
3,206
Archived Theses
11
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
III. ve VI. yüzyıllar arasında Avrupa'da kölelik
İnsanoğlunun kolektif yaşam tarzına geçtiği demir çağından itibaren, kendisine aitgündelik işlerini sürdürebilmesi için, büyük bir iş gücüne ihtiyaç duymuştur. Bu dönemlerdenitibaren başlayan bu ihtiyacı karşılayacak teknolojik gereçlerin yetersiz olması ve işlenecektoprakların bu teknolojik yetersizliğe karşın çok geniş alanları kaplaması, işleyecek insansayısının az olması, zamanla insanların başka insanlara kul ya da daha açık bir kelime ile köleolmasına sebebiyet vermiştir. lkçağ sınırlarına girildikten sonra bu kavram daha da genişleyerek,her alanda hizmet etmek amacıyla efendilerine tam bağımlı insanlar için kullanılan bir terimolmuştur.Bu açıdan bakıldığında ilkçağ toplumlarının en önemli işgücü kaynağı olan köleler, heralanda kullanılabilen, düşünebilen ama hakkı olmayan bir mal statüsünde görülmüştü veefendilerinin her türlü işini yapan, buna karşılık aile dahi kuramayan bir sosyal statüye mecburkılınmışlardı. Mısır medeniyetinde gelişmeye başlayan bu tarzdaki köleci anlayış, Sümerlilerden-Roma imparatorluğuna kadar devam ede gelmiştir. Ortaçağ başlarında da, aynı görüş kabuledilmiş ve bu tarz kölecilik anlayışı Avrupa Germen kavimlerine ve Roma imparatorluğunundevamı olan Bizans imparatorluğuna geçmiştir.Anahtar Kelimeler; Kölelik, Serf, Köle, Köle Hukuku, Azat
Şamanizm üzerine bir araştırma
Şamanizm, milattan önceki çağlardan günümüze yaşayan bir inançtır. Kökeni Orta veKuzey Asya'ya dayandırılan bu oluşum, Kuzey ve Güney Amerika'da Avustralyayerlilerinde, Endonezya'da, Güneydoğu Asya, Çin, Tibet ve Japonya'da da görülmüştür.Şamanizm, kişi-tanrı-ruh arasında iletişimi sağlayan dinsel bir olgu olarak tanımlanır.Yapısında sihri ve mistik öğeleri taşır. Daha çok ruhlarla iletişimi ön plana alan şamanizmdegaye insanların işlerinin düzenli yol almasıdır. Şamanizmde, kişi-tanrı-ruh iletişimi yapan kişişamandır. Şaman aldığı eğitimin verdiği potansiyelle esrime tekniklerini kendisinde depolar.Bu özellik şamanı güçlü kılar ve insanların başvurduğu biri olur. Şaman özelikle ayinleraracılığıyla ruhlarla temasa geçer. Böylelikle ortada insan hayatını olumsuz etkileyendurumları ortadan kaldırır.Şamanizm köken olarak Asya kaynaklıdır. Bu nedenle özellikle Altay kavimlerincebenimsenmiştir. Türklerin, Asya kaynaklı inancı olan şamanizm devlet boyutunda görülmesebile halk boyutunda yaşama alanı bulmuştur. Özelliklede göçebe kesimlerde devam etmiştir.Halkın kötülükler karşısında başvurduğu çeşitli geleneksel korunma yöntemleri şamanizmdenkaynaklanmıştır.Anahtar kelimeler: Şamanizm, Şaman, Ayin, Ruh, Asya, Altay, Türk.
The Ottoman-Safavid War of 1578-1590 in narrative sources: An evaluation of Hungarian Academy of Sciences manuscript Ms Török O. 176
This thesis evaluates a hitherto unstudied, anonymously authored Ottoman Turkish manuscript titled Tevarih-i Futuh-i Şirvan that describes the 1578 Ottoman military campaign in Georgia and Azerbaijan against the forces of the Safavid Empire. The manuscript consists of approximately thirty folios of about twenty-one lines of text each. The copy under study, and the only known version, was created in 1721-1722. The text is a prose narrative in the genre of gazavatname, or a description of military actions with emphasis on the heroic actions of individuals. This thesis evaluates the Tevarih by close reading the text to understand Ottoman warfare, borderlands, and the internal dynamics of the imperial government during the reign of Sultan Murad III (1574-1595).
