
4,900
Archived Theses
33
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Hanefi fakihlerin ceza hukuku alanındaki görüş ayrılıkları
Hanefi Mezhebi, Ebu Hanife Numan bin Sabit'e nispet edilmiş bir mezhep olsa da onun görüşlerinin tartışılmaz olduğu bir mezhep değildir. Nitekim Hanefi mezhebinin diğer mezheplerden farklı yönlerinden biri de mezhep içi müçtehit imamların etkisinin daha güçlü olmasıdır. Nitekim Ebu Hanife'nin hem arkadaşı hem de talebesi olan bu fakihlerin büyük katkılarıyla kurulan bu mezhepte mezhep içi müçtehitlerin görüşlerinin baskın olduğu ve kimi zaman kurucusunun görüşlerine tercih edilebildiği görülmektedir. İslam Ceza Hukuku, sosyal hayatın emniyetinin sağlanmasında çok etkin olması sebebiyle, fakihler tarafından çokça mütalaa ve münazara edilmiş hükümlerden oluşmaktadır. Çünkü bu ilim, adalet nizamını sağlama ve dolayısıyla tüm toplumun huzurunu temin etme amacını taşımaktadır. Asırlar boyunca, Müslüman ülkelerde yaşayan fertler arasında, hukuki hakların en isabetli biçimde tecelli etmesini sağlayan ve caydırıcılık unsuruyla bireylerin topluma zarar vermesine engel olmayı hedefleyen bu ilim, mağdurların ya da mağdur ailelerinin yaşadıkları acıları hafifletmeye ve topluma emniyet ortamı tesis etmeye çalışmasıyla büyük önem arz etmektedir. Fıkhın diğer meselelerinde olduğu gibi, İslam Ceza Hukuku da fakihler tarafından kimi meseleleri üzerinde görüş ayrılıklarının meydana geldiği bir ilimdir. Fıkıhta karşılaşılan bu görüş ayrılıkları, farklı görüşleri derlemeye ve delilleriyle tespit etmeye yarayan 'Hilaf' ilmini meydana getirmiş ve hakkında müstakil eserlerin telif edildiği bir ilim olabilmiştir. Fıkhı geliştirmeye yönelik bu çalışmalar neticesinde, var olan ihtilafların temelde; naslarda farklı yorumlamalar, hadislerde değerlendirilme kriterlerinin farklılığı, mantıki çıkarımlarda değişik yaklaşımlar gibi bir takım sebeplere dayandığı görülmüştür. İslam Ceza Hukuku da, doğası gereği hilaf ilmini en çok ilgilendiren konulardan biri olmuştur. Bu tezimizde Hanefi fakihlerin İslam Ceza Hukuku alanındaki görüş ayrılıklarından bahsederek bunları aktarmaya ve sebeplerini tespit etmeye çalıştık. Buna çalışırken klasik Hanefi Fıkhının ve Hilaf İlmine dair eserlerin, meşhur ve detaylı eserlerinden faydalandık ve ceza hukukundaki görüş ayrılıklarını olabildiğince açık bir şekilde anlatmaya gayret ettik.
İslam hukukunda formalizm uygulaması olarak Hile-i Şer'iyye
İnsanlar yaradılışları gereği sosyal varlıklar olduğundan belli ihtiyaçları, hakları ve sorumlulukları bulunmaktadır. Bu akış içerisinde başka bireyler ve topluluklarla etkileşim halinde olmak, muhtemel çatışma ve uyumsuzluklara zemin hazırlamaktadır. Bu nedenle insanların meydana getirdiği toplulukların, yine insanların koydukları hukuk normlarıyla düzene kavuşması zaruri olmaktadır. Bu çalışmanın ilk bölümünde; hukukun düzen işlevinin temelini oluşturan formalizm konusuna, kavramın hukuk normlarına olan etkilerine ve Türk Hukuk Doktrininde formalizmin uygulandığı alanlardan örneklere yer verildi. Çalışmanın ikinci bölümünde ise; İslam Hukuk normlarının koyduğu sınırlardan yine İslam Hukuk normlarına uygun yöntemlerle çıkış yol= bulma manasına gelen, hile-i şer'iyye konusu ele alındı. İslam Hukuk âlimlerinin konu hakkındaki görüşlerine, mezhep imamlarının hükümlerine ve delillerine değinilerek, İslam Hukuk Doktrininde tartışılan hile-i şer'iyye örneklerine yer verildi. Üçüncü ve son bölümde ise; formalizm uygulamasının İslam Hukukundaki yerine ve bu uygulamanın hile-i şer'iyye bağlamındaki tezahürlerine yer verilerek değerlendirmeler yapıldı.
Şia'nın imamet ve mehdeviyyet doktrinlerinin Zerdüştîlik ile ilişkisi
Bu çalışmada Şia'daki imamet ve mehdeviyyet meselesi Zerdüştîlikte yer alan Ferre-i İzedî ve Saoşyant inancı ile mukayeseli bir şekilde ele alınıp, benzer yönleri tespit edilerek birbirinden etkilenme ihtimali tartışılmıştır. Zerdüştîlikte ferre ve Saoşyant kavramı Avestâ gibi orijinal kaynaklardan incelenmiştir. Daha sonra Şia'daki imamet ve mehdeviyyet inancı, mezhebin mûteber klasik eserlerinden hareketle ele alınmıştır. Birinci bölümde Ferr-i İzedî tüm yönleriyle irdelenmiştir. İkinci bölümde Şia'daki nur, ismet ve velayet kavramları üzerine durularak Ferre-i İzedî inancıyla benzer yönleri tespit edilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise Zerdüştî-Şiî etkileşimi açısından münci inancı, araştırılmıştır. Tezin sonucunda Şia'nın temel unsuru olan imamet ve mehdeviyyet inancının Zerdüştîlikteki Ferre-i İzedî ve Saoşyant doktrinleri arasında hatırı sayılır derecede benzer yönlerinin mevcut olduğu sonucuna varılmıştır.
Kur'ân'da ikili anlatım üslûbu ve dinî eğitimdeki önemi
İslâm'ın en temel kaynağı olması, Kur'ân-ı Kerîm'i ve ele aldığı konuları önemli kıldığı gibi o konuların ele alış ve aktarış biçimini, yani anlatım üslûbunu da en az onun kadar önemli kılmaktadır. Bu anlatım üslûplarından biri de ikili anlatımdır. İkili anlatımı çalışmamızda "Kur'ân-ı Kerîm'de dinen aynı bağlamda, lafzen veya mânen biri olumlu diğeri olumsuz mânada kullanılan iki kelime ya da terkibin anlamlı bir bütünlük içinde anlatımı" çerçevesinde ele aldık. Araştırmamıza anlatımın dil, belağat ve üslûp kavramlarıyla münasebetini ortaya koyarak ve anlatımın boyutlarını ele alarak başladık. Ardından ikili anlatımın tanım ve kapsamını belirleyip bu bağlamda belağattaki yerini, diğer disiplinlerle münasebetini tesbit ettik. Sonra Kur'ân üslûbunda nerede durduğunu ve Kur'ân'da teorik ile pratik olarak nasıl kullanıldığını inceledik. Tesbit ettiğimiz ikili anlatımları tematik olarak anahatlarıyla; Kur'ân'da konuların kendisi (iman-küfür), vasfı (hak-bâtıl), talebi (emir-nehiy), hükmü (helâl-haram), tebliği (tebşîr-inzâr), bu tebliğe muhatabın tavrı (itaat-isyan), bu tavra karşı Allah'ın mukabelesi (cemâl-celâl) ve muhatabın âkıbeti (cennet-cehennem) boyutlarında tasnif edip tafsilatlandırdık. Bu kapsamda Kur'ân'da ikili anlatımın çok yoğun, tematik olarak çok boyutlu, kapsamlı ve detaylı olduğu sonucuna vardık. Bu anlatımın merkezinde ise genel anlamda iman-küfür ikileminin yer aldığını gördük. Ayrıca başka çalışmalarda yer almayan Kur'ân-ı Kerim'de ikili anlatımı ortaya çıkartan etkenlerden, ikili anlatımın dinî eğitimdeki öneminden, hangi açılardan eğitim ve tebliğ faaliyetlerinde bir gereklilik arz ettiğinden, lafza, mânaya ve muhataba ne gibi katkıları olduğundan bahsettik. Anahtar Kelimeler: Tefsir, İkili Anlatım, Karşıtlık, Olumlu-olumsuz, Dinî eğitim.
Mürtekib-i kebîrenin kelami mezheplerin oluşum süreçlerine etkisi
Büyük günah işleyen kişinin bu dünyada ve ahiretteki durumu ile ilgili olan mürtekib-i kebîre meselesinin, İslam toplumunda, gruplaşmaların ve ekolleşmelerin üzerindeki etkisi, araştırılması gereken bir konu olmuştur. Bu amaçla ele alınan çalışmamızda mürtekib-i kebîrenin, kelami mezheplerden olan; Hâriciler, Mürcie ve Mu'tezile mezheplerinin oluşum süreçlerine etkisi üzerinde durulmuştur. Ayrıca İslam düşünce tarihinde mürtekib-i kebîre olarak bilinen bu meselenin, İslami İlimlerin birçoğunu etkilediği de bilinmektedir. Bu itibarla mürtekib-i kebîreyi başta insan faktörü olarak, dini, siyasi ve sosyo-kültürel etkenler eşliğinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Mürtekib-i kebîre konusunun anlaşılması adına ilk olarak bu mesele etrafında ortaya çıkan tanımlar üzerinde durulmuş, daha sonra bu mesele bağlamında ortaya çıkan yapılanmaların sebepleri incelenmiştir. Bu değerlendirmeyi yaparken kronolojik sıraya uyularak, araştırmanın bütünlüğü sağlanmıştır. Bunlara ek olarak kelami mezheplerin hepsinden ziyade Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile mezhepleri ve şiddeti benimseyen yapılanmalar arasından da IŞİD'i ele alarak araştırmamızı sınırlandırdık. Araştırmanın sonucunda da mürtekib-i kebîre meselesinin söz konusu olan ekol ve yapılanmaların ortaya çıkmasında en büyük etkiye neden olduğu tezine ulaşılmıştır. Anahtar sözcükler: Büyük Günah İşleyen Kişi, Hâriciler, Mürcie, Mu'tezile, IŞİD
Tasavvufî tecrübede avâm-havâs ayrımının anlamı ve önemi: Gazâlî örneği
Bu tezde, tasavvuf ilminin hitap ettiği kitlenin niteliği problemi üzerinde durulmuş ve buna bağlı olarak "avâm, havâs ve havâsü'l-havâs" kavramları incelenmiştir. Ayrıca söz konusu kavramların tasavvuf eserlerinde ele alınış biçimleri ve sûfîlerin bu kavramlara diğer ilmi disiplinlerden farklı olarak nasıl bir anlam yüklediği de sorgulanmıştır. Tezde, Gazâlî'nin tasavvuf ağırlıklı eserleri merkeze alınarak, Gazâlî öncesinde yapılan insan hiyerarşisine de yer verilmiş, böylece mevzubahis kavramların tasavvufî anlamda ilk olarak nasıl ve ne zaman kullanıldığının çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. Dikkat çekilmesi gereken en önemli husus ise burada yapılan derecelendirmenin kast sisteminde olduğu gibi birinden diğerine geçişi mümkün olmayan bir sınıflandırma olarak görülmediğidir. Tez boyunca üzerinde durulan bu sınıflandırma maddi değil, manevi bir sınıflandırmadır. Nitekim tasavvuf ehlinin bile kimi zaman kendi içerisinde çeşitli manevi sınıflandırmalar yaptığı görülmüştür. Bu düşüncenin bir sonucu olarak sûfîler, avâmdan bir kimsenin nefis tezkiyesi ve kalp tasfiyesi ile meşgul olarak daha üst mertebelere çıkma imkânının olduğunu savunmuşlardır. Tasavvuf ehlinin bu düşünceyi dile getirmesinin bir sebebi de bazı sufilerin, şathiyyeleri sebebiyle insanlar tarafından dışlanmaları, hapsedilmeleri, tekfir edilmeleri hatta öldürülmelerine kadar varan olaylar yaşamalarıdır. Gazâlî başta olmak üzere birçok sûfîye göre bu ayrılık ve anlaşılmazlığın arka planında, tasavvufî tecrübe ve irfanî bilgiden kaynaklı müphem söz ve fiillerin, marifet sahibi olmayan kimselere anlamsız gelmesi yatmaktadır. Bu nedenle tasavvuf ehlinin avâm-havâs ayrımını ilk dönemlerden itibaren önemsedikleri anlaşılmaktadır.
