
2,988
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Samandere vadisi (Düzce) ve çevresinin etnobotanik özellikleri
Bu çalışma Samandere Vadisi ve etrafında yer alan, zengin kültürel mirasa sahip farklı etnik grupların oluşturduğu 8 köyde, bitki kullanım çeşitliliğini belirlemek, yerel bitki isimlerini, kullanım alanlarını ve geleneksel kullanım şekillerini kayıt ederek, yörelere göre farklılık gösteren kullanımları ortaya çıkarmak amacı ile yapılmıştır. Nisan 2019- Ekim 2020 tarihleri arasında Samandere Vadisi ve çevresinde konumlanan 8 köy etnobotanik araştırma yapılmak amacıyla ziyaret edilmiştir. Köylerde yaşayan halkın kullandığı bitkilerin yöresel ve bilimsel isimleri, kullanılan kısımları, kullanılışları, hazırlanışları, uygulanış şekilleri hakkında bilgiler derlenerek kayıt altına alınmıştır. Yapılan araştırma sonucunda 64 familyaya ait 148 taksonun yöresel kullanımı tespit edilmiştir. Bitkilerin 109'u doğal, 39'u kültür bitkisi olmakla beraber 95'i tıbbi, 83'ü gıda, 28'i el aleti, 22'si hayvan yemi, 22'si süs, 21'i yakacak, 13'ü veteriner halk hekimliği, 11'i diğer kullanım, 4'ü mobilya, 4'ü müzik aleti ve 4'ünün de boyar madde olarak kullanıldığı belirlenmiştir. Tespit edilen bitkilere ait 275 farklı yöresel ismin kullanıldığı saptanmıştır. Araştırma alanında kullanımı belirlenen bitkilerden en fazla takson içeren ilk beş familya sırasıyla; Rosaceae, Asteraceae, Fabaceae, Lamiaceae, Apiaceae familyalarıdır. Anahtar sözcükler: Düzce, Etnobotanik, Gıda bitkileri, Samandere Vadisi, Tıbbi bitkiler
Effects of polystyrene nanoparticles on soil microbiota
The increasing production of nanoplastic and the fragmentation of microplastics into smaller particles pause a plausible yet unclear hazard in the natural environment, such as soil. In this research the effects of polystyrene nanoparticles (PS NPs) on the activity and biomass of soil microbes were investigated. Soil samples were spiked with environmentally relevant concentrations of 0 (control), 10, 100 and 1000 µg PS NPs kg-1 dry soil, respectively. Ecotoxicological effects were assessed at 1, 14, and 28 days of the incubation periods. The results showed a significant decrease in MBC in the PSNP-100 and PSNP-1000 treatments throughout the incubation period. Moreover, dehydrogenase activity and activities of enzymes involved in N-(leucine-aminopeptidase), P-(alkaline-phosphatase) and C-(β-glucosidase and cellobiohydrolase) cycles in the soil were significantly reduced at day 28 suggesting a broad and detrimental impact of PS NPs on soil microbiota and enzymes. Basal respiration and metabolic quotient increased with increasing PS NP application throughout the incubation period, this, coupled with decrease in MBC clearly indicate detrimental effects of PS NPs on soil microbes that possibly by diverted energy use from growth and reproduction to damage repair. The findings demonstrated for the first time the potential antimicrobial activity of PS NPs in soil, and this may serve as an important resource in environmental risk assessment of PS NPs in the soil environment.
Nikel ve çinko nanopartiküllerinin midye (unio delicatus)antioksidan sistemi üzerine olan etkilerinin incelenmesi
Midyeler yerleşik yaşam biçimleri ve suyu filtre ederek beslenmeleri nedeniyle sucul ortamlar için önemli biyoindikatör hayvanlardır. Bu çalışmada, nikel (NiO) ve çinko (ZnO) nanopartiküllerinin (18 nm) farklı derişimleri (0, 0.5, 2.5, 12.5 mg/L) etkisinde 14 gün kalan tatlı su midyelerinin (Unio delicatus) antioksidan sistemlerinin tepkileri ve enerji kaynakları olan organik moleküllerin (karbonhidrat, lipit, protein) düzeyleri incelenmiştir. Midyelerin beslenmesi laboratuvarda üretilen tek hücreli alglerle (Cholorella vulgaris) yapılmıştır (250.000 alg/ml). Deneyler sonunda, midye mortalitesi görülmemekle beraber, nanopartiküllerin midyelerin hepatopankreas dokusunda antioksidan sistem enzimleri üzerinde anlamlı etkilerinin olduğu görülmüştür. NiO ve ZnO nanopartiküllerine maruz kalan midyelerde katalaz, glutatyon peroksidaz, glutatyon redüktaz ve glutatyon S-transferaz aktivitelerinde anlamlı (p<0.05) değişimler görülmüştür. Diğer taraftan, en yüksek derişiminde ilk enerji kaynakları olan glikoz ve lipit düzeylerinde anlamlı (p<0.05) azalmalar olurken, protein düzeyinde bir değişim gözlenmemiştir (p˃0.05). Bu çalışmanın verileri NiO ve ZnO nanopartikülünün midyelerde oksidatif strese neden olduğunu ve hayvan metabolizmasının bu durumu düzeltmek amacıyla enerji tüketimini artırdıkları şeklinde yorumlanmıştır.
Characterization of chickpea root nodule bacteria in Turkey
Chickpea (Cicer arietinum L.) is among the first cultivated pulses in Turkey. Since Turkey soils are deficient in nitrogen, rhizobia can replace chemical fertilizers to increase chickpea yield at low cost. Also, nodules harbor non-nodulating endophytes (NEB) that can promote the plant growth. In this study, we aimed to investigate the diversity of RNR and NEB bacteria inside chickpea nodules. A total of 120 RNR and 13 NEB isolates, from 17 cities in 6 provinces in Turkey, were characterized on the basis of morphological, physiological, and biochemical traits. Besides, the NEB isolates were further identified on molecular basis using REP-PCR and 16S rRNA. Ninty percent of the RNR isolates displayed mucously, circular, smooth-margined colonies. Also, 11 out of 13 non-nodulating isolates displayed light pink colonies. All isolates in both groups endured up to 2% NaCl, grew optimally at 25-35°C and at pH 6-8. They all were gram-negative, fast growers and catalase and oxidase positive, while negative for amylase and methyl red. More than 95% of isolates in both groups utilized different compounds as sole carbon and nitrogen sources. The majority of isolates in both groups were insensitive to the heavy metals Zn, Cu and Cr, and resistant to the antibiotics such as kanamycin, streptomycin and tetracycline. Numerical analysis separated the isolates in each group into three clusters. Clusters 1, 2 and 3 of the RNR group came with 113, 5 and 2 isolates, respectively, and were respectively close to Mesorhizobium ciceri, M. mediterraneum and Mesorhizobium sp. Eight representative isolates of NEB group were identified via 16S rRNA sequencing with 99% similarity to 4 genera: Rahnella, Enterobacter, Pseudomonas, and Rhizobium. This showed that NEB inside nodules were as diverse as RNR bacteria. Key Words: Rhizobia, Chickpea, Phenotypic Characterization, Diversity
Düzce ili bal arısı (Apis mellifera L.) biyolojik çeşitliliğinin genetik ve morfometrik yöntemler ile araştırılması
Bu çalışmada Batı Karadeniz'de orman gülü, kestane florası ve Yığılca bal arısı ekotipi ile arıcılıkta öne çıkan Düzce ili bal arısı biyolojik çeşitliliğinin morfometrik ve genetik yöntemler ile tanımlanması amaçlanmıştır. Bu amaç için Düzce ili merkez ve ilçelerini temsil edecek şekilde 24 arılıktan, 72 koloniden toplam 1440 işçi arı örneği toplandı. Örneklerin sağ ön kanatlarında landmark temelli 31 morfometrik karakterin yanı sıra dil, kanat ve bacak segmentlerinin uzunlukları ölçüldü. Morfometrik karakterlerin yanı sıra örnekler mitokondriyal genomda 5 gen bölgesi (CoxI- CoxII, 16srDNA, ND5, Cytb ve CoxI)'nin 10 farklı restriksiyon endonükleaz enzimi ile kesim profili bakımından PCR-RFLP yöntemi ve DNA dizi analizi yapılarak ile değerlendirildi. Morfometrik karakterlerin ölçüm sonuçları Diskriminant Fonksiyon Analizi (DFA) ile karşılaştırıldığında Merkez, Akçakoca ve Cumayeri ilçeleri koordinat düzlemi üzerinde birbirlerinden ve diğer ilçelerden belirgin olarak ayrıldı. Gümüşova-Çilimli ve Kaynaşlı-Yığılca ilçelerine ait grup merkezlerinin ikili gruplar şeklinde üst üste çakıştığı ve Gölyaka İlçesi ile yakın kümelendikleri gözlendi. Koloni ortalamaları baz alınarak popülasyonlar arasındaki mahalanobis uzaklıklarına göre oluşturulan UPGMA dendogramında; Akçakoca, Yığılca, Merkez, Çilimli ve Gümüşova birlikte gruplanırken, Cumayeri, Gölyaka ve Kaynaşlı ise birlikte başka bir küme oluşturdu. Örnekleme yapılan her koloniden bir işçi arı örneği alınarak sırasıyla CoxI- CoxII intergenik gen bölgesi DraI, XbaI ve HinfI; CoxI geni SspI, XhoI, DraI ve HinfI; 16srDNA geni SspI, SwaI, DraI, EcoRI ve HincII; ND5 geni HincII, DraI ve SspI; Cyb geni ise BglII, ClaI, HinfI ve DraI resitriksiyon endonükleaz enzimleri ile kesildi. CoxI- CoxII gen bölgesi XbaI ve HinfI kesimlerinde iki farklı mitotip oluşurken, DraI kesiminde üç farklı mitotip oluştu. 16srDNA/SspI kesiminde 2 mitotip oluşmuş, tip 2 yalnızca Cumayeri, Gümüşova, Kaynaşlı ve Merkezde birer örnekte görülürken 16srDNA/HincII kesiminde ise tip 2 yalnızca Yığılca'nın iki örneğinde görüldü. Cytb/DraI kesiminde ise iki farklı mitotip oluştu. Tip 2 profili Gümüşova'nın 6 örneğinde ve Merkez'in 2 örneğinde görüldü. CoxI ve ND5 genlerinin restriksiyon endonükleaz enzimleri ile kesimi sonucu hiçbir farklılık gözlenmedi. Kesim sonuçlarına göre farklı çıkan örneklerin DNA dizi analizleri yaptırıldı. Bu çalışmanın sonuçları Düzce ilinde yaygın görülen mitokondriyal DNA tipinin Anadolu bal arısı (A. m. anatoliaca) mitotipi ile uyumlu olduğunu; ancak Düzce ili arı biyoçeşitliliğinin ana arı ticareti ve göçer arıcılık faaliyetlerinden etkilendiğini göstermiştir.
Keban ve Ağın (Elazığ) örümceklerinin (ordo: araneae) faunası ve sistematiği
KEBAN VE AĞIN (ELAZIĞ) ÖRÜMCEKLERİNİN (ORDO: ARANEAE) FAUNASI VE SİSTEMATİĞİ ASIL, Mehmet Engin Yüksek Lisans Tezi, Biyoloji Tez Danışmanı: Dr. Öğrt. Ü. Adile AKPINAR Mart 2019, 50 sayfa 2016-2017 yıllarının Nisan-Ekim döneminde gerçekleştirilen bu çalışmada, Keban ve Ağın (Elazığ) ilçelerinden örümcek örnekleri toplanmıştır. Toplanan örneklerle bölgede 12 familya ve 7 cinse ait 16 tür tespit edilmiştir. Türler faunastik, ekolojik ve sistematik açıdan incelenmiştir. Araştırma alanının konumu ve örümcek faunası ile ilgili önceki bilgiler belirtilmiş ve toplama metodları açıklanmıştır. Çalışma alanından kayıt edilen her taksonun tanımı yapılmış, teşhis anahtarı hazırlanmış ve ilgili şekiller gösterilmiştir. Teşhis edilen her bir türün taksonomik referansı, sinonimleri, habitatı, ekolojisi, Türkiye'deki ve Dünyadaki dağılışı ve incelenen materyalin toplama bilgileri verilmiştir. Ayrıca 1 tür (Callilepis concolor Simon, 1914 ) Türkiye için yeni kayıt olarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Örümcek, Keban, Ağın, Elazığ, yeni kayıt, Callilepis concolor.
