Dicle University
Discipline

Public Health

Dicle University

415

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Kapalı otoparklarda çalışanlarda egzoz gazı maruziyetine bağlı ağır metal ve total antioksidan kapasitesi seviyelerinin ölçülmesi

Amaç: Araştırmamızda kapalı otopark çalışanlarının kan kurşun, kadmiyum, cıva, krom ve nikel düzeylerinin ve serum TAK seviyelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı-kesitsel tiptedir ve Diyarbakırda'ki kapalı otoparkta çalışan 76 gönüllüyü kapsamaktadır. Bulgular: Ağır metal sonuçları ABD Zehirli Maddeler ve Hastalık Kayıtları Ajansı (ATSDR) üst sınırlarına, TAK sonuçlarıysa Rel Assay Diagnostics Kit referans sınırlarına göre değerlendirildi. İstatiksel analizlerde düşüncemizi destekleyecek şekilde TAK seviyeleri ile kurşun, krom, nikel düzeyleri arasında negatif yönde tam bir ilişki görüldü. Sigara kullananlar ile kadmiyum düzeyleri arasındaki ilişki anlamlı bulundu. Aylık gelir düzeyi düşük olan çalışanlar ile kurşun, krom, nikel düzeyleri ve TAK seviyeleri arasındaki ilişki anlamlıydı. Katılımcıların çalışma yılı ile kan nikel, krom ve cıva düzeyleri arasındaki ilişki de anlamlı bulundu. Bu çalışmada kapalı otopark çalışanlarının sosyoekonomik, çalışma ortamı ve koşulları gibi açılardan dezavantajlı olduğunu, ölçümü yapılan ağır metallerin ortalama değerlerinin referans değerlere göre yüksek çıktığını ve TAK seviyelerinin de referans değerlere göre alt değerlerde çıktığını gördük. Literatür taramalarında çalışmamızla birebir örtüşen hiçbir araştırmaya rastlamadığımızdan araştırmamızı, kısmen örtüşen Türkiye'de yapılmış iki çalışmayla, mesleksel olarak ağır metallere maruz kalan gruplar üzerindeki çalışmalarla ve sağlıklı populasyonlarda yapılan çalışmalarla karşılaştırdık. Ölçtüğümüz ağır metal düzeylerinin karşılaştırdığımız araştırmaların birçoğundan yüksek çıktığını, ölçtüğümüz TAK seviyelerinin de karşılaştırdığımız araştırmaların çoğundan düşük çıktığını gördük. Sonuç: Kapalı otopark çalışanlarında ağır metal maruziyeti önemli bir sağlık sorunudur. Bu soruna yönelik çok merkezli, beslenme ve alışkanlıkların detaylı sorgulandığı, diğer sağlık göstergelerinin araştırıldığı, kapsamlı, peryodik biyomonitorizasyon çalışmalarına gerek vardır. Böyle çalışmalar ağır metallere maruz kalan kişilerin sağlık sorunlarının çözümünde faydalı olacaktır.

AntioksidanlarAğır minerallerEgzoz gazları+6
Feyzullah Sacid Öztoprak
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Balıkesir Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Ebelik Bölümü 4. sınıf öğrencilerinin birinci basamak uygulama becerilerine yönelik eğitim programının geliştirilmesi

Amaç: Araştırmanın amacı; Balıkesir Üniversitesi Balıkesir Sağlık Yüksekokulu ebelik bölümü dördüncü sınıf öğrencilerinin birinci basamak uygulama becerilerini geliştirmek geliştirmeye yönelik bir eğitim programının oluşturulmasıdır.Yöntem: İhtiyaç belirlemede; 2006 yılı ve 2007 yılında Balıkesir Sağlık Yüksekokulu Ebelik bölümünden mezun olan (n=10) ve birinci basamak sağlık kurumlarında çalışan ebelerin görüşlerine başvurulmuştur. İhtiyaç belirlemeden sonra, ebelik eğitiminde doğum öncesi bakım ve bebek çocuk izlemi eğitim programı geliştirilmiştir. Kontrol grubu, 2009-2010 eğitim-öğretim yılı güz döneminde halk sağlığı dersini alan 39 öğrenciden oluşmuştur. Girişim gurubu, 2010-2011 güz döneminde halk sağlığı dersini alan 40 öğrenciden oluşmuştur. Araştırmanın bağımlı değişkeni beceri düzeyi durumu, bağımsız değişkeni ise eğitim programıdır. Araştırmanın verileri değerlendirme rehberi, geri bildirim formu, ihtiyaç belirleme anket formu ile toplanmıştır. Öğrencilerin doğum öncesi bakım, bebek çocuk izlem puanları Mann-Whitney U testi ile çözümlenmiştirBulgular: İhtiyaç analizinde; Balıkesir Sağlık Yüksekokulu'ndan mezun ebelerin mezuniyet öncesi dönemde gebe izlem, bebek/çocuk izlem, aile planlaması, kayıtlar konusunda yetersiz düzeyde oldukları saptanmıştır. Geliştirilen eğitim programını almayan kontrol grubunun doğum öncesi bakımda (DÖB) gebeye karın muayenesi yapılması, folik asit, demir kullanımının anlatılması, laboratuar testlerinin değerlendirilmesi, muayene hakkında bilgi verme basamaklarını hiç uygulamadığı saptanmıştır. Bebek/çocuk izleminde, bebeğin hastalık bulgularının sorgulanması, bebeğin reflekslerinin kontrol edilmesi, aşılarının kontrol edilmesi, D vitamini kullanımının sorgulanması, işitme taraması için yönlendirme basamakları hiç uygulanmamıştır. DÖB ve bebek/çocuk izleminde diğer beceri basamakları ile iletişim becerilerini hiç uygulamamış ya da hatırlatıldığı zaman uygulamışlardır. Eğitim programı uygulanan girişim grubunun tamamına yakınının etkili iletişim becerilerini kullandığı, beceri basamaklarına göre izlem yaparak nitelikli DÖB ve bebek/çocuk izlemini eksiksiz yaptığı saptanmıştır.Sonuç: Geliştirilen eğitim programı beceri eğitiminin öğrenilmesi ve uygulanmasında başarılı ve etkili olmuştur. Girişim grubunun tamamına yakını izlem becerilerini eksiksiz uygulamıştır.Anahtar Kelimeler: ebelik eğitimi, halk sağlığı, eğitim programı, program geliştirme

EbelerEbelikEğitim programları+2
Selda Yörük
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Koroner kalp hastaliği risk düzeyi bilinen 65-74 yaş bireylerde iki yillik koroner olay insidansi ve ölüm riskinin belirlenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ: Koroner kalp hastalığı (KKH) ve inme dünya genelinde en önemli, aynı zamanda önlenebilir ölüm nedenleri arasındadır. Yaşlı nüfusun artması ile KKH ve buna bağlı ölümler artacak; bu durum toplum temelli girişim gereksinimini de arttıracaktır. Çalışmanın amaçları koroner kalp hastalığı risk düzeyi (10 yıllık Framingham KKH riski) bilinen 65-74 yaş bireylerde iki yıllık koroner olay insidansı ve ölüm riskini belirlemek, KKH risk düzeyine göre koroner olay insidansını değerlendirmektir.YÖNTEM: İleriye yönelik toplum tabanlı bir araştırmadır. Evreni oluşturan İzmir Balçova ilçesine bağlı beş mahallede yaşayan 65-74 yaş arası 1382 bireyin tümüne ulaşılması planlanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni koroner olay ve ölümdür. Bağımsız değişkenler; sosyo-demografik özellikler, Framingham risk düzeyi ve KKH risk etmenleridir. KKH ya da KKH'dan ölüm koroner olay olarak tanımlanmıştır. Çözümlemede Ki-kare, Cox regresyon analizi, Kaplan Meier Sağkalım analizi ve Long Rank testi kullanılmıştır.BULGULAR: KKH risk etmenleri sıklığı yüksek bulunmuş, ancak risk etmenlerinin koroner olayla ilişkisi iki yıllık dönemde gösterilememiştir. İki yıllık koroner olay insidansı %3.8'dir. Framingham risk düzeyi arttıkça koroner olay insidansının anlamlı olarak arttığı saptanmıştır. Framingham risk düzeyi yüksek olan grupta düşük olan gruba göre iki yıllık koroner olay riski (GR=3.18) anlamlı olarak fazla bulunmuştur. Araştırma grubunda iki yıl içinde 20 birey ölmüştür. İki yıllık ölüm riski %1.5'tir. Sigara kullanan bireylerde ölüm riski anlamlı olarak fazladır.SONUÇ VE ÖNERİLER: Çalışmada 65-74 yaş genç yaşlılarda Framingham risk düzeyi arttıkça iki yıllık koroner olay insidansının anlamlı olarak arttığı saptanmıştır. Yaşlı sağlığı açısından önemli kronik hastalıklardan biri olan KKH risk etmenleri düzenli olarak kontrol edilmeli ve bireylerin risk düzeyi belirlenmelidir. KKH risk etmenlerinin azaltılmasına yönelik toplum tabanlı girişimler yapılması yanı sıra özellikle yüksek riskli bireyler sürekli izlenmelidir.

Kalp hastalıklarıKoroner hastalıkRisk faktörleri+4
Sinem Doğanay
Dokuz Eylül University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Balçova'da sigara bırakma merkezinde bir yıllık bırakma hızı ve nikotin bağımlılık düzeyinin yeniden başlamaya etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Sigara dünyada en önemli önlenebilir ölüm nedenleri arasındadır. Sigaranın bırakılması birçok hastalık için morbidite ve mortaliteyi azaltmasının yanında özellikle sigaraya başlama riski yüksek olan gençler için de çevredeki model sayısını azaltmaktadır. Son yıllarda toplum tabanlı girişimler ve bu konuda tedavi edici hizmetlerin uygulanması gerekliliği artmıştır. Çalışmanın temel amacı Balçova'da sigara bırakma merkezine gelen bireylerde bir yıllık bırakma hızını ve sigaraya yeniden başlama durumunu belirlemek, nikotin bağımlılık düzeyinin etkisini değerlendirmektir.YÖNTEM: İleriye yönelik bir araştırmadır. Çalışmanın hedef grubunu Balçova Sigara Bırakma Merkezine Ekim 2009-Nisan 2010 tarihleri arasında başvuran 746 kişi oluşturmuştur. Araştırma grubunu ise başvuran bireylerden en az dört haftadır sigara içmeyen 359 kişi oluşturmuştur. Sigaraya yeniden başlama riski %50 alınarak %5 sapma, %95 güven düzeyi ile ulaşılması gereken en az kişi sayısı 186 olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni bir yıllık bırakma hızı ve yeniden başlama hızıdır. Bağımsız değişkenler; sosyo-demografik özellikler, nikotin bağımlılık düzeyi, depresyon-anksiyete düzeyi, kronik hastalık varlığı, kullanılan tedavi yöntemi ve sigara içme durumu ile ilgili özelliklerdir. Bireyler on iki ay izlenmiş, kendi bildirimine göre ve/veya CO ölçümü 6 ppm üzerinde olanlar sigaraya yeniden başlamış kabul edilmiştir. Çözümlemede Ki-kare, T-testi, Mantel Haenzel, Cox regresyon analizi, Kaplan Meier Sağkalım analizi ve log rank testi kullanılmıştır.BULGULAR: Çalışma grubunda bir yıllık sigara bırakma hızı %30.1'dir. Sigarayı bırakan 359 kişinin bir yılık izleminde %50.1'i yeniden sigaraya başlamıştır. Nikotin bağımlılık düzeyi arttıkça sigara bırakma hızının anlamlı olarak azaldığı, yeniden başlama hızının anlamlı olarak arttığı saptanmıştır. İlaç tedavisi alma sigara bırakma başarısını anlamlı olarak artırmıştır. Kullanılan tedavi yöntemi bakımından sağkalım analizi yapıldığında Vareniklin alan grupta bırakmayı sürdürme süresi en uzundur (p=0.0001).SONUÇ VE ÖNERİLER: Çalışmada nikotin bağımlılık düzeyi arttıkça sigara bırakma hızının azaldığı, yeniden başlamanın arttığı saptanmıştır. Bu nedenle sigara bırakma girişimlerinin bağımlılık düzeyi artmadan başlaması önemlidir. Ayrıca özellikle yüksek düzey grubun ilaçla tedavisi sağlanmalıdır. Sigaraya yeniden başlamayı önleyici etkisi de düşünülerek ilaç tedavisi izlemle birlikte uygulamaya alınmalıdır.Anahtar kelimeler: Sigara bırakma, sigaraya yeniden başlama, Fagerstrom nikotin bağımlılık düzeyi, sigara bırakma tedavisi

NikotinSigaraSigara içme+3
Özlem Pekel
Dokuz Eylül University
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İzmir ili kamu sağlik yöneticilerinin liderlik davranişlari

İZMİR İLİ KAMU SAĞLIK YÖNETİCİLERİNİN LİDERLİK DAVRANIŞLARIÖZETGiriş ve Amaç: Bu araştırmada, İzmir ilindeki kamu sağlık yöneticilerinin liderlik davranışlarını tanımlamak ve yönetici tiplerini belirlemek amaçlanmıştır.Yöntem: Araştırma, kesitsel ve analitik bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini İzmir ilinde görev yapan 395 kamu sağlık yöneticisi oluşturmaktadır. Evrenin %57'sine ulaşılabilmiştir. Araştırmada Ohio State Üniversitesinde oluşturulan ve Türkiye için Ergun tarafından TODAİ'de geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış ?Lider Davranışlarını Tanımlama Ölçeği? kullanılmıştır.Bulgular: Araştırmada incelenen yöneticilerin %63'ü erkek, %37'si kadın, %64'ü doktor, %36'sı doktor dışı mesleklerdendir. Ohio State Liderlik Davranış Ölçeğine göre İzmir ilindeki kamu sağlık yöneticilerinin %64'ü zayıf yönetici, %15'i güçlü yönetici, %12'si demokrat yönetici ve %8'i otokrat yönetici olarak saptanmıştır. Yönetici tipleri erkek ve kadınlar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir fark göstermektedir. Kadın yöneticilerin %23'ü, erkek yöneticilerin %11'i güçlü yönetici iken (iş ve çalışan yönelimi yüksek); erkeklerin %71'i, kadınların %51'i zayıf yöneticidir (iş ve çalışan yönelimi düşük) (p=0.005). Sağlık yöneticilerinde doktor olanlarının %14'ü, doktor olmayanların ise %17'si güçlü yönetici olarak saptanmıştır (p=0.135). Görev yapılan yer (birinci, ikinci basamak, müdürlük), yaş, eğitim düzeyi, çalışılan süre, yöneticilik süresi, mezuniyet sonrası örgün eğitim alma, mesai sonrası çalışma, yöneticilik dışında ek görev varlığı, birlikte çalışılan ast sayısı, yönetim eğitimi alma durumu ve yönetim eğitimine ihtiyaç duyma değişkenleri açısından analiz yapıldığında da yöneticilik tipleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p değerleri sırasıyla 0,927; 0,159; 0,173; 0,907; 0,877; 0,748; 0,834; 0,719; 0,876; 0,166; 0,187).Sonuç ve Öneriler: Yöneticilerin büyük çoğunluğunun zayıf yönetici olması kamu sağlık yöneticilerinin işe hükmetme, yapıyı harekete geçirme, amaçların bütünleştirilmesi, örgütleme, üretim, çalışanın korunması, örgütün temsili, çalışanı tanıma ve iletişim açılarından yetersiz olduklarını ortaya koymaktadır. Kamu sağlık yöneticilerinin sadece %15'i bu özellikleri yeterli olan güçlü yöneticilerdir. Kadın ve erkek yöneticiler arasındaki farklılık ise kadın yöneticilerin erkeklere göre işle/çalışan arasındaki dengeyi daha iyi sağlamalarından kaynaklanmış olabilir. Eğitim düzeyi, yöneticilik süresi, yöneticilik eğitimi alma gibi değişkenlerin yöneticilik tipini etkilememesi ise kamu sağlık yöneticilerinin seçilme, atanma ve eğitilme gibi süreçlerinin tekrar değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Liderlik Davranışını Tanımlama Ölçeği, Liderlik, Lider TipleriYazışma Adresi:Fatma Yeşilkayalı,Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı,35340 İnciraltı-İZMİRe-mail: fatmayesilkayali@hotmail.com

LiderlikSağlık personeliYönetim+2
Fatma Yeşilkayalı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde çalışmakta olan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve psikososyal risk faktörleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve psikososyal risk faktörleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amaçlanmaktadır. Diğer amaçlar olarak; hemşirelerin sağlıklı yasam biçimi davranışlarının sosyo demografik özellikler, sağlık alışkanlıkları ve iş profillerine göre nasıl değiştiğini belirlemek ve bu faktörlerin psikososyal risk faktörleri ile ilişkisini açıklayabilmek planlanmaktadır. Tanımlayıcı tipte olan çalışmamıza Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesi Farabi Hastanesinde çalışmakta olan 200 hemşire katılmıştır. Çalışma ortamında görüşülen hemşirelerden çalışmaya katılmayı kabul edenlere, veri toplama aracı olarak anket formu, Sağlıklı yaşam biçimi davranış ölçeği II ve Kopenhag psikososyal risk değerlendirme ölçeği- TR kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hemşireler Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranış Ölçeğinden ortalama 117.9 puan almıştır. Hemşireler en yüksek puanları kişiler arası ilişkiler (23.4±3.9) ve manevi gelişim (24.1±4.5) alt boyutlarından, en düşük puanı ise fiziksel aktivite (14.3±34.1) alt boyutundan almıştır. Bağımsız değişkenlerden hobi ile ilgilenme, kronik hastalık varlığı, aile tipi ve mesleği isteyerek seçmenin anlamlı şekilde etkili olduğu görülmüştür (p<0.05). Hemşireler birer sağlık profesyoneli olsalar dahi, doğrudan veya dolaylı etkisi olan sebepler sağlığı geliştiren sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını uygulamalarında sorun oluşturabilmektedir. Gününün çoğunu çalışma ortamında geçiren hemşirelerin öncelikle iş yeri problemlerinin çözüme ulaştırılması sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının uygulanabilirliğini arttırabilecektir. Bu nedenle sağlığı geliştirici sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının uygulanabilirliğini arttırmaya yönelik çalışmalar yapılması gerekmektedir.

