
286
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de yer üstü su kaynakları yönetimi sorununun planlama sürecinde çözümlenmesi: Bakırçay Havzası örneği
Sanayi Devrimiyle beraber başlayan sanayileşme ve kentleşme süreçlerinde doğa ve bileşenleri meta haline getirilerek kullanılmıştır. Doğal kaynakların hızla ve sınırsızca tüketildiği ve kirletildiği bu süreçte en çok etkilenen kaynaklardan biri de su olmuştur. Bugün gelinen noktada su kaynakları, küresel ölçekte niceliksel (kuraklık, taşkın vb.) ve niteliksel (kirlilik) sorunlarla karşı karşıyadır. Bu sorunlar, içme ve kullanma amaçlı tatlı su kaynaklarının azalmasına neden olmuştur. Oysa su, doğada belirli bir miktarda bulunan, kıt bir kaynaktır. Türkiye su zengini olmayan bir ülkedir ve su kaynaklarının azalması sorunu ile karşı karşıyadır. Ülkemizde temiz su kaynaklarının azalması sorununa yol açan önemli nedenlerden biri, su potansiyeline uygun tahsisin yapılmaması ve havza temelli su koruma politikalarının üretilmiyor olmasıdır. İlgili yasal düzenlemelerdeki yetersizlikler, kurumlar arasındaki yetki çakışmaları ve planlama kararlarının coğrafi dağılım ve kapasite itibariyle su varlığına uygun olmaması, su kaynaklarının korunmasının önünde büyük engel oluşturmaktadır. Ülkemizdeki 25 nehir havzası ve alt havzalarında da su kaynaklarına ait niceliksel ve niteliksel sorunlar görülmektedir. Bunlardan biri de Kuzey Ege Havzası'nın alt havzası konumundaki Bakırçay'dır. Bakırçay Havzası aynı zamanda bir tarım havzası ve coğrafi konumu ve sahip olduğu tarihi turistik değerleriyle önemli bir turizm bölgesidir. Bunun yanında, Havzadaki madencilik faaliyetleri de önemli bir gelir kaynağıdır. Tüm bu bileşenler mekansal anlamda su kaynakları üzerinde önemli bir baskı oluşturmaktadır. Tezde, öncelikle su kaynaklarının korunması açısından Türkiye'deki mevcut yasal, yönetsel ve planlama sürecindeki yetersizlikler, boşluklar ve sorunlar saptanmış; detaylı incelemeler örnek alan olan Bakırçay Havzası için gerçekleştirilmiştir. Genelde Türkiye özelde ise Bakırçay Havza'sına yönelik yapılan saptamalar ışığında, anılan sorunları aşmak ve su kaynakları korumak amacında olan havza temelli bir planlama süreci önerisi geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mekansal planlama, su sorunu, Su Çerçeve Direktifi, bütüncül su kaynakları yönetimi, Bakırçay Havzası
Mekansal kimliğin sürdürülmesinde tarihi kent merkezlerinin kamusal gücünün kentsel tasarım bağlamında değerlendirilmesi: İstiklal Caddesi aksı ve Taksim Meydanı (İstanbul) örneği
Kamusal alanlar, tüm topluma ait olan, toplumun tüm bireylerince paylaşılan ve erişilebilen, herkese açık, kimsenin yabancı sayılmadığı, farklı bakış açılarının birlikte var olduğu ve bir araya gelebildiği ortak alanlardır. Bir kentin kamusal alanlarında yer alan tüm mekansal deneyimler ve toplumsal ilişkiler, kentsel kültürün toplumsal üretimini içerir. Kentlerin geçmişlerine dair izler içeren, kentsel mekanın kimliğini biçimlendiren kamusal alanlar, toplumsal hafıza oluşturma görevi de yüklenirler. Bu tez çalışmasının konusunu oluşturan Taksim Meydanı ve çevresi, erken Cumhuriyet döneminde bu hafıza yerleri'nin en güçlülerinden biri olmuş; kurulan genç Cumhuriyet'in Osmanlı'nın eski payitahtı olan İstanbul'da benimsenmesi amacıyla, bölgenin fiziksel çevresi çeşitli müdahalelere sahne olmuştur. Kentsel ölçekteki bu müdahaleler, oluşturulan sembol ve bu mekanlarda geliştirilmesi hedeflenen ritüeller, Cumhuriyet kavramının toplumsal hafızada inşa edilmesi için birer araç halini almıştır. Bu doğrultuda, bu dönemde güçlü imar faaliyetlerine sahne olan Taksim Meydanı ve çevresi, yeniden biçimlenmesi öngörülen kültürel ve toplumsal yaşama dair beklentileri meşru kılabilecek bir kentsel mekanı tanımlamaktadır. Kendisini kuran öğeleriyle beraber bir kentsel kültürel peyzaj olan Taksim Meydanı'nın Taksim Yayalaştırma Projesi ile hem toplumsal tarih ve bellek üzerindeki önemi, hem de kullanıcı yapısı değiştirilmek istenmektedir. Bu tespit, "meydan ve park" ilişkisinin "alışveriş merkezi ve ön bahçesi" ilişkisine dönüştürüldüğü mevcut proje ile kendini göstermektedir. Araç ve yaya trafiğini rahatlatacağı gerekçesiyle hazırlanan 98 bin metrekarelik Taksim Meydanı yayalaştırma projesi, çok büyük bir kentsel müdahaledir ve özellikle dalış tünelleriyle mevcut yol-bina ilişkisini kopararak, bölgenin "tarihi kentsel peyzajını" yok etmektedir. Gezi Parkı, yaklaşık 70 yıldan bu yana halka açık yeşil alan olarak bölgenin önemli bir eksikliğini gidermekte olup, gerek kentsel tasarım açısından özel nitelik taşıyan elemanları, gerekse ağaçları ve iç yollarıyla, bölgenin tek yoğun yeşilidir. Öte yandan, Cumhuriyetin ilk yıllarında dönemin ünlü şehirci ve mimarına ısmarlanmış ve özenle tasarlanmış tarihî değeri olan bir parktır. Bu nitelikleriyle, bugün bakımsız ve güvensiz olduğu ileri sürülerek gözden çıkarılması yerine, dünyanın tüm uygar ve gelişmiş kentlerindeki parklar gibi İstanbul'un imajına uygun bir şekilde bakımlı ve güvenli hale getirilerek, kent yaşamıyla bütünleştirilmelidir. Bu da, halen hedeflendiği gibi tamamen farklı bir niteliğe dönüştürülmesi değil, sıhhileştirilerek 70 yıllık kamu yeşili olma özelliğinin sürdürülmesi anlamına gelmektedir. Bu tez kapsamında, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı'nın İstiklal Caddesi bağlamı içindeki yeri ve tarihsel kültürel peyzaj önemi vurgulanmakta; gerek proje öncesi ve gerekse proje ile öngörülen düzenlemeler kentsel tasarım ilkeleri bağlamında kritik edilmekte; metropol İstanbul'un tüm toplumsal kesimlerini kucaklayan çoğulcu, mevcut sorunları çözücü ve ihtiyaca cevap veren bir kentsel tasarım düzenlemesinin rasyonelleri ortaya konulmaktadır.
Kentsel hava kirliliğini etkileyen ve şehir planlama ile kontrol edilebilen fiziksel faktörlerin mekânsal istatistik yöntemleri ile incelenmesi
Kentsel alanlarda yaşanan hava kirliliği problemi, hayati önemi olan bir araştırma alanıdır. Bu çalışmada kentteki hava kirliliği düzeyinin şehir planlaması disiplini ile kontrol edilebilen değişkenlerle açıklanması ve istatistiksel yöntemler kullanılarak modellenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında İzmir İli, Çiğli İlçesi'nde koordinatları belirlenmiş olan toplam 64 noktada pasif örnekleyiciler kullanılarak hava kalitesi ölçümleri (kükürt dioksit ve azot dioksit kirletici konsantrasyonları) yapılmıştır. Mekânsal sistematik örnekleme yöntemi kullanılarak konumları belirlenen ölçüm noktalarında kış ve yaz dönemlerinde (ayrı ayrı yaklaşık 2 haftalık periyotlarda) toplam 4 haftada ölçüm çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Yürütülen diğer çalışmalar kapsamında çalışma alanında bulunan binalara, ölçüm noktalarına, ulaşım sistemine ve fiziksel yapıya ilişkin fiziksel veri tabanları oluşturulmuştur. Çalışma alanında ölçüm yapılan noktalar için ayrı alan çapları oluşturulmuş; her iki kirletici türü için seçilen modellerin sadece 250 metrelik alan çapında anlamlı sonuçlar verdiği görülmüştür. Kentsel hava kirliliği düzeyleri ölçüm noktalarına, ölçüm değerlerine, arazi kullanım türlerine, ısınma türlerine, bina özelliklerine, ulaşım türlerine, meteorolojik faktörlere ilişkin ve logaritmik formdaki değişkenler ile çoklu regresyon yöntemi ve mekânsal otokorelasyon yöntemleri kullanılarak açıklanmaya çalışılmıştır. SPSS, GeoDa ve ArcMap yazılımları kullanılarak yapılan analizler sonucunda elde edilen regresyon değerleri karşılaştırılmıştır. Kükürt dioksit kirletici türü için seçilen final modelde bağımlı değişkenin varyansının yüzde 52,7'si (R kare değeri 0,527); azot dioksit kirletici türü için seçilen final modelde bağımlı değişkenin varyansının yüzde 56,3'ü (R kare değeri 0,563) açıklanabilmiştir. Yeşil alan kullanımı, topoğrafyanın yüksekliği ve doğalgaz kullanım oranı azot dioksit kirletici değerleri ile ters orantılı; binaların yüksekliği, konut birimi sayısı, bina taban alanı büyüklüğü, yol genişliği, 1. derece yolların varlığı, güneşlenme süresi ve sanayi tesislerinin sayısı ise doğru orantılı bulunmuştur. Açık ve yeşil alan kullanımı büyüklüğü, yeşil alan kullanımı, 2. ve 3. derece yolların varlığı, doğalgaz kullanım oranı ve yağış miktarı kükürt dioksit değerleri ile ters orantılı; doğalgaz dışındaki diğer ısınma türlerini kullanan bina sayısı ve bina taban alanı büyüklüğü ise doğru orantılı bulunmuştur. Seçilen modellerde yer alan değişkenlerin tamamına yakını istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur.
On dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla Doğu Akdeniz liman kentlerinde mekanın dönüşümü: Volos, Patras ve Mersin
Doğu Akdeniz liman kentleri, on dokuzuncu yüzyılda, sömürgeciliğin ve kapitalizmle karşı karşıya gelen toplumların geçirdiği dönüşümün anlaşılması için daima ilgi çekici bir araştırma alanı olmuştur. Bu nedenle çoğunlukla Doğu Akdeniz liman kentleri, dönemin kapitalist ilişkileri, sömürgecilik tarihi ve modernleşme açısından taşıdığı ilgi çekici boyutu doğrultusunda, "olayın cereyan ettiği yer" olarak ele alınmıştır. Oysa, on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıl başına kadar süren bu özgün deneyim, yalnızca yukarıdan aşağıya ya da bir yönden diğerine ilerleyen bir süreç değildir. Dolayısıyla dönemin güç ilişkilerinde ve imparatorluklarda askeriyeden eğitime kadar genişleyen pek çok alanda değişimin yaşandığı bu sürece ilişkin, üst ölçekli gelişmelerin arka planındaki, yerel koşul ve gerçeklikler gözden kaçırılmamalıdır. Liman kentleri, on dokuzuncu yüzyılda, gerek merkez ve gerekse çevre için, küresel ölçekte yaşanan ekonomik ilişkilerdeki bu yapısal değişimin, Doğu Akdeniz'in kendine özgü bağlamı içindeki aktif birer aktörü olmuşlardır. Peki, üst ölçekteki benzer değişimler ve yerel bağlamın birlikte ürettiği mekansal yapılarıyla, ne tür benzerlik ve farklılıklar taşımaktadır? Söz konusu benzerlik ve farklılıkların, bu kentlerin birer "Doğu Akdeniz liman kenti" kimliği ile gelişmesine etkisi nasıl olmuştur ve söz konusu kentlere bu kimlik ve karakteri kazandıran mekansal bileşenler nelerdir? Söz konusu mekansal yapı, on dokuzuncu yüzyıldan ulus-devletlerin kurulduğu yirminci yüzyıla nasıl bir değişim göstermiştir? Tez kapsamında, bütün bu sorulara yanıt aramak üzere, yaşadıkları özgün deneyimle, üç Doğu Akdeniz liman kenti; Volos, Patras ve Mersin örnekleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Gerek Osmanlı modernleşmesi ve gerekse bugün söz konusu kentlerin sınırları içinde yer aldıkları yeni ulus-devletler; Yunanistan ve Türkiye'nin kendi modernite projeleri doğrultusunda benzer süreçlerde gelişen kentler olarak, Doğu Akdeniz'deki liman kentlerinin, mekansal pratikleri, kentsel mekanın biçimlenişi ve söz konusu süreçlerle ilişki içinde şekillenen kent kimliği ile bu kimliğin mekansal bileşenleri araştırılmıştır.
TOKİ etkisinde kentsel gelişme: 2004-2010 Ankara güneybatı metropoliten plan bölgesi örneği
Kentsel alanların yoğun nüfus baskısı altında olmasının yanı sıra kırsal alanlarda kentsel istila ile karşı karşıyadır. Özellikle büyükşehirlerde bu yayılma sonucunda kırsal alanlar hızla kentsel alanlara dönüşmektedir. Tüm bu sürecin planlı ve doğru bir şekilde işleyebilmesi için kentsel büyümenin planlarla sağlanması gerekir.Planlar tek başına kentsel gelişmeyi yönlendiren belgelerken, planlamanın kavramsal çerçevesinde yer alan yasal ve yönetsel çerçeveden bağımsız değerlendirilmeleri mümkün değildir. Bu bağlamda özellikle, 1984'de 3030 sayılı Kanun ile Büyükşehir Belediyesi yönetimi düzenlemesi, yine 1984 yılında kurulan Toplu Konut ve Kamu Ortaklığı İdaresi Başkanlığı'nın kurulması, 2985 sayılı Toplu Konut Kanununun çıkarılması, ardından çıkarılan dönüşüm kanunları ve benzeri yasal düzenlemeler planları nasıl yönlendiğinin tartışılması hedeflenmiştir. Bu yasalardan alınan güçle planlara yapılan müdahaleler, kentsel gelişmenin yönlendirilmesi ve kentsel rantın nasıl paylaşıldığı tartışılmıştır.Yasal düzenlemeler, aynı zamanda planlama aktörler arasındaki yetkileri ne şekilde yönlendirdiği de konu bütünlüğünden kopmayacak şekilde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Özellikle son yıllarda Toplu Konut İdaresi planlamanın önemli bir aktörü olarak yerel yönetimlerle birlikte yaptığı işbirlikleri ile öne çıkmıştır. Bu bağlamda, Ankara kenti Güneybatı Metropoliten Bölgesi içerisinde yer alan Aşağıyurtçu, Yukarıyurtçu, Balıkuyumcu ve Yapracık bölgeleri planlama çalışmaları tez kapsamında incelenmiştir. Bu bölgelerde yapılan planlar, revizyon planları, açıklama raporları ve açılan davalarla ilgili mahkeme kararları değerlendirilmiştir.
