
147
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Parotis kitlesi nedeniyle opere edilen hastaların, ince iğne aspirasyon biyopsi (İİAB) sonuçlarının retrospektif olarak analizi
Amaç: Parotis ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) sonuçları ile opere edilen olguların histopatolojik sonuçlarının retrospektif olarak karşılaştırılarak, parotis lezyonlarının değerlendirilmesinde İİAB' nin tanısal değerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Kliniği'nde son 5 yıl(2010-2015) içerisinde parotis kitlesi nedeniyle ameliyat ettiğimiz 80 vakanın, preoperatif İİAB sonuçları ile aynı hastaların operasyon materyallerini retrospektif olarak karşılaştırmak suretiyle İİAB'nin parotis kitlelerindeki etkinliğini araştırdık. Bulgular: Hastaların 44'ü erkek (%55), 36'sı kadın (%45) olup, yaş ortalaması 47,8 (13-94 yaş arası) idi. İİAB, 80 hastamızın 68'inde benign olarak değerlendirildi. Bunların 65'inin postoperatif histopatolojisinde benign olarak tanı kondu (%95.5). İİAB tarafından malign olarak rapor edilen 12 hastanın, 11'inde tanı postoperatif olarak doğrulandı (%91,6). Histopatolojik olarak doğrulanan lezyonların değerlendirilmesinde, hastalarımızdaki duyarlılık %78.5, özgüllük ise %98.4 olarak bulundu. Pozitif prediktif değer (PPD) ve negatif prediktif değer (NPD)'ler sırasıyla %91.6 ve %95.5 olarak saptandı; doğruluk oranı ise %95 idi. Sonuç: Parotis kitleli hastalarda İİAB, istatistiki olarak güvenle kullanılabilecek etkili bir yardımcı diagnostik yöntemdir.
Diyarbakır populasyonunda snıffın' stıcks koku testi ile bölgesel koku testinin sonuçlarıyla koku fonksiyon değerlendirmesi
Amaç: Bu çalışmada; Diyarbakır popülasyonunda Sniffin' Sticks koku testi ve oluşturduğumuz bölgesel koku testinin sonuçlarıyla koku skorlarımızı oluşturmayı amaçladık. Aynı zamanda bu skorları diğer toplumların değerleri ile karşılaştırarak bölgesel koku normallerimizi değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ocak 2014 ve Haziran 2014 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 18 yaş üzeri 91 erkek ve 110 kadın olmak üzere 201 sağlıklı gönüllü çalışmaya alındı. Çalışmaya dahil edilen gönüllüler, anamnez ve fizik muayenede nazal patolojisi olmayan gönüllülerden seçildi. Sniffin' Sticks testi kullanılarak gönüllülerin eşik değer (odor thresold¬¬-OT), koku ayırt etme (odor diskriminasyon-OD), koku tanıma (odor identifikasyon-OI) skorları tespit edildi. Tüm bu skorların toplamı ile hastanın genel koku düzeyini anlatan TDI (threshold, discrimination, identification) skorları hesaplandı. Daha sonra Modifiye Koku testi kullanılarak gönüllülerin modifiye test eşik değer (modifiye odor thresold¬-mOT), modifiye test koku ayırt etme (modifiye odor diskriminasyon-mOD), modifiye test koku tanıma (modifiye odor identifikasyon-mOI) skorları tesbit edildi. Modifiye test için de hastanın genel koku düzeyini yansıtan ve bu üç skorun toplamını ifade eden mTDI (modifiye test thresold, discrimination, identification) skoru hesaplandı. Bu işlemler her iki nazal kavite birlikte kullanılarak yapıldı. Bulgular: Koku skorları iki nazal kavite birlikte kullanılarak tanımlandı. Olgular cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi ve sigara içimine göre her test için kendi içinde kıyaslandı ve her iki testin sonuçları karşılaştırıldı. Tüm olgularda, Sniffin' Sticks testi için ortalama eşik değer 10,73±2,35, ortalama ayırt etme (diskriminasyon) skoru 11,11±1,94, ortalama tanıma (identifikasyon) skoru 11,32±2,15 ve ortalama TDI skoru (eşik değer, diskriminasyon ve identifikasyon skorlarının toplamı) 33,11±5,9 olarak bulundu. TDI skorlarında 10.persantil değeri 26 olarak bulundu. Bu değerin altındaki olgular (n:13) hiposmik olarak değerlendirildi. Tüm olgularda, modifiye koku testi için ortalama eşik değer 10,88±2,31, ortalama ayırt etme (diskriminasyon) skoru 12,00±2,065, ortalama tanıma (identifikasyon) skoru 11,95±2,07 ve mTDI skoru (modifiye test için eşik değer, diskriminasyon ve identifikasyon skorlarının toplamı) ortalama 34,68±6,474 olarak bulundu. mTDI skorlarında 10.persantil değeri 26 olarak bulundu. Bu değerin altındaki olgular (n:10) hiposmik olarak değerlendirildi. Her iki test skorları birbiri ile kıyaslandiğında; ortalama eşik değer skorunda her iki test arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, ortalama ayırt etme skoru, ortalama tanıma skoru ve bu üç skorun toplamından oluşan ortalama TDI skorunda fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.01). Tartışma: Sniffin' Sticks ve modifiye koku testi kıyaslanarak yapılan bu çalışmada bölgemiz populasyonunun normal koku skorlarını belirlemeyi ve her iki test arasında skorlar açısından fark durumunu araştırmayı amaçladık. Daha önceden yapılan çalışmalarda Türk popülasyonunun ortalama koku skorlarının diğer ülkelerle kıyaslandığında daha düşük olduğu görülmüştür. Çalışmamızda elde ettiğimiz verilere göre bölgesel modifikasyonlar ile testin kullanılabilirliği arttırılıp daha yüksek koku skorları elde edilebilir. Uluslararası koku testlerinin Türk halkının aşina olduğu kokular eklenerek modifikasyonlarının yapılması, testin maliyetini de düşürerek daha yaygın kullanımına olanak sağlayabilir. Muhakkak ki bu konuda daha geniş seriler içeren çok merkezli çalışmalara ve bölgelere göre modifikasyonların standardize edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: koku, Sniffin' Sticks, modifiye test
Septoplasti / septorinoplasti sonrası koku ve akustik değişikliklerinin araştırılması
Amaç: Çalışmamızda Kulak Burun Boğaz kliniklerinde oldukça sık yapılan Septoplasti/septorinoplasti operasyonları sonrasında koku ve akustik değişikliklerini saptamayı hedefledik. Gereç ve yöntem: Çalışmamız 2016 yılı Ocak- Haziran ayları arası Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz polikliniğine burundan nefes almakta güçlük, burun tıkanıklığı ve şekil bozukluğu nedeniyle başvuran 70 hasta ile yapıldı. Hastaların 22'si kadın, 48'i erkekti. Hastaların anamnezi alınarak, nazal ve laringeal muayeneleri yapıldı. 40 hastaya Cottle yöntemiyle septoplasti operasyonu, geri kalan 30 hastaya açık teknik ile fonksiyonel septorinoplasti operasyonu yapıldı. "Sniffin' Sticks" testiyle koku eşik, koku ayırım ve koku tanımlama skorlarına bakıldı. Ses kayıt işleminde AKG C1000 mikrofonu, ses programı olarak Adobe Audition CS6 versiyon 5 yazılımı kullanılmıştır. Bu ses kayıtları günümüzde en çok bilinen ses analiz programlarından olan LingWAVES (Wevosys, Germany, versiyon 2.6) programının Vospector ve Voice Protocol modülü ile değerlendirilmiştir. Vospector modülündeki; Ortalama temel frekans (Mean F0, Hz), Maksimum temel frekans (Max F0, Hz ), Minimum temel frekans ( Min F0, Hz ), Shimmer ve Jitter ile Glottal to Noise Excitation ratio (GNE) parametreleri ile sesin akustik özellikleri, Irregularity(pürüzlülük), Noise(solukluluk), Overall Severity (genel ses kısıklığı düzeyi) parametreleri ile sesin objektif algısal değerlendirilmesi yapılmıştır. Voice Protocol modülündeki S/Z ratio ve Maximum Phonation Time ( MPT) parametreleri ile ise sesin aerodinamik özellikleri değerlendirilmiştir. Hastalara burnun her iki tarafı için ayrı ayrı yapılmak üzere koku testi ve ses analizi, ameliyat öncesi ve sonrası 3. ayda yapıldı. Bulgular: Çalışmamızda burnun her iki tarafı için "Sniffin' Sticks" koku testiyle bulunan ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası koku eşiği, koku ayırım ve koku tanımlama testlerinin değerlerinin ve TDI (treshold, diskriminasyon ve identifikasyon toplamı ) skorunun istatistiksel olarak karşılaştırılması sonucunda, anlamlı artış izlendi. Septoplasti yapılan hastalarda preoperatif akustik parametreler ile postoperatif akustik parametreler karşılaştırıldığında Glottik gürültü eksitasyon oranı(GNE), Noisea, Maximum Phonation Time parametrelerinde anlamlı farklılıklar izlenir iken diğer parametrelerde anlamlı bir farklılık izlenmemiştir. Septorinoplasti yapılan hastalarda preoperatif akustik parametreler ile postoperatif akustik parametreler karşılaştırıldığında Shimmer, irregularity (pürüzlülük), Overall Severity (genel ses kısıklığı düzeyi), Maximum Phonation Time parametrelerinde anlamlı farklılıklar izlenir iken diğer parametrelerde anlamlı bir farklılık izlenmemiştir. Tartışma: Kulak Burun Boğaz kliniklerinde septal deviasyon sık görülen bir patoloji olup, Septoplasti/septorinoplasti ameliyatları da sık yapılmaktadır. Çalışmamızın sonucunda, septoplasti/ septorinoplasti cerrahisinden sonra olfaktör sahaya ulaşan havanın artması sağlanarak "Sniffin' Sticks" koku testi ile; bu ameliyatların koku alma üzerine pozitif etkisinin olduğu görüldü. Septoplasti/septorinoplasti sonrası maksimum phonation time (Mpt) ' i uzayan hastaların vital kapasitelerindeki artış objektif ses analiz yöntemi ile tespit edilmiştir. Operasyon sonrası bu değişikliği hastalarımız da subjektif olarak ifade ettiler. Bu nedenle Septoplasti/septorinoplasti yapılacak hastalar cerrahi sonrası gelişebilecek muhtemel ses değişikliklerine karşın bilgilendirilmeli ve ameliyatın koku alma üzerine olumlu etkisinden söz edilmelidir. Anahtar kelimeler: ses, koku, septoplasti, septorinoplasti
Timpanik membran retraksiyon ceplerinin klinik takip ve değerlendirilmesi
Amaç: Retraksiyon cepleri (RC) ile ilgili yapılan klinik takip içeren çalışmalar literatürde mevcuttur ancak yeterli değildir. Genelde tedavi yaklaşımları farklılık göstermekte ve sonuçlarda değişkenlik arz etmektedir. Bu çalışma ile sebebi tam ortaya konamamış bu patolojinin aydınlatılmasına teorik fayda ve bu tip hastaların takibi ile klinik yaklaşımlarımızı değerlendirilerek pratik fayda sağlanması ve literatüre ek katkı sağlanması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmamıza 2016-2019 tarihleri arasından Dicle Üniversitesi KBB polikliniği'ne başvuran ve yapılan muayene sonucunda RC tespit edilen 80 hastanın 121 kulağı dahil edildi. Kulakların 20'sinde hem Pars tensa (PT) hem de Pars flaksida (PF) da RC mevcut idi. Kulakların 101'inde sadece pars tensada RC mevcut idi. Pars tensa RC için Sade(1976) sınıflaması, PF RC için Tos(1987) sınıflaması kullanıldı. Çalışmamız prospektif olarak yapıldı. Pars tensa RC olan 51 kulak ve pars flaksida RC olan 12 kulak herhangi bir işlem görmeyip evre değişimine bakıldı. Pars tensa RC olan 70 kulak ve pars flaksida RC olan 8 kulak çeşitli operasyonlardan en az birini geçirdi. Hastalara ilk başvuruda ve takip sonunda odyometri, östaki disfonksiyon testi ve östaki tüpü disfonksiyon anketi (Eustachian Tube Dysfunction Questionnaire - ETDQ-7 ) yapıldı. Bulgular: Pars tensa RC evresi işitme kayıpları analiz edildiğinde; normal timpanik membran ile evre 1 PT RC arasında işitme açısından istatiksel olarak fark izlenmez iken PT RC evre 2, 3, 4 ile normal zar arasında istatistiksel olarak anlamlı kayıp olduğu görüldü. Pars tensa RC olup sadece takip edilen 51 kulakta takip süresi sonunda (21,98±2,27 ay) istatistiksel olarak anlamlı evre ilerlemesi saptandı. Pars flaksida RC olan ve sadece takip edilen (22,42±2,42 ay) 12 kulakta ise takip süresinde istatistiksel olarak anlamlı evre değişimi saptanmadı. Pars tensa RC olup kartilaj reinforcement timpanoplasti yapılan 23 kulakta kulak zarında takip süresi sonunda (21,74±2,26 ay) tekrar eden RC'i saptanmadı. Pars tensa RC olup Goode T tüp uygulanan 10 kulak (21,50±2,01 ay) ve tip 1 Paparella VT uygulanan 24 kulakta takip sonunda (22,04±2,11 ay) istatiksel olarak anlamlı düzelme saptanmazken evre ilerlemesi açısından da anlamlı ilerleme görülmedi. Ek işlem olarak balon tuboplasti uygulanan 13 kulakta ise (9 kulak Paparella VT'ye, 4 kulak kartilaj reinforcement TP'ye ek işlem olarak) evre iyileşmesi açısından takip süresi sonunda (22,85±1,21 ay) istatiksel olarak anlamlı iyileşme saptandı. Sonuç: PT RC olan kulakların opere edilmeyecekse kısa aralıklarla takip edilmelidir. Pars flaksida RC'lerinin klinik seyri PT RC'sine göre daha yavaştır. Pars tensa RC olan kulaklarda kartilaj reinforcement TP etkili bir yöntemdir. Tip 1 Paparella VT ve T tüpün PT RC'inde hastalık ilerlemesini durdurmasına rağmen tam kür sağlayamamaktadır. Pars tensa RC'lerinde tip 1 Paparella VT uygulamasına ek işlem olarak yapılan balon tuboplasti işleminin, sadece tip 1 Paparella VT işleminden daha etkili olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Retraksiyon Cebi, Pars Tensa, Klinik Takip, Ventilasyon Tüpü, T Tüp, Balon Tuboplasti, Kartilaj Timpanoplasti
Benign vokal kord lezyonlarının tedavi öncesi ve sonrasında subjektif ve objektif değerlendirme yöntemleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
Amaç: Benign vokal kord lezyonu tanısı alan hastalarda, tedavi öncesi ve tedavi sonrasında yapılan subjektif ve objektif değerlendirme yöntemleriyle, uygulanan tedavi etkinliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: 2005 ve 2015 yılları arasında ses kısıklığı nedeniyle başvuran, benign vokal kord lezyonu tanısı alan, cerrahi veya cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilen hastaların kayıtları, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Arşivi ve Dokuz Eylül Üniversitesi İşitme Konuşma Denge Ünitesi arşiv dosyaları yardımı ile geriye dönük olarak incelenmiştir Objektif değerlendirmeler için akustik ses analizi, subjektif değerlendirmeler için ise Ses Bozukluğu İndeksi (VHI), Algısal Ses analizi (GRBAS Skorlaması) ve videolarengostroboskopik değerlendirme kayıtları analiz edilmiş; ilgili testler tedavi öncesi ve sonrasında karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Tedavi öncesi ve sonrası yapılan subjektif değerlendirme yöntemleri karşılaştırmalı olarak değerlendirildiğinde nodül, unilateral vokal kord paralizisi, polip, kist ve sulkus vokalis hastalarında tedavi sonrası elde edilen skorlarda istatistiksel olarak anlamlı düşme olduğu saptanmıştır. (p<0.05). Akustik ses analizlerindeyse vokal kord nodülü olan erişkin hastalarda Jitter (Jitt) ve Shimmer (Shim) değerinde anlamlı değişiklik saptanmışken, Noise– Harmonic oranında (NHR) farklılık saptanmamıştır. Çocuk vokal kord nodülü hastalarında ise tedavi sonrası elde edilen skorlarda istatistiksel olarak anlamlı değişiklik saptanmamıştır. Unilateral vokal kord paralizisi ve vokal polipli hastalarda, Jitt, Shim ve NHR değerlerinde istatistiksel anlamlı değişiklik saptanmıştır. Vokal kord kisti olan hastalarda Shim değerinde istatistiksel anlamlı değişiklik saptanırken, Jitt ve NHR'de saptanmamıştır. Sulkus vokalis tanılı hastalardaysa Shim ve NHR değerlerinde istatistiksel anlamlı değişiklik saptanırken, Jitt değerinde saptanmamıştır. Sonuç: Uygun tedavi yaklaşımlarıyla tüm hastalarda, algısal ses analizi ve ses bozukluğu indeksi skorlarında istatistiksel olarak anlamlı düşüş saptanmış olup, objektif analizler bu bulguları desteklemektedir. Vokal kord (VK) nodül ve unilateral vokal kord paralizisi (UVKP) hastaları eğitim durumlarına göre değerlendirildiğinde, lisans-yüksek lisans mezunlarının ses terapisine daha iyi yanıt verdiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: vokal kord, nodül, polip, kist, sulkus, paralizi akustik analiz, ses, ses bozukluğu indeksi, GRBAS
Obstruktif uyku apne sendromlu hastalarda tiroid fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve vücut kitle indeksini apne hipopne indeksi ile korelasyonu
AMAÇ: OSAS'ın semptomotoloji spektrumu oldukça geniştir. Bu semptomlar OSAS'a yönelmemizi sağlarlar ancak hepsi tanı koydurucu özelliğe sahip değildir. Etyolojik nedenler arasında sayılan endokrin bozukluklardan tiroid hormonlarının azalması ve aşırı kilo kolaylıkla tespit edilebilir, maliyeti düşüktür ve tedavi planlanmasında yol göstericidir.Bu noktadan hareketle polisomnografi ile OSAS tanısı alan hastalarda tiroid hormon düzeylerine baktık ve vücut kitle indeksi (BMİ) değerlerinin, Apne Hipopne indeksi (AHİ) ile korelasyonunu araştıran bir çalışma yaptık.MATERYAL METOD: Bu çalışma kapsamına, Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Polikliniğine ve Uyku Bozuklukları Merkezine Temmuz 2008 ile Kasım 2010 tarihleri arasında başvuran ve PSG sonucu OSAS tanısı konulan hastalar alındı. Başvuru şikayetleri yönünden heterojen bir grup olup, çoğu horlama şikayetiyle, diğerleri ise partnerlerinin ifade ettiği uykuda solunum durması hikayesi, gündüz aşırı uykululuk hali, yorgunluk, baş ağrısı gibi şikayetlerle başvurdu. Bu hastalara yapılan PSG sonucuna göre, OSAS olarak saptanan (AHİ>5) gruptan, rastgele ilk 100 hasta seçildi. Hastalara arasında cinsiyet ayırımı yapılmadı.BULGULAR: PSG sonucu OSAS tespit edilen olguların yaş ortalamaları 48.79 di.Kadınların yaşları 24 ile 76 arasında değişmekte olup; ortalaması 55.44'tir. Erkeklerin yaşları 24 ile 77 arasında değişmekte olup; ortalama yaş 46.33'dir. 100 hastanın 33' u hafif, 19'i orta, 48'u ağır OSAS tablosuna sahipti. Bu 100 olgunun yapılan serum tiroid hormonu düzeylerinde 5 hastada (2'si hafif, 3'si ağır OSAS'lı) hipotiroidi saptandı. Hipotirodisi olan hastalardan 2'si kadın 3'i erkekti.Tüm olgularda BMİ ve AHİ arasında pozitif yönde,%45.9 düzeyinde ve istatistiksel olarak önemli bir Korelasyon bulundu.SONUÇ: Bu verilere göre uyku laboratuarlarına OSAS şüphesi ile başvuran tüm hastalarda hipotiroidi taraması ve BMİ ölçümünün gerekli olduğu ve bu sayede daha doğru bilgilere ulaşılacağı ve hastaların daha efektif bir tedaviye kavuşacağı sonucuna varılmıştır.