Milli Eğitim Şuraları ve eğitim politikaları (1939-46)
Aslaner, Nilgül, ?Mili Eğitim Şurası Ve Eğitim Politikası (1939?1946)?, Master Tezi, Ankara, 2008Bu araştırmada, Atatürk'ün döneminde yaptığı kültür ve eğitim çalışmaları ile ilk kez 1939'da düzenlenen Milli Eğitim Şurası'ndan 1946'a kadar geçen üç şuranın; bu dönem hükümetlerce belirledikleri eğitim politikaları faaliyetlerini kapsamaktadır.Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in başkanlığında yapılan Birinci ve İkinci Milli Eğitim Şurası'nda Cumhuriyetin eğitim öğretim planlarının gerçekleşmesi, halk evleri ve köy enstitülerinin açılması faaliyetleri ön planda tutulurken; Üçüncü Milli Eğitim Şurası'nda ise meslek eğitimi okul ders müfredatları, aile-okul işbirliği meseleleri ele alındı.1939?1946 yılları arasında yapılan Milli Eğitim Şurası'nın önemi, bu şuralarda alınan karaların dönemin hükümetlerince ne kadar uygulamaya geçildiği, tavsiye niteliğine bağlı olup olmadığı ve nasıl değerlendirildiği de tetkik edilmiştir.Böylece, Türk eğitim sisteminin son birkaç yüzyıldır karşı karşıya geldiği problemleri aşmaya yönelik çalışmalarla, Türk eğitim tarihinin önemli bir boyutunu oluşturmuştur.Anahtar Sözcükler:1.Milli Eğitim Şuraları2.Milli Eğitim Bakanı,3.Halkevleri,4.Köy Enstitüleri,5.Hükümetler,
730 Numaralı Van, Adilcevaz, Muş ve Bitlis Livaları Tımar İcmal Defteri (1-Ahmet dönemi)
26 no'lu Amasya Şer'iyye sicil defterinin analizi
Ser'iyye sicilleri Osmanli tarihî arastirmalarinda son derece önemli birinci el kaynaklardandir. Bu belgeler sayesinde siyasî, ekonomik, sosyal, idari tarihîmiz yaninda sehir tarihçiligi alaninda da daha detayli bilgiler edinebilmekteyiz.Bu çalismamizda 26 No'lu Amasya ser'iyye sicil defterini inceleyerek tarih boyunca, Medinetü'l-Hükema, Ba?dadü'r-Rum, Rumiyye-i-Sugra, Ermaniyye-i Kübra, Hisnü'l-Mir'at, Kubbetü'l-Ulema, Türbetü'l-Evliya, Darü'n-Nasr, Darü'l-izz ve Kasrü's-Selatin gibi mümtaz vasiflarla anilmis olan Amasya sehrinin tarihîne bir nebzede olsa isik tuttugumuza inaniyorum.26 No'lu Amasya ser'iyye sicili nin Analizi adli tezimiz üç bölümden olusmaktadir. Birinci Bölümde Amasya'nin cografi durumu ve tarihî hakkinda, ikinci Bölümde idari taksimati ve idari görevlileri hakkinda, üçüncü bölümde ise Amasya'nin iktisadi, sosyal yapisi ve müesseseleri hakkinda bilgi vermeye çalistik.Sonuç olarak inceledigimiz tezimizde, Amasya'nin önemli bir kültür ve ilim merkezi oldugunu ve Osmanli Devleti yönetim anlayisi içinde önemli bir yere sahip oldugunu tespit ettik.
