
18
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Popüler kültür ekseninde taraftar grupları ve sosyal medya ilişkisi: Üç büyükler örneği
İnsanlık tarihiyle birlikte başlayan kültür zamanla belirli dönüşüm ve etkileşimlerle bugüne ulaşmıştır. Kültür kavramı ile ilgili sınıflandırmalar ve tartışmalar içerisinde en dikkat çekenlerden biri popüler kültür kavramıdır. Bazı toplumsal olgularla sürekli bir etkileşim içerisinde bulunan popüler kültür kavramının yakın ilişki içerisinde olduğu olgulardan biri de spordur. Ülkeye ve coğrafyaya göre değişse de tüm dünyadaki popülerlik seviyesi düşünüldüğünde spor dalları içerisindeki en yaygın spor türü ise şüphesiz futboldur. Futbolun bu yaygınlığının oluşturduğu güç ve rant futbolu sadece bir oyun olmaktan çıkararak sosyal, ekonomik ve hatta siyasal boyutları olan bir kavram haline getirmiştir. Onu bir endüstriye dönüştüren bu popüleritesi; taraftar, izleyici, holigan gibi kavramaları da beraberinde getirmiştir. Futbolun aslında baş aktörü olan taraftar kavramı ise yıllar içerisinde bazı değişimler yaşamıştır. Bu değişimlerin geldiği son nokta ise tüm dünyayı etkisi altına alan sosyal medya ile ilişkisi olmuştur. Sosyal medya artık taraftarın buluştuğu en gözde mekan olarak popüler kültür çerçevesinde taraftar kültürü ve bakış açısıyla ilgili en fazla ipucunu veren yerlerden biri olmuştur. Bu çalışmada Türkiye'nin en büyük 3 kulübünün Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş'ın en ünlü ve etkili taraftar grupları; Genç Fenerbahçeliler, Ultraslan ve Çarşı'nın sosyal medya hesapları içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiş ve taraftar tutumlarını yansıtan önemli bulgular elde edilmiştir. Anahtar kelimeler: Sosyal medya, futbol, popüler kültür, taraftar, spor
İnternet haberlerinde sakatlık temsili
Bu tez çalışmasının konusunu geçtiğimiz on yıllık zaman sürecinde internet haberciliğinde sakatlık temsilinin ne yönde değiştiğinin, geleneksel medya olarak da adlandırılan ana akım medya ile eleştirel medyanın haber dilinin karşılaştırılmasıyla incelenmesi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında belirlenen örneklemlere göre toplanan haber metinleri Teun A. van Dijk'ın eleştirel söylem çözümlemesi yöntemiyle incelenmiştir. Çözümlenen haber metinleri ile medyada oluşturulan sakatlık temsillerinin hangi hâkim toplumsal söylemleri ve ideolojileri yeniden ürettiği ve meşrulaştırdığı, sakatlığa sosyal ve hak odaklı bakış çerçevesinde yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda geçen yıllar içerisinde ana akım medyanın haber dilinde kimi düzelme çabaları olduğu söylenebilse de genel olarak incelenen haberlerde sağlamcı yaklaşımların sergilendiği, sakatlığın kimi zaman merhamet, acıma ve çeşitli olumsuzluklarla anıldığı kimi zaman ise sakat bireylerin başarılarının abartılarak kahramanlaştırıldıkları görülmüştür. Bunun yanı sıra incelenen sakatlık temalı haberlerin büyük çoğunluğunda ise sakat bireylere ve sakat hareketi yerine güçlülerin diline yer verilerek görünürlük sağlanmadığı da ortaya çıkmaktadır. Ana akım medya bu noktada hâkim toplumsal söylemleri ve ideolojileri yeniden üreterek dolaşıma sokmaktadır. Eleştirel medya ise kimi noktalarda mesleki pratikler nedeniyle ana akımla benzerlikler taşısa da genel olarak sakatlığı konu edinen haberlerin dilinin hak odaklı olduğu ve ana akımın hâkim söylemine karşıtlıklar gösterdiği görülmektedir. Bunun yanı sıra eleştirel medyada sakat bireyler hakları olan aktif özneler olarak yansıtılırken, haberlerde anlatılan sorunlar toplumsallaştırılmakta ve erişilebilirlik, kapsayıcılık ve hak temelli söylemler için de öneriler getirilmektedir. Anahtar kelimeler: Medya, internet haberleri, sakatlık/engellilik, temsil, söylem
Yaratıcı endüstrilerin küresel kültür politikalarına yansıması: Netflix üzerine bir inceleme
Kültür endüstrisinin bireyi nesneleştiren doğası, toplumsal yaşamın her alanında etkisini göstermektedir. Küreselleşme ve medya yoluyla meta formuna girerek şeyleşen bireyler Batı hegemonyasının denetimi altına girmektedir. Küreselliğin dahi Batı kaynaklı olduğu bu dünya düzeninde somut veya soyut olarak üretilen her bir nesne reprodüksiyon ürünler haline gelmeye başlamıştır. Yaratıcılığın öldüğünün düşünüldüğü bir zamanda ortaya çıkan yeni kavram yaratıcı endüstri ise kültür endüstrisi kavramının olumsuz imajını değiştirmeye yetmemiştir. Aksine, kültür endüstrisi ile ifade edilen olumsuzluklar yaratıcı endüstri şemsiyesinin altında normalleştirici ve daha ticari bir hal almıştır. Bu çalışma, kuramsal bağlamda kültür endüstrisi ile yaratıcı endüstrilerin benzeştiği ve ayrıştığı noktalar üzerinde durmuş ve yaratıcı endüstrilerin, kültür endüstrilerine getirilen temel eleştirilerle benzeri ilkeleri paylaştığı varsayımında bulunmuştur. Özellikle kültür endüstrilerinin inşa ettiği küresel kültürel yapıların, yaratıcı endüstrilerle de devam ettirildiğini temellendirmeye çalışmıştır. Bu bağlamda, yaratıcı endüstri niteliğinde olan Netflix Türkiye'nin kurgusal dizilerini, yarattığı dünya düzeni, kültür coğrafyası ve bireyi konumlandırış biçimi bağlamında irdelemiştir. Sonuç olarak, yaratıcı endüstrilerin de kültür endüstrisine benzer nitelikte olduğunu, güçlü ülkelerin kültürlerini, bireyi ve toplumu algılama/konumlandırma şekillerini dünya kültürüne dönüştürmeye çalıştığını, böylece de yaratıcı endüstri kavramının ve uygulamalarının geliştiği coğrafyalara soyut ve somut anlamda hizmet ettiğini ortaya koymuştur.
