
39
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Aydın bölgesindeki bal arılarında (apis mellifera ) bulunan varroa destructor'un (akar: varroidae) genetik karakterizasyonu
Bu çalışmada; Aydın bölgesinde bal arılarında (Apis mellifera) görülen Varroa destructor'un mitokondriyal Cox1 geninin haplotiplerinin belirlenmesi amacıyla farklı iki teknik modifiye edilerek uygulanmıştır. Haplotip belirlenmesi amacıyla farklı sekansa sahip iki primer (ADA 01) Forward 5′-TACAAAGAGGGAAGAAGCAGCC-3′ ve Reverse 5′-GCCCCTATTCTTAATACATAGTGAAAATG-3′ ve (ADA 02) [5′GG(A/G)GG(A/T)GA(C/T)CC(A/T)ATT(C/T)T(A/T)TATCAAC3′] COXF ve [5′GG(A/T)GACCTGT(A/TA(A/T)AATAGCAAATAC3′] COXRa seçilmiştir. (ADA 01) Forward 5′-TACAAAGAGGGAAGAAGCAGCC-3′ ve Reverse 5′-GCCCCTATTCTTAATACATAGTGAAAATG-3′ sekansa sahip primerle 376 bp büyüklüğünde DNA amplifiye edilmiştir. Amplifiye ürüne SacI restriksiyon enzimi uygulanmış ancak bu restriksiyon enzimi DNA'yı kesmediği görülmüştür. (ADA 02) [5'GG(A/G)GG(A/T)GA(C/T)CC(A/T)ATT(C/T)T(A/T)TATCAAC3'] COXF ve [5'GG(A/T)GACCTGT(A/TA(A/T)AATAGCAAATAC3'] COXRa sekansa sahip primerle 570 bp büyüklüğünde amplifiye DNA elde edilmiştir. Elde edilen amplifiye DNA'ya XhoI restriksiyon enzimi ve SacI restriksiyon enzimleri uygulanmıştır. Ancak SacI restriksiyon enzimi DNA'yı kesmediği, XhoI restriksiyon enziminin ise elde edilen genomik DNA amplifikasyonunda 270 ve 300 bp büyüklüğünde iki band oluşturduğu saptanmıştır. Sonuçlar karşılaştırıldığında; Elde edilen bandların V. destructor Kore haplotipi için spesifik olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak; Varroa destructor'un haplotipinin belirlenmesine yönelik yapılan bu araştırmada, İncelenen 200 örneğin tamamının V. destructor Kore haplotipi olduğu saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Varroa destructor, Genetik karakterizasyon, Aydın
Manisa bölgesinde meraya çıkan koyunlarda dışkı bakısına göre helmintlerin yayılışı
Türkiye'de özellikle koyun sayısı ve yetiştiriciliği giderek artmaktadır. Türkiye'de kayıtlı koyun sayısının %2,5 kadarına sahip Manisa ili, diğer iller arasında koyun varlığı ile 8.sırada yer almaktadır. Bu araştırma, bölgede meraya çıkan koyunlarda dışkı bakısıyla tespit edilebilecek helmintlerin varlığını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Yapılan çalışmada Manisa ili içerisinde farklı coğrafi konum ve koşullara sahip altı bölge seçilmiştir. Bu bölgeler; Manisa il merkezi, Alaşehir, Akhisar, Demirci, Kula ve Salihli'dir. Seçilen bölgelerdeki koyun varlığı tüm ildeki koyun varlığının yaklaşık %63'ü kadardır. Bu bölgelerdeki koyun varlığına bağlı olarak farklı coğrafi koşullara sahip, farklı konumlarda, meraya çıkan, hayvan varlığı yüz başdan fazla olan yüz işletme belirlenmiştir. İşletmeleri temsil edecek şekilde alınan taze dışkı örnekleri; sedimantasyon, flotasyon, akciğer nematodları için Baermann-Wetzel ve kültivasyon işlemlerini gerçekleştirmek için dört farklı guruba ayrılmış ve her gurup için ilgili metot uygulanmıştır. Yapılan mikroskobik muayenelerle yumurta ve larvalar incelenmiştir. Sonuç olarak incelenen sürülerin %78'inde en az bir helmint enfeksiyona rastlanmıştır. Gastro-intestinal helmintler bakımından 100 işletmenin 70'inde Trichostrongylus sp., 56'inde Ostertagia sp., 53'sinde Oesophagostomum sp., 25'inde Haemonchus sp., 17'sında Cooperia sp., 13'ünde Nematodirus sp., 3'ünde Moniezia sp., 2'sinde Strongyloides sp. tespit edilmiştir. Karaciğer trematodları olarak 100 işletme içinde, 10 işletmede Fasciola sp., 8 işletmede Dicrocoelium sp. görülmüştür. Akciğer kıl kurtları açısından 100 işletmede Protostrongylus sp. 15 işletmedeki varlığıyla en yaygın tür olarak görülürken Dictyocaulus filaria 12, Muellerius capillaris 4, Cystocaulus ocreatus 2 işletmede tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Manisa ilinde koyunlarda dışkı bakısı ile tespit edilebilen helmintlerin yaygınlığına ilişkin veriler ortaya konmuştur. Sonuçların bölge ve ülke helmint faunasına katkı sağlayacağını umuyoruz.
Ankara ve çevre illerde ki kenelerde hepatozoon türlerinin moleküler yöntem ile belirlenmesi
Dünya çapında parazit, bakteri, virüs ve mantar orijinli patojenler; insanları, çiftlik, yabani hayvanlar ve bitkileri enfekte etmektedir. Bu patojenler vektör keneler vasıtasıyla taşınmaktadır. Kene kaynaklı, Hepatozoon türleri, kesin bir konakçı (kan emici bir omurgasız) ve bir ara konakçı (bir omurgalı) arasında yaşam döngüsüne sahip Apicomplexa filumundan parazitlerdir. Hepatozoon cinsi 340'den fazla tür içerir. Bunlardan 46'sının memelileri, 120'sinin sürüngenleri enfekte ettiği ve diğerlerinin de kuş ve amfibi parazitleri olduğu bildirilmiştir. Hepatozoon cinsi, Miller tarafından 1908 yılında adlandırılmıştır. Bu türlerden en önemlileri; Hepatozoon canis ve H. americanum dur. Çalışma kapsamında keneler mevsimsel aktiviteleri de göz önünde bulundurularak Ankara, ilçeleri (Merkez, Bala, Beypazarı, Çubuk, Kahramankazan) ile komşu illerden (Tokat, Eskişehir, Bartın, Sakarya, Çankırı, Kastamonu, Yozgat), uygun habitatlarda öncelikle bayraklama (tick flagging) metodu ile araziden ve ilgili bölgelerde çeşitli konak hayvanları (çiftlik ve yabani hayvanlar ve köpekler) üzerinden, 191 adet olmak üzere toplandı. 18S rRNA gen bölgesinin konvansiyonal PCR amplifikasyon ürünlerinin sekans analizi sonucu 113, 118, 165, 167 ve 168 nolu örneklerin DNA dizi verileri elde edildi. Elde edilen DNA dizi verileri Genbank verileri ile karşılaştırıldığında 113, 118, 165, 167 ve 168 no'lu kene örneklerinde Hepatozoon türlerinin olduğu belirlendi. Hepatozoon pozitif örneklerin 2 tanesi H. canis, 3 tanesi Hepatozoon sp. olarak tanımlandı. 3 tane Hepatozoon sp; Sakarya ili koyunlarından alınan dişi Ixodes ricinus kenelerinde, 2 tane Hepatozoon canis'den birisi Ankara ili insandan alınan erkek Dermacentor marginatus kenesinde, diğeri Ankara ili insandan alınan erkek Rhipicephalus sanguineus kenesinde tespit edildi.
Ankara ve çevresindeki kenelerde Babesia türlerinin araştırılması
Kene kaynaklı hastalıklar, dünyanın birçok bölgesinde önemli sağlık ve hayvan yönetimi problemlerine yol açmaktadır. Ülkemizin coğrafik konumu, iklim koşulları, hayvan yönetim sistemleri, hayvanların kene enfestasyonları, kenelerle bulaşan hastalıklara karşı bulaşıcılığı artırmaktadır. Dünya çapında parazit orijinli patojenler, insanları, çiftlik ve yabani hayvanları enfekte etmektedirler. Bu patojenler, vektör keneler vasıtasıyla da taşınmaktadır. Kenelerin mekanik ve biyolojik vektör olarak taşıdıkları hastalıkları aktarmakta önemli bir yerleri olduğunun göz önünde bulundurulması gereken bir konudur. Kene kaynaklı Babesia türleri, kesin konakçı (kan emici bir omurgasız) ve ara konakçı (bir omurgalı) arasında yaşam döngüsüne sahip Apicomplexa filumundan parazitlerdir. Türkiye; iklimi, yüzey şekli ve bitki örtüsü bakımından kenelerin yerleşip biyolojik aktivitelerini devam ettirebileceği bir ülkedir. Babesiosis hayvanlarda yüksek ateş, sarılık, hemoglobinüri ile seyreden ve tedavi edilmediği takdirde felç ve ölümlere sebep olabilen bir hastalıktır. Bu tez çalışmasında Ankara ve çevresindeki tabiat ve konaklardan toplanan kenelerde önemli ekonomik kayıplara sebep olan, Babesiosis hastalığının varlığı ve yaygınlığının moleküler yöntemlerle araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada Ankara merkez ve ilçeleri ile komşu illerden toplanan 191 kene üzerinde 18S rRNA geni kullanarak konvansiyonel PCR çalışılmış olup pozitifliği tespit edilen örnekler için sekans analizi yapılmıştır. Çalışma sonucu 4 örnek pozitif (4/191) (%2,1) bulunmuştur. Bunların 1 tanesi Babesia bigemina, 2 tanesi Babesia ovis, 1 tanesi Babesia spp., olarak değerlendirilmiştir. Sekans çalışması Sanger sekans yöntemi ile yapıldığından Babesia spp. olarak tanımlanan Babesia türlerinin tanımlamaları daha sonra ileri yöntemlerle yapılacaktır. Babesia bigemina, Ankara'nın Çubuk ilçesideki insandan alınan erkek H. aegyptium kenesinde, 2 tane B. ovis' den birisi Ankara ili insandan alınan erkek R. sanguineus kenesinde, diğeri Eskişehir ili keçiden alınan erkek R. sanguineus kenesinde, 1 tane Babesia spp., Tokat ili Ixodes spp. (nimf) kenesinde belirlendi. Babesiossis'in vermiş olduğu ekonomik kayıplar göz önünde bulundurularak bu hastalığın önlenmesine karşı kontrol stratejileri geliştirilmelidir.
Sulak alanlarda, kuşları enfekte eden schistosomatidae ailesindeki parazit türlerinin dışkı, su ve yumuşakça numuneleri kullanılarak araştırılması
Kuş şistozomları tanımlanmış 18 cins içerisinde 100 den fazla türe sahip olarak Schistosomatidae ailesindeki parazit türlerinin büyük bir bölümünü oluşturmaktadır. Son konak olarak kuşları, ara konak olarak ise su yumuşakçalarını kullanan kuş şistozomlarının serkerleri insanlar için patojendir. Tesadüfi olarak insan derisine penetre olan serkerler "Serkaryal Dermatit" adı verilen kaşıntılı deri problemlerine yol açarlar. Memeliler üzerinde yapılan çalışmalarda bazı memeli türlerinde kuş şistozom türlerinin deriyi geçerek göç edebildiği ve konakta felç ve solunum problemleri gibi ciddi birtakım patolojilere neden olabildiği görülmüştür. Bu yüzden araştırmacılar kuş şistozom türlerinin insanlarda da bazı özel durumlarda göç etmesinin mümkün olabileceğini, dolayısıyla bu parazitlerin basit birer dermatit salgınından çok daha tehlikeli sağlık problemlerine yol açabileceğini düşünmektedir. Yapılan bu proje ile Türkiye'de ilk defa kuş şistozom türleri araştırılmıştır. Araştırma Ankara, Samsun, Sinop ve Zonguldak illerinde belirlenen 8 farklı noktada yürütülmüştür. Sulak alanlardan toplanan 120 litre su numunesi ve 1533 adet yumuşakça numunesiyle ağırlıklı olarak ötücü kuşlardan toplanan 496 dışkı numunesi çalışmanın materyalini oluşturmuştur. Kuşlardan toplanan dışkı numunelerinin mikroskobik incelemesi sırasında 1 boz ötleğenden (Slvia borin) elde edilen parazit yumurtasının Anserobilharzia brantae, 1 kır kırlangıcından (Hirundo rustica) elde edilen parazit yumurtasının Trichobilharzia sp., 1 çizgili ötleğen (Curruca nisoria) ve 1 akgerdanlı ötleğenden (Curruca communis) elde edilen parazit yumurtalarının ise Gigantobilharzia sp. olarak tanımlaması yapılmıştır. Şimdiye kadar yapılan çalışmaların sonuçları tarandığında boz ötleğen, çizgili ötleğen, akgerdanlı ötleğen ve kır kırlangıcında ilk defa kuş şistozom türleri tespit edilmiştir.
