
11
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Trends and patterns of poultry consumption in different regions of the world and Türkiye
The poultry sector is one of the most important industries, playing a vital role in closing the animal protein gap due to its ease, speed of production, and affordability. Moreover, health-conscious consumers are increasingly opting for poultry meat, a more affordable and lower-fat alternative to red meat. This thesis examines the underlying factors influencing poultry consumption, focusing on the national population, economic impacts, exports, urbanization, elderly population trends, and secondary education. The dataset comprises the comprehensive period from 1990 to 2021 and includes a broad range of countries, including Turkiye, enabling a comparative analysis of poultry consumption trends across different nationals and periods. The findings reveal a positive correlation between GDP per capita, population, and poultry consumption. Furthermore, the study highlights the consistent and positive impact of education. This research provides suggestions for policymakers and industry stakeholders on key factors that should receive greater consideration. Keywords: Chicken Meat, Poultry consumption, Socio-Economic and Demographic Factors, Turkiye & World
Housing finance for conventional and Islamic banks in Turkish banking system
As it is known, the global financial crisis through 2008-2009 in the world had also affected Turkish economy. This crisis pushed Turkey to implement the macro-prudential policies to avoid potential future crises. In that respect, this thesis aims at examining the effectiveness of LTV policy in reducing systemic risk arising from property markets, and to examine if it has the same impact for conventional and Islamic banks in Turkey. For this purpose, housing finance in conventional and Islamic banks are reviewed, and impact of LTV policy in conventional and Islamic banks in Turkey is explained. Further, the relationship between the amount of housing loans and their delinquencies in conventional and Islamic banks and LTV policy is analyzed with tests of difference, Chow test and time-series regressions between the non-LTV period and LTV-period. These tests show that the response of the amount of housing loans and mortgage delinquency to LTV intervention in conventional banks is greater than in Islamic banks.
Azerbaycan ekonomisinde petrol ve petrol dışı sektörlerin önemi
Azerbaycan, SSCB'nin dağılmasından sonra 18 Ekim 1991'de, bağımsızlığını resmi olarak ilan etmişti. Azerbaycan doğal kaynaklarının kullanılması amacıyla, 1994 yılında "Asrın Anlaşması" imzalanmıştı. Bu anlaşmadan sonra Azerbaycan ekonomisi petrol sektörü temelli olarak gelişmeye başlamıştı. İlk başlarda bu anlaşmanın Azerbaycan ekonomisinin istikrarını sağlamasında çok büyük katkısı olmuştu. Ancak ekonominin önemli ağırlığının petrol ihracatına yönlendirilmesi Azerbaycan'da diğer sektörlerin gelişmesinde sorunlar ortaya çıkarmıştı. Çünkü Azerbaycan'da sadece petrol sektörünün hızlı gelişmesi ile ilerleyen zamanda ekonomide doğal kaynak bağımlılığı ortaya çıkmıştı. Bu bağlamda, tezin amacı petrol sektörünün ekonomik etkisi bağlamında inceleme yaparak, Azerbaycan ekonomisinin, büyüme ve ihracatın, petrol sektörüne bağımlılığının incelenmesidir. Tezde petrol sektörünün Azerbaycan'ın ekonomik büyüme ve ihracatı üzerindeki etkisi test edilmiştir. Tezde 1991-2017 yılları arası çeşitli veriler kullanılmıştır. Tezde ilk bölümde literatür incelemesi yapılarak konu hakkında daha önceden yapılmış incelemeler ve bulgular değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Azerbaycan ekonomisi değerlendirilmiş, petrol sektörünün Azerbaycan ekonomisindeki yeri incelenmiştir. Ayrıca petroldışı sektörlerin ekonomide yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Daha sonrasında ise ekonometrik incelemeler yapılarak, petrol sektörünün ekonomik etkileri incelenmiş ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, tezde yapılan incelemeler petrol gelirlerinin büyüme üzerinde kısa vadede pozitif etki yarattığını göstermiştir. İhracat ise uzun vadede petrol sektörüne bağımlı gözükmektedir. İstikrarlı bir büyüme için, bu bağımlılıktan kurtulmanın gerekliliği gözükmektedir. Bu bağlamda, sadece ihracat geliri elde etmek yerine, petrol dışı sektörlerin geliştirilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Petrol dışı sektörlerin gelişmesi ile Azerbaycan ekonomisi sadece ihracat gelirlerine bağımlı olmadan istikrarlı bir şekilde büyüyebilecektir.
