
496
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Bazı elma ve şeftali çeşitlerinde Paclobutrazol'ün (PP-333) fizyolojik etkileri üzerinde araştırmalar
öz PP-333 son yıllarda geliştirilmiş özellikle meyve ağaçlarında büyümeyi düzenleyici bir kimyasal maddedir. Bu kimyasal madde Ülkemizde Yalova, Bursa, Adana ve Niğde'de Starking Delicious ve Amasya elma çeşitleriyle Dixired, J.H.Hale, Redhaven şeftali çeşitlerin de renklenmeyi artırmak, sürgün büyümesini azaltmak ve ertesi yılın ürününü artırmak amacıyla erken ilkbahar ve yazın toprak üstü organ larına ve özellikle yapraklara püskürtülmüştür. Uygulamalar elmalarda vegetatif gelişmeyi % 10-15 oranında azaltırken meyvelerde kırmızı renk oluşumunu önemli düzeyde artırmıştır. Şeftalilerde sürgün büyümesi % 50 ye kadar azalmış, buna karşın 100 cm'lik sürgünde oluşan meyve gözü sayısı da önemli ölçüde artmıştır. Meyve eti sertliği, suda çözünebilir toplam kuru madde miktarı ve ortalama meyve ağırlığı tüm uygulamalarda artmıştır. Bu sonuçlara göre, Paclobutrazol (PP-333) Ülkemizdeki elma ve şeftali yetiştiriciliği için umutlu görünmektedir. - V -
Değişik antepfıstığı anaçlarıyla bunlar üzerine aşılı antepfıstığı çeşitleri arasında topraktan bitki besin maddeleri alımları bakımından karşılıklı etkileşmeler
ÖZ Ç.Ü.Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümünde yürütülen bu çalışmada, Pistacia vera L. (Antepfıstığı), Pistacia khinjuk Stocks (Buttum) ve Pistacia atlantica Desf. (Atlantik Sakızı) anaçlarıyla, bunların üzerine aşılı Kırmızı, Uzun, halebi, Siirt ve Ohadi Antepfıstığı çeşitleri arasında topraktan bitki besin maddeleri alımları bakımından karşılıklı etkileşmeler incelenmiştir. Anaçların topraktaki bitki besin maddelerinden yararlanma yetenek lerinin farklı olduğu ve bu özeliklerini üzerlerine aşılanan çeşitlere de akset tirdikleri bulunmuştur. Pistacia atlantica Desf. anacının yapraklarındaki K, Mg, Mn düzeyleri öteki iki anaçtan daha yüksek bulunmuştur. Üç anacın yapraklarındaki P, Ca, Fe, Cu düzeyleri arasında önemli farklar bulunmamıştır. - V -
Yabani asma (Vitis vinifera ssp. silvestris) genotiplerineait üzümlerin fitokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Bu araştırma, Diyarbakır, Elazığ ve Siirt illerinden toplanarak Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Bağcılık Araştırma ve Uygulama Alanında koruma altına alınmış yabani asma (Vitis vinifera ssp. silvestris) parselindeki, 8 yabani asma genotipinin (E2, K1, L7, M1, M2, M5, M6, P1) fitokimyasal özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca yabani asma genotiplerinde fiziksel (tane eni ve boyu (mm), salkım eni ve boyu (mm)) ve kalite özellikleri (suda çözünebilir kuru madde (SÇKM), pH ve TA (titrasyon asitlği (g/l) bakımından da incelenmiştir. Buna ek olarak çalışmada enzim aktiviteleri de incelenmiştir. DPPH yönteminde antioksidant aktivite en yüksek M6 yabani asma genotipine ait çekirdek örneğinde 573,78 µg/ml olarak bulunmuştur. ABTS yöntemi kullanılarak elde edilen sonuçlara göre en yüksek antioksidan aktivitesi 171,60 µg/ml ile L7 yabani asma genotipine ait ekstrede tespit edilmiştir. CUPRAC yönteminde ise en yüksek antioksidan aktivitesi 65,9531 µg/ml ile E2 yabani asma genotipine ait çekirdek ekstresinde bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar dikkate alındığında genel olarak çekirdeklere ait ekstre örneklerinde, kabuklu meyve eti ekstre örneklerine göre daha yüksek antioksidan aktivitesi tespit edilmiştir. Elde edilen enzim aktivite sonuçlarına göre çalışılan genotiplerde AChE, BChE ve tiyoüre enzimleri aktif bulunmamıştır. En yüksek kollajenaz enzim inhibisyon aktivitesi, 21.34 µg/ml ile P1 yabani asma genotipinin meyve (kabuk ve meyve eti) ekstresinden elde edilmiştir. Bu çalışma, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde asmanın tarihi kültür sürecine ve literatüre katkı sağlamak; sağlık, farmakoloji, kozmetik gibi alanlarda üzümün faydalarından yararlanmak ve bağcılıkta yabani genotiplerin ıslah çalışmalarında gen kaynağı olarak kullanımı yönündeki çalışmaları teşvik ederek, yabani asmaların güçlü kalıtımsal özelliklerinin belirlenip sonraki jenerasyona aktarımını sağlayacak çalışmaların önünü açmak amacıyla yürütülmüştür. Bu bölgede çalışılan yabani asma genotiplerinin antioksidan kapasiteleri, fenolik bileşikleri ve enzim aktiviteleri konusunda daha önce yapılmış herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle bu çalışma ilk olması açısından büyük önem taşımaktadır.
Öküzgözü üzüm çeşidinde klon seleksiyonu-II
Bu çalışmada, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bağcılık Uygulama ve Araştırma Alanı'nda 2016 yılında kurulan Öküzgözü (Vitis vinifera L.) üzüm çeşidine ait klon adaylarına ait deneme bağında, klon seleksiyonu uygulamasının ikinci aşamasının birinci yılına ait 2024 üretim dönemi verileri analiz edilerek, üstün nitelikli klonların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu deneme, her biri üç tekerrürlü olmak üzere 26 adet klon adayından oluşmuştur. Bu çalışmadaki tüm parametreler; 3 tekerrürlü ve her tekerrürde 4 adet omca olmak üzere toplam 12 adet omcanın ortalaması alınarak hesaplanmıştır. Bu kapsamda 312 adet omcanın verileri analiz edilmiştir. Araştırmada; fenolojik gözlemler (budama, sürme, çiçeklenme, tane tutum, ben düşme, hasat), verim (omca verimi, sürgün ve salkım sayısı, sürgün başına salkım sayısı) ve kalite parametreleri (pH, suda çözünür kuru madde, tartarik asit, salkım ve tane ağırlığı, tane hacmi, tane boyutları, şıra randımanı) analiz edilmiştir. Fenolojik gelişim süresi ortalama 186 gün olarak hesaplanmış ve klonlar arasında belirgin fark gözlenmemiştir. Verim analizlerinde, EÜ54 (4516,46 g/omca), EDK1 (4310,83 g/omca) ve ET24 (4112,50 g/omca) klonları en yüksek omca verimini göstermiştir. Kalite analizlerinde, EDK1, ET17 ve ET24 (4,02 pH), ET5 (%23,41 SÇKM, 303,83 g/100 tane ağırlığı, 284,17 ml/100 tane hacmi), EB15 (8,92 g/L tartarik asit) ve ED2 (%70,25 şıra randımanı) klonları öne çıkmıştır. Budama artığı ve salkım ağırlığı analizlerinde klonlar arasında istatistiksel fark bulunmazken, diğer parametrelerde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,001). Bu çalışma, yüksek verimli, kaliteli ve üstün nitelikli öküzgözü üzüm çeşidine ait klonlarının belirlenmesine katkı sağlamayı hedeflemekte; bu yönüyle sürdürülebilir bağcılık uygulamaları için yürütülecek gelecekteki araştırmalara bilimsel bir temel sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Öküzgözü, Üzüm, Klon, Seleksiyon
Farklı dozlarda uygulanan etil metan sülfonatın biberde (capsicum annuum L.) bitki gelişimi, bazı fizyolojik parametreler ve phytophthora capsici üzerine etkileri
Bu çalışmada Kandil, Üçburun biber çeşitleri ve Çermik biberi olarak bilinen yerel bir genotipte Etil Metan Sülfonat (EMS) kullanılarak mutasyon oluşturulup, verimli, kaliteli ümitvar hatların elde edilmesiyle biberde görülen kök boğazı yanıklığı (Phytophthora capsisi) hastalığına dayanıklı belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla biber tohumları kimyasal mutagen kaynağı EMS ile %0,1, %0,2, %0,3, %0,4, %0,5, %0,75 ve %1,0 dozlarında kimyasala maruz bırakılmıştır. Çalışma M1 ve M2 dönemlerini kapsayıp (2023 2024 yılları); M1 generasyonu döneminde tohumlarda çimlendirme çalışmaları, fide döneminde ''Etkili Mutasyon Dozunu'' belirleme çalışmaları ve araziye fidelerin dikimi gerçekleştirilmiştir. M2 generasyonu döneminde ise bir önceki yıl toplu seleksiyon yöntemi ile alınan biber tohumları ekilmiştir. M2 generasyonunda sera ortamında saksılardaki fidelere kök çürüklüğü hastalığı bulaştırılmış ve nekroz boyları (cm) ölçülmüştür. Arazide ise fidelerin dikimleri yapılmış ve sezon sonunda teksel seleksiyon yöntemi ile seçilen hatlardan tohumlar alınmıştır. M1 ve M2 generasyonundaki morfolojik karakterizasyonlar, Uluslararası Yeni Bitki Çeşitlerinin Korunması Birliği (UPOV) ve Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü (TTSM) biber tanımlama kriterlerine göre yapılmıştır. Mutasyon ıslahı çalışmalarında seçilimlerin yapıldığı M2 generasyonunda hasat parametresi incelendiğinde; Üçburun biber çeşidine ait hatlarda en yüksek toplam verim %0,3+9 saat uygulamasında; en az verim ise geri kalan tüm uygulamalarda tespit edilmiştir. Çermik genotipine ait hatlarda ise en fazla verim %0,4+6 saat uygulamasında; en düşük verim ise %1,0+6 ve %1,0+9 saat uygulamalarında tespit edilmiştir. Kandil biber çeşidine ait hatlarda ise en fazla verim %0,2+9 saat uygulamasında (20.253,10 g); en düşük verim ise %0,3+9 (6.816,90 g) ve %0,75+9 saat (8.399,40 g) uygulamalarında tespit edilmiştir. Elde edilen verilere göre kimyasal mutagen kullanımı ile artan dozlarda ve artan sürelerde mutagenlerin kullanımı ile bitki tohumlarında çimlenme oranlarının azaldığı, bitki boylarında kısalmaların yaşandığı, yapraklardaki prolin miktarı, SOD ve CAT gibi enzim miktarlarının artan dozlara bağlı olarak arttığı tespit edilmiştir. Çalışma sonunda elde edilen tüm parametrelerin istatistik sonuçlarına göre üç biber çeşit/genotipinden elde edilen en verimli hatlar belirlenmiştir. Üçburun çeşidine en verimli hatlar %0,3+9 saat, %0,2+9 saat ve %0,4+6 saat uygulamalarından; Çermik genotipinde en verimli hatlar, %0,4+6 saat, %0,1+9 saat ve %0,2+9 saat uygulamalarından; Kandil çeşidinde en verimli hatlar, %0,2+6 saat uygulamasından ve %0,1+9 saat uygulamasında tespit edilmiştir. Sonuç olarak bitki ıslahında yeni çeşitlerin elde edilmesinde, kimyasal mutagenlerin kullanımı ile biberlerde varyasyonların elde edilebilmesi mümkün görünmektedir. Elde edilen sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde; pazar değeri yüksek, albenisi olan ve hastalığa dayanıklı çeşitlerin seçimi yapılarak yeni hatların elde edildiği düşünülmektedir.
Melatonin ve salisilik asit uygulamalarının tuz (NaCl) stresi altındaki Diyarbakır sürme karpuzu (Citrullus lanatus) ve Crimson sweet karpuz çeşidinde bitki gelişimine etkisi
Bu çalışmada, Diyarbakır' a özgü Sürme genotipi (Citrullus lanatus) ve ticari Crimson Sweet karpuz çeşidinin tuzluluk, melatonin ve salisilik asit uygulamalarına gösterilen tepkiler araştırılmıştır. Çalışma, 2023 yılı Nisan ayında Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nde topraksız tarım koşulları altında yürütülmüş ve tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak gerçekleştirilmiştir. Denemede melatonin (50, 100, 200 µM) ve salisilik asit (0,5 ve 1,0 mM) dozları uygulanmış ve daha sonra 150 mM NaCl tuz stresi uygulanmış. Bitki boyu, kök uzunluğu, yaprak alanı, klorofil içeriği, prolin derecesi gibi birçok farklı özellik ve morfolojik parametrelere bakılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, tuz stresi bitki ve kök boyu, yaprak sayısı ve ağırlıkları gibi önemli büyüme parametrelerinde azalmaya neden olurken, melatonin ve salisilik asit uygulamalarının bu olumsuz etkileri kısmen azalttığı gözlenmiştir. Özellikle melatonin 200 µM uygulaması, hem Crimson Sweet hem de Sürme genotipinde bitki büyümesini ve kuru ağırlıkları kontrol koşullarına yakın seviyelere getirmiştir. Tuz stresine bağlı olarak yükselen prolin içeriği salisilik asit ve melatonin uygulamalarla düşürülmüştür. Ayrıca, yansıma oranları gibi fizyolojik parametrelerdeki değişiklikler, bitkilerin stres koşullarına verdikleri tepkileri göstermektedir. Sonuç olarak, melatonin ve salisilik asit uygulamalarının, karpuz genotiplerinin tuz stresine toleransını artırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, Diyarbakır bölgesinde yetiştirilen karpuz çeşitlerinin tuzlu topraklarda üretimi ve gelecekte yapılacak ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere umut vadetmektedir. Ayrıca, bu genotiplerin biyostimülan ajanlarla desteklenmesi, tuza dayanıklı yeni çeşitlerin geliştirilmesi için önemli bir kaynak teşkil edeceği düşünülmektedir.
Elazığ ilinde tarla koşullarında yetiştirilen nergis çiçeğine (Narcissus spp. ) farklı sıvı gübre uygulamalarının etkisi
Nergis (Narcissus ssp.), Amaryllidaceae (Nergisler) familyasına ait soğanlı bir süs bitkisidir. Kesme çiçek olarak kullanılmasının yanında park ve bahçelerde ve iç mekânlarda saksılı bitki olarak kullanılmaktadır. Araştırmada; iki farklı nergis çeşidine (Sempre Avanti ve Barret Browning) organik kökenli altı çeşit sıvı gübrenin (Organik+mineral sıvı gübre-I, Organik sıvı gübre-II, Fındık sirkesi, Tavuk sirkesi, Ticari sıvı gübre, Humik asit) etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Elazığ ilinde tarla koşullarında üç tekerrürlü basit tesadüfi deneme yöntemi ile oluşturulan deneme sonucunda bitkinin gelişimi, tam çiçeklenme süresi, çiçek boyu, çiçek iç genişliği, çiçek çapı, toplam çiçek uzunluğu, yaprak sayısı, yaprak genişliği ve yaprak uzunluğu parametreleri kullanılarak incelenmiştir. Çalışma sonucunda her iki nergis çeşidinde incelenen parametreler bakımından kullanılan gübreye bağlı olarak anlamlı farklılıklar görülmüştür (p<0,05). Sempre Avanti çeşidi için tam çiçeklenme süresi, çiçek boyu, çiçek iç genişliği, çiçek çapı, toplam çiçek uzunluğu ve yaprak uzunluğu parametrelerinde organik sıvı gübre-II, yaprak sayısı parametresinde ticari sıvı gübre, yaprak genişliği parametresinde tavuk sirkesi diğer gübre çeşitlerine göre daha olumlu sonuçlar vermiştir. Barret Browning çeşidinde ise tam çiçeklenme süresi, çiçek iç genişliği, çiçek çapı, toplam çiçek uzunluğu parametrelerinde organik sıvı gübre-II, çiçek boyu parametresinde organik+mineral sıvı gübre-I, yaprak sayısı ve yaprak genişliği parametlerinde ticari sıvı gübre ve yaprak uzunluğu parametresinde humik asit uygulamalarında daha olumlu sonuçlara ulaşılmıştır. Uygulama yapılan tüm parsellerde; toprak mikro ve makro faunası için sıvı gübre uygulamalarının, süs bitkilerinin gelişimi üzerine etkili olduğu ancak, dozaj ve uygulama dönemlerine göre bu değerlerin farklılık arz edebileceği düşünülmektedir. Ayrıca insanların süs bitkileri ile yakın teması göz önünde bulundurulduğunda organik içerikli gübre kullanılmasının tercih edilmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.