Küresel feminizmin Türkiye'ye yansımalarını medya üzerinden okumak
Bu çalışmada; küreselleşme kavramına olumlu ya da olumsuz yaklaşımların ışığında, sınırların artık neredeyse yalnızca harita üzerinde kaldığı günümüzde feminizm kavramını incelemeden önce kavramsal olarak küreselleşmenin literatürde nasıl yer aldığı incelendi. Çalışma, küreselleşme kavramını inceledikten sonra feminizmin ikinci ve üçüncü parametrelerini irdeleyerek yakın dönem feminist hareketlerin günümüze kadar gelişine zemin oluşturdu. Küresel feminizm kavramını odağına alan tezimizde, kavramımıza imkan olan kesişimsellik ve çapraz siyaset kavramlarının Amerika ve Avrupa'daki kuramsal çerçeveleri irdelendi. Yapılan taramalar sonucunda ise Türkiye'de kadın çalışmaları alanında pek çok araştırma ve yazın olsa da kesişimsellik, çapraz siyaset, ırk-sınıf-cinsiyet gibi olgular kapsamında küresel feminizme yeterince değinilmemesi gerçeğiyle karşılaşıldı. Bell Hooks, Patricia Hill Collins, Kimberle Crenshaw, Sara Ahmed gibi kadın düşünürlerin yazınları, düşünce dünyaları ve küresel feminist teorinin gelişimine katkıları incelendi. Son bölümde ise; Türkiye Medyasında küresel feminizmin yansımaları değerlendirildi. Küresel feminizmin temel kavramlarından kesişimsellik ve çapraz siyaset kavramlarının yansımalarının olduğu haberlerde, kavramların haber içeriklerinde nasıl yer aldığı incelenerek küresel aktivist bir hareket olan #MeToo merkeze alınarak yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Feminizm, Kesişimsellik, Çapraz Siyaset
Mahalleye iletişimsel açıdan bakmak: Mersin ili Demirtaş Mahallesi sakinlerinin Suriyeli göçmenlere yönelik bakış açısı
Halen farklı göçmen grupları barındıran Demirtaş Mahallesi, Suriyeli göçmenler için de kentte sığınabilecekleri bir mekân özelliğini koruyarak, katmanlı ve etnik çeşitliliğe dayalı bir göçmen mahallesi niteliği taşımaktadır. Bu çalışma, 2011 yılı ve sonrasında mahalleye göç eden Suriyeli göçmenler ile diğer göçmen grupları (mahalleli) arasındaki bakış açısına, tutumlara ve gündelik etkileşim pratiklerine odaklanmaktadır. Bireysel etkileşimleri gündelik iletişimsel bağlamda değerlendirmenin yanında dolaylı iletişimsel sürece de odaklanarak, mahallelinin iletişim araçları ile olan etkileşimini de Suriyeli göçmenlere ilişkin kodlama ve kodaçım süreci üzerinden incelemektedir. Bu bağlamda çalışma şu soru ve alt sorulara cevap aramaktadır: Mahallelinin Suriyeli göçmenlere ilişkin bakış açısı ve onu biçimlendiren faktörler nelerdir? Bu bakış açısının oluşmasındaki faktörler içerisinde kitle iletişim araçlarının ve iletişimin rolü nedir? Mahallelinin önceki göç tecrübelerinin ve gündelik deneyimlerinin Suriyelilere yönelik bakış açılarındaki rolü nedir? Göçün şekillendirdiği bir alan olarak mahallenin sosyoekonomik, etnik, iletişimsel görünümü (sosyal gerçekliği) nasıldır? Sorulara yanıt aramak amacıyla iletişim etnografisi yöntemi ile bir tür kültürel haritalama gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın amacına uygun olarak 15 mahalleli ile derinlemesine görüşme yapılmış ve 2019 yılını kapsayan katılımcı gözlem gerçekleştirmiştir. Katılımcıların belirlenmesinde göç geçmişlerinin bulunması, mahalleli kimliği, Suriyeli göçmenler ile kurdukları temas, ilişki düzeyi esas alınmıştır. Gözlem sürecinde mahallede kurulan pazaryerinde çalışılmıştır. Mahalledeki etnik ve sosyal ilişkiler ağı ile birlikte mahallelinin iletişim araçları ile olan ilişkisi Suriyelilerle olan iletişimini ve bakış açısını biçimlendirmektedir. Medyanın Suriyeli göçmenler bağlamında bireyler üzerinde gerekse negatif gerekse pozitif anlamda uzun vadeli tutum ve bakış açısını biçimlendirdiği gözlenmiştir. Mahallenin kendisine özgü sosyo-kültürel ortamı sosyal grupların birbirine temasında, iletişiminde ve hiyerarşik ilişkisinde etkilidir. Mahallelinin iletişiminde biz ve onlar ayrımı, etnik etiketler ve farklı düzeylerde grup damgaları, kültürel mesafelenme, kategorileştirme, kalıpyargılar, sanal sosyal kimlik kurguları, rasyonel olmayan argümanlar, medya tarafından araçsallaştırılmış, çarpıtılmış bir bakış açısı oldukça etkili olduğu elde edilen bulgular arasındadır.
Unutulma hakkı: Mahremiyet, veri gizliliği ve etik tartışmalar
Dijitalleşmeyle birlikte hem çevrimiçi ortamda geçirilen zaman hem de bu ortamda kişisel verilerin paylaşımı ve kontrolsüz dolaşımı hızla artmıştır. Bu durum da mahremiyetin, özel hayatın ve kişisel verilerin ihlali tartışmalarını beraberinde getirmiştir. İhlaller karşısında kişinin ihlale konu içeriğin silinmesini talep etme hakkı olarak adlandırılan unutulma hakkını kullanmak istemektedir. Unutulma hakkı bir yandan kişi hak ihlallerinin giderilmesine olanak sağlarken diğer yandan da kamu yararı, ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğü tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Bu durum unutulma hakkının sadece hukuki açıdan değil etik açıdan da incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Bu çalışmada temel olarak hukuk ve iletişim fakültelerinde çalışan akademisyenlerin internette unutulma hakkının etik şekilde kullanılmasıyla ilgili görüşlerinin ortaya çıkarılması ve görüşleri arasında disipliner farklılıklar bulunup bulunmadığının sorgulanması amaçlanmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen akademisyenlerle yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda elde edilen veriler temalar altında sınıflandırılarak sunulmuştur. Araştırma sonuçlarına göre unutulma hakkına genel olarak kişi hak ve özgürlükleri, mahremiyetin ihlali, özel hayatın gizliliği, veri gizliliği, kişinin gündelik yaşamı üzerindeki olumsuz etkileri çerçevesinde yaklaşılmaktadır. Dezavantajlı gruplar arasında yer alan çocukların unutulma hakkından yararlanması bir gereklilik olarak görülmektedir. Taleplere objektif yaklaşılması, her olayın kendi özelinde ve bağlamında değerlendirilmesi, haklar arasında denge kurulması, basın yayın kuruluşlarının ve diğer paydaşların da dahil edildiği bir kurul oluşturulması önerilmektedir.