218 Numaralı Harput Şer`iyye Sicili H. 1249 - 1256 (M. 1833 - 1840)
Cumhuriyet döneminde idari taksimat ve mülki teşkilat (1923-1950)
The economic and population geography of the Bursa region, 1820-1870
This thesis acknowledges that the Ottoman economy was the sum of its regions and quantitatively and qualitatively examines the economic and population geography of the Bursa district (sancak) in northwestern Turkey between 1820-1870. The causes and extent of regional divergence in economic development is a key concern of historical economic geography. Due to the long unavailability and underutilization of Ottoman economic and population microdata and heavy reliance on consular reports concerned with imports and exports, the Empire's economic and population history has not been examined from a spatially distinct regional development perspective. The thesis marks a significant contribution as the first study focusing on the spatiotemporal aspects of economic development and population characteristics of a region in the Ottoman Empire. It focuses the Bursa district, corresponding to present-day Bursa province, which had a large multi-ethnic, multi-religious population with close to 90% rural inhabitants and rich and varied biodiversity and geophysical properties that gave rise to a great diversity of livelihood systems. Its urban center was one of the largest and most occupationally diverse towns in the Ottoman Empire. As a commercially and administratively important and cosmopolitan district commonly identified with its urban center, Bursa stands out as a silk manufacturing stronghold in the existing literature. The domestic silk industries' rapid deindustrialization and incorporation into the capitalist economy after 1820 resulted in Bursa's portrayal as just another periphery of capitalism. Surely, sericulture was essential to the well-being of most households, especially due to the increasing cocoon needs of the rapidly mushrooming silk factories in the city, and the region did not practically directly participate in international trade except for silk. On the other hand, sericulture was a short-term, seasonal endeavor that complemented a wide range of other economic activities. Instead of singling out a sector or a locality, the present thesis adopts a holistic view and offers a comprehensive survey of continuity and change, stability and dynamism, and unity and diversity in Bursa's economic and population trajectory at the regional, subdistrict, urban, and rural levels between 1820-1870, or during the years when the shocks of incorporation into the world economy and deindustrialization were felt most intensely. It utilizes mid-nineteenth-century Ottoman microdata – namely, Ottoman population (nüfus) registers, tax (temettuat) surveys, inheritance inventories (tereke), and tombstones - in conjunction with hitherto unused archival documents, British Parliamentary Papers, and English, German, French, Greek, and Bulgarian travelogues. Besides a comprehensive quantitative and qualitative documentation of the regional economy and its infrastructural, environmental, and socioeconomic determinants, ranging from agricultural technology to the impact of epidemics, natural disasters, and military conscription, the thesis also covers population characteristics (especially ethnoreligious identity, population density, and household size) and migration over the 50 years. To complement and complicate the macro findings, which occupy the first half of the present study, the thesis introduces the "Historical Life Course" (HLC) perspective that has been used in western historical demography for over half a century and can tremendously benefit Ottoman historiography by quantitatively and qualitatively portraying regional trajectories. HLC requires the creation of longitudinal databases created from linked individual microdata to observe phenomenon throughout the life courses of individuals and households. For the first time in Ottoman studies, this