Çukurova University
Discipline

Animal Science

Çukurova University

96

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Erzincan arıcılığının genel yapısı ve arıcılık faaliyetleri

Bu çalışma, Erzincan ilinde arıcılığın sosyo-ekonomik yapısı, koloni yönetimindeki uygulamaları, hastalık ve zararlılarla mücadele yöntemleri, koloni kayıpları ve arıcılıkta yaşanan sorunların belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma materyalini Erzincan merkez ve 8 ilçesinde arıcılık yapan 504 arıcılık işletmesinden, örnek hacmi oransal örnekleme yöntemi ile % 95 güven düzeyinde ve % 10 güven aralığında populasyonu en iyi temsil edebilecek örnek sayısı olan ve toplam işletmeler içinden rastgele tabakalı örnekleme yöntemi ile seçilen 81 işletme oluşturmuştur. Araştırmanın veri kaynağını bu arıcılık işletmeleri ile yapılan anket verileri oluşturmuştur. Ankete katılan arıcıların %30'luk kısmının yaşlarının 46-55 yaşlarında ve % 43'lük kısmının ilkokul mezunu olduğu belirlenmiştir. Arıcıların % 80'ninin 10000-40000 TL arası bir gelire sahip olduğu, %42'sinin 20 yılı aşkın bir süredir arıcılıkla uğraştıkları, % 60'nın arıcılığı ikinci bir uğraş olarak yaptığı tespit edilmiştir. Arıcılıkla uğraşanların % 58'lik kısmının arıcılığa 1-10 kovanla başladığı belirlenmiştir. Koloni başına bal verimleri ortalama 11-20 kg arasında değiştiği, olarak belirlenmiştir. Arıcıların % 65'lik kısmının kovanlarını 5 yıldan önce yenilemediği, % 55'lik kısmının ana arılarını 2 yılda bir yenilediği görülmüştür. Arıcılıkla uğraşanların % 65'lik kısmının ilkbahar da şurup kullandığı ve % 60'lık kısmının kek kullandığı tespit edilmiştir. Arıcıların istekleri arasında 1. Sırada destek miktarlarının arttırılması alırken, sorunları arasında, örgütlü bir yapıdan uzak ve balın değerinde pazarlanamaması öne çıkanlar olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, arıcıların bilgilerinin yetersiz olduğu, bununda üretim miktarını olumsuz etkilediği, pazarlamada ciddi sıkıntılar yaşadıkları ve desteklerin yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Arıcılığı özendirici tedbirler alınmalı teşvik ve krediler cazip hale getirilip pazarlama kanalları daha verimli hale getirilmelidir. Anahtar Kelimeler: Arıcılık, Sosyo-Ekonomik Yapı, Teknik Sorunlar, Erzincan

ArıcılıkArılarSosyoekonomik faktörler+2
Engin Üçeş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yetiştirme sistemlerinin ve yaşın yumurtacı tavukların performans, yumurta özellikleri ve ısı şok proteini 70 sentezine etkileri

Bu araştırma, konvansiyonel kafes ve organik sistemde yetiştirilen tavukların performansı, yumurta dış ve iç kalite özellikleri, yumurta sarılarındaki yağ asitleri, kolesterol, vitamin A, D, E, K ve malondialdehit (MDA) düzeyleri ile bir stres proteini olarak bilinen ısı şok proteini 70 kDa (HSP70) sentezinin yaşla birlikte olası değişikliklerini tespit etmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma ticari bir yumurtacı tavuk işletmesinin organik ve konvansiyonel sürülerinde yürütülmüştür. Araştırmanın performans verileri için her iki sistemden 4 farklı yumurtacı hibrit Bovans White sürüsü takip edilmiştir. Yetiştirme sistemlerinin ve yaşın (30 ve 60 hafta) yumurta dış ve iç kalite özelliklerine olan etkilerini incelemek amacıyla toplam 360 adet yumurta, yumurta sarısı kompozisyonuna ait veriler için toplam 48 adet örnek değerlendirmeye alınmıştır. HSP70'in western blot yöntemiyle analizi için toplam 48 adet karaciğer dokusu kullanılmıştır. Tavuk/gün toplam yumurta üretimi ve kirli yumurta oranı organik sistemde yetiştirilen sürülerde yüksek bulunmuştur (P<0.05). Konvansiyonel sistemde %50 verim yaşı, pik verim yaşı ve pik yumurta verimi sırasıyla 156 gün 218.75 gün ve %95.98, organik sistemde aynı sırayla 155.75, 201.50 ve %96.56 olarak hesaplanmıştır (P>0.05). Tavuk/kümes yumurta üretimi, kırık-çatlak ve çift sarılı yumurta oranları, yem tüketimi ve yemden yararlanma bakımından yetiştirme sistemlerinin benzer olduğu tespit edilmiştir (P>0.05). Organik ve 60 haftalık sürülere ait yumurta, ak, sarı ve kabuk ağırlıklarının yüksek olduğu saptanmıştır (P<0.001). Şekil indeksi ve yumurta sarı rengi organik sistem ve 30 haftalık gruplarda (P<0.001), kabuk ham kül oranı konvansiyonel sistemde (P<0.05), kabuk oranı konvansiyonel (P<0.05) ve 30 haftalık grupta (P<0.001), ak oranı 30 haftalık, sarı oranı ise 60 haftalık grupta yüksek tespit edilmiştir (P<0.001). Toplam çoklu doymamış (PUFA), omega-3 (n-3) ve omega-6 (n-6) yağ asitleri organik ve 30 haftalık gruplarda, tekli doymamış (MUFA) yağ asitleri ise konvansiyonel sistemde yüksek çıkmıştır (P<0.05). Yumurta sarısı malondialdehit (MDA), Vit D2 ve K2 düzeyleri organik sistemde, alfa-tokoferol (α-tok) düzeyi konvansiyonel sistemde yüksek saptanmıştır (P<0.01). MDA ve α-tok 60 haftalık, Vit D2 ise 30 haftalık gruplarda yüksektir (P<0.01). Stres proteini HSP70 düzeyi sadece yetiştirme sisteminden etkilenerek bu değer organik sistemde yüksek bulunmuştur (P<0.001). Sonuç olarak, yetiştirme sistemleri genel olarak değerlendirildiğinde yumurta üretimi ve kalitesi bakımından organik sistemin avantajlı sayılabileceği ve genç sürülerden elde edilen yumurtaların daha iyi özelliklere sahip olduğu söylenebilir. Organik sistemde HSP70 düzeyinin yüksek olması bu sistemde tavukların çevresel şartlardan daha fazla etkilendiğinin veya güçlü antioksidan savunma sisteminin göstergesi sayılabilir.

KaliteTavuklarTavukçuluk+4
Yasin Baykalır
Fırat University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kırıkkale ilinde kış mevsiminde kesilen sığırların karkaslarının mezbaha verilerine göre değerlendirilmesi

Bu çalışma Kırıkkale ilinde sığır kesimlerinin yapıldığı özel bir et kombinasında kış aylarında kesime sevk edilen sığırların mevcut durumunun belirlenmesi ile 16-18 aylık yaşlarda kesilen Simental ırkı erkek tosunların bazı kesim ve karkas özelliklerinin ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Çalışmada özel et kombinasındaki rutin kesimlere ilişkin kayıtlar dikkate alındığında; Aralık (2019 yılı), Ocak ve Şubat (2020) aylarında kesime sevk edilen sığır sayıları sırasıyla 397, 261 ve 171 olarak belirlenmiştir. Kırıkkale ilinde kesime sevk edilen sığırların oldukça büyük bir kısmının Simental ırkı sığırlardan oluştuğu görülmekle birlikte, aylara göre yüzde olarak sırasıyla %96,22, %95,78 ve %95,91 olmuştur. Bir başka kültür ırkı olan Holştayn ırkı sığırların Kırıkkale ili özelinde ikinci sırada (%2,27, %2,30 ve %2,34) yer aldığı belirlenmiştir. Tez çalışmasında Kırıkkale ilinde kış mevsiminde kesime çoğunlukla erkek hayvanların (%98,83-%99,23) sevk edildikleri görülürken; rutin kesimlerine ilişkin verileri incelenen mezbahada kesilen hayvanların yarısından fazlasının (%54,79-%54,97) 15-18 aylık yaş aralığında olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada kesimlerin büyük kısmını oluşturan Simental ırkı erkek tosunların ortalama 16,91 aylık yaşta kesime sevk edildikleri ve kesim öncesi canlı ağırlık ortalamalarının ise 628,92 kg olduğu belirlenmiştir. Çalışmada Simental ırkı tosunlar için sıcak ve soğuk karkas randımanı değerleri sırasıyla %58,81 ve %57,66 olarak belirlenmiştir. M. longissimus dorsi (MLD) kesit alanı ise 98,19 cm2 olurken; kabuk yağı kalınlığı ise 0,64 cm olarak tespit edilmiştir. Simental karkasları üzerinde yapılan ölçümler değerlendirildiğinde; karkas uzunluğu, göğüs derinliği, but uzunluğu ve but genişliği değerlerinin sırasıyla 205,77 cm, 73,55 cm, 63,42 cm ve 65,48 cm olduğu görülmüştür. Tez çalışması, Kırıkkale ilinin sığır kesim ve karkas özellikleri açısından sahip olduğu potansiyeli yansıtması açısından ilkler arasında olması özelliğini taşımakta ve dolayısıyla sonraki araştırmalar için de önemli bir veri niteliğinde olacağı öngörülmektedir.

Cansu Ateş
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Adana il sınırları içindeki Çamlık (Yumurtalık) ve Akyatan (Karataş) dalyanlarının işletme modelleri ile burada üretilen balıkların tür, yaş ve büyüklük kompozisyonları

Türkiye'deki dalyan işletmelerinin yoğun olarak bulunduğu yerler den biride Yumurtalık - Silifke arasındaki kıyı şerididir. Bunlar, var olan bir çok sorunlarına rağmen yıllardan beri varlıklarını sürdüregelmişlerdir. Bununla birlikte, bölge balıkçılığında önemli payı bulunan bu dalyanlar için, öncelikle yapılması gereken iş, günün teknik ve ekonomik koşullarına göre olanaklar elverdiği ölçüde sorunlarını en az düzeye indirmek ve böylece daha rantabl bir işletme düzeyine çıkarmaktır. Bunun olabilmesi için de, dalyanlar üzerinde bir dizi araştırmanın yapılması ve uygulamada daha elverişli olabilecek modellerin oluşturulma sı gerekir. Bilindiği kadarınca, özellikle Türkiye'de, dalyan işletmeleri üzerinde, söz konusu amaçlara yönelik herhangi bir çalışmaya rastlanılmamıştır. Bu nedenle, henüz varlıklarının sürdürülmesine gereksinim duyulan bu balık üretim işletmeleri üzerinde, ileride daha geniş boyutlu ve ayrıntılı yapılacak araştırmalara bir katkı getirebilmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır.

Haluk Kulan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1984
00
Master'sOpen AccessTR

Etçi civcivlerde değişik zamanlarda salgılanan değişik sindirim enzimlerine uygun beslemenin etkileri üzerine bir araştırma

Araştırmada yumurtlayan tavuklarda varolan farklı sindirim enzimlerinin, özellikle amilolitik ve lipolitik aktiviteli sindirim enzimlerinin, günün farklı saatlerinde birbirlerine paralel olmayan değişim içinde salgılanma mekanizması m n etçi civcivlerde de mevcut olup olmadığı araştırılmıştır. Araştırmada hayvan materyali olasak ROSS etlik civcivler kullanılmıştır. Her grupta 24 hayvan olâ'mak üzere, üç grupta toplam 72 hayvan denemeye alınmıştır. Hayvanların yemlenmesinde üç farklı karma yem kullanılmıştır. I. karmayemin yag düzeyi yüksek, karbonhidrat düzeyi düşüktür. II. karmayemin yag düzeyi düşük, karbonhidrat düzeyi yüksektir. III. karmayem kontrol yemi olup karbonhidrat ve yag düzeyi normaldir. Bu karmayemler araştırmanın amacına yönelik olarak hazırlanan yemleme programına göre hayvanlara verilmiştir, Sekia hafta süre İle devam eden denemede, yem tüketimi, canlı ağırlık kazancı ve yemden yararlanma düzeyi gibi ölçütler dikkate alınarak, her hafta tüm gruplara ait değerler ayrı ayrı tespit edilmiştir. Deneme sonunda yem tüketimi, canlı ağırlık kazancı ve yemden yararlanma düzeyi bakımından gruplar arasında istatistiki olarak o = 0,05 önen seviyesinde farklılık bulunamamıştır. Sonuç olarak, tavuklarda yumurtlama periyodunda tespit edilen farklı sindirim enzimlerinin günün farklı saatlerinde birbirlerine paralel olmayan değişim içinde salgılanma mekanizması etçi civcivlerde tespit edilememiştir. Deneme sonucunda elde edilen veriler ve literatür bilgileri bu mekanizmanın, erginlerde yumurtlama periyoduna bağlı olduğu gibi hayvanlara verilen yemin kompozisyonuna ve hayvanın yem tüketiminede bağlı olduğunu ortaya koymuştur.

