
193
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Gebelikte üriner sistem enfeksiyonu görülme sıklığının incelenmesi
Üriner sistem enfeksiyonları gebeliğin en önemli enfeksiyonlarındandır. Gebelikte meydana gelen hormonal değişiklikler ve mekanik baskılar en önemli hazırlayıcı etkenlerdir. Bu araştırma, gebelikte üriner sistem enfeksiyonu görülme sıklığının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapıldı. Araştırmanın örneklemini, Şubat-Ağustos 2021 tarihleri arasında özel muayenehaneye başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 130 gebe oluşturdu. Muayenehaneye başvuran 13-36 hafta arasında olan gebelere araştırmacı tarafından Anket formu" ve 19 soruluk 'Bristol Kadın Alt Üriner Yol Semptomları Soru Formu (B-FLUTS)' uygulandı. Ayrıca, gebelik sırasında herhangi bir sorunu olmasa da rutin olarak yaptırılan "Tam İdrar Tahlili" analizi veya gerektiğinde istenen idrar kültürü sonuçları değerlendirildi. Gebelerin idrar numune sonucunda %64.6 oranında lökosit ve eritrosit olduğu bulundu. Gebelerin B-FLUTS ölçeği alt boyut puanları; idrar numune sonucunda lökosit ve eritrosit olanların, normal olanlara göre; idrar kültürü sonucunda üreme olanların üreme olmayanların göre ve daha önce idrar yolu enfeksiyonu geçirenlerin hiç geçirmeyenlere göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulundu (p<0.05). Gebelerin B-FLUTS alt boyut puanları ara sıra ve bazen olarak; dizüri yaşayanların hiçbir zaman yaşamayanlara göre; idrarı tam boşaltamama hissi olanların, hiçbir zaman olmayanlara göre; idrarda rahatsız edici koku olanların, hiçbir zaman olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç olarak gebelerde, üriner sistem enfeksiyonlarının sık görüldüğü saptandı. Bu nedenle herhangi bir semptomu olmasa da düzenli olarak kontrol edilerek erken tedavi edilmesi uygun görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebe, üriner sistem enfeksiyonu, alt üriner sistem semptomları
Travayda uygulanan nefes egzersizlerinin gebenin memnuniyetine ve doğum sürecine etkisi
Nefes egzersizleri hem fiziksel bir uygulama hem de bir meditasyon şekli olup travay sürecindeki gebelere uygulandığında gebeye ve fetüsa birçok olumlu katkısı olmaktadır. Bu çalışma, travayda uygulanan nefes egzersizlerinin gebenin memnuniyetine ve doğum sürecine etkisini incelenmek amacıyla randomize deney kontrol gruplu ve ilişki arayıcı tasarımında gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Şubat 2021 - Temmuz 2021 tarihleri arasında bir kamu kuruluşunun doğumhane birimine başvuran tüm gebeler oluşturdu. Örneklemin belirlenmesinde power analiz yapıldı (etki büyülüğü 0.932). Örnekleme 62 deney, 62 kontrol olmak üzere 124 vaka alındı. Etik kurul ve kurum izni sonrası çalışmaya başlandı. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "VAS Ağrı Skalası", "Doğum Memnuniyet Ölçeği Kısa Formu (DMÖ-K)", "OXFORD Doğum Endişesi Ölçeği" ve "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği" kullanıldı. Travayda kontrol grubundaki gebelerin %72.6'sına, deney grubundaki gebelerin ise %51.6'sına oksitosin kullanıldığı; doğumda kontrol grubundaki gebelerin %25.8'ine herhangi bir müdahale yapılmazken deney grubundaki gebelerin %45.2'sine herhangi bir müdahalede bulunulmadığı anlaşıldı. Kontrol grubundaki gebelerin doğum süresi ortalamasının 633.64±504.83 dakika, deney grubundaki gebelerin ise 399.33±307.76 dakika sürdüğü görüldü. Nefes egzersizi grubunda doğum memnuniyeti ölçeğinin toplam puanının, kontrol grubundan daha yüksek olduğu bulundu. Gruplara göre doğum memnuniyet ölçeğinin toplam puan ortalamasının istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak gebelerde, nefes egzersizlerinin doğum süresini kısalttığı, doğumda müdahaleyi azalttığı, kadınların doğum sürecini daha az travmatik olarak algılamalarını sağladığı, doğum endişelerini azalttığı ve doğumdan memnuniyeti arttırdığı görüldü.
Travayda sakız çiğnemenin ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluğa etkisi
Gebelerin doğum eylemi (travay) sürecinde yaşamakta oldukları ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk durumlarını azaltmada sakız çiğneme alternatif olarak düşünülmektedir. Bu çalışma, normal doğum eyleminin (travay) ilk evresinde sakız çiğnemenin gebelerdeki ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluğa etkisini incelemek amacıyla, randomize kontrollü deneysel nitelikte gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, Nisan-Kasım 2022 tarihleri arasında bir kamu kuruluşunun doğumhane birimine başvuran tüm gebeler oluşturdu. Örneklemin belirlenmesinde power analiz yapıldı (etki büyülüğü 0.932). Araştırmaya, 47 deney ve 47 kontrol olmak üzere toplam 94 gebe dahil edildi. Etik kurul izni ve kurum izni alınması sonrasında çalışmaya başlandı. Araştırmada veri toplama aracı olarak; "Kişisel Bilgi Formu", "Sakız Çiğneme İzlem Formu" ve "Gebe İzlem Formu" kullanıldı. Kontrol grubundaki gebelerin; son değerlendirme ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamalarının (x̄ağrı=8.620), (x̄anksiyete=7.620), (x̄yorgunluk=7.380), (x̄susuzluk=8.380) ilk değerlendirme ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamalarından (x̄ağrı=6.980), (x̄anksiyete=5.700), (x̄yorgunluk=6.130), (x̄susuzluk=8.280) yüksek olduğu bulundu. Deney grubundaki gebelerin ise; sakız çiğneme öncesindeki ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamalarının (x̄ağrı=6.960), (x̄anksiyete=5.940), (x̄yorgunluk=5.940), (x̄susuzluk=8.300) sakız çiğneme sonrasındaki ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamalarından (x̄ağrı=5.700), (x̄anksiyete=4.680), (x̄yorgunluk=4.890), (x̄susuzluk=5.190) yüksek olduğu belirlendi. Deney grubu kendi içinde değerlendirildiğinde; sakız çiğneme öncesine göre sakız çiğneme sonrası ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamasının önemli şekilde azaldığı ve bu durumun da istatistiksel olarak anlamlılık ifade ettiği bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, ilk değerlendirmede deney ve kontrol gruplarında ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamalarının benzer olduğu, son değerlendirmede kontrol grubundaki gebelerin ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamalarının arttığı, deney grubunda ise sakız çiğneme sonrası olan son değerlendirmelerinde ağrı, anksiyete, yorgunluk ve susuzluk ortalamalarının azaldığı bulundu. Anahtar Kelimeler: Travay, normal doğum, sakız, ağrı, anksiyete, yorgunluk, susuzluk
Multipar gebelere uygulanan travay diyetinin doğum sürecinde anne ve bebeğe etkisi
Multipar gebelere uygulanan travay diyetinin doğum sürecinde anne memnuniyetine, doğumun süresine, gebenin ağrı ve anksiyete durumuna etkisi ile bebeğin doğum sonu sağlık göstergesine etkisini incelemek amacıyla planlanan randomize kontrollü deneysel nitelikte olan çalışma, İstanbul ilinde bir kurumda; kurum izni ve etik kurul onayını takiben Şubat-Haziran 2022 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Çalışmanın örneklemini 94 multipar (47 deney, 47 kontrol) oluşturdu. Deney grubundaki gebelere, açlık durumu göz önünde bulundurularak travay diyeti verildi. Kontrol grubuna ise travay diyeti verilmedi. Araştırmanın veri toplama araçları, katılımcıların "Kişisel Bilgi Formu", "Gebe ve Bebek İzlem Formu" "VAS Ağrı Değerlendirmesi", "VAS Anksiyete Değerlendirmesi", "VAS Yorgunluk Değerlendirmesi" ve "VAS Susuzluk Değerlendirmesi" doğum sonu dönemde ise, kadına "Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği" uygulandı. Kontrol grubundaki gebelerin latent faz sürelerinin yaklaşık olarak 60 dakika daha az olduğu, deney grubundaki gebelerin 2. evre sürelerinin yaklaşık 3 dakika daha kısa olduğu, kontrol grubundaki gebelerin anksiyete 2. saat ölçümleri deney grubundaki gebelerden yüksek olduğu, kontrol grubunun doğumda verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısı ölçeğinin alt boyutu olan rahatsız edici davranış puanları, deney grubunda rahatsız edici davranışlar puanlarından yüksek olduğu, deney grubu gebelerinin nst traselerinde akselerasyon sayılarının kontrol grubundakilere göre fazla olduğu, deney grubu tokluk kan şekeri değeri kontrol grubu gebelerinin giriş kan şekeri değerlerinden yüksek olduğu, deney grubu gebelerinin VAS susuzluk skalasına göre susuzluk hissetme durumlarındaki 2. saat ölçümlerinde anlamlı bir şekilde düştüğü, deney grubu destekleyici bakım toplam puanlarının kontrol grubu puanlarından yüksek olduğu görüldü. Hem deney hem de kontrol grubundaki yenidoğanların; postpartum dönemde ilk 30 dakikada ölçülen kan şekeri düzeylerinin benzer olduğu, 1. ve 5. dakika APGAR skorlarının benzer olduğu görüldü. Sonuç olarak, travay diyetinin anne ve fetüs sağlığına olumlu etki ettiği ve doğum sürecinde gebenin doğum menuniyetini artırdığı bulundu.
Gebelikte internet, sosyal medya ve sosyal çevrenin bilgi kaynağı olarak kullanılmasının doğum korkusuna etkisinin incelenmesi
Araştırma, gebelikte internet, sosyal medya ve sosyal çevrenin bilgi kaynağı olarak kullanılmasının doğum korkusuna etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evreni, İstanbul'da bir kamu hastanesine gelen gebelerden oluştu ve Ekim 2021-Mart 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırmanın örneklemi, gebeliğinin 3. trimesterinde (25-40 gestasyonel haftaları arasında) olan 300 gebeden oluştu. Araştırmada gebelere, "Tanıtıcı Bilgi Formu" ile "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ)" A Versiyonu uygulandı. Araştırmada elde edilen veriler, bilgisayar ortamında SPSS 22.0 istatistik programı ile değerlendirildi. Gebelerin, %82.0'ı gebelikte çevredeki insanlardan bilgi aldığı; doğumla ilgili bilgileri %83.0'ı internetten, %80.0'ı sosyal medya hesaplarından aldığı bulundu. Gebelerin, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği toplam puan ortalamasının 57.82±24.86 olarak doğum korkusunu orta derecede yaşadıkları bulundu. Ayrıca, gebelerin %43.4'ünün orta ve yüksek derecede doğum korkusu yaşadığı; ilk doğumu sezaryen olan gebelerin ölçek toplam puanlarına göre ağır derecede doğum korkusu yaşadıkları (x=66.32±28.29) görüldü. Gebeleri, internet sitelerinden aldıkları bilgilerin %66.3 oranında; sosyal medya paylaşımından aldıkları bilgilerin ise %40.7 oranında olumlu etkilediği saptandı. Bu araştırmada, gebelere verilen sosyal desteğin en fazla %71.0 olarak eşlerden sağlandığını; eşi ile ilişkisi mükemmel olanların doğum korkusunun eşiyle ilişkisi orta ve iyi olanlardan daha düşük olduğu görüldü. Sonuç olarak internetin ve sosyal çevre desteğinin doğum korkusunun azalmasında olumlu etkisi olabileceği bulundu.
Müziğin geçiş fazı ve sonrası doğum sürecine etkisinin incelenmesi
Araştırma, müziğin geçiş fazı ve sonrası doğum sürecine etkisinin incelenmesi amacıyla Kasım 2021- Nisan 2022 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel nitelikte yapıldı. Araştırmanın evreni, İstanbul'da bir kamu hastanesine doğum yapmak için başvuran kadınlardan oluştu. Güç analizi sonucunda örneklem büyüklüğü, "Müzik Uygulama Grubu" 43 gebe ve "Kontrol Grubu" 43 gebe olmak üzere toplam 86 gebeden oluştu. Araştırma araçları olarak "Gönüllü Onam Formu", "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Doğum Takip Formu", "Visuel Analog Skala", "Durumluluk Anksiyete Ölçeği" ve "Doğum Memnuniyet Ölçeği-Revize" formları kullanıldı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edildi. Kadınların, müzik dinlemeyi sevdiği, doğumdan sonra başkalarına müzik dinlemeyi önerdiği, sonraki doğumunda müzik dinlemeyi istedikleri, travay sürecinde müzik dinlemekten memnun kaldığı, müzik dinlemenin kadınları rahatlattığı görüldü. Kadınların servikal dilatasyon 8cm iken ve doğumun dördüncü evresinin 2. saatinde Durumluluk Anksiyete Ölçeği puanları gruplara göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p>0.05). Doğum memnuniyeti toplam puanları gruplara göre karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptandı (p>0.05). Kadınların, servikal dilatasyon 8cm'de VAS, servikal dilatasyon 10cm'de VAS, bebek doğduktan hemen sonra VAS, doğumun dördüncü evresinin 2. saati VAS ölçümleri gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde bir fark göstermedi (p>0.05). Sonuç olarak, travayın geçiş sürecinde müziğin annenin anksiyetesinde, doğum memnuniyetinde ve doğum ağrısı üzerinde etkili olmadığı görüldü. Ebe/hemşirelerin gebenin takip ve bakımında destek olması için loş, sessiz ve tek kişilik bir odada müzik dinletilerinden yararlanmaları önerilmektedir.
Menopozdaki kadınların sıcak basması şikayetini azaltmada soğuk su içmenin etkisi
Menopozal süreçte kadınlarda en çok yaşanan vazomotor semptomlardan birisi sıcak basmasıdır. Geleneksel ve tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden soğuk uygulamanın ve soğuk içeceklerin etkisi bilinmektedir. Araştırma, menopozdaki kadınların sıcak basmasını azaltmada soğuk su içmenin etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü yarı deneysel nitelikte yapıldı. Bu çalışma, 40-60 yaşları arasında menopoz tanısı alan bir kamu hastanesi polikliniğine başvuran 74 kadından oluştu. Randomize olarak soğuk su grubu ve kontrol grubuna alınan kadınlara, menopoz semptomları değerlendirme ölçeği, sıcak basması inanç ölçeği, Görsel Analog Skala (VAS), sıcak basması ve su içme günlük takip formları kullanıldı. Kadınların, guplara göre ortalama 36.54±13.65 ile 35.57±12.91 aydan bu yana adet düzensizliği başladığı, 28.38±15.67 ile 34.14±12.23 aydan bu yana sıcak basması şikayeti başladığı, 46.65±3.45 ile 46.65±3.14 yaşta menopoza girdiği ve toplam %21.6'sının menopoz şikayeti için doktora gittiği bulundu. Kadınların son test sonucuna göre menopoz semptomları toplam değişim puanlarında, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu. (t=-2.918; p=0.005<0.05). Ayrıca soğuk su grubunda kadınların VAS terleme şiddeti değişim puan ortalamalarının, kontrol grubundaki değişim puan ortalamalarına göre daha fazla olması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı olduğu bulundu (t=2.43; p=0.01<0.05). Menopoz öncesi ve sonrası dönemin daha rahat, sağlıklı ve huzurlu geçirebilmesi için yaşanabilecek sorunlar ve başetme yöntemleri ile ilgili bilgilendirme yapılması gerektiği görüldü. Özellikle hemşire-ebelerin, menopozal dönemdeki kadınlara bütüncül şekilde yaklaşmaları oldukça önemlidir.