thesis creates individual and household biographies by linking population registers, tax surveys, inheritance inventories, tombstones, and available supplementary archival material. Not only does this method allow for writing life course biographies of previously unknown people, but it also enables the cross-verification of the various microdata sources and checking their compatibility. Macro level analyses, be it at the regional, district, or quarter/village level, supply the material, environmental, social, cultural, symbolic, and political contexts. To spatialize and visualize the findings, the study employs ArcGIS and QGIS software for analyses of economic and population geography at macro and micro-level. Geographic data, such as overland road transport network (extracted from a georeferenced 1943 map produced by the German military staff), soil quality, and SRTM elevation data, not only supplements the spatial analyses but also enhances the explanatory power of the microdata. This way, the thesis allows for the reconceptualization of history as a geospatial science.
Keban-Ergani yöresinde madencilik (1780-1850)
XVIII. yüzyılın ilk ve son çeyreğinde Çankırı (Şer'iyye sicillerine dayalı bir karşılaştırma denemesi)
Yaptığımız bu çalışmamız genel olarak Çankırı'ya ait olan şer'iyye sicillerinden iki tanesinin incelenmesinden oluşmaktadır. Bu iki defter 18. yy'a ait olup aralarında 47 yıl 8 ay bulunmaktadır. Çalışmanın esas noktası bu iki tarih ve iki defter arasında meydana gelen şekil farklılıkları ile Çankırı'nın idari taksimatı, idarecileri, iktisadi hayatında meydana gelen değişikliklerinin karşılaştırmalı olarak incelemedir.Çalışmamız giriş ve beraberindeki dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde şer'iyye sicillerinin önemi mahiyeti ve çalışma esnasında karşılaştığımız güçlükler hakkında bilgi vermektedir. İkinci bölümde Çankırı'nın adının menşei ile günümüze kadar kısa tarihçesi anlatılmaktadır. İkinci bölümde Osmanlı Devleti ve Çankırı'nın idari taksimatı hakkında bilgi vermektedir. Üçüncü bölümde ise Osmanlı Devleti devletindeki idari makamlar hakkında bilgi verildikten sonra idarecilerinin isimleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde iki şer'iyye sicili defterinde geçen narhların karşılaştırılması yapılmıştır. Beşinci bölümde ise iki defterde kayıtlı belge çeşitlerinin mukayesesidir. Fiyatları çıkarıp iki defterdeki değişimi belirlemeye çalıştık. Çalışmamız Çankırı'nın idari ve iktisadi tarihi hakkında yapılan çalışmalara ışık tutacaktır.Anahtar kelimeler:1. Şer'iyye Sicili,2. Vali,3. Kadı,4. Ferman,5. Mahkeme
XVII. yüzyıl başlarında Osmanlı denizciliği açısından Samsun tersanesi ve ekonomik fonksiyonu
XVII. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Denizciliği Açısından Samsun Tersanesi ve Ekonomik Fonksiyonu adını taşıyan bu çalışmada, öncelikle Türklerin denizlerle ilişkisinin boyutları incelenmeye çalışılmıştır. Bu yaklaşım, hem Osmanlı denizciliğinin temellerini anlama, hem de XVII. yüzyıla gelene kadar denizciliğin hangi boyutlarda ele alındığının anlaşılması açısından oldukça yararlı olmuştur.İkinci bölümde ise Samsun Tersanesi'nin Osmanlı Devleti açısından ekonomik fonksiyonu detaylı olarak ele alınmıştır.Çalışma sonucunda, temelinde Anadolu Selçuklu Devleti ve Anadolu Beylikleri'nin denizcilik faaliyetleri bulunan Osmanlı denizcilik faaliyetlerinin en başarılı ve aktif olduğu dönemin XVI. yüzyıl olduğu, bu tablo içinde Samsun Tersanesi'nin XIX. yüzyıla kadar, Sinop ve Trabzon tersaneleri yanında ikinci plana itildiği tespit edilmiştir. Bu tersanenin Osmanlı Devleti'ne en büyük katkısı, gemi inşası ve gemi inşası için gerekli malzemelerden biri olan kendirin temini olmuştur. Araştırmalar sonucunda Samsun'a bağlı Çarşamba, Terme ve Fatsa ekim alanlarının ?ocaklık? olarak doğrudan Tersâne-i Âmire'ye bağlı olduğu anlaşılmaktadır.Anahtar Sözcükler1.Tersane2. Gemi3. Kendir4. Tersâne-i Âmire5. Ocaklık
