Dicle University
Discipline

Periodontology

Dicle University

203

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Enjekte edilebilir trombositten zengin fibrinin oral mikrobiyal patojenler üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin in vitro ortamda araştırılması

Bu çalışmanın amacı, e-TZF'nin E.faecalis ve C.albicans üzerindeki muhtemel antimikrobiyal etkinliğinin zamana bağlı değişimini araştırmaktır. Çalışmada Ağustos ve Kasım 2020 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji bölümüne başvuran sistemik olarak sağlıklı 50 hastadan alınan kan örneklerinden elde edilen e-TZF'nin antimikrobiyal etkinliği değerlendirildi. Çalışma için önceden hazırlanan 50 μl 'lik E.faecalis mikroorganizma süspansiyonlarının 450 μl e-TZF ve 450 μl tam kan ile ayrı ayrı karıştırılarak 500 μl 'lik Test 1 ve Kontrol 1 grubu örnekleri hazırlandı. Benzer şekilde 50 μl 'lik C.albicans mikroorganizma süspansiyonlarının, 450 μl e-TZF ve 450 μl tam kan ile ayrı ayrı karıştırılarak 500 μl 'lik Test 2 ve Kontrol 2 grubu örnekleri hazırlandı. Örneklerden başlangıç, 30., 60., 120., 180. ve 240. dakikalarda besi yerlerine ekim yapıldı ve inkübasyondan sonra ekimi yapılan besi yerlerinde oluşan koloni sayıları incelendi. Test ve kontrol grupları arasında yapılan karşılaştırmada, başlangıç dışındaki diğer tüm zamanlarda, Test 1 ve Test 2 grubu örneklerinde oluşan koloni sayılarının Kontrol 1 ve Kontrol 2 grubuna kıyasla anlamlı derecede düşük olduğu bulundu (p<0.001). Grup içi değerlendirmelerde, Test 1 grubu ve Test 2 grubu örneklerinde başlangıç değerlerine kıyasla diğer tüm zamanlarda oluşan koloni sayılarının anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edildi (p<0.001). e-TZF'nin antimikrobiyal etkinliğinin zamana bağlı değişimi incelendiğinde, E.faecalis üzerindeki antimikrobiyal etkinliğin 60. dk'da, C.albicans üzerindeki antimikrobiyal etkinliğin ise 30. dk'da en yüksek olduğu tespit edildi. Zamana bağlı olarak azalma göstermesine rağmen, e-TZF'nin E.faecalis ve C.albicans üzerindeki antimikrobiyal etkinliğinin 240. dk'ya kadar devam ettiği gözlendi. Çalışmamızdan elde edilen veriler sonucunda e-TZF'nin E.faecalis ve C.albicans üzerinde antimikrobiyal etkinlik gösterdiği saptandı. e-TZF'nin farklı oral patojenler üzerindeki zamana bağlı etkinliğinin değerlendirildiği ileri klinik ve laboratuvar çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.

Antienfektif ajanlarAğızCandida albicans+4
Turgay Mutlu
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Peri-implant hastalıklı bireylerde tükürük oksidatif stres biyomarkerlarının incelenmesi

AMAÇ Oksidatif stres periodontitisin de dahil olduğu çeşitli inflamatuar hastalıkların patogenezinde önemli rol oynadığı bilindiği halde, peri-implantitiste nasıl etki gösterdiğine dair veriler sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı; peri-implant hastalıklı ve peri-implant sağlıklı bireylerdeki tükürük TAS ve TOS düzeyleri ve OSİ oransal değerinin incelenmesidir. MATERYAL ve METOD Çalışmaya 24 peri-implantitisli (implant sayısı; 124), 20 peri-implant mukositisli (implant sayısı; 100) ve 20 peri-implant sağlıklı (implant sayısı; 42) olmak üzere toplam 64 hasta (implant sayısı; 266) dahil edildi. Klinik periodontal ve peri-implant parametrelerin ölçümlerini takiben, tükürük TAS ve TOS düzeyleri ölçüldü. OSİ, [(TOS/TAS) x100] formülü ile hesaplandı ve elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edildi. SONUÇLAR Klinik periodontal ve peri-implant parametreler değerlendirildiğinde en yüksek değerlerin peri-implantitis grubunda, en düşük değerlerin peri-implant sağlık grubunda olduğu tespit edildi (p<0.05). Tükürük TAS ve OSİ değerleri istatistiksel olarak gruplar arası fark göstermedi (p>0.05). Buna karşın tükürük TOS değerleri peri-implantitis grubunda, peri-implant mukositis ve peri-implant sağlığa göre yüksek bulundu (p<0.05). Tüm gruplarda, klinik parametreler ve oksidatif stres parametreleri arasında önemli pozitif korelasyonlar tespit edildi (p<0.05). TARTIŞMA Peri-implantitis tablosunda tükürük TAS düzeylerinde önemli düzeyde değişik olmaksızın, tükürük TOS düzeyleri artmaktadır. Çalışmamızın bulguları, peri-implant hastalıkların patolojik mekanizmasında periodontal hastalıklarda olduğu gibi oksidatif stresin önemli rol oynadığını ve özellikle tükürük TOS seviyesinin peri-implant hastalıklardaki yıkımın şiddetine bağlı olarak arttığını göstermektedir.

AntioksidanlarOksidanlarOksidatif stres+3
Özlem Kaya
Karadeniz Technical University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal durum ile diabetes mellitus arasındaki karşılıklı ilişkinin farkındalığının diabetli hastalarda değerlendirilmesi

Çalışmamızda; Trabzon bölgesindeki diabetik hastaların diabet ile periodontal durum arasındaki karşılıklı ilişki üzerine farkındalıklarının incelenmesi ve ağız sağlığı ile ilgili uygulamalarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Diabetik hastaların farkındalık düzeylerinin tespit edilmesinin, hastalara periodontal durum ile diabet arasındaki ilişki hakkında ihtiyaç duydukları eğitimin sağlanması konusunda hekimlere farklı bir bakış açısı kazandırabileceği düşünülmektedir. Araştırma, Karadeniz Teknik Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrin Anabilim Dalı bünyesinde 2020 ve 2021 yılları arasında, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrin Anabilim Dalı'nda tip 1 veya tip 2 diabetes mellitus tanısı ile takip edilen 250 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılan gönüllü hastalardan 16 soruluk bir anket formunun doldurulması istenmiştir. Ankette yer alan soruların hazırlanmasında farklı toplumlarda bu konu üzerine daha önce yapılmış olan çalışmalardan yararlanılmıştır. Anket formunun ilk bölümlerindeki 11 soruda katılımcıların cinsiyet, yaş, eğitim durumu gibi sosyodemografik özellikleri, diabet tipi, kullanmış oldukları ilaçlar, hastalığın aile öyküsü gibi tıbbi durumları, diş hekimine gitme sıklıkları, diş fırçalama alışkanlıkları ve diş ipi kullanımı gibi ağız hijyeni uygulamaları değerlendirilmiştir. Anket formunun sonraki bölümünde ise diabetes mellitus ve periodontal durum arasındaki karşılıklı ilişki hakkında diabet hastalarının farkındalıklarına yönelik dört soru yer almıştır. Bu bölümdeki sorular "evet, hayır ve bilmiyorum" olmak üzere üç seçenek ile değerlendirilmiştir. Son bölümde ise diabet hastalarının diabet ile ilgili bilgileri hangi bilgi kaynaklarından edindikleri sorgulanmıştır. Çalışmamızın sonucunda diabetik katılımcıların periodontal durum ve diabet arasındaki karşılıklı ilişki üzerine farkındalıklarının oldukça zayıf olduğu bulunmuştur.

