Bingol University
Discipline

Sociology

Bingol University

1,122

Archived Theses

4

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Roland Barthes: Yapısalcılıktan postyapısılcılığa bir serüven

Bu tez, esas olarak, Roland Barthes'ın tüm entelektüel gelişimi boyunca değişik teorik etkilerden geçerek nasıl kendisi olduğunu ortaya koymayı ve bunun sosyal bilimler açısından ne anlama geldiğini göstermeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla, onun eserlerinin kronolojik sırasını takip ederek betimleyici bir yöntem kullanacağız. Barthes işe önce Saussure'ün yapısalcılığını benimseyerek başlar, ardından dikkatini Derrida'nın post-yapısalcılığına çevirir ve son olarak da bu düşünürlerle bağını kopararak kendi teorisini geliştirir. Yapı ve özne belirlenimleri altında geçen bu iki dönemden sonra Barthes, hiçbir teorinin kapsayamayacağı iddia edilen tekil bir varoluş formu olarak kişiye doğru, daha belirlenimsiz bir merkeze çekilmektedir. Böylelikle, tam da sosyolojinin nesnesi olan toplum bir belirlenimden ziyade bir kurgu olarak görülmeye başlamaktadır. Tezimizin son bölümünde, sosyolojiyi nesnesiz bırakmada sonlanan bu durum tartışılmakta ve bu tartışmadan hareketle de Roland Barthes'ın fikirlerinin bir eleştirisi geliştirilmeye çalışılmaktadır.

Barthes, RolandDilGösterge bilim+3
Mehmet Akay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Eğitimli çalışan kadının çalışma hayatında ve aile hayatındaki ataerkil örüntülerin çalışma algısına etkisi

Bu çalışmanın amacı İstanbul ilinde lisans ve lisansüstü eğitim almış kamu ve özel sektörde çalışan kadınların anlatılarından hareket ederek eğitimli kadının çalışma hayatında, aile hayatında ve sosyal hayatındaki ataerkil değerlerin çalışma algısını nasıl etkilediğini araştırmaktır. Bu araştırma da kadınların hanede, çalışma yaşamında ve evlilikteki ilişkilerine ait deneyimleri üzerinden ataerkil ilişkileri ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini nasıl deneyimlediklerini ortaya koymak için niteliksel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Eğitimli kadınların daha nitelikli mesleklerde çalışıyor olmaları onları ücretli çalışan kadınlardan farklı kılmaktadır. Ancak ataerkillik ideolojisinin kök saldığı toplumsal yapı içinde sosyalleşen bireylerin hanede, eğitim kurumlarında ve iş yaşamlarında karşılaştıkları eşitsizliklerin birbirine olan etkilerinin erkek tahakkümünü yeniden üretmesi kadınların ortak kaderi olarak şekillenmiştir. Hanede ve eğitim kurumlarında kadınlara öğretilen bilgiler ve beceriler onlara özgür düşünceye dayalı bağımsız hareket etme olanağını vermemektedir. Eğitimli kadınlar aldıkları, edindikleri bilgileri geleneksel rolleri bağlamında kullanmaktadırlar. Kadınların yaşama karşı özgüven ve cesaretlerinin güçlenmesinde eğitim etkin bir rol üstlenmemiş onları "doğal" kaderleri olan ev kadını ve annelik rollerine hazırlamıştır. Bu anlamda kadınlar, eğitim seviyeleri yükselmiş ve daha nitelikli mesleklerde çalışıyor olsalar da, gündelik hayat pratiklerinde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin bir değişim yaratacak güce sahip olamamış gözükmektedirler. Bu çalışmada ataerkilliğin yarattığı tahakküm ve sömürü kaynaklarına temel olan sosyal ilişkileri içinde kadınların, yaşamlarında yüz yüze olduğu ayrımcılıklar, eşitsizlikler feminist bir perspektiften incelenmiştir.

Aile hayatıAtaerkilFeminizm+7
Dilek Işık
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynler arasında sosyal medya kullanımının aile içi ilişkilere etkisi

Sosyal medya platformlarının kullanım sıklığının her geçen gün artması, aile kurumunu ve bireyler arasındaki ilişkileri çeşitli yönlerden etkilemiştir. Sosyal medyanın gereğinden fazla ve amacı dışında kullanımı, aile içinde kurulması gereken ilişkileri azaltmakta ve yüz yüze iletişimi engellemektedir. Dolayısıyla sosyal medya araçları, aile içi ilişkilerle ilgili bilindik çerçevenin dönüşmesi noktasında farklı açılardan rol oynamaktadır. Bundan hareketle, ebeveynlerin sosyal medya araçlarını kullanımlarının aile içi ilişkilere ne tür etkilerinin olduğunu tespit ve analiz etmek bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Araştırma verileri, nitel araştırma tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak elde edilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye'nin farklı illerinde ikamet eden ve sosyal medya araçlarını aktif kullanan ebeveynlerle görüşmeler yapılarak veriler elde edilmiştir. Ölçüt örnekleme modeli dâhilinde bu araştırmanın örneklemi, 17 kadın ve 15 erkek olmak üzere, sosyal medya araçlarını aktif kullanan toplamda 32 ebeveynden oluşmaktadır. Çalışma, ebeveynlerin sosyal medya kullanımının aile kurumunu ne şekilde etkilediğini, araştırma kapsamında elde edilen veriler ışığında ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Çalışmada elde edilen veriler incelendiğinde; ebeveynlerin sosyal medya kullanımlarının aile içi ilişkilere ne tür etkilerinin olduğu noktasında, sınırlı düzeydeki yararlı bazı içeriklerin dışında genel olarak sosyal medya araçlarını kullanımlarının, toplumsal açıdan ideal düzeydeki aile içi ilişkilere zarar verdiği ve aile mahremiyetini zedelediği yönünde sonuçlar elde edilmiştir.

Gülşen Aksu
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal sermaye olgusu çerçevesinde kadın günleri

Modern toplumlarda bireylerin giderek yalnızlaşmaları, daha dar kapsamlı toplumsal ilişki ağlarına sahip olmaları ve bunun neden olduğu sorunlar karşısında, sosyal bilimlerde toplumsal ilişkilerin önemine dikkat çeken bir kavram olarak sosyal sermaye öne çıkmıştır. Bireyler gündelik yaşamları içerisinde hem maddi hem de manevi anlamda birtakım gereksinimlere sahiptirler ve bu gereksinimlerinin tamamını toplumdaki diğer bireylerin katkısı olmaksızın karşılayabilmeleri mümkün değildir. Bireylerin ekonomik, toplumsal, siyasal ya da dinsel anlamda sahip oldukları ilişki ağları bu anlamda önemlidir. Sosyal sermaye, güven temelli toplumsal ilişki ağlarının bireylerin tek başlarına üstesinden gelemeyecekleri sorunları aşmalarını sağladığına ve bunun sadece bireysel çıkar değil, aynı zamanda toplumsal fayda da ürettiğine dikkat çekmektedir. Bu çalışmada sosyal sermayenin bahsedilen dinamikleri özelinde hem sosyalleşme hem de ekonomik bir dayanışma göstergesi olarak kadın günleri üzerinde durulmuştur. Bu amaç doğrultusunda, araştırmada incelenen kadın günlerinin sosyal sermaye boyutu ele alınıp, bundan hareketle kadınların oluşturduğu sosyal gruplar içerisindeki sosyal ağlara odaklanılmıştır. Bu sosyal ağlar sosyal sermayenin kaynağı niteliğindedir. Sosyal bilimler literatürü içerisinde, kadın günleriyle ilgili yapılmış bazı çalışmalar mevcut olsa da sosyal sermaye çerçevesinde bu olgunun ele alınmamış olması, bu çalışmayı önemli kılmaktadır. Kadın günleri düzenlemek maksadıyla oluşturulan sosyal gruplarda sosyal sermayenin varlığı, kadın günleri özelinde bunun yansımaları ve bu sermayenin toplumsal yapıyı ne yönlerden etkilediği odağında yapılan bu çalışmada, araştırmanın evreni Bingöl ilinde kadın günlerine katılan kadınlardan oluşmaktadır. Araştırmada, başlıca veri toplama tekniği olarak, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılmış ve bu kapsamda 24 katılımcı ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Ayrıca kadın günlerine katılmak suretiyle, gözlem tekniği aracılığıyla da veri elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçlar, kadın günlerinin, kadınların sosyal sermayelerini arttırma noktasında olumlu katkılar sunduğunu ve kadın günlerinin bu etkinliklere katılan kadınlar için başlıca toplumsallaşma araçlarından biri olup, toplumsal güven ve dayanışmayı arttırıcı etkilerinin olduğunu ortaya koymaktadır.

Seher Butasım
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumun afet risk algısı ve afete hazırlıklı olma durumu: Bingöl örneği

Bu araştırma, Bingöl ilinde yaşanabilecek olası deprem risk algısını, risk toplumları kuramı çerçevesinde ele alarak değerlendirmeyi sağlamaktadır. Çalışma, deprem gibi doğal afetlerin bireysel ve toplumsal düzeydeki algısına yönelik kapsamlı bir yaklaşım sunmaktadır. Türkiye'nin en aktif fay hatlarının kesiştiği nokta üzerinde yer alan Bingöl, büyük depremlerle şekillenmiş bir tarihe sahip olup, hem fiziksel hem de toplumsal kırılganlıklarıyla afet yönetimi stratejilerinde kritik bir öneme sahiptir. Bu bağlamda, Ulrich Beck'in modernleşmeyle birlikte şekillenen risklerin yerel boyuttan, küresel boyuta taşındığını savunan risk toplumu kuramı temel alınmıştır. Ayrıca Anthony Giddens'ın günlük yaşamda risklerin dağılımını vurgulayan perspektifi de öğelerin teorik çerçevelerine katkı sağlamaktadır. Araştırmada nicel bir yöntem kullanılmış ve Google Form web2 aracıyla anket düzenlenmiş online aracılığıyla veri toplanması sağlanmıştır. Ankete, Bingöl ilinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireyler gönüllülük esasıyla katılmıştır. Toplanan veriler, SPSS programı ile analiz edilerek risk algısı, kaygı düzeyi ve deprem öncesi hazırlıklı olma durumu arasındaki orantılar değerlendirilmeye çalışıldı. Araştırma kapsamında cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, Bingöl'de ikamet süresi ve geçmişte yaşanan depremler gibi demografik değişkenlerin risk algısı üzerindeki etkileri değerlendirildi. Elde edilen bulgular, yüksek bir deprem risk algısına sahip olduğunu, ancak bu algılamanın her zaman hazırlık çalışmasına dönüşmediğini göstermektedir. Ayrıca risk algısı ile kaygı düzeyi arasında güçlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çalışma, depremlerin sadece fiziksel yıkımlarla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda toplumsal eşitsizlikleri derinleştirdiğini, ekonomik kalkınmayı sekteye uğrattığını ve uluslararası sistemlerde zincirleme devam eden problemlere yol açtığını ortaya çıkarır. Bu birlikteliğin, Beck'in "bumerang etkileri" biçimi, yerel düzeyde meydana gelen bir afetin küresel düzeyde ekonomik ve sosyal olarak yol açabileceğini vurgulamaktadır. Araştırmanın, Bingöl ilinde risk algısının içeriğini anlamanın yanı sıra, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri için etkili afet yönetim politikalarının geliştirilmesine ışık tutma önerileri sunulmaktadır.

Afet bilinciDeprem kültürüRisk+1
Pınar İnce
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bilim ve sanat merkezi öğrenci ailelerinin sahip oldukları sosyal sermaye türlerinin öğrencilerin eğitim durumlarına tesiri: Bingöl örneği