Panel birim kök testleri ile enerji tüketiminin durağanlığının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 1965-2017 yılları arasında yıllık verilerden yararlanılarak, OECD'ye üye olan ülkelerin enerji tüketimlerinin farklılık gösterip göstermediğini yani durağan olup olmadıklarını birinci ve ikinci nesil panel birim kök testleri ile analiz etmektir. Çalışmada OECD üye olan ABD, Kanada, Meksika, Danimarka, Polonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Şili, Avusturya, Belçika, Çek Cumhuriyeti, Macaristan, İzlanda, İrlanda, İtalya, Portekiz, Slovakya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İsrail, Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ülkelerinin enerji tüketiminin durağanlığı analiz edilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmından kullanılan panel veri seti yatayda 31 OECD ülkesini dikeyde 53 yılı kapsayan verilerden oluşmaktadır. Ekonometrik analizlerde kullanılan veri seti, BP Data Bank uluslararası veri kaynağından alınmıştır ve yıllık veriler kullanılmıştır. Enerji tüketimi değişkeni ise enerji tüketiminin milyon ton petrol eşdeğeri cinsinden hesaplanmıştır.
Konut sektörünün proje değerlerinin belirlenmesi: İstanbul örneği
Konut insanların barınma ihtiyacını karşıladığı mekânsal büyüklüğe sahip fiziki yapılardır. İnsanların barınma ihtiyacını temel alarak yatırımcılar için bir getiri aracı olma özelliği de taşıyan konuta sahip olmak için değerinin belirlenmesi gerekmektedir. Günümüz piyasa koşullarında arz edilen her bir ürünün değeri vardır. Bu değer söz konusu ürünlerin arzı noktasında emek, sermaye, işletme karları, katlanılan riski ve üretimde kullanılan girdilerin maliyetini karşılamada gereklidir. Son zamanlarda üretiminde artış yaşanan markalı konut projelerinin hızlı yaygınlaşması sonucu konut sektöründe makro ölçüde birçok gelişme yaşanmıştır. Özellikle İstanbul'da artan nüfusa karşılık inşa edilen konut projelerinin değerlerinin belirlenmesi piyasa dengesi açısından gereklilik arz etmektedir. Bu çalışmada konut sektörünün proje değerlerinin belirlenmesi üzerine İstanbul örneği referans alınarak ekonometrik analiz yapılmıştır. Hedonik regresyon ya da diğer adıyla hedonik fiyatlama modeli adı verilen yöntemin kullanıldığı çalışmada, Mart 2019 tarihi itibariyle İstanbul'da inşa edilen 3315 satılık konut projelerine ait veriler, ilan yoluyla alım-satıma konu olan internet sitelerinden veri madenciliği yöntemi ile elde edilmiştir. 7 nicel + 158 kukla değişken olarak elde edilen ham veriler günümüz koşullarında değer belirleyici faktörlerin niteliklerine ve adım adım regresyon modeline göre 5 nicel + 31 kukla değişkene düşürülmüştür. Bağımlı değişken olarak konut birim metrekare fiyatlarının kullanıldığı çalışmada, konut projelerinde ankastre mutfak, asansör, teras, banyo bulunması, ve konut genişliğinin artması, konutun bulunduğu kat, konutun güney ve kuzey cephede bulunması, konutun deniz manzaralı olması, konutun sahile, dolmuş durağına, semt pazarına, tren istasyonuna, havalimanına yakın olması, konutta ebeveyn banyosu, giyinme odası, klima, bulunması, konutta oda sayısının artması, konutun açık havuz, jeneratör, otopark, su park, oyun parkı, tenis kortu, içeren projede olması, ile konutun değeri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yatay kesitli yaptığımız çalışmada modelin genel olarak anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada ortaya çıkan sonuç literatürde yapılan araştırmalara benzer sonuçlar ortaya koymuştur.
