
31
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Genç Parkinson hastalarının ruhsal işleyişlerinin narsistik eksen ve nesne kaybı problematiğinde değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasında psikanalitik literatürde yeterinde çalışılmamış bir hastalık olan, nörolojik olarak beyinde dopamin hücresi kayıplarının hareket kayıplarına yol açması şeklinde görünen Parkinson hastalığının ruhsallıkta görünümlerinin çalışılması hedeflenmiştir. Bu çalışmada, 13 Genç başlangıçlı Parkinson hastasının ruhsal özellikleri Rorschach ve TAT testleri ile nesne kaybı problematiğinde ve narsisistik eksende incelenmiştir. Parkinson hastalığı (PH) beyin sapında dopamin üreten hücrelerin hasarı veya kaybı ile vücutta hareket bozukluğuna sebep olan bir hastalıktır. Beyin sapında gerçekleşen bu hasarın nasıl ortaya çıktığı, neden bazı insanlarda olduğu, neden bazı insanlarda olmadığı henüz tespit edilememiştir. Parkinson hastalığı 40 yaşın üzerindeki her yüz bin kişide yüz ile iki yüz kişi etkileyen hastalıktır. Ortalama tanı yaşı 70 olan bu hastalığın daha önceki yaşlarda ortaya çıkması durumunda erken başlangıçlı/genç Parkinson hastalığı denilmektedir. Tez çalışmasında hareket bozukluğuna dair bedensel kırılganlık ile narsisitik kırılganlık birlikte değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularında Genç başlangıçlı Parkinson hastalarının narsisistik olarak kırılgan bir benliğe sahip olduğu bunun sonucunda da narsisistik savunmaları kullandıkları ve nesne kaybına dair yoğun endişelerinin olduğu dikkati çekmiştir.
Multipl sklerozlu kişilerin bağımlılık özelliklerinin saldırganlık bağlamında projektif testler ile değerlendirilmesi
Multipl Skleroz hastalığı en büyük iş gücü kaybına neden olan nörolojik hastalıklardan birisidir. Bu araştırma, Multipl Skleroz hastalığına sahip bireylerin bağımlılık özellikleri ve saldırganlığı işleme yöntemlerinin bağımlılık bağlamında projektif testler ile değerlendirmektedir. Bu araştırma ile hastalığın psikodinamik özelliklerini araştırarak hastalığa dair bilgi birikimine katkı yapılması, araştırmanın sonuçlarını klinik deneyimde kullanarak bu hastalar ile yapılacak psikoterapi çalışmalarına yardımcı olunması amaçlanmaktadır. Bu çalışmada, MS tanısı almış 18 gönüllü katılımcı ile klinik ön görüşme yapılmış ardından Rorschach Testi ve Tematik Algı Testinden oluşan projektif test bataryası uygulanmıştır. Uygulanan testler Fransız Ekolü ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın bulguları, MS'li hastaların ruhsallığında, bağımlılık ihtiyacının yoğun olduğu ve ayrılma-bireyselleşemeye yönelik çatışmaların ruhsallıklarında önemli bir rol oynadığı, bu bağlamda MS'li hastaların saldırganlığı bütünleştirmekte zorlandığı ve saldırganlığı kontrol etmeye yönelik ruhsal faaliyetin yoğun olduğunu bulgulamıştır.
Kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan erkek ergenlerde özdeşim problematiğinin sembolizasyon kapasitesine etkisinin projektif testlerle incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı, kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan ve bulunmayan erkek ergenlerde baba işlevi, üst benlik gelişimi ve özdeşim problematiğinin sembolizasyon kapasitesine etkisi arasındaki farkların projektif testler aracılığıyla incelenmesidir. Kendine fiziksel zarar verme davranışı ölüm niyeti olmaksızın tekrar tekrar vücudun yüzeyinde derin olmayan fakat acı veren yaralar açılması eylemi olarak tanımlanmaktadır. Kendine fiziksel zarar verme davranışında bulunurken çeşitli yollar tercih edilebilmektedir. Bu yollardan en yaygın tercih edileni bedene kesi yoluyla zarar vermedir. Bu çalışmada bedene kesi yoluyla zarar veren 15-20 yaş arasındaki 12 erkek ergen ve zarar verme davranışında bulunmayan 8 erkek ergen arasındaki farklılıklar projektif yöntemler aracılığıyla incelenmiştir. Kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan katılımcılara Maltepe Çocuk ve Gençlik Kapalı Ceza İnfaz Kurumu vasıtasıyla; kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunmayan katılımcılara ise kartopu yöntemiyle ulaşılmıştır. Katılımcılara yarı-yapılandırılmış psikanalitik öngörüşme sonrası Rorschach Testi ve TAT uygulanmış olup, bu malzemeler, Fransız Okulu'na özgü içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, kendine fiziksel zarar verme eyleminde bulunan ergenlerin baba işlevini içselleştirmekte güçlük yaşadıkları ve üst benlik işlevlerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Bununla birlikte bu ergenlerin özdeşim kurma güçlüğü yaşadıkları ve bu yetersiz işlevlerin sembolizasyon kapasitesini etkilediği çalışmanın bulguları arasındadır.
Kendini kesen kız ergenlerde babayla ilişkinin cinsel dürtü organizasyonundaki rolünün projektif testlerle değerlendirilmesi
Bu çalışmanın konusu, kız ergenlerin babalarıyla olan ilişkilerinin niteliğinin cinsel dürtü organizasyonlarına nasıl etki ettiğinin incelenmesidir. Araştırmanın amacı, kendini kesme davranışı olan kız ergenlerin ruhsal dünyasına ışık tutmak ve bu ergenlerle yapılan ruhsal çalışmalara fayda sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda, cinsiyeti kız olan, her iki ebeveyni de hayatta olan, bir veya birden fazla kez kendini kesme girişimi bulunan ve psikiyatrik takibi devam eden 15-19 yaş arası 12 ergenle klinik ön görüşme yapılmış, Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Uygulanan Rorschach Testi'nden elde edilen bulgular, "Rorscach Türk Ergen Normları" ile karşılaştırılmış ve yanıtlar buna göre kodlanmıştır. Rorschach ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular Fransız ekolü çerçevesinde içerik analizi yöntemiyle incenmiştir. Bu analiz sonucunda kendini kesme girişimi olan 12 ergenin öngörüşme ve test bulgularından sağlanan bilgiler ışığında, cinsel dürtünün organize edilmesinde ve ödipal arzunun bastırılmasında güçlük yaşandığı, bu ergenlerde kendini kesme eyleminin otoerotik bir faaliyet olarak deneyimlendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Üstün başarılı ergenlerde mükemmelliyetçiliğin ahlaki mazoşizm kavramı kapsamında projektif yöntemler ile değerlendirilmesi
Bu çalışmada, üstün entelektüel potansiyeli olan ve mükemmeliyetçi tutum gösteren altı ergenin mazoşistik yatırımları incelenmektedir. Araştırmanın amacı, literatürde çeşitli isimlerle ele alınan üstünlük potansiyelini, mükemmeliyetçi tutum üzerinden incelemek ve bu ergenlerle yapılan ruhsal çalışmalara fayda sağlamaktır. Bu amaçla üstün entelektüel potansiyeli olan ve mükemmeliyetçi tutum gösteren 16 yaşlarında 6 ergenle yarı yapılandırılmış ön görüşme yapılmış, Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Ergenlere uygulanan Rorschach ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular, "Rorschach Türk Ergen Normları" ile karşılaştırılmış ve buna göre değerlendirilmiştir. Rorschach ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular Fransız Okulu'na uygun olarak içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İçerik analizi sonucunda, 6 üstün başarılı ergenin öngörüşmesinden ve test bulgularında erken dönem nesne ilişkilerindeki problematiklerin üstün entelektüel gelişimle ilişkisi gözlemlenmiştir. Bunun yanı sıra, mükemmeliyetçi tutum görünümündeki mazoşistik yatırımın ergenliğin ruhsal çatışmaları karşısında üstünlük potansiyelinin sonucu oluşan bir savunmasal örgütlenme olduğu bulgulanmıştır.