Yusuf sûresi'nin belâgat ilmi açısından tahlili
Kur'an tefsirlerinde ve Kur'an merkezli ilk dönem edebî çalışmalarda en çok dikkat çeken konulardan biri, dilsel ve retorik tahlillerdir. İslam âlimleri Kur'an-ı Kerim'i bir dil mucizesi kabul ettiklerinden, bu yöndeki araştırmaların çokluğuna ve zenginliğine hayret edilmemelidir. Bizim "Yusuf Suresinin Belâgat İlmi Açısından Tahlili" başlığı altında yaptığımız çalışma da söz konusu zenginliğin bir kısmını açığa çıkarmak amacına yöneliktir. Yusuf suresi yüzlerce hadiseyi ve oldukça uzun zaman dilimini veciz biçimde anlatan özel bir kıssadır. Diğer Kur'an kıssaları Kur'an'ın değişik surelerinde serpiştirildiği halde Yusuf kıssası tek bir surede zikredilmiştir. Surede işlenen konuların çok geniş kapsamlı olması ve tamamının bir sureye sıkıştırılması, Belâgat ilmi içine giren edebî sanatların birçoğunun kullanılması sonucunu da beraberinde getirmiştir. Bu da Kur'an'ın mucizevi özelliklerine yeni bir boyut katmıştır. Anahtar Kelimeler: Kur'an, Yusuf suresi, Belâgat, Beyan, Meânî, Bedî'.
Musibet inanç ilikisi: İstanbul Fatih'te yaşayan Suriyeliler örneği
Bu çalışmanın amacı musibet ile inanç ilişkisini kelâmi açıdan incelemektir. Araştırma görüşme tekniği ve nitel araştırma yöntemi ile yapılmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden fenomoloji deseni marifetiyle yapılmıştır. Bu çalışmada kolay ulaşılabilir örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 15 erkek, 10 kadın olmak üzere 25 kişi oluşturmuştur. Araştırmada katılımcılara ilişkin verileri toplama aracı olarak görüşme formu kullanılmıştır. Görüşme formu katılımcıların musibetlerin inanca etkisi konusundaki görüşlerini belirlemeye dönük 5 temel soru (13 alt soru) içermiştir. Araştırmanın verileri, İstanbul Fatih'te yaşayan Suriyeli mültecilerle yapılan görüşmelerden elde edilmiştir. Toplanan veriler elektronik ortamda kayıt altına alınarak sözel ve sayısal işlemler yapılabilmesi için ön çözümlemeye tabi tutulmuştur. Araştırma, katılımcıların yaşamış olduğu musibetleri anlamlandırma ve bu musibetlerin inanç dünyalarına etkileri konularında yoğunlaşmıştır. Katılımcılar acı ve ıstırapları ibret ve imtihan vasıtası olarak değerlendirmiş, bu türlü acıların mükellef olan ve olmayan kişilerin başına gelebildiğini, bu tip musibetlerin bazı yönleriyle faydalı olacağını belirtmiş, bu çerçevede kelâm ekollerinin görüşlerine benzer görüşleri ortaya koymuşlardır. Ayrıca katılımcıların dini başa çıkma yöntemlerinden olan negatif yöntemler yerine pozitif yöntemleri tercih ettikleri tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, maruz kaldıkları musibetler karşısında yaşadıkları gerginliklerin üstesinden gelebilmek için katılımcıların dini değerlerden yardım almaya çalıştıkları anlaşılmıştır. Sonuç olarak yaşanan musibetlerin katılımcıların inanç dünyalarını menfi yönde değil müspet yönde etkilediği tespit edilmiştir. Anahtar sözcükler: Kelâm, Musibet, İnanç.
İslam hukuku açısından mali kaynakların değerlendirilmesi -kâr amacı gütmeyen kuruluşlar örneği-
Müslüman toplumlarda kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ciddi anlamda gelişme kaydetmiş, görmezden gelinmesi ve inkâr edilmesi imkânsız bir gerçeklik haline gelmiştir. Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar, özellikle günümüz müslüman toplumlarda, devlet yönetimlerinin yaptığı finansal, bilimsel, sağlık ve sosyal bakımlardan birçok görevleri ifa etmektedirler. Bu kurumların kaynakları zekât, vakıf ve bağış gibi farklı unsurlardan oluşmakta olup, bu kurumların çalışmalarını sürdürebilmeleri için en önemli ekonomik kaynaklar olarak kabul edilmektedir. Bu araştırmanın problemi zekât ve vakıf gibi kaynakların bu kurumlar tarafından nasıl değerlendirildiğidir. Aynı şekilde bu kurumların birçoğu gerek özel sektör kurumları (şirketler), gerekse de kamu kurumlarıyla birlikte çalışmaktadırlar. Kamu ve özel sektörde yer alan bu kurumların pek çoğu ise, alkol şirketleri, faizli işlem yapan şirketler, keyif verici madde üreten şirketler, kabareler, internetteki pornografik siteler, kumar şirketleri vb. yasadışı faaliyet yürüten ve İslamiyetin haram saydığı işler yapan kuruluşlarla iş tutmaktadırlar. İşte bu çalışmada İslam hukuku açısından bu fonları kullanmanın ve bu fonlarla kâr amacı gütmeyen kuruluşların hayır projelerini desteklemenin hükmü ortaya konulmuştur. Tezde varılan en önemli sonuçlardan biri, kâr amacı gütmeyen kurumların devlete doğrudan doğruya bağlı olmamaları, demokratik bir idare ile yönetilmeleri ve belirli bir fayda veya kâr elde etme düşüncesi olmaksızın topluma ve vatandaşa hizmet etmeye çalışmalarıdır. Ayrıca bu çalışmada kâr amacı gütmeyen müessese kurmanın, izlenen çalışma yöntemine bağlı olarak vacip, haram, mendup ve mekruh hükümlerinden birini alabileceği gösterilmiştir. Kâr amacı gütmeyen kuruluşların bazı âlimlere göre zekâtın toplanması ve dağıtımı konusunda, zekât âmilleri sınıfından sayılabileceklerine dair görüşlere yer verilmiştir. Son olarak da vakıf mallarının yatırım araçlarında değerlendirilmesine dair farklı görüşler zikredilerek tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: İslam Hukuku, Kalkınma, Değerlendirme, Mali Kaynaklar, Kâr Amacı Gütmeyen Kuruluşlar.
Arap medyasında 15 Temmuz Darbe Girişimi
Medya, çağımızda kalabalık kitleleri yönlendirilebilen önemli bir güçtür. Medya, yeri geldiğinde devletlerinin ideolojik aygıtı olarak da görev yapmaktadır. 15 Temmuz darbe girişimi sürecinde de yaşanan olaylar farklı medya kuruluşlarında farklı yaklaşımlarla sunulmuştur. Arap dünyası çok geniş bir coğrafya olduğu için Arap ülkelerindeki yüzlerce medya kuruluşlarında tek bir bakış açısı görmek doğal olarak mümkün değildir. Biz tezimizde internetten Arapça yayın yapan bazı internet haber sitelerinin 15 Temmuz darbe girişimine yaklaşım tarzlarını ele aldık. Bu kapsamda BBC Arabic, el-Ehrâm, Arabic 21, el-Cezire, el-Âlem, el-Arabiyye gazeteleri taranarak oluşturduğumuz bu çalışma bir giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde FETÖ yapılanmasının tarihsel sürecine değinilmiş, birinci bölümde başarısız darbe girişiminin ilk 24 saati ve beraberindeki ilk birkaç haftasında yaşananların söz konusu haber sitelerindeki yansımaları ele alınmıştır. İkinci bölümde, darbe sonrası bir aylık süreç irdelenmiş, bu bağlamda OHAL, kamu kurumlarının terörle bağlantılı unsurlardan temizlenmesi, işkence iddiaları ve darbe girişimi ile doğrudan ya da dolaylı olanların yargılanması, üçüncü bölümde Arap ülkelerindeki belli başlı medya mensuplarının ve yöneticilerin darbe girişimine dair yorumları ve değerlendirmeleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde konu ile alakalı farklı değerlendirmeler içeren 30'a yakın köşe yazısı yer almıştır. Sonuç bölümünde ise çalışma sonucunda elde edilen veriler maddeler halinde sıralanmıştır.
Kur'an mübhemlerinin tahlili
Kur'an-ı Kerim insanlığa yol göstermesi, hak ile batılı ayırması, evrensel mesajlarıyla Müslümanların hayatlarını düzenlemesi gibi sebeplerle vahyolunduğu ilk andan itibaren anlaşılma çabalarının merkezinde olmuştur. Kur'an'ı doğru anlamada müfessirleri meşgul eden konulardan biri de Kur'an'ın mübhem ifadeleridir. Kısaca Kur'an' daki belirsiz kişi, mekan, zaman yahut varlıklar olarak ifade edebileceğimiz Kur'an mübhemleri, Kur'an-ı Kerim'de bir çok farklı biçimde karşımıza çıkmaktadır. Bu mübhem ifadeler tarih boyunca müfessirlerin oldukça ilgisini çekmiş, bunların medlullarının ne olduğu anlaşılmaya ve açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak bu yapılırken, Kur'an mübhemlerine farklı bakış açılarıyla farklı manalar verilebilmiş, mübhemat zaman zaman bazı fırkaların idelojik tefsir çalışmalarının istismarına uğramış, bazen ise gereksiz ayrıntılara girilerek Kur'an'ın ana mesajı gözden kaçırılmıştır. Oysa ki Kur'an mübhemlerinin varlığı; dikkatleri kişi, kavim, zaman ve mekanlara değil ortaya konan mesajlara çekmesi bakımından onun evrenselliğinin en önemli kanıtlarından biridir. Dolayısıyla diğer tüm ayetler için olduğu gibi, içerisinde mübhem ifadeler bulunduran ayetler için de objektif, önyargı ve ön kabullerden uzak bir yorumun gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Mübhemat, İbham, Mübhem, Kapalılık, Kur'an.