Kastamonu Belediyesi Hayvan Bakımevindeki köpeklerde Leishmaniasisin tespiti
Bu çalışma, Kastamonu Belediyesi Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevindeki köpeklerde leishmania parazitinin olup olmadığını tespit etmek, varsa enfekte köpeklerin özellikleri ile bazı bağımlı değişkenlerin ilgisinin olup olmadığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın evrenini Kastamonu Belediyesi Sahipsiz Hayvan Geçici Bakımevine rutin klinik kontrol, teşhis ve tedavi amacıyla getirilen köpekler oluşturmaktadır. Ancak tüm köpeklerden örnek almak mümkün olmadığından 2022 yılının son 6 ayı içerisinde bakımevine getirilen köpeklerin 200'ü örneklem olarak seçilmiştir. Seçilen örneklemden alınan kan numuneleri kullanılmıştır. Kan sıvısı mikroskobik muayenesi ve hızlı tanı kiti verileri ile elde edilen diğer gözlem verileri nicel araştırma yöntemleri kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, 200 örneğin 9'unda leishmaniasis varlığı tespit edilmiştir. İstatistiksel analizler ile elde edilen sonuçlardan bazıları ise şunlardır: Sahil ilçelerinden kara ilçelerine doğru gidildikçe köpeklerdeki mikroskobik bulguların azaldığı görülmüştür. Köpeklerde yaş arttıkça deri sağlığı bozulmaktadır. Lenf yumrularındaki anormalliklerle cinsiyet arasında zayıf ve anlamlı bir ilişkili vardır. Yaz aylarından kış aylarına gidildikçe köpeklerde deri sağlığının bozulduğu görülmüştür. Köpeklerin cinsiyetinin lenf yumruları üzerinde anlamlı düzeyde etkisi vardır. Yaşın deri sağlığı üzerinde etkisi bulunmaktadır. Köpeklerin geldiği ilçenin deri sağlığı ve mikroskobik inceleme sonucu koyulan tanının pozitif olması üzerinde etkisi olduğu söylenebilir. Tüy renginin deri sağlığına olumsuz ve leishmaniasis testine pozitif etkisi olabileceği söylenebilir. Kış aylarının deri problemlerini arttırıcı etkisi olduğu söylenebilir.
Diyarbakır yöresinde mezbahada kesilen koyunlarda Coenurus cerebralis'in yaygınlığı ve moleküler karakterizasyonu
Taenia multiceps, hem vahşi hem de evcil etoburların ince bağırsaklarında yaşayan bir taeniid cestoddur. Larva aşaması olan C. cerebralis, tipik olarak çok çeşitli çiftlik hayvanlarının merkezi sinir sisteminde ve koyun ve keçilerin beyin dışı dokularında bulunur. Bu çalışmada Diyarbakır yöresinde koyunlarda C.yaygınlığı %9.8 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada toplanan kistlerin mitokondriyal genindeSitokrom C Oksidaz alt birim 1 kullanılarak moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. T. multiceps izolatları COX1 gen dizileri arasında düşük genetik çeşitlilik (%0,24'e kadar) saptanmıştır. Sonuç olarak koyun yetiştiriciliğinin yaygın olduğu bölgelerde, yaygın olarak görülen Coenuriasisi önlemek için sürü sağlığı ile ilgili yeni stratejilerin geliştirilmesinin yanında, bulaşmada aktif rol oynayan köpeklerin etkili anti-paraziter ilaçlarla tedavi edilmesinin elzem olduğu kanatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Coenurus cerebralis, Koyun, Taenia multiceps
Toxoplasma gondii TR01 takizoitlerinin kriyoprezvasyonu
Toxoplasma gondii TR01 Takizoitlerinin Kriyoprezervasyonu ÖZET TANRIVERDİ, Tolga. Toxoplasma gondii TR01 Takizoitlerinin Kriyoprezervasyonu, Yüksek Lisans Tezi, Çankırı, 2025. Günümüzde serolojik testlerde antijen olarak genelde fare veya ratlarda üretilen takizoitler kullanılmaktadır. Hayvanlarda T. gondii üretilebilmesi sırasında maliyet, deneyimli personel ihtiyacı ve etik sorunlar sebebiyle zorluklar yaşanmaktadır. Bu nedenle kriyoprezervasyonun ihtiyaç duyulduğunda çözdürülerek kullanılması bu sorunların önüne geçmektedir. Pek çok parazit türüyle başarılı kriyopre¬zervasyon çalışmaları yapılmaktadır. Takizoitlerin kriyoprezervasyon ile stoklanması sonucunda, istenildiği zaman serolojik testlere yeterli antijen sağlamanın ve hayvan kullanımını azaltmanın mümkün olacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kriyoprezervasyon, Takizoit, Toxoplasma gondii
Study in the prevalence of cryptosporidium species in sheep and goats in Baghdad City, Iraq
In this study was aimed to microscopically identify and determine the prevalence of Cryptosporidium oocysts in sheep and goats in the city of Baghdad during October-November 2020. For this purpose, one hundred and twenty stool samples were collected from 60 sheep and 60 goats. Samples were collected from animals of different ages and sexes. It was examined microscopically using modified Ziehl-Neelsen stain for the detection of parasite species. In this study, two species of Cryptosporidium were detected in sheep and goats; these species are Cryptosporidium parvum and C. andersoni, according to its size measured by ocular lens. The total infection rate of Cryptosporidium spp in sheep and goats was determined as 40% and 33.33%, respectively. In sheep, according to age groups, the highest infection rate was recorded in lambs ≤6 months of age (65%), and the lowest infection rate (20%) was recorded in the 12-24 months age group. According to gender, Cryptosporidium spp. was identified in 56.66% of the teeth and 23.33% of the men. According to gender, this difference was statistically significant (p≤0.01.In goats, the highest infection rate was found at >6 months of age, 50%, and the lowest rate at >12-24 months of age. According to gender, Cryptosporidium spp was identified in 16.66% of the teeth and 50% of the men. According to gender, this difference was statistically significant (p≤0.05). 2021, …… pages Keywords: Cryptosporidium Spp. Prevalence, Sheep and Goats, Iraq
Çankırı ili'ndeki avlanan balıklarda bulunan endoparazitlerin araştırılması
Araştırmada Çankırı il sınırları içinde yer alan 9 farklı istasyondan avlanan toplam 37 adet balık (20 Cyprinus carpio (Linnaeus,1758), 7 Capoeta tinca (Heckel, 1843), 5 Squalius cephalaus (Linnaeus,1758), 5 Alburnus sp.) endoparazitler yönünden incelenmiştir. İncelenen 20 C.carpio (Linnaeus,1758)'nun % 15'inde, 7 C. tinca'nın % 42,9'unda, 5 S. cephalusun % 40'ında, 5 Alburnus sp.'nin ise, %20'sinde nematod parazitler saptanmıştır. Tatlı su balıklarının sindirim sisteminde; Pseudocapillaria tomentosa (Dujardin, 1843), Rhabdochona spp. (Railliet, 1916) larvası, R. gnedini (Skrjabin, 1946), R. denudata (Dujardin, 1845) morfolojik olarak teşhis edilmiştir. Bu nematodlardan P. tomentosa sadece C. carpio türünde bulunurken, R. gnedini R. denudata ve Rhabdochona spp. türleri incelenen tüm balık türlerinde saptanmıştır. Bu tez çalışması ile Türkiye'de ilk defa R. gnedini türü rapor edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Balık, Endoparazit , Çankırı
Aydın ili köpeklerinde bulunan hepatozoon canis'in teşhisinde mikroskobik ve PCR bulgularının karşılaştırılması
Hepatozoon canis köpeklerde ölümle sonuçlanabilen hastalık tablosuna neden olan kene kaynaklı protozoal bir parazittir. Bu çalışmada Aydın ilindeki sahipli köpeklerde Hepatozoon canis'in varlığının mikroskobik ve PCR ile belirlenerek iki teşhis yönteminin sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi'ne gelen köpeklerden toplanan kan örneklerinden ince yayma preparatlar hazırlanarak mikroskobik olarak incelenmişlerdir. Aynı örneklerden DNA ekstraksiyonu yapılarak parazite ait DNA varlığı PCR ile incelenmiş, elde edilen sonuçlar karşılaştırılmıştır. Mikroskobik incelemede hiçbir kan örneğinde H.canis gamontuna rastlanmaz iken PCR ile üç kan örneğinde pozitiflik saptanmıştır. Ülkemizde köpeklerde hepatozoonosis'in prevalansı hakkında daha önce yapılan çalışmalar da mevcuttur. Bu çalışma ile de köpek hepatozoonozisi'nin tanı ve tedavi prosedürlerinin geliştirilmesi açısından katkı sağlanacağı düşünülmektedir.
Muğla yöresi köpeklerinde leishmania türlerinin moleküler ve serolojik olarak belirlenmesi
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından 1980 yıllarının başından beri önemi vurgulanan leishmaniasis, malaria ve lenfatik filariasis'den sonra üçüncü vektör kaynaklı en önemli hastalık olarak değerlendirilmektedir. Hastalığın dünyanın pek çok yerinde visseral leishmaniasis (VL), kutanöz leishmaniasis (KL), diffuz deri leishmaniasis (DCL) ve mukokutanöz leishmaniasis (MCL) gibi değişik formları görülmektedir. Türkiye'de ise KL ve VL formları en sıklıkla görülen formlar olarak bilinmektedir. Türkiye'de KL'ye yol açan tür daha çok L. tropica iken VL'ye yol açan tür ise L. infantum olarak bildirilmektedir. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarda KL vakalarında VL öyküsü olmaksızın L. infantum türünün izole edildiği, yine VL vakalarında KL öyküsü olmaksızın L. tropica türünün tespit edildiği ifade edilmektedir. Bu çalışmada da Muğla yöresinde, Veteriner kliniklerine getirilen 69 dişi ve 62 erkek köpekten kan alınarak Leishmania spp. varlığının moleküler ve serolojik yöntemle araştırılması amaçlanmıştır. Köpeklerden EDTA içeren antikoagulanlı tüplere alınan kanlardan moleküler testlerde kullanılmak üzere DNA izolasyonu yapılmış ve izole edilen DNA örneklerinde PZR yöntemi ile Leishmania spp. tespiti yapılmıştır. Aynı zamanda alınan kanlardan serum çıkartılarak, serolojik olarak IFAT testi ile değerlendirilmiştir. Çalışma sonunda 131 köpekten alınan serum örneklerine uygulanan IFAT ile 49 köpekte (%37.4) anti-Leishmania antikor titresinin 1:64 ve üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Moleküler değerlendirmede ise dokuz köpekte (%6.87) PZR yöntemiyle Leishmania spp. bulunmuştur. Çalışma bölgesindeki 18 farklı yerleşim alanında toplam 131 köpeğin değerlendirilmesinde KVL'in seroprevalansı %37.4 olarak belirlenirken, moleküler prevalans %6.87 tespit edilmiştir.