Yaratıcılık ve kamusal alanın dönüşümü Urla Sanat Sokağı örneği
Kamusal alanı anlayabilmek adına meydanların, parkların, cadde ve sokakların kullanım şekillerini, yer oluşturma modellerinin potansiyellerini ve toplumsal değerlerini anlamak gerekir. Bu doğrultuda sokağı bir kamusal alan modeli olarak ele almak, "kamusal alan" kavramının toplumda bulduğu karşılığı görmek adına faydalı olacaktır. Günümüzde sokak, çoğunlukla ulaşım odaklı kullanılan bir kamusal alandır. Oysa geçmiş deneyimler sokağın birçok kamusal etkinliğe ev sahipliği yapabildiğini ortaya koymaktadır. Pazarlar, kutlamalar, yürüyüşler gibi birçok etkinlik sokakta gerçekleştirilmekte ve sokak bu etkinliklerle anlamlı bir yere dönüşmektedir. Bu dönüşümün etkenlerinden birisi olarak sanatın sokağı nasıl dönüştürdüğü ve sokağın kamusal değerini nasıl etkilediği çalışma alanı olarak seçilen Urla Sanat Sokağı üzerinden okunmaya çalışılmış ve Urla Sanat Sokağı'nın yer oluşturma ve kamusal alanın dönüşümü yönünden nasıl bir örnek teşkil ettiği ve bu örneğin geliştirilebilir ve yaygınlaştırılabilir bir örnek olup olmadığı üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.
Kamusalın politik içeriğinin mekana yansıması bağlamında kentsel kamusal mekanda güç mücadelesi
Kamusal alan kavramı en yalın haliyle; insanların ortak dünyasını, bu dünyaya ve bu dünyanın biçimlenmesiyle ilgili karar süreçlerine eşit katılımı vurgular. Bu bağlamda, ortak dünyayı düzenleme edimi olan politikadan bağımsız düşünülemez. Politika güç ilişkileri ile belirlenen bir çatışma süreci olarak gündelik hayat içinde sürekli yeniden üretilir. Kamusal olmanın politik anlamıyla yüklenen kentsel kamusal mekanlar; politikanın hem konusu hem de zemini olarak, kent insanın gündelik yaşamı içine yerleşir. Bu çalışmada kentsel kamusal mekanların, kamusalın politik anlamı açısından irdelenmesi hedeflenmiştir. Kent insanını bir araya getiren kamusal mekanlar toplumsallık niteliğinin yanında sahip oldukları politik içerikle, çeşitli politik aktörler arasındaki güç mücadeleleri tarafından biçimlenirler. Bu eksenden hareketle tezin ikinci bölümünde siyaset literatüründeki kamusal alan kavramsallaştırmaları incelenmiştir. Bu kuramsal alt yapı ışığında üçüncü bölümde kamusallık kavramının kent mekanı açısından anlamı, hem tarihsel süreç içindeki gelişimi açısından hem de teorik düzeyde çözümlenmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde ise politik mücadele, hegemonya kavramı üzerinden ele alınmış, bu bağlamda hegemonik ve karşı hegemonik aktörlerin kentsel kamusal mekana müdahale biçimleri incelenmiştir.
Bütüncül havza planlaması'nda delphi yöntemi: değirmendere alt havzası
Çeşitli ekosistem özellikleriyle önemli bir planlama birimi olan su havzalarının, ekolojik ve sürdürülebilirlik kavramlarının esas alınarak planlanmaması beraberinde yanlış arazi kullanım kararlarını getirmiş ve bu durumun bir sonucu olarak havza ölçeğinde bütüncül havza planlaması ve yönetimi kavramı önem kazanmıştır. Ülkemizde bütüncül havza planlamasına ilişkin model bir süreç bulunmamaktadır. Bu eksiklik, havzalar üzerindeki mevcut baskının önlenememesine neden olmakta ve havzalardaki ekolojik denge bozulmaktadır. Bu çalışmanın amacı; sürecin eksikliğinden yola çıkılarak ekolojik açıdan korunması gereken havzalarda, havzaya özgü sorun ve stratejileri belirleyerek bütüncül havza planlama süreci ve modeli geliştirmektir. Çalışmanın ilk bölümünde ekoloji ve sürdürülebilirlik kavramları, bütüncül havza planlaması ve yönetimi yaklaşımı kuramsal olarak incelenmiş, dünyadaki ve Türkiye'deki mevcut havza planlama ve yönetim sistemi açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde, sürece erişebilmek amacı ile Trabzon Kenti'ne içme suyu sağlayan ve kentin gelişme bölgesinde yer alan Değirmendere Alt Havzası, örnek alan olarak seçilmiştir. Bu bağlamda, alana ilişkin literatür çalışmalarına ve plan kararlarına yer verilmiştir. Bütüncül havza planlaması ve yönetiminin disiplinler arası bir çalışmayı gerektirmesi nedeniyle, alana ilişkin planlama ve planlamaya yön veren sorunların tespit edilmesi için Delphi Yöntemi araç olarak kullanılmış, havzayı tanıyan akademisyenler, teknik kadro ve havza üzerinde karar verici/onaylayıcı bazı kurumlardan oluşan uzman grubunun görüşleri alınmıştır. Üçüncü bölümde, alanın öncelikli çözüm gerektiren sorunları ve bu sorunların çözümüne yönelik bazı stratejiler öngörülmüş, literatür çalışmalarından ve uygulanan Delphi Yöntemi'nden yararlanılarak bütüncül havza planlamasına yön verecek /verebilecek ilkeler belirlenmiştir. Son olarak, Değirmendere Alt Havzası üzerinden bütüncül havza planlamasına ilişkin süreç modeli tasarlanmıştır.
Kentlerin rekabetinde önemli bir turizm faktörü olarak coğrafi işaretleme ve planlamaya yansıması
Tarihi süreç içerisinde bölgelerin gelişme dinamiklerinde çeşitli nedenlerle farklılıklar oluşmaya başlamakta olup bu farklılıklarda bölgeler arası dengesizliklerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Devletler bölgelerarası farklılıkları ortadan kaldırmak için bölgesel politika uygulamalarına yönelmiştir. Bu aşamada turizm sektörü, ülkelerin bölgesel anlamda kalkınmaları için önemli bir potansiyeldir. Özellikle son yıllarda ülkelerin ekonomilerine çok fazla katkı sağlayan turizm, alternatif turizm çeşitlerinin yaygınlaşmasıyla da yılın belli zamanlarında kalmayıp tüm yıla yayılma özelliği göstermesi açısından ülkeler için bir fırsat haline gelmiştir. Son yıllarda yaşanan tüm bu gelişmelere baktığımızda, dünyada ve ülkemizde geçmişten gelen değerlerin ve yöresel ürünlerin hiçbir zaman değerini kaybetmediğini görmekteyiz. Coğrafi İşaretleme yolu ile yöresel ürünlerin değeri artmakta ve bulunduğu yöreye önemli katkıları bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, genelde küreselleşen dünyada bölgeler arası farklılıkların gidermesinde önemli bir turizm faktörü olarak coğrafi işaretleme konusunun kavramsal olarak anlatıldığı ve dünyadan örneklerin incelendiği, özelde ise Türkiye'nin 26 bölgesine yönelik sentez çalışması yapılarak bu bölgelerin bölge planları incelenmiş ve değerlendirme yapılmıştır. Bu amaç doğrultusunda tez konusu kapsamında kriterler belirlenerek Türkiye'nin illeri bazında puanlama sistemi oluşturulmuştur. Puanlama sonucunda bölgelerin değerleri açısından en yüksek puanı alan, ortalama puanı alan ve düşük puanı alan bölgelerin, coğrafi işaretlemenin bölgelerdeki rekabete ve turizme nasıl yansıdığını değerlendirilmesi açısından bölge planları incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: Bölgesel Kalkınma, kentler arası rekabet, coğrafi işaretler
Büyükşehir belediyesi olma sürecinde Muğla ilinde ulaşım planlama politika, ilkeleri ve pratikleri
Ulaşım; özellikle 21. yüzyılın postmodern anlayışıyla, bireylerin toplumsal yaşam içerisindeki kültür eksenli etkilerini yönlendiren ve yöneten, hatta ve hatta toplumsal sınıfları ayıran güçlü bir kavramı olma yönünde evrilmiştir. Dolayısıyla üst ölçekte bölge ve kentler düzeyinde, daha alt ölçekte de günlük yaşam düzeyinde sürece bakıldığında ulaşım ve yatırımlarının tarihsel süreç içerisindeki etkilerini izlerken, siyasi, politik ve ekonomik birçok girdi ve çıktıyı aynı düzlemde tariflemek gerekmektedir. Siyasi ve politik düzeyde merkezi ve yerel ölçekte ulaşım ile ilgili farklı kapsamlarda görev ve sorumlulukları bulunan çok sayıda kurum ve kuruluş bulunmaktadır. Yerel ölçekte belediyeler ve büyükşehir belediyeleri ulaşım yatırımlarını ve planlamasını yönlendiren kurumlar olarak ön plana çıkmaktadır. Bu çalışma literatürde ulaşım kavramını kentlinin günlük hayatını programlayıp yönetmek adına kullanılan en güçlü kavram ve aslında en güçlü politika, ilke ve pratik olarak tüm arz, talep ve deneyimleri birleştiren bir kavram olan ulaşım ana planlarını ve bu planların sistematiğindeki kavramları merkeze koymaktadır. Bu kapsamda da ulaşım ana planlarının hazırlanmasından sorumlu kent yönetimleri ile bunlara ilişkin bir yönetim biçimi değişikliği olarak 6360 sayılı Kanunun ortaya koyduğu yeni yapının ulaşım üzerindeki olası etkisi bu çalışmanın tartışma konusunu oluşturmaktadır. Bu kanun düzenlemesi ulaşım planlaması ve dolayısıyla ulaşım ana planı açısından iki bağlamda tartışılabilecek bir durumu ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan ilki, mevcut büyükşehir belediyeleri için yetki ve sorumluluk sahasının değişimi, diğeri ise il belediyelerinin büyükşehir belediyesi statüsünü kazanmaları ve yetki ve sorumluluk sahasının il sınırına dayandırılması ile ilgilidir. Bu tez kapsamında 6360 sayılı Kanun düzenlemesi ile nüfus büyüklüğü dikkate alınarak oluşturulan yeni yönetim yapısının ulaşım ve ulaşım planlaması açısından irdelenmesi, 30 büyükşehir belediyesi için hizmet alanı, nüfus, yoğunluk, mesafe gibi değişkenler açısından eski ve yeni büyükşehir belediyelerinin benzerliklerinin ve farklılıklarının karşılaştırılarak tespit edilmesi ve tartışılması amaçlanmıştır. 6360 sonrası büyükşehir belediyesi olan Muğla ili çalışma alanı olarak seçilerek belirlenen bu değişkenler üzerinden de incelenmiş ve ulaşım planlaması politika, ilke ve pratiği açısından bu düzenlemenin nasıl hayat bulduğu değerlendirmiştir. 6360 sayılı Kanun, kent, kentsel alan, kentli kavramları ile ulaşım ihtiyaçlarının nasıl değiştiğini ve bir kanunun kenti, kentlinin taleplerini nasıl değiştirdiğini de gözlemleme fırsatı vermektedir. Bu bağlamda kentsel alanı kentlilerin ihtiyaçlarıyla bir bütünsellik içerisinde anlamlandırıp okumakta yasa ve yönetmeliklerin de büyük rol oynadığını söylemek mümkündür.
Examining the factors responsible for the variation in accessibility to health care facilities in Tamale, Ghana
One of the current issues of discussions in recent times is on rapid population growth in the coming years and its accompanied consequence that is expected to take place in urban cities of developing counties and not in rural communities. Rapid population growth often occurs with its accompanied consequences rendering parts of cities not conducive for a living. To curb this accompanied consequence of population growth, analysts came out with a good number of critical socio-economic issues that needs to be addressed ahead of the expected growth. These include attainable sanitation measures, adequate healthcare facilities and schools, different sources of income, sufficient open space for recreations etc. Among these critical socio-economic issues, is adequate and accessible healthcare facility, which many suggest should be given the greatest attention, for health is so important that it is sometimes equated to wealth of the people. Literature reviewed portrays that most researchers in measuring accessibility to healthcare facilities, concentrated on socio-economic factors of the inhabitants and geographical distance factors without much assessment of the spatial structure of the city. This necessitated the research that is to examine the factors responsible for the variations to healthcare facilities in an urban city of Tamale in Ghana, using ArcMap online data and data from Tamale Municipal Planning Unit and Tamale Health Directorate. The healthcare facilities are categorized as government and private and according to hierarchy. The data is analyzed using methods of spatial analysis such as (1) Voronoi diagrams to illustrate the catchment area of each healthcare facilities;(2) Network analyst to estimate the service areas of government and private healthcare facilities; and (3) Graph-theory-based centrality indices to estimate levels of accessibility to each of the government and private healthcare facilities. The results reveal that the spatial distributions of healthcare facilities do not meet the needs of the population distribution. Also, there are major differences in accessibility levels of spatial distributions of public and private healthcare facilities. Healthcare facilities should be located at central parts of the city where there exist concentrations of population to have access to these facilities. Keywords: Accessibility, health care facilities, population, Tamale
İzmir İnciraltı'nda doğa temelli bir agro turizm yaklaşımı kentsel tasarım projesi
Agro turizm, başka deyişle tarım turizmi, kitle turizmine ve dünyada aynılaşan turizme karşı bir yeni turizm anlayışıdır. Bir yandan 1980`li yıllardan itibaren kitlesel turizmin doğal çevre üzerinde artan olumsuz etkileri sebebiyle diğer yandan da beton yığınlarından oluşan dev otellerle tüm ülkeleri, tüm toplumları birbirinin kopyasına dönüştüren turizm anlayışına karşı bir alternatif turizm çeşidi olarak ortaya çıkmıştır. Agro turizm, tarımla turizmi birleştiren, yerel halka gelir ve iş yaratırken, çevrenin ve doğanın korunmasına yardımcı olan ve ayrıca halk kültürünü değerlendiren bir turizm biçimi olarak tanımlanmaktadır. Agro turizm modelinde yerel yaşam tarzı ve yerel yiyecekler ön planda tutulmaktadır. Köy halkının kendi içinde örgütlenen ve yönetilen bir turizm olgusudur. İzmir kent merkezine yakın olan ve bugüne kadar yeşil dokusunu kaybetmeyen, yaklaşık 690.9 hektar büyüklüğünde olan ve 1989 yılında turizm alanı ilan edilmesinden dolayı farklı senaryolara konu olan İnciraltı bölgesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Bu çalışma, alanın yerel özellikleri, halkın beklentileri çerçevesinde ve doğal sit alanlarıyla ilgili kanunlara dayanarak bir Agro turizm modeli kurgulamayı amaçlamaktadır. Çalışmada, proje alanının belirlenmesinin ardından, kurulacak olan modelin temel girdilerini oluşturacak ``alan analizi ?? elde etmeye dönük alan çalışmaları ve bölgede yaşayanların beklentilerini karşılamak amacıyla incelemeler yapılmıştır. Çalışmalar sonucunda ulaşılan bulgular değerlendirildikten sonra ortaya çıkan sonuçlar, başlangıçta belirlenen varsayımlarla (yerel özellikler, halkın beklentileri, doğal sit alanlarıyla ilgili kanunlar ve Agro turizm ilkeleri) ilişkilendirilmiştir. Ortaya çıkan sonuç ve sentezler kurulacak modelin temellenen amaç ve hedeflerinin belirlenmesinde kullanılmıştır. Tüm bu çalışmalardan sonra yerel özelliklerle temellenen, halk beklentileri (ek gelir veya yüksek gelir) ve Agro turizm geliştirmeye yönelik açılımları bulunan İnciraltı çalışma alanında, kentsel tasarımı olarak Agro turizm modeli önerilmiştir. Anahtar Sözcükler: Agro turizm kavaramı, kentsel tasarım, Agro turizm modeli, İnciraltı.