Fotoğrafta hakikate yaklaşma çabaları optik gerçekliğin bir adım ötesinde Sebastião Salgado'nun Göçler projesi üzerine bir inceleme
1839'da Fransa'da halka duyurulmasından bu yana fotoğraf, doğanın birebir kaydı olarak kabul edilmiş, belge ve gerçeklik değeri daha en başından kendisine verilmiştir. Optiğin olanaklarını kullanarak karşısındaki dünyayı olduğu gibi kayda geçirmesine rağmen, kendisini icat eden ve arzuları doğrultusunda kullanan insanın elinde, zaman zaman hayal gücünü görselleştirmiş, zaman zaman da kartvizitinde yazan gerçeğin temsilcisi ünvanının arkasına sığınarak manipülasyonlara alet olmuştur. Bu çalışma fotoğrafın optik nesnelliğini ve üreticisinden ve tüketicisinden kaynaklanan öznelliğini temel alarak fotoğrafın gerçek ve hakikati ne kadar sunabildiğini tartışmıştır. Söz konusu tartışma çerçevesinde bağımsız belgesel fotoğrafçı Sebastião Salgado'nun Göçler projesi incelenerek, uzun soluklu projelere imza atan bir belgesel fotoğrafçının hakikati ne derecede görselleştirebildiği irdelenmiştir.
Ağ toplumunda âşıklık geleneğinin netnografi yöntemi ile incelenmesi
Bu çalışmada âşıklık geleneğinin yeni medyadaki temsilini inceleyerek âşıklık geleneğinin ağ toplumundaki yerinin ortaya konulması amaç edinilmiştir. Çalışma ile âşıklık geleneğinin dijital ortamda kendini nasıl inşa ettiği ve ağ toplumundaki karşılığı incelenmiştir. Âşıklık geleneği halen yerel kültür ortamında varlığını sürdürmektedir. Âşıklık geleneği yerelde üretilen içeriklerin yeni medyaya aktarılması ve dijital ortam için özgün içerik üretilmesi şeklinde dijital kültür ortamına da yer almaktadır. Geçmiş dönemde gelenek, toplumsal hareket ile paralel olarak kırsaldan kente taşınarak çeşitli form ve içerik değişimleri yaşamıştır. Bu çalışmada âşıklık geleneğinin mekânsal bir değişim ile dijital kültür ortamlarına temsil edilmesiyle ağ toplumundaki var olma biçimler ve kendi yapısındaki değişiklikler incelenmiştir. Bu nedenle araştırma sahası olarak yeni medya kapsamında Youtube, Instagram ve Facebook sosyal medya platformları, bloglar ve de internet siteleri belirlenmiştir. Ayrıca çeşitli uygulamalar üzerinden (Zoom ve Hangout) âşıklar ile dijital görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Âşıklık geleneğinin yeni oluşan ve mevcut hacmini sürekli genişleyen ağ toplumunda neye tekabül ettiği ve nasıl karşılandığı araştırılmıştır. Bu şekilde âşıklık geleneğinin mekânsal değişikliklerin etkisinin tanımlanması ve bütüncül bir şekilde anlaşılması için çalışmalar yapılmıştır. Tanımlama sürecinin geliştirilmesi için bu çalışmada âşıklık geleneğinin ağ toplumundaki temsilini inceleyebilmek netnografi yöntemi kullanılmıştır. Âşıklık geleneğinin kitle iletişim sistemlerinin son sürümlerindeki kendine sağladığı avantaj ve dezavantajlar belirlenerek çeşitli açılardan kitle iletişim sistemlerinin kanallarının kullanım alanları da tanımlanmıştır. Âşıklık geleneği Lasswell ve Carrey iletişim modelleri kapsamında incelenerek iletiyi iletme ve riütel oluşturarak toplumu bir arada tutma özelliklerinin ortaya konulması için çalışmalar yapılmıştır. Araştırmada çeşitli âşıkların (ulusal ve yerel) ve de yeni oluşumların ağ toplumunda yer alış biçimleri incelenmiştir. Bu şekilde ağ toplumu ile âşıklık geleneği arasındaki etkileşim netnografik yöntemle belirlenerek âşıklık geleneğinin toplum içindeki temsili ortaya konulmuştur. Yeni medyada âşıklık geleneğinin 3 çeşit temsili üzerinde inceleme yapılmıştır. İlki; geleneğin eski üreticilerinin-ustalarının yeni medyadaki temsilleri, ikincisi geleneğe tabi olan yerel âşıkların kendilerinin ve ürünlerinin yeni medyada temsilleri ve de üçüncü olarak da yeni nesil âşıkların yeni medyada temsilleri incelenmiştir. Yerelde âşıkların âşıklık geleneği ürünlerinin aktarımları sırasındaki mekan ve dinleyici kapsamında incelenirken yeni medyada eski âşıklara ait sosyal medya hesapları aracılığı ile var olma biçimleri ve de sosyal medya platformlarda takipçileri ile ilişkileri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca yeni medyada âşıklık geleneği çerçevesinde icra eden ya da yaygınlaştıran yeni oluşumlar ve yeni ürünler ortaya koyan bireylerin de konu edilmesi ile araştırmanın konusunu farklı açılardan ele alınması sağlanmıştır. Hem âşıkların hem yeni icracıların hem de onların takipçilerin incelenmesi ile âşıklık geleneğinin toplumun iletişimini sağlayan ve bir toplumsal ritüel oluşturarak üretim ve tüketimin bir arada olduğu kültürel yapı farklı yönleri ile ele alınmıştır. Bu araştırma ile âşıklık geleneğinin bugünün dünyasında daha iyi anlaşılması, dijital dünyanın getirdiği dönüşüm ve bu dönüşümün geleneksel yapılar içindeki işlevi ortaya konulmuştur. Anahtar kelimeler: Âşıklık geleneği, Netnografi, dijital kültür, ağ toplumu, yeni medya
Siyasal iletişim temelinde siyasi parti programlarının "kamu yönetimi anlayışı" nın AKP ve CHP örneğinde incelenmesi
