
3,152
Archived Theses
14
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Yalnızlığın sarkacında insan:Şükrü Erbaş şiirinde dasein ve durèe
Şükrü Erbaş (1953), günümüz Türk edebiyatının önemli şairleri arasında yer alır. İlk şiiri 1978 yılında Varlık dergisinde yayınlanan şair, tutarlı ve başarılı bir çizgide ilerlemiştir. Tema çeşitliliğini önemseyen Erbaş'ın şiirlerinin büyük çoğunluğunda ise açık ya da gizli bir şekilde yalnızlık duygusunun hakim olduğu görülür. Erbaş şiirinde zamanın izinin sürüleceği bu çalışmada, yaşam ve zamanla eş değer sayılabilecek nitelikte olması nedeniyle önemli olan yalnızlık, "dasein" ve "durée" kavramları ile ilişkilendirilmiştir. Bu tez, Şükrü Erbaş şiirindeki zaman ve ona bağlı olarak yabancılaşma, yalnızlık ve yaşam algılarını çözümleyerek, şairin şiirlerini ne denli derin bir felsefi anlayışla kaleme aldığını göstermek ve bu sayede şiirlerine daha anlamlı bir okumayla yaklaşılmasını sağlamak amacıyla hazırlanmıştır. Çalışmanın kuramsal arka planınını ise Heidegger felsefesinin "dasein" kavramı ve Bergson felsefesinin "durée" kavramı oluşturmaktadır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde zaman kavramına yaklaşımın çağdan çağa ve medeniyetten medeniyete gösterdiği değişimlere genel olarak yer verilmiştir. İkinci bölümünde ise Heidegger felsefesi ve Bergson felsefesi özetlenerek bahsi geçen "dasein" ve "durée" kavramlarının Erbaş şiirindeki yansımaları örneklerle açıklanmaya; üçüncü ve son bölümünde de Erbaş şiirindeki yabancılaşma ve yalnızlık duyguları "dasein" kavramıyla çözümlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca, şairin şiir öznelerinin dasein yolunda yabancılaşma ve yalnızlık duygularıyla kapıldıkları ruhsal süreç ve böylelikle yaşadıkları sınırları kalkmış bir zaman algısı ise "durée" kavramıyla anlaşılır kılınmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Dasein, Durée, Yabancılaşma, Yalnızlık, Yaşam, Zaman.
Kanûnî Devri ihtişamının Divan Şiirine yansıması (Hayâlî, Bâkî ve Taşlıcalı Yahyâ Divanlarında değerli taşlar)
16. yüzyıl Osmanlı Devleti'nin en parlak devridir. Özellikle Kanûnî Sultan Süleyman'ın saltanat yıllarında devlet siyasî, askerî, ekonomik, sosyal vb. pek çok alanda zirveye ulaşmıştır. Bu durum hiç şüphesiz edebiyata da yansımış ve Divan şiiri bu dönemde üstat şairlerini yetiştirmiştir. Kanûnî Sultan Süleyman'ın lütuf ve ihsanlarına nail olan şairlerden başlıcaları Hayâlî, Bâkî ve Taşlıcalı Yahyâ'dır. Bu tezde, adı geçen şairlerin divanlarında yer alan değerli taşlardan hareketle başta Kanûnî devri olmak üzere 16. yüzyılın zenginliğinin divan şiirine nasıl yansıdığı sorusuna cevap aranmıştır. Söz konusu divanlarda hangi değerli taşların bulunduğu, bu değerli taşlarla kurulan tamlamalar, ilişkilendirildikleri unsurlar seçilen şiir ve beyitler yoluyla araştırılmıştır. Ayrıca tezde, bu divanlarda yer alan değerli taşların kullanım sıklıkları ve kazandıkları farklı anlamlarda incelenmiştir. Çalışmaya redifi değerli taşlarla kurulmuş şiirler de dâhil edilmiştir. Böylece metin merkezli bu tezde "şair-patron" ilgisi de dikkate alınarak, 16. yüzyıldaki ihtişamın Divan şiirine etkisi Hayâlî, Bâkî ve Taşlıcalı Yahyâ divanlarında yer alan değerli taşlar yoluyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: 16. yüzyıl, Kanûnî Sultan Süleyman, Hayâlî, Bâkî, Taşlıcalı Yahyâ, değerli taşlar.
Divan şiirinde gece (XV. - XVI. yüzyıl)
Gece, Divan şiirinde önemli bir yeri olan zaman dilimidir. Pek çok şair, gece ve geceye karşılık gelen kelimelere şiirlerinde sıklıkla yer vermiştir. Bu tez çalışmasında XV. yüzyıl ve XVI. yüzyılda gece motifinin ele alınış şekli incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada ilk olarak tez ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Gecenin Türk mitolojinde ve Türk kültüründeki yeri, din ile ilgisi vurgulanmıştır. Ayrıca gece ile ilgili benzetmeler ele alınıp geceye karşılık gelen kelimeler üzerinde durulmuştur. Gece kelimesiyle kurulan tamlamalar saptanarak, söz sanatlarıyla birlikte açıklanmıştır. Bir zaman dilimi olarak gecenin kozmik unsurlarla ilgisi ortaya konarak, gece-aşk ilişkisi, geceyle ilişkilendirilen meslek ve tipler ele alınıp âdet ve inanışlara yer verilmiştir. Son olarak gece redifinin kullanıldığı gazellerden bahsedilerek genel bir değerlendirme yapılmış ve bazı çıkarımlar elde edilmiştir.
Füsun Akatlı'nın denemeleri üzerine bir inceleme
Deneme; yazarın özgürce seçtiği bir konuda duygu ve düşüncelerini konuşma havası içinde kaleme aldığı bir düzyazı biçimidir. Deneme deyince Dünya edebiyatında akla ilk gelen isim Montaigne'dir. Bu tezde Cumhuriyet dönemi deneme yazarlarından Füsun Akatlı'nın denemeleri üzerine bir inceleme yapılmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın birinci bölümünde deneme türü hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ayrıca deneme türünün yaygın tanımları, diğer türle ilişkisi açıklanmıştır. Denemenin tarihsel gelişim süreci, Batı edebiyatından hareketle ana hatlarıyla takip edilerek türün Türk edebiyatındaki gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde Füsun Akatlı'nın hayatı hakkında bilgi verilerek edebi kişiliğine değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Akatlı'nın denemeleri içerik ile dil ve üslup bakımından ikiye ayrılarak incelenmiştir. Akatlı'nın denemelerindeki içerik; kültürel, dil ve düşünce yazıları olmak üzere üç kısımda toplanmıştır. Akatlı'nın kültürel yazılarında eğitim, edebiyat, tiyatro, müzik, aydın-sanatçı gibi konular ele alınırken dil üzerindeki yazılarında da Türkçenin yanlış kullanımı, dilin yozlaşması, dilin kirlenmesi gibi dil ile ilgili sorunlarına değinilmiştir. Düşünce yazılarında ise siyaset, tarih, eleştiri ve felsefe konularını işlediği vurgulanmıştır. Akatlı, felsefeci kimliğini denemelerine yansıttığı için yazılarında soran, sorgulayan, eleştiren bir üslup kullanmıştır. Dili süsten, gösterişten uzak yalın ve açık bir özelliğe sahiptir.
Muhibbî divanı'nda rakip
Rakip, Divan şiirinin âşık ve sevgiliden sonraki en önemli tipidir. Bu şiir geleneğinde rakip, genel anlamıyla âşık ile sevgilinin arasına girerek onların kavuşmasına engel olarak görülür. Âşığın gözünde ise kendisi ve sevgili dışındaki herkes rakiptir. Divan şairleri de şiirlerinde rakibi bu çerçevede benzer anlamlara gelecek şekilde söz konusu etmişlerdir. Saltanatı yıllarında Osmanlı Devleti'nin en parlak devrini yaşadığı kabul edilen Kanûnî Sultan Süleyman, aynı zamanda Muhibbî mahlasıyla şiirler kaleme alan bir Divan şairidir. Bu tezde padişah bir şair olarak Muhibbî'nin divanında rakibin nasıl ele alındığı incelenmiştir. Çalışmada, şairin divanında rakip ve rakibe karşılık gelen kelimeler belirlendikten sonra rakibin özellikleri tespit edilmiştir. Ayrıca rakibin benzetildiği kişiler, hayvanlar ve diğer unsurlar da tezde incelenen konular arasındadır. Böylece tezde, padişah şairin rakip algısı irdelenerek, bu algının diğer Divan şairlerinden farkı olup olmadığı da ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu tezle, daha önce bir padişah şair örneğinden hareket edilerek incelenmemiş olan rakip motifinin daha ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerinde anlatısallık
20. yüzyılın başında Türk siyasi ve kültür hayatında egemen olan halkçı eğilimlerin bir sonucu olarak geniş kitlelerin rahatça anlabileceği günlük konuşma üslûbu içinde anlatının yoğun olduğu şiirler yazılır. Tevfik Fikret ile başlayan ve Milli Edebiyat döneminde Türk şiirinin önemli bir vasfına dönüşen bu anlatımcı şiir geleneğinin Cumhuriyet edebiyatının ilk dönemlerindeki en önemli temsilcilerinden biri de Faruk Nafiz Çamlıbel'dir. Şiire Divan edebiyatı zevk ve estetik anlayışıyla başlayan ve Milli Edebiyat anlayışının etkisiyle devam eden Birinci Hececiler'den Faruk Nafiz Çamlıbel, gerek Türk şiirinin dil, muhteva, biçim ve işlev bakımından geçirdiği değişim gerekse dönemin siyasi ve kültürel ikliminin tesiriyle anlatının ön plana çıktığı şiirler yazar. Bu tez, Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerini anlatısallık ve anlatı unsurları bakımından değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirleri anlatı, anlatısallık ve anlatı unsurları ( vaka, anlatıcı, karakter, zaman ve mekân) bakımından incelenmiştir. Türk şiirinde anlatı ve anlatısallık geleneği gibi konuların üzerinde durulmuştur. Yapılan bu çalışmayla Faruk Nafiz Çamlıbel'in şiirlerinde Tevfik Fikret ve Mehmet Âkif'in şiirlerinde gördüğümüz klasik anlamda manzum hikâyenin özelliklerinin ötesinde modern şiire yaklaşan bir anlatısallığın egemen olduğu tespit edilmiştir.