Echinococcus granulosus'un sığır ve koyun izolatlarındaki antijen b (agb) gen polimorfizminin belirlenmesi ve serolojik tanı üzerindeki etkinliğinin araştırılması
Kistik Ekinokokkozis (KE), Echinococcus granulosus'un larval formu tarafından meydana getirilen, dünya çapında yaygın bir helmint hastalığıdır. Antijen B (AgB), E. granulosus larvasının bir ekskret-sekret ürünü olup, bu antijen parazitin larval formu tarafından bol miktarda salgılanmakta ve KE'nin serolojik teşhisi amacıyla antijen kaynağı olarak kullanılmaktadır. AgB, bir multigen ailesi tarafından kodlanmakta olup, konakçı immun sisteminden kaçma ile ilgili görevlerinin de olduğu ileri sürülmektedir. Bu tezin amacı; sığır ve koyunlardan elde edilen E. granulosus'un farklı izolatları arasında genetik farklılığı belirlemek ve AgB1 genindeki polimorfizmi DNA dizi analiziyle tespit ederek ELISA ve Western Blot testini kullanarak serolojik yanıtla olan ilişkisini araştırmaktır. Bu amaçla; Elazığ ve Erzincan illerindeki mezbanelerde kesim sonrası, her bir ilden 30 sığır ve 30 koyundan hidatik kistlere ait germinal membranlar ve bu hayvanlara ait kan serum örnekleri toplanmıştır. Total genomik DNA izolasyonundan sonra genetik karakterizasyon amacıyla tüm izolatların 12S rRNA geni PZR metoduyla çoğaltılmış, band elde edilemeyen örneklerin mt-CO1 gen bölgesi DNA sekans analiziyle incelenmiştir. Daha sonra gDNA'lar AgB1 spesifik primerler kullanılarak PZR ile çoğaltılmış ve DNA dizi analiziyle genetik varyasyon araştırılmıştır. Son aşamada bütün serum örnekleri kısmi pürifiye kist sıvısı antijeni kullanılarak ELISA ve Western Blot testleri ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak; toplam 120 izolatın 114 (%95)'ünün 12S rRNA-PZR, 6 izolatın da mt-CO1-PZR ve takiben yapılan DNA dizi analizi neticesinde E. granulosus sensu stricto olduğu belirlenmiştir. Takiben yapılan DNA dizi analiziyle 120 örneğin 13 (%10.8)'ünde AgB1 geninde nükleotid değişimleri belirlenmiştir. Bu çalışma ile DNA dizi analizi kullanılarak AgB1 geninde polimorfizm tespit edilen 13 hidatik kistli örneğin 9 (%69.2)'u ELISA ile 6 (%46.1)'sı da WB ile pozitif bulunmuştur. Öte yandan AgB1 geninde herhangi bir polimorfizm saptanmayan 107 örneğin 80 (%74,7)'i ELISA ile 75 (%70,9)'i de WB ile pozitif bulunmuştur. Sonuç olarak E. granulosus sensu stricto'nun AgB1 geninde değişik oranlarda varyasyon belirlenmiş ve bunun serolojik yanıt üzerinde kısmi etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Arakonak salyangozlarda fasciola türlerinin moleküler karekterizasyonu
Trematode parasites cause the Food-borne trematodiasis which is in the list of neglected tropical diseases (NTDs). Poor people living in the developing world are mostly affected by these diseases. Fascioliasis occurs when the definitive hosts i.e. herbivorous mammals or humans (accidental hosts) ingest the infective metacercarial cysts of trematodes from the genus Fasciola. Snails are the intermediate host of Fasciola hepatica. In the current study, 500 snail samples were collected from three different regions of Elazig province. Genomic DNA was extracted from individual snail samples and cercarial stage of liver fluke was detected through its intermediate snail host. The mt-CO1 gene region of 446-bp was amplified through PCR using specific primers and molecular prevalence of Fasciola spp in snail samples was detected. Among 500 collected samples 18 were found positive. Prevalence percentage in Keban was 2.78%, in Sivrice 7.08%. Overall percentage was recorded as 3.6%. In conclusion, this study has demonstrated the cercarial prevalence in snails using molecular detection techniques.
Elazığ'da mezbahanelerden toplanan sığır ve koyun hidatik kist örneklerinin moleküler karekterizasyonu
Echinococcosis is a life threatening zoonotic infection, recognized as seventeen neglected tropical diseases in the world by WHO, caused by the immature worms of cestodes species of genus Echinococcus and is responsible for significant economic as well as medical losses each year. Different molecular techniques have been used to study the genetic variations of Echinococcus spp, investigations have been made using different nuclear as well as mitochondrial regions for genotyping of the Echioncoccus spp. The purpose of this study is the identification, molecular analysis and genotyping of the Echinococcus spp. in sheep and cattle samples collected from slaughterhouses of Elazig, Turkey by using 446 bp of mitochondrial cytochrome c oxidase subunit 1 (mt-CO1) gene. 90 samples have been selected on the basis of cyst quality and PCR band quality and the samples were then sent for gene sequencing. 5 samples were not sequenced properly so alignment has been performed on 85 samples (19 sheep, 66 cattle) to identify the species of isolates. Out of 85 isolates, 84 were recognized as E. granulosus sensu stricto and one sheep isolate was found to be G6 genotype of E. canadensis which is reported for the first time in Turkey. However single nucleotide polymorphism has been observed in not only samples of different animals but also in samples collected from same cattle. Multiple organ infection has been observed in two of the cattle both in lungs and liver. As a result of haplotype analysis, 16 haplotypes of E. granulosus s.s. have been detected in 66 cattle isolates whereas 8 haplotypes were identified in 19 sheep samples.
Elazığ ilinde balarılarında görülen nosema türlerinin moleküler ayrımı ve subklinik vakaların araştırılması
Balarısı (Apis mellifera Linnaeus) insan sağlığı ve beslenmesi için önemli katkılar sağlayan bal, arı sütü, polen, propolis, bal mumu ve arı zehri gibi ürünleri ile tarım ürünlerinin polinizasyonuna da büyük katkıları olan önemli canlılardandır. Günümüzde ise bu faydalarına büyük oranda zarar veren hastalıklarının arttığı ve yararlarının kısıtlanmasına sebep olduğu görülmektedir. Bu hastalıkların en önemlilerinden bir tanesi de nosemosistir. Nosemosis, Nosema apis veya Nosema ceranae türlerinin ergin bal arılarının sindirim sistemlerinde bozukluklara yol açan önemli bir arı hastalığıdır. Etkenler kimi zaman tek başına kimi zaman da miks enfeksiyonlara sebep olmaktadır. Bu çalışmada, Elazığ ili, Sivrice ilçesinde sabit üç arılıktan 12 ay boyunca her ay toplanan en az 20 adet ölü ya da canlı işçi arıdan oluşan materyaller Fırat Üniversitesi Parazitoloji Laboratuvarında mikroskobik ve moleküler olarak incelenmeye alınmıştır. Materyalin mikroskobik incelenmesinde tümünde Nosema sporları tespit edilmiş olup daha sonraki aşamada mültipleks PZR yapılarak pozitif örneklerin tamamında hastalık etkeninin N. ceranae olduğu belirlenmiştir. Elazığ ilinde yapılan bu tez çalışması ile moleküler düzeyde ilk defa Nosema ceranae belirlenmiş olup yine ilk defa Elazığ Sivrice'de yıl boyu subklinik vakaların incelenmesi sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nosemosis, Apis mellifera L., Elazığ, Nosema ceranae, Nosema apis, Multipleks PZR
Malatya yöresinde sığırlarda anaplasma türlerinin reverse line blotting (RLB) yöntemi ile araştırılması
Anaplasma türleri, hayvanların ve insanların sağlığını etkileyen zorunlu hücre içi riketsiyal patojenlerdir. Anaplasma soyu içinde çoğu hayvanlar için bazıları aynı zamanda insanlarda da patojen olan 6 bakteri tanımlanmıştır. Son zamanlarda, Japonya, Çin ve Tunus'ta A. phagocytophilum ile genetik olarak yakın benzerlik gösteren iki yeni tür tanımlanmıştır. Bu çalışmada sığırlarda Anaplasma türlerinin varlığı ve dağılımının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için Malatya'nın Akçadağ, Arguvan ve Yazıhan ilçelerine bağlı 27 farklı işletmede klinik enfeksiyon göstermeyen 200 sağlıklı sığırdan 2019 yılında (Mart ve Ekim aylarında) EDTA'lı kan örnekleri toplanmıştır. Kanlardan ekstrakte edilen DNA'lar, reverse line blot (RLB) yöntemiyle Anaplasma/Ehrlichia türlerinin 16S rRNA geninin V1 değişken bölgesi yönünden taranmıştır. RLB ile %38.5 (77/200) oranında Anaplasma enfeksiyonları yönünden pozitiflik saptanmıştır. En yaygın türün A. marginale (%32.5) olduğu, bunu A. centrale (%5.5), Anaplasma/Ehrlichia catch-all (%5.5) ve Anaplasma sp. Omatjanne (%2.5)'nin izlediği belirlenmiştir. Test edilen hayvanların hiçbirinde A. phagocytophilum ve A. bovis saptanmamıştır. PZR pozitif 77 amplikondan 11'i sadece Anaplasma/Ehrlichia catch-all proba sinyal verirken, membrandaki tür spesifik probların hiçbirine sinyal vermemiştir. Bu amplikonların PZR-RFLP yöntemi ile A. phagocytophilum-like 1 ve A. phagocytophilum-like 2 oldukları belirlenmiştir. DNA dizileme ve filogenetik analizler RFLP verilerini doğrulamış ve Türkiye'de sığırlarda A. phagocytophilum ile yakından ilişkili potansiyel olarak yeni iki türün bulunduğunu göstermiştir. Türkiye'de A. phagocytophilum-like 1 ve A. phagocytophilum-like 2'nin bulunduğu ilk defa bu çalışmada ortaya konmuştur. Bu çalışma sonucunda elde edilen veriler Anaplasma cinsindeki genetik çeşitliliğin beklenenden çok daha fazla olduğunu ve A. phagocytophilum benzeri suşların sığır anaplasmosisinin ayırıcı tanısında dikkate alınması gerektiğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Anaplasma phagocytophilum-like 1 ve 2; Molecular epidemiology; 16S rRNA PCR-RFLP; reverse line blot; sığır
Burdur ili parklarında bulunan oyun alanlarının kedi ve köpek helmint yumurtaları ile kontaminasyonunun araştırılması
Bu çalışma, Burdur ili park ve bahçelerindeki çocuk oyun alanlarından alınan toprak örneklerinin, kedi-köpek helmin yumurtaları ile kontaminasyon durumu ve çocuk parklarının bu etkenler açısından taşıdığı riski belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla 10 parkın 10 farklı yerinden olmak üzere toplam 100 toprak örneği, herhangi bir takvime bağlı olmaksızın helmint yumurtaları yönünden incelenmek üzere alınmıştır. Çalışmada, incelemesi yapılan 10 parktan 4 tanesinin (%40), alınan 100 toprak örneğinden de 27 tanesinin (%27) kedi-köpek helmint yumurtaları ile kontamine olduğu tespit edilmiştir. En yaygın tür %21 ile Toxocara türlerinin yumurtası olurken; bunu Taenia türlerinin yumurtaları (%6) izlemiştir. Taenia türlerinin yumurtalarına 10 parktan sadece 1 tanesinde rastlanılırken, bu parktaki kontaminasyon oranı %60 olarak tespit edilmiştir. Helmint yumurtaları ile kontaminasyon belirlenen 4 parktan 3 tanesinde de sadece Toxocara spp. belirlenirken (park numara sırasına göre %70, %60 ve %80); Toxocara türlerinin kontaminasyon oranları arasında istatistiksel açıdan önemli bir fark bulunmamıştır (P>0,05). Bu çalışmada ilk kez Burdur ilinde parklardaki çocuk oyun alanlarının helmint yumurtaları ile kontaminasyonu belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarının ilerleyen yıllarda yapılacak benzer çalışmalara bir veri arşivi oluşturmasının yanında, tespit edilen parazit türlerinin meydana getirdiği hastalıklarla ilgili koruma-kontrol programlarının geliştirilmesine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Dışkı bakısına göre Burdur ili koyunlarında bulunan helmintlerin yayılışı
Bu çalışmada Burdur ili koyunlarında helmint türlerinin yayılışlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma sürecinde, Burdur ilinin beş (Ağlasun, Tefenni, Gölhisar, Yeşilova ve Merkez) ilçesinden, toplamda 297 koyundan dışkı materyali alınmış ve alınan örnekler inceleme amacıyla Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalına getirilmiştir. Her bir hayvanın rektumundan taze olarak alınan dışkı örnekleri Fulleborn flotasyon, Benedek sedimentasyon ve Baerman Wetzel yöntemleri ile incelenmiş not edilmiştir. Araştırmanın sonunda, incelenen 297 hayvanın 170'i (%57.24) en az bir helmintle enfekte bulunmuştur. Çalışma yapılan ilçelerde enfeksiyon oranı %49.1 ile %62.33 arasında değişmiş olup Yeşilova ilçesinde %62.33, Tefenni ilçesinde %62, Merkez ilçede %57.4, Ağlasun ilçesinde %57.24 ve Gölhisar ilçesinde %53.96 tespit edilmiştir. İncelenen koyunlarda 6 nematod, 1 cestod ve 2 trematod bulunmuştur. Koyunlarda Trichostrongylidae %50.84 oranında tespit edilmiş ve bu ailede dışkı muayenesiyle tespit edilebilen Marshallagia sp. %15.48 oranında; Nematodirus sp. ise %12.12 oranında tespit edilmiştir. Muayenesi yapılan koyunlarda Trichuris sp. %0.33 oranında bulunmuştur. Karaciğer ve safra yollarında enfeksiyona neden olan türlerden Dicrocoelium dendriticum %6.06 oranında, Fasciola sp. ise %4.71 oranında tespit edilmiştir. Cestoda sınıfından sadece Moniezia sp. (%6.73) ile enfeksiyon görülmüştür. Akciğer kıl kurtlarından en yaygın görülen tür M. capillaris (%6,73) olup bunu P. rufescens (%6.06), D. filaria (%3.70) ve C. ocreatus (%1.68) izlemiştir. Dişilerde enfeksiyon erkeklere göre daha yaygın görülmüş ancak bu farklılık istatistiki açıdan anlamlı bulunmamıştır. İncelemesi yapılan koyunlar üç farklı yaş grubunda incelenmiş ve 3 yaşından büyük koyunlarda enfeksiyonun daha yaygın olduğu görülmüş, bunu 1-3 yaş grubu ve 0-1 yaş grubu izlemiştir. Yaş gruplarında prevalans, istatistiki açıdan anlamlı bulunmamıştır. Enfeksiyonun en yaygın görüldüğü ırk merinos ırkı olup bunu sakız ve tahirova ırkları takip etmektedir. Irklar arasında görülen prevalans farkı istatistiki açıdan anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak, Burdur ili koyunlarında helmint enfeksiyonlarının yaygın olduğu görülmüş ve yetiştiricilerin bu konuda bilgilendirilmesi gerektiği kanısına varılmıştır.