Boyunda kitle şikayeti ile başvuran hastaların histopatolojik analizi
Bu çalışmanın amacı; kliniğimizde boyun kitlesi nedeniyle takip edilmiş ve cerrahi uygulanmış olan hastaların tanısal dağılımını saptamaktır.Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalında, 2006-2011yılları arasında boyun kitlesi nedeniyle takip edilmiş olan ve tanı/tedavi amacıyla cerrahi uygulanmış 1002 olgunun (406 kadın, 596 erkek) patolojik tanı raporları yaş, cinsiyet, histopatolojik tanı ve yaşadığı şehir bulguları not edilerek retrospektif olarak incelendi.Boyun kitlelerinin 425'i (%42) enflamatuar, 242'si ( %24) malign neoplastik, 229'u (%23) benign neoplastik, 106'sı (%11) konjenital orjinli idi. Yaş ortalaması enflamatuar kitlelerde 37.6 ± 14.1, konjenital kitlelerde ise 14.7 ± 6.8 idi. Benign kitleli hastalarda yaş ortalamsı 41.8 ± 10.3 iken malign kitleli hastalarda yaş ortalaması 54.5 ± 15.9 idi.Yurdumuzda boyun kitleli hastalarda enflamatuar nedenler en sık sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızdaki sonuçlarda bu bilgiyi desteklemektedir. Fakat bu gruptaki bazı hastalıkların insidansında farklılıklar gözlenmiştir.ANAHTAR SÖZCÜKLER: Boyun kitlesi, Cerrahi Tedavi, Histopatolojik Tanı
Vokal kord nodülü etyolojisinde psikolojik faktörlerin rolü
Vokal kord nodülleri KBB uzmanlarının en sık karşılaştığı vokal kord benign hastalıklarındandır. Vokal kordların lamina propriasında oluşurlar, anterior ve orta 1/3 birleşiminde yerleşirler. Bu kısım ses oluşumunda en dinamik olan ve kas gücünün en çok kullanıldığı bölgedir. Bu lezyonların altta yatan nedeninin anlaşılması uygun klinik tedavinin yapılabilmesi için gereklidir.Bu çalışmada psikolojik faktörler ile vokal kord nodülleri arasındaki ilişkiyi araştırdık. Bu çalışma; vokal kord nodüllü 47 kadın hasta ve larengeal semptomu olmayan 42 kadın gönüllüyle, BAI, BDI, SSAS ve KSE isimli psikolojik değerlendirme ölçekleri kullanılarak yapıldı. Sonuçlar vokal nodüllü grupta artmış mesleksel riskin yanında, anksiyete ve hostilite ile birlikte artmış psikolojik yükün etyolojiye katkı yaptığını göstermiştir.Bu çalışmanın sonuçları ve benzer literatür bulguları vokal kord nodülünün birden çok sebepli, komplike ve psikolojik faktörlerle direkt ilişkili bir patoloji olduğu sonucunu ortaya koymaktadır.
Rinoplasti operasyonunda kullanılan osteotomi yöntemlerinin karşılaştırılması
Rinoplasti Operasyonunda Kullanılan Osteotomi Yöntemlerinin Karşılaştırılması Rinoplasti operasyonu geçiren hastalarda, konvansiyonel lateral osteotomla yapılan osteotomiyle; piezo elektrikli enstrümanları yardımıyla yapılan osteotominin; postoperatif morbidite üzerine olan etkisini karşılaştırmak amacıyla bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya yaşları 18 ile 40 arasında olmak üzere toplam 72 hasta dahil edildi. 49 hastaya konvansiyonel yöntem ile osteotomi uygulandı, 23 hastaya ise piezo elektrikli enstrümanlar yardımıyla osteotomi uygulandı. Hastaların postoperatif sekizinci saat, 24. saat, üçüncü gün ve onuncu gün ekimoz – ödem – ağrı değerleri, bir KBB Hastalıkları uzmanlık öğrencisi tarafından, yapılan osteotomi yönteminden habersiz (tek kör) olarak Kara ve Gokalan ödem ekimoz sınıflamasının Yücel modifikasyonu kullanılarak kaydedildi. Ayrıca ağrı skorları da; evrensel ağrı değerlendirme araçları içinde olan sözlü tanımlayıcı ağrı ölçeği kullanılarak kaydedildi. İlk aşamada sayısal verilerin dağılım türü Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro- Wilk testleri kullanılarak belirlendi ve osteotomi grupları Mann- Whitney U testi kullanılarak karşılaştırıldı. P<0.05 değeri istatiksel olarak anlamlı kabul edildi. Ödem skorları piezo cerrahisi grubunda düşük saptanmakla beraber istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Ekimoz değerleri ise bütün zamanlarda piezo cerrahi grubunda düşük olarak saptanmıştır. Birinci gün ekimoz değerleri, piezo grubunda istatiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Sekizinci saat ve üçüncü gün ekimoz skorları da istatiksel olarak anlamlı olmasa da belirgin olarak düşük izlenmiştir. Postoperatif uygun analjezi verilen hastaların ağrı skorlarında ise iki grup arasında anlamlı bir farklılık izlenmemiştir.
Vestibüler migren tanısı alan bireylerde farklı uyaran modelleriyle vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyellerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, VM hastalarında sVEMP ve oVEMP testlerinde farklı uyaran modelleri ( tone burst, klik ve chirp) kullanılarak latans ve amplitüd üzerine etkisini kontrol grubu ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya, Şubat 2022- Eylül 2022 tarihleri arasında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Nöroloji Anabilim Dalı' nda, Vestibüler migren tanısı almış 26 birey (52 kulak) ve 26 sağlıklı birey (52 kulak) dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara, 500 Hz tone burst (TB) ve 500 Hz Frekansa spesifik chirp ve klik uyaran ile vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (sVEMP, oVEMP) testleri uygulanmıştır. sVEMP ve oVEMP testinde tüm uyaran (chirp, TB ve klik) yanıtlarında VM grubu kontrol grubuna göre eşik değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.00). Chirp uyaran yanıtları TB uyaran yanıtlarına göre; VM grubunda sVEMP ve oVEMP testinde, kontrol grubunda oVEMP testinde P1, N1 latans, P1-N1 amplitüd ve eşik değerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur (p> 0.05). Chirp uyaran yanıtları klik uyaran yanıtlarına göre; VM hasta ve kontrol grubunda sVEMP ile oVEMP testlerinde P1-N1 amplitüd ve yanıt oran değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Chirp uyaran yanıtları klik uyaran yanıtlarına göre VEMP eşik değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). 500 Hz frekansa-spesifik chirp uyaran ile yapılan VEMP testinde kontrol grubu VM grubuna göre, sVEMP P1-N1 amplitüd değeri ile oVEMP N1 latans değeri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). 500 Hz TB uyaran ile yapılan teste, VM grubu kontrol grubuna göre, sVEMP P1-N1 amplitüd ve asimetri oranı ile oVEMP P1, N1 latans ve asimetri oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Klik uyaran ile yapılan sVEMP testinde VM hasta grubu kontrol grubuna göre N1 latans, P1-N1 amplitüd ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur (p<0.05). sVEMP testinde VM grubu kontrol grubuna göre asimetri oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Vestibüler migren hastalarında ve kontrol grubunda sVEMP ve oVEMP yanıtları 500 Hz TB uyaranda %100 elde edilmiştir. sVEMP ve oVEMP testinde en az yanıt oranı her iki grupta da klik uyaran ile elde edilmiştir. En yüksek yanıt oranı 500 Hz tone burst uyaran bulunmuştur. 500Hz frekansa spesifik chirp uyaranın yanıt oranları ile amplitüd değerlerinin yüksek olması, eşik değerlerinin düşük olması ve daha düzgün dalga morfolojisi nedeniyle VM hastalarında VEMP testi ile vestibüler sistem değerlendirilmesinde etkili bir uyaran olduğu sonucuna varılmıştır.
Gürültülü ortamda çalışan inşaat işçilerinin periferik işitme ve denge fonksiyonunun değerlendirmesi
Endüstriyel odyoloji de en çok karşımıza çıkan durumlardan biri de gürültüye bağlı işitme kaybıdır. Yapılan çalışmalar da şantiye alanlarında ortalama ses seviyesi 80-85 dB üzerinde olduğu bilinmektedir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının yayınladığı kitapçığa göre inşaat işçilerinin uzun sürede yaşayabileceği meslek hastalıkların birinci sırasında gürültüye bağlı işitme kaybı geliyor. Bu çalışma gürültülü ortamda çalışan 18-55 yaşları arasında ve en az beş yıl inşaat alanında çalışmış, inşaat işçilerinin periferik işitme ve denge sistemi değerlendirilmesi yapılmıştır. Başkent Üniversitesi KBB polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm bireylere genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra değerlendirmek için veri toplama araçları olarak, saf ses odyometri, yüksek frekans odyometrisi, konuşma testleri ve akustik immitansmetri seçilmiştir. Denge sistemini değerlendirmek için her katılımcıya vHIT, VNG test bataryaları ve Dix-Hallpike testleri uygulanmıştır. 34 inşaat işçisi ve 30 sağlıklı kontrol grubunun katılımıyla toplam 64 gönüllü değerlendirilmeye alınmıştır. SSO, konuşmayı ayırt etme ve yüksek frekans testlerini, sonuçları karşılaştırıldığında, inşaat işçilerini işitme, konuşmayı alma ve ayırt etme eşikleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Denge sistemi değerlendirmesinde çalışma grubundan sadece optokinetik ve pursuit kazanç kaybından kaynaklı asimetrik konfigürasyon gözlemlendi. vHIT de bir kişide sakkad gözlendi. Baş dönmesi şikayeti birkaç işçide mevcuttu, genel olarak katılımcılar dengesizlik şikayetinde bulunmadılar. Elde edilen veriler doğrultusunda inşaatta çalışan işçilerin işitme sisteminin etkilendiği gözlenmiştir. Denge sistemi için birkaç kazanç kaybı olan örneklem olmasına rağmen yüksek oranda anlamlı fark bulunmamıştır. İnşaatta çalışan personellerde işitme normal olsa bile, 4000 Hz de çentik olduğu ve yüksek frekanslarda işitme kaybı olduğu belirlenmiştir. Gürültü seviyesi yüksek olan yerlerde çalışan bireylerin hem işitme hem de denge sisteminin etkilenmesi yanında fiziksel ve psikolojik sağlıklarının da olumsuz etkileneceği düşünülerek önemler arttırılmalı ve erken teşhis için tarama standartlarının düzenlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu görüşündeyiz.
Ventilasyon tüp öyküsü olan çocuklarda işitsel işlemleme becerilerinin değerlendirilmesi ve geç latanslar
Bu çalışmada amaç çocukluk döneminde (3-10yaş) efüzyonlu otitis media tanısı almış bireylerde bilateral ventilasyon tüpü uygulaması sonrası temporal işitsel işlemlemede meydana gelen değişiklikler ve bu değişikliklerin gürültüde konuşmayı anlama performansı üzerindeki etkilerini değerlendirmektir. Çalışma olgu-kontrol çalışmasıdır. Çalışmaya İstanbul Prof. Dr. Süleyman Yalçın Şehir Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniğine gelen normal işitme eşiklerine ve normal immitansmetrik değerlendirmeye sahip, otitis media tanısı almamış, 10-15 yaş arası 30 birey ve çocukluk döneminde (3-10 yaş) effüzyonlu otitis media tanısı alarak bilateral ventilasyon tüpü uygulanmış, normal işitme eşiklerine ve normal immitansmetrik değerlere sahip 10-15 yaş arası 30 birey olmak üzere toplam 60 birey dahil edilmiştir. Her gruba türkçe matriks test, rastgele aralık tespit etme testi, frekans pattern testi ve süre pattern testi, işitsel uyarılmış kortikal potansiyeller testi uygulanmıştır. Kontrol grubuna göre çalışma grubunda temporal işlemleme testleri (frekans patern testi, süre patern testi rastgele aralık tespit etme testi) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,01). Türkçe matriks testi sonucunda çalışma grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşük skorlar elde edilmiştir (p<0,05,p<0,01). Ayrıca işitsel uyarılmış kortikal potansiyeler testindeki latans değerleri çalışma grubunda, kontrol grubuna göre uzamış elde edilmiş olup, bu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). Çalışma sonucunda VT öyküsü olan çocuklarda santral işitsel işlemleme becerilerinin etkilenmiş olduğu tespit edilmiştir. Yapılan temporal işlemleme testleri, Türkçe matriks test ve işitsel uyarılmış kortikal potansiyel testleri güvenilir, kolay uygulanabilir testler olarak efüzyonlu otitis media öyküsü olan çocuklarda geleneksel işitme test yöntemleri ile beraber kullanılması sınıf gürültüsünde anlama becerierini değerlendirmek açısından önerilebilir. Anahtar Sözcükler: Otitis Media, İşitsel işlemleme, Gürültüde konuşmayı anlama, Konuşma algısı, Temporal çözünürlük, Temporal sıralama, İşitsel Uyarılmış Kortikal Potansiyeller
İşitme kayıplı bireylerde işitme cihazının denge fonksiyonları üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Sensörinöral tip işitme kaybı olan birçok hastada beraberinde baş dönmesi ve buna bağlı vestibüler semptomlar görülebilmekle birlikte, vestibulopatiye neden olabilecek herhangi bir iç kulak veya sistemik hastalık kanıtı olmadığında da vestibüler disfonksiyonun olabileceğine ilişkin çalışmalar mevcuttur. İşitme cihazı kullanımının vestibüler semptompları belirgin olmayan hastalarda etkisi üzerine literatürde yeterli çalışma yer almamaktadır. Bu bilgiler ışığında bilateral sensörinöral işitme kaybı olan bireylerde işitme cihazı kullanımının denge fonksiyonları üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi KBB Polikliniğine başvuran ve bilateral orta derecede sensörinöral işitme kaybı tanısı almış, 18-50 yaş aralığında olan 40 yetişkin hasta ile aynı yaş ve cinsiyet eşleştirmeli işitme kaybı olmayan 40 yetişkin gönüllü kişi çalışmaya dahil edildi. Katılımcıların tamamına, saf ses odyometri, timpanometri, videonistgmografi, Servikal-Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (cVEMP), Video Head Impulse Test (VHIT), Statik Postrografi objektif testleri uygulandı. Ayrıca başdönmesi engellilik envanteri, uluslararası düşme etkinlik skalası ve berg denge ölçeği anketleri yapıldı. Hasta gruba Odyo vestibüler değerlendirme sonrasında kulak arkası digital şitme cihazı uygulanarak 6 ay sonra Odyo-vestibüler testler ve anket değerlendirmeleri tekrar edildi. Çalışma grubunun öncesi ve sonrası olarak karşılaştırmaları yapıldı. Sonuçlarda; cVEMP testlerinde işitme cihazı kullanımı öncesinde ve sonrasında latans süreleri karşılaştırıldığında anlamlı düzeyde farklılık gözlenmezken (p>0,05) amlitüd değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edildi (p<0,01), VHIT sonuçlarında hasta grupta işitme cihazı kullanımı öncesine göre 6. ay kontrollerde sakkadların istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kaybolduğu gözlendi (p<0,01), Statik Postürografi testlerinde işitme cihazı kullanımı öncesinde ve işitme cihazı kullanımı sonrasında Düşme Riski açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,01). Baş Dönmesi Engellilik Envanteri, Berg Denge Ölçeği ve Uluslararası Düşme Etkinlik Skalası sonuçlarında da istatistiksel olarak anlamlı düşme gözlendi (sırası ile, p<0,01, p<0,01, p<0,01). Sonuç olarak işitme cihazının vestibüler fonksiyonlar üzerinde olumlu etkisi olduğu, objektif bulgularda düzelme meydana getirebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Denge, işitme kaybı, işitme cihazı, Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (cVEMP), vHIT, Posturografi.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında ve sağlıklı bireylerde utriküler fonksiyonların sanal gerçeklik ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller ile değerlendirilmesi
Amaç: Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısı alan hastalarda utriküler fonksiyonları, kanalit repozisyon manevrası (KRM) tedavisi öncesi ve sonrası değerlendirerek vestibüler bilgilerin vertikal algı üzerindeki etkisini incelemek, sağlıklı bireylerin vertikal algısı ile karşılaştırmak, ayrıca elde edilen test sonuçları arasındaki korelasyonu değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2023 yılı içerisinde Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği'nde BPPV tanısı alan 26 hasta ve 26 sağlıklı katılımcı dahil edildi. Hasta grubuna KRM tedavisi öncesi ve sonrası subjektif vizüel vertikal test (SVV), dinamik subjektif vizüel vertikal test (DSVV) ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel test (oVEMP) uygulandı. Kontrol grubuna ise SVV ve DSVV testleri uygulandı. Elde edilen sonuçların istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0.05'in altında olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 41,15±14,46 olan 26 hasta birey, yaş ortalaması 35,77±12,77 olan 26 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Hasta grubunda manevra öncesi ve sonrası DSVV değerleri karşılaştırıldığında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05), fakat SVV değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Kontrol grubu SVV değerleri ile hasta grubu manevra öncesi SVV değerleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubu SVV değerleri ile hasta grubu manevra sonrası SVV değerleri arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubu DSVV değerleri ile hasta grubu manevra öncesi DSVV değerleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05), fakat manevra sonrası DSVV değerleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Hasta bireylerden elde edilen manevra öncesi P1 latans değerleri ve P1 – N1 amlitüd değerleri ile normatif veriler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Hasta bireylerden elde edilen manevra sonrası P1 latans değerleri ve P1 – N1 amlitüd değerleri ile normatif veriler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Hasta bireylerde manevra öncesi ve sonrası elde edilen SVV – DSVV değerleri arasında pozitif yönde korelasyon bulunmaktadır (p<0,05). Hasta bireylerde manevra öncesi elde edilen SVV değerleri ile manevra sonrası elde edilen sol kulak P1 – N1 amplitüd değerleri arasında negatif yönde korelasyon bulunmaktadır (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamız, BPPV tanısı alan hastalarda utriküler fonksiyonların da etkilendiğini aynı zamanda BPVV'nin vertikal algı üzerinde etkisi bulunduğunu göstermektedir. Tedavi manevralarını takiben yapılan testler sonucunda, iyileşmenin SVV testi değeri üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamışken; DSVV testi değerleri üzerinde olumlu anlamda etkisi olduğu bulunmuştur. İleri çalışmalar için örneklem sayısının artırılmasının yararlı olabileceğini düşünmekteyiz.