Çukurkuyu Kasabası sözlü kültürü üzerine bir inceleme
Bir milletin edebiyatı, nesilden nesle aktarılan kültürel öğelerin başında gelir. Kültürel değerler ve edebiyat toplumun yaşantısıyla direkt ilintilidir. Toplumun yaşantısında yaşanan küçük ve büyük olaylar kültürel değerleri ve edebiyatı etkiler. Gelişen ve değişen dünyamızda sözlü kültür ürünlerini yazılı olarak kayıt altına almadığımız takdirde unutulmaya mahkûmdur. Halk edebiyatının ana kaynağı ise halkın meydana getirdiği ürünlerdir. Bu anlayışla "Çukurkuyu Kasabası Sözlü Kültürü Üzerine Bir İnceleme" isimli bu tezde, Çukurkuyu Kasabası'nın sözlü kültür ürünleri ele alınmış ve bu sözlü kültür ürünleri saha araştırmasıyla kaynak kişilerden derlenip incelendikten sonra kayıt altına alınıp sözlü kültür ürünleri hazinesi ortaya çıkarılmıştır. Tezde, sözlü kültür ürünlerinin tanımı ve çeşitleri hakkında bilgi verilmiş, derlenen sözlü kültür ürünlerinin başlıklar halinde sınıflandırılmaları yapılmış ve sınıflandırmaların derlenen sözlü kültür ürün örnekleri ile desteklenmesi sağlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde araştırma alanıyla ilgili bilgiler, araştırmanın arka planı, amacı, problemi, önemi ve kuramsal çerçeve, yöntem hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde tezin yapılma yöntemiyle ilgili bilgiler sunulmuştur. Çalışmanın bulgular bölümünde Anonim Halk Edebiyatı manzum ürünleriyle (mani, ninni, ağıt, tekerleme) ilgili bilgiler verilip Çukurkuyu Kasabası'nda derlenen halk edebiyatı manzum ürünlerinden örnekler sunulmuştur. Anonim Halk Edebiyatı manzum-mensur ürünleri başlığında (bilmece, atasözü, deyim, halk hikâyesi, alkış-kargış) hakkında bilgiler verilip Çukurkuyu Kasabası'nda bu türler için derleyebildiğimiz örneklere yer verilmiştir. Anonim Halk Edebiyatı mensur ürünleri (masal, lakaplara) başlığında ise Çukurkuyu Kasabası'nda tesbit edebildiğimiz ürünlere yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda ise sonuç ve öneriler, kaynak şahıslar, kaynakça bulunmaktadır. Çukurkuyu Kasabası'nın sözlü kültür ürünleri saha araştırmasıyla derlenerek kayıt altına alınmıştır. Kaynak kişilerle görüşmeler neticesinde Çukurkuyu Kasabası'nın gerek maddi gerek manevi değerlerinin sözlü kültür ürünlerine yansıdığı saptanmıştır.
Halide Edip Adıvar'ın romanlarında idealize edilmiş kadın karakterler
Halide Edip Adıvar, Türk edebiyatının önemli isimlerindendir. Onun romanlarındaki karakterler, Cumhuriyet ideolojisine paralel olarak Doğulu-Batılı bir senteze bağlı olarak gelişir. O, romanlarında hem Batı hem Doğu kültüründen beslenir ve çeşitli karakterlerle kadın meselesini ele alır. Yazar, Ateşten Gömlek, Seviyye Talip, Handan, Sinekli Bakkal, Vurun Kahpeye, Kalp Ağrısı, Sonsuz Panayır, Zeyno'nun Oğlu, Yeni Turan adlı romanlarında kadın karakterleri idealize ederek irdeler. Yazar, özellikle kadın erkek eşitliği, kadının eğitimi ve toplumsal yaşamdaki yeri gibi konulara ağırlık verir. Halide Edip Adıvar, kadın karakterlerini idealize ettiği romanlarda romantik bir bakış açısı kullanır. Yazarın incelediğimiz romanlarında kadın karakterlerin; eğitim, sosyal ve kültürel yapı, din-inanç, gelenek, güç, iktidar, cinsiyet ve feminizm ekseninde idealize edildiği görülür. Adıvar, kadın karakterleri ağırlıkta olarak millî değerlerle Batılı eğitimi bir sentez halinde birleştirir. Yazar bu şekilde güçlü karakterler oluşturur. Bu çalışmada amaç, Halide Edip Adıvar'ın romanlarında kadın karakterlerinin nasıl ve hangi yönlerden idealize edildiğini tespit etmektir.
Şeyhülislâm Yahyâ Divanı'nda rindlik
Rind genel olarak; şeriatın sıkı kurallarına karşı çıkan, meyhaneden çıkmayan, kalender, dünyanın geçiciliğine inanan ve gösterişten uzak olan bir gönül kişisidir. Rindin bu özelliklerinin kaynağını oluşturan anlayış çoğu zaman tasavvufi düşünceyle benzerlik gösterir. Divan şairleri, rindi ve rindliği şiir konusu etmiş ve bu kavramları övmüşlerdir. Katı ve olumsuz yapısıyla rinde zıt bir karakter olan zahide karşı her zaman rindten yana olumlu tavır sergilemişlerdir. Ayrıca rindlik, şairlerin fikir ve hislerini yansıtmak amacıyla ele aldıkları bir kavram olmuştur. Bu tez çalışmasında, öncelikle Şeyhülislâm Yahyâ'nın hayatı, edebi kişiliği ve eserleri üzerinde durulup bunlar hakkında bilgiler aktarılmıştır. Sonrasında rindlik kavramı tanımlanıp özellikleri belirtilmiş, elde edilen bulgular neticesinde XVII. yüzyıl şairi Şeyhülislâm Yahyâ'nın Divanı rindlik açısından incelenmiştir. Yahyâ'nın şiirlerinde rindliğe ait kavramları nasıl işlediği tespit edilip, özellikle din adamı kimliğiyle rindliği hangi şekilde değerlendirdiği sorusuna cevap aranmıştır.
Ali Emîrî Efendi'nin Musâhabe-i Edebiyesi üzerine bir inceleme
Ali Emîrî Efendi Osmanlı Devletinin son döneminde yetişen önemli şahsiyetlerden biridir. Ali Emîrî'nin hayatı ve eserleri üzerine bir çok çalışma yapılmıştır. Onun, Musâhabe-i Edebiye, adlı eseri ile ilgili müstakil bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışma alana bu yönde bir katkı sağlamak amacıyla yapılmıştır. Ali Emîrî Efendi " Musâhabe-i Edebiye : Divân-ı Yahya" adlı bu eserinde Âsâr-ı Müfîde Kütüphanesi kitap serisinden çıkan Şeyhülislam Yahya Divânı'nı tenkit etmiştir.Yazı önce İkdam gazetesi'nde neşredildikten sonra müellifi tarafından kesilip bir deftere yapıştırılmak suretiyle oluşturulmuştur. Eser, Millet Kütüphanesi Ali Emîrî, Edebiyat no: 523'te kayıtlıdır. Çalışma dört bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde Araştırmanın problem ve gerekçesi, amacı ve önemi üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde Ali Emîrî Efendi'nin hayatı, eserleri, edebî şahsiyeti ve edebiyatımızdaki yeri hakkında bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde ise Ali Emîrî Efendi'nin tenkit anlayışı değerlendirilmiş ve asıl konumuz olan "Musâhabe-i Edebiye: Divân-ı Yahya" adlı eser önce Latin harflerine çevrilmiş, daha sonra eserde Ali Emîrî Efendi'nin matbu Şeyhülislam Yahya Divânı'na dönük eleştirileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Son bölümde ise Musahabe-i Edebiye'nin Latin harflerine aktarılmış metnine yer verilmiş, orijinal metin çalışmaya ek yapılmıştır.
Barış Manço şarkılarında metinlerarasılık
Metinlerarasılık, yeniden yazma işlemidir. Kuramcılar, metinlerarasılığı bir metnin önceki metinlerle ilişkisi, alışverişi şeklinde tanımlar. Araştırıcılara göre yazılacak her şey tükenmiştir. Yazarlar, eski dönem eserlerinden etkilenerek yeni eserler ortaya çıkarırlar. İnsanlar var oldukları andan itibaren iletişim ihtiyacını farklı şekillerde gidermeye çalışıp farklı yollar aramışlardır. Önemli iletişim yollarından biri de müziktir. Müzik parçaları da metinlerden oluştuğuna göre, şarkılarda metinlerarasılıktan da bahsetmemiz mümkündür. Bu bağlamda Türk müziğinin önemli isimlerinden Barış Manço'nun şarkıları incelenmeye elverişlidir. Barış Manço Türk kültürüne oldukça değer veren bir sanatçı olarak, eserlerinde bu unsurlardan oldukça yararlanmıştır. Çağdaş ozan olarak nitelendirilen Barış Manço, geleneği geleceğe taşımıştır. Bu tezin amacı da Barış Manço şarkılarındaki divan ve halk edebiyatı unsurlarını metinlerarası yöntem ile tespit etmektir. Bu amaçla iki yüze yakın kaynak incelenmiş ve en ilgilileri referans olarak kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda Barış Manço'nun eserlerinde Türk halk edebiyatı ve divan edebiyatından pek çok motif tespit edilmiştir.
Türkülerde yeryüzü unsurları ile ilgili mitolojik ögeler
Türküler, ait olduğu toplumun tüm özelliklerini, duygularını, düşüncelerini, hayallerini vb. içinde barındıran ve değişik ezgilerle dile gelen anlatı hazineleridir. Temelinde anlatı bulunan mitolojinin farklı unsurlarına değişik türkü metinlerinin içinde rastlamaktayız. Şamanizm'in izlerini Orta Asya Türk kültüründe görmekteyiz. Bu izler değişik şekillerde türkülerde de karşımıza çıkmaktadır. Türkülerin kökleri oluştukları toplumun içindedir. Türklerin Orta Asya'dan Anadolu'ya kadar yaşadıkları topraklarda birlikte ortak yaşantılarının delili olan türküler, mitolojik devirlerden vazgeçilemez izler taşıyarak bir kültür hazinesi olmuştur. Türk kültür tarihine baktığımızda kutsal ağaçların ve bitkilerin, kutsal kuşların, kutsal diğer hayvanların, kutsal sayıların ve kozmolojik unsurların toplum hayatında varlığını sürdüren mitolojik unsurlar olduklarını görmekteyiz. Ortaya çıktığı toplumun özelliklerini en iyi şekilde yansıtan türkülerde, bu mitolojik motif ve sembollerin bize toplumla ilgili birçok ipucu verdiği açıktır. Bir çeşit toplumsal hafıza özelliğine sahip türkü metinleri, tarihsel süreç içinde kültür taşıyıcısı rolüyle mitolojik unsurların da izlerini muhafaza etmeyi -ülke sınırlarının neredeyse kalmak üzere olduğu küreselleşen dünyada- başarmıştır. Çalışmada "Türkülerde Yeryüzü Unsurları İle İlgili Mitolojik Ögeler"i inceledik. Tez, "Giriş", "Türkü ve Mitoloji", "Türkülerde Yeryüzü Unsurları İle İlgili Mitolojik Ögeler" ve "Sonuç ve Öneriler" olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Tezin "Giriş" kısmında araştırmanın konusu, amacı, kapsam ve sınırlılıkları ile yöntemi açıklanmıştır. "Türkü ve Mitoloji", başlığını taşıyan ikinci bölümde türkü kavramı, türkü türünün tarihçesi, türkünün işlevleri ve özellikleri ile mit ve mitoloji kavramlarının tanımı, mitlerin işlevleri ve özellikleri, Türkü-Mitoloji İlişkisi yer almıştır. Tezin asıl kısmını oluşturan "Türkülerde Yeryüzü Unsurları İle İlgili Mitolojik Ögeler" adlı üçüncü bölümde türkü metinlerinde yer alan mitolojik unsurlar değerlendirilmiştir. Bu temel bölümlerden elde edilen neticeler dördüncü bölümde yer alan "Sonuç ve Öneriler" kısmında verilmiştir. Çalışmada TRT Türk Halk Müziği Sözlü Eserler Antolojisinin I. ve II. cildinde yeryüzü unsurları ile ilgili mitolojik ögeleri yansıttığını düşündüğümüz türkü metinlerinin incelemesi yapılıştır. Tezin sonuna çalışmamız süresince yararlandığımız kaynaklar listesi de eklenmiştir.