Düzce yöresi ballarında polen analizi
2019 ve 2020 yılları arasında Düzce ili ve ilçelerinden (Akçakoca, Cumayeri, Çilimli, Gölyaka, Gümüşova, Kaynaşlı, Yığılca) 34 bal örneği toplanmış ve bunların polen analizi yapılmıştır. Yapılan analiz sonucunda Düzce yöresi ballarında 20'si familya, 69'u cins ve 20'si tür düzeyinde toplam 109 taksonun poleni teşhis edilmiştir. Bu polenlerin çoğu Apiaceae, Asteraceae, Boraginaceae, Brassicaceae, Ericaceae, Fabaceae, Fagaceae, Plantaginaceae, Poaceae ve Rosaceae familyalarına aittir. Balda polenlerine en yüksek oranda rastlanan takson yörenin doğal bitkilerinden olan Castanea sativa türüdür. 34 bal örneğinden 12 tanesi monofloral (tek çiçek kaynaklı) bal olarak belirlenmiştir. Monofloral balların 8 tanesi Castanea sativa, 3 tanesi Rhododendron ponticum ve 1 tanesi Ailanthus sp. balı olarak tanımlanmıştır. Geriye kalan 22 adet bal örneği ise polifloral (çok çiçek kaynaklı) bal olarak tanımlanmıştır. Yapılan analizler sonucunda ballardaki takson çeşitliliği en yüksek düzeyde olan familyanın 17 örnekle Asteraceae, ikinci familyanın 11 örnekle Rosaceae ve üçüncü familyanın 9 örnekle Fabaceae olduğu belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: Bal, Düzce, Melissopalinoloji, Polen analizi
Bal arısı (Apis mellifera L.) zehri ve arı ürünleri ile zenginleştirilmiş krem formülasyonlarının geliştirilmesi
Arı zehri işçi arıların zehir bezlerinde üretilip, zehir torbalarında depolanan bir maddedir. Bir işçi arı, ömrü boyunca 0,3 mg civarında zehir üretmektedir. Avrupa komisyonu tarafından; kozmetik sektöründe sıkılaştırıcı ve cilt koruyucu bir bileşen olarak tanımlanan arı zehri farmakolojik açıdan da önemli aktif maddeler içermektedir. Arı zehri apiterapide yaygın kullanılan bir madde olmasına karşın formülasyonunda arı zehri içeren kremlere rastlamak oldukça güçtür. Günümüzde doğal içerikli kozmetiklere karşı artan talebin karşılanması doğrultusunda bu çalışmada etken maddesi arı zehri olan krem formülasyonları gerçekleştirilerek doğal içerikli kremler üretilmiştir. Yapılan birçok çalışma ile arı zehrinin antibakteriyel, antiinflamatuvar, sinir sistemi düzenleyici, ağrı kesici, gençleştirici vb. etkileri olduğu kanıtlanmıştır. Bu çalışma ile arı zehrinin yüz, vücut, ayak, el ve eklem kremi formülasyonları ve prototipleri geliştirilerek stabilite, antioksidan etki, alerjen, dermatolojik ve sitotoksisite testleri uygulanmıştır. Arı zehri, arı sütü ve propolis doğrudan arıcılarla iletişime geçilerek sözleşmeli arıcılık modeli (Ek 1) ile üretilmeye başlanmıştır. İlk olarak arı zehrinin eldesi ve analizler için alt yapının hazırlanması, analiz yöntemlerinin geliştirilmesi ve validasyonu gerçekleştirilmiştir. Arıcılardan temin edilen 6 farklı arı zehrinin HPLC-UV ile içeriklerine bakılarak seçilen arı zehri, arı zehri 4, kremlerin yapımında kullanılmıştır. Daha sonra, üretim için gerekli doğal bileşenler temin edilmiş ve farklı yoğunlukta arı zehri içeren her krem çeşidi için 9, toplamda 45 farklı formülasyon hazırlanmıştır. Gönüllüler üzerinde yapılan testler ve duyusal testler sonucu seçilen formülasyonlar üzerinden beş krem çeşidi için prototip ürünler oluşturulmuştur. Seçilen formüllerin prototip kremlerine oda sıcaklığında ve 40℃'de olmak üzere stabilite çalışması uygulanmıştır. Stabilite testi sonucunda uygun çıkan kremler üzerinde çalışılmak üzere antioksidan, alerjen, dermatolojik ve sitotoksisite testlerine gönderilmiştir. Analizler sonucunda oluşturulan beş prototip kremin sonuçları da uygun olarak bulunmuştur. Bu çalışma ile arı zehri içerikli yüz, vücut, ayak, el ve eklem kremi formülasyonları geliştirilerek prototip kremler üretilmiştir.
Küresel ısınmaya bağlı olarak araban ilçesinde (Gaziantep, Türkiye) gelişen sekonder vejetasyonda halofitik bitkilerin araştırılması ve tarımsal amaçlı uygulamalar
Artan sanayileşme nedeni ile oluşan küresel ısınma sonucu, yeryüzünde bitki örtüsünde değişimler meydana gelmiştir. Vejetasyonun bozulup sekonder vejetasyonun oluşumu esnasında artan ısınma ve kuraklık nedeni ve yine aşırı ve bilinçsiz sulama ile tarım toprakları da dahil pek çok alanda halofit türler görülmüştür.Araban'da (Gaziantep, Türkiye) seçilen üç alanda mevsimlik olarak, toprak numuneleri alınmış olup bu numunelerde, pH, EC, kireç (CaCO3), azot (N), fosfor (P), potasyum (K), sodyum (Na) ve kalsiyum (Ca) analizleri yapılmıştır. Bunun yanısıra bu alanlarda halofit olduğu bilinen taksonların varlığı araştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda mevsimsel bir farklılık olmadığı (p>0,05) fakat lokaliteler arasında kireç (CaCO3), fosfor (P), potasyum (K), kalsiyum (Ca) arasında önemli farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Alhagi pseudoalhagi (M.Bieb.) Timurlenk ve Karapınar'da, Salsola kali spp. ruthenica (Iljin) Timurlenk'te ve Juncus inflexus (L.) ise Timurlenk, Karapınar, Fakılı'da bulunduğu tespit edilmiştir. Çalışılan üç lokalitede de toprakların tuzlu olmamasına rağmen tuzu tolere edebilen üç farklı taksonun bulunması zamanla toprakta tuz miktarının yükselebileceğini göstermektedir. Bu çalışma ile ortaya konulan bilgiler bölgede tarım açısından toprakların tuzlanması ve tarıma etkilerini değerlendirmesine katkı sağlamaktadır.
Farklı bölgelerden toplanan Schizophyllum commune'nin bazı biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Schizophyllum commune Fr. mantarının etanol özütlerinin toplam antioksidan seviyeleri, toplam oksidan seviyeleri, oksidatif stres indeksleri, 9 farklı fungus ve bakteri üzerine antimikrobiyal aktiviteleri ve ağır metal seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. TAS, TOS ve OSI değerlerinin belirlenmesi için Rel Assay Diagnostics kitleri (TAS, TOS) kullanılmıştır. Antimikrobiyal aktivite testleri Staphylococcus aureus ATCC 29213, S. aureus MRSA ATCC 43300, Enterococcus faecalis ATCC 29212, Escherichia coli ATCC 25922, Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Klebsiella pneumoniae ATCC 700603, Acinetobacter baumannii ATCC 19606, Candida albicans ATCC 10231, C. krusei ATCC 34135 ATCC 13803 ve C. glabrata ATCC 90030 standart suşlarına karşı modifiye agar dilüsyon methodu ile belirlenmiştir. Mantar örneklerinin Cr, Cu, Mn, Fe, Ni, Cd, Pb ve Zn içerikleri atomik absorbsiyon spektrofotometresi (atomic absorption spectroscopy) (AAS) kullanılarak belirlenmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda 50-800 µg/mL özüt konsantrasyonlarında mikroorganizmalar üzerine etkili olduğu belirlenmiştir. En yüksek TAS değeri 3.149±0.121 ile Antalya ilinden toplanan örneklerde belirlenmiştir. En yüksek TOS ve OSİ değeri ise sırasıyla 17.722±0.121 ve 0.886±0.033 olarak Kilis ilinden toplanan örneklerde belirlenmiştir. Ayrıca mantarın toplandığı bölge değiştikçe ağır metallari farklı seviyelerde biriktirdiği belirlenmiştir.
Gaziantep bölgesinde farklı kışlık kanola (Brassica napus Ssp. oleifera L.) çeşitlerinin toprağın agregat stabilitesi ve makro mikro besin elementlerine etkisinin araştırılması
Bu araştırma, Gaziantep bölgesinde farklı kışlık kanola (Brassica napus ssp. oleifera L.) çeşitlerinin toprağın agregat stabilitesine ve makro mikro besin elementlerine etkisi ile kanola bitkisinin verim özelliklerinin araştırılması amacıyla 2014-2015 yetiştirme döneminde Gaziantep Üniversitesi botanik bahçesinde yürütülmüştür. Araştırma sonucunda, kanola bitkisi türlerinin toprak agregat sistemini olumlu şekilde etkilediği, toprakla ile ilgili parametrelerden, pH (7,89- 7,95), EC (%0,04- %0,05), OM oranı (%1,38- %2,07), kireç oranı (%18,48- %21,5), P (16,6- 30,8 ppm), K (615- 1016 ppm), Cu (1,88- 2,1 ppm), Mn (13,18- 15,98 ppm), Ca (5547- 6466 ppm) ve Mg (319- 482 ppm) olduğu, ayrıca OM- P, OM- K, K- EC, K- P, Mn- Fe ve Mg- K arasında pozitif, Cu- OM, Cu- P, Cu- K ve Mg- Cu, arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Kanola bitkisinin verim parametrelerinden, bitki boyu (105- 173 cm), dal sayısı (1- 25 adet), kapsül sayısı (31- 923), kapsülde tohum sayısı (144- 311 adet) ve tohum ağırlığı (1000 adet) (1,43- 6,15 g) olduğu, ayrıca kapsül sayısı ile dal sayısı ve bitki boyu ile tohum ağırlığı arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Brassica napus ssp. Oleifera L., Kışlık Kanola, Toprak Agregatı, Makro ve Mikro Besin Elementleri
İnsan retinal glia hücrelerinde glutamat eksitotoksisitesine karşı sarı kantaron (Hypericum perforatum) özütleri, hiperisin ve hiperforinin etkisi
Retina, göz yuvarlağının en iç tabakasını oluşturan ve ışık enerjisinin sinir iletisine dönüştüğü bir dokudur. Müller hücreleri, retinanın nöronları destekleyen ana glia hücreleridir. Retina boyunca uzanan Müller hücreleri hem kan damarları hem de nöronlar ile yakın temas halindedir. Müller hücreleri bu konumundan dolayı retina homeostazına, retina yapısına ve fonksiyonuna katkıda bulunan farklı işlevleri gerçekleştirebilmektedir. Müller hücrelerinin önemli işlevlerinden bir diğeri de glutamat gibi nörotransmitterlerin alınması ve geri dönüştürülmesidir. Glutamat, merkezi sinir sisteminin ana uyarıcı nörotransmitterlerinden biridir. Anormal glutamat salınımı, glutamat reseptörlerinin aşırı uyarılmasına ve eksitotoksisite olarak bilinen hücre ölümüne yol açar. Glutamatın aşırı salınımı ile ortaya çıkan oksidatif strese bağlı olarak Müller hücrelerindeki fonksiyon bozukluğu, diyabetik retinopati, glokom gibi retinal hastalıkların patogenizini destekleyen toksisiteye yol açabilir. Sarı kantaron olarak bilinen Hypericum perforatum, Hypericaceae familyası içerisinde yer alan çok yıllık otsu bir bitkidir. Farmakolojik ve klinik çalışmalar, sarı kantaron özütlerinin antidepresan, antiinflamatuar, antimikrobiyal, antikanser, antioksidan ve nöroprotektif aktiviteleri olduğunu göstermiştir. Bu çalışmada, sarı kantaron özütleri (su, etil asetat, metanol), sarı kantaron yağı, hiperisin ve hiperforin bileşenlerinin MIO-M1 retinal glia hücreleri ve SH-SY5Y nöron hücreleri üzerinde sitotoksik aktivitesi test edilmiştir. Sarı kantaron özütleri, sarı kantaron yağı, hiperisin ve hiperforinin toksik etki göstermeyen konsantrasyonları belirlenerek glutamat eksitotoksisitesine karşı koruyucu etkinlik araştırılmıştır. Hücre canlılığı analizi sonuçlarına göre hem glia hem de nöron hücrelerinde koruma aktivitesi sarı kantaron yağı muamelesi ile tespit edilmiştir.
CPAP maskelerindeki biyofilm oluşumlarının izlenmesi ve biyofilmin engellenmesinde sıklıkla tercih edilen ortafitalaldehit ve hidrojen peroksitin CPAP maskelerinde etkinliğinin incelenmesi
Biyofilm, uzun yıllardır yiyecek ve endüstriyel alanda problemlere neden olduğu gibi, sağlık alanında da tıbbi cihazlar, biyomedikal materyaller ve implantlar gibi pek çok yüzeyde oluşabilir; konakçı epitel hücreler ve mukozal yüzeylerde de gelişerek farklı hastalıklara ve hastane enfeksiyonlarına sebep olabilmektedir. Özellikle COVID-19 pandemisi nedeniyle sağlık hizmeti verilen kurumlarda tekrar kullanılabilen tıbbi materyallerin dezenfeksiyon ve sterilizasyon sirkülasyonunda artış yaşanmıştır. Pozitif basınçlı solunum desteği sağlamak için kullanılan ve tekrar kullanılabilir özellikteki CPAP maskeleri üzerinde Kastamonu Üniversitesi, Biyoloji Bölümü, Mikrobiyoloji Laboratuvarı mikrobiyal kültür koleksiyonunda bulunan Escherichia coli, Klebsiella pneumoniae ve Serratia liquefaciens suşlarının biyofilm oluşumları ve yüzeye tutunmuş biyofilm üzerine mekanik temizliğin, OPA ve hidrojen peroksit kimyasallarının etkinliği incelenerek SEM görüntüleri ve istatiksel analiz verileri doğrultusunda bazı kombinasyonlar için olumlu sonuçlar alınmıştır. Sonuç olarak; CPAP maskelerine dezenfeksiyon ve sterilizasyon işlemi uygulamadan önce etkin mekanik temizlik uygulanması biyofilm tabaka oluşunlarını önemli ölçüde bertaraf ederek dezenfeksiyon amacı ile kullanılan OPA kimyasalının ve sterilizasyon yöntemlerinden hidrojen peroksit gaz plazmanın etkinliğini ve verimliliğini SEM görüntüleri ve istatiksel analiz verileri doğrultusunda arttırdığı gözlemlenmiştir.
