
257
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Japon bıldırcını yemlerine un kurdu (Tenebrıo molıtor L.) ilavesinin besi performansı, karkas kalitesi, besin maddesi sindirilebilirliği ve azot atılımına etkisi
Bu çalışmanın amacı karma yemlerde ana protein kaynağı olarak soya fasülyesi küspesi yerine un kurdu (Tenebrio molitor L.) kullanımının etlik japon bıldırcınlarının (Coturnix coturnix Japonica) besi performansı, karkas kalitesi, besin maddesi sindirilebilirliği ve azot atılımına olan etkilerine ortaya koymaktır. Toplam 120 adet bir günlük yaştaki etlik bıldırcınlar her biri 10 tekerrürlü olacak şekilde 4 gruba ayrılmış ve deneme 35 gün sürmüştür. Deneme süresince kontrol grubu hayvanları %34 soya fasulyesi küspesi içeren yemler ile beslenirken, diğer gruplar soya fasulyesi küspesine ikame olacak şekilde sırasıyla %1,4; 2,8 ve 5,6 düzeyinde un kurdu içeren yemler ile beslenmişlerdir. Denemede besi performansı ölçütleri haftalık olarak tespit edilmiştir. Denemenin son haftasında sindirebilirlik ve azot atılımı ölçümleri yapılmıştır. Deneme sonunda en düşük canlı ağırlık kazancı ve yem tüketimi %1,4 un kurdu grubunda meydana gelmiş (P<0.05), yemlerdeki un kurdu içeriği kübik etki göstermiştir. Yemlerde %5,6 düzeyinde un kurdu kullanımı yemden yararlanma oranını önemli düzeyde iyileştirmiştir (P<0.05). Yemlerde un kurdu kullanımı kuru madde, ham kül ve metabolize olabilir enerji sindirilebilirliğini linear olarak önemli düzeyde artırmış (P<0.05), Kalsiyum ve Fosfor sindirilebilirliği etkilememiştir (P>0.05). Ayrıca, yemlerde un kurdu kullanımı dışkı ile azot atılımını ve azot tutma oranını linear olarak önemli düzeyde artırmıştır (P<0.05). Sonuç olarak, etlik bıldırcın karma yemlerinde soya fasulyesi küspesi yerine %5,6'ya kadar un kurdu kullanılarak performansı ve ham protein kullanımınının artırılabileceği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Un kurdu (Tenebrio molitor L.), besi performansı, sindirilebilirlik, azot atılımı, etlik bıldırcın
Romanov X İvesi melezi kuzuların değişik dönem canlı ağırlıklarına etki eden bazı makro çevre faktörlerinin belirlenmesi
Çevre faktörleri, çiftlik hayvanlarının fenotipik özelliklerinde varyasyona neden olur. Islah programlarının yürütülmesi sürecinde bu faktörlerin neler olduğunun tespit edilmesi ve bunların sebep olduğu varyasyonun ortadan kaldırılması gereklidir. Ayrıca sürü yönetimi bakımından da makro çevre faktörlerinin tespit edilerek sürüdeki bakım-idare işlerinin düzenlenmesi üretimdeki verimliliği arttırır. Bu çalışmada ((ROMANOV X İVESİ) X İVESİ) (İG1) ve ((İG1) X (ROMANOV X İVESİ)) (RİM) kuzularda çeşitli dönem canlı ağırlıklarına etki eden bazı makro çevre faktörleri ve bunlara ait etki miktarlarının hesaplanmıştır. Doğum tipine göre canlı ağırlık değerlerine ait en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları, tekiz doğan kuzularda doğum, 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. ayda sırasıyla 5.140.150, 11.210.335, 17.270.623, 24.640.718, 30.490.928, 35.410.997, 40.571.166 ve 43.651.303 olarak belirlenmiştir. İkiz kuzularda ise doğum, 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. ayda sırasıyla 3.740.247, 9.210.521, 14.850.968, 21.521.116, 26.971.524, 31.871.636, 36.071.839 ve 38.952.053 olarak tespit edilmiştir. Doğum, 1. ay, 2. ay, 3. ay, 4. ay ve 6. ay canlı ağırlıkları doğum tipine göre istatistiksel olarak önemli bir fark gösterirken (p<0.05, p<0.01), 5. ay ve 7. ay canlı ağırlıklarında istatistiki bir farklılık gözlenmemiştir (p>0.05). Genotipe göre canlı ağırlık değerlerine ait en küçük kareler ortalamaları ve standart hataları, İG1 genotip grubundaki kuzuların doğum, 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. ay ağırlıkları sırasıyla 4.390.207, 10.790.463, 17.180.861, 24.890.992, 31.171.277, 36.671.371, 41.621.524 ve 44.351.702 olarak belirlenmiştir. RİM genotip grubundaki kuzularda ise 4.490.185, 9.720.390, 14.940.726, 21.260.837, 26.281.143, 30.691.227, 35.021.435 ve 38.251.602 olarak bulunmuştur. Genotipe göre doğum ve 1. ay canlı ağırlıkları arasında istatistiksel bir farklılık bulunmamıştır (p>0.05). Erkek kuzuların doğum, 1., 2., 3., 4., 5., 6. ve 7. ay canlı ağırlıkları sırasıyla 4.210.222, 10.180.492, 16.140.915, 23.231.054, 30.111.373, 35.881.474, 41.651.778 ve 47.271.986 olarak tespit edilmiştir. Dişi kuzuların canlı ağırlıkları aylara göre 4.670.171, 10.330.363, 15.980.676, 22.930.779, 27.351.056, 31.491.134, 34.911.224 ve 35.331.366 olarak bulunmuştur. Cinsiyet durumuna göre 5. ay, 6. ay ve 7. ay canlı ağırlıkları arasında önemli istatistiksel farklılık gözlemlenirken (p<0.05, p<0.01) doğum, 1. ay, 2. ay, 3. ay ve 4. ay canlı ağırlıklarında bir farklılık olmadığı belirlenmiştir (p>0.05).
Siyah alaca süt sığırlarında mevsim ve laktasyon sırasının sütün bileşimine etkisi
Bu çalışma, Siyah Alaca ırkı ineklerden elde edilen sütlerin somatik hücre sayılarını (SHS) belirlemek ve SHS'nin mevsim ve laktasyon sırasına göre değişimini ve süt kalitesi üzerindeki etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma Diyarbakır İlindeki özel bir süt sığırı işletmesinde 2023 yılı Mart ayı ile 2024 yılı Mart ayları arasında üçer aylık dönemlerde 4 mevsimde (İlkbahar, yaz, sonbahar, kış mevsimlerinde) yürütülmüş olup toplam 210 adet süt örneği alınmıştır. Süt örnekleri ait parametlerden somatik hücre sayısı , Somatos Mini cihazı ile kuru madde, protein, yağ ve laktoz içerikleri Milkotester Master Classic cihazıyla belirlenmiş olup laktasyon sırası ve mevsimin etkisinin analızinde En küçük kareler metodu, çoklu karşılaştırmalar ise Duncan testı ile tespit yapılmıştır. Yıl boyunca çiğ süt örneklerinin ortalama yağ, protein, kuru madde, laktoz ve SHS içerikleri sırasıyla %3.61, %3.22, %12.71, %4.68 ve 211.70 hücre/ml olarak belirlenmiştir. Çalışmada, Siyah Alaca ırkı sığırlarda sütün yağ, kuru madde, protein ve somatik hücre sayısı içeriği açısından laktasyon sıraları arasında istatistiksel fark olduğu, laktoz içeriği açısından da laktasyon sıraları arasında istatistiksel fark bulunmadığı tespit edilmiştir. Laktasyon sırası ile bazı süt bileşenleri arasında dikkat çekici ilişkiler bulunmuştur. Özellikle, laktasyon sırası ile kuru madde (r = 0,383, p < 0,001) ve SHS (r = 0,355, p < 0,001) arasında anlamlı ve pozitif korelasyonlar tespit edilmiştir. Ancak, laktasyon sırasının yağ, protein ve laktoz üzerinde belirgin bir etkisi olmadığı görülmüştür. Mevsimin süt yağı (r = -0,333, p < 0,001) ve SHS (r = -0,333, p < 0,001) üzerinde negatif etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Kuru madde ile mevsim arasında da negatif bir ilişki olduğu saptanmıştır (r = -0,278, p < 0,001). Süt bileşenleri arasındaki ilişkilere bakıldığında, protein ile laktoz arasında anlamlı bir pozitif korelasyon bulunmuştur (r = 0,277, p < 0,001). Bu, protein ve laktoz miktarlarının birlikte artma eğiliminde olduğunu göstermektedir. Ancak, yağ ile diğer bileşenler arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak, çalışmanın bulguları, laktasyon sırası ve mevsimin süt bileşenleri ve somatik hücre sayısı üzerinde önemli etkileri olduğunu göstermektedir
Diyarbakır ili tarıma dayalı ihtisas besi organize sanayi bölgesinde iyi tarım uygulama imkanlarının araştırılması
Bu çalışmada Diyarbakır İli Tarıma Dayalı İhtisas Besi Organize Sanayi Bölgesinde, Hayvansal Üretimde İyi Tarım Uygulamaları Kriterleri Genelgesi'ne ekli Hayvancılık Kontrol Noktaları ve Uygunluk Kriterleri'nde yer alan birincil öneme sahip sorulara göre 73 adet işletmenin 34 tanesinde araştırma yapılmıştır. Çalışmada, işletmelerin İyi Tarım Uygulamaları Sertifikasyonu için gerekli kriterlere tam anlamıyla uymadığı, ancak altı adet işletmenin küçük düzeltmelerle sertifika alabilme potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu altı adet işletmeye "Sığır Besiciliği Kontrol Noktaları Uygunluk Kriterlerine" yönelik olan sorular yöneltilmiştir. İzlenebilirlik, doğal kaynakların korunması ve sürdürebilirlik ile tüketicilere güvenli ürün sunulmasını sağlamak için İTU sertifikası başvurusunda kritik kontrol noktaları olan barınaklar ve yerleşkelerinde haşere ve kuşlarla mücadele, hayvan hareketlerinin gözlenmesi, hayvan refahı sağlığı ve beslenmesine yönelik yapılan yöntemleri ne ölçüde uyguladıkları tespit edilmiştir. İşletmelerin hayvan sağlığı ve refahı, çalışanlar için uygun ve hijyenik çalışma alanı, hayvanların kimlik ve hareketlerinin kayıtlarını tutma işlerine önem vermedikleri belirlenmiştir. İşletmelerinin yarısına yakını sözleşmeli veya sürekli veteriner çalıştırmadığı tespit edilmiştir. Binaların alt yapısı, yerleşimi ve birbirleriyle ilişkilerinde düzensizlikler ve eksiklikler olduğu gözlenmiştir. İTU'nun yayılmasını, benimsenmesini ve sertifikasyonunun yaygınlaşmasını sağlamak adına bakanlık, meslek örgütleri, yetiştirici birlikleri ve kooperatifler tarafından üretici işletmelere "çiftlik yönetimi, hayvan refahı ve sağlığı ile çevre yönetimi konusunda" eğitimler verilmelidir. Ayrıca üniversiteler ile sivil toplum örgütleri bilinçlendirme amaçlı eğitim toplantılar düzenlenmelidir. Anahtar Kelimeler: İyi Tarım Uygulamaları, hayvan refahı, hayvancılık, sertifikalı üretim
Yemlere enkapsüle uçucu yağları ilavesinin etlik Japon bıldırcınların besi performansı, bağırsak morfolojisi ve bakteri popülasyonuna etkisi
Bu çalışmanın amacı, etlik bıldırcınların (Coturnix coturnix japonica) karma yemlerine enkapsüle edilmiş kekik ve rezene uçucu yağlarının eklenmesinin, besi performansı, bağırsak morfolojisi ve bakteri popülasyonu üzerindeki etkilerini belirlemektir. Araştırmada, toplamda 160 adet 1 günlük yaşta bıldırcın kullanılmıştır. Bıldırcınlar 4 gruba ayrılmış, her grupta 10 tekerrür ve her tekerrürde 4 civciv olacak şekilde düzenlenmiştir ve 5 hafta boyunca deneme yemleriyle beslenmişlerdir. Kontrol grubu normal temel rasyon ile beslenirken, muamele grubunun yemine kg başına 250 mg enkapsüle edilmiş rezene uçucu yağı, kekik uçucu yağı ve bu yağların karışımı eklenmiştir. Deneme sonuçlarına göre, canlı ağırlık kazancı bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (P>0.05). Yemlere ilave edilen enkapsüle kekik uçucu yağı, yem tüketimini azaltmış ve yemden yararlanma oranını iyileştirmiştir (P<0.05). Dişi bıldırcınlarda Clostridium perfringens ve Escherichia coli varlığı açısından gruplar arasında farklılık tespit edilmezken (P>0.05), enkapsüle kekik uçucu yağı eklenmiş yemle beslenenlerde Lactobacillus spp. varlığında artış saptanmıştır (P<0.05). Erkek bıldırcınlarda ise Clostridium perfringens, Escherichia coli ve Lactobacillus spp. varlığı açısından gruplar arasında önemli bir farklılık saptanmamıştır (P>0.05). Yemlere eklenen enkapsüle rezene uçucu yağı, hayvanların duodenum villus yüksekliği, genişliği, alanı ve villus yüksekliği/kript derinliği oranını artırmıştır (P<0.05). Ancak, her iki uçucu yağın karışımını içeren yemlerle beslenen bıldırcınlarda jejunum ve ileum villus yüksekliği ile genişliğinde azalma gözlenmiştir (P<0.05). Ayrıca enkapsüle kekik uçucu yağı eklenmiş yemlerle beslenen hayvanlarda ileum villus yüksekliği ve villus alanında artış saptanmıştır (P<0.05). Sonuç olarak, yemlere enkapsüle rezene ve kekik uçucu yağlarının tek başına eklenmesinin, kombine edilerek verilmesine göre daha uygun olduğu belirlenmiştir. Gelecekte yapılacak çalışmalarda ise bu yağların farklı düzeylerde ve çeşitli fitojeniklerle kombinasyonlarının araştırılması önerilmektedir.