14. yüzyıl Anadolu sahası şairlerinden kadı Burhaneddin, Ahmedî ve Hoca Dehhânî'de atasözleri ve deyimler
Atasözleri ve deyimler, Türk dili ve kültürü hakkında ipuçları veren kısa fakat anlamlı sözcük gruplarıdır. Gerek dil bilgisi gerek anlam bilgisi gerekse edebiyat açısından çok önemli olan bu ürünler, Türk dilinin de değerli birer parçasıdır. Türk kültür ve sanat dünyasının büyük bir bölümünü teşkil eden Divan şiirinin başlangıcı olan 14. yüzyılın üç büyük şairi Kadı Burhaneddin, Ahmedî ve Hoca Dehhânî de deyim ve atasözlerinden çokça ve etkili biçimde faydalanmıştır. Dört bölümden oluşan tezde birinci bölümde "Giriş", ikinci bölümde şairlerin hayatı ve divanları hakkında bilgiler verilmiş; üçüncü bölümde divanlardaki atasözü ve deyimler incelenip dördüncü bölümde bir sonuca varılmıştır. Bu çalışmayla Divan şiirinin üç önemli şairinin şiirlerindeki atasözü ve deyimlerin etkisi gösterilmeye çalışılmıştır.
Sabahattin Ali'nin Portakal adlı öyküsünde bağdaşıklığı sağlayan görünümler
Metindilbilimin yöntem ve verilerinden yararlanılarak hazırlanan bu tezde, Sabahattin Ali'nin son dönem eserlerinden biri olan Portakal adlı öykünün metinsellik değeri, bağdaşıklık ölçütü ile açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde tezin konusu, amacı, araştırma soruları, yöntemi ve sınırlılıkları ele alınmıştır. Kuramsal çerçevede dilbilim, metindilbilim, metin ve metinsellik ölçütleri ile ilgili kavram ve terimlerin açıklamaları yapılmıştır. Kuramsal çerçevede metinsellik ölçütlerinden biri olarak, genel hatlarıyla ele alınan bağdaşıklık ölçütü, ikinci bölümde alt başlıkları ile detaylandırılarak açıklanmıştır. Üçüncü bölüm, çalışmanın temelini oluşturan Portakal adlı öykünün incelenmesi ve öykü metninin çözümlenmesi ile oluşturulmuştur. Metin çözümlenirken öykünün bağdaşıklık unsurları örneklerle gösterilmiştir. Bağdaşıklık içeren örnekler, Türkçenin yapısal ve işlevsel özelliklerine göre açıklanmıştır. Tezin dördüncü bölümünde ise, metin çözümlemesiyle elde edilen bulgular metindilbilimsel bakış açısıyla değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerden hareketle Portakal adlı öykünün bağdaşıklık görünümlerine ve Sabahattin Ali'nin dil kullanımına ilişkin varılan sonuçlara yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sabahattin Ali, portakal, metindilbilim, metin, metinsellik ölçütleri, bağdaşıklık
Binbir Gece Masallarında aşk ve vuslat
Binbir Gece Masalları Doğunun geleneksel edebiyat kültürünün en önemli yapı taşlarından biridir. Sürekli bir geçmişi olan bu eserde birçok hikâye, manzume ve masal yer almaktadır. Örnek teşkil eden özellikleri edebi değerinin artmasını ve ilgi çekici, belirgin bir başyapıt olmasını sağlamıştır. Masallarda bulunan kahramanlara Arap tarihindeki önemli vezirlerin, şairlerin, edebiyatçıların ve hatta padişahların isimleri verilmiştir. Masalların genelinde İslâm ve Arap kültürüne ait birçok unsura rastlanılır. Tüm evrenin düşünce sistemine ve edebi sanata büyük ölçüde etkili olan Binbir Gece Masallarının gerçek kıymeti 19. asırın sonu ve 20. asrın başında ortaya çıkmıştır. Binbir Gece Masallarında "Aşk" ve "Vuslat" temalarının incelenmesi, çalışma-nın asıl amacını oluşturmaktadır. Bu iki kavramdan yola çıkarak binlerce sayfalık külliyat içerisinde sözü edilen kavramların işlendiği masallara erişmek ve masal sonlarının nasıl gerçekleştirildiğini araştırmaktır. Türkiye'de bu eser ile ilgili iki yüzün üzerinde akademik, edebi vb. çalışma olduğu görülmüştür. Aşk ve vuslat üzerine herhangi bir çalışma yapılmadığı tespit edilmiştir. MS. 9. yüzyılda derlenmiş, 1704-1717 arasında Fransızca ve İngilizceye çevril-miş olan Binbir Gece Masallarında, 264 masal vardır. Araştırmanın temelinde bu masallardan hareketle iki araştırma yöntemi uygulanmaktadır: Karma araştırma yöntemlerinden nicel ve nitel yöntemleri ile metin analiz yöntemi.
Karaisalı yöresi halk veteriner hekimliği üzerine bir inceleme
Karaisalı Yöresi Halk Veteriner Hekimliği Üzerine Bir İnceleme isimli bu çalışma Karaisalı ilçe merkezi ve köylerinde gerçekleştirilen alan çalışmalarıyla, hayvan yetiştiricilerince uygulanan geleneksel veterinerlik yöntem ve uygulamalarının tespitine yönelik olarak hazırlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde araştırmanın; konusu, amacı, önemi, yöntem ve sınırlılıkları belirtilmiştir. Ayrıca çalışma alanı ile ilgili fikir sahibi olabilmek için alanının tarihi, coğrafi, demografik, ekonomik ve sosyo-kültürel yapısı hakkında genel bilgilere de yer verilmiştir. Üçüncü bölüm halk veteriner hekimliğine dair kuramsal açıklamalar, halk veterinerliği tanımı, tarihçesi ve kullanılan tedavi yöntemlerine ayrılmıştır. Dördüncü bölümde Karaisalı yöresinden tespit edilen uygulama ve pratiklerin Türkiye sahası uygulamaları içerisindeki yerini belirleyebilmek için çeşitli yörelerden örnekler verilmiş ve karşılaştırmalı bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Hastalıklar ve tedavi yöntemleri; Türkiye sahası ve Karaisalı yöresi halk veteriner hekimliği olarak ayrı başlıklar halinde verilmiştir. Kaynak kişileri tespit ederken bölgenin gerek merkez gerek uzak mesafe kısımlarında bulunan, özellikle geçim kaynağı hayvancılık olan kişiler üzerinde durulmuştur. Yüz yüze yapılan görüşmelerde tez çalışmasının sınırları dâhilinde hayvan hastalıklarının teşhis, tedavi ve süreçleri aktarılmıştır. Kaynak kişilere yöneltilecek sorular önceden hazırlanmış, görüşme esnasında ses kayıt cihazı ve kamera kullanılmıştır. Sözlü kaynaklardan elde edilen verilerin güvenilir ve geçerli bilgiler olmaları için çok sayıda kaynak kişiyle görüşülmüştür. Çalışmanın sonuç bölümünde Karaisalı halk kültüründe yer alan halk veterinerliği, günümüze kadar varlığını sürdürmüş yöntem ve pratikleri derlenerek bir araya getirilmiştir. Elde edilen veriler geçmişi çok eskilere dayanan ve günümüze ulaştırılması başarılan halk veterinerlik bilgi sisteminin sahip olduğu fonksiyonları ve halk yaşamındaki değerini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.
Kitâbu Evsâfı Mesâcidi'ş-Şerîfe'de fiillerin biçim bilgisi incelemesi
Anadolu'da 11. ve 12. yüzyılda yazıldığı bilinen Türkçe bir esere şu ana kadar rastlanamamıştır. Oğuzca ilk metinler 13.yüzyılda yazılmıştır. Oğuz Türkçesinin (Batı Türkçesi) bilinen ilk devresi Eski Anadolu Türkçesidir. Selçuklu, Osmanlı, Akkoyunlu, Karakoyunlu, İlhanlı, Anadolu Beylikleri zamanında 13. yüzyıldan 15. yüzyılın ikinci yarısına kadar Anadolu'da Eski Anadolu Türkçesi yazılıp okunmuştur. Çalışmaya konu olan eser ise 14. yüzyılda Anadolu'da yazılmıştır. Çalışmada eser, önce transkripsiyonlu metne aktarılmış, sonra da Türkiye Türkçesine çevrilmiştir. Eserdeki fiiller yapı bakımından incelenirken Eski Anadolu Türkçesinde 14. yüzyılda kullanılan fiilleri de dönemdeki mevcut eserlerden hareketle saptamak suretiyle literatürdeki eksiklik de kapatılmak istenmiştir. Çalışmanın birinci bölümü olan "GİRİŞ"te araştırmanın konusu, amacı, önemi, kuramsal çerçevesi, yöntemi ve sınırlılıkları üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm olan "ARAŞTIRMANIN BÖLÜMLERİ"nde Eski Anadolu Türkçesinin öncesi ve sonrası, eserin yazıldığı sırada Anadolu'nun durumu, Ahmet Fakih ile eserleri, eserin özellikleri ile hakkında yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölüm olan "İNCELEME"de önce fiillerin biçim bilgisi açısından değerlendirmesi ve sözlük-dizini, daha sonra "İlgili Yapım Ekleri"nin etimolojisi ve dizini sunulmuştur. Dördüncü bölümde ise "SONUÇ VE ÖNERİLER" yer almaktadır.
Mitat Enç'in Uzun Çarşının Uluları adlı eserinde halk bilimsel unsurlar
Halk bilimi, halkların yaşantılarını, geleneklerini, göreneklerini çeşitli durumlar karşısında gösterdikleri tavırları, inanışlarını, hayatın en önemli evreleri olan geçiş dönemlerindeki uygulamalarını inceleyen bir bilim dalı olarak çok geniş bir alanı kapsamaktadır. Halklar yaşadıkça halk bilimi de gelişmeye devam edecektir. Aynı zamanda tarihsel araştırmalar geliştikçe ve sonuçlandıkça halk bilimine ait yeni bulgular elde edilecektir. Türk halk bilimi ve halk bilimi dairesi içinde bulunan halk edebiyatı unsurları çeşitli eserlerde çeşitli şekillerde kullanılmıştır. Bu eserler, halkın yaşayış biçimlerini gösterme ve sonraki nesillere aktarmada çok büyük görevler üstlenmektedirler. Mitat Enç, halk bilimi unsurlarına yer verdiği Uzun Çarşının Uluları adlı hikâye kitabında Gaziantep ve yakın çevresindeki halk kültürlerine bolca yer vermiştir. Mitat Enç, bölgenin yaşantısını, cumhuriyet sonrasındaki modernleşme sürecini, halkın geleneklerine olan bağlılığını ve modernleşme karşısındaki şaşkınlığını samimi bir üslupla ve yine halkın diliyle aktarır. O bölgenin halk kültürünün toplu bir yansıması olarak görülecek Uzun Çarşının Uluları halk bilimi açısından oldukça zengin bir birikime sahiptir. Bu çalışmada amaç; toplumun hafızası olarak kabul edilebilecek halk bilimi unsurlarının küreselleşmeyle birlikte kaybolmaya başlandığı bir dönemde, bu unsurların Uzun Çarşının Uluları kitabındaki kullanımlarını tespit etmektir. Bu araştırmayla birlikte bir hikâye kitabının içine yerleştirilmiş halk bilimi ve halk bilimi içinde değerlendirilen halk edebiyatı unsurlarının kullanılış şekilleriyle, karakterler üzerinden verildiği örneklerle ne kadar zengin olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiş olacaktır.