Bingöl ili ceviz yetiştiriciliğinin mevcut durumu
Bu araştırmanın amacı, Bingöl ilinde ceviz yetiştiriciliği yapan işletmelerin ekonomik analizinin yapılarak karlılığının belirlenmesi, ceviz yetiştiriciliğinde karşılaşılan üretim ve pazarlama sorunlarının saptanması ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesidir. Araştırmanın ana materyalini Bingöl ili merkez ve ilçelerinde ceviz yetiştiriciliği yapan toplam 134 işletme ile yapılan anket çalışması ile toplanmış birincil veriler oluşturmaktadır. Kullanılan veriler 2024–2025 üretim dönemine aittir. Araştırma sonuçlarına göre; ankete katılan ceviz üreticilerinin yaş ortalaması 61,24 olarak belirlenmiştir. Anket yapılan ceviz üreticilerin büyük bir kısmının (%61,2) ilkokul mezunu oldukları sonucuna varılmıştır. Üreticilerin ortalama tarımsal deneyim süreleri 37,21 yıl, ortalama ceviz üretim süreleri ise 15,85 yıl olarak belirlenmiştir. Anket yapılan işletmelerde ceviz bahçesinin ortalama 12,25 da ve ağaç sayısının ise 232,24 adet olduğu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde cevizin genellikle eylül-ekim aylarında hasat edildiği, iklim şartları ve yabani hayvanlardan dolayı hasat kaybı yaşandığı ve hasat kaybının ortalama 158,53 ton olduğu belirlenmiştir. Öz tüketim olarak sadece cevizin ailede ortalama olarak 91,69 kg tüketildiği belirlenmiştir. Ortalama 241,53 ton ceviz satıldığı ve satış fiyatının ise ortalama olarak 132,02 ₺/kg olduğu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde üreticilerin beyanları esas kabul edilerek üretim ve pazarlama sorunları; bilgilendirme, desteklemelerin yetersizliği, su sorunu, alet ekipman sorunu, girdi maliyetlerinin yüksek olması, hastalık ve zararlı sorunu, verimin düşük olması, işçi sorunu ve iklim şartları olarak belirlenmiştir. İncelenen ceviz bahçelerinde dekar başına ortalama ceviz verimi 136,32 kg, Gayrisafi Üretim Değeri 17996,96 ₺/da, değişken masraflar toplamı 2161,86 ₺/da, toplam üretim maliyeti 3545,88 ₺/da, brüt kar ise 15835,10 ₺/da olarak hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde net kar 14451,08 ₺/da, oransal kâr 5,07 ₺ olarak hesaplanmıştır. Ceviz maliyeti 26,01 ₺/kg, kabuklu ceviz satış fiyatı 132,02 ₺/kg, 1 kg ceviz brüt kar 116,16 ₺/kg ve 1 kg ceviz net karı 106,00 ₺/kg olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak; pozitif brüt ve net kar değerleri itibariyle işletmenin ve işletme sahibinin başarılı olduğu ve ceviz üretiminin faydalı olduğu ve işletmelerde 1 kg ceviz maliyeti analiz edildiğinde, işletmelerin ceviz üretimini maliyet-etkin bir şekilde gerçekleştirdiği sonucuna varılmıştır. Ceviz yetiştiriciliği konusunda ilgili kurum ve kuruluşlardan alınacak bilgi ve destek sonucunda bilinçli ve doğru uygulamalarla ceviz yetiştiriciliği Bingöl için karlı bir yatırım olmaya devam edecektir.
Maden işletmeleri kaynaklı ağır metal kirliliğinin bazı bahçe bitkileri üzerine etkileri (Bingöl örneği)
Bu çalışma, Bingöl ili Genç ilçesinde faaliyet gösteren Avnik demir madeni çevresinde yetiştirilen bazı bahçe bitkilerinde biriken ağır metal konsantrasyonlarını belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada Armut (Pirus communis), Böğürtlen (Rubus caesius), Çilek (Fragaria vesca), Beyaz Dut (Morus alba), Elma (Malus cummonis), Ceviz (Juglans regia), Erik (Prunus domestica), Kayısı (Prunus armeniaca) ve Üzüm (Vitis vinifera) türlerinin dal, yaprak ve meyve kısımlarında Al, As, Cd, Cr, Cu, Fe, Mn, Ni, Pb ve Zn elementlerinin birikim düzeyleri analiz edilmiştir. Toprak örneklerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri ile birlikte, ağır metallerin bitki dokularındaki dağılımı değerlendirilmiştir. Bulgular, özellikle yaprak ve meyve dokularında değişken düzeylerde metal birikimi olduğunu ve bazı türlerin fitoremediasyon potansiyeline sahip olabileceğini göstermektedir. Bu durum hem gıda güvenliği hem de çevre sağlığı açısından risk teşkil edebileceğinden dolayı önemlidir. Elde edilen veriler, madencilik faaliyetlerinin çevresel etkilerinin izlenmesi, tarımsal üretimde güvenliğin sağlanması ve sürdürülebilir tarım uygulamalarının geliştirilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır.
Diyarbakır'da yetiştirilen yerli karpuz genotiplerinin (Citrullus lanatus) verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, Diyarbakır'ın yerel karpuz genotipleri olan Sürme, Beyazkış, Karakış, Pembe ve şahit olarak kullanılan Ergani genotipinin bazı tarımsal özellikleri ile verim değerlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmada genotiplerin bazı tarımsal özelliklerinin belirlenmesi için başta UPOV olmak üzere, Tohumluk Tescil ve Sertifikasyon Merkez Müdürlüğü (TTSM) tarafından karpuz için önerilen kriterler ve bazı referans değerler dikkate alınmıştır. Çalışmada; tohum, fide, bitki ve meyvede ölçüm ve gözlemler alınmıştır. Çalışma sonucunda, meyve ağırlık bakımından en büyük karpuzlar ortalama18,95 kg ile Sürme genotipinde elde edilirken, meyve suyunda çözünebilir kuru madde miktarı en yüksek Karakış ve Beyazkış (%9,0) genotipinde elde edilmiştir. Çalışma sonucunda Pembe ve Sürme genotiplerinde yoğun lif yapısı görülmüştür. Yeme alışkanlığı yönünden, küçük aile yapısından dolayı ve de çekirdek içeriği bakımından rahatsız etmeyecek düzeyde tüketime yönelik öneri sunmak için Ergani genotipinin bu özellikleri karşılayabilen genotip olduğu öne çıkmıştır. Diyarbakır yerel karpuz genotiplerinden Sürme genotipi diğer genotiplere göre bölgede tüketimi yaygındır. Başta Sürme genotipi olmak üzere diğer genotiplerin koruma altına alınması, genotiplerin morfolojik özelliklerinin belirlenmesi ve ayrıca üretiminin sürdürülebilmesi için ilk adım olan karakterizasyon çalışması bu çalışma ile gerçekleştirilmiştir. Bundan sonraki süreçte de bu çalışmanın ıslah programlarına zemin hazırlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca, daha önce Sürme adına alınan "coğrafi işaret" belgesi diğer genotiplerin korunması ve kayıt altına alınması için bu genotiplere de "coğrafi işaret" belgesi nin alınması için yeterli verilerin elde edildiği düşünülmektedir. Yapılan bu çalışma sonucunda Sürme dışında üreticilerde bulunmayan Beyazkış, Karakış ve Pembe genotiplerinin yetiştiriciliğinin yeniden yaygınlaşması gerekli çoğaltım materyalinin üretilebileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Karpuz, Morfoloji, Karakterizasyon
Diyarbakır karpuzu sürme tipinde (Citrullus lanatus) somatik embriyogenesis çalışmaları
Bu çalışmada, Diyarbakır karpuzu Sürme tipinin somatik embriyogenesis yoluyla çoğaltılabilmesi için bir rejenerasyon protokolünün geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, Deney I ve Deney II olmak üzere iki farklı deney yapılmıştır. Deney I'de Sürme'nin olgun tohumlarından in vitro olarak elde edilen 20 günlük fidelerin kotiledon kesitleri, TDZ (0.1, 0.25, 0.5 mg/l), NAA (0.5, 1.0, 1.5 mg/l) ve 2,4-D (0.5, 0.75, 1 mg/l) konsantrasyon ve kombinasyonları ile desteklenen MS (Murashige ve Skoog 1962) besi ortamında, Deney II'de ise Sürme'nin olgun tohumlarından in vitro olarak elde edilen 5 günlük fidelerin kotiledon, hipokotil ve kotiledon çeneği, BAP (1.0, 2.0, 3.0 mg/l), TDZ(0.1, 0.25, 0.5 mg/l), NAA (0.05, 0.1, 0.5 mg/l) ve 2,4-D (0.1, 0.5, 1.0 mg/l) konsantrasyon ve kombinasyonları ile desteklenen MS besi ortamında kültür işlemi başlatılmıştır. Deney I'de, TDZ + NAA konsantrasyon ve kombinasyonlarında %100 oranında kallus oluşumu gözlenmiştir. Yalnız NAA içeren ortamların dışında, kallus oluşumu gözlemlenen tüm ortamlarda %100 oranında embriyogenik kallus oluşumu gözlenmiştir. Herbir eksplantta çok yüksek miktarlarda kallus oluşumu meydana gelmiştir. Ortalama her bir yaş kallus ağırlığının en düşüğü 820.1 mg ve en büyüğü ise 4184.25 mg olarak saptanmıştır. Deney II'de, BAP + NAA konsantrasyon ve kombinasyonlarında %89-100, BAP + 2,4-D konsantrasyon ve kombinasyonlarında ise %61,27-100 oranında kallus oluşumu gözlenmiştir. Embriyogenik kallus oranı bakımından BAP + NAA kombinasyonu %75-100, BAP + 2,4-D kombinasyonlarında ise %0.62-86.21 olarak saptanmıştır. Somatik embriyo oluşumu en çok BAP + NAA kombinasyonlarında saptanmıştır. En yüksek ortalama somatik embriyo sayısı 23.2 adet ile 3 mg/l BAP + 0.5 mg/l NAA içeren MS ortamında saptanmıştır. Eksplant tipi bazında ise en yüksek somatik embriyo sayısı 62.6 adet ile kotiledon (3 mg/l BAP + 0.5 mg/l NAA), 46.9 adet ile kotiledon çeneği (1 mg/l BAP + 0.5 mg/l NAA) ve 11.3 adet ile hipokotilde (2 mg/l BAP + 0.05 mg/l NAA). Somatik embriyoların çimlenme oranları sırasıyla; %52.7 ile 1 mg/l IAA, %35.5 ile kontrol (BBDsiz) ve %31.8 ile 1 mg/l Kin içeren MS olgunlaştırma ve çimlendirme ortamlarında gözlenmiştir. Çimlenen embriyoların kök ve sürgün oluşturup bitkiciklere dönüşme oranı en yüksekten sırasıyla; %95.5 ile kontrol ortamında, %80.2 ile 1 mg/l IAA içeren ortamda ve %77.3 ile 1 mg/l Kin içeren ortamda gerçekleştiği saptanmıştır. Somatik embriyogenesis yoluyla Diyarbakır karpuzu Sürme tipinden rejenere edilen bitkicikler aklimatize edilip arazi şartlarına aktarılarak dikimleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, çalışmada sekonder somatik embriyogenesis ve organogenesis de gözlenmiştir.
Şişe kültüründe enoki mantarı (Flammulina velutipes) yetiştiriciliğinde pirinanın substrat malzemesi olarak kullanım olanaklarının belirlenmesi
Bu çalışma, şişe kültüründe enoki mantarı (Flammulina velutipes) yetiştiriciliğinde pirinanın yetiştirme ortamı (substrat) olarak kullanım olanaklarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada 2 adet F. velutipes izolatı (FV008-Güney Kore Orijinli Beyaz İzolat ve FV010- Çin Orijinli Sarı İzolat) kullanılmıştır. Çalışmada ana materyal olarak kullanılan kayın talaşı (KT) ve pirina (P) ile katkı materyali olarak kullanılan pirinç kepeğinin (PK) farklı oranlarından hazırlanan 10 adet yetiştirme ortamı ele alınmıştır. Yetiştirme ortamlarının misel gelişimi, verim ve mantar kalitesine etkilerini belirlemek amacıyla 15 özellik incelenmiştir. Araştırma bulgularına göre yetiştirme ortamları arasında incelenen özellikler yönünden önemli farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. FV008 izolatında verim ve biyolojik etkinlik değerleri sırasıyla 79.41-127.72 g/kg ve %19.29-27.37, FV010 izolatında ise 79.54-198.12 g/kg ve %18.68-48.12 arasında değişiklik göstermiştir. Pirinanın F. velutipes mantar türünün üretimi için yetiştirme ortamı olarak kullanılabileceği belirlenmiştir. FV008 izolatında 7 (10KT+20PK+70P) ve 8 (20PK+80P) nolu yetiştirme ortamlarının, FV010 izolatında ise 1 (70KT+20PK+10P) ve 2 (60KT+20PK+20P) nolu yetiştirme ortamlarının verim yönünden daha iyi sonuçlar verdiği ve yetiştiricilik için önerilebileceği sonucuna varılmıştır.
Cevizde dal açısı ile yönünün meyve verim ve kalitesi üzerine etkilerinin belirlenmesi
Bu doktora tezi çalışması, Kahramanmaraş ili Pazarcık ilçesinin ekolojik koşullarında (ılıman kışlar, sıcak yazlar ve yeterli ışık yoğunluğu) yürütülen iki yıllık (2022 ve 2024) bir araştırma kapsamında, Chandler ve Fernette ceviz çeşitlerinde dal açısı (dar: 45°–60°, dik: 80°–90°, geniş: 110°–120°) ve dal yönü (batı, doğu, güney, kuzey) faktörlerinin fenolojik gelişim, pomolojik özellikler, verim bileşenleri, verim etkinliği ve biyokimyasal içerik üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Çalışma, üç yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey HSD testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular, dal açısının meyve kalitesi ve verim parametreleri üzerinde baskın etkiye sahip olduğunu ortaya koymuştur. Dar açılı dallar iç ağırlık (Chandler: 6.33 g, Fernette: 6.10 g), kabuklu ağırlık (Chandler: 13.39 g, Fernette: 13.13 g) ve meyve sayısı (Chandler: 390.40 adet, Fernette: 125.77 adet) bakımından üstünlük gösterirken; geniş açılı dallar randıman (Chandler: 47.59 %, Fernette: 47.40 %), ham yağ oranı (Fernette: 54.30 %) ve linoleik asit içeriği (Fernette: 60.99 %) açısından avantajlı bulunmuştur. Dik açılı dallar meyve tutumu ve verim etkinliğinde belirgin dezavantaj sergilemiştir. Dal yönü etkisi daha sınırlı kalmış; kuzey yönü meyve sayısı ve palmitik asit oranı bakımından, güney yönü stearik asit oranı bakımından olumlu etkiler yaratmıştır. Yıl etkisi, 2024 sezonunun daha yüksek sıcaklık toplamı nedeniyle birçok parametrede olumlu yönde kendini göstermiştir. Fernette çeşidi fenolojik olarak Chandler'a göre 3–5 gün daha geç gelişim sergileyerek don riskine karşı avantaj sağlamıştır. Biyokimyasal profilde yüksek PUFA oranı (%73–77) her iki çeşitte de besinsel değer açısından kaliteyi teyit etmiştir. Sonuç olarak, dal açısı ve yöney optimizasyonunun verim ve kaliteyi artırabileceği gösterilmiş olup, Chandler için dar açılı, Fernette için geniş açılı terbiye sistemleri önerilmektedir. Gelecek çalışmaların farklı ekolojilerde uzun vadeli gözlemlerle hormonal ve moleküler analizleri içermesi gerekmektedir.