Echinococcus granulosus'un Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi izolatlarının moleküler ayrımı
Kistik echinococcosis Türkiye'de endemik bir paraziter zoonozdur. Günümüzde Türkiye'de Echinococcus granulosus'un suşları hakkında detaylı bilgi bulunmamaktadır. Endemik bir bölgede etkin eradikasyon ve kontrol programlarının sağlanabilmesi için dominant suş ya da suşlar bilinmelidir. Bu amaçla Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde bulunan Elazığ, Malatya, Erzurum, Van, Diyarbakır ve Şanlıurfa illerindeki kesimhanelerden 7 keçi, 19 sığır ve 179 koyun olmak üzere toplam 205 hidatik kist izolatı toplanmıştır. Bu izolatlardaki genetik varyasyonu belirlemek amacıyla bütün örneklerin ribozomal ITS-1 (Internal Transcribed Spacer) gen bölgeleri PZR-RFLP (Polimeraz Zincir Reaksiyonu-Restriction Fragment Length Polymorphism) tekniği ile incelenmiştir. Tüm izolatların aynı band profiline sahip olması sonucunda 6 sığır, 4 koyun ve 4 keçi izolatının mitokondrial CO1 (cythochrome oxidase 1) gen bölgesinin dizi analizi yapılmıştır. Bu çalışmanın sonucunda bakısı yapılan üç farklı türe ait 205 izolatın hepsinin yaygın koyun suşu (G1) olduğu belirlenmiştir.
Elazığ yöresi koyunlarında kist hidatiğin yayılışı ve koyun kökenli kist sıvısının antijenik özelliklerinin araştırılması
1. ÖZET Bu çalışma koyun kökenli hidatik kist sıvısının antijenik özelliklerinin SDS- PAGE ile araştırılması, koyun hidatidosisinin tanısında ELI S A ve Western blot testlerinin sensitivite ve spesifitelerinin belirlenmesi ve Elazığ yöresi koyunlarında hidatidosisin seroprevalansımn ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla önce mezbahada kesimi yapılan koyunlardan 50 hidatik kistli ve 50 de hidatik kistsiz hayvanın kanı alınmış, kesim takip edilerek iç organların muayenesi yapılmış, kistli organlar laboratuvara getirilmek üzere alınmış ve her hayvandan dışkı örneği toplanmıştır. Daha sonra Elazığ Merkez, Baskil, Keban, Sivrice ve Kovancılar ilçelerinin farklı yerleşim birimlerinden 50'şer hayvandan kan örnekleri alınmıştır. Enfekte koyunlarda hidatik kistlerin en çok karaciğer-akciğer (%52) organ ikilisinde yerleştiği, bunu karaciğer (%38) ve akciğerin (%10) takip ettiği görülmüştür. Hidatik kistlerin %56'smın fertil, %16'sımn steril, %2'sinin kalsifiye ve %26'sınm da yeni gelişmeye başlayan kistler olduğu görülmüştür. Kist fertilitesinin yaşla birlikte arttığı gözlenmiş ve fertilite oranlarının bir, iki ve üç yaşlı koyunlarda sırasıyla %14.3, %48 ve %83.3 olduğu belirlenmiştir. Kesim sonrası muayenesi yapılan 100 koyunun 20'sinde Moniezia spp., 19'unda Cysticercus tenuicollis, 11 'inde Kist hidatik + C.tenuicollis, yedisinde Kist hidatik + Moniezia spp., ve birinde de C.tenuicollis + Moniezia sppSye rastlanmıştır. Kist sıvısının SDS-PAGE ile analizinde moleküler ağırlığı 29, 45, 58, 68, 98 ve 116 kDa olan altı farklı polipeptid bandı belirlenmiştir. Western blot deneyi neticesinde ise hidatik kistli serumlarda 29, 38, 42, 58, 62, 68, 98, 116, 120, 150 ve f 205 kDa'luk bantlar belirlenirken, hidatik kistsiz serumlarda 38, 58, 62, 68, 116 ve205 kDa'luk protein bantları belirlenmiş ve 116 kDa'luk bandın spesifik tanı koy durucu bant olduğu kanısına varılmıştır. Western blot testinin sensitivitesi %88 spesifitesi %84 olup, ELISA'da bu oranların sırasıyla %60 ve %94 olduğu belirlenmiştir. ELISA'mn sensitivitesi karaciğerdeki kistlerde %47.3, akciğerdekilerde %60, heriki organda birden bulunan kistlerde %69.2 olmuş, bu oranlar fertil kistlerde %67.8, steril kistlerde %75 ve yeni gelişmeye başlayan kistlerde ise %38.4 olarak belirlenmiştir. Western blot' in ise sensitivitesi karaciğerdeki kistlerde %84.2, akciğerdekilerde %80 ve heriki organda birden bulunan kistlerde ise %92.3 iken fertil kistlerde %92.8, steril kistlerde %75, kalsifıye kistlerde %100 ve yeni gelişmeye başlayan kistlerde %84.6 olmuştur. Sonuç olarak Elazığ yöresindeki koyunlarda hidatidosisin prevalansı ELISA ile %62, Western blot ile %66.4 olarak bulunmuş, prevalansm yaş ile birlikte arttığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hidatik kist, Koyun, SDS-PAGE, Western Blot, ELISA, Sensitivite, Spesifite, Seroprevalans.
Elazığ ve Tunceli yörelerinde bulunan av hayvanlarından bıldırcın (Coturnix coturnix) ve kınalı keklik (Alectoris graeca)'lerde parazitlerin yayılışı
30 ÖZET Materyalimizi oluşturan 100 adet bıldırcın (Coturnix coturnix) Elazığ yöresinden, 50 adet keklik (Alectoris graeca) ise Tunceli ve Elazığ yöresinden 1991-1992 av sezonlarında elde edilmiştir. Bu kanatlıların tüm iç organları ve vücut boşlukları helmintler ve coccidia etkenleri yönünden muayene edilmiştir. Pankreas kanallarında bulunan bir tür hariç diğer bütün türlere bu kanatlıların sindirim kanallarında rastlanmıştır. Kekliklerin % 86 'sının ve bıldırcınların ise % 49'unun çeşitli helmint türleri ve Eimeria ookistferi ile enf ekte oldukları bulunmuştur. Bıldırcınlarda bulunan türlerin Choanotaenia infundibulum (%39), Fimbriaria fasciolaris {%\), Lyruterina nigropunctata (%4), Raillietina echinobothrida (%!), R. tetragons (%2), Raillietina sp. (%1), Heterakis gailinarum (%î), Pseudaspidodera pavonis (%2), Subulura di ff erens {% 4), Eimeria baterl\%îfy, E. cotumicis (%4), E. tsunodajve E. uzura, kekliklerde bulunan türlerin ise Corrigia conigia (%10), Choanotaenia infundibulum (%4), Raillietina echinobothrlda (%10), R. tetragona (%6), Cheiliospirura spinosa (%14), Heterakis dispar (%38). H. gaJlinarum (%12), Subulura differens{%&), Seurocymea co//n/{%2), S. eurycerca (%2), Bmeria afectoreae (%18), E caucasica (%38), E cotumicis (%4), E. gonzaiezi (%4) ve E.kofoidi (%76) olduğu görülmüştür. Türkiye'de bıldırcınlarda t. nigropunctata, P. pavonis, £ 6*ie« E.tsunodaJ ve E uzura'nın; kekliklerde C. spinosa, S. colini, E. afectoreae ve E.gonzalez i 'nin; hem keklik ve hem de bıldırcınlarda ise £ cotumicis 'in varlığı ilk defa bu çalışma ile ortaya konmuştur.
Elazığ ve çevresinde koyun, keçi ve sığırlsrda eksternal myiasit etkenlerinin yayılış ve gelişmeleri
Bu araştırma, 1994 ve 1995 yıllarında Elazığ Merkez, Sivrice, Kovancılar, Baskil ilçeleriyle Saikaya köyünde yürütülmüştür.Sineklerin toplanmalarını sağlamak ve öldürmek maksadıyla önceden kokuşturulmuş et, karaciğer ve dalak parçaları üzerine Golden Malrsn serpilmiş ve bu şekilde odaklardan toplam 10440 adet sinek yakalanmıştır.Laboratuvarda morfolojik özelliklerine göre teşhis edilen sineklerin 7989 (% 76.52)' unun Locllla serlcata, 35 (% 0.34)' inin L. caesar, 540 (% 5.17)' inin Cdlltphora vlclna, 46 (% 0.44)' sının C. vomltoria, 1416 (% 13.56)' sının Chrysomyia albiceps, 3 (% 0.03)' ünün Woh!fahrtia magniflca, 233 (% 2.23)f ünün Sarcophaga haemorrholdalls ve 178 (% 1.71)' inin de S, carnarîa olduğu görülmüştür. Sineklerin 9490 (% 90.90) adedinin dişi, 950 (% 9.10) adedinin erkek olduğu belirlenmiştir. W. magniflca' nın erkeklerinin dışında, diğer türlerin erkek ve dişilerine rastlanmıştır.Her iki yılın Ocak, Şubat, Mart, Kasım ve Aralık aylarında görülmeyen sineklerin meteoroloji verilerine göre ortalama; sıcaklığın 17.9°C, nisbi nemin % 52.8 ve yağış miktarının 24.4 mm3 olduğu 1994 yılı Mayıs ayında (% 20.92), ortalama; sıcaklığın 21.4°C, nisbi nemin % 43.4 ve yağış miktarının 10.7 mm3 olduğu 1995 yılı Haziran ayında (% 24.6) en yüksek oranda bulundukları tespit edilmiştir.Laboratuvar şartlarında gelişmeleri incelenen türlerden; Lucllîa serlcata' nın 17-22 günde, C. vicirta ve W. magniflca' nın 19-23 günde S. haemorrhoidaiîs1 in ise 10-16 günde gelişmelerini tamamladıkları görülmüştür,Diğer taraftan, araştırma süresince 52 myiasis vakası tespit edilmiştir. Bunlardan; 22 (% 42.31)' si her iki yılın Haziran ayında, 10 (% 19.23)' u Mayıs ayında, 9 (% 17.31)' u Temmuz ayında, 8 (% 15.38)' i Eylül ayında ve 3 (% 5.77)' ü de Ağustos ayında görülmüştür. Vakaların 47 (% 90.38)' sinin koyunlarda, 5 (% 9.62)! inin de sığırlarda bulunduğu saptanmıştır. Keçilerde herhangi bir myiasis vakasına rastlanmamıştır. Yaralardan toplanan larvaların yapılan preparatlarının ve pupadan çıkan sineklerin incelenmesi sonucunda, yaraların 51 (% 98.08)' inin W. magniflca, 1 (% 1.92)' inin de L. serlcata larvaları tarafından oluşturulduğu tespit edilmiştir.Diğer taraftan, nekrotik dokuları uzaklaştırılan ve uygun antiseptiklerle yıkandıktan sonra Negusant püskürtülen yaraların tamamının iyleştikleri görülmüştür.Anahtar Kelimeler; Koyun, Keçi, Sığır, Eksternal Myiasis.?
