
4.689
Arşivlenen Tez
33
DOI Atanmış
1%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Siyer ve Meğazi eşliğinde Kur'an vahyini okumak Enfâl Sûresinde Bedir Savaşı örneği
İslâm tebliğinin ve müslümanların Arap Yarımadası'ında sağlam bir zemin üzerine oturmasında dönüm noktası olan olaylardan bir tanesi Bedir Gazvesidir. Bedir Gazvesini doğru anlamak maksadıyla başvurduğumuz en sağlam kaynak ise Kur'ân-ı Kerim'dir. Kur'ân-ı Kerim'de, Bedir savaşını detaylı bir şekilde anlatan sûre Enfâl sûresidir. Bu önemli olayı doğru anlamamıza yardımcı olan ikinci kaynak siyer-i nebîdir. Bedir savaşını siyer eşliğinde okumak, yaşanan bu olayı doğru anlamamızı sağlamaktadır. Temelde bu iki kaynaktan istifade edilerek hazırlanan bu çalışmada Bedir savaşının yaşanmasına sebep olan olayları ve arka planında yatan gelişmeleri detaylı bir şekilde anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Genel olarak Kur'ân'ın tamamını, özelde Enfâl suresini okurken mutlaka tarihi arka planını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Biz de bu çalışmada Bedir savaşını incelerken Enfâl sûresi eşliğinde olayın tarihsel arka planını ve gelişim seyrini siyer-i nebi ile teyit ve mukayese ettik. Siyer-i nebî dışında İslâm tarihinden ve Kur'ân ilimlerinden de istifade edilerek hazırlanan bu çalışmanın amacı, Kur'ân âyetlerini doğru anlamada tarihsel arka planının göz ardı edilemeyeceğini göstermektir.
"Allah'ım ona kitabı ve hikmeti öğret hadisi çerçevesinde Abdullah b. Abbâs'ın hadis ilmindeki yeri
Hz. Peygamber'in kendi ümmeti için toplu dualarda bulunduğu ve bunun yanında şahsa özel dua ettiği de vakidir. Çalışmamızda Hz. Peygamber'in amcazadesi olan Abdullah İbn Abbâs'a, çeşitli şekillerde ve çeşitli sebeb-i vürutlarla rivayet edilen duasının İbn Abbâs'ın ilmine ve ashabın onun ilmine gösterdikleri saygıda herhangi bir etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Ayrıca çalışmamızda İbn Abbas'ın Cebrail'i (a.s.) görmesi ve onun ilim sahibi olacağı hakkında Hz. Peygamber'e haber vermesi de yapılan dua ile ilişkilendirilerek açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. İnceleme yapılırken özellikle birinci el kaynaklara ulaşılmaya çalışılmış, bu kaynaklara erişilememesi durumunda ikinci el kaynaklara başvurma yoluna gidilmiştir. Kaynaklardan elde edilen senet ve metin değerlendirmeleri neticesinde 'hikmet, fıkıh, kitap, te'vil' kelimeleri üzerinde durulmuş ve değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler neticesinde bu duanın etki boyutu ile alakalı bir sonuca ulaşılmıştır.
İslâm Hukukuna göre kripto para biriminin para olma keyfiyeti: Bitcoin örneği
Kripto Para Birimi ve ilk örneği olan Bitcoin, teknolojinin finans ile birleşmesi ile geleneksel ödeme sistemlerine alternatif olarak ortaya çıkan, kişiler arası merkezi olmayan ve altyapısı Blockchain sistemine dayanan elektronik para sistemidir. Bitcoin kullanıcılarına işlemlerinde hızlı transfer ve düşük maliyet avantajları sunmaktadır. Bununla birlikte merkezi olmayan yapısı, yasalara ve düzenlemelere tabi olmaması, kullanıcıların anonim olarak hesaplarını açabilmeleri ve işlem yapabilmeleri, değerindeki aşırı oynaklık, illegal işlerin finansmanında kullanılması ve siber saldırılara açık olması gibi riskleri içinde barındırmaktadır. Bitcoin, geleneksel para sisteminden farklı olarak merkezsiz olduğu ve farklı avantaj ve riskler barındırdığı için iktisatçıların ve İslâm hukukçularının tartışmalarının odak noktası haline gelmiştir. Bu minvalde iktisatçıların Bitcoin hakkındaki görüşleri dikkate alınarak İslâm hukukçularının konu ile ilgili yaklaşımları irdelenmiş ve Bitcoin'in İslâm hukukuna göre para olma keyfiyeti farklı açılardan değerlendirilmiştir. Müslümanların on dört asırlık ilmi birikimi, yeni ortaya çıkan para çeşitleri konusundaki modern tartışmalara önemli katkı sunmaktadır. İslâm hukukçularının Bitcoin hakkında olumsuz ve olumlu yaklaşımın yanında Bitcoin hakkında temkinli davranılmasının daha uygun olduğu yaklaşımı da mevcuttur. Olumsuz yaklaşıma sahip olanlar, Bitcoin'in para olmadığı gibi mal olma şartlarını da yerine getirmediğini savunmaktadır. Olumlu yaklaşıma sahip olanların bazılarına göre Bitcoin dijital bir değerdir, diğerlerine göre ise paradır. Bitcoin'in bir dijital değer ifade ettiği, fakat şimdilik paranın fonksiyonlarını icra etmediği bilgisi öne çıkmaktadır. Bununla birlikte Bitcoin sisteminin barındırdığı risklerin bir sonucu olarak kullanıcıların servetinin haksız kazanç veya kayıp ile sonuçlanabileceği için sistemin sunacağı artılar hakkında araştırma yapılması uygun görülmüş, fakat işlem yapma konusunda temkinli davranılmasının en uygun tavır olduğu sonucuna varılmıştır.
Trafik kural ihlallerinde sürücü kusurlarının İslam Ceza Hukuku açısından değerlendirilmesi
Günümüz hukukunda ele alınan trafik kanunları kendine mahsus yönetmelikle yürütülmekte ve kural ihlalleri de bu kapsamda cezalandırılmaktadır. Bazı durumlarda özellikle yönetmeliği aşan hallerde, kişilerin ve toplum menfaatlerinin devreye girdiği durumlarda, cari hukuk sisteminin genel ve özel hükümlerinin icra alanı bulduğu muhakkaktır. Trafik kural ihlalleri sebebiyle maddi zararlarda maddi tazmin yoluna gidilebilirken cana ve beden bütünlüğüne zarar verilmesi hallerinde kişiler hem maddi cezaya hem de özgürlükten mahrum edilmek için hapis cezasına çarptırılabilmektedir. Son zamanlarda yapılan ceza artırımları sürücülerin kurallara daha titiz uymaları noktasında fayda sağlamaktaysa da denetimlerin eksik olduğu ya da denetimin yapılamadığı durumlarda vicdan, ahlak ve din olgularının zayıflığı gibi sair saikler sebebiyle sürücüler tarafından kural ihlalleri gerçekleştirilebilmektedir. İslam ceza hukuku bu noktada hem dini hem de şer'i olarak ortaya koymuş olduğu kurallar bütününe uyulması şartıyla kişileri her iki cihanda da selamete ulaştırmayı temin eder. Bu tezimizde trafikte sürücüler tarafından yapılan trafik ihlallerinin günümüz hukukundaki cezalarını ve İslam ceza hukukundaki karşılıklarını ele almaya gayret ettik. Bunu yaparken kazalarda ve ihlallerde en büyük etken olan irade faktörünü şematik hale getirerek meydana gelebilecek ihlal neticelerinin sebeplerini ortaya koymaya çabaladık. İhlalleri tek tek olmasa da trafik kural ihlallerinde meydana gelebilecek ihtimallere değinmek suretiyle kişilerin mesuliyetlerini İslam Ceza Hukuku açısından izah etmeye çalıştık. Oluşturulan şemalar kapsamında ihtiyaç halinde konulacak kuralların ve bu kuralların ihlalleri neticesinde ortaya çıkabilecek neticelerin İslam Ceza Hukuku'ndaki yerinin tespitini kolaylaştıracağı kanaatindeyiz. Netice olarak trafik kurallarının ve ihlalleri neticesinde ortaya çıkan durumların günümüz cari hukuk sistemiyle alakalı olduğu kadar İslam Ceza Hukuku'yla da yakından alakalı olduğunu ve hatta daha derin bir ilişkiye sahip olduğunu söyleyebiliriz.
Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer mezheplerden farklı kaldığı meseleler
Günümüz Müslüman toplumlarında, İslam hukuku yüzde yüz uygulanmasa da, bazı Müslüman ülkelerinde, muhtelif alanlarda hala uygulanmaktadır. Aile ve borçlar hukuku, en çok uygulanan İslam hukukunun alanlarındandır. Bu alanlarda, belli meseleler hakkında mezhepler arasında ihtilaflar olmuştur. Kimi meselelerde yaygın dört mezhep birbirinden ayrı görüşler beyan etmiş, kimi meselelerde ise dört mezhepten biri, görüş olarak diğer üç mezhepten farklı görüşler benimsemiştir. Bu çalışmada, Maliki mezhebinin aile ve borçlar hukukunda diğer üç mezhepten farklı olarak görüş beyan ettiği meselelerini ele aldık. Bu meseleler hakkında Malikilerle diğer mezheplerin ortaya koyduğu görüşleri, delilleriyle beraber inceledik. Tezin ana konusu Maliki mezhebi olduğundan dolayı, çalışmamızın ilk bölümü İmam Malik ve mezhebinin yayılışı ile ilgili bilgilere ayırdık. İkinci bölümü aile hukuku, üçüncü bölümünü ise borçlar hukuku sahasında Malikilerin tek kaldığı konulara ayırdık. Sonuç kısmında da genel bir değerlendirme yaptık.
Muhammed Mahmûd es-Savvâf'ın"Fâtihatü'l- Kur'ân ve Cüz'ü Amme el-Hâtimu li'l-Kur'ân"isimli eserindeki tefsir metodu
Tefsir ilmi, Kur'ân-ı Kerim'in okuyucular açısından anlaşılır bir hale gelmesi için müracaat edilen ilim dalıdır. Müfessirler, ayetlerin açıklanması ve mesajlarının insanlara ulaştırılması için ilgili birçok ilim dalına müracaat etmişlerdir. Ayetlerin tefsirinde ayetler de dâhil Sünnet'ten, Sahabe'den, Tabiin'den ve sonrasında müfessirlerden gelen görüşler bu ilmin temelini oluşturur. Müfessirler, Kur'an'ın anlam ve mesajlarını okuyucuların kolay bir şekilde anlamaları için, bunlarla da yetinmeyip ilgi alanlarına göre başka ilimlerden de istifade etmişlerdir. Kur'an yorumcularının yararlandığı tarih, felsefe, sosyoloji, psikoloji, tıp ve astronomi bu ilimlerin bazılarıdır. Savvâf XX. yy'da yaşamış ve tefsir sahasında eser veren bilginlerden biridir. Biz bu çalışmamızda, Savvâf'ın söz konusu eserini Kur'ân ilimleri ve tefsir yöntemleri açısından inceleme, tefsirinde öne çıkan yönleri tespit etme gayretinde olduk. Müellif, tefsirinde klasik yöntemler yanında modern yaklaşımlardan da istifade etmiştir. Tek ciltten oluşan Fatihatu'l-Kur'an ve cüzü Amme adlı eserinde içinde yaşadığı toplumun sosyolojik yönüne de zaman zaman dolaylı olarak değinir. Müellifin Rivayet ve Dirayet tefsir örnekleri açısından da zengin olan bu eseri, bu manada İctimaî tefsir türünün özelliklerini de gösterir.
Edirneli Arapzâde Muhammed ilmî Efendi ve Mîzânü't-Tarîk adlı eserinde tasavvufî görüşleri
17. asrın son ve 18. asrın ilk yarısında Osmanlı coğrafyasında yaşamış Nakşibendî-Müceddidiyye temsilcilerinden Arapzâde Muhammed İlmî Efendi (ö.1130/1718), Sufî yönünün olması yanında önemli bir Osmanlı âlimidir. Ravzatü'l-Ma'ârif ve Hadîkatü'l-Letâif gibi ilmi yönünü gösteren risâleleri olmak üzere çeşitli türde eserleri vardır. Ancak bu çalışmada esas olarak Tarîkat adâp ve erkânlarını ihtiva eden Mîzânü't-Tarîk adlı eseri incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Arapzâde Muhammed İlmî Efendi'nin hayatı, ilmî ve tasavvufî şahsiyetiyle birlikte eserleri, bağlı bulunduğu tarîkat kolu ve tasavvufî görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde Mizânu't-Tarîk adlı eserin tahlili yapılmış olup, risâlede ele alınan konulardan bahsedilmiştir. Son olarak eserin, çalışmada günümüz Türkçesine aktarılıp ek olarak yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tasavvuf, Arapzâde Muhammed İlmî, Adâp-Erkân, Nakşibendî-Müceddiyye
Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatım
Hz. Peygamber insani olan herhangi bir durumda ve İslam davetinde insanlara hitap ediyordu. Onun bu hitabı bazen İslami bir emrin uygulanması için yapılan açıklamada, bazen de ümmetine nasihati gerektirecek bir konudaki beyanında yer buluyordu. O, Mekke döneminde Arapçayı en iyi bilen bir kavmin içinde onlara kendi diliyle hitap etti. Bu daveti kabul eden etmeyen herkes onun hitabında, dili kullanımında asla bir kusur bulmadığı gibi aksine onun hitabına hayran kalmışlardı. Özellikle Mekke döneminde ne söylediği belli olmayan bir peygamberle karşı karşıya kalsalardı, o gün hiç şüphesiz muarızları bunu bir itiraz gerekçesi olarak kullanmaktan asla çekinmeyeceklerdi. O, dili süslü değil ancak anlaşılır, özlü ve hikmetli bir şekilde anlam yüklü söylerdi. Dinleyeni yormadan, anlamının da dışına çıkmadan maksada uygun ifadeler kullanırdı. Belagat ve Arap dili tabiriyle fasih bir üsluba sahipti. Peygamberler gönderildiği topluluğa Allah'ın yüklediği mesajı en mükemmel şekilde ulaştırmakla görevlendirilmiş ve o toplumun diliyle gönderilmiştir. Zira gönderildiği toplumla dil konusunda anlaşamayan, karşılıklı konuşamayan ve onların dillerinin inceliklerini bilmeyen bir peygamberin risalet görevini hakkıyla yapması düşünülemezdi. Rivayetlerde hayvan figürleri ile anlatımın Hz. Peygamber ümmetini eğitmedeki hassasiyetini, dili kullanımındaki inceliğini ve ne denli belagat içeren bir üsluba sahip olduğunu göstermektedir. Hayvan figürleri ile anlatım aynı zamanda her insanın muttali olduğu objeler üzerinden benzetme yapıldığından evrensel bir dilin kullanımıdır. Bu vesileyle anlatılmak istenen şeyin hafızalarda en kısa yoldan daha kalıcı hale gelmesi sağlanır ve konu daha iyi anlaşılmış olur.