AnketlerDiabetes mellitusFarkındalık+2
Ayşe Kübra Şahin
Karadeniz Technical University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Piezocerrahi sistemi kullanılarak yapılan krestal yaklaşım maksiller sinüs ogmentasyonu sırasında kemikte oluşan sıcaklık artışının değerlendirilmesi: in vitro çalışma

Günümüzde diş eksikliklerinin tedavisinde yaygın olarak kullanılan dental implantların, sinüs tabanının sarkması ve alveol kemiğinin rezorpsiyonu sonucunda kemik yüksekliğinin yetersiz olduğu maksiller posterior bölgede uygulanması hekimlere zorluk yaratmaktadır. Mevcut kemik yüksekliğinin 6 mm ve daha fazla olduğu durumlarda önerilen krestal yaklaşım sinüs ogmentasyon tekniğinde geleneksel olarak osteotomlar kullanılırken, piezocerrahi cihazların da bu amaçla kullanılması gündeme gelmiştir. Ultrasonik titreşimlerle çalışan bu cihazlarda, kesici ucun kemik ile temasında ortaya çıkan sıcaklık artışı dışardan soğutma sistemi kullanılarak kontrol altına alınabilmektedir. Kemik dokuda meydana gelebilecek sıcaklık artışı 10 °C' yi aştığında, kemiğin nekroz potansiyeli artmakta, bunun sonucunda kemik homeostazı değişebilmekte veya gecikebilmektedir. Piezocerrahi sistemlerde, kesici ucun kemik içindeki çalışma derinliği arttıkça soğutmanın etkin şekilde ilgili bölgeye ulaşamamasından dolayı kemikte sıcaklık artışı meydana gelebileceği düşüncesiyle bu in vitro çalışma kurgulanmıştır. Çalışmamızda, kuzu pelvis kemiğinden hazırlanan uç kısmında 1 mm'lik kortikal kemik bulunan 6 mm (Grup 1; n=15) ve 8 mm'lik (Grup 2; n=15) spongioz kemik modeller kullanıldı. Osteotomiye üretici firmanın talimatları doğrultusunda piezocerrahi sisteminin kesici uçları ile spongioz kemikten başlanarak maksiller sinüs tabanını temsil eden kortikal kemik kaldırılıncaya kadar devam edildi. Bu süreçte kemik modellerde oluşan sıcaklık artışı termal kamera yardımıyla ölçülerek değerlendirildi. Ortalama maksimum sıcaklık artış değeri 1. grupta 83.33 °C, 2. grupta 88.72 °C olarak saptandı (p>0.05). İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı olmasa da çalışma derinliği arttıkça ortalama maksimum sıcaklık değerinin arttığı ve her iki grupta da ölçülen sıcaklık artışının nekroz gelişimi açısından bildirilen kritik değerlerin oldukça üzerinde olduğu gözlendi.

Alveolar kenar artırılmasıDental implantlarKemik ve kemikler+4
Yusuf Karatepe
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Monolitik zirkonya yüzeylerine uygulanan farklı periodontal enstrümantasyonların yüzey pürüzlülüğü üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Zirkonya diş protezleri diş hekimliği pratiğinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak profesyonel diş temizliğinin bir parçası olarak yapılan periodontal enstrümantasyon ve politür prosedürlerinin monolitik zirkonya diş protezleri üzerindeki etkisi tam olarak araştırılmamıştır. Bu in vitro çalışma, farklı periodontal enstrümantasyonların ve politür prosedürlerinin monolitik zirkonya yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Zirkonya bloklardan kesilerek hazırlanan 8x8 mm boyutlarında 240 adet örnek üreticinin talimatlarına göre sinterlendi. Örneklerin yaşlandırma prosedürleri Thermocycler Sd Mechatronik cihazı aracılığı ile 1 yıl ve 5 yıl olarak gerçekleştirildi. Yaşlandırma sonrası örnekler; kontrol grupları (n = 20), el aleti ile enstrümantasyon grupları (n = 60), sonik enstrümantasyon grupları (n = 60), ultrasonik enstrümantasyon grupları (n = 60) ve politür grupları (n =40) olmak üzere beş gruba ayrıldı. Kontrol gruplarına (Ka-Kb) yaşlandırma dışında hiçbir işlem uygulanmazken, el aleti, sonik ve ultrasonik enstrüman grupları uygulanan ilk işlem sonrasında başka işlem yapılmayan (EG1a, EG1b, SG1a, SG1b, UG1a, UG1b), pat ile politür (EG2a, EG2b, SG2a, SG2b, UG2a, UG2b) ve hava-toz püskürtmeli sistem ile politür (EG3a, EG3b, SG3a, SG3b, UG3a, UG3b) uygulanan gruplar olmak üzere üç gruba ayrıldı. Politür gruplarına enstrüman uygulanmadan pat (PG1a, PG1b) veya hava-toz püskürtmeli sistem (PG2a, PG2b) ile politür uygulandı. Her örneğin yüzey pürüzlülüğü profilometre cihazı (Perthometer M2) ve atomik kuvvet mikroskobu kullanılarak ölçüldü. Bir yıllık yaşlandırma uygulanan gruplarda pürüzlülük farkı bulunan tek grup PG1a ve PG2a arasında bulunmuştur (p<0,05). Aynı işlemler uygulanan bir ve beş yıllık yaşlandırılmış gruplarının Ra, Rz ve Rmax değerleri benzerdir (p>0,05). Beş yıllık yaşlandırılmış grupların çoklu karşılaştırılmalarında oluşan farklılıkların çoğu kontrol grubu ve işlem grupları arasında bulunmuştur. İşlem grupları arasında UG1b-UG3b, UG2b-UG3b ve EG3b-UG3b gruplarının pürüzlülükleri arasında anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Farkı oluşturan, pürüzlülüğü fazla olan grup; ultrasonik enstrümantasyon sonrası hava-toz püskürtmeli sistem ile politür (UG3b) uygulanan gruptur (p<0,05). Periodontal enstrümantasyon direkt olarak monolitik zirkonya yüzeyini etkilemiyor gibi görünse de materyalin yapısı gereği ağız ortamında uzun zaman geçirince yapısı ve pürüzlüğü değişmektedir. Yapılan periodontal tedavilerin çoğu oluşabilecek pürüzlülüğü azaltma eğilimindedir. Beş yıllık yaşlandırılan monolitik zirkonya örneklerde ultrasonik enstrümantasyon sonrası hava-toz püskürtmeli sistem ile politürün pürüzlülüğü arttırıcı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Pat ile politür işleminin genel olarak pürüzlülüğün azalmasında katkısı olduğu söylenebilir.