e-sporcularda fonksiyonel baş itme testiyle farklı optotip görüntülenme sürelerinde vestibülo oküler refleksin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı C optotip görüntülenme sürelerinde elektronik spor (e-spor) oyuncularının ve oyun oynamayan kişilerin fonksiyonel baş itme testi (f-HIT) yüzdelerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Mart – Aralık 2023 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği'nde e-sporcular ve sağlıklı gönüllüler, iki gruptan eşit sayıda toplam 36 kişi dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen 36 kişiye de f-HIT testi 30 ms Landolt C optotip görüntülenmesi, 45 ms optotip görüntülenmesi ve 60 ms optotip görüntülenmesi olmak üzere toplamda 3 kez uygulanmıştır. Elde edilen çalışma verileri IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak analizler tamamlanmıştır. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0.05'in altında olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Kontrol grubu katılımcılarının %55,6'sı (n=10) kadın iken %44,4'ü (n=8) ise erkektir. E-sporcu grubun katılımcılarının ise %50'si (n=9) kadın iken %50'si (n=9) ise erkektir. Tüm katılımcıların 30 ms, 45 ms ve 60 ms lateral, LARP (left anterior/right posterior – sol ön/sağ arka) ve RALP (right anterior/left posterior – sağ ön/sol arka) z değeri ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Normal ve e-sporcu grubundaki katılımcıların lateral, LARP ve RALP z değeri ölçümlerinin (30 ms, 45 ms ve 60 ms) ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Kontrol grubu ile e-sporcu grubundaki katılımcıların lateral sağ ve sol 30 ms, 45 ms ve 60 ms doğru cevap yüzdesi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Katılımcıların lateral sağ ve sol doğru cevap yüzdesi ölçümlerinin (30 ms, 45 ms ve 60 ms) ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Kontrol grubu ile e-sporcu grubundaki katılımcıların LARP sağ 45 ms ve 60 ms, LARP sol 30 ms ve 60 ms doğru cevap yüzdesi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Kontrol ve e-sporcu grubundaki katılımcıların LARP sağ ve sol doğru cevap yüzdesi ölçümlerinin (30 ms, 45 ms ve 60 ms) ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Kontrol grubu ile e-sporcu grubundaki katılımcıların RALP sağ 30 ms, 45 ms ve 60 ms, RALP sol 45 ms ve 60 ms doğru cevap yüzdesi ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0,05). Kontrol ve e-sporcu grubundaki katılımcıların RALP sağ ve sol doğru cevap yüzdesi ölçümlerinin (30 ms, 45 ms ve 60 ms) ortalamaları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda, e-sporcularda lateral, LARP ve RALP bütün verilerde z değerinin daha düşük olduğu ve doğru cevap yüzdelerinin e-sporcularda daha yüksek olduğu bilgisine ulaşmıştır. Çalışmamızın sonucuna göre daha fazla sayıdaki popülasyonda değerlendirme yapılmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Fonksiyonel head impuls test (f-HIT); e-spor; VOR Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu ve Etik Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no: KA23/36) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir.
Görme kayıplı bireylerde periferik vestibüler sistemin baş savurma testi (vHIT) ve vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (VEMP) ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada, görme kaybı olan bireylerin denge sisteminin analizinde baş savurma testi (vHIT), servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (sVEMP) ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (oVEMP) testleri kullanılarak sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırmak amaçlanmıştır. Çalışmaya; bilateral az görme tanısı almış 23 birey, bilateral kör tanısı almış 20 birey ve 50 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara, vestibüler sistem değerlendirilmesi amacıyla vHIT, sVEMP ve oVEMP testleri uygulanmıştır. Kontrol grubuna görsel girdinin etkisini değerlendirmek amacıyla standart vHIT'e ek olarak iki koşullu (karanlık ortamda ve hedef olmadan gün ışığında) vHIT yapılmıştır. vHIT yanıtlarında tüm SSK'da çalışma grubuyla kontrol grubunun birbiri arasındaki mukayesesinde VOR kazançlarında anlamlı farklılık tespit edilmiştir ( p<0,001). Kontrol grubunun koşullu üç grubundaki (hedefsiz gün ışığı, karanlık ve standart) vHIT yanıtlarına bakıldığında tüm SSK'da her 3 grubun birbiri arasındaki mukayesesinde VOR kazançlarında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,001). Çalışma ve kontrol grubunun oVEMP yanıtları karşılaştırıldığında; bilateral az gören grup ile kontrol grubu arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık tespit edilmemiştir (p>0,05). Bilateral kör grupta oVEMP yanıtı elde edilememiştir. Bilateral az gören, bilateral kör ve kontrol grubunun sVEMP yanıtları karşılaştırıldığında; sağ kulaktan elde edilen N23 latans değerinde (p=0,016; p <0,05), sağ kulaktan elde edilen N1P1 latans değerinde (p=0,009; p <0,05) sağ kulaktan elde edilen N1P1 amplitüd değerinde (p=0,006; p <0,05) ve sol kulaktan elde edilen N1P1 amplitüd değerinde (p=0,001; p <0,05) istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Hedefsiz gün ışığı ve karanlık koşullarda elde edilen VOR kazançlarının kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı daha düşük bulunması, görsel girdinin vestibüler sistem üzerinde önemli bir etkisinin olduğunu göstermektedir. Bilateral az gören grubun VOR kazançlarının kontrol hedefsiz gün ışığı grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düşük bulunması hedef olmasa bile gün ışığının var olması VOR kazancında iyileştirici bir etkiye sahip olabileceğini düşündürmektedir. Her ne kadar sağlıklı bireyleri görme yetisinden yoksun bıraksak da VOR yine de sağlıklı grupta anlamlı derecede yüksek bulundu. Bu sonuç sağlıklı gören bireylerde gelişen ortama adaptasyon mekanizması ve kör bireylerin uzun süre görsel girdiden yoksun olması sebebiyle elde edilmiş olabileceği düşünülebilir. Sonuç olarak çalışmamızda, az gören ve kör bireylerde istatistiksel olarak anlamlı elde ettiğimiz düşük VOR kazançları, görsel girdinin vestibüler sistem üzerindeki büyük etkisini göstermiştir. Buna ek olarak, sağlıklı bireylerde üç aşamalı (karanlık, hedefsiz gün ışığı ve standart) uygulamış olduğumuz vHIT sonuçları da bu hipotezimizi desteklemiştir. Anahtar kelimeler: Görme kaybı, Az görme, Denge kaybı, Baş dönmesi, Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (sVEMP), Oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (oVEMP), Baş savurma testi (vHIT)
Gürültüye maruz bırakılan sıçanlarda astaksantin kullanımının etkilerinin odyolojik ve histopatolojik olarak gösterilmesi
Bu çalışmada, gürültüye bağlı işitme kaybına karşı astaksantinin potansiyel koruyucu etkisi ve işitme fonksiyonlarını koruyabilme kapasitesi araştırılmıştır. Çalışmada, toplam 25 erkek Wistar albino sıçan kullanılarak 5 farklı grup (her grup için n=5) oluşturuldu. Gruplar; kontrol (sadece serum fizyolojik verilen grup), gürültü, gürültü+ serum fizyolojik grubu, sadece astaksantin verilen grup ve gürültü+ asraksantin grubu olarak 5 gruba ayrıldı. Gürültü uygulaması 120 dB SPL şiddetinde 4 kHz dar bant ile 4 saat boyunca gerçekleştirildi. Astaksantin; gürültü sonrasında, 10 mg/kg dozda 5 gün boyunca intraperitonal yolla uygulandı. Deneklerin işitme fonksiyonları Distorsiyon Ürünü Otoakustik Emisyon (DPOAE) testi ile 1, 2, 4, 6, 8 kHz'de ve İşitsel Uyarılmış Beyinsapı Cevapları (İUBC) testiyle 4, 8, 12, 16, ve 32 kHz'de değerlendirildi. Değerlendirmeler; ön test (0. Gün), gürültü sonrası 1. Gün, 7 gün ve 21. Günde yapıldı. 21. Gün son testler yapıldıktan sonra sakrifikasyon ve temporal kemiğin diseksiyonu gerçekleştirildi. Histopatolojik ve immünohistokimyasal incelemeler yapılarak, astaksantinin koruyucu etkisi analiz edildi.ABR testlerinde, 4, 8, 12, 16 ve 32 kHz frekanslarında gürültü grubu ve astaksantin tedavi grubu arasında 1., 7. ve 21. günlerde anlamlı farklar bulundu. DPOAE testinde, 2, 4 ve 6 kHz'de 1. günde anlamlı farklar elde edildi, ancak 8 kHz'de 1. ve 21. günlerde anlamlı fark gözlendi. Astaksantin verilen grupta, 1. günden 21. güne kadar sinyal-gürültü oranlarında artış eğilimi görüldü. Histopatolojik incelemelerde, astaksantinin gürültüye maruz kalan gruplarda doku hasarını azalttığı ve hücresel düzeyde koruma sağladığı tespit edildi.Sonuç olarak; Astaksantinin gürültü kaynaklı işitme kaybına karşı koruyucu etkisi olduğu ve işitme fonksiyonlarının korunmasında potansiyel etkinin olabileceği göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Astaksantin, Gürültü Bağlı İşitme Kaybı, Antioksidan
Zihinsel yetersizliği olan bireylerde işitsel spektral çözünürlük, gürültüde konuşmayı anlama ve sözel dil becerisinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, hafif düzey zihinsel yetersizliği (HDZY) olan bireylerin işitsel spektral çözünürlük becerisi, gürültüde konuşmayı anlama, sözel bellek süreçleri ve sözel dil becerisinin değerlendirilmesi yapılarak değişkenlerin ilişkisel analizi amaçlanmıştır. Çalışmaya; 27 HDZY tanısı almış birey ile 27 tipik gelişim gösteren birey dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara odyolojik değerlendirmeler, Hearing in Noise Test (HINT-PV), Sözel Bellek Süreçleri Testi (SBST) ve Spektral Modülasyon Ripple Test (SMRT) yapılmıştır. Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi (TODİL) testi ise HZDY tanısı alan bireylere uygulanmıştır. Normal işitmeye sahip tüm katılımcıların, gruplar arası HINT sessiz koşulda eşik düzeyleri benzer iken (p>0,05), iki gurup arasında HINT gürültü ön koşulunda, SMRT test R/O, SBST-ABP, SBST-TÖP, SBST-EYÖP, SBST-USB testlerde farklılık gözlenmiştir (p<0.001). HDZY olan bireyler sözel dil becerilerinde, test norm değerlerinden daha düşük düzeyde dil puanı elde ettikleri gözlenmiştir (p<0,05). Grupların cinsiyet açısından sonuçları ve HINT-sessiz koşuldaki eşik düzeyleri benzer olarak gözlenmiştir (p>0.05). HDZY olan bireyler zeka bölümü (IQ) 50-59 olan 15 birey (%55.6) ile 60-69 olan 12 birey (%44.4) iki grupta incelenmiştir. HINT gürültü ön koşulu ile SMRT R/O, SBST TÖP, EYÖP, USB, TODİL test sonuçlarında iki alt grup arasında farklılık gözlenmiştir (p<0,01). HDZY olan bireylerde zihinsel beceri düzeyi ile SMRT-R/O, SBST-TÖP, SBST-EYÖP ve SBST-USB arasında pozitif yönlü korelasyon gözlenmiştir (p<0.05). HDZY olan bireylerde HINT-gürültü ön değişkeni ile SBST-TÖP, SBST-USB ve SBST-EYÖP arasında pozitif yönlü korelasyon gözlenmiştir (p<0.05). HINT gürültü ön değişkeni SMRT R/O ve HINT sessiz koşulu arasında anlamlı bir korelasyon izlenmemiştir (p>0.05). Sonuç olarak çalışmamızda, HDZY olan bireylerin normal işitme eşiklerine sahip olsa bile periferik ve santral işitsel yollar ile işitsel korteks düzeyinde spektral çözünürlük becerilerinde yetersizlikler olabileceği değerlendirildi. Zihinsel yetersizlik düzeyi azaldıkça daha düşük R/O puanı elde edilmesi, zihinsel yetersizlik ile işitsel kortikal alanlarda işlemleme ve ayırt etme ile ilişkili, spektral çözünürlük becerisi etkileniyormuş gibi görünmektedir. Zihinsel yetersizlik düzeyi daha düşük olan bireylerin sözel dil becerileri ile sözel bellek süreçlerinde daha düşük başarı sağladıkları, buna bağlı olarak öğrenme performansında düşüklük, HINT gürültü ön koşulunda daha kötü performans gösterdikleri ve daha yüksek sinyal gürültü oranına (SGO) ihtiyaç duydukları izlenmiştir. Aynı şekilde artan zihinsel beceri düzeyi ile dil becerilerinin iyileştiği ve gürültüde konuşmayı anlama becerisinde, sözel bellek süreçlerinde daha başarılı oldukları söylenebilir. Zihinsel yetersizliği olan bireyler daha fazla SGO'na ihtiyaç duyuyormuş gibi görünüyorlar.