Doğurganlık çağındaki kadınların aile planlaması yöntem kullanımına yönelik tutumlarının COVID-19 anksiyetesi ile ilişkisi
Bu araştırmanın genel amacı 15-49 yaş arası kadınların aile planlaması kullanımına yönelik tutum ve Covit-19 anksiyetesi düzeylerini belirlemektir. Araştırma, tanımlayıcı olarak, Mayıs–Aralık 2022 tarihleri arasında, İstanbul/Bagcılar İlçe Sağlığı Müdürlügü'ne baglı bir Aile Sağlığı Merkezlerine başvuran 375 kadın ile gerçekleştirildi. Veriler Kişisel Araştırma Formu, Aile Planlaması Tutum Ölçegi ve Koronovirüs Korku Ölçegi kullanılarak toplandı. Veriler istatistiksel olarak analiz edildi. Araştırma sorularına yanıt vermek amacıyla betimsel istatistikler (minimum, maksimum, ortalama ve standart sapma) hesaplanmış, belirleyici unsur olarak yaş,medeni durum(, p > .05),eğitim durumu ( p < .05),çalışma durumu( p < .05),gelir düzeylerine göre (, p > .05),çocuk sayısı,covid geçirme durumu,aile planlamsı danışmanlıgı alma durumu ( p < .05),kadınların covid-19 anksiyete düzeylerinin ilişkisi yaş, (r =.10, p < .05). medeni durumu, ( p > .05), eğitim durumu p < .05,çalışma durumu( p > .05). ,gelir durumu[F(2-356) = .282, p > .05]. çocuk sayısı (r =.09, p > .05). ,aile planlaması danışmanlıgı alma durumu(t(336) = 1.061, p > .05),covit geçirme durumlarına (t(371) = .563, p > .05) bulunmuştur. Bu çalışmada kadınların, Aile planlamasına olan tutumlarının sosyal-demografik özelliklerine göre farklılık gösterdigi, maternal etkenlerin ölçek puanları üzerinde ki değişimlerine ulaşılmıştır. Covid-19 geçirme durumunun aile planlaması tutumuna etki ettigi bulunmuştur.
Ebelerde mesleki aidiyetin tıbbi hatalara yönelik tutumlarına etkisi
Mesleki aidiyet, çalışan bireylerin mesleğine yönelik düşünce ve davranışlarının belirlenmesinde iş verimini pozitif yönde etkileyen bir kavramdır. Bu araştırma, ebelerin mesleki aidiyeti ve tıbbi hataları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte Ağustos 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında kamu hastanelerinde çalışan ve çalışmayı kabul eden 475 ebenin katılımı ile oluşturuldu. Katılımcılara "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebelik Aidiyet Ölçeği" ve "Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği" uygulandı. Ebelerin yaş ortalaması, 27.58±5.49'dur. Ebelerin %70.4'ünün lisans mezunu, %97.4'ünün lisans ve üzeri eğitimlerinin olduğu, %64.5'inin evli olduğu, %93.6'sının çekirdek aile tipinde olduğu ve %24.4'ünün de gelirinin giderinden düşük olduğu saptandı. Evli olan ebelerin eşlerinin; %35.5'inin lisans ve üzeri eğitimleri olduğu ve %64.5'inin çalıştığı saptandı. Ebelerin aidiyet toplam, duygusal aidiyet, mesleki rol ve sorumlulukları yerine getirme, mesleki gelişme ve olanakları değerlendirme, meslekte görev ve yetki sınırı puanlarında, gebelik sayısı, düşük sayısı, doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısına göre istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Ebelerin, tıbbi hataya yaklaşım puanlarının; meslekten memnun olanların puanları (x=3.70), meslekten memnun olmayanların puanlarından (x=3.86) istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (t=-2.28; p=0.02<0.05; d=0.23; η2=0.01). Sonuç olarak ebelerin mesleki aidiyet düzeylerinin yüksek olduğu, duygusal aidiyet, mesleki rol ve sorumlulukları yerine getirme, mesleki gelişme ve olanakları yerine getirme ve mesleki aidiyet duygusunun anlamlı bir şekilde arttığı bulundu. Sonuçların ebelerin mesleki aidiyet düzeyleri ve tıbbi hatalarla ilgili farkındalığı arttırmak amacıyla daha fazla çalışma ile desteklenmesi önerilmektedir.
Primiparlarda rebozo tekniğinin doğum sürecine etkisinin incelenmesi
Tuncay, Z., (2024), Primiparlarda Rebozo Tekniğinin Doğum Sürecine Etkisinin İncelenmesi. Yüksek Lisans, Biruni Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul. Araştırma, primiparlarda rebozo tekniğinin doğum sürecine etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü nitelikte yapıldı. Ankara'da bir kamu hastanesine vajinal doğum yapmak için başvuran primipar gebelerle, Kasım 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Aktif fazda olan gebeler randomize edilerek rebozo grubuna 73, kontrol grubuna 73 olmak üzere toplam 146 gebe alındı. Servikal dilatasyon 4-5cm iken "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Durumluluk Anksiyete Ölçeği", "Doğum Takip Formu" ve "Visuel Analog Skala" her iki gruptaki gebelere doldurulup kurumun protokolüne göre istedikleri kadar duş ve yürüyüş yapmalarına izin verildi. Ayrıca rebozo grubuna alınan gebelere aktif fazdan doğum sonuna kadar, kontraksiyon sırasında rebozo şalı ile gebenin tercihine göre rebozo teknikleri ortalama 10-15dk süresince uygulanıp kontraksiyonlar arası dinlenmesi sağlandı. Travay sürecinde dilatasyon 6-7cm ve 8-10cm olduğunda "Visuel Analog Skala" ve "Doğum Takip Formu"nun ilgili bölümleri her iki gruptaki gebelere dolduruldu. Bebek doğduktan hemen sonra, bebeğin doğum anını değerlendirmesi için ilk uygulanan formlar ve "Doğum Memnuniyet Ölçeği" her iki grup annelere dolduruldu. Rebozo grubundaki gebelerde anlamlı düzeyde; doğumun ikinci evresinin ve plasenta çıkma süresinin daha kısa, epizyotomi, laserasyon, doğum sonu ilk 2 saat ped değiştirme ihtiyacı ve kan HTC değerindeki düşüşün daha az olduğu bulundu. Rebozo grubundaki gebelerde doğum sonrası Durumluluk Anksiyete Ölçeği ile Visual Analog Skala Ağrı ölçümleri anlamlı düzeyde düşük olduğu görüldü. Rebozo grubundaki gebelerde, anksiyetenin daha az, doğum memnuniyetinin ve sonraki doğumlarında vajinal doğum tercih etme oranlarının anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, rebozo tekniklerinin doğum sürecinde kullanılmasının doğum ve sonrası döneme birçok yararının olduğu saptandı. Anahtar kelimeler: Primipar gebe, rebozo, doğum süreci, anksiyete, memnuniyet
Adli vakaya yaklaşımda ebe ve hemşirelerin adil dünya inancı ile empatik eğilim düzeylerinin incelenmesi
Çalışma, adli vakaya yaklaşımda ebe ve hemşirelerin adil dünya inancı ile empatik eğilim düzeylerinin incelenmesi amacıyla Ekim 2022 – Şubat 2023 tarihleri arasında tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini İstanbul'un Avrupa yakasında bulunan Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde çalışmakta olan ebe ve hemşirelerin tümü (ebe sayısı:95; hemşire sayısı:130; toplam: 225) ile Avrupa yakasındaki bir vakıf üniversitesinin sağlık bilimleri fakültesi ebelik ve hemşirelik bölümlerinde aktif olarak eğitim öğretime devam eden 3 ile 4. sınıf öğrencilerinin tümü (ebelik 3. Sınıf: 70; ebelik 4. Sınıf: 53; hemşirelik 3. Sınıf: 108; hemşirelik 4. Sınıf: 128; toplam: 359) oluşturdu. Çalışmaya 118 ebe/hemşire ve 146 öğrenci olmak üzere 264 kişi dahil edildi. Verinin toplanmasında; "Kişisel Bilgi Formu", "Adil Dünya İnancı Ölçeği", "Empatik Eğilim Ölçeği" ve "Adli Vaka Senaryoları" kullanıldı. Çalışanların %77.1'nin öğrencilerin %89.7'sinin adli vakaya yaklaşım ile ilgili eğitim almadığı; çalışanların %61.9'unun öğrencilerin %89.7'sinin adli vakalarda ne yapılması gerektiğini bilmediği; çalışanların %67.8'inin öğrencilerin %69.9'unun adli vakalarda kendisini yetersiz hissettiği belirlendi. Gruplara göre adil dünya inancı ile empatik eğilim ölçeği toplam puan ortalamalarının farklılık göstermediği görüldü. Empatik eğilim toplam puan ortalaması ile adil dünya inancı puan ortalaması arasında çalışanlarda ve öğrencilerde zayıf pozitif yönde bir ilişki olduğu; çalışanların empatik eğilim toplam puan ortalamasının adli vakalarda kendini yeterli hissetme durumuna etki ettiği görüldü. Sonuç olarak ebe, hemşire ve öğrencilerin adli vakaya yaklaşım konusunda yetersiz olduğu, empatik eğilim toplam puanı ile adil dünya inancı toplam puanı arasında çalışanlarda ve öğrencilerde düşük yönde bir ilişki olduğu, adli vakaya yaklaşım konusunda eğitim almış olmanın ve yönetmelik bilmenin empatik eğilim düzeyini etkilediği görüldü.
Öğrendiğini anlat tekniğinin emzirme sürecine ve anne bebek bağlanmasına etkisi
Anne ve bebek sağlığı ile bağlanmanın sağlanması ve sürdürülmesinde emzirme önemli bir faktördür. Emzirme eğitimi emzirme başarısı ile anne-bebek bağlanmasını arttırmada vazgeçilmezdir. Bu çalışma öğrendiğini anlat tekniği (teach-back) kullanılarak verilen emzirme eğitiminin emzirme başarısına ve anne bebek bağlanmasına etkisinin değerlendirilmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırma randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirildi. Çalışma İstanbul ili avrupa yakasındaki bir özel hastanenin kadın doğum servisinde doğum yapan lohusalar ile Ekim 2023 - Ocak 2024 tarihleri arasında yapıldı. Çalışmaya müdahale (n:51) ve kontrol (n:51) grubu olmak üzere toplam 102 lohusa alındı. Kontrol grubuna hastanenin standart emzirme eğitimi verilirken, müdahale grubuna buna ek olarak öğrendiğini anlat tekniği ile emzirme eğitimi verildi. Araştırmada veri toplama araçları olarak, kişisel bilgi formu, LATCH Emzirmeyi Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği, Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği ve Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) kullanıldı. Veriler doğum sonrası 6. ve 24. saatlerde toplandı. Araştırmada elde edilen veriler istatistiksel yöntemlerle değerlendirildi. Lohusaların gruplara göre 6. ve 24. saatlerdeki LATCH emzirmeyi tanılama ve değerlendirme ölçeği puan ortalamalarının anlamlı farklılık göstermediği bulundu (p>0.05). Lohusaların gruplara göre Emzirme Özyeterliliği ölçeği ile Anne Bebek Bağlanma ölçeği puan ortalamaları 6. saatte anlamlı farklılık göstermezken (p>0.05); 24. saatte her iki ölçeğin puan ortalamalarına göre müdahale grubu lehine anlamlı farklılık gösterdiği belirlendi (sırasıyla: p=0.013<0.05; p=0.023<0.05). Öğrendiğini anlat (teach-back) tekniği ile verilen emzirme eğitimi kurumda verilen standart emzirme eğitim ile karşılaştırıldığında hem emzirme başarısı hem de emzirme öz-yeterliliğini arttırmada daha etkili olduğu tespit edildi.
Doğum sonu hastane ziyaretçilerinin annelerin anksiyete ve emzirme yeterliliği üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırma, doğum sonu hastane ziyaretçilerinin annelerin anksiyete ve emzirme yeterliliği üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapıldı. İstanbul'da Avrupa yakasında özel bir hastanede Şubat-Nisan 2023 tarihleri arasında doğum yapan 129 anne ile gerçekleştirildi. Araştırmacı tarafından, araştırmaya alınma ve dışlanma kriterlerine uygun yeni doğum yapan ve taburcu olacak olan annelerden gönüllü onam formu imzalatılarak sorgulama formları dolduruldu. "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Postpartum Spesifik Anksiyete Ölçeği" ve "Emzirme Yeterlilik Ölçeği" annelere uygulanarak veriler toplandı. Annelerin, Postpartum Spesifik Anksiyete Ölçeği'ne göre doğum sonunda orta düzeyde anksiyetelerinin olduğu ve Emzirme Yeterlilik Ölçeği'ne göre de emzirme yeterliliklerinin iyi olduğu saptandı. Yapılan korelasyon analizine göre Postpartum Spesifik Anksiyete Ölçeği puanları, Emzirme Yeterliliği Ölçeği puanlarını negatif yönde etkilediği bulundu (p<0.05). Annelerin tamamı hastanede refakatçısının olmasını istediği, en fazla %67.4 oranında annesinin refakatçı kalmasını ancak tamamı kayınvalidesinin kalmamasını istediği belirlendi (p<0.05). Anneler, ziyaretçilerin yaklaşık 22 dk kadar kalmasını ve en fazla oranda %89'unun annesinin ziyarete gelmesini istediği belirlendi. Ziyaretçilerin %30.2 oranında annelerin dinlenme ve uyumasına engel olduğunu ancak emzirmeye ziyaretçilerin olumsuz etkisi olmadığı bulundu. Annelerin, Emzirme Yeterliliği Ölçeği puan ortalamalarının acil sezaryen doğum yapanların puan ortalamalarının (148.20±10.61) normal vajinal doğum (117.05±23.38) ve planlı sezaryen doğum (127.13±8.57) yapanlardan daha yüksek olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Sonuç olarak, annelerin anksiyeteleri arttıkça emzirme yeterliliklerinin azaldığı, refakatçısının olmasını, ziyaretçilerin gelmesini ancak ortalama 20 dakika kalınmasını istedikleri belirlendi. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, Doğum Sonu Dönem, Emzirme
Primiparlarda sert zemine yaslanarak çömelmenin doğum sürecine etkisinin incelenmesi
Çelebi Akyüz, Y. (2024). Primiparlarda Sert Zemine Yaslanarak Çömelmenin Doğum Sürecine Etkisinin İncelenmesi. Yükseklisans Tezi, Biruni Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul. Araştırma, primiparlarda sert zemine yaslanarak çömelmenin doğum sürecine etkisinin incelenmesi amacıyla Ağustos 2022-Mart 2023 tarihleri arasında randomize kontrollü tipte yapıldı. Araştırmanın evrenini T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir Eğitim ve Araştırma Hastanesine 37-42 haftalık ağrılı primipar ve normal vajinal doğum nedeniyle doğumhaneye başvuran gebeler alındı. Yapılan güç analizi ve kayıp ihtimali düşünülerek minimum "Çömelme grubuna" 55, "Kontrol grubuna" 55 olmak üzere toplam 110 gebe alınması hesaplandı. Araştırmaya katılmayı kabul eden gebelerden sözlü ve yazılı onamları alınarak "Gönüllü Onam Formu" imzalatıldı. Verilerin toplanması için "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Doğum Takip Formu", "Visuel Analog Skala", "Durumluluk Anksiyete Ölçeği" ve "Doğum Memnuniyet Ölçeği-Revize" formları kullanıldı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edildi. Gebelerin yaş ortalamasının 24.72±4.13 olduğu ve demografik özelliklere göre her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulundu. Çömelme pozisyonunu uygulayan gebelerin; doğum ağrısını daha az hissettikleri, doğum sürecinin daha kısa olduğu, epizyotomi uygulanması ve laserasyon oluşmasının daha az olduğu saptandı. Çömelme grubundaki gebelerin, sonraki doğum şekillerinin vajinal doğum olmasını istedikleri belirlendi. Çömelme grubundaki annelerin bebeklerinin Apgar skorları, anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Bebek doğduktan hemen sonra, bebeğin doğum anını değerlendirmesi için Durumluluk Anksiyete Ölçeği puanlarına göre; çömelme grubundaki gebelerde "hafif anksiyete", kontrol grubundaki gebelerde ise "ağır anksiyete" olduğu görülmektedir. Sonuç olarak, doğum eyleminde gebeye sert bir zemine yaslanarak çömelme pozisyonunun etkili olduğu ve doğumu takip eden kişiler tarafından kullanılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Dikey yaslanma, Doğum, Primipar, Sakral bası.