Ultrason, UV-C ve gümüş nanopartikül uygulamalarının taze doğranmış star ruby ve marshseedless (Citrus paradisi Macf.) altıntopunda raf ömrü ve kalite özellikleri üzerine etkileri
Gıda güvenliği ve kalitesi, günümüzde tüketicilerin en önemli konularından biri haline gelmiştir. Taze doğranmış meyvelerin raf ömrünü uzatmak için yenilikçi yöntemler geliştirilmekte; bu bağlamda nano gümüş, UV-C ışık ve ultrasonik uygulamalar gibi teknolojiler öne çıkmaktadır. Nano gümüş, meyvelerin yüzeyindeki patojenleri inhibe ederek gıda güvenliğini artırmakta ve raf ömrünü uzatmaktadır. UV-C ışığı, mikrobiyal kontaminasyonu azaltarak meyve kalitesini artırırken, ultrasonik uygulamalar da mikroorganizmaların inaktivasyonunu sağlayarak meyvelerin besin değerlerini iyileştirmektedir. Ayrıca, Marshseedless ve Starruby altıntopları gibi meyveler, sağlık açısından faydalı özellikleri ve lezzetleri ile dikkat çekmektedir. Taze doğranmış meyvelerin hasat sonrası süreçte kalitelerinin korunması, gıda israfının azaltılması ve tüketici memnuniyetinin artırılması açısından önemlidir. Bu tezde, nano gümüş, UV-C ve ultrasonik uygulamalarının etkileri araştırılmıştır. Nano gümüş uygulaması 0 ile 10µg arasında 4 dozda, UV-C uygulaması 40cm ila 10 cm mesafe ve kontrol olmak üzere 4 dozda ve ultrason uygulaması soğuk su, soğuk su+ ultrason, sıcak su ve sıcak su + ultrason olmak üzere 4 dozda uygulanmıştır. Uygulamalarda raf ömrü şartlarında(20°C) 3 ve 6.günlerde analizler 3 tekrarlı olarak yapılmıştır. Temel bazı pomolojik (meyve suyu oranı, ağırlık kaybı, pH, titre edilebilir asitlik, SÇKM ve kolorimetrik analizler) ile Biyokimyasal (toplam antosiyanin, toplam karbonhidrat, toplam fenolik, toplam protein, DPPH ve PG enzim aktivitesi) ölçümler yapılmıştır. Analizler sonunda nanogümüş ve ultrason uygulamasında depo ömrü süresinde olumlu potansiyel ve meyve kalitesi konusunda sınırlı etkiler gözlemlenmiştir. UV-C uygulamasında ise sınırlı meyve kalite özellikleri korunumu gözlemlenmiştir.
Bolu ilinde doğal olarak yetişen kızılcıkların morfolojik, biyokimyasal ve moleküler karakterizasyonu
Bu çalışma Bolu ili florasında doğal olarak yetişen kızılcıkların morfolojik, biyokimyasal ve moleküler karakterizasyonunu belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada elde edilen iki yılık ortalama verilere göre genotiplerin meyve ağırlıkları 1,44 g (14BL47)- 3,37 g (14BL61), çekirdek ağırlıkları 0.19 g (14BL10)-1,13 g (14BL05) değerleri arasında belirlenmiştir. Suda çözünen kuru madde (SÇKM) değerleri %10,37 (14BL37)- 21,22 (14BL09) arasında değişmiştir. Meyvelerin organik asit içeriği incelendiğinde malik asit içeriğinin en yüksek olduğu ve bunu sırasıyla vitamin C ve tartarik asitin izlediği görülmüştür. Spesifik fenoliklerden gallik asit, ellajik asit, kateşin, kafeik, vanilik, siringik, p-kumarik, klorojenik, o-kumarik, ferulik, rutin ve kuersetin miktarları HPLC ile tanımlanmış ve ellagik asit, kateşin ve klorojenik asit ön plana çıkan bileşikler olarak belirlenmiştir. Toplam antosiyanin içeriği genotipler arasında büyük varyasyon göstermiş ve 3,79 (14BL06)-77,65 (14BL36) µg cy-3-glu/g arasında değişmiştir. Meyvelerde toplam antioksidan kapasite trolox equivalent antioksidan kapasitesi (TEAK) ve demir indirgenme antioksidan kapasitesi (FRAP) olmak üzere iki yöntemle belirlenmiştir. TEAK değerleri 4,14 (14BL08)-11,03 (14BL61) µmol TE/g ve FRAP değerleri ise 3,37 (14BL08)-10,50 (14BL61) µmol TE/g arasında bulunmuştur. Kızılcıklarda yapılan genetik analizlerde iPBS retrotranspozon markörleri kullanılmış ve iPBS markörleri genotipler arasında genetik farklılıkları ortaya koymakta başarılı bulunmuştur. Genotipler soy ağacında 3 grup halinde kümelenmiş ve aralarında genetiksel olarak polimorfizim tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Bolu bölgesinde zengin kızılcık gen kaynaklarının olduğu ve ıslah çalışmalarında bu materyallerin kullanılmasının ülkemiz biyoçeşiştliliğinin geliştrilmesi ve korunması açısından önem arz ettiği ortaya konulmuştur.
Arbusküler mikorhizal fungus ve putresin uygulamalarının çileğin fizikokimyasal özellikleri üzerine etkisi
Bolu ilinde 2018 ve 2019 yıllarında yürütülen bu çalışmada, çilekte putresin ve arbusküler mikorizal fungus uygulamalarının fenolojik gelişim, bitki verimi, vejetatif gelişim ve meyvenin biyokimyasal içerikleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmada Kabarla, Festival, Camarosa ve Albion çilek çeşitleri, Funneliformis mosseae ve Gigaspora margarita mikoriza türleri, 100 ve 150 ppm doz putresin uygulamaları ve mikorizaXputresin interaksiyonları ile muamele edilmiştir. Çalışma sonunda en fazla kolonizasyon Kabarla çeşidinde F. mosseae türünde, diğer çeşitlerde ise G. margarita mikoriza türünde elde edilmiştir. Çiçeklenme ve hasat tarihleri açısından mikoriza ve putresin interaksiyon uygulamaları, verim açısından ise F. mosseae uygulaması ön plana çıkmıştır. Yapılan araştırmada, Kabarla ve Festival çeşidinde FM+put-150 uygulamasında, Camarosa ve Albion çeşidinde ise FM+put-100 uygulamasında meyvelerin C vitamini içeriklerinin daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Meyvelerin şeker içeriği üzerine, Festival ve Camarosa çeşitlerinde 150 ppm putresin uygulamasının, fenolik bileşik miktarları üzerine ise Camarosa ve Albion çeşitlerinde G. margarita uygulamasının daha etkili olduğu görülmüştür. Araştırma sonunda, putresinin tek başına kullanıldığında 150 ppm dozunun daha uygun olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, mikoriza türleri kendi içinde değerlendirilirse, F. mosseae türünün verim ve büyüme parametreleri açısından, G. margarita türünün ise meyve biyokimyasalları açısından önem arz etttiği belirlenmiştir. Sonuç olarak çeşitlerin putresin dozu ve mikoriza türlerine göre farklı tutum sergilediği belirlenmiştir.
Dünden bugüne Bursada meyvecilik
Bursa ilinin geçmişten günümüze meyve potansiyelini ortaya koyabilemek için yürütülen bu çalışmada, Bursa ili meyveciliği ile ilgili üretim alanları, miktarları ve verim ile ilgili bilgiler derlenerek tablo, çizelge ve grafiklerle gösterilerek değerlendirilmiştir. Bursa arazi varlığı incelenmiş yıllar itibariyle tarıma elverişli arazilerdeki kayıplar ortaya konulmuştur. İl genelinde yıllar itibariyle üretim alanları Sofralık Çekirdekli Üzüm ile Golden Elmada azalmıştır. Sofralık Çekirdeksiz Üzüm, Yaş İncir, Armut, Kiraz, Çilek, Kestane ve Sofralık Zeytininin ise üretim miktarı, yine üretim alanları ile doğru orantılı olarak artmıştır. Aynı yıllarda, Şeftalinin üretimi ise üretim alanı ile ters orantılı olarak artmıştır. Çalışmada Bursa ili İnegöl ilçesinde Üreten Çiftçiler Kooperatif üretcileri ile anket yapılmış ve ankete 100 çiftçi katılmıştır. Çiftçilerin tamamı gelirini sadece tarımdan sağlayan aile iştemesidirler. Fakat çiftçilerin arazisi %40'ının arazisi 100 da'ın altında olup, %70'i kiralık + kendine ait arazilerde şeftali, kiraz, erik, armut, çilek yetiştirmektedirler.. Yine çiftçiler büyük pazarlara yakın olan Bursa ilinin üretim çeşitliliğinin zengin olmasının bir avantaj olduğunu, meyveciğin ilde daha da gelişme gösterebilimesi için üretici birliklerine ihtitaç olduğunu belirtmişlerdir.
Beykoz'da (İstanbul) yetişen kestane (Castanea sativa Mill.) genotiplerinin seleksiyon yoluyla ıslahı
Bu çalışma 2019 ve 2020 yıllarında İstanbul ilinin Beykoz ilçesinde yürütülmüştür. Çalışmada ilçedeki kestanelerden en üstün özellikte olan genotiplerin seçilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 87 genotip değerlendirmeye alınmış ve 10 genotip ümitvar olarak seçilmiştir. Araştırmada seçilen genotiplerin bazı fenolojik ve pomolojik özellikleri belirlenirken genotiplerde bazı hastalık ve zararlıların popülasyon yoğunlukları tespit edilmiştir. 2019 yılında seçilen ümitvar genotiplerin meyve özellikleri ikinci yılda meyve ağırlığı 4,48-11,49 g, meyve eni 24,53-31,42 mm, meyve boyu 12,02-19,83 mm ve meyve yüksekliği 22,93-29,08 mm olarak belirlenmiştir. Ayrıca, meyve kabuğu genellikle yumuşak olduğu, tohum zarının kolay soyulduğu ve tohum kabuğunun tohum içine çoğunlukla girmediği tespit edilmiştir. Bu çalışmada "Normal Mevsim" yönünden ve 34 BYZ 81, "Erkencilik" yönünden 34 BYZ 01, "Kestane Hamuru" yönünden 34 BYZ 14 genotipleri en yüksek puanları almışlardır. Toplam değer puanı yönünden 34 BYZ 01 genotipi birinci olmuş bunu sırasıyla 34 BYZ 81 ve 34 BYZ 76 izlemiştir. Çalışma sonucunda selekte edilen genotiplerin kestane hamuru yapımına uygunluk bakımından üstün özellik göstermiş olması ve bölgede var olan kestane kanserine karşı bulaş göstermemesi sebebi ile ileride ıslah çalışmalarında kullanılması önemli görülmektedir.
Doğal florada yetişen bazı meyve türleri ile bal arılarının (Apis mellifera) polinasyon ilişkileri
Bal arılarının (Apis mellifera) gerek kültür meyveleri gerekse doğal yayılım gösteren yabani meyve türlerinin polinasyonundaki yeri ve böcekle tozlaşan bitki türlerinin varlığını sürdürebilmesi için önemi bilinmekle birlikte polen kaynağı seçimlerinin nedenleri hala bilinmezliğini korumaktadır. Doğada dengenin ve biyoçeşitliliğin korunabilmesi ve tarımsal faaliyetlerin sürdürebilirliği için, polinatör böcekler arasında çok önemli bir konuma sahip olan bal arılarının daha yakından tanınması gerekmektedir. Bal arılarının davranış biçimlerini, yaşam döngülerini ve varlıklarını sürdürmek için tercih ettikleri besin kaynaklarını sebep sonuç ilişkileri ile anlamayı amaçlayan birçok bilimsel araştırma yapılmış ve yapılmaktadır. Bursa İli, Orhangazi İlçesine bağlı, Akharem Köyü Mart Bayırı Mevkii'ndeki dağ yamacında orman sınırındaki zeytinliğe yerleştirilen arı kolonileri ile 2017, 2018 ve 2019 yılları Mayıs, Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında polinasyon araştırması yapılmıştır. Araştırmada bölgede doğal yayılım gösteren bazı yabani meyve türleri ile tarımı yapılmakta olan bazı meyve türleri ele alınmıştır. Kovanlardan haftalık periyotlarla toplanan arı polenlerinin bitkisel kaynağı tespit edilerek Kestane, Böğürtlen, Kuşburnu, Muşmula, Yabani Asma, Lotus Eriği, Zeytin ve Kivi'den oluşan sekiz meyve türünün polenlerinin hangi oranlarda arılar tarafından tercih edildiği belirlenirken, üç yıla ait veriler iklim şartları göz önüne alınarak incelenmiş; türlerin bölgedeki popülasyonları ve arılığa mesafeleri gibi koşulların arıların polen kaynağı tercihlerine etkisine yönelik tespitlerde bulunulmuştur. Bu çalışmada rüzgar hızı ve yönünün arıların polen kaynağı tercihlerinde belirleyici rol oynadığına dair bulgular elde edilmiştir. İklim koşullarının uzak mesafelere gitmeye uygun olmadığı durumlarda zeytinin polen kaynağı olarak öncelik kazandığı görülmüştür. Kovan polenlerinde renk bilgisinin polen kimliği belirlemede kolaylaştırı olduğu görülmüştür. Türlerin polenlerine ait renk, boyut ve benzeri morfolojik verileri listelenerek daha sonraki bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere kayıt altına alınmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Bal Arısı, Apis mellifera, Polen, Polinasyon, Tozlaşma, Çiçek Tozu
Trabzon hurması (Diospyros kaki L.) meyvelerinin fenolik bileşik içerikleri ve bazı kalite kriterleri üzerine hasat sonrası putresin uygulamasının etkisi
Klimakterik meyve özelliğine sahip olan Trabzon hurmasında hasattan sonra olgunlaşma devam ettiğinden dolayı muhafaza süresince kalite kayıpları yaşanmaktadır. Trabzon hurmasında depolama süresince meydana gelen kayıpları azaltmak ve meyvede biyoaktif bileşik konsantrasyonunu muhafaza etmek amacıyla yapılan çalışmada, farklı dozlarda putresin (0,4, 0,8, 1,2 ve 1,6 mM) uygulanarak meyveler muhafazaya alınmıştır. 60 gün boyunca 1,5 C'de %90 nemde muhafaza edilen meyvelerde, 15 gün süre ile analiz ve ölçümler yapılarak depolamada kalite parametrelerinde meydana gelen değişklikler tespit edilmiştir. Solunum hızı iki ay depolama sonunda kontrol grubu meyvelerinde %9,96 olarak belirlenirken, 0,8 mM putresin uygulaması en düşük solunum hızına (%8,31) sahip uygulama olarak belirlenmiştir. Çalışmada, putresin uygulaması yapılan meyvelerde C vitamini miktarı korunmuş ve 60. günde en yüksek değer 165,56 mg kg-1 ( Put-1,2) olarak ölçülmüştür. İki aylık depolama sonunda gallik asit (2,19 mg kg-1), kateşin (1,51 mg kg-1), vanilik asit (2,42 mg kg-1) ve kuersetin (0,35 mg kg-1) 0,8 mM putresin uygulamalarında daha yüksek kaydedilirken, kafeik asit (0,30 mg kg-1), ferulik asit (1,11 mg kg-1) ve rutin (0,39 mg kg-1) 0,4 mM putresin uygulamalarında daha yüksek kaydedilmiştir. Depolama süresince meyve kalitesinin korunması ve ağırlık kaybının azaltılmasında putresin uygulaması etkili olmuştur. Putresinin meyvelerde organik maddelerin yıkımına neden olan solunum hızını yavaşlatarak meyvedeki SÇKM, pH, organik asit ve fenolik bileşiklerin muhafazasını sağladığı görülmüştür. Sonuç olarak, Trabzon hurmasında 60 günlük depolama süresince kalite kayıplarının azaltılmasında 0,8 mM putresin uygulamasının daha etkili olduğu ortaya konmuştur.