İmkansız bir yas deneyimi: Çocuğunu öldüren anneleri projektı̇f testlerle değerlendı̇rme
Bu çalışmada çocuğunu öldüren annelerin kendi anneleriyle olan ilişkileri ve öldürdükleri çocukluklarının ardından ayrılık, kayıp ve yas duygulanımını nasıl deneyimledikleri araştırılmıştır. Cezaevinde çocuğunu öldürmek suçundan bulunan 6 kadın ile bu çalışma gerçekleştirilmiştir. Katılımcılarla psikanalitik yönelimli ön görüşme yapıldıktan sonra Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi uygulamıştır. Uygulanan testler Fransız Okulu'na özgü içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Bulgular erken dönem anne imgesinin korkutucu, zarar verici olduğu ve yoğun bir persekütif endişe uyandırdığını aynı zamanda çok yoğun simbiyotik arzunun olduğunu göstermektedir. Çocuğu öldürmenin anneyle olan bu ölümcül simbiyotik bağın yok edilmesi anlamına geldiği düşünülmektedir. Suçun açığa çıkması ile birlikte uzun süredir reddedilen ıstırap deneyimlerinin bu kadınları baskıdan kurtardığı görülmektedir. Eylemin çaresiz doğası nedeniyle ayrılık, kayıp ve yas duygularını işlemlenemediği, bu anne için çocuğun ölümünün imkansız bir yasa tekabül ettiği çünkü annenin ancak çocuğunu öldürerek kendini bu ölümcül füzyondan kurtarabildiği ve hayatta kaldığı görülmüştür.
Lösemi teşhisi almış ergenlerin ruhsal işleyişlerinin ölüm dürtüsü üzerinden incelenmesi
Bu çalışmada, lösemi teşhisi almış ergenlerin ruhsal işleyişleri ölüm dürtüsü üzerinden incelenmiştir. Psikanalitik psikosomatik kuram çerçevesinde olguların ruhsal dünyaları, tasarımları ve duygulanımları araştırılmıştır. Araştırmanın amacı kanser teşhisi alan ergenler ile yapılan çalışmalara ve literatüre katkı sağlamaktır. Araştırma, lösemi teşhisi almış 14-18 yaş arası 5 ergen ile yürütülmüştür. Katılımcılar ile klinik ön görüşme yapılmış; katılımcılara projektif testler olan Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Bulgular "Rorschach Türk Ergen Normları" kullanılarak ve Fransız Okulu ile değerlendirilmiştir. Tüm bu verilerin analizi sonucunda katılımcıların zihinselleştirme konusunda zorlandıkları, depresif duygulanıma sahip oldukları ve bedene yönelik yıkıcı saldırgan düşlemlere sahip oldukları görülmüştür. Tüm bu veriler ışığında dürtüsel yaşamlarında yıkıcılığın hakim olduğu ve ölüm dürtüsünün işlediği söylenebilir.
Konversiyon bozukluğu tanısı alan kadınların libidinalizasyon ve nesne ilişkileri ekseninde projektif testler ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın konusu Konversiyon Bozukluğu teşhisi almış kadınların ruhsal dünyalarının libidinalizasyon ve erken dönem nesne ilişkileri ekseninde incelenmesidir. Geleneksel olarak histerik nevroz ile ilişkilendirilen konversiyon hakkında güncel bilgiler gözden geçirilerek, bu teşhisi almış kadınların ruhsal dünyalarında nesne ilişkilerinin, kadınsı tasarımların niteliğinin, dürtüsel işleyişlerinin, benlik tasarımlarının projektif testlere nasıl yansıtıldığını ortaya koymak ve bu tanıyı almış kadınların ruhsal işleyişlerindeki ortak noktaların projektif testler aracılığıyla keşfedilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla son 6 ayda Konversiyon Bozukluğu teşhisi almış 8 kadın katılımcıya sırasıyla yarı yapılandırılmış klinik görüşme, Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Test sonuçları Fransız Okulu sistemine göre incelenmiş ve içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre KB tanısı almış kadınların nesne ilişkileri arkaik persekütif endişenin varlığı ekseninde belirginleşmektedir. Kadınsı tasarımların niteliğinin de yoğunlukla saldırgan ve olumsuz olduğu ve benlik tasarımının da narsisistik açıdan kırılganlıklar içerdiği ortaya çıkmıştır. Bu durum, pre-ödipal dönemde nesne ile ilişkide uyarıcı kalkan işlevinin de etkin şekilde edinilememiş olacağını düşündürmüştür Bu nedenle libidinalizasyon süreci; yani katılımcıların dürtüsel işleyişleri incelenmiştir. Katılımcıların libidinal ve agresif dürtüyü ruhsallık içerisinde etkin savunmalar ile taşıyamadıkları ortaya çıkmıştır. Tüm bunlardan hareketle konversiyonun bir tür bedensel eyleme geçiş olduğu görüşüne varılmıştır.
Transseksüel kadınlarda baba imgesi ve otoritenin projektif testlerle değerlendirilmesi
Bu çalışmanın temel amacı, cinsiyet geçiş ameliyatları için başvuruda bulunmuş olan transseksüel kadınların baba imgesi ve otorite açısından projektif testler kullanılarak incelenmesidir. Transseksüel, doğuştan getirdiği bedensel cinsiyetinden hoşnutsuzluk duyup, karşı cinsin biyolojik, ruhsal ve toplumsal özelliklerine sahip olmak isteyen bireylere denmektedir. Transseksüel kadın ise doğuştan erkek cinsiyet özelliklerine sahip olup, kadın olmak isteyen bireylere denilmektedir. Bu çalışma hastaneye cinsiyet değiştirme ameliyatı için başvurmuş ve takibi yapılan, 18-45 yaşları arasında Cinsiyet Disforisi tanısı almış 15 gönüllü transseksüel kadın ile yürütülmüştür. Katılımcılara yarı-yapılandırılmış psikanalitik ön-görüşme sonrası Rorschach Testi ve TAT uygulanmış olup, bu malzemeler, Fransız Okulu'na özgü içerik analiziyle değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, baba imgesi ve otoritenin bu bireyler için değersizleştirildiği, mesafe alındığı ve buradan hareketle babasal anlamda bir otorite güçlüğünün ortaya çıktığı söylenebilir. Bununla birlikte otorite imgesi incelendiğinde, daha çok annesel üstbenliğin baskınlığı, anneyle oluşan simbiyotik tarzda bir ilişki paterni de çalışmanın sonuçları arasındadır.