Dental materyallerDental protezlerDental restorasyon+3
Dilan Işıldak
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontal hastalıkların patogenezinde serum vitamin d seviyesinin rolü ve alveolar kemik üzerine etkisi

D vitamini, periodontal hastalığın patogenezini etkilemektedir ve D vitamini eksikliğinin alveolar kemik kaybında artışa ve kemik mineral yoğunluğunda azalmaya neden olduğu belirtilmiştir. D vitamininin, immünomodülatör, antifibrotik, antioksidan ve antienflamatuvar etkilerde rol oynadığı bilinmektedir. D vitamininin, hem immünomodülatör etkileri hem de kemik mineral yoğunluğuna etkileri yoluyla periodontal hastalığı etkileyebileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışmanın amacı; D vitamini ve kemik metabolizması ile ilgili biyobelirteçlerin (kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, parathormon) serum konsantrasyonlarının periodontal hastalık üzerindeki etkisini değerlendirmek ve tüm bu biyokimyasal parametreler ile radyomorfometrik indeksler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Çalışmaya toplam 137 periodontitis hastası dahil edilmiştir ve hastalar, 2017 Dünya Çalıştayı'nda oluşturulan yeni periodontitis sınıflamasına göre Evre (I, II, III, IV) ve Derece (A, B, C) gruplarına ayrılmıştır. Hastalardan venöz kan örnekleri alınmıştır ve serum örneklerinde biyobelirteçler ve D vitamini seviyeleri elde edilerek kaydedilmiştir. Dijital panoramik radyografilerde kemiğin kalitesini belirlemek için mandibular kortikal indeks (MKİ) ve kemiğin kantitesini belirlemek için mental indeks (Mİ) ölçümleri yapılmıştır. Tüm periodontal hastalık gruplarında D vitamini seviyelerinin düşük olduğu gözlenmiştir. D vitamini seviyeleri açısından evreler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p= 0,055). Fakat bu p değeri 0.05'e oldukça yakın olduğu için klinik anlamlılığına göre sınırda anlamlı kabul edilmiştir. Periodontal hastalığın ilerleme hızı (derece) ile D vitamini seviyesi arasında anlamlı ilişki gözlenmemiştir. Kalsiyum, fosfor, ALP ve PTH seviyeleri ile periodontitis arasındaki ilişki incelendiğinde hastalığın şiddeti (evre) ve ilerleme hızı (derece) ile anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir. MKİ ve Mİ ile D vitamini seviyesi ve diğer biyobelirteçler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Periodontitis grupları arasında MKİ ve Mİ sonucuna göre anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Yaş grupları arasında D vitamini seviyeleri açısından fark bulunurken, diğer biyobelirteçlerin seviyelerinde anlamlı bir fark bulunmamıştır. MKİ ve Mİ değerleri yaş ve cinsiyet grupları arasında anlamlı farklılık göstermemiştir. D vitamini ve PTH seviyeleri cinsiyetler arasında farklılık göstermezken, kalsiyum, fosfor ve ALP istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda D vitamini eksikliğinin periodontitisin gelişimini ve ilerlemesini etkileyebileceği düşünülmektedir. Periodontal hastalığı olan bireylerde D vitamini düzeylerinin de değerlendirilmesi desteklenmektedir. Daha büyük ve homojen dağılım gösteren katılımcı popülasyonu ile yapılacak çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Alveolar kemikMorfometriPeriodontal hastalıklar+2
İpek Naz Karasu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Argan yağının topikal uygulamasının sekonder yara iyileşmesine olan etkisi

Muhammed Enes MARAŞ, Argan Yağının Topikal Uygulamasının Sekonder Yara İyileşmesine Olan Etkisi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Periodontoloji Doktora Programı, Doktora Tezi, 2023 Amaç: Topikal olarak uygulanan argan yağının sıçanlarda deneysel olarak oluşturulmuş eksizyonel yaraların sekonder iyileşmesi üzerindeki etkilerini değerlendirmek. Materyal ve Metod: 63 Sprague-Dawley cinsi albino sıçanının sert damaklarında 5 mm çapında eksizyonel yaralar açılmıştır. Başlangıç sakrifikasyon zamanında yedi sıçan sakrifiye edilmiştir. Kalan 56 sıçan iki eşit gruba rastgele olacak şekilde; 1) 1ml topikal argan yağının günde iki kez uygulandığı bir test grubu ve 2) hiçbir şeyin uygulanmadığı bir kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Her gruptaki yedişer hayvan 3., 7., 14. ve 21.günde sakrifiye edilmiş ve sıçanlardan elde edilen örnekler makroskobik ölçümler için fotoğraflandıktan sonra, %10'luk formaldehit içeren kutulara aktarılmıştır. Histolojik olarak epitelize yara dudakları arasındaki mesafe, ülserasyon, re-epitelizasyon, enflamasyon ve fibrozis hakkında incelemeler yapılırken, immünohistokimyasal incelemeler vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF), laminin ve leptin için semi-kantitatif olarak alanında uzman bir patolog tarafından yapılmıştır. Bulgular: Gruplar arasında herhangi bir parametre için istatistiksel olarak anlamlı farka rastlanmamıştır (p>0.0125). Grup içi incelemelerde ise hem deney gruplarında hem de kontrol gruplarında farklı sakrifikasyon zamanlarında yara yüzey alanları, epitelize yara dudakları arası mesafe, ülserasyon, enflamasyon ve fibrozis skorlarında 0.güne kıyasla istatistiksel olarak anlamlı farklar tespit edilmiştir (p<0.00625). Sonuç: Bu çalışmanın sınırları dahilinde argan yağının 1ml'lik topikal uygulamasının, sıçanların sert damaklarında oluşturulan yaraların sekonder iyileşmesine olumlu bir etkisi gözlenmemiştir. Deney ve kontrol gruplarında yaraların iyileşme paternlerinin benzer olması argan yağının oral dokulardaki yara iyileşmesine olumsuz bir etkisi olmadığını göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Argan yağı, bitkisel yağ, sert damak, sıçan, yara iyileşmesi Bu tez çalışması Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmıştır. (Proje no: D-DA 21/03).

Argan yağıBitkisel yağlarHayvan deneyleri+3
Muhammed Enes Maraş
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Klorheksidin glukonat ve hipokloröz asit içerikli gargaraların mikrobiyal dental biyofilm üzerine etkilerinin klinik ve mikrobiyolojik olarak kıyaslanması