Diyarbakır Sur ilçe'sinde ipek böceği yetiştiriciliği deneyimi: Uygulama ve bulgular
Bu çalışmada Diyarbakır ili merkez Sur ilçesi iklim koşullarında ipek böceği (Bombyx mori),yetiştiriciliğinin gelişme evreleri incelenmiş ve verim özellikleri araştırılmıştır. Araştırma kapsamında, 28.3 °C ortalama sıcaklık ve %60.7 ortalama nem koşullarının sağlandığı bir yetiştirme ünitesinde 10.000 ipek böceği larvası iki gruba ayrılmış ve 45 günlük yetiştirme süresi boyunca iki farklı tür dut yaprağı ile beslenmiştir. Deneme süresince, haftalık olarak larva boyları, ağırlıkları tükettikleri yaprak miktarı ve ölüm oranları belirlenmiştir. Yetiştirme evreleri sonunda üretilen yaş ve kuru koza miktarları saptanmıştır. Yetiştirme süreci boyunca ve sonunda farklı dut çeşitleriyle beslenen ipek böceklerinin larva boyları, ağırlıkları ve yaprak tüketim miktarları açısından benzer sonuçlar elde edilmiştir. Yetiştirme sonunda, ters dut yaprağı ve beyaz dut yaprağı ile beslenen larvaların boyları sırasıyla 775 mm ve 770 mm, ağırlıkları ise 48±0.3 mg ve 44±0.4 mg olarak ölçülmüştür. En yüksek ölüm oranı, %76 ile ters dut yaprağı ile beslenen grupta görülmüş, beyaz dut yaprağı ile beslenen grupta ise ölüm oranı %64 olarak kaydedilmiştir. Ayrıca, beyaz dut yaprağı ile beslenen grupta 1.800 adet yaş koza üretilirken, ters dut yaprağı ile beslenen grupta bu sayı 1.200 adet olarak gerçekleşmiştir. Sonuç olarak, Diyarbakır ili Sur ilçesinin iklim koşullarında, ipek böceği yetiştiriciliğinde kullanılan beyaz dut yapraklarının, larvaların yaşama oranı ve yaş koza verimi üzerinde daha olumlu etkiler sağladığı belirlenmiştir. Bu nedenle, beyaz dut yapraklarının ipek böceği yetiştiriciliğinde tercih edilebileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İpek böceği yetiştiriciliği, Koza verimi, Ölüm Oranı, Diyarbakır Sur ilçesi
Güneydoğu Anadolu Bölgesi küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin mevcut durum sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışma, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde küçükbaş hayvancılık üreticilerinin sosyo-ekonomik özellikleri, desteklemelerden faydalanma durumları, birliğe üye olma durumları, hayvan sağlığı uygulamaları ve sorunlarını tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma 2024 yılı Şubat ve Haziran ayları arasında yürütülmüş olup araştırma materyalini Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin 9 ilinde tabakalı tesadüfi örnekleme yöntemiyle seçilen 180 işletmede yapılan anket verileri oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen veriler neticesinde işletmelerde ortalama 299.6 hayvan varlığı olduğu ve işletmelerin %87'sinin hayvancılığı sadece ailenin hayvansal ürün ihtiyacını karşılamak amacıyla yaptığı tespit edilmiştir. İşletmelerde hayvan sayısı arttıkça bilgiye ulaşma isteği ve desteklemelerden faydalanma durumunda artış gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar neticesinde Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde küçükbaş hayvancılık faaliyetlerinin gelişmesini önleyen en önemli faktörlerin başında yem giderlerinin yüksek olması ve çoban sıkıntısının geldiği belirlenmiş olup gençlerin hayvancılık faaliyetlerine yönlendirilmesi için çobanlık mesleğinin cazibeli hale getirilmesi önerilmiştir.
Kilis keçilerinde görüntü işleme ve makine öğrenimi ile canlı ağırlık tahmini
Bu çalışma Kilis keçisi oğlaklarında görüntü işleme ve makine öğrenimi yöntemlerini kullanarak canlı ağırlığın tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliği Küçükbaş Biriminde 2023 Temmuz ile 2024 Mart tarihleri arasından gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, 9 baş Kilis keçisi oğlağından elde edilen morfolojik ölçümler ile sırt görüntüleri, 10 aylık bir süre boyunca düzenli olarak kaydedilmiştir. Oğlaklar, benzer yaş aralığında olan bireyler arasından seçilmiştir. Sırt görüntüleri, saniyede 30 kare (fps) çekim yapabilen 4K çözünürlükteki GoPro cihazı ile alınmıştır. Bu görüntüler, makine öğrenmesi için kullanılacak veri setinde özellik çıkarımı amacıyla işlenmiştir. Görüntüler, Python üzerinden Labelme programı ile etiketlenmiş, ardından sırt görüntülerinin arka planları çıkarılarak ImageJ programında analiz edilmiştir. Bu analizlerle elde edilen morfolojik ölçümler kullanılarak, farklı makine öğrenmesi modellerinin (Random Forest, SVR, MARS ve XGBoost) test performansları karşılaştırılmıştır. Modellerin tahmin performansları, test verilerinde R², MAE ve RMSE gibi istatistiklerle değerlendirilmiştir. Sonuçlar, XGBoost modelinin eğitim veri setinde en yüksek performansı gösterdiğini (R² = 0.98, MAE = 0.50, RMSE = 0.64), ancak test veri setinde R² = 0.01, MAE = 0.01, RMSE = 5.36 ile düşük performans sergilediğini ortaya koymuştur. Diğer modellerin performansları sırasıyla; Random Forest için R² = 0.85, MAE = 1.55, RMSE = 1.89; SVR için R² = 0.51, MAE = 2.26, RMSE = 3.19; MARS için ise R² = 0.19, MAE = 3.10, RMSE = 3.91 olarak bulunmuştur. Sonuçta, görüntü işleme ve makine öğrenmesi tekniklerinin küçükbaş hayvanların canlı ağırlıklarının tahmin edilmesinde güvenilir ve pratik bir alternatif sunduğunu göstermektedir. Bunun yanı sıra, hayvancılık sektöründe teknolojik gelişmelerin entegrasyonu ve sürü yönetiminde dijital dönüşümün gerçekleştirilmesi adına önemli bir adım teşkil etmektedir. Anahtar Kelimeler: Kilis Keçisi, Makine Öğrenimi, Görüntü İşleme, Canlı Ağırlık tahmini
Diyarbakır ilinde özel bir işletmede yetiştirilen siyah alaca süt sığırlarının bazı verim özelliklerine ait fenotipik ve genotipik parametre tahminleri
Bu çalışma, Diyarbakır ilinde özel bir işletmede yetiştirilen Siyah Alaca ineklerin süt verim özelliklerini ve bu özellikler üzerine çevresel faktörlerin etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma materyalini, 2022 ve 2023 yıllarına ait 104 baş ineğe ait 186 laktasyon verisi oluşturmuştur. Analizlerde laktasyon süt verimi, 305 günlük süt verimi, laktasyon süresi ve kuruda kalma süresi gibi süt verimi parametreleri değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, Siyah Alaca ırkında laktasyon süt verimi ortalaması 7.830±18,6 kg, 305 günlük süt verimi ortalaması 6.517±12,4 kg, laktasyon süresi ortalaması 341±7,2 gün ve kuruda kalma süresi ortalaması 66±2,9 gün olarak belirlenmiştir. 2022 yılında elde edilen laktasyon süt verimi ortalaması 8.109 kg ile 2023 yılına göre (6.458 kg) anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (P<0,01). Benzer şekilde laktasyon süresi de 2022 yılında daha uzundur. Ancak 305 günlük süt verimi ve kuruda kalma süresi, 2023 yılında daha yüksek değerler göstermiştir. Buzağılama mevsiminin süt verimi parametreleri üzerindeki etkisi istatistiki olarak anlamlı bulunmamıştır. Laktasyon sırasının ise laktasyon süt verimi ve 305 günlük süt verimi üzerine etkisi anlamlı olmamakla birlikte, en yüksek süt verimi 4. laktasyonda gözlenmiştir. Laktasyon devamlılık düzeyi, dört farklı yöntemle hesaplanmış ve özellikle ilk 100 gün süt veriminin toplam laktasyon veriminin önemli bir kısmını oluşturduğu görülmüştür. Süt verim özelliklerine ait kalıtım dereceleri düşük ile orta düzeyde bulunmuş olup, laktasyon süt verimi için 0,12; 305 günlük süt verimi için 0,14; laktasyon süresi ve kuruda kalma süresi için ise 0,02 olarak belirlenmiştir. Bu sonuçlar, çevresel faktörlerin süt verimi üzerinde genetik faktörlere kıyasla daha büyük etkiye sahip olduğunu ortaya koymaktadır.
Diyarbakır ili merkez ilçelerindeki sığırcılık işletmelerinin yapısal analizi
Bu tez, Diyarbakır ili merkez ilçelerinde (Kayapınar, Bağlar, Yenişehir ve Sur) faaliyet gösteren sığırcılık işletmelerinin yapısal özelliklerini ve üretici profillerini analiz etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, Türkvet sistemine kayıtlı toplam 5146 işletmeden tabakalı örnekleme yöntemiyle belirlenen 160 işletme ile yüz yüze anket yapılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 15.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, işletmelerin %90,6'sı aile işletmesi niteliğinde olup, %93'ü sadece hayvancılıkla uğraşmaktadır. Barınak yapılarının %91,3'ü kapalı sistem olup, büyük çoğunluğu geleneksel niteliktedir. Sağım işlemlerinde teknolojik ekipman kullanımı sınırlı kalmış, %85,6'sı el ile sağım yapmaktadır. İşletmelerin toplam hayvan sayısı 5113 olup, bunun %56'sı ineklerden oluşmaktadır. Hayvan kapasitesi bakımından işletmelerin %53,7'si 1–10 baş hayvana sahip küçük ölçekli işletmelerden oluşmaktadır. Arazi varlığı açısından işletmelerin %31'inin hiç arazisi bulunmamakta, %40'ı ise yalnızca 1–50 dekar araziye sahiptir. Bitkisel üretim yapan işletme oranı yalnızca %7'dir. Yetiştiricilerin %80,6'sı 41–60 yaş aralığında olup, %61,7'si okur-yazar veya hiç okur-yazar olmayan bireylerden oluşmaktadır. Yetiştiricilerin %95,6'sı hayvancılığı tek geçim kaynağı olarak sürdürmekte; %78,8'i ise bu faaliyetinden memnundur. En çok görülen sorunlar yem maliyetleri, teknik altyapı eksikliği ve veteriner hizmetlerine erişimdeki yetersizliktir. Ayrıca %66,3'lük bir kesim hayvancılığa devam etmeyi düşünmektedir. Hayvan sağlığı açısından, düzenli aşı uygulaması yapan işletme oranı %83, veteriner hizmetlerini yeterli bulanların oranı ise yalnızca %37'dir. En sık karşılaşılan hastalıklar mastitis, ayak hastalıkları ve solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Üreme yönetiminde, kızgınlık takibi yapanların oranı %71, suni tohumlama uygulayanların oranı %64'tür. Tohumlamaların çoğu Tarım İl Müdürlüğü ve serbest veterinerler tarafından gerçekleştirilmektedir. Buzağı sütten kesme yaşı çoğunlukla 2–3 ay arasında değişmektedir. Sağım uygulamalarında, %85,6 oranında el ile sağım yapılmakta, yalnızca %14,4'lük kesimde makine kullanılmaktadır. Sağım sırasında meme hijyeni kurallarını uygulayan işletmelerin oranı %67'dir. Yetiştiricilerin %78,8'i hayvancılıktan memnuniyet duymakta, %66,3'ü faaliyeti sürdürmek istemektedir. Bu veriler ışığında, bölgedeki sığırcılık işletmelerinin modernize edilmesi, yem bitkisi üretiminin teşvik edilmesi, üretici eğitimlerinin artırılması ve barınakların iyileştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Sürdürülebilir hayvancılık için, bölgesel şartlara uygun kalkınma politikaları ve çiftçiyi merkeze alan destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Gökhöyük Tarım işletmesinde yetiştirilen jersey ırkı sığırların süt verim özelliklerine ait varyans unsurları ve genetik parametrelerin tahmini
Bu araştırma, Amasya ili sınırları içerisinde bulunan Gökhöyük Tarım İşletmesinde 2017–2021 yılları arasında buzağılama yapan 587 baş Jersey sığırına ait 1378 laktasyon verisi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, süt verim özellikleri (laktasyon süt verimi, 305 günlük süt verimi, sağım süresi ve kuruda kalma süresi) ile döl verimi özelliği olan buzağılama aralığı incelenmiş; bu özellikler üzerine buzağılama yılı, mevsimi, yaşı ve laktasyon sırasının etkileri istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Araştırmada, laktasyon süt verimi 7351,0±84,7 kg, 305 günlük süt verimi 5952,9±40,1 kg, sağım süresi 323,3±3,3 gün ve kuruda kalma süresi 60,2±0,3 gün olarak belirlenmiştir. Buzağılama aralığı ise ortalama 395,6±2,0 gün olarak tespit edilmiştir. Laktasyon süt verimi ve 305 günlük süt verimi üzerine buzağılama yaşı ve yılı faktörlerinin istatistiksel olarak önemli etkileri olduğu saptanmıştır. Laktasyon süt verimi ile 305 günlük süt verimi arasında yüksek düzeyde pozitif korelasyon (r=0,829), sağım süresi ile orta düzeyde pozitif korelasyon (r=0,532) tespit edilmiştir. Genetik parametre tahminlerinde, laktasyon süt verimi ve 305 günlük süt verimi için kalıtım dereceleri sırasıyla 0,12 ve 0,14 olarak bulunmuş; bu değerler, genetik ilerlemenin sınırlı ancak mümkün olduğunu göstermektedir. Bu bulgular doğrultusunda, Jersey ırkının süt verim potansiyelinin yüksek olduğu, çevresel faktörlerin verim üzerine önemli etkiler oluşturduğu ve verimlilikteki sürdürülebilirliğin yönetim, bakım ve ıslah stratejileriyle desteklenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Yumurtacı tavuk yemlerine boraks dekahidrat ve fitaz enzimi katkısının verim performansı, kemik dayanıklılığı ve yumurta kalite özelliklerine etkisi
Bu araştırmada, yumurtacı tavuk yemlerine boraks dekahidrat (BDH) ve fitaz enzimi ilavesinin; verim performansı, yumurta kalite özellikleri ve kemik dayanıklılığı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmada, 25 haftalık yaşta toplam 168 adet Atak-S yumurtacı tavuk kullanılmıştır. Tavuklar, her biri 6 hayvandan oluşan 7 tekerrürlü dört deneme grubuna rastgele dağıtılmıştır. Toplam 8 hafta süren deneme boyunca her grup, kendilerine tahsis edilen deneme rasyonlarıyla beslenmiştir. Kontrol grubuna yalnızca temel rasyon verilmiş, muamele gruplarının yemlerine ise sırasıyla kilogram başına 500 IU fitaz, 50 mg boraks dekahidrat ve her iki katkının kombinasyonu eklenmiştir. Araştırma kapsamında günlük yem tüketimi, yumurta verim oranı, yumurta ağırlığı ve yemden yararlanma oranı kaydedilmiş; haftalık olarak dış ve iç yumurta kalite analizleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca femur ve tibia kemiklerinden kırılma dayanıklılığı ölçümleri ile mineral içerik analizleri yapılmıştır. Araştırma sonunda en yüksek yumurta randımanı (%88,9) ve günlük yumurta verimi (59,6 g/tavuk/gün) BDH+fitaz grubunda elde edilmiştir (P<0,05). Aynı grupta ortalama yumurta ağırlığı da 61,4 g'a ulaşarak hem iç kalite hem de kabuk özelliklerinde iyileşme göstermiştir. Ayrıca bu grupta en düşük yem tüketimi (126,0 g/tavuk/gün; P<0,05) ve en düşük yem dönüşüm oranı (2,24 g/g; P<0,01) kaydedilmiş, böylece yemden yararlanma etkinliğinin arttığı ortaya konmuştur. Fitaz ve Fitaz+BDH gruplarında, kontrol grubuna kıyasla femur kırılma dayanıklılığı önemli, düzeyde artmıştır (P<0,01). Femur çapı yalnızca BDH grubunda daha yüksek bulunmuş ve diğer gruplara göre istatistiksel olarak farklılık göstermiştir (P=0,002). Ancak femur ağırlığı ve uzunluğu bakımından gruplar arasında fark gözlenmemiştir (P>0,05). Femurda en yüksek Ca ve P düzeyleri fitaz+BDH grubunda belirlenmiştir. Ayrıca hem fitaz hem de BDH uygulamaları, kontrol grubuna kıyasla bu mineralleri anlamlı düzeyde artırmıştır (P<0,01). Bor birikimi ise en yüksek fitaz ve fitaz+BDH gruplarında tespit edilmiştir (P<0,01). Genel olarak, boraks ve fitaz katkıları yumurtacı tavuklarda kemik mineralizasyonunu desteklemiş, yumurta dış kalite kriterlerinde iyileşme sağlamış ve sürdürülebilir hayvansal üretime katkı sunabilecek potansiyel bir strateji olarak öne çıkmıştır.