Ekzema hastalarında psikosomatik işleyişin deri-benlik kuramı bağlamında araştırılması
Deri hastalıkları arasında yer alan ekzema hastalığının psikosomatik doğası çeşitli kaynaklarda ele alınmıştır. Bu tez, ekzema hastalığının ruhsal kökenlerini ayrıntılı bir biçimde psikanalitik kuramsal temellere dayalı olarak araştırmayı hedeflemektedir. Kronik ekzeması olan ve tıbbi tedavilere direnç gösteren 15 hastanın ruhsal işleyişleri ön görüşme ve projektif testler aracılığıyla değerlendirilmiştir. Rorschach ve Tematik Algı Testi'nin verileri Paris Okulu'nun yönergeleri doğrultusunda içerik analizi yapılmıştır. Psikosomatik işleyişin incelenmesinin yanı sıra, söz konusu hastalığın deri üzerinde yer almasından dolayı Didier Anzieu'nun deri-benlik kuramı araştırmalara dahil edilmiştir. Deri, yaşamın erken dönemlerinde anne ve bebek arasında bir ara yüz oluşturmaktadır. Anne tarafından fiziksel ve duygusal ihtiyaçların giderilmesiyle birlikte çocuğa bu şekilde libidinal aktarımda bulunulmaktadır. Deri hastalığının oluşumunda annesel işlevlerin kalitesi sorgulanmış olup hipotezler bağlamında araştırılmıştır. Aynı zamanda, hipotezlerde psikosomatik işleyişle ilintili olan bedensel kaygılar ve sınırların niteliğine değinilmiştir. Fisher ve Cleveland'ın geliştirdiği 'Zar ve Nüfuz Etme Değişkenleri' Rorschach Testi alt ölçeği hastaların ruhsal ve bedensel sınırlarını değerlendirmek amaçlı kullanılmıştır. Hipotezlerin büyük ölçüde doğrulandığı görülmektedir. Ekzema hastalarının deri-benlik yapılanmalarındaki eksikliklerin annesel işlevlerde yetersizliklerle ilişkilendirilmektedir. Beden içine yönelik kaygılara ek olarak beden bütünlüğünün dağılmasına yönelik korkuların yaşandığı tespit edilmiştir. Fisher ve Cleveland'ın çalışmalarında deri hastalığının uyaranlara karşı bir zar görevi gördüğü vurgulanmıştır. Bu araştırmanın bulgularında, ekzema hastalarının ruhsal sınırlarında zar ve nüfuz etme dinamiklerinin eş zamanlı görüldüğü, yer almaktadır.
Anoreksiya Nervozada nüfuz edici anne imgesi sorunsalının projektif testlerle değerlendirilmesi
Bu çalışma, anoreksiya nervoza tanısı almış ergenlerin anneleriyle olan erken dönem ilişkilerinin projektif testler aracılığıyla incelenmesini içermektedir. Çalışmanın amacı, anoreksiya nervoza hastalarının sahip olduğu anne imgesinin, bu hastaların ruhsallığına olan etkisinin ortaya konmasıdır. Bu amaçla, yaşları 13-17 arasında değişen dört anoreksiya nervoza hastası ve aileleriyle çalışma yürütülmüştür. Hastalardan ikisi çalışma yürütüldüğü dönemde İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Yeme Bozuklukları servisinde yatmakta; diğer iki hasta ise İstanbul'da özel bir psikoterapi merkezinde tedavi görmektedir. Çalışmaya katılmaya gönüllü olan bu hastalarla önce ailelerinin de katıldığı aile görüşmeleri yapılmış, sonrasında hastalarla bire bir olarak psikanalitik ön görüşme ve Rorschach ve Tematik Algı Testlerinin uygulanmasını içeren bir görüşme yapılmıştır. Rorschach testinden ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen veriler Fransız Okulu'na bağlı kalınarak içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. İçerik analizi sonuçlarından elde edilen bulgular, anoreksiya nervoza hastası ergenlerin anne imgesini nüfuz edici nitelikte algıladıkları, preödipal dönemde yaşadıkları sorunlar sebebiyle ebeveynsel üstbenlik karşısında çocuksu bir üstbenlik yapılanmasına tutundukları ve annesele yönelik düşlemlerinin ayrılma-bireyleşme süreçlerinde zorluklara yol açtığını işaret etmektedir. Bulgular, anneden ayrılmaya dair hem bir arzu hem de endişe taşıyan hastaların, anneleriyle olan ilişkilerinde ambivalan duygular içerisinde olduklarını göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Anoreksiya nervoza, anne-çocuk ilişkisi, projektif testler, ayrılma-bireyleşme, nüfuz edici.
Gebelik dönemindeki kadınların ruhsal dünyalarının narsisistik eksende projektif testlerle değerlendirilmesi
Bu çalışmanın konusu gebelik dönemindeki kadınların ruhsal dünyalarının narsisistik eksende incelenmesidir. Çalışmanın amacı gebelik sürecinde kadınların ruhsal dünyalarındaki değişimleri ile ilgili bilgi edinmek, anne adayının nesne ilişkilerinin, özdeşimlerinin narsisistik eksende projektif testlerde nasıl işlendiğini ortaya koymak ve gebelik sürecinde anne adaylarının ruhsal işleyişlerindeki ortak noktaların projektif testler aracılığıyla keşfedilmesidir. Bu amaçla ilk gebeliğinin ilk trimesterinde bulunan 10 katılımcı ile sırasıyla yarı yapılandırılmış klinik görüşme, Rorschach Testi ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Test sonuçları Fransız Okulu sistemine göre incelenmiş ve içerik analizi yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre gebelik döneminde kadınların narsisistik ve çocuksu savunmalara başvurdukları, kendilerine ve bedenlerine dair meşguliyetlerinde artış görülmüştür. Katılımcıların nesne ilişkileri narsisistik eksende simbiyotik tarzda belirgin hale gelmektedir. Bununla birlikte katılımcıların dünyaya gelmesi beklenen bebeğe, kendi ödipal dönem çatışmalarının yeniden işlenmesi bağlamında narsisistik açıdan önem atfettikleri, anne adaylarının aktüel gebelik süreçleri ile ilgili kendilerine dönük dikkat çekici bir narsisistik konsantrasyon içinde oldukları görülmüştür.
