Türkiye için BIST100, Amerika için (NYSE Composite, S&P 500, Dow Jones ve Nasdaq), İngiltere için Londra (London Stock Exchange Group), Almanya için DAX, Çin için Şanghay (Shanghai Composite), Japonya için Tokyo (Tokyo Stock Exchange REIT), Brezilya için Bovespa borsa endeksleri ile altın, gümüş, ham petrol ve doğalgaz getirileri ilişkisinin analizi için öncelikle farklı zaman frekanslarındaki (2–4, 4–8, 8–16, 16–32, 32-64 ve 64–128 gün) getiriler elde edilmiş, daha sonra farklı zaman frekanslarındaki Bitcoin getirileri ile hisse senetleri ve stratejik emtia getirileri arasındaki ilişki farklı kantillerden kanıtlar sunulmuştur. Elde edilen kanıtlar sonucunda Bitcoin getirilerinin; altın, gümüş ve ham petrol emtia getirileri ile BIST-100, S&P 500, NYSE, Dow Jones, Nasdaq, Londra, DAX, Bovespa ve Tokyo borsa endeksi getirilerini pozitif yönde, Shanghai borsa endeksi getirilerini genellikle düşük kantillerde pozitif yönde, yüksek kantillerde negatif yönde, doğalgaz getirilerini ise uzun dönemde negatif yönde etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Bitcoin, Hisse Senetleri, Emtialar, Kantil.

BitcoinBlockchainBlok zinciri sistemi+7
Mert Yaşar
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İktisadi büyüme ve faiz oranları arasındaki ilişkinin iktisat politikaları açısından belirleyiciliği

Globalleşme hareketleri çerçevesinde yaşanan gelişmelere bağlı olarak sürdürülebilir ekonomik büyüme hedefi dünya genelinde uygulanmakta olan iktisadi politikaların öncü hedeflerinden birini teşkil eder hale gelmiştir. Küreselleşme hareketlerine bağlı olarak yaşanan gelişmeler ışığında ekonomik büyüme sürecinin analizi makroekonomik istikrar açısından önemli bir araştırma alanı oluşturmuştur. Ekonomik büyüme sürecinde faiz oranlarının rolü bakımından bu ilişki ekonomiler açısından hayati öneme sahip olmaktadır. Bu çalışma bu sürece paralel olarak ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisinin Türkiye'de geçerliliği çerçevesinde şekillenmiştir. Türkiye sahip olduğu yapısal koşullara bağlı olarak faiz oranları seviyesinin yüksek bir trende sahip olduğu gözlemlenmektedir. Faiz oranlarındaki artışa paralel olarak ekonomik büyüme oranlarının sürekli inişli çıkışlı bir yapıya sahip olduğu göz önüne alındığında ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisi, ülkede uygulanacak makroekonomik politikaların belirleyiciliği noktasında önem kazanmaktadır. Bu kapsamda bu çalışma incelenen dönem ve kullanılan yöntemlere bağlı olarak ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisini kısa ve uzun dönem analizi kapsamında ele almıştır. Bu sürece bağlı olarak çalışmada, Türkiye'de ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisi 1985-2020 periyodunda yıllık veriler kapsamında ADF ve PP Birim Kök Testi, ARDL Sınır Testi ve Toda-Yamamoto Nedensellik Testi kullanılarak ekonomik büyüme ve faiz oranları ilişkisi araştırılmıştır.

ARDL Sınır TestiEkonomi politikalarıEkonomik büyüme+2
Hamdullah Adıyaman
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu iktisadi teşebbüslerinde etkinlik ve verimlilik analizi Toprak Mahsulleri Ofisi örneği

Girişimlerin mülkiyet biçimi gereği verimli ya da verimsiz çalışacağı yargısını içeren görüşler ve buna karşı olan görüşler yeterli bilimsel çalışmalarla desteklenmelidir. Toprak Mahsûlleri Ofisi'nin etkinliğindeki düşüşün nedeni kuruluş dışında gelişen makro ekonomik politikaların söz konusu girişimin yüksek düzeyde borçlanmasına yol açarak mali yapısını bozması ve bu koşullarda sosyal işlevlerini yerine getirmek zorunda bırakmasıdır.

EtkinlikKİTMülkiyet+3
Günay Güner
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

Demiryolları ve ekonomik gelişme XIX. yüzyıl deneyimi

19. yüzyılDemir yollarıDemir yolu taşımacılığı+2
Muhteşem Kaynak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1982
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye`de tavuk eti talebi ve tavuk eti talep projeksiyonları

ÖZET Bu çalışmada temel olarak 1966-19 82 yılları arasındaki verilere dayanılarak, 1983-1990 yılları için tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır. Çalışma teorik ve anpirik bölümler. olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Teorik bölümde önce tavuk etinin beslenme açısından öne mi ve tavuk eti pazarlaması ile ilgili bazı sorunlar gözden ge çirilmiştir. Buradaki amacımız tavuk etinin bir protein kaynağı olarak önemini vurgulamak ve Türkiye'de kırmızı et lehine olan tercihlerin beyaz ete yönlendirilmesi gerektiğinin nedenlerini açıklamaktır. Bu bölümde ulaşılan, sonuç, tavuk eti üretiminin kısa dönemde arttırılabileceği ve büyük miktarda emek ve serma yeye ihtiyaç göstermediği şeklinde özetlenebilir. Pazarlama ko nusunda ise, pazarlamanın üreticiden direk olarak tüketiciye yapılması ve aradaki maliyet öğelerinin ortadan kaldırılarak, tavuk etini düşük gelir gruplarının da satın alabileceği bir gıda maddesi durumuna getirmek gerektiği vurgulanmıştır. Talebin teorik yapısı ile ilgili bölümde, basit bir ta lep fonksiyonu tanımlanmış ve talebi etkileyen değişkenlerdeki değişikliklerin talepde ne kadar bir değişiklik meydana getire ceği belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla esneklik kavramı kul lanılmış ve fiyat esnekliği, çapraz esneklik/, gelir esnekliği ve nüfus esnekliği elde edilerek bunlar yorumlanmıştır. Daha son ra bireysel talep teorisinden toplam talep teorisine geçilerek konu bütünleştirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın teorik bölümü bazı ekonometrik problemlerin tartışıldığı bir bölümle sona ermiştir. Bu bölümde genel olarak ekonometrik çalışmalar ve özel olarak talep projeksiyonları ile-133- ilgili problemler üzerinde durulmuştur. Bu bölümde denklemler, değişkenler ve verilerle ilgili problemlerin, talep tahminlerin de nasıl bir etki yaptıkları incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ampirik bölümünde ise, tavuk eti talebi; cari tavuk eti fiyatı, cari koyun eti fiyatı, cari harcanabilir gelir ve nüfus açıklayıcı değişkenleri ile açıklanmağa çalışılmıştır. Bu bölümde, açıklayıcı değişkenler: Y = b +.b, X.t+ b" X."+ b_ X., +b. X..+ u,_ t o İti 2t2 3t3 4t4 t şeklinde genel bir modele; birli, ikili, üçlü ve dörtlü olarak uygulanmıştır. Ayrıca, açıklayıcı değişkenlerin birli, ikili, üçlü ve dörtlü olarak kullanıldığı her bölümde; doğrusal, lo- garitmik ve kişi başına doğrusal olmak üzere üç yapısal form kullanılmıştır. Her bölümde toplam ve kişi başına tavuk eti ta lebini en iyi açıklayan birer model seçilmiştir. Bu modellerin seçilmesinde şu kıstaslar kullanılmıştır: a. Parametrelerin işaretleri ekonomik beklentilere uygun olmalıdır. b. Parametreler istatistiksel olarak anlamlı olmalıdır. c. Model bütün olarak anlamlı olmalıdır. d. Modelin determinasyon;',katsayısı en yüksek olmalıdır. Bu kıstaslara göre tavuk eti talebini en iyi açıklayan sekiz model seçilmiştir. Daha sonra açıklayıcı değişkenlerin 1983-1990 yılları ara sında alacağı tahmin edilen değerler farklı yöntemler kullanıla rak belirlenmeye çalışılmıştır. Açıklayıcı değişkenlerin bu de ğerleri, daha önce seçilen sekiz modele uygulanarak 1983-1990 yılları arası için tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır.-134- Birli, ikili, üçlü ve dörtlü modellerde; tavuk eti talebinin fiyat esnekliği, çapraz esneklik, gelir esnekliği ve nüfus esnekliği hesaplanarak bunlar yorumlanmıştır. Fiyat değişikliklerinin tavuk eti talebi üzerindeki etki lerini belirlemek amacıyla, daha önce seçilen sekiz modelin açık layıcı değişkenleri; reel tavuk eti fiyatı, reel koyun eti fiyatı, reel harcanabilir gelir ve nüfus değişkenleri olarak yeniden he saplanmış ve yeni regresyon denklemleri elde edilmiştir. Daha son ra reel fiyat ve gelirlerin 1983-1990 yılları arasında nasıl geli şeceği tahmin edilerek, bu değerler, reel değişkenlerle ilgili reg resyon denklemlerine uygulanmış ve bunlarla ilgili tavuk eti talep projeksiyonları yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde tavuk eti arzı ile talebi arasındaki dengenin nasıl kurulacağı araştırılmıştır. Burada tavuk eti üre timinin temel olarak dört kaynaktan meydana geldiği düşünülmüş tür. Bu kaynaklar köy tavukçuluğundan gelen üretim, yumurta ta vukçuluğundan gelen üretim, damızlık anaçlardan gelen üretim ve ticari piliçlerden gelen üretimdir. Bu kaynaklardan köy tavukçu luğundan gelen üretimin miktar olarak, yumurta tavukçuluğu ve damız lık anaçlardan gelen üretimin ise oran olarak sabit olduğu var sayılarak, tavuk eti üretimindeki artışların, temel olarak, ti cari piliç üretimim arttırmakla. mümkün olabileceği vurgulanmış tır. Daha sonra ticari piliç üretiminin iki temel yöntemi ince lenmiştir. Bu yöntemler ebeveyn (grand parent stock) ithali veya anaç (parent stock) ithalidir. Tavuk eti talebini en iyi açıkla yan iki model kullanılarak yapılan tavuk eti talep projeksiyon larında ticari civciv ihtiyacı hesaplanarak, bu ihtiyacın karşı lanması için ne kadar anaç ithal edilmesi gerektiği hesaplanmış tır. Ebeveyn ihtiyacı ile ilgili hesaplamalar bazı genetik bil gileri gerektirdiği için, ebeveyn ihtiyacı hesapl anmamıştır.-135- Sonuç olarak, 198 3-1990 yılları arasında Türkiye'de ta vuk eti talebinin yıldan yıla artacağı; buna paralel olarak tavuk eti arzını arttırmak için, her yıl daha fazla ticari pilice ve buna bağlı olarak daha fazla anaç ithaline gerek duyulduğu vur gulanmıştır. Ayrıca anaç üretiminin Türkiye'de yapılarak, anaç ithali için harcanan dövizin Türkiye'de kalmasının sağlanması gerektiği belirtilmiştir.