Manyetik rezonans görüntüleme cihazı ile çalışan radyoloji teknikerlerinde gürültünün işitme üzerine etkisinin kontrol grubu ile karşılaştırılması
Bu çalışma, Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) cihazı ile çalışan radyoloji teknikerlerinin, cihazın oluşturduğu yüksek düzeydeki akustik gürültüye maruziyetinin işitme sistemine olan etkilerini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. MRG cihazlarının çalışması sırasında ortaya çıkan sesler, 100 dB'yi aşabilen seviyelere ulaşabilmekte ve uzun süreli maruziyet durumunda iç kulakta geri dönüşü olmayan koklear hasarlara neden olabilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı, MRG cihazıyla çalışan radyoloji teknikerlerinin koklear fonksiyonlarının, benzer yaş ve meslek grubundan ancak MRG ile çalışmayan sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Çalışmaya, yaşları 21 ile 48 arasında değişen 34 radyoloji teknikeri ile yaşları 21 ile 45 arasında değişen 32 kontrol grubu üyesi dahil edilmiştir. Katılımcıların tamamına işitme sistemine dair detaylı odyolojik değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler arasında saf ses odyometrisi, yüksek frekans odyometrisi, Transient Evoked Otoakustik Emisyon (TEOAE), Distortion Product Otoakustik Emisyon (DPOAE) ve Tinnitus Engellilik Envanteri (THI) testleri yer almaktadır. Ayrıca radyoloji teknikerlerinin çalıştığı MRG odalarında 15 dk gürültü ölçümleri yapılmış ve en yüksek anlık ses düzeyinin 105.1 dB'e kadar çıktığı tespit edilmiştir. Bulgular, MRG cihazı ile çalışan teknikerler kontrol grubu ile kıyaslandığında, TEOAE ve DPOAE sonuçlarında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Saf ses odyometri ve yüksek frekans odyometri sonuçlarında anlamlı farklılıklar olduğu gözlenmektedir. Saf ses odyometride 500(kapıya yakın olan kulak p-value=0.0295 kapıya uzak olan kulak p-value=0.0046), 1000 Hz'de (kapıya yakın olan kulak p-value=0.0469 kapıya uzak olan kulak p-value=0.0008) her iki kulakta eşiklerde düşme gözlenmiştir. Çalışma grubunda kapıya yakın olan kulak ve uzak olan kulak kendi aralarında kıyaslandığında ise 4000(p-value=0,0274), 6000(p-value=0,0497) ve 8000 Hz'de (p-value=0,0478) asimetrik eşik kayması tespit edilmiştir. Yüksek frekans odyometri sonuçlarında ise çalışma grubu ve kontrol grubu kıyaslandığında kapıya yakın olan kulakta 10.000(p-value=0,0405), 12.500(p-value=0,0273), 14.000(p-value=0,0075), 16.000(p-value=0,0002), 18.000 Hz'de (p-value=0,0144) ve kapıya uzak olan kulakta 16.000 Hz'de (p-value=0,0049) anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Çalışma grubunda kapıya yakın olan kulak ve uzak olan kulak kendi aralarında değerlendirildiğinde 16.000 Hz'de (p-value=0,0345) asimetrik eşik kayması tespit edilmiştir. Sonuç olarak, radyoloji teknikerlerinde uzun süreli MRG cihaz gürültüsüne maruz kalmaları neticesinde özellikle yüksek frekanslarda işitme kaybı oluşabilmektedir. Bu sonuçlar, klinik ortamlarda çalışan personelin işitme sağlığının korunması amacıyla gürültü kontrol önlemlerinin ve işitme koruyucu ekipman kullanımının teşvik edilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
McGurk etkisinde yaş, temporal işitsel işlemleme ve gürültüde konuşmayı anlama performansı faktörleri
McGurk etkisi işitsel (/ba/) ve görsel (/ga/) uyumsuz uyaranlar eş zamanlı sunulduğunda kişilerin üçüncü bir konuşma uyaranı (/da/, füzyon yanıt) algılaması illüzyonudur. McGurk uyaranına verilen füzyon yanıtlarının sıklığı, McGurk etkisine duyarlılığı (MGD) göstermektedir ve işitsel-görsel duyusal bütünleme (İGDB) kapasitesi hakkında bilgi sunduğu kabul edilmektedir. Ancak MGD bireyler arasında yüksek çeşitlilik göstermektedir ve bu farklılığı belirleyen faktörler henüz net olarak açıklanamamıştır. Bu çalışma, MGD'nin yaş gruplarına göre farklılık gösterip göstermediğini belirlemek (i); yaş, temporal işitsel işlemleme becerileri ve gürültüde konuşmayı anlama (GKA) performansı ile olan ilişkisini incelemek (ii); ve bu değişkenlerin MGD üzerindeki yordayıcı etkilerini değerlendirmek (iii) amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda, normal işitmeye ve normal (veya düzeltilmiş) görmeye sahip 19–35 ve 56 yaş ve üzeri bireylerden oluşan 64 katılımcı kesitsel olarak değerlendirilmiştir. İşitme eşikleri, konvansiyonel odyometri (0,125–8 kHz, SSO) ve genişletilmiş yüksek frekans odyometrisi (10–16 kHz, GYFO) ile belirlenmiştir. Temporal işitsel işlemleme; Frekans Patern Testi (FPT), Süre Patern Testi (SPT) ve Rastgele Boşluk Tanıma Testi (RBTT) ile; GKA ise Türkçe HINT testiyle değerlendirilmiştir. MGD düzeyi, araştırma kapsamında oluşturulan McGurk uyaranları ile üç oturumda (yalnız işitsel, yalnız görsel, işitsel-görsel) ölçülmüştür. SSO ve GYFO eşikleri yaşlı grupta anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. FPT ve SPT skorları genç grupta daha yüksek olsa da gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. RBTT 500 Hz ve 2000 Hz eşikleri yaşlı bireylerde anlamlı biçimde daha yüksektir; bu eşiklerle yaş arasında pozitif yönde ilişkiler görülmüştür. Türkçe HINT sonuçları, genç grubun sağdan (Gsağ) ve soldan (Gsol) gelen gürültü koşullarıyla bileşik eşik değerlerinde yaşlı gruba kıyasla anlamlı düzeyde daha iyi performans gösterdiğini göstermiştir. MGD yaşlılarda anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuş, yaşla orta düzeyde pozitif ilişki göstermiştir. Katılımcılar arasında MGD %0 ile %100 arasında değişmiş; yaşlı grupta en sık "füzyon" (/da/), genç grupta ise "görsel" (/ga/) yanıtı verilmiştir. MGD, RBTT 500 ve 2000 Hz eşikleriyle negatif, HINT Gsağ koşuluyla pozitif ilişki göstermiştir. Yaş, cinsiyet ve RBTT 2000 Hz eşiğini içeren regresyon modeli, MGD varyansının %42'sini anlamlı şekilde açıklamıştır. Bu çalışmanın sonuçlarına göre yaşla temporal çözünürlük ve GKA becerileri zayıflamaktır ve MGD artmaktadır. Yaşa bağlı işitsel modalite güvenilirliğinin azalmasıyla MGD'nin artması, İGDB'nin telafi edici bir mekanizma olduğunu desteklemektedir. MGD'nin İGDB hakkında ipucu sağlayan kolay uygulanabilir fenomen olması nedeniyle odyoloji ve özel eğitim gibi alanlarda kullanılabilecek kullanışlı bir değerlendirme aracı olma potansiyeli bulunmaktadır. Bu çalışma ile MGD üzerinde temporal işitsel işlemleme ve yaşın önemli etkisi olduğu gösterilmiştir.
Tıkayıcı uyku apnesi sendromunda görsel dikey algı, düşme riski, objektif ve subjektif vestibülooküler refleks değerlendirmesi
Tıkayıcı uyku apnesi sendromu (TUAS), uykuda üst hava yolunun yineleyici şekilde daralması ya da tamamen kapanmasıyla ortaya çıkan, apne (solunumun durması) ve hipopne (hava akımında belirgin azalma) epizotlarıyla karakterize bir bozukluktur. Çalışmada TUAS olan hastalarda vestibüler sistemin çok boyutlu değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda vestibülooküler refleksin (VOR) objektif ve subjektif olarak değerlendirilmesinin yanı sıra görsel algı ve düşme riski de incelenmiştir. Ayrıca düşme riski için karşılaştırmalı analizler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler için video baş itme testi (vHIT), fonksiyonel baş itme testi (fHIT), Tinetti Denge ve Yürüme Testi, görsel dikey algı testleri statik ve dinamik durumda, sırasıyla, dikey (SVV) ve yatay (SVH) olarak uygulanmıştır. Kesitsel tasarımdaki bu çalışmaya, 18-55 yaş aralığında orta TUAS ve ağır TUAS gruplarında 22, kontrol grubunda 23 kişi olmak üzere olmak üzere toplam 67 birey dahil edilmiştir. TUAS grubundaki katılımcılar polisomnografi testi uygulanan ve tanı alan bireylerden oluşmaktadır. Kontrol grubuna uyku problemi olmayan bireyleri dahil etmek için Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi uygulanmış ve toplam puanı ≤5 olanlar belirlenmiştir. Tüm katılımcılara Kulak Burun Boğaz muayenesi yapılmış ve Mini Mental Durum Testi (MMSE >24) ile bilişsel uygunluk doğrulanmıştır. Bulgular, beden kitle indeksinin kontrol grubuna kıyasla her iki TUAS grubunda daha yüksek olduğunu (p<,05) (kontrol-orta ve kontrol-ağır farkları anlamlı; orta-ağır farkı anlamsız) ve düşme riskinin her iki TUAS grubunda kontrole göre artmış bulunduğunu göstermiştir (p<,05). Görsel algı testlerinde, SVH hariç (p>,05) diğer testlerde grup etkisi saptanmıştır (p<,05). Dinamik SVV ve dinamik SVH'de özellikle ağır TUAS ile kontrol arasında farklılık belirginleşirken, SVV için yapılan Bonferroni düzeltmeli ikili karşılaştırmalarda anlamlılık korunmamıştır. vHIT kazançlarında üç grup arasında farklılık gözlenmemiştir (p>,05). Buna karşılık fHIT'te doğru cevap yüzdelerinde düşüşler görülmüş; en belirgin fark kontrol ve ağır TUAS grupları arasında gözlenmiştir (p<,05). Korelasyon analizlerine göre Tinetti puanları ile görsel dikey algı testleri arasında ilişki saptanmamıştır. Tinetti ile vHIT yalnızca ağır TUAS'ta sol posterior semisirküler kanal için orta derecede pozitif ilişkili bulunmuş, Tinetti ile fHIT ise hem orta hem ağır TUAS'ta orta ve güçlü derecelerde pozitif ilişki göstermiştir. Sonuç olarak TUAS'ta düşme riski artmakta, vHIT normal sınırlar içinde kalabildiği durumlarda dahi fHIT fonksiyonel VOR yetersizliğini tespit edebilmektedir; bu nedenle TUAS'ta kapsamlı vestibüler değerlendirmenin subjektif/perseptüel ve fonksiyonel testleri içerecek şekilde yapılandırılması önerilir. Anahtar Kelimeler: TUAS, vHIT, fHIT, görsel algı testleri, düşme riski
Ataklarla seyreden multipl skleroz hastalarında vestibüler testler, otolit organların sanal gerçeklik ortamında değerlendirilmesi ve manyetik rezonans görüntüleme bulguları ile serum glial fibriller asidik protein düzeyiyle ilişkisinin araştırılması
Bu çalışmada, ataklarla seyreden Multipl Skleroz (RRMS) hastalarında vestibüler sistem fonksiyonlarının çok yönlü olarak değerlendirilmesi ve sanal gerçeklik (VR) tabanlı otolit testleri ile geleneksel vestibüler ölçümlerin birlikte kullanılarak elde edilen bulguların manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve serum Glial Fibriller Asidik Protein (sGFAP) düzeyleriyle olası ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 36 RRMS hastası ve 35 sağlıklı kontrol olmak üzere toplam 71 birey dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara videonistagmografi (VNG), servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel (sVEMP), subjektif vizüel vertikal (SVV), subjektif vizüel horizontal (SVH) ile dinamik SVV (DSVV) ve dinamik SVH (DSVH) testleri uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlar, SVV değerlerinin RRMS grubunda kontrol grubuna göre anlamlı farklılık gösterdiğini (p = 0,042) ve benzer şekilde SVH sapmalarının da RRMS bireylerinde daha belirgin olabildiğini (p = 0,012) ortaya koymuştur. Dinamik testlerde (DSVV ve DSVH) ise gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmemiştir (p > 0,05), ancak RRMS grubunda hafif düzeyde bozulma eğilimleri dikkat çekmiştir. sVEMP analizlerinde amplitüd değerleri arasında anlamlı fark bulunmamasına karşın, Asimetri Oranı (AO) RRMS grubunda daha yüksek seyretmiştir (p = 0,0276). Ayrıca P1–N1 interpeak latanslarının RRMS bireylerinde uzama eğiliminde olduğu görülmüştür (p < 0,05). Bu bulgular, beyin sapı düzeyinde iletimde gecikme olabileceğine işaret etmektedir. VNG bulguları ise RRMS grubunda daha çok santral vestibüler etkilenimle uyumlu olabilecek saccadic ve smooth pursuit anomalilerine işaret etmiştir. MRI incelemelerinde, beyin sapı lezyonu bulunan RRMS bireylerinde vestibüler parametrelerdeki bozulmaların daha sık görülebileceği; özellikle sVEMP interpeak latansı ile beyin sapı lezyon varlığı arasında dikkat çekici bir ilişki eğilimi bulunduğu gözlemlenmiştir. Serum GFAP düzeylerinin RRMS grubunda daha yüksek olmasına rağmen vestibüler testlerle anlamlı bir ilişki göstermediği belirlenmiştir (p > 0,05). Bununla birlikte, SVH sapmaları ile GFAP düzeyleri arasında anlamlılığa yakın bir eğilim (p = 0,082) saptanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma RRMS hastalarında vestibüler sistem fonksiyonlarının hem otolit düzeyde hem de santral yollar kapsamında etkilenebileceğini göstermektedir. Özellikle cVEMP interpeak latansı ve AO parametreleri, beyin sapı tutulumunun değerlendirilmesinde potansiyel belirteç adayları olarak değerlendirilebilir. VR tabanlı otolit ölçümlerinin ise gravitasyon algısındaki değişimleri incelemede tamamlayıcı bir araç olabileceği düşünülmektedir. sGFAP ile vestibüler ölçümler arasındaki ilişkinin daha net anlaşılabilmesi için daha geniş örneklemlerle ve boylamsal tasarımlarla yapılacak ek çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo hastalarında posterior ve lateral semisirküler kanallara ait tanısal videonistagmografi kayıtlarının değerlendirilmesi
Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısında kullanılan tetikleyici manevraların hiçbirisi tek bir semisirküler kanalda cevaba neden olmaz. Başın açısal pozisyonundaki değişiklikler, tüm semisirküler kanalların yerçekimine göre konumlarını etkiler. Bu çalışmada, vertigonun tanısına yönelik olarak uygulanan pozisyonel testlerin videonistagmografi (VNG) kayıtlarını değerlendirmek ve Dix-Hallpike ile supin baş çevirme (head-roll) testlerinin her ikisinde tespit edilen nistagmus cevaplarının özelliklerini belirlemek amaçlanmıştır. Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na 14.10.2016 ile 11.02.2019 tarihleri arasında vertigo yakınması ile başvurmuş 7523 hastaya ait VNG bilgisayar veritabanı kayıtları gözden geçirilmiştir. Dix-Hallpike testi ile birlikte head-roll testine ait sonuçları içeren 2880 kayıt olduğu (%68,1 kadın; ortalama yaş, 53) tespit edilmiş, bu kayıtlara ait VNG grafiklerinin çıktıları alınarak incelenmiştir. Hem Dix-Hallpike hem de head-roll testlerine ait grafik çıktılarında nistagmus varlığı saptanan 148 kayda ait video görüntüleri, iki farklı araştırmacı tarafından ayrıca değerlendirilmiştir. Göz hareketlerinin VNG traselerine tam doğrulukla yansımadığı; değerlendirilen VNG kayıtlarına ait video görüntüleri ile grafik çıktıları arasında özellikle nistagmusun yönü açısından belirgin farklılıklar olduğu saptanmıştır. Dix-Hallpike testi ile head-roll testlerinin ikisinde birden nistagmus yanıtı saptanan kayıtlar incelendiğinde; tanının bunların %8,8'inde posterior kanal, %59,4'ünde ise lateral kanal BPPV'si (%47,7 geotropik [kanalolitiazis], %52,3 apogeotropik [kupulolitiazis] varyant) olduğu; %4,1'inde birden fazla kanal tutulumu bulunduğu; %53,3'ünde 1 rehabilitasyon manevrası uygulandığı; %7,4'ünde rekürrens geliştiği anlaşılmıştır. Lateral kanal BPPV'sinin gerek geotropik gerekse apogeotropik varyantlarında, head-roll testinin yanında Dix-Hallpike testinde de nistagmus izlenebilmektedir. Posterior kanal BPPV'si olan hastalarda da head-roll testinde nistagmus saptanabilmektedir. BPPV'de tanının doğru konulabilmesi ve uygun tedavinin uygulanabilmesi için tüm hastalarda hem Dix-Hallpike hem de head-roll testlerinin tamamlanması ve sonuçların birarada yorumlanması gerekir.