Modern siyasi partiler basit anlamda ülke yönetimi için belirli fikirleri olan bir kadro hareketidir. Bu kadro mevcut fikirleri daha iyi bir ülke yönetimi için geliştirmek ve yaymak zorundadır. Fikirlerin geliştirilmesi; içinde filizlendikleri toplumun siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel tarihsel gelişmelerinden ve bu gelişmeleri anlamlandırmak için yaşadıkları düşünsel süreçlerden beslenen "öz fikirleri"ni mevcut konjonktüre uygulamak olarak izah edilebilir. Fikirlerin yayılması ise, kadronun siyasi iktidarı elde edebilecek bir çoğunlukta seçmen kitlesini, bu fikirlerin daha iyi bir ülke yönetimi sağlayabileceği konusunda ikna etmek ve bu doğrultuda tercih kullanmasını sağlamak anlamına gelir. Bu anlamda siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vaz geçilmez bir unsuru olmakla beraber, modern ve refah seviyesi yüksek bir toplum inşasında da çok önemli bir role sahiptir. Ülke yönetiminin özünü kamu yönetimi oluşturmaktadır. Kamu yönetimi, yapısal anlamda devletin örgütsel yapısını ifade ederken, ekonomi, eğitim, sağlık gibi kamu ile alakalı konular bütününün de sevk ve idare edilmesi anlamına gelir. 1970'li yıllara değin siyaset ve yönetimi birbirinden ayıran, siyasetin kamu yönetimi politikalarını üretmek, yönetimin yani bürokrasinin ise teknik bir iş olarak bu politikaları hayata geçirmek olduğu ilkesini benimseyen geleneksel kamu yönetimi anlayışı hâkimdir. Geleneksel anlayışın siyaset ve yönetim ayrımı ilkesinden kaynaklı hantallığı yeni kamu yönetimi anlayışı arayışlarına zemin hazırlamıştır. Yeni kamu yönetimi anlayışıyla birlikte özel sektördeki işletme-müşteri ilişkisine benzer kamu yönetimi-halka ilişkiler düzleminde bürokratik örgütlenmenin hantallığından ve kırtasiyecilikten uzak, esnek, etkin, yerinde ve sonuç odaklı pratikler kamu yönetiminde kullanılmaya başlanmıştır. Çağımızın bir gerekliliği olarak ve günümüz kamu yönetimi anlayışının hızlı ve üretken bir model olmasının bir zorunluluk olduğu kabul edildiğinde, siyaset sahnesinde yer alan partilerin de bürokrasiden uzak ve katılımcı bir yapıda yönetim sergileyebilmeleri önemli bir süreç haline gelmektedir. Bu tezin özünü, katılımcı bir demokrasi modelinin geliştirilmesi açısından siyasi partilerin önemli bir siyasal katılım aracı olması ve bu bakımdan partilerin doğuş teorileri ve sonrasında gerçekleştirmiş oldukları faaliyetlerin kamu yönetimi anlayışlarında önemli bir yer edinmesi oluşturmaktadır. Kamu yönetimi anlayışı kendisine, siyasi partilerin parti programlarında, ülke yönetiminde nasıl bir kamu politikası izleyeceklerini tarihi gereklilikleriyle birlikte geniş, kesin ve açık bir şekilde yer bulmuştur. Türk Kamu Yönetimi anlayışının günümüzde önemli bir yer edinmesi ülkemizde faaliyet gösteren siyasi partilerin de bunu önemli bir görev haline getirmesine sebep olmaktadır. Bu çerçevede hızlı, üretken ve çağdaş bir devlet sisteminin oluşmasında kamu yönetiminin de hızlı, üretken ve çağdaş bir yapıya sahip olması önem arz etmektedir. Bu kapsamda Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin parti programlarında kamu yönetiminin şekillenmesi noktasında dikkate aldığı hedefler önemli bir süreç haline gelmektedir. Dolayısıyla bu tezde, Cumhuriyet'in kurulmasından bu yana siyaset arenasında yer almış tüm unsurları iki farklı çatı altında toparlayarak tüm bu tarihsel süreçten beslenen günümüz Türkiye'sinin başat iki siyasi aktörü olan, kitle partisi olduğu iddiasındaki Adalet ve Kalkınma Partisi ile kadro partisi görünümündeki Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihsel arka planlarının irdelenmesi, siyasi parti tipolojisi açısından çözümlenmesi, Türk Kamu Yönetimi Anlayışı üzerindeki etkileri ve siyasi parti programlarındaki mevcut kamu yönetimi söylemlerine odaklanılmıştır. Tezde kıyaslamaya yardımcı olması ve dünyadaki örnekleriyle ülkemizdeki mevcut görüntünün daha da netlik kazanmasını sağlamak maksadıyla modern politik yaşamın çok uzun bir geçmişe sahip olduğu ve ülkemizdekine benzer bir şekilde siyasi partiler döneminin bağımsızlık savaşı ile birlikte başladığı Amerika Birleşik Devletleri siyasi parti sistemi ve parti programları geniş bir şekilde irdelenmiştir. Anahtar kelimeler: Siyasi Partiler, Parti Programları, Parti Tipolojileri, AKP, CHP.
Sosyal medya ortamları olarak katılımcı sözlüklerde dijital akran zorbalığının inşası
Akran zorbalığı olgusu, geçmişten günümüze dek çoğunlukla okullarda görülen önemli bir problem olarak karşımıza çıkmıştır. Günümüzde medya ve iletişim sistemlerinin geçirdiği büyük değişimler sonucunda, internet kullanımının çok büyük oranda artması ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşması sonucunda bireyler bu platformlara önemli ölçüde zaman ayırmaktadır. Özellikle de ergenler arkadaşları ile haberleşmek ve etkileşim sağlamak, hayatlarından kesitler sunmak, yeni arkadaşlar edinmek, beğenilerini, hayat tarzlarını ve düşünce biçimlerini aktarmak için sosyal medya hesapları kullanmaktadırlar. Bu çalışmada öncelikle dijital akran zorbalığının zeminini oluşturan iki unsur olan dijital iletişim teknolojileri ve geleneksel akran zorbalığı incelenmiştir. Dijital akran zorbalığının bir önceki boyutu olan geleneksel akran zorbalığının pratik olanakları, akran zorbalığının tarafları olan zorba ve kurban ilişkisi ve özellikleri, akran zorbalığını etkileyen faktörler ortaya konmuştur. Bu bilgiler ve kuramlar ışığında dijital akran zorbalığı olgusu tanımlanmış, dijital akran zorbalığının karakteristik özellikleri, türleri ve gerçekleşme biçimleri ortaya konmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise dijital iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte oldukça önemli bir popülariteye, yazara ve konu başlıklarına sahip olan katılımcı e-sözlüklerde yer alan akran zorbalığına ve dijital akran zorbalığına yönelik yazar entryleri incelenmiştir. Bu entryler bir nitel veri analiz programı olan MaxQda ile analiz edilmiştir. Daha önce dijital akran zorbalığı olgusuna dair bir katılımcı e-sözlük analizi bulunmamasından ötürü bu çalışma ile alan yazına katkı sağlamak amaçlanmıştır.