Bazı kanatlılardaki sarcocystis türleri ve bunların yayılışları
43 5. ÖZET Bu araştırmada, Elazığ Merkez, Sivrice, Baskil ve Keban ilçe merkezlerinden ve buralara bağlı köylerden satın alınan 100 ev tavuğu, 25 hindi, 18 ördeğin, tavuk mezbahanesinden temin edilen 400 kümes tavuğunun ve avlanan 20 keklik ile 21 güvercinin kas örnekleri Sarcocystis kistleri yönünden incelenmiştir. Kanatlıların hiçbirinde makroskopik kistlere rastlanmamış olup, göğüs, boyun, bud ve kalp kaslarından alınan örneklerin digestion tekniği kullanılarak yapılan muayenelerinde 100 ev tavuğunun 38 (%38)'inde, 25 hindinin 5 (%20)'inde ve 20 kekliğin 2 (%10)'sinde görülen mikroskopik kistler kümes tavukları, ördek ve güvercinlerde bulunamamıştır. Ev tavuklarında iki mikroskopik Sarcocystis kisti tespit edilmiştir. Bunlardan, 68.5 x 652.5 mikron büyüklüğünde ve içleri belirgin locaları olmayan S. horvathi kistlerinin, 2.3-3.2 mikron kalınlığında ve parmak şeklinde çıkıntıları bulunan bir kist duvarına sahip olduğu görülmüştür. Parazitin muz dilimi şeklindeki bradizoitleri ise ortalama 2.25 x 10.15 mikron büyüklüğünde bulunmuştur. Diğer, 61.93 x 543.75 mikron büyüklükte ve localı olan Sarcocystis sp. kistlerinin 1.0-2.2 mikron kalınlıkta ve parmak benzeri çıkıntıları bulunan bir kist duvarına sahip olduğu görülmüştür. Bu türün bradizoitlerinin ortalama 2.3 x 15.7 mikron büyüklüğünde ve uzun lanset şeklinde oldukları tespit edilmiştir. Ev tavuklarında Sarcocystis horvathi'ye en fazla (%65.8) boyun kaslarında, Sarcocystis sp. kistlerine ise en fazla (%23.7) göğüs kaslarında rastlanmıştır. Hindi ve kekliklerde yapılan muayenelerde parçalanmamış kistlere rastlanmadığından kistlerin büyüklükleri ölçülememiştir. Ancak, görüldüğü kadarıyla localı olan Sarcocystis sp. kistlerinin üzerinde44 parmak benzeri uzantıları bulunan bir kist duvarına sahip oldukları belirlenmiş olup, kist duvarının hindilerde 2.0-2.5 mikron, kekliklerde 1.5 mikron kalınlıkta olduğu tespit edilmiştir. Sarcocystis sp. kistleri hindilerde boyun, bud ve göğüs kaslarında, kekliklerde ise sadece boyun kaslarında görülmüştür. Kanatlıların hiçbirinde kalp kasında mikroskopik kistlere rastlanmamıştır. Diğer taraftan, mikroskopik kistlerle enfekte ev tavuklarında histopatolojik lezyonlar görülmüş olup, bu lezyonların hindi ve kekliklerde daha hafif olarak şekillendiği gözlenmiştir.
Bingöl yöresi buzağılarında Eimeria türleri ile Toxocara vitulorum'un dışkı bakılarına göre yaygınlığının araştırılması
Bingöl Yöresi Buzağılarında Eimeria Türleri ile Toxocara vitulorum'un Dışkı Bakılarına Göre Yaygınlığının Araştırılması Bu çalışma Bingöl yöresi buzağılarında Eimeria türleri ve Toxocara vitulorum'un prevalansını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma kapsamınında Bingöl ili Solhan ilçesinde 17 farklı köyde 6 aylıktan küçük 213 buzağının dışkı örnekleri toplanmıştır. Hayvanların rektumlarından alınan dışkı örnekleri Bingöl Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı Laboratuvarlarında Flotasyon yöntemi ile Eimeria sp. ookistleri ve Toxocara vitulorum varlığı yönünden incelenmiştir. İncelenen 213 buzağı dışkısının 78'inde (%36,6) Eimeria sp. Ookistlerine, 80'inde (%37,5) ise Toxocara vitulorum yumurtası tespit edilmiştir. Tespit edilen türler ise, E.alabamensis (%5,12), E.zuernii (%16,66), E.ellipsoidalis (%16,66), E.subsherica (%8,97), E.auburnensis (%12,82), E.cylindirica (%23,07), E. wyomingensis (%2,56), E.brasiliensis (%5,12) ve E.bovis (%8,97) türleri tespit edilmiş olup, en fazla bulunan türün E.cylindirica (%23,07) türü iken, en az bulunan türün ise E. wyomingensis (%2,56) olduğu görülmüştür. Anahtar kelimeler: Bingöl, Buzağı, Eimeria, Toxocara vitulorum, prevalans
Bingöl ili sokak köpeklerinde dışkı bakılarına göre Helmint enfeksiyonlarının yayılışı ve zoonotik önemi
Köpek ve insan teması günümüze kadar gelen ve devam eden binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Önceleri insan artıkları ile beslenen vahşi kurtlar zamanla insan temasına alışarak insan-köpek birlikteliğinin temellerini atmışlardır. İnsanının köpek üzerine yapmış olduğu seçici üretme müdahaleleri sonucu ise çeşitli şekil ve büyüklükte atalarından daha evcil olan köpek ırkları geliştirilmiştir. Günümüzde özellikle sokak hayvanlarının serbest dolaşabildiği ülkelerde bu birlikteliğin günlük hayata dahlini görmek mümkündür. Köpek insan ilişkisi kaçınılmaz olarak birçok zoonoz hastalığı da beraberinde getirmiştir. Bu tez çalışması Bingöl ilindeki sokak köpeklerinde dışkı bakılarına göre helmint enfeksiyonlarının yayılışını ve zoonotik önemini belirlemek için yapılmıştır. Bu tez çalışması kapsamında Bingöl İlinde faaliyet gösteren Bingöl Belediyesi Geçici Hayvan Bakımevi'ne yıl boyunca getirilen paraziter tedavi görmemiş çeşitli ırkta, yaşta ve cinsiyetteki sokak köpeklerinden 50 dışkı örneği alınarak makroskopik muayene, natif muayene, flotasyon ve sedimentasyon yöntemleriyle helmint enfeksiyonu açısından incelenmiştir. İncelenen 50 dışkı örneği içerisinde toplamda en fazla bulunan türün T. canis (%20) türü, en az bulunan türün ise T. leonina (%6) olduğu görülmüştür. 50 adet dışkı örneği içerisinde D. caninum %10 oranında bulunurken Isospora sp. %10 oranında bulunmuştur. Dışkı örneklerinde bulunan helmint türlerinin bölgede yaşayan insan sağlığı açısından önemi saptanmaya çalışılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler sokak köpeklerinde antiparaziter mücadelenin toplum sağlığı açısından da önemli olduğunu bir kez daha göstermiştir. Sokak köpeklerinde yaş, ırk ve cinsiyet ayırmaksızın görülebilen paraziter enfeksiyonlar popülasyonun tamamında düzenli bir antiparaziter mücadelenin gerekliliğini göstermektedir.
Rekombinasyon sonrası theileria annulata popülasyonlarındaki genetik ve antijenik çeşitlilik
Hyalomma soyuna bağlı ixodid keneler tarafından nakledilen Theileria annulata'nın oluşturduğu tropikal theileriosis gelişmekte olan ülkelerde, sığırların ekonomik açıdan önemli bir hastalığıdır. Doğal şartlarda parazitlerde oluşan seksüel rekombinasyon popülasyonun genetik çeşitliliğinin oluşmasında önemli yer tutmaktadır. Bunun yanında, hastalıkta tedavi amaçlı ilaç uygulamaları ve koruyucu amaçlı aşılamalar T.annulata popülasyonları üzerine seçici etki yaparak popülasyonun yapısını değiştirmekte, bunların kenelere aktarımına ve dolayısıyla da oluşacak yeni popülasyonda genetik farklılıkların oluşmasına sebep olmaktadır. Theileria annulata'nın bilinen tüm gen sekansı, popülasyon genetiği çalışmaları ve yeni antijenlerin tanımlanması için genetik marker geliştirilmesine olanak sağlamıştır. T.annulata popülasyonlarının kenelere aktarılmasından sonra oluşan yeni parazit popülasyonlarındaki genetik çeşitlilik ve rekombinasyonun bu çeşitlilikteki rolü hakkında polimorfik moleküler markerler kullanılarak yapılmış kapsamlı bir çalışma bulunmamaktadır. Klonal olan ve olmayan iki farklı T. annulata izolatının (Ankara D7 ve Akçaova A10) rekombinasyon sonrası analizi için yapılan popülasyon genetiği çalışmasında kullanılmak üzere 23 adet mini ve mikrosatelit marker belirlenmiştir. Ayrıca, yeni parazit popülasyonlarında rekombinasyonun yoğun olduğu kromozomal bölgeler ve bunların çaprazlama sonrası meydana gelen antijenik etkisi belirlenmiştir. Bu tez çalışmasında polimorfik markerler kullanılarak, klonal olan ve olmayan Theileria annulata izolatlarının kenelere aktarımını takiben çaprazlama sonrası oluşan yeni popülasyonlarında çok sayıda farklı alleller belirlenerek genetik düzeyde farklılaşmalar olduğu belirlenmiştir. Rekombinasyonun yoğun olduğu kromozomal bölgeler; D7 için kromozom 4>2>1>3 ve rekombinasyonun en yoğun olduğu A10 için kromozom 3>4>2>1 şeklinde sıralanmıştır. Rekombinasyonun 21 farklı antijenik bölge üzerindeki etkisi için yapılan analizinde bu parazit izolatları için antijenik düzeyde bir farklılaşma görülmediği belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Theileria annulata, rekombinasyon, popülasyon genetiği.
Theileria annulata'ya karşı aşılanan hayvanlarda aşının koruyuculuğu etkinliğinin genotipik düzeyde belirlenmesi
Hyalomma soyuna bağlı ixodid keneleri tarafından nakledilen Theileria annulata'nın oluşturduğu tropikal theileriosis sığırların ekonomik açıdan önemli bir hastalığıdır. Kuzey Afrika, Güney Avrupa, Hindistan ve Türkiye'yi de içine alan Orta Doğu ile Asya'da yaygın olarak görülmekte ve yaklaşık 200 milyon sığırı tehdit etmektedir. Hastalık yüksek verimli ırkların geliştirilmesi için uygulanan yetiştiricilik programları için önemli bir tehdit oluşturmaktadır. Tropikal theileriosis direk ve dolaylı ekonomik kayıplar meydana getirmektedir. Bunları genel olarak ölüm, verim düşüklüğü, veteriner tanı ve tedavi giderleri ile hastalığa karşı koruma amaçlı uygulanan kene mücadelesi ve aşılama için yapılan masraflar oluşturmaktadr. Doğal şartlarda parazitlerde oluşan seksüel rekombinasyon populasyonun genetik çeşitliliğinin oluşmasında önemli yer tutmaktadır. Bunun yanında, hastalıkta tedavi amaçlı ilaç uygulamaları ve koruyucu amaçlı aşılamalar T.annulata populasyonları üzerine selektif etki yaparak populasyonun yapısını değiştirmekte, bunların kenelere aktarımına ve dolayısıyla oluşacak yeni populasyonda genetik farklılıkların oluşmasına sebep olmaktadır. Bu durumda gelecekte parazitin farklı populasyonlarından kaynaklanan yeni risklerin (ilaç direnci, aşılamaların koruyucu etkinliğinin azalması, yüksek patojeniteye sahip dirençli suşların oluşması gibi) ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Sonuç olarak, aşılanmış hayvanlarda aşının genotipik düzeydeki koruyucu etkisi ve korumanın sağlanamadığı suşlardaki genotipik farklılıklar araştırılmıştır. Bu amaçla, tropikal theileriosise karşı koruyucu amaçla yapılan aşılamaların hangi genotiplere karşı koruma sağlayıp, sağlayamadığı aşılı hayvanlardan alınacak kan örneklerinin polimorfik markerler ile değerlendirilmesiyle belirlenmiştir. Anabilim Dalımız bünyesinde rutin olarak her yıl hastalık dönemlerinde devam ettirilen saha çalışmalarında, özellikle Akçaova-Çine bölgesinde T.annulata'nın attenüye hücre kültürleri (TeylovacTM, Vetal) ile yapılan aşılamalrın parazitin heterolog suşlarına karşı tam bir koruma sağlamadığı ve aşılı hayvanlarda şiddetli theileriosis hatta ölümler görüldüğü kaydedilmiştir. Bu veriler doğrultusunda, bu çalışmada aşılamanın etkisini araştırmak üzere Aydın iline bağlı Akçaova beldesi seçilmiş, hastalık sezonu boyunca 30 gün arayla hayvanların takipleri yapılmıştr. Bu çalışmada, hastalığa karşı koruma amaçlı yapılan aşı uygulamalarının genotipik düzeyde parazitin hangi suşlarına karşı koruma sağlayıp hangi suşlara karşı koruma sağlayamadığı belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar, saha şartlarında T.annulata'nın populasyon dinamikleri ile ilişkili risk faktörlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermiştir. Aynı zamanda, aşılama yapılmadan önce o bölgedeki hayvan hareketleri ve duyarlı hayvanların taşıyıcı hayvanlara oranı ile parazitin populasyon dinamikleri, genotipik çeşitliliği ve keneleri nakledilme yoğunluğu belirlenmelidir. Elde edilecek bu veriler tropikal theileriosis'e karşı daha etkin aşı kontrol programlarının geliştirilmesine katkıda bulunacaktır.