Non stres test sırasında dinletilen müziğin fetal parametrelere, gebenin anksiyete, yalnızlık ve pozitif-negatif duygularına etkisi
Araştırma, NST sırasında gebeye dinletilen müziğin fetal parametrelere, gebenin anksiyete, yalnızlık ve pozitif-negatif duygularına etkisini değerlendirmek amacıyla, randomize kontrollü deneysel tasarımda, İstanbul'daki bir devlet üniversitesinin NST ünitesinde Ocak-Nisan 2023 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmaya 100 gebe (deney:50, kontrol:50) alındı. Araştırma verileri "Kişisel Bilgi Formu", "STAİ-I Ölçeği", "Yetişkinler için Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği (Selsa-S)" ve "Pozitif ve Negatif Duygu Ölçeği" ile toplandı. Deney grubuna NST öncesinde veri toplama araçları yöneltildi. Araştırmada elde edilen veriler istatistiksel analiz program ile analiz edildi. Araştırmada gruplar arasında sosyo-demografik özellikler ve obstetrik özellikler (gebelik haftası ortalaması hariç) açısından anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). NST'de akselerasyon görülme sıklığı ortalamasının, gebelerin hissettiği fetal hareket sayısı ortalamasının ve fetal kalp atım sayısı ortalamasının her iki grupta birbirine yakın olduğu ve istatistiksel olarak anlamlılık göstermediği belirlendi (p>0,05). STAI-I Durumluk Kaygı Ölçeği son testte hem gruplar arasında hem de müdahale grubunun grup içinde durumluluk kaygı ölçeği puan ortalamalarında anlamlı farklılık görüldü (p<0.05). Müdahale grubunun Sosyal ve Duygusal Yalnızlık Ölçeği'nin tüm alt boyutları son testte ön teste göre daha düşük olduğu bulundu. Müdahale grubunun grup içi pozitif duygu alt boyutu puan ortalamalarının son testte ön testte göre yüksek olması anlamlı bulunurken; negatif duygu alt boyutu puan ortalamalarının son testte ön testte göre düşük olması anlamlı bulundu (p<0.05). Sonuçta, müziğin gebelerin stres düzeylerini azalttığı, fetal hareketlerde ve akselerasyonlarda artış sağladığı ve NST sırasında duygusal deneyimleri olumlu yönde etkilediği belirlendi. Anahtar kelimeler: Duygu, Gebe, Müzik, Negatif, Pozitif, NST
Rahim içi araç ve kondom kullanımının kadınlarınanksiyete ve cinsel yaşam kalitesine etkisi
Araştırma, rahim içi araç ve kondomun anksiyeteye ve cinsel yaşam kalitesi üzerindeki etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapıldı. Araştırma, T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir hastanenin Üreme Sağlığı polikliniğine başvuran toplam 337 kadın (220 ilk kez RİA kullanan ve eşi kondom kullanan 117 kadın) ile Aralık 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında tamamlandı. Araştırma verileri, kadınlara işlem yapılmadan önce; "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın (CYKÖ-K)" ve "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" uygulandı. RİA takılan kadınlara bir ay sonra kontrole geldiğinde, eşi kondom kullanacak kadınlara da bir ay sonra tekrar kondom almaya geldiğinde; yöntem kullanımı memnuniyeti ve hangi olumsuzlukları yaşadıklarını içeren 2 soruluk anket, "Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kadın (CYKÖ-K)" ve "Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ)" tekrar uygulanarak toplandı. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, RİA kullanan kadınların anksiyete seviyelerinde belirgin bir düşüş ve cinsel yaşam kalitesinde anlamlı bir iyileşme yaşandığı görüldü (p<0.05). Kondom kullanan grupta ise hem anksiyete düzeyinde düşüş hem de cinsel yaşam kalitesinde düşme olduğu belirlendi (p<0.05). İki grup arasındaki anksiyete ve cinsel yaşam kalitesi puanları karşılaştırıldığında, RİA kullanımının kadınların psikososyal refahı üzerinde daha olumlu bir etki bıraktığı belirlendi (p<0.05). Sonuç olarak, RİA'nın kadınların hem anksiyete seviyelerini azaltmada hem de cinsel yaşam kalitelerini iyileştirmede etkili olduğu, kondom kullanımının ise bazı olumsuz psikososyal deneyimlere yol açabileceği saptandı. Araştırma, aile planlaması danışmanlığında kadınların psikososyal ihtiyaçlarının dikkate alınmasının önemini vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler: Anksiyete; Cinsel yaşam kalitesi; Kondom; Rahim içi araç.
Gebelikte verilen doğuma hazırlık ve danışmanlık eğitiminin gebelik ve doğum sürecindeki uyuma etkisi
Bu araştırma, gebelikte verilen doğuma hazırlık ve danışmanlık eğitiminin gebelik ve doğum sürecindeki uyuma etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü tipte yapıldı. İstanbul'da bir kamu hastanesinin gebe okuluna başvuran 20-30. gebelik haftasındaki primipar gebelerle, Mart-Ekim 2024 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Araştırmada "Temel Eğitim ve Danışmanlık Grubu (TEDG)" ve "Temel Eğitim Grubu (TEG)" olmak üzere toplam 110 gebeden oluştu. TEDG'ye doğuma hazırlık eğitimi ve danışmanlık verilirken, TEG'ye yalnızca doğuma hazırlık eğitimi verildi. Veriler, "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ)" ve "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A versiyonu (W-DEQ-A)" ile toplandı. Verilerin analizi SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırmada, her iki grupta gebelikte; düzenli olarak kontrole gittikleri, verilen ilaçları kullandıkları, tetanoz aşısını daha fazla yaptırdıkları, yarısından fazlasının şeker yükleme testi yaptırdığı, nefes egzersizi ve fiziksel aktivite yaptığı ve çoğunluğunun tehlike belirtilerini izlediği görüldü. Araştırmada, PKDÖ toplam puanlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. PKDÖ, "Doğuma hazır oluş" alt boyutunda her iki grupta anlamlı bir iyileşme gözlemlenirken (p<0.05), TEDG grubunda "Doğum korkusu" alt boyutunda beklenmedik şekilde artış kaydedilmiştir (p<0.05). W-DEQ A ölçeğinde TEDG'in doğum beklentisi puanlarının belirgin bir şekilde düştüğü ve gebelerin doğum korkularının daha azaldığı görüldü (p<0.05). Bu bulgular, doğuma hazırlık eğitiminin ve danışmanlık desteğinin, gebelerin psikososyal uyumunu güçlendirdiğini, doğuma dair endişelerini azalttığını ve sürece daha olumlu bir bakış açısıyla yaklaşmalarını sağladığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bu araştırma, gebelik sürecinde verilen doğuma hazırlık ve danışmanlık hizmetlerinin, kadınların doğuma ve gebelik sürecine uyum sağlamalarına katkı sağladığını ortaya koymaktadır.
Doğumda uygulanan oksijen inhalasyonunun doğum sürecine etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, doğumda uygulanan oksijen inhalasyonunun doğum sürecine, anne memnuniyetine ve yenidoğan üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Araştırma, Mayıs 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında randomize kontrollü olarak yapıldı. Araştırmaya katılan 112 multipar gebe, oksijen ve kontrol grubu olarak randomize edildi. Her iki gruptaki gebelere "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "VAS" dolduruldurulduktan sonra order edilen sentetik oksitosin başlandı. Sadece "Oksijen Grubu"na alınan gebelere oksijen inhalasyonu 4L/dk başlanarak 10 dk devam ederek kapatıldı ve saat başı 10 dk süresince oksijen verilmesine doğumun 4. evresine kadar devam edildi. Her iki gruptaki gebelere 4-5, 6-7cm'de ve 8-10 cm'de "VAS", "Doğum Takip Formu" dolduruldu. Araştırmaya alınan tüm annelere doğum yaptıktan hemen sonra doğum anını belirlemek için "VAS", "Doğum Takip Formu" ve "Doğum Memnuniyet Ölçeği Kısa Formu (DMÖ-K)" dolduruldu. Oksijen grubundaki gebelerde, NST'de fetal taşikardi ve doğumun birinci evresi sonunda nefes almada rahatlama hissi oranının daha fazla olması; kontrol grubunda ise NST'de deselerasyon oranının fazla olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Oksijen grubundaki gebelerin; oksijen uygulanmasından memnuniyetlerinin %84.8 oranında olduğu, oksijenin rahatlatma durumu %81.9 oranında olduğu, sonraki doğumlarında da oksijen uygulmasını %68.6 oranında tercih ettiği ve doğum sürecindeki oksijen uygulmasını %72.4 oranında başka gebelere de önerdikleri görüldü. Oksijen grubunun Doğum Memnuniyet Ölçeği puanları istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlendi. Bu sonuçlar, doğum sırasında maternal oksijen desteğinin yenidoğan üzerinde klinik olarak belirgin bir fayda sağlamadığını ancak anne memnuniyeti ve oksijen satürasyonunu artırabileceğini göstermektedir. Gelecek çalışmalarda farklı oksijen uygulama süreleri, dozları ve primipar gebelerde etkileri araştırılabilir.
Doğum öncesi doğumhane ziyareti ile travay sürecinde refakatçi desteğinin gebelerin konforuna ve doğuma uyumuna etkisi
Araştırma, doğum öncesi doğumhane ziyareti ve travay sürecinde sağlanan refakatçi desteğinin gebelerin konfor düzeyine ve doğum sürecine uyumlarına etkisini değerlendirmek amacıyla, Aralık 2024-Mayıs 2025 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel nitelikte gerçekleştirildi. Araştırmaya 158 gebe (79 müdahale ve 79 kontrol) dahil edildi. Araştırmada veri "Kişisel Bilgi Formu", "Doğum Konforu Ölçeği", "Doğum Uyumu Ebe Değerlendirme Ölçeği" ve "Doğum Uyumu Öz Değerlendirme Ölçeği" ile toplandı. Grupların sosyodemografik ve obstetrik özellikleri ile travay sürecindeki tüm uygulamalarının benzer olduğu; tüm gebelerin refakatçi olarak en sık annesini istediği bulundu. Müdahale grubundaki gebelerin toplam konfor puanları kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p=0.006). Doğum uyumuna ilişkin hem ebelerin hem de gebelerin değerlendirmeleri dikkate alındığında, müdahale grubundaki uyum puanlarının daha yüksek olduğu gözlendi (sırasıyla: p=0.028; p=0.009). Doğum ortamına uyumun anlamlı düzeyde daha yüksek olması, doğumhane ziyaretinin doğum ortamına yönelik adaptasyonu kolaylaştırdığını gösterdi (p=0.001). Ayrıca, konfor ile doğum uyumu arasında pozitif ve anlamlı ilişki tespit edildi. Sonuç olarak, doğum öncesi doğumhane ziyareti ile refakatçi desteğinin kadınların doğum sürecine daha sağlıklı, bilinçli ve güvenli şekilde uyum sağlamalarına katkı sunduğu anlaşıldı. Anahtar Kelimeler: Doğumhane Ziyareti, Doğum Uyumu, Ebe, Konfor, Refakatçi Desteği
Fototerapi uygulanan yenidoğanlara dinletilen beyaz gürültünün bilirubin düzeyine etkisinin belirlenmesi
Çetinbaş, Z. (2025). Fototerapi Uygulanan Yenidoğanlara Dinletilen Beyaz Gürültünün Bilirubin Düzeyine Etkisinin Belirlenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Biruni Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İstanbul. Bu araştırma, fototerapi uygulanan yenidoğanlara dinletilen beyaz gürültünün bilirubin düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapılan randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırma, T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Süleymaniye Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Ek Hizmet Binası Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde Mart-Ağustos 2024 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakım ünitesine hiperbilirubinemi tanısı ile yatışı yapılan, 38-42 gestasyon haftası arasında doğan, tekli fototerapi alan 67 bebek (beyaz gürültü grubu 34 kişi; kontrol grubu=33) araştırmaya dahil edildi. Veriler; "Tanıtıcı Bilgi Formu", yenidoğanların demografik bilgileri, Apgar skoru, konfor düzeyleri "Yenidoğan Konfor Davranış Ölçeği (YKDÖ)"", emzirme başarıları "Latch Emzirme Tanılama Ölçeği (LATCH)", defekasyon ve idrar yapma sıklığı, kilo kontrolü ve bilirubin ölçümleri gibi parametrelerle kademeli bir şekilde toplanmıştır. Beyaz gürültü, mp 3 Çalar, ses desibel ölçüm cihazı kullanılmıştır. Bebeklerin ve annelerin tanımlayıcı özellikleri, yenidoğanın konfor ölçümleri, emzirme süresi, bilirubin seviyesi, idrar ve defekasyon sıklığı gibi diğer parametrelerde de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gözlemlenmemiştir (p>0.05). Beyaz gürültü dinletilen grup, 12. saatteki emzirme başarısı açısından kontrol grubuna göre anlamlı bir şekilde daha yüksek bir performans sergilemiştir (p<0.05). Araştırma bulguları, beyaz gürültünün fototerapi tedavisi gören yenidoğanların emzirme başarısını ve ve yenidoğanın konfor seviyesini kısmi olarak iyileştirdiğini ancak genel olarak bilirubin düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığını ortaya koymuştur. Çalışma, beyaz gürültü uygulamasının fototerapi tedavisinde destekleyici bir tedavi olarak kullanılabileceğini lakin bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulamaktadır. Anahtar kelimeler: Beyaz gürültü; Bilirubin; Sarılık; Yenidoğan.