Hasan Rüştü Kutlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
1987
00
DoctorateOpen AccessTR

Beyaz ve bronz hindilerin (meleagris gallopavo)entansif ve yarı entansif şartlarda bazı verim özelliklerinin karşılaştırılması

BEYAZ VE BRONZ H ND LER N (MELEAGR S GALLOPAVO)ENTANS F VEYARI ENTANS F ŞARTLARDA BAZI VER M ÖZELL KLER N NKARŞILAŞTIRILMASI1. ÖZETBu araştırma hindilerin canlı ağırlık artışları, yem tüketimleri, karkas özellikleri veetlerinin duyusal özelliklerine genotipin, cinsiyetin ve besi şeklinin etkisinin araştırılmasıamacıyla yapılmıştır.Araştırma materyali olan beyaz ve bronz hindi palazları cinsiyet ve besi şekilleriayrımı yapılmadan 8 hafta süresince tümüyle kapalı ve kontrollü bölmelerde barındırılmış15-30-45-60.gün ağırlıkları interpolasyonla düzeltilerek tespit edilmiştir. Büyümeözelliklerine genotip, cinsiyet besi şekli gibi faktörlerin etkileri Çok Yönlü VariyansAnalizi (Multifaktöriyel Varyans Analizi) ile incelenmiştir. Bir günlükken kuluçkadançıkar çıkmaz alınan palazlar 18.hafta sonunda kesime sevk edilmiştir. lk 8 hafta sonundaBeyaz ırk 1711.44 g, Bronz ırk 1318.08 g ortalama canlı ağırlığa ulaşmışlardır. Cinsiyet vebesi şekli ayrımı yapıldıktan sonra kesime kadar olan süre sonunda entansif gruba aitBeyaz ırkın erkekleri ve dişileri 6205.9 ve 4750.0g, Bronz ırkın erkekleri ve dişileri 5258.0ve 4112.9 g, yarı entansif gruba ait Beyaz ırkın erkekleri ve dişileri 5631.8 ve 4577.7 g,Bronz ırkın erkekleri ve dişileri 5028.9 ve 4133.0 g, ortalama canlı ağırlığı sahipolmuştur. Her iki genotip grupları ile cinsiyet ve besi şekli grupları arası farklar istatistikiolarak önemli bulunmuştur (P<0.001).Büyüme ve besi döneminde Beyaz hindi genotip grubu toplam 1.202.193 ve4.957.465 g yem tüketirken; Bronz hindi genotip grubu ise toplam 768.659 ve 2.735.952 gyem tüketmiştir. Etlerin duyusal özelliklerinin tespitinde ise her iki genotip grubu genelbeğeni değerlendirmesinde 8-9 (çok iyi) arasında puan almıştır.Henüz hak ettiği önemi kazanamamış olan entansif tarzdaki hindi yetiştiriciliğininincelenip irdelenmesi amaçlanmış olan bu çalışmada; etlik piliç üretiminde vepazarlanmasında yaygın olan entegrasyona benzer bir modelin hindicilikte deuygulanabilirliği ve alternatif kanatlı yetiştiriciliğinde yararlı olabileceği ve Bronz hindiırkının yarı entansif, Beyaz bronz ırkının ise entansif tarzda yetiştirilmesinin uygunolabileceği sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Beyaz Hindi, Bronz Hindi, Entansif, Yarı Entansif,

Hatice Özer
Fırat University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Tunceli ilinde hayvancılık işletmelerinin yapısal analizi

Türkiye'de birçok aile geçimini hayvancılıkla sağlamaktadır. Doğu Anadolu bölgesinde bulunan Tunceli ilinde Hayvancılık kırsal alanda yaşayan aileler için temel geçim kaynağıdır. Terör olayları nedeniyle köylerin boşalması, hayvancılıkla uğraşan nüfusun göç etmesi hayvancılığı olumsuz yönde etkilemiştir. Özellikle girdi maliyetlerinin artmasından ve bakımının zorluğundan ötürü büyükbaş hayvan sayısı gittikçe azalmaktadır. Veriler incelendiğinde büyükbaş hayvan sayısı azalmasına karşılık küçükbaş hayvan sayısında da artış gözlemlenmiştir. Tunceli'de bulunan dağların zengin florası nedeniyle arıcılıkla uğraşan aile sayısında da artış vardır. Bu çalışma, Tunceli ilinde hayvancılıkla uğraşan üreticilerin üretim yapısı, sosyo-ekonomik profili, kooperatifleşme düzeyi ve mekânsal üretim tercihlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma kapsamında Tunceli'nin sekiz ilçesinde faaliyet gösteren 301 üreticiyle anket yapılmış, ayrıca resmi istatistikler doğrultusunda hem nicel hem de nitel veriler toplanmıştır. Bulgular, üretimin büyük ölçüde geleneksel yöntemlerle sürdürüldüğünü, küçükbaş hayvancılığın yaygın olduğunu ve yaylacılık faaliyetlerinin hâlen önemini koruduğunu göstermektedir. Büyükbaş hayvan sayısının yıllar içinde azaldığı; buna karşın küçükbaş hayvan varlığı ve arıcılık faaliyetlerinde artış yaşandığı tespit edilmiştir. Yüksek floraya sahip dağlık alanların, arıcılığın gelişimi açısından avantaj sağladığı belirlenmiştir. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen 23 ilişki analizi ile üretici özellikleri (eğitim düzeyi, cinsiyet, hayvancılıktan elde edilen gelir), üretim yapısı (hayvan türü, barınak tipi, yemleme yöntemi) ve örgütsel katılım (kooperatif üyeliği, pazarlama sorunları) arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda; eğitim düzeyinin modern üretim tekniklerinin benimsenmesinde önemli olduğu, kooperatif üyeliğinin pazarlama sorunlarını azalttığı ve kadın üreticilerin üretime aktif katkı sağlamakla birlikte örgütlenme süreçlerinde yeterince yer alamadığı ortaya konmuştur. Elde edilen veriler doğrultusunda; hayvancılık politikalarının yerel düzeyde planlanması, yaylacılığın altyapısal olarak desteklenmesi, kadınların kooperatiflere katılımının teşvik edilmesi ve modern üretim tekniklerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir. Bu çalışma, kırsal kalkınma odaklı tarım politikalarının geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.

Süleyman Güneş
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Çanakkale ili Yenice ilçesi süt işletmelerinin mevcut durumu ve sorunları

Bu çalışma, Çanakkale ili Yenice ilçesinde faaliyet gösteren süt sığırcılığı işletmelerinin mevcut durumunu, besleme ve yetiştirme alışkanlıklarını belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın ana materyalini, ilçede bulunan süt sığırcılığı işletmelerinde üreticilerle yapılan anketler oluşturmuştur. Anketler, 783 adet işletmeden örnekleme yolu ile elde edilmiş 238 adet işletme üzerinden yapılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; yetiştiricilerin yaşlarının 26 ile 66 arasında değiştiği ve ortalamasının 49,50 olduğu saptanmıştır. Süt sığırcılığı yetiştiriciliği yapma süresinin 2 ile 51 yıl arasında değiştiği ve ortalamasının 25,83 yıl olduğu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerdeki sağmal inek sayısının 6 ile 24 baş arasında değiştiği ve ortalamasının 10,90 baş olduğu, toplam sığır sayısının ise 12 ile 28 baş arasında değiştiği ve ortalamasının ise 18,28 baş olduğu belirlenmiştir. İşletmelerde süt sığırcılığının genel olarak kendi üretimi olan siyah alaca sığır ırklarıyla yapıldığı kanısına varılmıştır. Sığır başına elde edilen süt miktarı tüm işletmelerde genel ortalama olarak 17,77 lt olarak hesaplanmıştır. İncelenen işletmelerde %72,7 oranında kesif yemin yapılmadığı sonucu saptanır iken, %24,4 oranında kesif yemin işletmede, %2,9 oranında ise işletme dışında yapıldığı belirlenmiştir. Kesif yemin "sadece kooperatiften temin edilme" oranı oldukça yüksek bulunmuştur. Hayvanların %87 oranında karışık, %13 oranında ise bireysel yemlendiği sonucu belirlenmiştir. İncelenen işletmelerde hayvanların meraya çıkarılma oranı %21,8 iken meraya çıkarılmama oranı ise %78,2 olarak belirlenmiştir. İncelenen işletmelerin tamamına yakın kısmında yemlemenin sabah ve akşam saatlerinde yapıldığı sonucu belirlenmiştir. Anket yapılan yetiştiricilerin süt sığırcılığı konusunda düşük oranda (%26) eğitim aldığı sonucu belirlenmiştir. Sonuç olarak; yetiştirici birlikleri ve kooperatiflerin, süt sığırı besleme ve rasyon hazırlama gibi konularda çiftçilere verdiği eğitimler, yem kaynaklarımızın etkili bir şekilde kullanılması ve verimliliğinin artırılması açısından önemli katkılarda bulunacaktır. Bu eğitimler, yetiştiricilere yem kaynaklarını etkili bir biçimde yönetme becerisi kazandırarak, süt sığırcılığındaki verimliliği artırmayı hedeflemektedir.

Doğan Can Şenkan
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Bingöl ili ve ilçelerinde arıcılığın yapısal analizi, sorunları ve çözüm önerileri

Bu çalışma, Bingöl ili merkez ve 5 ilçesinde faaliyet gösteren arıcılık işletmelerinde görülen arı hastalıkları ve zararlılarının belirlenmesi ve bu işletmelerin arıcılık uygulamaları ile ilgili genel durumunun ortaya konulması amacıyla yürütülmüştür. Araştırmanın materyalini, 99 arıcı ile yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre, arıcıların büyük bir kısmı orta yaş grubunda olup (ortalama 51,35), genellikle uzun yıllara (17,81 yıl) dayanan deneyime sahip oldukları görülmüştür. İşletme sahiplerinin eğitim durumunun %79,8 oranında lise ve ortaokul mezunu olduğu saptanmıştır. Arıcılık işletmelerinde ağırlıklı olarak Kafkas arı ırkı tercih edilmekte (%93,9), üretimde modern ahşap kovanlar yaygın şekilde (%90,9) kullanılmaktadır. Anket yapılan işletmelerin yaklaşık %59,4'ü göçer arıcılık yapmaktadır. Koloni kayıplarının genelde %10'dan daha düşük olduğu ifade edilmiştir. Kışlatma kayıpları %79,8 oranında kötü iklim koşullarına ve yetersiz beslenmeye atfedilmiştir. Ana arı değiştirme süresi bakımından, daha çok yılda 2 yılda bir değiştirme (%68,7) uygulanmaktadır. Üreticilerin %98'i Varroa ile mücadele ettiklerini ifade etmişlerdir. Antibiyotik kullanılma oranı %22,7 olarak belirlenmiştir Arıcıların %13,3'ü teknik eleman bulmada güçlük çektiğini açıklamıştır. Kurslara katılma oranı oldukça yüksek olup, bu oran %82,8 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, Bingöl ilindeki arıcılık faaliyetlerinin önemli bir potansiyele sahip olduğu ancak bazı yanlış uygulamaların değiştirilmesi, mevcut bilgi ve örgütlenme düzeyinin iyileştirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, eğitim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması, veteriner hizmetlerinin güçlendirilmesi, kış beslenmesindeki eksikliklerin giderilmesi, örgütlenmenin teşvik edilmesi, sürdürülebilir ve verimli bir arıcılık sektörü için gerekli görülmektedir.

Fatih Şen
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Korelasyon matrisinin cayley- hamılton teoremi ile çözümlenmesi: hayvancılık verilerinde bazı uygulamalar

Bu çalışmada, Cayley – Hamilton teoremi kullanılarak 4*4 boyutlu A kare matrisinin farklı mertebeden kuvvetlerine ait işlemler yapılmıştır. Literatür taraması sonucunda Meksika, Colima'daki Pelibuey koyunlarının morfolojik özellikleri arasındaki ilişki için Pearson korelasyonları elde edilmiştir. Bu koyunların morfolojik özelliklerine ait değişkenler cidago yüksekliği (WIH), göğüs çevresi (CHG), göğüs genişliği (CHW) ve vücut uzunluğu (BOL)'dur. Bu değişkenler arasında hesaplanan korelasyon katsayıları 0.23-0.83 aralığında bulunmuştur. Elde edilen korelasyon matrislerinin özdeğerleri hesaplanarak matrislerin yüksek mertebenden kuvvetlerinin hesaplanması kolaylaşmıştır. Bu öz değerlere karşılık 4*4'lük korelasyon matrislerinin yüksek dereceden kuvvetleri, karekökü, küp kökü, sinüsü, kosinüsü, tanjantı, logaritması ve üstel kuvveti hesaplanarak farklı matrisler elde edilmiştir. Yüksek mertebeden işlemleri ve bulunmaları zor elde edilen farklı türden polinom ve çeşitli fonksiyonların matrisleri Cayley – Hamilton teoremiyle çözülebilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cayley – Hamilton Teoremi, Matris, Determinant, Özdeğer, Korelasyon.

Abdulmenaf Dinler
Bingöl University · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliç karma yemlerine bitkisel ekstrakt ilavesinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına etkileri

Bu çalışma etlik piliç karma yemlerine farklı bitkisel ekstrakt (Kenger tohumu; Gundelia tournefortii L. ve Emerald) ilavelerinin besi performansı, serum biyokimyası ve bağırsak mikroflorasına olan etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada; toplam 280 adet 1 günlük yaştaki Ross 308 erkek etlik civcivler kullanılmıştır. 42 gün süren denemede civcivler her biri 8 tekerrürden (her tekerrürde 7 civciv olacak şekilde) oluşan 5 gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu hayvanları deneme süresince bitkisel ekstrakt katkısız karma yem ile beslenirken, muamele grupları sırasıyla Emerald ekstraktı 100 mg/kg yem ve kenger tohumu ekstraktı (GTE) 2, 4 ve 8 g/kg yem düzeylerinde eklenmiş yemler ile beslenmişlerdir. Deneme sonunda karma yemlerine 4 ve 8 g/kg düzeylerinde GTE ilave edilmiş hayvanların canlı ağırlık kazancının kontrol grubu ile kıyaslandığında önemli düzeyde arttığı tespit edilmiştir (P<0.05). Ayrıca karma yemlere 8 g/kg düzeyince GTE katkısının bağırsak laktik asit bakteri populasyonunu önemli düzeyde artırdığı saptanmıştır (P<0.05). Ancak, deneme sonunda yem tüketimi ve yemden yararlanma oranının uygulanan muamelelerden istatistiksel olarak önemli düzeyde etkilenmediği belirlenmiştir (P>0.05). Buna ek olarak, serum ürik asit (UA), glikoz (Glu) konsantrasyonları, aspartat aminotransferaz (AST) ve alkalin fosfataz (ALP) uygulanan herhangi bir muameleden etkilenmedi (P>0.05). Sonuç olarak karma yemlere farklı düzeylerdeki GTE katkısının, bağırsaktaki laktik asit bakteri sayılarını arttırarak büyüme performansını artırabileceği tespit edilmiştir.