DavranışHemşirelerHemşirelik araştırmaları+7
Arzu Melek Öksüz
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İlköğretim 1. kademe öğrencilerinden obezite prevalansının belirlenmesi ve beslenme alışkanlıklarının incelenmesi

GİRİŞ VE AMAÇ Obezite, vücutta aşırı yağ depolanması ile oluşan daha çok yanlış beslenme nedeniyle olan, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı sorunudur. Çocukluk çağında en sık görülen kronik hastalıktır. Obezitedeki en önemli sorun dengeli ve yeterli beslenmenin yerine getirilememesidir. Çalışmanın amacı, Güzelbahçe?de ilköğretim birinci kademe öğrencilerin obezite prevalansının, beslenme alışkanlıklarının ve velilerin ?Beslenme Dostu Okul Projesi? hakkında düşüncelerinin saptanmasıdır.YÖNTEM Kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evreni Güzelbahçe?deki birinci kademede eğitim gören 1117 erkek ve 1100 kız, toplam 2277 kişiden oluşmaktadır. Araştırma iki devlet, iki özel okulda yapıldı. 549 kişiye ulaşıldı. Araştırmanın bağımlı değişkeni BKİ?ne göre belirlenen obezite durumudur. Bağımsız değişkenler; sosyodemografik özellikler, okul türü, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, TV ve bilgisayar kullanımı ve besin tüketim sıklığıdır. Araştırmada öğrenci velilerine ve öğrencilere, tükettikleri besinlerle ilgili anket uygulandı. Öğrencilerin boy ve kiloları ölçülerek BKİ hesaplandı. Çözümlemede ki-kare analizi ve lojistik regresyon kullanıldı. Obeziteye neden olan etmenler için OR hesaplandı.BULGULAR Araştırma grubunda obezite prevalansı %20?dir. Erkeklerde kızlara göre 1.79 kat obezite daha fazladır. Annenin eğitimi arttıkça obezite anlamlı olarak artmıştır. Gelir ve kardeş sayısıyla obezite arasında anlamlı bir ilişki vardır. Velilerin %95.9?u projeyi desteklerken %88.1?i proje sayesinde obezitenin azalacağını düşünmektedir.SONUÇ VE ÖNERİLER Çalışmada anne eğitiminin yüksek olması, aylık gelirin yüksek olması obeziteyi arttırmaktadır. Çocuklara ve velilere bu konuda eğitim verilebilir. Çocuklarda fiziksel aktivite arttırılmalıdır.Anahtar Sözcükler: Obezite, BKİ, İlköğretim, Beslenme Alışkanlıkları, Beslenme Dostu Okul Projesi

Beslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleriObezite+4
Pelin Özilbey
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa ili merkez ilçesi 2011 yılı akut miyokard infarktüsü ve serebrovasküler olay insidansının saptanması

GİRİŞ VE AMAÇ: Kalp ve damar hastalıkları, kanser, diyabet ve kronik solunum sistemi hastalıklarını içeren bulaşıcı olmayan hastalıklar tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ölümlerin en sık nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü ölümlerin ve engelliliğin önde gelen nedenlerinden olan kalp ve damar hastalıklarından ölümlerin 2030 yılında 23 milyonu geçeceğini; büyük bir bölümünün kalp krizi ve inme kaynaklı olacağını öngörmektedir. Ülkemizde koroner kalp hastalığı ve serebrovasküler olay sıklığını belirleyen çalışmalar son yıllarda artmakla birlikte yeni olguların belirlendiği insidans çalışmaları çok kısıtlı sayıdadır. Bu çalışmada, insidans hızının belirlendiği ileriye yönelik çalışmaların yapılamadığı ülkemizde Manisa ili merkez ilçesinde aile hekimine kayıtlı bireylerin sağlık kayıtları ve ölüm kayıtları gibi kaynaklar uygun şekilde kullanılarak 2011 yılı akut miyokard infarktüsü ve serebrovasküler olay insidansının belirlenmesi amaçlanmıştır.YÖNTEM: Yöneylem araştırmasıdır. Manisa İli merkez ilçesinde herhangi bir aile hekimine kayıtlıların 2011 yıl ortası nüfusu olan 337,277 kişi araştırmanın evrenini oluşturmuştur. Araştırmada örnek seçilmeyip bir yıllık süreçte yaşamı boyunca ilk kez akut miyokard infarktüsü ya da serebrovasküler olay tanısı alıp yaşayan ya da ölen bireyler Aile Hekimliği Bilgi Sistemi ve hastanelerin sağlık kayıtları kullanılarak saptanmıştır. Hekim tarafından akut miyokard infarktüsü ve serebrovasküler olay için belirlenen ICD-10 kodlarını yaşamı boyunca ilk kez alıp yaşayanların poliklinik notları ve yatış epikrizleri, ölenlerin ise yakınlarına uygulanan sözel otopsi anketleri değerlendirilip hekim tanıları doğrulanarak yeni olgular saptanmıştır. Cinsiyete, yaş gruplarına, dünya nüfusuna standardize edilerek ve olası durum senaryolarının kullanıldığı duyarlılık analizleri yapılarak insidans hızları hesaplanmıştır.BULGULAR: Manisa ili merkez ilçesi 2011 yılı akut miyokard infarktüsü insidans hızı tüm yaş gruplarında en düşük ve en yüksek yüzbinde 56.0-91.6, 35 yaş ve üzerinde ise 132.3-209.8 olarak saptanmıştır. Manisa ili merkez ilçesi 2011 yılı serebrovasküler olay insidans hızı tüm yaş gruplarında en düşük ve en yüksek yüzbinde 28.1-40.6, 35 yaş ve üzerinde ise 61.1-79.6 olarak saptanmıştır. Ölüm bildirimlerinde hekim tanıları akut miyokard infarktüsü için %19.3, serebrovasküler olay için %48.8 oranında doğrulanmıştır.SONUÇ VE ÖNERİLER: Araştırmada Manisa ili merkez ilçede 2011 yılında tüm yaş grupları ve 35 yaş ve üstü grupta akut miyokard infarktüsü insidans hızları erkeklerde daha yüksek bulunmuştur. Serebrovasküler olay insidans hızı tüm yaş gruplarında kadınlarda yüksekken 35 yaş ve üstü için hesaplandığında erkeklerde daha yüksek bulunmuştur. Tüm sağlık kurumlarından elektronik ortamda veri akışının sağlanacağı Sağlık.NET 2'nin kalıcı bir sürveyans sistemi olabilmesi için sisteme doğru, düzenli ve nitelikli veri akışı sağlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Akut miyokard infarktüsü, serebrovasküler olay, insidans hızı, sözel otopsi, veri bağlantılandırma

EpidemiyolojiKronik hastalıkMiyokard enfarktüsü+2
Deniz Utku Altun
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

2020 yılında halk sağlığı alanında uluslararası literatürde yayımlanan COVID-19 ile ilgili makalelerin bibliyometrik ve içerik analizi

Amaç: Bu araştırmada; 2020 yılı içerisinde COVID-19 ile ilgili halk sağlığı alanında yayımlanan araştırma makalelerinin bibliyometrik ve içerik analizlerinin yapılması ve bu alanda yayımlanan kesitsel araştırma makalelerinin kalite değerlendirmelerinin yapılması amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Web of Science veri tabanında belirlenen anahtar kelimeler ve yapılan filtrelemeler sonucunda 2949 yayına ulaşılmıştır. Araştırmanın dahil etme ve dışlama kriterleri doğrultusunda 1553 araştırma makalesinin bibliyometrik ve içerik analizi yapılmıştır. 410 kesitsel araştırma makalesinden 38 tanesinin kalite değerlendirmesi iki farklı araştırmacı tarafından yapılmıştır. Analizler için Microsoft Excel, VOSviever 1.6.2 ve Phyton yazılımı kullanılmıştır. Bulgular: 1553 araştırma makalesi için yapılan bibliyometrik ve içerik analizi sonucunda 113 ülkenin, 2706 kurumun, 8703 yazarın olduğu; toplam 3471 farklı anahtar kelimenin kullanıldığı ve makalelerin 179 akademik dergide yayımlandığı bulunmuştur. En üretken ülkenin ABD; en üretken yazarların Ho, Cyrus S. H.; Ho, Roger C. M. ve Latkin, Carl A.; en üretken kurumun Wuhan University; en üretken derginin "International Journal Of Environmental Research And Public Health" olduğu saptanmış ve çalışılan konuların temaları ortaya çıkarılmıştır. Kesitsel araştırmaların kalite değerlendirmesi puanları 15,7 ± 2,3 olarak saptanmıştır. Sonuç: Bilim dünyasının COVID-19 pandemisine verdiği yanıtın hızlı ve kaliteli olduğu sonucuna varılmıştır. Bu yanıtı verirken ise epidemiyolojik anlamda önceden şüpheyle karşılanan yöntemlerin yaygın bir şekilde kullanıldığı ve araştırma metadolojisi anlamında yeni normallerin ortaya çıktığı söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: COVID-19, halk sağlığı, bibliyometrik analiz, içerik analizi, kalite değerlendirme

BibliyometriCOVID 19Halk sağlığı+3
Kübra Şahin
Karadeniz Technical University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Lise öğrencileri üzerinde sigara konusunda yürütülecek olan akran eğitiminin sigara kullanma davranışı üzerindeki etkinliğinin değerlendirilmesi

Sigara kullanımı dünyada ve Türkiye?de önlenebilir hastalık, sakatlık ve ölümlerin en önemli nedenidir. Küresel Gençlik Tütün Araştırmasına(KGTA) göre 2009 yılında genç erkeklerde halen içen sıklığı %10.2?ye, kızlarda %5.3?e yükselmiştir. Sigara kullanımı gençler arasında giderek artan bir sıklıkla yayılmaktadır. Bu araştırmanın amacı lise öğrencilerinin sigara kullanma davranışını değiştirmede akran eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesidir. Araştırma girişimsel tipte bir araştırmadır. Bu çalışmada akran eğitimlerinin uygulanmasında kullanılan bilişsel-davranışçı kuramlardan birisi olan teorilerüstü model kullanılmıştır. Araştırma İzmir İli Balçova İlçesi?nde bulunan iki lisede 2011-2012 eğitim-öğretim döneminde yürütüldü ve öğrencilerin %79,1?ine ulaşıldı. Öğrencilere anketler kapalı zarf içinde verilerek ad-soyadlarını yazmaları istendi. İki okulun gönüllü öğrencileri arasından iki grup belirlendi ve gruplara ayrı ayrı beşer ders saati süren eğitim programı uygulandı, eğitim sonrasında küçük grup toplantıları yapıldı. Öğrencilerin %80.5?i 16-17 yaş grubunda, %57.4?ü kız öğrencidir. Öğrencilerin %23,4?ü herhangi bir tütün ürünü kullanmakta, yarısı sadece sigara kullanırken, dörtte biri nargile kullanmaktadır. Öğrencilerin beşte biri sigara kullanmayı 13 yaşından önce ve çoğunluğu merak ettiği için denemiştir. Öğrencilerin annelerinin üçte biri, babalarının yarısı, arkadaşlarının dörtte biri herhangi bir tütün ürünü kullanmaktadır. Öğrenciler arkadaşları ile tütünün zararları ve bırakma hakkında sohbet etmektedir. Öğrencilerden akran eğitimi öncesi ve sonrası düşünme öncesi aşamasında olanlar azalmış, düşünme, harekete geçme(bırakmış,6 aydan az) ve sürdürme aşamasında olanlar artmıştır. Öğrencilerinden akran eğitimi öncesi ve sonrası sigarayı bırakmayı düşünenler ile son 6 ay içinde sigara bırakmayı deneyenler artmıştır. Ergenlerin davranışları üzerinde akran grubunun etkisini göz önüne alınarak tütün ürünü, alkol ve madde kullanma gibi durumlarda davranış değişikliğini sağlamak için akran eğitimleri tercih edilmelidir. Akran eğitimlerinin etkinliğini artırmak için eğitimler uzun süreli, yoğun ve sürekli yapılmalıdır. Gençlerde sigara ve nargile kullanımı artmaktadır. Bu nedenle gençlere yönelik akran grup çalışmaları daha fazla yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ergen, teorilerüstü model, akran eğitimi.

AkranAkran eğitimiErgenler+3
Nurcan Bilgiç
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

İlköğretim 3. sınıf öğrencilerinin sağlık eğitimi yoluyla beslenme ve bedensel etkinlik konusundaki bilgilerinin ve davranışlarının geliştirilmesi

İlköğretim 3. sınıf öğrencilerinin sağlık eğitimi yoluyla beslenme ve bedensel etkinlik konusundaki bilgilerinin ve davranışlarının geliştirilmesini amaçlayan araştırma girişimsel tiptedir. Araştırmanın örnek büyüklüğü girişim grubuyla kontrol grubu arasında %50?lik bir fark olacağı öngörülerek %80 güç, %95 güven aralığında hesaplandığında, her bir grup için en az 64 kişi olarak belirlenmiştir. Girişim okulunda 69, kontrol okulunda 68 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırma iki yıl devam etmiştir. Girişim okulunda öğrencilere, ailelerine ve öğretmenlere beslenme konusunda sağlık eğitimi verilmiştir. Öğrencilere etkileşimli eğitim yöntemleri kullanılarak yılda 14 hafta sağlık eğitimi verilmiştir. Ailelere ve öğretmenlere sağlık eğitimi 1 saatlik sunumla yapılmıştır. Öğrencilerin bilgi durumu veri toplama aracı ile her sorunun doğru cevabına bir puan verilerek 20 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Öğrencilerin beslenme davranışı değişikliği, düzenli öğün, sebze-meyve, süt ve ürünleri, et, tavuk, balık, yumurta yeme, besin değeri olmayan yiyecekleri yememe ve toplam beslenme davranışı üzerinden değerlendirilmiştir. Bedensel etkinlik davranışı ise öğrencinin bir günde televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdiği süre ile değerlendirilmiştir. Verilerinin çözümlenmesinde sayı yüzde dağılımı, Wilcoxon işaretli sıra testi, Ki-kare testi (McNemar), Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İki yıl sağlık eğitimi verilen girişim grubu öğrencilerinin beslenme davranışında sadece besin değeri olmayan yiyecekleri yememe anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). Hiçbir girişim yapılmayan kontrol grubunda ise öğrencilerin beslenme davranışında sebze, meyve, et, tavuk, balık, yumurta yemeleri anlamlı olarak düşmüştür (p<0.05). Her iki gruptaki öğrencilerin de bedensel etkinlik davranışında değişim olmamıştır. Öğrencilerin bilgi durumları ise; girişim grubunda anlamlı olarak yükselirken kontrol grubunda benzer düzeyde kalmıştır. Araştırmada etkileşimli eğitim teknikleri kullanılarak uygulanan iki yıllık sağlık eğitiminin öğrencilerin bilgisini olumlu yönde değiştirdiği, beslenme davranışında olumlu kazanımlar sağlarken, bedensel etkinlik davranışında etkili olmadığı görülmüştür.

BeslenmeFiziksel aktiviteSağlık eğitimi+2
Seval Cambaz Ulaş
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Süleler köyü 65 yaş ve üstü grupta işitme kaybının sıklığı

Bu çalışma Ankara ili Kızılcahamam ilçesi Süleler Köyü'nde 65 yaş üstü yaşlı grupta işitme kaybı sıklığının saptanması amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın kısa dönemdeki amacı 65 yaş üstü kişilerin nedenlerine göre işitme kaybı sıklığını saptamaktır. Uzun dönemdeki amaç işitme kaybı saptanan kişiler ile ilgili kurumları bilgilendirmek ve erken tanı ile rehabilitasyon desteği sağlamaktır. Çalışmanın verileri4 Aralık 2021-27 Şubat 2022 tarihleri arasında toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri sosyodemografik form aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcılarda işitme kaybını tespit etmek amacıyla diyapozon ile Weber ve Rinne testleri, saf ses ortalamaları için Saf ses tarama odyometresi kullanılmıştır. Çalışmaya 28 kadın ve 22 erkek olmak üzere toplam 50 kişi katılmıştır. Katılımcıların en düşük yaş değeri 65, en yüksek yaş değeri 88 ve ortalama yaş 73,88±6,65 olarak bulunmuştur. Kadın ve erkeklerin sağ kulak saf ses ortalamaları ve sol kulak saf ses ortalamaları arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık yoktur. Katılımcıların sağ kulak için işitme kaybı sınıflandırması incelendiğinde, normal işitmeye sahip 13 kişi (%26), çok hafif derecede işitme kaybı olan 17 kişi (%34), hafif derecede işitme kaybı olan 11 kişi (%22), orta derece işitme kaybı bulunan 5 kişi (%10) ve ileri derece işitme kaybı olan 4 kişi (%8) olduğu bulunmuştur. Katılımcıların sol kulak için işitme kaybı sınıflandırması incelendiğinde, normal işitmeye sahip 17 kişi (%34), çok hafif derecede işitme kaybı olan 18 kişi (%36), hafif derecede işitme kaybı olan 7 kişi (%14), orta derece işitme kaybı bulunan 8 kişi (%16) olduğu bulunmuştur. Saf ses ortalamaları yaş gruplarına göre incelendiğinde sağ kulakta ve sol kulakta istatistiki ileri yaşlı katılımcılar için anlamlı bir farklılık vardır (sağ kulak ; F(2,47)= 5,873; p<0,05, sol kulak: F(2,47)= 6,841; iii p<0,05). Farklılığın hangi kategoriden kaynaklandığının bulunması için yapılan Tukey-B (Post Hoc) çoklu karşılaştırma sonucuna göre her iki kulak için, ileri yaşlı (85 ve üzeri) olan katılımcıların saf ses ortalaması, genç yaşlı (65-74) ve orta yaşlı (75-84) olan katılımcıların saf ses ortalamalarından daha yüksektir.

Ankara-KızılcahamamGeriatriKulak hastalıkları+4
Reyhan Maçkaya Şahutoğulları
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir'in Aliağa İlçesi belediye sınırları içerisinde 2011 yılında meydana gelen ölümlerin nedenleri ve sosyodemografik değişkenlerle ilişkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Hastalıkların ve ölüm nedenlerinin başında sanayi kaynaklı kimyasal kirleticiler yer almaktadır. Yoğun endüstriyel kirlilik kanseri daha belirgin ve bilinir duruma getirmiştir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tüm kanserlerin %80?ini doğrudan veya dolaylı olarak çevresel faktörlere bağlı olduğunu belirtmektedir. Gelişmekte olan bölgelerde tüm ölümlerin %25?i, gelişmiş bölgelerdeki ölümlerin %17?si çevresel nedenlerden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmada Aliağa ilçesi belediye sınırları içerisinde 2011 yılında meydana gelen ölümlerin nedenlerini araştırmak, kanser nedenli ölümleri ve sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisini incelemek amaçlanmıştır. YÖNTEM: Kesitsel bir araştırmadır. İzmir, Aliağa ilçesi belediye sınırları içinde yer alan on bir mahallede 2011 yılında meydana gelen ölümler araştırmanın evrenini oluşturmaktadır ve evrenin tamamı çalışmaya alınmıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü?nün 2011 yılı İzmir?e ait bilgisayar ölüm kayıtları ve Aliağa Belediyesi Mezarlıklar Müdürlüğü 2011 yılına ait ölüm belgeleri incelenmiş ve ölenlerin birinci derece yakınları ile yüz yüze görüşülmüştür. Ölüm belgelerinin incelenmesi sonucu, yetersiz bilgi olduğu tespit edildiğinde ölüm nedenini saptamak için DSÖ tarafından kabul edilen ve Sağlık Bakanlığı tarafından da kullanılan ayrıntılı bir sözel otopsi uygulanmıştır. Çözümlemede Ki-kare, Mantel Haenszel ki-kare çözümlemesi, Fisher'in kesin testi ve Lojistik regresyon analizi, kullanılmıştır. BULGULAR: Aliağa belediye sınırları içinde 2011 yılında 174 ölüm belirlenmiştir. Aliağa?da ikamet edip 2011 yılında ölenlerin ölüm nedenleri arasında kalp damar hastalıkları %36.2 oranı ile ilk sırada, kanserler %26.4 ile ikinci sırada bulunmuştur. Tüm kanser nedenli ölümler içinde birinci sırada solunum sistemi kanserleri (%43.5) gelmiştir. Erkeklerde ilk sırayı yine solunum sistemi kanserleri (%57.1) alırken, kadınlarda ilk sırayı gastrointestinal sistem kanserleri (%27.8) almıştır. Yaş gruplarına göre kanser nedenli ölüm oranı, 45 yaş altında %10.3, 45-54 yaş grubunda %10.9, 55-64 yaşta %17.8, 65-74 yaşta %16.1, 75-84 yaşta %25.9, 85 ve üstünde %19.0'dır. Yaş ile kanser nedeniyle ölüm arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Anlamlılık 55-64 ve 75 ve üzeri yaş gruplarından kaynaklanmaktadır. İkamet süresi ile kanser ölümleri arasında da anlamlı ilişki bulunmuştur. Farkı yaratan grup 15-29 yıl Aliağa?da ikamet etmiş olanlardır. Sigara içenlerde kanser nedeniyle ölüm oranı % 48.9, içmeyenlerde %18.7'dir. Sigara içenlerde kanser nedeniyle ölüm oranı içmeyenlerden anlamlı düzeyde yüksektir Birinci derece akrabalarda kanser öyküsü olanlarda olmayanlara göre kanser nedeniyle ölüm oranı daha anlamlı olarak daha yüksektir. Yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda Aliağa'da 15-29 yıl yaşamış olanlarda kansere bağlı ölüm riski 15 yıldan daha az yaşamış olanlara göre 4.7 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, kansere bağlı ölüm olasılığı sigara içenlerde, sigara içmeyenlere göre 2.8 kat daha fazladır. SONUÇ VE ÖNERİLER: Araştırmada Aliağa ilçe belediye sınırları içinde 2011 yılı ölüm nedenleri arasında kanserler ikinci sırada yer almaktadır. Kansere bağlı ölümler göz önüne alındığında akciğer kanseri ve solunum sistemi kanserleri yüksek çıkmıştır. Bu çalışmanın sonuçları ileri çalışmalar ile desteklenmelidir. Sanayi ve sanayiye bağlı hava, su ve toprak kirliliğinin insan sağlığına etkileri ile ilgili özellikle ileriye yönelik daha çok bilimsel çalışmaya gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: Kanser, Ölümlülük, Endüstriyel bölge, Çevre

Endüstri bölgesiKanser hastalarıMortalite+6
Volkan Halil Damgacı
Dokuz Eylül University
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Manisa iline ait sağlık düzeyi göstergeleri: Yıllara göre sağlık ocağı ve aile hekimliği dönemlerinin karşılaştırılması (2003-2012)

Amaç: Türkiye'de sağlık ocağı (SO) ve aile hekimliği (AH) dönemlerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirildiği çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı Manisa ilinde SO (2003-2007) ve AH (2008-2012) dönemindeki uygulamaların ve sağlık düzeyi göstergelerinin yıllar içindeki değişiminin karşılaştırılmasıdır. Yöntem: Araştırma kesitsel ve analitik tipte bir çalışmadır ve kalitatif ve kantitatif olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Sağlık düzeyi göstergeleri, Manisa İl Sağlık Müdürlüğü istatistik yıllıklarından ve Aile Hekimliği Bilgi Sisteminden elde edilmiştir. İki dönem arasındaki regresyon eğrilerinin kesişim noktaları ve eğimlerine ait beta katsayıları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olup olmadığı Segmented regresyon analizi ile Stata 11.0 istatistik programı kullanılarak incelenmiştir. Kalitatif veriler ise hem SO hem de AH sisteminde çalışan sağlık yöneticileri, sağlık çalışanları ve hizmet kullanıcılar ile 2012 yılında yapılan derinlemesine görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. Bulgular: Her iki dönemde de çalışmış personele ve hizmet almış halka göre SO dönemi ekip çalışması, ev gezileri, çevre sağlığı, aile planlaması ve filyasyon çalışmaları açısından AH dönemine göre daha iyidir. AH dönemi ise hastalara ilgi gösterme, aynı hekim tarafından izlenme, bilgisayar, internet olanakları açısından SO döneminden daha iyidir. Kentsel alanda halk özellikle bekleme süresinin azalması ve her gittiğinde aynı hekime ulaşmaktan ötürü memnundur. Kesikli regresyon analizlerinde bebek, çocuk, gebe ve kadın izlemlerinin AH döneminde, SO dönemine göre anlamlı olarak negatif yönde kırıldığı (p<0.05), muayene sayılarının ise AH döneminde SO dönemine göre anlamlı olarak pozitif yönde kırıldığı (p<0.05) saptanmıştır. Aşılama oranlarının ve ölüm hızlarındaki değişimin ise (kırılma ve eğimler) her iki dönemde benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Sonuç: SO dönemi topluma yönelik hizmet sunumu açısından daha iyiyken, AH dönemi hekime daha rahat ulaşabilmek açısından daha iyidir. Anahtar sözcükler: Sağlık Ocağı, Aile Hekimliği, Sağlık Politikası.