Aydın/Bozdoğan yöresinde yetiştirilen gökkuşağı alabalıklarında (oncorhynchus mykiss) paraziter yaygınlığın araştırılması
Bu çalışma, Aydın/Bozdoğan İlçesi sınırları içinde, Akçay üzerine kurulu olan Kemer Barajı (37o 30' Kuzey enlemi 28o 35' Doğu boylamı)'ndaki kafes ve Akçay üzerindeki havuzlarda yetiştiriciliği yapılan gökkuşağı alabalıklarında (Oncorhynchus mykiss) paraziter yaygınlığı belirlemek amacıyla Eylül 2013-Ağustos 2014 tarihleri arasında yapılmıştır. Her ay düzenli olarak işletmelerden 12 şer adet olmak üzere toplam 348 balık alınmıştır. Laboratuvarda incelenen balıklar hem nativ hemde Giemsa ve Gümüş Nitrat boyama yapılarak protozoon ve metazoonlar açısından değerlendirilmiştir. İncelenen 348 gökkuşağı alabalığının 153 (% 44) balığın çeşitli protozoon ve metazoonlarla enfekte olduğu saptanmıştır. Enfeksiyon saptanan balıklarda tek ve mix enfeksiyon durumu dikkate alındığında; 118'i (% 33,9) T. fultoni, 19'u (% 5,4) I. multifiliis, 5'i (% 1,4) Apiosoma sp., 4'ü (% 1,1) Lernaea sp., olmak üzere tek türle enfekte iken, 7'sinde (% 2) ise T. fultoni + I. multifiliis ve T. fultoni + Apiosoma sp.'den kaynaklanan mix enfeksiyon tespit edilmiştir. Ayrıca mix olarak tespit edilen balıkların 5'i (% 1,4) (T. fultoni + I. multifiliis), 2'si (% 0,6) (T. fultoni + Apiosoma sp.) ile enfekte olarak belirlenmiştir. Mevsimlerin, balık boy ve ağırlıklarının, su sıcaklığının (oC), çözünmüş oksijen miktarının (O2 mg/L) ve pH değerinin tespit edilen parazitlerin görülme sıklıkları üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca bulunan parazitlerin enfeksiyon oluşturmasında etkili olduğu düşünülen bu parametrelerin etki paylarının belirlenmesi amacıyla lojistik regresyon analizi yapılmıştır; su sıcaklığındaki bir birimlik (oC) artış enfeksiyonun odds oranını (OR) 1,116 kat artırırken, çözünmüş oksijen miktarındaki bir birimlik artışın (O2 mg/L) ise 0,842 kat azalttığı görülmüştür. Yine aynı şekilde balık boylarındaki bir birimlik (cm) artış enfeksiyonun odds oranını (OR) 0,88 kat azaltırken, ağırlıktaki bir birimlik (g) artışın ise 0,99 kat azalttığı görülmüştür. Çalışma sonunda % 44'lük bir enfeksiyon oranı tespit edilmiştir. Saptanan parazitler arasında baskın türün T. fultoni olduğu görülmüştür. Özellikle su sıcaklığının yüksek olduğu aylarda, stok yoğunluğunun fazla olması, suyun yem artıkları ve ölü balıklarla kirletilmesi sonucu su kalitesinin bozulması paraziter enfeksiyonların görülme sıklıklarının artmasında etkili olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Aydın, Gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss), Ichthyophthirius multifiliis, Lernaea sp., Trichodina fultoni
Afyonkarahisar'da sığır, manda, koyun ve keçilerde bulunan echinococcus granulosus izolatlarının moleküler karakterizasyonu
Bu çalışma Mart 2010-Nisan 2012 tarihleri arasında Afyonkarahisar yöresindeki sığır, manda, koyun ve keçilerde bulunan Echinococcus granulosus kistlerinin genotiplerinin belirlenmesi amacıyla Afyonkarahisar (Merkez), Emirdağ, Bolvadin, Şuhut, İhsaniye ve Dinar ilçelerinde yürütülmüştür. Çalışma süresince hidatik kistle enfekte 65 keçi, 71 koyun, 119 sığır ve 3 manda olmak üzere toplam 258 hayvanın iç organlarından kistler toplanmıştır. Enfekte hayvanlardaki Echinococcus granulosus genotiplerini belirlemek amacıyla kistlerden çıkarılan germinal membran ve protoskolekslerden DNA izolasyonu yapılmıştır. 78 kistten (30 keçi, 26 koyun, 19 sığır ve 3 manda) DNA elde edilmiştir. Elde edilen DNA'larınnd1 gen bölgesinin Hin6I ve StuI restriksiyon enzimleri kullanılarak PCR-RFLP yapılmıştır. Tüm izolatlarda bir farklılık olmadığı gözlenmiştir. Bu çalışmada cox1 gen bölgesi analizi sonucunda sığır, manda, koyun ve keçilerden elde edilen izolatların tümünde evcil koyun suşu olarak bilinen G1 suşu ve 18 farklı haplotip bulunduğu görülmüştür. Buna göre Afyonkarahisar ili ve ilçelerindeki keçilerde en fazla haplotip TR_AF005 (%33.3) ile TR_AF001 TR_AF003 (%20), koyunlarda TR_AF001 (%73.1), sığırlarda TR_AF001 (%21.1) ve mandalarda da TR_AF013 (%100) bulunmuştur. Bu araştırmadaki toplam 77 örneğin ITS1 gen bölgesinin dizileme analizi sonucunda 462 bç uzunluğunda DNA dizisi elde edilmiştir. Bu DNA dizilerinde 16 baz çiftinde farklılık olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; Afyonkarahisar Yöresinde sığır, manda, koyun ve keçilerde bulunan izolatların nd1, cox1 ve its1 genlerindeyapılan genetik analizler sonucunda tüm izolatların G1 suşu olduğu belirlenmiştir. Bu izolatların içerisinde TR_AF001 haplotipinin incelenen hayvan türlerinde daha fazla enfeksiyona sebep olduğu bulunmuştur. Mitokondriyal gen bölgelerinde nükleer DNA'ya göre daha fazla mutasyonun olması mitokondride tamir mekanizmasının bulunmamasıyla açıklanabilir. Hastalığın kontrolünde daha etkili stratejilerin geliştirilmesi, bölgesel ve ulusal düzeyde yapılması gerekli olan eradikasyon, aşı ve ilaç geliştirme çalışmalarında bu noktanın göz önüne alınmasında yarar bulunmaktadır.
Teşil salatalarda helmint yumurtalarının prevalansı
ÖZETYeşil Salatalarda Helmint Yumurtalarının PrevalansıZeki OZANBu çalışmada yeşil soğan, marul, maydanoz, roka ve tere olmak üzere beş ayrı salatamalzemesinin helmint yumurtaları ile kontaminasyonu araştırıldı. Çalışma materyaliAnkara'da semt pazarlarından, yaş sebze ve meyve halinden ve manavlardan temin edildi.Yıkanmamış 100 sebze örneğinin yapılan mikroskop muayelerinde 14(%14) tanesindehelmint yumurtaları teşhis edilmiş, yıkanmış örneklerde ise hiçbir helmint yumurtasınarastlanmamıştır.Yıkanmamış örneklerin 2 tanesinde (%2) Toxocara spp., 8 tanesinde (%8) Taenia spp.ve 4 tanesinde (%4) Ascaris lumbricoides yumurtaları teşhis edilmiştir. Yıkanmamışörneklerde en yüksek helmint yumurtası oranı (%20) marul örneklerinde, en düşük helmintyumurtası oranı (%10) yeşil soğan ve tere örneklerinde bulunmuştur. Taenia spp. yumurtalarıen yüksek sayıda (n=101) teşhis edilen yumurta olmuş, onu Toxocara spp. (n=18) yumurtalarıizlemiştir. En az sayıda teşhis edilen helmint yumurtaları A. Lumbricoides (n=15)'dir. Enyüksek (n=36) helmint yumurtası maydanoz örneklerinde sayılmıştır. En az helmintyumurtası (n=15) tere örneklerinde sayılmıştır.Bu sonuçlar göstermiştir ki, yıkanmamış çiğ sebzeler helmint enfeksiyonları için önemlibir bulaş kaynağıdır ve tüketiciler için önemli bir sağlık riski oluşturmaktadır. Çiğ olaraktüketilen sebzelerden özellikle yapraklı olanlar tüketilmeden önce etkili bir şekildeyıkanmalıdır.
Samsun yöresi ruminantlarında bit enfestasyonu ve mevsimsel dağılımı
Amaç:Bit enfestasonları dünyada hayvancılık işletmelerinde ekonomik kayıplara sebep olması bakımından önemlidir. Bölgemizde ve Türkiye'de geviş getiren hayvanlarda bit enfestasyonu üzerinde yeterince araştırma yapılmamıştır. Bu çalışmada, Samsun yöresindesığır ve koyunlarda başlıca bit enfestasyonlarınınprevalansının araştırılması ve mevcut bit türlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot:Bu çalışma, Samsun yöresinde Kasım 2021-Ekim 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Bunun için toplam30 koyun çiftliği ve 2055 büyükbaş hayvan rastgele ziyaret edilmiştir. Hayvancılık işletmelerindeki tüm sığır ve koyunlar ışık altında bit varlığı açısından muayene edilmiştir. Bit türlerinin belirlenmesi için bitler içinde %70 etanol bulunan tüplere toplandı.Bitler laboratuvarda %10'luk KOH içine konuldu ve örnekler şeffaflaşıncaya kadar bekletildi. Bunlar KOH içinden çıkarılıp etanol serilerinden (%50, 70, 80, 90, 95 ve 100) geçirildi ve bazı bit türleri (klorat hidrat 40 g. + asetik asit 30cc + distile su30cc) solüsyonunda bekletildi ve ksilen ile seyreltilmiş Kanada balsamı kullanılarak bir lamel ile kaplandı.Bitler bazı yazarların literatürlerine göre anahtarlar kullanılarak mikroskop altında teşhis edildi. Elde edilen veriler SPSSWindows 20 versiyonu (IBM, USA) kullanılarak istatistiksel analizler yapıldı. Bulgular: Bu çalışmadatoplam 2055 sığırve 3165 koyuna bit enfestasyonuyönündenincelenmiş, sığırlarda 2 cinseait 2 tür, koyunlarda 1 cinseait 1 tür bit varlığıortayaçıkarıldı,Sığırvekoyunlarıntoplamenfestasyonoranlarısırasıyla %18 ve %26,6 olarakbulundu.SığırlardaB. bovis, L. vitulivekoyunlardaB. ovistürlerisaptandı. Anahtar Sözcükler:Bit, Enfestasyon, Koyun, Sığır, Samsun
Ergin bal arılarında nosema ceranae enfeksiyonlarına karşı ozon ve bitkisel orijinli esansiyel yağlar (THYMOL) ile artemisia absinthium ekstratının etkinliklerinin araştırılması
Nosema apis ve Nosema cerenae ergin bal arılarında (Apis mellifera) Nosemosis'e neden olur ve bu etkenler ergin arıların sindirim sistemine yerleşir. Nosemosis en yaygın arı hastalıklarından birisidir ve dünya çapında önemli arı kayıplarına neden olur. Bu hastalık sindirim sistemi bozukluklarına, arıların ortalama ömrünün, koloni sayısının, bal üretiminin, polen toplamanın azalmasına ve kolonide önemli kış kayıplarına neden olur. Nosemosis bakteriyel, protozoon ve viral hastalıklarla birlikte seyredebilir, bu durum arı koloni sağlığını, arı ürünlerini ve üretimini olumsuz yönde etkiler. Nosemosis tedavisinde günümüze kadar çeşitli etken maddeler kullanılmış bunlardan en yaygın kullanılanı Fumagillin (Ticari isim: Fumidil-B)'dir. Fakat bu etken madde balda kalıntı sorunu teşkil ettiği için günümüzde yasaklanmıştır. Bu sebepten dolayı son yıllarda organik asit, doğal bitki ekstrat ve benzeri maddelerle tedavi denemeleri yapılmaktadır. Bu çalışmada da Origanum minutiflorum (Thymol) ve Artemisia absinthium (Pelin otu) ekstratı gibi esansiyel yağlar ile nanopartikül Ozon'un Nosemosis'e karşı etkinlikleri araştırılmıştır. Bu çalışmada oluşturulan kombinasyonlar uygulanmadan önce 0. gün sayımları yapılmış, saha denemelerinde kontrol gruplarına arıların beslenmesinde kullanılan şeker şerbeti verilmiştir. Denemelerde kombinasyonlar şeker şurubuna (arıların beslenmesinde kullanılır) karıştırılarak kovan içindeki şerbetliğe ya da sprey yoluyla çerçevelere uygulanmıştır. Denemelere başlanmadan önce arılıklardan her kovandan 50'şer adet arı örneği alınmış ve protokol numarası verilmiştir. Örnekler bir gün derin dondurucuda bekletildikten sonra Nosema sporları yönünden pozitiflik-negatiflik kontrolü için digestion yöntemi uygulanmıştır. Bu yöntemde her kovandan 10 adet arı örneği alınmış ve arıların abdomenleri vücutlarından bistüri yardımıyla ayrılmıştır. Abdomen başına 1 ml, toplamda 10 ml distile su ilave edilmiştir. Abdomenler uygun bir beherde ezilmiş, elde edilen abdomen sıvılarından bir damla Neubauer Toma lamına aktarılarak 40x10'luk büyütmede Nosema sporları araştırılmıştır. Pozitif bulunan kovanlarda yukarıda belirtilen digestion yöntemiyle Nosema mantarı spor yükünü tespit etmek için 20'şer adet arı örneği alınıp mikroskopta Nosema etkenleri sayılmıştır. Herbir kombinasyon için belirli sayıda kovanla deneme grupları oluşturulurken deneme grupları arası Nosema spor sayı ortalamalarının eşite yakın olmasına dikkat edilmiştir. Kombinasyonlar kovanlara sprey ya da kovan içindeki şerbetliğe konularak oral yolla uygulanmıştır. Belirli gün aralıklarında her kovandan 20 adet arı numunesi toplanıp digestion yöntemiyle Nosema spor sayımları yapılmıştır. Ozon, Thymol ve Artemisia absinthium ekstratları ve bunların kombinasyonlarından farklı derişim ve dozajlarda 5 adet saha denemesi yapılmıştır. Bu beş saha demesinde en etkin bulunan üç kombinasyon etkinlik oranlarına göre; Ozon+Thymol (Sprey): 2000 ppm 200 ml Ozon+100 ml %3 Thymol+700ml şeker şurubu %89,47, Thymol+Artemisia (Oral): 250 ml %2 Thymol+200 ml %2 Artemisia absinthium+550 ml şeker şurubu %85,95, Ozon (Oral):100 ml 1000 ppm Ozon+400 ml şeker şurubu %75,08 sırasıyla verilmiştir. Bu sonuç daha önceden Thymolle yapılan çalışmaları desteklemiş olup kombinasyon nano partikül ozonla zenginleştirilince sonuçlar Nosema'ya karşı daha etkin bulunmuştur. Uygulamadan kaynaklanan herhangi bir ölüm veya yan etkiye rastlanmamıştır.