Bolu ilinde doğal depoculuğun geliştirilmesi: Bolu ili koşullarında limon ve portakal muhafazasının araştırılması
Bu araştırmanın amacı lojistik açıdan önemli bir konumda bulunan Bolu'nun doğal depolamaya uygunluğunun değerlendirilmesidir. Bu bakımdan Bolu, Türkiye'de en çok doğal depoculuğun yapıldığı Ortahisar ile, ticari öneme sahip iki meyve türü bakımından karşılaştırılmıştır. Ortahisar depoda ortalama sıcaklık 8,4 Co, nem % 95, Bolu Doğal depoda ortalama sıcaklık 10,07 Co, nem % 75 olduğu belirlenmiştir. Deneme meyvesi olarak doğal depolarda en çok muhafaza edilen Kütdiken Limonu (Citrus lemon l.) ve Washington navel (Citrus sinensis l.) portakalı kullanılmıştır. Meyveler Ocak ayında derilerek üç farklı depoda muhafaza edilmiş, Haziran ayına kadar ayda bir olmak üzere fizyolojik ve kimyasal analizleri yapılmıştır. Kütdiken limonunda Mayıs ayında Ortahisar bölgesinde yer alan depoda ağırlık kaybı ortalama % 10,17, çürüme kaybı % 3,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 40, usare miktarı % 49,97, SÇKM/Asit oranı % 1,34, Bolu Doğal depoda ağırlık kaybı % 10,65, çürüme kaybı % 4,15, yeşil kapsüllü meyve oranı % 30, usare miktarı % 59,24, SÇKM/Asit oranı % 1,38, AİBÜ Depo'da ağırlık kaybı % 9,98, çürüme kaybı % 3,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 43,3, usare miktarı % 53,35, SÇKM/Asit oranı % 1,43 olarak hesaplanmıştır. Washington Navel'de Mayıs ayında Ortahisar depoda ağırlık kaybı ortalama % 13,65, çürüme kaybı % 9,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 30, usare miktarı % 42,93, SÇKM/Asit oranı % 12,18, Bolu Doğal depoda ağırlık kaybı % 14,42, çürüme kaybı % 7,75, yeşil kapsüllü meyve oranı % 16,6, usare miktarı % 38,91, SÇKM/Asit oranı % 15,82, AİBÜ Depo'da ağırlık kaybı % 12,45, çürüme kaybı % 8,95, yeşil kapsüllü meyve oranı % 50, usare miktarı % 39,02, SÇKM/Asit oranı % 11,16 olarak hesaplanmıştır.Sonuç olarak yalıtımı olmayan, gerçek bir doğal depo özellikleri taşımayan bir alanda yer alan, Bolu depodaki koşullar AİBÜ depoya ve Ortahisar'a yakın değerlerle meyvelerin depolanmasına imkan tanımıştır.Bu depoda koşulların iyileştirilmesi, standarda uygun hale getirilmesi meyvelerin depolanması sürelerinin artmasını, ürün kalitesinin korunmasını sağlayacaktır Bolu ilinin coğrafi, iklimsel, lojistik ve stratejik olarak doğal depoculuk için oldukça uygun olduğu görülmektedir.. Ayrıca farklı ürünlerle yeni çalışmaların yapılması, Bolu'nun doğal depolama potansiyelinin ortaya çıkarılması açısından önem arz etmektedir.
Taze doğranmış Eşme ayva (Cydonia oblonga Mill.) çeşidinin kalitesi üzerine bazı hasat sonrası uygulamalarının etkisi
Bu çalışmada taze doğranmış (fresh-cut) Eşme ayva çeşidinin İzmit ve Sakarya lokasyonlarından alınan örneklerde Askorbikasit (AA) (%2), şeker (1:1), UV-C, AA (%2)+şeker (1:1), UV-C+şeker (1:1) ve AA (% 2)+şeker (1:1)+UV-C uygulamalarının etkilerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Çalışmada meyveler doğranarak 500g'lık plastik kapaklı kaplarda 4°C koşullarında 2, 4 ve 6 gün muhafaza edilmiş, ağırlık kayıpları, Titre edilebilir asit miktarı (TEA), kuru madde, pH,L* a* b*, Chroma ve Hue renk değerleri ile genel görünüm, renk, tat ve koku gibi duyusal kalite özelliklerindeki değişimler incelenmiştir. Elde edilen bulgularda;ağırlık kayıpları % 0,47 ile % 3,51 arasında,TEA miktarları %0,34 ile %0,46 arasında, SÇKM miktarları %12,10 ile %14,22 arasında, Renk değerleri (a*,b*Chroma* ve Hue) değerlerinde önemli farkların olmadığı pH değerlerine bakıldığında ise değerlerin %3,86 ile %4 olarak, L* değerleri ise %68,09 ile %73,59 arasında kaydedilmiştir.Duyusal analizlere bakıldığında her iki lokasyonda da uygulama ve zaman etkileri arasında önemli farkların olmadığı görülmüştür. İzmitlokasyonu Eşme ayva çeşidi ile Sakarya lokasyonu Eşme ayva çeşidinde uygulamaların zamanla PG aktivitesi üzerine önemli bir etkisinin olmadığı görülmüştür. İzmit ve Sakarya lokasyonu Eşme ayva çeşidinde tüm analizlere ve duyusal analiz sonuçlarına bakıldığında esmerleşmenin azaltılmasında AA (%2) uygulamasının esmerleşme, UV-C uygulamasının esmerleşme ve mikroorganizma faaliyetlerini durudrucu etkisi nedeni ile taze doğranmış Ayva dilimlerinde kötü kokuyu önlediği düşünülmektedir. Eşme ayva çeşidi için AA (%2) uygulaması ile birlikte UV-C uygulama süresinin azaltılarak birlikte uygulanmasının kalite özelliklerini daha iyi koruyacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Askorbik asit, Şeker, UV-C, Modifiye atmosfer paketi, Ayva, Lokasyon
Bolu yöresi asma (Vitis vinifera L.) genetik kaynaklarının biyokimyasal ve moleküler tanımlanması
Bu tez çalışması Bolu ilinde uzun yıllardır yetiştirilmekte olan asma genetik kaynaklarının değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada yöre asmlarının pomolojik özellikleri (salkım ve tane özellikleri), biyokimyasal içerikleri (fenolik madde ve organik asit içerikleri) ve akrabalık ilişkileri belirlenmiştir. Genotiplerin ortalama tane ağırlıkları 2,21 g (Ü34) – 6,49 g (Ü12), tane uzunlukları 15,11 mm (Ü34)- 29,30 mm (Ü33), tane enleri 13,15 mm (Ü2) - 22,01 mm (Ü12) arasında belirlenmiştir. Çalışılan genotiplerin tamamında çekirdek varlığı tespit edilmiş ve bölgede çekirdeksiz üzüm yetiştirildiğine dair bulguya ulaşılmamıştır. Genotiplerin ortalama pH değerleri ise 2,99 (Ü3) – 3.69 (Ü12) arasında tespit edilmiştir. SÇKM içeriği %11,40 (Ü3) – %20,10 (Ü8) aralığında bulunmuştur. Ortalama salkım ağırlığı bakımından Ü34 (60,57 g) ve Ü29 (96,96 g) genotipleri 100 g'ın altında kalarak son sırayı alırken, Ü22 (413,86 g), Ü19 (431,42 g), Ü15 (463,13 g) ve Ü16 (466,38 g) genotipleri 400 g'ın üzerinde salkım ağırlıklarıyla bu özellik bakımından en yüksek olarak tespit edilmiştir. Genotiplerin ortalama TEA miktarları %2,45 (Ü18) ile %7,40 (Ü9) aralığında belirlenmiştir. Moleküler analizlerde Bolu ili asmaları standart çeşitlerden büyük olçüde ayrılarak ayrı bir grup oluşturmuştur. Moleküler varyansın büyük bir kısmı (%91) popülasyon içerisinde gerçekleşmiştir. Genotiplerin meyvelerinin fenolikler ve organik asitler bakımından zengin olduğu tespit edilmiştir. Biyokimyasal içerikler bakımından genotipler birbirlerinden farklı bulunurken, meyve renginin fenolik maddelerin ve organik asitlerin çoğu üzerine etkisi önemsiz bulunmuştur. Organik asitler içerisnde tartarik asitin malik asitle kuvvetli pozitif ilişkiye (r=0,78) sahip olduğu görülmüştür. Malik asit ayrıca fumarik asitle pozitif ilişkili bulunmuştur. Fenolik asitlerden gallik asit kateşin ile pozitif korelasyona sahipken, klorojenik, ferukik ve o-kumarik asitle negatif ilişkiye sahip olmuştur. Ferulik asit ile rutin içeriği arasında kuvvetli pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Genotiplerin meyve özellikleri arasındaki ilişkiler korelasyonla belirlenmiştir. Meyve ağırlığı meyve boyutlarıyla, salkım ağırlığı da salkım boyutlarıyla kuvvetli ilişkiye sahip bulunmuştur. SÇKM sadece pH ile ilişkili bulunurken, asitlik değerleri (TEA ve pH) birbirleriyle ve renk değerleriyle ilişkili bulnumuştur. L değeri (parlaklık) diğer renk değerlerinin hepsiyle pozitif veya negatif kuvvetli ilişkilere sahip olarak tespit edilmiştir. Salkım sapı uzunluğu meyve renk özellikleriyle negatif ilişkili (Hue hariç) olarak belirlenmiştir. Genotipler PCA analizi sonucunda farklı bölgelere ayrılmıştır. Biyokimyasal içerikler üzerine yapılan PCA analizinde PC1 üzerine en büyük etkiyi taratarik asit (0,41), PC2 üzerine ise gallik asit yapmıştır (0,42). Pomolojik özellikler üzerine yapılan analizde ise PC1 üzerine en yüksek etkiyi salkım ağırlığı yaparken (0,36), PC2 çoğunlukla renk değerleri tarafından tanımlanmıştır. Pomolojik özelliklerle yapılan kümeleme analizinde genotipler dört farklı gruba ayrılmıştır. Genotiplerin biyokimyasal içerikleri ile yapılan kümeleme analizinde de genotipler dört farklı gruba ayrılmıştır. Ancak, Ü35 genotipi tek başına üçüncü grubu oluşturarak diğer genotiplerden tamamen ayrılmıştır. Çalışma sonucunda Bolu ili asmaları içerisinde standart asma çeşitleriyle meyve ve salkım kalitesi bakımından yarışabilecek oldukça üstün genotiplerin olduğu belirlenmiştir. Asmalar üzerinde yapılacak genetik çeşitlilik analizlerinde iPBS retrotranspozon markörlerin etkili bir şekilde kullanılabileceği orta konulmuştur. Yöre halkının ürünleri adlandırmada titiz davranmadıkları görülmüş ve bu durum Bolu ilinde ve diğer yörelerde yerel çeşitlerin klon seleksiyonu yoluyla ıslahına gidilmesi, farklı genotiplerin tanımlanarak kayıt altına alınması gerektiğini göstermiştir. Yapılacak seleksiyon çalışmalarında bu araştırmada kullanılan iPBS markörleri başarıyla kullanılabilecektir. Bu çalışma, kullanılan yöntemler ve veri analizleri itibariyle yapılacak benzer çalışmalara yol gösterici niteliktedir.
Farklı kurutma tekniklerinin kara dut (M. nigra) ve beyaz dut (M. alba) meyvelerinin bazı beslenme değerleri üzerine etkileri
Yapılan bu araştırmada, beyaz dut (M. alba) ve kara dut (M. nigra) meyveleri üç farklı şekilde kurutma işlemine tabi tutulmuştur. Bu yöntemler, güneşte kurutma, etüvde kurutma (70, 90 ve 110 °C) ve mikrodalgada (450, 600 ve 700 W) kurutmadır. Kurutma işlemlerine bağlı olarak, meyve ağırlığı, nem oranı, organik asit ve fenolik bileşiklerdeki değişimler incelenmiştir. Güneşte kurutulan beyaz ve kara dut örneklerinde meyve ağırlığı sırası ile 1.07 ve 1.59 g olarak bulunmuştur. Etüvde kurutmada, beyaz dutlarda meyve ağırlığı 0.57-0.88 g, kara dutlarda 1.57-1.87 g aralığında, mikrodalga uygulanan beyaz dutlarda 0.62-1.22 g, kara dutlarda 0.76-1.41 g aralığında tespit edilmiştir. Kurutma yöntemlerine bağlı olarak organik asitlerin miktarlarında değişimler görülmüştür. Beyaz dut meyvelerinde; en yüksek okzalik asit içeriği (2.88 g/100 g) güneşte kurutulan meyvelerde, en yüksek sitrik asit içeriği (14.15 g/100 g) ve en yüksek malik asit içeriği (17.67) etüvde (110 oC) kurutulan meyvelerde tespit edilmiştir. Kara dut meyvelerinin organik asit içerikleri incelendiğinde; en yüksek okzalik asit içeriği (2.88 g/100 g), malik asit içeriği (18.39 g/100 g) ve en yüksek sitrik asit içeriği (9.09 g/100 g) güneşte kurutulan meyvelerde belirlenmiştir. En yüksek C vitamini içeriği (31.66 mg/100 g) yaş kara dut meyvelerinde tespit edilmiştir. Beyaz dut meyvelerinde uygulanan kurutma yöntemlerine göre fenolik bileşik içeriklerindeki değişimlere incelendiğinde; en yüksek gallik asit (76.39 mg/100g), klorojenik asit (63.44 mg/100 g) ve kafeik asit içerikleri etüvde yapılan kurutmada (110 oC) tespit edilmiştir. Araştırmada en yüksek rutin içeriği ise (16.79 mg/100 g) mikrodalgada yapılan kurutmada saptanmıştır. Kara dut meyvelerinde en yükse gallik asit içeriği (97.58 mg/100 g), en yüksek klorojenik asit içeriği (51.75 mg/100 g), en yüksek rutin içeriği (21.68 mg/100 g) mikro dalgada (450 W) yapılan kurutmada ve en yüksek elajik asit içeriği yine mikro dalgada 700 W'da yapılan kurutmada tespit edilmişti. Sonuç olarak yapılan kurutma yöntemlerine bağlı olarak beyaz dut ve kara dut meyvelerinin biyokimyasal içeriklerinde önemli değişimlerin olduğu ve C vitamini zenginliği açısından yaş meyvelerin daha önem arz ettiği görülmüştür.