Aile hekimliğiManisaSağlık+4
Celalettin Çevik
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Bigadiç'te 45-74 yaş bireylerde Tip 2 Diyabet riskinin belirlenmesi

Kesitsel tipteki araştırmada Bigadiç ilçe merkezinde 45-74 yaş bireylerde Fin diyabet risk skoruyla Tip 2 diyabet riskli bireylerin saptanması, Tip 2 diyabet açısından yüksek riskle ilişkili etmenlerin belirlenmesi, yeni tanı konan Tip 2 diyabet için Fin diyabet risk skorunun geçerliliğinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma grubu Bigadiç?te yaşayan 45-74 yaş grubu 4.425 kişiden küme örnekleme yöntemiyle seçilen 509 kişiden oluşmaktadır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri Fin diyabet risk skoruna göre Tip 2 diyabet riskinin yüksek olma durumu ve diyabet varlığıdır. Araştırmada sekiz sorudan oluşan Fin diyabet risk skoru kullanılmış, toplam skoru 15 ve üzeri olanlar ?Yüksek riskli? olarak tanımlanmıştır. Diyabet tanısı için araştırma grubunun random kan glukoz ve Glikozillenmiş Hemoglobin (HbA1c) düzeyi ölçülmüş, değerlendirmede Amerikan Diyabet Birliği (ADA) 2010 yılı tanı kriterleri kullanılmıştır. Çözümlemede ki kare, bağımsız gruplarda t testi, lojistik regresyon analizi kullanışmış, skorun geçerliliğinin değerlendirilmesinde duyarlılık, seçicilik, Pozitif Öngörü Değeri (PÖD), Negatif Öngörü Değeri (NÖD) hesaplanmış, Receiver Operating Characteristic (ROC) eğrisi çizilmiştir. Araştırmanın bütçesi Dokuz Eylül Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri tarafından desteklenmiştir (Proje no: 201194). Araştırma grubunun %28.0?ı Tip 2 diyabet açısından yüksek risk taşımaktadır. Tip 2 diyabet riski kadınlarda 2.25 kat (%95 GA:1.14-4.44), kronik hastalığı olanlarda 2.46 kat (%95 GA:1.33-4.53) yüksektir. Sistolik Kan Basıncında (SKB) 1mm/Hg?lık artış 1.03 kat (%95 GA:1.01-1.05) Tip 2 diyabet riskini artırmaktadır. Skorun kesme noktası 15 ve üzeri alındığında duyarlılığı %72.4, seçiciliği %76.0, PÖD %21.4, NÖD %96.8?dir. Skorun yeni tanı konan Tip 2 diyabeti öngörme gücü için ROC eğrisi altında kalan 0.84 (%95 GA:0.78-0.89)?tür (p<0.001). Bigadiç?te 45-74 yaş bireylerde Tip 2 diyabet riskinin yüksek olduğu, Fin diyabet risk skorunun yeni tanı konan Tip 2 diyabeti öngörmede iyi bir skor olduğu belirlenmiştir. Türkiye?de birinci basamak sağlık kuruluşlarında Fin diyabet risk skorunun kullanılması, Tip 2 diyabet açısından riskli bireylerin saptanması ve izlenmesi sağlanmalı, riskli grupta ve tüm toplumda diyabetin önlenmesine yönelik girişimler planlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Tip 2 diyabet, Risk, Diyabet risk skoru.

Balıkesir-BigadiçDiabetes mellitus-tip 2Risk+3
Kevser Tarı Selçuk
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Instagram platformu üzerinden farklı türlerde beslenme içerikleri tüketen yetişkin kadınların sezgisel yeme ve yeme bozukluğuna yatkınlık durumu

Beslenme; büyümek, gelişmek ve yaşamı sürdürebilmek için gerekli temel bir ihtiyaçtır. Ancak yeme davranışları beden ağırlığını yönetme amacıyla saplantılı bir hal aldığında fiziksel ve ruhsal sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu sorunlar toplumda yaygın şekilde görülebilen yeme bozukluklarının öncüsü olabilmektedir. Öte yandan, uyarlanabilir bir yeme biçimini ifade eden sezgisel yeme modelinin, hem yeme bozuklukları hem de çeşitli sağlık problemleri ile ters ilişkili olduğu bilinmektedir. Son yıllarda sosyal medya platformlarından biri olan Instagram, beslenme bilgisi edinme konusunda güçlü bir araç haline gelmiştir. Sosyal medyada paylaşılan beslenme içeriklerinin bireylerin yeme davranışları üzerinde etkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı Instagram platformu üzerinden farklı türlerde beslenme içerikleri tüketen yetişkin kadınların sezgisel yeme ve yeme bozukluğuna yatkınlık durumunu belirlemektir. Çalışmaya 1-31 Ocak 2023 tarihlerinde Instagram kullanmakta olan 18 yaş ve üzerindeki araştırmaya katılmaya gönüllü 1383 kadın dahil edilmiştir. Kadınlara çevirimiçi olarak sosyo-demografik özellikler, Instagram kullanım özellikleri ve, sezgisel yeme ile yeme bozukluklarını etkileyebilecek faktörleri belirlemeye yönelik anket formu; Sezgisel Yeme Ölçeği-2 (SYÖ-2), Yeme Tutum Testi-26 (YTT-26) ve Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ) uygulanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS version 26.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiş; gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-Kare testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmış, ölçek puanlarının birbiriyle ilişkisi Spearman Rho sıralı korelasyon testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kadınların yaş ortalaması 25.8 ± 7.0 olup %89.5'i Instagram üzerinden beslenme içeriklerini tüketmektedir. Beslenme içeriklerini tüketen kadınların %20.8'inde klinik olarak anlamlı yeme bozukluğu saptanmıştır (p<0.05). Beslenme içeriklerini tüketen kadınların %47.0'si tamamen veya çoğunlukla diyet dışı yaklaşım ve sezgisel yeme içeriklerini tüketmekte ve yeme bozukluğu için klinik yönlendirmeye ihtiyaç duyma sıklığı en düşük; kadınların %45.1'i tamamen veya çoğunlukla diyet yaklaşımı içeriklerini tüketmekte ve yeme bozukluğu için klinik yönlendirmeye ihtiyaç duyma sıklığı en yüksektir (p<0.05). Beslenme içerikli paylaşımlardan beslenmesinin olumsuz etkilenendiğini bildiren kadınlar arasında olası yeme bozukluğu saptananların oranı (YTT-26: %75.9 ; YBDÖ: %46.6), olumlu etkilenenlerdekinden (YTT-26: %49.8 ; YBDÖ: %14.5) yüksektir (p<0.05). Instagram'da beslenme içerikli paylaşımları tüketmek, Instagram'da daha uzun süre geçirmek ve Instagram'ı daha sık açmak, beslenme içeriklerini ağırlık yönetimi veya yeme bozukluğu sebebiyle tüketmek, diyet yaklaşımı içeriklerini tüketmek, beslenme içeriklerinden olumsuz etkileniyor olmak, bu içerikler karşısında negatif duygular hissediyor olmak; düşük sezgisel yeme yetisi ve yüksek yeme bozukluğu yatkınlığı ile ilişkilidir. Bu sonuçlar ışığında sezgisel yeme davranışını teşvik edebilmek ve yeme bozukluklarına önleyici yaklaşım sunabilmek için; toplumda Instagram kullanımına ve tüketilen beslenme içeriklerinin türüne dikkat çekilmeli, bu konuya hem sağlık profesyonelleri hem de içerik üreticileri tarafından hassasiyetle yaklaşılmalı ve farkındalık oluşturulmalıdır.

Beslenme bozukluklarıBeslenme incelemeleriBeslenme ve yeme bozuklukları+5
Şevval Zeynep Kanun
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara Yeni Başkent Oto Sanayi Sitesi çalışanlarının covid-19 bilgi düzeyi ile anksiyete ve korku durumu

Toplum sağlığının sosyal belirleyicilerini tümüyle etkileyen COVID-19'un başarılı yönetiminde bireylerin bilgi, tutum ve davranışları; bulaşıcı hastalıklar için önleyici yaklaşım stratejileri geliştirmede politika yapıcılara yol göstermektedir. Küresel ölçekte paniğe neden olan COVID-19 bilinmezlikleri ve infodemi, sürdürülebilir bir hayat için devam etmesi gereken meslek ve sektör çalışanlarının ruh sağlığı durumunu olumsuz etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı Ankara Yeni Başkent Oto Sanayi Sitesi çalışanlarının COVID-19 bilgi düzeyi ile COVID-19 anksiyete ve korku durumunu belirlemektir. Çalışmaya 1 Nisan- 31 Mayıs 2022 tarihleri arasında Ankara Yeni Başkent Oto Sanayi Sitesi'nde çalışan 18 yaş ve üzeri araştırmaya katılmaya gönüllü 249 çalışan dahil edilmiştir. Çalışanlara sosyodemografik özlellikleri, COVID-19 geçirme ve pandemi döneminde çalışma durumu, COVID-19 bilgi düzeyi ve COVID-19 kaygısını belirlemeye yönelik anket formu; COVID-19 Korkusu Ölçeği ve Korona Virüs Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmanın verileri SPSS version 26.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiş; gruplar arası karşılaştırmalarda Ki-Kare testi, Mann-Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi kullanılmış, ölçek puanlarının birbiriyle ilişkisi Spearman Rho sıralı korelasyon testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Oto sanayi çalışanlarının %90.4'ü erkek olup, yaş ortalaması 37.6 ± 12.3'tür. %30.5 oto sanayi çalışanının eğitim düzeyi ilkokul ve altındadır. Oto sanayi çalışanlarının %37.3'ü COVID-19 geçirmiş, %43.4'ü kapanma dönemlerinde çalışmaya devam etmiştir. COVID-19'a karşı en az 1 doz aşılanan oto sanayi çalışanı %83.5'tir. COVID-19 semptomlarına oto sanayi çalışanlarının %52.2'si yaygın semptomlardan olan "ateş"; %49.3'ü daha az yaygın semptomlardan olan "tat-koku kaybı" ve %32.5'i "öksürük" yanıtlarını vermiştir. Oto sanayi çalışanlarının %88.7'si COVID-19'un "öksürük ve hapşırık damlacıkları ile" bulaştığını, %85.9'u insandan insana yayıldığını bilmiştir. COVID-19'dan korunmak için maske kullanan oto sanayi çalışanı %67, dezenfektan veya kolonya kullanan oto sanayi çalışanı %60.6, fiziksel mesafesine dikkat eden %59'dur. Oto sanayi çalışanının %76.7'si çalışma hayatından bulaşabilecek COVID-19'u, ailesine bulaştırmaktan kaygı duymaktadır. Oto sanayi çalışanlarının, Korona Virüs Anksiyete Ölçeği puanı ortalama 0.52 ± 1.53, COVID-19 Korkusu Ölçeği puanı ortalama 13.3 ± 6.5'tir. Maske kullanan oto sanayi çalışanlarının Korona Virüs Anksiyete Ölçeği ve COVID-19 Korkusu Ölçeği puan ortalamaları, aşı olmuşların COVID-19 Korkusu Ölçeği puan ortalamaları yüksektir (p<0.05). Hastalığa yakalanma korkusu, koruyucu halk sağlığı önlemlerine uyumla pozitif ilişkilidir. Bundan sonraki dönemde COVID-19 pozitifliğinde çalışmaya devam edecek olan %45.6 oto sanayi çalışanının, %68.3'ü "ekonomik kaygılar" nedeniyle çalışmaya devam edecektir. COVID-19 örneğinde olduğu gibi evrimin bir parçası olan salgın hastalıkların biyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik bir bütün olarak ele alınması toplum sağlığı için faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, sanayi çalışanı, bilgi düzeyi, anksiyete, korku

AnkaraAnksiyeteBilgi düzeyi+4
Pelin Çiçekgil
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Başkent Üniversitesinde Öğrenci Yaşam Kalitesi Araştırması

Bireylerin yaşam kalitesini ölçmek ve yaşam kalitesini etkileyen faktörleri belirlemek yaşam kalitesi çalışmalarında temel amaçtır. Farklı popülasyonlarda yaşam kalitesinin ölçümünde; özel gruplara uygun ölçek tasarlamak yeni araştırma anlayışları içerisinde önemli yere sahip hale gelmiştir. Bu yeni anlayışla özel ölçek tasarlanan farklı popülasyonlardan biri de üniversite öğrencileridir. Bu tez çalışmasının amaçları şunlardır: Üniversite Yaşam Kalitesi Ölçeği'ni Başkent Üniversitesi öğrencilerine uygulamak. Üniversite yaşam kalitesinin ve bunun öğrencilerin genel yaşam kalitesi, genel yaşam doyumu ve üniversiteyle özdeşleşmeleri üzerindeki etkisinin yanı sıra akademik yönden, imkânlar ve hizmetler yönünden ve sosyal yönden memnuniyetlerini değerlendirmek. Bu faktörlerin öğrencilerin genel yaşam kaliteleri, genel yaşam doyumları ve üniversite ile özdeşleşmeleri üzerinde herhangi bir etkisinin olup olmadığını değerlendirmek. İncelenen hipotezler doğrultusunda toplanan verilerin analizi ile elde edilen sonuçlarla kurumsal bağlama ve gelecek çalışmalara katkı sağlamak. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim gören öğrencilerden bu fakültelerdeki 3. Sınıf ve 4. Sınıf evrenini temsil edecek büyüklükte ve nitelikte rastgele seçilmiş bir örnekleme; online anket uygulaması yapılmıştır. Öğrencilerin; akademik yönden memnuniyeti 3,88 ortalamayla orta-yüksek, imkânlar ve hizmetler yönünden memnuniyeti 4,31 ortalamayla orta-yüksek, sosyal yönden memnuniyeti 3,70 ortalamayla orta-yüksek bulunmuştur. Öğrencilerin genel yaşam kalitesi ortalaması 3,51, genel yaşam doyumu ortalaması 2,71, üniversite ile özdeşleşme ortalaması 3,55 olarak bulunmuştur. Kurulan yapısal eşitlik modeli sonucunda, akademik yönden (β=0,825) ve sosyal yönden memnuniyetin (β=0,324) genel yaşam kalitesi üzerinde anlamlı etkisi olduğu; akademik yönden memnuniyetin üniversite ile özdeşleşme üzerinde de (β=0,431) anlamlı etkiye sahip olduğu; genel yaşam kalitesinin genel yaşam doyumu üzerinde anlamlı (β=0,448) etkisinin bulunduğu; genel yaşam doyumunun da üniversite ile özdeşleşme üzerindeki etkisinin (β=0,202) anlamlı olduğu bulgularına ulaşılmıştır (p<0,05). Sonuç olarak; bu çalışmanın sonuçları, eğitim ve öğretimin kalitesini artırmak, eğitim ve öğretimi geliştirmek ve iyileştirmek, öznel yaşam kalitesini iyileştirmek için neler yapılabileceği konusunda yön vermektedir. Bu araştırma ile üniversite öğrencilerinde yaşam kalitesini araştıracak farklı çalışmalara bilimsel katkı sağlanması amaçlanmaktadır.

Çağlar Fidan
Baskent University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin depresyon, anksiyete, stres düzeyi, sağlık yönetimine bakışları ve klinik liderlik algıları ile ilişkisi

Klinik liderlik, liderlikle ilgili rol üstlenmesi gereken klinisyenlerin barındırması gereken liderlik vasıflarını bir araya getiren bir tanımdır. Türkiye'de liderlik kavramı sağlık hizmetlerinde araştırılan bir konu olmakla birlikte yeni olmasından dolayı klinik liderlik kavramı üzerine yapılan çalışmalar sınırlı sayıdadır. Güncel bilgiler doğrultusunda değerlendirildiğinde geleceğin sağlık yöneticisi ve ekip lideri olacak olan tıp fakültesi öğrencilerinin klinik liderlik algılarının, sağlık yönetimine bakış açılarının ve bu sürece etkisi olabilen (Depresyon, Stres, Anksiyete gibi) psikiyatrik faktörlerin değerlendirilmesi bu çalışmanın amacıdır. Çalışma 1 Eylül 2022-1 Temmuz 2023 tarihleri arasında, Ankara Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenimine devam etmekte olan, orantılı tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen, çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 336 öğrenci ile yürütülmüştür. Öğrencilere bir anket ve iki ölçek uygulanmıştır. Öğrencilere uygulanan anket toplam 42 sorudan (Sosyodemografik bilgiler kısmında 23, mesleki tercihler kısmında 6, sağlık yönetimi görüşleri kısmında 13 soru) ve 40 öncülden oluşan Klinik Liderlik Ölçeği (KLÖ) ile 21 öncülden oluşan Depresyon Anksiyete, Stres Ölçeği-21'den (DASS-21) oluşmaktadır. Katılımcıların %76,5'i tıp fakültesinde sağlık yönetimi eğitimi almadığını belirtmekte, eğitim alanların %58,6'sı ise bu eğitimi yetersiz bulmaktadır. DASS-21 toplam puanları arttıkça KLÖ toplam puanları azalmaktadır. Psikiyatrik hastalığı olanların KLÖ puanları diğerlerine göre düşük, DASS-21 puanları yüksek bulunmuştur. Kadınların anksiyete ve stres puanları erkeklere göre daha yüksektir. Sigara içenlerin DASS-21 toplam puanları yüksektir. 5. ve 6. dönem öğrencilerinde sigara içme ve uyuşturucu madde deneme sıklığı diğer dönemlere göre yüksektir. Dönem 6'da tıp fakültesini tercih ettiği için pişman olan öğrenci sayısı yüksektir. Dönem 6 öğrencilerinin KLÖ puanı diğer dönemlere göre düşüktür. Katılımcıların %45,5'i gelecekte yurt dışında çalışmayı düşünmektedir. Sonuç olarak tıp fakültesi öğrencilerinde depresyon, anksiyete, stres gibi psikiyatrik durumların klinik liderlik algıları üzerinde negatif etkilerinin olduğu saptanmış olup, tıp fakültesi öğrencilerinin liderlik yetkinlikleri ile psikolojik sağlık arasındaki ilişkinin anlaşılması, gelecekteki sağlık liderlerinin daha iyi hazırlanmalarına ve sağlık hizmetlerinin kalitesinin artırılmasına yardımcı olabilir.