Serhat Akyıldız
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır koşullarında yetiştirilen yem bezelyesi ( Pisum sativum supsp arvense L. ), tritikale ve karışımlarının silaj kalite özelliklerinin belirlenmesi

Bu araştırma, Diyarbakır koşularında yetiştirilen yem bezelyesi (Pisum sativum supsp arvense L.), tritikale ve karışımlarından elde edilen silajların kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırma; yem bezelyesi, tritikale ve bunların farklı düzeydeki karışımlarından oluşan 3'er tekerrürlü 5 grup oluşturulmuş olup sırasıyla; 1)Yem bezelyesi, 2)Tritikale, 3) % 50 Yem bezelyesi + % 50 Tritikale, 4) % 25 Yem bezelyesi + % 75 Tritikale ve 5) % 75 Yem bezelyesi + % 25 Tritikale' den meydana gelmiştir. Numuneler, 2 kg'lık plastik kavanozlarda 60 gün inkünbasyona bırakıldıktan sonra analizleri yapılmıştır. Yapılan kimyasal analizlerde; en yüksek pH değeri (4.15) tritikale silajından elde edilirken, en düşük pH değeri (4.08) ise yem bezelyesi silajından elde edilmiştir (P<0.05). Benzer şekilde laktik asit konsantrasyonu en yüksek (% 2.19) tritikale silajından saptanırken, en düşük düzey (% 1.96) ise yem bezelyesi silajında saptanmıştır (P<0.05). Diyarbakır koşularında silolanan materyalde baklagil oranının artışı kaliteli bir silajda istenen özellik olan HP, NDF, propiyonik asit ve asetik asit oranlarında artış sağlarken, laktik asit oranında azalma meydana getirmiştir. Ayrıca Diyarbakır ili ekolojik koşularına sahip alanlarda tritikale ve yem bezelyesi bitkilerinin karışım halinde silolanmasın da % 25 yem bezelyesi + % 75 tritikale karışımının silaj kalitesi açısından en ideal karışım olduğu tespit edilmiştir.

Yem bezelyesi
Gökhan Gelir
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Muhafaza sıcaklığının ballarda HMF oluşumunave bazı kimyasal özelliklerine etkisi

Bu araştırma, iki farklı bal tipinde (normal ve pastörize) ve farklı sıcaklık derecelerinde (4, 21, ve 36 °C) depolanan ballarda; HMF (hidroksimetilfurfural) değerleri, diastaz sayıları, nem oranları, pH değerleri, brix sayıları ve serbest asitlik değerleri gibi özelliklerin tespit edilmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre ölçümü yapılan özelliklerden HMF değerleri ile diastaz sayıları istatistiki olarak önemli (P<0.05) olduğu bildirilmiştir. Buna göre farklı depolama sıcaklık değerlerindeki (4, 21, ve 36 °C) tespit edilen HMF ortalamaları sırasıyla; 2.794±3.080, 4.366±3.080 ve 184.177±3.080 elde edilirken, diastaz sayıları ise sırasıyla; 9.483±0.390, 8.515±0.390 ve 1.464±0.390 olarak tespit edilmiştir. Farklı bal tipi ortalamaları arasındaki istatistik önemsiz olarak tespit edilmiştir. Çalışmada ölçümleri yapılan diğer özelliklerinde (pH, brix sayısı, nem oranı ve serbest asitlik) ortalamaları arasındaki fark hem farklı depolama sıcaklıkları (4, 21, ve 36 °C) hem de bal tiplerinde istatistik olarak önemsiz bulunmuştur. Sonuç olarak, ballarda kalitenin tespit edilmesinde kullanılan HMF değerinin depolama sıcaklık değerlerinin artması ile artış gösterdiği ve diastaz sayılarının ise depolama sıcaklıklarının artması ile değerlerinin düştüğü tespit edilmiştir. Çalışmada ölçümü yapılan diğer özelliklerin ise ballarda olması gereken değerlerde olduğu tespit edilmiştir.

Ümit Saylak
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır manda yetiştiriciliğinin mevcut durumu, sorun ve çözüm önerilerinin belirlenmesi

Bu çalışma, Diyarbakır ilinde manda yetiştiriciliği yapan işletmelerin genel yapısını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma yetiştiriciliğin yaygın olarak yapıldığı il merkezi, Silvan, Bağlar, Yenişehir ve Sur ilçelerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ana materyalini, 'Halk Elinde Anadolu Mandası Islahı Projesi' dışında yer alan 147 yetiştiriciyle yüz yüze yapılan anketlerden elde edilen veriler oluşturmuştur. Araştırma bulgularına göre işletmelerdeki üretim sistemi tamamen yerleşiktir. İşletme başına düşen ortalama manda sayısı 11.03 baştır. Manda yetiştiriciliği işletmelerin tamamının aile mesleğidir. Yetiştiriciler, manda yetiştiriciliğini aile geçimlerini sağlamak, manda sütünün kaliteli olması ve mevcut desteklemelerden faydalanmak için yaptıklarını belirtmiştirler. İşletmelerin çoğu mandayla beraber sığır yetiştirmektedir. Barınak zemini çoğunlukla betonarme, duvar malzemesi olarak da tuğla ve briket kullanıldığı tespit edilmiştir. Genellikle beton yemlik ve plastik sulukların tercih edildiği işletmelerin çatı malzemesi olarak kiremit malzemesini tercih ettiği görülmüştür. İşletmelerde ki sağmal mandalara ait ortalama laktasyon süresi 7.1 ay olarak tespit edilmiştir. İşletmelerde hayvan başına alınan manda sütü ortalaması 3.63 litredir. Elde edilen süt; yoğurt, peynir ve yağ olarak değerlendirilmektedir. Yetiştiriciler, desteklemelerin yetersiz ve yüksek yem fiyatlarının manda sayısını azaltacağını ifade etmişlerdir. Geleneksel yöntemlerle yapılan yetiştiriciliğin işletme bazında bazı iyileştirmelere ihtiyaç duyduğu görülmektedir. Yetiştiricilere verilecek modern manda yetiştiricilik eğitimi ile yetiştiriciliğe fayda sağlanabilir. Kooperatif, birlik vb. örgüt çatısı altında yapılacak yetiştiricilik ile manda da verim artışı istenilen düzeye çıkarılabileceği gibi ürünlerin değerlendirilme ve pazarlanması da daha etkin yapılabilecektir. Devlet desteğiyle işletme başına düşen manda sayısı arttırılmalı, kayıt tutma, et, süt ve döl verimi gibi gerekli ıslah çalışmalarına kolaylık sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler : Anadolu Mandası, Büyükbaş, Yetiştiricilik, Diyarbakır, Türkiye

Murat Turan
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yumurtacı tavuk yemlerine çörek otu (Nigella sativa L.) ve tarçın (Cinnamomum zeylanicum L.) esansiyel yağları ilavesinin verim performansı, yumurta kalitesi ve kabuk bakteriyel kontaminasyonuna etkileri

Özet: Bu çalışmanın amacı yumurtacı tavuk karma yemlerine çörek otu (Nigella sativa L.) ve tarçın (Cinnamomum zeylanicum L.) esansiyel yağları ilavesinin verim performansı, yumurta kalitesi ve yumurta mikrobiyal kontaminasyonuna etkilerini belirlemektir. Araştırmada toplam 315 adet 28 haftalık yaştaki Atak-S yumurtacı tavuklar kullanılmıştır. Tavuklar 11 hafta sürdürülen deneme süresince her biri 5 tekerrürden oluşan 3 gruba ayrılmış ve her tekkerürde 21 adet tavuk bulundurulmuştur. Kontrol grubu temel katkısız karma yem ile beslenirken, çörek otu esansiyel yağı (5 ml/kg yem) ve tarçın esansiyel yağı (5 ml/kg yem) katkılı yem ile beslenmişlerdir. Deneme süresince haftalık olarak ölçülen performans verileri yanında, yumurta dış ve iç kalite özellikleri ile yumurta kabuğu bakteriyel kontaminasyonu tespit edilmiştir. Deneme sonunda yemlerine tarçın esansiyel yağı ilave edilen grupta en iyi yemden yararlanma oranı ve en yüksek yumurta kabuk kalınlığı elde edilmiştir (P<0.05). Yem tüketimi, yumurta verimi, yumurta ağırlığı ile diğer yumurta iç ve dış kalite özellikleri bakımından deneme grupları arasında önemli düzeyde istatistiki farklılık tespit edilmemiştir (P>0.05). Sonuç olarak;,yumurtacı tavuk karma yemlerine çörek otu esansiyel yağı katkısın performans ve yumurta kalitesini etkilemdeği, tarçın esansiyel yağı ilavesinin ise verir performansını iyileştirebileceği ve yumurta kabuk bakteri yükünü azaltabileceği tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Çörekotu esansiyel yağı, tarçın esansiyel yağı, kabuk bakteri kontaminasyonu, yumurta kalitesi, yumurtacı tavuk

Samet Yalçın
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Determination of nutrient content of some medicinal and aromatic plant pulp

In this study the nutritional values of the residuum, which is used as an alternative animal feed and contains residual extracts, of thyme, sage, lemon balm, rosemary, laurel and myrtle are investigated. These materials are the waste of an etheric oil manufacturer and need to be dealt with properly. Results of this study showed that when raw plants are evaluated by their DM mean, the highest mean of DM is 73,5373 % which belongs to thyme. When the residuum is evaluated by DM mean highest mean of 33,4045 % belongs to myrtle residuum. Evaluation of HK mean yields that the highest mean of HK is seen on myrtle which is 10,3010 %. The highest mean of HY is found on sage residuum which is 5,6013 %. HS evaluation showed that highest HS mean is 36,5659 % with lemon balm. The highest HP mean is 9,3133 % which is found at the residuum of myrtle. Myrtle residue has the highest values which are 45,4932 % NDF; 55,4750 % NÖM and 2083,76 kcal/kg ME. Highest OM value is 93,4998 % and belongs to laurel residuum. When the residuum is considered due to their ADF and ADL contents, thyme has the highest ratios of 52,5300 % and 10,5902 %, respectively.

Aromatic plantsNutrientsPlants-medicinal+1
Betül Çelik
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
10
DoctorateOpen AccessTR

Ankara tavukçuluk araştırma enstitüsündeki kahverengi yumurtacı ebeveyn hatların bazı verim özelliklerinin belirlenmesi

Bu tez, 3 adet kahverengi yumurtacı saf hat (BAR1, L54, RIR1) ve ikili melezlerinin (BAR1HxBAR1Y, BYYVxBDCA, L54HxL54Y, RIR1HxRIR1Y, RDCAxRYYA, RIR1xRIR2, RIR2xRIR1) bazı verim ve yumurta kalite özelliklerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, kompakt tipi 3 katlı bireysel kafes sisteminde, her bir kafes gözü tekerrür olarak ele alınmak suretiyle tesadüf blokları deneme desenine uygun olarak yürütülmüştür. Toplam 1000 tavuk kullanılarak 64 hafta sürdürülen araştırmada, üzerinde durulan değişik verim özellikleri bakımından karşılaştırmalarda varyans analizi kullanılmıştır. Bazı verim özelliklerinde gruplar arasındaki farklılığın önemi Duncan testi ile belirlenmiştir. BAR1 ana hattı ile melez ana soyları arasında, cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı ve yumurta ağırlığı, yem tüketimi ve kuluçkalık yumurta oranı bakımından farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). Yumurta kalite kriterleri bakımından aralarındaki farklılıklar önemsiz bulunmuştur (P>0,05). L54 saf ana hattı ile L54HxL54Y melez ana soyunda ise cinsel olgunluk yaşı ve ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı, yumurta ağırlığı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, kuluçkalık yumurta oranı bakımından farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0,05). RIR1 hattı ile melez soyları verim kriterleri bakımından karşılaştırıldıklarında, kabuk kırılma direnci, ak yüksekliği ve Haugh birimi bakımından farklılık bulunmadığı, cinsel olgunluk ağırlığı, dönem sonu canlı ağırlığı, yumurta verimi (tavuk-kümes, tavuk-gün), yumurta ağırlığı, yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, kuluçkalık yumurta oranı ve kabuk kalınlıkları arasındaki farklılıkların önemli olduğu bulunmuştur (P<0,05).

DamızlıkPerformansYumurta kalitesi
Diydem Doğan
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Batı Akdeniz bölgesinde yetiştirilen bazı yem hammaddelerinin besin madde içeriklerinin belirlenmesi üzerine bir araştırma

Bu çalışmada Batı Akdeniz Bölgesi kapsamında bulunan üç ilde (Antalya, Burdur, Isparta) yetiştirilen ve hayvan beslemede kullanılan yem hammaddelerinden (dane yemler, arpa, buğday, çavdar, fiğ, mısır, tritikale, yulaf; değirmencilik artığı olarak, kepek; kaba yemler arpa sapı, buğday sapı, arpa hasılı, fiğ kuru otu, kuru çayır otu (KÇO), yonca, korunga, yulaf, tritikale) örnekler alınmış ve besin madde analizleri (kuru madde (KM), ham kül (HK), ham protein (HP), ham yağ (HY), ham selüloz (HS), asit deterjan fiber (ADF), asit deterjan lignin (ADL), nötr deterjan fiber (NDF)) yapılmıştır. Besin madde analiz sonuçları kullanılarak enerji değerleri (MAFF 1984 ME (Kcal/Kg KM), SE (Mcal/Kg KM), ME (Kcal/kg KM), Alderman (1985) ME (MJ/Kg KM)) hesaplanmıştır. Sonuç olarak, bölgede yetiştirilen ve yaygın olarak kullanılan bazı hammaddelere ilişkin temel besin madde içeriklerine ait veriler tezde sunulmuştur. Ayrıca, örnek alınan illerde yem hammaddelerine ait ortalama analiz sonuçları karşılaştırıldığında, ortalama besin madde içerikleri bakımından farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Mevcut sonuçlar doğrultusunda ortaya çıkan farklılıkların toprak yapısı, sulama potansiyeli, yetiştirici uygulamaları ve illerin mikro klimatik özelliklerinden kaynaklandığı söylenebilir.