Tunceli ilinde hayvancılık işletmelerinin yapısal analizi
Türkiye'de birçok aile geçimini hayvancılıkla sağlamaktadır. Doğu Anadolu bölgesinde bulunan Tunceli ilinde Hayvancılık kırsal alanda yaşayan aileler için temel geçim kaynağıdır. Terör olayları nedeniyle köylerin boşalması, hayvancılıkla uğraşan nüfusun göç etmesi hayvancılığı olumsuz yönde etkilemiştir. Özellikle girdi maliyetlerinin artmasından ve bakımının zorluğundan ötürü büyükbaş hayvan sayısı gittikçe azalmaktadır. Veriler incelendiğinde büyükbaş hayvan sayısı azalmasına karşılık küçükbaş hayvan sayısında da artış gözlemlenmiştir. Tunceli'de bulunan dağların zengin florası nedeniyle arıcılıkla uğraşan aile sayısında da artış vardır. Bu çalışma, Tunceli ilinde hayvancılıkla uğraşan üreticilerin üretim yapısı, sosyo-ekonomik profili, kooperatifleşme düzeyi ve mekânsal üretim tercihlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Tunceli'nin sekiz ilçesinde faaliyet gösteren 301 üreticiyle anket yapılmış, ayrıca resmi istatistikler doğrultusunda hem nicel hem de nitel veriler toplanmıştır. Bulgular, üretimin büyük ölçüde geleneksel yöntemlerle sürdürüldüğünü, küçükbaş hayvancılığın yaygın olduğunu ve yaylacılık faaliyetlerinin hâlen önemini koruduğunu göstermektedir. Büyükbaş hayvan sayısının yıllar içinde azaldığı; buna karşın küçükbaş hayvan varlığı ve arıcılık faaliyetlerinde artış yaşandığı tespit edilmiştir. Yüksek floraya sahip dağlık alanların, arıcılığın gelişimi açısından avantaj sağladığı belirlenmiştir. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen 23 ilişki analizi ile üretici özellikleri (eğitim düzeyi, cinsiyet, hayvancılıktan elde edilen gelir), üretim yapısı (hayvan türü, barınak tipi, yemleme yöntemi) ve örgütsel katılım (kooperatif üyeliği, pazarlama sorunları) arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda; eğitim düzeyinin modern üretim tekniklerinin benimsenmesinde önemli olduğu, kooperatif üyeliğinin pazarlama sorunlarını azalttığı ve kadın üreticilerin üretime aktif katkı sağlamakla birlikte örgütlenme süreçlerinde yeterince yer alamadığı ortaya konmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda; hayvancılık politikalarının yerel düzeyde planlanması, yaylacılığın altyapısal olarak desteklenmesi, kadınların kooperatiflere katılımının teşvik edilmesi ve modern üretim tekniklerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir. Bu çalışma, kırsal kalkınma odaklı tarım politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Romanov x ivesi melezi koyunlarda ağız sütü kalitesinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Geliştirme Çiftliği'nde bulunan 27 baş Romanov × İvesi melezi koyundan, doğumdan sonraki ilk üç gün içerisinde alınan kolostrum örneklerinin kalite özellikleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacı, yenidoğan kuzuların yeterli ve yüksek kaliteli kolostrum alımını sağlamak ve bu süreci etkileyebilecek potansiyel faktörleri belirlemektir. Kolostrumun, olgun süte kıyasla protein, yağ, vitamin ve mineral açısından daha zengin olduğu bilinmektedir. Refraktometre ile yapılan ölçümler sonucunda Brix değerleri birinci, ikinci ve üçüncü günlerde sırasıyla 23,6; 18,1 ve 17,9 olarak belirlenmiştir. Aynı günlerde protein oranları %6,9; %8,1 ve %7,8, kuru madde içerikleri %18,0; %14,4 ve %13,9 yağ oranları %6,9; %6,3 ve %6,0 ve yoğunluk değerleri ise 1,06; 1,05 ve 1,04 olarak tespit edilmiştir. Birinci gün ölçümlerinde, Brix değeri ile yoğunluk (r=29,7), protein (r=28,5), laktoz (r=28,6) ve kuru madde (r=28,5) arasında pozitif ve orta düzeyde korelasyonlar (%) saptanmıştır. Buna karşılık, somatik hücre sayısı (r=8,4) ve yağ (r=8,0) ile ilişkiler oldukça düşük bulunmuştur. Elde edilen bulgular, Brix değerinin kolostrum kalitesini belirlemede güvenilir bir gösterge olduğunu ve kolostrum bileşenlerinin paralel bir değişim sergilediğini göstermektedir. Öte yandan, yağ içeriği ile Brix değeri arasındaki negatif yönlü ilişki, yağın kolostrum kalitesinin değerlendirilmesinde sınırlı bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. İstatistik analizler, doğumdan sonraki ilk üç gün boyunca protein, laktoz, kuru madde ve yoğunluk değerlerinde anlamlı değişiklikler olduğunu göstermiştir. Türkiye'de hayvancılık sektöründe karşılaşılan en önemli sorunlardan biri, yenidoğanlarda yüksek ölüm oranları olup, bunun temel nedeni kuzuların zamanında ve yeterli miktarda kaliteli kolostrum alamamasıdır.
Çanakkale ili Yenice ilçesi süt işletmelerinin mevcut durumu ve sorunları
Bu çalışma, Çanakkale ili Yenice ilçesinde faaliyet gösteren süt sığırcılığı işletmelerinin mevcut durumunu, besleme ve yetiştirme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın ana materyalini, ilçede bulunan süt sığırcılığı işletmelerinde üreticilerle yapılan anketler oluşturmuştur. Anketler, 783 adet işletmeden örnekleme yolu ile elde edilmiş 238 adet işletme üzerinden yapılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; yetiştiricilerin yaşlarının 26 ile 66 arasında değiştiği ve ortalamasının 49,50 olduğu saptanmıştır. Süt sığırcılığı yetiştiriciliği yapma süresinin 2 ile 51 yıl arasında değiştiği ve ortalamasının 25,83 yıl olduğu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerdeki sağmal inek sayısının 6 ile 24 baş arasında değiştiği ve ortalamasının 10,90 baş olduğu, toplam sığır sayısının ise 12 ile 28 baş arasında değiştiği ve ortalamasının ise 18,28 baş olduğu belirlenmiştir. İşletmelerde süt sığırcılığının genel olarak kendi üretimi olan siyah alaca sığır ırklarıyla yapıldığı kanısına varılmıştır. Sığır başına elde edilen süt miktarı tüm işletmelerde genel ortalama olarak 17,77 lt olarak hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde %72,7 oranında kesif yemin yapılmadığı sonucu saptanır iken, %24,4 oranında kesif yemin işletmede, %2,9 oranında ise işletme dışında yapıldığı belirlenmiştir. Kesif yemin "sadece kooperatiften temin edilme" oranı oldukça yüksek bulunmuştur. Hayvanların %87 oranında karışık, %13 oranında ise bireysel yemlendiği sonucu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde hayvanların meraya çıkarılma oranı %21,8 iken meraya çıkarılmama oranı ise %78,2 olarak belirlenmiştir. İncelenen işletmelerin tamamına yakın kısmında yemlemenin sabah ve akşam saatlerinde yapıldığı sonucu belirlenmiştir. Anket yapılan yetiştiricilerin süt sığırcılığı konusunda düşük oranda (%26) eğitim aldığı sonucu belirlenmiştir. Sonuç olarak; yetiştirici birlikleri ve kooperatiflerin, süt sığırı besleme ve rasyon hazırlama gibi konularda çiftçilere verdiği eğitimler, yem kaynaklarımızın etkili bir şekilde kullanılması ve verimliliğinin artırılması açısından önemli katkılarda bulunacaktır. Bu eğitimler, yetiştiricilere yem kaynaklarını etkili bir biçimde yönetme becerisi kazandırarak, süt sığırcılığındaki verimliliği artırmayı hedeflemektedir.
Bingöl ili ve ilçelerinde arıcılığın yapısal analizi, sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışma, Bingöl ili merkez ve 5 ilçesinde faaliyet gösteren arıcılık işletmelerinde görülen arı hastalıkları ve zararlılarının belirlenmesi ve bu işletmelerin arıcılık uygulamaları ile ilgili genel durumunun ortaya konulması amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın materyalini, 99 arıcı ile yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre, arıcıların büyük bir kısmı orta yaş grubunda olup (ortalama 51,35), genellikle uzun yıllara (17,81 yıl) dayanan deneyime sahip oldukları görülmüştür. İşletme sahiplerinin eğitim durumunun %79,8 oranında lise ve ortaokul mezunu olduğu saptanmıştır. Arıcılık işletmelerinde ağırlıklı olarak Kafkas arı ırkı tercih edilmekte (%93,9), üretimde modern ahşap kovanlar yaygın şekilde (%90,9) kullanılmaktadır. Anket yapılan işletmelerin yaklaşık %59,4'ü göçer arıcılık yapmaktadır. Koloni kayıplarının genelde %10'dan daha düşük olduğu ifade edilmiştir. Kışlatma kayıpları %79,8 oranında kötü iklim koşullarına ve yetersiz beslenmeye atfedilmiştir. Ana arı değiştirme süresi bakımından, daha çok yılda 2 yılda bir değiştirme (%68,7) uygulanmaktadır. Üreticilerin %98'i Varroa ile mücadele ettiklerini ifade etmişlerdir. Antibiyotik kullanılma oranı %22,7 olarak belirlenmiştir Arıcıların %13,3'ü teknik eleman bulmada güçlük çektiğini açıklamıştır. Kurslara katılma oranı oldukça yüksek olup, bu oran %82,8 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, Bingöl ilindeki arıcılık faaliyetlerinin önemli bir potansiyele sahip olduğu ancak bazı yanlış uygulamaların değiştirilmesi, mevcut bilgi ve örgütlenme düzeyinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, veteriner hizmetlerinin güçlendirilmesi, kış beslenmesindeki eksikliklerin giderilmesi, örgütlenmenin teşvik edilmesi, sürdürülebilir ve verimli bir arıcılık sektörü için gerekli görülmektedir.
Bingöl ve Elazığ illerinde tavukçuluk işletmelerindeki altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, Bingöl ve Elâzığ illerinde faaliyet gösteren etlik piliç ve yumurta tavuğu işletmelerindeki altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilme durumunu incelemek amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla, söz konusu illerde faaliyet gösteren 167 adet etçi ve 16 adet yumurtacı olmak üzere toplam 183 adet işletmenin sahipleri ile yüz yüze anket yapılmıştır. Anket yapılan yumurtacı işletmelerde ortalama arazi büyüklüğünün 43,438 da olduğu saptanmıştır. Yumurtacı işletmelerde genellikle kafes sistemi ile üretim yapıldığı (%75), serbest gezinmeli sistemin %18,8 ve altlıklı yer sisteminin ise %6,2 oranında olduğu belirlenmiştir. Yumurtacı işletmelerde tavuk kapasitesinin 5000-320000 adet arasında değiştiği ve işletme ortalamasının 103,068,75 adet olduğu saptanmıştır. İşletmelerde kümes başına tavuk sayısı 36,975 adet olarak saptanmıştır. Kafes sisteminde elde edilen saf gübrenin genellikle depolarda (%68,75) toplandığı görülmüştür. İşletme sahipleri, elde ettikleri saf gübreyi genellikle tavuk gübresi işleyen firmalara veya gübre olarak kullanmak isteyenlere sattıklarını açıklamışlardır. Etlik piliç işletmelerinde ortalama kapasite 33906.25 adet olarak belirlenmiştir. Yıllık devir sayısı genelde 6 kez (%66,4) uygulanıyor ve iki devre arasındaki süre ortalama 15,42 gündür. İşletme sahiplerinin %94,1'i altlığı besi süresi boyunda düzenli olarak kontrol etmektedirler. İşletme sahiplerinin %52,6'sı, elde ettikleri altlık materyali+gübreyi ekonomik olarak değerlendiremediklerini ifade etmişlerdir. İşletmelerin %42,1'i, altlığı birden fazla kullandıklarında dezenfekte ederken, %57,9'u antikoksidiyal kullandıkları için dezenfekte etmeden kullanmaktadırlar. Altlığı tekrar kullanan işletmelerin %53,3'ü hastalıklarda artış görüldüğünü bildirmişlerdir. Sonuç olarak, Bingöl ve Elazığ'da faaliyet gösteren tavukçuluk işletmelerinin altlık yönetimi ve kümes atıklarının değerlendirilmesi konularında bazı önemli eksiklikleri ve yanlış uygulamaları olduğu saptanmıştır.
Korelasyon matrisinin cayley- hamılton teoremi ile çözümlenmesi: hayvancılık verilerinde bazı uygulamalar
Bu çalışmada, Cayley – Hamilton teoremi kullanılarak 4*4 boyutlu A kare matrisinin farklı mertebeden kuvvetlerine ait işlemler yapılmıştır. Literatür taraması sonucunda Meksika, Colima'daki Pelibuey koyunlarının morfolojik özellikleri arasındaki ilişki için Pearson korelasyonları elde edilmiştir. Bu koyunların morfolojik özelliklerine ait değişkenler cidago yüksekliği (WIH), göğüs çevresi (CHG), göğüs genişliği (CHW) ve vücut uzunluğu (BOL)'dur. Bu değişkenler arasında hesaplanan korelasyon katsayıları 0.23-0.83 aralığında bulunmuştur. Elde edilen korelasyon matrislerinin özdeğerleri hesaplanarak matrislerin yüksek mertebenden kuvvetlerinin hesaplanması kolaylaşmıştır. Bu öz değerlere karşılık 4*4'lük korelasyon matrislerinin yüksek dereceden kuvvetleri, karekökü, küp kökü, sinüsü, kosinüsü, tanjantı, logaritması ve üstel kuvveti hesaplanarak farklı matrisler elde edilmiştir. Yüksek mertebeden işlemleri ve bulunmaları zor elde edilen farklı türden polinom ve çeşitli fonksiyonların matrisleri Cayley – Hamilton teoremiyle çözülebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cayley – Hamilton Teoremi, Matris, Determinant, Özdeğer, Korelasyon.