Kariyer uzmanlıkKlinik liderlikSağlık yönetimi+3
Öykü Su Şimşek
Baskent University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel sağlık eğitiminin Başkent Üniversitesi Meslek Yüksekokulları öğrencilerinin bilgi ve görüşlerine etkisi

Tez çalışmasının amacı, lise öğrenimini tamamlamış olan ve bir yükseköğretim kurumunun birinci sınıfında okuyan genç yaş grubu öğrencilerin mevcut cinsel sağlık bilgilerini ortaya koymak ve ardından katılımlı eğitim yöntemi kullanarak, uygulanan eğitim modelinin etkisini değerlendirmektir. Eğitim müdahalesi çalışması olan araştırmada kontrol grubu olarak Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulundan, müdahale grubu olarak eğitimden en fazla yararlanacak ve topluma sağlık yönünden önderlik edebilecek olan Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulundan öğrenciler seçilmiştir. Eğitim sunumlarında vaka çalışması yöntemi kullanılmıştır. Cinsel sağlık bağlamında üç önemli konuda, konu bazında öykü ve onların bilgilerini içeren açıklayıcı sunumlarının kullanıldığı üç farklı konu temelinde eğitim oturumları uygulanmıştır. Eğitimin uygulanmasından önce ve sonrasında uygulanan (ön ve son test) vakaların öyküleri ve sunumların içeriği ile ilgili soruları hazırlanmıştır. İlk vaka cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar, ikinci vaka gebeliği önleyici yöntemler, son vaka ise toplumsal cinsiyet eşitsizliği konularında olmuştur. Müdahale grubundan 74 öğrenci ve kontrol grubundan 39 öğrenci ön teste katılmıştır. Müdahale grubuna 4 oturumluk eğitim sunumları yapılmıştır. Eğitim sunumları 13 Ekim 2022-3 Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiş ve ardından son test uygulanmıştır. Son teste müdahale grubundan 56 öğrenci, kontrol grubundan 34 öğrenci katılmıştır. Katılımcıların cinsel sağlık bilgileri genel olarak düşük ve eğitim gereksinimleri mevcuttu. Eğitim sonrası bilgi artışı yönündeki 7 hipotezin hepsi kabul edilmiştir. Görüşlerin değişimi ile ilgili hipotezlerin 5i kabul, 2si ret, geri kalan 2si ise test edilememiştir. Eğitim müdahalesi cinsel sağlık bilgisini artırmada etkili bulunmuştur. Sonuç olarak özgün bir eğitim yöntemi kullanılan eğitim müdahalesi bilgi artışında/bilgilenmede etkilidir. Daha uzun zaman alması beklenen görüşlerin değişimi için ise örgün eğitimde küçük yaşlardan başlanarak bakış açısı oluşmasını sağlayacak eğitimlerin verilmesi gerektiği düşünülmüştür. Cinsel sağlık eğitim modeli farklı vaka çalışmaları ve konular eklenerek genişletilebilir, bununla birlikte yükseköğrenim düzeyindeki eğitim kurumlarında benzer yaş gruplarında benzer eğitim yaklaşımı yaygınlaştırılabilir.

Ecenur Yağcı
Baskent University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de toplumun beklenen COVID 19 aşısına yönelik tutumu

Türkiye'de Toplumun Beklenen Covid-19 Aşısına Yönelik Tutumu İlk defa Aralık 2019'da Çin'de tanımlanan ve hızla tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 hastalığı ile mücadelede en etkili silah aşı olarak bildirilmektedir. Araştırmanın amacı, Türkiye'de aşılama programının başlamasına kısa zaman kaldığı bir dönem içerisinde toplumun Covid-19 aşısına yönelik tutumunu ve aşılanma kararını etkileyen faktörleri belirleyebilmektir. Tanımlayıcı tipte planlanan araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan 18 yaş ve üzeri bireyler oluşturmaktadır (N=1098). Araştırmanın verileri Türkiye'de Aralık 2020'de çevirimiçi bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcıların özellikleri özetlenirken sayı ve yüzdeler kullanılmıştır. Covid-19 aşısıyla aşılanma kararı ile katılımcıların özellikleri karşılaştırılırken Pearson Ki-kare testi uygulanmıştır. Değişkenlerin Covid-19 aşısıyla aşılanma kararı ile ilişkilerini tahmin edebilmek için binary lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %34,1'i (n=374) Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış bir Covid-19 aşısı ile aşılanmayı kabul etti. %23,0'ı (n=253) "Hayır" derken, %42,9'u (n=471) "Kararsız" olduğunu belirtti. Covid-19 aşısı için aşı kararsızlığı/reddi gerekçeleri en çok %42,6 ile (n=468) aşının güvenliği ile ilgili endişeler, %42,1 ile (n=462) aşının etkinliği ile ilgili şüpheler oldu. Aşılanmaya yönelik ''Covid-19 Korkusu'' puanı arttıkça aşı kararsızlığı/reddi olasılığının da düştüğü (OR=0.9, 95% CI 0.93-0.97, p<0,001) ve erkeklerin kadınlara göre 1,6 kat (OR=1,6, %95 CI 1.24-2.20, p=0.001) daha istekli oldukları bulunmuştur. Covid-19 için aşı kararsızlığı/reddi oranı 2009'da H1N1 aşısı olmayanlarda 1,7 kat (OR=1.7, 95% CI 1.17-2.64, p<0.05) ve daha önce hiç mevsimsel grip aşısı yaptırmayanlarda 1,4 kat (OR=1,4, %95 CI 1.06-1.98, p 0.05) daha yüksekti. Bu çalışma yaygın aşılama öncesi önemli boyutlarda aşı kararsızlığı/reddi olduğunu göstermektedir. Aşılanma geçmişi yeni geliştirilmiş bir aşıya yönelik tutumu belirleyen faktörlerden biridir. Risk grupları arasında yer alan sağlık çalışanları ile birlikte yaşayanların aşı kararsızlığı/reddi oranının yüksek olması, aşı güvenliğine ilişkin kaygıların, hastalığın fatalite ve morbiditesine ilişkin kaygılardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Aşı, Aşılama, Covid-19

Aşı tereddüdüAşılamaAşılar+5
Gözde Tosun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon ili üniversite öğrencilerinde tütün ürünleri kullanım prevalansı ve etkileyen faktörler

Amaç: Trabzon ilinde bulunan üç üniversitenin öğrencilerinin tütün ürünleri kullanımı prevalansları ve etkileyen faktörlerini değerlendirmek ile bu üç üniversitenin sonuçlarını birbirleriyle karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Bu kesitsel araştırma Trabzon ilinde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde (KTÜ) 3988, Trabzon Üniversitesi'nde (TRÜ) 1755 ve Avrasya Üniversitesi'nde (AVÜ) 715 toplam 6445 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizler Ki-Kare testi, Kruskal Wallis testi ve "Binary Lojistik Regresyon Testi Backward Metodu" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Trabzon genelindeki üniversite öğrencilerinin %26,9'u, KTÜ'dekilerin %26,2'si, TRÜ'dekilerin %25,7'si ve AVÜ'dekilerin %33,5'i tütün ürünü kullanmaktadır. Öğrencilerin tütün ürünü kullanımı; erkek cinsiyet (OR 2,2; 95%GA 1,9-2,5), meslek yüksekokulunda eğitim alma (OR 1,5; 95%GA 1,3-1,8), öğrenci evinde yaşama (OR 1,9; 95%GA 1,6-2,3), yurtta yaşama (OR 1,3; 95%GA 1,1-1,6), annenin tütün ürünü kullanımı (OR 1,5; 95%GA 1,3-1,8), babanın tütün ürünü kullanımı (OR 1,4; 95%GA 1,2-1,6) ve eş/sevgili/yakın arkadaşın tütün ürünü kullanımı (OR 5,2; 95%GA 4,6-6,0) ile ilişkilidir. Sonuç: Önceki birçok araştırmadan daha yüksek bir prevalans bulunmuştur. Tespit edilen risk faktörlerine göre; stres azaltmak ve keyif almak için kampüs içinde sportif ve sosyal etkinlikler, sağlık etkileri için ise bilgilendirme faaliyetleri planlanmalı, kullanımı bırakmak için destek merkezleri kurulmalı ve kampüslerde tütün kullanımı kısıtlanmalıdır. Müdahale programlarında erkekler kadar kadınlara da öncelik verilmeli, programlara sağlık bilimleri dışındaki fakültelerden başlanmalı ve öğrencilerin yakın arkadaş, eş, sevgili, anne ve babası dahil edilmelidir.

NargilePrevalansSigara içme+3
Yusuf Emre Bostan
Karadeniz Technical University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara'nın bazı hastanelerinde kanser hastalarının tanı ve tedavisinde gecikme: Kesitsel bir araştırma

En önemli halk sağlığı sorunlarından olan kanserde, iyi sonuçlara ulaşmak için erken teşhis ve zamanında tedavi çok önemlidir. Bu araştırmada, kanser bakım yolunun; hasta, hastalık ve sağlık hizmet sunucusu ile sistem kaynaklı gecikme nedenlerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı olarak tamamlanan çok merkezli araştırma; Ankara ilinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri kişilerde, 2022 yılında tanı almış, üçüncü basamak hastanelerin kemoterapi ünitelerinde tedavi görmekte olan 201 hasta üzerinde yüz yüze anket yöntemiyle gerçekleştirilmiş, çıkarılma kriterleri dolayısıyla 151 hastanın sonuçları değerlendirmeye alınmıştır. Google formlar aracılığıyla doldurulan anketlerin verileri, SPSS 26.0 programı ile analiz edilmiştir. Tanımlayıcı ve karşılaştırmalı analizlerin ardından, gecikmeler için risk faktörlerini incelemek amacıyla gecikme süreleri kategorik ve sürekli değişken olarak ikili lojistik ve çoklu lineer regresyon analizleri uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. İlk yakınmadan ilk kez sağlık kuruluşuna yapılan başvuruya kadar geçen ortanca süre 14 gün, ilk kez sağlık kuruluşuna yapılan başvurudan ilk tanısal işleme kadar geçen ortanca süre 31 gün, ilk tanısal işlemden mikroskobik olarak doğrulanmış tanının elde edilmesine kadar geçen ortanca süre 12,5 gün ve mikroskobik tanının konulmasından ilk tedavi başlangıcına kadar geçen ortanca süre 13 gün olarak bulunmuştur. Tüm süreç içinde bu dört tekil dönemin yüzde dağılımları ise sırasıyla %19,9, %44,0, %17,7 ve %18,4 olarak bulunmuştur. Gecikme için önemli bulunan faktörler şöyledir: "hasta kaynaklı nedenler" olarak eğitim düzeyi, çocuk sayısı ve yakınmayı kendi kendine gidermeye çalışma; "hastalık kaynaklı nedenler" olarak sıklığına göre malignite türü ve "sağlık hizmet sunucusu ile sistem kaynaklı nedenler" olarak tanısal işlem sayısı ve sağlık kuruluşunun statüsü (özel-kamu). Regresyon analizlerine ek olarak hastalar tarafından bildirilen, üç temel nedene adreslenebilecek birçok etmen bildirilmiştir. Sağlık, hastalık, kanserler ve özellikle nadir kanserlere yönelik farkındalığın artırılması ve buna yönelik sağlık politikası belirlenmesi, sevk sisteminin mevcut sisteme yeni bir yük olmaksızın yerleştirilmesi, özel-kamu sağlık kuruluşları arasındaki bakım kalitesi farkının kapatılmasına yönelik politika geliştirilmesi faydalı olabilir.

Hüseyin Örün
Baskent University
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Continuum of care during pregnancy, delivery, and postnatal care among ever-married women in somalia

Introduction: Somalia remains one of the most dangerous places for women to give birth, with a current maternal mortality ratio of 621 deaths per 100,000 live births, ranking among the highest globally. In this study, we aim to investigate the level of completion, factors associated with it, and barriers along the maternity continuum of care in Somalia. Method: This study used secondary data from the Somalia Health and Demographic Survey 2020 and primary qualitative data. In the quantitative analysis, we restricted our analysis to ever-married women who had a live birth in the five years preceding the survey (n = 2432). In the qualitative section, we used focus group discussion with childbearing mothers purposively sampled from urban, rural, internally displaced persons, agro, and nomadic pastoralists and in-depth interviews from healthcare providers, policymakers, recently delivered and childbearing mothers, community leaders, and traditional birth attendants. Completion of the continuum of maternity care was the outcome variable and was constructed into a binary variable, with complete coded as one and incomplete coded as 0. We categorized it into three models: Antenatal Care (ANC4+) as the first model, Antenatal Care plus Skilled Birth Attendant (ANC4+ & SBA) as the second model, and Antenatal Care, Skilled Birth Attendant, and Postnatal Care (ANC4+ & SBA & PNC) as the third model. Results: More than half of the women (53.1%) had their most recent births at ≤ 19 years old. Only 14 (0.6%) mothers received all three maternal healthcare services (ANC4+, SBA, and PNC within 48hrs). Maternal age at birth, residence, mother's education, employment, healthcare decision-making, radio exposure, and wealth quintile were variables significantly associated with Model 2 (ANC4+ and SBA) at p-value <0.05. The maternity continuum of care gaps varies across different community categories, such as urban areas, rural areas, IDPs, agro-pastoralists, and nomadic pastoralists, due to diverse reasons, including service availability, access to care (financial, distance, and transportation), socioeconomic disparities, infrastructure, climate-related, and security issues. Conclusion: The completion of the maternity continuum of care is more skewed towards urban residents; maternal health care utilization decreases as they progress from ANC4+ to PNC utilization. The government and partners should design and implement strategies to improve maternal healthcare utilization specific to rural and nomads who are less educated, not working, low income, and have less power in decision-making.

Adam Abdulkadir Mohamed
Baskent University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Trabzon ilinde 40 yaş ve üzeri erişkinlerin tetanoz antitoksin düzeyleri ve etkileyen faktörler

Tetanoz, yüksek mortalite hızına sahip ve aşıyla önlenebilen bir hastalıktır. Gelişmekte olan ülkelerde gençlerde, yenidoğanlarda ve çocuklarda sıktır. Gelişmiş ülkelerde ise aşılanmamış ya da yetersiz aşılanan erişkinlerde daha fazla görülmektedir. Bu çalışmada Trabzon ilinde yaşayan 40 yaş ve üzeri erişkinlerde tetanoz antitoksin düzeylerinin saptanması amaçlanmıştır.Kesitsel tipteki bu çalışma Ağustos 2007- Ağustos 2008 tarihleri arasında Trabzon il merkezi ve 9 ilçesindeki 40 yaş ve üzeri erişkinlerde yapılmıştır. Örneklem büyüklüğü, %50 prevalans, %95 güven aralığı ve %3 sapma ile en az 1067 olarak hesaplandı. Yaş, cinsiyet ve yerleşim yerlerine göre tabakalandırılıp, seçilen örneğin çalışmaya katılmayı reddetme, kan vermeye gelmeme ve ankette eksik bilgileri olması gibi olasılıklar düşünülerek 1320 kişi alınması planlanmıştır. Çalışma 40 yaş ve üzeri 1292 erişkinde yapılmıştır (Katılım orantısı %97,9). Oluşturulan anket tüm kişilere yüzyüze görüşme tekniğiyle doldurulmuştur. Ankette yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, meslek, aylık gelir düzeyi, yerleşim yeri, tetanoza karşı aşılanma durumları sorgulanmıştır. Kan örnekleri alınarak Elisa yöntemiyle serumlardan tetanoz IgG çalışılmıştır. Tetanoz antikor düzeyi 0,1IU/ml üzerinde olanlar tetanoza karşı bağışık olarak kabul edilmiştir. Sosyodemografik özelliklere ve tetanoz aşılaması öyküsüne göre tetanoz antikor düzeylerinin karşılaştırılmasında ki-kare testi kullanılmıştır. Koruyucu düzeyde antikor titresine sahip olma ve tetanoz aşısı yapılmaması üzerine etkili faktörleri belirlemek için lojistik regresyon analizi yapılmıştır.Çalışmaya 673'ü (%52,1) kadın, 619'u (%47,9) erkek olmak üzere toplam 1292 kişi katılmış olup, yaş ortalamaları 55,3±11,5 yıldır. Katılımcıların %48,3'ünün antikor düzeyleri koruyucu değerin altında, %51,7'sinin koruyucu düzeyde olduğu saptanmıştır. Kadınların %46,5'inde, erkeklerin %57,4'ünde tetanoz antikor düzeyleri 0,1 IU/ml üzerinde olup aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,0005). Yaş gruplarına göre değerlendirildiğinde, 40-44 yaş grubunda %86,0 olan koruyuculuk düzeyinin ilerleyen yaşlarla birlikte, özellikle de 50 yaşından sonra giderek azaldığı, 75 yaş ve üzerinde %23,0'a düştüğü saptanmıştır (p<0,0005). Eğitim durumu, medeni durum, meslek ve gelir düzeylerine göre tetanoz antikor düzeyi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (sırasıyla p<0,0005, p<0,0005, p<0,0005, p<0,0005). Yerleşim yerine göre tetanoz hastalığına karşı koruyuculuk açısından fark tespit edilmemiştir (p=0,825). Tetanoza karşı aşılanma öyküsü olanların %66,3'ünde, aşılanmayanların %34,1'inde tetanoz antikor titreleri koruyucu düzeyde olup aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,0005). Koruyucu antikor düzeyine sahip olma durumunun erkeklerde kadınlara göre 1,6 kat, aşı yaptırma öyküsü olanlarda olmayanlara göre 3 kat daha fazla olduğu saptanmıştır.Sonuç olarak, ilerleyen yaşla birlikte tetanoz antikor düzeylerinin azaldığı tespit edilmiştir. Tetanoza karşı korunmanın en etkili yolu aşı olduğundan, 40 yaş üzeri kişiler her ne sebeple olursa olsun sağlık kurumlarına başvurduklarında tetanoza karşı aşılanma öyküleri sorgulanmalı, eksik aşılılar ve aşılanmamış olanlar uygun aşı programına alınmalıdır.