Bu çalışma, Bingöl ilindeki Bilim ve Sanat Merkezi'nde (BİLSEM) öğrenim gören öğrencilerinin eğitimsel çıktılarını, ailelerinin sahip olduğu sosyal sermaye türleri ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma temelde, "BİLSEM öğrenci ailelerinin sosyal sermayelerinin, bu öğrencilerin başarı durumlarını belirlemedeki tesiri nedir?" Problemine cevap arama ve üretme çerçevesinde şekillendirilmiştir. Araştırma modeli olarak ilişkisel tarama ve kesitsel desen tercih edilmiş; veri toplama aracı olarak, Uçar (2016) tarafından geliştirilen beş boyutlu sosyal sermaye ölçeği kullanılmıştır. Bu boyutlar: stratejik güven, genelleştirilmiş güven, kurumsal güven, ortak değerler ve grup aidiyetidir. Anket uygulaması, Bingöl BİLSEM'e devam eden öğrencilerin ailelerinden oluşan 192 kişilik örneklem grubuna çevrim içi ve yüz yüze yöntemlerle uygulanmıştır. Toplanan veriler SPSS 27.0 versiyonu; Temel İşlevsellik ve İstatistiksel Analizler paket programı aracılığıyla Tanımlayıcı istatistikler, korelasyon, çoklu regresyon, gelişmiş analizler, karşılaştırmalı analizler, parametrik olmayan testler ve hiyerarşik modellemelerle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, öğrencilerin akademik faaliyetlere (özellikle proje ve yarışma gibi katma değerli etkinliklere) katılımının, büyük oranda ailelerinin sahip olduğu kültürel ve ekonomik sermaye düzeyleriyle belirlendiğini ortaya koymuştur. Babanın eğitim düzeyi, öğrencinin akademik katılımını yordamada en güçlü değişkenlerden biri olarak öne çıkarken; annenin çalışmıyor olması, katılım düzeyini istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşürmüştür. Aile gelir düzeyi de öğrencilerin eğitim imkanlarından yararlanmasında belirleyici bir eşitsizlik kaynağı olarak tespit edilmiştir. Bu durum, sosyoloji literatüründe Bourdieu'nün kültürel sermaye ve yeniden üretim kuramı ile Coleman'ın sosyal sermaye yaklaşımı çerçevesinde tartışılmış; yeteneğin ve başarının filizlenmesi için yalnızca bireysel çaba değil, aynı zamanda uygun sosyal ve ekonomik zeminin de gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Bulgular, ayrıca örneklem grubunun bağlayıcı sosyal sermaye düzeyinin yüksek; buna karşın köprü kurucu sosyal sermaye düzeyinin düşük olduğunu göstermektedir. Bu durum, güçlü bir iç destek ağına sahip olan öğrencilerin, dış çevreye ve alternatif fırsatlara erişimde sınırlılıklar yaşadığını işaret etmektedir. Özellikle genelleştirilmiş güven puanlarının düşüklüğü, ailelerin dış sosyal ağlara ve farklı kurumsal yapılarla etkileşime kapalı olduğunu göstermekte, bu da öğrencilerin eğitimsel çeşitlilik ve gelişim alanlarına katılımını dolaylı olarak sınırlandırmaktadır. Bir diğer dikkat çekici bulgu, kurumsal güven düzeylerinin, ailenin sosyo-ekonomik statüsü ile doğrudan ilişkili olmasıdır. Eğitimli ve yüksek gelir grubuna ait aileler, kamu kurumlarına daha yüksek güven duyarken; bu güvenin, çocukların okul ile kurduğu ilişkiyi ve ailelerin eğitim sürecine katılımını da olumlu etkilediği gözlenmiştir.. Araştırma, yalnızca Bingöl iliyle sınırlı olması, nicel veriyle sınırlı kalması ve kesitsel bir analizle neden-sonuç ilişkilerini açıklamakta güçlük yaşaması yönleriyle sınırlılıklar barındırmaktadır. Ancak bu sınırlılıklara rağmen çalışma, BİLSEM gibi seçkin kurumlardaki eğitimsel fırsatların toplumsal sermaye üzerinden nasıl eşitsiz biçimde dağıtıldığını ortaya koyarak, rehberlik hizmetleri, aile destek programları ve bölgesel eğitim politikaları açısından önemli çıktılar sunmaktadır. Bu tez çalışması, yetenekli bireylerin gelişiminin yalnızca bireysel niteliklere değil, aynı zamanda ailelerinin sahip olduğu sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeye derinden bağlı olduğunu ortaya koymakta; eğitimde eşitliği sağlamanın yolunun yalnızca kurumsal yapıları değil, aynı zamanda aile temelli sosyal ilişkileri ve sermaye dağılımını da dikkate almaktan geçtiğini güçlü biçimde savunmaktadır.

Nurettin Arslan
Bingol University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Şişmanlığı toplumsal bir mesele olarak deneyimlemek üzerine nitel bir araştırma: Genç kadınlar örneği, İstanbul

Aşırı şişmanlık ve obezite, insan sağlığını olumsuz etkilemektedir ve günümüzde tüm dünyada etkisini arttırmaktadır. Diğer yandan da toplumsal yaşamda dışlanmanın ve etiketlenmenin sebebi olmaktadır. Bu tezin konusu, 18-25 yaş aralığındaki genç kadınların şişmanlığı ve obeziteyi anlamlandırma ve tanımlama biçimleri ve kendi şişmanlık deneyimleridir. Nitel yöntemle yapılmış bu çalışma, genç kadınların şişmanlıkla ilişkili beden algılarına ve toplumsal yaşamda yaşadıkları sınırlılıklara odaklanmaktadır. Bu tez çalışması, şişman ve obez genç kadınların duygu dünyalarını, yaşadığı zorlukları ve kısıtlandıkları durumları toplum içerisinde görünür kılmayı ve sosyolojinin yeni gelişen alanı olan beden sosyoloji literatürüne katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında obez veya şişman olan ya da bu deneyimi daha önce yaşamış, 18-25 yaş arasında yirmi kadın ile görüşülmüştür. Feminist metodoloji izlenerek ve derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak yapılan bu görüşmeler tezde üç bölümde tartışılmıştır. Sonuçta, çalışmaya katılmayı kabul eden kadınların kendilerini kalıplaşmış tanımlamalar içerisinde görmek istemedikleri, anneleri ile ilişkilerinde şişmanlığın iki yönlü etkisinin olduğu, partnerlerinin doğrudan etkilerine ve kamusal yaşamda şişmanlığın engellerine dair sonuçlar elde edilmiştir.

Beden sosyolojisiFeminist Eleştiri KuramıFeminizm+6
Nur Küçükdoğan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Semt taraftarının kent ile birlikte dönüşümü: İstanbul, Piyalepaşa örneği

Futbol neredeyse tüm dünya üzerinde en yaygın spordur. Futbolun izlenme oranları ve ekonomisi gün geçtikçe artmaktadır. Teknolojinin de ilerlemesi ile birlikte, futbol her geçen gün daha fazla insana ulaşabilmektedir. Futbolun bu kadar sevilen bir spor olması seyirci ve taraftar sayısını arttırmaktadır. Bu tez, futbol ve futbol taraftarlığının toplumsal boyutları arasındaki ilişkiyi mikro bir düzeyde incelemektedir. Ülkemizde bulunan büyük takımlar dışında kalan ve İstanbul'da bulunan semt takımı taraftarlığı üzerinde yoğunlaşan bu çalışmada, semt taraftarlarının dönüşümü ele alınmıştır. Burada örnek olarak İstanbul Piyalepaşa Mahallesi seçilmiştir. Bu çalışmada semt takımı taraftarlığında ortaya çıkan değişim, kentleşme ve göç kavramlarının ışığında tartışılmıştır. Tez çalışması, İstanbul Piyalepaşa futbol takımının taraftarları ile yapılan nitel araştırmaya dayanmaktadır. Taraftarlık dinamikleri, semtin ve İstanbul'un sosyolojik değişimleri bağlamında ele alınmıştır. Tezde, futbol kültürü başlığı altında futbolun yıllar içerisindeki dönüşümü ve futbol sosyolojisi bağlamında taraftarlık kavramı incelenmiştir. Ardından alan araştırmasının sonuçları tartışılmıştır. İstanbul'un ve Piyalepaşa Mahallesi'nin son yıllarda geçirdiği dönüşümlerle birlikte, semt taraftarları arasında eskiden oluşan sıkı toplumsal bağların çözülmeye başladığı görülmüştür. Semt takımı taraftarlığının "heyecanının", giderek büyüyen futbol endüstrisi ve büyük takımlar taraftarlığının gölgesinde kalmaya başladığı görülmüştür.

DönüşümFutbolFutbol kulüpleri+6
Mustafa Taki Kurtoğlu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Mekânın dönüşümü ve toplumsal kırılmaların mekândaki iz düşümü: Salt Galata örneği

Salt Galata, eski adı ile Galata, yeni adı ile Karaköy sınırları içerisinde bulunan sanatlı bir yapıdır. Osmanlı son dönemlerinde inşa edilmiş bu binanın yapılış amacı, resmi Osmanlı Bankası olarak İmparatorluğa hizmet sağlamaktır. Günümüzde bina, Salt Galata adında etkinlik, okuma ve arşiv ağırlıklı sanatsal bir merkez konumuna gelmiştir. Galata semti ile Salt Galata'nın zaman içerisinde geçirdiği dönüşümü toplumsal düzeyde incelemek ve nitel araştırma yöntemleri ile ortaya koymak tezin ana konusunu oluşturmaktadır. Bu bakımdan Henri Lefebvre'nin düşünceleri ile desteklenen teorinin tarihsel gelişimi alıntılar yapılarak aktarılmıştır. Mekân sosyolojisi içerisinde ele alınan Salt Galata binası ve Galata semti, yirmi bireyin katılımı ile niteliksel ve derinlemesine incelenerek teoriyi destekleyen bulgular açığa çıkarılmıştır. Katılımcıların verdikleri cevapların ve arşiv belgelerinin incelenmesi Michel Foucault'un analiz yöntemleri gözetilerek yapılmıştır. Mekân kavramının salt olarak düşünülemeyeceği, çevre faktörlerin ve öznenin mekânı yaratan asli öğeler oldukları ve mekânın tarihsel katlardan oluşup içinde bulunulan zaman diliminde tekrar tekrar okunabileceği vurgulanmıştır.

Kültürel kırılmalarMekanMekansal değişim+2
Kubilay Yılmaz
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Elit sosyolojisi ve hükümdar aileleri: Afgan prensesi Naciye Doğan Sultan

Bulunduğu toplumdan farklı özelliklere sahip bir kesimi oluşturan elit, yönetici elit ve yönetici olmayan elitlerin, içinde bulunduğu toplumun değişimi/değiştirilmesi karşısında göç etmesi, zorunlu göç ve sürgün kavramlarını da beraberinde getirmektedir. Yönetici elit, "Hanedan" adı verilen bir kesimi niteler. Yönetici olmayan elit ise aydın, sanatçı gibi toplumun ilerisinde nitelikler taşıyan kesimdir. Bu çalışmada; sosyolojik olarak toplumların dinamiklerinden farklı hareket eden yönetici elit kesimlere Türkiye, Rusya, İran, Bulgaristan ve Afganistan'dan örnekler verilmiştir. Yönetici olmayan elit kesimden ise Hasan İzzettin Dinamo, Abidin Dino ve Nazım Hikmet'in göç/sürgün deneyimleri ve ülkelerinde oluşan hızlı yapısal değişimler sonrasında etkilenen elit kesim örnekleri olarak verilmiştir. Yakın tarihten bir örnek olarak incelediğimiz Afgan Hanedanlığından, Afgan Kralı (1919-1929) Amanullah Han'ın en küçük kızı Prenses Naciye Doğan ile derinlemesine mülakat yöntemiyle yapılan çalışma, amaçlandığı üzere; bu elit kesimin farklı ülkelerde ve Türkiye'de yaşadıkları göç ve sürgünlerini, kimlik değişimlerini ve değişen statülerini inceleyip, hem tarihsel hem de sosyolojik açıdan çok değerli bilgi ve bulgulara birinci elden ulaşılmasına olanak sağlamıştır. Elit diye nitelendirdiğimiz kesimin, yazılı resmi tarihin dışında da incelenerek derinlemesine mülakat yönteminin katkılarıyla, göç ve sonrasını hazırlayan koşulların incelenmesi sırasında elde edilen bazı bulgular tarihe not düşmek üzere derlenmiştir. Hanedan ailelerinin göç/sürgün aşamasında gitmek zorunda kaldıkları ülkelerin seçiminde, kendileri için dil veya din gibi ortak kültürlerinin tercih nedeni olması dikkat çekici bulgulardan birisidir.

GöçlerSeçkinlerSürgün+1
Serap Durmaz
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İstanbul'da Yeniçağ şifacılık akımları üzerine nitel bir araştırma

Türkiye'de, Anadolu medeniyet, kültür ve dinlerinin etkisi ile binlerce yıllık kadim birikim ile oluşmuş alternatif tıp uygulamaları mevcuttur. Ancak, özellikle İstanbul'da; başta Amerika ve Avrupa'da doğarak tüm dünyaya yayılan "Yeni Çağ Akımı" içerisinde bulunan "Yeni Çağ Şifa" uygulamaları da son yirmi senede insanlar tarafından kullanılmaya başlanmıştır. Avrupa'nın ve Amerika'nın aksine Türkiye'de sağlık sisteminin hala kabul etmediği bu metotlar hakkında Türkiye'de yeterince sosyolojik araştırma ve bilgi bulunmamaktadır. Ancak tüm dünyada özellikle son elli yılda alternatif tedavilerin popülaritesindeki artış nedeniyle, bu fenomenin farklı yönlerini araştıran sosyolojik çalışmaları beraberinde getirmiştir. İstanbul'da Alternatif Tıp Sosyolojisi incelenirken, konunun dünyada ki tarihsel, düşünsel gelişimi, sosyolojik gelişimi, alternatif tedavilerin doğuş süreci, ilişkili olduğu sosyolojik olgular, sağlık sosyolojisi bağlamında incelenmesi, alternatif tedavi çeşitleri, tedavi uygulayıcıları, alternatif tıp kullanıcıları ve bu fenomeni destekleyen Bilimsel gelişmeler (Özellikle fizik bilimindeki teoriler) incelenmektedir. Bu çalışmada İstanbul'da son yirmi yılda yaygınlaşan yeni çağ şifa metotlarının teorik düzlemle ilişkilendirilmesinin yanı sıra nitel araştırma yöntemi ile 22 katılımcı ve 2 hekim ile yapılan derinlemesine görüşmelerin sonuçları üzerinden incelenecektir. İnsanların neden alternatif tıp kullandığını, Alternatif tıp kullanımına yol açan olaylar dizisinin neler olabileceği, insanların ana akım tıbbı yerine alternatif tıbbı seçme nedenleri araştırılacaktır.