Besleyici maddelerHayvan yemleriYem değeri
Ayşe Gül Civaner
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Karabuğday bitkisinin kuru otu ya da silajının besin değeri ile süt keçilerinde süt verimine etkilerinin belirlenmesi

Bu çalışmada karabuğday otunun farklı şekillerde muhafazasının otun besin değeri, silaj kalitesi ve Saanen ırkı süt keçilerinde süt verimi (SV) üzerine etkileri araştırılmıştır. Karabuğday hamur olum döneminde silaj makinası ile hasat edilerek doğrudan silolanmış, %35 kuru madde (KM) içeriğine kadar tarlada soldurularak silolanmış ya da kurutulmuştur. Karabuğdaylar besin değeri belirlenerek süt keçisi denemesinde kullanılmıştır. Keçi denemesi her grupta 6 baş olmak üzere 24 baş süt keçisi ile 35 gün süre ile yürütülmüştür. Soldurma ile silajların laktik asit içerikleri artmış, amonyak-N içerikleri ve enterobakteri sayıları düşmüş, KM kazanımları %14.2 daha yüksek olmuştur (P<0.05). Kuru ot silajlardan daha düşük (P<0.05) lignin, buna karşın daha fazla (P<0.05) tüm sindirilebilir besinler ve toplam fenolik (TF) içermiştir. Direk silolanmış silajların fermantasyon kalitesi ve besin madde içeriği düşük olsa da karabuğday otunun farklı formları süt keçilerinin KM tüketimi ve SV'ni etkilememiştir (P>0.05). Sütün TF içeriği karabuğday otunun farklı formları ile besleme ile kuru ot grubunda belirgin olmak üzere artmıştır (P<0.05). Sonuç olarak karabuğday kuru otu ve soldurularak yapılan silajının süt keçileri için besin değeri yüksek bir kaba yem olduğu ve sütün TF içeriğini artırdığı değerlendirilmiştir.

Murat Er
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sütten kesim sonrası oğlaklarda bazı fizyolojik ve davranış özellikleri

Hayvancılıkta entansifleşme süreci ile birlikte refah daha da önem kazanmaktadır. Yetiştirme koşularında birçok etmen hayvanlar üzerine etkili olmakta ve bunlardan bazıları stres yaratabilmektedir. Yıl içinde yapılması kaçınılmaz bazı uygulamalar da stres kaynağı olabilmektedir. Sütten kesim özellikle süt keçiciliği işletmelerinde her yıl yapılmak zorunda olunan olağan işlerdendir. Güçlü bağlarla bağlanmış ana ve yavrunun birbirinden ayrılması, ana ve özellikle de oğlak üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Bu çalışmada Saanen keçi ve oğlaklarında sütten kesimin ortaya çıkaracağı stres bazı fizyolojik parametreler ve davranışlar yardımı ile tanımlanmak istenmiştir. Bu amaçla sütten kesim öncesi ve sonrası değişik dönemlerde ölçümler ve gözlemler yapılmıştır. Oğlak ve keçilerde fizyolojik parametrelerde nabız ve solunum sayıları ile rektal sıcaklık üzerine zaman etkisi çok önemli (p<0.01) olmuştur. Sütten kesim öncesi ve sonrası 6. saat, 24. saat, 48. saat, 72. saat, 1. hafta, 2. hafta ve 3. haftalarda sırasıyla nabız sayısı oğlaklarda 103.32, 97.82, 88.74, 95.82, 89.78, 89.78, 89.44 ve 92.47 adet/dak., keçilerde 78.00, 67.20, 70.00, 71.00, 81.30, 69.20, 68.00 ve 74.80 adet/dak.; solunum sayısı oğlaklarda 36.88, 33.80, 35.38, 31.38, 31.71, 34.54, 28.90 ve 42.20 adet/dak., keçilerde 24.4, 39.6, 33.0, 28.4, 29.6, 26.8, 26.0 ve 28.0 adet/dak.; rektal sıcaklık oğlaklarda 39.41, 39.38, 39.78, 39.52, 39.49, 40.05, 39.27 ve 39.92 oC; keçilerde 39.15, 39.64, 38.89, 38.90, 38.21, 39.00, 38.88 ve 39.17 oC olarak bulunmuştur. Sütten kesimden sonra 3 haftalık süreçte zamana bağlı olarak yem yeme, ayakta durma, yatma ve anormal ağız aktiviteleri önemli ölçüde değişmiştir. Sütten kesimden sonraki 1., 2. ve 3. haftalarda sırasıyla yeme davranışı % 21.02 % 19.63 ve % 28.75; yatma davranışı % 39.92 % 42.71 ve % 32.00; ayakta durma % 18.03 % 21.60 ve % 20.35; geviş getirme % 15.27, % 11.66 ve % 14.49; su içme % 0.58, % 0.81 ve % 0.43; anormal ağız aktiviteleri ise % 1.10, % 0.38 ve % 0.30 oranında gerçekleşmiştir. Anahtar kelimeler: Keçi, sütten kesim, fizyolojik parametreler, davranış

Onur Ardahan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tek karakter için seleksiyon indeksinin değişik istatistiksel yöntemlerle analizi

Seleksiyon indeksi, maksimum genetik kazanç elde etmek için oluşturulmuş gözlemlerin doğrusal ağırlıklı kombinasyonudur. İndeksi oluşturmak için genetik parametrelerin tahminine ihtiyaç duyulur. Hayvan ıslahı çalışmalarında, verilerden genetik parametreleri elde edip istatistiki yorumlama yapabilmek için olabilirlik teorisine dayalı olan yöntemlerin kullanımının gittikçe arttığı gözlenmektedir. Hayvanların ıslah için seçiminde pratikte karşılaşılan sorunların çözümü için sayısal yöntemlerde en son geliştirilen istatistiksel yöntemlerin kullanılması gereklidir. Bu yüzden bu tez esas itibariyle varyans unsurları ve fonksiyonlarının tahminleri ve optimal seleksiyon metotlarının varyans analizi, maksimum olabilirlik ve kısıtlanmış maksimum olabilirlik yöntemleri kullanılarak dengeli baba-bir üvey kardeş boğa modeliyle oluşturulmasına dayanmaktadır. Tezde kullanılan veri setleri Monte Carlo simulasyonu kullanılarak üretilmiştir. Adaylar ve akrabalarına ait bilgi seleksiyon indeksinde birleştirilmiştir. Varyans analizine dayalı geleneksel seleksiyon indeks teorisi, olabilirliğe dayalı olanlarla karşılaştırılmıştır. Hem ANOVA hem de olabilirliğe dayalı metotlar, özellikle REML, benzer genetik ilerleme sonuçlan vermiştir. Bunun nedeni ANOVA'ya ait negatif kalıtım dereceleri tahminlerinin 0'a eşitlenmek suretiyle kullanılmasıdır. Tahmini genetik ilerlemenin başarılan genetik ilerlemeye göre kalıtım derecesi ve fenotipik varyans tahminlerine daha duyarlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca teksel seleksiyon ve seleksiyon indeksi kıyaslanmış ve seleksiyon indeksinin teksel seleksiyondan daha etkin olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Seleksiyon indeksi, genetik parametreler, olabilirliğe dayalı metotlar, optimal genetik ilerleme, başarılan genetik ilerleme, tahmini genetik ilerleme.

Genetik parametrelerSeleksiyon
Burak Karacaören
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Bombus terrestris arılarında diyapoz sonrası arı ağırlığı ve değişik besleme yöntemlerinin koloni gelişimi ve üreme özellikleri üzerine etkileri

ÖZET Bombus terrestris ARILARINDA DİYAPOZ SONRASI ANA ARI AĞIRLIĞI VE DEĞİŞİK BESLEME YÖNTEMLERİNİN KOLONİ GELİŞİMİ VE ÜREME ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİLERİ Ayhan GÖSTERİT Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Fehmi GÜREL Aralık 2002, 55 Sayfa Bu çalışma birkaç yabancı firma tarafından kitlesel üretimleri gerçekleştirilen ve son yıllarda seralarda tozlayıcı olarak kullanımı oldukça yaygınlaşan Bombus terrestris arılarında an sütü ilaveli polen keki ile beslemenin ve diyapoz sonrası ana an ağırlığının koloni gelişimi üzerine olan etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Denemede 69 adedi doğadan toplanan ve 56 adedi ise ticari bir firmadan sağlanan toplam 125 adet ana arı kullanılmıştır. Diyapoz sonrası ağırlıkları tartılan ana anlar bireysel kutulara konulmuş ve oransal nemi % 50 - 60, sıcaklığı 28 - 30 °C ye ayarlanmış yetiştirme ortamında beslemeye alınmışlardır. Ana anların yaklaşık yansı % 10 an sütü ilaveli polen keki ile, geri kalanı ise normal polen keki ile beslenmiştir. Bütün ana an ve kolonilere 1:1 oranında şeker ve su ile hazırlanan şeker şurubu verilmiştir. Deneme süresince kolonilerde, koloni başlangıç zamanı, ilk işçi an çıkış zamanı, birinci, ikinci, ve üçüncü kuluçka döneminde üretilen yumurta gözü (hücresi) ve bunlardan oluşan işçi an sayılan, ikinci ve üçüncü kuluçkaya başlama zamanlan, erkek ve ana an çıkışı ile dönüşüm ve rekabet noktası zamanları, üretilen toplam işçi, erkek ve ana an sayısı, sayısal cinsiyet oranı, elli işçi arıya ulaşma zamanı, polen tüketimi ve koloni ömürleri belirlenmiştir. Ayrıca bu özellikler arasındaki korelasyon katsayıları da hesaplanmıştır. Doğadan toplanan ana anların ağırlığı ortalama 0.79 ± 0.014 gram, ticari firmadan alınan ana arıların ağırlığı ise 0.74 ± 0.012 gram olarak bulunmuştur. Ana arının başlangıç ağırlığının koloni gelişimi üzerine herhangi bir etkisi bulunamamıştır. An sütü katkılı polen keki ile beslenen ana anların hiç biri koloni oluşturamamıştır ve bu kekle beslenen larvalar ergin hale gelemeden ölmüşlerdir. Normal polen keki ile beslenen ana arıların ise % 87' si yumurtlamış ve % 33' ünden pazarlanabilir nitelikte koloniler elde edilmiştir. Ticari firmadan alınan ana arıların oluşturduğu koloniler ortalama 60.8 ± 12.7 adet ana an üretirken doğadan toplanan ana arıların oluşturduğu koloniler hiç ana an üretmemiştir. Ticari firmadan alman ana anların oluşturduğu koloniler daha geç rekabet noktasına girme özelliği göstermişlerdir. ANAHTAR KELİMELER: Bombus terrestris, yetiştirme, ana an ağırlığı, an sütü, besleme, koloni gelişim özellikleri JÜRİ: Doç. Dr. Fehmi GÜREL Prof. Dr. Atila YANIKOĞLU Yrd. Doç. Dr. M. Soner BALCIOĞLU

Ana arıArı sütüBesleme+4
Ayhan Gösterit
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Et tipi horozlarda yaz koşullarının (sıcaklık ve nem) sperma özellikleri üzerine etkisi

ÖZ ET TİPİ HOROZLARDA YAZ KOŞULLARININ ( SICAKLIK ve NEM ) SPERMA ÖZELLİKLERİ ÜZERİNE ETKİSİ Nilgün ŞEBER Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Anabilim Dalı Ocak 2002 / 39 sayfa Denemede, 4 ayrı ticari et tipi ebeveyn hattı kullanılarak, semen hacmi, sperm oranı, ölü sperm oranı, motilite ve metilen mavisi indirgenme süresi gibi çeşitli sperma özelliklerine, genotipin ve mevsime bağlı sıcaklık-nemin ortak etkisinden hesaplanan havanın içerdiği toplam ısı etkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Deneme sonuçlarından, mevsimin sperma özelliklerinin tümünde etkili olduğu ve ilerleyen yaş ile birlikte, yaz mevsimindeki artan toplam ısının sperma kalitesini olumsuz yönde etkilediği gözlenmiştir. Benzer olarak, genotipin de sperma özellikleri üzerinde etkili olduğu, Yerel (YG) ve Çıplak Boyunlu (ÇB) genotiplerdeki sperma kalitesinin, PM3 ve Ross308 (R308) genotiplerine göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Et tipi horoz, mevsim, havanın içerdiği toplam ısı, sperma özellikleri JÜRİ: Prof. Dr. Salim MUTAF Prof. Dr. Atilla YANIKOĞLU Doç. Dr. M. Ziya FIRAT

HorozlarMevsimsel özelliklerSperma özellikleri
Nilgün Şeber
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Yerli gen kaynağı çine çaparı koyunların süt verim özellikleri ve ß-laktoglobulin gen polimorfizmi

Bu çalışma, yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Çine Çaparı koyunlarda süt verim özelliklerinin tanımlanması ve süt protein genlerinden biri olan ß-Laktoglobulin (ß-LGB) geni bakımından varolan polimorfizmin PCR-RFLP metodu kullanılarak tanımlanması amacıyla yapılmıştır. Süt verim denetimleri bir sürüde bulunan 40 baş koyunda, ß-LGB genotipleri ise Çine Çaparı populasyonunun tümünü oluşturan üç sürüde bulunan toplam 128 baş koyunda belirlenmiştir.İncelenen populasyonda ß-LGB geninin sadece A ve B alellerine rastlanmış, C aleline ise rastlanılmamıştır. Olası üç genotip olan AA, AB ve BB için gözlenen genotip frekansları sırasıyla 0.078, 0.453 ve 0.469 iken A ve B için allel frekansları sırasıyla 0.3047 ve 0.6953 olarak bulunmuştur. Yapılan ki-kare analizi sonucunda Mustafa VURAL'a ait sürü dışındaki tüm sürülerin Hardy-Weinberg dengesinde olduğu anlaşılmıştır. Günlük ortalama süt verimi, laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi için en küçük kareler ortalamaları sırasıyla 0.521 kg, 159.5 gün ve 81.78 kg olarak tespit edilmiştir. Ele alınan tüm özellikler bakımından koyun yaşı ve doğum tipi istatistiki olarak önemli bir varyasyon yaratmamıştır (P>0.05). ß-LGB genotiplerinin (AA, AB, BB) laktasyon süresi ve laktasyon süt verimi üzerinde istatistiki olarak önemli (P<0.05), günlük ortalama süt verimi üzerinde ise önemsiz (P>0.05) etki yaratmıştır. Çalışma sonucunda, Çine Çaparı koyun ırkının konumunda korunmasına yönelik aktivitelere yönelik kimi öneriler sunulmuştur.