Etlik piliç karma yemlerine bitkisel ekstrakt ilavesinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına etkileri
Bu çalışma etlik piliç karma yemlerine farklı bitkisel ekstrakt (Kenger tohumu; Gundelia tournefortii L. ve Emerald) ilavelerinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına olan etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada; toplam 280 adet 1 günlük yaştaki Ross 308 erkek etlik civcivler kullanılmıştır. 42 gün süren denemede civcivler her biri 8 tekerrürden (her tekerrürde 7 civciv olacak şekilde) oluşan 5 gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu hayvanları deneme süresince bitkisel ekstrakt katkısız karma yem ile beslenirken, muamele grupları sırasıyla Emerald ekstraktı 100 mg/kg yem ve kenger tohumu ekstraktı (GTE) 2, 4 ve 8 g/kg yem düzeylerinde eklenmiş yemler ile beslenmişlerdir. Deneme sonunda karma yemlerine 4 ve 8 g/kg düzeylerinde GTE ilave edilmiş hayvanların canlı ağırlık kazancının kontrol grubu ile kıyaslandığında önemli düzeyde arttığı tespit edilmiştir (P<0.05). Ayrıca karma yemlere 8 g/kg düzeyince GTE katkısının bağırsak laktik asit bakteri populasyonunu önemli düzeyde artırdığı saptanmıştır (P<0.05). Ancak, deneme sonunda yem tüketimi ve yemden yararlanma oranının uygulanan muamelelerden istatistiksel olarak önemli düzeyde etkilenmediği belirlenmiştir (P>0.05). Buna ek olarak, serum ürik asit (UA), glikoz (Glu) konsantrasyonları, aspartat aminotransferaz (AST) ve alkalin fosfataz (ALP) uygulanan herhangi bir muameleden etkilenmedi (P>0.05). Sonuç olarak karma yemlere farklı düzeylerdeki GTE katkısının, bağırsaktaki laktik asit bakteri sayılarını arttırarak büyüme performansını artırabileceği tespit edilmiştir.
Farklı yerleşim sıklıklarında yetiştirilen etlik piliç karma yemlerine sumak tozu ilavesinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına etkileri
Bu çalışma, farklı yetiştirme yoğunluklarında yetiştirilen etlik piliç karma yemlerine sumak tozu (Rhus coriaria) katkısının besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikrobiyal populasyonu üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, toplam 378 adet 1 günlük yaştaki Ross 308 erkek civcivler kullanılmış, 2*3 faktöryel deneme tertibine göre 2 farklı yetiştirme yoğunluğunda (10 ve 20 civciv/ m2 taban alanı; normal ve yüksek stoklama yoğunluğu) ve yemlere 3 farklı düzeyde (0.0, 0.75 ve 1.5 g /kg yem) sumak tozu ilave edilmiştir. Araştırma sonunda normal yetiştirme sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerin canlı ağırlık kazancı ve yem tüketim düzeyleri yüksek sıklıkta yetiştirilenlere göre daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Ayrıca yemden yararlanma oranı yüksek yetiştirme yoğunluğundan olumsuz etkilenmiştir (P <0.05). Yemlere sumak tozu ilavesi farklı yetiştirme sıklığında yetiştirilen hayvanların besi performansı değerlerini etkilememiştir (P>0.05). Yetiştirme yoğunlukları ve yemlere sumak tozu ilavesi bağırsak ağırlığını düşürmüştür (P<0.05). Yüksek yetiştirme sıklığında yetiştirilen tavukların serum toplam protein konsantrasyonu, kontrol grubundakilere göre daha yüksek bulunmuştur. (P<0.05). Canlı ağırlık kazancı ve abdominal yağ ağırlığı bakımından yetiştirme yoğunluğu ve yemlere sumak tozu ilavesi arasında interaksiyon saptanmıştır (P<0.05). Ancak karaciğer, dalak, taşlık ve bezel mide ağırlığı açısından herhangi bir fark bulunmamıştır (P> 0.05). Ayrıca serumdaki alkalin fosfataz (ALP), aspartat amino transferaz (AST) aktiviteleri ve yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), kolesterol ve trigliserit konsantrasyonu, herhangi bir stoklama yoğunluğu veya sumak tozu ilavesinden etkilenmemiştir (P>0.05). Sonuç olarak, yüksek yetiştirme sıklığında yetiştirilen etlik piliçlerde besi performansı kayıpları meydana gelmiş, karma yemlere sumak tozu ilavesinin bu düşüşü engelleyemediği tespit edilmiştir.
Romanov x ivesi melezi koyunlarda süt bileşenleri ve somatik hücre sayısının değişimi
Bu çalışmada Dicle Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Zootekni Bölümü Küçükbaş Hayvancılık Araştırma İşletmesinde bulunan Romanov x İvesi melezi koyunlarından Şubat, Mart ve Nisan aylarında alınan çiğ süt numunelerinde Somatik Hücre Sayısı ve süt bileşenleri analizleri yapılmıştır. İşletmedeki koyunlardan alınan örneklerde Şubat ayında 30 numuneden bir tanesi, Mart ayında yedisi ve Nisan ayında üçü SHS'nda 90 000 adetten yüksek olarak tespit edilmiştir. Süt örneklerinde yağ, kuru madde, protein, yoğunluk, donma noktası, laktoz ve mineral ölçüm değerleri de tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda yapılan istatistik analizlerde SHS, kuru madde, protein, laktoz ve donma noktası değerleri için aylar arasındaki görülen farklılık önemsiz bulunmuştur (P>0.05). Yağ, mineral ve yoğunluk değerlerinde aylar arasında önemli farklılık bulunmuştur (P<0.01).
Diyarbakır koşullarında yetiştirilen yem bezelyesi ( Pisum sativum supsp arvense L. ), tritikale ve karışımlarının silaj kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Diyarbakır koşularında yetiştirilen yem bezelyesi (Pisum sativum supsp arvense L.), tritikale ve karışımlarından elde edilen silajların kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma; yem bezelyesi, tritikale ve bunların farklı düzeydeki karışımlarından oluşan 3'er tekerrürlü 5 grup oluşturulmuş olup sırasıyla; 1)Yem bezelyesi, 2)Tritikale, 3) % 50 Yem bezelyesi + % 50 Tritikale, 4) % 25 Yem bezelyesi + % 75 Tritikale ve 5) % 75 Yem bezelyesi + % 25 Tritikale' den meydana gelmiştir. Numuneler, 2 kg'lık plastik kavanozlarda 60 gün inkünbasyona bırakıldıktan sonra analizleri yapılmıştır. Yapılan kimyasal analizlerde; en yüksek pH değeri (4.15) tritikale silajından elde edilirken, en düşük pH değeri (4.08) ise yem bezelyesi silajından elde edilmiştir (P<0.05). Benzer şekilde laktik asit konsantrasyonu en yüksek (% 2.19) tritikale silajından saptanırken, en düşük düzey (% 1.96) ise yem bezelyesi silajında saptanmıştır (P<0.05). Diyarbakır koşularında silolanan materyalde baklagil oranının artışı kaliteli bir silajda istenen özellik olan HP, NDF, propiyonik asit ve asetik asit oranlarında artış sağlarken, laktik asit oranında azalma meydana getirmiştir. Ayrıca Diyarbakır ili ekolojik koşularına sahip alanlarda tritikale ve yem bezelyesi bitkilerinin karışım halinde silolanmasın da % 25 yem bezelyesi + % 75 tritikale karışımının silaj kalitesi açısından en ideal karışım olduğu tespit edilmiştir.
Romanov X ivesi ( F2 ) erkek kuzuların besi performansı, kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma Dicle üniversitesi Ziraat Fakültesi koyunculuk işletmesinde 2017 yılında yapılmıştır. Araştırma 64 günlük besiye alınan Romanov x İvesi (F2) melez erkek kuzuların besi performansı, kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın hayvan materyalini yaklaşık 2 aylık yaşta sütten kesilen, 4 gün içinde doğan, sütten kesim ağırlıkları birbirine yakın 7 baş erkek kuzu oluşturmuştur. Besi boyunca kuzulara ad-libitum karma yem ile hayvan başına günde 100 g buğday samanı verilmiş ve önlerinde sürekli temiz su bulundurulmuştur. Besi sonunda kesim ve karkas özelliklerinin belirlenmesi amacıyla kuzuların tamamı kesilmiştir. Kuzularının besi sonu ortalama canlı ağırlıkları 33.03±1.19 kg ve besi boyunca ortalama günlük canlı ağırlık artışı 0.266±0.01 kg olarak belirlenmiştir. Besi sonunda kesilen kuzuların kesim özellikleri sırasıyla; kesimhane ağırlığı 32.72±1.20 kg, sıcak karkas ağırlığı 14.48±0.837 kg, baş ağırlığı 1.80±0.065 kg, ayak ağırlığı 0.81±0.020 kg, post ağırlığı 4.15±0.210 kg, iç yağ ağırlığı 0.49±0.099 kg, testis ağırlığı 0.20±0.035 kg ve yürek+ciğer ağırlığı 1.31±0.041 kg olarak belirlenmiştir. Kuzuların karkas özellikleri; soğuk karkas ağırlığı 14.051±0.830 kg, böbrek ağırlığı 0.117±0.004 kg, böbrek-leğen yağı ağırlığı 0.147±0.029 kg, kuyruk ağırlığı 0.275±0.049 kg, but ağırlığı 2.231±0.107 kg, sırt-bel ağırlığı 1.057±0.074 kg, kol ağırlığı 1.662±0.090 kg, boyun ağırlığı 0.548±0.046 kg, etek ağırlığı 1.311±0.106 kg, karkas randımanı %42.42±1.270 olarak belirlenmiştir.
Farklı amino asit kaynaklarının broylerlerde besi performansı, serum biyokimyası ve karkas kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışma, etlik piliç karma yemlerinde kullanılan sentetik olarak üretilen DL – metiyonin (1.0g/kg yem) yerine önerilen iki farklı dozdaki (1.0 ve 1.25g/kg yem) bitkisel ekstraktın besi performansı, serum biyokimyası ve iç organ nispi ağırlıkları üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada bir günlük yaştaki toplam 312 adet Ross 308 erkek etlik civciv kullanılmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 grup ve 3'er tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırma sonunda canlı ağırlık, canlı ağırlık artışı, yem tüketimi ve yemden yararlanma oranları bakımından gruplar arasında istatistiki olarak önemli düzeyde farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Karkas ağırlığı ile taşlık ve abdominal yağ nispi ağırlıkları sentetik metiyonin yerine bitkisel ekstraktların kullanımıyla istatistiki olarak önemli düzeyde etkilenmezken; barsak ve karaciğer nispi ağırlıkları sentetik metiyonin kullanılan grupta daha yüksek olmuştur (P<0.05). Dalak nispi ağırlığı bakımından sadece kullanılan bitkisel ekstrakt dozları arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). Serum glukoz, toplam protein, kreatinin, trigliserid, kolesterol ve kalsiyum konsantrasyonları uygulanan muamelelerden etkilenmemiştir (P>0.05). Ürik asit ve albümin değerleri sentetik metiyonin verilen grupta, fosfor seviyesi ise bitkisel ekstrakt kullanılan grupta daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Sonuç olarak sentetik DL - metiyonin yerine organik üretimde kullanımına izin verilen ticari olarak üretilen bitkisel ekstraktın tavsiye edilen iki dozunun hayvan sağlığı ve besi performansını olumsuz etkilemeksizin kullanılabileceği tespit edilmiştir.
Diyarbakır koşullarında yetiştirilen Romanov x ivesi (F2) melezi koyunlarda bazı fizyolojik parametrelerin mevsimsel değişimi
Bu çalışmada Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Koyunculuk İşletmesi'nde yetiştirilen Romanov X İvesi (F2) melezi koyunların 2016 yılında doğan dişi toklularının bazı fizyolojik parametrelerinin mevsimsel değişiminin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında deneme materyali koyunlardan Nisan, Ağustos ve Aralık aylarında günde 2 kez olmak üzere (08.00-10.00, 16.00-18.00 saatlerinde) nabız sayısı (adet/dak), solunum hızı (adet/dak) ve rektal sıcaklık (ºC) değerleri ölçülmüştür. Araştırma sonucunda sırası ile Ağustos (sıcak çevre), Aralık (soğuk çevre), Nisan (optimal çevre) aylarında rektal sıcaklık değerleri sabah ve akşam sırasıyla; 40.092, 40.275, 39.442, 39.584, 39.18, 39.31 ºC, nabız hızı sabah ve akşam sırasıyla; 109.486, 116.086, 131.19, 135.320, 106.99, 105.50 adet/dk, solunum hızı; 103.372, 117.970, 69.920, 76.640, 114.74, 107.40 adet/dk bulunmuştur.
Yetiştirici koşullarında halep keçisi oğlaklarında doğrusal ve doğrusal olmayan yöntemlerle büyümenin tahmin edilmesi
Bu çalışmada, oğlaklara ait doğum ağırlığı ve 7 aylık canlı ağırlıklar ölçülmüş ve bu ağırlıklara ait büyüme eğrisi modellerinden Linear, Gompertz ve Richards büyüme eğrisi modelleri denenmiştir. Çalışma, Diyarbakır ili Bismil ilçesinde entansif yetiştiricilik yapan bir süt keçisi işletmesinde mevcut 30 baş erkek ve 30 baş dişi toplam 60 baş Halep keçisi oğlakları kullanılmıştır. Kullanılan modeller içerisinden en iyi modelin tespit edilebilmesi için belirtme katsayısı (R2) ve hata kareler ortalaması (HKO) istatistiki değerleri kullanılmış olup, büyümeyi en iyi açıklayan modelin; tekiz doğan (0.98±2.66), ikiz doğan (0.97±1.33) ve dişi Halep keçisi oğlaklarında (0.98±1.31), Richards büyüme eğrisi modeli tanımlamıştır. Erkek Halep keçisi oğlaklarında ise büyümeyi en iyi tanımlayan model olarak Gompertz ve Richards olduğu saptanmıştır. Denenen modellerin tümü sırasıyla 0.975±1.76; 0.976±2.01; 0.976±2.49 bulunmuş olup, Gompertz ve Richards modelleri aynı ölçüde tanımlamasına rağmen, HKO en küçük olan Gompertz modelin büyümeyi tanımlayan en iyi model olarak tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda kullanılan büyüme modellerinin araştırmanın materyali olan Halep Keçisi oğlakları ile iyi bir uyum sağladığını, yapılması düşünülen erken seleksiyon ile oldukça isabetli sonuçların elde edilebileceği kanısına varılmıştır. Çünkü tespit edilen belirtme katsayıları (R2) son derece yüksek olmasına karşın, bunlara ait hata kareler ortalamaları (HKO) da o ölçüde küçük tespit edilmiştir.