Batman ilinde farklı anaçlar üzerine aşılı bazı badem çeşitlerinin vejetatif ve generatif özelliklerinin belirlenmesi üzerine araştırmalar
Bu çalışma, Batman ilinde farklı anaçlara aşılı bazı badem çeşitlerinin vegetatif ve generatif özelliklerini belirlemek ve yüksek sıcaklıkların görüldüğü yaz döneminde ağaçlara püskürtme şeklinde uygulanan dolomitin gölgeleme etkisini saptamak amacıyla yürütülmüştür. 2018 yılında 5x5 m aralık ile deneme alanına dikimi yapılan GF 677 ve Garnem anaçlarına aşılı Ferragnes ve Ferraduel, 2019 yılında 5x5 m mesafeli GF 677 anacına aşılı Guara ve Avola badem çeşitlerinin morfolojik gelişimini belirlemek için fidan boyu (cm), fidan gövde çapı (mm), sürgün boyu (cm), sürgün çapı (mm), taç yüksekliği (cm) ve taç genişliği (cm) fidanların yaprak dökümlerinden sonra ölçülmüştür. Çeşitler birbirine benzer özellikte morfolojik gelişme gösterdiler. Anaçlara göre çeşitlerin değerlendirilmesinde ilk yıl (2018) Garnem anacına aşılı çeşitlerin son yıl (2020) GF 677 anacına aşılı çeşitler morfolojik gelişme yönünden ön plana çıkmışlardır. Çeşitlerin fenolojik özelliklerini saptamak için tomurcuk kabarması, tomurcuk patlaması, çiçeklenme başlangıcı, tam çiçeklenme, çiçeklenme sonu, yapraklanma ve sonbahar yaprak döküm tarihleri takip edilmiştir. Tam çiçeklenme çeşitler arasında 2019 yılında Mart ayının 2. haftası, 2020 yılında 3. haftası gerçekleşmiştir. Çeşitler arasında aynı tarihlerde olduğu görülmüştür. Avola ve Guara çeşitlerinde çiçeklenme gözlenmemiştir. 2020 yılında Haziran ve Ağustos aylarında ağaçlara sprey şeklinde %2.5 ve %5 iki farklı dozda uygulanan dolomitin fizyolojik etkilerini belirleyebilmek için, uygulamalardan 15'şer gün sonra yaprak oransal su içeriği (%), elektrolit sızıntısı (%), yaprak yüzey sıcaklığı (°C), klorofil miktarı (klorofil a, klorofil b, karotenoid mg g-¹) ölçülerek saptanmıştır. Çeşitler üzerinde %2.5 doz dolomit uygulaması gölgeleme için etkili sonuç vermiştir.
Bolu ve yöresinde yetiştirilen ayva genotiplerinde fenolojik, morfolojik ve pomolojik çalışmalar
Bolu ve yöresinde 2017-2019 yılları arasında yürütülen bu çalışmada yörede yetiştirilen önemli mahalli ayva genotipleri fenolojik, morfolojik ve pomolojik yönden incelenmiştir. Genotiplerin ortalama tam çiçeklenme tarihleri 03-06 Mayıs 2017 ve 04-07 Mayıs 2019 olarak belirlenmiştir. Ağaç boyları; 3,69 m ile 8,35 m arasında değişmektedir. Ortalama meyve ağırlığı 2017 yılında 96,172 g ile 362,08 g arasında, ortalama meyve çiçek çukuru genişliği 2019 yılında 14,69 mm-40,33 mm arasında ölçülmüştür. 2019 yılında meyve çekirdek ağrlığı 0,08 g ile 0,05 g arasında ölçülmüştür. pH değerleri, 2017 yılında, 3,56 ile 4.00 arasında belirlenmiştir. SÇKM değeri 2017 verilerine göre %9,46 ile %13,68 arasında değişmektedir. Meyve eti sertliği 2019 verilerine göre 4,80 (kg/cm2) ile 6,46 (kg/cm2) arasında ölçülmüştür. "a" değeri 2017 verilerine göre 2,52 ile 14,75 arasında değişmektedir. Yürütülen çalışma sonucunda, 14 MRZ 01, 14 MRZ 60, 14 MRZ 20 genotiplerin ümit var olduğu belirlenmiştir.
Düzce ilinde yetiştirilen farklı fındık çeşitlerinin agromorfolojik özellikleri ve biyokimyasal içerikleri üzerine bor uygulamalarının etkisi
Düzce ilinde yürütülen bu çalışmada, fındıkta bor uygulamasının meyvenin fiziksel ve kimyasal özellikleri, verim ve vejetatif gelişim üzerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada Palaz ve Akçakoca Sarısı olmak üzere iki çeşit kullanılmıştır. Sodyum borat, bitkilere yapraktan 400, 800 ve 1600 ppm dozlarında uygulanmıştır. 800 ppm bor uygulaması, her iki çeşitte verimi en fazla arttıran uygulama olmuş ve %30 varan artış elde edilmiştir. Sarı çeşidinde kontrol grubunda %45,16 ölçülen randıman, en yüksek 800 ppm dozunda %47,22 olarak tespit edilmiştir. Palaz çeşidinde ise en yüksek randıman oranı %46,85 olarak 800 ppm B uygulamasında belirlenmiştir. Meyvenin iç ağırlığı, 100 adet meyve ağırlığı ve meyve boyutları açısından 800 ppm B uygulaması daha etkili bulunmuştur. Araştırmada bor uygulamasının yaprak özellikleri ve taç gelişimi gibi vejetatif gelişimi etkilemediği görülmüştür. Meyve iç kusurları açısından Palaz çeşidinde buruşuk meyve oranı ve çift meyve oranı dışında bor uygulamalarının etkisi önemsiz olmuştur. Bor uygulaması linoleik asit dışındaki yağ asitleri ve yağ oranını etkilememiştir. Her iki çeşitte de 800 ppm B uygulaması en yüksek linoleik asidin ölçüldüğü uygulama olmuştur. Sonuç olarak çeşide göre değişmekle birlikte 800 ppm dozunun en ideal doz olarak belirlenebileceği kanaatine varılmıştır.
Organik ve konvansiyonel yetiştiriciliğin böğürtlen meyvelerinin fiziko-kimyasal özellikleri üzerine etkileri
Bu çalışmada, organik ve konvansiyonel tarım yöntemleriyle üretilen Jumbo böğürtlen çeşidinin bitki ve meyve kalite özellikleri ile fiziko-kimyasal içerikleri yetiştirme modeli bakımından karşılaştırılmış ve farklılıkların tespitine çalışılmıştır. Çalışmada sürgün uzunluğu, sürgün kalınlığı ve sürgün sayısı gibi bitki özelliklerinin yanı sıra meyve özellikleri ile sçkm, pH ve titre edilir asitlik, organik asit içerikleri, C vitamini ve fenolik bileşik içerikleri belirlenmiştir. Çalışma sonucunda; bitki özellikleri bakımından konvansiyonel ve organik üretim yöntemleri arasında istatistiksel olarak fark bulunmamıştır (P<0,05). Bunun yanında meyve özellikleri bakımından yine konvansiyonel yetiştiricilik daha yüksek değerler vermiştir. Organik tarım yöntemleriyle üretilen böğürtlen meyvelerinin organik asit içerikleri konvansiyonel üretime göre daha yüksek bulunmakla birlikte en yüksek değerdeki ana organik asit 6,92 g/kg ile sitrik asit olmuştur. Aynı şekilde C vitamini içeriği de 41,66 g/kg ile organik yetiştiricilikte elde edilen böğürtlen meyvelerinde daha yüksek ölçülmüştür. Fenolik bileşiklerden protokateşuik asit, kateşin ve vanilik asit içerikleri (sırasıyla 4,45 mg/100g, 216,99 mg/100g ve 0,86 mg/100g) konvansiyonel üretimle elde edilen meyvelerde daha yüksek bulunmuşken bunlar dışındaki fenolik bileşik içerikleri organik tarım yöntemiyle üretilen böğürtlen meyvelerinde daha yüksek bulunmuştur (P<0,05). İstatistiksel anlamda bazı veriler açısından, konvansiyonel ve organik yetiştiricilik arasındaki farklılıklar önemsiz çıksa da organik yetiştiricilik yöntemleri ile üretilen böğürtlen meyvelerinin hem taze tüketim açısından hem fonksiyonel ürün olarak değerlendirilmesi önem arz etmektedir.
Çakal eriği (Prunus spinosa) ve bazı badem (Prunus amygdalus) anaçlarının geç çiçeklenen badem çeşitleri için anaç olarak kullanılabilirliği
Bu çalışmada, GF-677 anaçlı, Prunus spinosa ara anaçlı Ferraduel, Ferragnes, Makako, Tarraco ve Vairo badem çeşitlerinin aşı uyuşma durumlarının erken dönemde belirlenmesi amaçlanmıştır. GF-677 anacı üzerine ara anaç olarak kullanılan P. spinosa dilcikli kalem aşısı metodu, P. spinosa üzerine badem çeşitleri ise yongalı göz aşısı metodu kullanılarak aşılanmıştır. Göz aşılarında, aşılamadan 15, 30, 45, 60, 90 ve 120 gün sonra, kalem aşısında ise aşılamadan 150 gün sonra aşı örneklerinin kesitleri alınmıştır. Alınan aşı kesitleri anatomik ve histolojik olarak incelenmiştir. Göz aşılarında en yüksek aşı başarısı %96,66 ile P. spinosa/Makako kombinasyonunda, en düşük aşı başarısı ise %83,33 ile P. spinosa/Ferraduel kombinasyonunda bulunmuştur. Kalem aşısında ise GF-677/P. spinosa kombinasyonunda aşı başarısı %96,50 olarak tespit edilmiştir. Alınan aşı kesitlerinin incelenmesi sonucunda, aşılamayı takip eden 15. günde kallus oluşumunun başladığı görülmüştür. Daha önce oluşmuş olan kallusun 30. günde daha da gelişerek kambiyal farklılaşmanın başladığı saptanmıştır. 45. günde aşı elemanları arasında kambiyum bağlantısının kurulduğu ve aşı elemanları arasında belirgin bir kallus köprüsünün meydana geldiği tespit edilmiştir. 60. günde anaç ile kalem arasında birleşmenin tamamlandığı, anaç ile kalem arasını kallus dokusunun bir önceki döneme göre daha fazla doldurduğu ve kallus dokusunun çoğunun ksilem hücrelerine dönüştüğü belirlenmiştir. 90. günde yeni farklılaşan kambiyum dokusunun tüm aşı yüzeyi boyunca devamlılığını sürdürerek yeni iletim dokularını ürettiği, bu dokular arasında düzenli bir yapıya sahip parankimatik hücrelerin oluştuğu, yeni oluşan iletim elemanlarının aşı elemanları arasındaki işlevlerini yerine getirdiği saptanmıştır. 120. günde kombinasyonların çoğunda (%60) aşı kaynaşmasının devam ettiği, bazı kombinasyonlarda ise (%40) aşı kaynaşmasının tüm aşamalarının gerçekleştiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak kombinasyonlarda aşı uyuşmazlığına dair herhangi bir belirtiye rastlanmamıştır.
Diyarbakır ve çevresinde yetişen ahlatın seleksiyon yoluyla ıslahı üzerine araştırmalar
Bu çalışma, Diyarbakır ilinde doğal yayılış gösteren ahlat (yaban armudu) popülasyonu içerisinden, üstün olanları belirlemek amacıyla 2019-2021 yılları arasında yürütülmüştür. Beş farklı ilçede geniş bir tarama yapılarak, meyve iriliği, verim, sağlıklı ağaç yapısı gibi bazı seleksiyon kriterlerine göre öne çıkan 76 genotip işaretlenmiş, fenolojik, morfolojik, pomolojik ve bazı kimyasal özellikleri değerlendirilmiştir. Genotiplerin ortalama değerleri dikkate alınarak tartılı derecelendirme yöntemi uygulanmış ve 10 genotip ümitvar olarak seçilmiştir. Seçilen genotiplerde bazı biyokimyasal analizler yapılmış ve moleküler düzeyde akrabalık ilişkileri de belirlenmiştir. 76 ahlat genotipinde tomurcuk kabarma mart ayında, tomurcuk patlama, çiçeklenme başlangıcı ve tam çiçeklenme mart-nisan aylarında ve hasat ise eylül, ekim ve kasım aylarında gerçekleşmiştir. İşaretlenen ahlat genotiplerinin iki yıllık ortalama meyve ağırlığı 12.41-45.71 g, meyve boyu 22.50-48,68 mm, meyve eni 25.05-44.27 mm, meyve şekil indeksi 0.78 ile 1.27, çekirdek ağırlıkları 0.29-2.66 g, çekirdek sayıları 2.30-7.50 adet, çekirdek boyları 7.46-10.82 mm, çekirdek eni 3.29-5.23 mm, meyve eti sertliği 1.12 ile 7.46 kg/cm2, pH değerleri 3.23- 4.95 ve meyve asitlik değerleri % 0.81-3.81 arasında değişmiştir. Genotiplerde duyusal analizler yapılmış, meyve kabuk ve meyve et rengi değerleri de belirlenmiştir. Ümitvar genotiplerde toplam fenolik madde miktarı 67.82-133.82 mg GAE/100 g (21ÇRM01-21ERG11) ve toplam antioksidan kapasite (TAK) miktarı 0.70-2.07 mmol TR⁄100 g olarak tespit edilmiştir. ISSR yöntemi ile yapılan moleküler çalışmalar sonucunda 115 bant elde edilmiş ve 91 bant polimorfik özellik göstermiştir. Moleküler farklılıkları veren dendrogramda 2 ana ve 7 alt grup oluşmuştur. Genotipler arasında en uzak genotip 0.69 benzerlik oranıyla 21SLV15 olurken, en yakın genotipler ise 21ÇRM01 ve 21ÇRM11 olmuştur
Silene compacta (Fisch.) türünün süs bitkisi özelliklerinin belirlenmesi, kültüre alınma imkanlarının araştırılması ve moleküler karakterizasyonu
İnsanoğlunun toprakla temasının büyük oranda azaldığı kent yaşamında, doğaya, yeşile ve çiçeğe olan ilgisi gün geçtikçe artmaktadır. Silene compacta Fischer, karanfilgiller familyasının Silene L. cinsi içerisinde süs bitkisi özelliği bulunan bir bitki türüdür. Bu çalışma, Bolu, Nevşehir, Isparta ve İzmir olmak üzere 4 farklı bölgede 2019-2021 yılları arasında yürütülmüştür. Çalışmada, bitki boyu 10-150 cm, çiçekli baş yüksekliği 24.2-61.4 mm, baş çapı 33.3-105.2 mm, ortalama çiçekli dal ağırlığı 4.99-22.08 g, kapsül tohum sayısı 50-200 adet, 1000 tane tohum ağırlığı 0.025-0.080 g, ortalama vazo ömrü 7.9-11.3 gün, tohum çimlenme oranı %12-100, çimlenme süresi ise 3.4-5.5 gün arasında bulunmuştur. En yüksek köklenme oranı ortalama %70 ile 2000 ppm IBA uygulamasından olmak üzere genel olarak %46 oranında köklenme sağlanmıştır. Dört farklı bölgeden toplanan 40 bitki genotipinin moleküler karakterizasyonu 10 adet ISSR primeriyle yapılmıştır. UPGMA dendrogram analizine göre 2 ana klad oluşmuş ve bu iki ana kladın her biri ikişer alt klada ayrılmıştır. Oluşan toplam 4 alt kladın her birinin 4 bölgeden sadece bir bölgeyi temsil ettiği tespit edilmiştir. Dolayısıyla kullanılan 10 farklı ISSR primerinin Silene compacta türünde bölgeler arası genetik farklılıkları ortaya çıkarabileceği belirlenmiştir. Neighbor-Joining dendogramına göre ise benzer şekilde 2 ana klad ve bu iki ana kladın her birine ait ikişer alt klad oluşurken alt kladların belirli bir bölgeyi temsil etmediği görülmüştür. 140 polimorfik, 5 monomorfik olmak üzere 250-3500 bp aralığında değişen toplamda 145 bant elde edilmiştir. Primerlerin polimorfizm oranı %86.67-100 arasında tespit edilmiştir. Bunların yanında Silene compacta'nın hem bazı ağır metale karşı toleransından dolayı fitoremediasyon için hem de gövdesinde bulunan yapışkan özelliğinden dolayı biyolojik mücadele için potansiyelinin oldukça yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak; Silene compacta, tekli veya gruplar halinde refüj, bordür veya kaya bitkisi olarak dış mekan süslemeleri için kullanım potansiyeli yüksek bir bitki türü olduğu belirlenmiştir.