Hz. Peygamber ve mizah
İnsan doğasında var olan rahatlama ve eğlenme arzusunun en bariz yansımalarından birisi de mizah olgusudur. Hayatın zorlu zamanlarında sıkıntılarımızı hafifleten en etkili yöntemlerden birisi olan mizah, tıpkı yemeğe tat vermesi için kararında olması gereken tuz misali dozunu aşmadığı sürece bireysel ve toplumsal ilişkilerimize olumlu katkılar sunar. Tarih boyunca din ve mizah birbirinin karşıtı iki olgu olarak görülmüştür. Bu yaklaşım dinlerin tamamen ciddiyet gerektiren bir alanı temsil ettiği görüşünün ağır basmasındandır. Elbette din olgusu, getirdiği ahlaki prensipleri ile müntesiplerinin yaşam tarzlarının nasıl olması gerektiğine dair ilkeler koyar, bu yönüyle din ciddi bir iştir. Ancak insan, fıtratında var olan bazı duyguları ne kadar bastırırsa bastırsın tamamen yok edemez. Mizah yapmak, gülmek, güldürmek gibi kimi arzular uygun bir alan bulduğunda kendilerini hemencecik gösteriverir. İnsan duyguları ve eylemlerine damgasını vuran en belirleyici etken, kişinin inançlarıdır. Bu noktadan hareketle araştırmamız, genelde bu inançların temelini oluşturan din olgusunu, özelde de İslâm-mizah ilişkisini, Hz. Peygamber'in bu konudaki örnekliğini, Müslümanlarca ortaya konan zengin mizahi kültürün verileri ile gözler önüne sermeyi hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Hadis, Hz. Peygamber, Mizah, Şaka, Tarih
Ebü'l Muîn en-Nesefî ile Ebû İshak es-Saffâr'ın iman anlayışlarının mukayesesi
Bu çalışmada, Hanefî-Mâtürîdî kelâm anlayışının önemli temsilcilerinden kabul edilen Ebü'l-Muîn en-Nesefî (öl. 508/1115) ile Ebû İshak es-Saffâr'ın (öl. 534/1139) iman anlayışları incelenmiştir. Nesefî'nin Tebsıratü'l-edille fi usûli'd-dîn ve Saffâr'ın Telhîsü'l-edille li-kavâidi't-tevhîd adlı hacimli kelâm eserleri bulunmaktadır. Çalışma, Nesefî ve Saffâr'ın iman anlayışlarını bu eserler kapsamında tespit etmeyi, incelemeyi ve mukayese etmeyi amaçlamıştır. Giriş ve üç ana bölümden oluşan çalışmanın giriş kısmında araştırmanın konusu, önemi, amacı, yöntemi ve kaynakları hakkında bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Nesefî ile Saffâr'ın hayatları ve ilmî kişilikleri tanıtılmıştır. İkinci bölümde iman konusuyla ilgili imanın tanımı, iman-amel ilişkisi, imanın artıp-azalması, iman-islâm münasebeti ve imanın mahlukiyeti gibi kelâmî tartışmalara değinilmiş ve kelâm mezheplerinin bu konulardaki görüşleri incelenmiştir. Son bölümde Nesefî ile Saffâr'ın iman anlayışları günümüze ulaşan eserleri üzerinden tespit edilmiş, irdelenemiş ve görüşlerindeki benzerlik ve varsa farklılıklar tespit edilmiştir. Sonuç bölümünde ise araştırma neticesinde ulaşılan bilgiler paylaşılmıştır.
Ma`mer b. Raşid ve el-Camii
Bu tezin konusu meşhur hadis alimlerinden biri olan Ma'mer b. Râşid es-San'ânî (95/153-713/770) ve eseri el-Câmi 'dir. Amacı Ma'mer ve eserini yanlış bilinenlerden arındırarak tanıtmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için eser ve müellifi hakkında yanlış bilinenler tenkid edilmiştir. Araştırma bir giriş, üç bölüm ve bir ekten oluşmaktadır. Giriş bölümünde kullanılan kaynaklar ve konu ile ilgili daha önce yapılan araştırmalar tanıtılmış, konunun tarihteki yeri belirlenmiştir. Birinci bölüm Ma'mer' e, ikincisi el-Câmi 'ye, üçüncüsü de Ma'mer' e yöneltilen tenkidlere ayrılmıştır. Daha sonra da elde edilen bilgiler sonuç kısmında ifade edilmiştir. Bölümlerden birincisinde Ma'mer'in hayatı, hocaları, öğrencileri, eserleri, ilmi kişiliği, itikadi, fikhî ve siyasi görüşleri ile etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Hocaları, eserleri ve görüşleri hakkında yeni ve önemli bilgilere ulaşılmıştır. İkinci bölümde ise hadis edebiyatında Camiler hakkında kısa bilgiler verilip Ma'mer'in Cami 'inin bunlar arasındaki yeri belirlenmiştir. Daha sonra da el-Câmi 'nin zamanımıza ulaşması söz konusu edilip muhtevası hakkında bilgi verilmiştir. Ayrıca büyük hadis alimleri Buhârî ve Müslim'in Ma'mer' den rivayetleri hakkında bazı yeni bilgiler elde edilmiştir. Bölüm sonunda Buhârî ve Müslim'in Ma'mer'den yaptığı nakiller şemalarla gösterilmiştir. Ma'mer'e yöneltilen tenkitlere ayrılan üçüncü bölümde, Ma'mer'e yöneltilen tenkitler inceleme konusu yapılmıştır. Bunlardan en önemli ve dikkat çekeni ise yanında hiçbir kitabı olmadığı için Basra'da yaptığı rivayetlere güvenilemeyeceği iddiasıdır. Ma'mer'e yöneltilen bir diğer eleştiri konusu ise bazı hocalarından yaptığı rivayetlerdir.V Bu bölümde eleştiriye konu olan hususların haklılığı ya da haksızlığı değerlendirilmiştir. Araştırma bir de ek içermektedir. Burada Buhârî ve Müslim'in Ma'mer'den yaptıkları rivayetler kitab ve bab isimlerine işaret edilerek uzun bir liste halinde sunulmuştur. Sonuçta ise araştırma süresince elde edilen bilgiler, yeni tespitler ve bazı önemli değerlendirmeler özet olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Peygamber, Hadis, Sahih, Ma'mer b. Râşid, Yemen.
İslam`da Ahiret inancı ve reenkarnasyon
ıv ÖZET İSLAM'DA AHİRET İNANCI VE REENKARNASYON Mustafa ÜNVERDİ Yüksek Lisans Tezi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman Doç. Dr. Halife KESKİN Haziran, 2003, 188 sayfa Ahiret inancı, İslam dininin temel akideleri arasındadır. Buna göre insanlar ölüm hadisesi ile birlikte yok olmazlar. Ölüm, bir diğer hayata geçişi ifade eder. Ölüm ötesi hayat, berzah alemi ile başlar. Berzah alemi, kişinin öldükten sonra kıyamete kadar geçen süre içindeki hayatının adıdır. Kıyamet koptuktan sonra ise artık tüm insanlar yeniden diriltilir. Ruhların bedenlere iadesi ile gerçekleşecek ba's, Ahiret yurdunda ebedi hayata ilk adımdır. Burada, insanın hem bedeni hem de ruhu ile bir bütün olması, dolayısıyla Ahirette de bu kimliği ile yeniden diriltilecek olması dikkate değer bir noktadır. İslam kelamcıları, yeniden dirilişin, ruhun bedene iadesi ile gerçekleşeceğini kabul ederler. Reenkarnasyon, ruhun çeşitli bedenlerde sürekli doğması, bedenden bedene göç ederek varlığım sürdürmesi demektir. Bu inanç, ruhu esas alan ve bedeni önemsiz gören bir temel üzerine bina edilmiştir. İnsanların ruhlarının, çeşitli bedenlerde doğarak tekamül etmesi gerektiği inancını savunur. Ayrıca reenkarnasyona göre Ahiret denen bir başka bir alem yoktur. Ruh, tekamül ederek, en iyi ruhların katma yükselecektir. Gerek bu konuda kaleme alınmış eserlerden gerekse yaptığımız alan çalışmalarından anlaşılacağı üzere tekrar doğuş öğretisinde, insanın yaptıklarının karşılığını göreceği bir Ahiret inancı yoktur. Reenkarnasyon, iki açıdan İslam'ın Ehli Sünnet yorumuyla uyuşmaz. Birincisi, insanda esas olan unsurun ruh olduğu, bedenin ise elbise olduğu inancı; ikincisi ise, insanların yaptıklarının karşılığını bu dünyada göreceği inancıdır. Ehli Sünnet'in yorumuna göre ise İslam, insanı bir bütün olarak görür. Onun yaptıklarının karşılığını göreceği bir Ahiret hayatı olduğunu vaat eder. Kur'an, Ahirette insanın, ruhuyla ve bedeniyle yeniden dirileceğini, dünyada işlediği amelinin karşılığını alacağını açık bir şekilde ifade etmiştir. Anahtar kelimeler : Kur'an, Ahiret, reenkarnasyon, ruh, beden.
Muhammed İkbal'de ilâhi bilgi
Bu tezin konusu asrımızın büyük düşünürlerinden biri olan Muhammed İkbal'in "ilahi bilgi" hakkındaki görüşleridir. Amacımız İkbal'in düşünce dünyamızdaki yerini ve onun konuyla alakalı orijinal görüşlerini ortaya koymaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için mümkün olduğunca bizzat Muhammed İkbal'in kendi eserlerine müracaat edilmiştir. Çalışmamız bir giriş, üç bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümünde Muhammed İkbal'in hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölüm bilgi kavramı ve bunun açılımı olan konulara, ikinci bölüm ise Muhammed İkbal'in ulûhiyyet ve sıfatlar konusundaki görüşlerine ayrılmıştır. Bu konuları işlerken gerek batılı filozofların gerekse İslam düşünürlerinin mesele hakkındaki görüşlerine de yer vermeye çalıştık. Böyle bir gayret Muhammed İkbal'in fikirlerinin daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Allah'ın bilgisi ve onun beraberinde getirdiği kader ve özgürlük konularına ayrılan üçüncü bölümde Muhammed İkbal'in görüşleri ağırlıklı olarak İşlenmiştir. Bunun yanında son dönem düşünürlerinin konu hakkındaki düşüncelerini de aktarmayı ihmal etmedik. Bu, İkbal ile kendi dönemindeki düşünürler arasındaki farkları göstermesi açısından önemlidir. Çalışmamızın sonuç bölümünde ise, İkbal'in konu ile ilgili temel yaklaşımını sunmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Kur'ân-ı Kerîm, Muhammed İkbâl, Bilgi, Sıfat, Kader, Hürriyet.
Kur`an ve hadislere göre melek kavramı
Bu çalışmada Kur' ân ve Hadislerde Melek Kavramı araştırılmıştır. Melek inancı ilk defa İslâm diniyle ortaya çıkmamıştır. İslâm'dan önceki dinler ve kültürlerde de, melek gibi bazı görülmeyen varlıklara inanılmaktaydı. Onun için biz öncelikle, "melek kelimesi"nin kökenini ve anlamlarım araştırdık. Kur'ân ve hadislerde bahsedilen melekleri anlayabilmek için öncelikle daha önceki din ve kültürlerdeki melek inancım ve anlamım bilmek gerekmektedir. Bu yüzden birinci bölüm, melek kelimesini ve bazı din ve kültürlerde melek inancım ortaya koymaktadır. Bütün dinlerde "Rûhânî Varlık" kavramı olduğu, bunların her birinde kelimeye değişik manalar yüklendiği, melek kelimesinin kapsamı ve görülmeyen varlıkların içerisindeki konumu işlenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Kur'ân ve hadislerde açıkça ismi geçen melekler ve görevleri belirtilmiş, diğer din ve kültürlerle de benzerliklerine işaret edilmiştir. Bazı dinlerde melek kavramının kapsamı, "Cin", "Şeytan" gibi "görülmeyen bütün varlıkları" içerirken, İslâm dininde, kendine has bir tür olduğu, nûr'dan yaratıldığı ve yaratılışının diğerlerinden farklı olduğu bildirilmiştir. Yine araştırmamızda, meleklerin özellikleri, görevleri ve insanlarla olan yakın ilgisinden bahsedilmiştir. Melekler, görülmeyen varlıklar olduğu için onlarla ilgili İslâmî bilgiler ancak Kur'ân ve hadislerden elde edilebilmektedir. Bu çalışmamızda, melekle ilgili olarak "halk arasında yaygm olan bazı inanışlara" da yer verilmiş ve bunların İslâm'daki yerine işaret edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Melek, Cin, Şeytan, Görülmeyen Varlık, Kur'ân, Hadis, Din.