Çukurova üniversitesinde Suriyeli öğrencilerin karşılaştığı sorunların analizi ve çözüm önerileri
15 Mart 2011'de başlayan Suriye iç savaşı, ülkelerinde ağır yıkım ve tahribatın olduğu Suriyelileri, başta Türkiye olmak üzere birçok ülkeye iltica etmek zorunda bıraktı. İç savaşın, devreye giren diğer aktörlerce de köpürtülmesi dolayısıyla savaş bölgesel bir karışıklıktan, tüm ülkeyi ve daha genel tabirle büyük bir coğrafî bölgeyi etkisi almasına sebep oldu. Suriye'ye 877 km. sınırı olan Türkiye'nın sınır bölgelerinde de savaş dolayısıyla hem sosyolojik ve hem de askerî anlamda hareketlilikler yaşanmıştır. Resmî kayıtlara yansıyan 3 milyon 746 bin 674 Suriyeli göçmenin yanı sıra 1,5 milyon kayıt dışı Suriyeli'nin yaşadığı Türkiye'de Suriyeli göçmen sayısı ciddi bir yekûn oluşturmaktadır. Düzensiz fakat yoğun göçler Türkiye'de birtakım problemleri de beraberinde getirdi; ekonomik, sosyal, siyâsî, içtimaî ve daha birçok alanda etkileri ve sonuçları gözlemlenebilen bu göç, göçmenlerle Türk halkının uyuşmasına da engel teşkil etti. Söz gelimi dil sorunu, kültür ve yaşam farklılıkları bu uyuşmazlığın başında zikredilebilir. Öte taraftan, milyonlarca göçmenin sebep olduğu ekonomik yük de toplumsal uyuşmazlığı tetikleyici sebepler arasında ilk sıralarda gelmektedir. Sağlık alanında yaşanan gerilimler, istihdam noktasında meydana gelen problemler vb., tüm bu sürecin belli başlı başat unsurları olarak zikredilebilir. Bu çalışmada, yukarıda işaret edilen sorunlar çerçevesinde günümüz güncel sorunları arasında yer alan ve toplumun bazı kesimlerini kutuplaştırmak için de kullanılan Suriyeli göçmenler için rol model olabilecek, üniversiteli Suriyelilerin yaşadıkları saha araştırmasıyla desteklenerek ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Çalışmamızın amacı başta Suriyeliler olmak üzere genel olarak göçmenlerin mevcut koşullarını nasıl gördüklerini incelemek ve Türk öğrencilerin, bu göçmenlerin hayat pratiklerini nasıl gördüklerini karşılaştırarak analiz etmektir. Bu çalışma ayrıca Suriyeli üniversite öğrencilerinin içinde bulundukları koşulları, bu koşulları sağlayan durumları; zorlukları, dezavantajları, toplumda ne şekilde konumlandırıldıklarını ortaya koymayı da amaçlamaktadır. Bunun için Çukurova Üniversitesi'nde eğitim gören ve yukarıda sözü edilen üç farklı gruptan öğrencilerden mülakat yoluyla veriler toplanarak ilgili sorunlara yönelik deneklerin görüşleri incelenmiştir. Kısaca bu çalışmada, Çukurova Üniversitesi'nde eğitim gören Suriyeli üniversitelilerden bir kısmının görüşü alınacak olup karşılaştırma yapmak üzere de diğer ülkelerden gelen yabancı öğrencilerden de bir grubun görüşü araştırılmıştır. Ayrıca kontrol grubu olarak da bu araştırma için seçilen Türk öğrencilerin Suriyeli sığınmacıların düşünceleri hakkındaki bakış açıları ele alınmıştır. Yaptığımız literatür taramasında, Türkiye'de eğitim alan üniversiteli Suriyelilerle ilgili yapılan araştırmaların çok az olduğu tespit edilmiştir. Genel olarak makalelerle sınırlı olan araştırmalarsa Suriyeli göçmenlerin toplumsal ve kültürel sorunlarına odaklanmaktadır. Üniversite eğitimi alan veya üniversite çağında olsa bile bundan mahrum bulunan Suriyeli göçmenlerin eğitim, sağlık, refah durumu ve istihdamları konusunda yapılan çalışmalar yok değildir; fakat bu çalışmaların, göçmen toplumuna yön verebilecek üniversiteli Suriyeliler üzerinde yapılmamış olması bu çalışmanın yapılmasının sebeplerinden biridir. Tezimizde Suriyeli göçmen üniversite öğrencilerini merkeze alarak onların eğitim sorunlarına dâir literatüre katkı sağlamayı amaçladık. Bundan maksadımızsa Suriyeli göçmenlere rol model olma ihtimali bulunan gençlerin mevcut durumlarını ortaya koymak, sorunlarının çözümüne katkı sağlamak ve bu küçük toplulukla doğru orantılı olarak daha büyük göçmen kitlesini olumlu etkileyerek entegrasyonlarına katkıda bulunmaktır. Anahtar kelimeler: Göç, Dil, Kültür, İletişim, Uyum, Dışlanma.