Karahanlı Türkçesi Kur'an tercümelerinde Türkçe dini kavramlar
Bu çalışma, Karahanlı Türkçesi dil özellikleri gösteren Kur'an tercümelerinden Manchester Rylands nüshası ile Türk ve İslam Eserleri Müzesi 73 numarada kayıtlı nüshanın söz varlığı üzerine hazırlanmış sınıflandırma çalışmasıdır. Çalışmanın "Bulgular" bölümünde; Karahanlı dönemi, Karahanlı Türkçesi, Kur'an'ın Türkçeye tercümesi ve Doğu Türkçesi ile yazılmış Kur'an tercümeleri üzerine bilgi verilmektedir. Esas alınan tercümelerde geçen Türkçe dini kavramlar; basit kelimeler, türemiş kelimeler ve kelime grupları bakımından sınıflandırılmaktadır. "Tablolar" ile "Tartışma ve Sonuç" bölümlerinde iki Kur'an tercümesindeki Türkçe dini kavramların sayısal dökümleri verilerek çalışmayla ilgili genel bir değerlendirme yapılmaktadır.
Türkiye sahası türkü metinlerinde gözyaşı kavramı üzerine bir motif çalışması
Türk Halk Edebiyatının bizzat halk tarafından oluşturulmuş anonim halk edebiyatı ürünleri olan türküler, yaratıcısı olan halkın bireysel ve toplumsal yaşam deneyimlerinin, aşk, ayrılık, gurbet, hasret, çaresizlik, sevinç, neşe gibi ortak duygularının, göç, savaş gibi ulusal düzeydeki olaylar karşısındaki tavır ve tutumlarının, sosyal ve ekonomik koşullarının anlaşılmasında başvurulması gereken önemli kaynaklar arasındadır. Türkiye sahası türküleri üzerinde yapılan motif çalışmaları ve farklı yöntemlerle gerçekleştirilen araştırmalar türkülerin barındırdığı bu zengin unsurların anlaşılmasında son derece faydalı olmuştur. Bu çalışmada Türkiye sahası türkülerinde gözyaşı motifinin nicel ve nitel boyutları analiz edilmektedir. Bu bağlamda TRT Türk Halk Müziği Sözlü Eserler Antolojisi'nde yer alan türküler taranarak, sözü edilen türkülerin kendi içlerinde konu bakımından sınıflandırılmasını bilhassa gözyaşı motifini oluşturan ağlama ve gözyaşı kavramları ile türevlerinin bu türkülerde hangi konularda ve bağlamda, hangi anlamlar ve söz sanatları kullanılarak işlendiği üzerinde durulmuştur. Ayrıca sözü edilen türkülerin bölgelere göre dağılımı da göz önünde bulundurulmuştur.
Sebk-i Hindî şairlerinin (Nâilî, Neşâtî, Fehîm, Şehrî ve Şeyh Gâlib) kasidelerinde övme ve övünme
Kaside, klasik Türk edebiyatında genellikle belirli kişileri övmek için şairlerin tercih ettikleri bir nazım şeklidir. Bu çalışmada ?Sebk-i Hindî? adıyla bilinen klasik edebiyat döneminin önemli şairlerinden Fehîm-i Kadîm, Nâilî-i Kadîm, Neşâtî, Şehrî ve Şeyh Gâlib'in kasidelerindeki övme ve övünme beyitleri incelenmiştir. Beyitler, övülen kişilere göre sınıflandırılmış ve genel olarak karşılaştırma yapılmıştır. Amaç, adı geçen şairlerin övmeyi ve övünmeyi nasıl yaptıklarını, kimleri övdüklerini detayıyla tespit edebilmektir.Çalışmamızda amaçlanan hedeflere genel olarak ulaşılmış ve şairlerin kimleri övdükleri, nasıl övdükleri, şiirleri incelenip tasnif edildikten sonra gözler önüne serilmiştir. Şairler genel olarak Osmanlı Devleti'nin siyasi ve kültürel ortamına uygun olarak kendilerini maddi ve manevi olarak koruyacakları kişileri övmüşlerdir. Bunlar en başta hükümdarlar ve yüksek rütbeli devlet adamlarıdır. Ardından mensup oldukları tarikatların şeyhlerini (Mevlana) veya İslam dininin tanınmış şahsiyetlerini ( Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Hz. Hüseyin vs.) övmüşlerdir.Kendilerini överken de genellikle diğer şairlerden üstünlüklerini ve üstün kişilik özelliklerini tercih etmişlerdir.Anahtar Sözcükler: Kaside, Övme, Övünme
Türkiye Türkçesi ağızlarında bağlaçlar
Görevdeş ya da anlamca birbiriyle ilgili kelimeleri, kelime gruplarını ve cümleleri biri birine bağlayan ve şekil ve anlam bakımından ilişki kuran dil birliklerinin birlikte kullanılmasını sağlayan gramer yapısına bağlaç diyoruz. Dolayısıyla bağlaç öbekleri hem yazılı hem de sözlü anlatımda metnin oluşumuna katkı sağlayan önemli bir ögedir. Bu yüzden bağlacın bulunduğu yerde mutlaka kendisinden önce veya sonra bir yargı bütünlüğünün bulunması gerekmektedir.Çalışmamızda Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bulunan köy, kasaba, ilçe, il ve bölge merkezlerinde derlenen metinler ve bu metinlerde bulunan bağlayıcılık özelliği olan dil birlikleri çalışmamızın esasını oluşturmuştur.Türkiye Türkçesi Ağızlarında Bağlaçlar adlı çalışmamız; Giriş, İnceleme, Tablolar, Sonuç ve Kaynakça bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmamızın esasını oluşturan bağlaç kavramı ile alakalı genel bilgiler verilmiştir. Bağlaçların Türkiye Türkçesi ağızlarındaki yeri ve kullanımları anlatılmıştır. Bağlaç ile ilgili kavramlar, farklı görüşler verildikten sonra konu ile ilgili bazı terim teklifleri yapılmıştır.Çalışmamızın asıl amacını oluşturan inceleme bölümünde 152 eserden tespit edilen bağlaçlar kökeni, yapısı, kullanımı, kullanım yeri ve görevi başlıklarında ayrı ayrı incelemeye tabi tutulmuştur.Tablolar bölümünde ise; taranan metinlerde tespit edilen bağlaç ve bunlarla alakalı veriler yedi ayrı başlık altında tablo şeklinde verilmiştir.Sonuç bölümünde doktora çalışmamız boyunca elde ettiğimiz sonuçlar maddeler halinde verilmiştir.Kaynakça bölümünde ise çalışmamız ile alakalı kullandığımız/kullanmadığımız ancak konuyu özümseme noktasında faydalandığımız kaynaklar verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Türkiye Türkçesi ağızları, bağlaç, bağlayıcı, düşünsel bağlayıcılık.
Tanzimat Devri Türk romanında sosyal tenkit
Sosyal hayat, edebî türler arasında en yakın ilişkiyi roman ile kurmuştur. Bu yönüyle roman; toplum hayatının geçirdiği evreleri ve birtakım sosyal olayları gözlemleyebilme açısından önem taşır. Roman yazarı da sosyal meseleleri naklederken üstlendiği tenkit edici konumu ile olumlu veya olumsuz bakış açısını yansıtmış olur.Tanzimat döneminin Osmanlı politik, ekonomik ve kültürel hayatı, devletin Batılılaşma çabalarının doğrultusunda derin değişimler yaşamış; Batılılaşma ile gelen yeni yaşayış tarzı, mevcut Osmanlı sosyal hayatını olumsuz yönde etkilemeye başlamıştır. Bunun yanında toplumun kendi bünyesindeki sosyal aksaklıklar da sosyal yapının hasar görmesine neden olmuştur. Tanzimat'ın ilk dönem romancılarının sosyal konulara duyarlı olmaları, bu değişimleri romanlarına yansıtmalarına imkân vermiştir. Bu bakımdan Tanzimat romanını, 19. Yüzyıl sosyal hayatının en doğru saptanabileceği alanlardan biri olarak değerlendirebiliriz. Tanzimat romancıları ve özellikle Ahmet Midhat Efendi, Osmanlı sosyal hayatı ile Avrupa sosyal hayatını çoğu zaman karşılaştırarak tenkit etmişlerdir. Bu yaklaşım, okura doğruyu ve yanlışı aynı anda gösterebilme endişesini yansıtmaktadır.Tanzimat devrinin romana yansıyan sosyal meseleleri; sosyo-politik, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel olmak üzere üç kategoride toplanmış ve tenkit edilmiştir. Romancıların tenkitleri ve sosyal meseleler hakkındaki fikirleri, olay örgüsü etrafında işlenmesinin yanında fikir paragrafları ile de aktarılmıştır. Ayrıca Tanzimat romancılarının sergiledikleri eleştirel tutumlar, roman türünden beklentilerini de ortaya koymaktadır. Onlar, sosyal hayatta gördükleri yanlışlıkları, eserlerinde kullandıkları sosyal tenkit diliyle düzeltebileceklerine inanmışlardır.Anahtar sözcükler: Tanzimat Devri, roman, sosyal tenkit, sosyo-ekonomik hayat, sosyo-kültürel hayat, sosyo-politik hayat.
Gülşeni Divanı ve tahlili
Bu çalışma 15. yüzyıl şairlerinden Gülşenî-i Saruhanî'nin hayatı, sanatı,divanının transkripsiyonlu metni ve tahlilinden meydana gelmiştir. Gülşenî-iSaruhanî de diğer şairler gibi edebiyatımızın geleneklerine bağlı kalmış; duygu,düşüncelerini bilinen kelime, mecaz ve mazmunlarla ifade etmiştir.Gülşenî-i Saruhanî Divanı üzerine yaptığımız bu çalışma, şairin kullandığıkelimeler, üslubu ve edebî sanatları kullanışı doğrultusunda, şairi ve şairinyaşadığı dönemi anlamamıza yardımcı olacaktır.Sonuç olarak, bu tezin amacı Eski Türk Edebiyatının önemli şairlerindenbiri olan Gülşenî-i Saruhanî'nin edebi kişiliği ve eserini edebiyat dünyasınatanıtmaktır.Anahtar Kelimeler: 15. Yüzyıl, Gülşenî-i Saruhanî, Divan, TranskripsiyonluMetin, Tahlil
Fakir Baykurt'un romanlarında toplumsal gerçekçilik
Çalışmamızda, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nın çağdaş yazarlarından Fakir Baykurt'un romanlarını toplumsal gerçekçilik açısından çözümlemeye çalıştık.Çalışmamızı iki ana bölüm halinde düzenledik. Monografi nitelikli birinci bölümde Fakir Baykurt'un yaşamı, edebi kişiliği ve yapıtlarının değerlendirmesini yaptık.İkinci bölümde ise Fakir Baykurt'un on dört romanını toplumsal gerçekçilik açısından inceledik. Eserden yazara ulaşmayı hedefleyen bir değerlendirme tarzını esas aldığımız bu incelemede, yazarın romanlarındaki toplumsal ve sosyal yozlaşmayı, bireyin kendine dönüş sürecini bilimsel ve estetik yönden tahlil ettik.Anahtar Kelimeler: Fakir Baykurt, roman, toplumsal gerçekçilik, birey, farkındalık.