Supragingival dental biyofilmi uzaklaştırmak periodontal hastalıkların önlenmesi için birincil faktördür. Mekanik oral hijyen uygulamalarının zor ve sınırlı olduğu durumlarda kimyasal gargaraların kullanımı supragingival dental biyofilmin kontrolünde faydalı olabilmektedir. Klorheksidin glukonat (CHX) antigingivitis, antiplak ve antienflamatuar özellikleriyle biyofilm kontrolü için altın standart olarak kabul edilmiş bir kimyasal ajandır. Klorheksidinin çeşitli yan etkileri ve bakteriyel direnç geliştirme şüphesi bulunmaktadır. Bu nedenle klorheksidine alternatif ajanların geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Hipokloröz asit (HOCl), antijenlerin fagositozu sırasında bağışıklık sistemi hücreleri tarafından sentezlenen reaktif oksijen türlerinin bir parçasıdır. HOCl, antienflamatuar ve geniş spektrumlu antimikrobiyal etkilere sahiptir. HOCl'nin antimikrobiyal etkileri sebebiyle dental plak biyofilmi kontrolünde etkili olabileceği bildirilmiştir. Ancak literatürde konuyla ilgili sınırlı sayıda çalışma yer almaktadır. Dental literatürde HOCl'nin supragingival plak oluşumu üzerindeki etkisini ve dental plaktaki antimikrobiyal etkinliğini değerlendiren klinik bir çalışma bulunmamaktadır. Bu nedenle çalışmamızın birincil amacı HOCl gargara ile CHX gargaranın antiplak etkinliğini karşılaştırmaktır. Çalışmanın ikincil amacı ise HOCl gargara ve CHX gargaranın dental biyofilm üzerindeki antimikrobiyal etkinliklerini kıyaslamaktır. Tek merkezli, üç kör, randomize kontrollü, çapraz geçişli dizayna sahip olan çalışmamız 26 katılımcı ile tamamlanmıştır. Çalışmada aynı katılımcılar 4 günlük yeniden plak oluşum modeli ile HOCl ve CHX içerikli gargaraları 4 gün boyunca kullanmışlardır. Her gargara kullanımını takiben supragingival dental plak biyofilmi örnekleri alınmışır ve modifiye plak indeksi, sondlamada kanama indeksi, interproksimal plak indeksi, interproksimal sondlamada kanama indeksi, modifiye stain indeksi ve dilde renklenme indeksini içeren klinik parametreler kaydedilmiştir. Ayrıca, katılımcılardan bir anket yardımıyla kullandıkları gargaraları değerlendirmeleri istenmiştir. Çalışmanın sonuçlarında tüm ağız plak indeksi, sondlamada kanama indeksi, interproksimal plak indeksi ve interproksimal sondlamada kanama indeksi verileri HOCl kullanımında, CHX kullanımına göre istatistiksel anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur. Değerlendirilen bütün bölgelerde modifiye stain indeksinin yoğunluk, alan ve aynı zamanda stain indeksi skorları HOCl kullanımında, CHX kullanımına göre istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur. Dilin 9 bölgesinde oluşan renk değişikliğinde ve dil kaplaması kalınlıklarında iki gargara arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Katılımcılara verilen anketlerde sadece "Kullandığınız gargaranın tadını nasıl değerlendirirsiniz?" sorusu için iki grup arasında CHX lehine istatistiksel anlamlı farklılık gözlenmiştir. Dişlerden alınan plak örneklerinin mikrobiyolojik verilerine göre Staphylococcus spp. HOCl kullanımında, Neisseria spp. CHX kullanımında istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük bulunmuştur. Streptekok spp, Granulicatella spp, Rothia spp ve total bakteri sayısında iki gargara kullanımı arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Sonuç olarak, HOCl en az CHX kadar antiplak etkinlik göstermiştir. Total bakteri sayısı değerlendirildiğinde iki gargara benzer antimikrobiyal etkinlik sergilemiştir. Bu çalışmanın sınırları dahilinde HOCl'nin dental plak kontrolünde kullanılabilecek umut vadeden antimikrobiyal bir ajan olduğu düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Hipokloröz asit, klorheksidin glukonat, dental plak biyofilmi, antiplak, antienflamatuar

Antiinflamatuar ajanlarBiyofilmlerDental plak+5
Rabianur Baltacı
Baskent University · Institute of Health Sciences
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Romatoid artrit tanısıyla takip edilen hastalarda klinik periodontal durum, romatoid artrit serum belirteçleri ve ağız sağlığı etki profili (OHİP-14) arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi

AMAÇ: Çalışmamızda romataid artrit (RA) tanısı ile medikal tedavi görmekte olan RA hastalarının, periodontal durumlarını, oral sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi düzeylerini analiz etmek ve her iki durumun birbiriyle ve RA serum belirteçleri ile olan ilişkisini değerlendirmek amaçlanmıştır. MATERYAL METOT: Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü'nde tedavi görmekte olan RA hastalarından KTÜ Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na periodontal durum değerlendirilmesi yapılmak üzere yönlendirilen 80 birey ile RA grubu, KTÜ Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı'na başvuran herhangi bir sistemik inflamatuar hastalığı bulunmayan 80 birey ile sağlıklı kontrol grubu oluşturulmuştur. Çalışmaya dahil edilen bireylerden ayrıntılı medikal ve dental anamnez alınarak; klinik periodontal ölçümler yapılmış ve OHIP-14 anketi uygulanmıştır. RA grubu hastalarının serum CRP, RF ve anti-CCP seviyelerine bakılmıştır. SONUÇLAR: RA grubundaki bireylerin klinik periodontal parametre skorları, sağlıklı kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Gruplar karşılaştırıldığında OHİP-14 anket skorları da RA grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksekti. RA belirteçlerinden serum CRP seviyesi ile tüm klinik parametreler ve periodontal hastalık arasında anlamlı düzeyde korelasyon saptandı. TARTIŞMA: Çalışmamızda, literatürde birçok çalışmadan çıkan "romatoid artrit olgularında yüksek periodontitis prevalansı olduğu" sonucu doğrulanmakla birlikte örneklem büyüklüğünün daha fazla olduğu çalışmalara ihtiyaç vardır. Örneklem büyüklüğünün daha fazla olduğu, mikrobiyolojik ve biyokimyasal parametrelerin de yer aldığı daha kapsamlı araştırmalar ile bu sonuçların desteklenmesi gerekmektedir.

Artrit-romatoidAğız sağlığıPeriodontal hastalıklar+2
Mihriban Yıldız
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant destekli sabit protetik tedavi sonrası kuron boyu/implant boyu oranının peri-implant doku sağlığına etkisinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi: Retrospektif çalışma

AMAÇ: Bu çalışmada; kuron boyu/implant boyu (K/İ) oranının, periimplant doku sağlığına etkisinin klinik ve radyografik olarak değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Aynı zamanda; K/İ oranı, implant rehabilitasyonunun lokalizasyonu, restorasyon türü, cerrahi bölgenin antagonistinde bulunan restorasyonun türü, olası mekanik komplikasyonlar ve periimplant doku sağlığının birbirlerine göre olası ilişkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmaya, 2017-2019 yılları arasında implant cerrahisi uygulanan ve protetik rehabilitasyon sonrası 6-48 ay arası takip edilen 107 hasta (implant sayısı; 400) dahil edildi. Hastaların son kontrol seansları sırasında klinik periimplant parametreleri ve panoramik radyografları kaydedildi. Tüm radyografik ölçümler 'Image J' programı kullanılarak gerçekleştirildi. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi. SONUÇLAR: K/İ oranının; restorasyon türü, cerrahi bölgenin antagonistinde bulunan restorasyonun türü, olası mekanik komplikasyonlar ve implant markası üzerinde Pearson Ki-kare testine göre önemli bir etkisi olduğu gözlendi (p<0.05). Diğer taraftan, K/İ oranının; implant lokalizasyonu, periimplant klinik parametreler ve marjinal kemik kaybı (MKK) üzerinde önemli bir etkisi bulunmadı (p>0.05). Ayrıca, mezial ve distal MKK'nin son kontrol zamanında (t1) implant cerrahisinden hemen sonraya (t0) göre arttığı saptandı (p<0.05). TARTIŞMA: Bizim erken bulgularımız K/İ oranı ile protetik kaynaklı faktörler arasında olası ilişki bulunduğunu gösterirken, K/İ oranının periimplant doku sağlığı üzerinde kısa dönem etkisinin olmadığına işaret etmektedir. Protetik komplikasyonların periimplant doku sağlığı üzerindeki olası etkileri göz önüne alınarak, daha uzun dönem çalışmalara ihtiyaç vardır.