Çocukların zihin haritalarında kentsel mekân imgesi; Trabzon ili Ortahisar ilçesi örneği
Çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimi için önemli bir mekân olan şehirler, genellikle yollar, kenarlar, düğümler, bölgeler ve işaret ögeleri ile tanımlanırlar. Bu öğeler bir bütün olarak kent imgesini oluşturmaktadır. Bu çalışma, günümüzde mekânla etkileşimleri sınırlandırılmış olan çocukların kent üzerindeki algısal yaklaşımlarını belirlemeyi, sosyal, doğal ve tarihi çevrelerle etkileşimlerini ölçmeyi amaçlamaktadır. Araştırma alanı Trabzon ili Ortahisar ilçesini kapsamaktadır. Çalışmanın metodoloji bölümü, sözel anketleri ve zihinsel haritalamayı içermektedir. İlk olarak, alanın temsiliyeti açısından katılımcıların eşit katkılarını sağlamak için araştırma alanı fiziksel olarak altı eşit bölüme ayrılmıştır. Daha sonra her bölümden bir ortaokul seçilmiştir. Ardından 10-12 yaş grubundaki çocuklarla anket (256 katılımcı) ve zihinsel haritalama çalışması (192 katılımcı) yapılmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA 2020 Analytics Pro programı ile analiz edilmiştir. Ayrıca veri güvenilirliğini kontrol etmek için anketlerde Jaccard benzerlik indeksi yapılmıştır. Ortalama benzerlik değeri %91,23 (anket) ve %54,80 (zihinsel haritalama) olarak tespit edilmiştir. Bulgulara göre imgelerin kullanımları kız çocuklarında erkeklere göre daha baskındır. Ayrıca Trabzon'da doğup büyüyen çocuklar diğer çocuklara göre daha fazla imgesel eleman kullanmıştır. İmgesel öğeler incelendiğinde, Sözel verilerde odak noktalarının sıklığı baskınken, görsel verilerde işaret öğeleri daha yoğundur. Ayrıca işaret ögeleri ile tarihi mekân arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (Pearson korelasyon=0,79, N=256). Sonuç olarak çocukların zihinlerinde kentin kuzey bölümünün daha imgelenebilir olduğu saptanmıştır.
Ortopedik engelli bireylerin kentsel hizmetlere erişiminin değerlendirilmesi: Trabzon/Ortahisar örneği
Dünyanın nüfusunun yaklaşık % 15'i engellilerden oluşmaktadır. Ortopedik engellilerin engelli nüfus içindeki oranının % 13,61 olduğu ülkemizde, onların kentsel hizmetlere erişimi, yapılı çevreden, kentsel işlevlerden ve ulaşım sisteminden kaynaklanan engellerden dolayı kısıtlanmaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı; Trabzon İli'nin Ortahisar İlçesi'nde, yapılı çevrenin, kentsel işlevlerin ve ulaşım olanaklarının (yaya-taşıt) ortopedik engellilerin kentsel hizmetlere erişimine etkilerini incelemektir. Bu doğrultuda, Ortahisar kenti çalışma alanı olarak seçilmiş, mekânsal analizler ve ortopedik engellilerle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılarak onların kentsel hizmetlere erişimi konusundaki sorunları ve talepleri tespit edilmiştir. Ayrıca, ortopedik engellilerin MİA ve kentsel hizmetlere erişimine yönelik deneyimleri de belirlenmiştir. Mekânsal analizlerde ve görüşmelerde; kentsel hizmetlere ve kent merkezine taşıtla erişimde, yaya erişim ve dolaşımda karşılaştıkları durumlar saptanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda, Ortahisar'da ortopedik engelliler için yaya ve taşıtla erişimde, MİA'da yaya dolaşımda, kentsel hizmetlere erişimde sorunlar olduğu tespit edilmiştir. Kentsel hizmetlere ve MİA'ya erişimde en önemli sorunlar; ortopedik engellilere yönelik toplu ulaşım olanaklarının, otopark ve yaya yolu düzenlemelerinin yetersiz olmasıdır. İnsanların onlara bakış açısı da erişim konusunda eleştirdikleri bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ara toplu taşım sistemlerinin şehir içi otobüs sistemleri ile entegrasyonu, İzmir örneği
Hızlı nüfus artışı ve göç sonucu kentsel alanlar büyüme sınırlarına ulaşmaktadır. Geniş bir alana yayılmış, yapı yoğunluğunun artış gösterdiği bölgelerde oluşan ulaşım ihtiyacı, toplu ulaşım hizmetlerindeki yetersizlikler sonucu ara toplu taşıma sistemleri tarafından karşılanmaktadır. Ayrıca nüfus doygunluğuna ulaşan kentlerde, artan yolculuk talepleri ulaşım sistemleri üzerinde ağır bir yük binmekte, dolayısıyla toplu taşıma sistemlerinin gelişimi ve birbiri ile entegrasyonu önem arz etmektedir. Toplu taşıma ve özel taşıma arasında bir sistem olan ara toplu taşıma sistemleri plansız ve denetimsiz olmasının yanında özellikle düşük yoğunluklu ve topoğrafik olumsuzlukları bulunan bölgelerde toplu taşıma sistemlerini destekleyebilecek niteliktedir. Bu kapsamda ara toplu taşıma sistemlerinin doğasından kaynaklı işletme yararlarının korunarak, otobüs sistemi ile entegreli bir sistemin oluşması için önerilerin oluşturulması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada, ilk olarak ara toplu taşıma sistemlerinin oluşmasını tetikleyen kentsel büyüme, kentsel saçaklanma kavramları incelenmiş ve bu kavramların ulaşım ve ara toplu taşıma sistemleri ile ilişkisi araştırılmıştır. İkinci olarak İzmir kentinin nüfus, ekonomi, şehir planlama çalışmaları ve ulaşım faktörleri ele alınarak büyüme sürecine değinilmiştir. Diğer aşamada toplu ulaşım sistemlerinin dünyadaki, Türkiye?deki ve İzmir?deki gelişimi açıklanmıştır. Daha sonra, ara toplu taşıma sistemlerinin toplu taşıma sistemlerinden farklı olduğu konulardan ve ara toplu taşıma sisteminin ülkelerdeki uygulamalarından bahsedilmiştir. Çalışmanın son aşamasında, İzmir merkez yerleşme alanındaki işletilen toplu taşıma türlerinin ve ara toplu taşıma sistemlerinin analizi yapılmıştır. Otobüs sistemine ve ara toplu taşıma sistemine ait veriler detaylı olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda otobüs hatlarına ait kar ve zarar durumları analiz edilerek, ara toplu taşıma sistemine tahsis edilecek otobüs hatları belirlenmiş ve ara toplu taşıma sisteminin entegrasyonuna yönelik işletme önerileri geliştirilmiştir. Ayrıca kar, zarar durumu analiz çıktılarının, İzmir kentinde belirlenen saçaklanma alanlarındaki dağılımları incelenmiştir. Böylece otobüs hatlarının en az kar ile çalıştığı ve otobüs sisteminden ara toplu taşıma sistemine en çok hat tahsisinin olduğu bölge tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kentsel büyüme, kentsel saçaklanma, toplu taşıma sistemleri, ara toplu taşıma sistemleri
Tarihi yapıların korunmasında ve koruma amaçlı imar planlarının hazırlanmasında bir belirleyici olarak trafik kaynaklı titreşimlerin ölçülmesi ve modellenmesi
Trafik kaynaklı titreşimler Dünya?nın pek çok ülkesinde inceleme konusu olup; bu çalışmada konut kullanımlı tescilli taş yapılarda oluşan trafik kaynaklı titreşim düzeyleri ölçülmüş ve koruma amaçlı imar planı kararları ile kontrol edilebilen değişkenlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında İzmir İli, Ödemiş İlçesi, Birgi Beldesi?nde bulunan on adet tescilli yapıda kontrollü olarak geçirilen kamyon, minibüs, ambulans, itfaiye, özel araç ve traktör ile oluşan titreşim düzeyleri yapının girişinde yola bakan iki köşesi ile orta noktasına sabitlenen sensörler ile ölçülmüştür. Çalışma kapsamında 630 adet ölçüm değeri elde edilmiş, ancak orta noktada konumlandırılan sensörden alınan değerlerin daha sağlıklı olması nedeniyle hatasız olduğu tespit edilen 199 titreşim değeri analizlerde kullanılmıştır. Çalışmada, yapıda oluşan trafik kaynaklı titreşim düzeyi (1) yapıya ve (2) taşıta, (3) çevreye ait özellikler ile (4) koruma amaçlı imar planı kararları ile kontrol edilebilen değişkenler ile çoklu doğrusal regrasyon yöntemi ile açıklanmaya çalışılmıştır. Elde edilen final modelde bağımlı değişkenin varyansının yüzde 86,3?ü (R kare değeri 0,863) açıklanabilmiştir. Yapıya bitişik bir bahçe duvarı bulunması, yapının önünde açık alan niteliğinde bir alan olması, yapının iki tarafında yapıya bitişik ve daha az yükseklikte binalar bulunması, tekerleklerin tümünün aynı çapta olması ve yapının önünde su kanalı bulunması; titreşim düzeyiyle ters orantılı bulunmuştur. Yapının önündeki yol kesişim noktası sayısı, yapı büyüklüğü, taşıtın toplam ağırlığı ve eğim durumu ise yapıda oluşan titreşim düzeyiyle doğru orantılı bulunmuştur. Bununla birlikte ölçüm yapılan yapının zemin malzemesinin karo olması, trafik kaynaklı titreşimleri diğer zemin malzemelerine göre en fazla azalttığı tespit edilen malzemeyken; karoyu sırasıyla mozaik kaplama, beton, ahşap, taş döşeme, kayrak taşı ve toprak takip etmektedir. Taşıt hızı hariç, değişkenlerin tümü 0,05 düzeyinde istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Trafik kaynaklı titreşim, planlama, koruma amaçlı imar planı, tescilli yapılar, taş yapılar.
Kent içi ikametgah hareketliliği dinamiklerinin belirlenmesi: bir model önerisi
İkametgâh hareketliliği, konut alanlarının niceliksel ve niteliksel sorunlarının çözümüne yönelik bireylerin/hanelerin seçimleri yoluyla önce konut alanlarını sonrasında da kentsel mekânı şekillendirebildiği ve insan-mekân etkileşiminin izlenebildiği bir olgudur. Kentsel mekânın şekillenmesinde insan müdahalesinin izlenebildiği bu olgunun çok boyutlu yapısı farklı perspektiflerden ele almasını, değişen zaman ve bağlama göre sürekli tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çok yönlü ve çok boyutlu gereklilik tez çalışmasında bireylerin/hanelerin geçmişteki, bugünkü ve gelecekteki hareketlerinin bir bütün olarak değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bu noktadan hareketle insanın ikametgâh hareketliliği aracıyla kentsel mekân üzerinde yarattığı etkinin makro yaklaşımla ortaya konularak başlandığı, sonrasında hanelerin yer değiştirmelerinin temel nedenlerine kadar hareketliliğin mikro yaklaşımla detaylandırıldığı bütüncül değerlendirme ile bu olgu kapsamlı ve özgün bir kurguda ele alınmıştır. Makro yaklaşımın şekillendirdiği kentsel mekânda ikametgâh hareketliliğine neden olan birey/haneden ve mekândan kaynaklı nedenlerin, nedenler arasındaki ilişkilerin ve nedenlerin birbiri üzerindeki etkisinin çok boyutlu ve bütüncül bir süreç içerisinde ortaya konulması amaçlanmıştır. Mikro yaklaşım çerçevesinde ikamet amaçlı hareketliliğe etken bireyden/haneden kaynaklı nedenler yaşam döngüsü ve yaşam seyri, mekânsal boyuttaki nedenler kentin en küçük yapı taşı konut-mikro, konut yakın çevresi-mezo ve mahalle-makro mekânsal ölçekli memnuniyet faktörleri ile ortaya konulmuştur. Yaşam döngüsü, yaşam seyri ve memnuniyet bağlamında geliştirilen örtük değişkenler (faktörler) ile kurulan yapısal eşitlik modelleri (YEM) yardımıyla ise hem gerçek hem de algılanan hareketliliğinin neden-sonuç tartışmaları gerçekleştirilmiştir.
Erzurum kentinde bina yüksekliklerinin değişimi: 2005-2017 dönemi
Kentsel mekânın düzenliliğini okuyabildiğimiz unsurlardan biri olan yükseklik kavramından yola çıkılarak; kentteki mevcut yükseklikler, arsa bedelleri ve uygulama imar planları arasındaki ilişkinin ele alındığı tez çalışmasının amacı, farklı kat adedine sahip olan bölgelerin tespit edilmesi ve uygulama imar planları ile olan uyum ve aykırılıkların incelenmesidir. Bu kapsamda, Erzurum ilinde merkezde bulunan Yakutiye, Palandöken ve Aziziye ilçeleri çalışma alanı olarak seçilmiş ve 2005-2017 yıllarındaki 12 yıllık süreç temel alınmıştır. Öncelikle ilin nüfus değerleri incelenmiş, tüm çalışma alanında kat adedi analizleri yapılmıştır. Ardından mahalle düzeyine inilerek kat adedi analizleri yapılarak örnek alanlar belirlenerek alt bölgelemelerle daha detaylı incelemeler yapılmıştır. Bu incelemeler ile Erzurum il genelinde yükseklik değerlerinin tüm mahallelerde artış eğiliminde olduğu saptanmıştır. Yapılan 2008-2017 uygulama imar planlarında da benzer bir yaklaşım olduğu gözlenmiştir. Ayrıca ortalama kat adedinin yükseldiğini fakat bina sayısında bir düşüş olduğu da tespit edilenler arasındadır. Sonuç olarak Erzurum ilinde nüfus değerlerinin sürekli azalmasına rağmen kentteki binaların yüksekliklerinde bir artış olduğu görülmüştür. Arsa bedellerinin de bu artışla paralel olarak yükseldiği tespit edilmiştir. Bu artışın kentin bazı bölgelerinde yeni yüksek katlı binaların yapılmasıyla, bazı yerlerde ise düşük katlı konutların sayıca azaltılmasıyla sağlandığı ortaya konulmuştur.
Ortahisar geleneksel yerleşim dokusunun "İnsan ölçeği" bağlamında incelenmesi
İnsanların kendilerine yaşama alanları oluşturmaya başladığı ilk zamanlarda her şey doğanın hızına göre şekillenirken, günlük hayat da güneşin doğuşuyla başlayıp, batışıyla son buluyordu. Kenti tasarlamak için yazılı kuralların olmadığı zamanlarda, kent insanın sosyal yaşamıyla zenginleşerek gelişiyordu. 1900'lü yıllarda sanayi devrimi sosyal yaşamı değiştirecek önemli bir aktör olarak karşımıza çıkar. Kentler hızlı bir değişim sürecinin içine girerken artık kentsel yaşamda otomobiller de yerlerini alırlar. Değişen yaşam koşulları beraberinde farklı kent planlama pratiklerini de getirir. Bu çalışmanın temel amacı mekân üretim sürecinde "insan ölçeği" ni yakalamak üzerine kurgulanan tasarım ilkelerini geleneksel bir doku üzerinden analiz etmek; kurulan/kurulmayan ilişkinin somut ölçütler ve kriterler bağlamında değerlendirmektir. Bu bağlamda Trabzon kentinde yer alan, Ortahisar Mahallesi içerisinde geleneksel kentsel doku yoğunluğunu muhafaza eden, kentsel sit alanındaki bir sokak çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Kavramsal çerçeve içerisinde geliştirilen, "insan ölçeği" boyutunu sağlayan kentsel tasarım niteliklerinin ölçülmesine yönelik analizler yapılarak bağlamsal boyutta yapılan görüşme ve birincil kaynak taraması bulguları ile birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda kentsel mekânın insan ölçeği niteliğine bağlı öneriler mekân düzenleme/şehircilik çalışmalarına altlık olabilecek şekilde önerilmiştir.