İslam hukuk metodolojisinde Debûsî ve Gazzâlî'nin farklı bakış açıları
Bu çalışma, Debûsî (v. 430/1038) ve Gazzâlî'nin (v. 505/1111) İslam hukuk metodolojisine dair değerlendirmelerini ve görüşlerinin karşılaştırılmasını konu edinmektedir. Giriş Bölümü'nde araştırmanın amacı, önemi ve kullanılan kaynak ve yöntemler hakkında bilgi verilmektedir. İlk bölümde müelliflerin hayatları, yaşadıkları dönem ve eserleri hakkında genel bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Debûsî ve Gazzâlî'nin şer'î hükmün delilleri hakkındaki görüşleri, el-Müstaṣfâ ve Takvîmü'l-Edille esas alınarak incelenmiştir. Ayrıca kendi mezheplerinden farklı olan bakış açılarına da, değinilmeye çalışılmıştır. Bu bölümün ikinci kısmında, Gazzâlî ve Debûsî'nin şer'î hükmün tâlî delilleri; İstishab, İstihsan, Şer'u Men Kablenâ, Sahâbî Kavli ve İstislâh hakkındaki görüşleri serdedilmektedir. Üçüncü Bölüm'de ise Debûsî ve Gazzâlî'nin şer'î hüküm ve delillerden hüküm çıkarma yöntemleri hakkındaki görüşleri incelenmektedir. Konuların anlatımı yapılırken, mezheplerin görüşleri ve diğer âlimlerin sözleri de müelliflerin bakış açılarıyla karşılaştırılarak, mukayese edilmektedir. Araştırmanın Sonuç kısmında Gazzâlî ve Debûsî'nin, İslam hukuk metodolojisinin ana konularında ittifak etseler de, furû' meselelerde mezheplerinin görüşleri doğrultusunda ihtilaf ettikleri görülmektedir. Ancak müelliflerin bu görüşleri, fukaha ve mütekellimîn metotlarının daha iyi anlaşılmasına ve İslam hukuk metodolojisinin günümüz dünyasına uygun bir şekilde yorumlanabilmesine büyük katkılar sağlamaktadır. Anahtar Sözcükler: İslam Hukuku, Hukuk Metodolojisi, Debûsî, Gazzâlî ve Görüş Farklılıkları
Tasavvufta ölüm
Bu çalışmamızda ilk dönemden itibaren son döneme kadar yaşamış olan mutasavvıfların ölümle ilgili görüş ve yaklaşımları üzerinde durulmuştur. Tezimiz giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın konusu ve önemi, çalışmanın metodu, tezde izlenen yöntem ve başvurulan eserler hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde ölümün dini literatürdeki ve sûfîlere göre tanımı yapılmıştır. Ayrıca ölümün türleri, konusu ve mahalli gibi genel bilgilerden bahsedilmiştir. İkinci bölümde tasavvufî terbiye yöntemi olarak ölüm konusu hakkında bilgi verilmiştir. Burada önce ölüme hazırlanma, ardından seyrü sülûk ve ölümle ilgili âdab üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise ölümle ilgili kavram ve işârî yorumlara yer verilmiştir. Ölümle bağlantılı olarak değerlendirilen ve üzerinde durulan bu kavramlar genellikle menâzil kitaplarında ve diğer tasavvufî eserlerde yer aldığı şekilde ilk mertebelerden üst mertebelere doğru ele alınmıştır. Yine bu kısımda sûfîlerin, Kur'ân-ı Kerim'de yer alan ölümle ilgili ayetlere getirdikleri işârî yorumlar üzerinde durulmuştur. Bu yorumlar da kavramlarda olduğu gibi bir tertib ve sınıflandırmaya tâbî tutulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Ölüm, Nefis, Fenâ
Tâhirülmevlevî ve Mesnevî şerhçiliği
Yenikapı Mevlevîhanesi son mesnevîhanlarından Tâhirülmevlevî (ö. 1951) kaleme aldığı eserler ile Mevleviyye tarikatının son yüzyılına ışık tutan önemli temsilcilerden biri olmuştur. En önemli eserlerinden biri Mesnevî Şerhî'dir. Çalışmamızda ana kaynak olarak kullandığımız bu eser, Mesnevî'ye yapılan kapsamlı şerhlerden biridir. Çalışmamızda müellifin şerh metodolojisi, tasavvufî terbiye ile ilgili görüşleri ve kullandığı tasavvufî kavramların analizine detaylıca yer verilmiştir.
Metodolojik yaklaşımın sünnet anlayışına etkisi
Sünnet, mana ve muhtevasını vahyin belirlediği, İslam'ın tebliğ, tebyin ve tatbik seyrinin tabiî sonucu, fıtrat ve dinin müşterek zeminidir. İslam'ı yaşayış biçimine istikamet olan sünnet, boyutları aşan derinlik, genişlik ve muhtevası ile dinin aslını teşkil etmektedir. Nasları doğru anlama ve anlamlandırma çabasının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve zaman içinde sistemleşen kelam, hadis, fıkıh ve fıkıh usûlü gibi İslamî ilimler, sünnet mefhumunu, geliştirdikleri metodolojilerinin sınırları ve bağlamı içerisinde tanımlamıştır. Sınırları içerisinde birbirinden farklı sünnet yaklaşımlarının şekillendiği İslam ilim metodolojileri, sünneti ıstılahî düzlemde ele alarak, dinde kendisine tabi olunması istenen nebevî söz ve fiillere yaklaşımlar üzerinde, bazı etki ve sonuçların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Giriş ve iki ana bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünde, genelde İslami ilimlere yönelik metodolojilerin, temelde ise fıkıh ve fıkıh usûlü ilimlerinin sünnete yaklaşımları incelenmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise fıkıh ilminde mendup/sünnet hükmü ile isimlendirilen nebevî uygulamaların, bu hükümlerin kaynağı olan üç farklı hadis özelinde hakikatte ne ifade ettiği izah edilmektedir. Sonuç kısmında ise, çalışmamız ile dikkat çekmek istediğimiz husus, tezde yer alan bilgiler ve verilerden hareketle değerlendirilmektedir.
Ortaya çıkışları, inançları ve Yemen siyasetine etkileri açısından Hûsîler
Bu tez çalışmasında 2014 yılında Yemen'de darbe yaparak yönetimi ele geçiren Hûsî hareketinin ortaya çıkışı, inançları ve Yemen siyasetine etkileri ele alınmıştır. Tezin amacı, Hûsî örneğinden yola çıkarak mezhepsel farklılıkların bir ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik hayatına etkilerini ortaya koymaktır. Özelde Yemen, genelde ise Ortadoğu'nun diğer ülkelerinde yönetimden çarşı-pazara varıncaya dek, toplumu en çok etkileyen faktörlerden birisi de dini/mezhepsel farklılıklardır. Ortadoğu'nun siyaset ve toplum yapılanmalarında bariz bir şekilde belirleyici olan mezhep-iktidar ilişkilerine en güzel örneklerden birisi de Hûsî hareketidir. Ortaya çıktığı ilk dönemlerden beri bazı medya ve akademi çevrelerince Şiî-Sünnî mücadelesi olarak tanımlanan Yemen savaşını ve bu savaşın en önemli aktörlerinden birisi olan Hûsîleri anlamak, mezhepsel farklılıkların Ortadoğu coğrafyasında etkilerinin hangi boyutlarda olduğunu anlamak açısından önemlidir. Ayrıca tezimizde küresel ve bölgesel güçlerin, Ortadoğu'da mezhep kartını kullanmak suretiyle, nasıl bir vekâlet savaşı yürüttükleri de Hûsî örneği üzerinden ortaya konmaya çalışılmıştır.
Senegal Cumhuriyeti'nde yürürlükte bulunan vakıf kanunların İslam hukuku ile karşılaştırılması
Vakıf kurumu, İslam medeniyetinin geliştirdiği ve müslüman toplumları birçok yönden etkileyen en eski ve en önemli kurumların başında gelmektedir. Bu kadim müessesenin en büyük dayandığının İslam'ın ortaya koyduğu insan anlayışı olduğu söylenebilir. "Sizin en hayırlınız, insanlara en hayırlı olanınızdır." fehvasınca hareket eden vakıflar, fert ve toplum bazında doğumdan ölüme kadar hayatın her alanına nüfuz edebilmiştir. Meşruiyetini İslam'ın iki ana kaynağı olan Kur'ân ve sünnetten alan vakıf kurumu, İslam hukukunun belirlediği kurallar çerçevesinde varlığını sürdürmüştür. Vakıf kurumu, İslam hukukçuları başta olmak üzere, yöneticiler, din adamları ve bürokratların gayretleriyle gelişmiş ve İslam şeriatının amaçlarına aykırı düşmemesine ehemmiyet verilmiştir. Vakıf kurumu, diğer müslüman toplumlar gibi Senegal toplumunda da benimsenmiştir. Refahın paylaşımı, temel sosyal hizmetlere erişimin kolaylaştırılması ve toplumsal dayanışmanın arttırılması gibi temel amaçlar güden vakıflar, Senegalde yasal bir çerçeve oluşturularak siyasi olarak desteklenmektedir.
Bangladeş medeni hukukunun gelişimi ve İslam hukuku açısından değerlendirilmesi
Hukuk, toplumda barış ve refahın sağlanması için kurulmuş olan sistemlerden biridir. Tezimizde inceleme konusu yapacağımız Bangladeş dünya haritasında küçük bir ülke olmasına rağmen, 160 milyon nüfusunun % 90.4'ü Müslüman ülkedir. Bangladeş'in medeni hukuk kanunlarında Müslüman halklara yönelik kanunlar uygulanmaya devam etmektedir. Bu çalışmamız Bangladeş'te yürürlükte olan medenin hukukun tarihsel gelişimi ve İslam hukukuna göre değerlendirilmesi için hazırlanmıştır. Bu çalışmada, Bangladeş'in siyasi ve coğrafi yapısı, dini nüfusu ve İslamlaşması hakkında genel bilgiler verildikten sonra Bangladeş'teki hukuk sisteminin tarihsel gelişimi dönemler halinde incelenmiş ve Bangladeş'teki medeni hukuk sistemi İslam hukuku açısından değerlendirilmiştir.
"Risâle Tete'allaku bi-Kelâmi'l-Beyzâvî fî Tercîhâtihî Beyne'l-Hanefiyye ve'ş-Şâfi'iyye" adlı eserin tahkiki ve İslâm hukuku açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, 15 ve 16. yüzyıllarda yaşamış, İbn Bilâl'in, "Risâle tete'allaku bi-kelâmi'l-Beyzâvî fî tercîhâtihî beyne'l-Hanefiyye ve'ş-Şâfi'iyye" adlı eserin tahkiki yapılmıştır. Bu çerçevede müellifin hayatı, ilmi kişiliği ve eserleri tanıtılmaya çalışılmıştır. Çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı ve kullanılan yöntemle ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde müellifin hayatı, ilmi kişiliği ve yaşadığı döneme dair bilgiler sunulmuştur. İkinci bölümüde eserin genel bir tanıtımına yer verilmiştir. Bu bölümde ayrıca eserin ismi, müellife aidiyeti, nüshanın özellikleri, muhtevası ve önemi gibi çeşitli konulara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye'de ve İslâm âleminde kullanılan tahkik yöntemlerine istinat edilerek adı geçen eserin tahkik çalışması yapılmıştır. Çalışmamızda İslâm Araştırmaları Merkezi'nin (İSAM) tahkik konusunda belirlediği kurallar dikkate alınmıştır. Sonuç bölümünde ise yapılan tahkik çalışmasından elde edilen sonuçlar özetlenmiştir. Anahtar Sözcükler: İslâm Hukuku, Hanefî, Şâfiî, Tercîh, İbn Bilâl, Beyzâvî.