Karacabey tarım işletme müdürlüğünde yetiştirilen siyah alaca ve simental ırkı sığırlarda farklı laktasyon süt verimi tahmin metotlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne (TİGEM) bağlı Bursa ili Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren Karacabey Tarım İşletmesi'nde yetiştirilen 57 baş Simental ve Siyah Alaca ırkı ineğe ait 17385 gerçek laktasyon süt verim kaydı kullanılmıştır. Çalışmada gerçek laktasyon verimi değerleri ile süt kontrol verimleri kullanılarak Hollanda, İsveç, Trapez ve Vogel laktasyon hesaplama yöntemleri ile tahmin edilen laktasyon verimleri karşılaştırılmıştır. Söz konusu modeller ile gerçek laktasyon verimlerinden 7, 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralık değerleri belirlenerek laktasyon (305 gün) süt verimi tahmini yapılmıştır. Çalışmada, laktasyon gerçek süt verimi ortalaması 6972±124.9 kg olarak belirlenmiştir. İsveç yöntemi ile hesaplanan süt verimi ortalaması 7 günlük kontrol aralığında, Vogel yöntemi ile hesaplanan süt verimi ortalaması 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralığında 305 gün gerçek süt verimi ortalamasına en yakın değerde bulunmuştur. 305 günlük gerçek süt verimi ile Hollanda, İsveç, Trapez ve Vogel metotları ile hesaplanan laktasyon süt verimleri arasında tüm kontrol aralıklarında istatistik olarak yüksek düzeyde ilişki bulunmuştur (P<0.001). Gerçek 305 günlük laktasyon süt verimleriyle diğer yöntemlerle hesaplanan verimler arasındaki korelasyon; 7 günlük kontrol günlerinde Hollanda ve İsveç yöntemi, 10 günlük kontrol günlerinde Vogel yöntemi, 15 günlük kontrol günlerinde Vogel yöntemi ve 30 günlük kontrol günlerinde ise İsveç yönteminde hesaplanmıştır (P<0.001).
Yetiştirici koşullarında halep keçisi x kilis keçisi F1 oğlaklarının büyüme ve yaşama özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, entansif koşullarında yetiştirilen Halep x Kilis F1 oğlaklarının yaşama gücü ve büyüme performanslarını araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma Diyarbakır ili Bismil ilçesinde entansif süt keçi yetiştiriciliği uygulanan bir işletmede mevcut 54 baş Halep x Kils keçisinden doğan 37 baş erkek ve 33 baş dişi F1 oğlakları kullanılmıştır. Halep x Kilis F1 Oğlaklarının 210 güne kadar olan büyüme ve gelişme özelliklerinin araştırıldığı çalışmada doğum, 30, 60, 90, 120, 150, 180 ve 210 günlük canlı ağırlık ortalamaları erkeklerde sırasıyla; 3.96±0.124 kg, 7.47±0.306 kg, 10.99±0.506 kg, 13.71±0.592 kg, 15.54±0.643 kg, 24.08±1.019 kg, 22.22±1.033 kg ve 27.51±1.168 kg olarak tespit edilirken, dişilerde ise ortalama canlı ağırlıkları sırasıyla; 3.40±0.128 kg 6.46±0.312 kg, 9.61±0.490 kg, 12.29±0.584 kg, 15.79±0.772 kg, 22.40±0.856 kg, 22.60±0.809 kg ve 24.11±0.937 kg olarak tespit edilmiştir. Doğum tipi göz önüne alındığında ise tekiz doğan oğlaklarda ortalama canlı ağırlıklar sırasıyla; 4.12±0.124 kg, 7.42±0.338 kg, 11.29±0.549 kg, 13.89±0.691 kg, 16.51±0.764 kg, 24.08±1.132 kg, 24.31±1.146 kg, ve 26.92±1.269 kg, ikiz doğanlarda ise sırasıyla; 3.28±0.103 kg, 6.58±0.289 kg, 9.42±0.418 kg, 12.20±0.459 kg, 14.83±0.608 kg, 22.51±0.745 kg, 22.74±0.753 kg, ve 24.90±0.915 kg olarak tespit edilmiştir. Doğum tipinin, doğum ağırlığı, 60. ve 90. günlerdeki canlı ağırlıklar üzerine önemli derecede etkisi (P<0.005) bulunurken, cinsiyetin etkisinin önemsiz olduğu görülmüştür. Oğlakların yaşama güçleri incelendiğinde oğlak kayıplarının doğum anında olduğu görülmüş olup, daha sonraki dönemlerde herhangi bir kayıp olmadığı ve doğum ile 210. Güne kadar yaşama gücünün % 100 olduğu tespit edilmiştir.
Muhafaza sıcaklığının ballarda HMF oluşumunave bazı kimyasal özelliklerine etkisi
Bu araştırma, iki farklı bal tipinde (normal ve pastörize) ve farklı sıcaklık derecelerinde (4, 21, ve 36 °C) depolanan ballarda; HMF (hidroksimetilfurfural) değerleri, diastaz sayıları, nem oranları, pH değerleri, brix sayıları ve serbest asitlik değerleri gibi özelliklerin tespit edilmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre ölçümü yapılan özelliklerden HMF değerleri ile diastaz sayıları istatistiki olarak önemli (P<0.05) olduğu bildirilmiştir. Buna göre farklı depolama sıcaklık değerlerindeki (4, 21, ve 36 °C) tespit edilen HMF ortalamaları sırasıyla; 2.794±3.080, 4.366±3.080 ve 184.177±3.080 elde edilirken, diastaz sayıları ise sırasıyla; 9.483±0.390, 8.515±0.390 ve 1.464±0.390 olarak tespit edilmiştir. Farklı bal tipi ortalamaları arasındaki istatistik önemsiz olarak tespit edilmiştir. Çalışmada ölçümleri yapılan diğer özelliklerinde (pH, brix sayısı, nem oranı ve serbest asitlik) ortalamaları arasındaki fark hem farklı depolama sıcaklıkları (4, 21, ve 36 °C) hem de bal tiplerinde istatistik olarak önemsiz bulunmuştur. Sonuç olarak, ballarda kalitenin tespit edilmesinde kullanılan HMF değerinin depolama sıcaklık değerlerinin artması ile artış gösterdiği ve diastaz sayılarının ise depolama sıcaklıklarının artması ile değerlerinin düştüğü tespit edilmiştir. Çalışmada ölçümü yapılan diğer özelliklerin ise ballarda olması gereken değerlerde olduğu tespit edilmiştir.
Diyarbakır manda yetiştiriciliğinin mevcut durumu, sorun ve çözüm önerilerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Diyarbakır ilinde manda yetiştiriciliği yapan işletmelerin genel yapısını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma yetiştiriciliğin yaygın olarak yapıldığı il merkezi, Silvan, Bağlar, Yenişehir ve Sur ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ana materyalini, 'Halk Elinde Anadolu Mandası Islahı Projesi' dışında yer alan 147 yetiştiriciyle yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmuştur. Araştırma bulgularına göre işletmelerdeki üretim sistemi tamamen yerleşiktir. İşletme başına düşen ortalama manda sayısı 11.03 baştır. Manda yetiştiriciliği işletmelerin tamamının aile mesleğidir. Yetiştiriciler, manda yetiştiriciliğini aile geçimlerini sağlamak, manda sütünün kaliteli olması ve mevcut desteklemelerden faydalanmak için yaptıklarını belirtmiştirler. İşletmelerin çoğu mandayla beraber sığır yetiştirmektedir. Barınak zemini çoğunlukla betonarme, duvar malzemesi olarak da tuğla ve briket kullanıldığı tespit edilmiştir. Genellikle beton yemlik ve plastik sulukların tercih edildiği işletmelerin çatı malzemesi olarak kiremit malzemesini tercih ettiği görülmüştür. İşletmelerde ki sağmal mandalara ait ortalama laktasyon süresi 7.1 ay olarak tespit edilmiştir. İşletmelerde hayvan başına alınan manda sütü ortalaması 3.63 litredir. Elde edilen süt; yoğurt, peynir ve yağ olarak değerlendirilmektedir. Yetiştiriciler, desteklemelerin yetersiz ve yüksek yem fiyatlarının manda sayısını azaltacağını ifade etmişlerdir. Geleneksel yöntemlerle yapılan yetiştiriciliğin işletme bazında bazı iyileştirmelere ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Yetiştiricilere verilecek modern manda yetiştiricilik eğitimi ile yetiştiriciliğe fayda sağlanabilir. Kooperatif, birlik vb. örgüt çatısı altında yapılacak yetiştiricilik ile manda da verim artışı istenilen düzeye çıkarılabileceği gibi ürünlerin değerlendirilme ve pazarlanması da daha etkin yapılabilecektir. Devlet desteğiyle işletme başına düşen manda sayısı arttırılmalı, kayıt tutma, et, süt ve döl verimi gibi gerekli ıslah çalışmalarına kolaylık sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler : Anadolu Mandası, Büyükbaş, Yetiştiricilik, Diyarbakır, Türkiye
Yumurtacı tavuk yemlerine çörek otu (Nigella sativa L.) ve tarçın (Cinnamomum zeylanicum L.) esansiyel yağları ilavesinin verim performansı, yumurta kalitesi ve kabuk bakteriyel kontaminasyonuna etkileri
Özet: Bu çalışmanın amacı yumurtacı tavuk karma yemlerine çörek otu (Nigella sativa L.) ve tarçın (Cinnamomum zeylanicum L.) esansiyel yağları ilavesinin verim performansı, yumurta kalitesi ve yumurta mikrobiyal kontaminasyonuna etkilerini belirlemektir. Araştırmada toplam 315 adet 28 haftalık yaştaki Atak-S yumurtacı tavuklar kullanılmıştır. Tavuklar 11 hafta sürdürülen deneme süresince her biri 5 tekerrürden oluşan 3 gruba ayrılmış ve her tekkerürde 21 adet tavuk bulundurulmuştur. Kontrol grubu temel katkısız karma yem ile beslenirken, çörek otu esansiyel yağı (5 ml/kg yem) ve tarçın esansiyel yağı (5 ml/kg yem) katkılı yem ile beslenmişlerdir. Deneme süresince haftalık olarak ölçülen performans verileri yanında, yumurta dış ve iç kalite özellikleri ile yumurta kabuğu bakteriyel kontaminasyonu tespit edilmiştir. Deneme sonunda yemlerine tarçın esansiyel yağı ilave edilen grupta en iyi yemden yararlanma oranı ve en yüksek yumurta kabuk kalınlığı elde edilmiştir (P<0.05). Yem tüketimi, yumurta verimi, yumurta ağırlığı ile diğer yumurta iç ve dış kalite özellikleri bakımından deneme grupları arasında önemli düzeyde istatistiki farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Sonuç olarak;,yumurtacı tavuk karma yemlerine çörek otu esansiyel yağı katkısın performans ve yumurta kalitesini etkilemdeği, tarçın esansiyel yağı ilavesinin ise verir performansını iyileştirebileceği ve yumurta kabuk bakteri yükünü azaltabileceği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çörekotu esansiyel yağı, tarçın esansiyel yağı, kabuk bakteri kontaminasyonu, yumurta kalitesi, yumurtacı tavuk
Yumurtacı tavuk karma yemlerine farklı multi-enzim katkısının verim performansı ve yumurta kalite özelliklerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, farklı düzeylerde tahıl içeren yumurtacı tavuk karma yemlerine iki farklı multi-enzim katkısının tavukların verim performansı ile yumurta kalite özelliklerine olan etkilerini belirlemektir. Araştırmada; toplam 225 adet, 24 haftalık yaştaki yumurtacı tavuklar (Atak-S), 10 hafta süresince 3 gruba ayrılmıştır. Her grupta 5 tekkerür ve her tekkerürde 15 tavuk bulundurulmuştur. Kontrol grubu temel rasyon (katkısız) ile beslenirken multi-enzim grupları temel rasyonlarına sırasıyla % 0.1 Enzim-A (ksilanaz, ß-glukanaz, selülaz, a-amilaz ve proteaz) ve % 0.05 Enzim-B (ksilanaz, ß-glükanaz) eklenmiştir. Performans verileri ve yumurta kalitesi parametreleri deneme boyunca haftalık olarak tespit edilmiştir. Karma yemlere multi-enzim takviyesi denemenin farklı haftalarında yumurta şekil indeksini, yumurta sarısı indeksini ve yumurta sarısı rengini (L ve a) önemli ölçüde değiştirmiştir (P<0.05). Ancak, günlük yem tüketimi, yumurta üretimi, ortalama yumurta ağırlığı ve yemden yararlanma oranı, deneme süresince her iki multi-enzim ilavesinden önemli düzeyde etkilenmemiştir (P>0.05). Benzer şekilde karma yemlere ilave edilen multi-enzimlerin yumurta özgül ağırlığı, yumurta kabuğu kalınlığı, yumurta kabuk oranı, yumurta ak indeksi ile Haugh birimi üzerine herhangi bir önemli etki yaratmadığı saptanmıştır (P>0.05). Sonuç olarak, yumurtacı tavuk karma yemlerine 24-33 haftalık yaşlar arası dönemlerde eklenen farklı yapıdaki multi-enzim ilavelerinin tavukların performans özelliklerini etkilemediği, bazı yumurta kalite özellikleri üzerine ise kısmi değişikliklere neden olduğu belirlenmiştir.
Karacabey Tarım İşletme Müdürlüğünde yetiştirilen siyah alaca ve simental ırkı sığırlarda farklı laktasyon eğrisi modellerinin karşılaştırılması
Bu tez çalışmasında, Bursa ili Karacabey ilçesinde faaliyet gösteren Karacabey Tarım İşletmesi'nde yetiştirilen 38'i Siyah Alaca, 18'i Simental ırkı olmak üzere 56 baş sığıra ait 16 912 günlük süt verim kaydı kullanılmıştır. Günlük süt verim kayıtları ile süt kontrol verimleri kullanılarak Wood ve Legendre (2, 3 ve 4) modelleri ile laktasyon eğrileri belirlenmeye çalışılmıştır. Kullanılan modeller ile günlük laktasyon verimlerinden 7, 10, 15 ve 30 günlük kontrol aralık değerleri belirlenerek, modellerin uyumları incelenmiştir. Ayrıca, laktasyonun ırklara göre eğrileri incelenmiştir. Model karşılaştırma ölçütleri olarak R2 (%), HKO ve gerçek ile tahmin verileri arasındaki korelasyon (%) değerleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda Siyah Alaca sığırlarının laktasyon süt verimi eğrisinin tahmin edilmesinde R2 (%50.4), HKO (25.894), gerçek ile tahmin verileri arasındaki korelasyon (%71.0) değerleri ile en yakın modelin Leg4 modeli, Simental sığırlarının laktasyon eğrilerinin tahmin edilmesinde ise R2 (%66.0), HKO (11.447), gerçek ile tahmin verileri arasındaki korelasyon (%81.3) değerleri ile en yakın modellerin Leg4 ve Wood modelleri olduğu belirlenmiştir.
Determination of nutrient content of some medicinal and aromatic plant pulp
In this study the nutritional values of the residuum, which is used as an alternative animal feed and contains residual extracts, of thyme, sage, lemon balm, rosemary, laurel and myrtle are investigated. These materials are the waste of an etheric oil manufacturer and need to be dealt with properly. Results of this study showed that when raw plants are evaluated by their DM mean, the highest mean of DM is 73,5373 % which belongs to thyme. When the residuum is evaluated by DM mean highest mean of 33,4045 % belongs to myrtle residuum. Evaluation of HK mean yields that the highest mean of HK is seen on myrtle which is 10,3010 %. The highest mean of HY is found on sage residuum which is 5,6013 %. HS evaluation showed that highest HS mean is 36,5659 % with lemon balm. The highest HP mean is 9,3133 % which is found at the residuum of myrtle. Myrtle residue has the highest values which are 45,4932 % NDF; 55,4750 % NÖM and 2083,76 kcal/kg ME. Highest OM value is 93,4998 % and belongs to laurel residuum. When the residuum is considered due to their ADF and ADL contents, thyme has the highest ratios of 52,5300 % and 10,5902 %, respectively.