Cide (Kastamonu)-Ayancık (Sinop) arası sahil bölgesi trıchoptera (ınsecta) faunasının araştırılması; morfolojik teşhis ve popülasyon değerlendirmesi
Bu doktora tez çalışmasının amacı Cide (Kastamonu)-Ayancık (Sinop) arası sahil bölgesi Trichoptera (Insecta) faunasında morfolojik teşhis ve popülasyon değerlendirmesi yapmaktır. Bu amaç doğrultusunda Cide ve Ayancık arasında belirlenen 20 istasyonda Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında 876 larva ve 2237 ergin olmak üzere toplam 3113 örnek toplanmış ve incelenmiştir. Araştırma kapsamında bentik makroomurgasız larvaları dip kepçesi (500 µm göz açıklıklı) ile kick-net örnekleme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Ergin örnekler ise ışık tuzağı ile toplanmıştır. Toplanan larva örneklerinin tür teşhisi Eutaxa Trichoptera 05-Key to Larvae from Central Europe programını kullanarak yapılmıştır. Ergin örnekler genital preperasyon yöntemi ile genitalleri çıkarılmış ve tür teşhisleri yapılmıştır. Bu tez çalışmasında tür çeşitliliğinin belirlenmesi amacıyla Shannon-Wiener indeksi kullanılmıştır. Seçilen habitatların sınıflandırılmasında Multi Variate Statistical Package (MVSP) 3.22 programı kullanılmıştır. Elde edilen verilerin değerlendirilmesinde sınıflandırma metodu olarak UPGMA seçilmiştir. Ergin örneklerin incelenmesi ile 10 tür ve 1 alt tür Sinop Trichoptera faunası, 12 Kastamonu Trichoptera faunası ve 2 tür Türkiye Trichoptera faunası için ilk kez kayıt edilmiştir. 2 türün larvası Sinop, 7 türün larvası ise Kastamonu Trichoptera faunası için ilk kez rapor edilmiştir. Athripsodes bilineatus'un larvası Türkiye Trichoptera faunası için ilk kez kayıt edilmiştir. Ayrıca Bu çalışmayı en iyi temsil eden familya Hydropsychidae olarak bulunmuştur. Son olarak bu doktora tez çalışmasında tüm istasyonlardaki ergin türlerin %12,77 ile benzerlik gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Larva türlerinin ise tüm istasyonlarda %13,39 ile benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. İndeks sonuçlarına göre ergin örneklerin tür çeşitliliği en fazla Temmuz ayında en az ise Ağustos ayında bulunmuştur. Larva örneklerinin tür çeşitliliği ise ergin örneklerle benzer olarak en fazla Temmuz ayında en az ise ergin örneklerden farklı olarak Eylül ayında bulunmuştur.
Antimikrobiyal tekstil ürünlerinin geliştirilmesinde Ag-TiO2 ve ZnPT komplekslerinin kullanımı
Bu çalışmada sentezlenen Ag-TiO2 ve ticari ZnPT komplekslerinin antimikrobiyal tekstil geliştirmede kullanılması amaçlanmıştır. Çalışmada %70 pamuk ve %30 polyester içeren tekstil malzemesi kullanılmıştır. Kompleksler, çektirme yöntemi ile tekstil materyali üzerine uygulanmıştır. Tekstil numunelerinin antimikrobiyal aktivitesi AATCC 147 yöntemi ile belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, Ag-TiO2 ve ZnPT kompleksleri, E. cloaceae, E. faecalis, S. typhimurium, S. epidermidis, P. vulgaris, Y. pseudotuberculosis, S. aureus, P. aeruginosa, K. pneumoniae, B. subtilis, E. coli, L. monocytogenes ve C. albicans dahil olmak üzere tüm test mikroorganizmalarına karşı antimikrobiyal aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Tekstil materyali üzerine optimum uygulama koşulları, 50oC'de 60 dakika aplikasyon ve 70oC'de 60 dakika kurutma olarak belirlenmiştir. Uygulama için optimum konsantrasyon değerleri Ag-TiO2 için 4g/L ve ZnPT için 0.01g/L olarak belirlenmiş ve bu değerlerin shake-flask yöntemi ile bakterisidal konsantrasyon (MBC) olduğu gösterilmiştir. Optimum koşullarda gerçekleştirilen uygulama sonrasında tekstil numunelerinin ciddi antimikrobiyal özellikler kazandığı ve tekstil malzemelerinin çevresinde 30 mm'den daha büyük bir inhibisyon zonu oluşturduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca tekstil malzemelerinin antimikrobiyal aktivitelerinin 10 tekrarlı yıkamaya kadar dayanıklı olduğu, açık hava ve oda sıcaklığında 25 günden fazla kalıcı olduğu belirlenmiştir. Ag-TiO2 ve ZnPT karşılaştırıldığında ZnPT'nin daha aktif ve daha dayanıklı olduğu söylenebilir. Allium cepa L. ile yapılan sitogenetik çalışmalar sonucunda, ≤ 0.1g/L konsantrasyonunun toksik bir etkisi görülmemiştir. Bu çalışma sonucunda Ag-TiO2 ve ZnPT komplekslerinin antimikrobiyal tekstillerin geliştirilmesinde kullanılabileceği ortaya çıkarılmıştır.
Gaziantep'teki antep fıstığı (Pistacia vera) polenlerinin morfolojisi ve potansiyel alerjik proteinlerinin tespiti
Antepfıstığı alerjik kişilerde orta ila şiddetli Ig E aracılı reaksiyonları tetiklemekten sorumludur. Antepfıstığı alerjisi esas olarak kaju fıstığı alerjisi ile içsel ilişkisi nedeniyle, özel bir ilgi kazanmıştır. Diğer fındıklarda olduğu gibi, fıstık ceviz alerjisinin yaygınlığı da küresel ölçekte artmaktadır. Pistacia vera bölgemizde çok yetişen ve tüketilen bir türdür. Bu türün alerji potansiyeli belirlenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Güney Doğu Anadolu Bölgesinde yetiştirilen, Anacardiaceae familyasına ait P.vera'nın polenlerinin morfolojileri ışık mikroskobuyla incelenmiş ve polen ekstresi hazırlanmıştır. Elde edilen ham polen ekstresi bu bölge florasında yetişmiş olan P.vera'ya aittir. Hazırlanan polen ekstrelerinden, total protein konsantrasyonlarının belirlenmesi için BCA tekniği kullanılmıştır. Çalışmamızda elde ettiğimiz P.vera polen ekstrelerinin protein konsantrasyonu oldukça yüksektir. Elde edilen bulgular hem sistematik çalışmalara katkı sağlama hem de polenlerden kaynaklanan alerjik hastalıkların tanısına yardımcı olacak niteliktedir.
Gaziantep'teki kızılçam (Pinus brutia Ten.), doğu çınarı (Platanus orientalis L.) ve sinirli ot (Plantago major L.) polenlerinin morfolojisi ve potansiyel alerjenik proteinlerinin tespiti
Alerji aynı orandaki yabancı maddelere (antijenlere) maruz kalan bireylerden bazılarının vucüdunda etki gösteren aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak ifade edilmektedir. Rüzgar ile atmosferde yayılan polenler önemli aeroalerjenleri oluşturmaktadır. Polenlerin yayılışı ve miktarları bulundukları coğrafi bölge ve iklimden etkilenmektedir. Bu sebeple farklı coğrafik bölgelerde yaşayan duyarlı kişilerin maruz kaldığı polen miktarı ve sayısı etkilenen bireylerde farklı alerjik reaksiyonlar geliştirmektedir. Bu nedenle türlerin bölgelere özgü alerjenik etkilerinin araştırılması önemlidir. Kızılçam (Pinus brutia L.), Sinir Otu (Plantago major L.) ve Doğu çınarı (Platanus orientalis L.) ağaçlarının tozlaşma dönemlerinde polenleri toplanarak polen ekstreleri hazırlanmıştır. Polenlerin morfolojisinin tespiti için Wodehouse yöntemi ile preparatlar hazırlanarak ışık mikroskobunda fotoğraflanmıştır. Hazırlanan polen ekstrelerinden BCA yöntemi ile potansiyel alerjen proteinlerin total konsantrasyonları tespit edilmiştir. Bu çalışmada, Gaziantep ilinde yaygın olarak bulunan bu bitki türleri polenlerinin alerjen protein konsantrasyonlarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
Anadolu'da kültürü yapılan bazı asma (Vitis vinifera L.) çeşitlerinin polen, meyve ve tohum morfolojilerinin karşılaştırılması
Üzüm insanlık tarihinin ilk evcilleştirilen türlerinden biridir. İlk kültüre alımından günümüze kadar artan bir ilgi ile tarımına devam edilmektedir. Dünya üzerindeki coğrafik, sosyoekonomik ve kültürel farklılıkların etkisi nedeniyle, üzümlerin tüketim şekilleri de çeşitlenmiştir. Kozmopolit bir dağılıma sahip olmasının yanı sıra tüketim çeşitliliğindeki artış farklı asma çeşitlerinin üretimine neden olmuştur. Günümüzde mevcut olan sayısız asma çeşitlerinin tanınması için morfolojik yöntemler başta olmak üzere birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu çalışmada Kırşehir ilinin Toklümen köyü bağlarında yetiştirilen Öküzgözü, Narince, Syrah, Boğazkere, Kalecik Karası, Viognier, Malbec, Sauvignon Blanch çeşitlerinin polen, tohum ve meyve morfolojileri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Stereo ve ışık mikroskobu ve cicel karakterlerinin ölçümlerinin yanında elektron mikroskobu kullanılarak incelenen yapılarda yüzey süslenmeleri gibi nitel karakterlerin tespiti de yapılmıştır. Çalışma sonucunda çalışılan çeşitlerin polen, tohum ve meyve yapılarının çeşitlere göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Bu farklılıkların çevresel faktörlerin yanında çeşitlerin genetik özelliklerinden de kaynaklandığı düşünülmektedir.
Gaziantep'teki Morus alba L. (ak dut), Paulownia tomentosa L. (Prensen ağacı) ve Quercus robur L. (saplı meşe) polenlerinin morfolojisi ve alerjik protein konsantrasyonlarının belirlenmesi
İmmün sistemi tetikleyen ve alerjik reaksiyonların oluşmasına neden olan antijen ve türevleri, alerjen olarak isimlendirilir. Birçok uçucu alerjenler genellikle 15-50kDa arasında bulunan ve suda çözünebilen proteinler veya glikoproteinlerdir. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda birçok farklı kaynaktan alerjen proteinleri saflaştırılmış ve tanımlanmıştır. Protein yapısına sahip olan hemen her şey alerjen özelliği gösterebilir ve her alerjen kaynağı çok fazla sayıda alerjik yapı içerebilir. Bu çalışma kapsamında Gaziantep ilinde yaygın olarak peyzaj amaçlı kullanılan Ak Dut (Morus alba L.), Saplı Meşe (Quercus robur L.) ve Prenses Ağacı (Paulownia tomentosa L.) Polenlerinin alerjenik olabilecek protein konsantrasyonları araştırılmıştır. Polen örnekleri disseminasyon dönemlerinde (Nisan-Mayıs ayları) toplanmıştır ve ekstre edilmiştir. Ekstre edilen polen proteinlerinin konsantrasyonları belirlenmiş ve klinik uygulamalarda hazır olarak kullanılan standart alerjen kitlerin protein konsantrasyonları ile kıyaslanmıştır. Sonuçlar değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Polen protein konsantrasyonlarının belirlenmesinde BCA Protein Assay Kit kullanılmıştır. Kit içeriğindeki protokol doğrultusunda yapılan çalışmada polen örneklerinin belirli oranda dilüe edilerek hazırlanan solüsyonları 562 nm dalga boyunda spektrofotometre cihazı (Thermo Multiskan Go) ile ölçülmüş ve konsantrasyonlar (µg/ml) belirlenmiştir. Böylece alerji panellerinin genişletilmesi için yürütülecek çalışmalara bir temel oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Allerji, Polen, Ak Dut, Saplı Meşe, Prenses Ağacı
Yeast isolation and molecular characterization of traditional yoghurt in Şehitkâmil district villages of Gaziantep province
Yoğurt ilk defa 8. yüzyılda Asya'da Türkler tarafından yapılmış ve "yoğurut" olarak adlandırılmıştır. Türk ülkelerinde yoğurdun 1000 yıl önce işlendiğine dair "Kutadgu Bilig" ve "Divanı Lugat-ı Türk" gibi bazı eserlerde bilgiler vardır. Binlerce yıldır görgüye dayanılarak, bir önceki günün yoğurdu kullanılarak, geleneksel yoğurt üretimi yapılmıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmelerin sonucunda, üretimde standardizasyonun sağlanması ile birlikte endüstriyel olarak üretilmeye başlanmıştır. Ev üretimi ile birlikte yoğurt pazarının toplam büyüklüğünün yıllık 3 milyon ton olduğu öne sürülmektedir. Buradan hareketle ülkemizde kişi başına yoğurt tüketiminin yılda ortalama 40 kg dolayında olduğu düşünülmektedir. Şehitkamil ilçesinin 12 köyünden 36 yoğurt örneği toplanmıştır örnekler dilüe edilerek, MRS ve M17 Agar besiyerlerine her örnekten ekim yapılmıştır Ardından mikroorganizmaların gelişimi için 37 0C' ve 42 0C' de 72 saat inkübasyona bırakılmıştır. Taze saf kültürler elde edilmiştir. Saf kültürlerden uygun DNA izolasyon yapılmıştır. Yeni jenerasyon sekans ile 16s rRNA ve 18s rRNA dizilim analizi yöntemi ile karakterizasyonları yapılmıştır. 28 izolattan 12 farklı maya Kluyveromyces marxianus/lactis, Kluyveromyces marxianus, Saccharomyces cerevisiae, 16 farklı bakteri türü Streptococcus salivarius subsp. thermophilus, Staphylococcus epidermidis, Acinetobacter variabilis, Staphylococcus hominis, Lactobacillus delbrueckii subsp. bulgaricus, olduğu tanımlanmıştır. Staphylococcus epidermidis ve Staphylococcus hominis türlerinin normal insan flora elemanı Acinetobacter variabilis'in ise patojen bakteriler olduğu bilinmektedir Starter kültür olarak kullanılan Streptococcus salivarius subsp. thermophilus, ve Lactobacillus delbrueckii subsp. bulgaricus türlerinin yoğurt yapma yeteneklerinin saptanması açısından önemli sonuçlar elde edilmiştir.