Fındık turpunda (Raphanus sativus L.) farklı yetiştirme ortamı ve hümik asit uygulamalarının bitki gelişimi, verim ve kalite üzerine etkileri
Bu çalışma, fındık turpunda farklı yetiştirme ortamları ve farklı hümik asit dozlarının bitki gelişim parametreleri ve kalite özellikleri üzerine etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada toprak ile torf ve perlit ortamlarının farklı oranlardaki karışımlarından oluşan 4 farklı yetiştirme ortamı [Toprak, Torf:Perlit (1:1), Torf:Perlit (2:1) ve Torf:Perlit (3:1)] kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca TKİ Hümas isimli sıvı formda hümik asidin 0 (kontrol), 500, 1000 ve 2000 ppm dozları ele alınmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre yetiştirme ortamları arasında bitki gelişim parametreleri ve kalite özellikleri yönünden Torf:Perlit (2:1) ortamı öne çıkmıştır. Çalışmada hümik asit uygulamalarının (500, 1000 ve 2000 ppm) yumru yaş ağırlığı, yumru çapı ve yumru yüksekliğini kontrole (0 ppm) göre önemli oranda artırdığı saptanmıştır. Hümik asit dozları arasında en yüksek yumru yaş ağırlığı, yumru çapı ve yumru yüksekliği 1000 ppm dozundan elde edilmiştir. Genel olarak topraksız yetiştirme ortamları ve hümik asidin bitki gelişim parametreleri ve kalite özellikleri üzerinde olumlu etkilerinin olduğu tespit edilmiştir. Yetiştirme ortamları ve hümik asit dozları kendi arasında değerlendirildiğinde, özellikle Torf:Perlit (2:1) yetiştirme ortamının ve 1000 ppm dozunun bitki gelişimi ve kalite üzerinde daha etkili olduğu ve topraksız fındık turpu yetiştiriciliğinde tarımsal sürdürülebilirlik ve verimlilik açısından başarılı bir şekilde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Azot, potasyum, kalsiyum, çinko ve bor yaprak uygulamalarının; Albion çilek çeşidinin (Fragaria L.) hasat ve hasat sonrası bazı kalite kriterleri üzerine etkileri
Bu çalışma Albion çilek çeşidine yapraktan uygulanan gübrelerin, meyvenin hasattan sonra muhafazasına etkisinin araştırılması amacıyla yapılmıştır. Uygulamalarda saf su ile kontrol, %0,1-0,15-0,2-0,25 azot(üre), %0,01-0,02-0,03-0,04 bor, %0,01-0,02-0,03-0,04 çinko, %0,5-1-1,5-2 potasyum, %0,5-1-1,5-2 kalsiyum ve bunların her birinin dozlarının karışımından dört farklı doz olarak K+Zn+B+N+Ca karışım uygulaması yapraklara sprey yardımıyla dört farklı doz olarak 2 farklı zamanda uygulanmıştır. Uygulama sonucunda meyveler hasat zamanında toplanarak 3 gün süreyle 0 ℃ de bekletilmiş ve ağırlık kayıpları not edilmiştir. Her iki zaman uygulamasının meyvelerinden meyve eni (mm), meyve boyu (mm), L* değeri, a* değeri, b* değeri, kroma, hue, SÇKM (%), pH, titre edilebilir asitlik (%), toplam monomerik antosiyanin (mg/L), renk yoğunluğu, polimerik renk, polimerik renk oranı (%), genel görünüm, tat, koku gibi ölçümlü ve spektrofotometrik analizler yapılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, en az ağırlık kaybı değerinin potasyum uygulamasından elde edildiği diğer uygulamaların ağırlık kaybı değerinde etkili olmadığı görülmüştür. Ayrıca potasyum uygulamasının %1,5'lik dozu meyve boyu, %2'lik dozlarının L, a, b, kroma, hue değerlerini artırdığı tespit edilmiştir. Kombine gübre uygulamasının %1+0,02+0,02+0,15+1 ve %2+0,04+0,04+0,25+2 dozlarının suda çözünür kuru madde miktarını, azot uygulamasının %0,2 lik dozunun titre edilebilir asitlik miktarını artırdığı görülmüştür. Toplam monomerik antosiyanin miktarının, 0. günde potasyum uygulamasının %1,5'lik dozu ile hasattan sonra ise 3. günde kalsiyum uygulamasının %1,5'lik dozu ile arttığı görülmüştür. Potasyum uygulamasının genel olarak tat, koku ve genel görünüm puanlamasını artırdığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak potasyum uygulamasının en az ağırlık kaybına neden olması ve başta renk olmak üzere diğer analiz parametreleri üzerinde etkinliği göz önünde tutulduğunda diğer uygulamalardan daha fazla olumlu yönlerinin olabileceği düşünülmektedir.
Bazı badem çeşitlerinin agromorfolojik ve biyokimyasal özellikleri üzerine Çöğür ve GF 677 anaçlarının etkisi
Bu çalışma, GF-677 klonal anacı ile Garrigues çöğür anaçlarının üzerine aşılanmış 11 badem çeşidinin (Ferragnes, Ferraduel, Glorieta, Felisia, Süper Nova, Guara, Lauranne, Ne Plus Ultra, Moncayo, Marta ve Bertina) agromorfolojik ve biyokimyasal özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amacıyla 2020 ve 2021 yıllarında yürütülmüştür. Anaçların, çeşitlerin çiçeklenme ve hasat tarihleri üzerine etkileri çeşitlere göre farklılık göstermiş ve GF-677 anacı üzerine aşılanmış bazı çeşitlerin çiçeklenme tarihlerinde Garrigues anacı üzerine aşılananlara nazaran 7-8 günlük gecikmeler görülmüştür. GF-677 anacına aşılanmış çeşitlerin Garrigues anacına aşılanmış çeşitlere oranla daha yüksek verim (2020 yılında 6.45 kg/ağaç Bertina/GF-677; 5.49 kg/ağaç Bertina/Garriues; 2021 yılında 14.52 kg/ağaç Bertina/GF-677; 13.53 kg/ağaç Bertina/Garriues) verdiği belirlenmiştir. Ayrıca GF-677 anacına aşılanmış çeşitlerin taç genişliği ve taç yüksekliği bakımından Garrigues anacına aşılanmış çeşitlere nazaran daha kuvvetli ağaçlar oluşturduğu saptanmıştır. Fenolik bileşiklerden Gallik asit miktarı en yüksek Marta/GF-677 (9.32 mg/kg) çeşidinde saptanırken, en düşük olarak Ferragnes/Garrigues (1.11 mg/kg) çeşidinde ölçülmüştür. Ayrıca organik asitlerden ölçülebilen en yüksek okzalik asit değeri 9.43 mg/100 g olarak GF-677 anacı üzerine aşılanmış Ferragnes çeşidinin meyvelerinde; en düşük olarak Garrigues anacına aşılanmış Felisia (2.39 mg/100 g) çeşidinde belirlenmiştir. Araştırmada incelenen badem çeşitlerinin meyve içeriklerinde en fazla bulunan fenolik bileşik kateşin, yağ asidi ise oleik asit olarak belirlenmiştir. Çalışmada en yüksek kateşin miktarı 59.07 mg/kg olarak Laurenne/Garrigues kombinasyonunda ölçülürken, en yüksek oleik asit oranı % 83.06 olarak GF-677 anacı üzerine aşılanmış Ferraduel çeşidinde saptanmıştır. Ayrıca anaç-çeşit kombinasyonları içerisinde GF-677 anacı üzerine aşılanlarda oleik asit içeriği daha yüksek bulunmuştur.
Farklı organik gübre uygulamalarının Boğazkere (Vitis vinifera L.) üzüm çeşidinin verim ve bazı kalite özellikleri üzerine etkisi
Bu çalışmada, farklı organik gübre uygulamalarının Boğazkere üzüm çeşidinin (Vitis vinifera L.) verim ve bazı kalite özellikleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Bu uygulamalar: mikoriza gübresi, yarasa gübresi, çiftlik gübresi, kompost, vermikompost ve ticari organik gübre olarak gerçekleştirilmiştir. Gübre uygulamaları farklı form ve dozlarda olmak üzere toplam 28 uygulama şeklinde yapılmıştır. Organik gübre uygulamalarının verim ve salkım özellikleri üzerine etkisinin sonuçları incelendiğinde en yüksek omca verimi değeri 15,22 kg ile 100 cc Mikoriza uygulamasından; dekara verim değeri 2.526,69 kg/da ile 100 cc Mikoriza uygulamasından; salkım ağırlığı değeri 289,82 g ile 75 cc sıvı formda kompost uygulamasında; salkım eni değeri 14,43 cm ile 2.5 kg sıvı formda vermikompost uygulamasından; salkım boyu değeri ise 18,20 cm ile 2 kg sıvı formda vermikompost uygulamasından ve salkım büyüklüğü değeri ise 220,15 ile 2 kg sıvı formda vermikompost uygulamasından elde edilmiştir. Tane ile ilgili özellikler incelendiğinde, en yüksek 100 tane hacmi değeri 33,33 ml ile 150 g Ticari Gübre uygulamasından; 100 tane ağırlığı değeri 289,62 g ile 100 cc Mikoriza uygulamasından; tane eni değeri 16,04 mm ile 100 cc Mikoriza uygulamasından; tane boyu değeri 17,56 mm ile 100 cc Mikoriza uygulamasından ve tane büyüklüğü değeri ise 284,73 ile 100 cc Mikoriza uygulamasından elde edilmiştir. Şıra özellikleri üzerine etkisi incelendiğinde, en yüksek pH değeri 3.53 ile 25 cc sıvı formda kompost uygulamasından; SÇKM değeri % 19,43 ile 100 cc Mikoriza uygulamsından ve asitlik değeri ise 1,30 g/l ile 75 cc katı formda vermikompost uygulamasından elde edilmiştir. Organik gübre uygulamalarının yaprakların makro element içerikleri üzerine etkisi incelendiği zaman en yüksek N değeri % 2,38 ile 75 cc sıvı formda vermikompost uygulamasından; K değeri % 1,27 ile 2 kg katı formda vermikompost uygulmasından ve P değeri ise % 0,16 ile 20 g ticari gübre uygulamasından elde edilmiştir. Organik gübre uygulamalarının yaprakların mikro element içerikleri üzerine etkisi incelendiği zaman en yüksek Fe değeri 429 mg/kg 10 g Ticari gübre uygulamasından; Zn değeri 19 mg/kg yarasa gübresi 600 cc, ticari gübre 10 g ve kontrol uygulamalarından elde edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre yapılan organik gübre uygulamalarından Boğazkere üzüm çeşidinde verim ve kalite özelliklerinde en yüksek değerlerin elde edildiği mikoriza uygulaması organik üzüm yetiştiriciliğinde önerilebilecek bir uygulama olarak belirlenmiştir.
Diyarbakır ili bağcılık işletmelerinde uygulanan telli ve goble terbiye sistemlerinin ekonomik yönden karşlaştırılması
Diyarbakır ili, bağcılık için uygun iklim ve toprak koşullarına sahiptir. Uzun yıllardan günümüze ilde bağcılık faaliyetleri genellikle geleneksel yöntemlerle yürütülmektedir. Telli terbiye sistemleri ile bağcılık ise son yıllarda Tarım ve Orman Bakanlığının örnek kurmuş olduğu bağlarla birlikte üretici bağlarında artmaktadır. Bu çalışma ile Diyarbakır ilinde Telli ve Goble terbiye sistemlerinin uygulandığı bağcılık işletmelerinin bağcılık faaliyetlerinin teknik ve ekonomik yönden ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma Diyarbakır ilinde üzüm yetiştiriciliğinin ticari olarak yapıldığı Ergani, Dicle, Çermik ve Eğil ilçelerinde yürütülmüştür. Çalışmada kullanılan veriler tabakalı örnekleme yöntemine göre belirlenen 100 işletmeden anketlerle toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistik yöntemler ile karşılaştırmalarında t testi ve ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışma sonuçlarına göre işletmelerin ortalama bağ arazi büyüklüğü, goble terbiye sistemi ile yetiştiricilik yapanlarda ortalama 19,1 da, telli terbiye sistemi ile yetiştiricilik yapanlarda ise 12,5 da olarak belirlenmiştir. Bağlarda ortalama üzüm verimi goble terbiye sisteminde 183,8 kg/da, telli terbiye sisteminde ise 668,9 kg/da olarak hesaplanmıştır. Goble terbiye sistemine sahip bağların çoğunlukla sulamasız, telli terbiye sistemine sahip bağların ise genellikle sulama yapılabilen bağlar olduğu ortaya konmuştur. İşletme sahiplerinin bağcılıkla ilgili yaşadığı en önemli problemlerin başında bağ hastalıkları, verim düşüklüğü ve pazarlama geldiği tespit edilmiştir. İşletmelerde dekara brüt kâr, goble terbiye sistemiyle üretim yapan işletmelerde 721,0 ₺/da ve telli terbiye sistemiyle üretim yapan işletmelerde ise 1.241,2 ₺/da olarak hesaplanmıştır. Net kâr ise her iki terbiye sisteminde de negatiftir. Brüt kâra göre telli terbiye ile yetiştiricilik yapan işletmelerin, goble terbiye sistemiyle yetiştiricilik yapan işletmelere nazaran daha kârlı ve avantajlı olduğu ortaya konulmuştur. Diyarbakır ilinde bağcılığın geliştirilebilmesi için mevcut goble bağların yerine telli terbiye sistemi ile yüksek verimli, hastalık ve zararlılara dayanıklı standart çeşitlerin kullanıldığı yeni bağların tesis edilmesi uygun olacaktır.
Portekiz Gandera yerel tatlı patates (Ipomoea batatas (L.) Lam) genotipinin in vitro mikroçoğaltılması üzerine bitki büyüme düzenleyicilerinin ve besi ortamlarının etkisi
Bu çalışma, ESAC/IPC'deki biyoteknoloji laboratuvarında 2019/2020 yılında, Portekiz Gandera yerel tatlı patates genotipinin (Ipomoea batatas (L.) Lam.) in vitro mikro çoğaltılmasına bitki büyüme düzenleyicilerinin ve farklı besi ortamlarının etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Üç farklı besi ortamına eklenen bitki büyüme düzenleyicilerinin, kumlu topraklarda yetiştirilen bölgesel bir tatlı patates genotipinin (Gandera) in vitro çoğalması üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Bu besi ortamı kültürlerine, farklı konsantrasyonlarda, tek başına veya kombinasyon halinde Benziladenin (BA), Gibberellik asit (GA3) ve 1-Naftalin asetik asit (NAA) gibi farklı bitki büyüme düzenleyicileri eklenmiştir. Kültür besi ortamları ve bitki büyüme düzenleyicilerinin in vitro kültürlerin çoğalması üzerindeki etkisini değerlendirmek için sürgün sayısı, sürgün uzunluğu, kallus derecesi, kök sayısı, kök uzunluğu, bitki ağırlığı ve kök/sürgün oranı gibi parametreler incelenmiştir. Sürgün sayıları D besi ortamı ve MS kontrol ortamında sırasıyla, 2.95±0.26 ve 3.00±0.53 olarak kaydedilmiştir. MS kontrol besi ortamında daha yüksek sayıda kök (2.25±0.45) oluştuğu da gözlenmiştir. Bu sonuçlar, MS kontrol grubunda bu nedenle daha yüksek bir bitki ağırlığı (0.150±0.03 g) gözlemlendiğini göstermiştir. NAA büyüme düzenleyicisinin besi ortamlarına eklenmesi kallus varlığını arttırırken sürgün uzunluğunu azalttığı tespit edilmiştir. Bu çalışma sonucunda, sırasıyla 0.5, 2.0 ve 0.05 mg/l'lik konsantrasyonlarda BA, GA3 ve NAA ile desteklenmiş besi ortamı D (½MS) ve MS (Murashige ve Skoog, 1962) kontrol ortamında daha yüksek sayıda sürgün gözlendiği belirlenmiştir. Bu çalışmadan elde edilen verilerin tatlı patatesin diğer genotip ve çeşitlerin in vitro mikro çoğaltılmasında kullanılabilecek nitelikte olduğu düşünülmektedir.