Tamamlayıcı tedavilerTıp sosyolojisiTıp-geleneksel+4
Pınar Çelik
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kentsoylu ailelerin hatıralarında aile ve komşuluk

Bu çalışmanın amacı; kent kültürüyle yetişmiş, kentsoylu aile bireylerinin hafıza ve hatıralarından yola çıkarak kültürel kodlarımızda bulunan ve bütünleştirici toplumsal değerlerimizden biri olan komşuluk ilişkilerini, betimlemektir. Bu çalışmanın araştırma sorusunu ortaya çıkaran, bazı araştırma bulgularının komşuluk ilişkilerinin alt gelir grubu ve işçi sınıfının ilişki biçimi olduğu tespitidir. Kır ve kent ailesi ayırımında etken faktör, meskûn olunan mekânla birlikte, hayat anlayışı, günlük yaşam pratikleri, aileye yerleşmiş kültür bulunmaktadır. Niteliksel araştırma yöntemi ile yapılan bu çalışmada, kent kültürüyle kentsoylu ailelerde yetişmiş kişilerle derinlemesine görüşme yapılarak, veriler elde edilmiştir. Veriler analiz edilerek, çıkarılan bulgulardan hafızalarda var olan komşuluk ilişkilerinin, birey ve toplumsal ilişki üzerindeki olumlu-olumsuz etkileri ortaya konulmuştur. Çalışmada yapılan tanım ile katılımcılardan elde edilen veriler örtüşmektedir.

HatıratKent sosyolojisiKent soylu aileler+5
Şehri Kılıç
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi döneminde kadınların gözünden aile: Tarlabaşı örneğinde niteliksel bir araştırma

İlk olarak 2019 yılında Çin'de görülmeye başlayan ve zamanla dünyanın tüm ülkelerine yayılan Covid-19, küresel bir sağlık krizi haline geldi. İnsanların davranış, alışkanlık ve hayat tarzlarında değişikliklere yol açtı, hala da açmaya devam etmekte. Bu değişimlerden aile kurumu da etkilenmektedir. Bu tez, Covid-19 pandemisi döneminin aileyi nasıl etkilediğini araştırmayı amaçlamaktadır. Alan çalışması, İstanbul'un Tarlabaşı semtinde yaşayan 23 ile 54 yaş aralığında on altı ev kadınıyla yapılmış derinlemesine görüşmelere dayanmaktadır. Tarlabaşı, sosyoekonomik düzeyin düşük olduğu ve köyden kente göç edenlerin yaşadığı bir semt olarak tanımlanabilir. Araştırmada, pandeminin görüşülen kadınların aile içindeki "eğitim", "şiddet" ve "gündelik hayat deneyimleri"ne ne ölçüde etki ettiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, kadınların geldikleri kültürdeki bu üç alandaki kişisel deneyimlerinin öğrenilmesi, bugünle karşılaştırma yapılması bakımından önemli görülmüştür. Araştırma bulguları; Covid-19 pandemisi ile ailede eğitimin öneminin anlaşılmasına rağmen ekonomik sebeplerden dolayı durma noktasına geldiğini, aile içi şiddet türlerinin yaşanma sıklığının arttığını ve gündelik hayatlarında kadınların daha çok sorumluluk almaya başladığını göstermiştir.

AileAile eğitimiAile içi şiddet+7
Duygu Ocak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de diş hekimliğine toplumsal cinsiyet perspektifinden bakan nitel bir araştırma

Hastalık, insanların dünyadaki varlığından beri hayatında olmuştur. İnsanlar, hastalıklardan kendini koruyup, sağlıklı kalabilmek için çare aramışlardır. Hastalıklar gibi hekimlik mesleğinin tarihi de çok eskilere dayanmaktadır. Hekimlik mesleği zaman içerisinde dönüşüme uğramış ve gelişmiştir. Bu tez, kadın diş hekimlerinin mesleki tecrübelerinde, toplumsal cinsiyet rollerinin etkisini tespit etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tezin verisi nitel araştırma yöntemiyle derlenmiştir. On altı kadın diş hekimi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. İlk görüşme 09.11.2020'de son görüşme ise 07.05.2021'de gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın teori kısmında dünyada ve Türkiye'de tıp tarihi içerisinde kadın hekimlerin yeri ele alınmıştır. Meslekler sosyolojisi literatürü ve tıp tarihi incelenerek toplumsal cinsiyet perspektifinden hareketle kadın diş hekimlerinin mesleki deneyimleri tartışılmıştır.

Diş hekimleriDiş hekimliğiMesleki sosyoloji+3
Yağmur Özay
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Franz Kafka'nın eserlerinde tanınma ve yabancılaşma problemi üzerine bir inceleme

Bu çalışma Franz Kafka'nın eserlerindeki tanınma ve yabancılaşma problemlerinin sosyolojik bir bakış açısıyla incelenmesini konu edinmiştir. Çalışmada öncelikle tanınma, yabancılaşma ve sosyal onay kavramlarının tanımına ve ilgili kuramcıların görüşlerine yer verilmiştir. Yazıları yaşantısının birer aynası olma niteliğine sahip olduğu için ikinci bölümde Kafka'nın yaşamı, kişiliği ve edebi yönü ele alınmıştır. Kafka eserlerinde mevcut toplumsal düzen içerisinde sistemin dışında kalan bireyin nasıl kabul görmediğini ve dışlandığını çarpıcı bir biçimde dile getiren bir yazardır. Kafka bireylerin belirli kalıplar içerisine alınmaya çalışıldığı, aynılaştırıldığı bir toplumda özellikle Yahudi kimliği ile kendi olma mücadelesi vermiştir. Bu mücadele kendini insanlardan ve toplumdan uzaklaştırdığı, kendi içine dönerek yazılarına sığındığı bir mücadeledir. Ayrıca aile ilişkilerinin duygusal bağdan yoksunluğu ve babası ile kurmuş olduğu negatif bağ da tanınma ve yabancılaşma problemleri yaşamasına zemin hazırlamıştır. Üçüncü bölümde ise Kafka'nın eserlerinden örnekler verilerek tanınma ve yabancılaşma problemlerinin nasıl yansıtıldığı ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda "Babaya Mektup" ve "Günlükler" adlı eserlerine özellikle ağırlık verilmiştir. Babaya Mektup, babası ile olan ilişkileri ve tanınma problemi açısından; Günlükler ise diğer sosyal ilişkileri ve yabancılaşmanın birey üzerindeki olumsuz etkilerini anlama açısından önemlidir. Çalışma tüm bu yönleri ile Kafka'nın eserlerinde tanınma ve yabancılaşma sorunsalı üzerinde durarak özellikle tanınma bağlamında ilgili literatüre katkı sağlamayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Franz Kafka, Tanınma, Yabancılaşma, Sosyal Onay

Fransız edebiyatıKafka, FranzSosyal onay ihtiyacı+2
Meliha Ünal
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır örneğinde göç ve kadın

Bu çalışmada "Diyarbakır örneğinde Göç ve Kadın" ilişkisi tartışılmaktadır. Kadının Diyarbakır'a yerleştikten sonra hane içinde ve hane dışında yaşamış olduğu toplumsal değişim göç kuramlarıyla ve yaşanılan yerin toplumsal yapısıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada kadınların etnik, dini, coğrafi kökeni, iş hayatı ayrımı yapılmaksızın Diyarbakır'daki kent yaşamının kadınlar üzerindeki etkilerinin incelemesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda Diyarbakır'a sonradan yerleşen 108 kadın ile görüşme yapılmış. Bu görüşmeler sonucunda elde edilen verilerin analizine bağlı olarak araştırma sonuçlandırılmıştır. Anahtar sözcükler: Göç, Kadın, Göçmen, Diyarbakır'da Göç, Kadın Göçü

DiyarbakırGöçlerGöçmenler+1
Nezahat Peker
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır'da suça sürüklenen çocuklar üzerine sosyolojik bir inceleme: Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi örneği

Bu çalışmanın amacı, Diyarbakır ilinde suça sürüklenen çocuklar kapsamında sosyolojik bir inceleme yapmaktır. Bu amaç çerçevesinde Diyarbakır'da Çocuk Ağır Ceza mahkemesi kapsamına girmiş olan suça sürüklenen çocukların sosyodemografik bilgilerini araştırıp, farklı suç tiplerindeki çocukların aile, eğitim, sosyal yaşamlarının farklılık ve benzerlikleri ortaya konulmuştur. Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi dosyaları kapsamında 2015-2018 yılları arasında sosyal inceleme raporu alınmış çocukların raporları araştırma verisi olarak kullanılmıştır. Suça sürüklenen toplam 250 çocuğun verileri araştırmaya dahil edilmiştir. Bu veriler SPSS istatistik programında analiz edilerek yorumlanmıştır. Araştırma sonuçları kapsamında yaş, cinsiyet, eğitim, çalışma durumu, yaşanan ilçe, sosyal çevre, aile türü, babanın çalışma durumu, gelir düzeyi ve aile içinde olumlu bir rol modelin olma durumunun çocuklarda suça sürüklenmeyi etkileyen faktörler olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, Çocuk Suçlu, Çocuk Suçluluğu, Suça Sürüklenme, Sosyal İnceleme Raporu

Ceza mahkemesiDiyarbakırMahkemeler+4
Dilek Demir Yıldırım
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaokullarda iş sağlığı ve güvenliği kültürü üzerine sosyolojik bir inceleme: Diyarbakır örneği

Bu tez çalışmasında okullarda iş sağlığı ve güvenliği konusu Diyarbakır örneğinde ele alınmıştır. Okullarda iş sağlığı ve güvenliği, öğrencilerin yaşadıkları kazalar, öğrencilerin iş sağlığı ve güvenliği hakkındaki tutum-davranışları incelenmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin, kaza ve hastalıklardan korunmada taşıdığı önem tartışılmazdır. İş sağlığı ve güvenliği, çocukların okullarda karşılaştıkları tehlikeler, yaşadıkları kazalar sonucu okullarda uygulanmaya başlamıştır. Yaşanan bu gelişmelere rağmen okul kazalarının halen meydana geliyor olması, konunun önemini göstermektedir. Okullardaki iş sağlığı ve güvenliği konusunu ele alırken, öğrencilerin bu konudaki görüşleri değerlendirilmiştir Araştırmanın yöntemi, tanımlayıcı tipte bir araştırma olup, araştırmada nicel araştırma tekniklerinden, anket tekniği uygulanmıştır. Anket çalışması Diyarbakır İli'ndeki ortaokul düzeyindeki öğrencilerle yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre okullarda uygulanan iş sağlığı ve güvenliği önlemleri yetersizdir. Okul ve okul çevresi çocuklar için her türlü koruyucu önlemin alındığı güvenli ortamlar olmalıdır. Çocuklar kaza ve güvenlik kavramlarını bilmemektedir. İş sağlığı ve güvenliğine dair materyaller okullarda bulunmamakta ve öğrenciler bunların anlamlarını bilmemektedir. İş sağlığı ve güvenliği bilincinin artırılması ve güvenlik kültürünün oluşturulması gerekmektedir. İş sağlığı ve güvenliğinde eğitimin önemi göz ardı edilmiştir. İş sağlığı ve güvenliğinin okullarda ders olarak müfredatta yer alması gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Okul, iş sağlığı ve güvenliği, kaza, çocuk, güvenlik kültürü

DiyarbakırGüvenlikGüvenlik kültürü+5
Ferda Öz
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Samir Amin'de emperyalizm ve az gelişmişlik

1960'larda modernleşme teorilerine karşı çıkan Bağımlılık Ekol'ününün güncel temsilcileri arasında bulunan Samir Amin'in düşünceleri, az gelişmişlik ve emperyalizm konularının anlaşılmasında önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada Amin'in emperyalizm ve az gelişmişlik konusundaki düşüncelerini ele almak ve bu düşüncelerin günümüz dünyasındaki geçerliliğini sorgulamak amaçlanmıştır. Amin de diğer Bağımlılık kuramcıları gibi az gelişmişliğin nedenlerini kapitalist sistem ile beliren iş bölümü olgusu ile, bu ülkelerin dünya sisteminde aldıkları rollerle açıklamıştır. Çalışmada da emperyalizm ve az gelişmişlik olgularının oluşumunda etkili olan XVI. yüzyılda bir dünya sistemi olarak beliren kapitalizmin genişleme süreci içersinde geçirdiği değişimlerin, bu olgular üzerindeki etkileri sorgulanmıştır. Amin'in düşünceleri bugün yaşanan sorunların temel nedenlerinin geçmişte yattığını ileri sürmesi ve bunları ana hatları ile ortaya koyması açısından önem taşır. Çalışmanın cevap aradığı ana sorular, az gelişmişlik ve emperyalizm olguları XVI. yüzyılda merkantilist aşama ile şekillenen kapitalist üretim şeklinin ortaya çıkmasıyla mı oluştu? Kapitalist üretim sisteminin dışına çıkılmadan, bağımlılık ilişkisi kopmadan üçüncü dünya ülkeleri emperyalizm ve az gelişmişlikten çıkabilirler mi? Merkez ve çevre ülkelerin bir araya gelerek kapitalist sistemin dışına çıkmak için oluşturdukları entarnasyonalizmin inşası mümkün müdür? Bu sorular Amin'in düşünceleri çerçevesinde ele alındı. Öncelikle emperyalizm ve az gelişmişlik kuramlarını anlama yoluna gidildi. Bu kuramlardaki düşünceler çerçevesinde bir bütün olarak bu olgular değerlendirildi. Sonuç olarak Amin'in emperyalizm ve az gelişmişlik modeli günümüz dünyasındaki gerçeklikler dikkate alındığında eksik kalmaktadır. Genel olarak emperyalizm ve az gelişmişlik olgularının bir üretim şekli ile belirlenmediği, üçüncü dünya ülkelerinin de kapitalist üretim sisteminin dışına çıkamayacağı, kapitalist üretim ilişkisi içinde gelişmelerinin sağlanacağı ve merkez-çevre ülkelerinin birleşerek oluşturacağı enternasyonalizm inşasının oluşturulamadığı sonucuna varıldı. Bu çalışmada, Amin'in emperyalizm ve az gelişmişlik açıklamalarında kullandığı yedi kavram bu tez çalışmasının konusunu oluşturur. Emperyalizm ve az gelişmişliğin temel nedeni olarak ele aldığı kapitalizm, kapitalist sisteme bağlı olarak oluşan merkez-çevre, kapitalist sisteme karşı çıkabilmek için merkez ve çevre halklarının birleşimine dayanarak inşa ettiği enternasyonalizm, merkez ve çevre ülkeler arasında ücret farklılığını ele aldığı eşitsiz mübadele, ABD, Avrupa Birliği Japonya'nın birleşimini esas alan TRIAD1, Hindistan, Rusya, Çin işbirliğini ele alan Avrasya Projesi, az gelişmiş ülkelerin az gelişmişlikten çıkabilmelerine yönelik önerdiği kopuş kavramıdır. Çalışmada bu kavramlar etrafında az gelişmişlik ve emperyalizm olguları tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Samir Amin, Emperyalizm, Az Gelişmişlik, Bağımlılık Ekolü, Kapitalizm