Siyer ve Meğazi eşliğinde Kur'an vahyini okumak Enfâl Sûresinde Bedir Savaşı örneği
İslâm tebliğinin ve müslümanların Arap Yarımadası'ında sağlam bir zemin üzerine oturmasında dönüm noktası olan olaylardan bir tanesi Bedir Gazvesidir. Bedir Gazvesini doğru anlamak maksadıyla başvurduğumuz en sağlam kaynak ise Kur'ân-ı Kerim'dir. Kur'ân-ı Kerim'de, Bedir savaşını detaylı bir şekilde anlatan sûre Enfâl sûresidir. Bu önemli olayı doğru anlamamıza yardımcı olan ikinci kaynak siyer-i nebîdir. Bedir savaşını siyer eşliğinde okumak, yaşanan bu olayı doğru anlamamızı sağlamaktadır. Temelde bu iki kaynaktan istifade edilerek hazırlanan bu çalışmada Bedir savaşının yaşanmasına sebep olan olayları ve arka planında yatan gelişmeleri detaylı bir şekilde anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Genel olarak Kur'ân'ın tamamını, özelde Enfâl suresini okurken mutlaka tarihi arka planını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Biz de bu çalışmada Bedir savaşını incelerken Enfâl sûresi eşliğinde olayın tarihsel arka planını ve gelişim seyrini siyer-i nebi ile teyit ve mukayese ettik. Siyer-i nebî dışında İslâm tarihinden ve Kur'ân ilimlerinden de istifade edilerek hazırlanan bu çalışmanın amacı, Kur'ân âyetlerini doğru anlamada tarihsel arka planının göz ardı edilemeyeceğini göstermektir.
"Allah'ım ona kitabı ve hikmeti öğret hadisi çerçevesinde Abdullah b. Abbâs'ın hadis ilmindeki yeri
Hz. Peygamber'in kendi ümmeti için toplu dualarda bulunduğu ve bunun yanında şahsa özel dua ettiği de vakidir. Çalışmamızda Hz. Peygamber'in amcazadesi olan Abdullah İbn Abbâs'a, çeşitli şekillerde ve çeşitli sebeb-i vürutlarla rivayet edilen duasının İbn Abbâs'ın ilmine ve ashabın onun ilmine gösterdikleri saygıda herhangi bir etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Ayrıca çalışmamızda İbn Abbas'ın Cebrail'i (a.s.) görmesi ve onun ilim sahibi olacağı hakkında Hz. Peygamber'e haber vermesi de yapılan dua ile ilişkilendirilerek açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. İnceleme yapılırken özellikle birinci el kaynaklara ulaşılmaya çalışılmış, bu kaynaklara erişilememesi durumunda ikinci el kaynaklara başvurma yoluna gidilmiştir. Kaynaklardan elde edilen senet ve metin değerlendirmeleri neticesinde 'hikmet, fıkıh, kitap, te'vil' kelimeleri üzerinde durulmuş ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler neticesinde bu duanın etki boyutu ile alakalı bir sonuca ulaşılmıştır.
İslâm Hukukuna göre kripto para biriminin para olma keyfiyeti: Bitcoin örneği
Kripto Para Birimi ve ilk örneği olan Bitcoin, teknolojinin finans ile birleşmesi ile geleneksel ödeme sistemlerine alternatif olarak ortaya çıkan, kişiler arası merkezi olmayan ve altyapısı Blockchain sistemine dayanan elektronik para sistemidir. Bitcoin kullanıcılarına işlemlerinde hızlı transfer ve düşük maliyet avantajları sunmaktadır. Bununla birlikte merkezi olmayan yapısı, yasalara ve düzenlemelere tabi olmaması, kullanıcıların anonim olarak hesaplarını açabilmeleri ve işlem yapabilmeleri, değerindeki aşırı oynaklık, illegal işlerin finansmanında kullanılması ve siber saldırılara açık olması gibi riskleri içinde barındırmaktadır. Bitcoin, geleneksel para sisteminden farklı olarak merkezsiz olduğu ve farklı avantaj ve riskler barındırdığı için iktisatçıların ve İslâm hukukçularının tartışmalarının odak noktası haline gelmiştir. Bu minvalde iktisatçıların Bitcoin hakkındaki görüşleri dikkate alınarak İslâm hukukçularının konu ile ilgili yaklaşımları irdelenmiş ve Bitcoin'in İslâm hukukuna göre para olma keyfiyeti farklı açılardan değerlendirilmiştir. Müslümanların on dört asırlık ilmi birikimi, yeni ortaya çıkan para çeşitleri konusundaki modern tartışmalara önemli katkı sunmaktadır. İslâm hukukçularının Bitcoin hakkında olumsuz ve olumlu yaklaşımın yanında Bitcoin hakkında temkinli davranılmasının daha uygun olduğu yaklaşımı da mevcuttur. Olumsuz yaklaşıma sahip olanlar, Bitcoin'in para olmadığı gibi mal olma şartlarını da yerine getirmediğini savunmaktadır. Olumlu yaklaşıma sahip olanların bazılarına göre Bitcoin dijital bir değerdir, diğerlerine göre ise paradır. Bitcoin'in bir dijital değer ifade ettiği, fakat şimdilik paranın fonksiyonlarını icra etmediği bilgisi öne çıkmaktadır. Bununla birlikte Bitcoin sisteminin barındırdığı risklerin bir sonucu olarak kullanıcıların servetinin haksız kazanç veya kayıp ile sonuçlanabileceği için sistemin sunacağı artılar hakkında araştırma yapılması uygun görülmüş, fakat işlem yapma konusunda temkinli davranılmasının en uygun tavır olduğu sonucuna varılmıştır.
Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer mezheplerden farklı kaldığı meseleler
Günümüz Müslüman toplumlarında, İslam hukuku yüzde yüz uygulanmasa da, bazı Müslüman ülkelerinde, muhtelif alanlarda hala uygulanmaktadır. Aile ve borçlar hukuku, en çok uygulanan İslam hukukunun alanlarındandır. Bu alanlarda, belli meseleler hakkında mezhepler arasında ihtilaflar olmuştur. Kimi meselelerde yaygın dört mezhep birbirinden ayrı görüşler beyan etmiş, kimi meselelerde ise dört mezhepten biri, görüş olarak diğer üç mezhepten farklı görüşler benimsemiştir. Bu çalışmada, Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer üç mezhepten farklı olarak görüş beyan ettiği meselelerini ele aldık. Bu meseleler hakkında Malikilerle diğer mezheplerin ortaya koyduğu görüşleri, delilleriyle beraber inceledik. Tezin ana konusu Maliki mezhebi olduğundan dolayı, çalışmamızın ilk bölümü İmam Malik ve mezhebinin yayılışı ile ilgili bilgilere ayırdık. İkinci bölümü aile hukuku, üçüncü bölümünü ise borçlar hukuku sahasında Malikilerin tek kaldığı konulara ayırdık. Sonuç kısmında da genel bir değerlendirme yaptık.
Trafik kural ihlallerinde sürücü kusurlarının İslam Ceza Hukuku açısından değerlendirilmesi
Günümüz hukukunda ele alınan trafik kanunları kendine mahsus yönetmelikle yürütülmekte ve kural ihlalleri de bu kapsamda cezalandırılmaktadır. Bazı durumlarda özellikle yönetmeliği aşan hallerde, kişilerin ve toplum menfaatlerinin devreye girdiği durumlarda, cari hukuk sisteminin genel ve özel hükümlerinin icra alanı bulduğu muhakkaktır. Trafik kural ihlalleri sebebiyle maddi zararlarda maddi tazmin yoluna gidilebilirken cana ve beden bütünlüğüne zarar verilmesi hallerinde kişiler hem maddi cezaya hem de özgürlükten mahrum edilmek için hapis cezasına çarptırılabilmektedir. Son zamanlarda yapılan ceza artırımları sürücülerin kurallara daha titiz uymaları noktasında fayda sağlamaktaysa da denetimlerin eksik olduğu ya da denetimin yapılamadığı durumlarda vicdan, ahlak ve din olgularının zayıflığı gibi sair saikler sebebiyle sürücüler tarafından kural ihlalleri gerçekleştirilebilmektedir. İslam ceza hukuku bu noktada hem dini hem de şer'i olarak ortaya koymuş olduğu kurallar bütününe uyulması şartıyla kişileri her iki cihanda da selamete ulaştırmayı temin eder. Bu tezimizde trafikte sürücüler tarafından yapılan trafik ihlallerinin günümüz hukukundaki cezalarını ve İslam ceza hukukundaki karşılıklarını ele almaya gayret ettik. Bunu yaparken kazalarda ve ihlallerde en büyük etken olan irade faktörünü şematik hale getirerek meydana gelebilecek ihlal neticelerinin sebeplerini ortaya koymaya çabaladık. İhlalleri tek tek olmasa da trafik kural ihlallerinde meydana gelebilecek ihtimallere değinmek suretiyle kişilerin mesuliyetlerini İslam Ceza Hukuku açısından izah etmeye çalıştık. Oluşturulan şemalar kapsamında ihtiyaç halinde konulacak kuralların ve bu kuralların ihlalleri neticesinde ortaya çıkabilecek neticelerin İslam Ceza Hukuku'ndaki yerinin tespitini kolaylaştıracağı kanaatindeyiz. Netice olarak trafik kurallarının ve ihlalleri neticesinde ortaya çıkan durumların günümüz cari hukuk sistemiyle alakalı olduğu kadar İslam Ceza Hukuku'yla da yakından alakalı olduğunu ve hatta daha derin bir ilişkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Muhammed Mahmûd es-Savvâf'ın"Fâtihatü'l- Kur'ân ve Cüz'ü Amme el-Hâtimu li'l-Kur'ân"isimli eserindeki tefsir metodu
Tefsir ilmi, Kur'ân-ı Kerim'in okuyucular açısından anlaşılır bir hale gelmesi için müracaat edilen ilim dalıdır. Müfessirler, ayetlerin açıklanması ve mesajlarının insanlara ulaştırılması için ilgili birçok ilim dalına müracaat etmişlerdir. Ayetlerin tefsirinde ayetler de dâhil Sünnet'ten, Sahabe'den, Tabiin'den ve sonrasında müfessirlerden gelen görüşler bu ilmin temelini oluşturur. Müfessirler, Kur'an'ın anlam ve mesajlarını okuyucuların kolay bir şekilde anlamaları için, bunlarla da yetinmeyip ilgi alanlarına göre başka ilimlerden de istifade etmişlerdir. Kur'an yorumcularının yararlandığı tarih, felsefe, sosyoloji, psikoloji, tıp ve astronomi bu ilimlerin bazılarıdır. Savvâf XX. yy'da yaşamış ve tefsir sahasında eser veren bilginlerden biridir. Biz bu çalışmamızda, Savvâf'ın söz konusu eserini Kur'ân ilimleri ve tefsir yöntemleri açısından inceleme, tefsirinde öne çıkan yönleri tespit etme gayretinde olduk. Müellif, tefsirinde klasik yöntemler yanında modern yaklaşımlardan da istifade etmiştir. Tek ciltten oluşan Fatihatu'l-Kur'an ve cüzü Amme adlı eserinde içinde yaşadığı toplumun sosyolojik yönüne de zaman zaman dolaylı olarak değinir. Müellifin Rivayet ve Dirayet tefsir örnekleri açısından da zengin olan bu eseri, bu manada İctimaî tefsir türünün özelliklerini de gösterir.