Fatih Erdoğan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Yerde barındırmada değişik taban ayrıntılarının etlik piliçlerdeki bacak kusurlarına etkisi

ÖZET YERDE BARINDIRMADA DEĞİŞÎK TABAN AYRINTILARININ ETLİK PİLİÇLERDEKİ BACAK KUSURLARINA ETKİSİ ÖZGÜR BARIŞ BİRGÜL Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Ana Bilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Salim MUTAF Nisan 2005, 71 Sayfa Bu çalışmada, yerdeki değişik barındırma koşullarının etlik piliçlerdeki bacak kusurlarına olan etkilerinin ve bu kusurların azaltılabilme olanaklarının ortaya konması amaçlanmıştır. Bu nedenle, yetiştirme sistemine bağlı olan bacak kusurlarından; açısal kemik kusurları, tibial diskondroplazi (TD), ayak tabanı ve metatarsus yanıkları, yürüme kabiliyeti, tibia ve femur kemikleriyle ilgili ölçümlere bakılmıştır. Ayrıca tibia kemiğinde kurumadde, kül, kalsiyum, fosfor, hacim ve kemik dayanıklılığı incelenmiştir. Canlı kütleler ve yem tüketimleri hesaplanmış, aynı zamanda denemenin 4. ile 7. haftaları arasında etlik piliçlerin hareket yeteneklerini belirlemek için tünek kullanımı üzerine gözlem yapılmıştır. Denemede uygulanan tünek grupları yatay tünek, 10° eğimli tünek, 20° eğimli tünek, 40° eğimli merdiven tünek ve kontrol gruplarından oluşmuştur. Deneme 7 hafta sürmüş, canlı kütleler bakımından haftalık olarak grupların kendi aralarındaki farklılıklar ve grup-eşey interaksiyonu önemsiz, eşeyler arasındaki farklılıklar ise önemli bulunmuştur (P<0.01). En fazla yem tüketimi 10° eğimli tünekli grupta (4975.67±493.1 g) saptanmış olup bu grup ile diğer gruplar arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Yemden yararlanma oranlan bakımından da gruplar arasındaki farklılıklar önemsiz bulunsa da en iyi yemden yararlanma oranı yatay tünekli grupta ( 1.526±0.039) saptanmıştır.Toplam ölüm oranı % 3.50 olarak bulunmuştur. Bacak kusurlarından ölen hayvanların oranı toplam ölümlerin % 14.28'ni oluşturmaktadır. Ayak tabanı ve metatarsus yanıkları haftalar ilerledikçe her grupta artış göstermiştir. Yürüme yeteneği haftalar ilerledikçe gerilemiştir. Son hafta olan 7. hafta itibariyle tüm sürünün % 71.88'ini normal şekilde yürüyebilenlerin, % 26.26'smı yürüyebilen ancak yürürken aksayanların ve % 1.68'ini ise ileri derecede yürüme bozukluğu olan piliçlerin oluşturduğu saptanmıştır. Tünek kullanımı oranının haftalar ilerledikçe azaldığı gözlenmiştir. En yüksek tünek kullanımı yatay tünekli grupta çıkmıştır. Diğer gruplar ve yatay tünekli grup arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). En düşük tünek kullanımı ise 40° eğimli merdiven tünekli grupta saptanmıştır. Açısal kemik kusurlarında, kontrol grubunda 16.083±1.386° tibia açısıyla en yüksek değer ve diğer gruplarla arasındaki farklılık önemli bulunmuştur (P<0.01). En yüksek TD oranı kontrol grubunda, en düşük ise yatay tünekli grupta saptanmıştır. Toplamda tüm sürünün % 74.16 'sında TD görülmezken, % 25.84 'ünde TD gözlenmiştir. Tibia ve femur kemiklerinin morfolojik özellikleri bakımından gruplar arasındaki farklılıkların önemsiz, eşeyler arasındaki farklılıkların ise önemli olduğu bulunmuştur (P<0.01). Tibia kemiğinde hacim gruplarda benzer bulunurken, eşeyler arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). Tibia kemiğinin dayanıklılığında grupların ve eşeylerin aralarındaki farklılıkların önemli olduğu saptanmıştır (P<0.01). Tibia kemiğindeki kalsiyum ve fosfor miktarları bakımından grup ortalamaları arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur (P<0.01). En yüksek kalsiyum değeri 10° eğimli tünekli grupta (%11.99±0.17), en düşük oran ise kontrol grubunda (%10.60±0.53) saptanmıştır. En yüksek fosfor oranı 40° eğimli merdiven tünekli grupta (% 7.43±0.12), en düşük oran ise kontrol grubunda (% 6.22±0.16) bulunmuştur. Karkas kütleleri bakımından haftalar ve eşey arasındaki farklılıklar önemli (P<0.01), grup ve grup-eşey interaksiyonu önemsiz bulunmuştur. Erkek piliçlerin karkas kütle ortalamalarının dişilerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Karkas randımanı bakımından hafta ve grupların ortalama değerleri aralarındaki farklılıklar önemli (P<0.01), eşeyin etkisi ise önemsiz bulunmuştur.ANAHTAR KELİMELER: Etlik piliç, tibial diskondroplazi, açısal kemik kusurları, tünek kullanımı, kemik dayanıklılığı. JÜRİ : Prof. Dr. Salim MUTAF Prof. Dr. Servet YALÇIN Doç. Dr. Tülin AKSOY 111

Özgür Barış Birgül
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Antalya yöresi kıl keçilerinde genetik polimorfizmin RAPD-PCR yöntemi ile belirlenmesi

ÖZET ANTALYA YÖRESİ KIL KEÇİLERİNDE GENETİK POLİMORFİZMİN RAPD-PCR YÖNTEMİ İLE BELİRLENMESİ Emine ŞAHİN Yüksek Lisans Tezi, Zootekni Bolümü Danışman: Yrd. Doç. Dr. M. Soner BALCIOĞLU Nisan 2005, 48 sayfa Bu çalışmada amaç, RAPD-PCR yöntemi kullanarak Antalya yöresi kıl keçileri arasındaki genetik polimorfizmi belirlemektir. RAPD-PCR, Antalya bölgesinden 7 dişi ve 7 erkek Kıl keçisi için toplam 20 farklı primer kullanılarak çalıştırılmıştır. Bütün RAPD primerleri 100-600 bç aralığında belirlenmiştir. RAPD-PCR kullanarak Opp08 primeri ile toplam 121 DNA fragmenti elde edilirken, Opp03 primeri ile 29 DNA bandı elde edilmiştir. Tüm primerlerin kullanılmasıyla toplam 1363 bant değerlendirilmiştir. Toplam 153 bandın 142'si polimorfik bulunmuştur. Genetik benzerlik (bant paylaşım frekansı, Fxy) oranı ve genetik uzaklık sırasıyla 0,6464 ve 0,3536 olarak bulunmuştur. Ortalama heterozigotluk oranı 0,3 691 ±0,1 472 olarak tahmin edilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Kıl keçisi, polimorfizm, RAPD-PCR JÜRİ: Yrd.Doç. Dr. M. Soner BALCIOĞLU Prof. Dr. İ. Zafer ARIK Doç. Dr. Hüseyin BASIM

Emine Şahin
Akdeniz University · Institute of Graduate Studies in Science
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Kıvırcık koyunları farklı senkronizasyon uygulamalarında kuzu üretimi ile kuzuların canlı ağırlık ve bel gözü ultrasonik ölçüm parametreleri

oz Kıvırcık Koyunları Farklı Senkronizasyon Uygulamalarında Kuzu Üretimi İle Kuzuların Canlı Ağırlık ve Bel Gözü Ultrasonik Ölçüm Parametreleri Araştırma, Kıvırcık koyunlarında farklı PMSG dozlarının, kuzu eti üretimi süreçlerine etkilerini ortaya koymak amacı ile yapılmıştır. Araştırma materyalini Aydın ili Koçarlı ilçesi Kasaplı köyünde bulunan iki yetiştiriciye ait 165 adet Kıvırcık koyun oluşturmuştur. Olağan çiftleşme mevsiminde koyunlar, sadece sünger uygulanan, sünger + 400 IU PMSG ve sünger + 500 IU PMSG enjeksiyonu yapılan olmak üzere şansa bağlı 3 gruba ayrılmıştır. Doğuran koyun oranına göre senkronizasyonda başarı sırayla % 53, % 54 ve % 60'dır. Kuzularda doğum ağırlığı, pazarlama dönemi canlı ağırlığı ve yaşama gücü performansları belirlenmiştir. Ayrıca pazarlama döneminde kuzuların belgözü kası ( M. Longissinms dor si ) alanı, derinliği, genişliği ve örtü yağı kalınlığı ultrason cihazı kullanılarak belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıvırcık, senkronizasyon, canlı ağırlık, Bel Gözü kası

Engin Yaralı
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliçlerin performans ve bazı kan parametre değerleri üzerine farklı düzeylerde balık yağı içeren yemlerin etkisi

-I- Öz Bu çalışma, etlik piliçlerin performans ve bazı kan parametre değerleri üzerine balık yağı içermeyen ve iki farklı düzeyde (% 2 ve 4) balık yağı içeren yemlerin etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Denemede günlük 270 adet Ross 308 etlik civciv kullanılmıştır. Civcivler her birinde üç alt grup bulunan biri kontrol, ikisi deneme olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Denemede kullanılan başlatma, bitirme ve kesim öncesi yemleri kontrol grubu için ayçiçek yağı, deneme grupları için balık yağı kullanılarak hazırlanmıştır. Deneme 42 gün sürdürülmüştür. Canlı ağırlık ve canlı ağırlık artışı değerleri bakımından başlatma döneminde (P<0.05), yem tüketimi değerleri bakımından kesim öncesi dönemde (P<0.01) ve yemden yararlanma oram değerleri bakımından bitirme ve kesim öncesi dönemde (P<0.05) deneme grupları arası farklılıklar önemli bulunmuştur. Ölüm oram açısından gruplar arasında farklılık saptanmamıştır. Kan parametrelerinden HDL değeri dişilerde, AST değeri ise erkeklerde kontrol grubuna göre % 4 balık yağı içeren grupta daha yüksek (P<0.01) bulunmuştur. Trigliserid, kolesterol ve LDL değerleri erkek ve dişi hayvanlarda gruplar arasında farklılık göstermemiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Etlik piliç, balık yağı, performans, kan parametreleri.

Gülçin Alparslan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Broyler yetiştiriciliğinde yakalama alıştırmalarının ve çeşitli taşıma şekillerinin kesim öncesi stres oluşumu üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı broylerlerde yetiştirme döneminde uygulanan yakalama alıştırmaları ve kesim öncesi dönemde uygulanan değişik taşıma şekillerinin stres üzerine etkilerinin incelenmesidir. Çalışma Adnan Menderes Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Kanatlı Araştırma ve Uygulama Ünitesi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu amaçla özel bir kuluçkahaneden sağlanan bir günlük yaştaki 160 adet Ross-308 broyler civcivi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, yakalama alıştırması yapılan broylerlerde kan kortikosteron düzeyi 2,74 ng/ml, yakalama alıştırması uygulanmayan grupta ise 2,96 ng/ml olarak bulunmuştur. Yetiştirme döneminde düzenli olarak uygulanan yakalama alıştırmalarının stres oluşumunu bir miktar düşürdüğü, ancak bunun istatistiksel olarak önemli olmadığı tespit edilmiştir. Yakalama alıştırması uygulanan grupta kan kortikosteron düzeyi bakımından cinsiyetler arası fark istatistiksel olarak önemsiz çıkmıştır. Kesim öncesi uygulanan taşıma şekilleri ile ilgili olarak, kontrol grubunda normal, tekli ve çoklu taşımanın yapıldığı gruplarda kortikosteron düzeyleri sırasıyla 2,17, 2,47 ve 3,13 ng/ml olarak bulunmuş ve taşıma grupları arası fark istatistiksel bakımdan önemli (P<0,05) çıkmıştır. Yakalama alıştırması uygulanmış olan deneme grubunda ise taşıma şeklinin kan kortikosteron düzeyine etkisi önemsiz çıkmıştır. Çoklu taşıma uygulanan broylerlerin normal ve tekli taşınanlara göre daha yüksek bir stres düzeyine maruz kaldığı belirlenmiştir. Diğer taraftan tüm taşıma şekillerinde gerek erkek gerekse dişi hayvanlarda yakalama alıştırması uygulanmasının kan kortikosteron düzeyine etkisi istatistiksel açıdan önemsiz olarak belirlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre yakalama alıştırması uygulanan broylerlerde karkas randımanı %74,40, yakalama alıştırması uygulanmayanlarda ise %76,33 olarak bulunmuş ve yakalama alıştırması uygulanmasının karkas randımanı üzerine etkisi istatistiksel bakımdan önemli (P<0,001) olarak tespit edilmiştir

Tayfun Şahin
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Gemlik Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında yetiştirilen bazı köpek ırklarında vücut ölçüleri ve bu ölçüler arasındaki fenotipik korelasyonlar