Düzce yöresinde yayılış gösteren Lamiaceae familyasından üç türün (Prunella vulgaris, Thymus longicaulis Subsp. Longicaulis ve Teucrium chamaedrys Subsp. Chamaedrys ) antimikrobiyal aktiviteleri üzerine araştırmalar
ÖZET Düzce Yöresinde Yayılış Gösteren Lamiaceae Familyası Üyesi Üç Türün (Prunella vulgaris , Thymus longicaulis subsp. longicaulis ve Teucrium chamaedrys subsp. chamaedrys) Antimikrobiyal Aktiviteleri Üzerine Araştırmalar Kaan ÇETİN Düzce Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Biyoloji Anabilim Dalı Yüksek LisansTezi Danışman: Prof.Dr.Başaran DÜLGER Temmuz, 2022 100 sayfa Bu çalışmada antimikrobiyal aktiviteyi tespit etmek amacıyla, Düzce ilinden toplanan Prunella vulgaris L., Thymus longicaulis subsp. longicaulis C.Presl., Teucrium chamaedrys subsp. chamaedrys L. (Lamiaceae) bitkilerinden elde edilen etanol, etil asetat ve kloroform ekstraktları, Pseudomonas aeruginosa, Escherichia coli, Salmonella typhimurium, Streptococcus pyogenes, Proteus vulgaris, Klebsiella pneumoniae, Staphylococcus aureus, Enterococcus faecalis, Bacillus cereus, Bacillus subtilis bakteri kültürleri ve Candida albicans, Candida tropicalis, Kluyveromyces marxianus, Cryptococcus neoformans ve Debaryomyces hansenii, maya kültürlerine karşı antimikrobiyal aktiviteleri disk difüzyon yöntemiyle araştırılmıştır. Prunella vulgaris L. bitkisinin en yüksek antibakteriyel aktivitesi etanol ekstratında P. aeruginosa (14 mm) bakterisine karşı ölçülmüştür. Bitkinin en yüksek antifungal aktivitesi ise etanol ekstraktında K. marxianus (15mm) maya kültürüne karşı saptanmıştır. Thymus longicaulis subsp. longicaulis C.Presl., bitkisinin en yüksek antibakteriyel aktivitesi etanol ekstratında B. subtilis (15 mm) bakterisine karşı ölçülürken, en yüksek antifungal aktivitesi ise yine etanol ekstraktında C. neoformans (12 mm) maya kültürüne karşı ölçülmüştür. Teucrium chamaedrys subsp. chamaedrys L. bitkisinin en yüksek antibakteriyel aktivitesi etanol ekstratında S. aureus (14 mm) bakterisine karşı bulunmuştur. En yüksek antifungal aktivitesi ise yine etanol ekstraktında K. marxianus (17 mm) maya kültürüne karşı ölçülmüştür. Ek olarak üç bitki türünün etanol ekstraklarının kimyasal karakterizasyonu Gaz Kromatografisi Kütle Spektroskopisi (GC/MS) tekniği ile araştırılıp değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal aktivite, Lamiaceae, Gaz Kromatografisi Kütle Spektroskopisi (GC/MS)
Doksorubisinin karaciğerde meydana getirdiği hasarın ve bu hasara karşı propolisin olası koruyucu etkisinin moleküler düzeyde incelenmesi
Birçok kanserin tedavisinde yaygın olarak kullanılan kemoterapötik bir ajan olan doksorubisin (DOX), hedef dışı organlarda ciddi toksik etkilere sebep olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, DOX'un sıçan karaciğer ve kan dokularında meydana getirdiği zararlı etkileri ve bu hasar üzerinde güçlü antioksidan maddeler içeren bir arı ürünü olan propolis (PRPLS)'in olası koruyucu etkisini Azaltılmış Toplam Yansıma-Fourier Dönüşüm Kızılötesi (ATR-FTIR) spektroskopisi ve biyokimyasal testler ile moleküler düzeyde ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda, erkek Sprague dawley sıçanlar 4 farklı gruba ayrılmıştır; kontrol (n=7), DOX (2,5 mg/kg'lık 6 enjeksiyon, kümülatif doz: 15 mg/kg; n=7), PRPLS (200 mg/kg, günlük; n=6) ve DOX + PRPLS (15 mg/kg, kümülatif; 200 mg/kg, günlük, sırasıyla; n=7). Sıçanlara 20 gün boyunca her gün 200 mg/kg PRPLS oral gavaj yöntemi ile 2,5 mg/kg DOX 10., 12., 14., 16., 18. ve 20. günlerde intraperitonel olarak verilmiştir. Deneyin 21. günü hayvanlardan karaciğer ve kan örnekleri alınmış, karaciğer dokuları ATR-FTIR spektroskopisi ile incelenmiş, kan plazma örneklerinde total antioksidan seviyesi (TAS) ve total oksidan seviyesi (TOS) ölçülmüş ve oksidatif stres indeksi (OSI) hesaplanmıştır. Sonuçlar DOX'un karaciğerde glikojen ve nükleik asit miktarında azalmaya, lipid ve protein miktarında artışa ve bu moleküllerin metabolizmasında, yapısında ve konformasyonunda bazı önemli değişikliklere sebep olduğunu göstermiştir. DOX ayrıca lipid peroksidasyonuna, membran akışkanlığında bir artışa, membran düzeninde bir azalmaya ve protein denatürasyonuna neden olmuştur. TAS ve TOS deney sonuçları, DOX'un kan dokusunda oksidatif stres yarattığını göstermiştir. PRPLS tek başına verildiğinde karaciğerde herhangi bir toksik etkiye sebep olmamış ancak kanın TAS miktarını artırarak organizmaya fayda sağlamıştır. DOX'tan önce verilen PRPLS DOX'un kanda yarattığı oksidatif stresi önlemiş ancak karaciğer dokusundaki biyomoleküllerde yarattığı zararlı etkilere karşı yeterli koruyucu etki gösterememiştir. Bu çalışma, DOX'un karaciğer ve kan dokularında önemli derecede hasar oluşturduğunu ve PRPLS'nin burada uygulanan doz ve zamanda kandaki oksidatif stresi önlediğini fakat karaciğer dokusunda bu hasarı önlemede yetersiz olduğunu göstermiştir.
Mitokondriyal Sitokrom oksidaz I (COI) gen dizilerine dayalı Euaresta bullans (Wiedemann, 1830) (Diptera: Tephritidae) populasyonlarının genetik analizi
Bu çalışmada, meyve sinekleri (Diptera: Tephritidae) içerisinde yer alan Euaresta bullans (Wiedemann, 1830) türüne ait Türkiye'nin farklı coğrafik bölgelerinde bulunan 7 ilden (Amasya, Çorum, Kahramanmaraş, Kayseri, Samsun, Sinop, Yozgat) toplananarak örneklerin populasyon genetik analizlerinin ortaya konulmuştur. Bu kapsamda, 101 ergin örnek, mitokondriyal sitokrom oksidaz I (COI) gen bölgesi baz alınarak değerlendirilmiştir. Sekans ürünlerinden başarılı sonuçlanan 79 örnek analiz edilmiş ve 17 haplotip belirlenmiştir. Meyve sinekleri popülasyonlarına ait nükleotit oranları hesaplanarak (C: %16,7; T: %38,93; A: %29,05 ve G: %15,8) baz bileşimlerinin Adenin ve Timin yönelimli olduğu gözlenmiştir. Çalışmanın neticesi olarak populasyonlar arası genetik uzaklık %0,09 - %0,046 olarak saptanmıştır. Elde edilmiş olan bu durum Euaresta bullans türünün bireyleri arasında genetik varyasyonun çok düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Araştırmada yapılan nötralite test sonuçlarına (Tajima's D ve Fu's Fs) göre p<0,05 bulunmuş ve populasyonların güçlü yayılım gösterdiği belirlenmiştir. Farklı habitat özelliklerinde ve de farklı coğrafik bölgelerde yayılış göstermiş olmalarına rağmen belli oranda popülasyonlar arası üreme imkanı bulmuşlardır. Özellikle konukçu bağımlılığının yüksek olması ve konukçuların bulunduğu yerlerde farklı ortamlarda bulunabilmesi, bu türün çevre toleransı bakımından geniş bir toleransa sahip olması ile ilgilidir. Sonuç olarak, Euaresta bullans populasyonları arasında gen akışının devam ettiği, herhangi bir coğrafik ve ekolojik bir bariyer engeline takılmadığı, üssel olarak arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Euaresta bullans, Meyve Sinekleri, Tephritidae, COI, Türkiye.
Akçakoca Çayağzı Deresi Cobitis splendens Erk'akan, Atalay-Ekmekçi & Nalbant, 1998 populasyonunun yaşam döngüsü özellikleri
Türkiye, çeşitlilik ve endemizm bakımından oldukça zengin bir tatlısu balık faunasına sahiptir. Ancak bu zenginlik, kirlilik, habitat kaybı, istilacı türler ve aşırı avlanma gibi bazı etkenlerin tehdidi altındadır. Cobitis, Batı Palearktikte dağılım gösteren küçük bentik bir tatlısu balık cinsidir. Cobitis splendens ise Türkiye'nin Batı Karadeniz bölgesinde Melen havzası ve Akçakoca çayına endemik bir türdür. Doğal yayılış alanında habitat kaybı ve kirlilik tehdidi altında olmasına rağmen türün popülasyon yapısı ve yaşam öyküsü ile ilgili herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla, bu çalışma kapsamında, C. splendens türünün popülasyon parametreleri ve yaşam öyküsü özellikleri, doğal habitatından toplanan bireyler üzerinden incelenmiştir. Bu çalışmada Akçakoca Çayağzı deresinden Mart 2019-Aralık 2019 tarihleri arasında elektroşoker cihazı yardımıyla 227 adet C. splendens örneği avlanmıştır. Örneklerin boy, ağırlık ve yaş dağılımları, yaş-boy, yaş-ağırlık ve boy-ağırlık ilişkileri, kondisyon faktörü, eşey dağılımları ve oranları incelenmiştir. Bunun yanı sıra, üreme özelliklerinin belirlenmesi için incelenen popülasyonun gonadosomatik indeks, yumurta çapı ve fekondite değerleri hesaplanmıştır. İncelenen örneklerin total boyları 37,35-99,79 mm ve ağırlıkları 0,249 g ile 6,386 g arasında değişmektedir. Türün incelenen popülasyonunda en fazla IV yaşa sahip bireyler tespit edilmişken, 0 yaşındaki bireyler örneklenememiştir. Çalışmada elde edilen tüm örnekleme ait eşey oranı 1:1,05 olarak hesaplanmıştır. GSI ve yumurta çapından elde edilen verilere göre popülasyonun üreme dönemi Nisan- Haziran ayları arasında olduğu tespit edilmiştir.