Alopesi areata hastalarında işlemsel düşünce/aleksitimi ve başa çıkma tutumlarının incelenmesi
Bu çalışma, alopesi areatalı (AA) hastalarda işlemsel düşünce/aleksitimi özellikleri ile başa çıkma tutumlarını incelemeyi hedeflemiştir. Çalışmanın örneklemini, çok büyük oranda İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı-Saç Kliniği'nde ve İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalında tedavi gören, alopesi areata tanısı almış, yaşları 19-62 yaş aralığında değişen, 6 kadın ve 6 erkek olmak üzere, toplam 12 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcıların yaş ortalaması 32,5'tir. Çalışma kapsamında katılımcıların sosyo-demografik bilgileri alınmış, katılımcılarla araştırma hipotezleri doğrultusunda psikanalitik yönelimli klinik görüşmeler yapılmış, Rorschach testi ve Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAÖ) ile Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE) uygulanmıştır. Toplanan veriler; hem niceliksel, hem de niteliksel analize tabi tutulmuştur. Rorschach testinin içerik analizi Fransız Okulu sistemine göre ve kullanılan ölçeklerin niceliksel analizi ise SPSS paket programı ile yapılmıştır. Niceliksel veri analizinde; TAÖ sonuçlarına göre katılımcıların önemli bir kısmının aleksitimik özellikler gösterdiği anlaşılmıştır. COPE test; problem odaklı, duygu odaklı ve işlevsel olmayan başa çıkma tutumları şeklinde üç genel başlık altında ele alındığında, katılımcılar tarafından toplam puan ortalamalarına göre, en fazla problem odaklı başa çıkma tutumlarına başvurulduğu, en az ise işlevsel olmayan başa çıkma tutumlarına başvurulduğu görülmüştür. Niteliksel veri analizinde; klinik görüşme bulguları incelendiğinde, rüya kapasitesine ilişkin eksiklikler, anı bilgisi vermede sıkıntılar, güncel yaşamda monotonluk ve söylemde duygunun olmayışı ile gelecek planlarına ilişkin hayal kurmada yetersizlikler gibi işlemsel düşünceye işaret eden bazı bulgular saptanmıştır. Başa çıkma konusunda ise bazı katılımcıların yetersiz kaldıkları vurgusu dikkat çekmiş olup; genel olarak kullanılan başa çıkma tutumları ele alınmıştır. Bunlara ek olarak, katılımcıların önemli bir çoğunluğunun hastalık öncesi travmatik yaşantılar üzerinde durduğu görülmüştür. Hastalıkla ilgili söylemler incelendiğinde, hastaların genellikle kendi ruhsal dünyaları ile bağlantı kurmakta zorlandıkları görülmüştür. Rorschach testinde; işlemsel düşünceye ilişkin bulgular incelendiğinde, özellikle anket yanıtlarında eksiklikler görülmüş olup, bunun ardından hareket yanıtlarında ve renk yanıtlarındaki eksiklikler dikkat çekmiştir. Hasta grubunda genel olarak işlemsel düşünce/aleksitimi özelliklerinin görüldüğü, bazı hastaların başa çıkmada yetersiz kaldıkları anlaşılmıştır. Bulgular literatür kapsamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Alopesi Areata, İşlemsel düşünce, Aleksitimi, Rorschach testi, Başa Çıkma
Obez olan ve olmayan bir grup bireyde diyet uyum davranışının psikososyal yordayıcılarının incelenmesi: Planlı davranış kuramı çerçevesinde bir batarya geliştirme ve model sınama çalışması
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından obezite, bireyin vücudunda sağlığını bozacak derecede yağın birikmesi olarak tanımlanmaktadır (DSÖ, 1997). Genetik, çevresel ve psikolojik etkileşimler sonucu oluşabilen obezite, birçok tıbbi problemi beraberinde getirdiği için tedavi edilmesi gereken kronik bir hastalıktır. Obezite tedavisinde yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri diyet tedavisidir. Araştırma bulguları, risk grubunda olan kişilerin diyete başlama ve uyum göstermede zorluklar yaşadığını göstermektedir. Bu araştırmanın temel amacı: diyet uyum davranışının psikososyal neden ve yordayıcılarını Planlı Davranış Kuramı (PDK) perspektifinde ele alan bir diyet uyum bataryasının geliştirilmesidir. Araştırmanın diğer amacı ise, PDK'nın yapıları arasında öngördüğü: tutumlar, öznel normlar ve algılanan davranışsal kontrolün davranışı niyet üzerinden dolaylı olarak yordayacağı; davranışın en güçlü yordayıcısının niyet olacağı yönündeki modelin sınanmasıdır. Bu kapsamda geliştirilen Planlı Davranış Kuramı Diyet Uyum Bataryası (PDKDUB); tutumlar, öznel normlar, algılanan davranışsal kontrol, niyet ve davranış yapılarını ölçümleyen iki endeks ve 13 ölçekten oluşmaktadır. Batarya ölçeklerinin geçerlik ve güvenirlik çalışması İstanbul Üniversitesi ve İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde eğitim görmeye devam eden, 18-59 yaş arası, 303 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Güvenirlik kapsamında iç-tutarlılık katsayıları hesaplanmıştır. Geçerlik kapsamında ise madde analizi ve faktör analizi gerçekleştirilmiş; bataryanın içerisinde yer alan ölçeklerin birbirleri ve Yeme Bozukluğunu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), Yeme Tutum Testi (YTT-26), Hasta Sağlık Anketi (HSA), Kısa Form-36 Sağlık Taraması (SF-36), Diyet Özyeterlilik İnançları Ölçeği (DÖİÖ) ile arasındaki korelasyon katsayıları incelenmiştir. Çalışmanın sonuçlarına göre, PDKDUB'nin 68 maddeden oluştuğu, içinde yer alan ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu gözlemlenmiştir. Davranışsal niyeti en fazla dolaylı tutumların; davranışı ise niyetin yordadığı görülmüştür. Tutumlar ve özyeterlik ile davranış arasında davranışsal niyetin kısmi aracı etkisi bulgulanmıştır. Sonuç olarak, ilgili bulgular bataryanın geçerlik ve güvenirliği ile PDK öngörülerine dair kanıtlar sunmakta olup, diyet uyum davranışı konusunda PDK temelli oluşturulacak müdahale programlarında özellikle tutumlar ve özyeterlik yapılarının göz önünde bulundurulmasının önem taşıdığını düşündürmektedir.
Uyku bozuklukları ekseninde anne bebek ilişkisi ve annenin ruhsal dünyası
Bu araştırmada uykuya dalmakta güçlük çeken ve/veya gece sık uyanan bebeklerin annelerinin ruhsal dünyasının ve yaşanan problemin anne-bebek ilişkisi içindeki yerinin incelemesi hedeflenmiştir. Niteliksel yöntemle yapılan araştırmaya katılan yedi katılımcı ile yarı yapılandırılmış ön görüşme yapılmış, ardından katılımcılara Rorschach ve Tematik Algı Testleri uygulanmıştır. Elde edilen veriler Fransız Okulu sistemine göre içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bulgular, katılımcıların nesne kaybı endişesine karşı manik savunmalar kullandıklarını göstermektedir. Annenin yaşadığı kaygıların ve kullandığı savunmaların bebeğin uyarılmasına sebep olduğu ve bebeğin doyum yoluyla rahatlayarak uykuya dalmasını engellediği düşünülmektedir. Uyarılımlara karşı uyarı-kalkanı sistemi henüz gelişmeyen bebek için bu işlev anne tarafından yerine getirilir. Katılımcıların dışsal uyaranlar karşısındaki kontrollerini kolayca yitirebildikleri, içsel heyecanlarını kontrol etmekte güçlük yaşadıkları ve uyarı kalkanlarının heyecanları karşılamada yetersiz kaldığı görülmüştür. Erken dönem nesne ilişkileriyle ilişkili bulgularda ayna rolünü ve tutma işlevini yerine getirmede yetersiz, kapsayıcılıktan uzak anne imgeleri ile karşılaşılmıştır. Katılımcıların kaygı ve uyarılımlar karşısında iç nesnelerden dayanak alarak rahatlayamadığı ve kendini sakinleştirme yöntemlerine başvurdukları ve bebeklerine de ancak böyle bir yolla sakinleşme sağlayabildiği düşünülmektedir.