Riskli gebelerde olumlama ile bilgilendirmenin stres ve tahammülsüzlüğe etkisi
Gebelik sürecinde genellikle herhangi bir sorun olmadan devam etse de bazen riskli gebelikler de yaşanabilmektedir. Acil servise gelen gebelerin acilin stres ve temposunda özellikle riskli gebelere bilgilendirme yapılması emosyonel olarak onları rahatlatmaktadır. Riskli gebeliklerde kadınların ebelerden ve sağlık çalışanlarından beklentisi emosyonel destek ve güzel telkindir. Olumlama güzel telkin anlamına gelmektedir (Cohen ve ark., 2009; Cohen and Sherman, 2014). Bu çalışmanın amacı, acil servise başvuran riskli gebe tanılı gebelere yapılan olumlama ve bilgilendirmenin gebenin stres ve belirsizliğe tahammülsüzlüğüne etkisini incelemektir. Çalışma, İstanbul'da bir devlet hastanesinin kadın doğum acil servisine başvuran 51 olumlama ve 51 kontrol olmak üzere toplam 102 riskli gebe ile randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirildi. Olumlama grubundakilerin tümü kendilerine bilgilendirme yapıldığını belirtirken kontrol grubundakilerin %47.1'i bilgilendirme yapıldığını ifade etti. Her iki grupta da belirsizliğe tahammülsüzlük puan ortalamalarının başlangıçta benzer olduğu (xolumlama=37.37±5.82, xkontrol=39.76±7.20); bilgilendirme ve olumlama sonrası, olumlama grubunda belirsizliğe tahammülsüzlükte anlamlı bir düşüş (xson=28.25±3.61) görüldüğü saptandı. İlk değerlendirmede kontrol grubundaki gebelerin algıladıkları stres puan ortalamalarının olumlama grubundan daha düşük olduğu (xolumlama=98.35±7.16, xkontrol=86.33±13.36); bilgilendirme ve olumlama sonrası grupta stres düzeyinde de ciddi ve anlamlı bir düşüş (xson=70.86±4.30) olduğu gözlendi. Acil servise başvuran riskli gebeleri olumlama ile bilgilendirmenin gebelerin stres ve belirsizliğe tahammülsüzlüğü önemli derecede azalttığı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Riskli Gebelik, Stres, Bilgilendirme, Olumlama.
Travay sürecinde ayakta durma ve çömelme pozisyonunun multipar gebelerin doğum sürecine, memnuniyetine ve travma algısına etkisi
Bu çalışma, multipar gebelerde travay sürecinde ağrı anında uygulanan ayakta durma ve çömelme pozisyonlarının doğum süreci, doğum konforu ve travmatik doğum algısı üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla Haziran 2025–Ekim 2025 tarihleri arasında İstanbul'daki bir kamu hastanesinde yürütülen randomize karşılaştırmalı girişimsel bir araştırmadır. Toplam 82 gebe, güç analizi ile belirlenen örneklem doğrultusunda gruplarına atanmış; veriler kişisel bilgi formu, Doğum Konforu Ölçeği ve Travmatik Doğum Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, ayakta durma ve çömelme pozisyonlarının doğumhaneye kabul bulguları, travay süreci, ağrı düzeyleri, pozisyon tercihleri ve toplam doğum süresi üzerinde anlamlı bir farklılık yaratmadığını göstermiştir. Her iki grupta da doğumun çoğunlukla düşük düzeyde travmatik algılandığı ve kadınların doğum konforu düzeylerinin benzer olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte çömelme pozisyonunda konfor arttıkça travmatik doğum algısının güçlü ve negatif yönde azaldığı saptanmış; fiziksel, çevresel ve psikospiritüel konfor ile travma algısı arasındaki bu ilişki, çömelme pozisyonunun doğum deneyimini iyileştirme potansiyeline işaret etmiştir. Sonuç olarak, her iki pozisyonun da doğumun birinci evresinde güvenli, uygulanabilir ve fizyolojik süreci destekleyen yöntemler olduğu; özellikle çömelme pozisyonunun artırılmış konfor yoluyla travmatik doğum algısını azaltmada klinik uygulamalar açısından önemli bir avantaj sağlayabileceği görülmüştür.
Kadın sağlık çalışanlarının duygusal zeka düzeylerinin evlilik ilişkisi inançlarına etkisi
Bu çalışma, kadın sağlık çalışanlarının duygusal zeka düzeylerinin evlilik ilişkisi inançları üzerindeki etkisini göstermek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın özelliği ilişki arayıcı ve tamamlayıcı bir araştırma olmasıdır. Çalışmaya, bir devlet hastanesinde çalışan 211 evli kadın sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Veriler, Duygusal Zeka Değerlendirme Ölçeği (DZDÖ) ve Evlilik İlişkisi İnançları Ölçeği (EİİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız örneklem t-testi, ANOVA ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular, kadın sağlık çalışanlarının duygusal zeka düzeyleri ile evlilik ilişkisi inançları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir (p<0.05). Sonuç olarak, duygusal zeka düzeyi yüksek olan kadın sağlık çalışanlarının evlilik ilişkisi inançlarının daha olumlu olduğu evliliğe uyum sağlama oranlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre Duygusal zeka düzeyi yüksek olan kadın sağlık çalışanlarının evlilik ilişkisine dair inançlarının daha olumlu olduğu ve evliliğe uyum sağlama düzeylerinin daha yüksek olduğu ortaya konmuştur. Bu sonuç, duygusal zekanın bireylerin romantik ilişkilerdeki tutum ve davranışlarını şekillendirmede önemli bir rol oynadığını göstermektedir. Evlilik süresi arttıkça evlilik inancına yönelik (ölçeğin geneli ile kök aileye bağlılık ve cinsel hayat alt boyutunda) çatışma riskinin de arttığı; evlilik süresinin duygusal zekanın kendini motive etme alt boyutunda anlamlılık teşkil edecek şekilde değiştiği sonucuna ulaşılmıştır.
Gestasyonel diyabeti olan ve olmayan gebelerin sağlıklı yaşam davranışlarının incelenmesi
Bayhoca, S. (2025). Gestasyonel Diyabeti Olan ve Olmayan Gebelerin Sağlıklı Yaşam Davranışlarının İncelenmesi. Yüksek Lisans Tezi, Ebelik Anabilim Dalı, Biruni Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü. Araştırma, gestasyonel diyabeti (GDM) olan ve olmayan gebelerin sağlıklı yaşam davranışlarının incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı tipte yapıldı. Araştırma, Nisan 2025-Haziran 2025 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Hatay İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı bir hastanenin Kadın Doğum polikliniğine gelen 26 hafta ve üzeri GDM olan ve olmayan gebeler alındı. Evreni bilinen örneklem analizi yapılarak 39 GDM olan ve 150 GDM" olmayan gebe olmak üzere toplam 189 gebeden oluştu. Gebelerden, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Gebelikte Sağlıklı Yaşam Davranışı Ölçeği doğrultusunda veriler toplandı. Veriler, SPSS 27 programında analiz edildi. Gebelerin, GDM olanların yaş ortalaması 29.74±5.18 olduğu, GDM olmayanların ise 29.58±6.90 olduğu belirlendi. GDM olan gebelerin %38.5, GDM olmayanlarda % .7 oranında daha önceki gebeliklerinde gestasyonel diyabet tanısı aldıkları bulundu. Katılımcılar; önceki gebeliklerinde GDM olanlarda .58± .90, GDM olmayanlarda ise .00± .08 oranında düşük yaptığı; sadece GDM olanlarda .05± .22 oranında isteyerek küretaj yaptırdığı belirlendi. Gebelikte Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği toplam puan ve alt boyut puan ortalamalarının (hijyen dışında) GDM olan gebelerde istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük olduğu görüldü (p< .05). Sonuç olarak, gebelerin sağlıklı yaşam davranışları çok boyutlu olup, sosyoekonomik durum, gebelik öyküsü ve gebeliğe ilişkin tutumlar gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir. Bu bulgular, risk altındaki gebelik gruplarına yönelik kişiselleştirilmiş sağlık eğitimlerinin ve destek programlarının geliştirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Erken postpartum dönemde annelerin emzirmeye ilişkin tutum ve başarılarını etkileyen faktörler
Araştırma, erken postpartum dönemdeki annelerin emzirmeye ilişkin tutum ve başarılarını etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışmaya Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde doğum yapan, taburculukları onaylanmış, emziren, çalışmaya katılmayı kabul eden 573 anne alınmıştır. Araştırma verileri, annelerin tanıtıcı özelliklerinin ve araştırmanın bağımsız değişkenlerinin yer aldığı soru formu, "Emzirme Gözlem Formu" ve "Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t- testi, korelasyon, Crombach Alfa ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma kapsamındaki annelerin yaş ortalaması 26.02±5.39 dir. Annelerin daha çok ilkokul mezunu (%43,5) olduğu ve %86'sının sosyal güvencesinin bulunduğu belirlenmiştir. Annelerin %31,9'u primipar , %28,3'ünün gebeliği plansızdır. Gebelik döneminde %62,8'i doğum sonu dönemde 40,8'i anne sütü ve emzirmeyle ilgili bilgi, 94,1'i doğum öncesi bakım almıştır. Çoklu regresyon analizi sonucu, Emzirme Tutumunu Değerlendirme Ölçeği puanını doğum öncesi bakım alma, gebelikte anne sütü ve emzirmeyle ilgili bilgi almış olma gibi faktörlerin pozitif yönde, gebeliğin plansız olması, dörtten fazla doğum yapmış olma, gebelikte anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgiyi sağlık personeli dışında kaynaktan alma, bebeğine anne sütü dışında besin verme, doğum sonu dönemde anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi almama gibi faktörlerin negatif yönde etkilediği, Emzirme Gözlem Puanını gebelikte anne sütü ve emzirmeyle ilgili bilgi almış olma gibi faktörlerin pozitif yönde, gebeliğin plansız olması, dörtten fazla doğum yapmış olma, gebelikte anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgiyi sağlık personeli dışında kaynaktan alma, bebeğine anne sütü dışında besin verme gibi faktörlerin negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Bu araştırma annelerin emzirme tutum ve başarılarını annenin sosyo-demografik özellikleri, emzirme desteğinin varlığı ve sağlık personeli tarafından verilen emzirme eğitiminin etkilediği sonucu açığa çıkmıştır. Emzirme eğitimlerinin eş ve aile katılımları ve bireysel farklılıklara göre planlanması ile emzirme oranları arttırılabilir.
Prematüre yenidoğanların ebeveynlerine uygulanan web tabanlı eğitimin bebeğin bakımına yönelik özgüven ve kaygı düzeylerine etkisi
Araştırma, prematüre yenidoğanların ebeveynlerine uygulanan web tabanlı eğitimin bebeğin bakımına yönelik özgüven ve kaygı düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla ön test- son test kontrol gruplu düzende yarı-deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya basit randomizasyon yöntemi ile belirlenen çalışma grubuna 87, kontrol grubuna 85 olmak üzere toplam 172 prematüre yenidoğan ebeveyni alınmıştır. Araştırma verileri ebeveynleri ve bebeği tanıtıcı bilgi formu, son test değerlendirme formu, Pharis Özgüven Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği ile toplanmıştır. Çalışma grubundaki ebeveynlere prematüre bebek ve özellikleri, bebeğin evde yaşamı, ebeveyn-bebek ilişkisi, prematüre bebeğin bakımı, taburculuk sonrası izlemi, sık görülen sağlık sorunları ve acil durumlara ilişkin 3 haftalık eğitim ve danışmanlık programı http://kuvozdehayatvar.com isimli web sitesi üzerinden yürütülmüştür. Kontrol grubundaki ebeveynlerin veri toplama aşaması tamamlandıktan sonra hazırlanan web sitesinden faydalanmaları sağlanmıştır. Çalışmada eğitimin etkinliğini çalışma ve kontrol grupları ile ön test ve son test Pharis Özgüven Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği puanları karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Eğitim öncesi çalışma grubundaki ebeveynlerin Pharis Özgüven Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 39,00±20,0; kontrol: 45,36±12,28; p=0,000) kontrol grubundaki ebeveynlerinkine göre daha düşük olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir. Web tabanlı eğitim sonrasıda ise çalışma grubundaki ebeveynlerin Pharis Özgüven Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 55,78±8,44; kontrol: 45,91±11,62; p=0,000) kontrol grubundaki ebeveynlerinkine göre daha yüksek olduğu ve bu farklılığın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır. Çalışma grubundaki ebeveynlerin eğitim öncesi dönemde Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 28,35±11,81; kontrol: 23,11±11,39; p=0,004) kontrol grubundaki ebeveynlerinkine göre daha yüksek özellikte olduğu ve gruplar arası farkın önemli olduğu belirlenmiştir. Web tabanlı eğitim sonrası ise çalışma grubundaki ebeveynlerin Beck Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları (çalışma: 12,05±5,76; kontrol: 20,55±7,60; p=0,000) kontrol grubundaki ebeveynlerin puan ortalamalarına göre daha düşük olduğu ve bu farkın istatistiksel olarak önemli olduğu saptanmıştır. Çalışmada web tabanlı eğitimin prematüre yenidoğanların ebeveynlerinin bebek bakımına yönelik özgüveni artırma ve kaygı düzeylerini azaltmada etkili olduğu sanucuna varılmıştır. Web tabanlı eğitim yönteminin prematüre yenidoğanların ebeveynlerine yönelik eğitim ve danışmanlık yapan ebe/hemşire ve diğer sağlık çalışanları tarafından kullanılması ve yaygınlaştırılması ile ebeveynlerin özgüven ve kaygı düzeyleri olumlu yönde etkilenerek, prematüre yenidoğanların bakım ve gelişimine katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Prematüre, web tabanlı sağlık eğitimi, internet eğitim programı, internet, aile eğitimi, özgüven, kaygı, ebelik.