Amin, SamirAzgelişmişlikEmperyalizm+1
Nesiba Kurbanoğlu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dijitalleşen zamanın izdüşümünde mekânın dönüşümü: 2022 Türkiye'sinden bir sosyal medya örneği

Bu tez internet kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte insanların mekânı anlamlandırma ve algılama biçimlerinin değişimini sosyolojik olarak tartışmaktadır. Çalışmada dijitalleşme ve mekân kavramlarının özellikle Covid-19 Pandemisi dönemindeki değişimine odaklanılmıştır. İçinde bulunduğumuz Covid-19 Pandemisi'nde 2020'den itibaren dijitalleşmenin daha yaygın bir biçimde insan hayatına girmesiyle birlikte dijital ağların (Twitter, İnstagram, Facebook gibi) bugünkü mekân anlayışını nasıl etkilediği öncelikle sosyoloji literatüründe kavramların kuramsal gelişiminin üzerinden incelenmiş, ardından niteliksel bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Günümüzde teknoloji çağının getirisiyle dijitalleşme hayatımızın her alanına girmiş ve birçok diğer olgu ile birlikte mekân hakkındaki düşüncelerimizi ve algımızı da değiştirmiştir. Bugün insanlar mekân ve zaman açısından mesafe sorunlarını aşmakta ve dünyanın bir ucundaki insanlara veya izleyicilere kolayca ulaşabilmektedir. Bu bağlamda araştırmanın amacı bu sayede ortaya çıkan mekânın kamusal ve özel alandaki değişimini ve dönüşümünü, toplumun mekân algısının değişimini araştırmaktır. Araştırmada günümüz medya araçlarının, sosyal medyanın ya da bir diğer adıyla dijital ağların, toplumsal hayatta çok farklı uzantıları ve boyutları olan mekânları ve insanların mekânı algılama biçimlerini nasıl etkilediği incelenmiştir.

DijitalleşmeKurumsal dönüşümMekan+4
Sümeyye Didin
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye'den Türkiye'ye göçün kadınların sağlığına etkisi üzerine niteliksel bir araştırma: İstanbul örneği

Göçün insan yaşamı üzerinde birçok farklı etkisi olmakla beraber en yıkıcı etkilerinden biri de göçmenlerin sağlık sorunlarına zemin hazırlamış oluşudur. Bu tezin konusu 18-50 yaş aralığındaki Suriyeli mülteci kadınların göç süreci ve sonrası boyunca karşılaştıkları sorunların sağlıkları üzerindeki olumsuz etkilerinin araştırılmasıdır. Bu tez çalışması göç eden göçmen kadınların göç öncesi, göç esnası ve göç sonrası yaşadıkları sağlık sorunları üzerine bir araştırma yaparak, göçmen kadınların yaşadığı sağlık sorunlarına genel bir bakış açısı oluşturmaktır. Bu bağlamda yaşanılan sorunlara çözüm önerileri getirilmesi hedeflenmiştir. Bu çalışma kapsamında 40 Suriyeli mülteci kadın ile görüşme sağlanmıştır. Yorumlayıcı epistemoloji ve kesişimsel feminizm yöntemi izlenerek, derinlemesine görüşme tekniği ile görüşmeler sağlanmış olup bu görüşmeler tezde üç ana bölümde incelenmiştir. Sonuçta çalışmaya katılan kırk kadının verdiği cevaplar doğrultusunda göçün mutlak süreçte yıkıcı etkileri olmakla beraber göç edilen ülkenin yaşam şartları ve coğrafi koşullarının da belli sağlık problemlerine zemin hazırladığı belirlenmiştir. Katılımcılar göçün en büyük etkisinin ruhsal sağlıklarında yıkım yaratığını dile getirmişlerdir.

GöçlerKadın sağlığıKadınlar+5
Özlem Özyolcu
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türk sosyolojisinde yerelci yaklaşımlar: Baykan Sezer örneği

TÜRK SOSYOLOJ S NDE YERELC YAKLAŞIMLAR-BAYKAN SEZER ÖRNEĞ -MEHMET CAS M CEYLANÖZETTürk sosyoloji çevrelerinde uzunca bir süreden beri tartışılan konulardan birinide Türk sosyolojisinde yerellik çabası ve bunun olabilirliği üzerine cereyan edentartışmalar oluşturur.19. yüzyılda Batı'da yaşanan toplumsal problemlere bir çözüm getirme ümidi ileortaya çıkan sosyoloji, fazla bir gecikmeye uğramadan hemen hemen aynı zamandayurdumuzda aydınlarımız tarafından yakından takip edilmiş ve tanıtılmıştır.Toplumumuzun sosyoloji ile tanıştığı bu dönem aynı zamanda çok büyük karışıklıklarınyaşandığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde, Osmanlı'nın içinde bulunduğu olumsuzdurumlardan kurtulabilmesinin en uygun yolu olarak çeşitli çevrelerden bir takımkurtuluş reçeteleri sunuluyor ve hangi reçetenin daha etkili olacağı yönündekitartışmalarda derin görüş ayrılıkları yaşanıyordu. Bu bakımdan ülkemizde sosyolojinin,yaşanan toplumsal problemlere çözüm getireceğine duyulan inanç noktasında Batı'nınsosyolojiden beklentilerine paralel bir benzerlik gösterdiğini söyleyebiliriz.Sosyolojinin bizim toplumsal sorunlarımıza da çözüm bulacağı yolundaki inanç,Batı'nın kendi toplumsal özelliklerine göre geliştirdiği sosyolojik anlayışlarınyurdumuza olduğu gibi ithaline neden olmuştur. Oysa bizim toplumsal dinamiklerimiz,Batı'dakiyle tıpa tıp aynı özellikleri taşımaz, hatta büyük farklılıklar gösterir. Bizimkendi toplumsal dinamiklerimizden hareketle bizim tarihi ve toplumsal gerçeklerimizeuygun bir Türk sosyolojisine ihtiyaç vardır.Bu çalışmada, bir Türk sosyolojisi kurma yolunda büyük çabalar sarf eden vetoplumsal sorunlarımızla ilgili çok yerinde tespit ve çözüm önerileri sunansosyologumuz, Baykan Sezer'in sosyolojik düşüncelerine yer verilmek istenmiştir.I

Mehmet Casim Ceylan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal değer ve normlar açısından kan davaları, Diyarbakır-Bismil örneği

IIÖZETBu araştırma, değer ve normlar açısından kan davaları olaylarıüzerine bir giriş olarak düşünülebilir.Araştırmanın amacı toplumumuzda görülen kan davalarınınsebeplerini Bismil örneği çerçevesinde ortaya çıkarmaktır.Araştırma alanında sınırlı sayıdaki vakalardan genelleme yapılmışve bu olaylar sonucunda meydana gelen husumetlerin sebeplerininneler olduğu üzerinde durulmuştur.Araştırmanın birinci bölümünde yönteme ilgili kısa bilgilere yerverilmiştir. kinci bölümde ise kan davası kavramının anlam yelpazesiincelenerek toplumsal norm ve değerlerin önemi belirtilmiş olup bu türolaylarda belirleyici olabilen toplum yapısının Dünya ve Türkiye'dekiyansımaları ve kan davaları üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir.Araştırmayla ilgili olarak insanları kan davalarına götüren toplumsalnormların ana problemlerle bağıntılı olan diğer alt problemlerine yerverilmiştir. Üçüncü bölümde ise farklılık bağlamında yöresel özellikleraçıklanmış olup, alan araştırmasının olduğu bölgede insanları kandavalarına götüren sebepler irdelenmiştir.

Levent Açıl
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır'da kapkaç ve yankesicilik olaylarına karışan 18 yaş altı kişilerin sosyolojik analizi

ÖZETTürkiye'de uzun süredir var olan, ancak basına yansımasının ardından tartışmalarakonu olan kapkaç olayları önemli bir sosyal sorun olarak devam etmektedir.Güvenlik birimlerinin yaptığı çalışmalar sonucunda kapkaç, yankesicilik, gasp gibimala yönelik suç işleyen yada bu suçları işlemeye teşebbüste bulunanların doğumyeri itibari ile başta Diyarbakır olmak üzere Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndenoldukları dikkati çekmektedir.Diyarbakır, birçok açıdan bölgenin önemli bir merkezi konumundadır. Özellikle dekırdan kente göç edenlerin ilk yöneldikleri merkez olarak 1990'larda başlayan göçdalgasından en çok etkilenen yerleşim birimlerinden birisi olmuştur. Göçle birliktekentin genel görünümü köklü bir değişime uğramıştır. Kent, birçok açıdan kırdangelenlerin belirleyici olduğu bir yerleşim birimi olmuştur. Özellikle kentyaşamının gerektirdiği ?kurallara bağlı yaşama? biçimi nerdeyse imkansız halegelmiştir. Çünkü göçle gelen ailelerin kentleşmelerini engelleyen iki temel sorunuvardı, biri eğitim düzeylerinin düşük olması diğeri de ekonomik gelir kaynaklarınıkaybetmiş olmaları. Göç eden ailelerdeki çocuklar da aynı olumsuz ortampaylaşarak toplumsallaştılar.Yapılan araştırmalarda, çocuğun yetiştiği aile yapısının tipi, oluşturulan kontrolmekanizmaları, çocuğun sosyal çevresi, içinde bulunduğu grubun normları, değeryargıları suça ortam hazırlayan faktörlerin çok önemli olduğu bilinmektedir. Bukapsamda kapkaç ve yankesicilik gibi suçlara karışan 18 yaş altı kişilerin sosyo-ekonomik analizinin yapılması bu olguyu daha derinlikli bir biçimde okumayısağlayacağı düşüncesinden hareketle bu çalışmada Diyarbakır'da 2005 yılındakapkaç ve yankesicilik yaptıkları iddiasıyla gözaltına alınan yada tutuklanan 50kişiye, yüz yüze görüşülerek anket uygulaması yapıldı. Elde edilen sonuçlarbilgisayar ortamına aktarıldı ve rakamsal veriler SPSS programı ile tablolaradönüştürülerek yorumlandı.

Mehmet Seyman Önder
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Türk modernleşmesinde oryantalizmin etkisi ve kadın sorununa yansımaları; Diyarbakır örneği