Manyetik rezonans görüntüleme yapılan hastalarda gürültünün periferik işitme organına olası etkisinin otoakustik emisyon cihazı ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı işiten bireylerde manyetik rezonans görüntüleme (MRG) gürültüsü maruziyeti öncesi ve sonrasında işitmeyi objektif ve subjektif odyolojik yöntemler ile değerlendirerek MRG cihazının yaydığı gürültünün işitme üzerine etkisini saptamaktır. Çalışmaya 18-50 yaş arası, otoskopik muayenesi ve timpanogramı normal olan, işitme kaybı olmayan toplam 38 hasta dahil edildi. Tüm hastaların muayeneleri yapıldıktan sonra MRG öncesi ve sonrası saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi yüksek frekans odyometrisi, transient evoked otoakustik emisyon (TEOAE) ve distorsion product otoakustik emisyon (DPOAE) testleri yapıldı. Çalışmamızda TEOAE, saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi, yüksek frekans odyometrisi sonuçları karşılaştırıldığında hastaların MRG öncesi ve sonrası, işitme eşiklerinde anlamlı bir farklılık gözlenmedi. DPOAE ölçümlerinde; 4 kHz frekansta sol kulakta MRG öncesi ortanca değeri 13,6 SNR iken MRG sonrası 15,7 SNR olarak bulunmuştur (p>0,05). Sağ kulakta ise MRG öncesi ortanca değeri 14,1 SNR iken MRG sonrası 13,2 SNR olarak bulunmuştur (p<0,05). Diğer frekanslarda ise MRG öncesi ve sonrası ölçümler arasında anlamlı fark bulunamamıştır. DPOAE ölçümleri sonucunda elde ettiğimiz 4kHz frekansındaki etkilenmeye göre MRG esnasında kullanılan kulak üstü kulaklıkların hastaları gürültüden korumada ne derece etkin olduğunun araştırılması gerektiğini düşünmekteyiz. MRG cihazının yarattığı gürültünün işitmeye olan etkisini tam olarak anlayabilmek daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG), İşitme Yüksek Frekans Odyometrisi, Transient Evoked Otoakustik Emisyon (TEOAE), Distorsion Product Otoakustik Emisyon (DPOAE)
Sıçan perfore timpanik membranında topikal alfa tokoferol asetat uugulamasının miringoskleroz üzerine etkisi
Alerjik rinitli hastaların nazal lavaj sıvılarında tedavi öncesi ve sonrası nitrik oksit metabolitleri ve klinik bulgularla korelasyonu
Allerjik rinit (AR ) günümüzde oldukça sık görülen ve görülme sıklığı giderek artan bir KBB hastalığıdır. AR fiyopatogenezinde günümüzde hala tam olarak aydınlatılmayan noktalar mevcutdur. Son yıllarda yapılan çalışmalarda , nitrik oksitin (NO) bu kompleks ve iç içe geçmiş basamaklarda rol alan mediatörlerden bir tanesi olduğu ve AR'de nazal NO seviyesinin arttığı öne sürülmüştür. Bu çalışmamız , AR'li hastalarda nazal NO seviyesinde artış olup olmadığını, tedavide kullanılan farklı ilaç gruplarının nazal NO seviyelerine etkilerini ve NO seviyesi ile klinik paremetreler arasında korelasyon olup olmadığını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya ; aktif şikayetleri olan , prick testi pozitif çıkan ve son 3 hafta içinde AR medikal tedavisi almamış 60 hasta ve 25 kişiden oluşan sağlıklı kontrol grubu dahil edildi. Sigara içenler , son 10 gün içinde ÜSYE geçirmiş bulunanlar ve astımı mevcut olanlar çalışma dışında tutuldu. Çalışmaya alınan tüm hastalarınn ve kontrol grubunun KBB muayeneleri yapılarak semptom ve muayene skorlarının yapıldığı formlar dolduruldu. Aynca tam kanda ve nazal smearde eosinofil oranlarına, total ve spesifik Ig E düzeylerine bakılarak, bütün bastalara prick testi uygulandı. Tüm bu tetkikler ile birlikte hastaların tedavi öncesi ve kontrol grubunun nazal lavaj sıvıları toplanarak NO metabolitleri (nitrit ve nitrat) düzeyleri kalorimetrik metod ile spesifik kit kullanılarak ölçüldü. Randomize olarak çalışmaya dahil edilen hastaların yarısı 1 aylık lokal nazal kortikosteroid (KS) (triamsinolon asetonid 1x2 puff/gün) yarısı ise oral antihistaminik (feksofenadin 1x120 mg/gün) tedavisi aldı. Tedavi sonrasında aynı işlemler tekrarlandı. Çalışma sırasında hasta uyumsuzluğundan dolayı antihistaminik grubundan 6 kişi , KS grubundan10 kişi çalışma dışında bırakıldı . Çalışma 44 kişilik hasta grubu ile tamamlandı. Çalışmaya dahil edilen hasta grubunda en fazla duyarlılığın ev tozu akarlarma (%88.6), ot tahıl polenlerine (%36.4) ve erken çiçeklenen ağaç polenlerine (% 33.4) karşı olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada ; AR'li hasta grubunda tedavi öncesi nitrit+nitrat seviyesi (1.92±1.20 mg/1), kontrol grubu seviyesinden ( 1.38±0.78 mg/1) anlamı düzeyde yüksek bulunmuştur. Tedavi sonrasında ise nitrit+nitrat seviyesi (1.52±0.85 mg/1) tedavi öncesinden anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur. Çalışmamızda tedavi öncesi oral AH ve lokal KS grubu arasında nitrit+nitrat seviyesi açısından fark bulunmazken tedavi sonrasında ; antihistaminik grubunda nitrit+nitrat düzeyi , lokal KS grubundan anlamli diizeyde düşük saptanmıştır. Tedavi sonrası semptom ve muayene skorları ve nazal eosinofil düzeyleri de, tedavi öncesine göre anlamı düzeyde düşük bulunmuştur. Fakat AR'li bastalarda nazal NO seviyesi ile semptom ve muayene skorları ve nazal smearde eosinofil oranları arasında direk bir korelasyon saptanmamıştır.
Marangozlarda işitmenin elektrofizyolojik testlerle değerlendirilmesi
Marangozlar mesleki yaşamlarında devamlı olarak 82 – 100 dB ses şiddetindeki gürültüye maruz kalmaktadırlar. Marangozhanelerdeki maruz kaldıkları ses şiddeti, marangozhanede bulunduğu yer ve kullandığı alete göre iç kulağa zarar verici seviyelere çıkmaktadır. Çalışmamızın amacı; Marangozlarda işitmenin odyometri, transient uyarılmış otoakustik emisyon (TEOAE) testi ile detaylı olarak incelemektir. Çalışmaya 31 marangoz, sürekli ve/veya ani gürültüye maruz kalmamış 31 kişi kontrol grubu olmak üzere toplam 62 kişi alınmıştır. İşitme eşikleri ölçümünden sonra her iki grubun uyarılmış otoakustik emisyon testiyle ölçümü yapılmıştır. Marangozların yaş ortalaması 44.58 ± 10.33, kontrol grubunun yaş ortalaması 41.84 ± 8.65 olup istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur (p=0.262). Marangoz ve kontrol grubunun sağ ve sol kulak saf ses işitme eşiklerini karşılaştırdığımızda, tüm frekanslarda marangozlarda anlamlı düşüş olduğu saptanmıştır (p<0.05). Marangozlarda sağ kulak emisyon değerleri kontrol grubuna göre 2000 ve 2800 Hz'de istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Her iki grubun sol kulak emisyon değerleri karşılaştırıldığında, marangozlarda emisyon değerleri 1000, 2000 ve 2800 Hz frekanslarında istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Çalışmamızda elde ettiğimiz bulgular sonucunda hem saf ses odyometri hem de emisyon değerlerinde gözlemlenen düşüş marangozlarda gürültüye bağlı işitme kaybının geliştiğini desteklemektedir.
Piyade ve topçuların konvansiyonel ve yüksek frekans işitme eşiklerinin belirlenmesi
Yüksek şiddette sese maruz kalmanın işitme üzerine olumsuz etkilerinin olduğu bilinmektedir. Yüksek sese maruziyet ile ortaya çıkan bu etkilerin derecesi, sesin şiddeti, maruziyetin süresi ve sesin frekans aralığı ile ilişkilidir. Aynı zamanda, gürültüye duyarlılık, yaş, daha önceki işitme kaybı öyküsü gibi bireye bağlı özellikler de etkilidir. Yüksek sese maruziyet sonucu ortaya çıkan olumsuz etkiler temelde işitme kaybı ve tinnitus olarak sıralanabilir. Tekrarlayan akustik travmalar ve tinnitus askeri personelde sık görülen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, silahlı kuvvetler personelinde muharip sınıflardan olan topçu ve piyade sınıfında saf ses işitme eşiklerinin belirlenmesi, olası işitme kaybı derecesinin belirlenmesi, ayrıca orduda geçirilen sürenin sonuçlar üzerine etkisi olup olmadığının incelenmesidir. Bu çalışmaya 35 piyade, 30 topçu ve 43 kontrol dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara otolojik muayene, konvansiyonel ve yüksek frekans saf ses odyometrisi yapılarak 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000, 6000, 8000, 10000, 12500, 14000, 16000 Hz frekanslarındaki işitme eşikleri ölçülmüştür. Piyadelerde 125 Hz, 250 Hz, 14000 Hz frekanslarında sol kulak eşikleri sağ kulak eşiklerinden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0.05). Topçularda 125 Hz, 250 Hz, 16000 Hz frekanslarında sağ kulak eşikleri sol kulak eşiklerinden anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). 4000 Hz ve 12500 Hz arası frekanslarda tüm gruplarda frekanslar arasında anlamlı fark görülmüş, en yüksek eşikler topçu sınıfında, en düşük eşikler ise kontrol grubunda görülmüştür (p<0.05). 14000 Hz ve 16000 Hz frekanslarında topçu ve piyade sınıfları arasında anlamlı fark bulunamamıştır ancak her iki grupta da eşikler kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksektir (p<0.05). Sonuç olarak, impulsif gürültü hem piyade hem de topçu sınıfı askerlerde belirli frekanslarda daha yüksek saf ses eşikleri ile ilişkilendirilebilir. Piyade grubunda daha çok sol kulağın, topçu grubunda ise daha çok sağ kulağın etkilendiği belirlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinde işitme koruma programının uygulanması ve kişisel koruyucu ekipman kullanımının teşvik edilmesi, impulsif gürültünün olumsuz etkilerini azaltabilir.
Başkent Üniversitesi Hastanesi yenidoğan işitme taraması sonuçları
Yenidoğanlarda işitme kaybı zamanında teşhis edilmez ve rehabilite edilmezse bireylerin psikolojik ve sosyal gelişimlerinde yetersizlikler meydana gelir. Yenidoğanlarda işitme kaybının araştırıldığı ve işitme kaybı olan çocuklarda ortalama müdahale zamanının belirlenmesinin amaçlandığı bu çalışmada Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Anabilim dalına 1.1.1996–31.12.2017 tarihleri arasında başvuran yenidoğanlarda işitme kaybı oranı ve işitme kaybı olan çocuklarda ortalama müdahale zamanı incelenmiştir. Geriye dönük olarak yapılan araştırmada toplam 64 yenidoğanda işitme kaybı tanısı konulduğu görülmüştür. Yapılan incelemede bilateral sensörinöral işitme kaybının yenidoğanlarda oranı %1,02 olarak bulunmuştur. İşitme cihazı kullanmaya başlayan 49 çocuğun 14 üne koklear implant uygulanmıştır. Ayrıca işitme cihazı kullanmadan 8 çocuğa koklear implant takıldığı saptanmıştır. Bu toplam 22 işitme kayıplı yenidoğana uygulanan koklear implantın 11'inin tek, 11'inin ise çift taraflı olduğu görülmektedir. Bu çalışmada çocuklar 6 aylık olana kadar 0,7 oranında tanı aldığı tespit edilmiştir. Çocuklara 2 yaş olana kadar % 83 oranında işitme cihazı takıldığı belirlenmiştir. 22 çocuktan, 13'üne 2 yaşına kadar koklear implant takıldığı belirlenmiştir.
Yenidoğan bebeklerde hiperbilirubineminin efferent işitme sistemi üzerine etkisi
Bu çalışmada; yüksek hiperbiliribunemi seviyesine sahip olup bu nedenle tedavi alması gereken yenidoğan bebekler ile sağlıklı yenidoğan bebeklerin efferent işitsel yollarının bütünlüğünün karşılaştırılması amaçlanmıştır. Başkent Üniversitesi Hastanesi Yenidoğan Polikliniğine başvuran term (37 hafta ve üstü) olarak doğmuş bebekler çalışmaya alındı. Toplam 84 bebek; sağlıklı (n=42) ve sarılık geçirmiş fototerapi alan (n=42) bebekler çalışmaya dahil edilmiştir. Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm bebeklere genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE) testi kontralateral gürültü yokluğunda ve varlığında yapılmıştır. Elde edilen kontralateral supresyon değerleri her iki grup arasında karşılaştırılmıştır. TEOAE testinde fototerapi alan bebeklerde 1 kHz'de alınan cevaplar daha düşük bulunmuştur. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,038). Fototerapi alan bebeklerde total OAE supresyon değeri 1,52 ± 6,52 iken sağlıklı bebeklerde 3,58 ± 5,33 olarak saptanmıştır. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,026). Gruplar frekanslara göre kontralateral supresyon değerleri açısından ayrı ayrı değerlendirildiğinde, gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Elde edilen veriler doğrultusunda yenidoğan bebeklerde hiperbilirubineminin efferent işitsel sistem üzerinde bozucu etkisi olabilir. Sonuç olarak riskli yenidoğan bebeklerde işitme taraması ile birlikte yapılacak MOK supresyon testinin yararlı olacağı görüşündeyiz
Altmışbeş yaş üzeri erişkinlerde, saf ses odyometri, mobil uygulama ile kendi kendine yapılabilen işitme testi ve Türkçe işitme engeli ölçeği - yaşlı ile elde edilen sonuçların karşılaştırmalı analizi
AMAÇ: Bu çalışmadaki amaç, çeşitli nedenlerle klinik odyometrik ölçüm yapılamayan yaşlılarda, mobil uygulama ile kendi kendine yapılabilen işitme testinin kullanılabilirliğini araştırmaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, Ankara ili Çankaya ilçesinde bulunan 4 (dört) adet önceden belirlenmiş işitme cihazı satış ve uygulama merkezinde, çalışma kriterlerine uyan 97 bireyin katılımıyla gerçekleştirildi. Çalışmaya katılan bireylere akıllı telefon aracılığıyla kendi kendine yapılabilen bir işitme testi uygulaması olan Hearing Test uygulandı ve saf ses eşikleri ölçüldü. Tüm katılımcılara ayrıca İşitme Engeli Ölçeği – Yaşlı (İEÖ-Y) uygulandı. Bireylerin demografik özellikleri not edildi. Mobil uygulama ile saptanan saf ses eşikleri, klinik odyometrik ölçümlerden elde edilen saf ses eşikleri ve İEÖ-Y'den elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı. BULGULAR: 97 katılımcının 53'ü erkek, 44'ü kadındı. Mobil uygulamadan elde edilen saf ses eşikleri ile klinik odyometrik saf ses eşikleri arasında pozitif, kuvvetli korelasyon saptandı. 500, 1000, 2000, 4000 ve 6000 Hz frekanslarında mobil uygulama eşikleri ile klinik odyometrik eşikler arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p>0.05). Mobil uygulama, işitme kaybının derecesini İEÖ-Y'ye göre daha iyi yansıttı. İşitme cihazı kullanımının mobil uygulama ölçümlerini anlamlı derecede etkilemediği görüldü. SONUÇ: Hearing test mobil uygulaması, çeşitli nedenlerle klinik odyometrik ölçüm yapılamayan yaşlı hastalarda hava yolu saf ses işitme eşiklerinin tahmin edilmesi için kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Mobil işitme testi uygulaması, İşitme Engeli Ölçeği – Yaşlı, saf ses odyometri
Tıkayıcı uyku apne sendromlu hastalarda vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesi
Uyku, organizmanın dinlenmesini sağlayan, vücudu güne yeniden hazırlayan bir hareketsizlik hali ve yenilenme dönemidir. Uyku kalitesinin bozulması birçok olumsuz tabloyu beraberinde getirebilmektedir. Uyku bozukluklarına sebep olan uyku ile ilişkili solunum bozuklukları arasında en sık tıkayıcı uyku apne sendromu (TUAS) görülmektedir. Uyku yoksunluğu posterior parietal korteksi ve vestibüler bilgilerin işlenmesini etkilemektedir. Bu çalışmada TUAS olan hastalarda periyodik hipoksi nedeniyle vestibüler reflekslerde ve proprioseptif algıda olası etkilenmenin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında dahil edilme kriterlerine uygun polisomnografi testi uygulanmış orta ve ağır TUAS tanısı almış 40 birey çalışma grubuna ve 21 sağlıklı birey kontrol grubuna dahil edildi. Tüm bireyler Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BDEE), Epworth Uykululuk Ölçeği (EUÖ), oküler vestibüler miyojenik potansiyel (oVEMP), servikal vestibüler miyojenik potansiyel (cVEMP), video head impulse test (vHIT), videonistagmografi (VNG), sportKAT 3000, yatak başı testleri ile değerlendirildi. Baş dönmesi engelilik envanteri puanları açısından hem toplam puan hem de fiziksel, duygusal ve fonksiyonel alan puanları orta ve ağır TUAS gruplarında kontrol grubuna göre daha yüksek elde edildi (p<0.05). Video head impulse testinde anterior SSK VOR ve posterior SSK VOR kazanç ortalamaları gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.05). Tıkayıcı uyku apne sendromu gruplarındaki hastaların lateral kazanç asimetrisi ve RALP kazanç asimetrisi ile uyanıklık kan O2 düzeyi arasında negatif yönlü korelasyon saptandı. Video head impulse testinde lateral SSK değerlendirilmesinde tespit edilen sakkadlar açısından gruplar arasında fark saptandı (p<0.05). Servikal VEMP 100 dB nHL ve oVEMP 100-110 dB nHL'de dalga cevap oranları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p<0.05). Tıkayıcı uyku apne sendromu ve kontrol gruplarının statik ve dinamik denge skorları değerlendirildiğinde her ikisi açısından da gruplar arasında fark saptandı (p<0.05). Tıkayıcı uyku apne sendromu ve kontrol gruplarının VNG ve yatak başı değerlendirilmesinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Çalışmamızdan elde edilen bulgular doğrultusunda orta ve ağır TUAS olan hastalarda periyodik / kronik hipoksi nedeniyle vestibüler reflekslerde ve proprioseptif algıda etkilenme olabileceği sonucuna varılmıştır.