AşılarClostridiumTetanoz+4
Asuman Yavuzyılmaz
Karadeniz Technical University
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon il merkezindeki ilköğretim okullarının standartlara uygunluk ve çevre sağlığı durumları

Araştırma, Trabzon il merkezinde ve merkeze bağlı beldelerdeki ilköğretim okullarının TSE'nin ?TS 9518/2000, Şehir İlkokulları-Genel Kurallar? ve ?TS 12014/1996, Çevre Sağlığı-Okullar? standartlarına uygunluk ve çevre sağlığı durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmış tanımlayıcı bir araştırmadır. Bu amaçla hazırlanan anket formları evreni oluşturan toplam 62 ilköğretim okulunun tümüne uygulanmış ve veriler SPSS (13,0) istatistik paket programında değerlendirilmiştir.Okullarda, %50,9'u erkek, %49,1'i kız olmak üzere toplam 41221 öğrenci 1239 şubede öğrenim görmektedir. Standartların yayın yıllarına göre 16 okul (%25,8) 2000 yılı ve sonrasında, 23 okul (%37,1) 1996 yılı ve sonrasında yapılmıştır. Okulların %64,5'i il merkezinde ve %75,8'i tekli öğretim yapmaktadır. Okullarda bulunması gereken idari, eğitim-öğretim ve yardımcı hizmet birimlerinde eksiklikler vardır. 40 öğrenciden fazla öğrencinin bulunduğu derslikte eğitim veren okul sayısı 8 (%12,9) olup, ortanca olarak 6 (1-29) derslik bu şekildedir. Okulların 6'sının (%9,7) bodrum katında derslik bulunmaktadır.Okulların %98,4`ünde teknisyen, %66,1'inde memur, %87,1'inde bekçi/güvenlik görevlisi, %100'ünde doktor, hemşire ve şoför bulunmamakta ve %12,9'unda ise hiç hizmetli çalıştırılmamaktadır. İlköğretim okullarının %96,8'i su kaynağı olarak şebeke suyunu kullanmakta ve su deposu bulunan okulların %81,3'ünde bakım yapılmamaktadır. Okulların %79,0'ında yangın merdiveni, %87,1'inde depreme dayanıklılık raporu bulunmamakta ve afetlere yönelik tatbikat yapılan 57 (%91,9) okulun %96,8'inde yıllık yapılan tatbikat sayısı yeterli değildir.Giriş kapılarının %55,4'ünün, çıkış kapılarının ise %85,7'sinin en ölçümleri standarda uygun değildir. 2000 yılı ve sonrasında yapılan okulların giriş kapılarının %52,3'ü standarda uygundur. Bina dışı merdivenlerin standartlara uygunluk durumu ortalama %46,9, bina içi merdivenlerin ise ortalama %51,8'dir. 2000 yılı ve sonrasında yapılan bina içi merdivenlerin standartlara uygunluk durumu daha fazladır. Derslik yazı tahtasının sıralara uzaklığı, kapı ve pencerelerin standartlara uygunluk durumu ortalama %53,9'dur.Okulların, %54,8'inde erkek öğretmen tuvaletlerinin kabin ve %61,0'ının pisuar sayısı, %91,8'inde kadın öğretmen tuvaletlerinin kabin sayısı, %75,8'inde erkek öğrenci tuvaletlerinin kabin sayısı, %82,3'ünde kız öğrenci tuvaletlerinin kabin sayısı standartlara uygun değildir. Okulların %66,1'inde tuvaletlerde çöp kutusu bulunurken, %95,2'sinde kabinlerde bulunmamaktadır. Tuvaletlerde bulunan çöp kutuları okulların %56,5'inde kapaklı, poşetli ve basmalı özelliklerini taşımamaktadır.Okulların %66,1'inde okul bahçesinde öğrenci başına düşen oyun alanı standarda uygun değildir. Okul çıkışı caddeye açılan okulların (n=30) %83,3'ünde okul çıkış kapısının önünde engel, %70,0'ında yaya geçidi, %96,7'sinde üst geçit bulunmamaktadır. Kantini bulunan okulların, %34,1'inde kantin çalışanlarının portör muayenelerinin yaptırılmadığı, %52,3'ünde kantin çalışanlarının eldiven veya önlük kullanmadığı ve %52,3'ünde açıkta satılan gıda maddelerinin olduğu görülmektedir.Trabzon il merkezinde ve merkeze bağlı beldelerde bulunan okulların hiçbirisi %100 olarak standartlara uygun değildir. Ancak, standartların yayın yıllarına göre analizinde, ilgili standarda uygunluk durumlarında artış olduğu dikkat çekmektedir. Okul sağlığı açısından oluşturulan standartlarda, öğrencilerin iyi ve sağlıklı bir ortamda eğitim almaları, öğretmen ve diğer çalışanların iş doyumu ve verimlilikleri açısından önemlidir ve önemsenmelidir. Standartlarda saptanan eksiklikler, düzeltilebilir olup; bu amaçla başta okul yöneticilerinin, İl Milli Eğitim Müdürlüğü, Valilik ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın duyarlılık göstermesi; devamında da gerekli kaynakların sağlanması için sektörler arası işbirliği ve desteklerle çözülebilir.Anahtar Kelimeler: okul sağlığı, okul çevre sağlığı, standartlar

Okul sağlık servisleriOkullar-halk sağlığıStandartlar+4
Belkız Orhan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Sağlık Yüksekokulu son sınıf öğrencilerinin sağlıkta dönüşüm programı hakkındaki bilgi düzeyleri ve düşünceleri

Türkiye'de 2003 yılı itibariyle sağlık hizmetlerinde istenen değişimi sağlamak üzere Sağlık Bakanlığı ?Sağlıkta Dönüşüm Programını? başlatmıştır. Programın amaçları sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun bir şekilde organize edilmesi finansmanının sağlanması ve sunulması olarak ifade edilmiştir.Araştırmanın amacı, KTÜ Tıp Fakültesi ile Sağlık Yüksekokulu Ebelik ve Hemşirelik son sınıf öğrencilerinin mezun olduktan sonra çalışma hayatlarında karşılaşacakları Sağlıkta Dönüşüm Programının kapsamı ve temel bileşenleriyle ilgili bilgi düzeylerini ölçmek ve bu konuyla ilgili düşüncelerini öğrenmektir.Araştırmaya tıp fakültesinden 98, sağlık yüksekokulundan 120 olmak üzere 218 kişi katılmıştır. Veriler anket yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler sayı ve yüzdelerle tanımlanmış, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ki-kare testi uygulanmıştır. Ankette öğrencilerin bilgi ve düşüncelerini ölçmeye yönelik olarak Sağlıkta Dönüşüm Programının temel bileşenlerinden aile hekimliği, aile sağlığı elemanlığı, genel sağlık sigortası, sevk zinciri, kalite ve akreditasyon, akılcı ilaç ve malzeme yönetiminde kurumsal yapılanma, sağlık bilgi sistemi, planlayıcı ve denetleyici Sağlık Bakanlığı'na yönelik sorulara yer verilmiştir.Araştırmada, genel olarak sağlık yüksekokulu öğrencileri bilgi sorularına tıp fakültesi öğrencilerine göre daha yüksek oranlarda doğru cevaplar vermiştir. Öğrenciler Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulamalarını olumsuz olarak değerlendirmelerine rağmen tıp fakültesi öğrencileri aile hekimliği uygulamasını sağlık yüksekokulu öğrencilerine kıyasla daha olumlu değerlendirmiştir.Tıp fakültesi ve sağlık yüksekokulu öğrencilerinin eğitimlerinde sağlıkta dönüşüm programına yönelik mevcut uygulamalara yer verilmesi, eğitim programlarının sadece açıklanan programın teorik olarak tanıtımı boyutuyla kalmaması gerektiği, pratiğe yönelik değerlendirmeleri de içerecek biçimde farklı bakış açılarıyla şekillendirilmesi, böylece öğrencilerin yani geleceğin sağlık çalışanlarının açıklanan dönüşüm programının olumlu ve olumsuz yönlerini değerlendirebilmelerinin sağlanması ihtiyacının olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Sağlıkta dönüşüm programı, tıp fakültesi, sağlık yüksekokulu, öğrenci

SağlıkSağlıkSağlık Dönüşüm Programı+6
Merve Aydın
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinde sosyal medya uygulamalarının sağlık okuryazarlığı üzerine etkisi – müdahale araştırması

Sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlıkla ilgili bilgiye erişme, anlama, değerlendirme ve uygulama yetilerini kapsayan önemli bir halk sağlığı göstergesidir. Günümüzde sosyal medya, genç bireylerin sağlık bilgisine ulaşımında etkin bir araç haline gelmiştir. Bu bağlamda, araştırmanın amacı, sosyal medya temelli bir müdahalenin Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin sağlık okuryazarlığı düzeyine etkisini değerlendirmek ve sosyal medyanın sağlık okuryazarlığını artırmada etkili bir araç olup olmadığını belirlemektir. Araştırma, tek grup ön test-son test desenine sahip bir eğitim müdahalesi çalışmasıdır. Başkent Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenim gören 293 birinci sınıf öğrencisi çalışmaya davet edilmiş, 248 öğrenci çalışmayı tamamlamıştır. Müdahale, Instagram platformu üzerinden üç ay boyunca günlük olarak sağlıkla ilgili içeriklerin paylaşımını kapsamaktadır. Veri toplama araçları olarak Sosyal Medya Tutum Ölçeği, Adolesanlarda E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği ve Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (TSOY-32) kullanılmıştır. Veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiş; bağımlı örneklem t-testi ve Cohen's d etki büyüklüğü hesaplamaları gerçekleştirilmiştir. Üç ay süren Instagram tabanlı müdahale sonucunda, TSOY-32 puan ortalaması 32,36±6,45'ten 36,24±5,57'ye yükselmiş ve bu artış istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Özellikle "Hastalıklardan Korunma ve Sağlığın Geliştirilmesi" alt boyutundaki gelişim anlamlıdır (p<0,001). Etki büyüklüğü Cohen's d = 0,73 olarak hesaplanmış ve bu bulgu, müdahalenin sağlık okuryazarlığı üzerinde orta düzeyde bir etkisi olduğunu göstermektedir. Müdahale sonrası "yetersiz" sağlık okuryazarlığı oranı %12,9'dan %2,0'ye, sorunlu-sınırlı sağlık okuryazarlığı oranı da %43,5'den %32,7'ye düşmüştür. Müdahale sonrası "yeterli" ve "mükemmel" düzeyde sağlık okuryazarlığı oranları ise sırasıyla %38,3'ten %54,8'e ve %5,2'den %10,5'e yükselmiştir. Katılımcıların %81'i sosyal medya içeriklerini düzenli takip ettiğini, %77'si ise sağlıklı yaşam davranışlarında olumlu değişiklikler yaşadığını belirtmiştir. En fazla değişim gözlenen alanlar; beslenme alışkanlıklarının iyileştirilmesi (%56), fiziksel aktiviteye başlama (%47,6), uyku düzeninin iyileştirilmesi (%44), sigara kullanımını azaltma/bırakma (%23) ve alkol tüketimini azaltma/bırakma (%13,3) olmuştur. Bu bulgular, sosyal medya aracılığıyla sunulan yapılandırılmış sağlık içeriklerinin hem bilişsel hem de davranışsal düzeyde olumlu etkiler yarattığını göstermektedir. Bu çalışma, sosyal medya platformu Instagram üzerinden gerçekleştirilen yapılandırılmış bir dijital içerik müdahalesinin, üniversite öğrencilerinin sağlık okuryazarlığı düzeylerini geliştirmede etkili olduğunu ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, sosyal medyanın genç erişkinlere yönelik sağlık okuryazarlığı artırıcı müdahalelerde kullanılabileceğini ve üniversitelerde ilgili fakülte ve yüksekokul öğrencilerine yönelik seçmeli ders –bitirme projeleri yapma imkanı sağlanması ile halk sağlığı uygulamalarına dijital stratejilerle katkı sağlayabileceğini göstermektedir.

Serap Salimoğlu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ankara Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü teknik personelinde kronik hastalık durumu ile risk faktörlerinin saptanması ve yapılan eğitimin bilgi, tutum ve davranış değişikliklerine etkisi

Tanımlayıcı özelliği olan bir müdahale araştırması olan bu çalışmanın amacı: Ankara Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü'nün sanat teknik birimlerinde çalışanların sağlık durumlarını saptamak ve kronik hastalıklara yönelik eğitim programı hazırlayarak, eğitim materyali geliştirmek, uygulamak ve verilen eğitimin etkinliğini değerlendirmektir. Çalışmaya 152 kişi dahil edilmiştir. Veri kaynaklarını; yüz yüze uygulanan anket formları 'T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından Türk toplumunda geçerlilik ve güvenilirliği saptanan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından hazırlanan DSÖ STEPS Aracı Anketi' ile kurum işyeri hekimliğinin sağlık kayıtları oluşturmuştur. Verilerin analizinde: SPSS bilgisayar paket programı kullanılacak, frekans ve yüzde dağılımlarının eğitim öncesi ve eğitim sonrası değerlerinin karşılaştırılarak ilişkilerin ki-kare testi ve bağımlı gruplarda t testi ile değerlendirilmesi yapılmıştır. Araştırma grubunun %47'sinin sigara içtiği, %46'sının alkol kullandığı, %95'inin yemeklerde sürekli tuz kullandığı, %49'unun hiçbir egzersiz yapmadığı, %20'sinin kan basıncının yüksek olduğu, %10'unun diyabet tanısı aldığı ve %74 'ünün beden kitle indeksinin normal değerlerin üstünde olduğu görülmüştür. Eğitim sonrası sistolik kan basınçlarında ve beden kitle indekslerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş görülmüştür. Bir yıl süreyle görsel olarak atölyelerde kullanılan posterler ve verilen eğitimin kısa sürede bile olsa etkili olduğu görülmüştür. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında, kronik hastalıkların önlenmesi ve kontrolünde iş yerlerinde kronik hastalıklar konusunda eğitimler planlanmalıdır. Bu eğitimler sadece teorik olarak değil, broşür ve posterler ile bütünleşik halde verilmelidir.

Bilgi düzeyiDavranışHasta eğitimi+3
Selin Sağlam Pınar
Baskent University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Tokat il merkezindeki beş yaş altı çocukların ebeveynlerinde aşı tereddüdü reddi ve ilişkili faktörler

Tanımlayıcı kesitsel nitelikte olan bu araştırma; Tokat il merkezinde yaşayan beş yaş altı çocukların ebeveynlerinde aşı tereddüt ve aşı reddinin sıklıkları ile bunlarla ilişkili faktörleri saptamak için yapılmıştır. Araştırma sahada beş yaş altı çocuğu olan ebeveynlerle DSÖ SAGE ''Aşı Tereddüt Anket Formu'' ve ''Aşı Tereddüt Ölçeği'' kullanılarak yapılmış ilk çalışmadır. Araştırma sahada beş yaş altı çocuğa sahip 402 ebeveynle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak; ebeveynlere ve çocuklara ilişkin tanımlayıcı sorular içeren anket formu ile DSÖ SAGE Aşı Tereddüdü Çalışma Grubu tarafından geliştirilen ''Aşı Tereddüt Anket Formu'' ve ''Aşı Tereddüt Ölçeği'' kullanılmıştır. Aşı Tereddüt Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirlik analizi için çalışma örneklemine ek olarak, beş yaşından küçük çocuğu olan 200 ebeveynle de görüşülmüştür. Doğrulayıcı Faktör Analizi sonucunda ölçek yedi maddeden oluşan tek faktörlü yapıya sahiptir ve Cronbach α=0,83'dür. Ebeveynlerin %19,7'si çocukluk çağı aşıları konusunda aşı tereddüdü yaşamaktadır. Önerilen aşılardan (özel veya ücretsiz aşılar) en az birinin ret oranı %18,2'dir. Sağlık Bakanlığı tarafından ücretsiz sunulan aşıların tamamını ret edenlerin oranı ise %0,7'dir. Ebeveynlerden baba olmak, ileri ebeveyn yaşı, ekonomik durumun iyi olması, lisans ve üstü eğitime sahip olmak aşı tereddüdü ile istatistiki anlamlılık düzeyinde ilişkilidir. Aşı reddi ile ebeveyn öğrenim durumunun lisans ve üstünde olması arasında istatistiki anlamlılık düzeyinde ilişki vardır. Katılımcıların çocuklarında aşı sonrası yan etki gelişme durumundaki her birimlik artış aşı tereddüdü yaşama olasılığını 1,9 kat artırmaktadır. Aşıların çocukları ciddi hastalıklardan koruyacağına inanmayanlarda inananlara göre 4,6 kat daha fazla aşı tereddüdü görülmektedir. Aşılar hakkında olumsuz bilgi duymak veya okumak aşı tereddüdü yaşama olasılığını 13,5 kat artırmaktadır. Ebeveynlerin Aşı Tereddüt Ölçeği puan ortalaması 1,86±0,53'dür. Buna göre katılımcıların aşı tereddüt düzeyi düşüktür. Araştırmanın sonuçlarına göre aşı tereddüt ve reddi karmaşık birçok faktörden etkilenen yapıya sahiptir. Bu sebeple DSÖ SAGE Aşı Tereddüdü Çalışma Grubu tarafından geliştirilen ''Aşı Tereddüt Anket Formu'' ve ''Aşı Tereddüt Ölçeği'' kullanılarak bu araştırmada tespit edilen faktörler de göz önünde bulundurularak daha kapsamlı çalışmalar yapılmalıdır. Aşı tereddüt ve reddi ile mücadele için bilimsel veriler ışığında topluma uygun stratejiler belirlenmelidir.

Ana-babaAşı reddiAşı tereddüdü+5
Gonca Soysal
Baskent University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı gebelerin gebelikte beslenme, anne sütü ve bebek beslenmesine ilişkin bilgi, tutum ve alışkanlıklarının belirlenmesi

Bu araştırma gebelerin gebe beslenmesi, anne sütü ve bebek beslenmesiyle ilgili bilgi, tutum ve alışkanlıklarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Haziran 2021 - Eylül 2021 tarihleri arasında Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi, kadın doğum polikliniğine başvuran 202 gebe çalışmaya dahil edilmiştir. Gebelerin sosyo-demografik özelliklerini, antropometrik ölçümlerini, beslenme alışkanlıklarını, genel özelliklerini, gebe beslenmesi, anne sütü ve bebek beslenmesi bilgi düzeylerini sorgulayan anket formu ile IOWA bebek beslenmesi tutum ölçeği uygulanmıştır. Gebelerin %88,6'sı Ankara'da, %11,4'ü ise Ankara dışında ikamet etmektedir. Yaş ortalaması 32,09 ± 4,34 olup yaşları 23-45 arasında değişmektedir. %84,7'si yüksekokul ve üzeri, %15,3'ü lise ve altı eğitim seviyesine sahiptir. Beden Kitle İndeksi (BKİ) gruplandırmasına göre %1'i zayıf, %51,0'i normal kiloda, %33,7'si pre-obez ve %13,4'ü obezite sınıf I grubunda bulunmaktadır. Gebe beslenmesi ile ilgili gebelerin %12,9'unun bilgi düzeyinin iyi, %72,8'inin orta, %14,3'ünün kötü olduğu belirlenmiştir. Anne sütü ve bebek beslenmesi konusunda ise gebelerin %11,9'unun bilgi düzeyinin iyi, %74,7'sinin orta, %13,4'ünün kötü olduğu saptanmıştır. Gebelerin IOWA bebek beslenmesi tutum ölçeği puan ortalamaları 64,36 ± 6,85 olup; %2,5'inin formüla ile beslenmeye yatkın, %72,3'ünün kararsız, %25,2'sinin emzirmeye yatkın olduğu tespit edilmiştir. Yaş grubu, eğitim durumu, gebelik haftası ve gebelik sayısı ile gebe beslenmesi bilgi puanları arasında istatistiki açıdan anlamlı bir fark saptanamazken (p>0,05), gebelik sayısı ile anne sütü ve bebek beslenmesi bilgi puanları arasında ve eğitim durumu ile IOWA puanları arasında anlamlı bir fark olduğu gözlemlenmiştir (p<0,05). Gebelik sayısı birden fazla olan annelerde anne sütü ve bebek beslenmesi bilgi puanı orta (%77,3) ve iyi (%19,3) olanların oranı gebelik sayısı bir olan annelere göre daha yüksektir. Lise ve altında eğitim alan grupta kararsız olanların yüzdesi (%83,9) yüksekokul ve üzerinde (%70,2) olanlara göre daha yüksektir. Ailelerin ve özellikle gebelerin, gebelikte beslenme, anne sütü ve bebek beslenmesi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlayacak çalışmalara destek verilmelidir. Gebelerin emzirme konusunda teşvik edilmesi sağlanmalı ve gebeler emzirmenin faydaları konusunda bilgilendirilmelidir.