Bu çalışmada ilk olarak Doğu ile Batı arasındaki ilişkileri incelemede bir dönüm noktası oluşturan Edward Said'in Oryantalizm teorisinden yola çıkarak Türkiye'de modernleşme sürecinin oryantalist tahayyülden nasıl etkilendiğini ve bu etkilenimin toplumsal cinsiyet politikalarını nasıl belirlediğini incelemeye çalışacağız. Aynı zamanda oryantalizmin çoklu görünümlerinin varlığı argümanına dayanarak Türkiye'nin oryantalizm merkezli modernleşme çabasının özellikle ülkenin Doğu bölgelerinde kadının toplumsal konumunu nasıl şekillendirdiğini ve Doğu'lu kadın üzerine oluşturulan söylemin gerçekliği üzerine yoğunlaşacağız. Çalışmamız Türk modernist elitlerinin oryantalizmin etkisiyle tanımladıkları Doğu kadını imgesinin verili gerçekliğe oturup oturmadığını ve özellikle Kemalist ideoloji ve Avrupa merkezci bir pencereden Doğu'ya bakmanın gerçekleri ne kadar kavrayabileceğini sınamayı hedeflemektedir.Çalışmanın ana teması Batı dışı modernleşme çabalarının kendi toplumsal gerçekliğine karşı geliştirdiği Batılı ve önyargılı bakış açısının en belirgin olduğu alanın toplumsal cinsiyet kimlikleri alanı olduğunu ve bu nedenle başarısızlık ve çelişkilerin en çok bu alanda gözle görülür hale geldiğini ortaya koymaya çalışmaktır.Türkiye gibi ulusal inşanın geç kaldığı ülkelerde modernleşme zaten sancılı,tepeden ve baskıcı bir süreç olarak yaşanırken Türkiye'nin kendi özgünlükleri de ülkenin özellikle doğu ve batısı arasında daha gerilimli bir ilişkinin ortaya çıkışına neden olmuştur. Modernist elitlerin ideolojik duruşuna hakim bir içsel ve örtük oryantalizmin varlığı özellikle Doğu bölgelerinde yaşayan kadınlara yönelik bir medenileştirme, modernleştirme çabası içine girilmesine neden olmuştur. Bu nedenle Batı merkezli bir gerçeklik projesi olarak Türk modernleşmesi ve onun cinsiyet politikalarının başarısızlığı üzerinde durmak istenmektedir. Bu başarısızlığın en belirgin olduğu yerler ise ülkenin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. Geleneksel ve özgül değerlerin Batılı değerler lehine göz ardı edildiği modernleştirme süreci, bölgenin kendi sosyo-ekonomik gerçeklikleri göz önüne alınmadan gerçekleştirildiği için istenilen başarıyı yakalayamamıştır. Milliyetçi bir öze sahip oryantalist söylemin Doğu'ya ve Doğulu kadınlara karşı geliştirdiği güvensiz, üsten ve dayatmacı medenileştirme çabalarının milliyetçi ve oryantalist özü bu bölgede kadının sosyo-ekonomik koşullarının geliştirilmesinde ki başarısızlıkta önemli bir etkendir.Çalışmada teorik çerçevenin oluşturulmasıyla birlikte Doğulu kadınların Batılı tahayyüllerin oluşturduğu resmin neresinde yer aldıkları, Doğulu kadınların Batılı hemcinslerinin algıladıkları gibi pasif,suskun, edilgen nesneler mi yoksa Batılı algılayışla örtüşmese de eylemselliğe sahip pratik, güçlü ve çözüm üretme kapasitesine sahip öznellikler mi olduğunu ortaya koyabilmekti. Bu amaçla Diyarbakır ilinin Sur içi bölgesinde 50 kadınla bir anket çalışması yapıldı. Kadınlara ekonomik, sosyal durumları aile içi ve evlilik ilişkileriyle ve siyasal duyarlıklarıyla ilgili sorular sorulup alınan cevaplar istatistiksel analize tabi tutuldu bazı yorum sorularının sonuçları ise çalışmada ayrı olarak yer aldı.Anahtar Kelimeler: Oryantalizm, Çoklu Oryantalizm, Toplumsal Cinsiyet, Kimlik, Söylem

Cinsel kimlikModernleşmeOryantalizm
Funda Atak Çelebi
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP)'nin Türkiye ve komşu ülkeler üzerine sosyolojik etkileri

Medeniyetlerin başlangıcı Orta Doğu, geçmişten günümüze birçok kavim tarafından kimi zaman göç yolu, kimi zaman da yurt olarak kullanılmıştır. Bu nedenle birçok etnik grubun yaşadığı bu coğrafya eskiden beri birçok güç merkezi tarafından zapt edilmiş veya kontrol edilmeye çalışılmıştır. Bu istilalar ise her seferinde kültürel bir emperyalizmi de beraberinde getirmiştir.Geçmişte Büyük İskender'in yaptığı Helenleştirme, daha sonrasında Araplar tarafından yapılan Araplaştırma bu emperyalizmin adı olmuştur. Günümüzde ise bunun adı ABD'nin tek taraflı değişim dayatması olarak Genişletilmiş Orta Doğu ve Kuzey Afrika Projesi (GOKAP) olarak karşımıza çıkmış bulunmaktadır.Kimi çevreler tarafından projenin ölü doğduğu söylensede, proje birçok etnik grubun birlikte yaşadığı bu coğrafyada bir değişim politikası olarak batılı insan tipini ve batı değerlerini bölgede uygulama koymuştur. Proje ölmek üzere veya can çekişmektedir. Ancak değişimin ilk ivmesi verilmiştir. Esas problem ise bu değişimin yaratacağı dönüşümün nasıl kontrol edileceğidir.Bölge ülkeleri ve Türkiye bu kontrolsüz değişimin yaratacağı kültürel travmayı önlemek için kontrollü bir dönüşümün çarelerini aramalıdır. Bu kapsamda Türkiye tarafından iç kültürel düzeyde (İletişim ve Bilişim alanında, Eğitim alanında, Kültürel Kimlik ekseninde, Ahlak ve Hukuk alanında) ve dış kültürel düzeyde (Pozitif Dışa Dönüklük, Çok Yönlülük, Çevresel İz Düşüm, Yumak Güç (Soft Power) Kullanımı, İmparatorluk Mirasından Faydalanma) alınması gereken önlemler vardır. Bu sayede dönüşüm, bölgenin kültürel geçmişi ile bağlantılı ve otantik olacaktır. Önemli olan dönüşümü geleceğe yönelik bir atılımın ilk hareketi olarak kullanabilmektir.

AmerikaAmerika Birleşik DevletleriDeğişim+6
Mehmet Fatih Çetinkaya
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Suça karışan ergenlerin karışmayan ergenler ile benlik algısı çerçevesinde karşılaştırılması (Diyarbakır örneği)

Bu çalışma suça karışan erkek ergenlerin olumlu ve olumsuz benlik algıları düzeyini saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Suça karışan erkek ergenlerin olumlu ve olumsuz benlik algıları düzeyini tespit etmek için suça karışmayan erkek ergenlerle, suça karışmayan kız ergenler kontrol grubu olarak seçilmişlerdir. Ayrıca olumlu ve olumsuz benlik algılarında yaşın, eğitim düzeyinin, ana-baba eğitim düzeyinin ve ailenin ekonomik gelirinin etkisi olup olmadığı da incelenmiştir.Araştırmanın çalışma evrenini, Diyarbakır da suça karışan erkek ergenler ile Diyarbakır'da çeşitli liselerde okuyan suça karışmadığı kabul edilen erkek ve kız ergenler oluşturmaktadır. Örneklem grubunu 50 suça karışan erkek ergen, 50 suça karışmayan erkek ergen ve 50 suça karışmayan kız ergen oluşturmaktadır.Veri toplama amacıyla; araştırmacı tarafından hazırlanan `Kişisel Bilgi Formu' ile `Offer Benlik İmgesi Ölçeği (OBİÖ)' kullanılmıştır.Veriler SPPS programıyla çözümlenmiştir. Çözümlemede ANOVA (one- way) ile birlikte Tukey HSD kullanılmıştır.Sonuç olarak suça karışan erkek ergenlerle karışmayan erkek ve kız ergenler arasında; aile ilişkileri, baş etme gücü, bireysel değerler, cinsel tutumlar, duygusal düzey, dürtü kontrolü, mesleki ve eğitim hedefleri alt ölçeklerinde anlamlı farklılıklar saptanırken, beden imgesi, çevre uyumu, ruh sağlığı, sosyal ilişkiler alt ölçeklerinde herhangi bir anlamlı farklılık saptanmamıştır.

Benlik algısıDiyarbakırErgenler+7
Oğuz Atabay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinin kolluk kuvvetlerinin suçlu tespit eylem ve düşüncesine etkisi

20. Yüzyıl tüm dünyada değişimlere, gelişmelere ve yeniliklere sahne olmuştur. Bu değişim hareketleri, sosyal, ekonomik ve siyasal değişimlerle tüm dünyayı sarmıştır. Sanayileşmenin gelişmesi ve iletişimin hayal edilemez noktalara gelmesi Küreselleşmeyi getirmiştir. Küreselleşme bağlamında artık birbirinden habersiz topluluklar yerine, tüm yenilik ve gelişmelerin anında yayıldığı bir dünyaya doğru yolculuk başlamıştır.Küreselleşmenin başlaması, topluluk ve ülkelerin bir arada ve ortak davranışlar sergilemesi, ekonomik ve coğrafik birlikler kurulmasını sağlamıştır. Özellikle 2.Dünya Savaşı'ndan sonra ekonomik, siyasal ve sosyal olarak yıkılmış bir Avrupa yeni akımlara doğru yol almıştır. Artık soğuk savaş yerine öncelikli olarak ekonomik birliktelik sağlanmalı düşüncesi ortaya çıkmış ve 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kurulmuştur. Ekonomik temellerde kurulan bu birliktelik, daha sonra sosyal yaşama, siyasi hayata, eğitime, insan haklarına kadar uzanan bir işbirliğine uzanmıştır.Türkiye, yakın komşusu olan Avrupa'da ki değişim ve yenilik hareketlerine uzak kalamamış ve 31 Temmuz 1959 tarihinde Avrupa Ekonomik Topluluğu'na başvurmuştur. 1999'a kadar olan süreçte Toplulukla İlişkiler sınırlı düzeyde yürümüş ve 10-11 Aralık 1999 tarihinde Türkiye'nin aday ülke olduğu tescillenmiştir. Avrupa Birliği'ne resmen üye olduktan sonra Türkiye'nin yapması gereken hukuki, siyasi, ekonomik yenilik ve mevzuat uygulamalarının yanında, Adalet Mekanizmasının, devletlerin zor kullanma konusunda eli olan Kolluk Kuvvetlerinin de standarda bağlanması, insan hakları konusunda ilerleme sağlanması ve insan hakları ihlallerinin en alt düzeye inmesi için mevzuat ve uygulamalarda değişiklikler yapılmaya başlamıştır.Hazırlanan bu tez çalışmasında, Kolluk Kuvvetleri'nin temeli olan Polis ve Jandarma Kuvvetleri'nde Avrupa Birliği sürecinde meydana gelen değişiklikler, suçlu ve suç tespit yöntemlerinde ki değişiklikler ve İnsan Hakları konularına yer verilmiştir. Özellikle çalışmalarımda mesleğim tecrübem sebebi ile Polisleri ele aldım.Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölümde Avrupa Birliği'nin tanımı ve kuruluşu, hukuki temelleri, İkinci Bölümde, Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci ve Avrupa Birliği ile ilişkiler, Üçüncü Bölümde ise Avrupa Birliği sürecinde Polis Teşkilatı ve birimlerinde ki Değişiklikler işlenmiştir. Yapılan çalışmalarda Emniyet Genel Müdürlüğü'nün istatistikî verileri, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği'nin verileri, Kanunlar, hukuki düzenlemeler ve 2007-2013 Avrupa Birliği Uyum Süreci'nde Yapılması planlanan çalışmalardan faydalanılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye'nin Avrupa Birliği Süreci, Polis Kuvvetleri, Suçlu Tespit Yöntemleri, Delil

Avrupa BirliğiAvrupa BirliğiDelil+6
İsmail Kaan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

1950-2007 genel seçimler bağlamında siyasal temsil: Diyarbakır örneği

Temsili demokrasilerde yurttaşlar siyasi haklarını doğrudan doğruya değil, kendi seçtikleri temsilciler aracılığıyla kullanırlar. Bu durum yurttaş ile seçmiş olduğu vekili arasında bir siyasal temsil ilişkisi meydana getirir. Bu nedenle siyasal temsil, temsili demokrasinin işleyişi bakımından en önemli hususlardan biridir. Çünkü bir ülkede temsilin gerçekleşme derecesi ve niteliği aynı zamanda o ülkedeki demokrasinin niteliğini ve kalitesini de ortaya koyar.Türkiye çok partili demokrasiye 1950 yılında geçmiştir. Aslında Türkiye'de demokrasi deneyiminin Osmanlı dönemine kadar uzanan bir geçmişi vardı ve bu geçmiş ülkede demokrasi adına önemli bir birikim meydana getirmişti. Fakat bu birikime rağmen başlayan demokratik süreç, sorunlu bir süreçti. Demokrasiyi içine tam olarak sindiremeyen kesimler olduğu gibi iktidarın seçim yoluyla el değiştirmesine alışık olmayan ve bunu kabullenmekte zorlananlarda vardı. Bu yüzden 1950'de başlayan demokratik süreç gelişimini tamamlayamadan, başladıktan on yıl sonra askeri müdahaleye maruz kalarak kesintiye uğradı. Demokrasiye yönelik bu tür müdahaleler belli aralıklarla ve çeşitli şekillerde günümüze kadar devam etti.Türkiye'de zaman zaman müdahalelere maruz kalarak kesintiye uğrayan ve ülkenin diğer sosyal ve ekonomik şartlarından etkilenen demokratik sistem, sağlıklı bir seçmen-vekil ilişkisi geliştiremedi. Bunun sonucunda da her dönemde bir siyasal temsil sorunu var olageldiSiyasal temsil sorununun ortaya çıkmasının ve devam etmesinin birden fazla nedeni vardır. Demokratik sistemin maruz kaldığı müdahaleler, siyasi partilerin sık sık kapatılması, uygulanan seçim sistemleri, insanların yaşamını etkileyen sosyoekonomik durum, siyasal katılma yollarının ve araçlarının azlığı, yeterli olmayan sivil toplum örgütlenmesi, seçmenlerin etkin olmadığı adaylık süreçleri gibi faktörler tüm ülkede siyasal temsili etkileyen nedenlerdir. Tüm bu nedenlerin yanında birde siyasal temsili etkileyen bölgesel faktörler de vardır. Bu faktörlere verilebilecek en iyi örnek Türkiye'nin özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde uzun süre hâkimiyetini sürdüren ve siyasette etkin olan ağalık, şeyhlik, din adamlığı benzeri yapılardır.Ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde siyasal temsilin, diğer nedenlerin yanı sıra ağalık, şeyhlik, din adamlığı benzeri yapıların da etkisinde kalarak olumsuz etkilenmesi, bu bölgelerde, Türkiye'nin diğer bölgelerine nazaran daha ciddi sorunlara yol açmıştır. Bu bölgelerde temsil sorunun yaşanması, zaten var olan sorunların biraz daha büyüyerek devam etmesinde de etkili olmuştur.İşleyen bir demokratik sistemde yurttaşların hiçbir yapının etkisi altında kalmadan tercihlerini özgür iradeleri ile kullanmaları, siyasal katılmada bulunmak için fırsat ve imkânlara sahip olmaları ve en iyi şekilde temsil edilmeleri gerekir.Anahtar kelimeler: Diyarbakır, demokrasi, siyasal temsil, seçim, vekâlet, siyasal katılma, yoksulluk, eğitim, sivil toplum.