Murat Gülsoy romanlarında ?zaman? kavramının psikolojik verilerle açıklanması
Zaman kavramının felsefi çalışmalarda önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Son yılarda en az felsefe kadar edebiyat, resim ve daha birçok sanat dalının da bu kavrama özel bir ilgi duyduğu ve üzerinde çeşitli çalışmalar yaptığı görülmektedir. Özellikle edebi eserlerde (roman, şiir, deneme ve hikâye) zaman kavramının sorgulanması, araştırılıp hakkında fikirler üretilmesi ciddi bir artış gösterirken bu kavramın güncelliğiyle birlikte çeşitli edebi akımlar bile ortaya çıkmaktadır.Biz bu çalışmamızda postmodern ve genç bir yazar olan Murat Gülsoy'un üç romanını baz alarak bir ?olgu? olan zaman kavramının sorgulanma ve incelenme sürecine bir edebi eser aracılığıyla tanık olmayı hedefledik. Öte yandan bilinen ?zaman? yargısının, işin içine felsefe ve psikanaliz girdiğinde nasıl da kabuk değiştirdiği ve yepyeni anlamlara ulaştığı sonucuna ulaştık.Araştırmamız, hepimizin yakından tanıdığı ?zaman? olgusunun romanda yer alan kahramanlarımız üzerinde ne gibi etkiler doğurduğunu ve kahramanlarımızın sosyal hayatta bulundukları ?yer?le kurdukları ilişkinin ?zaman?ı algılama noktasında ne tür değişimler gösterdiği yönündeki çıkarımları bakımından hayli önem arz etmektedir.Anahtar Kelimeler: Zaman, Psikanaliz, Kişilik ve Karakter yapısı
Divan şiirinde ta'n (XV. ve XVI. yüzyıllar)
Sövme, yerme, ayıplama, kınama anlamlarına gelen ta'n Divan şiirinde birçok şair tarafından söz konusu edilmiştir. Bu çalışmada XV. ve XVI. yüzyıllardan seçilmiş 20 divan taranmış; taranan divanlarda ta'n kavramına karşılık gelen kelimeler belirlenmiştir. Elde edilen beyitlerden yola çıkılarak divan şairlerinin ta'n kavramını ele alış yönleri, bu kavramla ilişkilendirilen tipler ve unsurlar, kurulan tamlamalar incelenmiştir. Böylece daha önce üzerinde detaylı bir araştırma yapılmamış olan ta'n konusunun divan şiirinde nasıl yer aldığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Ta'n pek çok şairin beytinde sevgiliye ulaşma uğrunda çekilen cefaya bağlılık ve bu aşkın getirisi olan acı, ızdırap, ayıplanmaya tutkunluk olarak yer almıştır. Temelde toplumsal bir eleştiri olan kınama ve ayıplamanın âşık üzerinde yoğunlaştığı ancak diğer tip, kişiler ve doğa unsurları üzerinden de ele alındığı tespit edilmiştir. Divan şiirinde âşığın kınanmasına çok sık rastlansa da yer yer âşığın toplumu, sevgiliyi, zahidi, doğa ve doğa unsurlarını kınadığı görülmüştür. Bu tezde incelenen konular arasında âşığın ta'n edilmesine sebep olan âşıklık hâlleri de bulunmaktadır. "Çok ağlama, mest ve sarhoş dolaşma, ar ve namusu terk etme, şiddetli ah, kanlı gözyaşı, sarı beniz ve rüsvalık" bu hâllerin başlıcalarıdır. Bu tezde ta'nla ilişkilendirilen "ateş, meydan, davul, deniz, hırka, meclis, mülk, ok, sokak, taş, yara ve zincir" gibi unsurlar da tespit edilmiştir.
Ivo Andric'in Drina Köprüsü ile Faik Baysal'ın Drina'da Son Gün adlı romanlarının toplumsal eleştiri bağlamında karşılaştırılması
Nobel ödüllü yazar İvo Andriç (1892-1975) Drina Köprüsü adlı eseriyle büyük ün kazanmış, 350 yıllık tarihi bir eser olan köprü etrafında, Osmanlı Devleti'nin çöküşünden, I. Dünya Savaşına kadar yaşanan insanlık dramını, toplumsal olaylara ayna tutarak kaleme almıştır. Faik Baysal (1922-2022) ise Drina'da Son Gün adlı eseriyle II. Dünya Savaşı esnasında Balkanlar coğrafyasında cereyan eden Hitler Almanya'sının istilası, Sırp ve Hırvat çetelerini örgütlenmesi sonucunda Yugoslavya Türklerinin, yaşam mücadelesini ele almıştır. Bu çalışmada, Yugoslav edebiyatına ait olan Drina Köprüsü ile Türk edebiyatına ait olan Drina'da Son Gün adlı eserleri, iki farklı ulusun toplum normları, döneme bakış açıları, belirli temalar baz alınarak Toplumsal edebiyat eleştirisi ışığında incelenmiştir. Çalışmada Toplumsal edebiyat eleştirisi hakkında bilgi verilerek, her iki eserin de birbirlerine benzeyen ve ayrılan yönleriyle ortaya konulmuştur.
Adana Türk halk hekimliğinde psikolojik hastalıklarla ilgili sağaltım pratikleri
Halk hekimliği, geleneksel yöntemlerle hastalıkları iyileştirme çabalarının bir parçası olup, kökeni Eski Türklerin Şaman inancına dayanmaktadır. Günümüzde şifacı, üfürükçü, ocaklı gibi kişiler aracılığıyla sürdürülmekte ve modern alternatif tıbbın temelini oluşturmaktadır. Tedavi yöntemleri dini-büyüsel ve akılcı-realistik olarak ikiye ayrılmaktadır. Bu çalışma, Adana ve 15 ilçesinde yapılan saha araştırmasına dayanarak halkın psikolojik rahatsızlıklara yönelik uyguladığı sağaltım pratiklerini incelemektedir. Depresyon gibi sorunlara karşı başvurulan ritüeller, bitkisel tedaviler, ocaklar ve ziyaret yerleri değerlendirilmiştir. Geleneksel uygulamaların halk hafızasında yaşatıldığı ve modernleşmeye rağmen varlığını sürdürdüğü görülmüştür. Çalışmada, kaynak kişilerle yapılan görüşmelerle bu tedavilerin kültürel arka planı, inanç sistemi ve süreçleri ele alınmış; elde edilen veriler halk kültürünün sürekliliği açısından değerlendirilmiştir. Tezde ayrıca kaynak kişilere sorulan sorular ekler bölümünde sunulmuştur. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci kısmı araştırma bölgesine, ikinci kısmı halk hekimliğinin kavramsal çerçevesine, üçüncü kısmı ise Adana ve ilçelerinde psikolojik hastalıklara yönelik tedavi yöntemlerine ayrılmıştır. Amaç, halk hekimliği verileri üzerinden Anadolu kültürünün sürekliliğini ortaya koymaktır.
Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarında anne-mekan algısı
Bu çalışmamızda Halit Ziya Uşaklıgil'in romanlarında anne ve mekan algısını açımlamaya çalıştık. Çözümleme aşamasını ise anne ve mekan başlıkları olmak üzere iki ana bölümde inceledik.Çalışmamızı oluştururken esas amacımız fiziksel mekanlar değil, dişileşen/anneleşen mekanların psikolojik ve sosyolojik süreçleri şekillendirmedeki rolünün bireysel boyutuyla değerlendirilmesidir. İmge olarak annenin/kadının ilkel imgeden modern imgeye geçiş süreci, değişimin boyutları ve bunu algılama süreçleridir. Bu süreçler Halit Ziya Uşaklıgil'in yayımlanmış sekiz romanı esas alınarak sunulmuştur.
İzlek açısından Aslı Erdoğan anlatıları
Çalışmamızda günümüz yazarlarından Aslı Erdoğan'ın anlatılarını izlek açısından incelemeye çalıştık. Geleceğe kalacak 50 yazar arasında gösterilen Aslı Erdoğan çeşitli türlerde eserler vermiştir.Çalışmamızı iki bölüm halinde inceledik. Birinci bölümde yazarımızın yaşamı, edebi kişiliği ve dünyasının yazarın anlatılarına etkisini inceledik. Anlatılarıyla ilgili kısa bilgiler vererek anlatılarını tanıtmaya çalıştık.İkinci bölümde Aslı Erdoğan 6 anlatısı izleksel açıdan incelenmeye çalışılmış temalar belirlenmiştir. Toplamda 8 kitabı olan yazarın incelenmeyen iki anlatısı köşe yazılardan derlediği kitaplarıdır. Bu nedenle değerlendirmemiz esnasında incelenmemiştir.
Eşref Paşa Dîvânı
Bu çalışmada, 19. Yüzyılda yaşamış Div?n Edebiyatının sona erdiği bir dönemde, eski şiir geleneğini devam ettiren Eşref Paşa'nın Div?nı'nı edebiyat gönüllerinin hizmetine sunmayı hedefledik. Eşref Paşa'nın hayatı, eseri ve Div?nı, devir (19.yüzyıl) ,şahsiyet, eser ekseninde ele alınarak incelenmiştir. Transkripsiyon harfleriyle yeniden yazılmıştır, Div?n'ın tıpkıbasımı kitap arkasında verilmiştir.
Halide Edip Adıvar'ın romanlarında yapı ve izlek
Halide Edip Adıvar, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında yazdığı eserleriyle önemli bir yer tutar. Bu çalışmada özellikle inceleme yazıları, çevirileri, anıları, hikâye, tiyatro ve romanlarıyla bilinen Halide Edip Adıvar'ın romancı yönünü geniş boyutlarıyla ele alındı.Temelde üç ana bölüm olarak düzenlediğimiz çalışmanın ?Monografi? niteliği taşıyan Birinci Bölüm'de yazarın yaşamı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında bilgiler verildi.Çalışmanın temelini oluşturan İkinci Bölüm'de Adıvar'ın yirmi bir romanı temel izlekleri açısından ?Bireysel ve Psikolojik İzlekli Romanlar, Yeniden Kuruluş ve Kurtuluş Savaşı İzlekli Romanlar, Töre ve Toplumsal İzlekli Romanlar? olmak üzere üç ana başlığa ayıralarak yapı ve izlek bakımından incelendi. İkinci Bölüm'de romanların yapısal ve izleksel kurgusu incelerken roman teorisinin yanı sıra tarih, sosyoloji, felsefe, psikoloji, dilbilim, yapısalcılık ve göstergebilim gibi yardımcı disiplinlerin yararlanıldı. Böylece romanların yazıldığı tarihten günümüze geliş sürecideki okunma ve algılanma biçimleri gözler önüne serildi.Üçüncü Bölümde, Adıvar'ın romanlarında dili kullanma tarzı ve niyete bağlı olarak şekillenen üslubu, sözcük ve cümle düzeyinde seçtiğimiz örneklemeler yoluyla incelendi.Çalışmanın sonuna ise Halide Edip Adıvar'ın romancılığının hangi aşamalardan geçtiği ele alındıktan sonra, yazarın romancı yönünü aydınlatan geniş bir kaynakça eklenildi.Anahtar Kelimeler: Halide Edip Adıvar, roman, aşk/sevgi, kadın, kendilik, yabancılaşma, ötekileşme, Doğu-Batı çatışması, yozlaşma.