TalepTalep analiziTavuk eti+1
Betül Büyükbingöl
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1984
00
Master'sOpen AccessTR

Yatırımların finansmanında Merkez Bankası'nın rolü ve orta vadeli kredi uygulaması

FinansmanMerkez BankasıOrta vadeli krediler+2
Tahir Alpar
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1986
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz kurunun belirlenmesinde portfolyo yaklaşımı ve Türkiye üzerine bir deneme (1985-1989)

Döviz kuru politikalarıPortföyTürkiye
Murat Şahin Öcal
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1990
00
DoctorateOpen AccessEN

Turkish banking sector efficiency analysis for the period of 1990 - 2012 and the relation between crisis and bank efficiency

The precondition of the increase in the efficiency of the banks depends on their ability to compete. Through the banking sector with high competitive power, economic dynamism is promoted, and economic stability is ensured. The alteration in macroeconomic conditions affects th performance of the banking sector and financial stability. This thesis was used the methods of DEA to analyze the efficiency of 19 commercial banks operating in Turkey during the period of 1990 - 2012 for intermediation and profit approach. Malmquist Productivity Index method was used for examining the sources of total factor productivity change of the banks, especially during the crisis period. The datas of the analysis have been grouped by the ownership and scale status in order to investigate how efficiency differs among these groups. In the last section, the regression analysis was performed to examine how efficiency differs according to the macroeconomic and bank specific variables. Productivity loss on the basis of profit efficiency was restricted in the crisis period, while productivity increase in terms of profitability was experienced after the crisis period. Large scale banks experienced productivity increase in terms of intermediation approach whereas small and medium banks were subjected to a little productivity loss. During the period 2003, owing to the progress achieved in the technology and also through the effects of disinflation process, increase occured in total productivity of the banks. However due to the regress in scale efficiency values for private and foreign banks according to profit approach and foreign banks according to intermediation approach during the disinflation period led to takeover and consolidation between the banks. Increase in banks' total loans / total deposit ratio led to increase in productivity. Rise in GDP ratio led to increase in the banks' technical efficiency for profit and intermediation approach. Inflation, ROA and ROE ratio for profit approach had positive effect on banks' total factor productivity, while ROE for intermediation approach had negative effect on banks' total factor productivity. Increase in GDP and nonperforming loans / total loans ratio led to increase in pure technical efficiency for intermediation approach. ROE and total deposit / total assets ratio for intermediation approach had negative effect on scale efficiency, yet ROA ratio had positive effect on scale efficiency. Furthermore non performing loans / total loans ratio had positive effect on technical change. Key Words: Data Envelopment Analysis, Malmquist Total Factor Productivity Index, Bank‟s Efficiency, Crisis, Macroeconomic Indicators, Financial Ratios, Regression Analysis

BankingBanking sectorEconomic crisis+7
Ferda Keskin Önen
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yoksulluk ve kayıt dışı ekonomi arasındaki ilişki

Günümüzde yer altı ekonomisi problemine yaygın bir biçimde bilhassa az gelişmiş ekonomilerde rastlanmaktadır ve aynı zamanda yeraltı ekonomisi belli bir boyutta gelişmekte olan ekonomilerinde problemidir. Yer altı ekonomisi devletler için vergi gelir kaybına yol açması nedeniyle ve formel sektörde yer alan firmalar ile adaletsiz bir rekabet yaratması nedeniyle bir sorundur. Yer altı ekonomisine yol açan ekonomik ve demografik faktörler arasında adaletsiz vergi oranları, gelir dağılımı adaletsizliği, nüfus artışı ve kırdan kente göçü sayabiliriz. Yer altı ekonomisinin diğer belirleyicilerinin yanında yoksulluk yer altı ekonomisinin en hayati belirleyicilerinden biridir. Ayrıca yeraltı ekonomisi ekonomik ve siyasi belirsizliğin yoğun olduğu ekonomilerde daha fazla gözlenmektedir. Bu çalışmada yoksulluğun enformel sektör üzerindeki etkisi panel data çerçevesinde analiz edilecektir. Bu bağlamda bir ekonomide yoksulluk seviyesindeki artışın yer altı ekonomisini arttıracağı hipotezini test etmekteyiz. Panel veri analizlerinden elde edilen tahmin sonuçları yoksulluk ile yer altı ekonomisi arasında aynı yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğunu ortaya koymaktadır, yani yoksulluk seviyesindeki bir azalış yeraltı ekonomisini azaltmaktadır.

Kayıt dışı ekonomiKayıt dışı istihdamPanel veri modelleri+3
Öznur Süyen
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 1980 sonrası uygulanan ekonomi politikalarının seçmen davranışları üzerindeki etkisi

Demokrasiyi benimseyen toplumlarda, iktidarın belirlenmesinde seçmen önemli bir yere sahiptir. Seçmen iktidarın belirlenmesi anında karar verirken çeşitli faktörlerden etkilenir. Seçmenin davranışını etkileyen sosyo-kültürel ve psikolojik faktörlerin yanı sıra iktisadi faktörlerde önemli bir yer kaplamaktadır. İktidarın performansını değerlendirmede ekonomik performans, seçmenler açısından genelde öncelikli faktör olarak görülmüştür. Bu sebeple, demokratik seçimlerle iktidara gelen hükümetler genellikle, ülke yönetiminde söz sahibi olmasını sağlayan seçmenlere elverişli bir ekonomik ortam yaratarak para, maliye politikası gibi ekonomi politikalarıyla ekonomiyi manipüle ederler. Bu biçimde iktidar yeniden seçilebilmek için seçim öncesi ve seçim döneminde para ve maliye politikalarıyla ekonomiyi manipüle ederek seçmen davranışlarına yönelimini etkilemeye çalışırlar. Siyaset ve ekonomi için bu kadar önemli bir role sahip olan seçmen davranışları üzerinde ne yazık ki yeterli düzeyde araştırma yapılmamış ve seçmen davranışın ekonomik değişkenler üzerindeki etkisi tüm detayları ile ortaya konulmamıştır. Son dönemlerde yapılan çalışmalarda, seçmenin değişim ve dönüşümünü sağlıklı bir biçimde takip etme de yetersiz kalmaktadır. Seçim sonrası yapılan az sayıdaki seçmen davranışlarının incelenmesi ve çalışmalarının da kesinlikle arttırılması seçmeni daha yakından tanımak için mecburi görülmektedir. Kanaat, tutum ve fikirlerini hür biçimde oluşturan seçmenler, seçimler aracılığıyla tercihlerini özgür biçimde yapmaktadır. Buradan hareketle iktidarın uyguladığı ekonomi politikaların seçmen davranışı üzerindeki etkisi, seçmenin özgür olduğu ve kendini rahatlıkla ifade ettiği seçimlerle analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu tez çalışmasında 1980 yılı itibariyle temel ekonomik gösterge verileri ve genel seçim sonuçları kullanılarak ekonomik sonuçların seçmen davranışına etkisi ayrıntılı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Seçmen davranışlarını sergilerken genel seçimlerde hangi ekonomik göstergeyi öncelik verdiğine vurgu yapılmıştır. 1980 sonrası uygulanan ekonomi politikaları çalışmasının sonuçlarıyla seçmenin seçimlere katılımı, ekonomik faktörleri dikkate alıp almadığı, uygulanan politikalara karşı tepkisi ortaya konulmaya gayret edilmiştir. 1980-2016 dönemleri arasında yapılan seçimlerden elde edilen sonuçlara göre seçmenlerin davranışlarının ekonomik değişkenlerin etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Hatta seçmenlerin bilhassa krizin var olduğu dönemlerde işsizlik, enflasyon gibi sorunları üzerine daha çok yoğunlaştıkları görülmüştür.

1980 sonrasıDim ÇayıEkonomi+4
Filiz Korkmaz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türk bankacılık sektöründe tarımsal finansman uygulamaları

Tarım sektörü stratejik bir öneme sahiptir. Bu stratejik önem, insanoğlunun beslenme ihtiyacını, girdilerini karşılayan faaliyetleri icra etmesinden kaynaklanmaktadır. Tarım ve gıda kesiminde yaşanan teknolojik gelişmelerle, artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacı karşılanmak istense de karşılanamamakta ve karşılanamayacağı beklenmektedir. Bu durum da tarımı, dünya ekonomilerinin gözünde korunmaya ve desteklenmeye ihtiyaç duyulan bir sektör konumuna getirmiştir. Son yılların en önemli gündem konularından olan gıda güvenliğinin sağlanması için tarım sektörünün gelişimi ve büyümesi önem kazanmaktadır. Bu sektörün büyümesinin önündeki en büyük engellerden biri, sektörden gelir elde edebilmek için hasat döneminin beklenmesinden kaynaklanan finansman eksikliğidir. Ekonomiler çeşitli yöntemlerle tarımsal finansman eksikliğini gidermeye çalışmaktadırlar. Türkiye‟de ise tarımsal finansman yöntemleri yetersiz olmakla birlikte kaynaklarına göre de farklılık göstermektedir. Türkiye‟de tarımsal finansman kaynakları; devletin sağlamış olduğu teşvik ve hibeler, uluslararası kurum ve kuruluşların sağlamış oldukları tarımsal hibeler, tarım sigortaları, tarım borsalarından sağlanan varantlar, factoring işlemleri vb. finansal yöntemlerdir. Tarımda dış kaynak denilince akla ilk gelen yöntemlerden biri de tarımsal kredilerdir. Tarımsal krediler diğer birçok ülkede bankacılık işlemlerinde ticari kredilerle aynı şekilde görülerek yorumlanmış olsa da Türk bankacılık sektöründe tarım bankacılığı başlığı altında ele alınmaktadır. Türkiye‟de tarımsal kredi denilince akla ilk gelen banka Ziraat Bankası olsa da son yıllarda tarımsal bankacılıkla özdeşleşen diğer bir banka ise Denizbank‟tır. Bu bankanın tarımsal bankacılık faaliyetleriyle birlikte yapmış olduğu yenilikler onu tarım bankacılığında bir marka haline getirmiştir. Diğer özel bankaların da bu alana ilgisi son dönemde artmaya başlamış ve tarımsal bankacılık faaliyetlerindeki çoğalma, tarımsal finansmanda yeni yöntemlerin gelişmesine ve tarım sektörünün finansman eksikliğinin çözülmesi yolunda önemli adımlar atılmasına katkıda bulunmaktadır.

BankacılıkFinansmanFinansman yöntemleri+2
Dilek Esenkar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Beşeri sermaye unsurlarından kadın eğitiminin ekonomik büyümeye etkisi: 1971-2013 dönemine ilişkin Türkiye örneği

Beşeri sermayenin önemli unsurlarından biri olan eğitimin toplumun refah düzeyini artırdığı genel kabul görmesiyle birlikte, iktisatçılar bu konuyla ilgili yaptığı teorik ve ampirik çalışmaları artırmış ve daha özellikli alanlara yönelmişlerdir. Bu çalışmada, söz konusu alanlardan biri olan kadın eğitiminin ekonomik büyümeye etkisi Türkiye özelinde incelenmiştir. Bu inceleme için 1971-2013 döneme ait yıllıkkişi başına reel GSYİH ve çeşitli eğitim kademelerine göre kadınların okullaşma oranları verileri kullanılarak ARDL sınır testi ve Toda-Yamamoto nedensellik testi yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, hem kısa hem de uzun dönemde sadece kadınların yükseköğretim okullaşma oranı ile ekonomik büyüme arasında pozitifve anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca nedensellik analizi sonucunda, kişi başına reel GSYİH ve kadınların yükseköğretim okullaşma oranı arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar, kadınların eğitim seviyesiarttıkça bilgi ve yetenek değerlerini geliştirerekülkenin büyümesine katkıda bulunduklarını desteklemektedir.