DemokrasiDiyarbakırGenel seçimler+6
Muhterem Altın
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

28 Mart 2004 ve 29 Mart 2009 yerel seçimlerinin Van ili sonuçlarının etnik kimlik bağlamında analizi

Bu çalışmada 28 Mart 2004 ve 29 Mart 2009 yıllarında yapılan yerel seçimlerinVan ilindeki sonuçlarının etnik kimlik bağlamında incelenmesi amaçlanmaktadır. Beşyıl arayla yapılan bu iki seçimi farklı partilerin kazanmasında etnik yapınınyönelimlerinin belirli olduğu varsayımıyla hareket edilmiştir. İldeki seçmenin oyları2004 yılında yapılan seçimde AKP'ye, 2009 yılında yapılan yerel seçimde ise DTP'yeyönelmiştir. İldeki diğer partilerin oylarında önemli bir oranda değişiklik görülmemiştir.Bu yüzden çalışmada AKP ve DTP dışındaki partilere yer verilmemiştir. Bu çalışmadaöncelikle Etnisite, Etnik Kimlik, Etnik Grup kavramları tanımlanmış, bölgedeki Kürtnüfusu hakkında demografik bilgiler verilmiş; çalışma boyunca mülakat yapılan 20kişiden alınan cevaplarla söylem analizi yapılmıştır.Anahtar kelimeler: Van, Etnik Kimlik, Kürtler, AKP, DTP, Yerel Seçimler

Aylin Çelik
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de doğu batı algılayışları: Siverek örneği

Bu tez Türkiye'de doğu ve batı algılayışını anlamaya yönelik bir amaçla oluşturulmuştur. Bu amaca hizmet etmesi için Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinde Türkiye'nin batı bölgelerinden gelmiş memurlar ile yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Nitel araştırma tekniği olan görüşme aracılığıyla daha önceden doğu bölgesinde yaşamamış bireylerin, gelmeden önceki ve gelip yaşadıktan sonraki doğu ve batı algılayışlarını ortaya koymak hedeflenmiştir.Mart ? Nisan 2010 tarihleri arasında 31 kişi ile yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde sabit bir soru listesi kullanılmış, gerek görüldüğünde ek sorular sorulmuştur. Görüşme soruları, bir doğu ilçesi olarak kabul edilen Siverek'e gelmeden önceki ve gelip yaşadıktan sonraki düşünceleri ile son olarak genel anlamda doğu ve batı algılayışlarını belirlemeye yönelik üç ana bölümden oluşmuştur. Görüşmeler ses kayıt cihazına kaydedilmiş ve sonra metne dönüştürülmüştür. Görüşme formundaki her bir soruya teker teker katılımcıların verdiği yanıtlar analiz edilip, değerlendirilmiştir.Araştırma sırasında, araştırmacının önceden öngördüğü üzere doğu ve batı algılayışı temel üç kavram üzerinden yapılmaktadır: Kültür, Etnisite ve Kimlik. Özellikle sosyal kimliğin çeşitleri olan kültürel ve etnik kimliğin dillendirilmesi olarak doğu ve batı kavramları kullanılmaktadır.Anahtar Sözcükler: Doğu, Batı, Kültür, Etnisite, Kimlik, Siverek, Yapılandırılmış Görüşme

Etnik kimlikEtnisiteKimlik+1
Bilgen Sanayır
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Güvensizlik hissi ve konut alanlarının askerileşmesi: Diyarbakır örneği

?Güvensizlik Hissi ve Konut Alanlarının Askerileşmesi: Diyarbakır Örneği? başlıklı bu çalışmada, konut siteleri ve konutlar üzerinde alınan güvenlik önlemlerinin nedenleri ve bu nedenlerin kamusal alanda nasıl kendini yeniden ürettiğine ilişkin betimleyici ve keşfedici bir çalışma yapmak amaçlanmıştır. Bu amaçla yüksek güvenlik önlemleri alınmış sitelerde oturan kişilerle derinlemesine görüşmeler yapılmış ve bu teknik aracılığıyla yukarıda belirtilen amaca ulaşmayı sağlayacak veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Bu anlamda kentte yaşanan değişimler ele alınarak bu değişimlerin yarattıkları etkiler ve kişilerin tutumları arasında bir bağ kurulmaya çalışılmıştır. Yüksek güvenlik önlemi alınmış bu siteler, yalnızca mekansal yönüyle değil bu mekansal görünümün ardında yatan ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi yapılar, bunların birbiri içine girmiş karmaşık ilişkileri ve etkileşimleri ile birlikte ele alınmaya çalışılmıştır. Katılımcılar ile yapılan derinlemesine görüşmeler ile de yaşanan yapısal değişim sürecinin kişileri nasıl yönlendirdiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda; genel site görünümünün, Diyarbakır'da yüksek güvenlik önlemleri alınmış site görünümü ile uyumluluğu tartışılmış; sosyal çevrede güvensizlik hissinin oluşumu ve yaygınlaşmasındaki etkenler incelenmiş; kişilerin yeni konut tercihlerinde, eski konutlarının bulunduğu bölgelere ilişkin ortaya çıkan güvensizlik hissi, yeni konutlarda alınan güvenlik önlemleri ile sözü geçen güvensizlik hissinin ilişkisi, yeni konutların yapısal ve mimari avantajları, kişilerin yakın statü ve gelir düzeyindeki insanlarla bir arada yaşama ya da bir prestij sembolü olarak lüks konut istemlerinin belirleyiciliği incelenmiştir. Bu bağlamda güvensizlik söylemi üzerinden şekillenen ve meşrulaştırılan site ve konutlardaki yüksek güvenlik önlemleri ile bu alanlarının askerileştiği, kentten izole edildiği ve bu hareketin kentsel ayrışmaya neden olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kent, Kentleşme, Kentsel Ayrışma, Kamusal Alan, Özel Alan,Suç, Güvenlik.

Tufan Bağdu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürel sınırların edilgen taşıyıcıları, kadınlar: Viranşehir Yezidileri örneği

Bu çalışmada öncelikle Türkiye'de ve dünyada din sosyolojisine ilişkin genel bir çerçeve çizildikten sonra, Yezidi dinine ilişkin görüşlerin genel bir değerlendirmesi yapılacaktır. Yezidilik inancında kadınlara biçilen rol, Yezidiliğin yaradılış teorisinden başlayarak, inanç yapısının toplumsal örgütlenmede kadınların yeri üzerindeki etkisi ya da hangi boyutta etkili olduğu üzerinden ele alınacaktır. Ardından, dinsel inancın gündelik yaşam biçimi üzerindeki belirleyiciliğiyle birlikte, inancın gündelik yaşam karşısında zaman içinde yeniden ve farklı biçimlerde yorumlandığı, dinin kendisinin hayattan çıktığı ve sürekli bir değişime maruz kaldığı üzerinde durulacaktır. Bunun yanı sıra, Viranşehir Yezidileri özelinde Yezidi kadınların toplumsal konumlarının belirlenmesinde inanç biçiminin yanı sıra, azınlık olma halinden kaynaklanan koşulların önemli derecede etkili olduğu ileri sürülmektedir.Yezidilik dinine dayalı topluluk örgütlenmesinin devamlılığında ve genel anlamda topluluk kültürünün aktarımında kadınlar kritik bir öneme sahiptirler. Türkiye'de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan topluluğun varoluşunu sürdürmesinde kadınların sahip oldukları bu önemli rol onların daha fazla denetim altına alınmalarına yol açmakta ve hareket alanlarını daraltmaktadır. Bu durum onları daha edilgen hale getirmekte ve gerek kamusal alanın gerekse kendi hayatlarının öznesi olmalarının yolu üzerinde ciddi engeller oluşturmaktadır. Çalışma boyunca bu konular üzerinde ayrıntılı olarak durulacaktır.

DayanışmaDin sosyolojisiKabileler+7
Fahriye Adsay
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Göçebelikten kent hayatına geçiş: Siirt Dudêran aşireti örneği

Bu tez çalışması, göçebe yaşam tarzından kent hayatına geçen Koçerlerin kentle bütünleşme sürecini irdelemeyi amaçlayan bir çalışmadır. Göçebelik, temel ekonomik faaliyeti hayvancılık olan ve bir mekâna bağlı kalmayıp, hareketliliği esas alan bir yaşam tarzıdır. Aşiret ise akrabalığa dayanan büyük bir sosyal örgütlenme biçimidir. Koçer aşiret göçebe yaşam tarzını benimseyen ve hayvancılık ile geçimini sağlayan akrabalığa dayalı topluluktur. Dudêran aşireti üzerinde yapılan bu araştırma Koçerlerin sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik tutumlarını belirleyerek kente geçiş sürecini ortaya koymaktadır. Koçerlerin kentleşmesi üzerine yapılan bu çalışma teorik ve uygulamalı olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde teorik olarak göçebe, göçebelik, kent, kentleşme, kentlileşme, aşiret, aidiyet duygusu, liderlik ve aşiretin alt birimlerini oluşturan kavramlar Koçer bir aşiretin kent hayatına geçiş süreciyle bağlantılı olarak tartışılmaktadır. Çalışmanın uygulama bölümünde Dudêran aşireti üyelerine yönelik anket çalışması yapılmıştır. 200 anketin cevapları SPSS 15.0 programı ile analiz edilerek elde edilen sonuçlar tablolar ile görsel hale getirilmiştir. Ayrıca görüşme ve gözlem tekniği ile Koçerlerin kent hayatına geçiş sürecine yönelik önemli bulgular elde edilmiştir. Genel anlamda Koçerler, yerleşik hayata geçerken göçebe yaşam tarzlarını da kente taşımıştır. Göçebe ve kent yaşam biçimlerinin farklılıkları Koçerlerin zihin dünyalarını etkilemiştir. Bu bağlamda Koçerler ne içinde doğmuş olduğu ve tecrübe ettiği süreçleri yaşayabilmiş ne de kent yaşamına ayak uydurabilmiştir. Anahtar Kelimeler: Koçer, Aşiret, Dudêran, Göçebelik, Kentleşme.

Mehmet Tan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal medyanın eğitim süreci üzerindeki etkisi

Bu çalışmada Diyarbakır ilindeki lise öğrencilerinin sosyal medya kullanımının eğitim sürecine yapmış olduğu etkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Lise öğrencilerinin sosyal medya kullanım alışkanlıklarının öğrencileri ders çalışma, sosyalleşme, kültürel ve sportif aktivitelere yönelmeleri açısından etkilediği varsayımından yola çıkarak araştırma yapılmıştır. Bu çalışmada sosyal medya ve eğitim konularına yer verilip, 420 kişiye uygulanan anket verileri ile 30 öğretmen ve 30 öğrenciyle gerçekleştirilen derinlemesine nitel görüşmeler sonucu elde edilen verilerin analizi yapılmıştır. Yapmış olduğum derinlemesine nitel görüşmelerde öğrencilerin sosyal ağ sitelerine bağımlı hale gelmeleri; derslerine yeterli zaman ayırmamaları, derinlemesine araştırma yapmayarak internetten hazır bilgi almaları, fiziksel aktivitelere daha az zaman ayırmaları, siber şiddet ile bilgi kirliliğine maruz kalmaları ve ders esnasında gizlice sosyal ağ sitelerine girmeleri açısından olumsuz değerlendirilmiştir.Buna karşılık; sosyalleşme, grup kurma, bilgiye kolaylıkla ulaşma ve mesleki bilgilenme açısından olumlu olarak değerlendirilmiştir. Diyarbakır kent merkezindeki 4 ilçeye bağlı 4 liseden 206 erkek, 204 kız öğrenciyle yapmış olduğum görüşmelerde öğrencilerin % 82.7' si sosyal medya araçlarından birini kullanmakta, % 66'sının sosyal paylaşım sitelerinde hesabı bulunmakta, % 64' ü sosyal medyayı derslerine yardımcı olması amacıyla kullanmakta, %73' ü ödevlerini sosyal medyadan araştırmakta, % 33' ü ders esnasında sınıf arkadaşlarıyla sosyal ağ siteleri üzerinden mesajlaşmakta, % 32.1'i sosyal ağlarda 5 saatten fazla zaman geçirmektedir. Öğrencilerin sosyal ağlarda geçirdiği süre arttıkça okul dışında ders çalışmaya, arkadaşlarına, kültürel etkinliklere, sportif faaliyetlere ayırdıkları süre azalmaktadır. Anahtar-Sözcükler Sosyal Medya, Sosyal Ağ, Eğitim, İletişim,

EğitimLise öğrencileriSosyal ağlar+1
Pepule Baran
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı modernleşmesinde bürokrasinin egemen konumunun genel bir analizi

Türkiye'nin güncel siyasal-toplumsal sorunlarının başında bürokrasinin sistem içerisindeki olağanüstü konum ve ağırlığı gelmektedir. Bu sorun, temellerini Osmanlı örgütlenme modelinde ve Osmanlı modernleşmesinin özgün yapısında bulmaktadır. Gerçekten, Osmanlı'nın klasik örgütlenmesi, bürokrasinin etkin bir konuma sahip olduğu patrimonyal toplumsal-siyasal sisteme dayanmaktadır. Bu sistem, Osmanlı'nın çöküş döneminde başgösteren batılılaşma çabalarını etkilemiş ve bu yolla Osmanlı modernleşmesini şekillendirmiştir. Cumhuriyet modernleşmesinin selefi olan Osmanlı modernleşmesinde bürokrasi başat aktör olmuştur. Öyle ki, modernleşme projesi, bürokrasinin eliyle ve bürokrasinin belirlediği öncelikler dikkate alınarak yürütülmüştür.