Türkiye'de yayılış gösteren Astragalus L. cinsine ait bazıtürlerin polen morfolojilerinin incelenmesi
Bu çalışmada Türkiye'de yayılış gösteren Astragalus L. (Fabeacea) cinsinin 14 türüne ait örneklerin polenlerinin morfolojik özellikleri ışık (LM) ve taramalı elektron (SEM) mikroskobu altında incelenip, tanımlanmış ve karşılaştırılmıştır. Çalışılan taksonlara ait polenler radiyal simetrili ve izopolardır. Polen şekli prolat, subprolat, prolat- sferoidal, oblat-sferoidal veya suboblat olarak tespit edilmiştir. Kolpuslar ince uzun uçları sivridir. Porların şekli ise oblat, suboblat veya sferoidaldir. Ornamentasyon polar bölge, ekvatoral bölge ve kolpus çevresinde farklılıklar gösterebilmektedir. Çalışılan türlerde polar bölge ve ekvatoral bölgedeki farklılıklara göre 4 tip ornamentasyon saptanmıştır; 1. tip: Polar ve ekvatoral bölgede perforat, 2. tip: Polar bölgede perforat, ekvatoral bölgede mikroretikülat, 3. Tip: Polar ve ekvatoral bölgede mikroretikülat, 4. Tip: Polar bölgede psilat-perforat ekvatoral bölgede mikroretikülattır. Çalışılan taksonların ayırımında; polen büyüklüğü, şekli ve ekzin ornamentasyonlarının önemli karakterler olduğu saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Kastamonu, Polen, Astragalus, ışık mikroskopu, elektron mikroskopu
Arap kahvesi (Coffea arabica) meyvesinin biyolojik aktivitesinin belirlenmesi
İlk defa Etiyopya'da keşfedilen kahvenin büyüleyici aroması ve tadı bütün kıtalara yayılmıştır. Bugün hala insanların vazgeçilmez rutini olan kahve tüm Dünya'da en çok tüketilen alkolsüz içecektir. Değişen alışkanlıklar, yaşam standartları ve modern hayatın yoğunluğuyla insanlar sosyalleşmek ve farklı aromaları denemek için kahve zincirlerinin dükkânlarına günün her saatinde uğramaktadırlar. Kahveye olan ilgi, zincirlere olan talep ve keşfinden itibaren hep tüketilen kahve bu tezin konusunun ortaya çıkmasında önemli sebeplerdendir. Kahvenin hepatoprotektif etkisini ise siroz gelişiminde hepatit B ve C enfeksiyonunun teşvik edici etkilerini antagonize ettiği ve alkolden alkolik olmayan siroza karşı koruyucu bir etkisi olduğunu Benoit ve ark. 2001 yılında rapor etmişlerdir.Kahve çekirdekleri sıcak su özütlerinin bileşenlerinden biri olan kafeinin, antiherpetik bir etkinliğe sahip olduğu bildirilmiştir.Bizim çalışmamız da, Arap Kahvesi (Coffea arabica)'nın Su, Metonol, Diklorometan ve Hekzan özütlerinin oksidatif nedenli hasarlaradan DNA'yı koruduğu tespit edilmiştir. mikrodilisyon sonuçları Arap Kahvesi (Coffea arabica)'nın tıbbi açıdan kullanılabilir olduğunu endistüriyel ve farmakolojik anlamda yapılacak olan daha detaylı çalışmalar ile fayda sağlıyacağı anlaşılmıştır. TAS ve TOS seviyelerine bakıldığında ise, Arap Kahvesi (Coffea arabica)'nın Su, Metonol, Diklorometan ve Hekzan özütlerinin çok iyi antioksidan etki gösterdiği ve oksidan seviyesinin normal düzeyde olduğu saptanmıştır.
Çivit otu (Isatis tinctoria L.) bitkisinden elde edilen doğal boyanın sitotoksik aktivitesinin araştırılması
Türkiye'de boya maddesi içeren ve boyama özelliğine sahip çok sayıda boya bitkisi bulunmaktadır. Mavi renk, çivit otu (Isatis tinctoria L.) ve indigo bitkisi (Indigofera indica Lam.) olmak üzere başlıca iki temel kaynaktan elde edilmektedir. Mardin yöresinde yaygın olarak üretilen yöre halkı için ciddi bir gelir kaynağı olan mavi bademler yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.Üreticilerin hayalet ,şekersiz diye adlandırdıkları bu badem şekerlerini renklendirmek için lahor ağacının köklerinden elde edilerek yapıldığı ifade edilmektedir.Yapılan araştırmamızda üreticini iddiasının aksina bunun çivit boyası olduğunu,sentetik olarak üretildiğini ve yurtdışından ithal edildiği saptanmıştır.Ve bu boyanın genel olarak tekstil boyası olarak kullanımının yaygın olduğu gıda boyası olarak sadece mavi badem şekeri üretiminde kullanıldığı görülmüştür. Bu nedenle gıda boyası olarak kullanılan sentetik çivit otu yerine doğal olan I. tinctoria L.' nın badem şekerini renklendirmede kullanılabileceğini göstermek için sitotoksik bir etkiye sahip olup olmadığı araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla I. tinctoria L. hücre kültür yöntemiyle sitotoksisitesi araştırılmıştır. MTT canlılık testi uygulanmıştır. I. tinctoria L. yaprak özütünün H1299 hücreleri canlılık oranı üzerinde sitotoksik etki göstermeyip hücre sayısını arttırmıştır. I.tinctoria L. yaprak özütünün H1299 hattı üzerine ve HUVEC hücreleri üzerinde sitotoksik olmadığı bulunmuştur
Sağlıklı bireylerde MUTYH genindeki Alu elementinin sıklığının belirlenmesi
Oksitadif strese bağlı olarak Guanin bazı modifikasyona uğrayıp 8-hidroksi-2'-deoksiguanozin (8OHdG)' e dönüşmektedir. MUTYH geni, bu hasarın düzeltilmesinde ve genomun 8OHdG' nin mutajenik etkilerinden korunmasında etkili olan bir DNA glikozilaz enzimini kodlamaktadır. AluYb8 elementinin MUTYH geninin 15. intronuna insersiyonunun genin yapısını ve işlevini bozarak BER DNA tamir mekanizmasını sekteye uğrattığı ve neticesinde genomik DNA' da 8OHdG birikimine yol açtığı düşünülmektedir. Çalışmaya dahil edilen bireyler yaşlarına göre gruplarına ayrılmıştır. Toplam 309 bireyden 140'ı (% 45.3) insersiyon homozigot negatif (-/-), 80'i (% 25.9) heterozigot (+/-) ve 89'u (% 28.8) insersiyon homozigot pozitif (+/+) olarak genotiplendirilmiştir. Genotip dağılımı ve cinsiyet arasındaki ilişki incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamazken yaş grupları ve genotip dağılımları ilişkisi incelendiğinde önemli ölçüde farklılık olduğu tespit edilmiştir. Kadınlar ve erkeklerdeki genotip dağılımları yaş gruplarına göre ayrı ayrı incelendiğinde her iki grupta da istatistiksel olarak önemli farklılıklar tespit edilmiştir. En yüksek insersiyon (+/+) genotip frekansı hem kadınlarda (% 46.7) hem de erkeklerde (% 36.4) 50-59 yaş grubunda tespit edilmiştir.
1,3,4-tiyadiazol halkası içeren bazı azo boyarmaddelerin sentezi ve absorpsiyon ve emisyon özelliklerinin incelenmesi
Bu tez kapsamında yapılan çalışmada öncelikle sinamik asit türevlerinden on bir farklı 1,3,4-tiyadiazol bileşikleri sentezlendi. Elde edilen 1,3,4-tiyadiazol bileşikleri ile 3-metil-5-pirazolon bileşiğinin reaksiyonundan on bir yeni azo boyarmadde sentezi gerçekleştirildi. Nihai ürünlerin FT-IR, 1H-NMR, UV-Vis. ve floresans spektroskopik yöntemleri ile molekül yapıları aydınlatıldı.
Antepfıstığı (Pistacia vera l.) yumuşak dış kabuğunun kimyasal bileşimi ve antioksidan potansiyelinin belirlenmesi
Antepfıstığı (Pistacia vera L.) işlenmesi sırasında açığa çıkan yumuşak dış kabuk herhangi bir uygulama olmaksızın ve değerlendirilmeden, atık olarak giderlere verilmekte ve ciddi çevresel problemlere sebep olmaktadır. Açığa çıkan atıkların değerlendirilebilir potansiyele sahip olup olmadığını belirlemek amacıyla; Antepfıstığı yumuşak dış kabuklarında (Kırmızı, boz, Siirt çeşitleri) protein, yağ, kül, selüloz, kalori, bitki besin elementleri, TAS (Total antioksidan) ve TOS (Toplam oksidan) değerleri ölçülerek antioksidan aktivitesi tayini yapılmıştır. Su özütlerinde, TAS değerleri sırasıyla Siirt, boz ve Kırmızı fıstıkta 4,3408239, 4,38576779 ve 4,2883895 mmol/L saptanırken, TOS değerleri, Siirt fıstığında 7,01388, boz fıstıkta 7,549826, kırmızı fıstıkta ise 7,376301 µmol/L olarak bulunmuştur. Metanol özütlerinde ise, TAS değerleri sırasıyla Siirt, boz ve Kırmızı fıstıkta 4,35955056, 4,310861423 ve 4,29962546 mmol/L saptanırken, TOS değerleri ise Siirt fıstığında 7,950917, boz fıstıkta 8,53891919, kırmızı fıstıkta ise 8,889439 µmol/L olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda, antepfıstığı yumuşak dış kabuğunun gübre, yem ve yakıt sanayisinde değerlendirilebilir potansiyele sahip olduğu görülmüştür. TAS ve TOS sonucu, antepfıstığı yumuşak dış kabuklarının antioksidan özelliğe sahip olduğu bulunmuştur.
Urmu Dut'un (Morus rubra L.) biyolojik aktivite potansiyelinin belirlenmesi ve Stenotrophomonas maltophilia üzerine etkilerinin araştırılması
Ülkemizde tıbbi amaçlı tüketilen birçok bitki türü bulunmaktadır. Bu bitkilerin çoğunun antimikrobiyal etkilerinin olduğu birçok kez bildirilmiştir. Bununla beraber bazı meyve ve sebzelerin de içerdiği antioksidan maddelerin kanser, kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etkisinin olduğu vurgulanmış ve tüketicilerde antioksidan madde açısından zengin ürünlere yönelme olduğu görülmüştür. Çalışmamızda Urmu Dut (Morus rubra) meyvesinin antioksidan kapasitesi araştırılmış ve DNA koruyucu aktivitesine bakılmıştır. Ayrıca Urmu Dut (M. rubra)' un Stenotrophomonas maltophilia bakterisine karşı antibakteriyel etkisi araştırılarak raporlanmıştır. Sonuç olarak Urmu Dut (M. rubra) meyvesinin özütlerinin antioksidan miktarının iyi olduğu gözlemlenmiş ve DNA koruyucu aktivitesinin ise DNA koruma üzerine etki potansiyelinin olduğu saptanmıştır. S. maltophilia bakterisi üzerine yapılan antibakteriyel çalışmada ise S. maltophilia bakterisi üzerine Urmu Dut özütünün antibakteriyel bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Urmu Dut' un S. maltophilia bakterisi ve DNA hasarı üzerine etkileri ilk kez bu tez çalışmasında araştırılmıştır.
Didymella rabiei'nin infekteli nohut bitkilerinde kantitatif olarak belirlenmesi
Temel besin kaynaklarımız arasında önemli bir yere sahip, yemeklik bir bitki olan nohut (Cicer arietinum L.), protein bakımından oldukça zengin bir besindir. Bu nedenle üretim açısından bakıldığında ekim alanları olarak büyük bir paya sahiptir. Ancak gerek ekonomik gerekse fitopatolojik sorunlar nohut ekimini kısıtlamış ve verim açısından büyük düşüşlerin yaşanmasına neden olmuştur. Didymella rabiei (Kovachevski) von Arx [anamorph: Ascochyta rabiei (Passerini) Labrousse]'nin neden olduğu Ascochyta Yanıklığı nohut üretiminin sürekliliğini ve verimini olumsuz yönde etkileyen en önemli bitki hastalıklarının başında gelmektedir. D. rabiei'nin patojenik potansiyelinin oldukça değişken olduğu bilinmektedir. Bu bakımdan; etmenin kontrol altına alınmasına yönelik uygun stratejilerin tasarlanması ve dayanıklı çeşitlerin yetiştirilmesi için; hastalık mekanizmasının kavranması, uygun ıslah stratejilerinin tasarlanması ve patojenin biyolojik ve genetik karakterizasyonunun bilinmesi gerekmektedir. Kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonları (qRT-PCR) sayesinde farklı fungal türler arasından D. rabiei patojeni direkt tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada, 2013 ve 2014 yıllarında yapılan surveylerden toplanılan infekteli bitkilerden elde edilen patojenik funguslar kullanılmıştır. Bunlardan elde edilen izolatlar, Gaziantep Üniversitesi Biyoloji Bölümü stoklarında mevcuttur. Yapılan patojenisite testlemeleri sonucunda infekteli bitki materyalleri ve D. rabiei'nin hastalık şiddeti verileri elde edilmiştir. Nohut bitkisinin toprak üstü tüm aksamlarında infeksiyona neden olan D. rabiei fungusuna spesifik primer-prob kombinasyonları tasarlanarak; qRT-PCR uygulamalarında kullanılmıştır. qRT-PCR uygulamalarında kullanılması amacı ile stoklarda mevcut olan izolatlardan cDNA sentezi gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak hastalık etmeninin; farklı virülenslik seviyelerine sahip infekteli nohut bitkilerinden in-vitro koşullar altında niceliksel olarak belirlenmesi sağlanmıştır.