Koruma yaklaşımlarına yeni bir bakış açısı olarak "bütünleşik koruma" - Trabzon örneği
ÖZET Hızlı kentleşme sonucu yok olan tarihi değerler ve kültürel çevre tahribi beraberinde korumanın önemini gündeme getirmiştir. Ancak uygulanan koruma yaklaşımları sadece tekil yapıların fiziksel olarak korunup kollanmasından ibaret olduğundan uzun süreçte etkili ve başarılı olunamamıştır. Korumaya kısa dönemli değil, ancak; etkili, kalıcı ve gelişime açık olabilmesi için, orta dönemde daha geniş çerçeveden bakılması gerekir. Öncelikle korunacak "alan" tanımı tekil yapılardan yapı gruplarına, çevre ölçeğine hatta fiziksel, sosyal, kültürel, tarihsel, ekonomik tüm özellikleriyle kent bütününe genişletilmelidir. Koruma olgusu salt bir saklama, koruma ve kollama kavramlarından çıkarılıp, "korama-değerlendirme-geliştirme" kapsamında düşünülmelidir ve "bütünleşik koruma" kapsamında ele alınmalıdır. Bu çalışmada, Trabzon kenti özelinde, değişime karşı direnmeden tarihi yapılan / çevreleri koruyacak, değerlendirecek ve geliştirecek, yani; kullanarak yaşatacak yeni ve çağdaş bir koruma yaklaşımı olan "bütünleşik koruma" yaklaşımı için neler yapılabileceği sorgulanmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır: Birinci bölümde, çalışmanın amacı, bu amaca ulaşmak için gerekli olan altyapıyı sağlayacak tanımlar ve kavramlar yer almaktadır. İkinci bölümde, çalışma alam olan Trabzon'a dair bilgiler ve çalışmanın yöntemi açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, araştırmadan elde edilen verilerle "bütünleşik koruma" yaklaşımı Trabzon kenti özelinde irdelenerek ortaya konulmuştur. Dördüncü bölümde, bu çalışma ile varılan sonuçlar açıklanmıştır. Beşinci bölümde ise, çalışmanın devamı olabilecek öneriler sunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Koruma, Tarihi Çevre, Kentsel Koruma, Kent Planlama, Bütünleşik Koruma. VI
2000 sonrası süreçte turizm eksenli yeniden planlamanın kentsel mekan üzerindeki etkileri: Alaçatı kentsel sit alanı örneği
1980'li yılların başında Dünya'da neo-liberal politikaların ekonomi alanında kendini göstermesiyle beraber sektörler arası rekabet ve girişimcilik artmış, ülkemizde de etkilerini göstermeye başlamıştır. Böylece üretimin şeklinin el değiştirmesiyle beraber ekonomik yapı değişmeye başlamış, emek gücü üzerine üretilen politikaların yerini sermaye odaklı yatırımların başladığı bir süreç almıştır. Bu süreç sadece ekonominin değişmesine değil, aynı zamanda kentlerin mekânsal ve sosyal yapısının da değişmesine neden olmuştur. Ekonomik alanda 1980'lerden itibaren yerini almaya başlayan sektörlerden biri de turizmdir. Uluslararası ve ulusal politikalarla beraber Dünya'da ve Türkiye'de her geçen gün finansal girdisi artan bu sektör kentlerde de kendini göstermeye başlamış ve kentsel mekân üzerinde önemli etkileri beraberinde getirmiştir. 2000 yılı sonrasında turizm odaklı bir yeniden yapılanma süreci içine giren Alaçatı, kısa sürede ülkenin gözde turizm destinasyonlarından biri haline gelmiştir. Türkiye'deki tarihi ve kültürel mirasa sahip yerleşim yerlerinden biri olan Alaçatı 2000'den sonra sadece kıyı guzellikleriyle değil aynı zamanda tarihi dokusuyla da ün yapmıştır. Ancak son yıllarda turizmle beraber Alaçatı tarihi yerleşimindeki yapıların kullanımlarının hızlı ve kontrolsüz bir şekilde el değiştirdiği görülmektedir. Bu çalışma kentsel sit alanı içinde yer alan yapıların farklı zaman kesitlerinde kullanım biçimindeki değişimleri ortaya koyarak turizme eklemlenmeyle birlikte kentsel mekânın nasıl etkilendiğine dair tespitlerde bulunmayı ve yerleşmenin yapılarıyla ve yaşayanlarıyla sürdürülebilirliğinin sağlanmasına yönelik olarak stratejiler geliştirmeyi hedeflemektedir.
Dönüşüm sürecindeki tarihi kent merkezlerinde kullanıcı profilinin kültürel miras üzerindeki değerlendirmeleri: İzmir örneği
Koruma uluslararası alanda anlaşma ve yasalarda çerçevelendiği üzere yalnızca fiziki bir süreç değil aynı zamanda sosyolojik bir eylemdir. Tarihsel mekanı var eden sosyal yapı anlaşılmaksızın mekanın anlamlandırılması ve korunması mümkün olamayacaktır. Bu bağlamda bu çalışma, İzmir tarihi kent merkezi alan kullanıcılarının yaşadıkları alanda var olan kültür varlıkları ile ilgili değerlendirmelerini araştırmak ve İzmir tarihi kent merkezinin kullanıcıların gözüyle nasıl algılanmakta olduğunu ortaya koymak istemektedir. Bu araştırmanın Kemeraltı'nın günümüzdeki yapısının daha doğru bir açıdan okunması ve geleceği ile ilgili tartışmalar için veri oluşturması söz konusu olacaktır. Bu veriler ışığında tarihi kentsel dokuda nasıl bir koruma-yenileme yaklaşımı nasıl olması gerektiğinin tartışılması da çalışmanın hedefleri arasındadır. İzmir tarihsel kent merkezini oluşturan ticaret ve konut alanları dönemler içerisinde farklı dönüşümler yaşadıkları için çalışmada bu iki bölge ayrı ele alınmıştır. Çalışma kapsamında bu iki bölgenin içinde de temsil gücü yüksek olduğu belirlenen örneklem alanlar tespit edilerek, bu alanlardaki tescilli yapılar özelinde araştırmalar yapılmıştır. İlk olarak günümüzde yaşayan Kemeraltı alan kullanıcılarının durum ve değerlendirmelerini öğrenmek amacıyla anket çalışması, İkinci olaraksa geçmişe yönelik kullanıcı değişimini anlayabilmek adına tescilli taşınmazların el değiştirme bilgilerini içeren tapu kayıtları incelenmiştir. Anket aracılığıyla Kemeraltı kullanıcısının kültür varlıklarıyla ilgili bilinç durumları, çevresel memnuniyetleri, yapılarına olan müdahaleleri konularında bilgiler edinilmiştir. Bu bilgilerin daha anlamlı olabilmeleri adına çaprazlamalarla, birlikte ve göreli olarak incelenmeleri gerçekleştirilmiştir. Ticari bölge alan kullanıcılarının memnuniyet durumları; yaşanan sosyo-ekonomik değişimlere rağmen Kemeraltı Çarşısı'nın ticari dinamizmini ve merkezi niteliği korumasının bir göstergesidir. Konut bölgesi ise kente tutunmaya çalışan yoksul grupların yaşadığı bir alan durumundadır. Bölgede metruk durumda pek çok yapı bulunduğu görülmüştür. Bu bölgede yaşayan alan kullanıclarının ekonomik ve eğitimsel yetersizliklerden dolayı kültür varlıkları konusunda bilinç düzeylerinin düşük olduğu ve bakım-onarım konusunda sıkıntı yaşadıkları anlaşılmıştır. Ortaya konacak koruma çalışmalarının öncelikle alan kullanıcılarının bilinçlendirilmesi ve durumlarının iyileştirilmesine odaklanması gerektiği anlaşılmaktadır.
Kent makroformlarının mekanı kullanma verimliliklerinin fraktal boyut ile incelenmesi
Kentsel mekân, kullanıcı ve fiziksel çevrenin birbirini etkilemesi ile vücut bulur. Kentsel mekândaki bu değişimler, farklı yerleşmelerin kendilerine özgü dokular geliştirmesine neden olmaktadır. Mekândaki korunan öğeler ihtiyaçlar doğrultusunda varlıklarını sürdürürler. Değişimlerin dinamik yapısı ve bu sürece etki eden parametrelerin tanımlanması, mekânı algılama, şekillendirme ve tanımlamayı kolaylaştırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sürdürülebilirlik ilkesi temelinde kentsel büyüme olgusu ve bu olgunun mekânsal yansıması olarak biçimlenen kentsel makroformlarının göstergeler eşliğinde fraktal boyut ve regresyon analizleri yoluyla tartışılması ve mekânsal verimlilik açısından yorumlanmasıdır. Çalışma, bağlamda ulaşabilmek için belirlenen kabuller ve kısıtlılıklar çerçevesinde mekânsal verimlilik analizine yönelik yöntem önerisi geliştirilmesi hedeflemektedir. Bu kapsamda, Dünyada en yoğun nüfuslu ilk 500 kent arasından rastgele seçilmiş farklı dinamiklere sahip 29 kent örneklem olarak belirlenmiş, seçilen kentlerin uydu fotoğrafları üzerinden kentleşme lekeleri üzerinden belirlenmiş fraktal boyutları ölçülmüştür. Örneklem kentler için kentsel makroformların mekânsal verimliliğine etki edebileceği öngörülen karşılaştırılabilir sosyo-ekonomik göstergeler seti oluşturulmuş ve mekânsal verimliliğin ölçütü kabul edilen fraktal boyut değeri ile bu göstergeler arasında anlamlı ilişki olup olmadığı çoklu doğrusal regresyon analizi ile ölçümlenmiştir. Bu çerçevede, kentsel makroformların mekânsal verimliliği etkilediği varsayılan 70 bağımsız değişken arasından; kentlerin denizden yüksekliği/rakım, ülkelerin kişi başına düşen gayrı safi milli hâsılaları, kentlerin kuruluş kökeni/yaşı, ülkelerin toplam alanı, ülkelerde her 1000 kişiye düşen araç sayısı, kentlerdeki arazi m² birim fiyatları çoklu doğrusal regresyon yöntemi ile açıklanmaya çalışılmıştır. 18 kent için elde edilen çoklu doğrusal regresyon modelinde bağımlı değişkenin varyansının yüzde 92,0'ı açıklanabilmiştir. Ülke alanı, kentin yaşı, araç sahipliliği, arazi değerinin artışı mekânsal verimliliği azaltmakta, kentin saçaklı gelişimini tetikleyen değişkenler olarak tespit edilmiş, kentin denizden yüksekliği ve gayrı safi milli hâsıla ile mekânsal verimlilik doğru orantılı bulunmuştur. Araç sahipliliği hariç, değişkenlerin tümü 0,05 düzeyinde istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. Araç sahipliliği ise 0,06 düzeyinde anlamlıdır. Çalışmanın, sürdürülebilirlik ilkesi temelinde kentsel büyüme olgusu ve bu olgunun mekânsal yansıması olarak biçimlenen kentsel makroformların göstergeler eşliğinde kentsel mekânın oranizasyonu ve gelişimini yönlendirmesi üzerinde katkıları bulunacağı düşünülmektedir. Aynı zamanda, fraktal parametrelerin gelişmekte olan ülkelerin kentsel teorileri ve planlamaları açısından yardımcı olacağı, ortaya konulacak mekânsal verimlilik temelli yeni bir yöntem yaklaşımının gelecekte kentsel sistemlerin yönetimi ve kent planlama açısından da yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Üniversite yerleşke alanlarında tasarım sorunu, analitik inceleme ve bir öneri
Üniversiteler Orta Çağ'dan günümüze dek gelişen ve toplumdaki önemi her geçen gün artan bilim kurumları olarak varlığını sürdürmektedir. Bu kurumlar, tarih boyunca kent planlarını ve kentin mimari dokusunu etkileyen unsurlardan biri olmuştur. Üniversiteler, mekânsal gereksinimlerini kent içindeki binalarında karşılamayınca, kent dışında konumlanan kampüslere doğru yönelim göstermişlerdir. Altı bölümden oluşan çalışmanın, birinci bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yönteminden söz edilmiştir. Çalışmanın amacı, üniversite kampüslerinin tasarım kriterlerinin örnekler üzerinden incelenmesi ve örneklerin mekânsal açıdan incelenmesi sonucu elde edilen bulgulardan yola çıkarak yeni bir kampüs tasarım önerisinin hazırlanmasıdır. İkinci bölümde üniversite kavramı ve tarihsel gelişimi incelenmiştir. Üçüncü bölümde, üniversite kampüs alanlarının mekânsal boyutu başlığı altında yer seçimi, üniversite kampüsünün kentle ve yakın çevresiyle olan ilişkisi, kampüsün büyüklüğü ve nüfusu, kampüslerde ana işlevler ve gruplandırılması, kampüslerde dolaşım sistemi, büyüme ve esneklik imkânları konuları açıklanmıştır. Üniversite kampüslerinin fiziksel planlama ve tasarım sürecinin anlatıldığı dördüncü bölümde, 29 üniversite kampüsü mekânsal boyutu ile incelenmiştir. Örnekler yerleşim sistemlerine göre sınıflandırılmıştır. Böylece aynı yerleşim sistemine uygun olan örnekler birlikte ele alınmıştır. Birbirinden farklı özelliklere sahip üniversite kampüsleri, üçüncü bölümde anlatılan; kampüsün kentle fonksiyonel ve mekânsal ilişkisi, kampüs içi ulaşım ve kampüse ulaşım, aktivitelerin organizasyonu, büyüme esneklik imkânları yönünden matrisler üzerinden karşılaştırılmıştır. Yurt dışı ve Türkiye'deki örnekler üzerinden yapılan karşılaştırmalar sonucunda örneklerin olumlu ve olumsuz yönleri ele alınmıştır. Beşinci bölümde, çalışma alanı Dokuz Eylül Üniversitesi Tınaztepe Kampüsü'nün mevcut durumu değerlendirilerek öneri proje hazırlanmıştır. Kampüsün planlamasında ve tasarımında etkili olan genel özellikleri ve kampüs alan kullanımları analiz edilmiştir. Ayrıca, kampüsün kuruluşundan günümüze kadar geçen süreç irdelenmiş, yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular da dikkate alınarak kampüse yönelik fiziksel planlama ve tasarım önerileri hazırlanmıştır. Dördüncü bölümde incelenen örnekler sonucunda elde edilen tasarım kriterler öneri projenin tasarımına yön vermiştir. Üniversitenin yerleşik durumdaki alanı ile öneri projenin bütünlüğünün sağlanırken kampüsün herkes için erişilebilir, yaya ölçeğinde, yeşil dokunun korunduğu ve sürdürüldüğü bir kampüs olması hedeflenmiştir.