Ankara tavukçuluk araştırma enstitüsündeki kahverengi yumurtacı ebeveyn hatların bazı verim özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez, 3 adet kahverengi yumurtacı saf hat (BAR1, L54, RIR1) ve ikili melezlerinin (BAR1HxBAR1Y, BYYVxBDCA, L54HxL54Y, RIR1HxRIR1Y, RDCAxRYYA, RIR1xRIR2, RIR2xRIR1) bazı verim ve yumurta kalite özelliklerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, kompakt tipi 3 katlı bireysel kafes sisteminde, her bir kafes gözü tekerrür olarak ele alınmak suretiyle tesadüf blokları deneme desenine uygun olarak yürütülmüştür. Toplam 1000 tavuk kullanılarak 64 hafta sürdürülen araştırmada, üzerinde durulan değişik verim özellikleri bakımından karşılaştırmalarda varyans analizi kullanılmıştır. Bazı verim özelliklerinde gruplar arasındaki farklılığın önemi Duncan testi ile belirlenmiştir. BAR1 ana hattı ile melez ana soyları arasında, cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı ve yumurta ağırlığı, yem tüketimi ve kuluçkalık yumurta oranı bakımından farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). Yumurta kalite kriterleri bakımından aralarındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur (P>0,05). L54 saf ana hattı ile L54HxL54Y melez ana soyunda ise cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı, yumurta ağırlığı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, kuluçkalık yumurta oranı bakımından farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). RIR1 hattı ile melez soyları verim kriterleri bakımından karşılaştırıldıklarında, kabuk kırılma direnci, ak yüksekliği ve Haugh birimi bakımından farklılık bulunmadığı, cinsel olgunluk ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı, yumurta verimi (tavuk-kümes, tavuk-gün), yumurta ağırlığı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, kuluçkalık yumurta oranı ve kabuk kalınlıkları arasındaki farklılıkların önemli olduğu bulunmuştur (P<0,05).
Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonunda bulunan kahverengi yumurtacı saf hatlarda genetik varyasyonun mikrosatellit markerler kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmada, Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonu'ndaki altı farklı kahverengi yumurtacı saf hatta (RIRI, RIRII, BARI, BARII, L-54, COL) genetik varyasyon araştırılmıştır. RIRI (n=30), RIRII (n=30), BARI (n=30), BARII (n=30), L-54 (n=30), COL (n=30) hatlarına ait toplam 180 tavuk 22 mikrosatellit marker kullanılarak genotiplenmiştir. Lokus başına ortalama allel sayısı (Na), etkili allel sayısı (Ne) ve polimorfizm bilgi içeriği (PIC) sırasıyla RIRI hattında 5.45, 3.11, 0.58; RIRII hattında 4.95, 2.44, 0.49; BARI hattında 5.00, 2.85, 0.55; BARII hattında 4.41, 2.62, 0.53; L-54 hattında 4.86, 2.64, 0,51 ve COL hattında 4.73, 2.47, 0.50 olarak hesaplanmıştır. Gözlenen heterozigotluk (Ho), beklenen heterozigotluk (He) ve akrabalı yetiştirme katsayısı (Fis) değerleri sırasıyla RIRI hattında 0.48, 0.64, 0.28; RIRII hattında 0.31, 0.54, 0.46; BARI hattında 0.44, 0.61, 0.27, BARII hattında 0.50, 0.59, 0.18; L-54 hattında 0.47, 0.56, 0.16 ve COL hattında 0.37, 0.56, 0.35 olarak tespit edilmiştir. Altı saf tavuk hattında F ististikleri (FIS, FIT, FST ) sırasıyla 0.273, 0.493, 0.295 olarak belirlenmiştir. Hatlar arasındaki ikişerli FST değerleri ortalaması 0.294 (p < 0.01), genetik farklılaşma katsayısı (GST) 0.274 olarak tespit edilmiştir. Moleküler varyans analizi (AMOVA) testi sonuçlarına göre toplam genetik varyasyonun %29.52'sinin populasyonlar arasındaki farklılıktan, %17.09'unun populasyonları oluşturan bireyler arasındaki farklılıktan kaynaklandığı saptanmıştır. NJ (neighbor joining- en yakın komşu) ağacı, faktöriyel uygunluk (FCA) ve genetik yapı (Structure) analizleri sonuçlarına göre hatlar genetik kökenlerine ve yetiştirilme geçmişlerine uygun olarak kümelenmiştir. Sonuç olarak çalışmada elde edilen bulgular; populasyonlarda orta seviyede genetik çeşitliliği ve yüksek seviyede akrabalığı işaret etmektedir. Ayrıca populasyonlar arasındaki genetik farklılaşmanın da yüksek seviyelerde olduğu görülmüştür. Ankara Tavukçuluk Araştırma İstasyonu'nda yürütülen çalışmaların sürekliliği açısından özellikle populasyonlardaki akrabalığı azaltmak için çeşitli önlemler alınması önerilmektedir.
Batı Akdeniz bölgesinde yetiştirilen bazı yem hammaddelerinin besin madde içeriklerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada Batı Akdeniz Bölgesi kapsamında bulunan üç ilde (Antalya, Burdur, Isparta) yetiştirilen ve hayvan beslemede kullanılan yem hammaddelerinden (dane yemler, arpa, buğday, çavdar, fiğ, mısır, tritikale, yulaf; değirmencilik artığı olarak, kepek; kaba yemler arpa sapı, buğday sapı, arpa hasılı, fiğ kuru otu, kuru çayır otu (KÇO), yonca, korunga, yulaf, tritikale) örnekler alınmış ve besin madde analizleri (kuru madde (KM), ham kül (HK), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham selüloz (HS), asit deterjan fiber (ADF), asit deterjan lignin (ADL), nötr deterjan fiber (NDF)) yapılmıştır. Besin madde analiz sonuçları kullanılarak enerji değerleri (MAFF 1984 ME (Kcal/Kg KM), SE (Mcal/Kg KM), ME (Kcal/kg KM), Alderman (1985) ME (MJ/Kg KM)) hesaplanmıştır. Sonuç olarak, bölgede yetiştirilen ve yaygın olarak kullanılan bazı hammaddelere ilişkin temel besin madde içeriklerine ait veriler tezde sunulmuştur. Ayrıca, örnek alınan illerde yem hammaddelerine ait ortalama analiz sonuçları karşılaştırıldığında, ortalama besin madde içerikleri bakımından farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Mevcut sonuçlar doğrultusunda ortaya çıkan farklılıkların toprak yapısı, sulama potansiyeli, yetiştirici uygulamaları ve illerin mikro klimatik özelliklerinden kaynaklandığı söylenebilir.
Kantitatif özelliklerde genomik değerlendirme: Tahmin isabetini etkileyen faktörler ve GBLUP yönteminin isabeti için bir üst sınır
Bu çalışmada, genomik tahmin R2 değerinin asimptotik davranışının belirlenmesi amaçlanmıştır. İnsanlardaki bağlantı dengesizliğini yansıtması ve çok sayıda bireye ait genomik verinin elde edilmesi amacıyla, 1,000 Genom Projesi (1,000 Genomes Project) kapsamında 85 Caucasian (Beyaz ırk) bireyinden elde edilen haplotip verileri kullanılarak 10,000 birey 111 kuşak boyunca şansa bağlı olarak eşleştirilecek şekilde bir simülasyon gerçekleştirilmiştir. Genom uzunluğu 0.5 Morgan olarak kısıtlanmış ve simülasyonlar yalnızca ilk 5 kromozomdan seçilen 0.1 Morgan uzunluğundaki bir alanda yer alan lokuslar kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Toplam uzunluğu 30 Morgan olan bir genom için elde edilecek genomik tahmin R2 değeri bu çalışmadakinin 60 katı büyüklüğünde bir referans popülasyon gerektirecektir. Kalıtım derecesi 0.8 olan bir özellik için QTL ve marker allel frekanslarının dağılımları bakımından farklılık gösteren bazı senaryolar oluşturulmuştur. Her bir senaryodaki marker sayısı 4,200, QTL sayısı ise 70 olarak belirlenmiştir. Genomik degerlendirmede isabet bir tahmin edilebilirlik problemi şeklinde ele alınarak güvenilirlik ve dolayısıyla da genomik tahmin R2 değeri için bir üst sınır önerilmiştir. Ayrıca bazı genomik tahmin yöntemleri de, GBLUP, BayesB ve BayesC, isabetleri bakımndan karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, genom boyu 30 Morgan olarak alındığında Bayesçi değişken seçim yöntemleri BayesB ve BayesC'nin görece düşük referans popülasyon büyüklüklerinde (< 6, 000 birey) GBLUP yöntemine göre bir üstünlüklerinin olmadığını ortaya koymuştur. Diğer yandan, referans popülasyon büyüklüğü arttıkça söz konusu yöntemlerin GBLUP yöntemine göre daha isabetli tahminler sağladığı ortaya konmuştur. Referans popülasyon büyüklüğü yaklaşık yarım milyona ulaştığında her üç tahmin yöntemi de benzer genomik tahmin R2 değerleri vermiş olup, bu değerler genomik kalıtım derecesine yaklaşmaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Genomik kalıtım derecesi, Tüm genom regresyon yöntemleri, Güvenilirlik, Genetik değer
Tarımsal deneme planlarının Bayesian yöntemi ile analizleri
Denemelerin planlanması ve analizleri; mühendislik, tıp, doğa bilimleri, sosyal bilimler gibi alanlarda olduğu kadar ziraat alanında çalışan araştırmacılar için de oldukça önemlidir. Olabilirlik fonksiyonu ile önsel dağılımlar kullanılarak elde edilen sonsal dağılımın yorumlanması olarak özetlenen Bayesci yöntem Markov Zinciri Monte Carlo yöntemlerinin geliştirilmesi ile beraber kompleks modellerin üstesinden kolaylıkla gelebilmektedir. Bu çalışmanın amacı tesadüf parselleri deneme planı, tesadüf bloklarında faktöriyel denemeler, iç içe deneme planları ve genel doğrusal karışık model gibi tarımsal denemelerde sıklıkla kullanılan deneme planlarının klasik yaklaşıma alternatif olarak Bayesci yöntem ile çözümlerini sunmaktır.
Çok seviyeli regresyon modelleri ve uygulamaları
Son yirmi yıl civarında geliştirilmiş olan çok seviyeli regresyon modelleri, hiyerarşik ya da iç içe veri yapısına sahip veri setlerinin analizinde oldukça kullanışlı olduğundan birçok farklı alanda kabul görmüş bir yöntemdir. Veri setinin yapısından kaynaklı olarak ortaya çıkan gözlemler arası korelasyon ve veri setinde yer alan seviyeler bu modellerce kolayca ifade edilebilmektedir. Veri setindeki iç içe yapının ve gözlemler arası bağımlılıkların göz ardı edilerek geleneksel istatistiksel yöntemlerle hiyerarşik verilerin analiz edilmesi ile yapılan analiz sonuçlarında yanlı parametre ve yanlış hata terimi tahminleri elde edilmesine sebep olur. Bu da araştırmacılar tarafından hiyerarşik veri yapısına sahip veri setlerinin analizinde çok seviyeli regresyon modellerinin kullanılmasını bir nevi zorunlu kılmaktadır. Çok seviyeli regresyon modellerinin zirai alandaki kullanımı çok yaygın olmadığı için bu çalışmanın amacı İngiliz Siyah Alaca ırkı sığırlarına süt verimlerini veri setinde çok seviyeli modelleme yöntemini uygulayarak bu alana bu konuyu tanıtmaktır. İlk olarak ortalama süt verimleri bağımlı değişken olarak alınıp regresyon modeli ve çok seviyeli regresyon modelleri kullanılarak analizler yapılmıştır. Bunun yanı sıra kontrol günü süt verimleri için çok seviyeli modelleme yönteminin tekrarlanan ölçümler veri setine nasıl uygulanacağı gösterilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, veri setindeki seviyelerin göz önüne alınması gerektiği ve çok seviyeli regresyon modellerin veri seti yapısına en uygun model olduğuna karar verilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Çok seviyeli regresyon modelleri, grup içi korelasyon, süt verimi, kontrol günü kayıtları
Genotip, yetiştirme sistemi ve mevsimin Antalya koşullarında etlik piliç refahına etkilerinin araştırılması
ÖZETGENOTİP, YETİŞTİRME SİSTEMİ VE MEVSİMİN ANTALYA KOŞULLARINDA ETLİK PİLİÇ REFAHINA ETKİLERİNİN ARAŞTIRILMASIDeniz İLASLAN ÇÜREKDoktora Tezi, Zootekni Anabilim DalıDanışman: Doç. Dr. Tülin AKSOYTemmuz 2010, 165 SayfaBu çalışmada mevsim, genotip ve yetiştirme sistemi faktörlerinin, Antalya koşullarında etlik piliç refahına etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Kapalı ekstansif (ke), serbest dolaşımlı (SD) ve kırmızı etiketli (KrE) olmak üzere 3 farklı yetiştirme sistemi uygulanmıştır. İlk iki sistemde hızlı (Cobb 308) ve yavaş (Hubbard Isa) gelişen etçi genotipler, kırmızı etiketli sistemde ise sadece yavaş gelişen etçi genotip kullanılmıştır. Bütün deneme gruplarında kullanılan hızlı (HG) ve yavaş (YG) gelişen etçi civcivler bir günlük yaşta (erkek ve dişi) besiye alınmıştır. Kapalı ekstansif sistemde deneme sonuna kadar kapalı yetiştirme uygulanırken, SD sistemde yetiştirilen piliçlere, 4. haftadan sonra kesim yaşlarına kadar gündüz saatlerinde serbestçe dolaşabilecekleri yoncalık (1m2/civciv) alana çıkış olanağı sağlanmıştır. KrE sistemde ise yavaş gelişen etlik piliçler ilk günden başlayarak yoncalık üzerinde bulunan kümeslerde büyütülmüşler, 6. haftadan itibaren yoncalık alana (2m2/civciv) gündüz saatlerinde özgürce çıkabilmişlerdir.SD ve ke sistemlerde besiye alınan etlik piliçler 56 ve 63, KrE sistemindekiler ise 82. günde kesime sevk edilmiştir. Canlı ağırlık, yem tüketimi ve ölüm oranı gibi verimle ilişkili özellikler son kesim tarihine kadar saptanmıştır. Dış simetrik özellikler, tonik immobilite süresi, vücut sıcaklığı, dış kalite özellikleri, kan parametreleri, yürüme yeteneği, tibia özellikleri ve tibial diskondroplazi gibi hayvan refahı ile ilişkili özelliklere ait veriler toplanmış ve değerlendirilmiştir.Sonuçlar genotipin verim özellikleri üzerine önemli etkisi olduğunu, HG'lerin daha yüksek canlı ağırlık artışı gösterdiklerini, daha fazla yem tükettiklerini ve yemi daha etkin şekilde değerlendirdiklerini ortaya koymuştur. Ölüm oranının HG'lerde, daha yüksek olduğu saptanmıştır. YG'lerde yürüme yeteneği ve dış kalite özellikleri daha iyi, tibia diskondraplazi oranı daha düşük bulunmuştur. Dikkate alınan kan parametrelerinden, heterofil/lenfosit oranı ve plazma kortikosterol seviyesi ile vücut sıcaklığı değerleri HG'lerde önemli (P<0,05) ölçüde yüksek saptanmıştır. Kış ve ilkbahar mevsimlerinde HG'ler YG'lerden daha iyi verim sonuçları gösterirken, Yaz mevsiminde Antalya'da yaşanan yüksek sıcaklıklar nedeniyle, HG'lerin verim özellikleri YG'lerden daha olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca YG'lerin tüm mevsimlerde ve sistemlerde dikkate alınan refah ölçütleri bakımından çoğunlukla HG'lerden daha iyi sonuçlar verdikleri gözlenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Hızlı ve yavaş gelişen etlik piliç, mevsim, kapalı ekstansif, serbest dolaşımlı, kırmızı etiketli, verim özellikleri, refah
Akdeniz bölgesi doğal Bombus terrestris (Hymenoptera: Apidae) populasyonlarındaki genetik çeşitliliğin mikrosatelit markerler kullanılarak belirlenmesi
Bu çalışmada, Antalya - Kemer (n = 40), Antalya - Termesos (n = 37) ve Adana (n = 30) doğal Bombus terrestris populasyonlarını temsil eden toplam 107 adet işçi arı örneği BT06, BT09, BT20, B100, B116, B118, B119, B121, B124 ve B126 mikrosatelit lokusları bakımından tanımlanmıştır. Antalya - Kemer, Antalya - Termesos ve Adana populasyonlarında sırasıyla gözlenen allel sayısı (Na), 10.3, 9.8 ve 9.2, etkili allel sayısı (Ne), 6.4, 5.7 ve 5.8, gözlenen heterezigotluk (Ho) 0.73, 0.71 ve 0.70 ve beklenen heterozigotluk (He) değerleri, 0.75, 0.72 ve 0.74 olarak belirlenmiştir. Antalya - Kemer, Antalya - Termesos ve Adana populasyonlarının incelenen on mikrosatelit lokus bakımından Hardy - Weinberg genetik dengesinde oldukları tespit edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen genetik veriler incelenen on mikrosatelit lokusun B. terrestris türünün ekotip düzeyindeki farklılıklarını belirlemede etkin markerler olmadığını göstermiştir.