ARDL Sınır TestiBeşeri sermayeBüyüme+7
Keziban Altun
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Enflasyon hedeflemesinin başarısının belirleyicileri: Türkiye örneği(2002-2016)

Gelişmekte olan ülkelerin fiyat istikrarı sağlanması ve yüksek enflasyon oranlarının kontrol altına alınabilmesi amacıyla geliştirilmiş olan enflasyon hedeflemesi stratejisi günümüzde önemini korumaktadır. Enflasyon hedeflemesinin başarısı ise piyasalara olan güvenin arttırılması için daha fazla önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de uygulanan enflasyon hedeflemesinin başarısının belirleyicileri, 2002-2016 dönemi çeyreklik verilerinden yararlanılarak ARDL Sınır Testiyle değerlendirilmiştir. Edinilen bulgular neticesinde, Türkiye'de enflasyon hedeflemesinin başarısını etkileyen en önemli etkenin mali baskınlık olduğu ve bu rejimde başarının sağlanabilmesi için maliye politikasının disipline edilmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır.

ARDL Sınır TestiEnflasyonEnflasyon hedeflemesi+5
Gizem Erkek
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Davranışsal iktisat perspektifinden finansal okuryazarlık düzeyinin analizi: Üniversite öğrencileri üzerine bir araştırma

Son zamanlarda davranışsal iktisat kavramının dünyada ilgi odağı olması birçok disiplinde bu konuda incelemeler yapılmasını sağlamaktadır. Bireyler almış oldukları kararlarda duygu ve düşüncelerinin etkisi altında kaldıkları için rasyonel davranışlar sergilememektedirler. Ayrıca bir başka ilgi odağı olan konu finansal okuryazarlıktır. Finansal okuryazarlık konusu içerisinde bütçe, tasarruf, harcama, birikim, kredi kartı kullanımı gibi birçok faktör bulunmaktadır. İnsanlar bu faktörler ile ilgili kararlar alırken genel ekonominin getirmiş olduğu varsayımlardaki gibi her şartta rasyoneller midir? Bireyin finansal okuryazarlık ile ilgili aldığı kararlarda bulunduğu ortamın, aylık hane halkı gelirinin ve eğitim seviyesinin belli noktalarda etkili olduğu görülmektedir. İnsanlar davranışsal iktisat kavramının önemini ne kadar dikkatle kavrar ise nerede nasıl hata yaptıklarının farkına varabilir. Bu sayede insanlar kendilerini sorgular ve böylece finansal okuryazarlık ile ilgili daha doğru kararlar verebilirler. Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin finansal okuryazarlık ile ilgili aldıkları kararlarda davranışsal iktisadın etkisinin incelenmesini ve yaş sınıf, bölüm, cinsiyet gibi demografik bilgilerin bu doğrultuda sorulan sorulara verilen yanıtlarda gruplar arasında farlılıklara neden olup olmadığını incelemeyi içermektedir. Çalışmanın sonucunda; öğrencilerin, finansal okuryazarlık ve davranışsal iktisat ölçeğine ve bütçe ile ilgili sorulan sorulara verdiği cevaplarda, yaş, cinsiyet, bölüm, anne, baba, eğitim durumu ve aylık hane halkı gelirine bağlı istatiksel bir farklılık bulunmamaktadır. Ancak, sınıf faktöründe farklılık bulunmaktadır. Öğrencilere sorulan harcama sorusunda, yaş, cinsiyet, bölüm, anne ve baba eğitim durumu, aylık hane geliri gibi unsurlar, verilen cevaplarda bir farklılığa neden olmamaktadır. Fakat, birikim yapma, tasarruf, kredi kartı ve finansal bilgiye ulaşım sorularına verilen cevaplarda sınıf ve bölüm faktörü arasında farklılık bulunmaktadır.

Davranışsal ekonomiDeneysel ekonomiFinansal okuryazarlık+2
Gamze Yıldız
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Beşeri sermaye yatırımlarının verimlilik üzerine etkisi: Panel veri analizi

Dünya ekonomik yapısının küreselleşmesiyle birlikte, yapılan işlerin niteliği ve çalışan işgücünün özellikleri de buna bağlı olarak değişmektedir. Özellikle iletişim, bilgi ve hizmetler sektöründeki gelişmeler yeni iş koşulları ve bu iş koşullarını yaratan kaynaklar, insan kaynağının hazırlanmasında ve kullanılmasında yeni yaklaşımların gündeme gelmesini sağlamıştır. Bu çalışma, tüm dünya ülkelerindeki 1980 ile 2017 yılları arasındaki dönemlerdeki insani sermaye ve prodüktiviteye etki eden faktörler ele alınarak verilerle analiz edilmiştir. Ekonometrik analizde insani sermaye ve prodüktivite arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca emek gücü prodüktivitesini etkileyen bağımsız değişkenlerle (sağlık, dışa açıklık, enflasyon, çalışma saati, yatırım, doğrudan yatırım) açıklanmaya çalışılmıştır. Yapılan analizde Hausman testi kullanılmıştır. İnsani sermaye yatırımının gelişmesinde eğitim, sağlık, beceri kazandırma, ekonomik gelir ve hayat standartlarının gelişmesiyle birebir alakalıdır. Çalışmanın amacı, insani sermaye kavramının önemini ve prodüktivite üzerindeki etkisini, birbirleriyle olan ilişkisini inceleyerek, bilgi ve teknoloji kullanımının küresel ve ulusal boyutta gelişmesinde ne kadar önem arz ettiğine, verimliliğin artışına olan katkının ne oranda olduğuna, kaliteli ve nitelikli işgücü yaratmak için insani sermayenin ve emek gücünün prodüktiviteye önemine değinilmiştir. Bu çalışmanın amacı insan sermayesi yatırımı ile verimlilik arasındaki ilişkiyi ampirik olarak genel ve işgücü piyasası bağlamında incelemektir. Analizlerde sekiz farklı verimlilik göstergesi ile üç farklı insan sermayesi yatırımı göstergesi kullanılmıştır. Böylelikle dengesiz panel veri kullanılarak yirmi dört model tahmin edilmiştir. Tahmin sonuçlarına göre insan sermayesi yatırımı ile verimlilik arasında güçlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Diğer bir ifadeyle bir ekonomide insan sermayesi yatırımı verimliliğin gelişimine katkıda bulunmaktadır.

Beşeri sermayeEkonometrik analizPanel veri modelleri+2
Said Salih Penekli
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dolaysız yabancı sermaye yatırımları ve ekonomik büyüme ilişkisi: Çin üzerine bir uygulama

Dünyada küreselleşmenin etkisiyle uluslararası sermaye hareketliliği geçmişten günümüze giderek artmıştır. Bu doğrultuda, ülkelerarası sermaye hareketliliği sonucunda uluslararası piyasalarda rekabet üstünlüğü öne çıkmış, firmalar rekabet üstünlüğü elde etmek için yatırımlarını farklı ülkelere yönlendirmişlerdir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin temel makroekonomik hedeflerinden birisi de ekonomik büyüme oranlarını artırmaktır. Özellikle, gelişmekte olan ülkelerin ekonomik büyüme hedeflerine ulaşabilmelerinin önündeki önemli engel sermaye stoku yetersizliğidir. Bu bağlamda, gelişmekte olan ülkelerin dolaysız yabancı sermaye yatırımlarını çekmek için birbirleriyle rekabet halinde oldukları ve bazı teşvik edici önlemler aldıkları izlenmektedir. Söz konusu rekabet ve teşvik uygulamasının temel nedeni, dolaysız yabancı sermaye yatırımlarının sağlayacağı ekonomik kazanımdan kaynaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Çin'de dolaysız yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu çerçevede, Çin'in 1979-2019 dönemi verileri kullanılarak, ARDL sınır testi uygulanmıştır. Çalışmada, iktisadi büyümeyi temsilen kişi başına GSYİH büyüme oranı bağımlı değişken olarak modele dahil edilirken, toplam işgücünü temsilen aktif nüfus (15-65 yaş arası); dolaysız yabancı sermaye yatırımlarını temsilen dolaysız yabancı sermaye yatırımları (GSYİH içindeki payı); ve yurtiçi yatırımları temsilen yurtiçi gayrisafi sabit sermaye yatırımları (GSYİH içindeki payı) modele bağımsız değişkenler olarak dahil edilmiştir. Çin için yapılan ARDL sınır testiyle, uzun dönem sonuçları dolaysız yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkileyerek arttırdığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, incelenen diğer değişkenler, yurtiçi gayrisafi sabit sermaye yatırımlarındaki artışın ekonomik büyümeyi arttırdığı ve pozitif etkilediği ve aktif nüfustaki artışın ekonomik büyümeyi azaltarak; negatif etkilediği bulgularına ulaşılmıştır.

ARDL Sınır TestiDoğrudan yabancı sermaye yatırımlarıEkonomik büyüme+4
Özlem Özgür Göçmen
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de tarımsal finansmanda kooperatifçiliğin önemi

Bu çalışma temel olarak tarımsal faaliyetlerde ortaya çıkan finansman problemine çözüm olarak tarımsal kooperatiflerin önemini sorgulamaktadır. İlk olarak tarımın tarihsel gelişim süreci değerlendirilmiş, avcılık ve toplayıcılık ile başlayan faaliyetlerin yerleşik hayata geçilmesiyle düzenli tarımsal üretime dönüşümü incelenmiştir. Sanayi devrimi ve modern üretim tekniklerinin gelişimi ile orantılı olarak tarımsal üretimde de yenilikler meydana gelmiştir. Tarımın devletler için önemini her dönemde koruduğu ve politikalar içerisinde de yer aldığı görülmüştür. Son dönemlerde küçük tarım işletmelerinin finansman problemi ile karşı karşıya kalmaları belirli çözüm arayışlarını beraberinde getirmiştir. Bu bağlamda ülkemizde tarımsal üretimin sürdürülebilmesinde yararlı olacak finansman kaynaklarına değinilmiştir. Kooperatiflerin tarımsal üretimde meydana gelen sorunların başında yer alan finansman problemini gidermedeki rolü ve üretimin sürdürülebilmesi için kooperatiflerin çalışma faaliyetleri vurgulanmıştır.