Kentsel alanda fiziksel çevrenin çocukların fiziksel aktivitesi üzerindeki etkisi
Dünya Sağlık Örgütü çocuklarda obezitenin, yetişkinlikte kronik rahatsızlıklara ve mortalite hızının artırmasına neden olacağını ileri sürerek, küresel ölçekte bir halk sağlığı problemi olduğunu kabul etmektedir. Bu problemle mücadelede, fiziksel aktivitenin arttırılmasının önemli olduğu ve çocukların, haftada en az üç gün, günde en az altmış dakika orta-yüksek şiddette fiziksel aktivite yapmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Ancak yapılan bilimsel çalışmalar, bu gerekliliklerin karşılanamadığını ortaya koymaktadır. Fiziksel çevre özelliklerinin ise çocukların fiziksel aktivitelerini kısıtlayadığı ya da desteklediği ileri sürülmektedir. Bu tez, çocukların fiziksel aktivitelerini etkileyen kişisel, sosyal ve mekansal özellikleri ve çocukların farklı şiddetteki fiziksel aktivitelerini gerçekleştirdikleri farklı kentsel mekanları belirlemeyi hedeflemektedir. Bu çalışma kapsamında, bir spor okulunda basketbol ve yüzme branşlarında spor yapan 9-12 yaş grubundaki 47 çocuk, yedi gün boyunca, aktivite şiddetinin ve konumunun izlenmesini sağlayan akselerometre ve Küresel Konumlama Sistemi aygıtlarını takmıştır. Spor okulundaki antrenörler tarafından yapılan ölçümler ile çocukların boy ve kiloları; çalışmaya katılan çocukların ebeveynleri tarafından doldurulan anketler ile çocukların demografik özellikleri, ailenin sosyo-ekonomik durumu, ebeveynin çocuğu fiziksel aktiviteye teşviki, ebeveynin mahallenin fiziksel özelliklerine yönelik değerlendirmesi; Coğrafi Bilgi Sistemleri ile de çocukların okul ve konutlarının yakın çevresindeki mekansal özelliklere ilişkin veri elde edilmiştir. Böylece katılımcı çocukların fiziksel aktivite düzeylerinin, demografik, gelişimsel, sosyal ve fiziksel çevre özellikleriyle ilişkisi istatistiksel yöntemlerle incelenmiştir. İstatistiksel analiz sonuçları, fiziksel aktivite ile demografik, gelişimsel, sosyal ve fiziksel çevre özellikleri arasında açık ve net sonuçlar ortaya koymamakla birlikte, katılımcı çocukların orta-yüksek şiddetteki fiziksel aktivitelerini genellikle konut yakın çevresindeki açık alanlarda, sokaklarda, açık yeşil alanlarda, okul yakın çevresindeki sokaklarda ve çocuğun eğitimine devam ettiği okulun bahçesinde gerçekleştirdiğini göstermiştir. Bu bulgular, fiziksel aktivitenin artırılmasında komşuluk birimi ölçeğinde olabileceği gibi okul yakın çevresinde de müdahalelerin etkili olabileceğine dair ipuçları içermektedir. Bu çalışmanın bir diğer önemi, çocuklarda fiziksel aktivite şiddeti ve konumunu belirlemek için kullanılan özgün yöntemidir. Anılan yöntemin farklı yaş gruplarındaki çocuklarda uygulanabilirliği ve fiziksel aktiviteyi teşvik eden mekanlar üretmede kullanılabilirliğine yönelik tartışmaların, bundan sonraki araştırmaları yönlendirmesi beklenmektedir.
Türkiye'de şehirlerdeki toplu ulaşım sistemleri sorunlarının çözümlenmesinde toplumsal davranışların etkilerinin planlama süreci kapsamında irdelenmesi: İzmir-Karşıyaka örneği
Kentlerin büyümesi ile bazı ihtiyaçlar oluşmaya başlamakta ve bu ihtiyaçların başında ulaşım gelmektedir. Günümüz kentlerinde insanların iş, eğitim, eğlence gibi gereksinim duyduğu birçok ihtiyacı karşılayabilmesi için kentin içerisinde hareket etmesi gerekmektedir. Kentlerin büyümesi ve teknolojinin gelişmesiyle kent içindeki bu hareket ağı artmakta ve farklılıklar göstermektedir. Toplu taşıma sistemi, bireysel ulaşım ve ara toplu taşıma sistemiyle birlikte kentlerde ulaşımı sağlayan etkin bir kombinasyon niteliğindedir. Bu ulaşım çeşidi yolcuların gidecekleri yere özel araç kullanmadan, önceden belirlenmiş uygun ücretlerle gidebilme hizmeti sunmakta, böylece trafiğin aksamamasını, insanların istediği yere gidebilmesini ve kente ve çevreye daha az zarar verilmesini sağlamaktadır. Yapılan çalışma, toplu taşımanın ortaya çıkmasını sağlayan kentsel ulaşımın dünya, Türkiye ve İzmir'de zaman içerisinde nasıl değiştiğini incelerken, bu değişiklikle ortaya çıkan kentsel ulaşım çeşitlenmelerini ve bu çeşitlenmelerin biçimlenmesini sağlayan ulaşım politikaları da ortaya koymuştur. Bu doğrultuda kent içi toplu taşıma sistemlerinin nasıl olduğu, sistemi oluşturan türler ve bu türlerin özellikleri ile toplu taşımanın ilgi grupları açısından başarım düzeyini belirleyen unsurlardan bahsedilerek, toplumsal davranış biçiminin toplu ulaşım taşıt türü seçiminde nasıl etkili olduğu saptanmıştır. Bunun için İzmir Karşıyaka ilçesinde işletilen toplu taşıma türlerinin analizi yapılmış, belirlenen otobüs, minibüs, İZBAN ve taksi dolmuş hatlarına ait veriler yapılan anketlerle detaylı olarak ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda otobüs, minibüs, İZBAN ve taksi dolmuş hatlarına ait düzenleme çalışmaları yapılmış, bu taşıt türlerinin birbiriyle daha sistematik çalışıp iyi hizmet verebilmesi için yeni öneriler geliştirilmiştir. Yapılan bu çalışmayla getirilen önerilerden, daha sonra yapılacak olan başka çalışmalarla birlikte tüm İzmir kent içi ulaşım düzenlemeleri sırasında faydalanılabileceği düşünülmüştür.
Limanların etki alanı saptanması için bir yöntem önerisi (İzmir Alsancak Limanı)
Yük taşımacılığında deniz taşımacılığının diğer taşıma olanakları içinde rakipsiz hale gelmesi limanların dış ticaretteki önemini en üst düzeye çıkarmış bulunmaktadır. Küreselleşme ile birlikte pek çok sınırlamanın işlevsiz hale gelmesi neticesinde dünya üzerinde mal, hizmet, yatırım, ürün dolaşımı artmış bulunmaktadır. Denizyolu taşımacılığı günümüzde ve gelecekte önemini daha da artıracaktır. Dolayısıyla dünya üzerindeki limanlara düşen yük de artacaktır.İktisadi faaliyetlerin temel altyapı unsurlarından bir tanesi olan liman yatırımının gerçekleşmesi bulunduğu bölgenin ve onun etki alanındaki birikimin ne ölçüde ticari, katma değer, ürün veya sanayi potansiyeline dönüştüğüne bağlıdır. Bu potansiyelin varlığı o bölgeye bir limanın yapılmasına neden olur ve limanın o bölgeye yapılması bölgenin ekonomik hayatına bir hareketlilik getirir. Limanların etkinliği ve bu ekonomik hareketliliğin büyüklüğü limanların etki alanlarının niteliğine göre değişir. Literatürde limanların ekonomik etkilerini araştıran çeşitli çalışma ve modellerin yer almasına karşın bu çalışmada limanların etki alanının saptanması için özgün bir yöntem önerisi geliştirilmiştir. Geliştirilen bu yöntem önerisi, İzmir Alsancak Limanı'nın etki alanı saptanması esnasında test edilmiştir.Bu kapsamda ortaya konan özgün model ile İzmir Alsancak Limanı'nın kullanıcıları analiz edilerek, İzmir Alsancak Limanı'nın etki alanı saptanmaya çalışılmış; limanın İzmir ekonomisi ile bağı araştırılmıştır.
Antalya örneğinde ulusal turizm politikalarının sorgulanması
Bu çalışmanın amacı ulusal politikaların ve yasal mevzuatın biçimlendirdiği turizm gelişmelerinin doğal alanların dönüşüm süreçlerindeki rolünü sorgulamaktır.Araştırma aşamasında öncelikli olarak turizm politikalarına etki eden kavramsal tartışmalara ve kitle turizminin önemli destinasyonlarından İspanya ve Yunanistan deneyimlerine yer verilmiştir. Türkiye'de turizme yön veren yasal mevzuatın ve ulusal politikaların temel önceliklerinin belirlenmesinin ardından, Antalya geneli ve Belek Turizm Merkezi özelinde söz konusu politikaların mekânsal izdüşümleri ele alınmıştır.Yapılan araştırma ve incelemeler sonucunda alansal olarak kutuplaşma eğilimindeki kitle turizmi yatırımlarının ulusal ölçekteki müdahalelerle, belirlenen kıyı bölgelerde aşırı yoğunlaşmalara neden olduğu görülmüştür. Söz konusu kutuplaşmanın yaşanmasında kitle turizminin yapısal özellikleri kadar yasal enstrümanlardan teşvik ve arazi tahsis uygulamalarının da belirleyici olduğu saptanmıştır. Orman vasfındaki hazine mülkiyetlerinin turizm gelişme alanlarının yer seçimini etkilediği, turizm amaçlı planlama çalışmalarının hinterlandındaki nitelikli tarım arazilerini korumaya yetmediği sonucuna varılmıştır.
İzmir Karşıyaka-Üçkuyular Köprü Projesi'nin nüfus dağılımı üzerindeki olası etkilerinin Hansen modeli ile incelenmesi
İzmir'de yaşanan ulaşım problemlerini çözmek üzere farklı kesimlerce, faklı zamanlarda Karşıyaka?Üçkuyular arası köprü projesi önerilmiştir. Söz konusu köprü önerisi farklı zamanlarda ve farklı platformlarda çok kez dile getirilmiş olmasına karşın, önerinin kentsel makroform üzerindeki olası etkisi ampirik olarak hiç araştırılmamıştır. Bu çalışmanın amacı bu projenin gerçekleşmesi halinde kentsel nüfus dağılımına etkilerinin sayısal temelli Hansen modeli ile belirlenmesidir. Çalışmada öncelikle projeye ilişkin tartışmalara yer almış, ikinci bölümde projenin teknik olarak yapılabilir olup olmadığı tartışılmış, üçüncü bölümde Hansen Modeline ilişkin bilgiler, dördüncü bölümde veriler ile modelin kalibrasyonu ve projeksiyon, son bölümde ise sonuç ve değerlendirmeler yer almıştır. Model 1990 ve 2000 yılı verileri kullanılarak elde edilen 2007 yılı tahminleri ile kalibre edilmiştir. Kalibrasyon sonucunda mesafe etki parametresi 1,75 olarak tahmin edilmiş ve 2010 yılı verileri 2030 yılına ait projeksiyon yapılmıştır. Modelin uygulanması iki farklı senaryo ile uygulanmıştır. İlk senaryoda mevcut ulaşım aksının devamı ettiği, ikinci senaryoda ise köprünün ulaşım sistemine eklenmiş olduğu varsayılmıştır. İki senaryo ile elde edilen sonuçların farkı ile Karşıyaka?Üçkuyular arası köprü projesinin kentsel nüfus dağılımına olası etkisi ortaya konmaya çalışılmıştır. Model sonuçları incelendiğinde köprünün yapılması durumunda Bornova, Güzelbahçe ilçelerinde nüfus artışının mevcut ulaşım aksının devam etmesi durumuna göre daha fazla olduğu; Buca, Çiğli, Gaziemir ilçelerinde ise nüfus artışının daha düşük olduğu tahmin edilmektedir
Oluş/gerçekleşme ve etki/belirlenim ilişkisi bağlamında, mekan-zaman ve örgütlenme boyutları ile ölçek sorunsalı
Bu çalışmada, mekân örgütlenme teori ve pratiğinde önemli bir rol oynadığı düşünülen ölçek sorununun, yine aynı teori ve pratik için bir diğer önemli sorun olan oluş/gerçekleşme ve etki/belirlenim bağlamında gerek epistemolojik gerek ontolojik temelde irdelenmesi amaçlanmaktadır.Bu amaçla çalışmada öncelikle ölçek tartışmaları gözden geçirilmekte ve oluş ile etki/belirlenim arasındaki ilişkinin irdelenebileceği temel kavramlar belirlenmeye çalışılmaktadır.Ölçek tartışmalarından elde edilen, ölçeğin boyutları olarak ortaya konmuş mekân, zaman ve örgütlenme kavramları oluş ile etki/belirlenim arasındaki ilişki göz önünde bulundurularak irdelenmeye çalışılmaktadır.Ölçeğin boyutlarından örgütlenmenin mekân ve zamana göre öneminin tartışılması için ?birikim temelli örgütlenme? örnek olgu olarak betimsel düzeyde ortaya konmaktadır.Daha sonra kuantum teorisinden ilkesel düzeyde edinilen kavramsallaştırmalar ve ölçek üzerine çıkarımlar bu alanda kullanılmaya ve oluş ve etki/belirlenim ile ölçek arasındaki ilgi yer yer grafik anlatımlarla kurulmaya çalışılmaktadır.En son olarak tüm çalışmada edinilen çıkarımlar ile çalışmada öncül olan önermelerin değerlendirilmesine çalışılmaktadır.
Kalkınma ajanslarının bölge planlama sürecindeki yeri, İzmir Kalkınma Ajansı 2010-2013 İzmir Bölge Planı örneği
Hızla küreselleşen dünyada yaşanan bölgeler arası dengesiz gelişmenin, bölgelerin birbirleriyle rekabet etmesi sağlanarak azaltılması amaçlanmıştır. Bölgeler arası rekabeti sağlamak için kullanılan araçlardan biride, ilk kez 1933 yılında, Amerika'nın Tennessee bölgesinde kurulan ?Bölgesel Kalkınma Ajansları?dır. Kalkınma Ajansları, bölgelerin potansiyellerini belirleyerek, risk ve fırsat analizleri doğrultusunda ekonomik açıdan gelişmesini sağlamaktadır. Bölgesel gelişmenin bir diğer unsuru ise bölge planlamadır. Bölgeler arası rekabetin sağlanması için bölge planlama ile bölgesel gelişim paradigmalarının birbirinden ayırmamak gerekir.Bölge planları, ulusal ölçekli planlar ile yerel ölçekteki planlar arasında bağlantıyı sağlayan ara ölçekli planlardır ve salt ekonomik kararlardan oluşmamalıdır Bölge planları, alt ölçekli plan kararlarına yön verici olmasından dolayı mekansal ve sosyal verileri de içinde bulundurmalıdır. Ancak Türkiye'de bölge planlama kavramının sadece ekonomik boyutuna önem verilmektedir.Amerika'nın 1929 buhranından çıkmasını sağlayan aktörlerden biri olan Bölgesel Kalkınma Ajansı 1950'li yıllardan sonra dünyada yaygınlaşmaya başlamıştır. Avrupa Birliği, üyesi ve adayı olan ülkeler arasındaki dengesizlikleri azaltmak için Kalkınma Ajansları'nın kurulmasını öngörmektedir. Türkiye'de bu kapsamda 2002 yılında A.B. Uyum Süreci Reformları doğrultusunda ?İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırılması? sonucu belirlenen 26 bölgede Kalkınma Ajansı kurulması öngörülmüştür. 3194 sayılı kanun kapsamında ?bölge planı? yapma yetkisi Devlet Planlama Teşkilatına verilmiştir. DPT bölge planı yapma yetkisini, koordinatörlüğünde kurulan 26 Kalkınma Ajansına devretmiş ve bu ajanslarca yapılan planları onaylamıştır.Türkiye'de bölge planlama kavramına ekonomik gelişme aracı olarak bakıldığından, Kalkınma Ajansları tarafından hazırlanan bölge planları da 3194 sayılı kanunun tanımladığı planlama hiyerarşisini bozmaktadır. Kalkınma Ajansları'nın planlama sürecine olumlu etki eden bir aktör olması için planlama disiplini ile ilişkili kanun ve yönetmeliklerin revize edilmesi veya Kalkınma Ajansları'na oluşturulacak başka bir kurum tarafından hazırlanan bölge planlarının kolaylaştırıcısı rolü yüklenmelidir.Türkiye'de bölge planlama kavramına ekonomik gelişme aracı olarak bakıldığından, Kalkınma Ajansları tarafından hazırlanan bölge planları da 3194 sayılı kanunun tanımladığı planlama hiyerarşisini bozmaktadır. Kalkınma Ajansları'nın planlama sürecine olumlu etki eden bir aktör olması için planlama disiplini ile ilişkili kanun ve yönetmeliklerin revize edilmesi veya Kalkınma Ajansları'na oluşturulacak başka bir kurum tarafından hazırlanan bölge planlarının kolaylaştırıcısı rolü yüklenmelidir.