Harici zihniyetinin oluşumu ve günümüzdeki tezahürleri
Ill ÖZET HARİCÎ ZİHNİYETİN OLUŞUMU VE GÜNÜMÜZDEKİ TEZAHÜRLERİ Kadriye YILDIRIM Yüksek Lisans Tezi, Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Yrd. Doç. Dr. İsmail YÖRÜK Ekim 2001, 350 sayfa Bu çalışmada Peygamberin vefatından sonra İslam toplumunda meydana gelen sosyal, kültürel, ekonomik şartlardaki değişikliklerin ve dini yorumlardaki faklılaşmalann neticesinde ortaya çıkan Haricîlerin zihniyeti ve onun tezahürleri olan gruplar incelenmiştir. Çalışma, Haricî adının verilmesi ve bunun sebepleri, verilen diğer isimler, hareketi ortaya çıkaran sebepler, Haricîlerin yaşadıkları yerler, Haricî düşünürler, bu inancı benimseyen topluluklar hakkında giriş niteliğindeki bilgilerin sunulması, tarih, semantik, linguistik, karşılaştırma ve yorumlama metotlarını uygulamak suretiyle konuyla ilgili yapılmış araştırmaların gözden geçirilmesiyle başlamaktadır. Bu bölüm literatürde Haricîlere farklı bakış açılarını ortaya koymaktadır. Haricî zihniyetinin oluşumunu incelerken konuyu her yönden değerlendirmek doğru sonuca ulaşmak bakımından çok önemli olduğundan zihniyete etki eden faktörlerin bütüncül yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Bu ise, zihniyetin oluşumunda etkili olan sosyal, kültürel ve ekonomik nedenlerin detaylı bir şekilde araştırılmasıyla mümkün olacaktır. Haricî zihniyetin boyutları olarak tespit edilen dindeki esaslar, İmamet, büyük günah işleyenin durumu, kaade, tevellâ-teberrâ, savaş, çocukların durumu, takiyye, zümre dayanışması gibi konulara geniş bir yer ayırdık. Bunun amacı, Haricî zihniyetin tezahürleri olarak gördüğümüz grupları tespit ederken çok dikkatli davranmak, onların düşünce ve pratiklerini belirgin bir şekilde ortaya koymaktır. Bundan dolayı HaricîIV zihniyetin tezahürleri olarak ortaya çıkan grupları incelerken hangi grupların düşünce ve davranışlarının hangi haricî zihniyetine dahil edilebileceğini belirlemek, öncelikle grupların tarihi gelişiminden söz etmek, sonra da görüşlerinin tamamına işaret etmek, değerlendirme bölümünde İse benzerlik gösterdikleri, aynı tavrı gösterdikleri halde farklı isim verdikleri uygulamalarından bahsetme yoluna gittik. Anahtar Kelimeler: Hâricîlik, Oluşumu, Haricî Zihniyeti, Zihniyetin Boyutları, Haricî Zihniyetinin Tezahürleri.
Endülüs şiirinde Bed'i'nin (Model olarak el-murabıtlar ve el-muvahhitler) biçim ve içerik olarak incelenmesi / Study the Budaiya in Andalusian poetry from the fifth century AH to the seventh century AH (In form and substance)
Bu araĢtırma belâgatle ilgili olup, hicrî 5. ve 7. asırlar arasında Endülüs ġiirin'de bedî üsluplarının sanatsal ve yaratıcı yönünü ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu dönem murâbıtlar ve müvahhidlerin hüküm sürdüğü müsteĢriklerin saldırarak onları siyasi farkı duruĢları, Ġspanyollarla Müslümanların iliĢkilerindeki değiĢken durumlar ve savaĢlar sebebiyle ilim ve sanatla savaĢarak ikilik çıkarmakla suçladıkları bir dönemdir. ÇalıĢmada araĢtırmanın hedefine uygun biçimde Endülüslü Ģairlerin kullandığı bazı örnekler seçilmiĢ, bu örnekler üzerinden Endülüs Ģairlerinin kullandığı bedî üslupları incelenmiĢtir. Bu, Ģiirsel araĢtırmanın amaçlarını kapsayan tanımlayıcı analitik yaklaĢımın kapsamına girer. AraĢtırmada varılan sonuçların önemlileri Ģunlardır: Bedî ilmi Endülüslü Ģairleri cezbetmiĢ, Ģairler, çeĢitleri ve üslubu üzerinde durarak bedî ilmine büyük bir önem vermiĢtir. Bu da Endülüs Ģairlerininin doğu Ģairlerinden etkilendiğini gösterir. Zira onlar bedî ilminde duygusal durumlarını ifade edecek, ilham anında yazıya dökecek bir yön bulmuĢturlar. Mürâbıt ve müvahhitler, Allah rızası için cihada odaklanmalarına rağmen, oryantalistlerin iddialarının aksine, devletlerinin bilimsel ve edebî geliĢimini ihmal etmediler. Endülüs Ģiiri, Kur'an-ı Kerim, Hadis ve atasözlerinden alıntı yapıp kullanmıĢtır. Endülüs Ģiiri lafzî ve manevî süslemeler yönüyle hayli zengindir. Bu da Endülüs Ģiirinin okuyucuya etkisini, bestelenme ve Ģarkı olarak söylenmeye yatkınlığını gösterir.
İslam eşya ve borçlar hukukunda hakların vârislere intikali
İnsan, doğumuyla birlikte hatta cenin iken birtakım haklara sahip olmaya başlar. İnsan bu hakları, anne karnından ölüm anına kadar miras, hukukî işlem, çalışma vb. yollar ile elde etmektedir. Kişi, hayatta olduğu sürece sahip olduğu hakların tasarrufu kendisine aittir. Vefatından sonra mâlik olduğu hakların vârislerine intikal edip etmeyeceği konusu ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmada kişinin, İslam Eşya-Borçlar hukuku alanına giren haklarının vârislerine intikal edip etmeyeceği konusu ele alınmıştır. Konu ele alınırken mezheplerin görüşleri karşılaştırmalı bir şekilde verilmiş, varislere intikalinde ittifak edilen ve ihtilaf edilen hususlar analiz edilmiştir. Bu çalışmada, kişiye ait söz konusu hakların vârislere intikal edip etmeyeceğinin mezhepler açısından tespit edilmesi ve hakların vârislere intikali konusunda mezheplerde esas alınan temel prensiplerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Mütekaddimûn ve müteahhirûn dönemi hadis usûlü eserlerinin karşılaştırılması
Bu çalışmamız hadis usulüne dair bir çalışma olacaktır. Hadis usulünde mütekaddimûn dönemi ve müteahhirûn dönemi ile bu dönemlerin usul eserlerini inceleyeceğiz. Hadis usulü açısından mütekaddimûn dönemi ve müteahhirûn dönemi usul eserleri önem arz etmektedir. Tezimiz beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tezin konusu, amacı, kaynakları ve yöntemi belirtilecektir. İkinci bölümde hadis ilminde dönemsel bir ayrım neden oluşmuş, nasıl ortaya çıkmış ve bu dönemsel ayrım neyi ifade etmekte bunun üzerinde durmaya çalışacağız. Devamında da mütekaddimûn dönemi ve döneme ait günümüze ulaşmış üç usul eserine yer vermeye çalışacağız. Eserler birbiri ile mukayese edilerek incelenecektir. Üçüncü bölümde müteahhirûn dönemi ve döneme ait üç usul eseri incelenecektir. Dördüncü bölümde ise mütekaddimûn ve müteahhirûn dönemine ait usul eserleri birbirleriyle mukayese edilecektir. Çalışmamız sonuç bölümüyle tamamlanmaktadır. Anahtar kelimeler: Hadis, Mütekaddimûn, Müteahhirûn
"Et-Tensîs fî Şerhi Şevâhidi't-Telhîs" Adlı elyazmasını tahkîk ve inceleme (Şevâhidi'il-Fenni'l-Evvel İlmü'l-Ma'ânî bölümüne kadar)
Bu tezde Vehdî İbrahim Efendi'nin (ö. 1126/1749) et-Tensîs fî Şerhi Şevâhidi't-Talhîs isimli eserinin meânî ilmiyle ilgili birinci fenninden (bölüm) beyân ile ilgili ikinci bölümüne kadar olan kısmının tahkiki yapılmıştır. Şerhin önemi, Arap belâgatının en önemli eserlerinden olan Sekkâkî'nin Miftâhü'l-ulûm, Kazvînî'nin Telhîsu'l-miftâh ve Abbâsî'nin Meâhidü't-tahsîs isimli eseriyle olan irtibatından kaynaklanmaktadır. Bu eser, nahiv konularıyla ilgili birçok bilgi barındıran dil kütüphanesinin ihtiyaç hissettiği belâgatle ilgili şahitler konusunda da önemli bir boşluğu dolduracak ehemmiyete sahiptir. Bilindiği gibi şâhitler konusu, edebî, fikri ve kültür açısından önemli olduğu için şerî deliller konusunda da lügatle ilgili zengin tahliller bulunmaktadır. Lügat kitapları şahitlerinin çok oluşu ile bilinir. Şiirin Arapların koleksiyonu, bilimlerinin hazinesi ve haberlerinin deposu olması şaşırtıcı değildir. Bu sebeple, sadece dilbilimciler değil, müfessirler ve fakihler de şâhitler (kanıt) konusunu önemsemiştir. Bundan ötürü Tansîs isimli bu eser, i'râb, iştikâk ve bunlara ilaveten aruz konularıyla ilgili bilgiler ihtiva etmesi sebebiyle hem lügatçiler hem de belâgatçiler için bir kaynak mahiyetindedir. Müellifin akâid, tefsir, siyer, tarih, ferâiz, lügat, belâgat gibi ilimlerde bilgi sahibi olup kitap yazması ve Halep'te kadılık görevini üstlenmesi de kitabın önemini artırmıştır. Tahkikin hedeflerini gerçekleştirmek için özellikle müellifin biyografisi, yaşadığı dönem ve ilmi hayatı araştırılırken betimleyici tarihsel yöntem kullanılmıştır. Tahkik bölümünde metnin yazımı, harekelenmesi, diğer nüshalarla karşılaştırılması, kitapta geçen bilgilerin asli kaynaklardaki yerlerinin gösterilmesinde tahkik ve talik metodu tercih edilmiştir. Araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: Müellif Şerhü Şevâhidi't-Talhîs isimli eseri şerh etme ve kapalı lafızların açıklanmasında başarılıdır. Bunun yanında eserde belâgat, nahiv, i'râb, sarf ve aruzla ilgili faydalı bilgiler mevcuttur. Belâgatle ilgili şâhitler konusu da eserde yer almaktadır. Ayrıca kendinden önce yapılan bazı yorumlara katılmayıp onlara cevap vermiş olması da müellifin ilminin ve geniş kültürünün zenginliğini yansıtmaktadır. Anahtar Kelimeler: Arapça, et-Tansîs, et-Talhîs, Vehdî Efendi, Tahkik.
İslam hukukunda kolaylaştırıcı bir ilke olarak umûmü'l belvâ
İslam hukuku,Şari'nin emirlerinin uygulanabilmesi konusunda dini hükümlerin tespitini yapan ve yorumlayan bir ilim dalıdır. İslam hukukçuları tarafından bu tespitler yapılırken bir takım metot ve prensipler geliştirilmiştir. İnsanların günlük hayatta sıkıntı ve meşakkâtle karşı karşıya kaldığı durumlardanasslarda işaret edilen çıkış yolları kullanılarak çözümler üretilmiştir. İşte bu çözüm yöntemlerinden biri de umûmü'l-belvâ ilkesidir. Bu kavram İslam hukuk literatüründe, insanların maruz kaldığı ve toplumda yaygın hale gelmiş olan sıkıntı ve meşakkâtler olarak tanımlanmaktadır. Dolayısıyla umûmü'l-belvâ, İslam hukukçularının fürû hükümlerde hafifletici sebep olarak sıkça kullandığı bir ilke haline gelmiştir. Çalışmamızda dini hükümlerin hafifletilmesinde bir yöntem olarak kabul edilen umûmü'l-belvâ'nın mahiyeti, meşruiyeti, şartları ve sebepleri, kolaylaştırdığı fürû-i fıkıh konuları örnekler verilerek değerlendirmeye çalışılmıştır.
Şer'î ve Mer'î hukukta kadın hakları
Bu çalışmamızda tarihsel süreçte ve dinlerde kadınlara verilen haklar ile Mer'i hukukunun kadınlara verdiği haklar incelenecektir. Tarihsel süreç içerisinde kadının ruhunun var olup olmadığını tartışılmışken İslam dini kadına temel hak ve hürriyetlerini vermiştir. Günümüzde özellikle Batı toplumlarında kadın aleyhtarı gelenek ve görenekler İslam dininin bir parçası olarak gösterilmektedir. Halbuki Kur'an-ı Kerim'in 14 asır önce kadına verdiği haklar ile günümüzdeki var olan hukuk sisteminin kadına verdiği haklar aynı doğrultuda gitmektedir. Bu çalışma ile İslam Hukuku ve Mer'i hukukun kadına verdiği haklar karşılaştırılacak ve kadınlara İslam gelinceye kadar verilmemiş olan hakların tahsis edildiği ispatlanacaktır.
Ebi Leyis Samarkend'in fıkıh nevazilde içtihat çabaları / Jurisprudential efforts for Abo al Laith al Samargandi in jurisprudence of legal cases
Müminler, Allah'ın rızasını kazanmak ve O'nun gazabından korunmak için her zaman dinin kurallarına önem verirler. Kur'an-ı Kerim ve Sünnet'teki hükümler âm, hâs, mücme ve mufassal olmak üzere dörde ayrılır. Bu hükümlerin amacı, insanların dünya ve ahiret menfaatlerini düzenlemektir. Ancak Kur'an ve Sünnet nasları, insanların tüm şartlarını ve muâmelâtlarını içermemektedir. Çünkü zaman geçtikçe, önceki toplumların hayatında olmayan yeni muâmelât ve nevâziller sürekli meydana gelmektedir. Bu gerçek çağlar boyunca izlenmiştir. İslam fetihlerinin başlangıcından itibaren çok sayıda insan İslam dinine girmiştir. Bu yeni Müslümanlarla birlikte toplumla bir çok yeni mesele ortaya çıkmış ve daha önce bilinmeyen gelişmeler yaşanmıştır. Bütün bunlar, insanların hayatlarını düzenleyecek içtihat çerçevelerini gerektiriyordu. Bu çalışma, mâverâünnehir bölgesindeki İslam fıkıh tarihinde önemli bir kişiye odaklanmaktadır. Bu kişi İmam Ebi Leyis Samarkend'dir. Çalışma, bu imamın hayatını ve fıkhî görüşlerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda nevâzil fıkhındaki görüşlerini de araştırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ebi Leyis Samarkend. Fıkhı Görüşler. Nevâzil. Muâmelât.