FinansFinansal kaynaklarFinansman+5
Ömer Melih Üney
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal okuryazarlık düzeyinin belirlenmesi ve sosyoekonomik önemi: Bilecik ili örneği

21. yüzyılda hızla değişen piyasa koşulları, ürün çeşitliliği, teknolojik gelişmeler, finansal piyasalarda meydana gelen yenilikler ve işleyişlerdeki değişimler bireylerin finansal anlamda aldığı kararlar üzerinde etkili olmaktadır. Bu durum daha çok finansal konularda yeterli bilgiye sahip olmayan bireyleri etkilemekte olup zamanla bireyleri finansal hatalar yapmaya sürüklemektedir. Bu durum ise ülke ekonomisini de negatif yönde etkilemektedir. Bu nedenle bireyin finansal konularda, doğru, bilinçli, güvenilir kararlar verebilmesi için finansal okuryazarlık konusunda da yeterli bilgi birikimine sahip olması önem arz etmektedir. Bu çalışma esas olarak, Bilecik ilinin finansal okuryazarlık düzeyinin belirlenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Finansal okuryazarlık düzeyinin belirlenmesinde finansal tutum ve finansal davranışların demografik faktörlere göre farklılık ilişkisini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada 600 kişiye yöneltilen anket sonuçları SPSS programıyla analiz edilmiştir. T- testi ve Anova Testi uygulanarak ankete katıların, finansal araçlar hakkındaki bilgi düzeyleri ölçülmüş olup, bu finansal araçlardan bireylerin hangi düzeyde yararlandıkları çalışmada ifade edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda; katılımcıların finansal araçlardan yararlanma düzeyi belirlenirken cinsiyeti açısından döviz kuru, bireysel emeklilik, yatırım fonu, mortgage değişkenlerinde anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir. Finansal araçlardan yararlanma düzeyleri açısından incelediğimizde ise, ödemeli kart değişkeni dışında, bireysel emeklilik, yatırım fonu, mortgage, banka teminatlı kredi, teminatsız kredi, kredi kartı, mikro kredi ve tahvil değişkenlerinde kadınların erkeklerden daha fazla finansal araçlardan yararlandıkları gözlemlenmiştir

BilecikFinansal okuryazarlıkSosyoekonomi+3
Sıla Balcı
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal derinleşmenin belirleyicileri ve gelir dağılımı üzerine etkisi: Türkiye örneği

Ülkeler yeniliklere ve gelişime açık finansal sistemlere ihtiyaç duymaktadır. Bu nedenle, finansal derinleşme kavramının ulusal ve uluslararası piyasalardaki önemi her geçen gün artmaktadır. Finansal derinlik ile yeni finansal enstrümanların ortaya çıkması veya var olan araçların geliştirilmesiyle yatırımlara yönelik fon transferinde meydana gelen çeşitliliğin, üretim miktarındaki artışı harekete geçirerek gelir dağılımını olumlu yönde etkilemesi beklenmektedir. Ayrıca finansal kurum ve araçlarda ortaya çıkan çeşitliliğin, yeterli finansmana sahip olmayan kişi veya kurumların finansal hizmetlere kolay şekilde erişim sağlanmasına olanak tanıyarak gelir dağılımına olumlu katkıda bulunacağı öngörülmektedir. Ülkemize ilişkin literatürde finansal derinleşme ve finansal kalkınma ile gelir dağılımını tek bir başlık altında ele alan çalışmaların yeterli sayıda olmadığı göze çarpmaktadır. Literatürdeki bu eksikliğin giderilmesi amacı ile gerçekleştirilen bu çalışmada, finansal derinleşme belirleyicilerinin gelir dağılımı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu bağlamda Finansal Derinlik Oranı, Finansal Kalkınma Rasyosu ve İnsani Gelişme İndeksi (Human Development Index – HDI) değişkenlerinin, Türkiye'ye ait 1990-2021 yıllarını kapsayan veriler ışığında, Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif (Autoregressive Distributed Lag – ARDL) sınır testi uygulanmıştır. Finansal derinleşme ve finansal kalkınmanın, gelir dağılımı üzerindeki etkilerini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilen analizde söz konusu değişkenler arasında öncelikle uzun dönemli ilişkinin varlığı netleştirilmiştir. Daha sonra, Cusum of Squares ve Cusum testleri ile kurulan modelin tutarlılığı kesinleştirilmiştir. ARDL sınır testi sonucunda elde edilen uzun dönemli katsayılara yönelik yapılan incelemede, Türkiye'de finansal derinleşme İndeksi ile insani gelişmişlik İndeksinin ters yönlü bir ilişkiye sahip olduğunu belirlenmiştir. Buna karşın, finansal kalkınma ile insani gelişmişlik İndeksi arasındaki ilişkinin aynı yönlü olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Konvansiyonel bankacılıkTürk bankacılık sistemi
Fatma Türk
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ekonomisinde finansal okuryazarlığın belirleyicileri ve finansal derinliğe etkisi

Bu çalışma, finansal okuryazarlığın belirleyicilerinin tanımlamalarını daha sonrasında makroekonomik değişkenlerimizle, finansal okuryazarlığın finansal derinliğe etkisini ölçmeye yönelik Türkiye Ekonomisini ele almıştır. Günümüzde ekonomik aktörler hem gündelik hayatta hem de geleceğe yönelik kararlar alırken bilinçli bir şekilde hareket etmek zorundadır. Yapılan araştırmalar neticesinde bir bireyin yaşamını idam ettirebilmesi için bütçesini doğru harcamalarla bunu nasıl yatırıma dönüştürebilir cevabını çalışmada almaktayız. Ekonomik aktörlerin kendilerini finanse edebilmeleri, mali krizi yönetebilmeleri için git gide finansal ürün ve hizmetlerin artması sebebiyle bu değişimlere daha hızlı uyum sağlaması finansal okuryazarlık seviyesiyle meydana gelmektedir. Böylelikle daha bilinçli bir toplum ve geleceğe daha parlak bir nesil yetiştirilmiş olunmaktadır. Finansal okuryazarlık konusunda çalışma yapan bazı araştırmacılar, finansal okuryazarlığın göstergeleri olan finansal tutum, finansal davranış, finansal bilgi, finansal sorumluluk, finansal yeterlilik, finansal farkındalık başlıklarını tek tek ele alarak iyi bir finansal okur-yazar olmak ile bağlantılı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Finansal okuryazarlık düzeyinin arttırılabilmesi için temel finans eğitiminin tüm ekonomik aktörlere verilmesinin toplumun finansal okuryazarlık seviyesini belli bir düzeyde arttıracağı, bu durumda da ekonomik büyüme ve kalkınmaya katkı sağlayabileceği gözlenmiştir. Sonuç olarak bireylerin finansal bilgi düzeyi ne kadar yüksek olursa ekonomik büyümeye ve kalkınmaya o oranda katkı sağlamaktadırlar. Finansal okuryazarlığın temel belirleyicileri olan ve bunun finansal derinlik ile ilişkisini ele alarak, Türkiye ekonomisi üzerinde incelediğimiz tezde Finansal Derinlik Endeksi (Deep İndeks) bağımlı, Özel Sektör Kredileri/GSYH (RKREDI) ve M3/ GSYH bağımsz değişkenler kullanılmıştır. Tezde kullanılan seriler 2002 ile 2021 yılları arası dönemde gerçekleşen yıllık verileri içermektedir. Eşbütünleşme analizinin ilk aşamasında kullanılan zaman serilerinin analize uygunluğunu test etmek için birim kök testi yapılmıştır. Birim kök birim kök testlerinden olan Phillips-Perron (PP) birim kök testi uygulanmıştır. Çalışmada belirlenen değişkenleri analizi ARDL sınır testi yaklaşımıyla analiz edilmiştir.

Tuğçenur Kanayıran
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Savunma harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi

Bu çalışmada Savunma harcamaları ve cari işlemler dengesi ekonomik büyümeyi etkileyen önemli giderler arasında görülmektedir. Kavramlardan cari açık ise, herhangi bir devlette istenmeyen bir durum olarak görülürken, en önemli makroekonomik sorunlar arasında yer alan bir göstergedir. Diğer makroekonomik parametreler olan enflasyon ve Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) ekonomik büyüme oranı ve cari işlemler dengesi ile savunma harcamaları arasında bulunan ilişki üzerine literatürde iktisatçılar tarafından yürütülmüş birçok ampirik çalışma bulunmaktadır. Bu çalışma kapsamında ARDL analizi yapılarak 1980-2020 yılları için Türkiye'deki ve Dünyadaki savunma harcamaları ile ekonomik büyüme, enflasyon oranı, cari işlemler dengesi ve GSMH gibi makroekonomik göstergeler arasındaki ilişki incelenmiştir.

ARDLAskeri harcamalarCari işlemler dengesi+6
Büşra Akbulut
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kaydi para sisteminin ürettiği kredinin İslam iktisadı açısından değerlendirilmesi

Bu çalışma, modern ekonomilerin temelini oluşturan kaydi para sisteminin İslam iktisadı perspektifinden değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırma, kaydi para sisteminin kredi yaratma mekanizmasının İslam iktisadının temel prensipleriyle, özellikle faiz yasağı (riba) ile uyumlu olup olmadığını incelemektedir. Kaydi paranın tarihsel gelişimi, fonksiyonları ve çeşitleri ele alınmış, konvansiyonel kredi sisteminin İslam iktisadı ile karşılaştırılması yapılmıştır. Ayrıca, Murabaha, Mudarebe, Müşareke ve Sukuk gibi İslam iktisadına uygun alternatif kredi modelleri analiz edilmiştir. Bu modellerin kaydi para sistemine alternatif veya tamamlayıcı yaklaşımlar sunup sunamayacakları değerlendirilmiştir. Araştırma, kaydi para üretiminin ekonomik ve sosyal etkilerini, özellikle enflasyon, gelir dağılımı ve finansal istikrar üzerindeki etkilerini İslam iktisadı açısından incelemektedir. Sonuç olarak, kaydi para sisteminin bazı yönlerinin İslam iktisadı prensipleriyle çeliştiği ve faizsiz finans ilkelerine dayalı alternatif modellerin geliştirilmesinin önemli olduğu sonucuna varılmıştır.

Musab Bükey
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

İntiharın sosyoekonomik parametreleri; Türkiye için nedensellik analizi

İntihar ve intihara etki eden nedenler uzun yıllardır araştırılmaktadır. Bu çalışmada da Türkiye için intihar ve boşanma oranı, internet kullanım oranı, nüfus yoğunluğu, beklenen yaşam süresi, üniversitede okullaşma oranı, Gini katsayısı, işsizlik oranı, kadının işgücüne katılım oranı, kapanan firma sayısı, reel kişibaşı gelir ve kişi başı sağlık harcamaları arasındaki nedenselik ilişkisi 1996-2014 yıllarını kapsayan yıllık veriler çerçevesinde incelenmiştir. Eşbütünleşme testi olarak ARDL sınır testi uygulanmıştır. Bu yaklaşıma göre, uzun dönemde değişkenler arasında anlamlı herhangi bir ilişkiye rastlanmamıştır. ARDL testine dayalı kısa dönem hata düzeltme terimi beklenildiği gibi negatif (-0,91) ve anlamlı bulunmuştur. Bu sonuç bize kısa dönemdeki dengesizliğin uzun dönemde düzeleceğini göstermektedir. Yapılan Granger nedensellik testi sonuçlarına göre, uzun dönemde intihar ve kapanan firma, boşanma ve kişi başı sağlık harcamaları, doğumda beklenen yaşam süresi ve üniversiteye kayıt oranı ile doğumda beklenen yaşam süresi ve kişi başı sağlık harcamaları arasında çift yönlü bir nedensel ilişkinin varlığı görülmüş ve bu değişkenlerin birbirinin nedeni olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer değişkenler arasında ise tek yönlü nedensellik saptanmıştır. Örneğin, internetin intiharın Granger nedeni olduğu, intiharın KBGSYH'nın Granger nedeni olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler Ġntihar, EĢbütünleĢme, ARDL sınır testi, Granger Nedensellik testi

ARDL Sınır TestiEkonometrik analizEşbütünleşme+6
Seniha Baylan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünyada ve Türkiye'de enflasyon hedeflemesi politikaları ve Türkiye uygulamasının etkinliği