Türkiye'de satışa sunulan arı sütlerinin kalitelerinin belirlenmesi
Son yıllarda arı sütü tüketimi hızlı bir şekilde artmasına karşın, Türkiye'de satılan arı sütlerinin kaliteleri ile ilgili yeterli bilgi bulunmamaktadır. Kalite özelliklerini belirlemek için 12 adedi ticari firmalardan bir adedi ise Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü arılı kolonilerinden üretilen (kaynağı bilinen, taze olarak hasat edilmiş) olmak üzere toplam 13 farklı arı sütü örneği nem, ham protein, asitlik, pH, kül, toplam şeker, fruktoz, glukoz, sakaroz ve 10-HDA içeriği bakımından analiz edilmiştir. İncelenen tüm kimyasal özellikler bakımından arı sütü örnekleri arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Arı sütü örneklerinin nem içeriği % 63.10 ile % 73.55, ham protein içeriği % 9.76 ile % 12.57, kül içeriği % 0.92 ile 1.17, toplam şeker içeriği % 7.68 ile % 11.66 ve 10- HDA içeriği % 0.57 ile % 3.11 arasında değişim göstermiştir. Bu çalışmada ölçülen 10-HDA değerleri yürürlükte olan Türk arı sütü standardı ile karşılaştırıldığında 13 örnekten 6 sının % 1.4 olarak belirtilen Türk arı sütü 10-HDA standardı sınırının altında olduğu saptanmıştır.ANAHTAR KELİMELER: Bal arısı, arı sütü, kimyasal kompozisyon, kalite kontrol
Keçi meralarında bulunan bazı maki türlerinin otlatma mevsimi boyunca yem değerlerinin saptanması
Bu çalışmada, keçi merası olarak kullanılan makilik alanlarda yaygın olarak yetişen Kermes Meşesi (Quercus coccifera L), Pırnal Meşesi (Quercus ilex) ve Akçakesme (Phillyrea latifolia) türlerinin, yaprak+ince saplarının, ham ve sindirilebilir besin madde değerlerinin, laboratuvar analizleri ve naylon torba yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. Yayla ve sahil kesimleri olmak üzere, 2 ayrı bölge ve 5 farklı biçim zamanında (Mayıs-Eylül arası) toplanan örneklerde, öncelikle, kuru madde (KM), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham sellüloz (HS), ham kül (HK) analizleri yapılarak ve N'siz öz madde (NÖM) yüzdeleri hesaplanmış; ardından, nötr deterjan lif (NDF), asit deterjan lif (ADF), asit deterjan lignin (ADL), kondanse tanen (KT), kalsiyum (Ca), fosfor (P), potasyum (K), magnezyum (Mg), kükürt (S), mangan (Mn) , bor (B), demir (Fe) ve çinko (Zn) analizleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, her maki türünün ortalama kuru ot verimleri belirlenerek, büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar için otlatma kapasiteleri (OK) saptanmıştır. Daha sonra, alınan örneklerin, 0, 4, 8, 16, 24, 48, 72 ve 96. saatlerdeki kuru madde sindirilebirlikleri (KMS), rumen kanülü takılmış 3 keçi üzerinde naylon torba tekniğine göre gerçekleştirilen sindirim denemeleri ile saptanmış ve 48.saatteki KMS değerleri üzerinden de metabolik enerji (ME) değerleri hesaplanmıştır. Üzerinde çalışılan makilerden meşelerin KM kapsamlarını, bölge ve biçim farklılıkları, Akçakesme'yi ise, biçim ve bölge x biçim interaksiyonu önemli düzeyde etkilemiş olmakla beraber, her üç makide de, KM düzeyleri birbirine yakın bulunmuştur. Örneğin, Kermes Meşesi'nde, yayla ve sahil bölgelerinden, farklı biçimlerde elde edilen ortalamalar, % 58,44-81,66; Pırnal Meşesi'nde % 58,29-82,60; Akçakesme'de % 61,40-83,14 arasında değişmiştir. OM kompozisyonları bakımından da maki türleri arasında büyük benzerlikler olup, sadece Akçakesme, bölge farklılıklarından etkilenmiştir. Makilerin ortalama OM düzeyleri, Kermes Meşesi'nde % 95,54-96,79; Pırnal Meşesi'nde % 95,26-96,12; Akçakesme'de % 94,60-96,39 arasında gerçekleşmiştir. HK içerikleri üzerine bölge, biçim ve bölge x biçim interaksiyonlarının etkisi OM ile aynı olmuş; yani, burada da bölge farklılıkları Akçakesme'yi etkilemiştir. Ortalama değerler, Kermes Meşesi'nde % 3,21- 4,46; Pırnal Meşesi'nde % 3,88-4, 92; Akçakesme'de % 3,63-5,40 arasında yer almıştır. HP ortalamalarında durum biraz farklı olup, meşelerde varyasyon kaynaklarının her üçü de önemli derecede (P<0,01) etkili olduğu halde, Akçakesme'de sadece biçim farklılıklarının etkisi önemli (P<0,05) bulunmuştur. Burada, minumum ve maksimum değerler, Kermes Meşesi'nde % 3,36-6,98; Pırnal Meşesi'nde % 3,38-6,38; Akçakesme'de % 4,56-6,64 arasında gerçekleşmiştir. HS bakımından Pırnal Meşesi ile Akçakesme'de varyasyon kaynaklarının hepsi (P<0,01), Kermes Meşesi'nde ise biçim (P<0,01) ve bölge x biçim interaksiyonu (P<0,05) önemli etkiler yaratmıştır. En düşük ve en yüksek ortalamalar olarak karşılaştırıldığında, Kermes Meşesi'nde bu değerlerin % 23,54-25,98; Pırnal Meşesi'nde % 16,75-26,99; Akçakesme'de % 13,18-30,98 arasında değiştiği görülmüştür. HY değerleri üzerinde Kermes Meşesi'nde bölge, Pırnal Meşesi'nde biçimin (P<0,01), Akçakesme'de ise her ikisinin (P<0,01) etkileri önemli olmuştur. Kermes Meşesi'nde ortalama HY değerleri % 2,37-4,51; Pırnal Meşesi'nde % 2,88-4,66; Akçakesme'de % 2,52-4,36 arasında bulunmuştur. NÖM ortalamaları variyasyon kaynaklarının hepsinden önemli derecede etkilenmiş olup (P<0,01), farklı biçimlerde elde edilen ortalamalar, Kermes Meşesi'nde % 59,61-65,99; Pırnal Meşesi'nde % 55,76-69,57; Akçakesme'de % 54,59-72,19 arasında değişim göstermiştir. Makro mineral içerikleri üzerinde, ele alınan varyasyon kaynakları, genellikle önemli etkiler yaratmıştır. Örneğin, bölge farklıklılıkları Kermes Meşesi'nin Ca içeriklerini önemli derecede etkilememekle beraber, bölge x biçim ve biçim interaksiyonu etkileri ile, diğer iki maki türünde, bölge farklılıkları dahil, tüm variyasyon kaynakları önemli etkiler yaratmıştır (Akçakesme'de bölge etkisi P<0,05, diğerlerinde P<0,01). Makilerin ortalama değerleri karşılaştırıldığında, Kermes Meşesi'nde % 1,06-1,84; Pırnal Meşesi'nde % 1,03-1,75; Akçakesme'de % 1,17-2,13 arasında değiştiği gözlenmiştir. P üzerinde, sadece Pırnal Meşesi'nde bölge, Akçakesme'de biçim farklılıkları önemli etki yaratmamış; bunun dışında, diğer faktörler önemli etkiler yapmıştır (P<0,01). P yüzdeleri Kermes Meşesi'nde % 0,07-0,14; Pırnal Meşesi'nde % 0,06-0,15; Akçakesme'de % 0,06-0,12 arasında varyasyon göstermiştir. Makilerin K kompozisyonu ele alınan tüm varyasyon kaynakları tarafından önemli derecede (P<0,01) etkilenmiş olup, minimum ve maksimum değerler, Kermes Meşesi'nde % 0,36 ve % 0,63; Pırnal Meşesi'nde % 0,40 ve % 0, 77; Akçakesme'de % 0,36 ve % 1,12 olmuştur. Mg ortalamaları sadece bölge farklılıklarından etkilenmemiş olmakla beraber, Pırnal Meşesi ve Akçakesme variyasyon kaynaklarının üçünden, Kermes meşesi de biçim ve bölge x biçim interaksiyonundan önemli derecede etkilenmiş gibi gözükmektedir. Bunlara ait ortalamalar, Kermes Meşesi'nde % 0,12-,22; Pırnal Meşesi'nde % 0,11-0,22; Akçakesme'de % 0,09-0,15 arasında bir dağılım ortaya koymuştur. Üç varyasyon kaynağının da S değerleri üzerinde etkileri önemli (P<0,01) bulunmuş olup, ortalamalar, Kermes Meşesi'nde % 0,08-0,11; Pırnal Meşesi'nde 0,07-0,20; Akçakesme'de % 0,06-0,21 arasında değişmiştir. Bu araştırmada çalışılan makilerin NDF, ADF, ADL ve KT içerikleri üzerinde varyasyon kaynaklarının etkisi değerlendirildiğinde, sadece Kermes Meşesi'nin ADL ve KT ortalamaları üzerinde bölge farklılıklarının etkili olmadığı; bunun dışında, tüm variyasyon kaynaklarının, ortalamaların hespsini önemli derecede etkilediği belli olmaktadır. Kermes Meşesi, Pırnal Meşesi ve Akçakesme'de, ortalamaların, NDF'de, sırasıyla, % 53,58-62,54; % 42,44-64,29; % 40,66-61,00 arasında, ADF değerlerinin % 34,20-42,00; % 31,40-41,43; % 29,50-41,34 arasında, ADL değerlerinin % 18,92-25,43; % 18,34-23,56; % 18,24-26,20 arasında, KT değerlerinin de 8,56-19,19; 6,38-17,55; 2,37-8,07 g/kg arasında değiştiği görülmüştür. Meşelerin kuru ot verimleri, yaylada ve sahil meralarında olmak üzere, Kermes Meşesi'nde, 398 ve 567; Pırnal Meşesi'nde, 406 ve 540; Akçakesme'de 305 ve 338 kg/da; Her ikisi de 150'şer da olan yayla ve sahil meralarının toplam otlatma kapasiteleri, büyükbaş hayvan birimi cinsinden, Kermes Meşesi, Pırnal Meşesi ve Akçakesme için, yine yayla ve sahil'de olmak üzere, sırasıyla, 33 ve 47; 39 ve 45; 25 ve 28; aynı değerler keçiler için, aynı sırayla, 414 ve 591, 485 ve 562, 318 ve 352 olarak hesaplanmıştır. Naylon torba tekniği ile, enerji hesaplamalarına esas alınan 48.saatteki KMS değerlerinde, Kermes Meşesi'ne ait bütün ortalamalar her üç varyasyon kaynağından da önemli derecede (P<0,01) etkilendiği halde, Pırnal Meşesi'nde biçim farklılıklarının, Akçakesme'de ise bölge ve bölge x biçim interaksiyonun etkileri önemsiz; buna karşın, Pırnal Meşesi'nde bölge farklılıklarının (P<0,01) ve yine Pırnal Meşesi'nde bölge x biçim interaksiyonu ile Akçakesme'de biçim farklılıklarının (P<0,05) etkileri önemli bulunmuştur. Makilere ait ortalamalar karşılaştırıldığında, Kermes Meşesi'nde, bunların % 32,71-44,72; Pırnal Meşesi'nde % 33,86-45,15; Akçakesme'de % 56,69-64,06 arasında değiştiği görülmektedir. 48.saatteki KMS değerleri üzerinden hesaplanan ME değerleri, Kermes Meşesi için 1382-1690; Pırnal Meşesi için 1411-1701; Akçakesme için 1996-2198 kcal/kg arasında gerçekleşmiştir. Bu çalışmadan elde edilen ME ile bundan hesaplanan toplam sindirilebilir besin madde (TSBM) değerleri, hayvan beslemede yaygın şekilde kullanılan bazı kaba yemler için literatürlerde verilen değerlerle karşılaştırıldığında, Akçakesme'nin Yonca, Çayır Üçgülü, karışık çayır otu, Mısır silajı ve Buğday samanından yüksek; Meşelerin ise, Buğday samanından yüksek, fakat, diğer kaba yemlerden oldukça düşük değerlere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Keçi merası, makiler, besin madde kompozisyonu, otlatma kapasitesi, kuru madde parçalanabilirliği, metabolik enerji
Çok özellikli karışık doğrusal model eşitlikleri kullanarak etlik bıldırcın ana ve baba ebeveyn hatları geliştirme üzerine bir araştırma