Citrus limon (limon) meyvesinin kabuk, iç zar ve yaprak özütlerinin biyolojik aktivite potansiyelinin belirlenmesi ve Stenotrophomonas maltophilia üzerine etkilerinin araştırılması
Dünya'da alternatif tedavilerde, bitkisel ekstreler birçok hastalıkta tedavi amaçlı olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ülkemizin farklı iklim ve ekolojik koşullara sahip olması, floranın çok sayıda bitki türü ve çeşitliliği içermesi ve bundan dolayı da ülkemizde tıbbi amaçlı tüketilen bir çok bitki türü bulunmaktadır. Bu bitkilerin birçoğunun antimikrobiyal etkileri olduğu gerek yurt dışında, gerek ülkemizde yapılan çalışmalarda saptanmıştır ve bunlar üzerinde çalışmalar devam etmektedir. Limon üzerine yapılan çalışmalarda limonun antioksidan kapasitesinin çok olduğu çalışmalar ile gösterilmiştir. Kabuk uçucu yağı üzerinde yapılan çalışmalarda yoğunluktadır. Tüm bu bilgiler ışığında Limon meyvesinin kabuk, iç zar ve yaprak kısımlarının biyolojik aktivitesi yanında DNA koruyucu aktivitesinin belirlenmesi de büyük önem taşımaktadır. Bu amaçlar çalışmamızda Limon kabuk, iç zar ve yaprak kısımları çeşitli solventler (Su, Metanol, Hekzan, Diklorometan) yardımıyla özütleme işlemine tabii tutulmuş ve sonrasında elde edilen ekstraktlar biyolojik aktivite analizleri için hazır hale getirilmiştir. Daha sonra aynı ekstraktlar hazırlanarak diğer bir çalışma olan DNA koruyucu aktivite belirleme analizleri için uygun hale getirilmiştir. Çalışma sonucunda Limon yaprağından su çözücüsü ile ilde ekstraktın S. maltophilia bakterisi üzerine antibakteriyel etkisinin olduğu saptanmıştır. Antioksidan kapasitesi belirleme çalışması sonucunda ise en iyi antioksidan etkiyi Limon iç zar metanol özütünde olduğu saptanmıştır. DNA koruyucu aktivite analizi sonucunda tüm özütlerin DNA koruyucu etkisinin olduğu saptanmıştır.
LMP2 ve LMP7 genlerinin obezite ile ı̇lişkisinin ı̇ncelenmesi
Obezite vücutta aşırı yağ birikimi sonucu oluşan ve kardiyovasküler hastalıklar, tip 2 diyabet ve kanser gibi hastalıkların riskini arttıran bir durumdur. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan sınıflandırmaya göre; vücut kitle indeksi 30'un üzerinde olan bir birey obez olarak tanımlanmaktadır. Çevresel faktörlerin yanısıra genetiğin de obezite gelişiminde etkili olduğu bilinmektedir. Çok sayıda ilişkili gen tanımlanmış olmasına rağmen, obezitenin genetik temeli henüz net olarak tanımlanmamıştır. Bu çalışmada, LMP2 ve LMP7 gen polimorfizmlerinin obezite gelişimindeki rollerinin araştırılması amaçlanmıştır. Morbid obez olarak tanımlanmış 100 birey ve normal vücut kitle indeksine sahip 100 kontrol bireyde LMP2-60 ve LMP7-145 polimorfizmleri PCR- RFLP tekniği ile analiz edilmiştir. Morbid obez ve kontrol grubunda allel ve genotip frekansları hesaplanmış ve karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak, LMP2-60 ve LMP7-145 polimorfizmleri ile obezite arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır (p>0,05). Bu sonuçlara göre, LMP genlerinin obezite gelişiminde etkili olmadığı ifade edilebilir.
Phoenix dactylifera (hurma) meyvesininözütlerinin biyolojik aktivite potansiyelinin belirlenmesi
Dünya nüfusunun giderek artması sağlıkla ilgili problemleri de beraberinde getirmiştir.Günümüz dünyasında bilim ve teknolojideki hızlı gelişim ve ilerlemeler doğal kaynakların çok amaçlı kullanılmalarını zorunlu kılmıştır.Diğer taraftan enfeksiyon hastalıklarına karşı mücadelede bugüne kadar geliştirilen doğal ve sentetik antibiyotiklerin, baterilerin direnç oluşturmaları sonucu antibiyotiklerin etkisiz kalmaları ve çeşitli yan etkilerinin bulunması, uzmanları organik bitkisel antibiyotklerin araştırılmasına yönelmiştir.Hurma enerji, vitamin ve mineraller bakımından zengin, yüksek besleyici değeri olan bir gıda ürünüdür.A, B1, B2 vitaminleri ve niasin içerdiği, iyi bir potasyum, kalsiyum ve magnezyum kaynağı olduğu ve bir miktar bakır, kükürt ve fosfor içerdiği belirtilmektedir.Ayrıca hurma ile ilgili yapılan çalışmalarda hurma meyvesinin yüksek antioksidan kapasiteye sahip olduğu aptanmıştır.Tüm bu bilgiler ışığında böyle potansiyel bir meyvenin antioksidan aktivite, antimikrobiyalaktivite, DNA koruyucu aktivite ve MTT potansiyelinin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir.Bu amaçla hurma meyvesinin Metanol ve su özütlerinin antioksidan, antimikrobiyal, MTT ve DNA koruyucu aktiviteleri çalışılmıştır.Çalışma sonucunda hurma meyvesinin methanol ve su özütleri yüksek seviyede antioksidan ve DNA koryucu aktiviteye sahip olduğu tesbit edilmiştir.Ayrıca MTT sayımları sonucunda HUVEC hücrelerine karışı stotoksik etki göstermediğisaptanmıştır. Antimkrobiyal aktivite çalışması sonucunda hurma meyvesinin özütlerinin Pseudomonas aeruginosa ATCC 27853, Klebsiella pneumoniae ATCC 700603, Staphylococcus aureus ATCC 29213,Stenotrophomonas maltophiliabakterileri üzerinde bakteriyosidal etki göstermediği tespit edilmiştir.
Punica granatum Spp. (Hicaz narı)'den elde edilen nar ekşisinin Stenotrophomonas maltophilia üzerine etkisi ve nar atıklarının biyolojik aktivitesi
Bu çalışmada, Hicaz narından iki farklı formülasyon ile üretilmiş olan nar ekşisi örneklerinin, Stenotrophomonas maltophilia üzerine antimikrobiyal etkisi ve nar atıklarından (kabuk, zar ve çekirdek) elde edilen ekstraktlarının biyolojik aktiviteleri araştırılmıştır. Bu amaçla geleneksel yöntemlerle limon suyu ilaveli ve ilavesiz olacak şekilde 2 grup nar ekşisi üretilmiştir. Ayrıca limon suyunun tek başına antimikrobiyal etkinliği de değerlendirilmiştir. Nar ekşisi ve limon suyu örneklerinden farklı inokulüm miktarlarında ve konsantrasyonlarda numuneler hazırlanmış ve S. maltophilia üzerine etkileri disk difüzyon metoduna göre değerlendirilmiştir. Nar atıklarından farklı koşullarda elde edilen ekstraktların antioksidan aktiviteleri ve DNA koruyucu etkileri de belirlenmiştir. Bu tez çalışmasında üretilen örnekler 3 tekrarlı olacak şekilde analize alınmıştır. Antimikrobiyal aktivitenin tespiti için yapılan analizler sonucunda elde edilen zon çapı ölçümleri 7,33±0,58 mm ile 22,83±0,76 mm arasında değişmektedir. Bu sonuçlar dikkate alındığında uygulanan doz ile doğru orantılı olacak şekilde tüm nar ekşisi ve limon suyu örneklerinin S. maltophilia üzerine antimikrobiyal etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. İlaveten, limon suyu ve nar ekşisinin birlikte kullanımının antimikrobiyal etkiyi dikkate değer şekilde artırdığı görülmüştür. Antioksidan aktivite tayini için yapılan test sonuçlarına göre, en yüksek antioksidan aktiviteye sahip örneklerin zardan elde edilen ekstraktlar olduğu, ancak tüm ekstraktların "çok iyi" seviyede (>2 mmol troloks equiv/L) antioksidan içerdiği görülmüştür. DNA koruyucu aktivitenin belirlenmesi için yapılan test sonucunda kullanılan ekstraktların sınırlı düzeyde de olsa DNA koruyucu etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre nar ekşisinin doğal bir antimikrobiyal ajan olarak, gıda, farmakoloji ve klinik mikrobiyoloji açısından kullanım potansiyelinin yüksek olduğu; ilaveten nar atıklarının da antioksidan ve DNA koruyuculuğu açısından değerli olduğu sonucuna varılmıştır.
Mercimekte fusarium solgunluğu etmeni Fusarium oxysporum f.sp. lentis'in biyolojik kontrolü üzerinde araştırmalar
Mercimek (Lens culinaris Medikus subsp. culinaris) Güney ve Batı Asya, Kuzey ve Doğu Afrika'da yetiştirilmekte olup, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ekonomik öneme sahiptir. Bu kapsamda mercimek üretim ve verimini etkileyen biyotik ve abiyotik faktörlerin belirlenmesi önem taşımaktadır. Mercimek yetiştiriciliğinde küresel bir fungal patojen olan Fusarium oxysporum f.sp. lentis'in neden olduğu Fusarium solgunluğu mücadelesi için bitki gelişimini teşvik edici alternatif yolların bulunması gerekmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, Güneydoğu Anadolu Bölgesi yabani mercimek nodüllerden elde edilmiş 30 rizobiyal bakterinin PGPR olarak kullanılabilirlikleri araştırılmıştır. Bakteri izolatlarının in vitro antagonistik etkisi ve fenotipik özellikleri belirlenmiştir. Bakterilerin in vitro antagonistik etkileri açısından istatistiki farklılıklar gösterdiği saptanmıştır (p≤ 0.05). ayrıca bakteri izolatlarının IAA, HCN, siderofor üretimi ve fosfat çözme aktivitelerinde farklılıklar belirlenmiştir. Çalışma sonuçları F. oxysporum f.sp. lentis'in biyolojik kontrolunda kullanılabilecek veriler içermektedir.
Moringa oleifera bitki özütlerinin biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Moringa oleifera, bazen Hayat Ağacı veya Mucize Ağacı olarak da adlandırılan ve tıbbi kullanımdaki potansiyeli nedeniyle ön plana çıkan bir bitkidir. Moringa hem sert kuraklığa hem de hafif don koşullarına dayanabilir ve bu sebepten dolayı dünya çapında yaygın olarak yetiştirilen bir bitkidir. Besin değeri yüksek olması, ağacın her kısmının değerli olması nedeniyle ticari amaç için uygundur. Moringa oleifera, dünyanın tropikal ve subtropikal bölgelerinde yetişir. Genellikle "baget ağacı" veya "yaban turpu ağacı" olarak bilinir. Moringa oleifera tohumu, doğal bir pıhtılaştırıcı ve su arıtımında yaygın olarak kullanılmaktadır. Yaprakları mineraller, vitaminler ve diğer temel fitokimyasallar bakımından zengindir. Bunların ötesinde insanların bir anti-diyabetik etkisi nedeniyle kullanımları yaygındır. Bu şekilde kulanım toksik etkisi nedeniyle risklidir. Etkin konsantrasyonların saptanması amacıyla planlanan bu çalışmada antioksidan, DNA koruyucu aktivite ve antimikrobiyal etkili konsantrasyonların saptanması amaçlanmıştır. Tüm bu bilgiler ışığında böyle potansiyel bir bitki antioksidan aktivite, antimikrobiyal aktivite ve DNA koruyucu aktivite potansiyelinin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla Moringa oleifera bitki Metanol, hekzan, diklormetan ve su özütlerinin antioksidan, antimikrobiyal ve DNA koruyucu aktiviteleri çalışılmıştır. Çalışma sonucunda moringa bitkisinin methanol ve su özütleri yüksek seviyede antioksidan ve DNA koryucu aktiviteye sahip olduğu tespit edilmiştir. Antimkrobiyal aktivite çalışması sonucunda moringa bitkisin özütlerinin Escherichia coli ATCC 25322 Klebsiella pneumoniae ATCC 700603, Staphylococcus aureus ATCC 29213,MRSA bakterileri üzerinde bakteriyosidal etki göstermediği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Antimikrobiyal, DNA koruyucu, Antioksidan aktivite, Moringa oleifera
Altın nanoparçacıkların polen ekstraktları ile sentezlenmesi, karakterizasyonu ve antimikrobiyal etkilerinin biyokimyasal teknikler ile belirlenmesi
Bitki özütlerinin inorganik nanoparçacık sentezinden önemli bir yer işgal etmeye başlamalarına rağmen nanoparçacık morfolojisi üzerine gerçekleştirilen çalışmalar oldukça kısıtlıdır. Çalışmamızda 11 bitki türüne ait polenler ile sulu ekstraktlar hazırlanarak altın ve gümüş nanoparçacık sentezinde kullanılmıştır. Polen kimyasını oluşturan ve karakteristik özelliğe sahip 37 fitokimyasal (örneğin flavonoid ve fenolik asit) nicel olarak kromatografi/kütle spektroskopisi ile belirlenmiştir. Toplam fenol, toplam flavonoid, indirgen şeker miktarı ve protein miktarı ayrıca belirlenmiştir. Tüm bu parametrelerin altın nanoarçacık morfolojisi üzerine olan etkileri istatistiksel metotlar ile araştırılmıştır. Morfolojinin belirlenmesinde markır moleküllerin takip edilmesinin ekstrakt kimyası içerisindeki tüm kimyanın belirlenmesine göre kolaylık sağlayacağı yönünde veriler elde edilmiştir. Ayrıca, ekstrakt kimyasında bulunan yüksek flavonoid miktarının yüksek fenolik asit miktarına oranlanması da nanoparçacık morfolojisinin takip edilmesinde önemlidir. Polen ekstraktlarının gümüş nanoparçacık sentezini de gerçekleştirebilecek indirgeme potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın, hem altın hem de gümüş nanoparçacık sentezinin hızlı bir şekilde oluşabilmesi için ortama şeker ligantları eklenmiş ve şeker ligantlarının nanoparçacıkların daha kararlı olmasını sağladığı saptanmıştır. Polen ekstraktları tekil olarak bir antibakteriyel etkiye sahip değilken, gümüş ve altın nanoparçacık sentezinde kullanıldığı durumda polen tipine bağlı olarak yüksek antibakteriyel aktivite tespit edilmiştir. Çalışmada kullanılan gram (-) ve gram (+) bakteriler için ppm seviyelerinde bakterisidal aktivite gözlemlenmiştir. Elde edilen sonuçlar polen ekstrak kimyasının yüksek antibakteriyel aktiviteye sahip ajan geliştirmede önemli bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir
Akut epilepsi üzerine bal arısı (Apis mellifera L.) zehri ve apaminin etkisi
Böcek zehirleri uzun yıllardır çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan bir yöntemdir. Bal arısı (Apis mellifera L.) zehri de içeriğindeki bileşenleri açısından Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp'ında Amyotrofik Lateral Skleroz (ALS), Parkinson, Alzheimer , Çoklu Skleroz (MS) gibi nörodejeneratif hastalıklar dışında kronik ağrı gibi otoimmün ve enflamatuar hastalıklarla romatoid artrit, osteoartrit gibi hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Son yapılan çalışmalarda ise bal arısı zehrinin yine nöronal bir rahatsızlık olan epilepsi üzerine etkileri gösterilmiştir. Bu çalışmamızda da bal arısı zehrinin akut epilepsi üzerine etkisinin araştırılması için 2-3 aylık ve 230±30 gr ağırlığında Sprague dawley cinsi erkek sıçanlar (n=54) kullanılmıştır. Kontrol grubu dahil hayvanlar 9 gruba ayrılmış ve Bal arısı zehri ile bal arısı zehri bileşeni olan Apamin'in epilepsi üzerine etkisi incelenmiştir. Yapılan literatür taramaları sonucuna göre arı zehrinin epilepsi yolaklarını inhibe ettiği ve sodyum, potasyum ve kalsiyum kanalları gibi voltaj kapılı iyon kanallarının düzenlenmesinde görev aldığı için potansiyel antiepileptik özelliklere sahip olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda ayrıca Bal arısı zehrinin ve Apamin'in hücrelerdeki şeker seviyelerine olan etkisi de araştırılmıştır.