Obezite tanısı almış ergenlerin narsisistik eksende projektif yöntemler ile değerlendirilmesi
Bu çalışmanın konusu, obezitenin, ergen beş bireyin narsisistik yatırımlarına olan etkisini incelemektir. Araştırmanın amacı, obez ergenlerin ruhsal dünyasına dair bilgi edinerek, obez ergenlerle yapılan ruhsal çalışmalara fayda sağlamaktır. Bu amaçla obezite tanısı almış, 12-18 yaş arası 5 ergenle klinik ön görüşme yapılmış, Rorschach ve Tematik Algı Testi uygulanmıştır. Ergenlere uygulanan Rorschach Testi'nden elde edilen bulgular, "Rorscach Türk Ergen Normları" ile karşılaştırılmış ve buna göre değerlendirilmiştir. Rorschach testi ve Tematik Algı Testi'nden elde edilen bulgular Fransız Okulu'na uygun olarak içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. İçerik analizi sonucunda 5 obez ergenin öngörüşmesinden ve test bulgularından elde edilen bilgilere göre, erken dönem nesne ilişkilerine dair problematikler, ergenlikte bireyin geçirdiği dönüşüme bağlı dinamikler ve depresif duygulanımın işlenemesine dair problematikler ve narsisitik dayanakların yetersizliği ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Obezite, Ergenlik, Narsisizm,Rorschach Testi, Tematik Algı Testi
Psikolojik dayanıklılık ve anksiyetenin COVİD-19 korkusu üzerindeki etkisi
Bu araştırmanın amacı, psikolojik dayanıklılık ve anksiyetinin COVID-19 korkusu üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya Bahçeşehir Üniversitesi, Demiroğlu Bilim Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi psikoloji bölümü lisans düzeyinde eğitim gören ve 17-46 yaş aralığında bulunan 416'sı kadın ve 105'i erkek olmak üzere toplam 521 kişi katılım göstermiştir. Veri toplamak amacıyla sunulan Kişisel Bilgi Formu'na ek olarak araştırmacılar tarafından geliştirilmiş olan Psikolojik Dayanıklılık, Beck Anksiyete ve COVID-19 (Koronavirüs) Korkusu ölçekleri kullanılmıştır. Araştırmada, anksiyete ve psikolojik dayanıklılığın Covid-19 korkusu üzerindeki etkisini belirlemek için çoklu doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. COVID-19 korku puanları ile değişkenleri karşılaştırmak için bağımsız örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Yapılan araştırmada katılımcıların COVID-19 korku düzeylerinin orta, anksiyete düzeylerinin düşük ve psikolojik dayanıklılık düzeylerinin yüksek olduğu görülmektedir. Anksiyete puanları arttıkça COVID-19 korku puanlarının da arttığı gözlenmiştir. Kendini adama, kontrol ve genel psikolojik dayanıklılık puanlarının artmasıyla COVID-19 korku puanlarının azaldığı gözlemlenmiş, meydan okuma puanları ve COVID-19 korku puanları arasında anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. COVID-19 korku puan ortalamalarının cinsiyet, kronik rahatsızlığa sahip olma, sosyal mesafe, maske kullanımı, temizlik ve eğitim hayatını olumsuz etkileme durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak anksiyete ve psikolojik dayanıklılık bileşenleri COVID-19 korkusundaki değişimin %16'sını açıklamaktadır. Anksiyete ve psikolojik dayanıklılık birlikte ele alındığında, anksiyetenin psikolojik dayanıklılığa göre COVID-19 üzerinde daha etkili olduğu anlaşılmaktadır. Anksiyete COVID-19 korkusunu pozitif yönde etkilemektedir.
Migren tanılı hastalarda problem çözme becerileri ve duyguları ifade etme biçimlerinin ilişkisi
Bu araştırmada baş ağrısı hastalarının sahip oldukları ağrı ve hastaların sosyal problem çözme ve duyguları ifade etme becerileri arasındaki ilişkiyi detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmada baş ağrısı olan katılımcılar ile çalışılmıştır ancak belirli bir alt grup oluşturulmamıştır. Araştırma, baş ağrısı tanısı bulunan 269 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar 15-68 yaş aralığında gönüllü kişilerdir. Çalışmaya Cerrahpaşa Hastanesinde tedavi görmekte olan hastalar ve online form dolduran hastalar katılmıştır. Araştırma baş ağrısı süresi, duyguları ifade etme becerileri ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiye odaklanmıştır. Çalışmada kullanılan veri toplama araçlarından olan "Demografik Bilgi Formu" araştırmacı tarafından hazırlanmıştır. Sosyal problem çözme becerileri anlamak amacıyla, D'Zurilla ve arkadaşları tarafından 1995 yılında hazırlanıp, Mehmet Eskin ve Zeynep Aycan tarafından Türkçeye uyarlanan Sosyal Problem Çözme Envanteri Kısa formu kullanılmıştır. Duyguları ifade etme biçimlerini anlamak amacıyla, King ve Emmons tarafından 1990 yılında geliştirilen, Yaşar Kuzucu tarafından 2011 yılında Türkçeye uyarlanan Duyguları İfade Etme Ölçeği kullanılmıştır. Baş ağrısı hastalarının, duyguları ifade etme ve sosyal problem çözme becerileri arasındaki, araştırmada bulunması hedeflenen ilişkinin, tedavisi gereken hastalarda nasıl bir tedavi uygulanması gerektiği konusunda etkili çözümler sunacaktır. Yapılan analizler doğrultusunda, probleme olumsuz yönelme üzerinde cinsiyet, kaçınmacı yaklaşım üzerinde cinsiyet, eğitim durumu, ilk baş ağrısı yaşı, olumlu duygu ifadesi üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş, ilk baş ağrısı yaşı, yakınlık ifadesi üzerinde ailede baş ağrısı öyküsü, DİEB toplam puanı üzerinde cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, yaş ve ilk baş ağrısı yaşının etkili olduğu görülmüştür. Ölçekler arası yapılan analizler doğrultusunda ise probleme olumlu yönelme, akılcı problem çözme ve kaçınmacı yaklaşım ile yakınlık ifadesi, olumlu duygu ifadesi ve DİEB toplam puan arasında doğrusal ilişkilerin olduğu gözlenmiştir. Son olarak, araştırmanın sınırlılıklara ve gelecek araştırmalara ışık tutması için önerilere yer verilmiştir.