Maternal obezitenin gebelikte oluşan yakınmalara ve öz-bakım gücüne etkisi
Bu araştırmanın amacı, maternal obezitenin gebelikte oluşan yakınmalara ve öz-bakım gücüne etkisini belirlemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nin Doğum Salonunda yürütüldü. Araştırmanın evrenini Doğum Salonuna başvuran normal kilolu ve obez gebeler oluşturdu. Yapılan güç analizinde etki büyüklüğü 0.50, yanılgı düzeyi (α) 0.05, evreni temsil gücü (güven aralığı) %95 düzeyinde alındığında örneklem büyüklüğü; 64 obez gebe ve 64 normal gebe olmak üzere 128 gebe olarak belirlendi. Gebelik öncesi VKİ≥30,0 ve VKİ≤18,5-24,9 olan gebelerin 20-39 yaş aralığında benzer olması sağlandı. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Antepartum Semptom Kontrol Listesi" ve "Öz-Bakım Gücü Ölçeği" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney U Testi, Ki-kare analizi ve Student'st Testi kullanıldı. Normal kilolu gebeler 24,97±4,28 yaşında, %56,3'ü 20-24 yaş grubunda, %39,1'i ortaokul eğitimli, %78,1'içekirdek aile yapısında ve %39,1'i ilçede yaşamaktadır. Evlilik süresi iki yıl, gelir getiren bir işte çalışma oranı %17,2 ve %76,6'sı aylık gelir düzeyi gelir gidere denk, %12,5'inin sosyal güvencesi yok, %14,1'i gebelik öncesi sigara tüketmekte, %10,9'u ise şu anki gebeliğinde sigara tüketmektedir. Obez gebeler 27,38±4,54 yaşında, %28,1'i 20-24 yaş grubunda, %50'si ilkokul eğitimli, %68,8'i çekirdek aile yapısında ve %43,8'i köyde yaşamaktadır. Evlilik süresi altı yıl, gelir getiren bir işte çalışma oranı %15,6 ve %75,0'i aylık gelir düzeyi gelir gidere denk, %18,8'inin sosyal güvencesi yok, %20,3'ü gebelik öncesi sigara tüketmekte, %12,5'i ise şu anki gebeliğinde sigara tüketmektedir. Normal kilolu gebelerin %85,9'u ve obez gebelerin %82,8'i 38-42 gebelik haftasındadır. İlaç kullanma ve kronik hastalık durumu normal kilolu gebelerde %6,2 iken obez gebelerde %15,6'dır. Normal kilolu gebelerin VKİ ortalaması 22,00±1,62, obez gebelerin VKİ ortalaması 32,37±2,63 'tür. Normal kilolu ve obez gebelerin antepartum semptomları karşılaştırıldığında hazımsızlık (p=0,007), karnın diğer bölümlerinde rahatsızlık (p=0,013), dinlenmemiş uyanma (p=0,042), yorgunluk (p=0,047) ve kabızlık (p=0,028), ciltte hassasiyet (p=0,008) ve ödem (p=0,020) yakınmalarının istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. ÖBG ölçek toplam puanı normal kilolu gebelerde 114,25±15,23, obez gebelerde 110,15±15,19'dur. Normal kilolu 20-29 yaş grubundaki gebelerin (p=0,025), eşlerinin eğitim durumunun ortaokul ve üstü olması (p=0,031), yerleşim yerinin ilçe-il olması (p=0,001), evlilik süresinin 121-252 ay (10-21 yıl) olması (p=0,013), gelir getiren işte çalışmasının (p=0,009) ÖBG puan ortalaması obez gebelerinkinden yüksek bulunmuştur. Normal kilolu gebelerde kas krampları (p=0,044), kabızlık (p=0,009), hemoroid (p=0,012), mizaç değişiklikleri (p=0,020), gerginlik, sinirlilik (p=0,028) şikayeti yaşayanların ve kulak ağrısı (p=0,044) şikayeti yaşamayanların ÖBG puan ortalaması obez gebelerin ÖBG puan ortalamasından yüksek bulunmuştur ve bu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak maternal obezite gebelikte oluşan yakınmaları etkilemektedir. Gebelikte oluşan yakınmalarla ÖBG puanı karşılaştırıldığında ise, yakınmalar öz-bakım gücü puanını etkilemektedir. Obez gebelerin gebelikte yaşadığı bir yakınma olduğunda ÖBG puanı normal gebelere göre düşük beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Maternal obezite, gebelik, gebelikte oluşan yakınmalar,öz-bakım, ebelik, ebelik bakımı.
Postpartum erken dönem emzirme başarısı ile postpartum geç dönem emzirme öz yeterlilik ve meme sorunları arasındaki ilişki
Araştırma postpartum erken dönem emzirme başarısı ile postpartum geç dönem emzirme öz-yeterlilik ve meme sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Çalışmaya Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde doğumunu 37 ve üzerinde gestasyonel hafta ile tamamlayan, primipar, emzirme deneyimi olmayan sağlıklı term tek bebeğe sahip olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 anne alınmıştır. Araştırma verilerini toplamada anne tanılama formu, postpartum emzirmeye ilişkin soru formu, emzirme başarısını değerlendirmede LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı, Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği, postpartum geç dönem emzirme ve meme sorunları formu kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Kruskal-Wallis ve Mann-Whitney U testleri ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 24.96±5.05'dir. Annelerin %29.0'ı lise mezunu olduğu, %69.5'inin çalışmadığı saptanmıştır. Annelerin doğum yaptıkları gestasyonel hafta ortalaması 39.25±1.10 hafta, toplam gebelik sayısı ortalamasının 1.17±0.41, %91.0'ının son gebeliğinin planlı olduğu, %56.0'ının sezaryen ile doğum yaptığı ve %57.0'ının doğumdan hemen sonra yenidoğanı emzirdiği belirlenmiştir. Annelerin emzirmeye yönelik bulgularında; emzirme süresi olarak yenidoğanın istediği sürece, istedikçe/ağladıkça sıklığında, bir sonraki emzirmeye son memeden başlama tercihinde, anne sütü dışında besin vermeme ve emzirme konusunda bilgi alma oranlarında postpartum erken döneme göre postpartum geç dönem olumlu yönde artış saptanmıştır. Annelerin LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı toplam puan ortalaması 6.55±0.86 ve ortanın üzerinde emzirme başarısına sahip oldukları belirlenmiştir. Araştırmada normal vajinal spontan doğum yapan, doğumda anestezi almayan ve postpartum meme sorunu gelişmeyen annelerin emzirme başarısının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin postpartum geç dönem emzirme öz-yeterlilik ölçek toplam puan ortalaması 59.10±7.21 olarak bulunmuştur. Bu puan üst sınıra (70) yakın olup iyi olarak değerlendirilmiştir. Normal vajinal spontan doğum yapan ve yenidoğanları anne sütü dışında ek besin alan annelerin postpartum geç dönem emzirme öz-yeterliliklerinin daha düşük olduğu belirlenmiştir. Annelerin 1. Gözlem LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği puanları, 2. Gözlem LATCH Emzirme Tanılama Ölçeği puanları, LATCH Ortalama Gözlem Puanları ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Emzirme başarısı yüksek olan annelerin öz yeterlilik puanlarının da yüksek olduğu saptanmıştır. Bu araştırma sonuçlarına göre postpartum erken dönem emzirme başarısının yüksek olması meme sorunlarını azaltmakta ve postpartum geç dönem emzirme öz-yeterliliğini artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Emzirme başarımı, Emzirme Öz-yeterlilik, Meme sorunu, Postpartum dönem
Doğum eyleminin ikinci evresinde fundal basınç uygulaması, anne ve bebek sağlığına etkisi
Araştırma Bursa İli'ne bağlı bir araştırma ve uygulama hastanesinde doğum eyleminin ikinci devresinde fundal basınç uygulaması, anne ve bebek sağlığına etkisini incelemek amacı ile analitik-kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmaya Haziran-Ekim 2014 tarihlerinde, olasılıksız örnekleme tekniği ile belirlenen, gebeliğinin 37-42 haftasında olan, çoğul gebeliği bulunmayan, bebeği verteks prezentasyonunda olan, en az ilkokul mezunu, Türkçe konuşup anlayabilen ve çalışmaya katılmayı kabul eden 350 kadın alınmıştır. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen gebeyi tanıtıcı bilgi formu, doğum eylemi gözlem formu ve Doğum Duygulanım Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, t-testi, ki-kare, Mann Whitney U testi, güvenilirlik ve lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmaya katılan kadınların %30,6'sına fundal basınç uygulandığı gözlenmiştir. Fundal basıncın kadınlara daha çok ön kol ve yumruk kullanılarak uygulandığı, uygulamanın ortalama süresinin 23,82±19,71 sn ve ortalama uygulanma sayısının 4,68±3,54 kez olduğu saptanmıştır. Doğum sonrası, fundal basınç uygulanan kadınların %29,91'i fundal basınç sırasında acı hissettiğini, %28,04'ü bu uygulamanın doğumu kolaylaştırdığını ve yardım ettiğini ifade etmişlerdir. Araştırmanın lojistik regresyon analizi sonuçları doğum eyleminin ikinci devresinin uzunluğu ve epizyotomi uygulanması ile fundal basınç uygulaması arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki olduğunu gösterirken, primipar olma ile fundal basınç uygulaması arasında negatif bir ilişkinin olduğunu göstermiştir. Bu araştırma fundal basıncın bebek sağlığını etkilemediği, ancak anne sağlığına ilişkin bazı olumsuz sonuçlarının olduğunu ortaya koymuştur. Literatürde de bu uygulamanın yapılmaması gerektiği verilerine dayalı olarak, sağlık çalışanlarının fundal basıncın rutin uygulamalar içinde yer almaması gerektiği konusunda bilgilendirilmeleri, sağlık kurumlarının bu konuda uygulama rehberi geliştirmeleri ve kullanmaları ile anne-bebek sağlığının gelişimine katkı sağlanabilir.
Prematüre yenidoğanlarda kanguru bakımının bebeğin büyümesi ve anne-bebek ilişkisine etkisi
Araştırma YYBÜ'de yatan prematüre bebeklerde KB'nin bebeğin boy uzaması, baş çevresi büyümesi, ağırlık alımı, maternal bağlanma ve anne-bebek algısı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu düzende, yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya gelişigüzel örnekleme yöntemi ile 24 çalışma, 18 kontrol grubu olmak üzere toplam 42 bebek ve anneleri alınmıştır. Araştırma verileri Aralık 2012-Mart 2014 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında aileyi ve bebeği tanıtıcı bilgi formu, bebek izlem formu, evde ve hastanede KB izlem formu, MBÖ ve YAÖ I-II kullanılmıştır. Çalışma grubundaki annelere KB uygulamasına yönelik eğitim materyali kullanılarak yapılandırılmış eğitim verilmiş ve bir ay süresince günde en az bir saat KB uygulamaları istenmiştir. Eğitimin etkinliği, çalışma ve kontrol grupları arasında yenidoğanların bir ay sonraki boy, baş çevresi ve ağırlık ölçümleri ile annelerinin MBÖ ve YAÖ puanları karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare testi, Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Grupların karşılaştırılması için yapılan analizlerde p<0,05 düzeyindeki değerler anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmaya alınan bebeklerin anneleri çalışma hakkında bilgilendirilmiş, yazılı olurları alınmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için ilgili hastanenin başhekimliğinden ve etik kuruldan izin alınmıştır. Araştırmaya dâhil edilen çalışma ve kontrol grubundaki prematüre bebek annelerinin yaş, evlilik yaşı, babanın yaşı, obstetrik ve gebeliklerine ilişkin özellikler, yenidoğanların gestasyon yaşı, cinsiyeti, doğum şekli, çoğul gebelik, doğumda müdahale, doğumda sorun yaşama, hastanede yatış tanısı, doğum ağırlığı, doğumda baş çevresi ölçümü, 1 ve 5 dakika APGAR skoru ve beslenme şekli bakımından istatistiksel olarak benzer, aylık gelir ve araştırmaya alınma zamanı yönünden fark olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda, araştırma kapsamındaki çalışma ve kontrol grubundaki yenidoğanların KB öncesi ve sonrasında boy uzunluğu, baş çevresi ve ağırlık ölçüm ortalamalarının istatistiksel olarak benzer özellikte olduğu saptanmıştır (p>0,05, p>0,05, p>0,05). Araştırmaya alınan çalışma ve kontrol grubundaki yenidoğanların annelerinin KB öncesi ve sonrasında MBÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Ayrıca, çalışma ve kontrol grubundaki annelerin yenidoğan bebeklerini aynı oranda olumsuz ve olumlu algıladıkları, algılama durumlarının istatistiksel olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0,05). Sonuç olarak; bu çalışma kapsamındaki prematüre bebeklere uygulanan KB bebeğin büyümesini (boy uzaması, baş çevresi büyümesi ve ağırlık alımını); annelerinin maternal bağlanma ve yenidoğanı algılama durumlarını etkilememiştir. Örneklem sayısının azlığı, randomizasyon yapılmaması ve evde kanguru bakımı uygulamalarının etkin şekilde yapılamaması gibi sınırlılıklar araştırmanın sonucunu etkilemiş olabilir. Bu araştırmanın sınırlılıklarının gözönüne alınarak yeni araştırmaların planlanması önerilir.
Gebelikte kilo alımının ailesel ve sosyal özellikler ile ilişkisi
Araştırma gebelikte kilo alımının ailesel ve sosyal özellikler ile ilişkisini belirlemek amacıyla gelişigüzel örnekleme yöntemiyle 37. gebelik haftası ve üzerinde olan 269 gebe kadın ile tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri Haziran 2014- Nisan 2015 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniği ve servisinde toplanmıştır. Verilerin toplanmasında literatüre dayalı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen gebeleri tanıtıcı bilgi formu, Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ) ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ) kullanılmıştır. Gebeleri tanıtıcı bilgi formu yüz yüze görüşme tekniği ile doldurulmuştur. EUÖ, ÇBASDÖ kendini bildirim ölçeği olduğundan araştırmacı tarafından gerekli açıklamalar yapıldıktan sonra gebelerin doldurması istenmiştir. Görüşmeler esnasında her gebede aynı araç (Beurer, GS 49_BMI) kullanılarak araştırmacı tarafından boy ve kilo ölçümü yapılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenlerini gebelerin, gebelikleri süresince aldıkları kilo artışı, bağımsız değişkenlerini gebelerin ve eşlerinin, ailesel ve obstetrik özellikleri ile EUÖ ve ÇBASDÖ'den aldıkları puanlar oluşturmuştur. Araştırmanın verileri tanımlayıcı istatistikler, Mann Whitney-U testi, varyans analizi, bağımsız gruplarda iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, Kruskal-Wallis testi, korelasyon ve çoklu regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. P<0,05 ve p<0,01 düzeyindeki değerler istatistiksel olarak önemli kabul edilmiştir. Araştırmaya katılan gebelerin çoğu ilkokul (% 27,9) ve ortaokul (% 29,4) mezunu, en uzun süre Ege Bölgesi'nde yaşayan (% 84,0), sosyal güvencesi olan (% 91,8), herhangi bir işte çalışmayan (% 80,3), resmi nikâhlı (% 98,9), çekirdek ailede yaşayan (% 80,7), orta gelir düzeyine sahip (% 73,8), gebe kalmadan önce herhangi bir sağlık sorunu olmayan (% 82,2), yaş ortalaması 28,86±5,61, evlilik süresi ortancası 6,00±7,00 olan gebelerdir. Araştırma kapsamındaki gebelerin gebelik haftaları ortancaları 38,30±0,80'dir. Gebelerin çoğu şimdiki gebeliğini istemiş (% 81,0), gebelikte herhangi bir sağlık problemi yaşamamıştır (% 72,1). Gebelik öncesi VKİ sınıflarına göre gebelerin çoğu, normal VKİ sınıfında olup (% 46,8), yetersiz kilo (% 36,4) almışlardır ve gebelikleri süresince aldıkları kilo ortancası 11,50±8,55'dir. Yapılan korelasyon analizine göre edilen veriler doğrultusunda, gebelerin gebelik öncesi VKİ'leri arttıkça gebelikte kilo alımının azaldığı saptanmıştır (p<0,01). Çalışan gebelerin gebelik süresince aşırı kilo aldıkları, aylık gelirlerinin arttıkça gebelikte ortalama kilo alımının arttığı, evlilik süresi arttıkça gebelikte kilo alımının azaldığı, şimdiki gebeliğini istemeyen gebelerin isteyenlere göre daha az kilo aldıkları belirlenmiştir (sırasıyla p<0,05, p<0,05, p<0,01, p<0,05). Çalışmaya katılan gebelerin gebelik sayısı, canlı doğum sayısı ve yaşayan çocuk sayısı arttıkça kilo alımının azaldığı bulunmuştur (sırasıyla p<0,01, p<0,01, p<0,01). Araştırma kapsamında stepwise çoklu regresyon analizine göre gebelerin gebelik öncesi VKİ'leri, çalışma durumları, yaş, evlilik süresi, canlı doğum sayısı ve gebelik öncesi kiloları kilo alımını etkilemektedir (sırasıyla p<0,05, p<0,05, p<0,05, p<0,05, p<0,05, p<0,05). Gebelik öncesi VKİ, yaş, evlilik süresi, canlı doğum sayısı ve gebelik öncesi kilo arttıkça gebelikte kilo alımının azaldığı, çalışan gebelerin ise gebelik süresince kilo alımlarının arttığı bulunmuştur.