Dede Korkut Hikâyeleri'nde sıfat-ad birlikteliğine dayalı eşdizimler
Dede Korkut Hikâyeleri, Türk kültüründe önemli bir yere sahiptir. Nazım ve nesrin iç içe geçtiği bir anlatım biçimiyle kaleme alınan bu eser, klasik Türk halk hikâyeciliğinin temel kaynaklarından biri olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda, destan döneminden halk hikâyeciliğine geçişin önemli bir örneğidir. Orhan Şaik Gökyay'ın Dedem Korkut'un Kitabı adlı eserin Dresden nüshasında yer alan sıfat - ad birlikteliklerine dayalı söz varlığı incelenmiştir. Dedem Korkut'un Kitabı'nda yer alan 12 hikâye bu kapsamda değerlendirilmiştir. Halkın yaşam biçiminden beslenen bu anlatılarda, toplumsal değerlerin şekillendiği; ahenkli ve canlı bir toplum hayatının yansıtıldığı görülmektedir. Anlatılarda kullanılan ve kültürel dokuyu yansıtan söz varlığı, Türk dili açısından günümüzde de önemini korumaktadır. Bu hikâyelerde kültürel unsurları en iyi yansıtan sözcük türlerinden biri sıfatlardır. Dede Korkut Hikâyeleri'nde olay ve durumların betimlenmesine büyük önem verildiği için sıfatlara sıkça yer verilmiştir. Ayrıca bu çalışmada, hikâyelerdeki sıfat - ad birlikteliklerinin belirlenmesinde çağdaş bir yöntem olan eşdizim tekniğinden yararlanılmıştır. Eşdizim kavramı, dil araştırmalarında anlam biliminin bir parçası olarak; bir dilin söz varlığına yeni kavramlar kazandırma işlevi görmektedir. Özellikle tarihî dönem metinlerinin söz varlığını ortaya çıkarmak amacıyla yapılan eşdizim çalışmaları, bu bağlamda büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, söz konusu çalışmada Dede Korkut Hikâyeleri'nde kullanılan sıfatların işlevlerini belirlemek için eşdizim yöntemi temel alınmıştır.
Ursula K. Le Guin'in "Dünyanın kıyısında dans" ile adalet Ağaoğulu'nun "Damla damla günler" eserlerinin karşılaştırılması
Türk edebiyatının önde gelen romancılarından, oyun yazarlarından ve denemecilerinden Adalet Ağaoğlu (1929-2020) eserlerinde toplumsal değişimleri, bireysel bunalımları ve toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri gibi konuları sıklıkla işlemiştir. Amerikan edebiyatında bilim kurgu ve fantezi türünün ustalarından Ursula K. Le Guin (1929- 2018) de eserlerinde toplumsal cinsiyet, siyaset, eşitsizlik gibi konuları kaleme almıştır. Adalet Ağaoğlu'nun Damla Damla Günler I adlı güncesi yazarın iç dünyasına ve toplumsal gözlemlerine odaklıyken, Ursula K. Le Guin'in Dünyanın Kıyısında Dans adlı deneme\eleştiri türündeki kitabı yazarın edebiyat ve toplumsal düşüncelerini içerir. Bu çalışmanın amacı, farklı coğrafyalarda ve farklı edebî geleneklerde üretilmiş olmalarına rağmen, bu iki eserin ortak ve ayrılan temalarını, görüş ve düşüncelerini karşılaştırmalı edebiyat bilimi ışığında ortaya koymaktır.
Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" ile Haruki Murakami'nin "İmkânsızın Şarkısı" eserlerinin sürrealizm açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada sürrealizm akımının edebiyat ve sanat üzerindeki etkisi farklı kültürlerden gelen Orhan Pamuk'un Yeni Hayat (1994) ve Haruki Murakami'nin Norvei no Mori (İmkânsızın Şarkısı) (1987) eserlerinde incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bu analizler doğrultusunda sürrealizmin edebiyat ve sanat alanındaki etkisi araştırılmış tezimize konu olan Yeni Hayat ve İmkânsızın Şarkısı eserlerinden yola çıkarak sürrealizmin edebiyatta ve sanatta ne anlama geldiği, ne tür özellikler taşıdığı, neden kullanıldığı, ne tür sonuçlar doğurduğu tez üzerinde uygulamalı olarak ele alınmıştır. Eserlerinin incelenmesi esnasında: akla karşı olma; bilinçaltını esas kabul etme, otomatik yazı, mizah / ironi, harikuladelik, rüya / hayal, çılgınlık, çocukluğa dönüş, dil ve üslûp; kaçış / arayış, ölüm, cinsellik maddelerindeki sürrealist unsurlar detaylı bir şekilde araştırılmış ve bulgular ortaya konulmuştur. Bu iki roman, metin karşılaştırmalarını ele alan karşılaştırmalı edebiyat kuramı ve eleştirisi yöntemiyle incelenmiştir. Türk ve Japon kültürlerinden gelen iki yazarın birer romanının sürrealizm açısından karşılaştırılması elde edilen bulgular ve bu bulguların diğer sanat ve edebiyat alanlarına uygulanabilirliği açısından önemlidir. Burada ortaya konulan bulgular, dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından Orhan Pamuk'un ve Haruki Murakami'nin eserlerinde sürrealist unsurları kullanma aşamalarının anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Ayrıca bu çalışmanın karşılaştırmalı edebiyat çalışmalarına katkı sağlaması beklenmektedir.
Seyyid Mehmed Emîn Efendi Divânı (tenkitli metin- inceleme)
Bu çalışma, 18. yüzyıl şairlerinden Seyyid Mehmed Emin Efendi'nin hayatı, sanatı, Türkçe Divanı'nın tenkitli metni ve kısa bir tahlilinden oluşmuştur.Mutasavvıf bir şair olan Seyyid Mehmed Emin Efendi, devrin özelliklerine uygun olarak sade bir dil kullanmış, yazdığı manzumelerle tasavvufî düşüncelerini açıklamıştır.Türk kültür ve edebiyat tarihine geçmişten geleceğe ışık tutan birçok şair ve yazar henüz bilinmemektedir. Bu çalışmayla onlardan biri olan ve divan edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biri olarak düşündüğümüz Seyyid Mehmed Emin Efendi'yi kültür ve edebiyat tarihimize kazandırmak istedik.
İmge ve üslup tercihleri bakımından Necip Fazıl ve Sezai Karakoç'u okumak
Necip Fazıl'ın şiirini şiir yapan unsurların başında ses gelir. Farklı kafiye örgülerini kullanışı, yinelemeler vb. onun şiirinin önemli unsurlarıdır. Türkçenin dil yapısına oldukça hâkimdir. Oturmuş dili, zengin ve sağlam üslubu onun eserlerinin yadsınamayacak özellikleridir. Sezai Karakoç'un da dâhil olduğu İkinci Yeniciler şiirlerinde oldukça kapalı, soyut bir anlatımı yeğlediler. Duygularını bu kapalılığa imgeyle sakladılar. Karakoç da imgeciliğin bu akımda en büyük temsilcilerinden biri oldu.İmgeler şiirin ve şairlerin ortak mal varlıklarıdır. Dolayısıyla şairler bu imgeleri kullandıkları zaman imgelerinin çakışması olası bir durumdur. Her şairin imge ve imajları çakışabilir elbette, fakat benzer hayal dünyasına ve paralel bakış açısına sahip yazarların imgelerinin benzeşmesi daha çok rastlanır bir durumdur. N. Fazıl ve Sezai Karakoç'un imgeleri de hayata bakış açılarının örtüşmesi nedeniyle birçok noktada birleşiyor. Ortak imgeler kullanılsa bile bunların çağrışımı çok farklı yerlere uzanıyor. Bu çalışmadaki imgeler ve çağrışımlar şairlerin hayatlarından yansımaları içeriyor.Anahtar Kelimeler: İmge, üslup, Necip Fazıl, çile, Sezai Karakoç, diriliş, İslam Medeniyeti, şiir.
Saha (Yakut) Türklerinin Culuruyar Nurgun Bootur Destanı
Saha (Yakut) Türkleri, Rusya Federasyonu'na bağlı ?Saha (Yakut) Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır. Ülkeleri, dünyanın en çetin iklim şartlarına sahip bölgelerinden biri olan kuzeydoğu Sibirya'dadır. Bu zor iklim şartlarında, Kamlık dinlerini, geleneklerini ve göreneklerini uzun yıllar boyunca yabancı kültürlerin etkisinden uzak bir şekilde yaşatmış olan bu Türk boyu, zengin bir sözlü edebiyata sahiptir. Bu zengin sözlü edebiyatın şekil ve içerik olarak en önemli türlerinden birisi de olonho adı verilen destanlardır. Olonho, Sahaların uzun ve soğuk kış gecelerinin en önemli eğlence aracıdır. Bu Türk boyunun asırlar boyunca oluşan kültürel kodları da bu türün içeriğinde gizlidir.Saha sözlü kültüründeki olonho terimi, Anadolu sahasında destanı, olonhohut da destan anlatıcısını karşılamaktadır. Bu çalışmamızda, ülkemizde çok ayrıntılı olarak tanınmayan, olonho adındaki bu sözlü edebiyat ürününün, en çok sevilen örneklerinden birisi olan Culuruyar Nurgun Bootur'u inceledik. Başkahramanı ?Nurgun Bootur? olan bu olonho, nazım-nesir karışık olarak icra edilmiştir. Culuruyar Nurgun Bootur'un pek çok varyantı arasında en yaygın olarak bilineni ise K. G. Orosin'e ait olanıdır.Tezimizde metin olarak Culuruyar Nurgun Bootur'un K. G. Orosin varyantını esas aldık. Bu metni, öncelikli olarak Kiril alfabesinden Latin alfabesine çevirip Türkiye Türkçesine aktardık. Aktarmayı, mümkün olduğunca metnin aslına sadık kalarak yapmaya özen gösterdik. Çalışmamız dört bölümden meydana gelmektedir: Birinci bölümde olonho anlatma geleneği, ikinci bölümde Culuruyar Nurgun Bootur Olonhosu'nun gelenek içerisindeki yeri, üçüncü bölümde olonhonun motifleri ve dördüncü bölümde de metin ve aktarma yer almaktadır. Çalışmamızın sonuna ise metnin Sahaca aslının genel dizinini ve ekler bölümünü ilave ettik.