Metabolomik yaklaşımlar ve biyoinformatik analizle kullanılarak ampisilin ve seftazidim antibiyotiklerinin Proteus mirabilis üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Antibiyotik direnci, mikroorganizmaların antibiyotiklere karşı direnç geliştirmesi olarak bilinen genellikle doğal bir süreçtir. Bu direnç, antibiyotiklerin mikroorganizmalara karşı etkisiz hale gelmesine veya etkisinin azaltılmasına neden olarak, enfeksiyonların tedavisini zorlaştırabilir ve daha ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Antibiyotik direnciyle mücadele etmek için, mikroorganizmaların metabolik aktivitelerindeki değişikliklerin kapsamlı bir şekilde analiz edilmesi antibiyotik direncinin anlaşılmasında önemlidir. Proteus mirabilis özellikle kadınlarda idrar yolları enfeksiyonları (İYE) gibi üriner sistem enfeksiyonlarının yaygın bir nedeni olan kritik bir patojendir. P. mirabilis enfeksiyonlarının tedavisi için genellikle antibiyotiklere dayalı bir yaklaşım kullanılmaktadır. Ancak dirençli suşlarla karşılaşıldığında, tedavi seçenekleri sınırlı hale gelebilir. P. mirabilis'in antibiyotik direnci, enfeksiyonla mücadeleyi zorlaştırarak klinik tedavi sürecini sınırlayabilmektedir. Bu nedenle bu tez çalışmasında P. mirabilis'in alt-inhibitör konsantrasyonundaki ampisiline bağlı oluşan antibiyotik direnci gelişimi sürecini simüle etmek ve ampisiline karşı direnç kazandırılmış pasajların başka antibiyotiklere çapraz direnç geliştirip geliştirmediğinin metabolik yöntemlerle incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla P. mirabilis suşuna disk difüzyon yöntemi ile alt-inhibitör konsantrasyonda ampisiline karşı adım adım direnç kazandırılarak dirençli pasajlar elde edilmiştir. Her bir adımdan elde edilen ampisilin dirençli pasajlara ve duyarlı kontrol suşlarına ampisilin ve seftazidim antibiyotikleri uygulanarak metabolomik profillerinde meydana gelen farklılıkların karşılaştırılması amaçlanmıştır. Tez çalışmasından elde edilen metabolomik veriler, istatistiksel ve biyoinformatik analizlerle desteklenerek metabolik yolakların haritalanması, metabolik değişikliklerin anlaşılması ve metabolitler arasındaki etkileşimlerin belirlenmesinde katkı sağlamaktadır. Antibiyotik direnci çalışmalarında metabolomik çalışmalar, dirençli mikroorganizmalarda metabolik değişikliklerin belirlenmesinde, mikroorganizmaların antibiyotik maruziyetine karşı verdiği yanıtın anlaşılmasında, antibiyotiklerin metabolik yolları nasıl etkilediğinin anlaşılmasında ve antibiyotik direnci mekanizmalarının kapsamlı anlaşılması için değerli bilgiler sağlamaktadır.
Phellinus hartigii ve Fomes fomentarius mantarlarından elde edilen ekstraktların çoklu ilaç dirençli bazı suşlarda efflux pompası inhibitör potansiyelinin incelenmesi
Antibiyotik direnci günden güne hız kazanmaya devam ederken, buna yönelik yapılan çalışmalar da aynı oranda devam etmektedir. Yeni antimikrobiyal ajanların günümüze kazandırılması da avantaj olabilmekle beraber, ne yazık ki her antibiyotiğin bir gün etkisini kaybedip, yeni direnç mekanizmalarının olacağı bir gerçektir. Etkisi azalan ya da yitirilen antibiyotiklerin geri kazanılması efflux (dışa atım) pompaları mekanizmasının inhibisyonu ile mümkün olabilmektedir. Ancak, toksisiteden dolayı sınırlı klinik kullanımı olması sebebiyle bilimsel çalışmalar dünya genelinde devam etmektedir. Bu tez çalışmasında, efflux pompası aktif olarak çalışan çoklu ilaç dirençli Escherichia coli, Acinetobacter baumannii, Proteus mirabilis ve Klebsiella pneumoniae suşlarına karşı Fomes fomentarius ve Phellinus hartigii makromantarlarının aseton, etil asetat, metanol ekstraktlarının in vitro çalışması ile potansiyel inhibitör olarak etkisi araştırılmıştır. Buradan elde edilen sonuçlara göre, ekstraktların GS/MS analizinde belirlenen majör bileşenlerin (>%10) analizi yapılarak AcrB efflux pompasına karşı protein-ligand uyum ilişkisine bakılmıştır. Protein-ligand bağlanma ilişkisine göre en iyi bağlanmanın Phellinus hartigii aseton ekstraktındaki octacosane bileşeni (%13,03) -4,71 kcal/mol ve nonadecane (%28,22) bileşeni -4,70 kcal/mol bağlanma enerjisiyle 4DX5 proteini ile uyumlu olduğu görülmüştür. MST test sonucuna göre ise; F. fomentarius aseton ve P. hartigii metanol ekstraktlarının AcrB proteinine bağlandığı, ancak bağlanma etkisinin F. fomentarius aseton ekstraktında daha iyi olduğu görülmüştür. Ekstrakt olarak en güçlü etkinin F. fomentarius metanol, aseton ve P. hartigii metanol olduğu sonucuna varılmıştır. Sonuçlar, kullanılan makromantarların potansiyel birer efflux pompası inhibitörü olabileceğini göstermektedir. Ancak, bu bulguların klinik kullanıma uygun potansiyel efflux pompası inhibitörleri elde etmek için gen ekspresyon çalışmaları ve in vivo deneysel çalışmalar ile daha ileriye götürülmesi gerekmektedir.
Amino asitler ile gümüş nanoparçacıkların sentezi, antibakteriyel ajan ve örümcek ağlarının kaplama materyali olarak kullanımları
Gümüş nanoparçacıklar (AgNP'lar) biyomedikal uygulamalardan enerji uygulamalarına kadar pek çok alvea yaygın kullanım alanına sahiptirler. AgNP'ların morfolojik ve kristalografik özellikleri onların kullanım performanslarını etkilemektedir. Önerilen çalışmamızda ilk olarak L-Triptofan, L-Arjinin, L-Glutamik asit, L-prolin, L-Sistein, L-Asparagin, L-Treonin ve L-İzolösin amino asitleri kullanılarak AgNP sentezi çalışılmıştır. Kullanılan amino asitlerin hiç birisi kararlı AgNP sentezine olanak vermemiştir. AgNP'ların kararlılığını artırmak için Laktoz metoksianilin (LMA), Galaktoz 5-aminosalisilik asit (G5AS), Laktoz 4,4'-sülfonildianilin (LPSA) ve Laktoz sülfanilik asit (LSA) şeker ligantları kullanılmıştır. Şeker ligantlarının kullanıldığı durumda ise L-Arjinin, L-Glutamik asit, L-prolin, L-Sistein ve L-Asparagin amino asitleri çalışmaya dahil edilerek AgNP'larının spektroskopik, morfolojik ve mikrobiyolojik karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. LPSA ve LSA ile sentezlenen AgNP'larının morfolojik karakterizasyonları gerçekleştirilememiştir. Buna karşın LMA ve G5AS ile sentezlenen AgNP'larının morfolojik karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Bakteri çalışmaları LPSA ve LSA ile sentezlenen AgNP larının test edilen tüm bakterilere karşı etkin olduklarını buna karşın G5AS ile sentezlenen AgNP'lar ise çok dar bir seçimlilik göstermişlerdir. Konvansiyonel olmayan optik özellikler ve biyomedikal özelliklere sahip olmaları nedeniyle örümcek ağı-AgNP kompozit yapıları sentezlenmiş ve elektron mikroskobu ile karakterize edilmişlerdir. Mevcut sonuçlar ışığında şeker ligant ve amino asit kimyasının AgNP'ların morfolojisi, antibakteriyel performansları ve genel kararlılıkları üzerine dramatik değişiklikler getirdiği belirlenmiştir. Çalışmaların devam ettirilmesi ile gözlemlenen farklılıklara dahil açıklamalar getirilebilecektir
Hernıarıa glabra L. bitkisinden probiyotik özellikli bakteri izolasyonu, karakterizasyonu ve bu bakterilerin ın vıtro yara iyileştirme özelliklerinin belirlenmesi
Probiyotikler, immünomodülatör, antikanserojen, enfeksiyon önleyici, patojen baskılayıcı gibi üstün özellikleri sebebiyle, yeni probiyotik adayların keşfi terapötik açıdan önem taşımaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmada yeni probiyotik adaylarının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Probiyotik adayı bakteri eldesinde H. glabra bitkisi tercih edilmiştir. Öncelikle bitkiden bakteri izolasyonu ve izole edilen bakterilerin 16s rRNA dizilemesi ile moleküler düzeyde tanımlanması, ardından tercih edilen bakterilerin probiyotik karakterizasyonu ve hücre kültürü çalışmaları ile yara iyileştirme etkisi analiz edilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda, iki önemli laktik asit bakterisinin [Enterococcus mundtii (E. mundtii) AF1 ve Pediococcus pentosaceus (P. pentosaceus) AF2] karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. İki bakterinin de gastrointestinal sistem (GIS) koşullarına oldukça dayanıklı oldukları tespit edilmiştir. Güvenilirlik testlerininde iki bakterinin γ-hemolitik aktiviteye sahip oldukları ve genel olarak test edilen antibiyotiklere karşı duyarlı oldukları tespit edilmiştir. Bakteri süpernatantlarının antimikrobiyal metobolit içerme yetenekleri agar kuyu difüzyon yöntemi ile değerlendirilmiş ve E. mundtii bakterisinin B. subtilis, K. pneumoniae ve Y. pseudotuberculosis bakterisine karşı, P. pentosaceus bakterisinin ise E. coli, B. subtilis, P. vulgaris, S. typhimurium, P. aeruginosa, K. pneumoniae, E. cloacae ve Y. pseudotuberculosis bakterisine karşı inhibisyon aktivite gösterdiği tespit edilmiştir. Otoagregasyon değerleri P. pentosaceus için % 73,44 ve E. mundtii için % 72,46 olarak hesaplanmıştır. P. pentosaceus örneğinin E. coli ve L. monocytogenes bakterilerine karşı koagregasyon değerleri % 56,8 ve %57,38 ve E. mundtii örneğinin ise % 70,77 ve % 63,78 olarak hesaplanmıştır. Son olarak hücre kültürü ortamında (L929 hücre hattı) in vitro olarak oluşturulan yara üzerinde izolatların iyileştirme etkisi test edilmiş ve probiyotik adayı bakterilerin yara kapanmasını teşvik edici iyileşme aktivitesi gösterdiği belirlenmiştir. Bu çalışma E. mundtii AF1 ve P. pentosaceus AF2 bakterilerinin güçlü probiyotik adaylar olarak kullanımının değerlendirilebileceğini ortaya çıkarmıştır.