Yenidoğan Yoğun Bakım üÜnitesinde bebeği yatan annelerin bakıma katılmalarının kaygı düzeyleri ve bakım sorunlarını çözme becerileri ile ilişkisi
Amaç: Araştırmanın amacı yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebeği yatan annelerin bakıma katılmalarıının kaygı düzeyleri ve bakım sorunlarını çözme becerileri ile ilişkisini incelemektir Yöntem: Araştırma, Temmuz 2013 ve Haziran 2015 tarhleri arasında, Pamukkale Üniversitesi Hastanesi Çocuk Cerrahi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi ve Denizli Devlet Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde bebeği yatan 340 anne ile tanımlayıcı olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri anneler ve bebekleri ile ilgili Bilgi Formu, Bakıma Katılma Gözlem Formu, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği ve Sorun Çözme Becerileri Değerlendirme Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 27,65±5,64 (aralık: 18-47)'dür. Annelerin %35,6'sının ilkokul mezunu, %73,8'sinin ev hanımı olduğu, %84,1'inin çekirdek ailede yaşadığı ve %7,4'ünün sağlık güvencesinin bulunmadığı görülmüştür. Aannelerin ziyaret saatleri ve bakım saatleri dahil olmak üzere bebeklerini günde ortalama 6,28±2,43 (aralık 1-20) kez gördükleri ve çok sayıda temel bakımlarına katıldıkları belirlenmiştir. Annelerin Durumluluk/Sürekli Kaygı Envanteri Puanları ile Sorun Çözme Süreci Alt Ölçeği, Bebek Bakım Becerileri Alt Ölçeği ve Bakıma Katılma Gözlem Formu puanları arasında negatif, Sorun Çözme Süreci Alt Ölçeği ile Bebek Bakım Becerileri Alt Ölçeği ve Bakıma Katılma Gözlem Formu puanları arasında pozitif ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışmada yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin bebeklerinin bakımına katılmalarının annelerinin durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerini azalttığı, bebek bakım becerilerini ve bebek bakımına ilişkin problem çözme becerilerini arttırdığı tespit edilmiştir. Annelerin bebeklerinin bakımına katılımlarının artırılması ile anne sağlığı, bebek bakım ve sorun çözme becerileri ile bebeğin büyüme-gelişme ve iyileşme sürecine katkı sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Bebek bakımı, ebelik/hemşirelik bakımı, kaygı, problem çözme becerileri, yenidoğan yoğun bakım ünitesi, yüksek riskli yenidoğan
Kadınlarda vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi, istismar öyküsü ve posttravmatik stres bozukluğunun incelenmesi
Araştırmanın amacı kadınlarda vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi, istismar öyküsü, cinsel istismar ve posttravmatik stres bozukluğu ve bu durumlar arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma, Temmuz 2014 ve Ağustos 2015 tarihleri arasında, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde yatan 320 kadın ile analitik-kesitsel olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri kadınlara ilişkin tanıtıcı, vajinal muayene ve şiddete ilişkin verileri sorgulayan soru formu ve Post-Travmatik Stres Bozukluğu Soru Listesi-Sivil Versiyonu ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve ki-kare testleri ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 26,32±5,98'dir. Çalışmadaki kadınların %76,3'ünün ilkokul mezunu ve %88,1'nin ev hanımı olduğu, %87,5'inin sağlık güvencesinin bulunduğu saptanmıştır. Kadınların vajinal muayene sırasındaki rahatsızlık hissi puan ortalamasının 3,92±3,34 olduğu ve %26,3'ünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşadığı belirlenmiştir. Kadınların Posttravmatik Stres Bozukluğu puan ortalamasının 27,82±9,66 olduğu, %64,7'sinin Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadığı, fiziksel, duygusal ve cinsel şiddete maruz kalmanın Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşamayı artırdığı belirlenmiştir. Kadınların %11,9'unun duygusal ve %7,8'inin fiziksel şiddete maruz kaldığı, %7,8'inin istemediği zamanda eşi tarafından cinsel ilişkiye zorlandığı ve bu kadınların %40,0'ının bu durumu cinsel istismar olarak tanımladıkları bulunmuştur. Çalışmada vajinal muayene sırasında rahatsızlık yaşayan kadınların (% 75,0) yaşamayanlara (%61,0) göre daha fazla oranda Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadıkları, fakat istismar öyküsünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi puanını etkilemediği saptanmıştır. Bu çalışmada vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşayan kadınların daha fazla oranda Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşadıkları, istismar ve cinsel istismar öyküsünün vajinal muayene sırasında rahatsızlık hissi yaşamayı etkilemediği, istismar ve cinsel istismar öyküsünün Posttravmatik Stres Bozukluğu yaşamayı artırdığı sonuçları elde edilmiştir. Bu sonuçların vajinal muayene sırasında verilen bakıma entegre edilmesi ile kadınların bu deneyimleri daha olumlu duruma dönüştürülebilir ve yaşadıkları travma azaltılabilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel istismar, ebelik bakımı, istismar, posttravmatik stres bozukluğu, rahatsızlık, vajinal muayene
Yüksek riskli gebelerin yaşadığı antepartum semptomların gebelik uyumuna etkisi
Bu araştırmanın amacı, yüksek riskli gebelerin yaşadığı antepartum semptomların gebelik uyumuna etkisini incelemektir. Araştırma Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde Kadın Doğum Polikliniği'nde, Ocak 2013-Eylül 2015 tarihleri arasında, karşılaştırmalı-tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemine yüksek riskli gebe grubuna 64 ve kontrol grubuna 128 gebe olmak üzere toplam 192 gebe dahil edilmiştir. Gebeler polikliniğe başvuran gebeler arasından gelişigüzel yöntem ile seçilmiştir. Araştırmanın verileri "Gebe Tanıtım Formu", "Antepartum Semptom Kontrol Listesi" ve "Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, X2, t testi ve Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan yüksek riskli gebelerin yaş ortalaması 28,64±5,41 iken kontrol grubundaki gebelerinki 26,98±5,18 olarak bulunmuş olup yüksek riskli gebelerin yaş ortalaması kontrol grubundaki gebelerin yaş ortalamasından anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Yüksek riskli ve kontrol grupları aile tipi, eğitim, gelir, çalışma, sosyal güvence durumları ile eşin yaşı, eğitimi, çalışma durumu ve obstetrik özellikler bakımından karşılaştırıldığında istatistiksel olarak grupların benzer olduğu belirlenmiştir. Gebelerin çoğunlukla yaşadığı antepartum fiziksel sorunlar değerlendirildiğinde; yüksek riskli gebeler uyku değişiklikleri, yorgunluk, pelvik/kasık ağrısı, sırt ağrısı, nefes darlığı ve bacaklarda ağrı yaşarken, kontrol grubu gebeler ise uyku değişiklikleri, sırt ağrısı, bacaklarda ağrı, pelvik/kasık ağrısı, yorgunluk ve bulantı sorunlarını yaşamışlardır. Araştırmada yüksek riskli ve kontrol grubu gebelerin antepartum psikolojik sorunları benzer şekilde çoğunlukla sinirlilik, gerginlik ve can sıkıntısı olduğu belirlenmiştir. Yüksek riskli ve kontrol grubundaki gebelerin yaşadığı antepartum semptomlar karşılaştırıldığında, yüksek riskli ve kontrol grubu gebelerin yaşadığı antepartum semptomlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır. Gebelerin PKDÖ toplam puan ortalaması yüksek riskli gebeler için 139,95±20,30 iken, kontrol grubu için 141,71±24,06 olarak saptanmış olup iki grup için olumlu gebelik uyumu olarak değerlendirilmiştir. Grupların PKDÖ ve alt ölçeklerinden aldıkları puanlar karşılaştırıldığında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir. Yüksek riskli ve kontrol grubundaki gebelerin yaşadıkları antepartum semptomlara göre PKDÖ toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında yüksek riskli gebelerde varis veya yürümede güçlük yaşayan kadınların gebelik uyumları kontrol grubunda bu sorunları yaşayan kadınlardan daha olumlu bulunmuştur. Sonuç olarak yüksek riskli gebeler diğer gebelere benzer antepartum semptomlar yaşamakta ve gebeliğin yüksek riskli olması gebelik uyumunu etkilememektedir. Araştırmada yüksek riskli gebelerin yaşadığı antepartum semptomların gebelik uyumuna etkisinin olmadığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Yüksek riskli gebelik, gebelik, antepartum semtomlar, gebelik uyumu, ebelik bakımı
Doğum sonrası erken dönemde ebeveynlere verilen emzirme eğitiminin bebeklerin ilk altı ay anne sütü alma durumuna etkisi
Araştırmanın amacı, doğum sonrası erken dönemde ebeveynlere verilen emzirme eğitiminin bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütü alma durumuna etkisini incelemektir. Araştırma 04.2014- 02.2015 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde, yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırmaya eğitim grubuna 60, kontrol grubuna 60 ebeveyn olmak üzere toplam 120 ebeveyn alınmıştır. Veriler "Anneye Yönelik Veri Toplama Formu", "Babaya Yönelik Veri Toplama Formu" ve doğumdan altı ay sonra "Emzirme Süresini Değerlendirme Formu" ile toplanmıştır. Eğitim grubu ebeveynlere anneler taburcu olmadan önce emzirme ve anne sütü konusunda araştırmacı tarafından eğitim verilmiş, kontrol grubu olağan bakıma bırakılmıştır.Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare testi kullanılmıştır. Eğitim ve kontrol grubundaki ebeveynlerin sosyo-demografik, obstetrik özellikleri ve her iki gruptaki ebeveynlerin emzirme ve anne sütü konusunda bilgileri yönünden benzer olduğu saptanmıştır. Eğitim grubundaki annelerin %88,3'ünün, kontrol grubundaki annelerin %86,7'sinin bebeklerini yedinci ayda halen emzirdikleri, eğitim grubundaki annelerin %61,7'sinin, kontrol grubundaki annelerin %60,0'ının bebeklerine ilk altı ayda sadece anne sütü verdikleri ve bebeklerin sadece anne sütü ile ortalama emzirilme süreleri eğitim grubunda 5,25±1,23, kontrol grubunda 5,13±1,30 ay olarak bulunmuştur. Annelerin yedinci ayda hala emzirme durumları, ilk altı ayda sadece anne sütü vermeleri ve ortalama emzirme süreleri arasında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, doğum sonu erken dönemde ebeveynlere verilen anne sütü ve emzirme eğitiminin bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütü alma durumunu etkilemediği saptanmıştır. Sağlık personeline yönelik hizmet içi eğitim konularının kapsamının gözden geçirilmesi, anne ve babalara emzirme eğitiminin birlikte verilmesi ve araştırmanın farklı merkezlerde yapılması önerilebilir.
Vajinal doğum sonrası erken dönemde maternal memnuniyet
Araştırma vajinal doğum sonrası erken dönemde maternal memnuniyetin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma T.C Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneleri Birliği Denizli Devlet Hastanesi'nde vajinal doğum yapan ve postpartum birinci günde olan 300 anne ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında "Soru Formu" ve "Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde istatistiksel analizler için NCSS (Number Cruncher Statistical System) 2007 (Kaysville, Utah, USA) programı kullanılmıştır. Araştırmanın verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (Ortalama, Standart Sapma, Medyan, Frekans, Oran, Minimum, Maksimum) yanısıra normal dağılım göstermeyen niceliksel verilerin üç ve üzeri grupların karşılaştırmalarında Kruskal Wallis test ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık p<0,01 ve p<0,05 düzeylerinde değerlendirilmiştir. Annelerin Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği Alt boyutları olan Sağlık ekibini algılayışı (9,98±4,66), Doğum eyleminde hemşirelik/ebelik bakımı (4,70±2,44), Rahatlama (8,99±3,57), Kararlara katılım ve bilgilendirme (10,99±5,93), Bebekle tanışma (7,38±3,72), Postpartum bakım (12,95±5,51), Hastane odası (8,53±4,78), Hastane olanakları (6,44±3,63), Mahremiyete saygı (12,15±3,27), Beklentilerin karşılanması (11,15±4,26) alanlarından aldıkları toplam puan ortalamalarına göre, orta düzeyde memnuniyete sahip oldukları belirlenmiştir. Annelerin Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği toplam puanları değerlendirildiğinde ölçeğin kesme noktası olan 150,5'in oldukça altında puan aldıkları saptanmış olup (93,25±25,83), normal doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri düşük bulunmuştur. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda aile gelirini giderine denk olarak algılayan, gebeliği planlı olan, doğum sancısı nedeni ile hastaneye başvuran, doğumlarında problem yaşamayan, doğumun uzun sürmesini istemeyen, uzun süre aç ve susuz kalan annelerin, normal doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri düşük bulunmuştur (p<0,05). Annelerin yaşı, eşinin yaşı, gebelik sayısı, canlı doğum sayısı, yaşayan çocuk sayısı, gebelik haftası, hastaneye geldiğinde dilastasyon ve efasman arttıkça doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri artmıştır (p<0,05). Araştırmada yapılan istatistiksel analizler sonucunda doğumunda oksitosin, lavman, amniyotomi, sürekli EFM, epizyotomi, vakum, fundal basınç uygulanmalarının annelerin doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeylerini azalttığı saptamıştır (p<0,05). Bu araştırma sonuçlarına göre annelerin vajinal doğum sonrası erken dönemde doğumda hastaneden aldıkları bakımdan memnuniyet düzeyleri düşüktür. Annelerin memnuniyet düzeylerini bazı sosyoekonomik, obstetrik özellikleri ve doğumdaki uygulamalar etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Vajinal doğum, Doğum sonrası erken dönem, Maternal memnuniyet, Ebelik.