Kişisel veri gizliliği ve dijital çağda mahremiyet: Sesli sanal asistanlar
Dijitalleşen dünyada kişisel verilerin gizliliği ve korunabilirliği, insan hakları konusunun en öncelikli güncel problemlerinden biri haline gelmiştir. Bireyin gündelik yaşantısının her anında kullanmasının artık zorunlu hale geldiği dijital teknolojiler, olumlu yanlarının yanı sıra bireyin mahremiyetine yönelik tehditler de oluşturmaktadır. Bu teknolojilerden biri olan sesli sanal asistanlar, ses tanıma ve doğal dil işleme gibi yapay zekâ destekli çalışma sistemleriyle kullanıcılarının sesli komutlarını algılayabilen ve yanıtlayabilen yazılımlardır. Cep telefonları ve ev tipi hoparlörler aracılığıyla hizmet sunabilen sesli sanal asistanlar, bu sayede kullanıcıların daima yanlarında bulundurdukları araçlar haline gelmişlerdir. Bu araçlar ihtiyaç çeşitliliğine bağlı olarak her gün daha fazla geliştirilmektedir ve bunun için kullanıcı verilerine ihtiyaç duymaktadır. Bu çalışmada, sesli sanal asistanlar kişisel veri gizliliği yönünden incelenerek, bu teknolojinin kullanımı sırasında yaşanabilecek risklere vurgu yapılmıştır. Kişisel veriye yönelik riskler karşısında kullanıcıların bilinçlenmelerinin öneminden dolayı, çalışma kapsamında İletişim Fakültesi öğrencilerinin sesli sanal asistanlar ve kişisel veri gizliliğiyle ilgili algı, tutum ve farkındalıklarını ortaya koymayı amaçlayan görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde elde edilen bulgular MAXQDA nitel veri analizi programı ile analiz edilerek kodlara ayrılmıştır. Çalışmanın sonucunda kullanıcıların veri gizliliğine dair bilgisi ile mahremiyet endişelerinin her zaman doğru orantılı olmadığı, kullanıcıların bilgileri olsa da mahremiyet ihlallerini kabul eden, akıllı teknolojileri benimseyen ve kullanmaya devam eden bir tutum benimsedikleri görülmüştür.
Suriyeli sığınmacılara yönelik yeni medyada YouTube üzerinden gerçekleştirilen nefret söylemi
Göç ve sığınmacı meselesi her dönemin güncel konularından bir tanesi olmakla birlikte özellikle Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Arap Yarımadasında yaşanan ve 'Arap Baharı' olarak sosyo-politik alanda isimlendirilen süreçle birlikte farklı pek çok boyutu içerisinde barındıran bir yapıya dönüşmüştür. Bu kapsamda Türkiye'deki göçmen ve sığınmacı meselesinin pek çok akademik çalışmaya konu edildiği bilinmektedir. Bunun yanında göç olgusu sosyal yaşamı da etkilemeye başlamış bireyler arası etkileşim ve iletişimi de değişken hale getirmiştir. Bu nedenle Türkiye'ye göç eden Suriyeli sığınmacılara karşı nefret söyleminin konu edildiği bu çalışmanın amacı sığınmacılara karşı nefret söyleminin yayılmasında yeni medyanın rolünü tartışmaya açmak ve bu kapsamda 2011 yılından bu yana en büyük göç olaylarından birinin yaşandığı Türkiye'de Suriyelilere dair bakış açısını gözden geçirmek ve analiz etmektir. Çalışmada söylem analizi yöntemi benimsenmiş BBC Türkçe, DW Türkçe ve Euronews Türkçe'nin 2015-2022 tarihleri arasında YouTube kanallarında yayınlanmış Suriyelilerle ilgili 9 video habere yazılan yorumlar değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda nefret söyleminin üretilmesinde ve yaygınlaştırılmasında yeni medya alanlarının son derece etkili olduğu, toplum içerisinde nefret söyleminin yanlış algıları ortaya çıkardığı, savaş baronlarının, politika ve siyaset kurumunun hiçbir şekilde sorgulanmadığı belirlenirken tek sorumlunun ve sorunların kaynağının Suriyeliler olduğu yönünde tutumun yaygın olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Suriyeli sığınmacılar, nefret dili, nefret söylemi, şiddet dili, belirsizlik
Video oyun oynama deneyimi, kültürü ve oyun bağlılığı
Video oyun bağlılığı; oyuncunun oyun oynama sürecinde kurulan temas, deneyimler ve bağ sürecini bir bütün olarak tanımlamaktadır. Literatürde araştırmaların çoğunluğunun oyun bağımlılığına odaklanarak oyuncuları oyuna bağlayan oyun içi, dışı ve deneyimlerle ilgili unsurları geri planda bıraktığı gözlemlenmiştir. Bu araştırmada oyuncu deneyimlerinden yola çıkarak oyun bağlılığında etkisi olabilecek unsurların belirlenerek medya psikolojisi çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden biri olan anket yöntemi kullanılarak elde edilen nitel veriler içerik analizi ile nicel veriler ise ki-kare ve çapraz tablolar ile analiz edilmiştir. Araştırmanın evrenini Türkiye'de video oyun oynayan bütün bireyler oluştururken; örneklem için küme tipi örnekleme yöntemi kullanılarak evreni yansıttığı düşünülen video oyun oynayan gruplar seçilmiştir. Seçilen gruplara araştırmacı tarafından uzman görüşleri alınarak hazırlanan anket, çevrimiçi ortamda iletilmiştir. Araştırmaya katılan 506 kişiden 423'ü video oyun oynadığını belirttiği için 423 oyuncunun verisi analiz edilmiştir. Araştırmada oyuncuların oyunda en sık heyecan, mutluluk ve hırs duygusunu deneyimlediği; en çok mutluluk, heyecan ve başarı duygusunu tatmin ettiği bulunmuştur. Aynı zamanda oyun dışı (yayıncılar, iletişim amaçlı platformlar, medya içerikleri, etkinlik ve turnavalar), oyun içi (kostüm ve itemler, görsel ve işitsel unsurlar, hikaye ve kurgusal evren, oyunun tasarımı) ve psikolojik (olumlu, olumsuz deneyimler, tatmin edilen duygular, oyunun ücretsiz ve popüler olması) unsurların oyun bağlılığı ile ilişkisi olduğu bulunmuştur. Bu araştırmanın oyuncu deneyimi ve oyuna bağlanma sürecini iletişim faktörleri ile birlikte bütünsel bir bakışla incelemesinin literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Video oyun, oyun bağlılığı, medya psikolojisi, oyuncu deneyimi,
Kurumsal kimlik çalışmaları bağlamında dijital hikâye anlatımındaki arketiplerin incelenmesi