Bu çalışmanın amacı, Gemlik Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığında yetiştirilen Alman Çoban Köpeği, Labrador Retriever ve Belçika Malinois ırkı köpeklerde, bazı vücut ölçülerini belirlemek ve bu ölçüler arası fenotipik korelasyonları ortaya koymaktır. Çalışma, Gemlik Askeri Veteriner Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı Köpek Üretim ve Eğitim Tabur Komutanlığında yürütülmüştür. Araştırmada, kurumda saf olarak yetiştirilen, toplam 96 adet köpek kullanılmıştır.Dişi Alman Çoban Köpeklerinde baş uzunluğu, burun uzunluğu, vücut uzunluğu, kuyruk uzunluğu, cidago yüksekliği, sağrı yüksekliği, göğüs derinliği ve sağrı genişliği ölçüleri bakımından yaş dönem ortalamaları arasındaki farklar istatistiki bakımdan önemli (P<0,001) bulunmuştur. Erkek Alman Çoban Köpeklerde canlı ağırlık değeri, dokuz,12 ve 15 aylık yaş döneminde ortalama olarak sırasıyla 20,36, 24,23 ve 24,68 kg olarak tespit edilmiş olup, yaş dönem ortalamaları arası fark istatistiki olarak önemli çıkmıştır.Labrador Retriever dişi köpeklerde cidago yüksekliği, vücut uzunluğu, sağrı yüksekliği ve sağrı genişliği ölçüleri bakımından yaş dönemleri arası fark, istatistik açıdan önemli (P<0,001) olarak tespit edilmiştir. Cidago yüksekliği, dokuz, 12 ve 15 aylık yaş döneminde sırasıyla 45,43, 48,34 ve 49,84 cm olarak bulunmuştur. Labrador Retriever erkek köpeklerde canlı ağırlık, baş uzunluğu, burun uzunluğu, kulak uzunluğu, cidago yüksekliği, göğüs çevresi, göğüs derinliği, sağrı yüksekliği, sağrı genişliği, bilek çevresi ve kuyruk uzunluğu bakımından yaş dönem ortalamaları arası farklar istatistiksel bakımdan önemli bulunmuştur.Belçika Malinois dişi köpeklerde cidago yüksekliği, yaş dönemlerinde sırasıyla, 48,80, 51,23 ve 51,98 cm olarak tespit edilmiş olup yaş dönemleri arası farklar önemli (P<0,05) bulunmuştur. Malinois erkek köpeklerde canlı ağırlık, baş uzunluğu, burun uzunluğu, cidago yüksekliği, göğüs çevresi, göğüs genişliği, göğüs derinliği, sağrı yüksekliği, bilek çevresi, kuyruk uzunluğu bakımından değişik yaş dönem ortalamaları arası farklar istatistiksel bakımdan önemsiz çıkmıştır.Alman Çoban Köpeklerinde dokuz aylık yaş döneminde, kulak uzunluğu ile baş uzunluğu ve vücut uzunluğu, bilek çevresi ile baş uzunluğu, vücut uzunluğu, göğüs çevresi, göğüs derinliği, sağrı genişliği ile baş uzunluğu ve göğüs derinliği, sağrı yüksekliği ile vücut uzunluğu, göğüs genişliği ile kulak uzunluğu ve göğüs derinliği arasında, 12 aylık yaş döneminde kulak uzunluğu ile vücut uzunluğu, göğüs çevresi ve sağrı genişliği, sağrı yüksekliği ile vücut uzunluğu, baş uzunluğu ile göğüs derinliği, göğüs genişliği, sağrı genişliği ve bilek çevresi arasında, 15 aylık yaş döneminde ise kuyruk uzunluğu ile vücut uzunluğu, göğüs çevresi, göğüs genişliği, sağrı genişliği ile göğüs derinliği, sağrı yüksekliği ve canlı ağırlık arasında istatistiki bakımdan P<0.05 düzeyinde korelasyon belirlenmiştir.Labrador Köpeklerde dokuz aylık yaş döneminde,cidago yüksekliği ile sağrı yüksekliği arasında dokuz aylık yaş döneminde 0,847, 12 aylık yaş döneminde 0,891 ve 15 aylık yaş döneminde 0,905 gibi oldukça yüksek ve istatistiksel bakımdan önemli korelasyonlar bulunmuştur. Canlı ağırlık ortalaması ile tüm vücut ölçüleri arasında istatistiki anlamlılığı olan ve yüksek sayılabilecek değerlerde korelasyonlar (CA x BU: 0,557, CA x KU: 0,718, CA x CY: 0, 671, CA x VU: 0,678, CA x GÇ 0,803, CA x GD: 0,742, CA x GG: 0,622, CA x SY: 0,573, CA x SG: 0,584, CA x BÇ: 0,673, CA x KUU: 0,578) tespit edilmiştir.Dokuz aylık yaş döneminde Malinois köpeklerde, cidago yüksekliği ile canlı ağırlık arasında 0,728, baş uzunluğu arasında 0,752, sağrı yüksekliği arasında 0,823, göğüs çevresi ile canlı ağırlık arasında 0,945, göğüs derinliği arasında 0,720, göğüs genişliği arasında 0,852, göğüs derinliği ile vücut uzunluğu arasında 0,729, göğüs genişliği ile canlı ağırlık arasında 0,841 değerlerinde önemli ve yüksek korelasyon değerleri elde edilmiştir. 15 aylık yaş döneminde Cidago yüksekliği ile canlı ağırlık arasında 0,842, baş uzunluğu arasında 0,702, kulak uzunluğu arasında 0,931, vücut uzunluğu arasında 0,736, sağrı yüksekliği arasında 0,984, bilek çevresi arasında 0,834, ve kuyruk uzunluğu arasında 0,809 değerinde istatistik anlamlılığı olan (P<0,05, P<0,01) yüksek korelasyon katsayıları bulunmuştur.

Beden ölçüleriFenotipik korelasyon
Halil Dirlik
Adnan Menderes University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliç yemlerine karıştırılan zeytin karasuyunun piliçlerin bazı verim özellikleri ile et kalite özelliklerine etkisi

Bu çalışma, etlik piliç yemlerine ilave edilen zeytin karasuyu ve vitamin E maddelerinin etlik piliçlerin bazı performans özellikleri ile et rengi, et pH'sı, etin su tutma kapasitesi, etteki toplam mikroorganizma sayısı gibi bazı et kalite özelliklerine olan etkilerinin araştırılması amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada 480 adet günlük yaştaki etlik civciv 3 tekerrürlü 4 gruba tesadüfü olarak dağıtılmıştır. Araştırma kontrol grubu, vitamin E grubu ve 2 farklı karasu seviyesi olmak üzere 6 hafta süreyle yürütülmüştür. Çalışmada kontrol grubundaki civcivlere herhangi bir katkı maddesi verilmezken, vitamin E grubuna 1. günden başlayarak rasyonlarına 300 mg/kg vitamin E ilavesi yapılmıştır. Karasu I grubuna 5 g/kg toz haline getirilmiş karasu yine rasyonlarına ilave edilerek verilirken, Karasu II grubuna 10 g/kg karasu verilmiştir. Deneme sonunda kesimi yapılan etlik piliçlerden alınan göğüs eti örneklerinde yapılan çalışmalar sonucunda araştırmadan elde edilen verilere dayanılarak; etlik piliç yemlerinde karasu ve vitamin E kullanımının piliçlerin performans özelliklerini önemli düzeyde etkilemez iken, piliçlerin et kalite özelliklerinden bazılarını olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Uygun dozlarda kullanıldığı taktirde zeytin karasuyunun etlik piliç etinin raf ömrünü uzatabileceği sonucuna varılmıştır.

Etlik piliçEtlik piliç performansıRaf ömrü+1
Gülşah Durgut
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Yüksek sıcaklıklarda Denizli ırkı tavuklarında Hsp70 sentezi ve bazı verim özellikleri üzerine biir araştırma

Araştırmanın amacı, değişik çevre sıcaklıklarında Denizli ırkı tavuklarının HSP70 (sıcak şok proteini) sentezini, kandaki bazı biyokimyasal değişikliklerini ve ırka ait bazı verim özelliklerini saptamaktır. Çalışmada hayvan materyali olarak 196 adet Denizli ırkı tavuk kullanılmıştır. Yirmi haftalık yaşa kadar birlikte yerde yetiştirilen tavuklar 20. haftada 4 gruba ayrılarak bireysel yumurtlama kafeslerine alınmıştır. Tavuklar bu kafeslerde 40 haftalık yaşa kadar normal yetiştirme şartlarında barındırılmıştır ve bu dönemdeki verim özellikleri belirlenmiştir. Kontrol grubundaki (grup I) tavuklar 40-44 haftalar arasında 22°C'lik sıcaklıkta barındırılmış, bu haftalarda II, III ve IV. deneme gruplarına sırasıyla 34°C, 37°C ve 40°C'lik sıcaklıklar uygulanmıştır. Artan sıcaklıkların etkisiyle yem tüketimi, yemden yararlanma oranı, yumurta verimi, yumurta ağırlığı, yumurta kabuk ağırlığı, yumurta kabuk kalınlığı ve yumurta kabuk oranında önemli düzeyde azalmalar saptanmıştır. Sıcaklıkların uygulandığı farklı zamanlarda (0, 30, 60, 90 ve 120. dakika) her gruptan 3 tavuğun boyun toplardamarından kan örnekleri alınmış ve alınan örneklerde toplam kolesterol, T3 hormonu, hematokrit ve HSP70 düzeyleri saptanmıştır. Mononükleer kan hücreleri izole edilmiş ve HSP70 konsantrasyonları monoklonal anti-HSP70 antikoru kullanılarak Western Blot analizi ile saptanmıştır. Artan çevre sıcaklığı ile birlikte T3 hormonu ve hematokrit değerleri düşerken toplam kolesterol düzeyi artmıştır (P<0.05). Kontrol grubu dışındaki tüm gruplarda sıcak stresi ile birlikte HSP70 sentezinin gerçekleştiği ve sentez miktarının zamana ve uygulanan sıcaklığa bağlı olarak değiştiği gözlenmiştir. Kan serumunda ve mononükleer kan hücrelerinde saptanan HSP70 sentezinde tavuklar arasında bireysel farklılıkların olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre, Denizli ırkı içerisinde sıcağa daha dayanıklı bireylerin seçiminde HSP70 ve T3 özelliklerinin ıslah programlarında seleksiyon parametresi olarak kullanılabileceği düşünülmektedir.

Demir Özdemir
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Arıcılıkta kullanılan temel peteklerde naftalin kalıntısının belirlemesi üzerinde bir araştırma

Bu çalışmada, balmumuna zarar veren mum güvesine (Galleria mellonella L.) karşı kullanılan naftalinin temel petekteki kalıntı düzeyinin belirlenmesi ve kültürel uygulamalarla azaltılması olanakları araştırılmıştır. Balmumu güvesi (Galleria mellonella L.) larva evrelerinde ballı, polenli ve yavrulu petekler üzerinde beslenirken, balmumunda da zarara neden olur. Bu çalışmada, eski kabartılmış peteklerden, temel petek üreten 4 işletmeden alınan temel peteklerin, başlangıç düzeyleri kalıntı miktarı, 60, 120 ve 180 gün süreyle havalandırılması sonucundaki kalıntı miktarları belirlenmiştir. Başlangıçta ortalama kalıntı miktarı, 21.48±3.657 ppb iken, 60 gün havalandırma sonrasında 7.97±0.764 ppb, 120 gün sonra 6.22±0.290 ppb ve 180 gün sonra da 5.41±0.332 ppb olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, temel peteklerin 60 gün havalandırma ile kalıntı miktarının önemli düzeyde (P<0.05) azaldığı belirlenmiştir.

Naftalin
Aslı Bağçe
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Karma yemlere karıştırılan biyodizel yan ürünü gliserolün etlik piliçler üzerine etkisi

Bu çalışma, etlik piliçlerin besi performansı, bazı kan parametreleri ve abdominal yağın yağ asitleri içeriği üzerine ham gliserolün olası etkilerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada % 0 (Kontrol), 4, 8 ham gliserol içerikli yemler hazırlanmıştır. Toplam 360 adet Ross 308 etlik civciv kullanılmıştır. Deneme 42 gün sürmüştür.Yapılan bu çalışmada; denemenin ilk dört haftasındaki gliserol içerikli grupların canlı ağırlığı ile denemenin 1., 2. ve 4. haftalarındaki canlı ağırlık artışında gliserol içerikli grupların canlı ağırlık artışları kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Gliserol ilaveli grupların canlı ağırlığı kontrol grubuna göre 5. ve 6. haftalarda sayısal olarak yüksek bulunurken, aynı haftalarda canlı ağırlık artışında ise kontrol grubu rakamsal olarak daha yüksek çıkmıştır. Deneme süresince sadece 2. haftada gliserol ilaveli grupların yem tüketimi kontrol grubuna göre önemli bulunmuştur (P<0.05). En iyi yemden yararlanma oranı, sadece 4. haftada gliserol içerikli gruplarda görülmüştür (P<0.05). Yemlere katılan farklı düzeylerdeki gliserol, etlik piliçlerin trigliserit, toplam glikoz ve kolesterolüne istatistiksel bakımdan etkisi olmamıştır. Erkek etlik piliçlerin abdominal yağ dokusunda sadece eikosaenoik asit, dişilerde de sadece doymuş yağ asitleri düzeyinde farklılık ortaya çıkmıştır (P<0.05). Sonuç olarak ise, yemlere karıştırılan % 4 ve 8 gliserol düzeyi etlik piliçlerin ilk 4 haftadaki besi performansını olumlu şekilde etkilerken, deneme sonundaki kan parametreleri ve yağ asitleri profili üzerine belirgin bir etkisi görülmemiştir.

Etlik piliçKan parametreleriYağ asitleri
Erkan Topal
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Karya koyunlarında doğum ve emzirme dönemi analık ve kuzu davranışları ile serum kortizol düzeyleri

Bu çalışma Karya tipi koyunlarda doğum ve sonrası erken dönemde koyun ve kuzularda temel davranış özelliklerini, koyunlarda doğumda ve emzirme döneminde kuzulardan ayrı kalmanın ortaya çıkardığı stresi kortizol ve bazı fizyolojik parametreler ile tanımlamak amacıyla yapılmıştır.Araştırmada toplam 64 koyun ve 96 kuzu kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, doğum süresi, toplam yalama süresi, plasenta atım süresi ve plasenta ağırlığı; 96 dakika, 68 dakika, 3.5 saat ve 607 g olarak saptanmıştır. Kuzularda doğumdan sonra ayağa kalkma süresi ve ilk emmeye başlama süresi 19 dakika ve 50 dakika olarak tespit edilmiştir.Kuzular 3 günlük, 2 hafta, 4 hafta ve 8 haftalık yaşlarda 12 saat boyunca analarından ayrılmıştır. 3. günde ayrıldıktan sonra yaklaşık 30 saniye sonra analarıyla buluşmuşlardır. Yaşın artmasıyla birlikte ana ve kuzu buluşma süresi kısalmıştır. Kuzuların yaşla birlikte emme aktiviteleri de azalmıştır.Koyunlarda doğum öncesi ve sonrası kan kortizol düzeyi 26.31 ng/ml ve 21.53 ng/ml bulunmuştur. Doğumda yüksek olan kan kortizol düzeyi daha sonraki dönemlerde düşmüş, doğumun koyunlarda strese neden olduğu ortaya çıkmıştır. Doğumdan sonra 8. haftaya kadar farklı dönemlerde koyun ve kuzuları birbirinden ayırma nabız sayısının artmasına neden olmuştur.Anahtar Sözcükler: Koyun, Karya, davranış, izolasyon, kortizol, stres

Seval Ünalan
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Çine Çaparı ve Karya koyunlarda Calpastatin gen polimorfizminin PCR-RFLP yöntemi ile belirlenmesi

Bu çalışma yerli Çine Çaparı koyun ırkı ile sentetik Karya koyunlarında Calpastatin gen polimorfizminin tanımlanması amacıyla yapılmıştır. Calpastatinler calpainlerin endojen inhibitörleridir. Kesim sonrasında etin sertliğinin düzenlenmesinde anahtar bir rol oynayan Calpastatin geni aynı zamanda kas gelişimini etkileyen aday genlerdendir. Calpastatin geni koyun genomunda 5. kromozomda bulunmaktadır.Batı Anadolu'da yetiştiriciliği yapılan 97 baş Çine Çaparı ve 90 baş Karya koyundan rastlantısal olarak kan örneği alınmıştır. Intron L'den I'ya kadar olan bölümdeki koyun Calpastatin geni 565 bç'lik fragman oluşturacak şekilde PCR ile çoğaltılmıştır. Ardından, PCR ürünleri MspI restriksiyon enzimi ile kesilmiş, kesilen ürünler agaroz jel elektroforezine tabi tutulmuş ve UV altında fotoğraflanmıştır. PCR ürünlerinin MspI enzimi ile kesimi sonucunda 306 ve 259 bç'lik fragmanlar oluşmuştur. Bireylerin genotiplerine ait bilgiler PopGene32 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Karya koyunlarda MM, MN ve NN genotiplerinin frekansları sırası ile 0.296, 0.496 ve 0.208 olarak, M ve N allellerinin frekansları sırası ile 0.544 ve 0.456 olarak belirlenmiştir. Çine Çaparı koyunlarda ise MM, MN ve NN genotiplerinin frekansları sırası ile 0.543, 0.388 ve 0.069, M ve N allellerinin frekansları sırası ile 0.737 ve 0.263 olarak bulunmuştur.