Kanatlı ıslahı hayvanların genetik potansiyellerini seleksiyon ve melezleme çalışmalarıyla arttırmayı hedeflemektedir. Günümüzün etlik piliç hibritlerinin ıslah programlarının temelinde uzun yıllar seleksiyon uygulanmış elit saf hatlar bulunmaktadır. Bu saf yetiştirilmiş kapalı hatların üçlü ya da dörtlü melezlerinden etlik piliç hibritleri elde edilmektedir. Islah çalışmalarında kullanılan genetik parametreler başlangıçta seleksiyonla gerçekleşen parametrelerden faydalanılarak tahmin edilmekteydi. Ancak günümüzde karışık model metodolojisinin uygulanması varyans unsurlarının bilinmesini gerektirmektedir. Ana ve baba hatlarının seleksiyonla iyileştirilmesi, farklı özelliklerin farklı hatlarda geliştirilebilmesi açısından kanatlı ıslahçılarına bazı avantajlar sağlamaktadır. Günümüzde ticari etlik piliç ıslah şirketleri, farklı ana ve baba hatlarında farklı özellikleri çok özellikli seleksiyon uygulayarak geliştirmektedir. Japon bıldırcını küçük vücut cüssesine rağmen yüksek yumurta ve et verim kapasitesiyle ticari üretimde önemli rol oynamaktadır. Bıldırcınlarda gerçekleştirilen ıslah çalışmalarının çoğunda erken yaşlardaki kısmi yumurta verimi ya da sabit bir yaşa ait canlı ağırlık değerleri kullanılarak fenotipik kitle seleksiyonu uygulanmıştır. Et ya da yumurta verimi için ıslah edilmiş bıldırcın hatlarına ilişkin çok sayıda çalışma bulunmaktadır ancak bıldırcınlarda melezleme çalışmaları çok az sayıdadır. Ticari etlik piliç üretiminin aksine seleksiyon yapılmış bıldırcınların melezlenerek elde edilen ürünlerin ticari üretimde kullanımı çok azdır. Bu çalışmada et tipi bıldırcın ana ve baba hatları geliştirmek üzere karışık model eşitliklerinden faydalanılarak çok özellikli seleksiyon programları geliştirilmesi hedeflenmiştir. Yaklaşık 5000 pedigri kaydı bulunan bireylerle gerçekleştirilen bu araştırmada bıldırcınlarda seleksiyon için ilk kez çok özellikli birey modeli kullanılmıştır. Türkiye'nin farklı araştırma merkezlerinden tedarik edilen şansa bağlı çiftleşmiş, seleksiyon uygulanmamış bıldırcınlar ile iki başlangıç sürüsü oluşturulmuştur. Başlangıç sürüsünden 320 aileden oluşan (320 erkek- 960 dişi) ana hattı (AHSS-1) ve baba hattı (BHSS-1) için iki seleksiyon sürüsü elde edilmiştir. Her iki sürü için ilk seleksiyon kriteri olarak 5 haftalık yaştaki canlı ağırlık (CA) seçilmiştir. Ana hattında 20 haftalık yaşa kadar olan toplam yumurta verimi (YV), Gompertz büyüme eğrisinden tahmin edilen 5 haftalık yaştaki bağıl büyüme hızı (BBH) ve döllülük oranı (DO) özellikleri seleksiyon kriterleri olarak kullanılmıştır. Baba hattında ise Gompertz büyüme eğrisinden tahmin edilen bükülme noktası yaşı (BNY), 3-5 haftalık yaşlar arası kümülatif yem dönüşüm oranı (YDO) ve 5 haftalık yaştaki karkas randımanı (KV) özellikleri seleksiyon kriterleri olarak kullanılmıştır. Her iki sürüde de çok özellikli BLUP değerleri elde edilmiş ve damızlık değerlerine göre erkek ve dişi bıldırcınların en iyi % 25‟i bir sonraki sürülerin (AHSS-2 ve BHSS-2) ebeveynleri olacak şekilde seçilmiştir. Seleksiyon sonrasında genetik parametre tahminleri, gerçekleşen genetik parametreler, seleksiyonla sağlanan genetik ilerlemeler ve genetik yönelimler elde edilmiştir. AHSS-1 sürüsünde CA, YV, BBH ve DO özellikleri için orta-yüksek kalıtım dereleri tahmin edilirken, AHSS-2 sürüsünde söz konusu özelliklere ait kalıtım dereceleri düşük-orta seviyelerde tahmin edilmiştir. BHSS-1 sürüsünde CA, BNY, YDO ve KV özellikleri için kalıtım dereceleri sırasıyla 0,36, 0,20, 0,14 ve 0,55 olarak tahmin edilirken, BHSS-2'de aynı özellikler sırayla 0,23, 0,21, 0,13 ve 0,53 olarak tahmin edilmiştir. Her iki hatta da toplam 8 özellik için yapılan seleksiyon sonucunda ana hattındaki DO özelliği hariç tüm özellikler için istatistiksel olarak anlamlı genetik ilerlemeler sağlanmıştır (P<0,01). Çalışma sonuçları negatif genetik ilişkili özelliklerin çok özellikli BLUP yöntemiyle seleksiyonda bir arada değerlendirilebileceğini ortaya koymuştur. Bunun yanında, çok özellikli BLUP yöntemi, mevcut tüm bilgiden faydalanması bakımından daha doğru genetik bilgiye ulaşmayı sağlamaktadır.
Etlik prinçlerde embriyonun erken ve geç gelişim dönemlerinde yapılan yüksek ısıl uygulamalarının verim özelliklerine etkisi
Karabuğday bitkisinin kuru otu ya da silajının besin değeri ile süt keçilerinde süt verimine etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışmada karabuğday otunun farklı şekillerde muhafazasının otun besin değeri, silaj kalitesi ve Saanen ırkı süt keçilerinde süt verimi (SV) üzerine etkileri araştırılmıştır. Karabuğday hamur olum döneminde silaj makinası ile hasat edilerek doğrudan silolanmış, %35 kuru madde (KM) içeriğine kadar tarlada soldurularak silolanmış ya da kurutulmuştur. Karabuğdaylar besin değeri belirlenerek süt keçisi denemesinde kullanılmıştır. Keçi denemesi her grupta 6 baş olmak üzere 24 baş süt keçisi ile 35 gün süre ile yürütülmüştür. Soldurma ile silajların laktik asit içerikleri artmış, amonyak-N içerikleri ve enterobakteri sayıları düşmüş, KM kazanımları %14.2 daha yüksek olmuştur (P<0.05). Kuru ot silajlardan daha düşük (P<0.05) lignin, buna karşın daha fazla (P<0.05) tüm sindirilebilir besinler ve toplam fenolik (TF) içermiştir. Direk silolanmış silajların fermantasyon kalitesi ve besin madde içeriği düşük olsa da karabuğday otunun farklı formları süt keçilerinin KM tüketimi ve SV'ni etkilememiştir (P>0.05). Sütün TF içeriği karabuğday otunun farklı formları ile besleme ile kuru ot grubunda belirgin olmak üzere artmıştır (P<0.05). Sonuç olarak karabuğday kuru otu ve soldurularak yapılan silajının süt keçileri için besin değeri yüksek bir kaba yem olduğu ve sütün TF içeriğini artırdığı değerlendirilmiştir.
Aydın ili koşullarında yetiştirilen siyah-alaca esmer ve simmental ırkı besi sığırlarının davranış özelliklerinin mevsimsel olarak değişimi üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Türkiye'de besicilerin en fazla tercih ettiği Siyah-Alaca (SA), Esmer (ESM) ve Simmental (SİM) ırkı tosunların davranış özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Aydın ilinde özel bir besi işletmesinde yürütülen araştırmanın hayvan materyalini 148 gün beside tutulan 10 baş SA ve 8 baş ESM ırkı tosun (I. Grup) ile 177 gün beside tutulan 7 baş SA ve 10 baş SİM ırkı tosun (II. Grup) oluşturmuştur. Besiye 22 Şubat 2014 tarihinden başlanmış, ilk gruptaki tosunlar 9 Temmuz 2014'de, ikinci gruptaki tosunlar ise 7 Ağustos 2014 tarihinde kesilmişlerdir. Çalışmada besi hayvanlarına ait davranışlar 22 Şubat-2 Ağustos tarihi arasında haftanın bir günü 6:00, 9:00, 12:00, 14:00, 17:00, 20:00 ve 23:00 saatlerinde bir saat boyunca 10 dakikalık periyotlar ile tarama örnekleme tekniğiyle belirlenmiştir. Verilerin istatistik analiz öncesinde toplam yüzdelik değerleri üzerinden transformasyonu yapılmıştır. Hayvanların gün içerisindeki geviş getirme, ayakta durma, yatma, yürüme, yem tüketimi, su içme, atlama, dövüş, gübreleme ve idrar yapma davranışları kaydedilmiştir. I. Grupta yer alan SA ve ESM ırk tosunlarda geviş getirme, su içme, gübreleme ve idrar yapma, II. gruptaki SA ve SİM ırkı tosunlarda ise geviş getirme, ayakta durma, yatma, yürüme, atlama ve dövüş davranışları arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.05). Ayrıca, her iki grupta da neredeyse tüm davranış özellikleri üzerine gözlem saati ve gözlem ayı etkileri önemli (P<0.05) bulunmuştur. Sonuç olarak, SA, ESM ve SİM ırkı tosunların gün içerisindeki (06:00-23:00) aktivitelerinin yaklaşık %80'ini yatma, ayakta durma, geviş getirme ve yem tüketimi davranışının oluştururken, lokomotor (yürüme, atlama, dövüş), su içme ve dışkılama davranışları gün içerisinde geri kalan %20'lik zamana sahip olmuştur. Yörede yaz aylarında görülen yüksek hava sıcaklığı ve oransal nemin besi sığırlarının davranışlarında önemli değişikliklere neden olduğu belirlenmiştir.
Sütten kesim sonrası oğlaklarda bazı fizyolojik ve davranış özellikleri
Hayvancılıkta entansifleşme süreci ile birlikte refah daha da önem kazanmaktadır. Yetiştirme koşularında birçok etmen hayvanlar üzerine etkili olmakta ve bunlardan bazıları stres yaratabilmektedir. Yıl içinde yapılması kaçınılmaz bazı uygulamalar da stres kaynağı olabilmektedir. Sütten kesim özellikle süt keçiciliği işletmelerinde her yıl yapılmak zorunda olunan olağan işlerdendir. Güçlü bağlarla bağlanmış ana ve yavrunun birbirinden ayrılması, ana ve özellikle de oğlak üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu çalışmada Saanen keçi ve oğlaklarında sütten kesimin ortaya çıkaracağı stres bazı fizyolojik parametreler ve davranışlar yardımı ile tanımlanmak istenmiştir. Bu amaçla sütten kesim öncesi ve sonrası değişik dönemlerde ölçümler ve gözlemler yapılmıştır. Oğlak ve keçilerde fizyolojik parametrelerde nabız ve solunum sayıları ile rektal sıcaklık üzerine zaman etkisi çok önemli (p<0.01) olmuştur. Sütten kesim öncesi ve sonrası 6. saat, 24. saat, 48. saat, 72. saat, 1. hafta, 2. hafta ve 3. haftalarda sırasıyla nabız sayısı oğlaklarda 103.32, 97.82, 88.74, 95.82, 89.78, 89.78, 89.44 ve 92.47 adet/dak., keçilerde 78.00, 67.20, 70.00, 71.00, 81.30, 69.20, 68.00 ve 74.80 adet/dak.; solunum sayısı oğlaklarda 36.88, 33.80, 35.38, 31.38, 31.71, 34.54, 28.90 ve 42.20 adet/dak., keçilerde 24.4, 39.6, 33.0, 28.4, 29.6, 26.8, 26.0 ve 28.0 adet/dak.; rektal sıcaklık oğlaklarda 39.41, 39.38, 39.78, 39.52, 39.49, 40.05, 39.27 ve 39.92 oC; keçilerde 39.15, 39.64, 38.89, 38.90, 38.21, 39.00, 38.88 ve 39.17 oC olarak bulunmuştur. Sütten kesimden sonra 3 haftalık süreçte zamana bağlı olarak yem yeme, ayakta durma, yatma ve anormal ağız aktiviteleri önemli ölçüde değişmiştir. Sütten kesimden sonraki 1., 2. ve 3. haftalarda sırasıyla yeme davranışı % 21.02 % 19.63 ve % 28.75; yatma davranışı % 39.92 % 42.71 ve % 32.00; ayakta durma % 18.03 % 21.60 ve % 20.35; geviş getirme % 15.27, % 11.66 ve % 14.49; su içme % 0.58, % 0.81 ve % 0.43; anormal ağız aktiviteleri ise % 1.10, % 0.38 ve % 0.30 oranında gerçekleşmiştir. Anahtar kelimeler: Keçi, sütten kesim, fizyolojik parametreler, davranış
Antalya yöresi kıl keçilerinde biyokimyasal polimorfizm
ÖZET ANTALYA YÖRESİ KIL KEÇİLERİNDE BİYOKİMYASAL POLİMORFİZİM t Kemal KARABAĞ Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Danışman: Doc. Dr. Mehmet Ziya FİRAT Haziran 2000, 57 Sayfa Bu çalışmanın temel amacı, Antalya yöresinde yetiştirilen kıl keçisinin biyokimyasal polimorfik yapısını ortaya koymaktır. Antalya yöresi Doyran ve Feslikan yaylalarında dokuz ayrı kıl keçisi sürüsünde bulunan 188 keçiden rastgele kan örneği alınmıştır. 10cc' lik kan örnekleri (antikoagulantlı tüplere) keçilerin boyun atardamarından (vena jugularis) alınarak, tüm kan potasyum ile sodyum, serum transferrin ve hemolizat hemoglobin tipleri araştırılmıştır. Tüm kan potasyum ve sodyum seviyelerinin analizleri Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Merkezi Laboratuarında bulunan atomik absorbsiyon spektrometresi ile transferrin ve hemoglobin analizleri Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi Besleme Laboratuarında bulunan yatay nişasta j el elektroforezi ile yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, 3 transferrin alleli (TfA, TfB TfC) ve 2 hemoglobin alleli (HbA, HbB) bulunmuştur. Transferrin ve hemoglobin allellerinin gen frekansları sırasıyla şöyledir; TfA=O.62, Tf=037, T f =0.01; HbA=0.785, HbB=0.215. Tüm kan potasyum konsantrasyonu 16 mEq/l' den aşağı olan bireyler düşük potasyum seviyesi (LK), yukarı olanlar yüksek potasyum seviyesi (HK) olarak tiplendirilmiştir. KL gen frekansı 0.163 ve KH gen frekansı 0.947 olarak tespit edilmiştir. İncelenen populasyon transferlin polimorfizimi bakımından Hardy-Weinberg kanununa göre dengede bulunurken, hemoglobin polimorfizimi bakımından döngede bulunmamıştır. ANAHTAR KELİMELER: Elektroforez, polimorfizim, kıl keçisi, transferrin, hemoglobin, potasyum JÜRİ: Doc. Dr. Mehmet Ziya FIRAT Doc. Dr. İbrahim Zafer ARIK Yrd. Doc. Dr. Cengiz ELMACI