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve narsisizm arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve narsisizm düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya, 179 kadın ve 103 erkek olmak üzere toplamda 282 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, 2020 yılında kartopu örnekleme yöntemi ile internet üzerinden çevrimiçi anket platformu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formuna ek olarak Narsistik Kişilik Envanteri (NKE), Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Verilerin normal dağılıma uygunluğu Tek Örneklem Kolmogorov Smirnov testi ile test edilmiştir. Anlamlılık değeri 0,05'den küçük olduğu için ileri düzey çözümlemelerde parametrik olmayan testler kullanılmıştır. Parametrik olmayan testlerden iki bağımsız değişken için Mann-Whitney U testi, ikiden fazla bağımsız değişken için Kruskal-Wallis testi, ilişki analizleri için ise Spearman's korelasyon katsayıları kullanılmıştır. Araştırmada Narsistik Kişilik Envanteri puanları, katılımcıların sosyal medya bağımlılık düzeylerine göre karşılaştırıldığında; Narsistik Kişilik Envanteri 'Teşhircilik' ve 'Hak İddia Etme' alt boyutu puanları aralarındaki fark anlamlı bulunmuştur. Değerlendirme sonuçlarına göre; sosyal medya bağımlılık düzeyi 'çok yüksek bağımlı olan' katılımcıların Narsistik Kişilik Envanteri 'Teşhircilik' ve 'Hak İddia Etme' alt boyutu puanları, öteki sosyal medya bağımlılık düzeylerine sahip katılımcılara göre yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak sosyal medya kullanımı ve narsistik yapılanma düzeyi arasında bir ilişki olduğu saptanmıştır Anahtar sözcükler: Üniversite öğrencileri, sosyal medya bağımlılığı, narsisizm
Yeme tutumu, ayrılık anksiyetesi ve yetişkin ayrılık anksiyetesi arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı, bireyin yeme tutumunun, ayrılık anksiyetesi ve yetişkin ayrılık anksiyetesi ile ilişkisini gözlemlemek ve sosyodemografik özelliklerin bu veriler üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırmanın evreni 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Çalışmaya 293 kadın ve 91 erkek olmak üzere toplamda 384 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, 2020 yılında T.C. Demiroğlu Bilim Üniversitesi öğrencilerinden ve Türkiye genelinde kartopu örnekleme yöntemi ile internet üzerinden çevrimiçi anket platformu kullanılarak toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla araştırmacılar tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formuna ek olarak Yeme Tutum Testi (YTT), Ayrılık Anksiyetesi Belirti Envanteri (AABE) ve Yetişkin Ayrılık Anksiyetesi Envanteri (YAA) kullanılmıştır. Verilerin analizi aşamasında Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Speraman's kolerasyon katsayısı kullanılmıştır. Bu araştırmanın bulguları incelendiğinde; ayrılık anksiyetesi ve yetişkin ayrılık anksiyetesi arasında bir ilişki olduğu ve bunların da yeme tutumunu etkilediği saptanmıştır. Ek olarak; yeme tutumununun, ayrılık anksiyetesinin ve yetişkin ayrılık anksiyetesinin; bireylerin yaşından (YTT hariç), cinsiyetinden (sadece YTT ve AABE 'Ayrılma Anksiyetesi' alt boyutu için), medeni durumundan (YTT hariç) ve eğitim düzeyinden (AABE 'Ayrılma Anksiyetesi' alt boyutu ve YAA hariç) etkilendiği saptanmıştır. Bu konudaki araştırılmaların arttırılması ve bireylerin farkındalığının artması adına kurumlarda ve işyerlerinde bu konuda seminerlerin düzenlenmesi daha sağlıklı bir nesil için önemlidir. Anahtar sözcükler: yeme tutumu, ayrılık anksiyetesi, yetişkinlik dönemi
Evli bireylerde ilişki özyeterlik, evlilik doyumu ilişkisi ve etkili iletişim becerilerinin aracı rolü üzerine bir araştırma
Bu çalışma; Evli bireylerde ilişki özyeterlik, evlilik doyumu ilişkisi ve etkili iletişim becerilerinin aracı rolündeki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu 242 birey (134 kadın, 108 erkek) oluşturmaktadır. Araştırma nicel, ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma katılımcıları her çiftten bir kişi alınacak şekilde, veriler kolayda örneklem yöntemi ile toplanmıştır. Çalışmada; kişisel bilgi formu ve "İlişki Özyeterlik"; "Evlilik Yaşamı"; "Etkili İletişim Becerileri" ölçekleri kullanılmıştır. Analizlerde demografik değişkenlerden yaşa, cinsiyete, çalışma durumuna, evlilik süresine, flört süresine ve evde hayvan olma durumuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca ilişki özyeterlik ve evlilik doyumu arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. İlişki özyeterliğin alt boyutu olan duygusal kontrol ile evlilik doyumu arasında etkili iletişim becerilerinin alt boyutlarından kendini tanıma-kendini açma ve empatinin aracı etkisi olduğu görülmüştür. İlişki özyeterliğin alt boyutu olan farklılaşma ile evlilik doyumu arasında etkili iletişim becerilerinin alt boyutlarından kendini tanıma-kendini açma, empati ve egoyu geliştirici dilin aracı etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç olarak evli bireylerde ilişki özyeterliğin evlilik doyumu üzerinde etkili bir faktör olduğu görülmüştür. Etkili iletişim becerilerinin de ilişki özyeterlik ile evlilik doyumu arasındaki ilişkiyi etkileyen bir rolü olduğu görülmüştür. Bu nedenle evli bireylerde evlilik doyumunun arttırılması için ilişki özyeterlik ve etkili iletişim becerilerini geliştirmeye yönelik çalışmaların yapılması önerilebilir.
Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı ilişkisinde bedeni beğenme düzeyinin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmada Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasındaki ilişki ve bedeni beğenme düzeyinin Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasındaki ilişkide aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubu 204 kadın 105 erkek olmak üzere 309 kişiden oluşmaktadır. Araştırma online platformda form oluşturarak katılımcılar rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak belirlenmiştir. Araştırma nicel araştırma türü olan tarama modelidir. Araştırmanın verileri gerekli yazılı ve sözlü onay alındıktan sonra bireylere Instagram Bağımlılığı Ölçeği, Çevrimiçi Alışveriş Bağımlılığı Ölçeği ve Bedeni Beğenme ölçeği uygulanarak elde edilmiştir. İncelemeler sonucunda demografik değişkenlerden yaş, eğitim durumu ve medeni duruma göre anlamlı farklılıklar gözlenmiş, ancak katılımcıların çalışma durumu, gelir düzeyi ve cinsiyetine göre anlamlı bir farklılık olmadığı belirtilmiştir. Ayrıca Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bedeni beğenmenin Instagram bağımlılığı ile çevrimiçi alışveriş bağımlılığı arasındaki ilişkide aracı rolü olduğu saptanmıştır. Bulgular incelendiğinde Instagram bağımlılığının çevrimiçi alışveriş bağımlılığını güçlü düzeyde etkilediği görülmüştür. Bu durumda çevrimiçi alışveriş davranışını azaltabilmek adına öncelikle Instagram kullanım yoğunluğu konusunu ele almanın faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Instagram bağımlılığı, çevrimiçi alışveriş bağımlılığı, bedeni beğenme
Yoğun bakım çalışanlarının taşıdığı ölüm kaygısının tükenmişlik algılarına etkisinde başa çıkma tutumlarının aracı rolü
Bu araştırmada yoğun bakım ünitelerinde çalışan doktor, hemşire ve yardımcı sağlık personelinin tanık oldukları ölüm vakalarının sonucunda ölüm kaygısından etkilenme düzeylerinin mesleki olarak tükenmişlik algıları ve başa çıkma tutumları ile ilişkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Sağlık sisteminde önemli bir yere sahip olan yoğun bakım çalışanlarının, ölümle en fazla karşılaşan kişiler arasında yer almalarının etkilerinden biri olarak ölüm kaygısı taşımalarına dikkat çekilmiştir. Bu varoluşsal kaygı durumu, yoğun bakım çalışanlarının mesleki açıdan tükenmişlik çekmelerine sebep olabilmektedir. Verimli ve sürdürülebilir bir sağlık sistemi için vazgeçilmez konumda yer alan yoğun bakım çalışanlarının psikolojik yönden desteklenmelerinin gerekliliğine dikkat çekilen bu çalışmada, daha önceki araştırmalara ek olarak literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmaya gönüllü olarak katılım sağlayan yoğun bakım çalışanlarının toplam sayısı 149 olmuştur. Bilgilendirilmiş onam formu ile katılımcıların gönüllü olarak araştırmaya katılım sağladıkları teyit edilmiştir. Demografik ve genel bilgiler ölçekler öncesinde bir Demografik Veri Formu, formu dolduran hakkında genel bilgiler adı altında sunulmuştur. Ölüm Kaygısı Ölçeği, Mesleki Yorgunluk Tükenmişlik Toparlanma Ölçeği ve Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin analizleri sonucunda yoğun bakım çalışanlarının orta düzeyde ölüm kaygısı taşıdıkları görülmüştür. Kadın çalışanlar, erkek çalışanlara kıyasla daha yüksek düzeyde ölüm kaygısı taşımaktadırlar. Bekar çalışanlar ise ölümün belirsizliği boyutunda evli çalışanlara kıyasla daha yüksek düzeyde ölüm kaygısı taşımaktadırlar. Yoğun bakım çalışanlarında ölümü düşünme düzeyi artış gösterdiğinde akut ve kronik yorgunluk düzeyleri de artış göstermektedir. Bu durum, ölüm kaygısının mesleki tükenmişliğe etkisi olarak görülebilmektedir.