Bursa yöresi sokak köpeklerinde kene, bit ve pire enfestasyonlarının yaygınlığı
Çalışma kapsamında Bursa ilinde üç farklı belediyeye ait sahipsiz hayvan barınağına getirilen 350 sokak köpeği Nisan 2012 ve Mart 2013 tarihleri arasında pire, kene ve bit yönünden muayene edilmiştir. Köpeklerde pire, kene ve bitlerin enfestasyon oranları belirlenmiş ve toplanan veriler konağa ait yaş, cinsiyet, genel durum, tüy uzunluğu, numunenin alındığı mevsim ve barınak lokasyonu gibi değişkenlere göre değerlendirilmiştir. İncelenen köpeklerin %59,7'si ektoparaziter açıdan pozitif bulunmuştur. Toplanan ektoparazitler içerisinde yedi farklı tür tespit edilmiştir. Bunlardan üçü pire (Ctenocephalides canis, Ctenocephalides felis, Pulex irritans), üçü kene (Rhipicephalus sanguineus, Rhipicephalus turanicus, Haemaphysalis erinacei) ve biri ise bit türüdür (Trichodectes canis). Çalışma ile ilk defa Türkiye'de köpeklerde Hae. ernacei tespit edilmiştir. Pire, kene ve bit enfestasyon oranları sırasıyla %51,1, %12 ve %4,9 olarak belirlenmiştir. En sık saptanan türler ise C. canis (%43,4), C. felis (%23,4) ve R. sanguineus (%9,7) olmuştur. Cinsiyet ve tüy uzunluğunun kene, pire ve bit türlerinin prevalansı üzerinde etkisi bulunmazken, bir yaşından küçük köpeklerde bir yaş üstü köpeklere göre T. canis ve C. canis enfestasyon oranı daha yüksek bulunmuştur. Şişman kategorisindeki hayvanlarda kene enfestasyon oranının zayıf ve normal hayvanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Nilüfer barınağında toplam kene ve T. canis enfestasyonu, diğer çalışma yapılan barınaklara göre (Osmangazi ve Yıldırım) daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Köpeklerde pire enfestasyonu tüm mevsimlerde gözlenmiş, en yüksek oran %77,8 ile sonbaharda tespit edilmiştir. Kene enfestasyonlarına en yüksek ilkbahar (%24) ve yaz (%21,4) mevsimlerinde rastlanmıştır. Kış mevsiminde sadece bir hayvandan bir adet R. sanguineus toplanmış, sonbaharda ise hiç kene enfestasyonu görülmemiştir. T. canis tüm mevsimlerde saptanmış, prevalans oranı mevsimlere göre %1,2 ile %8,4 arasında değişmiştir. Diğer taraftan, sokak köpeklerinde saptanan pire ve kenelerle ilgili "düşük şiddetli enfestasyon"ların (pire: 1-5 adet/hayvan; kene: 1-3 adet/hayvan) daha baskın olduğu gözlenmiştir (pire: %76,5; kene: %59,5). Sonuç olarak, yapılan bu araştırmayla Bursa yöresinde sokak köpeklerinde ilk defa bit, pire ve kene enfestasyonlarına yönelik veriler elde edilmiştir. Bu kapsamda sokak köpeklerinin yıl boyunca değişik tür ektoparazitlerle enfeste oldukları saptanmış, özellikle pire ve kene enfestasyonlarının çok yaygın olduğu görülmüştür. İlçe belediyeleri bünyesindeki barınaklarda toplanan sokak köpeklerine verilen veteriner hekimlik hizmetleri arasında yer alan paraziter mücadelenin daha etkin kılınması adına bu çalışmada elde edilen verilerin dikkate alınmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Bursa yöresi sokak köpeklerinde kene, bit ve pire enfestasyonlarının yaygınlığı
Çalışma kapsamında Bursa ilinde üç farklı belediyeye ait sahipsiz hayvan barınağına getirilen 350 sokak köpeği Nisan 2012 ve Mart 2013 tarihleri arasında pire, kene ve bit yönünden muayene edilmiştir. Köpeklerde pire, kene ve bitlerin enfestasyon oranları belirlenmiş ve toplanan veriler konağa ait yaş, cinsiyet, genel durum, tüy uzunluğu, numunenin alındığı mevsim ve barınak lokasyonu gibi değişkenlere göre değerlendirilmiştir. İncelenen köpeklerin %59,7'si ektoparaziter açıdan pozitif bulunmuştur. Toplanan ektoparazitler içerisinde yedi farklı tür tespit edilmiştir. Bunlardan üçü pire (Ctenocephalides canis, Ctenocephalides felis, Pulex irritans), üçü kene (Rhipicephalus sanguineus, Rhipicephalus turanicus, Haemaphysalis erinacei) ve biri ise bit türüdür (Trichodectes canis). Çalışma ile ilk defa Türkiye'de köpeklerde Hae. ernacei tespit edilmiştir. Pire, kene ve bit enfestasyon oranları sırasıyla %51,1, %12 ve %4,9 olarak belirlenmiştir. En sık saptanan türler ise C. canis (%43,4), C. felis (%23,4) ve R. sanguineus (%9,7) olmuştur. Cinsiyet ve tüy uzunluğunun kene, pire ve bit türlerinin prevalansı üzerinde etkisi bulunmazken, bir yaşından küçük köpeklerde bir yaş üstü köpeklere göre T. canis ve C. canis enfestasyon oranı daha yüksek bulunmuştur. Şişman kategorisindeki hayvanlarda kene enfestasyon oranının zayıf ve normal hayvanlara göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Nilüfer barınağında toplam kene ve T. canis enfestasyonu, diğer çalışma yapılan barınaklara göre (Osmangazi ve Yıldırım) daha yüksek oranda tespit edilmiştir. Köpeklerde pire enfestasyonu tüm mevsimlerde gözlenmiş, en yüksek oran %77,8 ile sonbaharda tespit edilmiştir. Kene enfestasyonlarına en yüksek ilkbahar (%24) ve yaz (%21,4) mevsimlerinde rastlanmıştır. Kış mevsiminde sadece bir hayvandan bir adet R. sanguineus toplanmış, sonbaharda ise hiç kene enfestasyonu görülmemiştir. T. canis tüm mevsimlerde saptanmış, prevalans oranı mevsimlere göre %1,2 ile %8,4 arasında değişmiştir. Diğer taraftan, sokak köpeklerinde saptanan pire ve kenelerle ilgili "düşük şiddetli enfestasyon"ların (pire: 1-5 adet/hayvan; kene: 1-3 adet/hayvan) daha baskın olduğu gözlenmiştir (pire: %76,5; kene: %59,5). Sonuç olarak, yapılan bu araştırmayla Bursa yöresinde sokak köpeklerinde ilk defa bit, pire ve kene enfestasyonlarına yönelik veriler elde edilmiştir. Bu kapsamda sokak köpeklerinin yıl boyunca değişik tür ektoparazitlerle enfeste oldukları saptanmış, özellikle pire ve kene enfestasyonlarının çok yaygın olduğu görülmüştür. İlçe belediyeleri bünyesindeki barınaklarda toplanan sokak köpeklerine verilen veteriner hekimlik hizmetleri arasında yer alan paraziter mücadelenin daha etkin kılınması adına bu çalışmada elde edilen verilerin dikkate alınmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.
Bursa Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde ev sineği (Musca domestica) popülasyonlarında bazı insektisitlere karşı oluşan direncin belirlenmesi
Musca cinsi içerisinde yer alan sinekler kutuplar hariç dünyanın tropik ve subtropik iklim kuşaklarında geniş bir yayılım alanına sahiptir. Enfeste oldukları insan ve hayvanlarda huzursuzluk başta olmak üzere çeşitli rahatsızlıkları oluşturmanın yanında birçok etkene de vektörlük yapmaları ile hem insan hem hayvan sağlığını olumsuz etkilerler. Bakteriler, mantarlar, virüsler ve parazitler olmak üzere birçok patojenin hem naklinde hem de biyolojik gelişiminde önemli bir rol oynarlar. Musca domestica L. Musca cinsi içerisinde en çok gözlemlenen türdür. Çalışma 2013-2014 yıllarında yaz dönemlerinde Bursa iline bağlı 11 ilçeden toplanan popülasyonlardan elde edilen F2 ve F3 larvaların Diflubenzuron ve Pyriproxfen'e karşı geliştirdikleri direncin besleme yöntemiyle ölçülmesi esasına dayanmaktadır. Bu amaçla 0.01/0.1/1/10/100 ppm dozlarda Diflubenzuron ve Pyriproxyfen içeren özel besi yerleri hazırlanmıştır. Bu besi yerlerine 48-72 saat yaş aralığındaki larvalar yerleştirilmiş ve 14 gün sonunda ergin çıkış oranları kaydedilmiştir. Buna ek olarak kontrol gruplarında besi yerlerinde sadece süt kullanılmıştır. Ergin çıkış oranları kullanılarak popülasyonlar üzerinde EPA-PROBİT analiz programı kullanılarak LC50 dozları hesaplanmıştır. Arazi popülasyonlarının LC50 değerleri duyarlı WHO (Dünya Sağlık Örgütü) popülasyonlarının LC50 değerleriyle karşılaştırılıp RF (direnç katsayısı) değerleri hesaplanmıştır. Hesaplanan RF oranı dört kategoride değerlendirilmiştir. Bu kategoriler <10'dan küçükse düşük direnç, 10-40 arası ise orta derece direnç, 41-160 arası ise yüksek direnç ve >160 ise çok yüksek direnç vardır şeklinde yorumlanmıştır (Rupes, Zdarek, Svandova, &Pinterova, 1976). Pyriproxyfen için 2013-2014 yılları arasında en yüksek RF değeri Yıldırım ilçesi popülasyonunda 3,2 olarak tespit edilmiştir. Diflubenzuron için 2013-2014 yılları arasında en yüksek RF değeri Kestel popülasyonunda 9,33 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak tüm popülasyonlarla yapılan denemeler göz önüne alındığında ulaşılan en yüksek RF değeri 9,33 olarak hesaplanmış ve değerlendirme kriterlerine göre (<10) düşük seviyede direnç tespit edilmiştir. Bu sonuç bize Bursa bölgesinde bu iki aktif maddeye karşı düşük seviyede direnç oluştuğunu göstermektedir. Bundan sonraki yıllarda uygulanacak vektör mücadesi programları hazırlanırken elde edilen sonuçların dikkate alınması hususu larval mücadelede önemli bir yer tutacaktır. vi Bu çalışmanın amacı vektör mücadelesinde son yıllarda kullanımı artmış olan ve etkinliği uçkun mücadelesine göre daha yüksek olan böcek gelişim düzenleyicilerinin etkinliğini ve bu aktif maddelere karşı gelişen direncin Bursa ili özelinde ölçülmesini amaçlamaktadır.