Diyarbakır yerel kavun genotiplerinin tuz stresine tolerans düzeylerinin belirlenmesi
Çalışma; Diyarbakır Yerel Kavun genotiplerinin tuza tolerans düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmada, Diyarbakır merkez ve ilçelerinde yetiştirilen ve daha önce toplanan 37 yerel kavun genotipleri (Cucumis melo L.) ile şahit olarak; ticari kavun çeşidi (Kırkağaç 637), Şemame genotipi ve tuza tolerant olduğu bilinen Midyat kavunuyla beraber toplamda 40 kavun genotipi kullanılmıştır. Araştırma, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'ne ait laboratuvarda 2021 yılında topraksız tarım koşullarında tesadüf parselleri deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Çalışmada, Hoagland besin çözeltisi kullanılmıştır. Araştırmada; bitki uzunluğu, bitki kök boğazı çapı, fide yaş ağırlığı, kök boyu ve kök yaş ağırlığı, yaprak alanı, yaprak sayısı ve ağırlığı ile tuz uygulamasının bitkideki etkisine ait 0-5 görsel skalası, kök, yaprak ve gövdenin kuru ağırlıkları, klorofil a ve b içeriği, karotenoid içeriği, toplam klorofil, prolin içeriği, membran zararlanma indeksi ve bitki yapraklarındaki oransal su içeriği parametrelerine bakılmıştır. Çalışma sonucunda; tartılı derecelendirme uygulanarak elde edilen veriler incelendiğinde; 2111; 2119; 2122; 2124; 2133 numaralı genotipler ile Midyat ve Tatlı Kavun Dereli genotiplerinde toplam puanlama yüksek bulunarak bu kavunların gelecekte yapılacak başta ıslah olmak üzere diğer çalışmalarda da ümit var oldukları söylenebilir. Bu genotiplerin gelecekte tuzlu koşullarda yetiştiriciliğinde kullanılabileceği düşünüldüğü gibi, aynı zamanda gelecekteki ıslah çalışmalarında bu genotiplerin anaç materyal olarak kullanım potansiyeline sahip olduğu söylenebilir. Bunun yanında 2128; 2138; 2113; 2125 no'lu genotipler Hazro yerli genotipinin tuz stresine orta düzeyde tolerant olduğu söylenebilir. Ayrıca Kırkağaç kavunu ile 2139; 2136; 2115 no'lu genotipler ve Şemmame genotipinin en düşük puanlamalara sahip olduğu için tuz stresine hassas olduğu söylenebilir. Elde edilen bulgular neticesinde gelecekte tuz stresi çalışmalarında, yetiştiriciliğinde veya ıslahında yerel genotipler arasında seçim yapılabilmesi amacıyla bu çalışmanın kaynak olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Çalışmada kullanılan genotiplerin aşılama ile toleransın arttırılması, tuza toleransı yüksek sebze eldesi için geleneksel ıslah çalışmaları ve transgenetik yaklaşımlarla tuza toleransı yüksek sebze ıslahı gibi çalışmalarda kullanılabilmesine olanak sağlaması çalışmanın önemini arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Kavun, Stres, Tuzluluk, Genotip, Cucumis melo
Farklı Amerikan asma anaçları üzerine aşılanan Şire (mazrumi) üzüm çeşidinde tüplü fidan randımanı ve kalite özelliklerinin incelenmesi
Çalışma, 2021-2022 yılları içerisinde Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait uygulama ve sera alanında yürütülmüştür. Çalışmada bitkisel materyal olarak; 5BB, 110R, 1103P, 41B, 1613C, 420A ve 99R Amerikan asma anaçları üzerine aşılı Şire üzüm çeşidine ait kalemler kullanılmıştır. Tesadüf parselleri deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak kurulan araştırmada, kaynaştırma odası randımanı (%), aşılı çeliklerde kallus gelişim skalası (0-4), anaç çapı (mm), aşı noktası çapı (mm), kalem çapı (mm), primer sürgün çapı (mm), yaprak sayısı (n), primer sürgün uzunluğu (cm), kök skalası (0-4), kök sayısı (n), kök uzunluğu (cm), kök yaş ağırlığı (g), kök kuru ağırlığı (g), fidan randımanları (%) ve diğer sürme oranı (%) gibi kalite özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Şire üzüm çeşidinin biyotik ve abiyotik stres koşullarına dayanıklı farklı özellikteki Amerikan asma anaçlarına aşılanarak afinite durumunun tespit edilmesidir. Çalışmanın sonunda elde edilen verilere göre, aşılama başarısı %92,43-100 arasında değişmiştir. Ayrıca, en yüksek çepeçevre kallus oluşumu 420A anacıyla oluşturulan kombinasyonda elde edilmiştir. Aşılama kombinasyonları oluşturdukları sürgün uzunluğu açısından değerlendirildiğinde, en uzun sürgünler 1613C kombinasyonunda gözlemlenmiştir. Kök yaş ağırlığı dışındaki kök gelişim aksamına ait parametrelerde 1613C kombinasyonuyla oluşturulan fidanlar, ortalama değerlerden yüksek sonuçları vermiştir. En düşük toplam fidan randımanı %56,99 oranıyla 41B kombinasyonunda gözlemlenirken en yüksek toplam randıman %94,62 oranıyla 1103P kombinasyonunda elde edilmiştir. Bunu 110R, 1613C ve 5BB kombinasyonları sırasıyla %91,57; %87,78; 84,47 değerlerle takip etmiştir. Ancak, 1613C Amerikan asma anacı üzerine aşılı Şire üzüm çeşidine ait fidanlarda sürgün ve kök gelişimi parametreleri, I. sınıf fidan randıman değerleri diğer anaçlara kıyasla daha ön plana çıkmıştır.
GF 677 klon anacında çelikle çoğaltım çalışmaları
Bu araştırma, 2014 yılı Eylül-Aralık ayları arasında, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Araştırma ve Uygulama Serasında yürütülmüştür. Deneme iki aşamalı olarak planlanmış, ilk aşamada GF 677'nin Eylül ayında alınan odunsu çeliklerinin köklenmesi üzerine İndol Butirik Asit'in (IBA) 0 (kontrol), 2000, 3500 ve 5000 ppm konsantrasyonlarının köklenme parametrelerine etkileri incelenmiştir. İkinci aşamada ise; odun çelikleri kullanılarak 3, 4, 5 ve 6 hafta sonunda köklenme durumları incelenmiş ve köklendirme süresiyle ilişkisi belirlenmiştir. Odunsu çeliklerde en iyi köklenme oranı (%82.0), kök sayısı (20.03 adet) ve kök kalitesi (3.42/5 puan) 5000 ppm IBA uygulamasından alınmıştır. Odunsu çeliklerin kalınlığı arttıkça köklenme oranı, kök sayısı ve kök uzunluğu azalmıştır. Odun çeliklerinde köklenme oranı 3. haftadan 6. haftaya kadar sırasıyla %3.3, %24.4, % 41.7 ve % 67.9 oranında artmıştır.
Bitki antifiriz ve farklı yetiştirme sistemlerinin marul yetiştiriciliğinde verim, bazı kalite özellikleri ve besin maddesi içeriğine etkisi
Çalışma, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü' ne ait Uygulama ve Araştırma alanında 2015 yılı sonbahar vejetasyon döneminde yürütülmüştür. Çalışmada, bitki antifiriz ve farklı yetiştirme sistemlerinin marul yetiştiriciliğinde verim, bazı kalite özellikleri ve besin maddesi içeriğine etkisinin Diyarbakır koşullarında belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, Yedikule Bitez marul çeşidi kullanılmıştır. Bitkilerde düşük sıcaklığın olumsuz etkisini azaltmak için bitki antifirizi uygulanmıştır. Denemede antifiriz uygulaması ile birlikte; açıkta, malç, alçak tünel ve malç+alçak tünel gibi 4 farklı yetiştirme sistemlerinde marul yetiştiriciliği araştırılmıştır. Deneme süresince bitkilerde; bitki boyu, bitki taç genişliği, bitki göbek çevresi, toplam yaprak sayısı, bitki kök uzunluğu, bitki kök boğazı çapı, ortalama bitki ağırlığı ve verim gibi özellikler incelenmiştir. Yetiştirme sistemleri ve bitki antifirizi toplam bitki verimi üzerine etkili olmadığı görülmüştür. En yüksek toplam bitki verimi; bitki antifirizi uygulanmış alçak tünel ve kontrol malç yetiştiricilik sistemlerinden (9.3 kg/m2) elde edilirken, en düşük toplam bitki verimi ise kontrol alçak tünel yetiştiricilikten (6.1 kg/m2) elde edilmiştir. Hasat sonrası marullarda ağır metal ve azot/protein gibi laboratuvar analizlerinin sonucunda; bitki antifirizinin içeriğinde bulunan elementlerin marulda azot/protein ve bitkiye faydalı olabilecek minerallerin (Mg, Fe, Zn gibi) miktarlarını artırdığı görülmüştür. Çalışma sonucunda, uygulanan yetiştirme sistemleri ve bitki antifirizinin faydalı olabileceği görülmüştür. Böylece kısa vejetasyon süresine sahip marulun, Diyarbakır'da ekonomik anlamda yetiştiriciliğinin sonbaharda yaygınlaştırılması mümkün olacaktır. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Marul, Verim, Bitki Antifirizi.
Mardin ilinde yetiştirilen üzüm çeşitlerinin verim ve kalite özellikleri
Bu çalışmada, 2014-2015 yılarında Mardin iline bağlı Artuklu, Yeşilli, Savur, Nusaybin, Midyat, Ömerli, Derik, Mazıdağı, Dargeçit ve merkez ilçe ve köylerinde yaygın olarak yetiştirilen 26 yerel üzüm çeşidinin verim ve kalite özellikleri incelenmiştir. Deneme materyali yöre bağlarındaki geleneksel goble terbiye sistemli, tamamı kuru şartlarda yetişen hasat dönemi olgunluğunda olan sağlıklı omcalar üzerinde yetişen üzüm örneklerinden alınmıştır. Çalışma 3 tekerrürlü yapılmıştır. Bu çalışmada denemeye alınan üzüm çeşitlerinin verim ve kaliteye ilişkin özellikleri incelenmiş ve fenolojik evreleri gözlenmiştir. Çalışma kapsamında üzüm çeşitlerinin omca verimi (kg/omca), dekara verim (kg/da), salkım ağırlıkları (gr), tane eni (mm), tane boyu (mm), tane ağırlığı (gr), % (SÇKM) kuru madde, pH ve tartarik asit miktarları (g/l) incelenmiştir. Yapılan bu çalışmanın sonucunda, verim değerleri açısından ön plana çıkan üzüm çeşitleri Kohar (3.35 kg/omca-510 kg/da), Hakkeybi (3.41 kg/omca-520 kg/da), Bineytati (4.30 kg/omca-530 kg/da), Hetfberi, (4.43kg/omca-550 kg/da) ve Fiskini (4.74 kg/omca-620 kg/da) çeşitleri olmuştur. Kalite özellikleri açısından öne çıkan üzüm çeşitleri ise Mazrone (Kuru madde % 18.60-pH 3.38-tartarik asit 4.25 g/l-tane ağırlığı 0,80 gr), Kerküş (% SÇKM 21.60-pH 3.62-tartarik asit 4.70 g/l-tane ağırlığı 2.85 gr) olmuştur. Elde edilen sonuçların gelecekte yapılacak bu konudaki çalışmalara öncülük edeceği ümit edilmektedir.
Güneydoğu Anadolu bölgesi çekirdekli kuru üzümlerinin bazı fitokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, ülkemizin önemli çekirdekli kurutmalık üzüm çeşitlerinden Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde önem kazanmış Besni (Adıyaman), Banazı Siyahı (Malatya), Kerküş (Mardin), Horoz Karası (Şanlıurfa), Dımışkı ve Rumi (Gaziantep) üzüm çeşitlerinin bazı fitokimyasal özellikleri incelenmiştir. Çalışma kapsamında ayrıca üzüm çeşitlerinin bazı fiziksel [(Salkım ağırlığı (g), 100 tane ağırlığı (g), tane eni ve tane boyu (mm)] ve kalite özellikleri [(kuru madde SÇKM (%), pH ve tartarik asit miktarları (g/l)] belirlenmiştir. Fitokimyasal özelliklerini belirlemek amacıyla çeşitlerinin çekirdek, yaprak ve tane eti ile kabuk örneklerinin toplam fenolik, toplam flavononid madde miktarları, antioksidan aktiviteleri incelenmiştir. Ayrıca bu üzüm çeşitlerinin toprak (bağ toprağı), çekirdek, yaprak ve tane eti ile kabuk örneklerinin mineral madde içeriği araştırılmıştır. Toplam fenolik madde miktarı Folin Ciocalteu yöntemi (pirokatekole eşdeğer olarak) ile toplam flavonoid miktarı ise alüminyum nitrat yöntemi (kuersetine eşdeğer olarak) ile belirlenmiştir. Gerek çekirdek gerek yaprak gerekse de tane eti ve kabuk ekstrelerinin toplam flavonoid içeriğinin toplam fenolik madde içeriğine göre daha fakir olduğu tespit edilmiştir. Antioksidan aktivite üç farklı yöntem olan; DPPH, ABTS ve CUPRAC antioksidan kapasite belirleme yöntemleri ile belirlenmiştir. Üç yöntemde de üzümlerin çekirdek ekstrelerinin antioksidan aktivite değerlerinin yaprak ve tane eti ile kabuk ekstrelerine oranla daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak beyaz üzüm çeşidi olan Kerküş çekirdek ekstresinde (ABTS) antioksidan aktivite olarak en yüksek (88.72 µg/ml) bulunmuştur. Siyah çekirdekli çeşitlerde fenolik ve antioksidan kapasitesi genel olarak yüksek bulunmuştur. Ayrıca Kerküş çekirdek ekstrelerinde toplam fenolik içerik 55.88 µg/mg olarak, toplam flavonid ise 13.72 µg/mg olarak bulunmuştur. Besni üzüm çeşidinin çekirdek (87.31µg/ml) ve yaprak ekstrelerinin (81.50 µg/ml) antioksidan aktiviteleri de yüksek bulunmuştur. Bir diğer önemli bulgu ise asma yapraklarının çekirdek ekstrelerine yakın yüksek antioksidan aktiviteye sahip olmasıdır. Siyah çeşitlerden Banazı siyahı, Horoz Karası ve Rumi üzüm çeşitleri analiz yöntemine göre değişmekle birlikte yüksek antioksidan aktivite tespit edilmiştir. Dımışkı üzüm çeşidinde ise toplam fenolik içerik en düşük olarak bulunurken buna paralel olarak antioksidan kapasite de en düşük seviyede bulunmuştur. Mineral madde (Ca, K, Mg, Na, Fe ve Zn) içerikleri ICP-OES cihazında tespit edilmiştir. Çeşitlerin çekirdek, yaprak ve tane eti ile kabuk örneklerinin tamamında potasyum, kalsiyum, magnezyum, sodyum elementleri bulunmuştur.