Mâ Entecehu el-Fikru'l-Masûn mine'd-Durri'l-Meknûn fî Tefsîri Kavlihi Teâlâ (Ve-mâ Halaktu'l-Cinne ve'l-İnse illâ Li-Ya'budûn)
Bu mahtut içerisinde 'Vema halaktu'l cinne ve'l inse illa li-ya'budun' ayetinin tefsirine dair birçok husus barındırmaktadır. Ayetin inanç esaslarının bel kemiğini teşkil eden konusu dolayısıyla akideye dair meseleler büyük bir yer kaplamaktadır. Bununla beraber birçok farklı konu ve dil ilimleri, belağat, fıkıh, hadis ve diğer ilimler de yer almıştır. El-Meymuni bu mahtutu kendisinin açıkladığı üzere bazı ashabının talebi üzere kaleme almıştır. Tez, islam ümmetinin ve geleneğin tarihine önemli bir ilginin olduğu, konunun önemini ve seçme sebeplerini, hedefleri, araştırmanın zorluk ve sorunsallarını, geçmiş araştırmaları açıklayan bir giriş kısmı içermektedir. Bu tezde yer alan çalışma planı iki bölümden oluşmaktadır. İlki, araştırma bölümü olup müellifi, mahtutu ve ikisine dair hususları ele almıştır. Şöyle ki bu bölümde müellif el-İmam Burhaneddin el-Meymuni'nin tercemesini aktardım. Siyasi ve kültürel yaşamı başta olmak üzere, doğumunu, yetişmesini, ahlakını, sahip olduğu ilimleri, hocalarını, öğrencilerini, teliflerini beyan ettim. Bu çalışmanın tefsir alanında kaleme alındığını açıkladım. Keza, müellifin benimsediği metodu açıkladım. Şöyle ki müellif tefsirinde rivayetle tefsire keza hadis ilmine, nahive, belağata, akli ve nakli ilimlere itimat etmiştir. Ayrıca kitabın müellife olan nispetini de ispat ettim. Mahtut nüshalarını tanıtıp, bu nüshaların mevcut bulunduğu kütüphaneleri nüsha numaralarıyla beraber ifade ettim. İkinci bölüme gelince, tahkik edilen nassın olduğu bölümdür. Tezin gayesi de budur. Bu bölümde müellife ait nassı ele aldım. Tahkikte bulunup, sözleri sahiplerine dayandırdım. Hadisleri itimat edilen kaynaklarından tahriçte bulundum. Bazı -meşhurların haricinde (zira buna ihtiyaç yoktur.)- bilinmeyen şahsiyetlerin tercemelerini aktardım. Keza okuyuculara müphem gelebilecek lafızları açıkladım.
Hz. Peygamber'le ilgili bazı halk inanışlarının El-Hasaisü`l-Kübra'daki dayanakları
rv ÖZET HZ. PEYGAMBER'LE İLGİLİ BAZI HALK İNANIŞLARININ EL-HASÂİSÜ'L- KÜBRÂ'DAKt DAYANAKLARI Recep TUZCU Yüksek Lisans Tezi: Temel İslâm Bilimleri Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Ali Osman ATEŞ Haziran 2002, 251 Say fe Bu çalışmanın konusu, es-Suyûtfnin el-Hasâisül-Kübrâ adlı eserinde yer alan ve halk arasında Hz. Peygamber hakkında yaygın yanlış kanaatler oluşmasına sebep olan bazı rivayetlerdir. Amacımız, Kur'ân, sahih hadisler ve tarihi gerçeklerle uyuşmayan bu rivayetleri, akim ve ilmin prensiplerini esas alarak, hadis metodolojisi çerçevesinde incelemektir. Araştırmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, Peygamber kavramı, Hz. Peygambert konu edinen bilim dallan, hasâis kelimesinin tanımı, hasâis ve deîâil türü eserlerin benzer ve farklı yönleri, araştırmaya konu olan eseri tanıtıcı bilgiler üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, Hz. Peygamberin doğumundan önceki ve peygamberlik dönemine kadar geçen süreç hakkındaki rivayetler incelenmiştir. Bu rivayetlerin çoğunun asılsız olduğunu, bunların Kur'ân'ın Hz. Peygamberi bir beşer olarak tanıtan açıklamalarına, sahih hadislere, tarihi gerçeklere uygun olmadıkları ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu tür rivayetlerin, Hz. Peygamber'i, diğer peygamberlerle kıyaslarken onu övmekte aşırılığa, kaçarak, onun gerçek kîmliğînin kaybolmasına kendisinin insanüstü bir varlık gibi algılanmasına sebep oldukları sonucuna ulaşılmıştır. İkinci bölümde, Hz. Muhammed'in peygamberliği döneminde cereyan eden olaylarla ilgili rivayetler araştırılmıştır. Burada daha çok Hz. Peygamber'in mucizeleriyle ilgili rivayetler incelenmiştir. Bunların da, Hz. Peygamber'in diğer peygamberlerden daha çok mucize gösterdiğini vurgulamak amacıyla uydurulmuş olduğunu gördük. îlgili rivayetlerin Ehl-i Kitaptan müslüman olanlar veya Hz. Peygamber'in de Kur'an'da bahsedilen diğer peygamberler gibi mu'cizeler göstermiş olmasını arzu eden bazı kişilerce uyduruldukları kanısına vardık. Bunların bir çoğunun mevzuat kitaplarında yer aldığım da îesbî t ettik.Üçüncü bölümde ise; Hz. Peygamberin geleceğe dair haberleri araştırma konusu yapılmıştır. Bu rivayetlerin, ilk asırda ortaya çıkan siyâsi guruplar arasındaki çekişmeler sebebiyle uydurulmuş olduğunu ve bazı hadis âlimlerinin bunların büyük bir çoğunluğunu mevzu kabul ettiklerim görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Peygamber, Rivayet, Sahih, Uydurma, Hasâis, Delâil.
Saîd b. Mansûr'un Sünen'indeki rivayetlerin Kütüb-i Sitte'ye intikâli
Saîd b. Mansûr (ö.227/842) ve Sünen (Sünen-i Saîd) adlı eseri ilk dönem sünen kaynaklarından olması nedeniyle önemlidir. Yapılan araştırmada Sünen-i Saîd adlı eserde geçen rivayetlerin, cami türü eser telif eden Buhârî, Müslim ve sünen türü eser yazan Ebû Dâvûd'un rivayetleri içindeki ortak hadisler konu edilmiştir. Saîd b. Mansûr'un eserine aldığı kendi rivayetleri ile Kütüb-i Sitte içerisindeki rivayet formları incelenmiştir. Böylece talebelerinin ve Kütüb-i Sitte'deki diğer ravilerin Saîd b. Mansûr'dan ne ölçüde etkilendiği ortaya konulmuştur. Tezimizde ne kadar hadisin nakil edildiği, senet ve metinlerde meydana gelen değişiklikler, bunların muhtemel sebepleri, ravilerin ve rivayetlerin değerlendirilmesi, bu rivayetlerin hangi konular üzerine yoğunlaştığı ele alınmıştır. Kütüb-i Sitte eserleri ile Sünen-i Saîd'in mukayesesini yaptığımız bu çalışmada Sünen-i Saîd ve Kütüb-i Sitte arasındaki rivayetlerin benzerlik ve farklılıklarını ortaya çıkarılmıştır. Böylece Temel hadis kaynakları özelinde hadislerin belli bir kaynağa dayanılarak kitabet metoduyla rivayet edildikleri ortaya konulmuştur. Hadis alimlerinin hoca talebe ilişkisi içerisinde sema metoduyla birlikte kitabet metodunu da kullandıkları, kitaplarını oluştururken hadis metinlerinde kendi tasarruflarının da olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ancak bu tasarruflar sebebiyle rivayetlerin aslında bir değişiklik meydana gelmemiştir. Bu itibarla hadislerin sonradan yazıldığı ya da isnat sisteminin sonradan oluştuğu söylemlerinin tutarlı olmadığı tespit edilmiştir. Özellikle Batıdaki modern tartışmaların Kütüb-i Sitte ve diğer hadis kaynaklarının şifahi nitelikte olduğu iddialarının aslı yansıtmadığı anlaşılmaktadır. Mamafih araştırma neticesinde Ebû Dâvûd ve Müslim'in hocası olan Saîd b. Mansûr'dan etkilendikleri, rivayetlerin, bâb başlıklarının ve kitap isimlerinin karşılaştırılması neticesinde ortaya çıkarılmıştır.
Muhammed b. Şerafüddin ez-Zerî'nin Cevâhiru'l-Kelam İsimli Mahdut eserinin tahkiki (Üçüncü bölümden beşinci bölümün sonuna kadar) / Editing of Muhammad b. Sharaf al-Dīn al-Zarī's limited work entitled Jawāhir al-Kalām (From the third chapter to the end of the fifth chapter)
Bu araştırma, ilmi ve kıymetli eser olan Kadı Şerafüddin Muhammed bin Muhammed bin Müşerref bin Mansur ez-Zerî'nin (h.799/m.1377) Cevâhiru'l-Kelam adlı eserindeki üçüncü bölümün başından beşinci bölümün sonuna kadar olan bölümlerin tahkikini ele almıştır. El yazma eser müellifin isimlendirdiği tebrikler, taziyeler ve şefaatler gbi bölümleri içermektedir. Müellif yöntem olarak bir bölümde ahlaki insani değerleri içeren ve toplumsal ilişkileri artıran aynı minvaldeki şiir ve nesiri toplamayı ilke edinmiştir. Müellif kullandığı bilgilerin bir kısmını asrından diğerlerini ise önceki dönemlerdeki edebi kaynaklardan belagat edeb ve dile ait kaynaklar arasından seçmiştir. El yazma eserin önemi, müellifin kadı iken sultanla aralarında geçen resmi hitap ve belgeleri içermesidir. Araştırmada uygulanan yöntem, müellifin yazdığı şekliyle metinlerin ortaya çıkarılması, dikte edilmesi ve eserin tahkikidir. Yine metinde geçen âyet, hadis, şiir ve nesir yazılarının kaynaklarını ortaya koymak, kapalı kalan yerlerde açıklamalar getirmektir. Araştırmada şu sonuçlara ulaşılmıştır: Kitap bedi ilminin çeşitlerinden seci, cinas, tıbak gibi sanatları gösteren asrındaki yaygın kültürel örneklerden biridir. Yine kitap, toplumsal adetlerdeki tebrikler taziyeler ve benzeri şeylerdeki konuşmalar ve yazışmaları içermektedir. Anahtar Kelimeler: Edebiyat, Tahkik, Cevâhiru'l-Kelam, Şerafüddin ez-Zer'î
Ebû Hâmid Şemsüddîn Muhammed el-Mısrî el-Makdisî'nin Tefsîru'l-Kur'ân adlı eseri edisyon ve kritiği (Nahl sûresi) / Interpretation of the Qur'an by Abu Hamid Shams al-Din Muhammad, the famous Egyptian al-Maqdisi al-Shafi'I: surah an-Nahl (A study and investigation)
Bu çalışma, h. 9. asırda yaşamış olan Şemsü'd-dîn Ebî Hâmid el- Mısrî el-Makdisî eş-Şafii'nin el yazması tefsirinin Nahl Suresi'nin bulunduğu bölümün tahkikinden oluşmaktadır. Müellifin rivayet, dirayet ve işari tefsirlerinin üçünü de kullanması; tefsir, hadis, kıraat, fıkıh, nahiv, sarf özellikle belagat ve dilbilgisi gibi çeşitli bilgi alanlarını içeren kitaplardan istifade etmesi, kelimelerin sözlük anlamları, irab ve kıraât çeşitlerine değinmesi ile fıkhi ve akîdevi meseleleri kısaca zikredip zaman zaman onları referans alması bu eseri çalışmamıza neden olan önemli hususlardandır. Ayrıca; müellifin eserinde bir mananın açıklanması ya da bir görüşün desteklenmesi için sahabelerin tabiinin ve meşhur alimlerin ifadelerine, sahih ve zayıf hadislere yer vermesi; hadis, kıraat, şiir, sarf ve nahiv, belagat vb eserlerden faydalanması ve kelimelerin sözlük anlamlarının farklılıklarını açıklamakla iktifa etmeyip lafızlar arasındaki delalet farklılıklarını da genişleterek açıklaması bu eseri değerli kılan hususlardandır. Ancak, Kurtubî ve Beyzâvî'den çokça alıntılar yapmış olmasına rağmen, onlara atıfta bulunmaması eseri kusurlu kılmaktadır. Müellifin eserini icazu'l-Kur'an'ın açıklaması ve onunla hemhal olunması tavsiyesiyle bitirmiştir. Bu eserin tahkiki ve tahlilinde tercihli metin yöntemi tercih edilmiştir. Ayrıca, müellifin zati ve ilmi şahsiyetini tanıtmak için açıklayıcı tarih metodunu kullanmıştır. Tez iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde müellif ve söz konusu eseri tanıtılmıştır. Tahkikin yapıldığı ikinci bölümde ise a) modern yazım kurallarına göre yazıya geçirilmiştir. b) Metinde atıfta bulunulan şahıs ifadelerinin hangi eserde geçtiği dipnotlarda belirtilmiştir. c) Metinde kapalı olan bazı meseleler açıklığa kavuşturulmuştur. Sonuç bölümünden sonra fihrist ve özgeçmiş yazılarak tez tamamlanmıştır.