Unilateral periferik vestibüler yetmezlikte video head impulse test (VHIT) ve fonksiyonel head impulse test (fHIT) sonuçlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, unilateral kronik periferik vestibüler yetmezliği olan hastaların; (1) tüm SSK'larda farklı baş akselerasyonlarında VOR'daki fonksiyonel bozulma durumunun fonksiyonel head impulse test (fHIT) ve VOR yolunun bütünlüğünün video head impulse test (vHIT) ile değerlendirilmesi, (2) Kanal parezi düzeyi ile fHIT'de elde edilen toplam ortalama doğru cevap yüzdesi (DCY) ve vHIT'de elde edilen VOR kazançları arasındaki ilişkinin belirlenmesi, (3) bu test sonuçlarının sağlıklı kontrollerin sonuçlarıyla karşılaştırılması ve, (4) Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE)'nden elde edilen subjektif baş dönmesi engellilik algı düzeyinin, DCY ve VOR kazancıyla korelasyonunun incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma, 'unilateral kronik periferik vestibüler yetmezlik' tanısı alan ve yaş ortalaması 48,42±13,05 olan 48 hasta (deney grubu) ile herhangi bir sağlık problemi olmayan, yaş ortalaması 46,06±12,57 olan 35 sağlıklı kişinin (kontrol grubu) katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Deney grubu, ayrıca bitermal kalorik test sonucunda elde edilen kanal parezi yüzdesine göre, hafif, orta ve ileri düzey kanal parezisi olmak üzere üç alt gruba ayrılmıştır. Deney ve kontrol gruplarına sırasıyla vHIT ve fHIT yapılmıştır. Deney grubuna ayrıca, BEE uygulanmıştır. Standart fHIT Sonucu (3000-6000 °/sn2 baş akselerasyon aralığındaki toplam doğru cevapların oranı)'na göre, deney grubunun horizontal SSK'da etkilenen ve sağlam tarafının toplam DCY arasında anlamlı düzeyde fark elde edilmiştir (p<0,05). Vertikal (anterior ve posterior) SSK düzleminde ise, iki kulak arasında anlamlı bir fark çıkmamıştır (p>0,05). Ayrıca, her SSK'da deney grubunun baş akselerasyonu 3000'den 6000 °/s2'ye arttıkça, DCY düşmeye başlamıştır. Kanal parezi düzeyi ile DCY arasında horizontal SSK düzleminde negatif yönlü düşük düzeyde (r=-0,289), vertikal SSK düzleminde ise negatif yönlü ve orta düzeyde (r=-0,370 ve r=-0,490) anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Deney grubunun etkilenen tarafının fHIT ve vHIT sonuçları arasında, lateral ve posterior SSK'larda pozitif yönlü ve orta düzeyde; anterior kanalda pozitif yönlü ve zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştır (p<0,05). BEE toplam puanı ile vHIT ve fHIT sonuçları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmamıştır (p>0,05). Kontrol grubunun fHIT ve vHIT sonucu, tüm SSK'lar düzleminde, deney grubunun etkilenen tarafına göre anlamlı düzeyde yüksek elde edilmiştir (p<0,05). Bu sonuçlar, unilateral kronik periferik vestibüler yetmezliği olan hastalarda, baş akselerasyonları arttığında ve kanal parezi düzeyi yükseldiğinde, fHIT'in VOR fonksiyonelliğindeki bozulmaya işaret ettiğini göstermektedir. vHIT VOR yolunun bütünlüğünü, fHIT ise VOR fonksiyonelliğini değerlendirdiği için, VOR değerlendirmesinde birbirini tamamlayıcı testler olarak klinik uygulamada yer alması yararlı olacaktır. Her iki test de subjektif baş dönmesi engellilik algısıyla ilişkili bulunmadığı için, bu algıyı arttıran psikolojik faktörlerin de incelenmesinin, daha kapsamlı bir değerlendirme sağlayabileceği görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler / Keywords: Functional Head Impulse Test (fHIT); Video Head Impulse Test (vHIT); Kalorik Test; Baş Dönmesi Engellilik Envanteri
Fonksiyonel baş savurma testinin yaş ile korelasyonu
Bu çalışmada, sağlıklı bireylerde fonksiyonel head impulse test (fHIT) ile elde edilen doğru cevap yüzdesi (DCY)'nin yaş değişkeni ile korelasyonunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmaya 18 – 70 yaş aralığında 50 erkek ve 55 kadın olmak üzere toplam 105 gönüllü birey katılmıştır. Yapılan kulak burun boğaz muayenesiyle odyolojik ve vestibüler değerlendirme sonucu sağlıklı olan bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada Beon Solution, Zero Branco (TV), Italya marka fHIT sistemi kullanılmıştır. Çalışmamızda tüm semisirküler kanallarda (SSK) yaş artışıyla beraber ortalama DCY'de azalma gözlendi. Yaş değişkeni ile ortalama DCY arasında lateral semisirküler (SSK)'da istatistiksel olarak negatif yönde orta düzeyde (-0,311), posterior SSK'da negatif yönde düşük düzeyde (-0,257) anlamlı bir ilişki gözlendi (p<0,05). Anterior SSK'da yaş ile ortalama DCY arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmedi (p>0,05). Yaş grupları arasında inceleme yapıldığında ise üç SSK'da da 36-54 yaş grubu ortalama DCY'nin, 55-70 yaş grubu ortalama DCY'den yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). 18-35 yaş grubu ortalama DCY'nin 55-70 yaş grubu ortalama DCY'den yüksek olması lateral ve posterior SSK'da istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p<0,05), anterior SSK'da 18-35 yaş grubu ortalama DCY'nin 55-70 yaş grubu ortalama DCY'den yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0,05). 18-35 yaş grubu ortalama DCY ile 36-54 yaş grubu ortalama DCY arasındaki fark ise üç SSK'da da istatistiksel olarak anlamlı elde edilmedi (p>0,05). Lateral, anterior ve posterior SSK'larda 1000 o/sn2'den 7000 o/sn2'ye akselerasyon artmasıyla beraber tüm SSK'larda DCY'de düşüş gözlendi. fHIT fonksiyonel açıdan vestibülo-oküler refleksi (VOR) dolaylı yoldan değerlendiren, kolay uygulanabilir bir test bataryasıdır. Mekanizması VOR fonksiyonelliğinin DCY üzerinden dolaylı ölçümüne dayanan fHIT cihazı, diğer test bataryaları ile birleştirildiğinde tanı ve rehabilitasyon süreçlerinde hızlı ve daha güvenli sonuçlar elde edilmesine yardımcı olmaktadır. fHIT değerlerinin yaş ile ilişkisini incelediğimiz çalışmamızda, tüm SSK'larda yaş artışıyla VOR'u fonksiyonel açıdan yansıtan ortalama DCY'de azalma gözlenmiştir. Yaptığımız bu çalışma çeşitli hasta gruplarında yapılacak çalışmalarda karşılaştırma yapmak açısından ve patolojik sonuçları fonksiyonel açıdan belirleme adına da önemli bir yol gösterici olacaktır. Anahtar Kelimeler: Yaş; fonksiyonel head impulse test (fHIT); semisirküler kanal; VOR
Tip 1 diyabetes mellitus tanılı erişkin hastalarda VHIT, C-VEMP, O-VEMP ile vestibüler sistem değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada amacımız tip 1 Diyabetes Mellitus (DM) tanılı erişkin hastalar ve kontrol grubu katılımcılarda VHIT, C-VEMP, O-VEMP testlerini karşılaştırarak, diyabetli hasta grubunda periferik vestibüler sistemin etkilenip etkilenmediğini incelemektir. Yöntem: Bu çalışma 2020 yılında, 18-50 yaş arasındaki Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı'na başvuran 21 kontrol grubu ve Endokrinoloji Bölümü'ne başvuran Tip 1 DM tanılı 20 hasta grubu katılımcısıyla Otoloji kliniğinde yürütüldü. Katılımcılara, detaylı Kulak Burun Boğaz muayenesinden sonra timpanometri, VHIT, C-VEMP, O-VEMP testleri yapıldı. Bulgular: Çalışma kapsamındaki 41 katılımcının 23'ü kadın, 18'i erkekti. Sağlıklı kontrol grubun yaş ortalaması 31,14±7,38, hasta grubunun yaş ortalaması ise 29,8±8,50 olarak hesaplanmıştır. Tip 1 DM hastalarının kontrol grubuyla C-VEMP P1, N1 latanslarını karşılaştırdığımızda hasta grubun P1 ve N1 latanslarında uzamış sonuçlar elde ettik. Sonuçlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Buna ek olarak C-VEMP amplitüdlerinde ve VHIT, O-VEMP testlerinin hem latans hem de amplitüd sonuçlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: Hasta grup C-VEMP latanslarındaki gecikmeler doğrultusunda sakkül makülası ve/veya inferior vestibüler sinir yolağının etkilenmiş olduğunu düşünmekteyiz. Literatür bilgileri ve sonuçlarımız değerlendirildiğinde tip 1 DM hastalarında vestibüler sistem değerlendirilmesi ile ilgili daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç olduğu görüşündeyiz. Anahtar Kelimeler: video baş itme testi, vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller, tip 1 diabetes mellitus.
Hemodiyaliz hastalarında oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller bulguları
Amaç: Kronik böbrek yetmezliği nedeni ile diyalize giren hastalarda, vestibüler sistem fonksiyonlarını ve olası vestibüler etkilenmeyi göstermede oVEMP testi bulgularının ortaya konması çalışmanın hedefidir. Plan: Vaka kontrol çalışması Yer: Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Yöntem: Çalışma 40 adet sağlıklı gönüllü̈ birey (kontrol grubu) ve 40 adet hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek hastası (çalışma grubu) ile yürütüldü. Çalışmaya katılan bireylere kulak burun boğaz muayenesini takiben diyapozon testleri yapıldı. Diyapozon testinde iletim tipi işitme kaybı bulgusu olmayan hastalar çalışmaya dahil edildi. Katılımcılara hava yolu ses uyaran ile oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (oVEMP) testi uygulandı. Katılımcıların demografik özellikleri belirlendi; ölçümlerde tespit edilen n1 latans, p1 latans, amplitüd değerleri ve kulaklar arası asimetri oranları her iki grup arasında ve kendi içerisinde karşılaştırıldı. Bulgular: Kontrol grubuna 40 birey (19 kadın, 21 erkek), çalışma grubuna 40 hasta (22 kadın, 18 erkek) dahil edildi. Kontrol grubunun yaş ortalaması 45.17±13.54, çalışma grubunda ise 47.68±11.02 yıl idi. p1 latans değeri kontrol grubunda 14.88±3.28 ms, çalışma grubunda ise 14.90±3.70 ms idi (p=0.976). n1 latans değeri kontrol grubunda 9.94±2.33 ms, çalışma grubunda 10.74±3.15 ms idi. n1 latans değeri çalışma grubunda istatistiksel olarak anlamlı uzamış bulundu (p=0.013). Amplitüd değerleri kontrol grubunda 10.59±7.87 μV, çalışma grubunda ise 5.5±3.71 μV olarak bulundu. Kontrol grubunda amplitüd değeri çalışma grubuna göre anlamlı yüksek bulundu (p=0.001). Kulaklar arası asimetri oranı değerleri her iki grupta da 0.35'in altında idi. Her iki cinsiyet için parametrelere bakıldığında, her iki grupta da istatistiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Çalışma grubunu diyalize girme süresine göre ikiye ayırdığımızda, oVEMP parametreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). Sonuç: oVEMP, vertigosu olan hastalarda son yıllarda sıklıkla kullanılan, kısa sürede yanıt veren, noninvaziv bir testtir. Kronik böbrek yetmezliğinde sık karşılaştığımız vestibüler yakınmalar hastaların hayat kalitesini azaltmaktadır. Bu hastalarda oVEMP testi güvenle yapılabilecek, kısa sürede yanıt veren ve diğer vestibüler tanı testleriyle beraber kullanılabilecek bir test bataryasıdır.
Ateşli silah kullanan bireylerde patlayıcı gürültünün efferent sistem üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada, ateşli silah kullanan bireylerde kontralateral supresyon testi (MOC) ile gürültünün efferent sistem üzerine etkisi olup olmadığı araştırılmıştır. Çalışmaya 18-55 yaş arası 45 ateşli silah kullanan ve 45 sağlıklı toplam 90 gönüllü birey katılmıştır. Başkent Üniversitesi Kulak Burun Boğaz (KBB) polikliniğinde, çalışmaya katılan tüm bireylere genel KBB muayenesi yapıldıktan sonra sonra saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi yüksek frekans odyometrisi, Distorsion Product Otoakustik Emisyon (DPOAE) testi kontralateral gürültü yokluğunda ve varlığında yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar her iki grup arasında karşılaştırılmıştır. Saf ses odyometrisi ve konuşma odyometrisi, sonuçları karşılaştırıldığında ateşli silah kullanan bireylerin işitme, konuşmayı alma ve ayırt etme eşikleri normal işitme sınırlarında elde edilmiş olsa da kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Gruplar frekanslara göre kontralateral supresyon değerleri açısından ayrı ayrı değerlendirildiğinde, gruplar arasında 8 kHz dışında tüm frekanslarda anlamlı farklılık elde edilmiştir(p<0,05). Elde edilen veriler doğrultusunda ateşli silah kullanan bireylerin patlayıcı gürültüye maruz kalınması sonucunda gürültünün efferent işitsel sistem üzerinde bozucu etkisi olduğu görülmüştür. Yoğun gürültüye maruz kalan bireylerin hem işitme hem de psikolojik ve fizyolojik sağlıklarının bozulabileceği göz önüne alındığında insan sağlığı açısından korumanın ve erken tespitin önemi anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu alanda daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğu görüşündeyiz.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo'da etkilenen semisirküler kanal ile yaşam kalitesi, anksiyete ve rezidüel dengesizlik arasındaki ilişkinin incelenmesi
Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), sık karşılaşılan ve hastaları oldukça rahatsız eden periferik vestibüler sistem bozukluğudur. Tutulan kanala göre (posterior, lateral, anterior) farklı manevralar uygulanarak tedavi edilebilmektedir. Klinik gözlemler sonucunda BPPV'nin hastalarda yarattığı etkilerin farklı olduğu düşünülmüştür. Çalışmanın amacı, BPPV'de etkilenen kanal ile hastaların yaşam kalitesinin ve anksiyete düzeyinin ve yine etkilenen kanal ile etkilenen kanala uygun manevra yapıldıktan sonra BPPV tedavisi tamamlanan hastalarda rezidüel dengesizlik durumunun değerlendirilmesidir. Bu amaçla anamnez ve gerekli testler sonucu BPPV tanısı konulan 18 – 65 yaş arasındaki hastalara BPPV tedavisinden önce Vestibüler Bozukluklarda Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (V-GYA) ve Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği (HADÖ), tedaviden sonra Berg Denge Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda etkilenen kanala göre HADÖ ve BDÖ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ancak HADÖ'nün alt boyutları tek tek analiz edildiği zaman etkilenen kanala göre psişik alt boyutunda fark bulunmazken, somatik alt boyutunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,046). Mann Whitney U testi ile farkın posterior – anterior grupları arasında olduğu belirlenmiştir. Etkilenen kanala göre VGYA skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,000). Mann Whitney U testi ile farkı yaratan grubun anterior semisirküler kanal olduğu belirlenmiştir. Etkilenen semisirküler kanalın hastayı hangi açıdan ve ne ölçüde etkilediğinin bilinmesi hastaya yaklaşımı ve tedavi sürecini planlamayı kolaylaştıracaktır.
Benign paroksismal pozisyonel vertigo tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmanın amacı benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV) tanısı almış bireylerde manevra sonrası alınan fayda ile fiziksel aktivite sıklığı arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 2021 yılında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Odyoloji Kliniği'nde BPPV tanısı almış, toplam 66 hasta dahil edildi. Tüm hastalara bir haftalık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Uzun Formu (UFAA) ve bir yıllık fiziksel aktiviteyi değerlendirmek için Fiziksel Aktivite Alışkanlığını Değerlendirme Anketi (FAADA) uygulandı. Çalışmaya dâhil edilen 66 hasta için; BPPV'de tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra, manevra sonrası alınan faydayı belirlemek için BPPV tanısı aldıktan sonra yapılan ilk manevrada iyileşenler, yapılan iki manevrada iyileşenler ve yapılan üç manevrada iyileşenle şeklinde üç gruba ayrıldı. Elde edilen sonuçların istatistiksel analizleri IBM SPSS Statistics Base 25.0 (IBM SPSS Statistics for Windows, IBM Corp. Released 25.0.0, Armonk, NY: IBM Corp.) ile değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık için p değerinin 0.05'in altında olması anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya yaş ortalaması 56,26 ± 15,003 olan BPPV tanısı konmuş 47 kadın, 19 erkek toplam 66 hasta dâhil edildi. Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir haftalık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Benign paroksismal pozisyonel vertigoda tam bir iyileşme sağlanana kadar uygulanan her bir manevra sayısı için bağımsız üç grup ile bir yıllık anket skorları arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Gruplar arası karşılaştırmada ise bir manevra ve iki manevra bir yıllık anket skorları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamız, BPPV tanısı almış hastalarda manevrada alınan fayda ile fiziksel aktivite arasındaki ilişkinin belirlenmesinde destekleyici bilgi sağlamıştır. Çalışmamızın sonucuna göre son bir yıl içindeki günlük fiziksel aktivite skoru düşük elde edilen kişilerde BPPV tedavisi için daha fazla sayıda manevra gerektiği saptanmıştır. Son bir hafta içindeki günlük fiziksel aktivite skorunun ise BPPV tedavisi için manevra sayısını etkilemediği saptanmıştır. İleri çalışmalar için ise BPPV tanısı almış hastalarda yaş gruplarının ve kanal tutulumunun daha fazla sayıdaki popülasyonda değerlendirme yapılmasının faydalı olabileceği kanaatindeyiz.