AlışkanlıklarAnne sütüBebek beslenmesi+5
Betül Oymak
Baskent University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 Diyabet'i olan ve Diyabet'i olmayan bireylerin serum D vitamini düzeyleri

Bu çalışmada, Tip 2 Diyabet'li (T2DM) bireylerle, Diyabeti (DM) olmayan bireylerin, serum D vitamini düzeyleri ile beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri ve fiziksel aktivite düzeylerini karşılaştırarak T2DM ve D vitamini arasındaki ilişkiyi araştırmak amaçlanmıştır. Çalışma, Şubat-Nisan 2021 tarihleri arasında, Ankara Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Beslenme ve Diyet polikliniğine başvuran, son 5 yıl içerisinde T2DM tanısı almış 18-45 yaş arası, 150 T2DM'li ve 150 DM olmayan bireyler üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların genel bilgileri, sağlık durumları, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, fiziksel aktivite düzeyleri anket formu ile sorgulanmış ve bireylerin antropometrik ölçümleri alınmıştır. Dışkapı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran her hastadan rutin olarak serum D vitamini düzeyi ölçülmektedir. Serum D vitaminine ilişkin veriler, hastaların tetkikleri gerçekleştirildikten sonra dosyalarından alınmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin %55.3'ü kadın ve %44.7'si erkek olup; yaş ortalaması T2DM bireylerde 36.73±7.51 yıl, DM olmayan bireylerde ise 30.1±7.6 yıldır. Cinsiyet, medeni durum ve ailedeki birey sayısında, gruplar arası fark yokken (p>0.05); yaş grupları, eğitim düzeyleri ve meslek grupları ile vaka- kontrol grupları arasında fark vardır (p<0.05). Vaka grubunun vitamin mineral takviyesi kullanma oranları daha fazla olup (p<0.05); sigara ve alkol tüketim durumları benzerdir (p>0.05). Son 6 ay içerisinde ağırlık değişimleri incelendiğinde ise vaka grubunda daha fazla değişiklik saptanmıştır (p<0.05). Her iki grubunda güneş ışığından yararlanma süreleri benzerdir (p>0.05). Katılımcılarda, ana öğün sayıları ile gruplar arasında fark yoktur (p>0.05) ancak ara öğün tüketim miktarları vaka grubunda daha fazladır (p<0.05). Çalışmaya katılan T2DM bireylerin beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin, DM olmayan bireylere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0.05). T2DM ve DM olmayan bireylerin çoğunluğunun istatistiki anlamlılık düzeyinde eksik serum D vitamini (sırasıyla %78, %53) düzeylerine sahip oldukları saptanmıştır. D vitamini düzeyi ile yaş ve BKİ arasında negatif korelasyon saptanmıştır (sırasıyla r=-0.262, -0.190; p<0.05). Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diyabet, D vitamini eksikliği, beslenme alışkanlıkları

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıDiabetes mellitus+4
Aysel Seray Tümen
Baskent University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Güzelbahçe İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinde sağlık davranışları

GİRİŞ VE AMAÇ: Adolesan dönem toplumun %10-15'lik bir bölümünü oluşturmaktadır. Adolesan dönemde edinilen doğru sağlık davranışları hem bu dönemde hem de erişkinlikte daha sağlıklı olmayı sağlar. Adolesanlarınların riskli davranışları ve bu davranışların neden olduğu sağlık sorunları sağlığı geliştirme girişimleri ile değiştirilebilir. Araştırmanın amacı Güzelbahçe İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencilerinin sağlık davranışlarını ve bu davranışları etkileyen etmenleri belirlemektir. YÖNTEM: Kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evreni Güzelbahçe İMKB Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde 2016-2017 eğitim yılında, dokuzuncu ve onuncu sınıfta kayıtlı toplam 251 öğrencidir. Örnek büyüklüğü hesaplanmamıştır. Bağımlı değişkenler kahvaltı etme, orta-ağır fizik aktivite, tütün ürünü kullanımı, fiziksel kavga, akran zorbalığına maruz kalma ve akran zorbalığı yapmadır. Bağımsız değişkenler sosyodemografik değişkenler, okul yaşantısı ile ilgili değişkenler, öznel sağlık indeksi ve sosyal destekle ilgili değişkenlerdir. Veri toplama aracı Kasım 2016'da öğrenciler tarafından araştırmacıların gözlemi altında sınıf ortamında doldurulmuştur. Veri analizi SPSS 15.0 kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı bulgular, kategorik değişkenler için yüzde dağılımları; sürekli değişkenler için ortalama±standart sapma biçiminde sunulmuştur. Bağımsız değişkenlerin sağlık davranışları ile ilişkilerini belirlemede tek değişkenli analiz olarak ki-kare, Fisher'in Kesin Testi, Mann Whitney U testi; çok değişkenli analiz olarak Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. BULGULAR: Çalışmada 203 kişiye (%80.9) ulaşılmıştır. Yaş ortalaması 15.5±0.8'dir (14-17). Öğrencilerin %86.9'u erkek, %13.1'i kızdır. Sınıf dağılımına bakıldığında %54.5'ini dokuzuncu sınıflar, %45.5'ini onuncu sınıflar oluşturmaktadır. Çalışmaya katılan öğrencilerin düzenli kahvaltı etme sıklığı %46.4, yeterli orta-ağır fizik aktivite yapma sıklığı %21.9, her gün en az 1 tütün ürünü kullanma sıklığı %14.6, fiziksel bir kavgaya karışma sıklığı %58.9, akran zorbalığına maruz kalma sıklığı %19.8, zorbalık yapma sıklığı %23.7 olarak belirlenmiştir. Araştırma grubunda her gün düzenli kahvaltı etme erkeklerde, gelir algısı çok iyi/iyi/orta olanlarda, okulla ilgili olumlu görüşleri olanlarda ve okul başarısı algısı çok iyi/iyi olanlarda her gün düzenli kahvaltı etme daha fazladır (sırasıyla p=0.007, p=0.006, p=0.024, p=0.028). Düzenli kahvaltı edenlerin öznel sağlık indeksi ortalaması anlamlı olarak yüksektir (p=0.001). Aile destek puanındaki ve akran destek puanındaki artış düzenli kahvaltı etmeyi arttırmaktadır (sırasıyla OR:1.84, %95 GA:1.139-2.983, OR:2.16, %95 GA:1.371-3.397). Tütün ürünü kullananların yaş ortalaması anlamlı olarak yüksektir (p=0.040). Ders baskısını çok hissedenlerde tütün kullanımı anlamlı olarak fazladır (p=0.042). Tütün kullananların öznel sağlık indeksi anlamlı olarak düşüktür (p=0.001). Fiziksel kavgaya karışma okulla ilgili olumsuz görüşleri olanlar ve ders baskısını çok hissettiğini belirtenlerde daha fazladır (sırasıyla p=0.001, p=0.006). Fiziksel kavgaya karışanlarda öznel sağlık indeksi ortalaması anlamlı olarak daha düşüktür (p=0.001). Aile destek puanındaki artış fiziksel kavgaya karışmadan koruyucudur (OR:0.52, %95 GA:0.332-0.850). Zorbalığa maruz kalma göç gelenlerde fazladır (p=0.031). Aile destek puanı, aile iletişim puanı ve akran destek puanındaki artış zorbalığa maruz kalmaya karşı koruyucudur (sırasıyla OR:0.60, %95 GA:0.363-0.974, OR:0.44, %95 GA:0.246-0.771, OR:0.50, %95 GA:0.314-0.787). Zorbalık yapma en çok 1 kardeşi olanlarda, en çok 4 kişilik ailede yaşayanlarda ve okulla ilgili olumsuz görüşleri olanlarda yüksektir (sırasıyla p=0.028, p=0.004, p=0.024)). SONUÇ VE ÖNERİLER: Lisedeki öğrencilerde düzenli kahvaltı etme oldukça düşüktür. Riskli davranışlarda tütün kullanımı ve fiziksel kavga, zorbalık davranışlarına göre daha ciddi düzeydedir. Öğrencilerin sağlık davranışlarının ve risklerin belirlenmesi sağlığı geliştirme girişimlerinin planlanması açısından son derece önemlidir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Adolesan, sağlık davranışları, lise

Işık Top
Dokuz Eylül University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi işyeri sağlık ve güvenlik birimi iş kazası sürveyans sisteminin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Toplumun büyük bir kısmı çalışma hayatı içindedir ve işyerinde bulunan faktörler kişinin sağlığı üzerine etkilidir. Bir ülkedeki iş sağlığı ve güvenliği düzeyini belirlemede iş kazası ve meslek hastalıkları sıklığı önemli göstergelerdir. Bu çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birimi iş kazası sürveyans sisteminin işleyişini ve aktif sürveyans sırasında saptanan iş kazalarının özelliklerini değerlendirmektir. Yöntem: Araştırma kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi'nde, seçilmiş belli birimlerde kadrolu olarak çalışanlar oluşturmaktadır. Bağımsız değişkenler cinsiyet, yaş, unvan, çalışılan birim, meslekte çalışma süresi, üniversitede çalışma süresi, daha önce iş kazası geçirme durumu ve mesai düzenidir. Saptanan kazalar daha sonra Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi İşyeri Sağlık ve Güvenlik Birim veri tabanında yer alan kaza kayıtları ile karşılaştırılmıştır. Araştırma 15 Kasım 2016 – 19 Temmuz 2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Veri toplama için oluşturulan anket formu her bir katılımcının çalıştığı birimde yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak doldurulmuştur. Veri analizinde tanımlayıcı bulgular için sayımla belirtilen değişkenler sayı ve yüzdelerle, ölçümle belirlenen değişkenler ortalama ± standart sapma ile belirtilmiştir. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkenle ilişkisini değerlendirmede sayımla belirtilen değişkenler için ki-kare, ölçümle belirtilen değişkenler için t testi kullanılmıştır. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Seçilen birimlerde toplam 625 kişinin çalıştığı saptanmıştır. Bu kişilerin % 65'i (n=406) çalışmaya katılmayı kabul etmiştir. 2 kişi "Hayatınızda daha önce hiç iş kazası geçirdiniz mi?" sorusuna "hatırlamadığını / emin olmadığını" belirtmiş ve bu kişiler analiz aşamasında çıkarılmıştır. 404 kişinin % 76.2'si (n=308) daha önce en az 1 kere iş kazası geçirdiğini beyan etmiştir. Daha önce en az 1 kere iş kazası geçirenlerin% 61.4'ü kadındır. Daha önce en az 1 kere kaza geçirdiğini ifade edenlerin % 75.6'sı "sağlık profesyoneli"dir. En az 1 kere kaza geçirdiğini ifade edenlerin % 47.4'ü "dâhili bilimlerde", % 22.4'ü "cerrahi bilimlerde" ve % 14.0'ı "yoğun bakımlar"da çalışmaktadır. Araştırmanın gerçekleştiği dönemde toplam 267 kaza hakkında katılımcılarla görüşülmüştür. Aynı dönem için İş Yeri Sağlık ve Güvenlik Birimi kayıtları incelenmiş, 15 Kasım 2015 ile 19 Temmuz 2017 arasında seçilen birimlerde toplam 82 kazanın gerçekleştiği saptanmıştır. Bu kazaların 24'ü çalışmacı tarafından da tespit edilmiştir. Yani, İş Yeri Sağlık ve Güvenlik Birimi kayıtlarında çalışmacının tespit ettiği kazaların % 9.0'u bulunmuştur. Buna karşılık geri kalan 243 kaza İş yeri Sağlık ve Güvenlik Birimi kayıtlarına yansımamıştır. Belirtilen tarih aralığında 58 kazaya ise sadece İş Yeri Sağlık ve Güvenlik Birimi kayıtlarında rastlanmıştır. Yaş, meslek grupları ve mesai düzeni açısından iş kazası geçirmek arasında anlamlı bir fark vardır (p<0.001). Sonuç: İş kazası geçirme sıklığı % 76.2 gibi yüksek bir oranken, geçirilen kazaların sadece % 9.0'lık gibi çok az bir bölümü bildirilmiştir. Bu oran tüm çalışma gruplarına henüz ulaşılamamış olmasından kaynaklanıyor olabilir. Zira eğitim çalışmaları öncelikle hemşirelerden başlamıştır. Kazaların önlenebilmesi için kişisel koruyucu donanım kullanımın önemi hastane bilişim sistemi üzerinden duyurularla ya da periyodik muayeneler sırasında mutlaka dile getirilmelidir

Tansel Başsüllü
Dokuz Eylül University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Başkent Üniversitesi Hastanesi çalışanlarının mesleksel risk faktörleri ve davranışlarının değerlendirilmesi

ÖZETSağlık çalışanları 24 saat hizmet veren ve vardiyalı sistemle çalışan bir gruptur.Çalışma ortamında sağlık hizmeti sunarken sağlığına direk ve dolaylı etki eden riskleremaruz kalır. Bu risklerin süresi ve şiddeti önemlidir. Sağlık çalışanları çalışmaortamında enfeksiyon, radyasyon, fiziksel ve ruhsal açıdan risk altındadır. Bu risklerinbazıları çalışma ortamından kaynaklandığı gibi bireysel yapılan yanlış davranışlarsonucu da iş kazası olarak ortaya çıkabilmektedir. Sağlık çalışanı riskler konusundakibilgisi, dikkati ve uygun davranışı risklere maruz kalmasına etki eden önemlifaktörlerdir.Bazı riskler sonucu oluşan tıbbi sorunlar tedavi edilebilir olmasına rağmen bazıhastalıkların tedavisi de günümüzde mümkün değildir. Sağlık çalışanların risklerlekarşılaşması ve oluşan sorunlar bireyin normal süresine ve yaşam kalitesini olumsuzetkilemektedir.Başkent Üniversitesine bağlı Ankara Hastanesi ile Adana, Alanya ve KonyaUygulama ve Araştırma Merkezilerinde çalışan hemşire ve teknisyenlerin mesleklerrisklerini belirlemek, alınan tedbirleri tanımlamak ve sorunları tespit etmek için butanımlayıcı araştırma düzenlenmiştir.Mayıs 2005-Haziran 2006 tarihleri arasında yapılan bu çalışmada hastanenin 6ayrı bölümünde çalışan 1002 personel evren olarak kabul edilmiş ve 701 sağlıkçalışanına (%70.1) ulaşılmıştır. 41 sorudan oluşan anket yardımıyla çalışanlarıntanımlayıcı bilgileri mesleksel risklerine ait bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları ilemaruz kaldıkları riskler çalıştıkları bölümlere göre tespit edilmiş ve değerlendirilmiştir.Araştırmada cevap verenlerin %45,6'sı kadın, %55,4'ü erkektir. %9,85'iortaokul, %42,80'i lise, %25,58'i ön lisans, %20,96'sı lisans, %0,59'u yüksek lisansmezunudur.Ankete katılanların %70,3'ü uykusuzluk, %71,2'si yorgunluk, %53,2'si stress%48,7'si varis şikayetlerinden bahsetmektedir. Koruyucu olarak %98,2'si eldivenkullanmaktadır. %53,4'ü hasta ile çalışma esnasında stresle karşı karşıyadır. %65,4'üpsikolojik yıpranmadan bahsetmektedir. %92,3'ü hepatit-B nin aşılamasını bilmektedir.%60,4'ü hepatit-B aşısını yaptırmıştır. %80,7'si enjektör batması riski ile karşı karşıyakaldığını bilmektedir. Acil polikliniklerde çalışanların %85'i sözel şiddetle karşı karşıyakalmaktadır.Başkent Üniversitesi Sağlık Kuruluşlarında çalışanlarda mesleksel riskfaktörlerine karşı bilgi düzeyleri, sağlık risklerine karşı davranışları yüksek düzeydeolmasına karşın kurum olarak koruyucu ve bilgilendirme en üst seviyede olmasınarağmen eğitim verilmeli ve periyodik olarak takip edilmelidir.

Fatih Turhan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalarında tamamlayıcı tıp uygulamaları

Kronik böbrek hastalığı(KBH) günümüzde major halk sağlığı sorunlarından biri olarak kabuledilmektedir. Kronik böbrek hastalarının hastalığın veya tedavinin yol açtığı sorunlar ile başetme yöntemi olarak tamamlayıcı tıp uygulamalarını tercih etme oranları da her geçen günartmaktadır. Bu çalışmada, Kronik böbrek hastalarının tamamlayıcı tıp uygulamalarındanhangilerini, ne kadar süredir kullandıkları ile kullandıkları uygulamalar hakkında bilgiedindikleri kaynakların öğrenilmesi, kullanım ile hastaların demografik özellikleri arasındailişki olup olmadığının değerlendirilmesi amaçlanmış ve Başkent Üniversitesi Tıp FakültesiNefroloji Bilim Dalı'na bağlı Ankara, Adana Alanya, İskenderun merkezlerinde hemodiyaliztedavisi gören 388 hasta dahil edilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından literatür taramasısonucunda hazırlanan anket ile toplanmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastaların, 204 erkek(%52,6) ve 104 kadındı (% 47,4) ve yaş ortalamaları 48,87± 15,9 ( 18?85, ortanca= 50) yıldır.Çalışmaya katılan hastaların %58'i tamamlayıcı tıp uygulamalarından en az birinikullandıklarını belirtmişlerdir. Hastaların eğitim düzeyleri (p=0,045) ile tamamlayıcı tıpkullanma durumları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca hastalar tarafındanuygulanan tamamlayıcı tıp yöntemlerinin maliyeti, bu yöntemlere olan inançları, buyöntemlerin iyi gelmesi veya zararlı olma durumu, bu yöntemleri hastalıklarından önce veyasonra kullanma durumu ile hastaların hemodiyaliz tedavisi gördükleri merkez arasındaanlamlı bir ilişki görülmüştür (p<0,001). Hastaların bilgi edindikleri kaynaklar ilekullandıkları yöntemler arasında anlamlı ilişki kitle iletişim araçları ile yakın çevreleri olaraksaptanmıştır(p<0,001). Bu çalışmanın sonuçları kronik hastalık tedavisi gören hastalarıntamamlayıcı tıp uygulamalarından en çok dini inançları doğrultusundaki yöntemleri tercihettiklerini, bu uygulamaların en çok eğitim düzeyi düşük hastalarda görüldüğünü, bilgiedinmek için kitle iletişim araçları ile yakın çevresini tercih ettiklerini ve hastalık öncesindebu yöntemleri kullananların hastalık sonrasında da kullanma oranlarının daha yüksekolduğunu göstermiştir.Anahtar kelimeler: Kronik Böbrek Hastalığı, Tamamlayıcı Tıp, Tamamlayıcı TıpUygulamaları, Hemodiyaliz

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikRenal diyaliz+2
Aydan A. Özdemir
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara devlet opera ve balesi sanatçılarının sağlık durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Ankara Devlet Opera ve Balesi sanatçılarının sağlık durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, Ankara Devlet Opera ve Balesi Müdürlüğü sanatçıları ve orkestra çalışanı toplam 136 kişi oluşturmaktadır. Çalışma 136 sanatçıdan gönüllü olarak çalışmaya katılan 71 kişi (evrenin %52,2'si) ile yapılmıştır. Katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği ile 23 soru ve 1 fizik muayene kısmından oluşan anket formu uygulanmıştır. Anket formu, sanatçıların sosyodemografik bulgularına, mevcut sistemik hastalıklarına, yaşam biçimi alışkanlıklarına ve meslek hastalıklarına yönelik sorulardan oluşmaktadır. Diğer meslekler gibi opera, bale ve orkestra sanatçılığının da kendine has meslek hastalıkları bulunmaktadır.Araştırmada sanatçıların mevcut sistemik hastalık sıklığı % 74,6 olarak tespit edilmiştir. Sistemik hastalıklar içerisinde en sık gastroözafagiyal reflü izlenmektedir. Bu durum klinik verilerle de uyumludur. Çalışmaya katılan sanatçıların beden kitle indeksi ( BKİ ) gruplarına bakıldığında yarısından fazlasının kilolu (% 50,7) ve % 8,5'inin obez olduğu tespit edilmiştir. Her iki cinsiyete göre bel çevresi değerleri yüksek riskli gruplar içerisindedir. Kan basıncı değerleri % 14,1'in de sınır değerlerin üzerinde çıkmıştır. Katılımcıların sigara ve alkol kullanma alışkanlıkları da yüksek düzeyde saptanmıştır. Tüm bunların hastalık sıklığının yüksek çıkmasına sebep olduğu düşünülmektedir.Opera, bale ve orkestra sanatçılarının da herkes gibi genel sağlık kurallarına dikkat etmesi gerekmektedir. Sağlığı korumak adına uyulması gereken bu kuralların yanında sanatçıların meslek hastalıklarına özellikle en sık izlenen reflüye yönelik bazı yaşam tarzı değişiklikleri yapması da önerilmektedir.