Et kalitesiEt verimiKoyunlar
Nezih Ata
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Etlik piliçlerde kuluçka sonrası yemleme başlangıç süresinin ince bağırsak ve diğer sindirim organlarının gelişimi ve performansı üzerine etkisi

Bu çalışmada amaç, kuluçka sonrası yeme başlama zamanının etlik piliçlerde sindirim organlarının gelişimi, ince bağırsak maltaz enzim aktivitesi ve verim özellikleri üzerine etkilerini değerlendirmekti. Çalışmada biyolojik yaşları (yumurtadan çıkış yaşı) belirlenmiş ve kuluçkadan yeni çıkmış 560 adet etlik civciv kanat numarası takılıp, tartıldıktan sonra civcivler her biri 4 tekerrürlü bölmelerden oluşan 4 farklı gruba ayrılmıştır (35civciv/bölme). Yemlemeye civcivlerin krolonojik yaşları (yumurtadan çıktıktan 3 saat sonra ) dikkate alınarak 3 (grup I), 9 (grup II), 18 (Grup III) ve 36 (grup IV) saat sonra başlanmıştır. Denemenin 0 (başlangıç), 2, 6 ve 12. günlerinde her gruptan rastgele seçilen 8 civciv öldürülerek sindirim organları çıkarılmış, organların ağırlıkları ve jejenum uzunlukları tespit edilmiştir. İnce bağırsağın jejenum bölümünden alınan örneklerde maltaz enzim analizi yapılmıştır. Gruplarda yer alan piliçlerin canlı ağırlıkları ve yem tüketimleri belirlenmiştir.Deneme süresince kuluçka sonrası ilk 9 saat içerisinde yemlemeye başlanan piliçler diğer gruplara göre daha yüksek canlı ağırlığa sahip olmuşlardır. Denemenin 0, 2 ve 6. günlerinde civcivlerin sindirim sistemi organ ağırlıkları yem tüketimine başlama süresinin uzamasından olumsuz etkilenmiştir. Ancak, denemenin 12. Gününde bu etki ortadan kalkmıştır. İnce bağırsak maltaz enzim aktivitesi yeme başlama zamanından etkilenmemiştir. Aynı zamanda yem tüketimi ve ölüm oranları da etkilenmemiştir. İlk 21 günde, ilk yem verilen grup yemden daha iyi yararlanmıştır. Fakat 21-42. ve 0-42. günlerde gruplar arasındaki bu farkın ortadan kalkmıştır. Ekonomik analize göre en büyük kar oranı II. grupta elde edilmiştir.

Etlik piliçYemleme
Belgin Bayırlı
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Kesim öncesi etlik piliçlerin bilinçsizleştirilmesi için kullanılan farklı frekanslardaki alternatif akımın hayvan refahı, karkas kusurları ve et kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışmanın amacı, kesim öncesi elektrik akımıyla bilinçsizleştirmenin, etlik piliçlerin refahı, karkas kusurları ve et kalitesi üzerindeki etkilerini belirlemektir. Kesim öncesi elektrikle bilinçsizleştirmenin piliçlerin refahı üzerindeki etkilerini belirmek için üniversitenin kanatlı tesisinde (deneme 1) ve piliçlerin et kalite özelliklerine olan etkilerini incelemek için kanatlı kesimhanesinde ticari koşullar altında (deneme 2) iki deneme yürütülmüştür. Her bir denemede, 180 adet etlik piliç kullanılmıştır. Piliçler 9 gruba ayrılmıştır (Kontrol, 4 AC ve 4 DC). Piliçler, su banyosunda 4 s süresince 120 mA'lik, elektrik akımının (AC sinus ve pulslanmış kare DC) farklı frekansları (50, 200, 400 ve 1000 Hz) uygulanarak bilinçsizleştirilmiştir. Daha sonra piliçlerin refleksleri, solunumunun durması ve fibrilasyonlar belirlenmiştir. Kesimden sonra piliçlerden akan kan miktarı, karkaslar üzerinde karkas kusurları, piliç göğüs etlerinde pH, renk, tekstür, su kayıpları ve pişirme kayıpları ölçülmüştür. AC akımın 50 ve 200 Hz'lik frekans düzeyleri kanatlı refahı üzerine en olumlu etkiyi göstermiştir. AC akımın tüm frekans gruplarında DC akımdan daha fazla karkas kanaması ve spot lekeler meydana gelmiştir. Elektrikle bilinçsizleştirme piliçlerin göğüs etindeki su kaybını azaltmıştır. Fakat elektrikle bilinçsizleştirmenin diğer et kalite özellikleri üzerindeki etkisi önemli bulunmamıştır. Sonuç olarak, etlik piliçlerin kesim öncesi elektrikle bilinçsizleştirilmesinde 120 mA, AC akımın düşük frekanslarının (50 ve 200 Hz) kullanılması kanatlı refahı, karkas kusurları ve et kalitesi üzerinde daha olumlu etkiler ortaya koymuştur.

Etlik piliç
İhsan Bülent Helva
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Koyunlarda stresle ilgili bazı fizyolojik parametrelerin mevsimsel değişimi

Koyunlarda stresle ilgili fizyolojik özelliklerin ve tiroit hormonlarının (T3 ve T4) yıl boyunca değişimini belirlemek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bu amaçla 14 baş dişi ve 8 baş erkek olmak üzere toplam 22 baş Karya genotipi toklu kullanılmıştır. Yıl boyunca her ayın 10-15. günleri arasında toklularda sabah ve öğleden sonra rektal sıcaklık ile dakikada nabız ve solunum sayıları belirlenmiştir. Serum T3 ve T4 hormon seviyelerini belirlemek amacıyla her mevsimin ortasında olmak üzere yılda 4 defa öğleden sonraki ölçümlerde hayvanlardan kan alınmıştır. Otomatik sıcaklık ve nemölçer cihazı ile 12 ay boyunca ağılda iklimsel verilerin kayıtları tutulmuştur. Ekim, Kasım, Aralık, Ocak, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında sırasıyla ortalama nabız sayısı 120.9, 133.8,127.8, 132.0, 108.4, 115.7, 115.8, 101.8, 83.2, 93.6, 97.7 ve 82.3 adet/dakika; ortalama solunum sayısı 51.2, 50.1, 54.2, 42.5, 42.3, 50.2, 60.8, 60.7, 66.9, 78.2, 68.3 ve 50.0 adet/dakika; ortalama rektal sıcaklık 39.40, 39.64, 39.47, 39.55, 39.57, 39.53, 39.39, 39.18, 39.23, 39.34, 39.24 ve 38.91 ºC olarak bulunmuştur. Sonbahar, Kış, İlkbahar ve Yaz mevsimlerinde serum ortalama T3 seviyesi 2.39, 5.06, 2.27 ve 2.09 ng/ml; T4 seviyesi ise 132.85, 161.55, 189.75 ve 204.97 ng/ml olarak tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar Karya koyunlarda fizyolojik özellikler ve tiroit hormonlarının mevsimsel çevre sıcaklığına bağlı olarak değiştiğini göstermiştir. Solunum sayısı yazın sıcak aylarında yükselirken, nabız sayısı beklenenin aksine düşmüştür. T3 ve T4 hormonları için ortaya çıkan mevsimsel değişimler beklentilerle uyumlu bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Koyun, stres, fizyolojik parametreler, T3 ve T4 hormonları

Evcil koyunlarSıcaklık stresiTiroid hormonları
Elif Yorulmaz
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Anadolu dağ köylerinde geleneksel yerli sığır yetiştiriciliği: Manisa ili Akhisar ilçesi Akkocalı köyü örneği

Bu araştırmada, Batı Anadolu geleneksel sığır yetiştirme uygulamaları ve üretimin sürdürülebilirliğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışma Manisa ilinin Akhisar İlçesinde geleneksel sığır yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı Akkocalı köyünde gerçekleştirilmiştir. İşletmelerin hayvancılık faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgilerin elde edilmesi için gözlem ve görüşmeler yapılmıştır. Geleneksel sığır yetiştirme teknikleri ve ürün değerlendirme biçimleri ortaya konmuştur. Ortaya çıkan bilgilerin geleneksel yetiştirme sistemlerimize ilişkin literatüre katkı sağlaması beklenmektedir.

Sığır besiciliği işletmeleri
Nilgün Yavuzer
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın ilinde yetiştirilen yerli sığırlarda leptin gen polimorfizminin belirlenmesi

Bu çalışma, Aydın ilinde yetiştirilen yerli sığırlarda leptin gen polimorfizminin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. DNA, 5 farklı lokasyonda bulunan 117 bireyden alınan kan örneklerinden elde edilmiştir. Genotiplerin belirlenmesi için PCR-RFLP metodu kullanılmıştır. Sığır leptin genine ait 422 bç'lik bölge PCR ile çoğaltılmış ve ardından Sau3AI restriksiyon enzimi ile kesime tabi tutulmuştur. Sau3AIenzim kesimi sonucu 390, 303, 88 ve 32 bç'lik bantlardan oluşan bir karışım elde edilmiştir. Çalışmada, gen frekansları A ve B allelleri için sırası ile 0.803 ve 0.197, genotip frekansları ise AA, AB ve BB genotipleri için sırası ile 0.641, 0.325 ve 0.034 olarak belirlenmiştir. Daha somut bilgilerin ortaya konabilmesi amacıyla bu gen bölgesinin DNA dizi analizinin yapılması faydalı olacaktır. Bu çalışmadan elde edilen bulgular literatüre önemli katkı sağlayacak düzeydedir. Anahtar sözcükler: Yerli sığır, Leptin geni, PCR-RFLP,Sau3AI

LeptinPolimorfizm-genetikSığırlar
Zekai Çoban
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Diyarbakır ilinde arıcılığın yapısı ve sorunların belirlenmesi üzerine bir araştırma

Bu çalışma, Diyarbakır ilinde arıcılığın sosyo-ekonomik yapısı, koloni yönetimindeki uygulamaları, hastalık ve zararlılarla mücadele yöntemleri, koloni kayıpları ve arıcılıkta yaşanan sorunların belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla Diyarbakır Arıcılar Birliği'nden, 432 arıcılık işletmesine ait bilgiler elde edilmiştir. Koloni sayısı bakımından işletmeler üç gruba ayrılmıştır. Buna göre; birinci grupta 1-99 koloniye sahip 19 arıcı, ikinci grupta 100-299 koloniye sahip 44 arıcı, üçüncü grupta 300 ve üzeri koloniye sahip 15 arıcı çalışmada yer almış, toplamda 78 arıcı ile yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Ankete katılan arıcıların yaş ortalaması 46.38 yıl olarak belirlenmiştir. Arıcıların %70.51'i tek gelir kaynaklarının arıcılık olduğunu belirtmiştir. Genel olarak grupların %52-63'ü ilkokul mezunu olduğunu, tüm arıcılar arıcılığa başlama nedeninin babadan kalma ve ek gelir kaynağı sağlamak olduğunu belirtmişlerdir. Gruplar genellikle koloni yönetimi, hastalık ve zararlılar, polen, arı sütü ve propolis üretimi konularında kendilerini geliştirmek istediklerini bildirmişlerdir. Arıcıların çoğunluğu kolonilerini oğul ya da güçlü kolonileri bölerek çoğalttığını belirtmişlerdir. Arıcıların %52'si genel olarak ana arının yaşını takip ettiğini, %69'u kolonilerin ana arılarını iki yılda bir değiştirdiklerini belirtmişlerdir. Arıcıların hemen tümü varroayı ve yavru hastalıklarını tanıdığını, yaklaşık %95'inin varroaya karşı kimyasal mücadele ettiğini belirtmişlerdir. Koloni başına bal verimleri ortalama 20.21 kg olarak belirlenmiştir. Yöredeki arıcıların sorunları arasında, konaklama, desteklemelerin miktarı, uygulama yöntemi ve arıcılığın örgütlü bir yapıdan uzak olmaları öne çıkan lar olarak belirlenmiştir Anahtar Kelimeler: Anket, Arıcılık, Bal verimi, Koloni kayıpları, Sorunlar, Diyarbakır

ArıcılıkBal arısı
Hasan Demen
Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Afyonkarahisar damızlık süt sığırı işletmelerinde buzağı bakımı ve yaşama gücünün değerlendirilmesi

Bu çalışma Afyonkarahisar İlinde bulunan damızlık süt sığırı işletmelerindeki buzağı bakımı, beslenmesi ve yönetimi bilgileri ile buzağılarda yaşama gücü ve etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Afyonkarahisar merkez ve ilçelerinde bulunan 25 adet damızlık süt sığırı işletmesinde yürütülmüş olup buzağılarda yaşama gücü için kayıtları düzenli olan 7 işletmenin 2016 ve 2017 yıllarında doğan 400 baş Simental ve 117 baş Holştayn buzağısı kullanılmıştır Simental buzağılarda yaşama gücü ortalamaları 30., 60., 75. ve 90. günde sırasıyla; 0,920±0,021, 0,896±0,023, 0,874±0,025 ve 0,857±0,025 olarak tespit edilmiştir. Simental buzağılarda yaşama gücüne 30., 60., 75. ve 90. günde işletme ve doğum mevsiminin, 60., 75. ve 90. günde ana yaşının ve 75. günde ise cinsiyetin etkisinin önemli (p<0,05; p<0,01) olduğu belirlenmiştir. Holştayn buzağılarda yaşama gücü ortalamaları 30., 60., 75. ve 90. günde sırasıyla; 0,918±0,027, 0,918±0,027, 0,918±0,027 ve 0,893±0,029 olarak hesaplanmıştır. Holştayn buzağılarda 30., 60., 75. ve 90. günde yaşama gücüne cinsiyetin, 30., 60. ve 75. günde ise doğum mevsiminin etkisinin önemli (p<0,05; p<0,01) olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Simental ve Holştayn buzağılarda yaşama gücünün optimal verimlilik ve ideal değerler bakımından düşük olduğu, kolostrum kalitesi ve yönetimine önem verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.