1970'lerde uygulanan aktivist para politikaları bir taraftan enflasyon oranını artırırken, diğer taraftan işsizlik oranlarını düşürmede başarısız olmuş ve sonuçta stagflasyon krizi yaşanmıştır. Bu durum teorik alanda Monetaristlerin ortaya koyduğu gibi, para politikasının uzun dönemde ancak fiyatlar üzerinde etkili olabileceğini pratikte de göstermiştir. Teorik ve pratik alanda yaşanan bu gelişmeler literatürde "para politikasının öncelikli amacı fiyat istikrarıdır" şeklinde bir konsensüsü doğurmuştur. Böylece enflasyon oranının sorun olduğu bir ortamda ülkelerin çoğu fiyat istikrarını önceleyen para politikalarını uygulamaya başladılar. Bu amaçla uygulanan parasal hedefleme ve döviz kuru hedeflemesi başarılı olamamıştır. En son uygulanan politika ise ilk olarak 1990'da Yeni Zelanda tarafından kabul edilen enflasyon hedeflemesidir. Türkiye yaşadığı başarısız parasal hedefleme ve döviz kuru hedeflemesinin ardından 2002 yılında "örtük enflasyon hedeflemesi" stratejisini kabul etmiştir. Gerekli önkoşullar sağlandıktan sonra 2006 yılında "açık enflasyon hedeflemesi" resmi olarak ilan edilmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de uygulanan enflasyon hedeflemesinin makroekonomik performans üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla yapılan regresyon analizinde enflasyon hedeflemesinin enflasyon, enflasyon ataleti ve faiz oranlarını düşürdüğü ancak büyüme üzerinde önemli bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Tüm bu sonuçlar literatürde öne çıkan argümanlarla örtüşmektedir. Sonuç olarak enflasyon hedeflemesi Türkiye'de makroekonomik performansı olumlu etkilediği bu çalışmayla ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Para Politikası, Fiyat İstikrarı, Enflasyon Hedeflemesi, Makroekonomik Performans

EnflasyonEnflasyon hedeflemesiFiyat istikrarı+1
Zeki Akbakay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Dünya petrol krizleri: G-7 ülkeleri üzerine bir uygulama

Petrole olan gereksinim endüstri devrimi ve makineleşmeyle birlikte hız kazanmıştır. Bu durumun sonucu olarak, 19.yy ortalarından itibaren ham petrol, dünyanın en stratejik enerji kaynağı konumu korumuştur. Dünya ekonomisinin 1970'li yıllardan itibaren yaşadığı petrol krizleri iktisat literatürü üzerinde önemli etkilere sahip olmuştur. Petrol fiyatlarında meydana gelen her dalgalanma, dünya üzerinde hemen hemen tüm ülkelerin makroekonomik değişkenleri üzerinde etkili olmaktadır. Tezin temel amacı, ham petrol fiyatlarında meydana gelen değişiklerin, G-7 ülkelerinin büyüme ve enflasyon oranları üzerine etkilerinin analiz edilmesidir. Bu amaca bağlı olarak, 1970-2014 yılları arasındaki yıllık veri serisi kullanılmıştır. Analiz sonucunda serilerin aynı dereceden durağan olmadıkları gözlenmiştir. Bu nedenle değişkenler VAR modeli ile incelenmiştir. Yapılan ekonometrik analizin sonucu olarak, petrol fiyatlarında meydana gelen bir artışın G-7 ülkelerinde büyüme ve enflasyon oranları üzerinde etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler Enflasyon, Büyüme, Petrol Fiyatı, G-7

Ekonomik büyümeEnflasyonFiyat+3
Ahmet Tunç
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin sanayileşme perspektifinde 1960-1980 arasında uygulanan ithal ikameci sanayileşme politikalarının yeri

Bu çalışmada Türkiye'nin sanayileşme deneyimleri ele alınmış olmakla birlikte, 1960-1980 yılları arasında uygulanan İthal İkameci Sanayileşme Stratejisinin Türkiye'nin sanayileşme çabalarında nereye oturduğu işlenmiştir. Çalışma sonucunda bu dönemde yapılanların ve uygulanan politikaların Türkiye'de, özellikle imalat sanayinde çıktının yapısında değişmelere neden olduğu, daha doğru bir ifade ile çıktının niteliksel değişiminin bu dönemde başladığı görülmüştür. Bununla birlikte ithal ikameci sanayileşme stratejisinin Türkiye için önemli sonuçları arasında, büyük ölçekle üretim yapan iş adamı ve sanayici kesiminin ortaya çıkmasıdır.

EndüstrileşmeTürk endüstrisiİthal ikamesi
Mücahit Çitil
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni dünya iktisadî düzeninde eksen ve paradigma kaymaları: BRIC örneğinde cari işlemler bilançosundaki değişimin belirleyicileri

Toplumların üretim kapasitelerinin istikrarlı büyümesi, Adam Smith'den bu yana pek çok iktisatçının ilgi alanına girmiştir. Üretim kapasitelerini büyüten faktörler en kestirme yoldan daha iyi yaşam standartlarına tahvil edilmek istenmiş, hızlı büyüme arzusu toplumlar arasında etkileşim ve entegrasyonları da beraberinde getirmiştir. Süreç içerisinde bazı ülkeler hızlı, bazıları ise daha yavaş büyümüş veya dalgalı bir büyüme performansı sergilemiş, ülkelerin iktisat politikalarının başarısı, hızlı iktisadî büyümeyi sağlayıp sağlamadıklarıyla ölçülmeye başlanmıştır. Bu büyüme süreçlerinin ve performanslarının özgün/ benzer yönleri ile ülkeler arasındaki büyüme farklılıklarının açıklanması amacıyla geliştirilen çok sayıda kuram, iktisat literatürünün önemli bir parçasını teşkil etmiştir. Farklı ülkelerin değişik büyüme performansları ve entegrasyon hamleleri, dünya iktisat tarihinde pek çok eksen ve paradigma kaymasına yol açmıştır. Çalışmanın konusunu teşkil eden Brezilya, RF, Hindistan ve ÇHC'yi kapsayan bu sonuncu kayma, Jim O'Neill tarafından 2001 yılında "BRIC" şeklinde terimleştirilmiştir. Dünyanın ekonomik liderliği unvanını 1890'da İngiltere'den devralan ABD, bu liderliğini ilk etapta 2050 olarak ifade edilen beklentilerin çok öncesindeki bir yıl olan 2014'te ÇHC'ye devretmiştir. ÇHC ile ABD arasındaki bu devir–teslim; aslında 20. yüzyılın farklı iktisadî başarı öykülerinin son halkasını teşkil eden BRIC mucizesinin ete kemiğe bürünmesidir. Çalışmada BRIC ülkelerinin ekonomik performansları detaylarıyla ele alınmış ve bu eksen kaymasından münferiden değil birlikte hareket etmeleri halinde daha fazla menfaat elde edebilecekleri ortaya konulmuştur. Bu tespit çalışmada ekonometrik analiz sonuçlarıyla da desteklenerek, ülkelerin iktisat politikalarının vizyonunu BRIC ile daha fazla işbirliğine göre yeniden dizayn etmeleri gerektiğinin altı çizilmiştir.

BRICSBölgeselleşmeCari işlemler+7
Okan Doğan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

1980 - 2014 dönemi turizm gelirleri ile gayrisafi yurt içi hasıla arasındaki nedensellik ilişkisi: Türkiye örneği

Turizm kaynaklı büyüme hipotezi, birçok ulusal ve uluslararası çalışmanın konusu olmuştur. Ancak, farklı ülkelere ait farklı veriler ve farklı yöntemler kullanılarak yapılan çalışmalarda bu hipotezin geçerliliği konusunda bir fikir birliğine ulaşılamamıştır. Bu çalışmada, Türkiye'nin turizm gelirlerine ve GSYİH'ine ait 1980 - 2014 periyodundaki yıllık veriler kullanılarak turizm ve ekonomik büyüme arasındaki nedensellik ilişkisi incelenmiş ve Türkiye'de turizm sektörünün ekonomik büyümedeki rolü araştırılmıştır. Bu araştırma için ARDL sınır testi ve Granger nedensellik testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hem turizm gelirleri ile GSYİH arasında uzun ve kısa dönemli bir ilişki olduğu saptanmış, hem de bu ilişkinin yönünün turizm gelirlerinden GSYİH'e doğru olduğu tespit edilmiştir. Buna göre, Türkiye için hem turizm kaynaklı büyüme hipotezinin geçerli olduğu hem de turizm sektörünü kalkındırmaya yönelik politikaların kısa ve uzun dönemde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.

ARDL Sınır TestiEkonomik büyümeGayri safi yurtiçi hasıla+6
Barış Ülker
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Krizler, küresel yoksulluk ve kadın istihdamı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Küreselleşme, kriz, yoksulluk, kadın istihdamı kavramları ayrı ayrı olduğu gibi aralarındaki ilişki bakımından da incelenmesi gereken kavramlardandır. Bütün dünya ülkelerinde hissedilen küreselleşme dalgaları hiç şüphesiz ki kadın istihdamını da etkilemiştir. Aynı şekilde krizler ve yoksulluk da kadın istihdamını etkileyen ve aralarında olumlu ya da olumsuz etkileşimler bulunan kavramlardandır. Ülkelerin kalkınması ve büyümesi için büyük önem arz eden istihdam sorunu özellikle de kadın istihdamı sorunu çözülemeyen bir problemdir. Küreselleşmenin olumsuz sonuçlarından olan yoksullukla birlikte kadınlar küreselleşmeyle birlikte artan ucuz ve güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle kadın istihdamındaki artış yoksulluğa çözüm olamamakta ve kadın yoksulluğunu kalıcı hale getirebilmektedir. Ayrıca krizler de yine kadın istihdamını arttırıcı ya da azaltıcı yönde etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı krizler, küresel yoksulluk ve kadın istihdamı arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu kavramlar arasındaki ilişkilerin ve kadınların çalışma nedenleri, şartları, iş gücü piyasasına girişlerinde karşılaştıkları engeller ile iş yerlerinde karşılaştıkları problemlerin incelenmesi amacıyla nitel çalışma yapılmıştır. Bu konularla ilgili araştırmalarda nicel çalışmalar çoğunlukta olup nitel çalışmalar sınırlı kalmaktadır. Ancak yoksulluğu, küreselleşmeyi, krizleri ve bunların kadın istihdamı ile olan ilişkisini araştırmak için bu kavramlardan en çok etkilenen grup olan kadınlarla birebir görüşerek, etkilenenlerin kendi gözünden "ne anlama geldiğini, nasıl etkilediğini, nasıl sonuçlar doğurduğunu ve çözüm önerileri" analiz edilerek sonuçlar elde etmek daha verimli olmaktadır. Bu çalışmada ekonomik kriz, kadın istihdamı, küreselleşme ve yoksulluk kavramları ile birbirleri arasındaki ilişkiler açıklanmıştır. Çalışmanın uygulama bölümde ise, bu kavramların aralarındaki ilişkiler açısından literatür taraması yapılmıştır ve sonrasında çalışmanın örneklemi olan Bilecik ilinde özel sektörde çalışan 30 katılımcı kadınla yarı yapılandırılmış mülakat yöntemi ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Mülakatlar sonucunda kadınların gözünden değerlendirmeler saptanmıştır. Son olarak da çalışmayla ilgili değerlendirme yapılıp sonuçlandırılmıştır. Anahtar kelimeler: Kadın İstihdamı, Yoksulluk, Küreselleşme, İstihdam, Kriz, İşsizlik.