BaleGastroözofageal reflüMeslek hastalıkları+4
Selin Sağlam
Baskent University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlık kurumlarına başvuran hastaların sağlık okuryazarlığının ve kullanılan eğitim materyallerinin sağlık okuryazarlığına uygunluğunun değerlendirilmesi

Sağlık kurumlarına başvuran hastaların sağlık okuryazarlığının ve kullanılan eğitim materyallerinin sağlık okuryazarlığına uygunluğunun değerlendirilmesi amacıyla yürütülen tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi ve Prof. Dr. Celal Ertuğ Etimesgut Devlet Hastanesi dahili bilim polikliniklerinde yapılmıştır.Araştırma kapsamına, Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi'nden 385, Prof. Dr. Celal Ertuğ Etimesgut Devlet Hastanesi'nden 303 hasta olmak üzere toplam 688 hasta alınmıştır.Araştırmanın verileri, sağlık okuryazarlığını değerlendirmeye yönelik soru formu, Genel Sağlık Anketi (GSA), eğitim materyallerinin okuryazarlık yönünden uygunluğu, ?Yazılı Materyallerin Uygunluğunun Değerlendirilmesi? formu ve eğitim materyalinin güvenirlik ve bilgi kalitesi, DISCERN (Quality Criteria for Consumer Health Information) ölçüm aracı kullanılarak toplanmıştır.Çalışmanın verileri, hastalarla yüz yüze görüşme yapılarak toplanmış ve verilerin analizi One-Way ANOVA, T testi ve chi-square testleri ile değerlendirilmiştir.Hastaların yaş ortalamasının 46. 21 ±15.76 olduğu, yarısından fazlasının evli (%72.2) ve kadın (%67.6) olduğu, %44.8' inin çalışmadığı ve %33'ünün gelirinin giderinden az olduğu saptanmıştır.Hastaların %40.2'sinin kendi okuma düzeyini kötü/çok kötü olarak değerlendirdiği, %69.5'inin bilgisayarı olduğu ve %52.5'inin bilgisayar kullanmayı bildikleri ve %32.8'inin her zaman sağlıkla ilgili bilgilere ulaşmak için interneti kullandığı, %43'ünün okuma ve yazma ile ilgili aktivitelerde her zaman, %30.7'sinin bazen diğer kişi ve/veya kişilerden yardım aldığı saptanmıştır. Hastaların sağlıkla ilgili bilgilere sıklıkla sağlık çalışanlarından (%93.1) ulaştıkları belirlenmiştir.Hastaların büyük çoğunluğunun sağlığını iyi/çok iyi ve mükemmel olarak değerlendirdiği, %68.9'u tanı konulmuş bir hastalığı olduğu, %67,7'sinin ez 1 defa hastanede yattığı, çoğunluğunun ilaç kullandığı, %44.3'ünün bir diyeti olduğu, %86.9'unun diyeti ile ilgili sağlık personeli tarafından bilgilendirildiği ve %56.1'ine yazılı bir eğitim materyali verildiği belirlenmiştir. Hastaların yaklaşık yarısının Genel Sağlık Anketine (GSA) göre orta ve yüksek risk grubunda yer aldığı ve sağlığı sürdürme aktivitelerini gerçekleştirme durumlarının düşük olduğu saptanmıştır.Hastaların sağlık okuryazarlığı ile ilgili durumlara yönelik aktivitelere ilişkin puan ortalamalarının genel olarak yüksek olduğu saptanmıştır. Okuryazar olmayanların ve sadece okuma yazma bilenlerin, geliri giderinden az olanların, kendi sağlık düzeyini kötü/çok kötü olarak değerlendirenlerin, GSA'ne göre yüksek riskli gruptaki hastaların, diğer hastalara göre sağlık okuryazarlığı ile ilgili aktivitelere yönelik puanlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir.Çalışma kapsamında incelenen 35 yazılı eğitim materyalinden 7'sinin hem uygunluk, hem de bilgi kalitesi yönünden uygun olmadığı saptanmıştır.Çalışmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda; hastaların kendi sağlıkları konusunda bireysel sorumluluklarını artırıcı faaliyetlerin planlanması, eğitim materyallerinin yazıdan daha çok görselliğe odaklı olması, eğitim düzeyi düşük ve yaşlı bireylerin tedavi ve bakım süreçlerinde dikkatle değerlendirilmesi, karşılaştırma için çalışmanın genel okuryazarlığı düşük ve 1. Basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastalarla yapılması önerilebilir.

Eğitim araçlarıHasta eğitimiHastalar+3
Ziyafet Uğurlu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Hemodiyaliz tedavisi gören kronik böbrek yetmezliği hastalarının tedavilerinin toplumsal cinsiyet yaklaşımı ile değerlendirilmesi

Kronik hastalık grubu içinde toplumda önemli bir yer tutan kronik böbrek yetmezliği, böbrek fonksiyonunun kronik ve geri dönüşsüz kaybıdır. Tedavi sürecinde kendileri dışında birtakım gereç ve kişilere bağlı olma durumu bu hastaları fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik yönlerden olumsuz olarak etkilemektedir. Bu çalışmada; hemodiyaliz tedavisi uygulanan hastaların yaşam kalitelerinin "toplumsal cinsiyet bakışı ile" değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Başkent Üniversitesi Adana, Ankara ve İstanbul Eğitim ve Araştırma Merkezlerinde yürütülen bu çalışma, tanımlayıcı tipte bir araştırma olarak planlanmıştır. Araştırma evrenini bu eğitim araştırma hemodiyaliz merkezlerinde tedavi görmekte olan 18 yaş üzerindeki hastalar oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçilmemiş, çalışmaya katılma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 378 hasta alınmıştır. Araştırmada veri toplamada araç olarak: katılımcılara yüz yüze uygulanacak anket formu ile sonrasında kendi kendilerine dolduracakları SF-36 formu kullanılmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 54±16,5 (19-85). Hastaların eğitim düzeylerine bakıldığında; kadınların erkelere göre daha düşük eğitim düzeyine sahip olduğu, Ankara'nın üniversite ve lisansüstü eğitim düzeyi açısından en yüksek değere (%32) sahip il olduğu görülmüştür. Yaşam kalitelerinin ölçülmesi için SF-36 bileşenleri (Fonksiyonel, Esenlik, Genel sağlık anlayışı, Global) değerlendirildiğinde, il bazında ve iller arasında erkek ile kadın arasında anlamlı fark olduğu, erkeklerin yaşam kalitelerinin (44,7±19,2) kadınlara (36,1±7) göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Azalan eğitim düzeyi ile birlikte ilk evlilik yaşının da azaldığı (ilkokul:17±2,9; ortaokul:18,1±3,6; lise: 23,8±4,9; üniversite: 25,7±3) görülmüş; gebelik sayısı ve canlı doğum sayısı ile tüm yaşam kalitesi parametreleri arasında istatistiksel anlamlı negatif ilişki saptanmıştır (r= -0,12). Öğrenim durumunun artmasına paralel olarak genel sağlık anlayışı, fonksiyonel durum, esenlik ve global yaşam kalitesi puanlarının yükseldiği ve bu farkların istatistiksel anlamlı olduğu görülmüştür (p=0,000). Toplumsal cinsiyet önermeleri açısından illeri değerlendirdiğimizde; Adana ilinden katılan hasta gurubunun önermelere verdikleri cevaplar açısından diğer illerden daha ayrımcı olduğu bulunmuştur (Bekaret önemlidir: %97; Kadın kocasından dayak yiyorsa hak etmiştir: %64,8; Erkek yeterli para kazanıyorsa kadın çalışmamalıdır: % 81,2; Kadının temel görevi anneliktir: %90,3). Toplam puan değerlerine göre Adana'nın en ayrımcı (5,3±4,1) Ankara'nın (13,2±6,0) en eşitlikçi görüşe sahip il olduğu görülmüştür.

Böbrek hastalıklarıBöbrek yetmezliği-kronikCinsel kimlik+2
Aydan Akyüz Özdemir
Baskent University · Institute of Health Sciences
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara'daki bazı ev işçisi kadınların işle ilgili sağlık ve sosyal risklerinin incelenmesi

Ev içindeki işler genellikle kadınlar tarafından ve maddi karşılığı olmadan yerine getirilmektedir. Temizlikçi, gündelikçi, bakıcı, hizmetli, yardımcı gibi isimler ile ücret karşılığında yapıldığında ise yine çoğunlukla kadınların sırtlandığı, düşük değerli, düşük ücretli ve niteliksiz bir çalışma biçimi olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenler ile ev içindeki temizlik ve bakım işlerini kapsayan bir tanımda ev işçiliği birçok iş sağlığı ve güvenliği sorunu taşımaktadır. Bu araştırma ile Ankara'da ev işçisi olarak çalışan kadınların işle ilgili sağlık ve sosyal risklerini tanımlamak amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte bu araştırma 2017 yılında yürütülmüştür. Ankara'nın merkez ilçelerinde çalışan ve kartopu örnekleme tekniği ile sosyal ağlar vasıtası ile ulaşılan başlıca temizlik işi yapan 104 ev işçisi kadına anket uygulanmıştır. Seçilen 5 kişi ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırmaya katılan 4 ev işçisi kadından 3'ü 30-49 yaş aralığında ve yaş ortalaması 42,56'dır. Kadınların %80,8'i evli, %86,6'sının ortaokul ve altında öğrenim durumu vardır. Ev işçilerinin %39,4'ü son bir yılda çalıştığı yerde veya işe gidip gelirken bir veya daha fazla kez kaza geçirmiştir. 10 yıl üzerinde çalışan ev işçileri daha fazla kaza geçirmiştir (p=0,036). Eldiven kullanımı, haftalık çalışma süresi 5 gün altında (p=0,007) olanlarda ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili eğitim almış olanlarda daha fazladır (p=0,002). Ev işçilerinin %39,4'ü kendi sağlığını iyi ve çok iyi olarak değerlendirmiştir. Son bir yıl içerisinde ev işçisi kadınların %34,6'sı çalışma ortamında en az bir kez şiddete maruz kalmıştır. Ev işçilerinin aile gelirine katkısı azaldıkça evde karar almaları azalmaktadır (p=0,000). Ev işçisi kadınların toplumsal ve ekonomik konumlarının güçlenmesi için, çalışma süreleri, güvencesiz çalışma, belirsiz iş tanımı, sigorta ve sosyal güvenlik eksikliği, eğitim durumu, kişisel koruyucu donanım kullanımı, ergonomik ve kimyasal riskler gibi mesleki sağlık ve güvenlik risk alanlarında toplumsal cinsiyet bakış açısıyla etkili müdahaleler yapılmalıdır.

Ev işleriTemizlik personeliÇalışma koşulları+3
Gülser Doğan
Baskent University
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Medya araçlarının Başkent Üniversitesi öğrencilerinin beslenme davranışları ve gıda ürünlerinin seçiminde karar vermedeki etkisi

Ezgi Mutlu, Medya Araçlarının Başkent Üniversitesi Öğrencilerinin Beslenme Davranışları Ve Gıda Ürünlerinin Seçiminde Karar Vermedeki Etkisi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı Tezli Yüksek Lisans, 2018 Bu araştırmanın amacı medya araçlarının Başkent Üniversitesi öğrencilerinin beslenme davranışı ve gıda ürünleri seçiminde karar vermedeki etkisini saptamaktır. Bu tanımlayıcı araştırmaya 2017-2018 eğitim öğretim yılında Başkent Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 373 öğrenci dahil edilmiştir. Öğrencilere gözlem altında anket formu uygulanmıştır Araştırmaya katılan öğrencilerin %70,4'ü kadın, %29,6'sı erkektir. Yaş ortalaması 20,7± 1.9'dur. Araştırmaya katılan öğrencilerin %37,9'u düzenli fiziksel aktivite, %30,4'ü kas gruplarını çalıştıran-kuvvetlendiren egzersiz yapmaktadır. Öğrencilerin %72'si normal ağırlıkta, %12,8'i zayıf, %12,8'i fazla kilolu ve %2,5'i obezdir. Öğrencilerin yarısından fazlası sabah, öğlen ve/veya akşam öğünlerinden bir veya birkaçını atlamaktadır. Öğrencilerin %81,7'si süt ve süt ürünlerini, %75,1'i et grubunu, %80,1'i kuru baklagilleri, %82,3'ü sert kabuklu yemiş/yağlı tohumları günlük önerilen miktarda tüketmemektedir. Ekmek ve tahıl, sebze ve meyve gruplarını önerilen miktarda tüketen öğrenci yüzdeleri sırasıyla %2,8; %1,4 ve %2,2'dir. Öğrencilerin %62'si beslenme/ fiziksel aktivite/ diyet konularına ilgi duymaktadır. Öğrencilerin %23,1'i beslenme/fiziksel aktivite/diyet konularını medyadan takip etmektedir. Öğrencelerin %95,5'i bu konuları internet üzerinden takip etmekte, %30,8'i bu konularla ilgili olarak bazı ünlülerin hesaplarını takip etmektedir. Medyada yer alan beslenme/ diyet/ fiziksel aktivite konuları ile ilgili olarak öğrencilerin %16,8'i uzman olan kişilerin yayın yapması ve yalnız bu kişilerin dikkate alınması gerektiğini; %9,7'si bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi gerektiğini; %7,8'i halkın bilinçlendirilip, doğru şekilde bilgilendirilmesi gerektiğini düşünmektedir. Sonuç olarak öğrencilerin büyük kısmı sağlıklı beslenmemekte ve beslenme konusunda medyadan etkilenmektedirler. Öğrencilere dengeli ve yeterli beslenme konusunda eğitim verilmesi ve medyada yer alan her bilginin doğru olmayabileceği konusunda farkındalık yaratılmasının uygun olacağı düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Medya, beslenme, beslenme alışkanlıkları, besin seçimi

Besin tercihleriBesinlerBeslenme+5
Ezgi Mutlu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp fakültesi 2017-2018 öğretim yılı dönem 3 ve dönem 6 öğrencilerinin bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklara ilişkin bilgi düzeylerinin ve görüşlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma Tıp Fakültesi Dönem 3 ve Dönem 6 öğrencilerinin bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklara (BZBH) ilişkin bilgi düzeylerinin ve görüşlerinin değerlendirilmesi ve elde edilen sonuçlar doğrultusunda bu konuda yapılacak eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarına katkıda bulunması amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırmada Dönem 3 ve Dönem 6'da eğitim alan öğrencilerin (196 öğrenci) %73,4'üne (144 öğrenci) BZBH'ler konusunda bilgi ve görüşlerinin saptanması için anket uygulanmıştır. Ankete katılan öğrencilerin %33,3'ünün BZBH'lerin bildirim gruplarını ve sayısını bilmediği, %9,0'ının A grubu, %15,3'ünün B grubu, %8,3'ünün C grubu, %16'sının D grubu BZBH'yi doğru bildiği saptanmıştır. Öğrencilerin %20,8'inin BZBH'lerin bildiriminde kullanılan Form 014'ü doğru bildiği belirlenmiştir. Form 014'ü bilme durumu açısından Dönem 3 ve Dönem 6 öğrencileri arasındaki fark Dönem 6 öğrencileri lehine istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Ankete katılan öğrencilerin sadece %7,6'sının yetkili laboratuvarlar tarafından bildirilen BZBH'lerin bildiriminde kullanılan Form 014-D'yi doğru bildiği, araştırma grubundaki öğrencilerin %95,1'inin BZBH'ler hakkında ilgili mevzuatı okumadığı ve %93,7'sinin bildirim yapılmadığı durumlarda karşılaşabilecekleri hukuksal yaptırımları bilmediği saptanmıştır. Öğrencilerin %85,4'ünün BZBH'ler konusunda Tıp Fakültesinde herhangi bir eğitim döneminde eğitim aldıklarını belirttiği tespit edilmiş olup, eğitim almış olmalarına rağmen bilgi düzeyleri düşük bulunmuştur. Öğrencilerin %70,1'inin Türkiye'de BZBH'lerin yeterli düzeyde bildirilmediğini düşündükleri, %41,7'sinin BZBH konusunda aldıkları eğitimi yeterli bulmadığı belirlenmiştir. Sonuç olarak Tıp Fakültesi Dönem 3 ve Dönem 6 öğrencilerinin BZBH'lere ilişkin bilgi düzeylerinin eksik olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin BZBH'ler konusundaki bilgi düzeylerinin bu konuda aldıkları eğitimle ilişkili olduğu, dolayısıyla tıp fakültesi eğitiminde ilgili stajlarda BZBH konusunda daha ayrıntılı ve güncel bilgiler verilmesinin ve konunun hem teorik hem de uygulamalı olarak eğitim müfredatına dahil edilmesinin öğrencilerin bu konuda bilgi ve farkındalıklarını artıracağı, böylece BZBH bildirimlerinin doğru ve eksiksiz yapılmasına katkı sağlanabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar, bildirim, bilgi düzeyi, tıp fakültesi öğrencileri, Form 014

BilgiBulaşıcı hastalık kontrolüBulaşıcı hastalıklar+3
Ekin Çubukçu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Dokuz Eylül Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvuran hastalarda cepten sağlık harcamaları

Amaç: Bu çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Hastanesi Psikiyatri Polikliniği'ne Temmuz 2014 tarihinde başvuran hastaların bu başvuru nedeniyle yaptıkları cepten sağlık harcamalarının ve etki eden etmenlerin saptanmasıdır. Yöntem: Kesitsel tipte olan bu çalışmanın araştırma grubunu Temmuz 2014'te DEÜ Psikiyatri Polikliniği'ne başvuran 'Psikoz, Bipolar Affektif Bozukluk ve Anksiyete' tanılı hastaların tümü oluşturmaktadır. Bağımlı değişken psikiyatrik hastalık nedeniyle reçete, tetkik ve muayene için yapılan cepten harcamalar; bağımsız değişkenler yaş, cinsiyet, medeni durum, öğrenim durumu, mesleksel sınıf, sağlık güvencesi, özel sağlık sigortası, eşdeğer gelir ve maliyeti karşılamada kullanılan kaynaktır. İstatistiksel analizlerde t testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, Kolmogorov Smirnov, Korelasyon, Lineer Regresyon, Varyans Analizi ve Lojistik Regresyon kullanılmıştır. Bulgular: Yüz doksan bir hasta ile görüşülmüştür. Hastaların tamamı cepten harcama yapmıştır. Kişi başına düşen ortalama cepten sağlık harcaması bir aylık dönem için 14.1 TL/6.7 $'dir Cepten yapılan harcamalar ortalama olarak muayeneler için 6.0 TL/2.8 $, ilaç için 4.7 TL/2.2 $, tetkik için 3.4 TL/1.6 $'dir. Hastaların yaptıkları toplam cepten sağlık harcamalarının en büyük kısmını (%43) muayene, ikinci sırada ilaç (%33) ve sonuncu olarak tetkik harcama tutarları (%24) oluşturmaktadır. Kişilerin yaptıkları cepten sağlık harcamaları ortalamalarında kişilerin psikiyatrik tanılarına göre anlamlı fark saptanmıştır. Ayrıca sağlık güvencesi olmayan ve sağlık harcamalarını borç ile karşılayan kişilerde yapılan cepten sağlık harcamaları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Sonuç: Cepten harcamalarda muayene ve ilaç harcamaları ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle psikiyatri hastalarında muayene ve ilaç katkı payı uygulaması yeniden düzenlenmelidir. Ayrıca bu hastalarda herkese tam bir sağlık güvencesi sağlanmalı ve bu grupta cepten harcamalar konusunda ileriye dönük izlem çalışmaları yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Cepten sağlık harcaması, sağlık güvencesi, sigorta, psikiyatri hastaları

MaliyetMaliyet analiziMental bozukluklar+7
Duygu İşlek
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Burdur'da 65 yaş ve üzeri nüfusun yaşam kalitesi ve yalnızlık durumu ile ilişkili etmenler

Kesitsel tipteki bu araştırmanın amacı Burdur'da 65 yaş ve üzeri nüfusun yaşam kalitesi ve yalnızlık durumunun belirlenmesidir. Çalışmaya 408 kişi dahil edilmiştir. Çalışmaya katılanlara ev ziyaretleri yapılarak sosyodemografik özellikler, yalnızlık ve yaşam kalitesi risk faktörleri anket formu, "Dünya Sağlık Örgütü yaşlılar için yaşam kalitesi ölçeği kısa formu (WHOQOL-OLD TR Kısa)" ve "UCLA-LS Yalnızlık Ölçeği" uygulanmıştır. Gruplara göre yaşam kalitesi ve yalnızlık puanlarının karşılaştırılmasında bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA); yaşam kalitesini ve yalnızlığı etkileyen faktörlerin belirlenmesinde lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Yaşlıların dörtte biri yalnız, yarısı eşiyle, biri akrabalarıyla yaşamaktadır. %94,8'inin en az bir kronik hastalığı vardır. En sık görülen semptom / durumlar azalan sırayla görme bozukluğu, tuvalete yetişememe, idrar kaçırma ve işitme problemidir. Her dört yaşlıdan birinde yeti kaybı mevcuttur. Yaşlıların WHOQOL-OLD Yaşam Kalitesi puan ortalaması 68.34±12.25, yalnızlık puan ortalaması 32.92±11.43'dür. Yaşlının kadın olması, formal eğitim almamış olması, gelirinin geçimine yetmemesi, gündüz bakım evine gitmek istememesi, tatile gitmemesi, alışverişi başkasının yapması, iştahının kötü-az olması, oturgan olması, işitme probleminin olması, engelli raporunun olması, kendini mutsuz hissetmesi ve yalnız olması yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Yaşlının huzurevinde kalmayı düşünmesi, televizyon izleme ve ev işi dışında iş yapmaması, tatile gitmemesi, oturgan olması, işitme probleminin olması ve kendisini mutsuz umutsuz hissetmesi yalnızlık düzeyini olumsuz etkilemektedir. Çalışmadan elde edilen sonuçların ışığında, yaşlının yaşam kalitesinin yükseltilmesi ve yalnızlık düzeyinin azaltılması için; yapılacak ev ziyaretleriyle yaşlılık dönemi planlanmalıdır. Sadece geriatrik değil, gerontolojik bir yaklaşımla da sağlık ve sosyal hizmetler bütünleşik halde verilmelidir. Kronik hastalık yükünü azaltacak koruyucu sağlık hizmetleri ve aktif yaşlanma önceliklendirilmeli, 1. 2. ve 3. basamak sağlık hizmetleri entegrasyonu sağlanmalıdır. Yaşlı dostu kent uygulamaları hayata geçirilmelidir. Yaşlıların yaşam kalitesini iyileştirmek ve yalnızlığını azaltmak ve bakımı garanti etmek için acilen bakım sigortasının hayata geçirilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür.