İbn Hibban'ın sahihinde edebi betimleme - Cilt bir
Bu çalışmai İbn Hibbanin –binaçi alt-Sahihiandeki edebi behmlimeiyi analizle ilgilidir. Bu tezin önemi hazreti Muhammed'in(a.s) belagatini ortaya koyması açisindan öneulidic, Hazreti peygamber kavmine gönderildiğinde onlar belgat ve beyan sahibi idi, Peygamberin belagati İslam'a davette ve insanları doğruya ulastrmada oneuli bir etkiye sahiptir. Beyan ilmi, Arap Belagati ilimlerinden Taşbih,ishlare ve kinüye-biridir ve Bu ilimler ,dinleyinlerin üzerinde büyük bir etkel sawbi olup beyan üslubuny kulkmakla amaçlanan anlamlari onlara ulaştim Araştırma, önsöz ve giriş ve dört bölümden oluşmaktadır, araştırmacı girişte çalışma metotlarından ve izlediği plandan bahis etmiştir,önsözde ise edebi behmleuenin önemini ele aldı, birinci bölümde : tasvir ve beyan tanımlanmış ve Ibn Hibban'ın hayatı ve ilmi Konumele alinmışh, ikinci bölüm :teşbih kavramını ( tanımın, bölümleri ve Arap Belagatinde rolü), Sahih Ibn Hibban'da teşbihleri kapsar, üçüncü bölüm : istiara (tanımı, bölümleri ve Arap Belagatinde rolü) , Sahih Ibn Hibban'daki istialent kapsar, dördüncü bölüm de ise kinaye (tanımı, bölümleri ve Arap Belagatinde rolü), Sahih Ibn Habban'daki kinayeleri kapsar, Araştirmaci sonuç ve tavsiyeler, ile araştırma kaynakları ve referansları. Anahtar Kelimeler : Edebi behmleme, teşbih, istiare, Kinaye, Sahih Ibn Hibban.
WAL-Şiranşi'nin Metaforlar Mektubundaki şerhi al-Lssam hakkındaki haşiyesi, Yazar: al-Mawla Muhammed al-Şiranşi (kana hayatın 1016 H) / Hashiyat to Sharh al-Asam on the Risalat of Istiarat, by Mawla Mohammad al-Shiranshi, (he was alive in 1016 AH), study and investigation
Mevlâ Şîranşi'nin bu Haşiyesi, "Al-Assam Şerhi"nin en değerli haşiyelerinden biri olarak kabul edilir. Şeyh Şiranşi, Allah rahmet eylesin, Şerhu'l-Asam'ı okuyan okuyucunun kafasını karıştırabilecek hususları özetler ve sonra açıklar. Özet şeklinde açıklamalarını sürdürür. Bu arada, niçin açıklama yaptığının sebeplerini dipnotlarda belirtir. Şerhte bahsedilmeyen bazı noktalarda da haşiye sahibi, yeni paragraflar açabilmektedir. Açtığı yeni bu yeni paragrafları, bazı şerhler ve açıklamalar koyarak doldurmaktadır. Haşiye müellifi, nahiv ve belağat açıklamaların fazla uzatmaktan kaçınmaktadır. Ayrıca Şerh sahibi Asam ile yer yer anlaşmazlığa düşmekte ve bu anlaşmazlığın sebebini ve amacını da serd etmektedir. Bazı noktalarda kendisinin Şarih Asam ile farklı düşündüğünü, bunun da bazı sebeplerinin olduğunu söylemekte ve hem kendi itirazını hem de diğer bazı müfessirlerin o konu ile ilgili sözlerini zikretmektedir. Açıklamalarını yaparken, "eğer şöyle dersen..., ben de şöyle derim..." (Fein kulte..., kultü...), üslubunu kullanmaktadır. Müellif ayrıca, haşiyesine baz aldığı nüshanın bazı yerlerinde bazı açıklamalar getirmekte ve ayrıca onu diğer nüshalarla da karşılaştırmaktadır. Biz bu tezimizde, öncelikle mahtut (yazma) bir eser olan bu Haşiyenin bulabildiğimiz nüshalarını topladık. Aralarından en uygun uygun iki tanesini seçtik ve onları birbirine mukayese ettik. Üzerinde yorum yapmadan, sadece ve gerektiği yerlerde metni düzenleyerek, konulardan neyin nerede olduğunu belirttik. Nüshalar arasındaki farkları ve ihtilafları dipnotta belirttik. Sonra asıl nüshadaki metinde geçen darbı meselleri tahric ettik. Onları kaynaklarına isnat ettik. Ayetlerin hangi sûrede ve sayfada olduğunu tespit ettik. Var ise şayet, hadisleri ve beyitleri tespit ettik ve tahriclerini de yaptık. Anahtar Kelimeler: Arap Dili. Semerkandî. Risaletu'l-İsti'arat. Mevlâ Muhammed Şiranşî. Şerhü'l-Asam Haşiyesi.
Saîd Havvâ'nın el-Esâs fi't-Tefsîr'inde Müslüman kişiliğin özellikleri (Bakara Suresi örneği) / The characteristics of the Muslim personality in Said Hawwa's "al-Asasfi'l-Tafsir" book special to Surat al-Baqara
Bu çalışmada Saîd Havvâ'nın "el-Esâs fi't-Tefsîr" adlı eserinde Bakara Suresi özelinde Müslüman kişiliğin özelliklerinin açıklanması amaçlanmıştır. Çalışma giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Birinci bölümde tez konusu ile ilgi açıklamalar yapılmış; ardından Saîd Havvâ'nın hayatı üzerinde durulmuş ve söz konusu tefsir kitabı hakkında bilgi verilmiştir. Daha sonra Bakara Suresinin faziletleri, isimleri, önceki ve sonraki sureler ile olan bağlantısından ve ilgisinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde Bakara Suresi'ndeki Müslüman şahsiyetin bazı özellikleri ele alınmış ve Müslümanın hayatındaki ibadet, ahlak, ruh ile beden arasındaki bağlantılar gibi üç önemli özellik üzerinde durulmuştur. Bu minvalde müfessirlerin bu konudaki beyanları zikredilmiştir. Sonuç kısmında ulaşılan ve elde edilen bulgularla birlikte bazı önerilerden bahsedilmiştir. Bunlardan bazıları şu şekildedir: Karar verme yetkisine sahip olan kişiler, insanları yönlendirmede ve onlarda bir Müslüman kişiliğinin inşasında önemli bir role sahiplerdir. Bu anlayış, milletlerin ilerlemeleri ve medeniyet yolunda yürümelerinde önemli bir etkiye sahiptir. Öte yandan bu özelliklerin gösterilmesi Müslüman'ın kişiliğinin, inancının ve davranışının inşasında etkili olmaktadır. Dolayısıyla insanların bu tür çağdaş tefsirleri okumaları için onlara yol göstermek ve farklı müfessirlerin bakış açılarıyla onları buluşturmak gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Tefsir, Şahsiyet, Müslümanın Karakteri, Bakara Suresi, el-Esâs fi't-tefsîr، Saîd Havvâ.
Talak Suresi özelinde Tâhir b. Âşûr ve Kâsimî tefsirlerinin karşılaştırılması / Comparison between two interpretations: Ibn Ashour and al-Qasimi in Surat al-Talaq
Talak suresi Kur'ân'daki önemli surelerden biridir. Talak ve talakla bağlantılı iddet, emzirme, harcama, barınma, boşanmaya şahitlik ve boşanılan eşe geri dönme konularıyla ilgili hükümler ihtiva ettiği için en-Nisâu'l-Kusrâ olarak da isimlendirilmiştir. Araştırma, Kâsimî'nin Mehâsinü't-te'vil ve Tâhir b. Âşûr'un et-Tahrîr ve't-Tenvîr isimli eserlerinde bu sureyi nasıl tefsir ettikleri konusuna ışık tutmaktadır. Her iki tefsirde ayetlerin nasıl tefsir edildikleri tespit edilmiş, konuyla ilgili nakledilen görüşler verilmiş, iki tefsir arasında mukayese yapılarak; benzeyen ve farklı olan yönler ortaya konmuştur. Aynı şekilde her iki müfessirin metotları, tefsir, nahiv ve lügat konularında nasıl istidlâl ettikleri belirlenmiştir. İki tefsir mukayese edilerken karşılaştırmalı analitik tümevarım yöntemi kullanılmıştır. İki müfesirrin ilmi ve şahsi hayatı işlenirken betimleyici tarihsel yöntem tercih edilmiştir. Araştırmada ulaşılan neticelerden önemlileri şunlardır: Kâsimî ayetleri tefsir ederken Taberî tefsiri gibi genellikle eserle tefsiri tercih eden kaynaklara atıf yapmıştır. Tâhir b. Âşûr ise reyle tefsiri tercih etmiş, lügavî beyan konusuna önem vermiş, isrâilî, zayıf ve uydurma rivayetlerden uzak durmuştur. Kıraat konusunda Tâhir b. Âşûr sadece yedi kıraatle yetinmemiş, sahîh olan diğer kıraatlerle de istişhad etmiştir. Kâsimî ise bu surede kıraat konularına değinmemiştir. Sebeb-i nuzûl konusunda her iki müellifte surelerin isimleri ve isimlendirilme sebepleri üzerinde durmuştur. Tâhir b. Âşûr bu konuları daha mufassal bir şekilde ele almıştır. Kâsimî nahiv irab konularını detaylı bir şekilde işlememiş kısaca kelimelerin iraplarını vermekle yetinmiştir. Tâhir b. Âşûr ise bütün irap vecihleri üzerinde durmuş, kendisine göre sahîh olanı tercih etmiş, görüşünü desteklemek için ayetlerle istişhad etmiştir. Her iki müfessirde bu sureyi tefsir ederken şiirle istişhad etmemiştir. Belagat konularını Kâsimî detaylı bir şekilde ele almamış, herhangi bir belagat alimine atıf yapmamış, iltifat teşbih gibi bazı sanatları zikretmekle yetinmiştir. Tâhir b. Âşûr istiare, itnâb, teşbih ve diğer edebi sanatları detaylı bir şekilde ele almıştır. Özetle her iki kitapta hiçbir Müslümanın müstağni kalamayacağı çağdaş birer tefsirdir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Tâhir b. Âşûr, Kâsimî, Talak, Karşılaştırma.
"Ekmeluddin el-Baberti'nin el-İnaye Serhul Hidaye adlı eserinin kefaletler bölümündeki fıkhi görüşlerinin incelenmesi "
Allah Teâla, Ümmeti Muhammed'e ilim ve marife sancağını taşıyan, Kuran ve Sünnet kılıcını çeken, içtihatlarını ve ilimlerini kendilerine kalkan edinen adamları hazırlamakla dinini muhafaza etmiştir. Bu adamların arasında soruları ve ilimleri bütün dünyaya yayılan Babarti dinini tamamladı ve Cenab-ı Hak beni lütfetti ve bu alimin görüşlerini Şerh-i Hidaye'den tevhid kitabında incelememe vesile oldu. ElMarghinani'nin el-Hidaye kitabını açıkladığı el-Babarti. Beni bu başlığı seçmeye sevk eden, el-İnâye fi şerhi'l-Hidâye adlı kitabının Hanefi fıkhında taşıdığı önemdir. Çünkü bahsi geçen mezhepte bu eser temel kaynaklardan biri olarak kabul edilir ve Babartî, Hanefi fıkhında önde gelen âlimlerden biridir. Bu tezdeki yöntemim, Babartî'nin kefâlet babındaki kitabındaki fıkıh görüşlerini toplamak, onları tahlil etmek, dikkate alınan fıkıh ekolleri ile karşılaştırmak, Kur'an ayetlerini ve Hadisi şerifleri tahrici yapmaktır. Aynı şekilde fıkıh veya dil sözlüklerinden istifade ederek garip kelimeleri şerh ettim: Ayrıca yazar ve okuyucu tarafından bilinmeyen âlimleri hakkında bilgi verdim. Çalışma iyi bölüme ayrılmış, her bölüm içinde alt başlıklar bulunmaktadır. Tezin sonunda elde ettiğimiz en belirgin sonuçlar şu şekildedir: Babartî, Kuran, Sünnet, icmâ ve kıyas gibi şer'î deliller, aslî delillerle sınırlı kalmayıp, kıyas, Sahâbî kavli, istihsân, Örf ve Şer'u Men Kablenâ/ bizden öncekilerin şeriatı gibi diğer ihtilaflı delillere de başvurmuştur. Yine sonuçlar arasında Babartî ele aldığı meseleleri ve görüşlerinde, verdiği deliller arasında en sahih olanı öne çıkarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hanefi fıkhı. Görüşler. Fıkhî. Babartî. Kefâlet. İnceleme. Karşılaştırma
Çocuğun islam fıkhına ve Irak aile hukukuna göre evliliği ve boşanması karşılaştırmalı bir araştırma
Bu araştırma İslam toplumunun en önemli sorunlarından olan küçüklerin evlendirilmesi ve boşanması konusuna çözüm araması sebebiyle önemlidir. Nikah ve boşamanın ailenin bozulması ve yıkılmasına engel olan, aile bireyleri arasında ruhi ve psikolojik sükûneti yerleştiren bir yönü vardır. Bu araştırmanın ana konusu İslam fıkhı ve Irak aile hukukuna göre küçüklerin evliliği konusunu ortaya koymadır. Mutekaddimûn fıkıh alimlerinin geneli buluğ çağına ulaşmamış çocukların nikahlanmasını caiz görürler. Irak aile hukuku ve İslâm fıkhına göre evliliğin asgari yaşını tespit etme ve Irak aile hukukuna göre bu konuda konulan yasağa uymayana verilen ceza de araştırmanın konularına dahildir. Araştırmada betimleyici analitik yöntem kullanılmıştır. Küçüklerin nikahlanması ve boşanması konusunda 189 nolu 1959 yılına ait Irak aile kanunu ile İslam fıkhı verileri mukayese edilirken ve örf, maslahat ile İslam hukukunun ruhuna uygun görüş ortaya konulurken karşılaştırma yöntemine müracaat edilmiştir. Araştırmada şu neticelere ulaşılmıştır: İslâm hukukuna göre mümeyyiz olsun veya olmasın velinin muvafakatiyle küçüğün nikahlanması geçerlidir. Irak aile hukuku ise küçüğün on beş yaşına gelmiş olması ve hâkimin bu evliliği onaylamasını şart koşmuştur. Hem İslâm hukuku hem de Irak aile kanununa göre evlilik için uygun yaş on sekizdir. Hanbelîler dışındaki fakihlere göre küçüğün boşaması geçersizdir. Hanbelîler mümeyyiz çocuğun boşamasının geçerli olduğunu savunmuştur. İslam hukukuna göre küçüğün nikah veya boşamaya zorlanması ise yasaklanmıştır. Irak aile hukuku da bu hususa cezai müeyyideler getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, Evlenme, Boşama, Çocuk, Irak aile kanunu.