Ekonomik krizKadın iş gücüKadın iş gücü+5
Funda Arı
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Siber saldırıların ekonomik boyutu

Gelişen iletişim teknolojileri her zaman ilk olarak savaş alanlarında denenmiştir. Almanların meşhur Enigma, şifreli telsiz iletişim ağı iletişim güvenliği olgusunu bizlere hatırlatmaktadır. Devamında İngiltere tarafından çözülen bu sistemin maliyeti Almanların İngiltere cephesini kaybetmesine kadar gidecek ağır sonuçlar doğurmuştur. Tarihte örnekleri bol olmakla beraber iletişim güvenliği ve bilgi güvenliğinin sonuçları arasında mutlaka ekonomik bir boyut bulunmaktadır. Günümüzde bilişim sistemleri ekonomide internet bankacılığı, online pazarlar, üretim yönetimi, askeri alanlarda ve savunma yatırımlarında yer edinmiştir. Bu doğrultu da bilişim teknolojilerinin getirdiği kolaylıkların yanında. Bilgi güvenliğinin de önemi artmıştır ve geçtiğimiz yüzyılda siber saldırılar ciddi ekonomik zararlara yol açmıştır. Bunu keşfeden devletler siber savunma stratejileri geliştirmişlerdir. Savunma bütçe ve strateji eylem planlarında siber güvenliğe yer ayırmaya başlamışlardır. Son yıllarda teknolojik adaptasyonun artması ile birlikte de siber saldırıların ekonomik boyutu giderek şiddetini arttırmış ve siber savaşları doğurmuştur. Ayrıca günümüzde gerçek hayatta karşımıza çıkan vekalet savaşları durumu siber dünyada da geçerli olduğundan, siber savaş ve saldırı ayrımı yapmak pek mümkün değildir. Her iki grup saldırı da birbirleri ile ilişkilidir. Siber saldırı ve siber savaşların ekonomik etkilerinin hesaplanması yönünde henüz bir çalışma mevcut değildir. Araştırmalarımız esnasında bu konuda dünyaca yetkin kurum, kuruluş ve firmaların ellerindeki verilerin siber saldırıların ekonomik etkilerini, ekonometrik analizlerle gerçeğe daha yakın olarak hesaplamak için henüz yeterli olmadığını söyleyebiliriz. Bu sebeple çalışmamızda siber saldırıların ekonomik ilişkilerini ve etkilerini vurgulamaya, bu ekonomik etkilerin ileride yeterli veri ve anlayış oluştuğunda yapılacak çalışmalarda gerçeğe daha yakın olarak hesaplanabilmesi için bir yaklaşım, yöntem ve bakış açısı kazandırmaya gayret ettik.

Adli bilişimBilgi ekonomisiBilgisayar korsanı+6
İbrahim Özkan
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası varlık fonu tecrübelerinden Türkiye varlık fonuna bakış

Ulusal Varlık Fonları son 10 yılda popülerlik kazanmış ve 2001 yılından günümüze kadar birçok ülkede varlık fonları sayısı artış göstermiştir. Dünya genelinde kurulmuş olan varlık fonlarının temel kaynağı ise ülkelerin elde etmiş olduğu petrol ihracatı gelirlerinden, yüksek döviz rezervlerinden ve cari işlem fazlalıklarından oluşmaktadır. Son yıllarda varlık fonlarının yaygınlık göstermesinin en büyük nedeni ise küresel ekonomik şartlar doğrultusunda yaşanan ani değişimler olmuştur. Bu değişimler kimi ülkeler için avantaj kimi ülkeler içinde dezavantaj sağlamıştır. Söz konusu bu avantaj ve dezavantajlar ülkelerin ekonomik durumlarını gözden geçirmelerini ve yeni önlemler almalarına zemin oluşturmuştur. Varlık fonları ise küresel ekonomik değişimler sonucunda ülkelerin yaşayabileceği her türlü ekonomik şok ve dalgalanmaların önüne geçmek ve gelecek neslin refahını sağlayarak, ekonomik istikrarı sağlamayı amaçlayan bir önlemler bütünü olarak karşımıza çıkmıştır. Örnek olarak petrol gibi doğal kaynak zengini ülkeler olan Körfez Ülkeleri 1970'li yıllarda yaşanan petrol krizi sonrası petrol fiyatlarındaki ani artışlarla ihracat gelirlerini büyük ölçüde arttırmışlar ve bu fazla gelirlerini ise varlık fonları kurarak değerlendirmişlerdir. Yine aynı şekilde Asya Ülkelerinde artan enerji talebi doğrultusunda büyük dış ticaret fazlalıkları elde edilmiş ve bölgede yeni varlık fonları kurulmuştur. Finansal sistemin en yeni uygulamalarından biri olan varlık fonu ülkemizde de kurulmuş ve kurulması ile birlikte de birçok tartışmanın odak noktası haline gelmiştir. Bu çalışmamızda finansal sistemin en yeni uygulaması olan ulusal varlık fonlarının tarihsel gelişimi, yapısı, faaliyetleri, yönetimini ve uluslararası standartlarla uyumu incelenmiştir. Bu inceleme yapılırken de dünya genelinde kendini ispatlamış ve başarılı olmuş 4 ülkenin varlık fonu ele alınmıştır. Çalışmanın 3'ncü bölümünde ise Türkiye Varlık Fonu tüm yönleri ile tanımlanmış ele aldığımız 4 ülkenin varlık fonları ile karşılaştırılarak fonun tüm artı ve eksi yönleri belirlenmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise kurulduğu günden bugüne kadar tartışmalara konu olan Türkiye Varlık Fonu'nun eleştirilen yönleri ele alınmış ve bu eleştirilere yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Bu doğrultuda 2016 yılına kurulan Türkiye Varlık Fonu'nun Türkiye ekonomisi içerisindeki rolü ve olası etkileri değerlendirilmiştir.

Türkiye Varlık FonuUluslararası finansal piyasalarUluslararası finansman kurumları+3
Gürkan Danık
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de memur sendikalarının kamu çalışanları açısından iktisadi hayata etkileri

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de kamu görevlilerinin sendikal örgütlenme alanında kat ettikleri yolu ve sonucunda sosyal ve ekonomik kazanımlarını ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında geniş bir literatür taraması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bilgiler çerçevesinde çalışma alanına katkı sağlayacak değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın kısıtı olarak kamu kurumlarında çalışan devlet memurları özelinde çalışmak gösterilebilir. Kamu görevlisi, hukuki durumlarına ve yaptıkları görevin içeriğine ve niteliğine bakılmaksızın, kamu kurumlarında görev yapan herkesi ifade etmektedir. Sendika, kamu görevlilerinin ortak ekonomik, sosyal ve meslekî hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşlardır. Sosyal ve ekonomik hakların Osmanlı Dönemi'ndeki başlangıç noktası, 1909 Kanun-i Esasi'dir. 1923 ile 1946 yılları arası sendikasız bir dönemi kapsamaktadır. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ekonomik ve küresel etkiler nedeniyle haklar ertelenmiştir. 1947 yılından sonra sendikal haklar konusunda çalışmalar başlamıştır. 1947 yılında 5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun yürürlüğe girmesiyle sendikal çalışmalar hukuki bir zemine oturmuş oldu.1961 yılında gelindiğinde sendikal örgütlenme hakkı genişletilmiştir. 1961 Anayasası, toplumsal örgütlenme açısından devrim niteliğinde haklar getirmiştir. Kamu görevlilerini kapsayan sendikalaşma hakkı tanıyan, 624 sayılı Devlet Personeli Sendikalar Kanunu 1965 yılında yasalaştı. 2001 tarihli 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu kamu görevlilerinin sendikal hak mücadeleleri bakımından mihenk kabul edilmektedir. Geldiğimiz noktada kamu görevlilerinin geneline yönelik; katsayıların belirlenmesi ve ücretlerin arttırılması, ücretleri yüksek planlama kurulu kararıyla belirlenmiş olan personelin ücretlerinin arttırılması, enflasyon farkı ödemesi, geç ödeme farkı, sözleşmeli personele yiyecek yardımı, emekli olanlara ödenen tazminat, geçici personelin çalışma süreleri, burs alan veya devletçe okutulan çocuklar için aile yardımı ödeneği verilmesi, mali sorumluluk zammı, zam ve tazminatlar, seyyar görev tazminatı, hizmet tahsisli kamu konutlarının kapsamının genişletilmesi, Yükseköğretim Disiplin Kurullarında sendika temsilcisinin bulunması mali ve sosyal haklar olarak elde edilmiş kazanımlardır.

Ekonomik etkiKamu personeliMali haklar+6
Mecbur Bodur
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Causality relationship between trade and financial openness ratio and economic growth: The case of Turkey

The effects of trade liberalization and financial liberalization on economic growth are constantly discussed, and empirical analyzes are made on them. However, since different results were obtained in empirical studies using different data and different methods in different countries, no consensus was reached. In this study, the effect of the ratio of commercial and financial openness on economic growth was examined econometrically by using a quarterly data set covering the period of 1998Q1-2016Q4 for Turkey and the role of commercial and financial openness in Turkey on economic growth was investigated. In the study, first, the Augmented Dickey-Fuller and Philips-Perron conventional unit root tests and the Lee-Strazicich unit root test, taking structural breaks in the series into account, were applied to determine the stationary levels of the series to be used. As a result of the unit root tests, the Granger causality test, effect-response analysis and variance decomposition analysis were performed to reveal the relationships between the variables. The results show that there is a one-way causality relation to economic growth rate from trade openness. According to these results, the changes in the rate of commercial openness in Turkey affect the economic growth rate.

OpennessGrowthExternal deficit+7
Şener İlter
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de finansal istikrarın sağlanmasında bankacılık uygulamalarının etkisi

Finansal sistem; fon arz edenler, fon talep edenler, hanehalkı, finansal piyasalar gibi aktörlerden oluĢur. Yurtiçi piyasalar ve bu piyasalarda faaliyet gösteren yurtiçi yatırımcılarla tasarruf sahipleri finansal sistem içerisinde faaliyetlerini sürdürür. Yıllar geçtikçe finansal sistem içerisinde yer alan aktörler geliĢir ve büyür. Finansal aktörler, serbestleĢir ve küreselleĢme olgusuyla uluslararası alanda faaliyetlerini sürdürmeye devam eder. Bankalar, tasarruf sahiplerinin fonlarını kabul ederek ve fon ihtiyacı olan müĢterilerine kredi kullandırarak finansal sistem içerisinde güvenli aracılık rolünü üstlenen kuruluĢlardır. Fonlarını değerlendirmek ve fon ihtiyaçlarını sağlamak isteyenlerce bankalar daha fazla tercih edilir hale gelmiĢlerdir. Bunda bankaların güvenli aracılık etmesinin, güvenilir bilgi sağlamasının, iĢlem maliyetinin düĢük olmasının, fonların doğru ve verimli alanlarda değerlendirilmesinin, fonların güvenle saklanmasının rolü büyüktür. Ancak, bankaların ekonomi içerisinde gerçekleĢen finansal krizlerden etkilenmeleri söz konusudur. Bankaların yapısal olarak güçlü olmamaları durumunda krizlerden etkilenme dereceleri de artar. Bankaların krizden etkilenmesiyle krizin derinliği artarak tüm finansal sistemi içerisine alır. Bununla mücadele konusunda son yıllarda bankalar açısından düzenlemeler yapılmıĢtır. Özellikle Basel düzenlemelerinin önemi büyüktür. Risklere karĢı bankaların daha korunaklı hale gelmesinde Basel düzenlemelerinin etkisi bulunmaktadır. Finansal sistem içerisinde yer alan finansal aktörlerin baĢarılı bir Ģekilde iĢlerliğine devam etmesiyle finansal istikrar sağlanmıĢ olur. Bankalar, finansal sistem içerisinde aracılık görevini üstlendiğinden dolayı bankaların finansal istikrara katkıları mevcuttur. Bankalar, daralma ve finansal kriz durumlarında ihtiyaç sahiplerine kredi vererek fon sağlarlar. Bu fonlar verimli alanlarda değerlendirilirse yeni iĢ alanları açılır. Tüketim canlanır ve böylece krizin etkisi daha az hissedilir. Finansal sistemin geliĢmesine ve büyümesine bankalar kredi sağlama fonksiyonuyla destek olurlar.