Kâtip Çelebi'nin Düstûrü'l-Amel li-Islâhi'l-Halel ve Defterdar Sarı Mehmed Paşa'nın ?Nesâyihü'l-Vüzerâ Ve'l-Ümerâ? adlı eserlerine göre osmanlı yönetim anlayışı ve toplum düzeni
Osmanlı Devleti'nin ?Klâsik Dönem? veya ?Altın Çağ? olarak adlandırılan döneminin sona ermesi, devlet kurumlarında ve toplumsal yapıda sorunların başlaması, Osmanlı devlet adamlarını bu konuyla ilgilenmeye yöneltmiştir. Osmanlı Devleti'nin güçlü olduğu dönemi yaşayan bu devlet adamları devletin tekrar eski gücüne kavuşması amacına yönelik düşüncelerini içeren raporlar hazırlamışlardır.Kâtip Çelebi ve Defterdar Sarı Mehmed Paşa da devlet görevinde bulunmuş kişiler olarak devlet düzeninde oluşan sorunların çözülmesine yardımcı olmak ve tecrübelerini aktarmak amacıyla kitaplarını kaleme almışlardır.Siyasetnâme veya ıslahatnâme adı verilen bu kitaplarda devletin eski gücüne kavuşması için ?kanûn-ı kadîm?e uyulması istenmektedir. Islahatnâme yazarlarının dönülmesini istedikleri yönetim anlayışı ve toplum düzenini ?adâlet dâiresi? ve ?erkân-ı erbaa? kavramları ile ?emanetin ehline verilmesi? ve ?reâyâya iyi davranılması? ilkeleri oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler1.Osmanlı Yönetim Anlayışı ve Toplum Düzeni2.Islahatnâme3.Kâtip Çelebi ve Defterdar Sarı Mehmed Paşa4.Adâlet Dâiresi5.Erkân-ı Erbaa
Atatürk devri harp sanayii (1920-1938)
H. 931 (M. 1524 - 1525) tarihli ve 125 Numaralı Halep İcmal Defteri
527 numaralı Küçük Ardahan ve Kars livaları timar İcmal Defteri
Anadolu'da anatanrıça kültü
Hz. Ömer ve İskenderiye Kütüphanesinin yakılması meselesi
1691-1720 M.(1103-1133 H.) tarih ve 391 numaralı Harput şer`iyye sicili
1523 M. (929 H. ) tarih ve 998 no'lu Tapu-Tahrir Defteri'ne göre Musul, Mardin, Çermik, Harput ve Çemişgezek sancaklarının mukayeseli tahlili
Urartular Döneminde Elazığ
XVI. yüzyıl Osmanlı Tahrir Defterlerine göre Gagauzlar
Gagavuzlar hakkında XIX. Yüzyılın sonlarında V.A. Moşkov ile başlayan araştırmalar, XX. Yüzyılda çok büyük yol kat ederek yüzlerce makale ve kitap birikimine ulaştı. Fakat Türkiye'de yazılanlar arasında kimse Osmanlı arşivleri üzerinde araştırma yaparak herhangi bir eser ortaya koymadı. Bu araştırmanın amacı işte bu boşluğu doldurmaktır.Osmanlı arşivlerindeki XVI. Yüzyıl boyunca değişik zamanlarda yapılmış nüfus sayım ve yazım defterlerinden Gagavuzlar'ın yaşamış olduğu Silistre, Akkerman, Edirne, Gümülcine, Vize-Kırkkilise, Çirmen, Niğbolu ve Biga sancaklarında bulunan köy ve kasabalardaki Gagavuz kişi adlarının listelerini çıkardık, bu adların onomastik ve toponimik açıdan değerlendirmesini yaptık. Bu araştırma sonunda şu sonuçları elde ettik:Gagauz-Gagavuz adına Silistre Sancağı'nın Dobruca, Deliorman ve Bulgaristan'ın Karadeniz kıyılarındaki 1261-1300 yılları arasında Bizans'a iltica etmiş Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus'un kurduğu I. Dobruca Oğuz Devleti'nin hakim olduğu bölgelerdeki Gagavuzlar arasında rastlanmıştır. Bu adın kesinlikle Keykavus'un Anadolu (Konya-Karaman'dan) Sarı Saltık Baba liderliğinde giden 12000 çadırlık Türkmen halkı tarafından Gaygavuz-Gagavuz şeklindeki telaffuzdan doğduğu anlaşılmıştır. Bu durum Türkolog P.Wittek'in 1952'de savunduğu tezi doğrulamıştır.Diğer bir sonuç ise, Gagavuzların yaşadığı sancaklarda kullandıkları şahıs adları arasında en çok Uz-Oğuz adları görüldüğünden %70'inin Tuna üzerinden Balkanlara geçip yerleşen Uz (Oğuz)'lardan olduğuna, Kuman-Kıpçak Türklerinin adlarına %10 oranında, Anadolu'dan gelen Selçuklu Türklerinin en çok %10 oranında yer aldığı izlenimidir. Bu durum da Moşkov'la (1903) birlikte Basarabya Gagavuzlarının başpapazı M. Çakır(protoierey) ve tarihçi A. Manov'un ?Gagavuzlar Kıpçak (Ukrayna) bozkırlarından Balkanlara gelen Uzların torunlarıdır? şeklindeki görüşlerini doğrulamaktadır. ?Çoğunluk Uz (Oğuz)'lardan olmakla beraber bugünkü Gagavuz topluluğunun tarihte Uz-Oğuz, Kuman, Peçenek ve Anadolu Selçuklu Türkleri'nin Dobruca, Oğuz Devleti topraklarında Bizans'ın yönetiminde Hristiyan-Ortodoks dini inancında kaynaşarak ortaya çıkan bir Hristiyan Türk topluluğudur? sentezine varmış bulunuyoruz.