Propolisin ayçiçek yağının termal oksidasyonu üzerindeki koruyucu etkisinin moleküler düzeyde araştırılması
Yüksek doymamış yağ asidi içeriği nedeniyle sağlıklı bir yağ olarak kabul edilen ayçiçek yağı (AY) ucuz fiyatından dolayı yemeklerde ve kızartmalarda en çok tercih edilen bitkisel yağlardan birisidir. Ancak ısıl işlem sırasında bu yağda meydana gelen oksidasyon, sağlığımız için zararlı birçok bileşiğin oluşumuna sebep olduğundan AY'nin oksidatif stabilitesini artıracak doğal antioksidan maddelere ihtiyaç vardır. Bal arıları tarafından kovanı korumak için toplanan çeşitli bitkisel ürünlerin reçineli bir karışımı olan propolis (PRPLS), polifenoller ve flavonoidler gibi birçok antioksidan madde içermektedir. Bu çalışmanın amacı, AY'de ısıl işlem sırasında meydana gelen termal oksidasyona karşı PRPLS'nin koruyucu bir etkiye sahip olup olmadığının moleküler düzeyde ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaçla, kontrol (PRPLS ve BHT içermeyen) ve çeşitli konsantrasyonlarda PRPLS (1000, 1500 ve 2000 ppm) ve BHT (100 ppm) ilave edilmiş yağlar fritözde günlük 8 saatlik periyotlar halinde toplam 24 saat boyunca 180 °C'de ısıtılmış ve her iki saatte bir alınan örnekler Azaltılmış toplam yansıma-Fourier Dönüşüm Kızılötesi (ATR-FTIR) spektroskopisi ile incelenmiştir. Ayrıca kontrol ve 2000 ppm PRPLS ilave edilmiş yağlar total antioksidant seviyesi (TAS)/total oksidant seviyesi (TOS) analizi ve termogravimetrik analiz-diferansiyel termal analiz (TGA-DTA) teknikleri ile de incelenmiştir. ATR-FTIR spektroskopi sonuçları, ısıtma işleminden sonra meydana gelen oksidasyon sonucu kontrol AY'de birincil ve ikincil oksidasyon ürünleri (3482 ve 1745 cm-1 bantları) ve trans-doymamış yağ asitleri (987 ve 965 cm-1 bantları) ile ilgili bantların alanlarının arttığını, cis yağ asitleri ile ilgili bantların (3009 ve 722 cm-1 bantları) alanlarının azaldığını göstermiştir. 2000 ppm PRPLS ilavesi BHT'ye benzer şekilde yağlardaki tüm bu oksidasyon sürecini engellemiştir. Temel bileşen analizi (PCA), TAS/TOS analizi ve DTA-TGA sonuçları 2000 ppm PRPLS'nin AY'nin termal oksidasyonu üzerinde koruyucu bir etkiye sahip olduğu sonucunu doğrulamıştır. Çalışmamızın sonuçları, PRPLS'nin yağlardaki termal oksidasyonu engellemek için etkili bir doğal antioksidan olarak önerilebileceğini ve yemeklik yağ endüstrisinde sentetik antioksidanlar yerine kullanılabileceğini göstermiştir.
İmazamoks herbisitinin Allium cepa L. üzerindeki sitogenetik etkilerinin araştırılması
İmidazolinon herbisitlerinden biri olan imazamoks, asetolaktat sentaz (ALS)/asetohidroksi asit sentaz (AHAS) inhibitörüdür ve yabani ot kontrolünde yaygın olarak kullanılır. Bu çalışmada, imazamoks herbisitinin ticari formülasyonunun morfolojik ve sitogenotoksik potansiyeli genotoksisite testlerinde biyoindikatör yöntemlerden biri olarak kullanılan Allium cepa test yöntemi kullanılarak araştırıldı. Kök uçları, 96 saat boyunca farklı konsantrasyonlarda (0.5, 1, 2.5, 5, 10, 25, 50 ve 100 ppm) imazamoks herbisiti ile muamele edildi. İmazamoksun Allium cepa kök ucu hücrelerinde kök uzunlukları, kök ucu sayısı ve ağırlığı gibi morfolojik parametreleri ile kromozomal anormallikler ve mitotik indeks gibi sitogenotoksik etkileri belirlendi. İmazamoks herbitisinin 5, 10, 25, 50 ve 100 ppm konsantrasyonlarının kök uzunlukları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı inhibisyonlara neden olduğu, konsantrasyon arttıkça kök sayısında azalma olduğu saptandı. İmazamoks herbisitinin tüm konsantrasyonlarının toplam anormal hücre sayısını önemli ölçüde artırdığı, bu mitotik anormallikler arasından en fazla görülen anormalliğin düzensiz metafaz olduğu, bundan başka yapışıklık, c-mitoz, köprü ve ayrık kromozom gibi anormalliklerin de olduğu saptandı. Ayrıca, imazamoks herbisitinin A. cepa kök ucu hücreleri ile 96 saatlik muamele sonucunda tüm konsantrasyonlarda mitotik indeks yüzdesinde bir azalma meydana geldiği, 2.5, 5, 10, 25, 50 ve 100 ppm konsantrasyonlarında meydana gelen bu azalmaların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Sonuç olarak, imazamoks herbisitinin yüksek konsantrasyonlarının (50 ve 100 ppm) A. cepa kök ucu hücreleri üzerine potansiyel genotoksik ve sitotoksik etkili olduğu belirlendi. Hedef dışı organizmalardaki toksisitelerinin mekanizmalarını ortaya koymak için daha ileri teknik ve yöntemlerin kullanıldığı çalışmalar yapılmasına ihtiyaç vardır.
Ordu ilinde meyve sinekleri (DDıptera: tephrıtıdae) faunası ve sistematiği üzerine araştırmalar
Bu çalışma Ordu ilinin Meyve Sinekleri (Diptera: Tephritidae) faunasının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma da, 2016 – 2017 yılları arasında Ordu ilinde yapılan arazi çalışmalarında meyve sineği ergin örnekleri toplanmıştır. Elde edilen örnekler Gaziantep Üniversitesi Biyoloji Bölümü Entomoloji Laboratuvarında teşhis edilerek ilin meyve sinekleri faunası ortaya çıkarılmıştır. Çalışmanın sonucunda meyve sineklerinin 3 altfamilyasından (Myopitinae, Tephritinae ve Terellinae) 12 cinse (Urophora, Acanthiophilus, Campiglossa, Dioxyna, Ensina, Spathulina, Sphenella, Tephritis, Xyphosia, Trupanea, Chaetorellia, Terellia) ait toplam 33 tür (Urophora affinis (Fraunfeld), U. jaceana (Hering), U. mauritanica Macquart, U. solstitialis (Linneaus), U. stylata (Fabricus), Acanthiophilus helianthi (Rossi), Campiglossa producta (Loew), Dioxyna bidentis (Rob.-Des.), Ensina sonchi (Linnaeus), Spathulina sicula Rondani, Sphenella marginata (Fallen), Tephritis cometa (Loew), Tep. dioscurea (Loew), Tep. Divisa Rondani, Tep. fallax (Loew), Tep. formosa (Loew), Tep. hurtvitzi Freidberg, Tep. matricariae (Loew), Tep. nigricauda (Loew), Tep. postica (Loew), Tep. sauterina Merz, Tep. seperata Rondani, Tep. vespertina (Loew), Trupanea amoena (Frauenfeld), Tr. stellata (Fuessly), Xyphosia miliaria (Schrank), Chaetorellia carthami Stackelberg, Ch. loricata (Rondani), Terellia gynaecochroma (Hering), Ter. luteola (Wiedemann), Ter. ruficauda (Fabricius), Ter. serratulae (Linneaus), Ter. tussilaginis (Fabricius)) tespit edilmiştir. Araştırma bölgesinde tespit edilen alt familya, cins ve türler için bölgesel teşhis anahtarları hazırlanmıştır. Türlere ait morfolojik tanı karakterleri açıklanmış, Ergin, baş-göğüs, kanat ve aculeus fotoğrafları verilmiştir. Ayrıca dünyadaki ve Türkiye'deki yayılış alanları bildirilmiştir.
Gaziantep ve Şanlıurfa illerinden toplanan Terfezia Boudieri'nin bazı biyolojik aktiviteleri ile fizyolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, halk arasında ilkbahar aylarında doğal ortamlarından toplanarak yoğun olarak tüketilen Terfezia boudieri Chatin (Keme, Domalan) mantarının Gaziantep ve Şanlıurfa illerinden toplanan örneklerinin etanol özütlerinin antioksidan aktiviteleri, fenolik içerikleri ve element seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda TAS, TOS ve OSI değerleri Rel Assay Diagnostics kitleri (TAS, TOS) kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca antioksidan aktiviteleri DPPH metodu kullanılarak tespit edilmiştir. Fenolik içerikleri LC-MS/MS cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Mantar örneklerinin element içerikleri atomik absorbsiyon spektrofotometresi (AAS) kullanılarak ölçülmüştür. Yapılan çalışmalar sonucunda mantar örneklerinin yüksek antioksidan aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Şanlıurfa ilinden toplanan örneklerin daha yüksek antioksidan aktivitesinin olduğu tespit edilmiştir. Mantarın bünyesinde ise Kateşin, Asetohidroksamik asit, Vanilik Asit, Resveratrol, Fumarik asit, Gallik asit, Kafeik asit ve Butein olmak üzere toplam 8 fenolik bileşik belirlenmiştir. Element içeriklerinin ise genel olarak literatür aralıklarında olduğu görülmüştür. Sonuç olarak T. boudieri mantarının belirlenen bileşikler açısından doğal kaynak olabileceği ve önemli bir antioksidan kaynak olabileceği belirlenmiştir.
Gaziantep ili endemik geofitlerinin ın situ ve ex situ koruma yollarının araştırılması
Gaziantep ilinde doğal olarak yayılış gösteren endemik geofit taksonları üzerine yürütülen bu çalışma sonucunda Asparagaceae (4), Iridaceeae (3), Colchidaceae (2), Orchidaceae (2) Amaryllidaceae (1), Liliaceae (1), Papaveraceae (1) ve Ranunculaceae (1) familyalarına ait olmak üzere 15 tür ve tür altı takson tespit edilmiştir. Bu taksonlardan Allium karamanoglui Koyuncu & Kollmann IUCN değerlendirmesinde EN (Tehlikede) kategorisinde değerlendirilmiştir. Tespiti yapılan taksonların fitocoğrafik dağılımları; İran-Turan (8), D. Akdeniz (5) ve bilinmeyen (2). Tespiti yapılan taksonlar Gaziantep Büyükşehir belediyesi Botanik Bahçesinde Koruma Altına alınmıştır.
İzmir Bozdağlar silsilesinin karayosunu florasının belirlenmesi ve bazı örneklerin biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Gerçekleştirilmiş olan arazi çalışmalarında Ege Bölgesi'nin orta batı bölümündeki Menderes Masifinin içerisinde yer alan Bozdağlar Silsilesinden karayosunu örnekleri toplanmıştır. Toplanan karayosunu örnekleri değerlendirilmiş ve 21 familya, 51 cins ve 100 takson varlığı belirlenmiştir. Belirlenen taksonlar içerisinden 18 tanesi B6 karesi için ilk kez kaydedilmiştir. Toplanan karayosunu örnekleri arasından Homalothecium aureum (Spruce) H.Rob., Homalothecium philippeanum (Spruce) Schimp., Hypnum andoi A.J.E.Sm., Leucodon sciuroides (Hedw.) Schwägr., Tortella squarrosa (Brid.) Limpr. ve Polytrichastrum formosum (Hedw.) G.L.Sm. biyolojik aktivite testleri için seçilmiştir. Biyolojik aktivitelerinin ortaya konması için seçilen örneklere, antimikrobiyal aktivite, antioksidan aktivite, antibiyofilm aktivite, antiquroum sensing aktivite testleri uygulanmıştır. Ayrıca karayosunu örneklerinin total fenolik miktarları analiz edilmiş ve biyokimyasal içerikleri GC/MS analizi yapılarak belirlenmiştir. Gerçekleştirilen testler sonucunda en güçlü antimikrobiyal ve antioksidan etki Polytrichastrum formosum (Hedw.) G.L.Sm. örneğinde en güçlü antioksidan etki Homalothecium aureum (Spruce) H.Rob., Homalothecium philippeanum (Spruce) Schimp. örneklerinde ve en güçlü antiquroum sensing aktivite Homalothecium aureum (Spruce) H.Rob., Homalothecium philippeanum (Spruce) Schimp., ile Polytrichastrum formosum (Hedw.) G.L.Sm. örneğinde gözlemlenmiştir.