AfyonkarahisarBuzağılarDamızlık+3
Kemal Yıldırım
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Pırlaklarda bazı faktörlerin bir doğumdaki kuzu sayısı, sütten kesime kadar büyüme özellikleri ve yaşama gücüne etkisi

Afyonkarahisar'ın Şuhut ilçesinde altı farklı özel işletmede 2011-2012 yılları koç katımı ve kuzu doğum sezonlarında yürütülen bu çalışmada farklı çevre faktörlerinin Pırlak koyunlarında bir doğumdaki kuzu sayısı, doğum ağırlığı, günlük canlı ağırlık artışı, sütten kesim ağırlığı ve yaşama gücüne etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Varyans analizleri işletme, doğum tipi ve cinsiyetin doğum ağırlığı, günlük canlı ağırlı artışı ve sütten kesim ağırlığını önemli (P<0,05) etkilediğini göstermiştir. Bir doğumdaki kuzu sayısına koç katımındaki ana ağırlığı, yaşama gücüne de ana yaşı önemli (P<0,05) düzeyde etkili olmuştur. Sonuç olarak, koç katımı döneminde canlı ağırlığı yüksek olan Pırlak koyunlarda çoklu doğum oranın artacağı ve bunlardan doğan kuzuların daha hızlı gelişerek daha yüksek sütten kesim ağırlığına sahip olacakları kanaatine varılmıştır.

AfyonkarahisarAfyonkarahisar-ŞuhutDoğum sayısı+4
Veli Ağdacı
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Bolu şartlarında yetiştirilen saanen keçilerinde çeşitli beden ölçülerinden yararlanarak canlı ağırlığın tahmin edilmesi

Bu araştırmada, Bolu koşullarında yetiştirilen Saanen keçilerinde bazı bedenölçülerinden yararlanılarak canlı ağırlık istatistiki metotlarla tahmin edilmeyeçalışılmıştır. Özel bir işletmede yetiştirilen 70 baş dişi Saanen keçi bu çalışmanıncanlı materyalini oluşturmuştur. Keçiler bir kez doğum yapmış 2-2,5 yaşlı sağmalgrup ve ilk defa tohumlanacak 1 yaşlı grup olmak üzere ikiye ayrılmıştır.Hayvanlarda cidago yüksekliği, göğüs çevresi, beden uzunluğu, göğüs derinliği,incik çevresi ve canlı ağırlık parametreleri incelenmiştir. Elde edilen verilerde SPSS-11 Windows programı kullanılarak regresyon ve korelasyon analizi yapılmıştır.Birinci grup için canlı ağırlık, göğüs çevresi, incik çevresi, cidago yüksekliği,beden uzunluğu ve göğüs derinliğine ait ortalamalar sırası ile; 55,37 kg, 91,57 cm,9,32 cm, 66,94 cm, 109,75 cm ve 32,55 cm bulunmuştur. İkinci grup için aynıölçülere ait ortalamalar sırası ile; 41,03 kg, 84,00 cm, 8,86 cm, 62,07 cm, 101,55 cmve 30,27 cm olarak bulunmuştur.Birinci grupta canlı ağırlık ile göğüs çevresi, incik çevresi, cidago yüksekliği,beden uzunluğu, ve göğüs derinliği arasında yüksek derecede (P< 0.01) ilişki, ikincigrupta canlı ağırlık ile göğüs çevresi ve beden uzunluğu arasında yüksek derecede(P<0.01) ilişki tespit edilmiştir.Çalışmada Saanen keçilerinde beden ölçülerinden canlı ağırlığın tahmini içindenklem ele alınan beş beden ölçüsü kullanıldığında birinci grup için;y = -151,295+1,067*x1+3,262*x2+0,167*x3+0,604*x4+0,254*x5İkinci grup için;y = -64,753+0,863*x1+0,717*x2+(-0,029)*x3+0,207*x4+0,254*x5 şeklindebulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Canlı ağırlık, korelasyon, regresyon, Saanen keçisi,beden ölçüleri.

Günnur Peşmen
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Stretch film ile paketlemenin sofralık yumurtalarda iç ve dış kalite özelliklerine etkisi

Bu arastırmada sofralık yumurtaların satısı sırasında ana yası, depolama süresi ve stretch film ile paketlemenin yumurta kalitesine etkisinin arastırılması amaçlanmıstır. Genç (28 hafta) ve yaslı (80 hafta) Lohman White genotipinden tavuklardan toplam 1680 adet yumurta kullanılmıstır. 840 adet yumurta stretch film ile paketlenmis ve tüm yumurtalar oda sıcaklıgı ve neminde (22 0C ve %45 nem ) 0, 2, 4 ve 6 hafta depolanmıstır. Yumurta agırlıgı, sekil indeksi, kırılma mukavemeti, ak indeksi, sarı indeksi, Haugh birim, sarı rengi, kabuk agırlıgı, kabuk kalınlıgı, kabuk yogunlugu, kabugun birim yüzey alanı basına düsen kabuk agırlıgı incelenmistir. Genç analara göre yaslı anaların yumurtalarının daha agır ve sivri oldugu tespit edilmistir. Bu yumurtalar ince ve zayıf kabuk yapısı nedeniyle hızlı agırlık ve iç kalite kaybına ugramıslardır. Yumurtaların depolanma süresi uzadıkça yumurtalarda daha fazla agırlık kaybedildigi, iç kalitenin hızla düstügü, sarı renginin soldugu ve stretch film ile paketlenen yumurtalarda albumin kalitesinin düstügü anlasılmıstır.

Ahmet Alper Yılmaz
Afyon Kocatepe University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Japon bıldırcınlarında (Coturnix coturnix Japonica) seleksiyon kriterlerinin faktör analizi ile belirlenmesi

Bu çalışma, Japon bıldırcınlarında (Coturnix coturnix japonica) yapılan seleksiyon kriterlerinin çok değişkenli istatistik yöntemlerinden biri olan faktör analizi ile belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu çalışma 2013-2014 yılında Ahi Evran Üniversitesi Zootekni Bölümü Kümes Hayvanları Yetiştirme Ünitesi'nde iki generasyon şeklinde yürütülmüştür. Birinci generasyon dördüncü hafta canlı ağırlığa yönelik seleksiyon uygulanmış hafif, orta ve ağır olarak üç gruba ayrılmıştır. Altı hafta boyunca bu gruplarda yer alan hayvanlara ilişkin morfolojik özellikler incelenmiştir. Buna göre; yerden yükseklik, tırnak uzunluğu, gaga uzunluğu, kafa çapı, kanat uzunluğu, kanat genişliği, gövde çapı, kafa-kuyruk arası uzunluk ve canlı ağırlık ölçüleri alınmıştır. İkinci generasyonda selekte edilen gruplardan düzenli olarak ölçümler alınmıştır. Japon bıldırcını gruplarından alınan verilere uygulanan faktör analizi sonucunda morfolojik özellikler genel olarak iki faktör altında toplanmış olup, bu faktörler toplam varyansın en az % 67'sini açıkladığı belirlenmiştir. Sonuç olarak canlı ağırlık, yerden yükseklik ve kafa-kuyruk arası uzunluk en uygun seleksiyon kriteleri olarak tespit edilmiştir Anahtar Kelimeler: Coturnix coturnix japonica, Faktör analizi, Japon bıldırcını, Seleksiyon Tez Yöneticisi: Doç. Dr. Ufuk KARADAVUT Sayfa Adedi: 81

Nejla Kartal
Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Gökhöyük Tarım İşletmesinde yetiştirilen simmental sığırların süt döl verim özelliklerine ait varyans unsurları ve genetik parametrelerin tahmini

Bu araştırmada, Gökhöyük Tarım İşletmesinde yetiştirilen Simmental ineklere ait süt verimi kayıtları değerlendirilmiştir. Araştırmada Gökhöyük Tarım İşletmesinde yetiştirilen Simmental sürüsüne ait 2007-2014 yılları arasındaki süt verimi kayıtları kullanılmıştır. Süt ve döl verim özelliklerine etki eden faktörlerin ön analizleri "Minitab-Versiyon 12" istatistik programı ile yapılmıştır. Varyans bileşenleri ve genotipik parametreler "MTDFREML"ıslah programı kullanılarak tahmin edilmiştir. Verim özelliklerinden, gerçek süt verimi (GSV), 305 gün süt verimi (305 GSV), laktasyon süresi, buzağılama aralığı ve servis periyoduna ait genel ortalamalar sırasıyla 4363,01 64,790 kg, 4181,47 60,122 kg, 322,92 2,432 gün, 367,37 2,840 gün ve 116,45 3,433 gün olarak tespit edilmiştir. GSV, 305 GSV, laktasyon süresi, buzağılama aralığı ve servis periyodu ile ilgili kalıtım dereceleri sırası ile 0,17 0,080, 0,018 0,015, 0,02 0,035, 0,02±0,010 ve 0,01±0,0035 olarak tespit edilmiştir. Aynı özelliklere ait tekrarlanma dereceleri ise sırası ile; 0,19, 0,20, 0,03, 0,02 ve 0,02 olarak bulunmuştur. 305 GSV yönünden genetik ilerleme Simmental ineklerde 30,3 kg/yıl olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, belirlenen varyans unsurları, genetik parametreler ve damızlık değerlerinin Türkiye'de Simmental sığır sürülerinde yapılacak ıslah çalışmalarında seleksiyon kriteri olarak kullanılabileceği ve seleksiyondaki başarıyı arttırabileceği söylenebilir. Anahtar kelimeler: Simmental, Kalıtım derecesi, Tekrarlanma derecesi, Genetik ilerleme,

FertiliteKalıtım dereceleriSüt verimi+1
Abdulhalik Demirgüç
Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Çevresel zenginleştirmenin etlik piliçlerin bazı davranış, büyüme ve karkas özellikleri ile kan parametrelerine etkisi

Bu çalışmada çevresel zenginleştirmenin etlik piliçlerin canlı ağırlık, yem tüketimi, rektal sıcaklık, korku davranışı (Tonik İmmobilite), yürüme skoru ile bazı kan parametrelerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada, 280 adet bir günlük yaştaki etlik civcivler kullanılmıştır. Haftalık canlı ağırlıklar, yem tüketimleri ve yemden yararlanma oranları belirlenmiş, 3. ve 6. haftalarda tonik immobilite (TI) testi yapılmış, rektal sıcaklıklar saptanmıştır. Aynı dönemde dalak, karaciğer ve bursa fabricius ağırlıkları saptanmıştır. Denemenin 6. haftalarında tüm gruplardan alınan kan örneklerinden elde edilen analiz sonuçlarına bakılmıştır. Ayrıca denemenin 6. haftasında yürüme skoru testi yapılmıştır. Deneme sonunda kontrol grubunun 42. gün ortalama canlı ağırlığı muamele gruplarından yüksek ancak istatistiksel olarak önemli olmadığı anlaşılmıştır (P>0.05). Muamele gruplarının yemden yararlanma oranı, kontrol grubundan daha iyi olduğu saptanmıştır. Denemenin 21. ve 42. günlerinde kesilen piliçlerin lenfoid organ ağırlıkları ve rektal sıcaklık değerleri bakımından istatistiksel olarak bir fark gözlemlenmemiştir (P>0.05). Deneme sonunda kontrol grubunun tonik immobilite değerlerinin ve yürüyüş skorunun muamele gruplarından önemli (P<0.05) düzeyde yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak çevresel zenginleştirmenin, performansı etkilemeden korku ve stresi azaltarak hayvan refahını arttırdığını söyleyebiliriz.

Etlik piliçKan parametreleriKarkas özellikleri
Mehmet Yıldırım
Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hindi (Meleagridis gallopavo) semeninin dondurulmasında kullanılan farklı sulandırıcıların karşılaştırılması

Bu çalışma, farklı sulandırıcıların kullanılarak hindi spermasının uzun süreli muhafaza yöntemlerinin geliştirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma boyunca 5 adet hindiden masaj yöntemiyle haftada ikişer kez ve toplamda 44 kez sperm alınmıştır. Elde edilen nativ spermaların ortalama ejekülat miktarı, sperm yoğunluğu, motilite ve vitalite değerleri sırasıyla 0,22±0,01 ml, 3,5±0,17 x109 sp/ml, % 77,0±1,44 ve % 86,2±0,95 olarak belirlendi. Çalışmada, % 5 DMSO kriyoprotektanı içeren Glikoz, Tris-Glikoz, Laktatlı Ringer ve Laktatlı Ringer-Glikoz sulandırıcıları kullanılmıştır. Hindilerden alınan spermalar birleştirilip 4 eşit parçaya bölünerek 1:3 oranında sulandırıldıktan sonra +4°C' de 90dk boyunca ekilibrasyona tabi tutulmuştur. Ekilibrasyon sonrası 5dk süreyle -80°C' ye kadar sıvı azot buharında dondurulmuş ve -196°C' lik sıvı azot içerisinde depolanmıştır. Dondurma-çözme sonrası motilite değerleri sırasıyla % 43,3±1,62, % 12,2±0,66, % 12,6±0,92 ve % 24,6±1,53 olarak bulunmuştur. Dondurma-çözme sonrası vitalite değerleri ise sırasıyla % 55,8±1,89, % 23,8±1,58, % 21,5±1,10 ve % 36,5±1,59 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgulara göre Glikoz sulandırıcısının hindi semeninin uzun süreli muhafazasında diğer sulandırıcılara göre daha etkili olduğu saptanmıştır (p<0.01).

HindilerMeniMeni saklanması+1
Mehmet Kuzlu
Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2015
00