BankacılıkBankacılık sektörüFinansal istikrar+2
Kübra Ömür
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

OECD ülkeleri ve Türkiye'de genç işsizlik-büyüme ilişkisi üzerine bir inceleme

Küreselleşen dünyada sosyo-ekonomik problemler arasında olan işsizlik olgusu, yetişkinlere nazaran gençleri etkisi altına alarak yaygınlaşmaya başlamıştır. Dünyada küreselleşme ve teknolojik gelişmeler ile birlikte genç nüfus içerisindeki vasıfsız işsiz sayısında ciddi bir artış yaşanmıştır. Yetişkinler ile gençler için farklı nedenleri ve sonuçları bünyesinde barındıran genç işsizlik sorunu ile başa çıkabilmek ve 15-24 yaş aralığındaki genç nüfus üzerindeki olumsuz koşulları minimum düzeye indirebilmek için sorunun derinine inerek ve doğru politikalarla mücadele edilmelidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de ve OECD ülkelerinde 15-24 yaş aralığındaki nüfusun boyutlarını nedenleriyle inceleyerek büyüme ile ilişkisini analiz etmektir.

Ekonomik büyümeGençlerOECD ülkeleri+3
Gülşah Yıldız
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal sermaye öğelerinin bölgesel kalkınmaya etkisi: Mardin İlinde bir inceleme

Bu çalışmanın temel tezi, Mardin'deki sosyal sermaye potansiyelinin ne olduğu sorusuna verilecek cevabın, bölgesel kalkınmanın sosyal sermaye temelini oluşturan güven, sosyal normlar ve sosyal ağların temel alındığı yaklaşıma bağlı olarak değişebileceğidir. Amacı ise, sosyal sermaye ile bölgesel kalkınma kavramlarının teorik altyapısını sorgulamak ve aralarındaki nedensellik ilişkisini incelemektir. Çalışmanın temel çıkış noktası; ulus ve bölgelerin kalkınma kapasitesi ve kalkınma kültürü temelinde, toplumdaki genel güven, normlar ve sosyal ağlar düzeyinin etkisinin olup olmadığıdır. Bu nedenle konuyu iyi tahlil edebilmek için sosyal sermaye ve bölgesel kalkınma kavramlarının iyi tanımlanması ve yeterince anlaşılması gerekmektedir. Uluslararası literatürde sosyal sermayeyi belirlemede kullanılan göstergelerden faydalanılarak 5'li Likert ölçeğine göre hazırlanmış anket göstergeleri ile güven endeksi, normlar ve sosyal ağ endeksi oluşturulmuştur. Uygulamanın değerlendirilmesi sonucunda Mardin OSB üyelerinde sosyal sermayenin orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanısıra ankette üyelerin yaş, eğitim, faaliyet gösterilen sektör gibi demografik özellikleri hakkında sorular yöneltilerek, sosyal sermaye düzeyi ile demografik özellikler arasındaki ilişki test edilmiştir. Son olarak da OSB üyelerinde sosyal sermayeyi geliştirmeye yönelik bazı önerilerde bulunulmuştur.

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınmaKalkınma+4
Sedat Deger
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İhracat çeşitliliği ve ekonomik büyüme üzerine etkisi: Türkiye örneği

Yirminci yüzyılın son çeyreğinde artan küreselleşme eğilimleri, bilişim, iletişim ve ulaşım teknolojilerindeki hızlı gelişimleri birleşerek global entegrasyon sürecinin hızlandırmış ve bu dönemden itibaren özellikle gelişmekte olan ekonomilerin dış ticaret stratejilerinde köklü değişiklikler gözlemlenmiştir. Aynı dönemde Türkiye'de de ihracat performansını artırmaya yönelik politikalar kalkınma stratejilerinin önemli bileşenlerinden birisi haline gelmiş ve ithal ikameci sanayileşme politikalarının yerini ihracata dayalı dışa açık büyüme stratejileri almıştır. Bu çerçevede, genel iktisat literatürdeki trende paralel olarak Türkiye'de ihracat performansını belirleyen faktörlerin ve ihracat-büyüme eksenindeki kanalların ne olduğu konusu çokça tartışılan yazın alanlarından birisi haline gelmiştir. Teorik ve ampirik literatürde ihracat hacmindeki artışların iktisadi büyüme performansını artıracağı yönünde genel bir kanaat mevcut olmasına rağmen hangi tür ihracat yapısının iktisadi büyümeyi nasıl uyaracağı konusu ideal bir inceleme konusu olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha çok ihracatta uzmanlaşmayı ve sermaye birikiminin önemini öne çıkaran geleneksel dış ticaret teorilerinin aksine ampirik literatürde karşılık bulan son dönem dış ticaret teorileri, ihracat çeşitliliğinin olası fiyat ve pazar dalgalanmalarına karşı bir sigorta mekanizması oluşturarak ihracat gelirlerinde istikrarın sağlanmasında ve dolayısıyla makroekonomik dalgalanmaların azaltılmasında önemli bir rol üstlendiğini öne sürmektedir. Bu kapsamda mevcut çalışma Türkiye özelinde ihracat yapısı ve kompozisyonunun ekonomik büyüme üzerindeki etkisini test etmeyi amaçlamaktadır. Nitekim sürdürülebilir iktisadi büyüme yönelik uygun dış ticaret stratejilerinin tespiti ancak bu mekanizmanın doğru anlaşılmasıyla mümkündür. Bu amaçla çalışmada ihracatta ürün çeşitliliğinin hesaplanmasına yönelik olarak geliştirilen üç farklı indeks (Herfindahl-Hirschman, Gini-Hirschman ve Theil Entropy indeksleri) kullanılarak 2002q1-2019q4 döneminde Türkiye'de ihracat çeşitliliğinin iktisadi büyüme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Spesifik olarak iktisadi büyüme, sabit sermaye oluşumu, iş gücü ve ihracat çeşitliliği arasındaki dinamik ilişkiler, gecikmesi dağıtılmış otoregresif (ARDL) sınır testi (bounds test) yaklaşımına dayanan eşbütünleşme (cointegration) analizi aracılığıyla tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İhracat Çeşitliliği, Ekonomik Büyüme, Herfindahl-Hirschman İndeksi, Gini-Hirschman İndeksi, Theil Entropy İndeksi

ARDL Eşbütünleşme TestiEkonomik büyümeEşbütünleşme+3
Merve Altun
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Özgürlükler ve kurumsal faktörler ülkelerin savunma harcamalarını etkiler mi?: Panel analiz

Savunma harcamaları ile ilgili bugüne kadar birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmanın temel amacı özgürlüklerin ve kurumsal faktörlerin savunma harcamaları üzerindeki etkisini incelemektir. Özgürlük göstergeleri; güçlendirme hakları endeksi, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü, konuşma özgürlüğü, seçimde öz tayin, din özgürlüğü, işçi hakları, kadının ekonomik hakları, kadının siyasi hakları, kadının sosyal hakları, yargının bağımsızlığı on farklı değişken çalışmaya dahil edilmiştir. Kurumsal faktör göstergesi olarak dokuz farklı değişken kullanılmıştır. Bu değişkenler; ifade özgürlüğü ve hesap verebilirlik, siyasi istikrar ve şiddetin yokluğu, devlet etkinliği, idari kalite, hukukun üstünlüğü, yolsuzluğun kontrolü, hukuk ve politikaya askeri müdahale, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, hukuk sistemi ve mülkiyet hakları şeklinde çalışmaya dahil edilmiştir. Bu çalışmada özgürlüklerin ve kurumsal faktörlerin savunma harcamaları üzerindeki etkisi 1990-2017 yılları arasında 151 ülke için çalışma yapılmış olup ampirik olarak dengesiz panel veri setinden yararlanılmıştır.Kurumsal faktörler ile savunma harcamaları arasında negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.Ancak kurumsal faktör değişkeni olan yolsuzluğun kontrolü ve savunma harcamaları arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu sonucu tespit edilmiştir.Özgürlükler ile savunma harcamaları arasındaki ilişki tüm değişkenler için negatif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu ve tüm sonuçların beklenti ile paralel olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ekonometrik analizKurumsal faktörlerSavunma harcamaları+1
Şeyma Karaca
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

OECD ülkelerinde kadınların sosyo-ekonomik statüsünün Entropi-ARAS bütünleşik yöntemiyle incelenmesi

Kadın konusuyla ilgili bugüne kadar yapılmış birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı; OECD ülkelerinde kadınların sosyo-ekonomik statüsünün çok kriterli karar verme (ÇKKV) yöntemleriyle analiz edilmesidir. Sosyo-ekonomik statüyü etkileyen dokuz faktör belirlenmiştir. Bu faktörler; kadınlarda kişi başına düşen gelir (GDP), kadınlarda istihdam oranı, kadınlarda işgücüne katılım oranı, kadın okullaşma oranı (ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim), kadınlarda ortalama yaşam beklentisi, politik katılım oranı ve kadınlarda insani kalkınma endeksi (HDI) şeklindedir. Yapılan analizde ÇKKV metotlarından Entropi ve ARAS yöntemleri kullanılmıştır. Uygulamada OECD üyesi ülkelerin 2010-2017 arası döneme ait verileri kullanılmıştır. Çalışma 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle iktisadi yaklaşımlarda kadın konusu ele alınmıştır. Sonrasında kadınların sosyo-ekonomik statüsü; ekonomik, sosyal ve politik faktörler olmak üzere üç başlık altında incelenmiştir. İkinci bölüm ise literatür taraması ve metodolojiden oluşmaktadır. Literatür taraması kadınların sosyo-ekonomik statüsünü etkileyen faktörleri içeren literatür ve kadın ve ÇKKV yöntemlerini içeren literatür olmak üzere iki başlık altında yapılmıştır. Metodoloji bölümünde ise ÇKKV yöntemleri ile ilgili bilgi verilerek uygulamada kullanılan Entropi ve ARAS yöntemleri aşamalarıyla birlikte açıklanmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise yapılan uygulama sonucu elde edilen bulgular yer almaktadır. Öncelikle Entropi yöntemi ile kriter ağırlıkları belirlenmiş, sonrasında ARAS yöntemi ile bu kriter ağırlıkları kullanılarak OECD ülkeleri arasında bir sıralama elde edilmiştir. Kriter ağırlıkları sırasıyla; politik katılım oranı, GDP, okullaşma (ilköğretim ve ortaöğretim), istihdam oranı, işgücüne katılım oranı, yükseköğrenim okullaşma oranı, HDI ve ortalama yaşam beklentisi şeklindedir. Yapılan analiz sonucuna göre, kadınların sosyo-ekonomik statüsü açısından en iyi durumda olan ilk üç ülke sırasıyla Norveç, İzlanda ve İsveç olurken, kadın statüsü açısından Japonya ve Macaristan son iki sırada yer almıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın, Sosyo-ekonomik Statü, ÇKKV Yöntemleri, Entropi, ARAS

ARASEntropiKadınlar+3
Müge Yılmaz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İktisat doktrininde ekonomik büyüme ve dış ticaret arasındaki ilişkinin incelemesi: Türkiye ve Güney Kore üzerine ampirik bir uygulama