Ekonomik kriz dönemlerinde aile bireylerinde kararların optimize edilmesi ve krizi atlatmada doğru dengenin oyun teorisi açısından sağlanması: 2015 Azerbaycan kriz dönemi örneği
Günümüzde ekonomi, hukuk, politika, uluslararası ilişkiler, yapay zeka, biyoloji ve bir çok farklı alanlarda kullanılan oyun teorisi yapılan bu çalışmada ekonomik kriz dönemlerinde krizi atlatmak ve ailelerde stratejik karar vermede doğru dengenin bulunması için kullanılmıştır. Çalışmada dünyada genel olarak yaşanan ekonomik krizler ve onların yaranma nedenlerine, sonuçlarına değinilmiş, 2015 yılı Azerbaycan'da yaşanan ekonomik krizin yaranma nedenleri ve kriz sonrası bu durumun aile bireyleri üzerindeki mali ve manevi etkisi, krizler zamanı bu durumun az hasar görerek atlatılması konusunda ailelerin ürettikleri optimal fikir stratejileri oyun teorisi çerçevesinde incelenmiştir. Aynı zamanda oyun teorisi kavramının tanımı yapılarak, oyun teorisinin tarihsel gelişimine, özellikleri ve çeşitlerine değinilmiş, bu konuda farklı teorik yaklaşımlar ele alınmışdır. Teorinin ekonomi, iktisat, finans, bioloji, hukuk, politika, uluslararası ilişkiler ve diğer alanlarda kullanılması ve bu alanlara yeni bir nefes getirdiği vurgulanmıştır. Geniş kapsamlı uygulama alanlarından söz edilirken çeşitli oyun modelleri incelenmiştir. "Nash dengesi"nin tarihte ortaya çıkışı, tanımı, kullanıldığı alanlar incelenmiş, oyun teorisi modellerinden bir diğeri olan "Mahkum İkilemi" modeli ele alınarak bu konuda yapılan araştırmalardan söz edilmişdir. Yapılan anket çalışmasıyla 250 kadın ve 250 erkek tesadüfü örnekleme yoluyla seçilerek sorulara verilen yanıtlar ilk önce SPSS 24 bilgisayar programında sayısallaştırılarak Frekans ve Tanımlayıcı İstatistikler analizleri yapılmıştır. Sonraki aşamada ise oyun kuramında denge matrisi için Bulanık Bilişsel Haritalama yöntemi ile merkeziyet değeri hesaplanarak, optimal fayda ve karar bulunmuştur.
Yatırımcı duyarlılığının Türkiye sermaye piyasası'na etkisi
Yatırımcıyı rasyonel ve piyasayı etkin kabul eden birçok geliştirilmiş finans modelinin, finansal piyasalarda yaşanan sapmaları, türbülansları ve dalgalanmaları açıklamaya çalışırken yeterli olmadığı görülmektedir. Yatırımcı rasyonelliğini kabul eden finans varsayımları, yatırımcı duyarlılığına bakmaksızın finansal piyasaları açıklamaya çalışmaktadır. Ancak yatırımcıların finansal karaları yoluyla, piyasalara etki eden bilişsel sınırları mevcuttur. Davranışsal finans teorisinde, finans piyasaları için kabul gören sabit modellerde ve standart varsayımlarda yer alan "yatırımcı rasyonelliği" ile "etkin piyasa normu" varsayımı gevşetilerek, yatırımcıların karar sürecinde akılcılıktan sistematik olarak saptığı ve yatırımcı duyarlılığının varlığı kabul edilmektedir. Yatırımcı duyarlılığı doğrudan gözlemlenemediği için ölçmek oldukça zor olmaktadır. Çalışmanın amacı, Türkiye sermaye piyasasında yatırımcı duyarlılığının etkisini incelemektir. Literatürde yatırımcı duyarlılığını ölçmek için farklı değişkenler kullanılmıştır. Çalışmada yatırımcı duyarlılığının temsili için tüketici güven endeksi, piyasalarda oluşan volatiliteyi ölçen VIX ve MOVE endeksleri kullanılmıştır. Finansal yatırımların küreselleştiği piyasa şartlarında, yatırımcı duyarlılığını ölçmek için yerel değişken olarak tüketici güven endeksi kullanılırken, küresel değişken olarak da VIX ve MOVE endeksi değişken olarak alınmıştır. Sermaye piyasalarında, hisse senedi piyasalarını temsilen aylık BIST-100 verileri, tahvil piyasasını temsilen 2 yıllık gösterge tahvil verileri (DİBS) kullanılarak 2004-2018 dönemi araştırılmıştır. Lee Strazicich Unit Root Testi, Maki Eşbütünleşme Testi ve FMOLS yöntemleri ile yatırımcı duyarlılığı ölçülmeye çalışılmıştır.