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesinde cumhuriyet fikri, oluşumu, gelişimi (1920-1924)
Türk modernleşme tarihinin en önemli dönüşümünün yaşandığı 1920-1924 yılları arası dönem, Türk tarihinde ilk defa olarak siyasî anlayış ve sistemde ciddi bir farklılaşmanın yaşandığı yıllar olarak tarihe geçmiştir. Türk İnkılâbı'nın lideri Mustafa Kemal Paşa'nın kurdurduğu Hâkimiyet-i Milliye gazetesi bu dönemin en önemli tanıklarından biri olarak değerlendirilmektedir. Bu çalışmada Hâkimiyet-i Milliye gazetesinin bakış açısıyla 1920-1924 arasında Türkiye'de cumhuriyet fikrinin oluşumu ve gelişimi değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede konu Millî Mücadele döneminden Halifeliğin kaldırılmasına kadar geçen süre içerisinde olaylar, kurumlar, faaliyetler, tartışmalar, değerlendirmeler ve görüşler zaviyesinden ele alınmıştır.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e vatandaşlık
Tezin amacı, teorik çerçevesi içerisinde, Osmanlı Devleti'nin son döneminden 1940'lara kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin resmî metin ve uygulamalarındaki vatandaşlık anlayışını tespit etmektir.Tezin kapsamı beş bölümden oluşmaktadır: I.Bölümde vatandaşlık, eski Yunan ve Roma'dan modern millî devletlere kadar tarihî, sosyolojik ve hukukî çerçevede incelenmiştir. II.Bölümde vatandaşlık, Türk tarihi açısından değerlendirilmiş, ferdî hakların kazanımına yönelik fermanlar, tabiiyetle ilgili ilk hukukî metinler, Osmanlı vatanı ve vatandaşlık kavramının tartışıldığı Osmanlı modernleşmesi konu edilmiştir. III.Bölümde Osmanlı devletinin yıkılışı ile birlikte millet, vatan kavramlarının oluşumu ve millî devletin sınırlarının belirlenişi incelenmiştir. IV. Bölümde Cumhuriyetin kurucu antlaşması olarak Lozan kapsamında tabiiyet, ekalliyetler, mübadiller, ?150'likler? anlatılmıştır. V.Bölümde, Cumhuriyet döneminde Türk Vatandaşlığı, Türklük, milliyet kavramlarıyla ilgili hukukî ve teorik alt yapı incelenmiştir.Tezde yöntem olarak, vatandaşlığın teorik alt yapısı kurulduktan sonra Türk Vatandaşlığıyla ilgili birincil, ikincil kaynaklar ve araştırma eserlerinin değerlendirilmesi benimsenmiştir.1869 tarihli Tabiiyet-i Osmaniye Kanunnâmesi, 1928'de 1312 sayılı ilk Türk Vatandaşlığı Kanunu çıkana kadar 1041 sayılı kanunla birlikte kullanılmıştı. Cumhuriyetin ilk yıllarında güvenli ülke sınırları oluşturmak ve bir millet yaratmak isteyen devlet, Millî Mücadeleden kaçarak bir daha ülkeye dönmeyen, düşmanla işbirliği yapan ve izinsiz tabiiyet değiştiren kişileri vatandaşlıktan çıkarmıştı.Dil, kültür, ahlâk birliği esasında, yeni siyasî sınırlar içerisinde yaşayan herkes Türk milletinden, devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes de Türk'ten sayılmıştı. Ancak Türklüğün meşruiyet alanı, Orta Asya'dan gelen Türk soyu ve Türk ataları ile kurulmuş, Türk soyundan olmak ve Türk vatandaşlığı zaman zaman bir arada zaman zaman biri diğerine tercih edilerek kullanılmıştı. Geleceğini Türkiye'nin sınırları içerisinde arayan, sadakat duygusu besleyen Türk soylu olmayan Müslümanlar ve gayr-i Müslimlere de Türk vatandaşlığının kapıları açılmıştı.Eğitim faaliyetleri, inkılâplar ve kanunlarla; çağdaş dünyayla uyumlu, vazife ve haklarını bilen fizikî olarak güçlü, zihnen, şeklen, bedenen yeni vatandaşlar yaratılmaya çalışılmıştı.Anahtar Sözcükler1. Tabiiyet2. Vatandaşlık3. Türklük4. Türk Vatandaşlığı Kanunları5. Vatandaşlık Uygulamaları
Van sancağı
108 numaralı Gaziantep şer`iyye sicili
1574-1595 tarih ve 667 nolu tapu tahrir defterine göre Rakka sancağı ve nahiyelerinde yaşayan aşiret ve cemaatlerin mukayeseli tahlili
Modern Suriye Devletinin doğuşu (1919-1938) (Fiziki, İdari ve sosyo-ekonomik yapı)
Hicri birinci yüzyılda Medine şehri (Fiziki, demografik, idari, iktisadi, ve sosyal yapısı)