Bireyin içine doğduğu aile iklimi ile benlik gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, bireyin içine doğduğu aile ortamının bireyin benlik gelişimi ile nasıl bir ilişkisinin olduğunu araştırmaktır. Araştırmamız, İstanbul ilinde yaşayan 18 yaş ve üstü bireylerin Aile İklimi ile Benlik Kurgusunun kuşaklararası ilişki bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada niceliksel tarama yöntemi ile çalışılmış olup, 200 kadın olacak şekilde 400 kişiye kişisel bilgi formu, aile iklimi ölçeği ve özerk-ilişkisel benlik ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri, SPSS 20 programı kullanılarak, t Testi, Tek yönlü ANOVA testi, Pearson Korelasyon testi ve Regresyon testi uygulanarak değerlendirilmiştir. Araştırmamızın sonucunda; aile ikliminin kişilik benlik kurgusunu etkilediği bulunmuştur. Ayrıca; kadınların ve evli bireylerin, tüm alt boyutlarda benlik kurgularının, bireyin içine doğduğu aile iklimi ile ilişki görülmüştür. Ayrıca, kuşaklararası otorite ve bilişsel uyum ile özerk benlik ve özerk-ilişkisel benlik gelişimi alt boyutlarının kuşaklar açısından farklılaştığı bulunmuştur. Z kuşağının diğer kuşaklara göre Özerk ve Özerk-İlişkisel benlik geliştirmede önde olduğu görülmüştür. Bireyin eğitim durumuna göre; eğitim düzeyi arttıkça, aile içi ilişkisellik ile özerk benlik ve özerk-ilişkisel benlik ortalamalarının da arttığı görülmüştür.
Understanding the relational processes in Turkish couples before and after a breast cancer experience
Cancer is a life threatening illness which has effects on both individual and relational levels. The present study aims to understand the intrapersonal and interpersonal relational processes obtaining in a sample of Turkish breast cancer survivors' and their male partners' before and after the cancer experience. The present study employed the Family Systems Illness Model and the Intimacy Model of Relational Competence Theory as the analytical frame.11 heterosexual couples; 11 female breast cancer survivors and 11 male partners between the ages of 30-65 and from middle to upper SES levels participated in this study. Each participant was interviewed individually and face to face, using a semi structured interview format developed by the researcher. The interviews were coded in accordance with a Grounded Theory approach using MaxQDA12 Data Analysis Software. The core couple categories to emerge from this qualitative study were; harmonious/responsive relational processes which was named as "being we" couples, conflictual relational processes which was named as "never feeling as we" couples and a transition from conflictual relational processes to more harmonious/responsive ones as a result of the cancer experience which was named as "becoming we" couples. Thus the study findings indicated three different relational processes that reflect three different courses of development for the participants.
Migren atakları ile öfke ve kaygı durumları arasındaki ilişki
Araştırmanın amacı migren atakları ile öfke ve kaygı durumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi, Nöroloji baş ağrısı polikliniğine başvuran migren tanısı almış 89 kişiden oluşmaktadır. Çalışmamıza katılan kişiler gönülülük ilkesiyle katılmışlardır. Araştırmanın verileri ''Durumluluk-Süreklilik Kaygı Envanteri'', '' Sürekli Öfke ve Öfke ifade Tarzı Ölçeği'', '' Midas (Migren Yeti Yitimi) Ölçeği'' ve araştırmacı tarafından hazırlanan demografik veri formu ile toplanmıştır. Çalışmadaki veriler SPSS For Windows 15.00 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelemek için Pearson Korelâsyon analizi, bağımsız t-test, tek yönlü anova uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, migren tanılı kişilerin içe tutulan öfke arttıkça migren atağı artmaktadır. Bir diğer yandan dışa vurulan öfke ile migren atakları arasında olumsuz bir korelasyon bulunmaktadır. Kontrol altına alınmış öfke ile migren atakları ise ilişkisel yönden pozitif bir ilişkiye sahiptirler. Fakat anlamlılık için kuvvetli bir korelasyona sahip değillerdir. Süreklilik kaygı ile içe tutulan öfke anlamlı ama güçlü olmayan bir ilişki içersindedirler. Durumluluk kaygı-içe tutulan öfke ilişkisi ise çok kuvvetli bir korelasyona sahiptir. Dışa vurulan öfke ile kaygı (durumluluk-süreklilik) istatistiki olarak anlamlı ama güçlü olmayan ilişiki içerisindedirler. Migren atakları ile kaygı arasında ki korelasyonel durum kuvvetli bir anlamlılık oluşturmamaktadır. Cinsiyet ve migren atakları arasında ise anlamlı bir farklılık mevcut değildir. Eğitim seviyesi ile migren atakları arasında anlamlı bir fark bulunmamaktadır. Baş ağrı süresi kaygı ilişkisi açısından aralarında olumsuz yönde bir ilişki vardır. Sahip olunan baş ağrısı süresi arttıkça öfke azalmaktadır. Anahtar Sözcükler; Migren, Migren Atakları, Kaygı, Öfke
Yetişkinlerde yeme tutumlarının erken dönem uyumsuz şemalar ve savunma biçimleriyle ilişkisi
Araştırmalar yeme tutumlarının erken dönem uyumsuz şemalar ve savunma biçim-leriyle ilişkisini kapsamlı bir şekilde incelemiştir (Coveney ve Olver, 2017; Pugh, 2015; Steiger ve Houle, 1991; Waller, 2003). Ancak Türk popülasyonunda, uyumsuz şemaların yeme tutumlarıyla ilişkisini inceleyen araştırmalar kısıtlıyken, savunma biçimlerinin yeme tutumlarıyla ilişkisini inceleyen bir araştırma bulunmamaktadır. Bu araştırma bir Türk örnekleminde yeme tutumlarının erken dönem uyumsuz şe-malar ve savunma biçimleriyle ilişkisini incelemeyi amaçlamıştır. Yaşları 19 ile 64 arasında değişen 371 katılımcı Yeme Tutum Testi (YTT), Young Şema Ölçeği-Kısa Form 3 (YŞÖ-KF3) ve Savunma Biçimleri Testi (SBT-40) kullanılarak değer-lendirilmiştir. Yeme tutumlarının uyumsuz şemalar ve savunma biçimleriyle ilişkisini belirlemek amacıyla Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve savunma biçimlerinin normal ve anormal yeme tutumlarına göre ne derece farklılaştığını belirlemek için ise Mann-Whitney U testinden yarar-lanılmıştır. Sonuçlar YTT toplam puanı ile Nevrotik ve İmmatür Savunma Biçim-lerinden alınan puanlar arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı zayıf bir korelasyon bulunduğunu ortaya koymaktadır. YTT toplam puanı ile tüm erken dönem uyumsuz şemalardan alınan puanlar arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı zayıf bir korelasyon bulunmaktadır. Gruplar arası farklar karşılaştırıldığında ise İmmatür Savunma Biçimlerinden alınan puanlar yeme tutumu değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermektedir ve anormal yeme tutumu gösteren grup normal yeme tutumu gösteren gruba göre anlamlı derecede daha fazla immatür savunmaları kullanmaktadır. Tüm şema alanları ve şemalardan alınan puanlar yeme tutumlarına göre anlamlı bir şekilde farklılaşmaktadır ve anormal yeme tutumu gösteren grubun şema puanları, normal yeme tutumu gösteren gruba göre anlamlı derecede daha yük-sektir. Bulgular bu alanda yapılmış önceki araştırmaları desteklemektedir (Blaase ve Elklit, 2001; Dingemans, Spinhoven ve Van Furth, 2006; Schmidt, Tiller ve Treasure, 1993; Unoka, Tölgyes, Czobor ve ark., 2010).