Politik risklerin piyasalara yansımaları: Türkiye üzerine yapısal kırılma analizi
Bu tezin amacı, Türkiye ekonomisi üzerinde politik dalgalanmalar nedeniyle oluşabilecek risklerin yansımalarını ortaya koymaktır. Politik dalgalanmalar ve belirsizliğin neden olacağı riskler ile yatırımcıların güven sorunu yaşaması; yatırım azalışı gibi nedenler ile piyasa değerlerinde fiyat düşüşleri veya ulusal paralarda değer kaybı şeklinde yansıyabilmektedir. Darbe gibi üretici ve tüketici birimler açısından belirsizlik ve risk anlamına gelecek politik olaylar, Türkiye ekonomisi açısından özellikle son dönemde önem kazanmıştır. Bu bağlamda, politik belirsizlik sonucunda yatırım, ticaret, finansal piyasalardaki dalgalanmalar önceliği olan bir konudur. Bu tezde, 2005-2018 yılları arasında Türkiye'nin yaşadığı politik olayların yarattığı belirsizlik ve risk kaynaklı dalgalanmalar incelenmektedir. Çalışmada, ABD doları, Euro, İngiliz sterlini, BIST100, altın, petrol fiyatları kullanılmaktadır. Örneklem olarak 2005 ve 2018 yılları arasındaki günlük değerler kullanılmıştır. Çalışmada bu dönemin seçilmesi, Türkiye'de risk oluşturacak politik dalgalanmaların sıklıkla bu zaman dilimi içerisinde bulunmasından ileri gelmektedir.. Çalışmada politik olayların yaratacağı dalgalanmaların tespiti için Bai-Perron kırılma testleri yardımı ile serilerdeki yapısal değişikliklerin hangi tarihlerde olduğu belirlenmektedir. Örneğin, sonuçlar ile yapısal kırılma tespit edilen tarihlerde, Türkiye'ye komşu olan ülkelerde yaşanan çatışmaların, erken genel seçim ve ABD'de yaşanan emlak krizinin olumsuz veya değer kaybı anlamına gelecek etkileri görülebilmektedir. Çalışmanın sonuçları, bazı politik olayların ekonomi üzerinde risk yaratarak piyasa değerlerinde yansımasını bulduğu bulgusunu desteklemektedir. Bu doğrultuda politik risk yaratan olayların olumsuz etkileri ile yatırımların piyasalardan uzaklaştığı sonucu önemli bir çıkarımdır. Yatırımcıları etkileyen politik risk kaynaklı olaylar ve güvensizlik sorununun önüne geçebilmek için hukuksal ve kurumsal düzenlemeler ile yatırımcıların güven duygusunu tekrar kazanmak önem teşkil etmektedir. Çalışmada incelenen dönem içerisinde yaşanan politik olay çeşitliliği, farklı veri gruplarına olan yansımalarının incelenmesi; literatüre önemli bir katkı niteliğindedir. Çalışmada incelenen dönemin genişletilebilmesi mümkündür ve incelemenin derinleştirilmesi açısından önem teşkil etmektedir. Ancak çalışmada politik olayların ciddi olarak Türkiye ekonomisini dar boğaza sokma ihtimali olan ve yoğun tartışmaların olduğu bir süreç ele alınması tercih edilmiştir.
Makro ihtiyati politikaların karşılaştırılması: COVID-19 pandemi dönemi (2020-2022) Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) örneği
Bu çalışmada, Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından, COVİD-19 pandemisi döneminde (2020-2022), uygulanan makro ihtiyati politikaların karşılaştırılması yapılmaktadır. Çalışma, makro ihtiyati politikaların teorik çerçevesi, COVİD-19 pandemisinin dünya ve Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerini, ECB ve TCMB'nin pandemi sürecinde uyguladıkları para politikaları ile eş güdümlü ilerleyen makro ihtiyati politikaları ve araçları incelemektedir. Araştırma, COVİD-19 döneminde (2020-2022) uygulanan makro ihtiyati politikaların etkinliğini, ECB ile TCMB'nin rolü hakkında önemli çıkarımlar sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, bu çalışma, gelişmekte olan ve gelişmiş ekonomiler arasındaki makro ihtiyati politika farklılıklarını anlamaya yönelik bir çerçeve sağlamaktadır.