Edirneli Arapzâde Muhammed ilmî Efendi ve Mîzânü't-Tarîk adlı eserinde tasavvufî görüşleri
17. asrın son ve 18. asrın ilk yarısında Osmanlı coğrafyasında yaşamış Nakşibendî-Müceddidiyye temsilcilerinden Arapzâde Muhammed İlmî Efendi (ö.1130/1718), Sufî yönünün olması yanında önemli bir Osmanlı âlimidir. Ravzatü'l-Ma'ârif ve Hadîkatü'l-Letâif gibi ilmi yönünü gösteren risâleleri olmak üzere çeşitli türde eserleri vardır. Ancak bu çalışmada esas olarak Tarîkat adâp ve erkânlarını ihtiva eden Mîzânü't-Tarîk adlı eseri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Arapzâde Muhammed İlmî Efendi'nin hayatı, ilmî ve tasavvufî şahsiyetiyle birlikte eserleri, bağlı bulunduğu tarîkat kolu ve tasavvufî görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Mizânu't-Tarîk adlı eserin tahlili yapılmış olup, risâlede ele alınan konulardan bahsedilmiştir. Son olarak eserin, çalışmada günümüz Türkçesine aktarılıp ek olarak yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Arapzâde Muhammed İlmî, Adâp-Erkân, Nakşibendî-Müceddiyye
Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatım
Hz. Peygamber insani olan herhangi bir durumda ve İslam davetinde insanlara hitap ediyordu. Onun bu hitabı bazen İslami bir emrin uygulanması için yapılan açıklamada, bazen de ümmetine nasihati gerektirecek bir konudaki beyanında yer buluyordu. O, Mekke döneminde Arapçayı en iyi bilen bir kavmin içinde onlara kendi diliyle hitap etti. Bu daveti kabul eden etmeyen herkes onun hitabında, dili kullanımında asla bir kusur bulmadığı gibi aksine onun hitabına hayran kalmışlardı. Özellikle Mekke döneminde ne söylediği belli olmayan bir peygamberle karşı karşıya kalsalardı, o gün hiç şüphesiz muarızları bunu bir itiraz gerekçesi olarak kullanmaktan asla çekinmeyeceklerdi. O, dili süslü değil ancak anlaşılır, özlü ve hikmetli bir şekilde anlam yüklü söylerdi. Dinleyeni yormadan, anlamının da dışına çıkmadan maksada uygun ifadeler kullanırdı. Belagat ve Arap dili tabiriyle fasih bir üsluba sahipti. Peygamberler gönderildiği topluluğa Allah'ın yüklediği mesajı en mükemmel şekilde ulaştırmakla görevlendirilmiş ve o toplumun diliyle gönderilmiştir. Zira gönderildiği toplumla dil konusunda anlaşamayan, karşılıklı konuşamayan ve onların dillerinin inceliklerini bilmeyen bir peygamberin risalet görevini hakkıyla yapması düşünülemezdi. Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatımın Hz. Peygamber ümmetini eğitmedeki hassasiyetini, dili kullanımındaki inceliğini ve ne denli belagat içeren bir üsluba sahip olduğunu göstermektedir. Hayvan figürleri ile anlatım aynı zamanda her insanın muttali olduğu objeler üzerinden benzetme yapıldığından evrensel bir dilin kullanımıdır. Bu vesileyle anlatılmak istenen şeyin hafızalarda en kısa yoldan daha kalıcı hale gelmesi sağlanır ve konu daha iyi anlaşılmış olur.
Hz. Peygamber ve mizah
İnsan doğasında var olan rahatlama ve eğlenme arzusunun en bariz yansımalarından birisi de mizah olgusudur. Hayatın zorlu zamanlarında sıkıntılarımızı hafifleten en etkili yöntemlerden birisi olan mizah, tıpkı yemeğe tat vermesi için kararında olması gereken tuz misali dozunu aşmadığı sürece bireysel ve toplumsal ilişkilerimize olumlu katkılar sunar. Tarih boyunca din ve mizah birbirinin karşıtı iki olgu olarak görülmüştür. Bu yaklaşım dinlerin tamamen ciddiyet gerektiren bir alanı temsil ettiği görüşünün ağır basmasındandır. Elbette din olgusu, getirdiği ahlaki prensipleri ile müntesiplerinin yaşam tarzlarının nasıl olması gerektiğine dair ilkeler koyar, bu yönüyle din ciddi bir iştir. Ancak insan, fıtratında var olan bazı duyguları ne kadar bastırırsa bastırsın tamamen yok edemez. Mizah yapmak, gülmek, güldürmek gibi kimi arzular uygun bir alan bulduğunda kendilerini hemencecik gösteriverir. İnsan duyguları ve eylemlerine damgasını vuran en belirleyici etken, kişinin inançlarıdır. Bu noktadan hareketle araştırmamız, genelde bu inançların temelini oluşturan din olgusunu, özelde de İslâm-mizah ilişkisini, Hz. Peygamber'in bu konudaki örnekliğini, Müslümanlarca ortaya konan zengin mizahi kültürün verileri ile gözler önüne sermeyi hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hz. Peygamber, Mizah, Şaka, Tarih
Ebü'l Muîn en-Nesefî ile Ebû İshak es-Saffâr'ın iman anlayışlarının mukayesesi
Bu çalışmada, Hanefî-Mâtürîdî kelâm anlayışının önemli temsilcilerinden kabul edilen Ebü'l-Muîn en-Nesefî (öl. 508/1115) ile Ebû İshak es-Saffâr'ın (öl. 534/1139) iman anlayışları incelenmiştir. Nesefî'nin Tebsıratü'l-edille fi usûli'd-dîn ve Saffâr'ın Telhîsü'l-edille li-kavâidi't-tevhîd adlı hacimli kelâm eserleri bulunmaktadır. Çalışma, Nesefî ve Saffâr'ın iman anlayışlarını bu eserler kapsamında tespit etmeyi, incelemeyi ve mukayese etmeyi amaçlamıştır. Giriş ve üç ana bölümden oluşan çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Nesefî ile Saffâr'ın hayatları ve ilmî kişilikleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde iman konusuyla ilgili imanın tanımı, iman-amel ilişkisi, imanın artıp-azalması, iman-islâm münasebeti ve imanın mahlukiyeti gibi kelâmî tartışmalara değinilmiş ve kelâm mezheplerinin bu konulardaki görüşleri incelenmiştir. Son bölümde Nesefî ile Saffâr'ın iman anlayışları günümüze ulaşan eserleri üzerinden tespit edilmiş, irdelenemiş ve görüşlerindeki benzerlik ve varsa farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise araştırma neticesinde ulaşılan bilgiler paylaşılmıştır.
Ebû Bekir el-Cessâs'ın Ahkâm'ul-Kur'ân'ında Arap şiiriyle istişhâd
Ebu Bekir el-Cessâs 10. Yüzyılda yaşamış, devrin en büyük Hanefî fakihi Ebü'l-Hasan el-Kerhî ve Hâkim en-Nîsâbûrî gibi âlimlerden ders almış önemli bir âlimdir. el-Cessâs, Kerhî'nin vefatından sonra Bağdat'ta ders vermeye başlamıştır. Ebû Bekir Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî, Ebû Abdullah Muhammed b. Yahyâ el-Cürcânî, Ebü'l-Hüseyin Muhammed b. Ahmed ez-Za'ferânî, Ebû Ca'fer Muhammed b. Ahmed en-Nesefî, Ebû Ca'fer el-Üsrûşenî, Muhammed b. Ahmed el-Vâsıtî gibi birçok talebe yetiştirmiştir. el-Cessâs'ın ona yakın eseri vardır ve ahkâm âyetlerini tefsir ettiği Hanefî mezhebinin hükümlerini barındıran Ahkâmü'l Kur'ân'ı en meşhurudur. Ahkâmü'l-Kur'ân hüküm içeren âyetleri tefsir etmesi açısından yazılan ilk örneklerden biridir. el-Cessâs âyetleri tefsir ederken Arap şiirinden deliller getirmiştir. Bu çalışmanın asıl konusu el-Cessâs'ın şiirle istişhâd yöntemidir. el-Cessâs'ın şiiri delil getirdiği âyetler konu ve dil bakımından farklıdır. Tefsir ettiği âyete şiiri delil olarak ilk sırada da getirmesi onun dil bakımından şiirlere duyduğu güveni ortaya koyar. Ebu Bekir el-Cessâs'ın Ahkâmu'l Kur'ân adlı eserini konu edinen bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde müellifin hayatına, eserlerine, ilmî kişiliğine, Kur'ân ve hadiste şiirin konumuna yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde çalışmanın en temel konusunu oluşturan Ahkâmu'l Kur'ân'da şiirle istişhâd yöntemi belirlenmiştir. Bu bağlamda şiirle istişhâd ettiği âyetler sınıflandırılmış ve örneklendirilmiştir. Böylece Ahkâmu'l Kur'ân'daki şiirle istişhâd yöntemi ortaya konmuştur.
Hâkim el-Cüşemî'nin fırka tasnifi ve mezheplere bakışı
Mutezilî 'Hâkim el-Cüşemî'nin İslam Mezheplerine Bakışı' adlı tezimizde; İslam mezheplerinin ortaya çıkış nedenleri, mezheplerin görüş ve özellikleri ile fırka tasnifini Cüşemî'nin nasıl aktardığını inceledik. Temel amacımız Cüşemî'nin 'Mutezile Fırak Edebiyatına' olan katkısını ortaya koymaktır. Araştırmamızın kapsamını Cüşemî'nin mezhep tasnifi ve mezheplere dair verdiği bilgiler yanında Cüşemî'nin mezhebi kimliğinin ortaya konulabilmesi için imamet ve usûlü hamse hakkındaki görüşleri oluşturmaktadır. Tezimizde, İslam Mezhepleri Tarihi'nin kullanmış olduğu deskriptif (betimsel) yöntem temel alınarak, temel kaynakların taranması ve karşılaştırılması yanında olgu ve fikirlerin anlaşılması için siyasi ve sosyal tarih ile kıyaslanarak ulaşılan sonuçlar objektif bir şekilde ortaya konulmuştur. Sonuçta Cüşemî'nin Zeydî-Mutezilî kimliği bulunmaktadır. Temel konularda Mutezilî tavrı açıktır. Hz. Ali'ye ve Şia tarihindeki imamlara yönelik vurguları, eserlerindeki imamete dair aktarımlarındaki farklı yansımalar Zeydiyye'nin fikirlerine sempati duyduğunu ya da etkilendiğini göstermektedir. Cüşemî, İslam toplumlarının kendi dönemine kadar olan sürecini mezhepler tarihi açısından Mutezile, Şia, Hâricîler, Mürcie, Cebriyye, Âmme, Haşeviyye olarak yedi ana kola ayırmaktadır. Bu yedi fırkanın temel görüşlerine, kısmen oluşum ve olgunlaşma safhasına, alt fırkalarına, yayıldıkları coğrafyaya ve mezheplerin görüşlerini savunmak adına yazılan eserler ve yazarlarına değinmektedir. Cüşemî, mezhep tasnifini belirli bir sayı ile sınırlandırmamaktadır. Mezheplerle ilgili bilgi aktarırken kullandığı temel yöntem klasik fırka merkezli mezhepleri tarihi yazıcılığıdır.
Gurâbzâde Ahmed el-Bağdâdî'nin "Akâidü'd-dîni'l-efham Şerhu Vasiyyeti'l-İmâmi'l-A'zam" adlı eserinin tahkîki ve incelenmesi
İslam kültüründe şerh geleneğinin çok önemli bir yeri vardır. Bu nedenle, danışman ve hocalarımızla istişarenin sonucunda Kelâm alanında yazılmış, ama edisyon kritiği henüz yapılmamış mahtût bir eser olan "Akâidü'd-dîni'l-efham Şerhu Vasiyyeti'l-İmâmi'l-A'zam" adlı çalışmanın tahkik ve tahlilinin yapılması kararlaştırıldı. Bu eserde Ebû Hanîfe'nin bazı öğrencilerine yönelik vasiyyetleri şerh edilmiştir. Vasiyyetü'l-İmâmi'l-A'zam'ın birden çok şerhi yapılmıştır. Yapılan şerhler içinde ve bizim de tahkikini gerçekleştirdiğimiz Gurâbzâde Ahmed el-Bağdâdî şerhi çok önemli bir yere sahiptir. Her milletin iftihar ettiği bir kültürel birikimi vardır. Mensubu olduğumuz İslam milletinin kültürü içinde de tahkik edilmeye ve incelenip gün yüzüne çıkarılmaya muhtaç binlerce değerli el yazma eseri vardır. Bu el yazma eserleri telif etmekten maksat, sadece kütüphanelerde belirlenen rakamlarla bulundurulması değil, aksine yayımlanmaları ve bunlardan hedeflenen amacın gerçekleştirilmesidir.