Hicri birinciyüzyılda Mekke şehri (Fiziki, demoğrafik, idari iktisadi ve sosyal yapısı)
Tarihi açıdan Türk Boğazları meselesi (1833-1936)
Türk Boğazları Meselesi(1833-1936), Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinde cazibesini yitirmeyen, siyasi ve stratejik açıdan önem arz etmiş bir konudur. Öyle ki, Türk Boğazlarındaki hakimiyet ile ülkenin bağımsızlığı birbirine paralellik arz etmiştir. ?Tarihî Açıdan Türk Boğazları Meselesi ? isimli çalışmamız, tarihi ve siyasi açıdan konunun incelenmesi, dünün, günün incelenip alternatif bir bakış açısıyla geleceğin yorumlanmasından ibarettir.Tezimizin birinci bölümünde öncelikle boğaz kelimesinin coğrafi-siyasi tanımı yapılarak, boğazların uluslararası hukuka dahil edilme nedenleri, süreci ve uluslar arası hukuktaki genel geçer prensiple ışığında Türk Boğazları'nın konumu irdelenmiştir.Tezimizin ikinci bölümünde ise boğazların Türk Boğazları adı ile adlandırıldığı dönem olan boğazların Osmanlı Devleti'nin hakimiyeti altına girme süreci incelenmeye çalışılmıştır. Ayrıca Türk Boğazları hakkında yapılan çalışmalar da değerlendirilmiş; özellikle konu üzerindeki ihtilaflı meseleler, farklı bir bakış açısıyla ve döneme ait arşiv vesikalarıyla değerlendirilmeye çalışılmıştır.Üçüncü bölümde Türk Boğazlarındaki tarihî sürecin bir kırılma noktası olan Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girişi ve yıkılma süreci içerisindeki kritik yılları ve geçirdiği evreler süreli yayınlar ve döneme ait kaynaklarla desteklenerek anlatılmış ve detaylandırılmaya çalışılmıştır.Tezimizin dördüncü ve son bölümünde ise Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren yakın tarihimizde Türk Boğazları'ndaki önemli evreler anlatılarak, bu meselenin halen Türkiye'nin gündeminde yer tutan bir konu olası sebebiyle güne bakışla Türk Boğazları tarihî açıdan değerlendirilmeye ve hali hazırdaki problemler ele alınarak tarih perspektifinde yorumlanmaya çalışılmıştır.
Cumhuriyet Döneminde toprak politikası
Memlükler devrinde Suriye
6 Numaralı Adana Şer`iyye Sicili H.1203-1204, (M.1788-1789)
Hicri birinci asırda Musul
Çağdaş İran tarihi
1544 Tarihli Humus Evkaf Tahrir Defteri
39 Numaralı Amasya Şeriyye Sicili: H. 1149 - 1151 (M. 1736 - 1739)
1551 M. (959 H.) tarih ve 282 No'lu Tapu Tahrir Defterine göre Basra
1527-1528 (H-934) Tarihli Gazze Mufassal Tahrir Defterinin değerlendirilmesi
Mekke ve Medine Vakıflarının mukayeseli tahlili (1671-1682/H.1083-1093H)
1875 Hersek İsyanı ve Bosna Hersek'in Avusturya Macaristan İmparatorluğu tarafından işgali
Türk havacılığı (1911 - 1922)
Büyük Taarruz öncesi ikmal ve iaşe
Cumhuriyet döneminde karayollarındaki gelişmeler (1923-1938)
11-13. yüzyıllarda Kudüs
Memluklu haçlı münasebetleri
13-16. yüzyıllarda Mısır ve Suriye`de krizler, kıtlıklar ve vebalar
XIII.-XIV. Yüzyıllarda Mısır ve Suriye'de Krizler, Kıtlıklar ve Vebalar ilyas Gökhan Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı 1998, Sayfa XXXV+402 Bu araştırma ile XIII. ve XIV. yüzyıllarda Mısır ve Suriye'de krizler, kıtlıklar ve veba salgınları üzerinde durulmuştur. Bu süre içinde bu iki bölgede önce Eyyubîler sonra da Memlûkler devleti hakim olmuştur. Eyyubîler devletinin 1200-1250, Memlûkler devletinin 1250-1405 yılları arasındaki dönemleri incelenmiştir. Araştırma yapılırken tarihî kaynaklardaki bilgiler değerlendirilmiş ve günümüzde yapılan tetkiklere de bakılmıştır. Kriz, kıtlık ve veba salgınlarına neden olan tabiî ve beşerî etkenler açıklanmıştır. Daha sonra 1200 yılından başlayarak 1405 yılına kadarki kriz, kıtlık ve vebalar kronolojik olarak ele alınmış ve geniş bir şekilde anlatılmıştır. Son bölümde ise meydana gelen bu olayların devlet ve toplum üzerindeki etkileri açıklanmıştır. Mısır'da meydana gelen kıtlık ve veba salgınlarında baş rolü Nil nehri oynarken, Suriye'de daha çok yağmurların yağmaması bu olaylara sebep olmuştur. 