Benign paroksismal pozisyonel vertigoda anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi düzeylerinin değişimi
Benign paroksismal pozisyonel vertigo (BPPV), çok sık görülen bir periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Bu sebeple BPPV hasta grubunun belirlenmesi ve kişiye uygun sağlık bakımın yapılmasıyla, bu kişilerin hızlı bir şekilde günlük yaşama dönmesi sağlanmış olacaktır. BPPV'li bireylerde şiddetli baş dönmesi şikayeti sebebiyle anksiyete, depresyon, uyku ve yaşam kalitesi seviyelerinde azalma görülebilir veya bu faktörlerin az olması sebebiyle BPPV ortaya çıkabilir. Bu faktörlerden herhangi birinin değişimi diğer faktörleri de etkileyebilir. Bu sebeple tüm değişkenler kendi içinde değerlendirilmeli ve kişiye yönelik doğru tedavi uygulanmalıdır. Bu çalışma BPPV'li bireylerde bu değişkenleri değerlendirmek ve uygun tedavi ile birlikte bu değişkenlerin düzeylerinde bir farklılık olup olmadığını görmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaca göre BPPV hastalarına atak döneminde ve iyileştikten sonraki dönemde Richard-Campell Uyku Kalitesi Ölçeği (RCUÖ), Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BDEE), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanarak, kişilerin iki farklı zamandaki depresyon, anksiyete, uyku ve yaşam kalitesi seviyeleri arasındaki farklılığa bakılmıştır. Çalışmaya 18-65 yaş aralığında 32'si kadın (%76,2) ve 10'u erkek (%23,8) toplamda 42 BPPV tanısı konulmuş katılımcı dahil edilmiştir. BPPV tanısı videonistagmografi cihazı ile pozisyonel testlerde pozitif bulgu görülen kişilere konulmuştur. Bu kişilere atak döneminde ve iyileştikten sonra aynı koşullarda olacak şekilde ilgili envanter ve ölçekler uygulanmıştır. Çalışmada, BPPV tanısı konulmuş kişilerin atak döneminde ve bu kişiler iyileştikten sonra yapılan değerlendirmeler sonucunda iki farklı zamandaki uyku kalitesi, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete düzeyleri arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu farka rağmen her iki zamandaki anksiyete, depresyon ve uyku kalitesi seviyeleri normal sınırlarda elde edilmiştir. Aktif baş dönmesinin olduğu zaman yapılan BDEE sonuçlarında kişilerin günlük yaşamlarında orta derece engelliliğe sahip olduğu ve anksiyete, depresyon ve uyku kalitesinden bağımsız olarak baş dönmesine bağlı yaşam kalitelerinin düştüğü bulunmuştur. Uyku kalitesi, depresyon ve anksiyete seviyelerinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiği ve bunların yaşam kalitesini önemli derecede etkileyebilecek faktörlerden oldukları unutulmamalıdır. Çalışmanın sonucunda, kullanılan envanter ve ölçeklerin hasta değerlendirme bataryasına eklenmesi önerilir.
Elli beş yaş ve üzeri erişkinlerde vestibüler fonksiyon ile görsel-mekansal yetenek arasındaki ilişki
Bu çalışmada, 55 yaş ve üzeri erişkinlerde vestibüler fonksiyon ile görsel-mekânsal yetenek arasındaki ilişkiyi araştırmak ve Mini Mental Durum Testi skorlarına göre iki gruba ayrılmış 55 yaş ve üzeri erişkinler arasında vestibüler fonksiyon açısından fark olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmamıza, 55 yaş ve üzeri Mini Mental Durum Testi skorları 20-24 olan erişkinler ve Mini Mental Durum Testi skorları 25 ve üzerinde olan erişkinler dahil edilmiştir. Katılımcılara Servikal Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (sVEMP) Testi, Oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller (oVEMP) Testi, Videonistagmografi (VNG), Video Baş İtme Testi (vHIT) ve Zihinsel Döndürme Testi uygulanmıştır. Gruplar arasında Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Kontrol grubunun Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı çalışma grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek elde edilmiştir (p=0.001). sVEMP ve oVEMP testlerinde 110 dB nHL'de sağ kulakta ve sol kulakta P1 latansı, N1 latansı, P1-N1 interlatansı, P1-N1 amplitüdü, kulaklar arası amplitüd asimetri oranı açısından ve dalga cevap oranları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p>0,05). sVEMP testinde çalışma grubunda 110 dB nHL'de sol kulak P1-N1 amplitüdü ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki elde edilmiştir (r=0.571, p=0.013). Kontrol grubunda sol kulak N1 latansı (r=0.473, p=0.035) ve sağ kulak P1 latansı (r=0.539, p=0.012) ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. oVEMP testinde çalışma grubunda 110 dB nHL'de sol kulak P1-N1 interlatansı ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.638, p=0.047). Kontrol grubunda sol kulak P1-N1 interlatansı ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki bulunmuştur (r=-0.650, p=0.006). Videonistagmografide, her iki grupta, sakkadik latans, doğruluk ve hızı , pursuit test kazanç ve asimetrisi, optokinetik test, sola ve sağa doğru 30°/sn hızda akan uyaranlara karşı, sağ ve sol göz kazancı değerlendirilmiş, her iki grup arasında sol göz sağa (p=0.008) ve sağ göz sağa bakış (p=0.014) sakkadik göz hareketlerinin doğruluk yüzdesi ortalaması dışında değerlendirilen parametreler açısından anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Çalışma grubunda sağ göz sağa bakış (r=0.428, p=0.029) ve sağ göz sola bakışta (r=0.396, p=0.045) sakkadik göz hareketlerinin latans değerleri ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Çalışma grubunun pursuit testinde, 0,1 Hz (r=0.429, p=0.029) ve 0,4 Hz'de (r=0.433, p=0.027) sağ göz kazanç değeri ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki vardır. 0,1, 0,2 ve 0,4 Hz'de sol göz, 0,1 ve 0,2 Hz'de sağ göz asimetri yüzdeleri ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (p<0.05). 0,2 Hz'de sol göz, 0,2 Hz ve 0,4 Hz'de sağ göz kazanç değerleri ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0.05). 0,2 Hz, 0,4 Hz'de sol göz asimetri yüzdeleri ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında da pozitif yönlü ilişki saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubunun pursuit testinde, 0,1 Hz'de sol göz asimetri yüzdesi ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.434, p=0.027). Kontrol grubunda, sağa doğru 30°/sn hızda akan uyaranlara karşı sol göz (r=0.507, p=0.008) ve sağ gözdeki kazanç değerleri (r=0.561, p=0.003) ve sola doğru 30°/sn hızda akan uyaranlara karşı sağ gözdeki kazanç değerleri (r=0.503, p=0.009) ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki vardır. Video Baş İtme Testi'nde (vHIT) lateral ve vertikal kanal VOR kazanç ortalamaları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p>0,05). Çalışma grubunda sol anterior SSK VOR kazancı ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı arasında arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.504, p=0.009). Sağ posterior SSK VOR kazancı ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede pozitif yönlü ilişki vardır (r=0.459, p=0.018). Kontrol grubunda sağ lateral SSK VOR kazancı ile Zihinsel Döndürme Testi doğru cevap sayısı arasında anlamlı derecede negatif yönlü ilişki vardır (r=-0.407, p=0.039). Sonuç olarak çalışmamızda, Mini Mental Durum Testi skorları 20-24 arası olan ve 25 ve üzerinde olan erişkinler arasında sol göz sağa ve sağ göz sağa bakış sakkadik göz hareketlerinin doğruluk yüzdesi ortalaması dışında vestibüler fonksiyon açısından fark bulunmamıştır. Literatürde değerlendirdiğimiz vestibüler test parametreleri ile Zihinsel Döndürme Testi cevap zamanı ve doğru cevap sayısı arasındaki ilişkinin değerlendirildiği çalışma bulunmamaktadır. Bulguların doğru bir şekilde yorumlanabilmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Bu çalışma, vestibüler ve bilişsel sistem ile ilgili güncel literatüre katkı sağlayacaktır.
Yetişkinler için Türkçe fonetik envanteri temelli sözcük tanıma listesinin oluşturulması
Eşik üstü testler işitmenin değerlendirilmesinde en sık kullanılan testlerdendir. Eşik üstü testler aynı zamanda Konuşma Odyometrisi olarak da adlandırılmaktadır. Hastalardan kendilerine sunulan tek heceli kelimeyi tanıması beklenen Sözcük Tanıma Testi. konuşma odyometrisini oluşturan testlerdendir. Hastaların işitme performansının gerçek dünyaya olan etkisinin ölçülmesi, bu testi tüm odyoloji uzmanları için oldukça değerli kılar. Geleneksel olarak bugüne kadar tasarlanan tüm kelime listelerinde takip edilen sıkı kurallar vardır. Bu çalışmada da ülkemizdeki odyoloji kliniklerinde en sık kullanılan sözcük tanıma testi olan Hacettepe listesi ile bu tez çalışması için tasarlanmış Başkent Sözcük Listesinin skorları hem 18 – 40 yaş arası sağlıklı işitenler, hem de sensörinöral işitme kaybı olan bireyler ile karşılaştırılmıştır. Sözcüklerin seçimi için Ergenç 1995 ve Gürzap 2006'dan yararlanılarak Türkçe'deki tüm fonemler belirlenmiştir. Daha sonra sözcük listelerini oluşturmak için yazılı dil derlemi için Türkçenin Sözcük Frekans Sözlüğüne başvurulmuştur. Sözlü dil derlemi içinse TRT'den yayınlanan 6 programından yararlanılmıştır. Her iki derlemde Türkçe'de yer alan tüm sesbirimler sınıflandırılmıştır. Öncül kelimeler 384 kişiye sunularak kelime tanınırlığının puanlanması istenmiştir. Elde edilen bulgulara göre Hacettepe listesi ile Başkent listesine işitme engelli bireylerin verdikleri yanıtlar arasında her iki kulak için de anlamlı derecede farklılık vardır, (p<0,001). Buna göre katılımcılar Başkent listesine daha iyi yanıt vermektedir. Bunun yanı sıra leksikal komşuluk ilişkileri için bakıldığında Hacettepe listesindeki sözcüklerin anlamlı ölçüde daha fazla leksikal komşuya sahip olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgular, fonetik dağılımın sözcük tanıma testleri tasarlanırken birincil önem taşımadığını, dili fonetik olarak doğru temsil etmenin hasta yanıtlarına etki edeceğini göstermiştir. Bunun yanı sıra sunulan hedef sözcükteki leksikal komşuluk ilişkilerinin az olması sözcüğün hastalar tarafından anlaşılmasını daha olanaklı kılmaktadır
Akustik travmalarda vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (VEMP)
Bu çalışmanın amacı Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görevi esnasında patlamaya maruz kalan, beraberinde sensorinöral işitme kaybı gelişmiş olan hastalarda geç dönemde baş dönmesinin servikal ve oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller (cVEMP, oVEMP) ve Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) ile değerlendirilmesidir. Çalışmaya 22 sağlıklı erişkin gönüllü (44 sağlıklı kulak) ve blast travma geçirmiş 25 askeri personel (43 hasta kulak) hasta grubu olarak dahil edilmiştir. Kontrol ve hasta grubuna hem 500 Hz Tone-Burst (TB) hem 500 Hz Narrow Band (NB) Level Specific (LS) CE-Chirp uyaran ile cVEMP ve oVEMP testleri yapılmıştır. Hasta grubuna ayrıca Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) doldurtulmuştur. 44 sağlam kulağın hepsinden hem TB hem de NB LS CE-Chirp uyaran ile cVEMP ve oVEMP yanıtları alınmıştır. Kontrol grubunda cVEMP ve oVEMP testinde P1 ve N1 latansı NB LS CE-chirp uyaran kullanıldığında, TB uyarana göre istatistiksel olarak anlamlı kısa izlenmiştir. P1N1 amplitüdü NB LS CE-chirp uyaran kullanıldığında, TB uyarana göre istatistiksel olarak anlamlı büyük izlenmiştir. Ayrıca hem cVEMP hem oVEMP'de NB LS CE-chirp uyaranda, TB uyarana göre istatistiksel olarak anlamlı düşük eşik izlenmiştir. Hasta grubun Baş Dönmesi Engellilik Envanteri (BEE) ortalaması 14.80 ± 23.38 (0-88.00) bulunmuştur. Hasta grubunda etkilenen 43 kulağın 3'ünde hem NB LS CE-Chirp uyaranla hem de TB uyaranla cVEMP yanıtı alınmamıştır. 43 kulağın 38'inde TB uyaran ile oVEMP yanıtı alınırken, 40'ında NB LS CE-Chirp uyaran ile oVEMP yanıtı alınmıştır. TB ve NB LS CE-chirp uyaran ile yapılan cVEMP ve oVEMP testlerinde kontrol ve hasta grubu arasında P1 latans, N1 latans ve P1N1 amplitüd açısından istatistiksel olarak anlamlı fark izlenmemiştir. Sonuç olarak blast travma sonrası geç dönemde otolit organların fonksiyonlarının etkilenmediği görülmüştür.
Altmış beş yaş üstü işitme kayıplı bireylerde işitme cihazı ile rehabilitasyonun depresyon anksiyete stres ölçeği (DASS-21) ve türkçe işitme engeli ölçeği yaşlı (İEÖ-Y) ile değerlendirilmesi
Gökçe Çiçek Arsever, Altmış beş yaş üstü işitme kayıplı bireylerde işitme cihazı ile rehabilitasyonun depresyon anksiyete stres ölçeği ve Türkçe işitme engeli ölçeği-yaşlı ile değerlendirilmesi. Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Odyoloji Yüksek Lisans Programı, 2022. Amaç: Bu çalışmanın amacı, 65 yaşın üzerindeki hastalarda işitme cihazı kullanımının, depresyon, anksiyete, stres ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini, Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği 21 (DASS-21) ve Yaşlılar İçin İşitme Engeli Envanteri (İEÖ-Y) kullanarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 65 yaş üstü 50 gönüllü birey dahil edildi. 125, 250, 500, 1000, 2000, 4000 ve 8000 Hz frekanslarındaki hava yolu saf ses eşikleri ile 500, 1000, 2000 ve 4000 Hz frekanslarındaki kemik yolu saf ses işitme eşikleri ölçüldü. Hava yolu saf ses ortalamasını belirlemek için 500, 1000 ve 2000 Hz frekanslarında belirlenen eşiklerin ortalaması alındı. 6000- 8000 Hz frekanslarındaki havayolu eşiklerinin ortalaması alınarak yüksek frekansların ortalaması (YFO) belirlendi. Katılımcılara işitme cihazı uygulaması öncesinde ve uygulama sonrası 1. ve 3. aylarda Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASS-21) ile İşitme Engeli Ölçeği - Yaşlı (İEÖ-Y) anketleri uygulandı. Cihaz uygulaması öncesinde ve sonrasında belirlenen ölçek skorları karşılaştırıldı. Katılımcıların demografik bilgileri ile kullandıkları cihazın türü (kulak arkası=BTE, receiver in the ear=RIC) kaydedilmiştir. Sonuç: İşitme cihazı kullanımı öncesinde belirlenen DASS-21 skorlarının cihaz kullanımı sonrasında belirlenen skorlara göre anlamlı olarak yüksek olduğu görüldü (p<0.001). İşitme cihazı kullanımı sonrası 3. ayda belirlenen DASS-21 ortanca skorları, cihaz kullanımı sonrası 1. ayda ve cihaz kullanımı öncesinde belirlenen skorlardan daha düşük idi. İşitme cihazı kullanımı sonrası 3. ayda belirlenen İEÖ-Y skorlarının, işitme cihazı kullanımı sonrası anlamlı olarak azaldığı, 3. ayda belirlenen İEÖ-Y skorlarının ise 1. ayda belirlenen skorlara göre daha düşük olduğu bulundu (p<0.001). Hem DASS-21 hem de İEÖ-Y skorlarındaki düşüş, kullanılan işitme cihazının türünden bağımsız idi. Presbiakuzi yaşlı bireylerde psikolojik etkileri olan, rehabilite edilmesi gereken bir sağlık problemidir. İşitme cihazı kullanımı, işitme kaybı olan yaşlı bireylerin subjektif depresyon, anksiyete ve stres düzeylerinde azalmaya, işitme engeline bağlı yaşam kalitesinde artışa yol açar. Anahtar Sözcükler: Presbiakuzi, işitme kaybı, depresyon, anksiyete, stres, yaşam kalitesi Bu çalışma Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmış (Proje no KA20/31) ve Başkent Üniversitesi Araştırma Fonunca desteklenmiştir.