İmam al-Tadfi'nin Zalal al-Kashef'inden al-Mukhtasar al-Rashif, Kasas Suresi'nin başından Safat Suresi'nin sonuna kadar, bir inceleme ve inceleme / Al-Muhtasar al-Rashef min Zulal al-Kashef by Sheikh Muhammad bin Ayoub al-Tathifi (d. 705 AH) [From thebeginning of Surat al-Qasas, to the end of Surat al-Safat], astudy and investigation
Bu araştırmada Şeyh Muhammed b. Eyyûb et-Tâzifî'nin Zemahşerî'nin tefsiri üzerine yazdığı el-Muhtasaru'r-râşif min zilâli'l-kâşif isimli eserinin Hac Suresinden Neml Suresi sonuna kadar olan bölümün tahkik ve analizi yapılmıştır. Araştırmanın önemi dayandığı asıl olan Zemahşerî'nin eserinden kaynaklıdır. Bilindiği gibi Zemahşerî'nin tefsiri Beydâvî'nin eserinden sonra üzere en çok şerh ve hâşiye yazılan eserdir. Zemahşerî'nin eseri re'yle tefsir metoduna uygun olarak yazılmıştır. Müellif eserde Kur'ân'ın i'câzını beyan etmek için aklî bir metot kullanmıştır. Lügat, belâgat, nahiv konularında eşsizdir. Zemahşerî eserde belâgatçıların üstadı sayılan Cürcânî'den nakiller yapmıştır. Tâzifî'nin eseri bu kıymetli tefsiri özetlemesinden dolayı önemlidir. Müellif ve şârihin yaşadığı dönem, ilmî ve şahsi hayatları yazılırken betimleyici tarihsel metot kullanılmıştır. Metnin yazılması, harekelenmesi, nüshaların karşılaştırılması, eserde yapılan nakillerin aslî kaynaklardaki yerlerinin gösterilmesinde tahkik ve talik metodu kullanılmıştır. Araştırmada varılan sonuçların önemlileri şunlardır: Tâzifî, eserinde Zemahşerî'nin îtizâlî görüşlerinden uzak durmuş, eser boyunca mutezilî görüşleri nakletmemiştir. Tâzifî eserinde Taberî, Semerkandî, Sa'lebî, Heravî gibi kendinden önceki önemli müfessirlerden nakiller yapmıştır. Hadisleri manen rivayet etmiş, zayıf hadisler ve isrâilî rivayetleri kullanmıştır. Eserde her âyet değil sadece belli âyetler tefsir edilmiştir. Şiirle istişhâd az yapılmış, belâgat ve nahivle ilgili konularda Zemahşerî'inin tercihleri kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, er-Râşif, Tâzifî, Zemahşerî, Hac Suresi, Neml Suresi.
Ebu Nasr Ahmed bin Muhammed bin Ebi Yezid es-Secâvendî'nin (Öl. 571'den sonra) "İnsânü Ayni'l-Meânî fî Tefsîri Kelâmi'r-Rabbânî adlı tefsirinin tahkik ve değerlendirilmesi (En'âm Suresi'nin başından Yunus Suresinin sonuna kadar)
Tezimde İmam Ahmed bin Mohammed bin Tayfor Al-Ghaznawi, Alsjawandi'nin ('iinsan eayn almaeani fi tafsir alkalam alrabaanii)'nin el yazısının bir bölümünü ele aldım. Çankırı Üniversitesi'nden bir grup bilim öğrencisi el yazmasının araştırmasına benimle birlikte katıldı, nasibime Enam süresinden İbrahim süresinin sonuna kadar 32 levha düştü. Bu kitap, bir çok mana ve ayet indirilme sebepleri içermektedir, ('iinsan eayn almaeani fi tafsir alkalam alrabaanii) el yazısında bir bölüm araştırmamda el yazısı raştırmalarında kullanılan yöntemleri kullandım. El yazısı isteğine dahil bir çok sonuca vardım, araştırma bir insani ve miras işidir, bu nedenle biz Çankırı Üniversitesi öğrencileri Akademik çalışmalarımız kapsamında olan tefsir el yazılarını araştırmaya devam etmeliyiz. Anahtar Kelimeler : Süre – Ayet – Mana – Alsjawandi – İndirilme sebebi.
Almuhtasar alraşıf fi zilal alkaşif- Hac Suresi'nin başlangıçından Neml Suresi'nin sonuna kadar (Çalışma ve inceleme)
Bu araştırmada Şeyh Muhammed b. Eyyûb et-Tâzifî'nin Zemahşerî'nin tefsiri üzerine yazdığı el-Muhtasaru'r-râşif min zilâli'l-kâşif isimli eserinin Hac Suresinden Neml Suresi sonuna kadar olan bölümün tahkik ve analizi yapılmıştır. Araştırmanın önemi dayandığı asıl olan Zemahşerî'nin eserinden kaynaklıdır. Bilindiği gibi Zemahşerî'nin tefsiri Beydâvî'nin eserinden sonra üzere en çok şerh ve hâşiye yazılan eserdir. Zemahşerî'nin eseri re'yle tefsir metoduna uygun olarak yazılmıştır. Müellif eserde Kur'ân'ın i'câzını beyan etmek için aklî bir metot kullanmıştır. Lügat, belâgat, nahiv konularında eşsizdir. Zemahşerî eserde belâgatçıların üstadı sayılan Cürcânî'den nakiller yapmıştır. Tâzifî'nin eseri bu kıymetli tefsiri özetlemesinden dolayı önemlidir. Müellif ve şârihin yaşadığı dönem, ilmî ve şahsi hayatları yazılırken betimleyici tarihsel metot kullanılmıştır. Metnin yazılması, harekelenmesi, nüshaların karşılaştırılması, eserde yapılan nakillerin aslî kaynaklardaki yerlerinin gösterilmesinde tahkik ve talik metodu kullanılmıştır. Araştırmada varılan sonuçların önemlileri şunlardır: Tâzifî, eserinde Zemahşerî'nin îtizâlî görüşlerinden uzak durmuş, eser boyunca mutezilî görüşleri nakletmemiştir. Tâzifî eserinde Taberî, Semerkandî, Sa'lebî, Heravî gibi kendinden önceki önemli müfessirlerden nakiller yapmıştır. Hadisleri manen rivayet etmiş, zayıf hadisler ve isrâilî rivayetleri kullanmıştır. Eserde her âyet değil sadece belli âyetler tefsir edilmiştir. Şiirle istişhâd az yapılmış, belâgat ve nahivle ilgili konularda Zemahşerî'inin tercihleri kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, er-Râşif, Tâzifî, Zemahşerî, Hac Suresi, Neml Suresi.
مختـصر ممـا ليس في الـروضة والمـنهـاج، لعبـد الملك بن علي بن أبي المـنى الـبابي الـحـلبي(مـن أول كتاب الـنكاح إلى نهاية كتاب الـخلع) دراسة وتحقيقاً
Bu araştırma, Abdülmelik bin Ali bin Ebi el-Muna el-Babi el-Halebi'nin bir nüshasını ele almakta ve müellifin bu bölümle ilgili hükümleri toplamayı amaçladığı Tasavvuf kitabının inceleme ve incelemesini içermektedir. Bu nedenle, hukuki yönlerini açıklığa kavuşturmak için Şafii mezhebinin hükümlerine dayanır ve bazı dallarında Şafii mezhebinin hükümleri ile fakihlerin tüm imamları tarafından zikredilenler arasında karşılık gelebilir. Metinsel hükümler veya zihinsel deliller üzerine ve El-Halabi temizlik hakkında konuştu ve sözün temellerini, şartlarını ve sonuçlarını ayrıntılı olarak açıkladı ve teyemmüm, abdest, abdest, çorap veya atel üzerine mesh, hayız bölümlerinden nakletti. Şafii fıkıh kaynaklarına göre Dolayısıyla bu nüsha, Şafii fıkhının önemli bir bölümünü ele almış ve ilgili hükümleri, şartları ve sonuçları açıklığa kavuşturmuştur. Fikrî ve diğer nakiller, araştırmalar ve müfettişlerin kalemleri tarafından gözden kaçırıldıktan sonra araştırılmaya değer olan şeydi ve H. 9. ve 10. yüzyıllarda tanık olunan ansiklopedik bilimlerle bağlantılı iyi bir kültürü öne çıkaran şeydi. Anahtar Kelimeler: Al-fiqh Şafii, Al-Rawdah and Al-Minhaj, Al-Babi AlHalabi.
Şemseddin Muhammed b. Abdullah el-Makdisi eş-Şafii'nin Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim isimli eserinin tahkikve incelemesi (Rum Suresinin başından Ahzab Suresinin sonuna kadar)
Kur'an-ı Kerim ilimlerine olan ilgi, birinci yüzyıldan beri İslam biliminde en önemli konulardan biri olmuştur ve halen de öyledir. Araştırmacı el yazması olan bu eseri dikkatli bir şekilde incelemiş ve içinde bulunan parıltının en güzel tarzda ortaya çıkarmak için gayret göstermiştir. Bu elyazmasını seçmemin sebepleri arasında birçok sebep vardır. Bunlardan bir tanesi eserin konusunun yüce olan Kur'an-ı Kerim olması, diğeri de yazarının mezheplerin ilk ortaya çıktığı dönemlerde yaşamış olmasıdır. Genel olarak tefsir ilmine karşı olan merakım özelde de konuya olan ilgim bir diğeri de bu tefsirin İslam literatürüne kazandırılmasıdır. El yazma eserinin sahibini tanıma ve bilgi donanımının geniş olması ve yaşadığı dönemde medeniyet ve ilmi seviyenin çok yüksek olmasıdır. İmam el-Makdisi Hocalarından, öğretmenlerinden ve şeyhlerinden elde ettiği ilimle tefsirini uzun yıllar süren ilim seferlerinden sonra yazmıştır. İmam Sahavi onun eserini tercüme etmiştir, fakat onun meşhur talebelerinin isimlerine ulaşılamamıştır. "Şemseddin Muhammed el-Makdisi eş-Şafii'nin" olarak meşhur olmuştur. Bu lakabı ile Kudüs Elşerif'e olan nisbeti Filistinli olmasındandır. Müfessirlerin imamı anlamında ElÂlem el-Rabbani el-Emin olarak ta olarak isimlendirilmiştir. İnce anlayışa sahipti, güçlü tahkik ve bakış açısına sahipti. İmam el-Makdisi Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim'inde kendine has özel bir üslup kullanmıştır. El-Makdisi diğer müfessirlerden ayırt eden özellikleri arasında şunları zikredebiliriz. Surenin başında, tefsire başlarken surenin Mekki veya medeni olduğunu yazar. Ayetleri manaları ile birlikte açıklar, kelimenin müfredini ifade ettikten sonra dil açısından inceler. Bunda kaynak olarak müfessirlerin tefsirinden ve Lugatu'l-Alarab'tan istifade eder. Bazı yerlerde de kıraat farklılıklarını delilleri ile yazar. Aktardığı kaynakları çok kısa veciz bir şekilde manasını anlatarak dile getirir. ElMakdisi tefsire başlamadan önce Kur'an'da bulunan tüm ayetleri genel olarak ele alır. Ayetlerin bir başka ayetle olan münasebetini, uyumunu belirler. Genel olarak diğer tefsirlerde olduğu gibi ayeti tefsire başlar. Ayetleri fıkhi hükümler açısından Şafii mezhebine göre ele alır. Bu sebeple tefsirinde ismine Şafii lakabı eklenmiştir. İster tefsiri ile uyumlu olsun ister aykırı olsun, ister mezhebinden olsun ister olmasın, kendinden önceki tüm âlimlerin, müfessirlerin görüşlerine düşüncelerine değinir. Fakat sonuç olarak İmam Şafii'ye ve Ehli Sünnete uygun düşen fıkhi hükümleri ifade eder. İbarelerde en kolay olanı tercih etmiştir. Fikirleri, fikri bildiren şahısla birlikte zikreder. Tefsirindeki hadisleri Sahiheyn'de ve diğer hadis kitaplarından nakleder. Birçok yerde İmam Kurtubi'den görüş beyan ettiğine şahit oldum. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Şemseddin Muhammed El-Makdisi Eş-Şafii, Rum, Lokman, Secde Ahzab
Semseddin Muhammed b. Abdullah el-Makdisi eş-Şafii'nin Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim Isimli Escrinin Tahkik ve Incelemesi (el-Hace Suresinin Başinan en-Nur Suresinin Sonuna Kadar