1198-1202, 1294-1296, 1347-1349, 1393-1405 yıllan arasında dört büyük felaket yaşanmıştır. Bu felaketler Mısır ve Suriye'de açlık ve veba salgınlarından önemli oranda insan kaybına neden olmuştur, iki bölgenin de demografik yapısı değişmiş ve ekonomi alt üst olmuştur. Kriz, kıtlık ve veba salgınları karşısında devlet ve toplum acizlik içinde kalmış, gerekli çözüm yolları bulunamamış ve olayların sebebi daha çok dinî görüşlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kriz, kıtlık, veba, kara veba, iktisat, demografi, Nil
Osmanlı idaresinde Musul (1532-1639)
401 SUMMARY This study was carried out on the political, administrative, economical, demographic situation of Mosul between 1523-1639. Foundation of Mosul goes back to 2000 BC and lots of nations dominated the town throughout the history. Turks began to settle down this region in 1040s. Mosul and its surrounding was entirely dominated by Turks from 1096 on and continued up to the third of November 1918. After conquering Mosul from Safevis, Ottomans governed this town first in the status of sanjaq and from 1586 on governed as province. Mosul was situated just on the right bank of the Tigris and was surrounded by ramparts. The number of quarter varied between 20 and 27 in 1523-1575, four of them were Christian quarters, one was Jewish quarter, and the rest were Moslem quarters. Due to its geographical location, Mosul maintained its commercial and industrial vividness in every period. In 1523 income-tax was 1,5 million.in 1540; 2,2 million, in 1557; 3,6 million and in 1575; 3,8 million akçe. The population of Mosul rose from 15160 to 22403 between 1523-1575. % 68- 74 of this population were Moslems, % 26-32 were non-Moslems. Another aspect of Mosul that it was a town of foundation. Because there were about 65 social foundations such as mosques, small mosques, theological schools, dervish lodges. Consequently from the point of population, cultural structure, and sight; Mosul has the same characteristic like the other towns of Anatolia.
8 Numaralı Antakya Şer`iyye Sicili H. 1178-1179 / M. 1764-1765
Hazırlamış olduğumuz 8 Numaralı Antakya Şer'iyye Sicili Hicri 1178- 79 /Miladî 1764-66 yılları arası konu ve belgeleri kapsamaktadır. Antakya Kazası 'nda en üst Ehl-i Şer' görevli Kadı, en büyük Ehl-i Örf görevli Voyvoda idi. Bunun yanında diğer görevliler de vardı. Biz bu çalışmada Kadılık ve Şer'iyye Sicilleri hakkında bilgi verdikten sonra belgelerin özetini ve transkiripsiy onlarını verdik. En son kısımda ise kısaca değerlendirmesini yaptık. XVIII. yüzyılda Halep Eyaleti'ne bağlı bir Mukataa Kaza olan Antakya Kazası bu yüzyılda diğer Osmanlı taşra yönetim kademelerinde olduğu gibi bir yönetim birimine sahipti. Bu dönemde Antakya Kazası; şehir merkezi ile 4 Nahiye'ye bağlı olan 138 tane köyden meydana gelmekteydi. Şehir merkezinde idarecilerle zanaat sahibi olanlar, köylerde ise tarımla uğraşanlar yaşamaktaydı. Antakya merkezinde 54 meslek dalında 1839 esnafın bulunduğu bunun yanında 291 yetişkin erkeğin herhangi bir meslek sahibi olmayıp boş olduğunu belgelerden anlamaktayız. Hac yolu üzerinde bulunan Antakya ve çevresi bu dönemde birçok huzursuzluk ve eşkıyalık olayları ile karşılaşmaktaydı. Yaptığımız hesaplamaya göre tahminen 11150'si şehir merkezi ve 13625'i köylerde olmak üzere Antakya Kazası'nda toplam 24775 kişi yaşamaktaydı. Bu nüfusun yaklaşık 6500'ü gayr-i Müslim idi. Bu dönemde Osmanlı topraklarında ortaya çıkan a'yân grubunun Antakya'da da mevcut ve yönetimde etkili olduğunu görmekteyiz. Bu ayan grubunu teşkil edenler kendi aralarında çekişme halindeydiler.