Sensorinöral tip işitme kaybında fonem bazında şiddet artışının konuşmayı ayırt etme skorları üzerine etkisi
Amaç:Bu çalışmada amacımız sensorinöral tip işitme kaybı (SNİK) olan hastalarda konuşmayı ayırt etme skorlarında (KAS) daha iyi sonuçlar elde etmek ve hastaların konuşma anlaşılırlıklarının artmasını sağlamaktır. Yöntem:Bu çalışma 2021 yılında Başkent Üniversitesi Hastanesi KBB Anabilim Dalı'na başvuran 18-80 yaş arası SNİK olan 80 birey ile gerçekleştirilmiştir. KBB kliniğine başvuran ve odyolojik değerlendirme sonrası bilateral hafif ve orta derecede sensorinöral tip işitme kaybı olan bireylere klinikte uygulanan rutin konuşmayı ayırt etme testi yapılmış ve skorları belirlenmiştir. Sonrasında ses stüdyosunda kayıt alınan kelimelerin yalın halleri (1. versiyon) 1.ölçüm olarak ve fonemlerinin şiddetlerinin arttırıldığı halleri (2. versiyon) 2. ölçüm olarak hastalara dinletilmiştir. 1. KAS ve 2. KAS belirlenmiştir. Bulgular:Çalışma 80 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların 49'u (%61,3) kadın, 31'i (%38,8) erkektir. İşitme kaybı orta derece olan olan 31, hafif derece olan 49 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Sağ KAS 1.ölçüm (48,60±23,24) sağ KAS 2. ölçüm skorlarına (37,08±23,73) göre daha yüksek gözlense de ilgili farkın istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmadığı gözlenmiştir (p=0,610). Benzer olarak sol kulakta da 1.ve 2. ölçüm skorları farkının da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde olmadığı görülmüştür (p=0,822). Sonuç:Çalışmanın sonucunda beklentimiz 2. ölçümlerde anlaşılırlığın artacağı yönündeydi. Fakat bu yönde bir artış olmadı ve 2. ölçüm sonucu KAS düşmüştür. Kayıt esnasında kullanılan teknik geliştirilerek daha iyi sonuçlara ulaşılabilir. Hastaların konuşma anlaşılırlığına yönelik işitme cihazı teknolojilerinde kullanılabilecek sistemler geliştirilebilir. Bunun için daha kapsamlı ve detaylı çalışmalara ihtiyaç olduğu görülmüştür.
Subjektif tinnitusa internet tabanlı yaklaşımın uygulanabilirliğinin araştırılması
Subjektif tinnitus şikâyeti bulunan yetişkinlerde internet tabanlı yazılımların kullanımının uygunluğunun araştırılması amaçlanmıştır. Subjektif tinnitus şikâyetiyle kliniğe başvuran 20- 60 yaş bireylere, Yetişkin Hasta ve Tinnitus Profili Formu, TEÖ (Tinnitus Engel Ölçeği), Tinnitus şiddet, süre ve rahatsızlık derecelerini belirlemek için NAS (Görsel Analog Ölçeği), SF-36 (Yaşam Kalitesi Kısa Formu), MMT (Mini Mental Test) ve KAÖ (Koronavirüs Anksiyete Ölçeği) uygulandı; işitme (saf ses ve yüksek frekans odyometrisi) ve tinnitusla ilgili parametrelerin ölçümü klinikte geleneksel olarak gerçekleştirildi ve bunlardan bazıları (saf ses işitme ve tinnitus frekansı eşleştirme ölçümü) telefon uygulamaları yoluyla bireylere tekrarlatıldı. Değerlendirmelerden sonra içleme kriterlerine uygun olduğu belirlenen 54 katılımcı yaş, işitme durumları, tinnitus dereceleri benzer olacak şekilde 1. Basamak Tinnitus Bilgilendirme hizmetini yüz yüze ve uzaktan canlı bağlantı yoluyla alacak şekilde ikiye ayrıldı. Yüz yüze/Uzaktan Bilgilendirme hizmetinin sunumunda bir standart oluşturmak amacıyla çalışma kapsamında bir görsel materyal tasarlanmıştır. Bu materyal eşliğinde yapılan bilgilendirmeden sonra katılımcıların tinnitusla ilgili mevcut durumlarının ve hizmet memnuniyet seviyelerinin belirlenmesi için ölçeklerden yararlanılmıştır. Bilgilendirmeyi 2 farklı yöntemle alan gruplar arasında TEÖ, NAS ve bilgilendirme memnuniyet skorları açısından anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>.05). Her iki grupta da TEÖ ve NAS (şiddet /süre /rahatsızlık derecesi) açısından danışmanlık öncesinde ve sonrasında elde edilen puanlarda anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<.05). Tinnitus maruziyet süresi ile bilgilendirme sonrası TEÖ skoru değişimi arasında güçlü, NAS değişimi ile orta derecede negatif yönde bir ilişki bulunmuştur. Benzer -hatta daha güçlü- negatif ilişkinin tinnitusla ilgili başvurulan merkez sayısı ile bilgilendirme sonrası TEÖ ve NAS skorlarıyla ortaya çıkarılan bilgilendirme yararı arasında olduğu ifade edilebilir.
Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarında işitme ve denge sisteminin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, Kronik Böbrek Yetmezliği (KBY) tanısı ile hemodiyaliz tedavisine alınan erişkin hastalarda işitme ve denge sisteminde oluşan değişikleri KBY hastalığı olmayan bireylere kıyasla incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, KBY tanısı olan, 18-50 yaş arası ve haftada üç gün hemodiyaliz tedavisine alınan 35 hasta ile 35 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Bütün katılımcılara odyovestibüler sistem bütünlüğünün değerlendirilmesi için saf ses odyometrisi, Video Head Impulse test (vHIT), Post Head Shake Nistagmus test ve baş dönmesi engellilik anketi (DHI) uygulamıştır. Veriler uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışma kapsamındaki hasta grubunun yaş ortalaması 33.09 ±6.8(yıl); Hasta grubunun 16 kişisi erkek (%45.5) 19 kişisi kadındır (%51.4). Kontrol grubunun 17 kişisi erkek (%51.5), 18 kişisi ise kadındır (%48.6). Normal bireylere kıyasla hemodiyaliz hastalarında saf ses ortalamalarının hem konuşma frekanslarında hem yüksek frekanslarda anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,001). DHI skoru açısından hasta gruplarının kontrol gruplarına oranla skorları daha yüksektir (p=0,001). vHIT testinde her iki taraf semisirküler kanallar için kazanç (gain) asimetri açısından hasta ve kontrol grupları arasında asimetri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık yoktur(p<0,05). Çalışma ve kontrol grupları arasında sol ve sağ lateral kanallarda sakkad varlığı ayrı ayrı Ki-Kare test ile incelenmiştir ve istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (ᵪ²=6.56, p=0,03). Hastaların %17,1'inde hem sol hem sağ lateral sakkad var iken; kontrol grubunda lateral kanallarda sakkad görülmemiştir. Hasta ve kontrol gruplarının post-Head shake testi sonrası nistagmus varlığı açısından yapılan Ki-Kare test sonucunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p=0,025). Araştırma kapsamındaki hemodiyaliz hastaların ölçülen kan parametreleri ile sakkad varlığı arasındaki, ilişki incelenmiştir. LARP (Sol Anterior Sağ Posterior) sakkad varlığı ile BUN/kreatinin oranı arasında ters ilişki; RALP (Sağ Anterior Sol Posterior) sakkad varlığı ile kreatinin yüksekliği arasında doğru ilişki tespit edilmiştir. Hemodiyaliz hastalarının hastalık süresi artıkça vHIT testinde sakkad varlığının anlamlı olarak arttığı da gözlenmiştir. Sonuç: vHIT testi, hemodiyaliz tedavisi alan KBY hastalarında vestibüler sistemin değerlendirilmesinde kolaylıkla kullanılabilecek önemli bir testtir. Kreatinin yükseldikçe ve hastalık süresi arttıkça vHIT testinde overt ve covert sakkadların anlamlı olarak arttığı bu çalışma ile tespit edilmiştir. KBY hastalarında kreatinin yüksekliği ve hastalık süresinin vestibüler yan etkilerini vHIT ile takip etmede klinik kullanımının yaygınlaştırılması, ileride yapılacak çalışmalar ile mümkün olabilir.
Yenidoğan sarılığının afferent ve efferent işitme sistemi üzerine geç dönem etkisi
Bu çalışmada amaç, hiperbilirubinemi nedeniyle hayatının ilk bir ayında fototerapi ve/veya kan değişimi tedavisi almış; işitme taramasından geçmiş ve okul dönemine gelmiş term ve geç preterm (≥ 34 hafta) çocuklarda hiperbilirubineminin afferent ve efferent işitme sistemine etkisini incelemek, gürültüde konuşmayı anlama eşiklerini değerlendirerek arka plan gürültüde konuşmayı anlama becerilerini tespit edebilmektir.Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Adana Dr. Turgut Noyan Eğitim ve Araştırma Hastanesi yenidoğan bölümü'nde fototerapi ve/veya kan değişimi tedavisi almış; şu anda yaşı 6-10 yaş aralığında olan ve işitmesi normal olan 60 çocuk ile aynı yaş ve cinsiyet eşleştirmeli hiperbilirubinemi nedeniyle tedavi öyküsü olmayan ve işitmesi normal olan 60 çocuktan oluşmaktadır. Katılımcıların tamamına saf ses odyometri, timpanometri, işitsel beyin sapı cevapları, otoakustik emisyon ve kontralateral supresyon testi ile beraber gürültüde konuşmayı anlama testi yapılmıştır. Kontrol grubuna göre çalışma grubunda supresyon miktarları karşılaştırıldığında grup 3'de tüm frekanslarda anlamlı bir fark yakalanmıştır. HINT testinde çalışma ve kontrol grubu 4 farklı ortam için karşılaştırılmıştır. Grup 3 katılımcıların sonuçlarında sessiz ortamda anlamlı bir fark yokken; gürültü olan diğer üç ortamda SGO değerleri anlamlı olarak düşük tespit edilmiştir. Sonuç olarak; term ve 34 hafta ve üzeri geç preterm, özellikle TSB 25 mg/dl olup hiperbilirubinemi tedavisi almış normal işitmeye sahip okul çağı çocuklarında normal çocuklara göre efferent işitme sistemi ve gürültüde anlama kabiliyeti etkilendiği tespit edilmiştir. HINT ve MOC testleri güvenilir, ucuz ve kolay uygulanabilen testler olarak; hiperbilirubinemi öyküsü olan okul çağı çocukların işitme taramasında mutlaka geleneksel işitme testi yöntemlerine eklenmesi bu çocukların okul başarısını artırmada etkili olacaktır.
Demir eksikliği olan yetişkinlerde işitmenin ve denge fonksiyonlarının değerlendirilmesi
Anemisiz demir eksikliği, demir eksikliği anemisinden önce meydana gelen veya progresyon olmaksızın devam eden demir depolarının azalmasıdır. Demir eksikliği anemisi ise mikrositik hipokromik eritrosit varlığıyla gelişen ve düşük demir seviyesinin anemiyle ilişkili olduğu daha ciddi bir durumdur. Koklea ve vestibüler labirentin kanlanmasını sağlayan internal işitsel arter minimal kollaterallere sahip bir uç arter olduğundan, iç kulak yüksek enerjili metabolizma gerektirdiğinden ve bazı koklear enzimler demir içerdiğinden, demir eksikliğine bağlı hipoksi işitme ve denge sistemini etkileyebilir. Bu çalışmada demir eksikliği olan yetişkinlerde işitmenin ve denge fonksiyonlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. 19-50 yaş aralığında, anemisiz demir eksikliği tanısı almış 22 birey, demir eksikliği anemisi tanısı almış 22 birey ve 22 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan tüm bireyler saf ses odyometri (125-16000 Hz), videonistagmografi, oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel (oVEMP), servikal vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyel (cVEMP) ve video head impulse test (vHIT) ile değerlendirilmiş ve odyo-vestibüler testler yapılmadan önce subjektif şikayetlerin olup olmadığı sorgulanmıştır. Anemisiz demir eksikliği grubunda %27,3, demir eksikliği anemisi grubunda %36,4 oranında tinnitus gözlenmiştir, fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,05). 125-14000Hz frekanslarında demir eksikliği anemisi grubunun işitme eşikleri kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha yüksek elde edilmiştir (p<0,016). Demir eksikliği gruplarında saf ses ortalama değeri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,016). Sensörinöral işitme kaybı görülme oranı, anemisiz demir eksikliği grubunda, sağ kulakta %9,1, sol kulakta %27,3, demir eksikliği anemisi grubunda sağ ve sol kulakta %27,3'tür. Pursuit testi, demir eksikliği anemisi grubunda 9 hastada (%40,9) patolojik olarak saptanırken, anemisiz demir eksikliği ve kontrol grubunda normaldir, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardır (p<0.05). Demir eksikliği anemisi grubunda oVEMP'te %13,6, cVEMP'te %9,1 oranında yanıt alınamamıştır, fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). oVEMP testinde, demir eksikliği anemisi grubunda ve anemisiz demir eksikliği grubunda P1 latans değeri, demir eksikliği anemisi grubunda N1 latansı ve N1-P1 interlatansı değeri kontrol grubuna göre anlamlı derecede daha uzundur (p<0,016). oVEMP ve cVEMP testlerinde N1-P1 amplitüd değeri demir eksikliği anemisi grubunda kontrol grubuna göre daha düşüktür (p<0,016). Anterior SSK VOR kazancı ortalama değeri, demir eksikliği gruplarında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak daha düşüktür (p<0,016). Anterior SSK VOR kazanç ortalama değerleri demir eksikliği anemisi grubunda 0,79 ± 0,2; anemisiz demir eksikliği grubunda 0,81 ± 0,16'dır. Demir eksikliği anemisi grubunda %4,5'inde covert, %9,1 overt ve %6,8 covert-overt sakkad; anemisiz demir eksikliği grubunda %6,8 overt sakkadlar gözlenmiştir, gruplar arasındaki fark anlamlıdır (p<0.05). Çalışmamızdan elde edilen bulgular doğrultusunda demir eksikliğine bağlı hipoksi nedeniyle işitme ve vestibüler sistemde etkilenme olabileceği sonucuna varılmıştır.
Sağlıklı yetişkin kadınlarda menstrual döngünün vestibüler sistem üzerine etkisi
Vestibüler disfonksiyonu etkileyen periferik veya santral kaynaklı birçok neden olabilir. Hormonal sistem değişikliklerinin de vestibüler sistemi etkilediği düşünülmektedir. Bu çalışmada sağlıklı yetişkin kadınlarda premenstrual ve postmenstrual dönemde, farklı test bataryaları ile vestibüler sistemin bütünlüğünün değerlendirilmesi ve iki dönemin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya katılımcı olarak dışlama kriterlerine uyan 18-40 yaş arası işitme ve denge şikayeti olmayan, toplam 40 sağlıklı yetişkin kadın seçilmiştir. Bu çalışmada bireylerin denge sistemini değerlendirmek için sırasıyla objektif vestibüler testler olan VEMP, vHİT ve subjektif testler olan Baş dönmesi engellilik ölçeği (DHI) ve Hastane anksiyete ve depresyon ölçeği (HAD) anketleri uygulanmıştır. Sağlıklı 40 kadın katılımcının menstruasyon öncesi ve sonrası test sonuçları belirtilmiştir. Katılımcıların her iki kulak cVEMP ve oVEMP N1, P1 latans ölçümlerinin menstruasyon öncesi ve sonrası zaman değişiklikleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmaya alınan katılımcıların her iki kulak vHİT lateral, anterior, posterior kanal kazanç değerlerinin menstruasyon öncesi ve sonrası zamana göre değişimi istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Katılımcıların baş dönmesi engellilik envanteri toplam puanı ve alt boyutları olan emosyonel, fiziksel ve fonksiyonel puanlarının menstruasyon öncesi ve sonrası zamana göre azalması istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların hastane anksiyete depresyon ölçeği alt boyutları olan depresyon ve anksiyete puanlarının menstruasyon öncesi ve sonrası zamana göre azalması istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Baş dönmesi engellilik envanteri alt ölçeklerinden emosyonel durumu skorları menstruasyon öncesindeki puanları ile menstruasyon öncesi anksiyete skorları arasında yüksey düzeyde, menstruasyon öncesi depresyon skorları arasında ise orta düzeyde bir korelasyon gözlendi. (p<0,05). Baş dönmesi engellilik envanteri alt ölçeklerinden fonksiyonel durumu skorları menstruasyon öncesindeki puanları ile menstruasyon öncesi anksiyete skorları arasında yüksey düzeyde, menstruasyon öncesi depresyon skorları arasında ise orta düzeyde bir korelasyon vardır. (p<0,05). Menstruasyon öncesindeki depresyon ve menstruasyon öncesindeki anksiyete skorları arasında da orta düzeyde bir korelasyon gözlenmiştir. (p<0,05). Menstruasyon öncesi BEE toplam skorları ile menstruasyon öncesi depresyon skorları arasında orta düzeyde; menstruasyon öncesi anksiyete skorları arasında ise yüksek düzeyde bir korelasyon vardır. Bu sonuçlarla birlikte premenstrual dönemde daha çok görülen dizziness ve anksiyete gibi semptomların subjektif testlerimize yansıdığı ancak objektif testlerimize ve kliniğe yansımadığı gözlenmiştir. Yaptığımız bu çalışma menstrual döngü fazlarında değişen hormonal değişim ile ilgili yapılacak çalışmalarda karşılaştırma yapmak açısından bir yol gösterici olacaktır. Bu bulgular ışığında vestibüler testlerin frekans aralığı göz önünde bulundurularak daha kapsamlı yapılacak ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Vestibuler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller, cVEMP, oVEMP, Video Head Impulse Test (vHIT); Baş Dönmesi Engellilik Envanteri, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği, Menstrual döngü. Araştırma Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Araştırma Etik Kurulu'na sunularak 29/07/2020 tarihinde KA 20/302 no ile araştırma projesi olarak kabul edilmiş ve etik kurul onayı alınmıştır.