Alveolar kemik kaybıDental implantasyonDental implantlar+4
Ayfer Yılmaz
Karadeniz Technical University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hemofili hastalarında cerrahi olmayan periodontal tedavinin yaşam kalitesi üzerine etkisinin OHIP-14 ile değerlendirilmesi

AMAÇ: Bu çalışmada; hemofili hastalarında cerrahi olmayan periodontal tedavinin (COPT) yaşam kalitesi üzerindeki etkisi, Ağız Sağlığı Etki Profili-14 (Oral Health Impact Profile-14, OHIP-14) anketi ile incelenmiştir. Ayrıca, hemofilide COPT öncesi ve sonrası klinik periodontal parametreler ve demografik veriler saptanarak, sistemik olarak sağlıklı bireyler ile karşılaştırılmıştır. MATERYAL ve METOD: Çalışmaya 71 hemofili hastası (Hemofili grubu; Hemofili A:60 hasta ve Hemofili B:11 hasta) ve 75 sağlıklı birey (kontrol grubu) dahil edilerek, periodontal durumlarına göre gruplandırıldı. Hastaların demografik ve ağız sağlığı ile ilişkili davranışsal karakteristikleri incelendi. COPT öncesi/sonrası 6. hafta, klinik periodontal parametreleri ölçülerek, OHIP-14 anketi uygulandı. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi. SONUÇLAR: Hastaların demografik verilerinde ve COPT öncesi/sonrası ağız sağlığı ile ilişkili davranışsal karakteristiklerinde gruplar arası istatistiksel olarak önemli fark gözlenmedi (eğitim durumu hariç) (p>0.05). Tedavi öncesi, hemofili hastalarındaki gingival indeks (Gİ), plak indeksi (Pİ) ve OHIP-14 kontrollere göre yüksekti (p<0.05). Tedavi sonrası, hemofili hastalarındaki Gİ ve Pİ kontrollere göre yüksek iken (p<0.05), OHIP-14 gruplar arası fark göstermedi (p>0.05). OHIP-14 değerleri, her iki grupta da COPT sonrası, COPT öncesine göre azaldı (p<0.05). Hemofili hastalarında kontrollere göre, OHIP-14 ile bütün klinik periodontal parametreler arasında COPT öncesi/sonrası daha güçlü pozitif yönde ilişkiler gözlenirken, en güçlü ilişki OHIP-14 ve sondalamada kanama indeksi (SKİ) arasında idi. TARTIŞMA: Çalışmamızın bulgularına göre; hemofili hastalarındaki ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi, COPT öncesi sistemik olarak sağlıklı bireylere göre daha düşük iken, COPT sonrası artmış, hatta sağlıklı bireyler seviyesine yükselmiştir. Ayrıca, OHIP-14 ve SKI arasındaki güçlü ilişkiyi gösteren bulgularımız, hemofilideki gingival kanamaların ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilediğini göstermektedir.

Ağız sağlığıHemofiliHemofili B+4
Ufuk Karaca
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Titanyum nitrür veya zirkonyum nitrür esaslı materyaller ile kaplanan titanyum yüzeyler üzerinde ultrasonik uçların yarattığı aşınmanın değerlendirilmesi

Titanyum yüzeylerin modifiye edilerek daha dayanıklı hale gelebileceği, implant idame tedavisi sırasında metalik ultrasonik uçların titanyum yüzeylerde meydana getirdiği hasarın azaltılabileceği ve sonuçta implantların uzun dönem başarısının korunabileceği düşünülmektedir. Çalışmamızın amacı, fiziksel buhar biriktirme yöntemi ile titanyum nitrür (TiN) veya zirkonyum nitrür (ZrN) esaslı materyaller ile kaplanarak modifiye edilen titanyum yüzeylerin, metalik ultrasonik uçlarla enstrümantasyonu sonrasında yüzeylerde meydana gelen aşınmanın değerlendirilmesidir. Çalışma grupları, TiN esaslı malzeme ile kaplanan (Grup 1), ZrN esaslı malzeme ile kaplanan (Grup 2) ve kaplama yapılmayan kontrol grubu (Grup 3) olacak şekilde oluşturuldu. Her bir grupta 10 adet olmak üzere toplamda 30 adet titanyum diskin ultrasonik uçlar ile enstrümantasyonu öncesi ve sonrası yüzey pürüzlülüğü Ra ve Rz değerleri bakımından saptandı. Enstrümantasyon öncesinde kaplama işlemi uygulanan Grup 1 ve Grup 2 disklerin, kaplama yapılmayan Grup 3 disklere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha pürüzlü olduğu bulundu. ZrN esaslı materyal ile kaplanan Grup 2 disklerin, TiN esaslı materyal ile kaplanan Grup 1 disklere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha pürüzlü olduğu gözlendi. Ultrasonik uçlar ile enstrümantasyon sonrası Grup 1 ve Grup 2 disklerin yüzey pürüzlülük değerlerinin Grup 3'te ölçülen değerlerden daha düşük olduğu, ancak bu farkın sadece Grup 1 ile Grup 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu. Çalışmamızda elde edilen veriler sonucunda, TiN veya ZrN esaslı materyal ile kaplama işlemlerinin her ikisinin de ultrasonik uçların titanyum yüzeylerde oluşturduğu hasara karşı koruma sağlayabildiği, bu korumanın TiN esaslı materyal ile kaplanan yüzeylerde daha üstün olduğu söylenebilir.

AşınmaDental implantasyonDental implantlar+5
Çağatay Küpcü
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Serum ve tükürük lipid peroksidasyon düzeylerinin farklı periodontitis tiplerinde değerlendirilmesi

2017 periodontal hastalık sınıflandırmasında evreleme ve derecelendirme sistemi geliştirilmiş ve bu sayede tanı ve tedavi planlamasında her bireye özgü protokol oluşturulmasına olanak sağlanmıştır. Bu çalışmada, ileri evre periodontitis hastalarında serum ve tükürük malondialdehit (MDA) düzeyleri ölçülmüş, elde edilen veriler sağlıklı kontroller ile karşılaştırılmıştır. Çalışmaya 25-48 yaş aralığında olan, Evre III-derece C (Grup 1; 13 hasta), Evre IV-derece C (Grup 2; 12 hasta) periodontitisli ve periodontal olarak sağlıklı (Grup 3; 12 birey) olmak üzere toplam 37 birey dahil edildi. Demografik karakteristikleri ve vücut kitle indeksi (VKİ) verilerinin elde edilmesini takiben, bireylerin klinik periodontal parametreleri ve serum ve tükürük MDA değerleri ölçüldü. Elde edilen tüm veriler istatistiksel olarak analiz edildi. VKİ değeri kontrollerde daha düşük ve eğitimi durumu daha yüksek iken (p < 0.05), diğer demografik karakteristikler gruplar arasında fark göstermedi (p > 0.05). Klinik periodontal parametreler incelendiğinde; en düşük değerler kontrollerde, en yüksek değerler Evre IV'te gözlenirken, her üç grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı idi (p < 0.05). Serum MDA düzeyleri gruplar arasında fark göstermez iken, en yüksek MDA Evre III'te en düşük MDA kontrollerde gözlendi (p > 0.05). Ayrıca, Tükürük MDA gruplar arasında fark göstermez iken, en yüksek MDA Evre III'te en düşük MDA Evre IV'te gözlendi (p > 0.05). Çalışmamızın bulguları, ileri evre periodontitisli bireylerde sistemik ve lokal lipid peroksidasyon düzeylerinin periodontal sağlığa göre arttığını/azaldığını gösterirken, bu değişikliğin istatistiksel olarak anlamlı olmadığını ortaya koymaktadır. Elde ettiğimiz bulgular, ileri evre periodontitisli bireylerde farklı oksidatif stres mekanizmalarının da devrede olabileceğini düşündürtmektedir. 2017 periodontal hastalık sınıflandırmasındaki evre ve derecelendirme kriterlerinin, periodontitis patojenik mekanizmasında oksidatif stresin rolü üzerinde ne tür farklı bakış açıları oluşturulabileceğinin anlaşılabilmesi için daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.