Aydın yöresinde salata malzemesi olarak kullanılan çiğ sebzelerdeki helmint yumurtalarının tespiti
Bu çalışmada, çiğ olarak tüketilen sebzelerde helmint yumurtalarının yaygınlığı tespit edilerek; çiğ sebzelerden kaynaklı, önemli zoonoz helmint enfeksiyonlarının Aydın yöresindeki durumunun görülmesi amaçlanmıştır. Çalışma Kasım 2015-Haziran 2016 tarihleri arasında yürütülmüş ve mevsimlere uygun olarak Aydın Merkez Bölgesi halk pazarlarındaki pazarcılardan satın alınan, tarlada yetişmiş (serada yetiştirilmiş ürünler tercih edilmemiştir) çiğ tüketilen sebzeler; marul (n=18), maydanoz (n=10), yeşil soğan (n=10), salatalık (n=10), havuç (n=10), tere (n=3), nane (n=10), roka (n=10), dereotu (n=10), kırmızı lahana (n=10), domates (n=10) ve yeşil biberlerden (n=10) toplam 121 örnek araştırmanın materyalini oluşturmuştur. Haftada bir laboratuvara getirilen örnekler 200'er gramlık porsiyonlar halinde hassas terazide tartılmış ve deterjan solüsyonunda yıkanmak üzere hazırlanmışlardır. Çalışmada sebzeleri yıkamak amacıyla kullanılan deterjan, SDS (%1) ve Tween 80 (% 0.1) solüsyonlarının 1,5-1 oranında karıştırılmasıyla elde edilmiştir. 200'er gramlık porsiyonlar halinde tartılmış örnekler, 2 litrelik ölçülü kaplarda bulunan deterjan solüsyonu içerisine konulmuş ve sonikatörde (Elmasonic S Ultrasonic Cleaning Units) yıkanmıştır. 24 saatlik sedimentasyondan sonra 50 ml' lik kısım 2 kez 10 dak. 1500 g hızında çeşme suyu ile santrifüj yapılmıştır. Tortu üzerindeki çeşme suyu uzaklaştırıldıktan sonra bu defa tüplere flotasyon tekniğinin kullanılması için doymuş tuzlu su çözeltisi eklenmiştir. 20 dakika sonunda, hazırlanan preparatlar ışık mikroskobu altında (Olympus BX51-Olympus DP70) 10x' luk ve 40x' lık büyütmelerde izlemeye alınmıştır. Toplam 121 örneğin 22'sinde (% 18,18) helmint yumurtaları tespit edilmiştir. Teşhis sonuçlarına göre 17 (% 14,04) örnekte Strongylid tip yumurta, 3 (% 2,47) örnekte Askaridoid tip yumurta, 1 (% 0,82) örnekte Strongyloides spp.yumurtası ve 1 (% 0,82) örnekte de Toxocara spp. yumurtalarına rastlanmıştır. Bu çalışma ile çiğ tükettiğimiz salata malzemelerinin hastalık taşıma potansiyeline dikkat çekilmiştir. Bu ürünlerin tarladan sofraya kadar her aşamasında kontaminasyona açık ve ısı işlemi görmeden tüketiliyor olması tehlikenin büyüklüğünü göstermektedir. Bu tehlikenin en aza indirilmesi şüphesiz kurumsal ve bireysel anlamda farkındalığın artması ile sağlanacaktır.
Köpeklerde Echinococcus granulosus'un tanı ve tedavi sonrası takibinde mikroskobik, moleküler ve serolojik yöntemlerin kıyaslanması
Echinococcus granulosus sensu lato'nun neden olduğu kistik ekinokokkozis, enfekte hayvanlarda ciddi ekonomik kayıplara, insanlarda ise önemli halk sağlığı sorunlarına yol açan zoonotik bir hastalık olarak öne çıkmaktadır. Bu enfeksiyonun yayılmasında köpekler, parazitin son konağı olarak enfeksiyon zincirinde kritik bir rol oynar. Bu tez çalışmasında, deneysel olarak enfekte edilen köpeklerde E. granulosus sensu stricto'nun tanı ve tedavi sonrası takibinde mikroskobik, moleküler ve serolojik yöntemlerin karşılaştırılması ve en güvenilir tanı yönteminin belirlenmesi amaçlandı. Deneysel enfeksiyon için, hidatik kistli bir koyunun karaciğer ve akciğerlerinden elde edilen 20.000 protoskoleks, ayrı padoklarda barındırılan iki deney köpeğine (DK-2 ve DK-3) oral yolla verildi. Kontrol köpeğine (DK-1) ise 10 ml distile su verildi. Serolojik analizlerde kullanılacak antijenlerin elde edilmesi amacıyla, deney köpeklerinden bağımsız başka bir köpeğe de aynı dozda protoskoleks verildi ve erişkin parazitler elde edildi. Deney köpeklerinden enfeksiyon sonrası 50 gün ve tedaviyi takip eden 30 gün boyunca günlük olarak kan ve dışkı örnekleri toplandı. Dışkı örnekleri, mikroskobik inceleme için Fülleborn ve Sieving flotasyon yöntemleriyle analiz edildi. Moleküler analizler için dışkılardan elde edilen genomik DNA'lar klasik PCR, Real-time quantitative PCR (qPCR) ile dijital PCR (dPCR) yöntemleriyle analiz edildi. Serolojik analizlerde kullanılacak antijenlerin hazırlanması amacıyla enfekte edilen köpeğe enfeksiyonun 50. gününde arekolin hidrobromür uygulandı ve erişkin parazitler toplandı. Bu parazitlerden elde edilen E. granulosus soluble crude antijen (EgSCA) ve rekombinant E. granulosus fibronektin antijen (rEgFN162) ile deney köpeklerinden alınan günlük serum örneklerinde IgG ve IgM yanıtları ELISA ve Western blot yöntemleriyle araştırıldı. Mikroskobik incelemelerde dışkıda enfeksiyonun 44-46. günlerinde yumurta görülmeye başladı. Buna karşın klasik PCR ile parazite ait DNA 20. günde saptandı. Real-time qPCR ve dPCR analizleri genel olarak tutarlı sonuçlar verdi; özellikle dPCR yöntemi, düşük yumurta yoğunluğuna sahip örneklerde dahi DNA'yı tespit ederek yüksek sensitivite gösterdi. Uygulanan antelmintik (praziquantel) tedavi, yumurta atılımını 2-4 gün içerisinde sonlandırdı. Ancak moleküler testlerle tedavi sonrasında 30. güne kadar parazite ait DNA aralıklı olarak tespit edilmeye devam etti. Serolojik değerlendirmelerde, somatik antijenlere dayalı testler yüksek sensitivite gösterirken çapraz reaksiyonlar nedeniyle spesifiteleri sınırlı kaldı. Rekombinant antijenin spesifitesi artırdığı, ancak erken dönemde yeterli sensitiviteye ulaşamadığı belirlendi. IgG yanıtları serolojik tanı için daha güvenilir bulunurken, IgM yanıtlarının tutarlı olmadığı gözlendi. Sonuç olarak, moleküler yöntemler enfeksiyonun erken dönemlerinde, serolojik testler ise enfeksiyonun ilerleyen evrelerinde yüksek doğruluk sağladı. Mikroskobik incelemeler tanıya destek sunarken tüm yöntemlerin sınırlı sensitivitesi ve çapraz reaksiyon riski nedeniyle birlikte kullanılması ve antijen optimizasyonuyla desteklenmesi gerektiği kanaatine varıldı.
Deneysel enfeksiyon sonrası tedavi edilen ve edilmeyen koyunlarda Babesia ovis'in eliminasyonu ve vektör kenelerle naklinin araştırılması
Bu çalışmada, Babesia ovis-Alacakaya suşu ile deneysel olarak enfekte edilen ve enfeksiyon sonrası 1.2 mg/kg dozunda imidokarb dipropionat (IMDP) ile tedavi edilen ya da tedavi edilmeden enfeksiyonu atlatan koyunlarda, parazitin eliminasyonu, enfeksiyonun kalıcılığı ve bulaştırıcılık potansiyeli (kan transfüzyonu ve vektör kene yoluyla) deneysel olarak araştırılmış olup; çalışmada toplam 20 adet koyun kullanılmıştır. Deneysel gruplar, tedavi edilmeyen (#021, #668, #671) ve tedavi edilen (#842, #953, #1006) koyunlardan oluşmuştur. Ayrıca, deneysel enfeksiyonun ardından 6 ay boyunca takip edilen koyunlarda, hem kan nakli hem de steril Rhipicephalus bursa larvaları ile enfestasyon deneyleri planlanmıştır. Bu süre, enfeksiyonun kalıcılığını değerlendirmekle kalmayıp, doğada ilkbaharda gelişen klinik babesiosis vakalarının sonbaharda aktifleşen R. bursa larvalarıyla karşılaşma olasılığını modellemek üzere biyolojik olarak da temellendirilmiştir. Her iki grupta da enfeksiyon sonrası yüksek ateş, anemi ve sarılık gibi babesiosise özgü klinik bulgular gözlenmiş, tedavi edilen grupta belirtiler daha kısa sürede baskılanmıştır ancak nPCR ile parazitemi, tedavi edilen grupta 70–144. güne kadar, tedavi edilmeyen grupta ise 59–180. güne kadar dalgalı şekilde tespit edilmiştir. Serolojik olarak ELISA ile spesifik antikorlar, tedavi edilenlerde 153–180. güne, tedavi edilmeyenlerde ise 180. güne kadar izlenmiştir. Her iki grupta da antikor yanıtı erken dönemde oluşmuş ve uzun süre devam etmiştir. xvii Enfekte koyunlardan 180. günde alınan kanlar, alıcı koyunlara (#361, #400, #625, #1763, #1751, #1759) transfüze edilmiştir. Hem tedavi edilen hem de edilmeyen gruptan alınan kanların transfüzyonu sonunda alıcı hayvanlarda enfeksiyon şekillenmiş, bazı alıcılarda (#361 ve #400) yüksek ateş ve nPCR pozitifliği izlenmiştir. Her iki grupta da nPCR/ELISA negatifliğine rağmen latent enfeksiyonların transfüzyon yoluyla bulaşabileceği ortaya konmuştur. Enfekte koyunların R. bursa larvaları için enfeksiyon kaynağı olup olmadığını değerlendirmek amacıyla, enfeksiyondan 6 ay sonra hem tedavi edilen hem de edilmeyen gruptaki koyunlar, steril R. bursa larvaları ile enfeste edilmiştir. Larva ve nimf dönemlerini, enfeksiyonu atlatan koyunlarda tamamlayan ve erişkin safhaya geçen keneler ile duyarlı koyunlar (#H7, #A9, #M26, #4577, #4513, #4520) enfeste edilmiştir. Kene enfestasyonundan sonra duyarlı koyunlar, mikroskobik, serolojik ve moleküler yöntemlerle B. ovis enfeksiyonu yönünden takip edilmiştir. Koyunların hiç birinde B. ovis'e ait enfeksiyon bulgusuna rastlanmamıştır. Ayrıca, koyunlardan kan emip doyan dişi kene karkasları ile bu kenelere ait yumurta havuzlarında B. ovis DNA'sı tespit edilmemiştir. Bu bulgular, klinik enfeksiyonu atlatan koyunların tedavi görüp görmediklerine bakılmaksızın R. bursa larvaları için enfeksiyon kaynağı olmadığını göstermiştir. Sonuç olarak IMDP tedavisi, klinik iyileşme sağlamakla birlikte enfeksiyonu tam olarak elimine etmemiştir. Tedavi edilen koyunların, kan transfüzyonuyla hastalığı bulaştırma riski taşıdıkları ortaya konmuştur. Ancak gerek tedavi edilen ve gerekse hastalığı kendiliğinden atlatan koyunların, enfeksiyondan 6 ay sonra düşük parazitemi nedeniyle kene larvaları ve nimfleri için enfeksiyon kaynağı olmadıkları belirlenmiştir. Bu bulgular, latent enfeksiyonların tanısında yüksek duyarlılıklı moleküler testlerin xviii önemini ve parazit yükünün bulaşma eşiğinin altında kalması durumunda, vektör kene R. bursa larvaları aracılığıyla enfeksiyonun taşınamadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Babesia ovis, Deneysel enfeksiyon, Kan nakli, İmidokarb dipropionat, Rhipicephalus Bursa, Koyun.