Diyarbakır'ın Eğil ilçesinde organik ve geleneksel olarak yetiştirilen Ferragnes ve Ferraduel badem çeşitlerinin verim, kalite ve bazı biyokimyasal özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma Türkiye'de Diyarbakır iline bağlı Eğil ilçesinde Ferragnes ve Ferraduel badem çeşitleriyle tesis edilen organik ve geleneksel badem bahçelerinde yürütülmüştür. Bu bağlamda, çeşitlerin kabuklu meyve ağırlığı, iç badem ağırlığı ve iç oranı sırasıyla 2.03-3.95 g, 0.65-1.24 g ve % 21.10-37.82 arasında değişmiştir. Çeşitlerin kapalı sütura sahip ve tatlı oldukları saptanmıştır. Bu çalışmada, çift ve ikiz içliliğe rastlanmamıştır. Çeşitlerin protein içeriği % 25.31-31.38 arasında değişmiştir. Bu değerler oldukça yüksek olduğundan dolayı, özellikle, hipertansiyona sahip olan sağlıksız insanlar için diyet amacıyla değerlendirilebilir. Çeşitlerin nem, kül ve yağ içerikleri sırasıyla % 2.40-3.05, %2.86-4.20 ve % 40.00-56.80 arasında değişmiştir. Bu çalışmada, makro elementlerden olan potasyum içeriği 463.32-1114.06 mg100g-1 ile en yüksek değere sahiptir. Bu mineralden sonra en yüksek değere sahip olan fosfor, kalsiyum ve magnezyum olup, içerikleri sırasıyla 373.49-780.68 mg100g-1, 213.90-545.12 mg100g-1 ve 205.81-293.80 mg100g-1 arasında değişmiştir. Ancak, mikro elementler grubunda bulunan sodyum, bakır, demir, çinko ve manganez içerikleri sırasıyla 0.02-3.18 mg100g-1, 5.45-12.22 mg100g-1, 4.49-7.63 mg100g-1, 1.37-2.11 mg100g-1 ve 1.28-2.21 mg100g-1 arasında değişmiştir. Tekli doymamış yağ asitlerinden oleik asit % 66.45-78.62 değerleriyle en yüksek değere sahiptir. Çoklu doymamış yağ asitlerinden linoleik asit, stearik ve palmitoleik asit içerikleri sırasıyla % 11.20-22.64, % 1.71-3.12 ve % 0.77-1.10 arasında değişmiştir. Doymuş yağ asitleri, tekli doymamış yağ asitleri, çoklu doymamış yağ asitleri ve doymamış yağ asitlerin içerikleri sırasıyla % 8.27-10.94, % 66.30-80.25, % 11.24-22.69 ve % 89.38-95.78 arasında değişmiştir. Bu çalışma, dünyada ve ülkemizde aynı ilçede ilk defa yapılmış olmasından dolayı oldukça önemlidir. Başka yörelerde benzeri çalışmaların yapılması gerekir. Bu yüzden, bu tez çalışmasının araştırıcılara iyi bir rehber olacağı ümit edilmektedir.
Diyarbakır ilinde yetiştirilen bazı yerli kışlık kabak (Cucurbita mixta Pang) genotiplerinin morfolojik karakterizasyonu
Bu çalışmada; Diyarbakır'da yetiştirilen yerli kışlık kabak genotiplerinin morfolojik özelliklerinin belirlenerek verim ve kalite bakımından ekonomik anlamda yetiştiriciliği yapılabilecek genotiplerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 2017 yılında Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkilerine ait Uygulama ve Araştırma alanında yürütülmüştür. Diyarbakır'ın ilçelerinden toplanan 33 adet materyal kullanılmıştır. Toplanan bu 33 adet materyalin özellikleri UPOV kriterlerine göre belirlenmiştir. Çalışmada, fidede, bitkide, meyvede ve tohumda gözlem ve ölçümler alınmıştır. Bunların dışında alınan farklı gözlem ve ölçümler UPOV kriterlerine uyarlanmıştır. Yapılan gözlem ve ölçümler sonucunda genotipler arasında bazı özellikler bakımından farklılık tespit edilmiştir. Bu özelliklerden meyve ağırlığı en fazla olan K25, meyve kabuk kalınlığı en ince olan K27, meyve eti sertliği en az olan K22, meyve kabuk sertliği en fazla olan K26 ve tohum miktarı en fazla olan K30 genotiplerinin ıslah çalışmaları için ümitvar tipler olduğu tespit edilmiştir. Bu tiplerin bölgeye uygun çeşit adayı olarak ıslah materyali niteliğinde olduğu düşünülmektedir.
Organik ve konvensiyonel yöntemlerle yetiştirilen Öküzgözü, Boğazkere ve Şire üzüm çeşitlerinin verim ve kalite yönünden karşılaştırılması
Bu çalışma, Diyarbakır ilinde organik ve konvensiyonel yöntemlerle yetiştirilen Öküzgözü, Boğazkere ve Şire üzüm çeşitlerinin verim ve kalite kriterlerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Organik ve konvensiyonel uygulamalar ile çeşitlerin birbiri ile karşılaştırılması amacıyla verim, salkım, tane ve şıra özellikleri incelnemiştir. Araştırma sonucunda hem uygulamalar hem de çeşitlere göre incelenen özellikler arasında istatistiki olarak önemli farklılıklar belirlenmiştir. Çeşitlerde salkım ağırlığının 329.30 g (Boğazkere) ile 172.80 g (Şire) arasında değiştiği tespit edilmiştir. Salkım özellikleri incelendiğinde; salkım eninde en yüksek değerlerin konvensiyonel ve organik uygulamalarda Boğazkere üzüm çeşidinde 13.40 cm ve 12.70 cm olarak belirlenmiştir. Tane özellikleri incelendiğinde ise; 100 tane ağırlığının 639.70 g (Boğazkere) ile 214.20 g (Şire) arasında değiştiği, tane eni değerlerinin ortalama 19.24 mm ile 12.14 mm arasında olduğu, tane boyu değerlerinin ise ortalama 21.64 mm ile 15.33 mm arasında değiştiği tespit edilmiş olup, konvensiyonel ve organik uygulamalarda en yüksek tane büyüklüğü değerleri Boğazkere çeşidinde (sırasıyla; 420.72, 396.22), en düşük değeri ise Şire çeşidinde (sırasıyla; 205.29, 185.35) tespit edilmiştir. Üzüm çeşitlerine ait Şıra özellikleri incelendiğinde; organik tarım uygulamalarıyla ve konvensiyonel tarım teknilerinin uygulanmasıyla elde edilen üzümlerin; SÇKM değerlerinin en yüksek olduğu çeşidin Boğazkere (%24.60 – %27.73) ve asitlik bakımından en yüksek değerlerin Şire (0.381 g/l – 0.387 g/l) çeşidinde olduğu belirlenmiştir. Aynı pH değerine sahip Öküzgözü ve Boğazkere çeşitlerinin 3.77 pH ile en yüksek değere sahip olduğu, olgunluk indisi değerleri karşılaştırıldığında ise en yüksek değerlerin Boğazkere (66.37 SÇKM/asitlik – 68.20 SÇKM/asitlik) çeşidinden elde edildiği tespit edilmiştir. Çeşitlerinin verim değerleri karşılaştırıldığında; en yüksek omca verimi ve en yüksek dekara verimin elde edildiği çeşidin Boğazkere (13.35 kg – 1924 kg/da) olduğu saptanmıştır. En düşük değerler ise Şire çeşidinden elde edilmiştir (6.62 kg – 564.62). Araştırma sonucunda; omca veriminin (6.62 kg – 13.35 kg) arasında ve dekara verimin ise (564 kg – 1924.75 kg) arasında değiştiği belirlenmiştir.
Üzüm yetiştiriciliğinde organik ve konvansiyonel üretimin karşılaştırmalı ekonomik analizi
Bu araştırmada, Diyarbakır ilinin Dicle ilçesinde üzüm yetiştiriciliğinde konvansiyonel ve organik üretimin ekonomik yönden karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma Dicle ilçesinde160 adet bağ işletmesinde yürütülmüştür. Veriler üreticilerle yapılan anketler sonucu elde edilmiştir. Çalışmada üreticilerin yaş ve eğitim durumları, bağ işletmelerinin büyüklüğü, örgütlenme durumları, işletme varlıkları, alet ve makinalar, bağ tesisleri ve özellikleri, üzüm çeşitleri, bitki koruma uygulamaları, bağcılık faaliyet giderleri, dekara üzüm verimi ve üzüm yetiştiriciliğinden elde edilen brüt kâr incelenmiştir. Dekara üzüm verimi, konvansiyonel üzüm üretim şeklinde 85,5 kg iken organik üzüm üretim şeklinde 209,7 kg olarak belirlenmiştir. Organik üzüm üretimde dekara ortalama üzüm veriminin, konvansiyonel üzüm üretime göre yaklaşık 2,5 kat daha fazla olduğu saptanmıştır. Konvansiyonel tarımda toplam üzüm yetiştiriciliği faaliyeti gideri 981,8 TL'dir. Organik üzüm yetiştiriciliğinde üzüm yetiştiriciliği faaliyeti giderleri toplam ise 1.670,6 TL olduğu saptanmıştır. Konvansiyonel tarımda üzümün işlenmesi ile değişken giderler toplam 1.274,9 TL, organik tarımda ise 954,7 TL'dir. Bağcılık faaliyeti değişken giderler toplamı konvansiyonel üzüm üretimde 2.256,7 TL, organik üzüm üretimde ise 2.305,4 TL olarak tespit edilmiştir. Konvansiyonel üzüm üretim yapan işletmelerin dekara gayrisafi üretim değeri 431,6 TL, organik üzüm ile üretimde ise dekara gayrisafi üretim değeri 502,2 TL, olarak hesaplanmıştır. Dekara düşen brüt kâr, konvansiyonel üzüm üretiminde 121,4 TL, organik üzüm üretimde ise 335,1TL olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlara göre organik üzüm yetiştiriciliğinin konvansiyonel üzüm yetiştiriciliğine göre daha kârlı olduğu belirlenmiştir.
Diyarbakır karpuzunda(Citrullus lanatus) farklıgübre tiplerinin verim ve kalite üzerine etkileri
Bu çalışma, 2012 yılınnda Diyarbakır ilinin Sur ilçesine bağlı Erimli köyünde yürütülmüştür. Çalışmada, farklı doğal gübre tiplerinin Diyarbakır Sürme karpuz genotipinde verim ve kalite özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmada; meyve ağırlığı, meyve boyu, meyve çapı, meyve indeksi, kabuk kalınlığı, meyve sap uzunluğu, SÇKM, pH ve verimle ilgili ölçüm ve gözlemler alınmıştır. Bu çalışma kontrol grubu ile birlikte 6 farklı doğal gübre uygulanmıştır. Kullanılan gübreler; güvercin, koyun-keçi, tavuk, at-eşek ve büyük baş gübrelerinden oluşmaktadır. Hiçbir kimyasal gübre uygulamadan bitki başına 5,25 kg. at-eşek gübresi uygulanan parseldeki meyvelerin ortalaması 15,42 kg. ortalama ile verim bakımından en iyi sonucu vermiştir. Meyve suyunda çözülebilir kuru madde miktarı ise en yüksek (% 7.88) değer ise koyun-keçi gübre uygulamasından elde edilmiştir. Bu çalışmada Diyarbakır'da geniş bir ekim alanına sahip karpuzun verim ve kalitesini iyileştirmek amacıyla ilin sembolü haline gelmiş ve adana coğrafi tescil belgesi alınmış olan Diyarbakır sürme genotipinin yetiştiriciliğinde, farklı doğal gübrelerin verim ve kalite üzerinde etkilerini tespit etmek amaçlanmıştır. Sadece kimyasal gübreleme uygulamasına karşın,farklı doğal gübrelerin de toprağın iyileşmesine ve dolayısıyla verim ve kaliteyi de arttırdığı görülmektedir.Bölgede yoğun olarak bulunan doğal gübrelerin karpuz yetiştiriciliğinde değerlendirilmesi karpuz üretimini artıracağı ve kimyasal gübre uygulamasını azaltacağı düşünülmektedir.
Diyarbakır ili üzüm çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, 2017 ve 2018 yıllarında Diyarbakır ili üzüm çeşitlerinin fenolojik özellikleri ile verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla ilçelerde (Çermik, Çüngüş, Ergani, Dicle, Eğil, Hani, Hazro, Lice, Kulp, Silvan) yetiştirilen üzüm çeşitlerin yerleri belirlenerek üretici bağlarında bulunan çeşitler üzerinde yürütülmüştür. Diyarbakır ili ve İlçelerinde yetiştirilen üzüm çeşitlerinde tomurcukların sürmesi, tam çiçeklenme, tane tutumu, ben düşme ve hasat tarihleri ile ilgili yapılan fenolojik gözlem¬ler kaydedilmiştir. Çalışma esnasında üzüm çeşitlerinin verim özelliklerinden Salkım ağırlığı (g), omca verimi (kg), dekara verim (kg), incelenmiş. Üzüm çeşitlerinin kalite özelliklerinden ise salkım boyu (cm), salkım eni (cm), tane ağırlığı (g), tane boyu (mm), tane eni (mm), kuru madde %, pH, tartarik asit (g/l) incelenmiştir. Çalışma sonucunda, verim değerleri açısından ön plana çıkan üzüm çeşitleri Şarabi (7.200 kg/omca, 740.20 kg/da), Şire (7.150 kg/omca, 737.80 kg/da), Zülfiye dayan (7.100 kg/omca, 734.50 kg/da), Tahannebi (7.010 kg/omca, 733.60 kğ/da), Karaşire (6.950 kg/omca, 731.80 kg/da) çeşitleri olmuştur. Kalite açısından öne çıkan üzüm çeşitleri ise Erkenisi (SÇKM % 18.35, pH 4.45, tartarik asit 4.70 g/lt, tane ağırlığı 3.30 g), Öküzgözü (SÇKM % 20.95, pH 3.19, tartarik asit 6.00 g/lt, tane ağırlığı 3.12 g), Şarabi (SÇKM % 18.00, pH 4.18, tartarik asit 5.02 g/l, tane ağırlığı 2.25 g), Karik (SÇKM % 19.15, pH 4.09, tartarik asit 4.70 g/l, tane ağırlığı 1.71 g) olmuştur. Anahtar Kelimeler: bağcılık, üzüm, verim, kalite
Siirt ve Batman illeri üzüm çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, 2016-2017 yıllarında Siirt iline bağlı Tillo, Pervari, Eruh, Baykan, Şirvan, Kurtalan, merkez ilçe ve köylerinde ve Batman iline bağlı Gercüş, Sason, Kozluk, Hasankeyf, Beşiri, merkez ilçe ve köylerinde yaygın olarak yetiştirilen 28 yerel üzüm çeşidinin verim ve kalite özellikleri incelenmiştir. Bu çalışmada denemeye alınan üzüm çeşitlerinin verim ve kaliteye ilişkin özellikleri incelenmiş ve fenolojik evreleri gözlenmiştir. Deneme materyalleri kuru şartlarda yetişen yöre bağlardaki sağlıklı omcalar üzerinde yetişen üzüm örnekleridir. Çalışma 3 tekerrürlü olacak şekilde planlanmış olup yerel üzüm çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerini belirlemek amacıyla omca verimi (kg/omca), dekara verim (kg/da), salkım ağırlıkları (g), tane eni (mm), tane boyu (mm), tane ağırlığı (g), % (SÇKM) kuru madde, pH ve titre edilebilir asit miktarları (g/l) incelenmiştir. İncelenen üzüm çeşitlerinde en düşük salkım ağırlığına sahip çeşit Drejik (118.57 g), Guşto (121.02 g), en fazla ise Tayfi (475.51 g) ve Tılımitir (528.58 g) üzüm çeşidi olmuştur. En düşük verimli çeşit Guşto (1.70 kg/omca-250 kg/da) olurken verim değeri bakımından yüksek olan çeşitler ise Tayfi (7.00 kg/omca-840 kg/da) ve Mazrumi (6.40 kg/omca-750 kg/da) üzüm çeşidi olmuştur. Suda çözünebilir kuru madde miktarı bakımından çok düşük, düşük, orta ve yüksek çeşitler tespit edilmiştir. İncelenen çeşitlerin pH'ı 2.60-5.50 arasında tespit edilmiş olup en düşük pH değeri Karo (2.66), Veledezine (2.95) en yüksek pH değeri ise Drejik (5.03) ve Zerrık (4.72) üzüm çeşidi olmuştur.