Lipid peroksidasyonuMalondialdehitPeriodontal hastalıklar+4
Gizem Ömeroğlu Demir
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Şeffaf plakların periodontal sağlık üzerindeki etkisinin klinik olarak değerlendirilmesi

Ortodontik tedavi hem fonksiyonel hem de estetik açıdan önemli kazanımlar sağlasa da periodontal sağlık üzerindeki etkileri halen önemli bir araştırma konusudur. Özellikle plak birikimi ve yumuşak dokular üzerindeki etkileri açısından sabit apareylerle karşılaştırıldığında, estetik ve çıkarılabilir bir alternatif olan şeffaf plak tedavisinin (ŞPT) periodontal etkilerinin anlaşılması, klinik karar süreçleri açısından kritik öneme sahiptir. Literatürde çeşitli karşılaştırmalı çalışmalar yer almasına rağmen, şeffaf plak (ŞP) ve sabit ortodontik tedavi (SOT) arasında hem klinik periodontal parametreler hem de hasta odaklı sonuçları (ağrı ve yaşam kalitesi gibi) uzunlamasına değerlendiren kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Ayrıca metodolojik tutarsızlıklar, küçük örneklem büyüklükleri ve mukogingival değişkenlere ilişkin sınırlı veri, mevcut belirsizlikleri artırmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, ŞP ve sabit ortodontik apareylerin plak birikimi üzerindeki etkilerini karşılaştırmaktır. İkincil amaç ise; tedavi sırasında sondalanan cep derinliği, sondalamada kanama, diş eti çekilmesi, gingival fenotipteki değişimler gibi klinik parametreler ve travmatik ülserasyon gelişimini değerlendirmektir. Ayrıca, ağrı düzeyi ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi gibi hasta odaklı sonuçlar da incelenmiştir. Toplam 64 hasta, ŞPT ve SOT olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm ağız plak skoru (FMPS), tüm ağız kanama skoru (FMBS), sondalanan cep derinliği (sCD) ve diş eti çekilmesi (ÇEK) gibi klinik parametreler dört zaman noktasında (T0, T1, T2, T3) ölçüldü. Travmatik ülserasyon insidansı kaydedildi. Gingival fenotip (diş eti kalınlığı ve yapışık diş eti genişliği) T0 ve T3'te değerlendirildi. Hasta odaklı sonuçlar OHIP-14 anketi ve Görsel Analog Skala (VAS) kullanılarak analiz edildi. Veriler istatistiksel analizlerle değerlendirildi. ŞPT grubunda, özellikle FMPS ve FMBS, SOT grubuna oranla anlamlı düzeyde daha düşüktü. Yapılan regresyon analizi sonucunda, gruplar arası farklılıkların zaman içerisindeki FMPS değişimleri üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu ve bu değişimin varyansının %34,1'inin grup etkisiyle açıklandığı belirlenmiştir (R² = 0.341, p < 0.001). Travmatik ülserasyon insidansı SOT grubunda daha yüksekti. Ayrıca, şeffaf plaklarla tedavi edilen hastalar daha düşük ağrı seviyeleri ve daha yüksek memnuniyet bildirdiler. Her iki grupta da gingival fenotipte anlamlı bir değişim çalışma süresince gözlenmedi. Elde edilen bulgular, ŞPTnin sabit ortodontik apareylere göre periodontal açıdan daha avantajlı olduğunu göstermektedir. Bu durum, periodontal hastalık hikayesi olan veya plak eliminasyonunda yeterli performans gösteremeyen bireylerde ŞPT yönteminin tercih edilmesi gerektiğini, hasta konforunu ve periodontal sağlığı ön planda tutan bireyselleştirilmiş ortodontik planlama yaklaşımını desteklemektedir.

Dental plakDiş etiFenotip+3
Aslı Hakan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Peri-implantitis tedavisinde konvansiyonel ve elektrolitik yüzey temizliği yöntemlerinin erken dönem yara iyileşmesinde klinik parametreler ve biyokimyasal belirteçler üzerine etkileri

Amaç: Peri-implantitis implant etrafındaki destekleyici dokularının enflamatuvar durumuyla birlikte destekleyici kemiğin ilerleyici kaybını içeren bir hastalıktır. Peri- implantitiste, implant çevresi alveoler kemiğin enflamatuvar yıkımıyla birlikte klinik olarak 6 mm'den daha derin sondlanabilir cep derinliği, sondlamada kanama ve/veya süpürasyonun eşlik ettiği klinik tablodur. Peri-implantitis günümüzde implant tedavisi görmüş hastaların büyük çoğunluğunu etkileyen bir hastalıktır. Son zamanlarda, yapılan klinik çalışmalar ve tedavi yöntemleri peri-implantitisi tam olarak tedavi etmekte yetersiz kalmaktadır. Yapılan çalışmalar, implant yüzeyinin çeşitli tedavi yöntemleriyle dekontaminasyonunun hiçbir tedavi yöntemi ile tam olarak elde edilemediğini göstermiştir. Ancak yakın zamanda yapılan çalışmalar elektrolik yüzey temizliği ile implant yüzey dekontaminasyonunun tam olarak sağlanabildiğini göstermiştir. Elektrolitik yüzey temizliği peri-implantitis tedavisinde erken dönemde tam bir yüzey dekontaminasyonu sağladığı için yara iyileşmesini hızlandıracağı ve erken dönem rekolonizasyonunun daha uzun süreceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, elektrolitik yüzey temizliği ile peri-implantitis tedavisinin erken dönem yara iyileşmesinde klinik parametreler ve biyokimyasal belirteçler (uPA ve PAİ-1) üzerine etkisini araştırmak ve, günümüzde peri-implantitis tedavisinde rutin kullanılan implant yüzeyinin mekanik dekontaminasyonu ve yüzey dekontaminasyon işlemleri ile kıyaslamaktır. Gereç ve Yöntem: Peri-implantitis teşhisi konulmuş ve cerrahisiz tedavisi tamamlanmış hastalardan başlangıç klinik parametreleriyle birlikte panoramik görüntüler ve periapikal radyograflar alınmıştır. Ayrıca, hastalardan klinik parametreler ölçülecek ve peri-implant sulkuler sıvı (PİSS) örnekleri alınmıştır. Daha sonra flep cerrahisi yapılarak kontrol grubuna konvansiyonel cerrahi işlemdeki ultrasonik aletlerle implant yüzey temizliği işlemi yapılmış, deney grubuna flep cerrahisi ile birlikte elektrolit yüzey temizliği işlemi uygulanmıştır. Yara bölgesi 5/0 prolen sütur ile kapatılmıştır. Daha sonra, cerrahiden sonraki 6. gün, 9. gün, 30. gün ve 90. gün PİSS örnekleri toplanmıştır. Klinik ölçümler 30. ve 90. günde tekrarlanmıştır. Toplanan PİSS örneklerindeki plazminojen aktivatör (uPA) ve plazminajen aktivatör inhibitör (PİA-1) düzeyleri ELISA yöntemi ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların ortalama yaşı 48,3'tür. Katılımcıların %50'si kadın (s=10), %50'si erkektir (s=10). 20 hastadan 10'u, kontrol 10'u test grubuna dahil edilmiştir. Toplam 32 adet implant 16 kontrol ve 16 test grubu olmak üzere tedavi edilmiştir. Cerrahi tedaviler sonrasında elde edilen klinik parametrelerde ve biyokimyasal belirteçlerde gruplar arası anlamlı farklılık gözlemlenmemiştir (p>0,05). Kontrol grubunda sondlanabilir cep derinliği (SCD) 6,7 mm'den 3,0 mm'e, test grubunda ise 6,7 mm'den 3,3 mm'ye gerilemiştir. SCD için gruplar arası istatistiksel anlamlı farklılık gözlemlenmemesine rağmen grupların kendi içinde başlangıç zamanına göre anlamlı farklılık gözlemlenmiştir (p<0,001). PİSS hacmi peri-implant cerrahi sonrası iyileşmede artış göstermektedir (p<0,001), ancak gruplar arası anlamlılığa yakın farklılık gözlemlenmiştir (p=0,055). iii PİSS'de uPA'nın total miktarı ölçüm zamanları açısından gruplar arasında farklılık göstermemiştir (p=0,346). Ancak ölçüm zamanları arasında cerrahiden sonraki 6. ve 9. gün ölçümleri başlangıç, 30. ve 90. gün ölçümlerine kıyasla grup içi anlamlı farklılık göstermiştir (p=0,015). PİSS'de PAİ-1'in total miktarı ölçüm zamanları açısından gruplar arasında farklılık göstermemiştir (p=0,846). Ancak ölçüm zamanları arasında cerrahiden sonraki 6. ve 9. gün ölçümleri başlangıç, 30. ve 90. gün ölçümlerine kıyasla iki grup için de anlamlı farklılık göstermiştir(p=0,018). Sonuç: Peri-implantitisin cerrahi tedavisi uygulanan cerrahi yöntem fark etmeksizin klinik parametrelerde anlamlı iyileşmeler sağlamıştır. Elektrolitik yüzey temizliği yöntemi günümüzde kullanılan peri-implantitisin mekanik yüzey temizliği uygulamasına klinik ek fayda göstermemiştir. uPA ve PAİ-1 biyokimyasal belirteçleri iyileşme süreciyle uyumlu şekilde değişim gösterdiği için hastalığın tedavisinin takibinde kullanılabilecek biyokimyasal belirteç olma potansiyeline sahiptir. Anahtar Kelimeler: Peri-implantitis, Elektroliz, Rejenerasyon, Biyolojik Belirteçler, Yara İyileşmesi Bu tez çalışması Başkent Üniversitesi Tıp ve Sağlık Bilimleri Araştırma Kurulu tarafından onaylanmıştır (Proje no: D-KA 22/16).