Gebelikte emzirme öz yeterliliğinin doğum sonrası ikinci ayda bebeğin sadece anne sütüyle beslenmesi ile ilişkisi
Bu araştırma gebelikte emzirme öz yeterliliğinin doğum sonrası ikinci ayda bebeğin sadece anne sütüyle beslenmesi ile ilişkisini belirlemek amacıyla analitik-kesitsel olarak yürütüldü. Araştırmanın örneklem hacmi güç analizine göre belirlendi. Buna göre araştırmaya dahil etme kriterlerine göre toplam 312 kadın örneklemi oluşturdu. Verilerin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, prenatal emzirme öz yeterlilik ölçeği ve postnatal görüşme formu kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatikler, student T testi (t), Mann-Whitney U (WU) testi, Tek Yönlü Varyans analizi (ANOVA) ve Kruskall-Wallis (KW) testleri kullanıldı. Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği'nin Türk kültüründe uygulanması için geçerli ve güvenilir bir ölçek oluğu belirlendi. Kadınların doğumdan sonra bebeğini sadece anne sütü ile besleme süreleri ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında istatiksel açıdan anlamlı fark bulunmadı. Kadınların eğitim durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında anlamlı fark olduğu, yapılan ileri analizde gruplar arasındaki farkın Üniversite mezunu olanların ilkokul, ortaokul ve lise mezunu olanlara göre Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi. Kadınların çalışma durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında, çalışan kadınların lehine istatiksel açıdan anlamlı fark olduğu belirlendi. Kadınların meslek durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında anlamlı fark olduğu, buna göre serbest meslek sahibi olanların diğer meslek sahibi olanlara göre puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi. Kadınların sosyal güvencesinin olma durumu ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında, sosyal güvencesi olan kadınların lehine istatiksel açıdan anlamlı fark olduğu belirlendi. Emzirme deneyimi olan ve olmayan kadınların Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puan ortalaması arasındaki farkın, emzirme deneyimini olan kadınlar lehine istatiksel açıdan anlamlı olduğu belirlendi. Araştırmaya katılan kadınların; yaş, eğitim durumu, evlilik süresi, maddi durumu, çalışma durumu, sosyal güvenceye sahip olma ve öncesinde emzirme deneyimi olma durumu ve gebelik, doğum ve yaşayan çocuk sayısının bebeğin beslenme şeklini etkilemediği belirlendi. Kadınların doğumdan sonra bebeğini sadece anne sütü ile besleme süreleri ile Prenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanları arasında istatiksel açıdan anlamlı fark olmadığı belirlendi. Bu araştırmaya göre kadınların prenatal emzirme öz yeterliliğinin, doğum sonrası ikinci ayda bebeğin sadece anne sütü ile beslenmesi ile ilişkisi yoktur. Prenatal emzirme öz yeterliliğin emzirme davranışı ile ilişkili olup olmadığını belirlemek için araştırmalara ihtiyaç vardır.
Hiperemezis gravidarumun gebelik uyumu üzerine etkisi
Hiperemezis gravidarum gebelikte sık karşılaşılan ve gebenin fiziksel, psiko-sosyal sağlığını etkilemenin yanında, gebeliğe uyum sorunlarına yol açan bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, hiperemezis gravidarumun gebelik uyumu üzerine etkisini incelemektir. Araştırma Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Kadın Doğum Poliklinikleri ve Nisaiye Servisinde, Nisan-Ağustos 2016 tarihleri arasında, Analitik vaka-kontrol tipinde yapılmıştır. Araştırma 42 hiperemezis gravidarum tanısı almış ve 106 kontrol grubu olmak üzere toplam 148 gebe ile yürütülmüş ve bu gebeler gelişigüzel örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Veri toplama aracı olarak; tanıtıcı soru formu ve Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, X2 testi, t-test, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan vaka ve kontrol grubu gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özellikleri istatistiksel açıdan karşılaştırılmış ve grupların benzer oldukları bulunmuştur. Vaka ve kontrol gruplarında yer alan gebelerin son gebeliğine ilişkin bilgileri karşılaştırıldığında; gebeliğin planlanması, doğacak bebeğin cinsiyet tercihi, cinsiyet tercih sebebi, eş desteği, en çok destek alınan kişi, antenatal bakımına ilişkin bilgi alma durumları arasında istatistiksel anlamlı farkın olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Vaka grubundaki gebelerin gebeliğe bağlı oluşan değişiklikleri kontrol grubundaki gebelere oranla daha kötü algıladıkları saptanmıştır (X2=18,477, p=0,001). Vaka ve kontrol grubundaki gebelerin PKDÖ ve alt ölçeklerinden aldıkları toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında, kendi ve bebeği ile ilgili düşünceleri (p=0,000), gebeliğin kabulü (p=0,000), annelik rolünün kabulü (p=0,001), doğuma hazır oluş (p=0,001), doğum korkusu (p=0,008), kendi annesi ile ilişkisinin durumu (p=0,001), eşi ile ilişkisinin durumu (p=0,012) ve PKDÖ toplam ölçek puanları (p=0,000) arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak hiperemezisin gebenin kendi ve gebeliği ile ilgili düşünceleri, gebeliğin kabulü, annelik rolü, doğuma hazır oluşluk, doğum korkusu, kendi annesi ile ilişkisi, eşi ile ilişkisi ve gebelik uyumunu olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca hiperemezisli gebelerin gebeliğe bağlı oluşan değişiklikleri diğer gebelere göre daha kötü algıladıkları söylenebilir.
Gebelere verilen eğitimin travmatik doğum algısına etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, birinci aşamada Gebelerde E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeğini geliştirmek, ikinci aşamada ise gebelere verilen eğitimin travmatik doğum algısına etkisini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmanın birinci aşaması metodolojik bir tasarım ile yürütülmüş, ikinci aşaması tanımlayıcı tipte yapılmış üçüncü aşama ise randomize kontrollü çalışma olarak planlanmıştır (NCT06637735). Çalışma Aralık 2023- Aralık 2024 tarihleri arasında gebe kadınlar ile yürütülmüştür. Birinci aşamanın ölçek geliştirme çalışmasında örneklem grubu 285 gebe, ikinci aşamada geliştirilen ölçeğin psikometrik özelliklerinin incelenmesi 565 gebe, üçüncü aşamanın örneklem grubu ise eğitim grubu 32 kontrol grubu 32 gebe olmak üzere toplam 64 gebeden oluşmaktadır. Çalışmanın ikinci aşamasında eğitim grubuna online eğitim verilmiş, kontrol grubuna herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Verilerin analizi SPSS ve AMOS yazılımları kullanılarak, yüzdelik, ortalama, bağımsız t testi, bağımlı t testi, ANOVA ve Pearson korelasyon analizleri ile yapılmıştır. BULGULAR: Geliştirilen ölçeğin 13 madde ve iki alt boyuttan (bilgiye erişim ve uygulama ve bilgi güvenilirliği ve farkındalık) oluşmaktadır. Ölçekten alınan minimum puan 13, maksimum puan ise 65'tir. Ölçeğin Cronbach alfa iç güvenirlik katsayısı 0.933 olup, alt boyut güvenirlikleri de 0.910-0.894 aralığında güvenilir bulundu. Eğitim grubunun Travmatik Doğum Algısı Ölçeği ön test puanlarının kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu; buna karşın, kontrol grubunun Travmatik Doğum Algısı Ölçeği son test ve izlem puanlarının eğitim grubuna göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir, anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). SONUÇ: Gebelerde E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği, geçerli ve güvenilir bir araç olarak bulunmuştur. Eğitim grubu katılımcılarının grup içi travmatik doğum algısı ölçeği ön test, son test ve izlem puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Eğitim, gebelerin travmatik doğum algısını azaltmada etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Eğitim, E-Sağlık Okuryazarlığı, Gebelik, Gebe, Travmatik Doğum Algısı
Antenatal dönemdeki podcast dinletilerinin ve gebe okulu eğitimlerinin postpartum dönemde emzirme öz-yeterliliği ve bebek beslenme tutumuna etkisi
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, gebeliğin son trimesterinde podcast ve gebe okulu aracılığıyla verilen emzirme eğitimlerinin postpartum dönemde annelerin emzirme öz yeterliliği ve bebek beslenme tutumlarına etkisini incelemek ve bu iki yöntemin etkililik açısından karşılaştırılmasını yapmaktır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışma, Ocak–Ağustos 2025 tarihleri arasında Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gebe Polikliniği'ne başvuran gebelerle yürütülmüş, randomize kontrollü bir araştırmadır (NCT07124663). Veriler; Gebe Tanılama Formu, Antenatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (Kısa Form), Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği, Lohusa Tanılama Formu ve Postnatal Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği (Kısa Form) kullanılarak toplanmıştır. Toplam 90 gebenin verileri analiz edilmiş, istatistiksel değerlendirmeler IBM® SPSS® Statistics 30 ve R programlarıyla gerçekleştirilmiştir. BULGULAR: Podcast aracılığıyla verilen emzirme eğitiminin, annelerin emzirme öz yeterliliği (χ²=23,337; p<0,001; W=0,259) ve bebek beslenme tutumları (χ²=19,902; p<0,001; W=0,221) üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğu belirlenmiştir. Gebe okulunda yüz yüze verilen eğitimin ise yalnızca emzirme öz yeterliliği üzerinde etkili olduğu (χ²=18,190; p<0,001; W=0,202), beslenme tutumunu anlamlı düzeyde değiştirmediği saptanmıştır. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamakla birlikte, podcast grubundaki annelerin tüm ölçüm dönemlerinde daha yüksek ortalama puanlara sahip oldukları görülmüştür. SONUÇ: Prenatal eğitimlerin emzirme öz yeterliliğini artırdığı, podcast temelli eğitimin ise erişilebilir ve tekrarlanabilir yapısıyla öğrenmeye esneklik sağladığı görülmüştür. Bulgular, ebe rehberliğinde dijital eğitimlerin, emzirme danışmanlığında etkili bir alternatif olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bebek beslenme tutumu, Emzirme eğitimi, Emzirme öz yeterliliği, Gebe okulu, Podcasting
Kadınların annelik estetiğine yönelik tutumu ölçeği: Ölçek geliştirme çalışması
Amaç: Bu çalışma, kadınların annelik estetiğine yönelik tutumu ölçeğini geliştirme amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan bu çalışma Temmuz 2024- Ağustos 2025 tarihleri arasında Türkiye'de yaşayan 600 kadın ile yürütülmüştür. Veriler tanımlayıcı bilgi formu, Kadınların Annelik Estetiğine Yönelik Tutumu Ölçeği kullanılarak Google form aracılığı ile online olarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 ve AMOS 24.0 programları kullanıldı. Ölçek geçerlik ve güvenirliğinin belirlenmesinde tanımlayıcı istatistikler, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile güvenirlik analizleri yapıldı. Bulgular: Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin değerinin .969, açıklanan toplam varyansın % 68.751'ini açıkladığı saptandı. Faktör yüklerinin .521-.947 arasında değiştiği saptandı. Cronbach-alpha kat sayılarının kadınların annelik estetiğine yönelik tutumu ölçeğinin tamamı için 0.963, alt boyutlar için 0.88 ile 0.96 arasında değiştiği saptandı. Sonuç: Kadınların Annelik Estetiğine Yönelik Tutumunu ölçmek için geliştirilen bu araştırma sonucunda; Ölçeğin 2 alt boyut ve 20 maddeden oluşan ülkemizde geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi.
Kadınlarda siberkondri, dismenore ve psikolojik iyi oluş ilişkisinin incelenmesi
AMAÇ: Bu çalışma, kadınlarda siberkondri, dismenore ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. YÖNTEM: Tanımlayıcı-kesitsel tipte olan bu çalışma Temmuz 2024-Haziran 2025 tarihleri arasında Türkiye'de yaşayan 777 kadın ile yürütülmüştür. Çalışmanın analizinde R programlama dili 4.1.3, G*Power 3.1 ve SPSS-22 programı kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmamızda hiyerarşik regresyon analiziyle kurulan modelin anlamlı ve kullanılabilir olduğu saptanmıştır (F(2,774)= 41.175, p=0.001). Dismenore düzeyi ve siberkondri düzeyleri birlikte "Psikolojik iyi oluş" düzeyindeki toplam varyansın %9.6'sının (R2=0,096) açıklamaktadır. Katılımcıların dismenore düzeyindeki artışın (t=-6.519, p< 0.001), siberkondri düzeyindeki artışın (t=-5.205, p< 0.001) "Psikolojik iyi oluş" düzeyinde istatistiksel olarak düşüşe neden olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda makine öğrenmesi yaklaşımıyla yapılan analizde shapley değerlerine göre en önemli değişkenin dismenore olduğu belirlenmiştir. SONUÇ: Kadınlarda dismenore ve siberkondri düzeyi arttıkça psikolojik iyi oluş düzeyi azalmaktadır. Dismenore ve siberkondrinin psikolojik iyi oluşa etkilerine yönelik longitudinal çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın, Siberkondri, Dismenore, Psikolojik İyi Oluş, Sağlık Anksiyetesi
Menopoz dönemdeki kadınlarda eş desteğinin menopoza yönelik semptom ve tutumları üzerine etkisinin değerlendirilmesi
Menopoz kadın yaşamındaki etkileri nedeniyle önemli dönemlerden biridir. Bu araştırmanın amacı menopoz dönemindeki kadınlarda eş desteğinin menopoza yönelik semptom ve tutumları üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Analitik ve kesitsel tipteki bu çalışma 01 Aralık 2024-30 Haziran 2025 tarihleri arasında Yenikent Devlet Hastanesine başvuran 384 menopoz dönemindeki kadın ile yapılmıştır. Verilerin toplanmasında 'Kadın Tanıtım Formu', 'Menopoz Eş Desteği Ölçeği', 'Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği', 'Menopoza İlişkin Tutum Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25,0 kullanılmıştır. Normal dağılıma sahip verilerde iki bağımsız grup için bağımsız gruplarda t testi, ikiden fazla grup için tek yönlü varyans analizi uygulanmış ve Bonferroni testi ile grup farkları incelenmiştir. Pearson korelasyon ve basit doğrusal regresyon kullanılarak numerik değişkenler arasındaki ilişki ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenler üzerindeki etkisi test edilmiştir. Anlamlılık p<0,05 olarak belirlenmiştir. Kadınların menopoza girme yaşının 46,55±5,04 olduğu belirlenmiştir. Menopoz semptomlarının orta şiddette, Menopoza İlişkin Tutum olumlu olduğu bulundu. Menopoz eş desteği ölçeği ile somatik, psikolojik, ürogenital şikâyetler ile menopoz semptomları arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü ve menopoza ilişkin tutum ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki olduğu bulundu (p<0,05). Menopoz eş desteği artıkça menopoz semptomlarının azaldığı, menopoza ilişkin tutumun ise arttığı saptandı. Kadınlara destek sağlamanın ilk adımı eşlerin menopoz ve yönetimi hakkında yeterli bilgilendirilme sağlanması önerilmektedir.