İzmir Kemalpaşa örneğinde tarımsal arazinin kentsel arsaya dönüşüm sürecinin rant teorisi çerçevesinde incelenmesi
Kentlerin sermaye birikimi içinde oynadığı rol nedeniyle rant önem kazanmış ve zamanla ?kentsel arsa? çok önemli bir unsur haline gelmiştir. Tarım alanları ise kentsel arsa yaratmanın altlığını oluşturan mekânlar olarak kentlerdeki nüfus artışı ve sermayedarın yatırımlarına mekân sağlaması açısından rantın çerçeve oluşturduğu arazi değer artış sürecinin işlenmesi bakımından özel bir yere sahiptir. Bu tezde çalışma alanı olan Kemalpaşa'daki rant kaygılarının, yerleşmeyi nasıl etkilediği ve özellikle tarım alanlarındaki arazi dönüşümünün nasıl gerçekleştiği ve bunun arsa değerlerine nasıl yansıdığının arsa değerleri üzerinden tespit edilmesi amaçlanmıştır.Bu amaçla, konuyla ilgili özet bir teorik çerçeve sunulduktan sonra, yerleşmenin özelliklerinin de tanınmasının ardından dönüşüm sürecinin nasıl ve ne oranda yaşandığı gösterilmeye çalışılmıştır. Bu çalışmalar doğrultusunda Kemalpaşa'da arazi kullanımların ve tarım alanlarının kentsel arsaya açılmasının nedenleri ortaya konmuş ve bunun da özünde rant olgusunun yattığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Kentsel arsaya dönüşme sürecinde yaşanan her adımda gerçekleşen arazi değer değişimi ve bunun yön vermesiyle oluşan yerleşmenin mekânsal tablosu ortaya konmuştur. Bu şekilde bir rant odaklı inceleme yapılmasıyla, yerleşmenin sahip olduğu özelliliklerin ve mevcut durumunun algılanmasının daha açıklık kazanmasına da yardımcı olmuştur.Böylelikle bu çalışma tarım alanları üzerindeki rantsal baskının varlığını kanıtlar ve kent planlamasının sağlıklı bir şekilde yapılmasına engel olan bu baskının yön vermesiyle şekil almış yerleşmenin gelişimi için güçlü bir etken olarak da gösterilebilir. Başlangıçta kurulan teorik çerçeve ile birleştirildiğinde ise rant olgusu mülkiyet kavramı dolayısıyla Türkiye'deki diğer kentlerin gelişimlerinde ve sermayenin kentsel bağlamda yarattığı etkide ?ortak bir dil? olarak varlığını sürdürdüğünü göstermiştir.Anahtar sözcükler: Kemalpaşa, kentsel ve tarımsal rant teorileri, tarım alanları, kentsel arsa değerleri, dönüşüm
Türkiye'de 2000 sonrası neoliberal politikalar çerçevesinde imar mevzuatındaki değişimler ve yeni kentleşme pratikleri: İstanbul örneği
1970'lerin sonunda Keynesyen politikalara karşı yükselişe geçen neoliberalizm, 1980'li yıllarla birlikte uluslararası üst kuruluşlar aracılığıyla tüm dünyaya yayılmış ve dünya genelinde hakim bir paradigma haline gelmiştir. Neoliberalizmin sadece ekonomik bir boyutu olmayıp, en sıkı ilişkide olduğu alanlardan birisi de kent ve kentleşme süreçleridir. Türkiye'de de 1980 yılı, neoliberal politikalar açısından köklü bir başlangıç niteliği taşımaktadır. Ancak 1990'ların sonu, 2000'lerin ilk çeyreğinde yaşanan ve birbirini bütünleyen ekonomik ve politik gelişmeler, 2000'li yılların yeni bir kırılma noktasına işaret ettiğini göstermektedir. Tezin en temel iddialarından birisi; 2000'li yılların, Türkiye'de 1980 sonrası `erken neoliberal kentleşme evresi' olarak adlandırdığımız dönemin tamamlayıcısı niteliğindeki yeni bir kentleşme evresi olan `neoliberal kentleşme evresine' karşılık geldiğidir. Kentleşme sürecindeki bu ayrışmayı belirginleştiren temel unsurlardan birisi, yapısal reformlar temelinde imar mevzuatında gündeme gelen ve neoliberal izler taşıyan çok sayıdaki yasal düzenleme ve kentte neoliberal politikalar ekseninde ortaya çıkan somut mekansal örneklerdir. Bu bağlamda 2000'li yıllardaki neoliberal kentleşme evresinin laboratuarı olan kent ise İstanbul'dur. Kentsel dönüşüm projeleri, büyük ölçekli kentsel projeler, özelleştirmeler, kapalı konut siteleri, alışveriş merkezleri ve rezidanslar neoliberal mekansal yapılanmanın somut örnekleri olarak öne çıkmakta ve kent bu temelde devlet ve sermayenin aktörlüğünde yeniden organize olmaktadır. Bu çalışma 2000'li yıllarda neoliberal politikaların kenti hangi mekanizmalarla ve ne biçimde dönüştürdüğü sorusu üzerine odaklanmakta ve kentin bu kapsamdaki yeniden organizasyonunu İstanbul üzerinden ortaya koymayı amaçlamaktadır.
Büyükşehir yönetiminde yeniden yapılanma (İzmir örneği)
Metropoliten alanların yönetimine ilişkin olarak 2004 yılında 5216 sayılı Büyükşehir yasası yürürlüğe girmiştir. Aslında bu yasal düzenleme Kamu yönetiminde yeniden yapılanma sürecinin bir parçasıdır ve metropoliten alanlarda bütünleştirici ve metropoliten yönetişim yaklaşımlarının bir sonucu olarak yürürlüğe girmiştir. Ancak yönetişim yaklaşımları açısından değerlendirdiğimizde 5216 sayılı yasal düzenlemenin çok çeşitli çelişki ve belirsizlik içerdiği görülmektedir. Bu çalışma ile söz konusu yasal düzenlemenin metropoliten yönetişim yaklaşımları açısından işlevsellik kriterine uygun olmayan sınır belirlemeleri; sınırlar, etkinlik ve İlçe Belediyelerinin gelirlerine ilişkin sorunları; görev ve yetki karmaşası; planlamada yetki paylaşımında dengesizlik; planlamada sürdürülebilirlik ilkelerine ilişkin ve katılım süreçlerine ilişkin belirsizlikler içerdiği tartışılmıştır. 5216 sayılı Büyükşehir yasasının İzmir İli özelinde Büyükşehir Belediyesi sınırlarında kalan ilçelere yönelik olarak getirdiği yenilikler incelenmiştir
Yapılı çevrede renk algısı: Ampirik bir çalışma
1960'lı yıllardan itibaren mekan ve insan arasındaki ilişkiye odaklanan çevre psikolojisi temelli araştırmalarda, kentsel mekanda yer alan öğelerin biçimsel özelliklerinin (bina cephelerinde tasarımsal bütünlük, uyum gibi) bireylerin algısını, estetik yargılarını ve o mekanı tercih etmelerini nasıl etkilediği incelenmektedir. Biçimsel özelliklerden ?renk? kriteri ise çoğu zaman göz ardı edilmiştir. Mekandaki renk kompozisyonunun bireylerin algısını (estetik yargılarını) nasıl etkilediğini incelemeyi amaçlayan bu çalışma kapsamında, farklı renk kompozisyonlarının bir renk kataloğu ve soyut bir bina cephe silueti fotoğrafı üzerinde nasıl değerlendirildiği incelenmiştir.Çalışma kapsamında sıcak (uyumlu), soğuk (uyumlu), zıt (uyumsuz) renk türlerinden oluşan az (5'li) ? çok (10'lu, 11'li) sayıda renk türünü içeren 22 adet farklı renk kompozisyonu tasarlanmıştır. Bu renk kompozisyonlarının yarısı soyut bina cepheleri (mekana bağımlı alanlar), diğer yarısı karolaj desen (mekandan bağımsız) üzerinde sergilenmiştir. Renk kompozisyonları Ege Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü öğrencisi olan 104 kişi tarafından anket yoluyla değerlendirilmiştir. Anketlerde katılımcıların demografik özellikleri, görme bozukluğu durumları, genel renk tercihlerini anlamaya yönelik soruların yanı sıra tasarlanan renk kompozisyonlarının nasıl değerlendirildiğini anlamaya yönelik 7'li skalada hazırlanan anlamsal farklılaşım ölçeğini içeren sorular (beğenme-beğenmeme, basitlik-karmaşıklık gibi) da yer almaktadır. Böylece, bina cephelerinde ve karolaj desende renk kompozisyonları estetik açıdan karşılaştırılmış, renk konusunda mekandan bağımsız alanlarda yapılmış olan farklı ampirik çalışmalardan elde edilen bulguların mekana bağımlı alanlarda geçerliliği istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir.Sonuçlar, bir renk kataloğu veya soyut bir bina cephe silueti fotoğrafı üzerinden değerlendirilen renk kompozisyonlarının benzer şekilde algılandığını göstermektedir. Ana renk türüne göre ?morumsu mavi? olarak adlandırılan renk kompozisyonlarının en çok tercih edilen; ?kırmızımsı mor?, ?pembeli yeşilli? ve ?koyu sarımsı yeşil? olarak adlandırılan renk kompozisyonlarının ise en az tercih edilen renk kompozisyonları olduğunu göstermektedir. Çalışmadan elde edilen bulgular çalışmadaki yöntemsel eksiklikler göz önüne alınarak değerlendirilmeli ve genelleştirilmelidir. Dolayısıyla çalışma, bulgularından daha çok mekanda renk kullanımının önemini ve bundan sonra bu konuda çalışmalar yapılmasının gerekliliğini vurgulaması açısından önemlidir.Anahtar sözcükler: estetik, algı, renk tercihi, renk kompozisyonu, çevre psikolojisi, kentsel tasarım
Kentler arası rekabet, kentsel pazarlama, markalaşmanın planlama açısından değerlendirilmesi İzmir örneği
İkinci Dünya Savaşından sonraki dönem, sürekli değişen ekonomik yapının ve üretim döngülerinin gündeme geldiği bir süreçtir. Bu ortamda bu sisteme uyum sağlayabilecek yeni örgütlenmeler ve yeni yönetim biçimleri ortaya çıkmıştır. Bunun sonucunda küreselleşme ve yerelleşme iki eğilim olarak gündeme gelmiştir.Kentler, ulus devletin sınırlarından çıkmış ve küresel ağın bir parçası olmuştur. Değişen sektörler ve bu sektörlerdeki kısıtlı kaynaklar kentlerin bu küresel düzlemde rekabet etmesine neden olmuştur. Çalışma, bu rekabet unsurunu temel alan kentsel pazarlama analizlerinin kavramsal olarak anlatıldığı ve dünyadan örneklerin incelenerek planlama disiplininin de içine alındığı bir araştırmadır.Öncelikle kentsel pazarlama ve markalaşma kavramlarını ortaya çıkartan değişimler planlama çerçevesinde incelenmiş ve tez konusuna yönelik olan unsurlar açıklanmıştır. Daha sonra, kentsel pazarlamanın hedefleri ve marka kent kavramları anlatılmış ve dünyadan örnekler incelenmiştir.Günümüzde kentlerin pazarlanması ve markalaşması isteğe bağlı süreçler olmaktan çıkıp bir zorunluluk haline gelmiştir. Küresel ağın dışında kalan kentler dışlanmakta ve bu ağın sağladığı refahtan pay alamamaktadır. Her kentin değerleri ve potansiyeli vardır. Burada önemli olan doğru stratejilerle bu varlıkların en iyi şekilde kullanabilmek ve süreçleri verimli yönetebilmektir. Sonuç olarak bütün bu kavramlar ve seçilen kentlerde incelenen değerler üzerinden tezin İzmir örneği nezdinde anlatılmıştır. İzmir kentinin bu rekabetçi yaklaşımda önce mevcut durumu tespit edilmiş ardından potansiyellerine göre geliştirilmesi gereken yönleri belirlenmiştir.
Kamu yararı odaklı siyasetin kentsel mekanı düzenleme pratikleri: Ankara ve Eskişehir örnekleri
Temel olarak çalışma; belli sürelerle iş başına gelmiş ve kamu gücünü elinde bulunduran siyasilerin giriştikleri kentsel ölçekte kentsel tasarım uygulamalarındaki kamu yararı ölçütünün, hizmet etkinliğinin, tasarım ve uygulama sürecinin, oluşan toplam faydanın toplumsal olma düzeyinin, Ankara ve Eskişehir Büyükşehir Belediyeleri'nin tarihsel nitelikli alanlar ve kentsel rekreasyon alanlarına ilişkin kentsel tasarım uygulamaları üzerinden sorgulanmasını amaçlamaktadır.Son yıllarda her alanda olduğu gibi kentler de, küreselleşme, neoliberal politikalar ve postmodernizm olgusu çerçevesinde yeni biçimler kazanmaktadır. Bu süreç içerisinde kentsel tasarım projeleri, kentlerin biçimlenmesinde özellikle yerel yönetimlerin son dönem politikalarında önemli bir araç olarak kullanılır hale gelmiştir. Tıpkı planlama alanında olduğu gibi planlamanın bütünleyici bir uzantısı olan kentsel tasarım da her ne biçimde gerçekleşirse gerçekleşsin kamu yararına hizmet eden bir konumda olmalıdır.Bu anlamda çalışma konusu olarak, Ankara ve Eskişehir Büyükşehir Belediyeleri'nin son dönemde uygulamış olduğu kentsel tasarım ölçekli çalışmaları değerlendirilmek üzere seçilmiştir. Seçilen örnek alanlarda kamu yararı ölçütünün değişen siyasi ideolojilerle nasıl şekillendiğini belirlemek hedeflenmiştir.