BurdurGeriatriYalnızlık+3
Ahmet Selçuk Kılınç
Baskent University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Çalışmanın eğretilik ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanması; iş kazası ve genel sağlık durumuna etkilerinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmanın Eğretilik Ölçeği, eğreti istihdam düzeyini ölçmek üzere geliştirilmiştir. Ölçek geçicilik, güçsüzlük, savunmasızlık, ücretler, haklar ve hakları kullanabilme olarak tanımlanmış 6 boyut, 26 sorudan oluşmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Çalışmanın Eğretilik Ölçeği' nin Türkçe'ye uyarlanması ve eğreti istihdam ile iş kazası ve mental sağlık durumu ile ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmanın Eğretilik Ölçeği, Türkçe' ye çevrilerek iki kamu kurumunun çalışanlarına uygulanmıştır (n=512). Verinin faktör analizine uygunluğu Bartlett testi ile, örnek büyüklüğünün uygunluğu ise Keiser-Meyer-Olkin katsayısı ile değerlendirilmiştir. Ölçeğin yapı geçerliliğini belirlemek üzere açıklayıcı faktör analizi yapılmış, ana bileşenler yöntemi ve bunu izleyen varimax rotasyonu uygulanmıştır. Anketin iç tutarlılığı her alt bölüm için elde edilen Cronbach's alfa katsayıları ile değerlendirilmiştir. Ölçeğin orijinal form ile uyumu doğrulayıcı faktör analizi ile sınanmıştır. Bulgular: Faktör analizleri sonucunda orijinalinde olarak 6 boyut, 26 maddeden oluşan ölçeğin yeni tanımlanan bir boyut ile toplam 6 boyutu oluşturan 23 maddeye indirilmesi uygun görülmüştür. Ölçekten geçicilik boyutunu oluşturan 2 soru ve haklar boyutundan işsizlik sigortası ile ilgili bir soru çıkartılmıştır. İç tutarlılık katsayısı 0.888'dir. Örnek büyüklüğü uygundur (KMO katsayısı: 0.868). Eğreti çalışma ile iş kazası geçirme arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Eğreti çalışma ile mental sağlık durumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.001). Sonuç: Çalışmanın Eğretilik Ölçeği'nin Türkçe sürümü, bu araştırma örneği için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olarak değerlendirilmiş ve Türkiye'de çalışma yaşamında eğreti istihdam ölçümünde kullanışlı olacağı düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Eğreti İstihdam, ölçek uyarlama, iş kazası, mental sağlık.

Güvenilirlik ve geçerlilikRuh sağlığıRuh sağlığı hizmetleri+3
Aysun Akgün
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzmir İli Balçova ilçesi'nde yaşayan 65-79 yaş bireylerde sarkopeni riski ve etkileyen etmenler

Giriş ve Amaç Rosenberg tarafından 1988 yılında tanımlanmış olan ve günümüzde geriatric bir sendrom olarak kabul edilen sarkopeni, yaşlı sağlığı alanında olumsuz sağlık çıktılarını öngörebilen, önlenebilir olduğu düşünülen bir geriatric sendromdur. Riskli bireylerde sarkopeni tanısının son aşamasında kas kütlesi ölçülmelidir. Ancak önceki basamaklarda olumsuz sağlık çıktılarının güçlü öngörücüleri olan kas işlevi ve gücü ölçümleri önerilir. Bu nedenle kas gücü ve işlevi yetersizliği sarkopeni riski olarak tanımlanabilir. Bu araştırmanın amacı İzmir İli Balçova İlçesi'nde yaşayan 65-79 yaş bireylerin sarkopeni riskini ve sarkopeni riskinin varlığını etkileyen etmenleri belirlemektir. Yöntem Kesitsel analitik türdeki bu araştırmanın evreni Balçova'da yaşayan 2014 yılında 65-79 yaş bireylerdir. Sarkopeni riski prevalansı bilinmiyor kabul edilerek en az örnek büyüklüğü hesaplanmış, küme örnekleme yöntemine göre 483 bireye ulaşılması planlanmıştır. Bunların 254'üyle (%52.6) evlerinde ya da kabul etmişlerse işyerlerinde, fizyoterapi lisans öğrencileri ya da yazarlardan biri tarafından görüşme yapılmıştır. Bağımlı değişken olan sarkopeni riski yürüme hızı düşüklüğü, kavrama gücü düşüklüğü, hem yürüme hızı hem kavrama gücü düşüklüğü ve Avrupa Yaşlılarda Sarkopeni Çalışma Grubu'na göre (European Working Group on Sarcopenia for Older People, EWGSOP) sarkopeni riski varlığı olarak tanımlanmıştır. Bağımsız değişken olarak sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik özellikler, sağlık davranışı ve sağlık durumu özellikleri öğrenilmiştir. Kategorik değişkenlerin sıklık ve yüzdeleri, sürekli değişkenlerin ortalama, ortanca ve standart sapmaları belirlenmiştir. tek değişkenli çözümlemede sarkopeni riski varlığı etkileyen etmenler ki-kare analizi ile çözümlenmiştir. Her bir sarkopeni risk değişkeni için tek değişkenli çözümlemede anlamlı bulunan değişkenlerle Lojistik regresyon modeliyle çözümleme yapılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi 0.05'in altında olan p değerleri anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular Araştırma katılımcıları arasında yürüme hızı düşüklüğü %45.0, kavrama gücü düşüklüğü %49.8, hem yürüme hızı hem kavrama gücü düşüklüğü %30.1, sarkopeni riski %64.4 oranında görülmektedir. Tek değişkenli çözümleme bulgularına göre sarkopeni riski kadınlarda, öğrenim durumu ilkokul ya da altı olanlarda, hastalık sayısı 3 ve üzerinde olanlarda sarkopeni riski anlamlı olarak daha fazla görülmekte, yaş grubu ve fiziksel etkinlik düzeyi arttıkça anlamlı olarak artmaktadır. Çok değişkenli çözümlemede her bir sarkopeni riskinin varlığını yaştaki her 1 yıllık artış ile fiziksel olarak etkin ve düzenli az etkin grubunda olanlara göre sedanter ve az etkin grubunda olma anlamlı olarak öngörmektedir. Sonuç ve Öneriler Balçova'da kesitsel bir örnek üzerinde yürütülen bu araştırmada sarkopeni risk bileşenlerinin sık görüldüğü, yaştaki artış ve fiziksel etkinlik düzeyiyle sarkopeni riskinin varlığının anlamlı ilişki gösterdiği gözlenmiştir. Sarkopeninin birincil ve ikincil korumasında fiziksel etkinlik düzeyinin artırılmasına yönelik girişim yapılmalıdır.

Kas distrofileriKas hastalıklarıKas kuvveti+4
İsmail Erdem Erkoyun
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa'da koroner kalp hastalığı tanısı konan hastaların tanı sonrası iş durumu değişikliklerinin ve etkileyen etmenlerin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Koroner kalp hastaları günlük işlerini yaparken kalp hastalığına özgü zorluklar yaşamalarının yanında, çalışma yaşamları ve yaşam kaliteleri de olumsuz etkilenmektedir. Hastalık sonrası çalışma yaşamındaki değişiklikleri araştıran çalışmalarda farklı etmenler incelenmiştir. Bu etmenler hastalığın klinik özellikleri ile ilişkili olduğu kadar sosyal, demografik ve ekonomik faktörlerle de ilişkili olabilmektedir. Çalışmalarda işe dönmeyi etkileyen temel etmenlerin uygun çalışma koşulları, çalışma arkadaşlarının yaklaşımları, sosyal çevrenin etkisi ve kişinin ekonomik durumu olduğu saptanmıştır. Bu araştırmanın amacı, koroner kalp hastalığı tanısı konan kişilerin hastalık sonrasında iş değişikliği durumları ve bunu etkileyen psikososyal, ekonomik, bireysel, klinik, çevresel ve çalışma yaşamı ile ilgili etmenleri saptamaktır. Yöntem: Araştırma, geriye yönelik bir kohort çalışmasıdır. Katılımcılara ulaşabilmek için Manisa İl Halk Sağlığı Müdürlüğü veri tabanı kullanılmıştır. Manisa merkez ilçelerinde yaşayan, 01.12.2012-01.12.2013 tarihleri arasında gelir getirici bir işte çalışıp, doktor tarafından koroner kalp hastalığı (KKH) tanısı olan ve olmayan, sırasıyla 51 ve 73 kişiye yüzyüze görüşme yöntemiyle anket uygulanmıştır. Bağımlı değişkenler ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkilerin çözümlemesi için ki-kare ve lojistik regresyon analizleri yapılmıştır. Bulgular: KKH tanısı sonrası hastaların %76'sının bir yıl içinde işe geri döndüğü belirlenmiştir. KKH olanların olmayanlara göre bir yıl içinde işten ayrılma oranlarının anlamlı olarak daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0.05). Bunun yanında anjiografi, anjioplasti ve kardiyopulmoner resüsitasyon yapılanların ve diyabeti olanların da işten ayrılma oranlarının anlamlı olarak fazla olduğu saptanmıştır (p<0.05). Tüm katılımcılar birlikte değerlendirildiğinde mavi yakalıların beyaz yakalılara, özel sektörde çalışanların kamuda çalışanlara göre bir yıl içinde işten ayrılma oranlarının daha fazla olduğu saptanmıştır. Sonuç: KKH tanısı olanların olmayanlara göre işten ayrılma oranı daha yüksektir. Doktorlar çoğu hastasının çalışma durumu konusunda herhangi bir değerlendirme yapamamakta ya da objektif değerlendirme kriterleri kullanmadan önerilerde bulunmaktadır. KKH hastalarının çalışma durumları değerlendirilmeli ve uygun işlerde çalışmaları özendirilmelidir. Anahtar sözcükler: Koroner kalp hastalığı, işe dönme, işten ayrılma

Anjiyoplasti-balon-koronerAtıl işgücüKoroner hastalık+5
Ceyda Şahan
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Birinci basamakta fazla kilolu ve obez kadınlarda davranışsal yaklaşımın kilo kaybına etkisi

GİRİŞ VE AMAÇ: Obezite ve fazla kiloluluk tedavisinde kalıcı yaşam tarzı değişiklikleri önerilmektedir. Bu çalışmada, birinci basamakta obezite danışma birimine (ODB) başvuran fazla kilolu ve obez kadınlarda, oluşturulan davranışsal yaklaşımın kilo verme üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. YÖNTEM: İleriye dönük, girişimsel bir çalışmadır. Aralık 2013 ile Temmuz 2014 tarihleri arasında, İzmir Balçova Toplum Sağlığı Merkezi ODB'ye başvuran, Beden Kütle İndeksi (BKİ) 25.0-39.9 kg/m2 olan, egzersiz yapmak için herhangi bir fiziksel ve bilişsel engeli olmayan, gebe veya emzirme döneminde olmayan 25-64 yaş arası kadınlar araştırmaya alındı. Girişimin beklenen etkisi BKİ'yi 1.5 kg/m² azaltmak olarak kabul edildiğinde girişim grubunda olması gereken kişi sayısı %25 yedekle birlikte 80 kişi olarak belirlendi. Hastalarla altı ay süresince 0, 15, 30, 45, 60, 90,120, 150 ve 180. günlerde görüşüldü. Her görüşmede, fiziksel aktiviteyi artırmak ve sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak için, hastalara kendini izlem, kilo hedefi belirleme, uyaran kontrolü, alternatif davranış geliştirme, sosyal destek ve kendini ödüllendirmeden oluşan bir model uygulandı. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite düzeyleri ve antropometrik ölçümleri başlangıçta ve 6. ay sonunda kaydedildi. Veri çözümlemede frekans, yüzde dağılımları ve Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanıldı. BULGULAR: Dahil edilme kriterlerini karşılayan 103 kişi çalışmaya alındı. Takiplere gelmeyen 18 kişi çalışmadan çıkarıldı ve çalışma 85 kişi (%82.5) ile tamamlandı. Yaş ortalaması 47.8±9.1 idi. Katılımcıların ağırlığı girişim öncesi ortalama 82.7±10.8 kg iken altı ay sonunda ortalama 79.9±10.7 kg bulundu (p<0.05). Benzer şekilde, BKİ girişim öncesi ortalama 32.1±3.9 kg/m2 iken girişim sonrası ortalama 31.0±3.9 kg/m2 bulundu (p<0.05). SONUÇ VE ÖNERİLER: Birinci basmakta, kalori hesabı yapılan katı diyet ve uygulaması zor ağır fiziksel aktivite yerine, yeme ve fizik aktivite alışkanlıklarının değiştirilmesine dayalı, hekim ya da hekim dışı sağlık personeli tarafından uygulanabilecek "davranışsal yaklaşım" fazla kilolu ve obez kadınların kilo vermelerine yardımcı olabilir. Anahtar kelimeler: Fazla kiloluluk, obezite, davranışsal yaklaşım, birinci basamak.

DavranışDavranışsal tutumKadınlar+4
Tuba Sevim Yılmaz
Dokuz Eylül University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Antalya'da lösemi, lenfoma ve primer santral sinir sistemi tümörü tanısı alan çocukların yaşadıkları konutlardaki elektromanyetik alan düzeyi ile bu kanserlerin ilişkisi

Bu araştırmada, lösemi, lenfoma ve primer santral sinir sistemi tümörü tanısı alan, Antalya il merkezinde yaşayan çocukların, yaşadıkları konutlarda elektromanyetik alan düzeylerinin belirlenmesi, lösemi, lenfoma ve primer santral sinir sistemi tümörü ile elektromanyetik alan ve diğer değişkenler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, olgu-kontrol araştırması olarak planlanmıştır. Antalya'daki iki hastanede, 2012-2014 yılları arasında lösemi, lenfoma ve primer santral sinir sistemi tümörü (SSS) tanısı alan 18 yaş ve altı, 48'i lösemi, 14'ü lenfoma, 10'u SSS tümörü olan toplam 72 çocuk olgu grubunu oluşturmuştur. Kontrol grubu ise; toplum tabanlı seçilmiştir. Bu seçimde basit rasgele tekniği kullanılmıştır. Kontrol grubu için yaş ve cinsiyet dağılımı olgu grubuyla uyumlu, bilinen onkolojik bir hastalığı olmayan 144 çocuk çalışmaya alınmıştır. Araştırma verileri, anket formu ve elektromanyetik alan ölçüm cihazı kullanılarak toplanmıştır. Ankette katılımcıların sosyodemografik özellikleri, doğum, büyüme ve aile öyküsü sorgulanmıştır. Çocukların yaşadıkları konutlarda anlık elektromanyetik alan ölçümler yapılmıştır. SPSS 18.0 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde Ki-kare testi, student's t-testi, One-Way ANOVA ve lojistik regresyon kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan bağımlı değişkenler; kanser (lösemi, lenfoma ve SSS tümörü), lösemi, lenfoma ve SSS tümörü varlığıdır. Bu çalışmaya göre kanser olma riski, anne eğitimi ilkokul ve altında olanlarda 4,30 kat, annesi gebeliğinde sigaraya içen ve /veya sigara dumanına maruz kalanlarda 3,75 kat, annesi gebeliğinde vitamin ve /veya demir almayanlarda 5,11 kat, ailede kanser öyküsü olan çocuklarda 5,85 kat daha fazladır. Bu çalışmaya göre lösemi olma riski, aile geliri giderinden az olanlarda 2,59 kat, annesi gebeliğinde vitamin ve /veya demir almayanlarda 4,86 kat, ailede kanser öyküsü olan çocuklarda 8,75 kat daha fazladır. Bu çalışmaya göre lenfoma olma riski, ilk çocuk olanlarda 4,00 kat, anne eğitimi ilkokul ve altında olanlarda 36,00 kat, baba eğitimi ilkokul ve altında olanlarda 8,00 kat, annesi gebeliğinde vitamin ve /veya demir almayanlarda 12,67 kat, ailede kanser öyküsü olanlarda 6,00 kat daha fazladır. Bu çalışmaya göre SSS tümörü olma riski, anne eğitimi ilkokul ve altında olanlarda 21,00 kat, annesi gebeliğinde vitamin ve /veya demir almayanlarda 7,43 kat daha fazladır. Çocukların yaşadıkları konutlarda ölçülen elektromanyetik alan değerleri karşılaştırıldığında; tüm olgular içinde kanseri nüks edenlerde ortalama elektromanyetik alan değerleri 0,098 ± 0,108 µT iken, kontrol grubunda 0,062 ± 0,035 µT'dir (p<0,05). Kanseri nüks edenlerin yaşadıkları konutlarda ELF bandından (50 Hz) kaynaklanan ortalama elektromanyetik alan (EMA) değerleri kontrol grubuna göre yüksek bulunmuştur. SSS tümörü olanların yaşadıkları evlerde ölçülen manyetik alan değerleri (0,112 ± 0,072 µT), hem kontrol grubuna (0,062 ± 0,035 µT), hem lösemilere (0,066 ± 0,065 µT), hem de lenfomalara (0,062 ± 0,032 µT) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). SSS tümörü olma olasılığı, tüm evde ölçülen ELF bandından kaynaklanan ortalama EMA değerleri 0,1µT ve üzerinde olanlarda, 0,1µT altında olanlara göre 19 kat daha yüksek saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak bu çalışma SSS tümörleri ile ELF bandından kaynaklanan EMA düzeyleri arasındaki ilişkiyi göstermiştir. Ancak olgu sayısının az olması nedeniyle aynı ilişki lösemi ve lenfoma ile gösterilememiştir. Daha sonraki çalışmalar açısından; bu ilişkinin gösterilebilmesi için daha fazla olgu sayısıyla çalışma yapılması gerekmektedir.

Elektromanyetik alanlarLenfomaLösemi+3
Özaydın Boylubay
Akdeniz University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Şizofreni ve depresyonda içselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesi

Giriş: İçselleştirilmiş damgalanma, bireyin toplumdaki olumsuz kalıp yargıları kendisi için kabullenmesi ve bunun sonucunda değersizlik, utanç gibi olumsuz duygularla kendisini toplumdan geri çekmesidir.Amaç: Remisyonda şizofreni ve depresyon hastaları arasında içselleştirilmiş damgalanma ve yaşam kalitesi puanları arasında farklılık olup olmadığı ve içselleştirilmiş damgalanmanın yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Kesitsel tipteki bu çalışma Akdeniz Üniversitesi Psikiyatri Polikliniği'ne başvuran remisyonda olan şizofreni ve depresyon hastalarında yapılmıştır. Örnek büyüklüğü her bir hastalık grubu için en az 85'er kişi olarak hesaplanmıştır (0.50 etki büyüklüğü, %90 güç, %95 güven aralığı ile); görüşmeyi kabul eden 86 şizofreni ve 85 depresyon hastası çalışmaya alınmıştır. Temel bağımsız değişken hastalık tipi, bağımlı değişkenler ise İçselleştirilmiş Damgalanma ve Yaşam Kalitesidir. Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği ve Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Form kullanılmıştır.Bulgular: İçselleştirilmiş damgalanma puanları her iki hasta grubunda farklı bulunmuştur. Şizofreni hastalarının puan ortalamaları daha yüksektir. Her iki hasta grubunda yaşam kalitesi alt ölçekleri fiziksel alan ve sosyal alan puanları arasında farklılık bulunurken; ruhsal alan, çevresel alan ve ulusal alan puanlarında farklılık bulunmamıştır. Her iki hasta grubunda da düşük orta ve yüksek içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri arasında yaşam kalitesi puanlarının beş alt ölçeğinin tamamında farklılık saptanmıştır.Sonuç ve öneriler: Bu çalışmada yüksek içselleştirilmiş damgalanma puanları alanlarda yaşam kalitesi daha kötü olduğu bulunmuştur. Psikiyatri tedavilerinde ve yaşam kalitesi çalışmalarında damgalanma etkisi göz önünde bulundurulmalıdır.

Depresif bozuklukYaşam kalitesi
G. Özge Doğanavşargil
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2010
00