Acile başvuran gebelerde eş desteği algısının stres düzeyine etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırma acile başvuran gebelerde eş desteği algısının stres düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı.GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılan çalışmamıza 01.01.2025-30.03.2025 tarihleri aralığında Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi'nde Kadın Doğum Acile direkt başvuru yapan 334 gebe dahil edilmiştir. Verilerin toplanma aşamasında araştırmaya, kriterlere uyan, gönüllü olur formunu imzalayan gebeler alınmıştır. Verileri toplamak için sosyodemografik ve obstetrik özellikleri içeren Tanıtıcı Bilgi Formu, Gebelik Stresi Değerlendirme Ölçeği (GSDÖ), Gebelerde Eş Desteği Algısı Ölçeği (GEDAÖ) kullanılmıştır. Verilerin yorumlanmasında t testi, Welch's ANOVA, One Way ANOVA, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir.BULGULAR: Bu araştırmaya dahil edilen gebelerin ortalama yaşı 28,43±5.08 ve %42,2'si lise mezunudur. Çalışmada GSDÖ toplam puan ortalaması 32,83±23,07, GEDAÖ puan puanlarının ortalaması 70,54±9,97 olarak bulunmuştur. GEDÖ maddi destek alt boyut puanının gebelikte stres düzeyini negatif yönde etkileyen ve azaltan bir faktör olduğu, eğitim durumu açısından üniversite mezunu olmanın, yaşanılan yer açısından ilde yaşamanın ve gebelik trimester dönemi açısından birinci trimesterda olmanın gebelikte stres düzeyini pozitif yönde etkileyen, artıran faktörler olduğu belirlenmiştir.SONUÇ: Araştırma sonucunda eş desteği algısı yüksek olan gebelerin stres düzeylerinin daha düşük olma eğiliminde olduğu bulundu. İlk trimester döneminde olan, ilde yaşayan ve üniversite mezunu gebelerin acile başvurularında sosyal desteğin sorgulanması ve stres seviyelerinin belirlenmesi, sosyal politikalar çerçevesinde sağlanan finansal destek ve ekonomik yardım programları arttırılması önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Acil servis, gebelik, stres, sosyal destek, eş desteği
Ebelerin yapay zeka kullanımına yönelik tutumları ile iş tatminleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Son zamanlarda sağlık sektöründe önemli gelişmelere sebep olan yapay zekâ, sağlık profesyonellerinin iş tatminini etkileyebilme potansiyeline sahiptir. Yapay zekânın sağlık bakım hizmetlerine entegre edilebilmesi, benimsenmesi ve uygulamanın yaygınlaştırılması için öncelikle sağlık profesyonellerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutumlarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında öncelikle sağlık profesyonellerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutum ölçeğinin geliştirilmesi sonrasında ebelerin yapay zekâ kullanımına yönelik tutumları ile iş tatminleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu çalışma Metodolojik ve tanımlayıcı olarak iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. Birinci aşama Nisan-Haziran 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş olup farklı uzmanlık alanlarına sahip toplam 443 sağlık profesyonelinden veri toplanmıştır. İkinci aşama ise Haziran-Kasım 2024 tarihleri arasında Demografik Bilgi Formu, Sağlık Profesyonellerinin Yapay Zekâ Kullanımına Yönelik Tutum Ölçeği ve Minnesota İş Tatmini Ölçeği kullanılarak toplam 804 ebeden veri toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 yazılımı kullanılmıştır. BULGULAR: Sağlık profesyonellerinin yapay zekâ kullanımına yönelik tutum ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. 15 madde ve 3 alt boyuttan oluşan ölçeğin toplam güvenirlik katsayısı 0,931 hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan ebelerin yaş ortalamasının 32,58±8,39'dur. Ebelerin iş tatmini ölçeği puan ortalamaları 3,19±0,68, yapay zekâ kullanımına yönelik tutum ölçeği puan ortalamaları ise 3,68±0,65'tir. Ebelerin iş tatmin düzeyleri ile yapay zekâ kullanımına yönelik tutum düzeyleri arasında düşük düzeyde ve pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,109, p=0,002). SONUÇ: Geliştirilen ölçek geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Yapay zekâ kullanımına yönelik tutum düzeyi arttıkça iş tatmininin arttığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Ebelik, İş Tatmini, Yapay Zekâ, Tutum, Ölçek Geliştirme
Kas içi enjeksiyon uygulanan 4-6 yaş çocuklarda Helfer tekniği ve shotblocker uygulamasının ağrı, korku ve anksiyete üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma
AMAÇ: Bu araştırma 4-6 yaş çocuklara Helfer Skin Tap Tekniği, ShotBlocker ve standart teknik ile uygulanan intramüsküler enjeksiyonun ağrı, korku, anksiyete ve memnuniyet üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırma, randomize kontrollü olup Nisan–Ağustos 2025 tarihleri arasında bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Çocuk Acil Kliniğinde enjeksiyon yapılan 120 çocuk üzerinde yürütülmüştür. Veriler Soru Formu, Wong-Baker Yüz İfadelerini Derecelendirme Ölçeği, Çocuk Korku Ölçeği, Çocuk Anksiyete Skalası-Durumluluk araçları ile toplanmıştır. Korku, Anksiyete ve Ağrı ölçekleri IM uygulamadan önce, işlem sırasında ve işlemden beş dakika sonra araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Enjeksiyondan beş dakika sonra memnuniyet düzeyi değerlendirilmiştir. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılıp analiz edilmiştir. Anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. BULGULAR Grupların sosyodemografik özellikleri homojendir. WB-YİDÖ ağrı puanı, çocuk korkusu, çocuk anksiyetesi ve memnuniyet puanlarında gruplar arasında anlamlı fark vardır (p<0,05). İşlem sırası ve sonrasında kontrol grubunda ağrı puanı en yüksektir; ayrıca HSTT grubunda ağrı shotblocker grubundan daha yüksektir. Çocuk korkusu ve anksiyetesi de hem işlem sırasında hem sonrasında kontrol grubunda diğer gruplardan daha yüksektir; HSTT grubunun korku ve anksiyete düzeyi shotblocker grubuna göre daha yüksektir. Memnuniyet düzeyi müdahale gruplarında kontrol grubundan daha yüksek olup, en yüksek memnuniyet shotblocker grubunda görülmüştür. SONUÇ: HSTT ve ShotBlocker tekniklerinin, kontrol grubuna kıyasla çocukların ağrı, korku ve anksiyete düzeylerini anlamlı şekilde azalttığı, ShotBlocker'ın, HSTT'den daha etkili olduğu görülmüştür. Katılımcı memnuniyetinde ise her iki müdahale grubunun kontrol grubundan daha yüksek memnuniyet bildirdiği, en yüksek memnuniyetin ShotBlocker grubunda olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Ağrı, Çocuk, Helfer Skin Tap Tekniği, İntramüsküler enjeksiyon, ShotBlocker
Travay sürecinde duş almanın algılanan doğum ağrısı, ebeveynlik davranışı ve doğum hafızasına etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma travayda gebelere uygulanan ılık duş uygulamasının kadınların ağrı düzeyleri, doğum sonrası ebeveynlik davranışı ve doğum hafızasına olan etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. GEREÇ YÖNTEM: Deneysel randomize kontrollü olan çalışmamız 1 Ağustos 2022 – 31 Aralık 2022 tarihleri arasında bir devlet hastanesinde doğumhaneye başvuran 41 deney ve 40 kontrol grubunda yer alan toplam 81 primipar gebeyle yapıldı. Çalışmamızda tanıtıcı anket formu, doğum eylemine ilişkin izlem formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Doğum Sonrası Ebeveynlik Davranış Ölçeği ile Doğum Hafızası ve Hatırlama Ölçeği kullanıldı. Deney grubundaki gebelere aktif faz ve geçiş fazında ılık duş uygulaması yapıldı. Kontrol grubundaki gebelere ise standart bakım verildi. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, yüzdelik, ki kare, bağımsız gruplarda t testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 olarak kabul edildi. BULGULAR: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 25,36±4,4 ve %39,5'i lise mezunudur. Gruplar arasında sosyodemografik özellikler, travay sürecinde yapılan uygulama ve ilaçlar açısından benzerlik bulundu. İki grubun da uygulama öncesindeki ağrı puanları benzerlik gösterirken deney grubunun her iki uygulama sonrasındaki ağrı puanı kontrol grubuna kıyasla daha düşüktü. Gebelerin doğum sonu ebeveynlik davranış ölçeğinden aldıkları puanlar gruplara göre farklılık göstermezken doğum hafızası ve hatırlama ölçeğinden aldıkları puanlar duygusal hafıza ve istemsiz hatırlama alt boyutunda kontrol grubunda, duyusal hafıza alt boyutunda ise deney grubunda daha yüksek bulundu. SONUÇ: Travayda uygulanan ılık duş uygulamasının algılanan doğum ağrısını azalttığı ve doğum hafızası üzerinde olumlu etkisinin olduğu, doğum sonrası ebeveynlik davranışı üzerinde ise etkisinin olmadığı saptandı. Doğumda ılık duş uygulamasının kontrendikasyonu bulunmayan tüm gebelerde uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum Ağrısı, Doğum Hafızası, Ebelik, Ebeveynlik Davranışı, Ilık Duş
Servikal yetmezlik sürecinde çiftlerin yaşadıkları deneyimler üzerine nitel bir araştırma
GİRİŞ VE AMAÇ: Preterm eylem neonatal mortalite ve morbiditeye neden olan en önemli faktörlerden biridir. Preterm eyleme sebep olan ve en sık görülen semptomlardan biri olan servikal yetmezliğin önüne geçebilmek için uygulanan serklaj ve pesser gebenin yatak istirahati ve hospitalizasyona maruz kalmasına neden olur. Gebe ve eşi süreç boyunca birbirinden uzak kalabilir, psikolojik açıdan yıpranabilirler. Bu çalışmanın amacı ise servikal yetmezlik tanısı alan çiftlerin bu süreçteki deneyimlerini saptamaktır. GEREÇ VE YÖNTEM: Niteliksel tipteki bu araştırma Ekim 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini 25. gebelik haftası altında servikal yetmezlik tanısı ile pesser takılan ve/veya serklaj uygulanmış, 18 yaş üzeri 14 gebe ve eş oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında gebeler için ayrı eş için ayrı "Kişisel Bilgi Formu'' ve "Yarı Yapılandırılmış Soru Formu'' kullanılmıştır. Görüşmeler ses kaydına alındı, kelimesi kelimesine yazıya döküldü ve tematik olarak analiz edildi. BULGULAR: Yapılan içerik analizi sonucunda "sürecin etkileri", "tanıya tepki", "sürecin zorlukları" ve "baş etme ve destek mekanizmaları" olmak üzere 4 tema ortaya çıkmıştır. Gebeler ve eşleri bu süreçte birçok sorun yaşadıklarını, yaşam davranışlarında değişiklik olduğunu, gebeliğe yönelik araştırma yaptıklarını, birçok duyguyu hissettiklerini, keşkelerini, sürecin günlük hayata, annelik ve babalık duygusuna, gelecek planına yönelik etkilerini, zorlandıkları ve güç aldıkları konuları, baş etme yöntemlerini ifade etmişlerdir. SONUÇ: Yapılan görüşmeler sonucunda katılımcıların servikal yetmezlik tanısı hakkında bilgi eksikliğinin olduğu ve bu durumun süreçte korku ve endişeye neden olduğu kanısına varılmıştır. Gebe ve eşlerindeki psikolojik yıpranmayı azaltmak için katılımcıların desteklenmesi ve tanı, tedavi süreci hakkında bilgi verilmesiönerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Servikal Yetmezlik, Gebelik, Eşler, Serklaj, Pesser, Preterm Doğum, Ebelik, Yatak İstirahati.
Riskli gebelerde eş tarafından algılanan desteğin prenatal bağlanmaya etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bağlanma, prenatal dönemde anne ve bebek arasında oluşan olumlu koşulların sürekliliği ile hayat boyu etkileri devam eden ve devamlılığı olan kavramdır. Riskli gebeler daha fazla strese maruz kalır ve psikolojik yönden olumsuz etkilenir böylece gebelik sürecine uyumu zorlaşır. Gebelikte yeterli eş desteği alan gebelerin prenatal stres seviyesi düşük olduğu bilinmektedir. Bu çalışma, riskli gebelerde eş tarafından algılanan desteğin prenatal bağlanmaya etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Analitik tipteki bu çalışma Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hizmet Binası Perinatoloji Servisinde riskli gebelik tanısıyla yatışı yapılan 288 kadın ile 1 Ağustos- 30 Ekim 2023 tarihler arasında yapılmıştır. Verilerin toplanmasında "Gebe Tanıtım Formu", "Gebelikte Eş Desteği Algısı Ölçeği (GEDAÖ)" ve "Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE)" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.0 paket programı, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Prenatal bağlanma envanteri ile, bilişsel destek alt boyutu arasında pozitif yönde orta düzey korelasyon (rs: 0,397, p=0,000), duygusal ve maddi destek alt boyutları ve gebelikte eş desteği algısı ölçek toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu bulundu (rs: 0,432, p=0,000; rs: 0,445, p=0,000; rs: 0,476, p=0,000). SONUÇ: GEDAÖ ve PBE puanı arasında anlamlı pozitif yönde bir ilişki olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi yüksek olan, eş desteği alabilen ve ekonomik düzeyi iyi olan 24-29 yaş grubundaki riskli gebelerde prenatal bağlanma daha yüksek bulunmuştur. Eşlerin gebelere destek olmasıyla prenatal bağlanma arasında pozitif bir bağlantı olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: destek, ebelik, eş desteği, prenatal bağlanma, riskli gebelik
Genital estetik ameliyatının kadınlarda beden imajı algısı ve cinsel fonksiyona etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma genital estetik ameliyatlarının kadınlardaki beden imajı algısı ve cinsel fonksiyona olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı-prospektif tipteki bu araştırma 1 Kasım 2022–30 Temmuz 2023 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinde jinekoloji servisine başvuran 50 kadınla yürütülmüştür. Ameliyat öncesi kadınlara sosyo-demografık ve tanımlayıcı özellikler anket formu, beden imajı algısı ölçeği ve kadın cinsel işlev ölçeği doldurulmuştur. İletişim bilgileri alınan hasta ameliyatından 2 ay sonra tekrar aranarak beden imajı algısı ölçeği ve kadın cinsel işlev ölçeği soru cevap şeklinde uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans analizi, t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Genital estetik ameliyatı sonrası beden algısı düzeyi ameliyat öncesi beden algısından anlamlı derecede daha yüksek olduğu, ameliyat sonrasında cinsel işlev genel düzeyi, istek, uyarılma, orgazm ve memnuniyet düzeyinin anlamlı düzeyde arttığı görülmüştür. Kadınların ameliyat sonrası cinsel işlev ölçeğinin yaş gruplarına göre değişimi incelendiğinde istek alt boyutu için 22-30 yaş grubunun istek ve uyarılma düzeyi 40 yaş ve üzeri grubundan anlamlı derecede daha yüksek olduğu bulunmuştur. Cinsel işlev ölçeğinin eğitim durumuna göre değişimi incelendiğinde ilköğretim mezunlarının istek düzeyleri lise ve üniversite mezunlardan anlamlı derecede daha düşük, ilköğretim mezunlarının uyarılma düzeylerinin ise üniversite mezunlardan anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür. SONUÇ: Kadın genital estetik ameliyatının kadınlarda beden algısını iyileştirdiği ve cinsel fonksiyonu arttırdığı saptanmıştır. Kadın genital estetik ameliyatı arayışı ile beden imajı ve kadın cinsel işlevselliği arasında bir ilişki olduğu için bu faktörlerin iyileştirilmesi, gereksiz kadın genital estetik ameliyatlarının azalmasına sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: beden imajı, cinsel işlev, ebelik, genital estetik, kozmetik cerrahi