Kur'an-ı Kerim'in bilimlerine olan ilgi, birinci yüzyıldan beri adli bilimlerdeki en önemli şeylerden biriydi ve hala da ilgi odağıdır. Araştırmacı semseddin elmakdisin tefsirül- kuranil-Ahm adli el yazmasını incelemiş ve en iyi ve en güzel tarzda tekrar görünmesini sağlamıştı Buel yazması seçimimin gerekçelerinden arasında aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok neden vardir: Teşrinin ilk kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'i ele aldipi için çok önemli bir konu olmas, genel olarak tefsir bilimini genişletme ve özel olarak bv konuya özen gösterme ve İslami mirasın bu tefsirinin değerini ortaya koyma ve el gatmasinin gatari bilimsel kültürünü ve o dönemdeki bilim ve medeniyet düzeyini belirleme arzusudur, İmam El-Makdisi, öğretmenleri, hocaları ve şeyhlerinin yanında çıraklık yaptıktan sonra ilim aramak için çıktığı uzun bir yolculuktan sonra tefsirle meşgul oldu. Eserleri ise İmam Sakavi tarafından tercüme edildi ve Ancak aeaştirmaci onun bilinen öğrencilerini bvlamadi. En ünlü alim Şemseddin Muhammed el-Makdisi eş-Şafi'i (Allah ona rahmet etsin(, esir Filistin'den Kudüs kökenli olması nedeniyle ön plana çıkmışlir. İmam müfsir, sadık ilahi dünyasının niteliklerinden, doğru anlayışın sahibinden, xv değerlendirme ve inceleme gücünden yararlandı. Yüce Kur'an'ın tefsirinde, İmam Makdisi'nin özel bir ayırt edici üslubunun tefsiri için tarzını diğer tefsiri yöntemlerinden ayırdı. Onun tarzı, Bir sureui tefsr edevken bcş kuminde şurenin mekk uega medeni olduğv hakkinda bilgi vemiştir, Ayetin tefsiri, manaları ve söz varlığı, müfessirlerin kitaplarından alıntılara, dil, nahiv ve metnin bazı yerlerindeki okumalara dayanarak dilsel olarak açıklamıştır. Aktardığı metinlerin çoğu, onlarla ve anlamlarına nelerin dahil olduğunu kısa bir tefsir ettigi sureden önce içinde hareket etti. Al-Makdisi tefsirine başlamadan önce Kur'an'ın bütün ayetlerini ele aldı. Objektif tefsirlerde bilindiği gibi hepsini tefsir etmeye başlayarak diğer âyetlerden en uygun âyetlerle mgnasebeti obn konuları belirlemiştir. Kendi tefsiri ile aynı fikirde olup olmadığı, sahih hadis kitaplarinden doktrinin içinden ve dışından aykırı olup olmadığına bakmaksızın ayetleri Şafii mezhebine teşhir etmenin fıkıh esasına dayandığını ve bu nedenle onun tefsirinin hakkaniyetle vasıflandırıldığını göz önünde bulundurarak kendisinden önce gelen âlimlerin, hukukçuların ve müfessirlerin tüm görüş ve sözlerini aktarmıştır. İmam Şafi'nin doktrininin hukuki hükümlerle ilgili tefsiri tutarlı olanı ve Ehl-i Sünnet Vel-Cemaati'nin kabul ettiği şeyi tercih eder ve konuşur. Birçok cümlede kolaylık sağlama, söz ve metinleri sahiplerine atfetme, sahih hadis kitaplarinben ve diğer hadis kitaplarından hadislerden bahsetme eğilimindeydi, İmam Kurtubi'nin birçok durumda onu tercih ettiğini ve onun kontrolleri ve destekleriyle onları arındırdığını fark ettim. Garip ifadeler açıklığa kavuşturup, hadisler çıkarak bunları hadis kitaplarına yönlendirmiştir. Hükmünü hadis kitaplarında belirtildiği gibi açıkladım ve şiirsel mısraları bunu söyleyene yönelttim. Araştırmayla, yazarın ve bilimsel statüsünün bugüne kadar elde edilemeyen etkilere sahip olması için sunmaya çalıştığım sonucuna vardım. Yazar,dil, dilbilgisi ve retorikte üstün olduğu ve ustalaştığı çeşitli bilimleri kullandı ve makul ve iletilen çıkarımlar ve diğer önemli sonuçlarla ilgili görüşünü ve onayını .veya anlaşmazlığını belirtti
el-Kevkebânî'nin Teysîru'l-Mennân fî Tefsîru'l-Kurân isimli tefsirinde Nahl Sûresi
Bu tezde Ahmed b. Abdulkâdir el-Kevkebânî'nin (ö. 1281) Teysîru'l-Mennân fi tefsîri'l-Kur'ân isimli eserinden Nahil suresinin tahkik ve analizi yapılmıştır. Kevkebânî, Zeydiyye mezhebine mensup meşhur bir alimdir. Eser sahâbe ve tabiîn büyüklerinin görüş ve açıklamalarını ihtiva etmesi ile Kevkebânî'nin kültür ve ilmi seviyesine delalet eden istidlâlleri sebebiyle önemlidir. Aynı şekilde müellifin eserde birçok kaynaktan nakilde bulunması da eserin önemi artırmıştır. Müellif birçok eserden nakiller yapmış, hem belagat, nahiv, sarf gibi Arapça'yla ilgili konularda hem de fıkıh, akâid tefsir gibi dini ilimlerle ilgili hususlarda faydalı bilgiler nakletmiştir. Araştırmada müellifin biyografisi ve ilmi durumu açıklanırken betimleyici analitik yöntem kullanılmıştır. Tahkik bölümünde ise tahkik ve talik yöntemi tercih edilmiştir. Araştırmada ulaşılan sonuçlardan önemlileri şunlardır: Kevkebânî'nin eseri görüş, rey ve istidrâkler yönüyle hayli zengindir. Bu durum onun müşkil meselelerle ilgili tafsilatlı bilgiye sahip olduğunu göstermektedir. Kevkebânî, tefsir, hadis fıkıh, nahiv, lügat ve kıraat eserlerine itimat etmiştir. Bu yönüyle eser birçok ilim ihtiva eden ansiklopedik kaynak mesabesindedir. Eserde hadislerle istidlâl ve fıkhî görüşlerin kaynağını açıklama yöntem olarak benimsenmiştir. Sebeb-i nuzûl, şiirle istişhâda önem verilmiştir. Akâidle ilgili âyetler kısaca açıklanmış, fırkaların özellikle de Mu'tezilenin fikirleri çok kısa olarak, verilmiş, açıklama ve cevap verme gayreti gösterilmemiştir. Ahkam ayetleri ve Kur'ân ilimleri konusuna gelince nâsih- mensûh, mücmel-mübeyyen, muhkemmüteşâbih, âm-hâs gibi hususlara değinilmiştir. Eserin eleştirilen yönleri ise şunlardır. Eserde irab konularına değinilmemiş, peygamber ve geçmiş ümmetlerin kıssaları ile bazı gaybî konularda isrâilî bilgilere yorum yapılmadan yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tefsîr, Kevkebânî, Nahl Suresi, Tefsîru'lMennân, Tahkik.
الإشارات التربوية في سورة هود عليه السلام دراسة موضوعية
Bu araştırmada Hûd suresinde yer alan akîdenin terbiyesine dair örnekler incelenmiştir. Araştırmada Allah,a iman ve imanın rükünlerini teyit etme de ele alınmıştır. Daha önce gönderilen peygamberlere, Allah,ın peygamberleri eliyle gerçekleştirdiği mucizelere inanmada araştırmada incelenmiştir. Aynı şekilde zalimler ve azgınların sonları da araştırmanın konularına dahildir. Zira surede Firavn,ın sonuna değinilmiştir. Surede geçen tevekkül de araştırmada ele alınmıştır. Kul Allah,a tevekkül ederse kulun kalbinde itminan oluşur, dünyevi kazançlar ve maddiyat onu aldatmaz. Araştırmada değinilen konulardan biri de mucizelerdir. Allah gönderdiği her peygamberine davasını tasdik eden, muhalifleri acze düşüren mucizeler vermiştir. Mucizelerin içeriği kavmin meşhur olduğu şeye göre toplumdan topluma değişir. Zalime uyanın zalimin helakiyle yok olacağına da değinilmiştir. Allah,a güvenme şeklinde tarif edilebilecek sebepleri Allah,ın iradesine bağlama da araştırmada ele alınmıştır. Aynı şekilde araştırmacı, peygamberlerin ve onlardan sonraki davetçilerin en gözde özelliklerine de değinmiştir. Bu özellik peygamberlerin en büyük görevi olup, Allah,ın peygamber gönderip, kitaplar indirmesinin sebebidir. Bahsedilen davet tevhide, kavimleri ıslah etmeye, zulmü kaldırmaya çağıran bir davettir. Davet, büyüklüğü ve kudsiyeti sebebiyle sadece Allah,a mahsus kılınmıştır. Peygamberler hiçbir karşılık beklemeden insanlara Allah,ı tanıtmayı sürekli vurgulamıştır. Toplumları ıslah, insanları helake sürüklemekten korurken zulüm ise felakete götürür. Çünkü ıslah milletleri koruyan bir garantör, zulüm ise felakete sürükleyen bir anahtardır. Araştırmada başta istiğfar olmak üzere Allah,ı zikretme konularına da değinilmiştir. İstiğfarda büyük bir fazilet, bol bir bereket bulunmaktadır. İstiğfar kalbi temizleyip, hakkı kabule uygun hale getirmek için kalbi günah kirinden temizler. Çünkü bereket, kolaylık ve tevfik Allah,ın ismiyle gerçekleşir. Surede akidenin terbiyesine dair ele alınan konulardan biri de namaza devam etmektir. Teslimiyet, itaatkâr müminin sıfatlarından olup, hakiki mümine eşlik eden emarelerdendir. Çünkü gerçek münin mütevazi olup mümin kardeşlerine karşı merhametlidir. Araştırmada ulaşılan neticelerden önemlileri şunlardır: Akîde birliği kan bağından daha önceliklidir. Bu konuda aslolan aşiret, kan ve kavmiyet bağı gibi hususları önemsemeden iman ve amel-i salihe önem vermektir. Şuayb aleyhisselamın kıssasında bu durum açık bir şekilde görülmektedir. Akidenin terbiyesine dair surede bahs eliden bir diğer konu istikamet ve din üzere sabit kalmadır. İstikametle alakalı âyetler, peygamberleri yaşlandırmıştır. Geçmiş ümmetlerin başlarına gelenlerden ders çıkarmada surede değinilen konulardandır. Tarih bilgisi, yaratma konularındaki sünnetullahı bilme, ibret almak için zaruridir. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Hûd Suresi, Akidenin terbiyesi, İman, İstikamet, İstiğfar.
Muhammed Zeynü'l-Âbidîn bin Muhammed el Gamrî Sıbtı'l-Marsafî'nin (Ö.H. 966) "Kitabu'z-Züccaceti bi'l-Levriyye Şerhu Kasidetü'l-Hamriyye" adlı eseri [Araştırma ve tahkik]
el-Hamriyye şiiri, Sufilerin ilahî aşk diye tabir ettikleri el-hamriyyât şiirleri türünün en ünlü ve en büyük şiirlerden biri olarak kabul edilir. Bu tarzın kurucusu olarak kabul edilen yazar -İbnu'l-Fârid- es-Sababet (kuvvetli sevgi) ile el-Hamr (şarap) kelimesinin anlamını meczetmiştir. Onun nezdinde şarap, ilahi aşkın sembolüdür. Sarhoşluk, sevgiliye duyulan aşk ve hasretten müride gelen hayrettir. Bu şiirin aşağıdakiler de dahil olmak üzere birçok açıklaması vardır: Sıbtı'l-Marsafî'nin "Kristal Şişenin Kitabı" isimli şerhi, Muhammed Zeynü'l- bidîn bin Muhammed el Gamrî Sıbtı'l-Marsafî'nin "Kasidetü'l-Hamriyye" sinin şerhidir. Bu çalışma, söz konusu kitabın tahkikinin araştırmacılara ve tasavvuf şiirine ilgi duyanlar için ulaşılır olmasını; aynı şekilde Sıbtı'l-Marsafî ve O'nun şiir yorumlamaya giriş; kelimelerin terimsel ve dilsel açıklamalarını verip Sufilerin nezdindeki anlamlara uygun şerh etmesi; ardından özetleyip faydalarından bahsetmesi gibi yönlerden söz konusu kasideyi yorumlama metodunun tanıtmayı hedeflemektedir.
Velid el-a'Zamî'nin şiirinde ümit ve ümitsizlik -analitik çalışma
Araştırma, (Velid el-A'zamî'nin Şiirinde Ümit ve Ümitsizlik -Analitik Çalışma) dualitesinin seçiciliğini içermektedir. Çünkü zıt diyotlar şairin yaşadığı zaman diliminin doğası, iç ve dış sorunlar, siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarsızlık nedeni ile etkilenmesini anlatmaktadır. Şair, divanında en iyi şiir türlerini yazmıştır. Şiirleri, coşkulu ve samimi bir tutkudan kaynaklanan İslami, davet edici ve reformist bir içeriğe sahiptir. Şair, eskilere yaklaşma eğiliminin bir sonucu olarak şiirlerinde uzun nefesi ile ayırt edilmektedir. Şiiri, kolaylığı ve netliği, anlamların dikkatliği, üslubunun inceliği, kelimenin ihtişamı ve bolluğu ve yapmacıklıktan, belirsizlikten ve gösterişten uzak olması ve kanatlı hayal gücünün peşinden koşmaması ile ayırt edilir. Araştırma giriş, önsöz ve üç bölümden oluşmaktadır. Önsöz, şairi tercümesini ve metodolojisinin açıklamasını içermektedir. Birinci bölüm ise şiirinin sanatsal çalışmasını içerir. İkinci bölüm övgü, gurur ve coşku şiirinde umudu içerir. Üçüncü bölüm ise hiciv, şikayet ve umutsuzluğu içerir Araştırma kapanış, sonuçlarar, kaynak ve referans ile tamamlanmıştır.