Türkiye'de sektörlere göre temel işgücü dağılımının ilçe bazında yer seçme katsayısı (LQ) ve mekansal istatistik yöntemleri ile incelenmesi
Sektörlerin yer seçimi, kentleşmenin gelişmesi ve niteliği açısından son derece önemlidir. Bu yer seçimini analiz etmek amacıyla çeşitli mekansal sayısal yöntemler geliştirilmiş ve yaygın olarak kullanılmıştır. Bu yöntemlerden sıklıkla kullanılanlarından birisi de yerleşim birimlerindeki temel ve yerel işgücü sayılarının tespitinde kullanılan yer seçme katsayısı (location quotient, LQ) analizidir. Türkiye'de farklı amaçlarla yer seçme katsayısını kullanılarak pek çok çalışma yapılmış ancak ilçe bazında Türkiye'nin sektörel temel işgücü yapısını tanımlayan bir çalışma üretilmemiştir. Oysa ki ilçe bazlı bir yaklaşım il bazındaki sektörel çeşitlilik nedeni ile bu tür bir analizde daha doğru coğrafi birim olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada yer seçimi katsayısı yöntemi kullanılarak temel istihdam büyüklüklerinin çıkartılması, ilçe bazında gerçekleştirilmiş ve ilçe bazında sektörel temel işgücü dağılımı Türkiye İstatistik Kurumu'nun NACE Rev. 1.1'deki sektör sınıfları kullanılarak mekansal istatistik yöntemleriyle incelenmiştir. Bu kapsamda Türkiye'de sektörel işgücü verisine ulaşılan 922 ilçe üzerinden; temel istihdam dağılımı, sektörel ortalama merkez, ortalanmış ağırlıklı merkez, standart sapma elipsi, ortalama en yakın komşuluk, ilçelerin çevre ilçeler ile benzerliklerini inceleyen Anselin Yerel Moran's I Komşuluk Analizleri gerçekleştirilmiştir.
Kent estetiği oluşumunda yer oluşturma ilkelerinin Koblenz/ İzmir kentleri bağlamında karşılaştırmalı olarak irdelenmesi
Kentsel yapılanma pratiğinin bir parçası olan yer oluşturma kavramı ve onaeklemlenen estetik değer olgusunun günümüz kentlerindeki yansımaları elealındığında, `yer oluşturma ilkeleri' ve yine mekâna tasarım boyutunda katılan`estetik değer'in bugünün pratiğinde arka planda kaldığı yorumu yapılabilecektir.Göz ardı edilen bu ilkesel yaklaşımların kentlerin imaj ve kimlikli yapısına zararvererek, kentsel kaliteden yoksun mekanlar oluşturacağı düşüncesi ile çalışmakapsamında, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke deneyimlerinden faydalanarak sözkonusu ilkelerin mekan'ı yer'e dönüştürme başarısı üzerine tariflediği yöntem elealınmak istenmektedir.Her iki ülke deneyimininde kendine özgü koşulları, farklı planlama süreçleri vekendi öz değerleri olduğu kabulu ile her bir temsil kendi içlerinde bağımsız olarakdeğerlendirilmekte, birebir eşleştirme yapılmamaktadır. Çalışmada benimsenen buyöntem ile kentlerin yer oluşturma ve kent estetiği kapsamlarındaki deneyimlerinin`kendi içlerinde' nasıl bir bütünlüğe ve işleyiş sistemine sahip olduğu tartışılarak,mevcut deneyimlerin ne tür ilkesel kurgulara olanak verebileceği sonucunavarılmaktadır.Bu tartışmalar sonucunda varılan noktada ise, her iki deneyimin sahipolduğu sosyal, ekonomik, toplumsal nitelikler ile yasal ve yönetsel dayanaklar,bölgeye özel geliştirilen strateiler değerlendirilerek; gelişmiş ve gelişmekte olanülkelerde kentsel gelişim ve planlama pratiği arasındaki farklılaşmalar, mevcutkurumsal yapı, toplumsal değerlerin kentsel mekan üzerindeki yansımaları, mekânsalpratik ve estetik değer algılarına ilişkin tespitlere ulaşılmaktadır.
İzmir'de kentsel dönüşüm sürecinin İzmir-Cennetçeşme mahallesi üzerinden irdelenmesi
Sanayi devrimi, gelişmiş ülke kentlerinde mekansal organizasyonun zaman içinde değişim göstermesine neden olmuştur. Bu değişime bağlı olarak çeşitli mekansal sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sorunlara çözüm üretebilmek için ihtiyaç duyulan yeniden yapılanma yaklaşımı ?kentsel dönüşüm? adı altındaki uygulamaları gündeme getirmiştir. Kentsel dönüşüm özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ekonomik sıkıntılara bağlı olarak daha yoğun ve ağır olan kentleşme sorunlarına çözüm olacağı düşünülmektedir. Son yıllarda kentsel dönüşüm, yoksul kesimlerin yaşadığı gecekondu alanları üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. İzmir kentinde de benzer bir süreç içinde yerel yönetim tarafından Konak ilçesi Cennetçeşme mahallesi program alanlarından biri olarak belirlenmiştirBu Çalışmada, kentsel dönüşümün hedef alanlarından biri olması itibari ile gecekondu alanları, sahip olduğu yoksulluk koşulları kapsamında ele alınarak dönüşüm sürecinde karşılaşacağı sorunlar ve çözümleri Cennetçeşme mahallesi özelinde irdelenmiştir. Çalışmada, kentsel dönüşüm, gecekondu ve yoksulluk kavramları ile ilgili teorik çerçeve içinde, Dünya ve Türkiye örnekleri incelenerek literatür çalışması yapılmış ve bu kavramlar hakkında yapılan tartışmalar değerlendirilmiştir. Cennetçeşme mahallesi özelinde ise yoksulluğun kaynağı, düzeyi ve yarattığı koşullar mekansal, sosyal ve ekonomik boyutu ile irdelenerek kentsel dönüşüm ve savunmasızlık ilişkisi içinde ortaya çıkacak olası sorunlar tespit edilmiş ve bu sorunların çözümüne yönelik öneriler geliştirilmiştir.Anahtar sözcükler: Kentsel dönüşüm, gecekondu, yoksulluk, savunmasızlık.
Fiziksel ve kişisel özelliklerin bilişsel haritalar üzerindeki etkileri: Sanal mekânlarda deneysel bir çalışma
Yaşadığımız fiziksel dünyanın insanların algısı ile olan ilişkileri ve bunların kişisel etmenlerle olan ilişkileri bu çalışmanın temel konusudur. Fiziksel dünyanın nesnel gerçekliği ile aynı dünyanın insan zihnindeki temsili (mekansal imaj) arasındaki fark pek çok çalışmanın konusu olmuştur. Zihinsel temsilde kullanılan kodlar, fiziksel gerçekliği ifade eden haritalara benzemez, fakat bu kodları oluşturan yine fiziksel mekândan algılanan özelliklerdir, bu haritalara bilişsel/zihinsel haritalar adı verilmektedir. Kentsel mekânda bulunan ve Lynch'in (1960) ortaya atılmış olduğu en belirgin fiziksel etmenlerden nirengi/odak noktaları, bölgeler ve yolların mekânsal imaj oluşumuna etkisi bu çalışmada kontrollü olarak sorgulanmıştır. Kontrollü testler sanal mekânın sağladığı imkânlarla gerçekleştirilmiştir. Fiziksel etmenlerin yanında mekânsal imajın oluşumundaki diğer etmenler de kişisel özelliklerdir. Cinsiyet, yaş, tasarım eğitimi alıp almama ve mekâna aşinalığın mekânsal imaj oluşumuna katkısı da bu çalışma kapsamında test edilmiştir.Çalışmaya katılan 145 kişi oluşturulan 8 sanal mekânın sadece birinde test edilmiş ve katılımcılar oluşturulan bu mekânlara eşit sayıda dağıtılmaya çalışılmıştır. Sanal mekânların planları aynı olup, mekânda üç etmenin (nirengi noktaları, bölge ve yol) belirginlik düzeyleri değişmektedir (az belirgin, çok belirgin). Verilerin istatistiksel yöntemlerle analiz edilmesiyle, nirengi/odak noktalarının ve yolların bilişsel harita oluşumunu olumlu yönde etkilediği bulunmuştur. Ayrıca kişisel etmenlerden cinsiyet, tasarım eğitimi alıp almama ve sanal mekân deneyiminin katılımcılar üzerinde etkili olduğu gözlemlenmiştir. Son olarak, bu çalışma gelecek çalışmalara yön verecek önerileri ve çalışmadan elde edilecek sonuçların planlama ve kentsel tasarımdaki uygulamalardaki etkilerini tartışmaktadır.
Yeni bir toplumsallaştırma sürecinin mekansal anlatımı: Olanak ve sınırları
Tez, şehir planlamanın ekonomiye bağımlı ontolojik özellikleri nedeniyle, insanın nesneleştirilmesinde ve varlık bütünlüğünün yadsınmasında işlevsel kılınmasını, sorun olarak ele alan ve Türkiye coğrafyasında kalan nitel bir çalışmadır.Tezin anılan sorun alanına odaklanılarak öncelikle, fiili toplumsal-ideolojik yapı, toplumsal formasyonun ekonomi, siyasal/toplumsal ve ideoloji düzlemleri bağlamında irdelenmiştir. Daha sonra, sistem eleştirileri ve sisteme alternatif geliştirilen zihinsel üretimler değerlendirilmiştir. Türkiye'deki durum ve tez konusuna yönelik yapılmış araştırmalar analiz edilmiştir.İrdelemeler sonucu, toplumsal-ideolojik yapının yeniden üretiminin değiştirilerek üretilmesi için yeni bir toplumsallaşma sürecinin gerekliliği ortaya konmuş, çerçevesi çizilmiş ve içeriği tanımlanmıştır. Bu bağlamda, yeni toplumsallaşma sürecinin mekan dışı araçları ve mekansal anlatımı üzerine öneriler geliştirilmiştir.Sonuçta, şehir planlamanın ekonominin bağımlı değişkeni olmaktan çıkartılıp, özgür bir eylem alanı haline getirilmesiyle insanı merkeze alabileceği düşünülmektedir. Bu kapsamda tezin ehliyet sınırları içinde kalınarak, mevcut çevrenin çocukluk dönemini yaşayan kentli bireyler üzerindeki baskısını kaldırmak için, modül bilincini ve sınırlandırmışlığı içermeyen ?oyun bölgesi? (Ergin, 1982) anlayışı önerilmiştir.
Şehirsel yerleşmelerde teknik altyapı projelerinin ortak-eşgüdümsel niteliklerinin belirlenmesi ? örnek alan: Tire Belediyesi / İzmir
Kentlerin işlevlerini yerine getirebilmesi, mekânsal değişimin ve dönüşümün sağlanarak yeniden yapılandırılması, gelişiminin kontrol edilmesi, yönlendirilmesi ve kentlilerin yaşamlarını sağlıklı sürdürebilmesi için gereksinim duyduğu kamusal hizmetlerin başında gelen teknik altyapı hizmetleri, projeleri ve yatırımları ile şehirsel gelişim stratejileri ve planları arasında karşılıklı bir ilişki bulunmaktadır. Teknik altyapı projelerinin planlanabilmesi, rasyonel bir karar ve programlama sürecinin oluşturulabilmesi ve eşgüdüm, eşleme ve öncelik sıralamasının saptanabilmesi, fiziki altyapıya ilişkin ortak-eşgüdümlü proje niteliklerinin ve programlama unsurlarının belirlenmesi ile mümkündür.Kentlerde, teknik altyapı hizmetlerinin temel iş aşamalarının ve iş ayrıntılarının uygulanmasına, programlanmasına, yönetimine ve finansmanına ilişkin karşılaşılan sorunların ve risklerin nedenlerinin, önceliklerinin belirlenmesi; projelerin iş-zaman-kaynak optimizasyonunu sağlayan çözüm önerilerinin, yöntemlerinin ve ortak gerçekleştirme-programlama yaklaşımlarının geliştirilmesi için gereklidir. Bu kapsamda tezin hipotezi, sınırlı olan kaynakların verimli ve etkin kullanımını sağlayan, iş tekrarlarını, zaman ve kaynak kayıplarını, israflarını ve proje uygulamalarında yarım kalma riskini ortadan kaldıran bir yöntemin geliştirilebileceği üzerine kurulmuştur. Ayrıca orta-küçük boy kentler için ortak yatırım seçeneklerinin ve uygulama programlarının oluşturulması ve normlaştırılmasının olabilirliği üzerinde de çalışılmıştır. Hizmetlerin kente ve kentlilere kaliteli, eşit, adil ve sağlıklı şekilde ulaştırılması, hedeflenen dengeli toplumsal yapıya erişimin sağlanması ve sürdürülebilir kentlilik ve kent yaşamının oluşturulması da hedeflenmektedir.Bu çalışma; teknik altyapı sorunlarının nedenlerinin belirlenmesi, çözüm önerilerinin geliştirilmesine yönelik gerekli mekânsal düzenlemelerin yapılması, teknik altyapı planlamasına ve kent planlamasına yönelik programlama unsurlarının belirlenerek eşgüdüm içinde ortak gerçekleştirme-programlama yaklaşımlarının ve yöntemlerinin oluşturulması, geliştirilmesi ve bu değerlendirmelerin ve yaklaşımların orta-küçük ölçekli bir kentsel yerleşme olan Tire örneğinde ele alınması ile yukarıda belirtilen temel hipotezin sınanmasını sağlamaktadır.
Sosyo-ekonomik ve ekolojik temelli bölgeleme: Olanak ve sınırları
Şehir planlamada sosyolojik, ekonomik ve ekolojik her unsur önemsenmelidir ve sonuçta oluşan mekânlarda bu, görünebilir olmalıdır. Ancak, günümüz şehir planlama pratikleri, bu üç unsurun bir arada ele alın(a)madığını ortaya koymaktadır: Geleceği belirleme/gelecek için karar alma işi olan planlama, bunları belirlenmiş sınırlar içerisinde yapamamaktadır. Çünkü, ülkemizde süreklilik gösteren bölgeleme çalışması yoktur. Yapılan süreli bölgeleme çalışmaları, ağırlıklı olarak ekonomiye bağlıdır ve bu durum giderek TC'nin AB'ye uyum sürecinde de kendisini göstermiştir. Ancak, bölgeleme günün koşullarına göre kısa vadede geliştirilen çözüme yönelik bir çalışmanın ürünü değil; potansiyellerin, sorunların ve iç ilişkilerin ortaya konduğu bölge sınırı belirleme/tanımlama işidir (Bu başlıkta anlatılanlar, Efe, 2007'nin giriş kısmından derlenmiştir).Bölgeleme, özellikle gelişmekte olan Türkiye'de daha da önemli görülmelidir. Dolayısıyla, Türkiye için genel geçerli bir bölgeleme çalışması gereklidir. Özetle, Türkiye geneli için belirleyici/yönlendirici bir plan paftası yoktur. Dolayısıyla, plan kararlarının hangi sınırlar için ve ne doğrultuda alınması gerektiği bilinmemektedir. Kalkınma planlarının amacına ulaşması ve hatta öncesinde amaçlarını dahi belirleyebilmesi için, sınırları belirlenmiş ve dolayısıyla potansiyelleri ve sorunları tanımlanmış bölgeler gerekmektedir. Bu bölgelerin sınırlarının belirlendiği harita ise, şehir planlama dilinde ?halihazır harita? niteliğinde gerekli olup, kalkınma planlarının uygulanabilmesi için, doğrudan mekânlara yönelik amaçlar üretmeyi sağlayacaktır.Potansiyelleri ve sorunları tanımlanmış bölge sınırlarının olmaması, bilgi toplama, bilgiler doğrultusunda karar alma ve/veya kararları uygulama konusunda da sorunlar yaratmaktadır. Bu sorunların önemli bir kısmı, ekolojik dengeye etkileri nedeniyle çözülebilir/telafi edilebilir değildir.Dolayısıyla, tez, hem yeni ekolojik sorunların oluşmaması hem de sosyo-ekonomik ilişkilerin korunması ve güçlendirilmesi için, bölge sınırları saptamıştır.