BürokrasiEgemenlikModernleşme+5
Erdal Bacalan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

İnternet cafeler ve internet bağımlılığı üzerine sosyolojik bir araştırma

"Internet Cafeler ve Internet Bağımlılığı Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma: Diyarbakır Örneği" başlıklı araştırma, internet kullanımının sosyal ilişkilere etkisini, internet kullanıcılarının sosyo-kültürel yapılarını ve ülkemizde hemen her gün bir yenisi açılan internet cafelerin özelliklerini belirlemek amacıyla yapıldı. Seçilmiş internet cafelerdeki kullanıcılara anket uygulandı ve cafe sahipleriyle görüşmeler yapıldı. Örneklem, Dağkapı,Yenişehir, Ofis, Bağlar ve Cezaevi semtlerindeki 42 internet cafe ve bu cafelerdeki 150 kullanıcıdan oluşturuldu. Bu araştırmanın amacı, sayıları hızla artan internet cafeler hakkında bilgi toplamak ve her yaş grubu, cinsiyet, gelir ve eğitim düzeyinden kullanıcıya erişmektir. Ayrıca internet kullanımının bağımlılık ve sosyal izolasyona yol açıp açmadığı da araştırılmıştır. İnternet cafe kullanıcılarının yanında, bu mekanların sahipleriyle de görüşmeler yapılmıştır. İnternet cafe kullanıcılarının bağımlılık ve sosyal izolasyon güzeylerinin; yaş, medeni durum, öğrenim durumu, baba mesleği, aylık gelir durumu, interneti kullanma sıklığı gibi değişkenlere bağlı olarak farklılaştığı dikkat çekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: İnternet, İnternet Cafe. İnternet Bağımlılığı, Diyarbakır, İnternet Kullanıcısı

BağımlılıkSosyal sorunlarSosyal özellikler+5
Kenan Bölükbaş
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2003
00
Master'sOpen AccessTR

Anomik kentleşme ve Diyarbakır örneği

"Anomik Kentleşme ve Diyarbakır Örneği" konulu yüksek lisans tez çalışması. Diyarbakır'da tarihsel süreç içerisinde oluşan nüfus hareketlerini ve bu hareketlilik sonucu ortaya çıkan anomik kentleşme olgusu üzerinde durmayı amaçlamıştır. Diyarbakır'ın sosyo-ekonomik ve kültürel özellikleri tarihsel süreç içerisinde değerlendirilerek. Diyarbakır'ın günümüzdeki kent yapısına nasıl etki ettiği araştırılmıştır. Nüfusun toplumsal yapısını ortaya koyabilmek için, Cumhuriyet öncesi dönemde bir arada yaşayan bir çok etnik grubun kentin toplumsal yapısına etkisi incelenmiştir. Cumhuriyet sonrasında Müslüman olmayan etnik grupların diğer kentlere ve ülkelere göçü, kentin yerleşik nüfusunun azalmasına neden olmuştur. Aynı dönemde kırdan-kente gerçekleşen iç göçün kentin toplumsal yapısını hangi yönde etkilediğini ortaya koymak araştırmanın temel hedefleri arasındadır. Kentteki nüfus hareketliliğinin sosyo-kültürel yapıya etkisinin yanı sıra ortaya çıkardığı çevresel ve mekansal sorunlar da ele alınmıştır. 20. yüzyılın başından itibaren ve yüzyılın sonuna doğru Diyarbakır'daki göç olgusunun iç ve dış dinamiklerin etkisi ile kentsel bütünleşmeyi engellemesi, ekonomik düzenin sarsılması, nüfus sirkülasyonunun hız kazandığı ve kentsel anominin en tipik örneğinin yaşandığı bir merkez haline dönüşmesi dikkat çekmektedir.

AnomiDiyarbakırKentleşme+2
Remziye Erdem
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

GAP bölgesinde kültürel yapı ve kadın profili

Kültür, bir toplumun tüm yaşam biçimidir. Toplumların kültürünü belirleyentemel etmenler: coğrafi yapı, iklim, din, üretim biçimi, geçmiş yaşantı ve deneyimler veihtiyaçlardır. Her toplum, farklı kültürel yapıya sahip olduğu için, ihtiyaçlarını veyasorunlarını farklı davranış veya uygulamalarla çözmeye çalışır. Fakat, toplumlarıngeliştirdikleri bu çözüm yolları, ortaya çıktığı toplumla sınırlı kalmaz ve değişik yollarlabaşka toplumlara da yayılırlar.Bütün kültür öğeleri sürekli bir etkileşim içerisindedirler. Herhangi bir kültürelöğe diğerlerinden bağımsız olarak incelenemez. Bu nedenle bu çalışmada GAPbölgesindeki kültürel yapı, pek çok özelliğiyle incelenerek, bölgedeki yaşam biçimi ileilgili genel bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmakta, ve bu çerçeve içerisinde çeşitlievlilik örnekleri bağlamında bölgedeki kadın statüsüne vurgu yapılmaktadır.Araştırmanın yöntemi ve kapsamı itibarıyla, bu çalışma sadece sosyolojik değil,aynı zamanda Bölge ile ilgili etnografik ve antropolojik bir çalışma niteliğindedir.

Fatime Sağanda
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Aile içi şiddete maruz kalan kadınlar; Diyarbakır örneği

Violence against women is a problem affecting women of all races, languages,religions, and ethnic groups all over the world. Violence against women is one of the mostimportant human rights issues.This study attempts to describe and discuss the varied forms of violence againstwomen. The results of the questionnaire given to seventy-five women show that violenceagainst women is not unidirectional but rather comes in many forms, such as physical,psychological, sexual, and economic violence. This vicious cycle starts at an early age andcontinues throughout their lives.Women?s knowledge of how to access education, how to avoid violence, and how toapply to legal justice is restricted. At the head of this restriction is the limitation to the rightto an education that happens when school-age girls are not sent to school. Even girls who doget to go to school are given an education which does not change the current system.Textbooks are used to intensify social gender roles and are a means by which social genderroles, with men as leaders and women in domestic roles, are reproduced. Therefore thesechildren are being educated as individuals who will maintain this system.The existing system is used especially as a means of controlling the sexuality ofwomen. In many different parts of the world it is thought that certain behaviors anddemeanor of women regarding traditional cultural activities blemishes the honor of thefamily.This study attempts to determine and render more comprehensible the lives, thoughts,ways of life, and most importantly, the points of view of women who despite their fearstruggle against domestic violence. One of the most important results of this study shows thatwomen who experience domestic violence express no hope for their future. They do not thinkthat they will be able to have a life different from the one they are currently living. The veryidea of a life free from violence seems to them very far.

Zeynep Demir Akçer
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Güneydoğu Anadolu bölgesinde eğitimin fırsat eşitliği açısından değerlendirilmesi

Bu araştırma, Güneydoğu Anadolu Bölgesinde eğitimi, fırsat eşitliği açısındandeğerlendirmek amacıyla yapılmıştır.Araştırmada ilk olarak eğitim ile ilgili kavramlar, eğitimin geçirdiği aşamalaraçıklanmıştır. kinci olarak eğitimde fırsat eşitsizliğine sebep olan etmenlerbelirtilmiştir. Eğitimde fırsat eşitliğini engelleyen ekonomik sosyal etmenlerdenekonomi, çalışan çocuklar,aile nüfusunun kalabalık oluşu, eğitimde cinsiyet ayrımcılığıve göç etmeni; Güneydoğu Anadolu Bölgesine özgü yönleriyle incelenerek veeşitsizlikler haritalarla desteklenerek açıklanmaya çalışılmıştır.Araştırmada üçüncü olarak, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde eğitimde fırsateşitliğini engelleyen eğitimsel dengesizlikler tablolar halinde sunulmuştur. Tablolardailk olarak 1998-99 yılları arası örgün eğitimin her kademesinde okullaşma oranlarıverilmiştir. Bölgedeki eğitimsel eşitsizlikler olarak özel eğitim, okulöncesi eğitim,ilköğretim, ortaöğretim kurumlarında okul/sınıf, öğrenci, öğretmen unsurları, kız erkekoranları; yükseköğretimde öğretim elemanları, birleştirilmiş sınıflar, kapalı köy okulları,normal- ikili öğretim unsurlarının istatistiksel verilerinin Türkiye geneline oranınıntespit edilip değerlendirmesiyle belirlenmiştir. Tablolarda son olarak Türkiye veGüneydoğu Anadolu Bölgesinde yıllar itibariyle ilkokul, ortaokul, lise, üniversite,öğretim elemanları ve halk kütüphaneleri sayılarında orantılı, birbirine paralelilerlemenin, fırsat eşitliğine yönelik gelişmelerin yaşanıp yaşanmadığı tespit edilmiştir.Sonuç ve değerlendirme kısmında ise, araştırmanın bulgularından hareketedilerek varsayımların doğruluğu test edilmiştir.

Sibel Sönmez Akbey
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretimde başarısızlık nedenleri: Diyarbakır örneği

ORTAÖĞRETİMDE BAŞARISIZLIK NEDENLERİ :DİYARBAKIR ÖRNEĞİÖZETGünümüzde insanın küçük bir topluluktaki basit bir üretim işlevinden, tümdünyayı derinden etkileyen, siyasal ve toplumsal kararlara kadar her olay ve her türlüetkinliğin gerçekleştirilmesinde en önemli ve vazgeçilmez öğe olduğu anlaşılmış, endeğerli kaynak olan insanın sistemli bir biçimde değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Buyaklaşımla eğitim, tüm toplumlarda en çok önem verilen konulardan biri olarak, çağınbeklentilerini karşılamaya yönelik yeni yaklaşımlarla ele alınmaya başlanmıştır.Eğitimimizin gelişmesi ve kendinden bekleneni verebilmesi, eğitim tarihinin iyiincelenmesi, geçmişteki yanılgılardan ders alınıp, çağdaş eğitimin her kademedetitizlikle uygulamaya konulmasıyla mümkündür.Bilgi toplumu olarak adlandırılan yeni dünya düzeninde, günümüzüngerektirdiği süreç, amaç ve yapı yönünden eğitim sistemlerinde değişim ve yenidenyapılanma zorunluluğu doğmuştur. Bu nedenle çalışmada Türkiye'de eğitim kurumu;diğer toplumsal kurumlarla etkileşimi de dikkate alınarak, başta ortaöğretim olmaküzere tüm eğitim kademelerinde karşılaşılan sorunlar bazında sosyolojik birdeğerlendirme yapılmaya çalışılmıştır.Ortaöğretimde başarısızlık nedenlerini içeren genel bir çerçeve oluşturabilmekamacıyla Diyarbakır'daki gençlerin çeşitli başarısızlık örneklerinden yararlanılmıştır.

Betül Çuhadaroğlu
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

12 Eylül 1980 darbesinden günümüze GAP illerinde (Diyarbakır örnekleminde) siyasal tercih ve sivil toplum örgütlerinin bölge siyasetine bakışı

Bu araştırma; 12 Eylül 1980 Darbesi'nden günümüze GAP illerinde (Diyarbakırörnekleminde) siyasal tercihin şekillenmesinde etkili olan faktörlerin anlaşılması, ülkegenelindeki siyasal profile paralel mi yoksa farklı bir tablonun mu oluştuğu ve bunun altındayatan nedenlerin anlaşılması ve son olarak Diyarbakır'daki sivil toplum örgütlerinin siyasetebakışının anlaşılması için yapılan bir alan araştırmasıdır.Araştırmada öncelikle kaynak taraması yapılmış, saha araştırması aşamasında ise eldeedilen bulgular basit ve çapraz tablolar değerlendirilerek söz konusu durum anlaşılmayaçalışılmıştır.

Kadri Gürüşen
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Savaş ve göç ilişkisinin sosyolojik yorumlanması: 2023 yılı İstanbul Sultanahmet Bölgesi örneği

"Savaş ve Göç İlişkisinin Sosyolojik Yorumlanması: 2023 Yılı İstanbul Sultanahmet Bölgesi Örneği" tez çalışması kapsamında son yıllarda Ortadoğu coğrafyasında meydana gelen savaşlar nedeniyle ortaya çıkan kitlesel göç hareketleri için merkezi konumunda olan Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Suriyeli mültecilerin yerleştiği İstanbul ili, Fatih İlçesinin Sultanahmet semtindeki göç olgusu ve göçmenlerin çalışma hayatları araştırılacaktır. Göçün oluşma zemininin altında yatan birçok etki vardır ve etkileri bağlamında göçmenin karar alma durumu değişip dönüşebilmektedir. Göç etme kararı, göç etme sürecinde oluşabilecek riskler ve mekân seçimleri göçmenin verdiği karar ile ya da göçmenin kararları dışında gelişebilmektedir. Bu çalışma da oluşan mekânsal yönelimi irdelemek, dolayısıyla mekânın seçiminin altında yatan tarihsel, sosyo-kültürel ve politik kısımların etki düzeylerini atlamadan göç ile meydana gelen kitlesel göç, transit göç (transit migration) ve sığınmacı (refuge) gibi göç tiplerine ve "geçici sığınmacı" statüsünde olan Suriyelilerin çalışma hayatlarına değinilmektedir. Dolayısıyla araştırmada savaş nedeniyle ortaya çıkan göç hareketlerini, göçmenlerin ve göçülen ülke vatandaşlarının göç olgusunu algılama şekillerini, göç etme ve yeni yerleşilen bölgeye adaptasyon süreçleri ve çalışma hayatlarına odaklanılacaktır. Böylelikle Sultanahmet bölgesinde Suriyeli çalışanların bölgenin sosyolojik yapısında yarattıkları değişim ve dönüşüm irdelenecektir.