Bu tez çalışması, dijital hikâye anlatımında arketipsel markalama yönteminin kurumsal kimlik bağlamında nasıl işlendiğini ve bu yöntemin etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Günümüzde kurumlar arası rekabetin giderek arttığı düşünüldüğünde, markaların kurumsal kimliklerini tüketicilere etkili bir şekilde aktararak farklılaşmaları oldukça zorlaşmıştır. Bu bağlamda, kurumsal kimlik oluşturma süreçlerinde fark yaratmak amacıyla geliştirilen yöntemlerden biri olan arketipsel markalama, dijital hikâyelerle bir araya geldiğinde markaların tüketicilerle duygusal bağ kurmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Araştırma kapsamında, dijital hikâyelerde arketiplerin nasıl kullanıldığını anlamak ve bu kullanımın tüketici algısı üzerindeki etkilerini incelemek hedeflenmiştir. Çalışmada kuramsal çerçeve olarak Carl G. Jung'un kolektif bilinçdışı ve arketip teorisi ile Margaret Mark ve Carol Pearson'ın arketipsel markalama yaklaşımı temel alınmıştır. Araştırmanın ilk aşamasında, ilgili literatür taranarak teorik altyapı oluşturulmuş; ikinci aşamada, Türkiye'de farklı sektörlerde faaliyet gösteren altı markanın (Opet, Koç, Tat, Vestel, Turkcell ve Gülsüm Ana) dijital hikâyeleri analiz edilmiştir. Üçüncü aşamada ise yarı yapılandırılmış odak grup görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelere iletişim alanında yüksek lisans yapan bireyler ile psikoloji mezunları katılmış, böylece multidisipliner bir yaklaşımla dijital hikâyelerin unsurlarına yönelik farklı bakış açıları toplanmıştır. Elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, dijital hikâyelerde arketiplerin doğru ve etkili bir şekilde kullanıldığında tüketicilerle güçlü duygusal bağlar kurulabildiğini ortaya koymaktadır. Ancak, bu bağın kurulmasında hikâyenin samimiyeti, anlatıcının kimliği ve hedef kitleyle uyumu gibi faktörlerin kritik rol oynadığı tespit edilmiştir. Ayrıca, Türkiye'de arketiplerin dijital hikâyelerle bir arada ele alındığı çalışmaların sınırlı olması, bu çalışmanın literatürde önemli bir boşluğu doldurduğunu göstermektedir. Bu tez, dijital hikâye anlatımı ve arketiplerin kurumsal kimlik oluşturmadaki etkilerini ortaya koyarak hem akademik literatüre hem de pazarlama uygulamalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Gelecekte, farklı sektörler ve daha geniş katılımcı gruplarıyla yapılacak çalışmaların, bu alana daha kapsamlı bir bakış açısı kazandıracağı düşünülmektedir.
Kültürlerarası iletişimde çocuk edebiyatının rolü
Küreselleşme ve savaşlarla farklı kültürlerin etkileşimi artmakta ve bireylerin kendi kültürel çevreleri dışında da farklı kültürlere sahip insanlarla iletişim kurmaları kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu açıdan, kültürlerarası iletişim bireylerin karşılıklı anlayış, saygı ve empati geliştirmesi için büyük bir öneme sahiptir. Bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için toplumda diyaloga açık, eşitlikçi bir kültürlerarası iletişim bilincinin ve çeşitliliğe duyarlığın sağlanması gerekmektedir. Çocuk, bu yaratı sürecinde toplumla gelecek arasında güçlü bir arabulucu ve yapılandırıcı olarak konumlandırılmıştır. Çocuk edebiyatı ise dilsel veya estetik bir araç olmanın ötesinde, kültürel değerlerin aktarılması ve farklılıkların anlaşılması açısından toplumla çocuk arasında önemli bir rol oynamaktadır. Çocuk edebiyatı, çocukların empati gelişimlerinde, dünyayı algılama biçimleri ve kimliklerini oluşturmalarında etkili bir anlatım alanıdır. Bu alanda yazılan eserler, çocuklara sadece kendi toplumlarının değerlerini değil, aynı zamanda farklı kültürlerin bakış açılarını da keşfetme fırsatı sunar. Özellikle göç, çok kültürlülük, kimlik, aidiyet, ayrımcılık ve ötekileştirme gibi konuları ele alan eserler, çocukların farklı kültürlerle bağlantı kurmalarını ve kültürlerarası iletişim becerilerini geliştirmelerini sağlayabilir. Bu doğrultuda, çocuk edebiyatı hem bireysel hem de toplumsal düzeyde kültürlerarası anlayışın temellerinin atılmasında pedagojik, iletişimsel ve ideolojik bir araç olarak görülebilir. Bu çalışmada, çocuk edebiyatının kültürlerarası iletişim bağlamındaki rolü incelenmekte; çocuk kitaplarında sunulan karakterler, temalar, anlatım tarzları ve değer aktarımı gibi unsurlar üzerinden kültürel farkındalığın nasıl oluşturulduğu değerlendirilmektedir. Araştırmada, yerli ve yabancı çocuk edebiyatı eserlerinden alınan örnekler aracılığıyla, edebi anlatımın kültürel temsil yoluyla sağladığı iletişim alanı eleştirel bir bakışla nitel araştırma deseninde içerik analizi yapılarak sorgulanmaktadır. Bu kapsamda, kültürlerarası iletişimin eleştirel yaklaşımları, çocuk edebiyatının pedagojik ve kültürel eleştiri kuramları ile sosyolojinin gerçekliğin toplumsa inşası teorileri ile çocuk edebiyatı incelemeleri arasında teorik bir köprü kurularak disiplinlerarası bir değerlendirme yapılması hedeflenmektedir. Bu çalışmanın ana amacı, kültürlerarası iletişimde çocuk edebiyatının nasıl bir rolü olduğunu ortaya koymak ve bu alandaki edebi eserlerin çocukların kültürlerarası iletişim yetkinliği ve farkındalıklarına olası katkısını eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmektir. Bu çalışmada kültürlerarası duyarlık ve ötekileştirme çerçevesinde çocuk edebiyatının rolünün yapılandırıcı bir araç olarak kullanıldığı ve kitapların çocuk ihtiyaçlarından ziyade yetişkin kaygılarının ve politik doğruculuğun bir ürünü olduğu belirlenmiştir. Tezin kültürlerarası iletişim ve çocuk edebiyatı alan yazınına özgün bir katkı sunması beklenmektedir Anahtar kelimeler: Çocukluk, çocuk edebiyatı, kültürlerarası iletişim, ötekileştirme, gerçekliğin toplumsal inşası.