Çağdaş dönemde İslam'da kadının statüsü ve hakları meselesi
İslâm'da kadının statüsü çağdaş dönemde üzerinde çokça manipülatif söylemlerin dile getirildiği bir konu olmuştur. Kadın konusu üzerinden İslâm dininin eleştirilmesi bu çalışmanın yapılmasını gerekli hale getirmiştir. İslâm'dan önceki din ve toplumlarda kadın sosyokültürel sebeplerden dolayı sosyal, ekonomik, siyasi vb. alanlarda çoğunlukla erkeğin gerisinde ve ikinci planda kalmıştır. Bu çalışma İslâm'dan önce ve sonra kadının konumunu, İslâm'ın klasik döneminde kadınla alakalı kelâmi mevzuları ve çağdaş dönemde İslâm'da kadının statüsü ile alakalı İslâm düşünürlerinin görüşlerini belge analizi yöntemi ile ele almıştır. Bu çalışmanın neticesinde İslâm karşıtlarının İslâm'ın kadını aşağıladığı, eşit tutmadığı, kadına değer vermediği tarzındaki rölatif ve sansasyonel yaklaşımlarının gerçeği yansıtmadığına dair çağdaş düşünürlerin fikirlerinden yararlanılmıştır. Eleştiriye maruz kalan kadın aleyhine gelen bazı rivayetlerin İslâm'ın mesajına aykırı olması ve Hz. Peygamber'in tebliğ metoduyla da bağdaşmaması onların uydurma olduğuna veya yanlış algılandığına işaret ettiği sonucuna varılmıştır. Tenkide maruz kalan Kur'ân-ı Kerîm ayetlerinin ise bazılarının tarihsel bağlam ve toplumun yaşadığı ortamdan etkilenerek yorumlanmış olabileceği fikrine ulaşılmış ve ayetlerdeki hikmetler ortaya konmaya çalışılmıştır. İslâm ile birlikte kadına fıtratına uygun olarak özgürlük ve haklar verildiği görülmüştür. İslâm toplumlarında kadına karşı uygulanan olumsuz davranışların ataerkil toplum yapısından, İsrâiliyat kökenli bazı rivayetler ve eski inanç, örf, adet, geleneklerden kaynaklı olduğu anlaşılmıştır.
Bir inanç problemi olarak Nihilizm: "OSHO örneği"
Kültürlerin, ahlak ve değerlerin alaşağı edildiği dünyamız 19. Yüzyılda karşımıza çıkan ve söylemleri ilkçağ filozoflarına kadar dayanan Nihilizm Felsefesiyle daha güç ikilemlere düşmüştür. Nihilizm, hayatın anlamsızlığını, insanların varlığının herhangi bir gayesi olmadığını savunan ve tüm dinî ve ahlâkî değerleri yok sayan düşünce akımıdır. Nihilizm Felsefesinin kurucusu Friedrich Nietzsche, 19. Yüzyılda meydana gelen bilimsel gelişmelerin yıkıcı etkisi ve modernizm düşüncesinden yola çıkarak Tanrının öldüğünü ve bununla birlikte ahlâkî ve geleneksel tüm değerlerin yozlaşıp çürüdüğünü öne sürmüştür. Ona göre insan uzun yıllar boyunca kilise ve iktidar sahipleri tarafından sömürülmektedir. İnsan, bireysel farklılıkları göz ardı edildiğinden, toplumdan dışlanmamak için ait olmadığı bir hayat sürmektedir. Yaşadığı bu sürü ahlakı onu içten içe bitirecek ve istemese de kendisini Nihilizmin karanlık dünyasında bulacaktır. Bu durum bir son değil bilakis yeni bir başlangıçtır. Zira insan kendi değerlerinin, duygu ve kabiliyetlerinin farkına vardığında üstinsan olma yolunda ilerleyecek ve zamanı geldiğinde içindeki Nihilist yönle mücadele edip kendi değer sistemini oluşturacaktır. OSHO ise başka bir coğrafyada Nietzsche'nin düşünce dünyasını belli noktalardan mistisizm ile harmanlayan yeni bir düşünce sistemi oluşturmuştur. Tanrı kavramını kötülük problemi üzerinden eleştirmiş ve bu düşünce üzerinden din kurallarını yok saymıştır. Tez, Nihilizm perspektifinde Nietzsche'yi ve OSHO'yu daha yakından tanıyıp fikir dünyasına girmeyi ve düşünce dünyasından hareketle İslam dışı fikir akımlarına olan benzer ve farklı yönleri ortaya koymayı hedefler. Bunu yaparken de düşünceleri ana eksende Kelam alimleri üzerinden geliştirip temellendirir. Yapılan tüm eleştiri ve itirazlar Kur'an ve sünneti merkeze alarak yorumlanmıştır. Böylece düşüncelerin subjektif yapısı daha sağlam bir argümanla desteklenmiştir.
Kur'an'ın sunduğu eğitsel metotların öğrenme-öğretme strateji ve kuramlarıyla ilişkilendirilmesi
Çalışma günümüz öğrenme-öğretme strateji ve kuramlarının, Kur'anî eğitim sistemiyle ilişkilendirilmesi çerçevesinde gerçekleştirilmiştir. Öncelikle Kur'an ve eğitim ilişkisi ele alınmış; bu eğitimin konusu, amacı, özellikleri ve metotlarına değinilmiştir. Ardından ailenin bu süreçteki rolü değerlendirilmiştir. Kur'an'ın hayata aktarılmasındaki konumu gereği, Hz. Muhammed'in eğitim anlayışından ve onu bu süreçte başarılı kılan sebeplerden bahsedilmiştir. Son olarak da eğitim-öğretim faaliyetleri kapsamında önemli bir yer ihtiva eden eğitimci profili ortaya konulmuştur. Bu genel bilgilendirmenin akabinde, öğretim ilke ve yöntemleri başlığı altında; öğrenmeyi etkileyen etkenler ve öğretim ilkeleri hakkında bilgilendirme yapılmıştır. Bu ilke ve yöntemleri kullanan öğrenme-öğretme strateji ve kuramlarına da yine ayrı bir başlık altında yer verilerek genel bir bilgilendirmede bulunulmuştur. Çalışmanın ana eksenini oluşturan kısımda ise Kur'an'ın sunduğu eğitim sistemi kapsamında kullanılan metotların açıklamalarına ve örneklerine değinilerek bu metotların bahsi geçen strateji ve kuramlarla ilişkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu anlamda Kur'anî eğitim sistemiyle Batı eğitim sistemleri karşılaştırmaya tabi tutularak genel bir durum analizinde bulunulmuştur. Sonuç kısmında ise çalışmaya yönelik değerlendirmeler yer almıştır.
İslam hukukunda borcun şirketlerin sermayesi üzerindeki etkisi
Çağımızda borca dayalı işlemler ciddi anlamda artmış ve görmezden gelinmesi imkânsız bir gerçeklik halini almıştır. Öyle ki, çoğu kimse ya borçlu ya da alacaklı bir vaziyete gelmiştir. Aynı durum ticarî kuruluşlar için de geçerlidir. Bu araştırmanın problemi, şirket borçlarının sermaye üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğudur. Zira şirketler, ticâri faaliyetlerini yürütmek üzere çoğu zaman borçlanmak suretiyle dış finansman sağlama yoluna gitmektedirler. Daha da ötesi sırf borca dayalı işlemlerde bulunmak üzere kurulmuş olan veya sermayesi salt borçtan müteşekkil olan şirketler de mevcuttur. Bu çalışmada sermaye kavramı, sermaye türleri, borç kavramı, borç türleri, İslam hukuku açısından caiz olan borçlanma çeşitleri ve borcun şirketlerin sermayeleri üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Bu manada öncelikle borçlanmanın hükmü ortaya konulmaya çalışılmış, kimi borçlanma türlerinin caiz olmadığı, kimisinin caiz olduğu beyân edilmiştir. Bununla birlikte borç satışından söz edilmiş ve birçok formunun bulunduğu izah edilerek bazısının İslam hukuku açısından caiz olduğu, bazısının caiz olmadığı açıklığa kavuşturulmuştur. Tezin asıl konusunu teşkil eden borcun şirket sermayeleri üzerindeki etkisi incelenirken, borcun hisse alım satımına etkisi ve ortak giriş çıkışına etkisi gibi temel hususların yanı sıra manevî varlıkların sermayeye etkisi, değersiz alacakların sermayeye etkisi, sermaye güvenliği ve iflasın sermayeye etkisi gibi konular ele alınmıştır. Bunlar ele alınırken de özellikle sermayeye dair zekât konularına temas edilmiştir. Çalışmada varılan en önemli sonuçlardan biri, aşırı borçlanmanın yüksek oranda olumsuz etkilere sahip olduğu, bu nedenle borçlanmanın belirli kural ve sınırlar dâhilinde yapılması gerektiğidir.
-Örnek sureler ekseninde- çocuklara yönelik meal ve tefsir çalışmalarının gerekliliği
Bu araştırmamızda genel olarak günümüzde hepimizin ortak sorunu olan ahlaki çöküş ve dinden uzaklaşma probleminin asıl nedenlerinden bahsedilmiştir. Kur'an'dan bihaber yetişen çocuklar ise bu nedenlerin başında gelmektedir. Bu nedenle öncelikle çocukluk döneminin kişilik gelişimine etkisi üzerinde durularak çocuklara yönelik Kur'an-ı Kerim çalışmalarının ne kadar önemli olduğu ve bu konudaki eksiklik, bu çalışmalara duyulan ihtiyaç gözler önüne serilmeye çalışılmıştır. Tez hazırlanırken konunun daha iyi anlaşılabilmesi için birinci bölümde çocuk psikolojisi ve çocuk edebiyatı üzerinde durulmuş, pek çok kaynaktan faydalanılarak bu dönemde doğru bir eğitimin verilebilmesi için gerekenler açıklanmıştır. İkinci bölümde ise araştırmamızın asıl konusu olan çocuklara yönelik meal ve tefsir çalışmaları hakkında detaylı bilgilere yer verilmiştir. İslam'ın çocuğa bakışı ve çocukluk dönemi din eğitimi konularına yer verilmiş, çocuğun Kur'an-ı Kerim ile bağının bu eğitimde ne kadar etkili olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Daha sonra bu çalışmaların önemi ve gerekliliği ifade edilerek çocuklar için tefsirin imkânından bahsedilerek bu eserler hazırlanırken nelere dikkat edilmesi, hangi özelliklerin bulunması gerektiği açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise örnek olması açısından verilen tüm bu bilgiler ışığında özellikle ilkokul çağı çocuklarının seviyesine uygun olarak bazı kısa surelerinin meal ve tefsirlerine yer verilerek çalışmaya son verilmiştir.