Muğla ili Milas ilçesi Çomak dağ köyleri folkloru üzerine bir inceleme
Çalışmamızda Çomak Dağ Kızılağaç Köyü, başta kültürel özellikleri olmak üzere tüm yönleriyle incelenmiştir. Üç bölüm halinde düzenlenen tezin birinci bölümünde Çomak Dağ Kızılağaç Köyü hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde araştırmanın gerçekleştirildiği Kızılağaç Köyü'nde, örneklem grubuna sorulan sorulara verilen cevaplar çerçevesinde köyün demografik özellikleri ortaya çıkarılmıştır ve çoğu zaman tablolar üzerinde değerlendirmeye gidilerek aktarılmıştır. Üçüncü bölümde ise, Çomak Dağ Kızılağaç Köyü'nde hala yaşamakta olan folklorik unsurlar, ?Köyde Geçiş Dönemleri?, ?Halk Edebiyatı Ürünleri? ve ?Halk Edebiyatının Türlü Yönleri? başlıkları altında ayrıntılarıyla incelenmiştir. Çomak Dağ Kızılağaç Köyü'nün, dört gün süren geleneksel düğünleri, her gün kullanılan altın takıları, geleneksel kıyafetleri, ipekçiliği, yaneşleri, nazarlıkları, dört yüz yıllık evleri, ahşap oymaları ve daha birçok özelliği de resimlenerek ekler başlığı altında yöresel kelimelerden oluşan sözlük ve yöreyi tanıtıcı haritalarla birlikte verilmiştir. İncelemenin sonucunda köyün Türk kültürünün köklerine ait unsurları hala bünyesinde barındırdığı belirlenmiştir.Anahtar Sözcükler1.Çomak Dağ2.Kızılağaç3.Folklor4.Kültür Öğeleri5.Toplumsal Değişim
Varoluş ve bireyleşme açısından Ferit Ergü'nün öykü ve romanlarında yapı ve izler
Türaâbî Divânı (inceleme-metin)
XIX. yüzyıl gerek Osmanlı imparatorluğu gerekse Bektâşûlik için oldukçaçalkantılı bir dönemdi. Kötü gidişe dur demek için ardı arkasına yeniliklere gidilmişti.Tanzimat ve Islahat Fermanları ilan edilmiştir. Yeniçeriler bahane edilerek Bektâşûlikyasaklanmış tekkelerine el konulmuş tarikatın ileri gelenleri sürgüne gönderilmiş ya daidam edilmiştir.Türâbû bu yüzyılda 19 yıl Hacıbektaş Pir evinde dedebabaılk yapmıştır. Hemaruz vezniyle hem de sade halk Türkçe'siyle yazdığı şiirler Bektâşû çevrelerinde çokçasevilmiş dilden dile dolaşmıştır. Divanı eski harflerle basılmış fakat sağlıklı bir nüshaoluşturulamamıştır. Divanındaki şiirlerden hareketle onun Klasik edebiyatın gerektirdiğibilgi ve becerilere sahip olduğunu söyleyebiliriz. Şiirlerinin çoğunluğu tasavvufikarakter taşımasına rağmen tekdüze bir işleyiş ve tasavvufi öğreti yoktur. Şiirlerindeakıcı, sıcak, çekici, duru ve yalın bir kullanır. Tabiatın tüm incelikleriyle güzelliklerinibüyük bir başarı ve ustalıkla şiirlerine yansıtmıştır. Din dışı sevgiyi bazı şiirlerindederinlemesine ve vurgulayarak işlemiştir. Aruz ve hece ölçülerini kullanmıştır.Türâbû'nin şiirlerinde işlediği konuların başında sıkça kullandığı Hurûfiliğe aitterminolojiler gelmektedirler. Şiirlerinde Hurûfûlikle ilgili terimlerin çokluğu veHurûfûlik üzerine yazdığı manzum risalesi göz önüne alındığında Türâbû'ninHurûfiliğin kuvvetli etkisi altında olduğunu söylemek mümkündür. Türâbû'ninşiirlerinde başta Fuzulû olmak üzere Bağdatlı Rûhû, Necati Bey, Ahmed Paşa, ŞeyhGalip ve Nedim'in etkilerini görmek mümkündür.Türâbû on dokuz yıl dedebabalık yaptıktan sonra M. 1868'de Hakk'ayürümüştür. Kabri, Nevşehir'in Hacıbektaş ilçesindeki Pir Evi'ndedir.
Kırımçak Türkçesi grameri
3DOKTORA TEZİKIRIMÇAK TÜRKÇESİ GRAMERİNESRİN GÜLLÜDAĞT.C.FIRAT ÜNİVERSİTESİSOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜESKİ TÜRK DİLİ ANABİLİM DALIELAZIĞ 2005, SAYFA XXVIV + 658Bu çalışma çoğunluğu Kırım, Rusya, İsrail, Filistin, Amerika, Almanya, veArjantin'de yaşayan Kırımçak Türkleri hakkındadır. Giriş kısmında Kırımçakların tarihi,yaşadıkları coğrafya, adet ve inanışları, eğitim durumları ve dilleri hakkında bilgi verilmiştir.Ardından Kırımçak Türkçesinin gramer özellikleri mevcut metinlerden hareketle üç bölümhalinde incelenmiştir.Birinci bölümde ses (fonetik), ikinci bölümde şekil bilgisi (morfoloji) hususiyetleri elealınmıştır. Üçüncü bölümde ise Kırımçak Türkçesinin (sentaks) sözdizimi incelenmiştir.Gramer özellikleri açıklanırken yararlanılan metinler, Latin harflerine aktarılmış olarak,çalışmamızın sonunda verilmiştir. Metinlerin anlaşılmasında kolaylık sağlamak için bir desözlük eklenmiştir.Böylece Kırımçaklar ve Kırımçak Türkçesi hakkında ilk kez akademik bir çalışmayapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Kırımçak Türkçesi, Kırımçaklar
Şeyh Gâlib`in bestelenmiş şiirlerinde Usûl-Vezin ilişkisi
ÖZETYüksek Lisans TeziŞeyh Gâlib'in Bestelenmiş Şiirlerinde Usûl-Vezin İlişkisiSerda TÜRKELFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüTürk Dili Ve Edebiyatı Anabilim DalıElazığ- 2005, Sayfa:V+ 97?Şeyh Gâlib'in bestelenmiş şiirlerinde usûl-vezin ilişkisi? başlıklı çalışmamız,usûl-vezin arasında var olduğunu savunduğumuz ilişkiyi, Şeyh Gâlib'in din-dışı olarakadlandırdığımız sözlü mûsıkû formlarıyla bestelenmiş eserleri içinde göstermeyiamaçlamaktadır. Bu amacımızın hem Klasik Türk Müziği hem de Edebiyat alanıokuyucuları tarafından iyice anlaşılabilmesi için giriş bölümünde, Şeyh Gâlib'in hayatı,eserleri, edebû kişiliği vb., birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerde, usûl-vezin anlatılarakusûl-vezin ilişkisi, ayrıca sözlü mûsıkû formları, terennümler ve terennüm dışı lafzûsüslerle ilgili ön bilgiler yer almaktadır. Dördüncü bölümde ise; tüm bu bilgilerdenyararlanmak suretiyle -ekte notaları da sırasıyla verilerek- bestelenmiş eserlerin usûl-vezin, terennümler, terennüm dışı lafzû süsler ve eser içinde yapılan yinelemelernoktasında incelemeleri yapılmıştır. Terennüm ve yinelemeler, usûl-vezin ilişkisi içindedeğerlendirilmiş, bu ilişki dahilinde olumlu ve olumsuz yanlarından bahsedilmiştir.Anahtar Kelimeler: Seyh Galip, Usûl-Vezin, Terennümler, Yinelemeler
Buket Uzuner`in hikaye romanları üzerine bir inceleme
ÖZETYüksek Lisans TeziBuket Uzuner'in Roman ve Hikâyeleri Üzerine Bir İncelemeBetül KALELİFırat ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüTürk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı2005, Sayfa:377+VIIBuket Uzuner çağdaş Türk yazarları içinde önemli bir yere sahiptir. Hikâye ve romanlarındamodern bir tarz yakalama çabasıyla pek çok yenilik yapmıştır. Feminist bir yazar olarakdeğerlendirilmesine rağmen eserlerinde her konuyu işlemiş ve farklı kurguların oluşumunusağlamıştır. Özellikle insanı algılama ve anlatma becerisi onun hikâye ve romanlarının kalıcı olmasınısağlamaktadır.Buket Uzuner, roman ve hikâyelerinde anlaşılır ve sade bir dil kullanmıştır. Olayları anlatmakiçin farklı tekniklere başvurması eserlerinin diline de yansımıştır. Zaman zaman mahallû söyleyişlerede yer vermesi dil ile birlikte sosyal ortamın da yansıtılmasını sağlamıştır.Eserlerinde yaptığı yenilikler onun özellikle gençler tarafından fazlaca beğenilmesine; kurgudayakaladığı canlılık edebiyat dünyasına yeni bir soluk getirmesine neden olmuştur.Anahtar Sözcükler: Buket Uzuner, kadın yazar, insan, anlatı, yaşam.