Shams, Leyl, Duha, Sharh ve Tin Surelerinin başından Alak Suresinin sonuna kadar Hanefi tefsiri (Çalışma ve araştırma)
Araştırma, Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Mohiuddin Mevlana Zadeh Al-Hanafi Al-'nin Şems Suresi'nin başından Alak Suresi'nin sonuna kadar yaptığı önemli tefsirlerden biri olan "Hanefi Tefsiri"ni ele almaktadır. Osmanlı döneminin en önemli müfessirlerinden biri olan vefat eden (H. 927) Buhari Al-Barada'i ve müellif bu sureyi tefsirinde izlemiştir. âyetlerinin, kelimelerinin ve harflerinin sayısı hakkında, üçüncüsü nüzulüne dair, dördüncüsü tefsiri hakkında, beşincisi de onunla ilgili olarak ve hadisin tefsiri ile hadisin tefsirini birbirine karıştırmaya dayalı bir metoda tabi olmak. Tasavvufî tefsir ve tefsirdeki önemi, hicri birinci asırdan kendi devrine kadar uzanan tefsir akımını destekleyen söz ve görüşlerden ve yeni çıkarımlardan ve müellifin haberinde dayandığı önemli kaynaklardan kaynaklanmaktadır. Araştırma sorunu da bu haberlerde ve özellikle sûrelerin fazileti ile ilgili hadisler bakımından sahihliklerinin, emniyetlerinin veya zayıflıklarının tasdik edilmesinde ve bazı âyetlerin tefsirle orantılı olmayan tefsirlerine dayalı olarak açıklanmasında da yatmaktadır. Araştırma üç bölüme ayrılmıştır.Araştırmacı birinci bölümde yaşamı incelemiştir. İkinci bölümde yazarın yaklaşımı, nüshanın tanımı ve dayandığı nüshaların açıklamaları ele alınmış, üçüncü bölümde ise araştırmacının yazarın bıraktığı en yakın şekle getirmeye çalıştığı doğrulanmış metin yer almıştır. bazı kelimeleri
تفسير القرآن للحنفي (سورة البروج والطارق والأعلى والغاشية والفجر والبلد) للإمام مُحَمَّد بن مُحَمَّد البردعي (ت.927 هـ)
Bu araştırmada hicrî 10. Asrın meşhur alimlerinden Muhammed b. Muhammed el-Berdeî'nin Tefsîru'l-Kur'ân isimli tefsirinin tahkiki yapılmıştır. Muhtût olan bu eser, Berdeî'nin geniş kültür ve ilmi birikimine delalet eden nakil, görüş ve istidlâlleri sebebiyle önemlidir. Müellifin, Beydâvî, Zemahşerî, Sa'lebî, Ebû'l-Leys es-Semerkandî ve diğer müfessirlerden yaptığı nakiller eserin önemi artıran hususlardandır. Müfessir eserinde âsâr, rey ve sufi tefsir ekollerini birleştirmiştir. Araştırmada Esat Efendi ve İzmir kütüphanelerinde bulunan iki adet mahtût nüsha esas alınmıştır. Müellifin şahsi ve ilmi hayatı yazılırken betimleyici tarihsel metot, nüshanın yazımı ve tahkikinde ise tahkik ve talik yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan neticelerden önemlileri şunlardır: Müellif eserinde Sa'lebî'nin el-Keşf ve'l-beyân, Zemahşerî'nin Keşşâf, Zeccâc'ın Meâni'l-Kur'ân ve i'râbuhu, Ferrâ'nın Meâni'l-Kur'ân, Semerkandî'nin Bahru'l-Ulûm isimli tefsirlerinden istifade etmiştir. Eserde itikadi konulara da değinmiş, sadece nakille yetinmeyip, zaman zaman itikadi mezhebi olan Mâtürîdîye'ye uygun olan görüşleri tercih etmiştir. Müellif sahâbe, tabiîn ve meşhur alimlerin görüşleriyle istidlâl etmiş, hadislerle eserini güçlendirmiştir. Hadislerin sıhhat araştırmasını yapmadan nakletmesi, eserde tahkik ve analizi yapılmayan isrâilî ve zayıf rivayetlerin bulunması Berdeî'ye yöneltilen eleştirilerdendir. Müellif eserinde lügatle ilgili konuları ihmal etmiş, kelimelerin sözlük manaları ve sarf, nahiv konularına değinmemiştir. Müellif kıraat ilmine verdiği önem ile tanınmakta olup, sahâbeden gelen mütevâtir kıraatler ile lügate uygun kıraatleri şâz olanlara tercih etmiştir. Eserde vaaz üslubu kullanılmış, eserin birçok yerinde Farsça bilgisini göstermiştir. Bu da onun kültür çeşitliliği ile ilminin derinliğine delalet etmektedir.
Kâdî İyâz'ın (Ö. 544/1149) İkmâlü'l-Muʿlim bi-fevâʾidi Müslim eseri bağlamında fıkıhçılığı (Kitâbu'n-Nikâh ile Kitâbu't-Talâk bölümleri)
Bu araştırma başta fıkıh, hadis vb. olmak üzere çeşitli ilimlerde eserleri olan Kâdî İyâz'ın İkmâlü'l-Mu'lim Bi-Fevâ'id (Fî Şerhi Sahihi)i Müslim adlı eserinin fıkhi açıdan ele alan bir araştırmadır. Bu eserlerin arasındaki Müslim'i şerhi Kâdî İyâz'ı hem fıkıh hem de kadılık makamı açısından seçkin bir konuma getirmiştir. Araştırmada, Maliki mezhebince önemli addedilen İkmâlü'l-Mu'lim eserinin dördüncü bölümündeki Kitabu'n-Nikah ve beşinci bölümde yer alan Kitabu't-Talak konuları ele alınmıştır. Kâdî İyâz, fıkhî hükümleri istinbat ederken izlediği yöntemi hadislere ve fıkıh usulü açısından ise icma ve kıyas gibi delillere dayandırmıştır. Araştırmada toplam 21 mesele hakkında tahliller yapılmış olup Kâdî İyâz'ın Maliki mezhebiyle hemfikir olduğu görüşler çerçevesinde hareket edilmiştir. Pekçok yerde Kâdî İyâz'ın kendi görüşleri mezhebinin hâkim görüşüyle paralellik göstermiştir. Diğer yandan Hanefî ve Şafiîlerle aynı görüşte olduğu veya bu görüşlere muhalif kaldığı konularda da, Kâdî İyâz'ın, kendi ve mezhebinin yöntemini dikkate alarak hareket ettiği tespit edilmiştir. Kâdî İyâz'ın İkmâlü'l-Mu'lim Bi-Fevâ'id (Fî Şerhi Sahihi)i Müslim adlı eserini ele aldığımız bu araştırma mukayeseli bir fıkıh çalışmasıdır. Tezde fıkıh mezheplerinin görüşleri mukayeseli bir yol izlenerek işlenmiştir. Aktarılan fıkhî görüşlerle Kâdî İyâz'ın görüşleri aynı doğrultuda ise bu görüş ilk görüş olarak ele alınmıştır. Ardından diğer mezheplerin görüşleri bu görüşlere ulaşırken fakihlerin kullandığı deliller, ilmi tartışmalar ve cevaplar yer almıştır. Her ne kadar cevaplar Kâdî İyâz tarafından karşıt fikir olarak bahsedilmese de araştırmada bu yönde bir tasarrufta bulunulmuştur. Ayrıca Sahiheynin dışındaki hadisler tahriç edilmiş olup, muhaddislerin bu konuda vardığı hükümler açıklanmıştır, Ardından delilin güçlü olmasına göre hâkim görüş zikredilmiştir, Bu araştırma giriş ve üç bölümden oluşmakta olup birinci bölümde Kâdî İyâz'ın biyografisi işlenmiştir. İkinci bölümde Kâdî İyâz'ın fıkıh anlayışı ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise Kitabu'n-Nikah ve Kitabu't-Talak konuları incelenmiştir,Dürüst görüşmelerden elde edilen yargı alanlarından bahseden tutarlı bir yazı yaklaşımı izledi.Tez, varılan sonuçlar, öneriler ve kaynakça ile sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: İkmâlü'l-Mu'lim, Kâdî İyâz, Kâdî İyâz'ın Fıkıh Anlayışı.
El-Mısrî Şems Aldin Muhammed eş-Şâfiî'nin "Tefsîru'l-Kur'ân" isimli elyazmasını tahkik ve inceleme (Furkan Suresini başından Neml suresinin sonuna kadar)
Nadir bilimsel konulardan biri araştırma ilgisiydi Kur'an-ı Kerim'in tefsiridir O şemsü'd-Dîn Muhammed elmısrî şâfiî t.798 sonrasi Furkan Suresi'nin başından itibaren Neml Suresi'nin sonuna kadar Kitap, ayetlerin anlamlarının bir açıklamasını içerir. Kelime dağarcığı dile göre gösterilir Müfessirlerin sözlerinden mana açıktır Bölümler içerir Dilbilgisi fıkhı inancı Yazar bunu Arapların sözlerinde, şiirinde ve nesirinde bulmuştur Ve bunu Fakihler'in sözlerinde buldu Yazar ayetleri bir surede açıklamıştır. Açıklamak dışında tek bir cümle ya da kelime bırakmadı İniş sebepleri ve uygun ayetler ile ilgilindi Özellikle olay ve kişilerle ilgili ayetler Kuran sureleri, Medine ve Mekke ile ilgilindi Bazı terimleri de açıkladı Yazar araştırmasını üç bölüme ayırdı Birinci bölüm yazarın hayatı Adı ve soyadı onun ailesi Onun bilgi talebi ğretmenleri onun öğrencileri Yazıları ikinci bölüm onun bilimsel yöntemi Kaynaklarının isimleri Kitaplar ve sahipleri İfadelerin belgelenmesi Terimlerin açıklaması üçüncü bölüm kitaptır. Sonunda Sonuç ve sonuçlar En önemli sonuçlardan biri Kuran Mucizesi çıklaması,ve ayetlerin tefsiri,Ve bilimlerin çokluğu ve kaynakların bolluğu ve kiraatın varlığı ve her şeyin ilahı olan Allah'a şükürler olsun .
Kuran Kerim'de söylem adabı: Firavun ve Musa Aleyhisselam kıssası örneği
Bu çalışma, Kur'an-ı Kerim'deki söylem adabına değinerek, Hz. Musa (a.s) kıssasını ve onun ilahlık iddiasında bulunan Mısır Firavun'u ile diyaloğunu ele alarak, Allah'ın onu ve ordusunu suda boğarak helak etmesini konu almaktadır. Bu çalışma, önemini söylem adabının ve onun çeşitlerinin ehemmiyetinden; özellikle Kur'an-ı Kerim'deki Musa ve Firavun kıssasını merkeze alarak, Kur'an'ın söylemi ve bu söylemin özelliklerinden alır. Çalışma, salt kıssadaki olayları İsrailiyyattan arındırarak betimlerken, betimleyici analitik yaklaşımı izlemiş, ardından Kur'an'da geçen Hz. Musa (a.s) ile Firavun arasındaki diyalog metinlerini analiz etmiş ve o diyalogların içerdiği söylem adabı ve üslupsuzluklarının çıkarımını yapmıştır. Bu çalışmanın ulaştığı en önemli tespitleri şu şekilde ifade edilebilir : a) Musa ve Firavun kıssası, semavî
Kur'an'daki kıraat farklılıklarının İbn-i Kesir'in Tefsir'ül Kur'an'ül Azim isimli tefsiri örneğinden, Kur'an tefsirine etkisinin incelenmesi (Nur Süresi'nin başından Neml Süresi'nin sonuna kadar)
İbn Kesir' in "Tefsir'ül Kur'an-ı Azim" eseri kapsamında kıraat ihtilaflarının etkisi- Nur Suresinden Neml Suresinin nihayetine kadar. Kıraat ilmi bir Kur'an ilmidir ve tüm Kur'an öğrencileri ve müfessirler bu ilmi ve Arapça'yı öğrenmelidir. İbn Kesir, kıraatlerden ve diğerlerinden bahsederken kendine has bir yöntem izlemiş ve onlara işaret ettiği sabit, mütevatir kıraat ile şâz kıraatleri birleştirmiş ve sadece mütevatir kıraatleri zikretmekle sınırlı kalmamıştır. Tefsirinde şâz kıraatlerden ve diğer kıraatlerden de bahsetmiştir. Bazen kâriye atıfla kıraati söylemiş bazen de kâriyi anmadan doğrudan kıraatten bahsetmiştir. Bazen de cumhur kıraati veya diğer kıraatleri söylemiştir. Aynı şekilde, Kur'an kıraatlerine atıfta bulunurken, sahabenin Kur'an nüshalarına da güvenir ve bu nüshalardaki kıraatlere de atıf yapardı.Çalışmanın en belirgin bulguları: İbn Kesir'in tefsirinin dikkatli bir şekilde okunmasıyla, sahibinin ilim ve irfandaki yetkinliğini kabullenmedir. İster mütevatir ister şâz kıraatlerde olsun, Kur'an kıraatlerini aktarma tarzının birinden diğerine farklılık gösterdiği, yer yer kısa ve yer yer uzun açıklamalar yapldığı görülür. Kur'an kıraatlerinin faydalarından biri de manaları artırması ve onlardan fıkhî hükümler çıkarmasıdır ki, Kur'an kıraatlerinin farkı, bu büyük kitabı kullara kolaylaştırarak Allah'ın kullarına bir rahmeti olmasıdır ve bu farklılık bir çeşitlilik farkıdır, muhalefet farkı değildir.
Şemsüddin Muhammed el-Mısrî eş-Şafii'nin Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azîm adlı eseri üzerine tahkik ve incelenmesi (Fussilet Suresinin başından Zuhruf Suresinin sonuna kadar
Bu araştırmada Semsüddîn Muhammed el-Mısrî'nin (ö. 896) Kur'an tefsirini konu alan bir el yazmasının tahkiki yapılmıştır. Çalışma Fussilet, Şûrâ ve Zuhruf Surelerini kapsamaktadır. Takip edilen yönteme gelince, araştırmacı bu çalışmada müellifin hayatı ve ilmî kişiliğini tanıtırken betimleyici tarihsel metodu kullanmıştır. Müellifin alıntılarını eleştirel bir yöntemle incelemiştir. Metnin tahkikinde ise İSAM (İslam Araştırmaları Merkezi) metodunu esas almıştır. Araştırmada ulaşılan önemli sonuçlar şunlardır: Araştırma öne çıkan yönü, hakkında pek bilgi olmayan müellifin yaşadığı asrın kültürel özelliklerini göstermektedir. Müellif eserini rivayet ve dirayet metotlarıyla yazılmış meşhur müfessirlerin tefsirlerinden derlemiştir. Yine müellif eserine fıkıh, hadis, dil vb ilimlerle ilgili faydalı bilgiler eklemiştir. Mısrî, ayetleri açıklarken görüşlerini tefsir alimlerinin sözleriyle desteklemiş; âyetlerin okunuş biçimlerine ve bunların ifade ettiği anlamlara önem vermiştir. Yine ayetleri açıklarken ve yorumlarken hadislerle delillendirmiştir. Müellif nahiv, sarf ve belagat gibi dilsel meselelere oldukça önem vermiş, özellikle de lafızların delaletlerini açıklarken Kur'an ayetleriyle mukayeseli bir biçimde istifade etmiş ve bunları kitabında zikretmeyi unutmamıştır. Kelimelerin sözlük anlamları ve onların yorumunu önemsemiştir. Mısri tefsirini sahabe, tâbiûn, müfessirler, fakihler, muhaddisler ve dilcilerin görüşleriyle desteklemiştir. Müellif, Kurtubî ve Beyzâvî gibi ilim adamlarından alıntılar yapmış olmasına rağmen, çoğu yerde onları ismen zikretmemiş, eserinde pek çok zayıf hadise yer vermiş, tefsirinde bir inceleme yapmadan alimlerden çok fazla alıntı yapmıştır. Ayrıca müfesirin kelimelerin sözlük anlamlarının farklılıklarını açıklamakla iktifa etmeyip lafızlar arasındaki delalet farklılıklarını da genişleterek açıkladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Tefsir, Şemsü'd-dîn Muhammed Mısrî, Fussilet Suresi, Şura Suresi, Zuhruf Suresi, Tahkik.