BiyobelirteçlerKemik rejenerasyonuYara iyileşmesi
Yusuf Can Kamani
Baskent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

İmplant uygulamalarında hasta memnuniyeti, peri-implant doku sağlığı ve serum IL-6, CRP, sST-2 düzeylerinin değerlendirilmesi: prospektif kesitsel bir çalışma

Amaç: Dental implant tedavisi görmüş hastalarda idame döneminde hasta memnuniyetini ve hastaların tedaviye dair bilgi düzeylerini ölçmek ve peri-implant doku sağlığının peri-implant sulkuler sıvıda (PISS) ve serumda IL-6, CRP ve sST-2 üzerine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya implant tedavisi görmüş 265 hasta dahil edilmiştir. Hastalara klinik ve radyografik değerlendirmenin yanında "OHIP-14" ile hazırlanan "Memnuniyet-Pozitif Tutum" ve "Bilgi" ölçekleri uygulanmıştır. Bunun yanında dahil edilme kriterlerini karşılayan 69 hastadan PISS ve serum örneklerinde IL-6, CRP ve sST-2 düzeyleri analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların ortalama yaşı 53.07'dir. Katılımcıların %57.7'si (n=153) kadın, %42.3'ü (n=112) erkektir. 265 hastadan 113'ü (%42.6) peri-implant sağlık, 88'i (%33.2) peri-implant mukositis ve 64'ü (%24.2) peri-implantitis grubuna dahil edilmiştir. Uygulanan ölçek skorlarına göre OHIP-14 skorları peri-implantitis grubunda daha yüksektir (p<0.001). Katılımcıların implant tedavisinden genel olarak memnuniyet düzeyleri yüksek iken, peri-implantitis grubunda bu memnuniyetin anlamlı derece azaldığı gözlenmiştir (p<0.001). OHIP-14 skorları hasta memnuniyeti ile negatif, bilgi düzeyi ile pozitif yönlü korelasyon göstermiştir. OHIP-14, memnuniyet ve bilgi skorları katılımcıların yaşından ve cinsiyetiden etkilenmemektedir. PISS hacmi peri-implant hastalık şiddetiyle artış göstermektedir (p<0.001). PISS'de sST-2'nin total miktarı peri-implant hastalıklarda daha yüksek düzeydedir (p=0.043). PISS'de gruplar arasında IL-6 düzeyi açısından farklılık gözlenmemiştir (p=0.415). Serumda peri-implantitis grubunda CRP düzeyi daha yüksek seyrederken (p=0.034), IL-6 (p=0.110) ve sST-2 (p=0.247) açısından gruplar arasında bir fark bulunmamaktadır. Sonuç: Genel olarak hastaların dental implant tedavisinden duydukları memnuniyet yüksektir. Bu memnuniyet peri-implant hastalıklarla birlikte azalmaktadır. Diğer taraftan hastaların OHIP-14 skorları ve hastalık şiddetinin artması bilgi düzeyindeki artışla koreledir. Yani yaşanan olumsuz tecrübeler ve biyolojik komplikasyonlar hastaların tedavi memnuniyetini düşürürken, yaşanan olumsuz tecrübeler sonrasında hastaların bilgi düzeyi artmıştır. PISS hacmi hastalık şiddetiyle artış gösterirken, peri-implant hastalıklarda sST-2 total miktarı da artmıştır. Serumda ise peri-implant hastalıklarla CRP, IL-6 ve sST-2 açısında anlamlı bir ilişki gözlenmemiştir.

C reaktif proteinDental implantasyonDental implantlar+5
Engin Özgür
Baskent University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontitis nedeniyle çekilen dişler yerine yerleştirilen implantlar ve doku ogmentasyonu ihtiyacı