Lease-debt relationship in corporations
This study is about the relationship between lease propensity and debt in corporations. We investigated whether there is a substitutionary or complementary relationship between lease and debt. Two different samples are used such as a sample of Turkish public companies traded on Borsa Istanbul (BIST) and a sample of public companies from the BRICS countries. The BIST sample consists of 147 firms and 62 quarterly data between the years 2004Q3-2019Q4. As a result, there are 9114 firm-level data. The BRICS sample consists of annual data for 760 public firms from Brazil, Russia, India, China, and South Africa between 2009 and 2018. Totally, 7600 firm-level data. Panel tobit regression method which is proper for limited dependent variable model ran to investigate the relationship between lease and debt for both samples. In both samples, the relationship between lease and debt decisions in corporations was examined. While examining the relationship between leasing and debt, other financial and economic factors were also used as control variables for robustness. Size of the firms, the collateral amount, the liquidity, the tax rate, the profitability, retained earnings, the growth opportunities, the financial distress level, age of the company, exchange rate difference and interest rate of companies are the factors we control when examining the relationship between leasing and debt. In the second part of the study, it was checked whether there was a significant change on the lease propensity according to the sectors. In the third part of the study, it was investigated whether factors such as size of the firms, the collateral amount, the liquidity, the tax rate, the profitability, retained earnings, the growth opportunities, the financial distress level, age of the company, exchange rate difference and interest rate of companies have an effect on the leasing propensity when the firms are at the same debt level. In the fourth part of the study, it was investigated whether there is a significant change according to the sectors in which the companies with the same debt level are included. Finally, the above-mentioned analyses were repeated using the subsamples of small & medium enterprises (SMEs) and large enterprises (LEs) for both BIST and BRICS firms. In the sample of Borsa Istanbul, the relationship between lease and debt is complement. Strong and significant relationships were found between lease and collateral amount, past and current profitability, financial distress, firm age, changes in interest rates, firm size, and USD-TL exchange rate change. According to industry research, we found that in the consumer staples, consumer discretionary, information technology, real estate sectors, they resort to borrowing rather than lease. For companies with the same debt level, a significant relationship was found between the lease and firm age, the amount of collateral, the interest rate, and the effective tax rate. Moreover, the effect of the change in VAT rates between 2007 and 2018, which is a factor that was studied for the Borsa Istanbul sample and not for the Brics sample, was found to be significant and negative. For the SMEs listed on the BIST, no significant result could be reached when the relationship between the lease and the debt is examined. When the relationship between leasing and debt for LEs listed on BIST is examined, it is concluded that there is a complementary relationship. In the empirical study, we conducted with the sample of Brics countries listed firms, the relationship between lease and debt was substitute. Strong and significant results were also obtained between the other financial and economic factors that we used in order to obtain more robust results and the lease propensity. Of these, significant and strong results emerged between profitability, firm age, exchange rate and leasing. At the same debt level, significant and strong results were obtained between leasing and exchange rate difference, interest rate, and firm age. We conducted the research among SMEs and LEs to check which financial factors are changing the leasing trends of SMEs and LEs. For SMEs, no significant relationship was found between lease and debt. The results of the relationship between lease and debt for LEs differ according to debt definitions, and strong results have been achieved. In addition, for the BRICS sample, the relationship between Gross Domestic Product (GDP) as a measure of development level and lease propensity is examined. We see that as the annual gross domestic product of the countries increases, they tend to lease more. Furthermore, lease rates of companies with the same debt level increase significantly with the increase in the annual gross domestic product GDP values of the countries. Firms with the same level of debt from countries with higher levels of development tend to use more leases. To this author's knowledge, we expand prior research on debt-lease relationships by considering a sample of all BRICS countries as well as Turkish public firms, and including interaction terms in the analyses. The findings of this study would be a guide for creditors and leasing companies in terms of identifying potential customers, and for investors in terms of understanding corporate decisions. Keywords: Lease, complementary, substitutiary, BRICS, BIST, Tobit, limited dependent variable model, random effects tobit model
Temerrüt riski ne kadar sistematiktir?
This study aims to provide an extensive analysis of systematic (market-wide) and systemic (sector-wide and industry-wide) components of the idiosyncratic default risk. We detect significant heterogeneity among the default risk structure of various industry groups. More specifically, the default probability of institutions affiliated with certain industry groups is more strongly linked to industry-wide risks while others are more heavily tied to sector-wide risks. We further show that systematic and systemic components of default risk alter also relative to up/down market cycles for each industry group. That is, the default risk of companies associated with certain industry groups proves systematic in both uptrends and downtrends whereas others induce the market risk during only bullish or bearish market states. We further consider a scenario where higher default risk of firms belonging to a specific industry group aggravates the sector risks other than its own and find that an increase in the default risk of various industry groups can in fact destabilize one or more sectors. We notice that the stability of firms within specific industry groups matter more than others for the health of an economy and the wealth of its participants, regardless of the market state while others carry weight with respect to market cycles. Our findings on the direct linkages between idiosyncratic default risk and systematic and systemic risks among financial and non-financial firms provide valuable insights for investors as well as policy makers.