Bu bir film mi yoksa oyun mu? İnteraktif dramaların post-sinematik çerçevede incelenmesi
Bu araştırma, interaktif dramaların bir türü olan ve geleneksel sinema izleyicisini aktif bir katılımcı olarak konumlandıran interaktif filmlerin 21. yüzyıl sinema tartışmalarındaki yerini, günümüz sinemasını kuramsal olarak ele alan ve bu içerikleri araştıran post-sinema çerçevesinde okuyarak bu çerçeveye hangi yönleriyle dahil edilebileceğini tartışmaktadır. İnteraktif dramalar, izleyicinin anlatısal olarak öyküye belirli ölçüde etki edebildiği, dördüncü duvarı aşarak aktif bir deneyim yaşayabildiği film, tiyatro oyunu, reklam filmi, video oyunu ve sergi enstalasyonları gibi birçok türü içermektedir. Bu çalışmada interaktif drama bir üst küme olarak ele alınmış ve interaktif film türü incelenmiştir. İnteraktif filmlerin seyirci karşısında gösterimi 1961'e uzanmaktadır. O tarihten bu yana dönüşerek ve farklılaşarak günümüze kadar gelen interaktif filmler, ilk olarak sinema salonlarında gösterilmiş, günümüzde ise diğer sinema ürünleri gibi kişiselleşerek bireysel olarak deneyimlenebilir bir forma ulaşmıştır. Çalışmanın kuramsal bölümünde öncelikle interaktif dramaların tanımı yapılarak literatürü incelenmiştir. Ardından interaktif filmlerin tanımı yapılarak tarihsel süreci araştırılmıştır. İnteraktif filmler hakkındaki kuramsal tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde post-sinemanın tanımı yapılarak post-sinema tartışmasının kapsamına, post-sinemanın interaktif filmler ile ilişkilenme şekillerine yer verilmiştir. Dördüncü bölüm çalışmanın yöntem bölümüdür. Etkileşimlilik seviyesi birbirinden farklı 3 interaktif drama örneği üzerinden, post-sinema çerçevesi ile ilişkilenim biçimlerine göre belirlenmiş kategorilerle bir içerik analizi yürütülmüştür. Beşinci bölümde bu analiz sonucunda elde edilen bulgular tartışılmıştır. İnteraktif film türünün tarihsel süreçte etkileşimsel ve anlatısal olarak geçirdiği gelişimler gözetildiğinde, 21. yüzyıl sinemasında geleneksel sinemadan ve video oyunlarından farklı, ancak her iki ortamın da özelliklerini barındıran bir içerik olduğu görülmektedir. Analiz sonucunda elde edilen bulgulardan içeriklerin farklı seviyelerde hem oyun hem film türüyle özdeşleşmiş özellikler taşıdığı görülmüştür. Film ve oyun arasında konumlanan bu içeriklerin bazı özelliklerinin onları daha çok filme veya oyuna yaklaştırdığı, böylece melez diyebileceğimiz bu türün de kendi alt varyasyonlarının olduğu tespit edilmiştir. Bu varyasyonların film çalışmaları bağlamında yeni bir tartışma çerçevesine ihtiyaç duyduğu öne sürülmüştür. Böylece sinemanın geleneksel pratiklerini sorgulayan post-sinematik çerçevenin interaktif filmlerle nasıl ve hangi bağlamlarda ilişkilenebileceği tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: İnteraktif drama, interaktif film, post-sinema, interaktif anlatı.
İletişimsel yapay zekâ teknolojisi ve sanatsal üretim pratiklerine olan etkileri
Araştırma, günümüzde hızla gelişmekte olan yapay zekâ teknolojisinin ürettiği sanat ürünlerini, sanatın temel değerleri üzerinden değerlendirmekte ve yapay zekâ ile birlikte sanat eseri üretim sürecinin otomatize edilmesinin tüketim alışkanlıklarının da hızlandığı bu çağda sanat olgusuna ve sanatçıya etkilerini tartışmaktadır. Tarih boyunca sanat, yaşanan toplumsal değişimlerden ve teknolojik gelişmelerden etkilenmiş, bununla birlikte çağlar boyunca üretim, içerik ve algılama biçimlerinde değişiklikler meydana gelmiştir. Özellikle son yıllarda yapay zekâ teknolojilerinde yaşanan ilerlemeler, sanatın üretim, pazarlama ve tüketim süreçlerini doğrudan etkilemekte ve dönüştürmektedir. Araştırmanın kuramsal bölümünde öncelikle sanat olgusu tarihsel perspektiften incelenmiş, çağlar boyunca yaşanan teknolojik ve toplumsal gelişmelerin etkisiyle hangi aşamalardan geçtiği, nasıl tanımlandığı araştırılmıştır. Ardından yapay zekânın tarihsel olarak gelişimi incelenmiştir. Yapılan literatür taraması ile araştırmanın kuramsal temelinde yer alan, Walter Benjamin'in Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri çalışması ışığında günümüz teknolojisi olan yapay zekâ üretimi sanat eserleri tartışılmıştır. Bu araştırma nitel araştırma yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de yaşayan sanatçıların görüş ve deneyimlerini anlamak amacıyla derinlemesine görüşme tekniği kullanılmıştır. Katılımcılara kartopu örnekleme yöntemiyle ulaşılmıştır. Derinlemesine görüşmelerden elde edilen bulgular içerik analizi tekniği kullanılarak çözümlenmiş, katılımcıların ifadeleri temalar altında kategorize edilerek yorumlanmıştır. Yapay zekâ üretimi sanat eserlerinin, sanatın temel değerini karşılayıp karşılayamayacağı, sanatın özündeki insani yaratıcılıkla ne ölçüde örtüştüğü ve yapay zekâ nedeniyle otomatize edilen sürecin sanatı bir meta haline getirmesi tehlikesi katılımcıların verdiği yanıtlar çerçevesinde incelenmiştir. Sanatçıların bir kısmı yapay zekâyı yaratım süreçlerinde yaratıcılıklarını artıracak bir "araç" olarak görürken, bir kısmının sanatın temel değerlerini karşılamadığı için sanatsal yaratım süreçlerinde kullanmadıkları gözlemlenmiştir. Araştırmada Walter Benjamin'in Teknik Olarak Yeniden Üretilebilirlik Çağında Sanat Eseri çalışmasında fotoğraf ve sinema için yaptığı eleştirileriyle günümüzde sanatçıların yapay zekâ için benzer kaygıları taşıdığı ve benzer noktalardan eleştirildiği gözlemlenmiştir. Toplumsal ve teknolojik gelişmelerden bağımsız olarak düşünülemeyecek sanat olgusu çağlar boyunca değişmiş ve dönüşmüştür. Araştırmada son olarak günümüzde yapay zekâ ile dönüşümü devam eden sanat olgusunun sanatsal üretim süreçlerinde hangi biçimlerde kullanıldığı incelenmiş, yapay zekânın gelişmesiyle ve sanatsal üretim sürecine daha belirgin bir şekilde dahil olması durumunda karşılaşılması muhtemel olan tehlikeler tartışılmıştır.