Bingöl masalları (inceleme-metin)
ÖZETYÜKSEK LİSANSBİNGÖL MASALLARI (İNCELEME-METİN)OKAN ALAYT.C.FIRAT ÜNİVERSİTESİSOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜTÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ANABİLİM DALI2005, Sayfa: XIV+290Bir millet, kendine mahsus kültürle ve onu oluşturan değerlerle şekillenerekhayat bulur. Bu değerler; o millete ait dil, din, inanç, felsefe, folklor, gelenek vegörenekler gibi en önemli zenginliklerden oluşur. Geçmişi bugüne, bugünü de geleceğetaşıyan bu zenginlikler korunup, yaşatıldığı müddetçe, kültür de yaşar, dolayısıyla okültürle hayat bulan millet de yaşar. Çünkü bir milletin varlığının sürdürülebilmesi vebenliğinin korunabilmesi, kültürel değerlerle mümkün olabilmektedir.Bu düşünce ve duyarlılıkla hazırladığımız çalışmada, folklor ve halk edebiyatıaçısından oldukça önem arz eden masal konusunda değerlendirmelerde bulunarak,Bingöl masalları hakkında inceleme ve metin çalışmasında bulunduk.Çalışmamızı; masalların derlenmesi, yazıya geçirilmesi ve metinlerin bilimselbir metotla incelenmesi esasına dayandırarak oluşturduk. ?Giriş? kısmında, masalıntanımları, genel özellikleri, masal üzerine yapılan çalışmalar; Birinci Bölümde; Bingölmasallarının derlenme şekli; İkinci Bölümde, Bingöl masallarının tip/konu tasnifibelirlenerek, Aarne-Thompson ve Eberhard-Boratav kataloglarındaki numaraları ilemotif sıraları tespit edilmiştir. Üçüncü Bölümde, masallardaki motiflerin benzerlerini,Motif Index of Folk- Literature'a göre bularak araştırırken; Dördüncü Bölümde isemasalların formel yapısını inceledik. Beşinci Bölümde, derlediğimiz masal metinlerini;çalışmamızın son kısmında ise ?Kaynak Şahıslar Hakkında Bilgiler? ve?Bibliyografya?ya yer verdik. Böylece, Bingöl masallarının folklor içerisindeki yerinideğerlendirmeye çalıştık.Anahtar Kelimeler: kültür, folklor, halk edebiyatı, masal, Bingöl masalları
Andırın (Kahraman Maraş)`dan derlenen ağıtlar (inceleme-metin)
ÖZETYÜKSEK L SANS TEZANDIRIN (KAHRAMAN MARAŞ)'DAN DERLENEN AĞITLAR( NCELEME - MET N)MEHMET TEM ZT. C.FIRAT ÜN VERS TESSOSYAL B L MLER ENST TÜSÜTÜRK D L VE EDEB YATI ANAB L M DALI2005, Sayfa: XXVII + 739Bir milleti ayakta tutan ve onun sonsuza dek yaşamasını sağlayan en önemli öğeler,kültürel değerleridir. Andırın yöresi, kültürel değerlerimizin, özellikle ağıt kültürünün çokcanlı olarak yaşatıldığı ve ağıt söyleme geleneğinin çeşitli örneklerle sürdürüldüğü güzelbeldelerimizden biridir.Kültürel değerlerimizin varlığını koruma ve gelecek kuşaklara aktarma amacınıtaşıdığımız bu çalışmada, ağıt türü ve Andırın ağıtları hakkında bilgi vermeye çalıştık.Giriş bölümünde ağıt kavramı, yas töreni ve ağıtlar, geçmişten günümüze Türkdünyasındaki yas töreni ve ağıtlar, ağıtların genel özellikleriyle diğer türlerle münasebetihakkında bilgi vermeye çalıştık. Birinci bölümde ağıtlar üzerine yapılan çalışmalara değindik.kinci bölümde araştırma alanı ve Andırın ağıtlarının derleme metotlarını, söyleme şekillerinive şekil yapısı ile muhtevasını inceledik. Sonuç bölümünde elde edilen bulguları özetledik.Üçüncü bölümde ise sözlü ve yazılı kaynaklardan derlemiş olduğumuz ağıt metinlerini verdik.Bu çalışmayla, Andırın ağıtlarını unutulmaktan kurtarmaya ve halk bilimi içerisindeki yeriniortaya koymaya çalıştık.Anahtar Kelimeler: Kültür, folklor, ağıtlar, Andırın ağıtları
Muvakkit-Zâde Mehmed Pertev-hayatı, edebî kişiliği eserleri, Divan`ın tekitli metni ve tahlili
IIIÖZETDoktora TeziMuvakkit-zâde Mehmed Pertev-Hayatı, Edebû Kişiliği, Eserleri, Divanı'nın TenkitliMetni ve TahliliMehmet ULUCANT. C. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler EnstitüsüTürk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim DalıElazığ-2005, SayfaVII+86718. yüzyıl, Türk tarihi ve Türk edebiyatı için önemli değişme ve gelişmelerinyaşandığı bir dönem olmuştur. Türk milletini yakından ilgilendiren siyasû, askerû,ekonomik vd. alanlardaki gelişmeler, bu dönemin dinû ve sosyal yaşamını derindenetkilemiştir. Edebiyat da bu gelişmelerden büyük ölçüde etkilenmiştir.Muvakkit-zâde Mehmed Pertev, 18. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış 19.yüzyılın da ilk on yılını görmüştür. Edebû gücünü ve etkisini ne döneminde ne de dahasonra yeteri kadar gösterebilmiştir. O, iyi bir şair olmakla birlikte daha çok iyi biröğrenci, dost ve arkadaş olarak tanınmıştır. Şairliğiyle birlikte, bu özelliklerine vurgudabulunulması şairlikten çok bu özellikleri haiz kimselerin daha çok önemsendiği veihtiyaç duyulduğu bir dönemde yaşadığından olmalıdır.Pertev, hacimli bir divana sahip olduğu halde hakkında ilmû bir çalışma olmayıp,henüz divanının karşılaştırmalı bir çalışması yapılmamıştır. Bu çalışmada; şairin hayatı,edebû kişiliği ve eserleriyle ilgili bilgiler toplanmış ve divanının tenkitli metniylebirlikte tahlili yapılmıştır. Şiirleri şekil ve içerik olarak sağlam ve güçlü olmasınarağmen Pertev, kendine has bir üslup belirleyip devam ettirememiştir. Etkilenmelereaçık olan Pertev'in pek çok şairden izler taşıdığını görmek mümkündür. Şiirlerindeözellikle mahallûleşmenin etkisi ve Nedim'in şuhâne edâsıyla hikemû edânın etkileri sonderece belirgindir. Kullandığı dil, sade ve akıcıdır. Aşırı sanat kaygısı taşımayan şiirleri,Klâsik şiirimizin bir devamıdır. Aruz ölçüsünü başarılı bir şekilde kullanan şairin,heceyle yazılmış bir şiiri de vardır.Pertev, Klâsik şiirimizi daha ileriye götürmek arzusunda olan bir şairimizdir.Hicrû 1159 (Milâdû 1746) yılında İstanbul'da doğmuş, Hicrû 1222 (Milâdû 1807-8)yılında Edirne'de ölmüştür. Kabri, Hasan Sezayi Dergahı hazûresindedir.
Güzel adlandırma
Güzel adlandırma terimi, toplum tarafından hoş karşılanmayan her hangi birkavramı, varlığı veya hareketi ifade eden kelime veya ifadeler yerine, dinleyenlerin deanlayabileceği daha yumuşak bir ifade veya kelimelerle söylenmesi anlamındadır. Daharesmû ve kibar ortamlarda konuların arz edilebilir hale getirilme işlemine güzeladlandırma denir.Bütün dillerde konuşmacı, duygu ve düşüncelerini ortama ve kişiliğine uygunolarak serbestçe tercih ettiği kelime ve ifadelerle dile getirir. Toplum tarafındansöylenmesi sakıncalı görülen kelimelerin yerine farklı kelimeler kullanarakdüşüncelerini örtülü bir şekilde ifade eder. şte bu çalışmada amaç, Türkçede örtülüifade yollarını, güzel adlandırma gayesiyle ortaya çıkan kelimeleri ve bu kelimelerinortaya çıkış sebeplerini tespit etmektir. letişimde söylenmesi toplum tarafından kabulgörmeyen ifadelerin, çeşitli kültürel sebepleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.Derleme Sözlüğü, Türkçe Sözlük ve Anadolu ağızlarından derlenmiş bir kısımmetinlerde yer alan güzel adlandırma yoluyla oluşmuş kelimeleri tespit ederek, bukelimeleri yapı, köken ve anlam özellikleri bakımından inceledik. Ayrıca kelimelerinhangi kavram, varlık ve hareketler için güzel adlandırmaya başvurulduğunu göz önünealarak, toplumumuzun tabu gibi gördüğü şeyleri belirlemeye çalıştık.Anlam bakımından, güzel adlandırma için kullanılan kelimeler içinde farklı biranlam verilmiş kelimelerin oranı oldukça fazladır. Yapıları bakımından basitkelimelerin sayısı türemiş ve birleşik kelimelere göre daha azdır. Türkçenin kelimetüretme gücü güzel adlandırmalarda kullanılan türemiş kelimelerde de kendinigöstermektedir. Güzel adlandırma için birçok alıntı kelime de kullanılmıştır. Alıntıkelimelerden yeni kelimeler türetilmiş, türetilen bu kelimelere yeni anlamlaryüklenmiştir.Olumsuz çağrışımlar uyandıran kelimelerden kaçınıldığı ve bu kelimelere toplumtarafından yasak konulduğu görülmektedir. Güzel adlandırmalar, korkuyla ilgili güzeladlandırmalar, kusurları gizlemeye bağlı güzel adlandırmalar, ahlâkû değerlerle ilgiligüzel adlandırmalar ve inançla ilgili güzel adlandırmalar olmak üzere dört ana grubaayrılır.Güzel adlandırmalar içerisinde % 9.05'lik bir oran, söylenmesi dinen sakıncalıgörülen veya hurafelerden dolayı ortaya çıkan korku veya çekince sebebiyle adlarısöylenmeyen varlık ve kavramlarla ilgilidir. Hayâlû yaratıklar veya uğursuz kabul edilenbazı hayvanlarda da güzel adlandırma yoluna başvurulmuştur. Hortlak, peri gibiyaratıkların isminin anılmaması korkudan çok inanç kaynaklıdır.Korkuyla ilgili güzel adlandırmaların oranı % 10.96'dır. Bu gruptaki birleşikkelimelerin oranı basit ve türemiş kelimelere oranla daha fazladır. Korkuyla ilgili güzeladlandırmalar inançla da yakından ilgilidir. Birçok güzel adlandırmayı bu iki gruptadeğerlendirebiliriz. Korku bazen ahlâkû değerlerle de ilgili olabilir. Ahlâkû değerlerleilgili güzel adlandırmalar görgü kuralları ve toplumsal incelikle yakından ilgilidir.ğrenç, çirkin, kaba olaylar, davranışlar, nesne veya varlıklar toplumun nezâketanlayışının sonucu güzel adlandırmalarla ifade edilmektedir. Bu grup içerisinde yer alanbazı kavramlar (zina, rüşvet, hırsızlık) inançla da ilgilidir.Kusurları gizlemeye bağlı güzel adlandırmalar içerisinde daha çok bedenseleksiklikler ve bazı doğal vücut fonksiyonları yer almaktadır. Hastalıklar içerisinde enfazla ?verem? sözcüğü için güzel adlandırma yoluna gidilmiştir. Söylenmemesi gerekenkelime ile bir başka kelime arasındaki benzerlikler birçok güzel adlandırmanın ortayaçıkmasına sebep olmuştur.Tespit ettiğimiz güzel adlandırmalar Tük toplumunun incelik ve nezâketininaynasıdır.Anahtar kelimeler: Güzel adlandırma, örtmece kelimeler, argo, edeb-i kelâm,hüsn-i ta`bûr, dil-kültür ilişkisi
Muş ilinden derlenen maniler üzerine bir inceleme
Muş İlinden Derlenen Mâniler Üzerine Bir İnceleme adlı çalışmamızda mâninin tarihî gelişimi ve menşei incelenerek mâni ile türkü, ağıt, ninni, bilmece, atasözü, deyim, dua, beddua ilişkisi ele alınarak benzer ve farklı yönler tespit edilmiştir. Çalışmamızda derleme işinin özellikleri hakkında bilgi vererek, mânilerin derlenmesiyle ilgili düşüncelerimizi belittik. Ayrıca mânilerle ilgili yapmış olduğumuz bir tasnifin yanında edebiyatımızda mâniler üzerine yapılan bazı tasnif çalışmalarına da yer verdik. Muş ilinden ve ilçelerinden derlediğimiz 795 mâniyi inceleyerek şekline ve temalarına göre tasnif ettik. Yaptığımız tasnifte derlediğimiz mânilerden örnekler vererek çalışmamızı zenginleştirdik. Çalışmamızın sonunda derlediğimiz 795 mâniyi birinci mısralarının ilk harflerine göre alfabetik olarak düzenli bir şekilde verdik. ANAHTAR KELİMELER: Mâni, Şekil, Tema.