Ebeveynlerin çocuklarını kabul, red ve kontrol düzeyleri ile çocukların somatizasyon belirtileri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın temel amacı, anne babası evli ve boşanmış olan çocukların, ebeveynlerinden algıladıkları kabul, red ve kontrol düzeylerini ve bu algıların somatizasyon belirti düzeylerine olan etkisini incelemektir. Araştırmanın katılımcıları Ankara'nın Çankaya bölgesindeki devlet ortaokullarına devam eden, anne babası evli ve boşanmış olan ve yaşları 10- 14 arasında değişen 87 kız, 123 erkek olmak üzere toplam 210, 4. 5.,6.,7.,8. sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak, 'Sosyodemografik Form', 'Ebeveyn Kabul Red Kontrol Ölçeği Anne ve Baba Kısa Formları (Çocuk/Ergen EKRÖ/K)'ve 'Çocuk Somatizasyon Envanteri-24' (ÇSE- 24) kullanılmıştır. Elde edilen veriler, ebeveynlerin medeni durumlarının bağımlı değişkenler üzerinde ekili olduğunu yani, ebeveynleri boşanmış olan çocukların hem annelerinden hem de babalarından daha fazla 'soğukluk', 'düşmanlık/ saldırganlık', 'kayıtsızlık/ihmal' ve 'farklılaşmamış red' algıladıklarını ortaya koymuştur. Anne ve Baba EKRÖ/K' nın bütün bir model olarak 'somatizasyon belirtilerini' açıklamada istatistiksel olarak anlamlı olduğu, fakat, ebeveynlerin medeni durumları ile çocuklarının algıladığı kabul-red, kontrol düzeylerinin ortak etkisinin çocukların somatik belirtilerini yordamadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca araştırma sonuçları, ebeveynlerin sosyo-ekonomik düzeyleri düştükçe çocukların somatizasyon belirtilerinin arttığını, somatik belirtilerin en çok babadan algılanan düşmanlık ile ilişkili olduğunu yani babadan algılanan düşmanlık arttıkça çocukların daha sık somatizasyon belirtileri gösterdiklerini, erkek çocukların kız çocuklara göre her iki ebeveynden de daha fazla farklılaşmamış red algıladıklarını, erkeklerin babalarını daha kontrolcü olarak algıladıklarını ortaya koymuştur.
Meme CA tanısı almış hastaların uygulanan mastektomi ve mastektomi sonrası implantasyon tedavisinin evlilikte cinsel uyuma etkisi
SUBAŞI Burcu, Meme CA tanısı almış hastaların Uygulanan Mastektomi ve Mastektomi sonrası uygulanan Implantasyon tedavisinin Evlilikte Cinsel Doyuma Etkisi Yüksek Lisans Tezi,2018 Bu araştırmada, mastektomi yapılmış Meme CA'lı hastalar, mastektomi sonrası, Implantasyon takılan Meme CA'lı hastalar ve normal grubun (hiç tanı almamış) cinsel doyum düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırmaya, Göztepe Medical Park Hastanesinde tedavi gören (42-55 yaş aralığında) 30 Mastektomi operasyonu geçirmiş, 30 Mastektomi operasyonu geçirmiş ve sonrasında implantasyon takılmış hasta ve hiçbir tanı almamış 30 kadın katılmıştır. Araştırmada demografik özelliklerin belirlenebilmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan "Demografik Bilgi Formu" cinsel uyumun ölçülmesi için Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği Kadın Formu kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS. Paket programından yararlanılmıştır. İkiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Gruplu değişkenler arasındaki ilişki ki-kare analizi ile test edilmiştir. Yapılan istatiksel analizlerin sonucunda Mastektomi sonrası implantasyon (Protez Meme) tedavisi alan hastaların evlilikte cinsel doyumu implantasyon (Protez Meme) tedavisi almayan hastalara göre daha yüksek bulunmuştur. Mastektomi sonrası ımplantasyon (Protez Meme) tedavisi alan hastaların evlilikte cinsel doyumu hiç tanı almamış normal gruba göre daha yüksek bulunmuştur. Anahtar kelimeler Meme Kanseri ve Mastektomi; Kanserli Hastalarda Psikolojik Sorunlar; Cinsel Yaşam
Evli bireylerde bağlanma biçimleri, ilişkilere dair bilişsel çarpıtmalar ve evlilik uyumu ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada evli çiftlerde ilişkilere ilişkin bilişsel çarpıtmalar, bağlanma biçimleri ve bazı demografik değişkenler ile evlilik uyumunu açıklayabilmeyi amaçlanmaktadır. Çalışmada katılımcı grubunu İstanbul'da yaşayan evli 138 kadın ve 67 erkek toplam 205 kişi oluşturmuştur. Katılımcılara bağlanma biçimlerini ölçmek üzere Yakın İlişkilerde Yaşantılar Ölçeği II, bilişsel çarpıtmalarını belirlemek için İlişkilerde Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, evlilik uyumunu öğrenmek üzere Evlilik Uyum Ölçeği, demografik bilgilerini öğrenmek üzere de kişisel bilgi formu verilmiştir. Araştırmanın analizinde iki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Scheffe testi kullanılmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizlere göre, bağlanmaya ilişkin kaygı ve kaçınma ile evlilik uyumu açısından farklılaştıkları; evlilik uyumu yüksek bireylerin daha düşük bağlanmaya ilişkin kaçınma ve kaygı puanları elde ettiği bulunmuştur. Evli bireylerden oluşan katılımcıların bilişsel çarpıtma alt boyutlarından yakınlıktan kaçınma arttıkça evlilik uyumlarında azalma görülmektedir. Yaş, evlilik süresi ve çocuk sahibi olmanın evlilik uyumunu etkilediği, cinsiyetin ise evlilik uyumunun anlamlı yordayıcısı olmadığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağlanma biçimleri, ilişkiye dair bilişsel çarpıtmalar, evlilik uyum
Psoriasiste stres, depresyon, öfke & aleksitimi
Araştırmanın amacı; psöriasis tanısı almış hastalarda stres, öfke, depresyon ve aleksitimi arasında ilişkiyi incelemektir. Katılımcılar İstanbul Medeniyet Üniversitesi Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi Dermatoloji bölümüne başvurmuş̧ bireylerden oluşmaktadır. Katılımcılara; Spielberger ve ark. tarafından geliştirilen Sürekli Öfke-Öfke Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ), Folkman ve Lazarus tarafından geliştirilen Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBTÖ), Beck ve arkadaşları tarafından hazırlanan Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve son olarak da Türkiye uyarlaması Güleç ve arkadaşları tarafından yapılan Toronto Aleksitimi Ölçeği verilmiştir. Araştırmanın sonucunda psoriasis hastalarında stres, öfke ve depresyon semptomlarında artış olduğu bunun yanı sıra bu hastalıklara sahip kişilerde Aleksitimi (duygu okur yazarlığı) puanlarının kontrol grupla kıyasla yüksek olduğu görülmektedir. Anahtar Sözcükler: psoriasis, stres, öfke, depresyon & aleksitimi