20. yüzyılda Suriye'de tarikatlar
Günümüz Suriye coğrafyası Hz. Ömer döneminde İslâm'la tanışmış ve önemli bir ilmî merkez haline gelmiştir. Şam'ın, Emevîler döneminde Müslümanların başkenti olması âlimlerin ve âriflerin bu şehirde yoğun olarak yaşamalarına sebep olmuştur. Şam ve Halep şehirleri İslâm tarihi boyunca aynı zamanda tasavvufun yoğun yaşandığı iki büyük yerleşim yeri olmuştur. İlk dönemlerde açlık ve gece ibadetiyle ön plana çıkan Şam'daki zühd hayatı ilk olarak Ebu'd-Derdâ ve Bilâl-i Habeşî gibi sahabîlerle başlamıştır. Birçok tasavvuf büyüğü bu bölgede yaşayarak Suriye'deki tasavvufî yapının alt yapısını oluşturmuştur. İbrahim b. Edhem, Gazzâlî, Sühreverdî el-Maktûl, İbn Arabî, Abdulgânî en-Nabslusî bu zâtlardan bazılarıdır. Hz. Mevlânâ'nın da bir dönem Şam ve Halep'te bulunduğu bilinmektedir. 20. yüzyıla gelindiğinde birçok tarikatın farklı kollarıyla Suriye'de faaliyet yaptığı görülmektedir. Çalışmamız esnasında 20. yüzyılda Suriye'de şu tarikatların bulunduğunu tespit ettik: Nakşibendiyye, Şazeliyye, Kadiriyye, Rifâiyye, Sa'diyye ve Mevleviyye. Tezde zikredilen bu tarikatlar hakkında genel bilgi verilmiş ve ilgili dönemdeki temsilcileri hakkında tespitlerde bulunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Tasavvuf, Suriye, Tarikat, 20. yüzyıl, Şam.
Gaziantep merkez ilçelerdeki bazı mimari eserlerde kullanılan hadislerin değerlendirilmesi
Hadis-i şerifler Müslümanlar için Kur'an-ı Kerim'den sonra en temel kaynaktır. Müslüman toplumlar tarih boyunca Hz. Peygamber'e (s.a.v.) olan bağlılıklarından dolayı, hadislere ayrı bir önem vermiştir. Onun sünnetini ve hadislerini hayatın her alanına yansıtmayı kendileri için bir görev addetmişlerdir. Bazı hadisler toplum hayatındaki etkisini sürdürürken, bazıları da ya kitapların sayfalarında kalmış ya da gözler önünde olmasına rağmen dikkatlerden kaçmış olabilir. İşte bu sebeple hadislerin toplumsal hayatta nasıl yer aldığı, nasıl kullanıldığı, topluma ne gibi mesajlar verdiği konuları, gün yüzüne çıkarılması ve dikkatlere sunulması gereken önemli hususlardandır. Bu tezde, Gaziantep'in merkez ilçeleri olan Şehitkamil ve Şahinbey ilçelerindeki camiler, mezarlıklar, taziye evleri ve dini eğitim veren lise ve ortaokul binalarında yer alan hadislerin kaynakları tespit edilip değerlendirmeleri yapılacaktır.
Fıtratla ilişkisi bağlamında inancın kökeni meselesi
Bu çalışmanın amacı, insanda var olan inanma eğiliminin kökenini saptamak ve insanın fıtrat donanımı ile yaratıcısını bulabilme imkânını araştırmaktır. Araştırmada İslam âlimlerinin düşünce dünyasına etki eden fıtrat kavramına yönelik yaklaşımları açıklanmış ve fıtrata batı dünyasındaki karşılık gelen ideolojiler mercek altına alınmıştır. Bu amaç çerçevesinde İslam âlimlerinin genelinin düşünceleri incelenmeye çalışılarak fıtrat kavramına bakışları belli başlıklar altında toplanmıştır. Ayrıca inancın kökenine dair sosyolojik, psikolojik ve antropolojik teorilere yer verilmiştir. Batı düşünce dünyasında fıtrat kavramına denk gelen görüşler ele alınarak inancın kökeni fıtrat kavramı ile temellendirilmeye çalışılmıştır. İnsanın, düşünen bir varlık olduğu kadar inanan bir varlık oluşu, yaratıcısını tanıma ve bilme isteğini beraberinde getirmiştir. Bu durum inanma eğiliminin insanlık tarihinin ilk dönemlerinden beri varlığını koruyan bir istek olmasını sağlamıştır. Bu isteğin karşılığı olarak Yüce Allah'ın, insanın yaratıcısını bulması ve ulûhiyetini tanıması için, insanda yarattığı özel bir donanım mevcuttur. İslam âlimleri, doğuştan gelen bu donanımı fıtrat kavramı çerçevesinde açıklamaya çalışmıştır. Bu doğrultuda fıtrat kavramına farklı anlamlar yükleyip, insanı farklı açılardan ele almışlardır. Fıtrat kavramının inancın kökeni balamında anlaşılması, insanın anlam arayışında ve inanma eğiliminin neticelenmesi için bir mihenk taşı özelliği taşımaktadır.
Ma`mer b. Raşid ve el-Camii
Bu tezin konusu meşhur hadis alimlerinden biri olan Ma'mer b. Râşid es-San'ânî (95/153-713/770) ve eseri el-Câmi 'dir. Amacı Ma'mer ve eserini yanlış bilinenlerden arındırarak tanıtmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için eser ve müellifi hakkında yanlış bilinenler tenkid edilmiştir. Araştırma bir giriş, üç bölüm ve bir ekten oluşmaktadır. Giriş bölümünde kullanılan kaynaklar ve konu ile ilgili daha önce yapılan araştırmalar tanıtılmış, konunun tarihteki yeri belirlenmiştir. Birinci bölüm Ma'mer' e, ikincisi el-Câmi 'ye, üçüncüsü de Ma'mer' e yöneltilen tenkidlere ayrılmıştır. Daha sonra da elde edilen bilgiler sonuç kısmında ifade edilmiştir. Bölümlerden birincisinde Ma'mer'in hayatı, hocaları, öğrencileri, eserleri, ilmi kişiliği, itikadi, fikhî ve siyasi görüşleri ile etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Hocaları, eserleri ve görüşleri hakkında yeni ve önemli bilgilere ulaşılmıştır. İkinci bölümde ise hadis edebiyatında Camiler hakkında kısa bilgiler verilip Ma'mer'in Cami 'inin bunlar arasındaki yeri belirlenmiştir. Daha sonra da el-Câmi 'nin zamanımıza ulaşması söz konusu edilip muhtevası hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca büyük hadis alimleri Buhârî ve Müslim'in Ma'mer' den rivayetleri hakkında bazı yeni bilgiler elde edilmiştir. Bölüm sonunda Buhârî ve Müslim'in Ma'mer'den yaptığı nakiller şemalarla gösterilmiştir. Ma'mer'e yöneltilen tenkitlere ayrılan üçüncü bölümde, Ma'mer'e yöneltilen tenkitler inceleme konusu yapılmıştır. Bunlardan en önemli ve dikkat çekeni ise yanında hiçbir kitabı olmadığı için Basra'da yaptığı rivayetlere güvenilemeyeceği iddiasıdır. Ma'mer'e yöneltilen bir diğer eleştiri konusu ise bazı hocalarından yaptığı rivayetlerdir.V Bu bölümde eleştiriye konu olan hususların haklılığı ya da haksızlığı değerlendirilmiştir. Araştırma bir de ek içermektedir. Burada Buhârî ve Müslim'in Ma'mer'den yaptıkları rivayetler kitab ve bab isimlerine işaret edilerek uzun bir liste halinde sunulmuştur. Sonuçta ise araştırma süresince elde edilen bilgiler, yeni tespitler ve bazı önemli değerlendirmeler özet olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Peygamber, Hadis, Sahih, Ma'mer b. Râşid, Yemen.
İslam`da Ahiret inancı ve reenkarnasyon
ıv ÖZET İSLAM'DA AHİRET İNANCI VE REENKARNASYON Mustafa ÜNVERDİ Yüksek Lisans Tezi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman Doç. Dr. Halife KESKİN Haziran, 2003, 188 sayfa Ahiret inancı, İslam dininin temel akideleri arasındadır. Buna göre insanlar ölüm hadisesi ile birlikte yok olmazlar. Ölüm, bir diğer hayata geçişi ifade eder. Ölüm ötesi hayat, berzah alemi ile başlar. Berzah alemi, kişinin öldükten sonra kıyamete kadar geçen süre içindeki hayatının adıdır. Kıyamet koptuktan sonra ise artık tüm insanlar yeniden diriltilir. Ruhların bedenlere iadesi ile gerçekleşecek ba's, Ahiret yurdunda ebedi hayata ilk adımdır. Burada, insanın hem bedeni hem de ruhu ile bir bütün olması, dolayısıyla Ahirette de bu kimliği ile yeniden diriltilecek olması dikkate değer bir noktadır. İslam kelamcıları, yeniden dirilişin, ruhun bedene iadesi ile gerçekleşeceğini kabul ederler. Reenkarnasyon, ruhun çeşitli bedenlerde sürekli doğması, bedenden bedene göç ederek varlığım sürdürmesi demektir. Bu inanç, ruhu esas alan ve bedeni önemsiz gören bir temel üzerine bina edilmiştir. İnsanların ruhlarının, çeşitli bedenlerde doğarak tekamül etmesi gerektiği inancını savunur. Ayrıca reenkarnasyona göre Ahiret denen bir başka bir alem yoktur. Ruh, tekamül ederek, en iyi ruhların katma yükselecektir. Gerek bu konuda kaleme alınmış eserlerden gerekse yaptığımız alan çalışmalarından anlaşılacağı üzere tekrar doğuş öğretisinde, insanın yaptıklarının karşılığını göreceği bir Ahiret inancı yoktur. Reenkarnasyon, iki açıdan İslam'ın Ehli Sünnet yorumuyla uyuşmaz. Birincisi, insanda esas olan unsurun ruh olduğu, bedenin ise elbise olduğu inancı; ikincisi ise, insanların yaptıklarının karşılığını bu dünyada göreceği inancıdır. Ehli Sünnet'in yorumuna göre ise İslam, insanı bir bütün olarak görür. Onun yaptıklarının karşılığını göreceği bir Ahiret hayatı olduğunu vaat eder. Kur'an, Ahirette insanın, ruhuyla ve bedeniyle yeniden dirileceğini, dünyada işlediği amelinin karşılığını alacağını açık bir şekilde ifade etmiştir. Anahtar kelimeler : Kur'an, Ahiret, reenkarnasyon, ruh, beden.
Muhammed İkbal'de ilâhi bilgi
Bu tezin konusu asrımızın büyük düşünürlerinden biri olan Muhammed İkbal'in "ilahi bilgi" hakkındaki görüşleridir. Amacımız İkbal'in düşünce dünyamızdaki yerini ve onun konuyla alakalı orijinal görüşlerini ortaya koymaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için mümkün olduğunca bizzat Muhammed İkbal'in kendi eserlerine müracaat edilmiştir. Çalışmamız bir giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde Muhammed İkbal'in hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölüm bilgi kavramı ve bunun açılımı olan konulara, ikinci bölüm ise Muhammed İkbal'in ulûhiyyet ve sıfatlar konusundaki görüşlerine ayrılmıştır. Bu konuları işlerken gerek batılı filozofların gerekse İslam düşünürlerinin mesele hakkındaki görüşlerine de yer vermeye çalıştık. Böyle bir gayret Muhammed İkbal'in fikirlerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Allah'ın bilgisi ve onun beraberinde getirdiği kader ve özgürlük konularına ayrılan üçüncü bölümde Muhammed İkbal'in görüşleri ağırlıklı olarak İşlenmiştir. Bunun yanında son dönem düşünürlerinin konu hakkındaki düşüncelerini de aktarmayı ihmal etmedik. Bu, İkbal ile kendi dönemindeki düşünürler arasındaki farkları göstermesi açısından önemlidir. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise, İkbal'in konu ile ilgili temel yaklaşımını sunmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Kur'ân-ı Kerîm, Muhammed İkbâl, Bilgi, Sıfat, Kader, Hürriyet.