Hayrettin Erkan
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Fayton tartışmaları çerçevesinde 1980'lerden günümüze Büyükada'da değişim ve dönüşüm

İstanbul'un Adaları 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren faytonlarıyla sembolleşmiştir. Adalardaki faytonlarda 1980 sonrası problemler oluşmaya başlamıştır. Problemleri çözümlenemeyen faytonları, atların zulme uğradığı gerekçesiyle hayvan hakları savunucuları öncülüğündeki toplumsal hareket 2010'la birlikte kamuoyuna taşımış, 2014 sonrası eylem ve kampanyalarıyla kamuoyunun önemli meselesi haline getirmiştir. Toplumsal hareketin 2019 sonunda başladığı Yaşam Nöbeti eylemi sırasında 2020 yılı başında Adalarda fayton kullanımı son bulmuştur. Bu araştırma Adalarda fayton kullanımının nasıl son bulduğunu hayvan hakları savunucuları öncülüğündeki toplumsal hareket üzerinden 1980 sonrası Büyükada'ya odaklanarak analiz etmeyi hedeflemiştir. Nitel yöntemle verilerini derleyen araştırma analizinde hayvan haklarının kuramsal ve kavramsal araçlarıyla diyalog kurularak toplumsal hareket kuramlarından siyasi fırsat yaklaşımının analitik çerçevesiyle yol alınmış, kültürel yaklaşımın kuramsal ve kavramsal araçlarından yararlanılmıştır. Araştırma bulguları toplumsal hareketin ittifakları, strateji ve taktikleriyle kararlılıkla verdiği mücadele ve 2019 yılında ortaya çıkan siyasi bağlamı kullanma becerisi göstererek Adalardaki faytonların kaldırılması hedefine ulaştığını ancak atları zulme uğramaktan kurtarmayı başaramadığını ortaya koymaktadır.

İpek Böke
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüzünde farklı olmanın sosyolojik açıdan değerlendirilmesi: David Le Breton'un Yüz Teorisi kapsamında niteliksel bir çalışma

Bu tez, yüz ve sakatlık meselelerine odaklanarak, yüzünde sakatlığı taşıyan kişilerin sosyal ilişkilerini, kurumsal deneyimlerini, hayatı değerlendirme biçimlerini ve duygularını David Le Breton'un teorileri ışığında incelemektedir. Tezin verisinin dayandığı alan araştırması, 2020-2023 yılları arasında niteliksel araştırma yöntemlerinin iki deseni olan fenomenolojik desen ve netnografik desen kullanılarak tamamlanmıştır. Araştırma yüzde sakatlığı taşımak ile ilgili beş önemli bulguyu ortaya çıkarmıştır. Birincisi yüz kimlik kurucu bir öğedir ve yüzdeki sakatlık tüm bedeni etkileyen bir sakatlık olarak deneyimlenmektedir. İkincisi yüzünde sakatlığı bulunan kişiler sosyo-ekonomik aidiyetleri bakımından eğitime, işe ve tedaviye erişimde farklı zorluklar yaşamaktadır. Üçüncüsü yüzünde sakatlık olan kişiler sadece üzüntü, karamsarlık, mutsuzluk gibi olumsuz duyguları deneyimlemezler. Özellikle benzer deneyimler yaşayan kişilerle bir arada bulunduklarında ve dayanışma ağlarına katıldıklarında neşe, iyimserlik gibi daha olumlu duyguları da deneyimlerler. Dördüncüsü yüzünde sakatlık olan kişiler hayata aktif olarak katılmayı, kendi ayaklarının üstünde durmayı ve bağımlı olmadan bir hayat sürdürmeyi talep etmektedirler. Beşincisi hem sakatlık hem de duygular toplumsal etkileşimler, yapılar, beğenilerle birlikte yeniden üretilen dinamikler olduğundan, yüzünde sakatlık olan kişiler toplumsal alanda dışlanmaktan rahatsızdırlar ve buna karşın sıradan biri olmak hakkını talep ederler.

Nur Özer
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın kooperatiflerine aktif üyeliğin kadınların güçlendirilmesindeki rolü: İstanbul kadın kooperatifleri örneği

Köklü bir tarihi olan kooperatifler, dayanışma duygusuyla hizmet vererek ekonomiye katkı sağlamasından dolayı toplumsal kalkınma modeli olarak görülmektedir. Kooperatifin yapısı ve kadın kooperatiflerine verilen devlet desteği ile kadın kooperatiflerine duyulan ilgi artmaktadır. Buradan hareket eden bu araştırma, kadınların kooperatife dahil olduktan sonra sosyal, ekonomik ve politik alanlarda neler deneyimledikleri ve kadınların bu alanlarda yaşadığı sorunlara çözüm sağlayıp sağlamadığını değerlendirmek amaçlanmaktadır. Araştırmada, İstanbul ilinde faaliyet veren kadın kooperatiflerine aktif üye olan kadınların deneyimlerine başvurulmuştur. Araştırmaya, 33-66 yaş aralığında on dört kadın katılmış olup, yarı yapılandırılmış görüşme rehber formu ile derinlemesine görüşme tekniği uygulanmıştır. Görüşmelerden elde edilen veriler, kategori ve kod ile içerik analizi uygulanarak elde edilmiştir. Araştırmanın sonucunda; kadınların elde edilen gelirle ihtiyaçlarını karşılayabildikleri ve özgür bir şekilde harcayabildikleri görülmüştür. Kooperatifte verilen eğitimlerle kendilerini geliştirebildikleri ve farklı faaliyetlere katılabilmeleri ile sosyalleşmişlerdir. Kooperatif içerisinde alınan kararlara katıldıkları, yönetici olabilme imkanları ve dayanışma içerisinde olmaları ile kendilerini daha faydalı ve saygın görmüşlerdir. Bu anlamda kooperatifin, ekonomik, sosyal ve politik alanlardaki etkisi sorgulanmış olup, anlamlı ilişki tespit edilmiştir.

Nuray Şakırgün
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Anlam arayışı, alternatif kutsallıklar, ihtiyaca uyarlanmış itikatler: Türkiye'de yeni çağ inanışları ve pratikleri

Bu çalışmanın amacı Türkiye'de Yeni Çağ İnanışları alanında eğitim veren, faaliyetler düzenleyen kurumların incelenmesi ve bu kurumlara kimlerin hangi nedenlerle katıldığının anlaşılmasıdır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi ile derinlemesine mülakat ve katılımlı gözlem tekniklerinden yararlanılarak yürütülmüştür. Bir yıldan fazla süren saha araştırması boyunca 15'den fazla eğitime katılınmış, 250'den fazla kişiyle görüşülmüş, 76 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Bu noktada Yeni Çağ İnanışları ile ilgili eğitim ve faaliyetlere katılan kişilerin çoğunluğunun 35-45 yaş aralığında, orta ve üst gelir düzeyine sahip, iyi eğitimli bireylerden oluştuğu ve kadın katılımcı oranının daha yüksek olduğu ortaya çıkmıştır. Katılımcıların hayatlarına anlam katma, sorularına yanıt, sorunlarına çözüm bulma, kendilerine maddi-manevi bir fayda sağlama amaçlarıyla bu eğitim ve faaliyetlere katıldıkları sonucuna varılmıştır. Öte yandan grup katılımlarının kişilere sosyalleşme imkânı verdiği anlaşılmıştır. Bu noktada konunun geniş bir çerçeveden anlaşılabilmesi için Goffman'ın Dramatürjik yaklaşımı ile Bourdieu'nün habitus, alan, sermaye, oyun ve illusio kavramlarından yararlanılmıştır. Literatürün zaman zaman işaret ettiği, Yeni Çağ İnanışlarının oluşup gelişmesinde en önemli etkenlerin başında insanların hem bireysel hem toplumsal olarak dinden uzaklaşmaları olduğunu savunan sekülerleşme kuramı söyleminin aksine katılımcıların Yeni Çağ İnanışlarına dini bir anlam yüklemedikleri, bunların mevcut kurumsal inançlarıyla çeliştiğini düşünmedikleri ve Yeni Çağ İnanışlarını kültürel bir pratik olarak değerlendirdikleri belirlenmiştir. Diğer taraftan Yeni Çağ İnanışları ile ilgili eğitim ve faaliyet düzenleyen kurumların ticari bir boyutu olduğu, ticari kuruluşlara benzer biçimde bir kurumsal kimlik ve yönetim şekli sergileme çabasında oldukları gözlemlenmiştir. Katılımcıların çok büyük bir oranının ileride bu alanda meslek sahibi olmak istemeleri ve bunun için sertifika veren kurumları tercih etmeleri Yeni Çağ İnanışlarının bir Pazar olarak gelişim göstermekte olduğuna işaret etmektedir.

Burcu Doğan Koçak
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin spora yönelik tutumlarının akademik öz yeterlilik ve akademik başarı düzeylerine etkisinin incelenmesi: İstanbul örneği

Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinin spora yönelik tutumlarını, akademik öz yeterlilik ve öğrenme performanslarıyla ilgili sporun yordama gücünü belirlemektir. Spor; ekonomik, politik, tarihsel, kurumsal ve kültürel boyutları olan sosyal bir olgudur. Bu yönüyle sosyolojik bütünlüğün bir parçasıdır. Spor yapan öğrencilerin akademik öz yeterlilikleri ve akademik başarıları yüksektir, hipotezinden yola çıkarak spor yapan öğrenciler; cinsiyet, yaş, öğrenim gördüğü bölüm, yaptığı spor branşı ve genel akademik not ortalaması vb. farklı sosyal parametrelere göre niceliksel olarak test edilmiştir. Bu araştırma İstanbul ilindeki üniversitelere yöneliktir. 2023-2024 eğitim öğretim döneminde üniversitelerde, farklı bölümlerde öğrenim gören ve spora katılım sağlayan/sağlamayan öğrenciler çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Bu çalışma kantitatif (nicel) araştırma yöntemlerinden "kolayda" tarama yöntemi olup 300 öğrenci üzerinden yürütülmüştür. Çalışmanın verileri "Akademik Öz Yeterlilik Ölçeği" ve "Üniversite Öğrencilerinin Spora Yönelik Tutumları Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizi için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılmıştır. Öğrencilerin spora karşı tutumları, akademik öz yeterlilik inançları ile en güçlü korelasyonu, en fazla yordayan faktör; başarı performans faktörüdür.

Sevda Dursun
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Girişimci kadınların deneyimleri üzerine sosyolojik bir araştırma: İstanbul'da Kuzguncuk, Atatürk, Tomtom Mahalleleri

Kadın girişimciliği, kadınların çalışma hayatına üretken işlerle katılımını ve kadın istihdamının arttırılmasını destekleyen çözümlerden birisidir. Bu çalışmada İstanbul'da Kuzguncuk (Üsküdar), Atatürk (Ümraniye) ve Tomtom (Beyoğlu) Mahalleri örneğinde girişimciliğin kentlerde çalışan kadınlar için nasıl bir deneyim olduğu tartışılmıştır. Araştırmada feminist bir perspektifle niteliksel yöntem kullanılarak veri derlenmiştir. Ticari faaliyetlerde bulunan yirmi dokuz kadın girişimciyle görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın ana sorusu girişimci kadınların ticari faaliyetlerinin, çalıştıkları bölgede kamusal alanı kullanma biçimleriyle, gündelik hayatlarında ve çalışma hayatlarında mekânı kullanma pratikleriyle nasıl ilişki içinde olduğudur. Çalışmanın bulgularına göre, girişimci kadınların ekonomik deneyimleri kadınların kimliği, toplumsal cinsiyet rolleri ve bu rollere bağlı yaşam tarzlarıyla birlikte biçimlenmektedir. Ataerkil ilişkiler ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri kentte girişimcilik yapan kadınların çalışma yaşamını olumsuz etkilemektedir. Kentli girişimci kadınlar, kamu kurum ve kuruluşlarının desteğini almadan kendi işyerlerini kurabilmektedirler. Ülkedeki her ekonomik krizden maddi açıdan etkilenmektedirler. Buna karşılık, bu kriz dönemlerinde kendi bireysel sermayelerinden güç almaktadırlar. Kentli girişimci kadınlar, iş yaşamında ve sosyal çevreyle olan ilişkilerinde büyük ölçüde cinsiyetçi değerler tarafından kısıtlanmaktadırlar. Ancak ataerkil baskı ve ikincilleştirmelerle, iş yaşamlarında kadın olarak geliştirdikleri çeşitli direnme stratejileri sayesinde başa çıkmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Kentte Kadın Girişimciliği, Kamusal Alan, Ekonomik Aktivite, Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Ataerkillik.

Dilek Işık
İstanbul Beykent Üniversity · Institute of Graduate Studies
2024
00