Manzara sahipliliğinin konut fiyatına etkisi: İzmir ili Buca ilçesi Yedigöller rekreasyon alanı çevresine ilişkin ampirik çalışma
Konut gayrimenkulü, çok bileşenli bir mal olup, incelenmek üzere geniş bir perspektif sunmaktadır. Fiyatının belirlenmesinde rol oynayan etmenler ise çeşitli çalışmalara konu olmuştur. Konut fiyatı, niteliklere ilişkin bir tespit olup, bu tespit sadece konut biriminin kendisi için değil, aynı zamanda birimin konumlandığı bölge içindir, sadece yapısal özelliklerin toplamı değil, ayrıca konumsal özelliklerin de birleşimidir. Hedonik Fiyat analizi ise bu faktörlerin açıklanması için kullanılan en yaygın yöntemdir.Çalışmanın amacı; kentsel yeşil alanların ekonomik anlamda değerini ortaya koymaktır. İzmir İli, Buca İlçesi, Yedi Göller mevkii çalışma alanı olarak seçilmiş ve ?Yedi Göller? rekreasyon alanının, çevresindeki yapıların değer artışındaki etkisi lineer regrasyon yöntemi ile test edilmiştir. Alanda rastlantısal olarak seçilen, 2000-2008 yılları arasında satılmış 83 konutun satış değerleri çalışmanın başlıca verisini oluşturmaktadır. Çalışmada kullanılmak üzere bağımsız değişkenlere ilişkin oluşturulan konut veritabanı ise 27 değişkeni içermektedir. Çalışma kapsamında konut fiyatındaki varyansı en iyi açıklayan model final model olarak seçilmiştir. Logaritmik-doğrusal formda olan final modelde konut fiyatı; Konutun büyüklüğü, bakım durumu, yaşı, alt merkeze olan yürüme mesafesi ve manzara durumu, bağımsız değişkenleriyle açıklanmıştır. Final model ile bağımlı değişken olan konut fiyatındaki varyansın yüzde 83'ü açıklanabilmektedir. Değişkenlerin tümü 0,05 seviyesinden düşük düzeyde olup, istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur.Final model kullanılarak ?manzara durumu? özelinde çalışma detaylandırıldığında hipotetik olarak ortalama değerlere sahip bir konut için manzara değerinin 1'den 7'ye yükselmesi yaklaşık 75 bin TL'lik bir değer artışına neden olmaktadır. Bu hesaplama çalışma alanına uyarlandığında; rekreasyon alanına cepheli 402 dairenin toplam 30 150 000 TL'lik bir değer artışına sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu miktarın belirlenen bir kısmı vergilendirme yolu ile konut sahiplerinden alınarak yeni rekreasyon alanlarının oluşumunda; arsanın kamulaştırılması, yapım ve bakım maliyetlerinin karşılanmasında kullanılabilir. Bu vergilendirme modeli benzer durumda olan ve arsa temini ve uygulaması finanssal yetersizlikler nedeni ile gerçekleşmeyen sosyal ve teknik altyapı alanları için bir çıkış noktası oluşturabilir.
Tarihsel alanlarda sözlü tarih bilgisine dayalı kentsel tasarım kriterlerinin oluşturulması; Kemeraltı Anafartalar Caddesi (İzmir)
Tarihsel nitelikli alanlara ilişkin kentsel tasarım müdahalelerinin başarısı; tasarımın analiz süreçlerini ve tasarım parametrelerini yönlendiren en önemli kaynak olan ?mekansal bilgi?ye en doğru, en güvenilir biçimde ulaşma, sorgulama ve bu tarihsel bilgiyi doğru yorumlamasına bağlıdır.Kente ve kentsel mekana ilişkin bilginin toplanmasından, yorumlanıp anlamlandırılmasına ve ?bugün?e ulaşılmasına kadar giden süreç içinde, ?resmi? söylemin çoğu kez yanlı, taraflı ve politik içerikli belge ve verileri dışında kalan bir takım alternatif tarihyazım metotlarının geliştirilmesi 20. yüzyıldan itibaren hız kazanmıştır. Bu araştırma yöntemleri; kent tarihleri araştırmalarında mekana ilişkin ?mikro bilgiyi? elde etmenin yollarını aramaktadır.Bu çalışma kapsamında bugüne dek kent tarihi araştırmalarında temel teşkil eden yerel tarih kaynakları (demografik veriler, arşiv bilgileri, istatistiki bilgiler) üzerine ek olarak farklı bir ?mikro bilgi? evreni kullanılmıştır. Anafartalar Caddesi'nde ?Sözlü Tarih? yaklaşımı ile ortak kimliğe, aidiyet ve kimlik ilişkilerine sahip bireylerin hatıra ve deneyimlerinden ortaya çıkan bellek ürünü tasarıma bir veri olarak aktarılmıştır. Toplumsal hafızanın (klasik tarih araştırmaları) referans verdiği mekanlar ile bireysel hafızanın (sözlü tarih anlatıları) referans verdiği mekanlar ortak bir çerçevede değerlendirilmiş ve mekana müdahalede öncelikleri ele alınmıştır.Sonuç olarak ?yaşanmış geçmiş? bugünün anlaşılmasında ne kadar önemliyse, ?bugün?ün bilgisini üretmek de aynı ölçüde önem taşımaktadır. Çalışma kapsamında kentsel tasarımın daha doğru, güvenilir, adil ve sağlıklı bir ?yarın? inşa edebilmesi için ?geçmiş?in bilgisini en doğru biçimde elde etmesi gerekliliği vurgulanmıştır.
Planlamada müzakere süreçleri -İzmir İnciraltı örneği-
Kent planlamada, alışılagelmiş yaklaşımlar günümüzde değer kaybetmekte, planlama kurumu zayıflamakta ve yeniden tanımlanma sürecine girmektedir. Bu süreçte etkin rol oynayan pek çok faktörden söz etmek mümkündür. Dünyada meydana gelen ekonomik gelişmeler, piyasa ekonomisin güçlenmesi, siyasal dengelerin yeniden şekillenmesi ve daha pek çok unsur kent planlama alanına da bir değişim ve dönüşüm etkeni olarak yansımıştır. Tüm bu değişim ve dönüşümlerle birlikte ?müzakere?, ?katılım? gibi kavramlar kent planlamada yer bulmuş ve ?müzakereci planlama?, ?iletişimsel planlama?, ?katılımcı planlama? olarak adlandırılan yeni planlama yaklaşımları ortaya konulmaya başlanmıştır. Bu çalışmada planlamanın yaşadığı bu dönüşüm göz önünde bulundurularak, planlamada müzakere süreçlerinin irdelenmesi amaçlanmış ve İzmir- İnciraltı özelinde bu irdeleme çalışması yapılmıştır.Çalışma kapsamında İzmir-İnciraltı bölgesi için yapılan toplantılar müzakere sürecinin birer parçası olarak kabul edilmiş olup, bu sürecin analizine yönelik yeni tekniklerin planlama problemlerine uygulanması söz konusu olmuştur. Bu amaçla da iletişimsel ve sosyal bilimlerde kullanılan bir teknik olan ?söylem analizi tekniğinin? incelenerek, sürece uygulanması, ortaya çıkan verilerin planlama disiplininin diğer özneleri ile ilişkilendirilmesi, mekansallaştırılması ve sürecin sonunda, sonuç ürün olarak karşımıza çıkan planın (İzmir İnciraltı Turizm Merkezi Çevre Düzeni Planı Revizyonu) bu bağlamda değerlendirilmesi hedeflenmiştir.
Mekan simülasyonu araçlarının öğrenci-eğitimci iletişimi üzerindeki etkisi: Mekan algısı perspektifinden bir değerlendirme
Mekan tasarımı eğitimi fiziksel araç kullanımına temellenirken, tasarım pratiğinde dijital araçlar yoğun ve yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bilgisayar yazılımları ve araçların tasarım eğitiminde kullanılabilirliği ve geleneksel yöntemlerin yerini alma olasılığı da halen sorgulanmaktadır. Araştırma, öğrenci ve eğitimci bireylerin mekan tasarlarken ve sunarken fiziksel ve dijital teknikleri nasıl kullandığı, öğrencilerin tasarım düşüncelerini hangi araçlar ile akranlarına ya da deneyimli tasarım eğitmenlerine daha doğru aktardığının incelenmesini konu edinmektedir. Araştırmanın ilk aşamasında 60 öğrenci hem üç boyutlu fiziksel ve dijital ifade araçlarını hem de kesit çizimi ve tasvir gibi ek ifade tekniklerini kullanarak toplam 120 sokak tasarımı hazırlamıştır. Daha sonra bu tasarımlar sırasıyla (1) tasarımı yapan öğrenciden farklı 60 öğrenci, (2) bu araçların kullanımı konusunda deneyimli dört profesyonel ve (3) altı eğitimci tarafından değerlendirilmiştir. Değerlendirme aşamalarında dijital model, fiziksel maket, HMD ve üç boyutlu yazıcı çıktısı kullanılmıştır. Böylelikle, bir öğrencinin gerçekleştirdiği bir tasarımı nasıl ifade ettiği gözlemlenebilmiş ve akranlarının, profesyonellerin ya da eğitimcilerin aynı tasarım ürününü nasıl algıladığı araştırılmıştır. Sonuçlar, iki aracın tasarımın farklı aşamalarında kullanımının desteklenmesini gerektiğini ve tasarım düşüncesi ifadesinin iki araç açısından farklılaşmadığını göstermiştir. Bu çalışma, geleneksel ve teknolojik tasarım araçlarının, tasarımcı bireyin mekan algısına, başarılı tasarım üretebilmesine ve tasarım düşüncesi ifadesine etkisinin araştırılması için önerdiği yeni yöntemle bundan sonraki çalışmalara ilham kaynağı olabileceği gibi mekan tasarımı eğitimcileri için de ampirik bulguya dayalı sonuçlar sunarak eğitim araçlarının etkin kullanımını yönlendirebilecektir.
Yolculuk davranışlarının mekan ve planlama yönünden araştırılmasında akıllı kart verileri kullanılarak analitik yöntemlerin geliştirilmesi İzmir örneği
Ulaşım günümüzde bütün kentlerin ortak problemidir. Hızla artan araç kullanımı geleneksel kent merkezleri başta olmak üzere kentlerde problemlere yol açmaktadır. İnsanın ve ürünlerin hızlı transferinin ekonomik anlamda öneminin artmasına paralel olarak, devletler ve yerel yönetimler ulaşım alanına çok ciddi yatırımlar yapmaktadırlar. Ulaşım problemlerinin çözümü için kabul edilen en geleneksel yaklaşım özel araç kullanımını azaltarak toplu taşıma sistemlerinin yaygınlaştırmak olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda nüfusu yaşlanan gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin araç bağımlılığı yüksek yaşlı bireylerin yolculuk davranışlarını anlamaya çalışmaları kaçınılmazdır. Yaşlılığın artmasının ulaşım ve kentsel kullanım sistemlerini nasıl etkilediği ve ulaşım ve kentsel kullanım sistemlerinin yaşlıların hareketliliklerini nasıl etkilediği konuları büyük önem taşımaktadır. Yaşlılığın bu sistemler üzerine etkisi genellikle trafik güvenliği konseptinde tartışılmaktadır. Bu çalışma ile yaşlı bireylerin hareketliliği üzerinde etkisi olan parametrelerin tespit edilmesi ve yaşlı bireylerin yaşam kalitesinin üzerinde pozitif etkisi olan hareketliliğin arttırılmasına yönelik ulaşım politikaları belirlenmesi amaçlanmıştır. Yapılan araştırmada, bu konuda önceki dönemde yapılan çalışmaların büyük bölümünün yaşlı nüfusları hızla artmakta olan gelişmiş ülkelere ait olduğu ve ülkemiz gibi gelişmekte olan ülkelere ilişkin çok az çalışma bulunduğu görülmüştür. Bu açıdan çalışmamızla ülkemizdeki ve diğer gelişmekte olan ülkelerde yaşayan yaşlı bireylerin hareketliliğinin anlaşılmasında mevcut literatüre katkıda bulunulması hedeflenmiştir. Bu araştırmada İzmir kenti genelinde toplu ulaşım kullanan 65 yaş ve üstü yaşlı bireylerin davranışları elektronik ücret toplama sistemi akıllı kart verileri kullanılarak analiz edilmiştir. Yaşlı bireylerin toplu ulaşım sistemindeki hareketleri Student's T-testi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenmiş olup sonuçları mekan ve ulaşım planlaması açısından değerlendirilmiştir. Tez sonuçları göstermektedir ki yaşlı bireyler homojen bir grup değildir. Bununla birlikte cinsiyet, yaş grubu ve kent merkezinden uzaklığın yaşlı bireylerin hareketlilikleri üzerinde etkisi bulunmaktadır. Erkeklerin kadınlara göre daha hareketli oldukları görülmüştür. Özellikle 75 yaşından itibaren bireylerin 65-74 arası bireylere göre hareketliliklerinde anlamlı bir düşüş görüldüğü belirlenmiştir. Kent merkezinin otuz kilometre uzağında ikamet eden bireylerin daha yakında ikamet edenlere göre daha az hareketli oldukları görülmüştür.
Toplu taşıma kullanımının arttırılmasında park et-devam et sisteminin etkinliği: Manisa kent merkezi örneği
Günümüz kentlerinde sanayileşmeye bağlı olarak kentlerin saçaklanarak yayılması, nüfusun, özel araç sahipliliğinin ve yapılan yolculuk sayısının hızla artması neticesinde oluşan trafik sıkışıklığı, gürültü, egzoz gazlarından kaynaklı çevre kirliliği ve uzun yolculuk süreleri, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen sorunların başında gelmektedir. Şehirlerimizde yaşanmakta olan ya da yakın gelecekte yaşanması muhtemel ulaşım sorunlarının, ulaştırma talebi arttıkça arzı arttırma yoluna gitme gibi klasik ulaşım yaklaşımıyla (tahmin et ve sağla) değil de, etkin bir arazi kullanımı, sürdürülebilir ulaşım politikaları kapsamında etkin bir toplu taşıma sistemi, ulaşım aktarma merkezleri ve Dünya'nın birçok şehrinde başarıyla uygulanan park et devam et tesisleriyle çözülebileceği benimsenmiştir. Park et - devam et tesislerinin planlama ve tasarım ilkelerinin, yer seçim kriterlerinin ortaya konulması, özel otomobille yapılan yolculukların azaltılıp toplu taşıma kullanımının arttırılması, bireysel ulaşım türleri ile toplu taşıma türlerinin bütünleştirilmesi bu çalışmanın amaçlarıdır. Çalışmada genel bir giriş yapıldıktan sonra ulaşım kavramı, ulaşımın tarihsel süreç içerisindeki gelişimi, toplu taşıma sistemleri üzerinde durularak, park et devam et sistemlerinin tanımı ve sınıflandırılması tartışılmış, çalışma alanı olan Manisa kent merkezinde öneri park et – devam et sistemi geliştirilmiş ve son olarak elde edilen sonuçlar hakkında genel bir değerlendirme yapılmıştır.