Kur`an ve hadislere göre melek kavramı
Bu çalışmada Kur' ân ve Hadislerde Melek Kavramı araştırılmıştır. Melek inancı ilk defa İslâm diniyle ortaya çıkmamıştır. İslâm'dan önceki dinler ve kültürlerde de, melek gibi bazı görülmeyen varlıklara inanılmaktaydı. Onun için biz öncelikle, "melek kelimesi"nin kökenini ve anlamlarım araştırdık. Kur'ân ve hadislerde bahsedilen melekleri anlayabilmek için öncelikle daha önceki din ve kültürlerdeki melek inancım ve anlamım bilmek gerekmektedir. Bu yüzden birinci bölüm, melek kelimesini ve bazı din ve kültürlerde melek inancım ortaya koymaktadır. Bütün dinlerde "Rûhânî Varlık" kavramı olduğu, bunların her birinde kelimeye değişik manalar yüklendiği, melek kelimesinin kapsamı ve görülmeyen varlıkların içerisindeki konumu işlenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Kur'ân ve hadislerde açıkça ismi geçen melekler ve görevleri belirtilmiş, diğer din ve kültürlerle de benzerliklerine işaret edilmiştir. Bazı dinlerde melek kavramının kapsamı, "Cin", "Şeytan" gibi "görülmeyen bütün varlıkları" içerirken, İslâm dininde, kendine has bir tür olduğu, nûr'dan yaratıldığı ve yaratılışının diğerlerinden farklı olduğu bildirilmiştir. Yine araştırmamızda, meleklerin özellikleri, görevleri ve insanlarla olan yakın ilgisinden bahsedilmiştir. Melekler, görülmeyen varlıklar olduğu için onlarla ilgili İslâmî bilgiler ancak Kur'ân ve hadislerden elde edilebilmektedir. Bu çalışmamızda, melekle ilgili olarak "halk arasında yaygm olan bazı inanışlara" da yer verilmiş ve bunların İslâm'daki yerine işaret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Melek, Cin, Şeytan, Görülmeyen Varlık, Kur'ân, Hadis, Din.
Harici zihniyetinin oluşumu ve günümüzdeki tezahürleri
Ill ÖZET HARİCÎ ZİHNİYETİN OLUŞUMU VE GÜNÜMÜZDEKİ TEZAHÜRLERİ Kadriye YILDIRIM Yüksek Lisans Tezi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. İsmail YÖRÜK Ekim 2001, 350 sayfa Bu çalışmada Peygamberin vefatından sonra İslam toplumunda meydana gelen sosyal, kültürel, ekonomik şartlardaki değişikliklerin ve dini yorumlardaki faklılaşmalann neticesinde ortaya çıkan Haricîlerin zihniyeti ve onun tezahürleri olan gruplar incelenmiştir. Çalışma, Haricî adının verilmesi ve bunun sebepleri, verilen diğer isimler, hareketi ortaya çıkaran sebepler, Haricîlerin yaşadıkları yerler, Haricî düşünürler, bu inancı benimseyen topluluklar hakkında giriş niteliğindeki bilgilerin sunulması, tarih, semantik, linguistik, karşılaştırma ve yorumlama metotlarını uygulamak suretiyle konuyla ilgili yapılmış araştırmaların gözden geçirilmesiyle başlamaktadır. Bu bölüm literatürde Haricîlere farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır. Haricî zihniyetinin oluşumunu incelerken konuyu her yönden değerlendirmek doğru sonuca ulaşmak bakımından çok önemli olduğundan zihniyete etki eden faktörlerin bütüncül yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Bu ise, zihniyetin oluşumunda etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerin detaylı bir şekilde araştırılmasıyla mümkün olacaktır. Haricî zihniyetin boyutları olarak tespit edilen dindeki esaslar, İmamet, büyük günah işleyenin durumu, kaade, tevellâ-teberrâ, savaş, çocukların durumu, takiyye, zümre dayanışması gibi konulara geniş bir yer ayırdık. Bunun amacı, Haricî zihniyetin tezahürleri olarak gördüğümüz grupları tespit ederken çok dikkatli davranmak, onların düşünce ve pratiklerini belirgin bir şekilde ortaya koymaktır. Bundan dolayı HaricîIV zihniyetin tezahürleri olarak ortaya çıkan grupları incelerken hangi grupların düşünce ve davranışlarının hangi haricî zihniyetine dahil edilebileceğini belirlemek, öncelikle grupların tarihi gelişiminden söz etmek, sonra da görüşlerinin tamamına işaret etmek, değerlendirme bölümünde İse benzerlik gösterdikleri, aynı tavrı gösterdikleri halde farklı isim verdikleri uygulamalarından bahsetme yoluna gittik. Anahtar Kelimeler: Hâricîlik, Oluşumu, Haricî Zihniyeti, Zihniyetin Boyutları, Haricî Zihniyetinin Tezahürleri.
المرابطون والموحدون في العصر الاندلسي دراسة بلاغية البديع انموذجاً
This thesis is one of the rhetorical studies, and its purpose is to reveal some artistic and creative aspects of Al-Badi' styles in Andalusian poetry in the period between the fifth and seventh centuries AH. It is the era of the Almoravid and Almohad rule of Andalusia, which is considered a controversial period attacked by the Orientalists. They accused it of being backward and fighting science and art because of the many wars and volatile circumstances in the Muslims' relationship with the Spaniards. In order to achieve its objectives, the study based on selecting some evidence from each poet and citing them in the study of the creative rhetorical methods used by Andalusian poets. This falls under the descriptive analytical approach that achieves the purposes of rhetorical research. The most important results of this study were: That the science of Al-Badi attracted the Andalusian poets, so they stood on its types and methods, and they paid great attention to it. This may reflect their influence on the poets of the Levant. As they found in Al-Badi's methods what meets their emotional states, and their verbal abilities to compose poetry. And that the Almoravids and Almohads, despite their focus on jihad for the sake of God, did not neglect the scientific and literary development of their state, contrary to what the orientalists spread. And that Andalusian poetry used the quotation and inclusion of the Holy Qur'an, hadith and Arabic proverbs, And that poetry is rich in moral and verbal improvements, and this explains the intensity of its impact on the recipient, and its ability to have a melody and to sing. Keywords: Arabic language, Badi, Andalusian poetry, Verbal enhancer, Non-verbal enhancer.
İslam eşya ve borçlar hukukunda hakların vârislere intikali
İnsan, doğumuyla birlikte hatta cenin iken birtakım haklara sahip olmaya başlar. İnsan bu hakları, anne karnından ölüm anına kadar miras, hukukî işlem, çalışma vb. yollar ile elde etmektedir. Kişi, hayatta olduğu sürece sahip olduğu hakların tasarrufu kendisine aittir. Vefatından sonra mâlik olduğu hakların vârislerine intikal edip etmeyeceği konusu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada kişinin, İslam Eşya-Borçlar hukuku alanına giren haklarının vârislerine intikal edip etmeyeceği konusu ele alınmıştır. Konu ele alınırken mezheplerin görüşleri karşılaştırmalı bir şekilde verilmiş, varislere intikalinde ittifak edilen ve ihtilaf edilen hususlar analiz edilmiştir. Bu çalışmada, kişiye ait söz konusu hakların vârislere intikal edip etmeyeceğinin mezhepler açısından tespit edilmesi ve hakların vârislere intikali konusunda mezheplerde esas alınan temel prensiplerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Mütekaddimûn ve müteahhirûn dönemi hadis usûlü eserlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmamız hadis usulüne dair bir çalışma olacaktır. Hadis usulünde mütekaddimûn dönemi ve müteahhirûn dönemi ile bu dönemlerin usul eserlerini inceleyeceğiz. Hadis usulü açısından mütekaddimûn dönemi ve müteahhirûn dönemi usul eserleri önem arz etmektedir. Tezimiz beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tezin konusu, amacı, kaynakları ve yöntemi belirtilecektir. İkinci bölümde hadis ilminde dönemsel bir ayrım neden oluşmuş, nasıl ortaya çıkmış ve bu dönemsel ayrım neyi ifade etmekte bunun üzerinde durmaya çalışacağız. Devamında da mütekaddimûn dönemi ve döneme ait günümüze ulaşmış üç usul eserine yer vermeye çalışacağız. Eserler birbiri ile mukayese edilerek incelenecektir. Üçüncü bölümde müteahhirûn dönemi ve döneme ait üç usul eseri incelenecektir. Dördüncü bölümde ise mütekaddimûn ve müteahhirûn dönemine ait usul eserleri birbirleriyle mukayese edilecektir. Çalışmamız sonuç bölümüyle tamamlanmaktadır. Anahtar kelimeler: Hadis, Mütekaddimûn, Müteahhirûn
التنصيص في شرح شواهد التلخيص للإمام إبراهيم وحدي بن مصطفى بن محمد بن درسون الشمني،وحدي أفندي (ت 1126 هـــ)من بداية المخطوط إلى نهاية شواهد الفن الأول (علم المعاني)، دراسة وتحقيق .
The study aimed to investigate the manuscript of "Al-Tanass fi Sharh Shawhat al-Talkhees" by the scholar Wahdi Ibrahim Effendi (d.: 1126 AH) from the first art with the science of meanings to the beginning of the second art with the science of eloquence. Al-Sakaki, Al-Qazwini's "Takhlis Al-Muftah" and Al-Abbasi's "Instrumental Institutes". And civilization, e-mail from the postal address, and it is not surprising that poetry is the Diwan of the Arabs, the treasury of its sciences and the repository of its news; Sorry, poor experts. Likewise, the textbook is a reference for linguists and rhetoricians, as it contains aspects of syntax, issues of derivation, and lexical significance, in addition to that long episode. Education, biography, history, duties, language and rhetoric. He also held the position of the judiciary of the city of Aleppo in his time. And to achieve its goals in comparison, when descriptive translation, and commenting and commenting in the investigated section, when copying the text, adjusting it, comparing copies, and statements of sayings and attributing them to their sources and contexts. His explanations also included rhetorical, grammatical, syntactic, and morphological issues of derivation and others, and replaced them with some guidance from the commentators, or those who wrote in the full evaluation of the description of the roots. Keywords: Arabic language, quotation, summary, Wahdi Effendi, investigation.
İslam hukukunda kolaylaştırıcı bir ilke olarak umûmü'l belvâ
İslam hukuku,Şari'nin emirlerinin uygulanabilmesi konusunda dini hükümlerin tespitini yapan ve yorumlayan bir ilim dalıdır. İslam hukukçuları tarafından bu tespitler yapılırken bir takım metot ve prensipler geliştirilmiştir. İnsanların günlük hayatta sıkıntı ve meşakkâtle karşı karşıya kaldığı durumlardanasslarda işaret edilen çıkış yolları kullanılarak çözümler üretilmiştir. İşte bu çözüm yöntemlerinden biri de umûmü'l-belvâ ilkesidir. Bu kavram İslam hukuk literatüründe, insanların maruz kaldığı ve toplumda yaygın hale gelmiş olan sıkıntı ve meşakkâtler olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla umûmü'l-belvâ, İslam hukukçularının fürû hükümlerde hafifletici sebep olarak sıkça kullandığı bir ilke haline gelmiştir. Çalışmamızda dini hükümlerin hafifletilmesinde bir yöntem olarak kabul edilen umûmü'l-belvâ'nın mahiyeti, meşruiyeti, şartları ve sebepleri, kolaylaştırdığı fürû-i fıkıh konuları örnekler verilerek değerlendirmeye çalışılmıştır.