İktisadi doktrin tarihine bakıldığında, ortaya atılan her iktisadi düşüncenin dış ticaretin ekonomik büyümeye etkisi konusunda mutlaka bir tespit bildirdiği görülmektedir. Dış ticaret ve ekonomik büyüme ilişkisi, geçmişten günümüze değin birçok ekonomik araştırmalara konu olmuş, hâlen iktisatçılar tarafından tartışılmaya devam edilmekte ve konu hakkında hâlâ bir fikir birliği sağlanabilmiş de değildir. Bu sebeple dış ticaretin ekonomik büyüme üzerine etkisinin araştırılmaya devam edilmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada dış ticaretin ekonomik büyüme üzerine etkisi Güney Kore ve Türkiye örneği ile 1987-2018 ülkesel verilere dayanarak araştırılmıştır. Dış ticaret ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesi için Güney Kore ve Türkiye'nin birlikte araştırılmasının tercih edilme nedeni, her iki ülkenin de aynı yıllarda kalkınma stratejilerine yönelmesidir. Bu bağlamda Güney Kore ve Türkiye, 1962-1963 yılları itibariyle ülke kalkınmasına yönelik politikalar geliştirmişlerdir. Ayrıca her iki ülke de 1980 yılı öncesi dönemde ithal ikameci dış ticaret politikalarını benimsemiş, 1980 yılı sonrası ise serbest dış ticaret politikalarına yönelmiştir. Diğer taraftan çalışmada Güney Kore ve Türkiye'nin birlikte araştırılmasının tercih edilme nedenlerinden bir diğeri ampirik analizler öncesinde ulaşılan korelasyon analizi sonuçlarıdır. Buna göre çalışmada yapılan korelasyon analizi sonuçları, her iki ülkede de dış ticaret ile ekonomik büyüme arasında çok yüksek bir korelasyona işaret etmektedir. Ayrıca Güney Kore'nin dış ticareti ile Türkiye'nin dış ticareti arasında da bir korelasyon ilişkisi saptanmıştır. Bu saptama, Güney Kore ile Türkiye'nin dış ticaret performanslarının benzerliğini gözler önüne sermektedir. Korelasyon analizi sonuçları doğrultusunda saptanan bir diğer bulgu ise dış ticaretin Güney Kore ekonomisini Türkiye ekonomisinden daha şiddetli etkileyerek daha fazla büyüme sağladığı yönündedir. Buna göre Güney Kore ve Türkiye'nin benzer zamanlarda ve benzer doğrultuda uygulamış oldukları dış ticaret politikaları sonucunda gerçekleşen ekonomik büyüme performansının incelenmesi, dış ticaret ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklamak için önemli bulgular sunacaktır. Çalışmada gerçekleştirilen ampirik analiz sonuçları, Güney Kore ve Türkiye'de dış ticaretin ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilediğini; ayrıca bu pozitif etkinin Güney Kore'de Türkiye'den daha şiddetli olduğunu göstermektedir. Bu durumun nedenlerinin araştırılması konusu, başka bir çalışma alanı oluşturuyor olmasına karşılık bu çalışma kapsamında gerçekleştirilen analiz sonuçlarının değerlendirilmesinde, serbest dış ticaret politikalarının sanayinin geliştirilmesi ve Ar-Ge harcamaları ile desteklenmesinin ekonomik büyüme sağlama açısından önemli olduğu kanaatine ulaşılabilir. Sonuç olarak her iki ülkede de serbest dış ticaret politika uygulamaları, ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilemektedir. Serbest dış ticaret politikalarıyla birlikte sanayi ve Ar-Ge harcamalarına önem verilmesi durumunda sağlanan ekonomik büyümenin daha yüksek oranda olacağı da çalışma kapsamında görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular, iktisat literatüründe ağırlıklı olarak var olan serbest dış ticaret politikalarının ekonomik büyüme sağladığı yönündeki tespitlere sahip birçok çalışma tarafından da desteklenmektedir. Anahtar Sözcükler: Dış Ticaret, Ekonomik Büyüme, ARDL Sınır Testi, Granger Nedensellik Testi, Korelasyon Analizi, Türkiye, Güney Kore

ARDL Sınır TestiDış ticaret politikalarıEkonomik büyüme+5
Tuğba Demirel
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Vergilerin yoksulluk ve insani kalkınmışlık üzerindeki etkisinin ampirik analizi

Küreselleşmenin etkisiyle bazı ülke ekonomilerinin hızlı ve dengesiz büyümesi sonucunda ülkeler arasında ve bir ülke içinde adaletsiz ve dengesiz gelir dağılımının oluşması yoksulluğu artırmıştır. Yoksulluğun artmasını engellemek ve insani kalkınmışlığı sağlamak amacıyla çeşitli uluslararası kurum ve kuruluşlar çeşitli politikalar yaratmaya ve uygulamaya çalışmaktadır. Vergiler, devlet veya devletin yetki verdiği kurumların kamu harcamalarını karşılamak, ülkenin sosyal ve ekonomik sorunlarına yönelik önlemler almak için birey ve kurumlardan topladığı zorunlu, karşılıksız ve parasal ödemelerdir. Ülkelerin kendi işleyişine göre vergi oranları ve vergi türlerinde bazı farklılıkları mevcuttur. Ancak verginin dolaylı-dolaysız vergiler şeklinde ayrımı ülkelerin genelinde görülen bir ayrımdır. Bu çalışma gelişmekte olan ülkeler örneklemine ilişkin 1990-2018 yıllarını kapsayan dengesiz panel veri seti kullanarak vergilerin yoksulluk ve insani kalkınmışlık üzerindeki etkisini analiz etmektedir. Bu amaca yönelik olarak oluşturulan basit ve çoklu ülke spesifik sabit ve rastsal etki modelleri arasında tercih Hausman testine dayalı olarak gerçekleştirilmiştir. Toplam vergiler, dolaylı vergiler ve dolaysız vergiler üç başlık altında toplamda 10 farklı vergi türü kullanılarak yapılan basit ve çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Toplam vergiler ile yoksulluk arasında negatif yönlü bir ilişki vardır. Vergi geliri ile ilişkin değişkenin çoklu regresyon sonucu haricindeki diğer toplam vergilerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Bir başka ifade ile gelişmekte olan ülkelerde toplam vergilerdeki artış yoksulluğu azaltmakta ve insani kalkınmışlığı arttırmaktadır. Dolaylı vergiler ile yoksulluk arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. Bir başka ifade ile gelişmekte olan ülkelerde dolaylı vergilerdeki artış yoksulluğu arttırmakta ve insani kalkınmışlığı azaltmaktadır. Dolaysız vergiler ile yoksulluk arasında negatif yönlü bir ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Taşınmaz mülkte tekrar eden vergiler ile emlak, hediye ve veraset vergilerini gösteren dolaysız vergilerin çoklu regresyon sonuçları haricinde tüm dolaysız vergilerin basit ve çoklu regresyon sonuçları istatistiksel olarak anlamlıdır. Bir başka ifade ile gelişmekte olan ülkelerde dolaysız vergilerdeki artış yoksulluğu azaltmakta ve insani kalkınmışlığı arttırmaktadır. Tüm analizlerde artan eğitim ve sağlık değişkenlerinin yoksulluğu azaltmada ve insani gelişmeyi arttırmada bir etkisi olduğunu göstermiştir. Ancak enflasyon ve işsizlik değişkenlerindeki artışın yoksulluğun ve insani gelişmenin kötüleşmesine yol açtığı gözlemlenmiştir.

Dolaylı vergilerDolaysız vergilerPanel veri modelleri+3
Büşra Konuş
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Lojistik sektörü performansı ve dış ticaret ilişkisi

Uluslararası ticaret, küresel ekonomik büyümenin temel belirleyicilerinden birisidir. Ülkeler, küresel pazarlarda yerli ürünlerinin satışlarını arttırmak için ticaret yapmakta ve özellikle gelişmekte olan ekonomiler için dış ticaret, ekonomik büyümenin önemli bir aracı haline gelmiştir. İki ülke arasındaki ticaret hacmi doğal olarak, ihracatçı ülkenin üretim kalitesi ile rekabetçiliğine ve ithalatçı ülkenin ihtiyaçlarına bağlı olduğu gibi ticareti kolaylaştıran ve maliyetlerinin düşürülmesine de katkıda bulunan faktörlere de büyük ölçüde bağlıdır. Küreselleşme ve artan rekabet ortamı ile birlikte lojistik, uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından birisi haline gelmiş ve bir ticaret kolaylaştırıcısı olarak uluslararası lojistiğin ticaret hacminin büyümesi ve iktisadi büyüme için önemi, literatürde çokça tartışılan başlıklardan birisi olmuştur. Bu çalışmanın temel amacı, OECD ve düşük-orta gelirli ülkelerde lojistik performansının dış ticaret üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Bu amaçla, Dünya Bankası tarafından oluşturulan ve lojistik sektörünün ülkeler arasındaki durumunu karşılaştırmalı olarak değerlendiren Lojistik Performans İndeksi'ne (LPI) ilişkin 2007-2018 dönemi verileri ve statik panel veri analizi kullanılarak lojistik performansının ihracat ve ithalat hacmi üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlar lojistik performansının hem OECD ülkelerinde hem de düşük-orta gelirli ülkelerde ihracatı olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Buna karşılık lojistik performansının her iki ülke grubu içinde ithalatı etkilemediği sonucuna ulaşılmıştır.

LojistikLojistik performans endeksiLojistik sektörü+3
Derya Özgün Acar
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Davranışsal iktisat bağlamında bedavacılık sorunu

İktisat hayatımızın her alanında bize yön gösteren önemli bir bilim dalıdır. Her alanda olduğu gibi iktisat bilimi de zamanla daha da gelişmiş ve farklı bakış açılarına ev sahipliği yapmıştır. Özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra teknolojik gelişmelerin etkisine bağlı olarak yaşanan bilişsel devrimle birlikte iktisatta büyük bir değişim dönemi yaşanmıştır. Bu değişim Davranışsal İktisat olarak adlandırılan yeni bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Davranışsal iktisat, iktisadın psikolojiyle birlikte ele alınmasına ve kalıplaşmış iktisat önermelerinin yeniden araştırılmasına olanak sağlamıştır. Davranışsal iktisatla birlikte bireyin aldığı kararlarda her zaman rasyonel davranışlar sergilemediği, alınan kararla ilgili her zaman tüm ve tam bilgiye sahip olmadığı, duyguların alınan kararlarda etkili olabildiği gibi aksiyomlara ulaşılmıştır. Bu tez çalışmasında davranışsal iktisadın ne olduğu ve iktisat bilimindeki tarihsel süreci açıklanmıştır. Aynı zamanda rasyonel bir davranış olarak kabul edilen bedavacılık sorunu ele alınmış ve bireylerin bu davranışı ne zaman sergileyip ne zaman sergilemediği davranışsal iktisat perspektifinden incelenmiştir. Gaziantep ilinin Şahinbey ilçesinde ikamet eden vatandaşlara yapılan anketten elde edilen verilerin istatistiksel analizi neticesinde davranışsal iktisadın öne sürdüğü önermeleri doğrular nitelikte sonuçlara ulaşılmıştır.

BedavacılıkDavranışsal ekonomiRasyonellik+2
Aslı Derya Düz
Bilecik Şeyh Edebali Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00