Bu çalışmanın amacı retrospektif olarak, çekilen dişin periodontitis evresinin, o bölgeye yerleştirilen implantın ogmentasyon ihtiyacı üzerine etkisini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) üzerinde yapılan planlama ile değerlendirmekti. Ogmentasyon gerektiren vakalar daha sonra daha dar ve/veya daha kısa implant uygulamaları ile tekrar değerlendirildi. Diş çekimi endikasyonu veren hekimin bu kararına etki eden olası faktörler incelendi. Klinik pratikte uygulanan implantlarla KIBT üzerinde dijital olarak planlanan tedavi arasındaki uyum karşılaştırıldı. Çalışmaya yaş ortalaması 59,52 ± 13,26 olan 61 kadın toplam 127 birey dahil edildi. Bu bireylere ait 233 dişin çekim öncesinde periodontitis evreleri panoramik radyografilerde belirlendi. Evre I/II 81 (%34,7) diş ve evre III/IV olan 152 (%65,3) dişin çekildiği tespit edildi. Keser, premolar ve molar dişler için sırasıyla 3,3/4,1/4,8 mm çapında ve 10 mm uzunluğunda implantlar dijital olarak KIBT üzerinde yerleştirildi. İmplant cerrahisinin standart (SC), eş zamanlı ogmentasyon (EZC) veya aşamalı ogmentasyon (AC) ihtiyacı kaydedildi. Daha sonra aynı durum dar (4,1 mm yerine 3,3 mm ve 4,8 yerine 4,1 mm çapında) ve/veya kısa (6 veya 8 mm uzunluğunda) implant planlaması için belirlendi. Uygulanan implantların %38,6'sının SC, %44,2'sinin EZC ve %17,2'sinin AC ile yerleştirildiği belirlendi. Çekilen diş tipine uygun çap ve boyda implant planlandığında %56,7'sinin SC, %27'sinin EZC ve %16,3'ünün AC ile dijital olarak yerleştirilebildiği gözlendi. Periodontitis evre I/II ve evre III/IV grupları için ogmentasyon ihtiyaçları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. Periodontitis evresi (evre I/II ve evre III/IV), diş bölgesi, anatomik oluşumlara mesafe, B-L genişlik, vertikal yükseklik, cinsiyet ve yaşın ogmentasyon ihtiyacı (SC, EZC, AC) üzerine etkisi incelendi. Oluşturulan modele göre en anlamlı faktörler bukkal kemik kalınlığı (p = 0,001), anatomik oluşumlara yakınlık (p = 0,001), diş bölgesi (p = 0,047) ve çekim sonrası ölçülen vertikal mesafe (p = 0, 015) olarak belirlendi. AC gerektiren vakaların (n=38) %84,2'si molar, %10,5'i premolar ve %5,3'ü keser diş bölgesindeydi. Bu durum molar dişlerin diğer diş bölgelerine oranla 2-4 kat daha fazla AC gerektirdiğini gösterdi. İmplant çap ve/veya boyu azaltıldığında SC ile yerleştirilen implant oranı %82,8'e yükseldi, implantların sadece %5,2'si için AC ihtiyacı ortaya çıktı. Yerleştirilen implantların çapları planlanan implantlarla benzerken, boylarının dijital planlamaya göre daha uzun olduğu (10,37 ± 1,48 ve 9,08 ± 1,46) gözlendi. Hastanın cinsiyet ve yaşı, periodontitis evresi ve diş bölgesinin hekimlerin kararları üzerinde etkili faktörler olduğu görüldü. Protez ve endodonti uzmanları genellikle Evre I/II'de çekime karar verirken, periodontoloji uzmanlarının daha ileri evrelere kadar beklemeyi tercih ettiği belirlendi. Periodontitis evresi dental implantların ogmentasyon ihtiyacını doğrudan etkilememektedir. Anatomik oluşumlara yakınlık, bukkal kemik kalınlığı, vertikal kemik yüksekliği ve diş tipi gibi faktörlerin ogmentasyon ihtiyacını artırdığı ve cerrahiyi zorlaştırdığı sonucuna varılmıştır. Dar ve/veya kısa implant kullanımı daha az invaziv girişimlerle implant cerrahisini mümkün kılmaktadır.

AugmentasyonDental implantasyonDental implantlar+4
Seray Akıncı
Baskent University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellitus ve kronik periodontitisli bireylerde dişeti oluğu sıvısı ve dişeti bağ dokusu interlökin-8 düzeyinin belirlenmesi

ÖZET Kronik periodontitis dişin destek dokularında enflamasyona, ataçman kaybına ve kemik kaybına neden olan esas olarak anaerobik Gram-negatif oral enfeksiyondur. Kronik periodontitis, tip 1 ve tip 2 DM'nin uzun dönem komplikasyonlarından biri olarak kabul edilmektedir. PMN kemotaksisindeki veya fonksiyonlarındaki bozuklukların diabetli hastalarda periodontal hastalık şiddetini etkileyebileceği bildirilmiştir. IL-8 nötrofil kemotaksisinde rol oynayarak bölgede bulunan plak bakterilerinin yıkıcı etkilerinin durdurulmasında ya da sınırlı kalmasında önemli rol üstlenmektedir. Bu nedenle çalışmamızın amacı tip 2 DM hastası olan ve kronik periodontitis tanısı konulan bireylerde, dişeti bağ dokusu ve dişeti oluğu sıvısında (DOS) IL-8 seviyelerinin belirlenmesi, bu değerlerin sistemik açıdan sağlıklı kronik periodontitisli bireylerle ve sistemik açıdan sağlıklı bireylerle karşılaştırılması ve gruplar arasındaki farklılıkların belirlenmesidir. Tip 2 DM ve kronik periodontitis tanısı konulmuş olan 15 birey (DM), sistemik açıdan sağlıklı kronik periodontitis tanısı konulan 15 birey (KP), sistemik ve periodontal açıdan sağlıklı 34 birey (Kontrol DOS N=24, Kontrol Doku N=10) çalışmaya dahil edildi. Periodontal ölçümler ağızda mevcut tüm dişlerin 6 yüzeyinde yapılarak anterior dişlerde örneklemeler için cep derinliği (CD) >5mm, gingival indeksi (Gl) >1 olan dört farklı bölge seçildi. Tedavi öncesinde yapılan DOS ve dişeti dokusu örneklemeleri tedavi sonrasında tekrarlandı. DOS içeriğindeki IL-8 konsantrasyonu, IL-8 total miktarı ELISA yöntemi ile belirlendi. Dişeti örneklerinde enflamatuar hücre değerleri hematoksilen-eozin boyaması ile, dokudaki IL-8 hücre boyanma değerleri ise immünohistokimyasal boyama ile değerlendirildi. DOS IL-8 düzeylerine bakıldığında tedavi öncesinde DM ve KP grupları arasında IL-8 total miktarı ve IL-8 konsantrasyonu açısından anlamlı bir fark izlenmedi. Kontrol grubunda DOS hacmi değerinin KP ve DM grubuna göre anlamlı derecede düşük, IL-8 konsantrasyonunun ise anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. IL-8 total miktarları arasında anlamlı bir fark izlenmedi. Tedavi sonrasında KP ve DM gruplarında DOS IL-8 parametrelerinde düşüş izlenirken KP grubunda IL-8 total mmiktarındaki azalma, DM grubunda DOS hacmindeki azalma istatistiksel olarak anlamlı bulundu. DM ve KP grupları karşılaştırıldığında DOS parametrelerine ilişkin anlamlı bir fark saptanmadı. Tedavi öncesinde ve tedavi sonrasında DM ve KP grupları arasında dişeti dokusu enflamatuar hücre değerleri ve IL-8 pozitif boyanan hücre değerleri açısından anlamlı bir fark görülmedi. Tedavi öncesinde plazma hücre değeri ile lökosit hücre değerinin DM ile karşılaştırıldığında kontrol grubunda anlamlı derecede yüksek olduğu görüldü. Tedavi sonrasında plazma hücre değerinin ve lökosit hücre değerinin DM grubu ile karşılaştırıldığında, lökosit hücre değerinin de KP grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı. Tedavi sonrasında DM ve KP gruplarında IL-8 pozitif boyanan mononükleer enflamatuar hücre değeri ve epitel hücre değerindeki azalmaların istatistiksel olarak anlamlı oldukları görüldü. Çalışmamızda tedavi sonrasında DOS'da izlenen sitokin seviyesindeki belirgin azalma periodontal hastalık ile sitokin üretimi arasındaki ilişkiyi gösterir niteliktedir.Araştırmamızın sonuçlarına dayanarak, IL-8'in sağlıklı dokulardaki ve periodontal hastalık gelişimindeki rolünün daha iyi anlaşılabilmesi için DOS sitokin düzeylerinin, doku IL-8 düzeylerinin, IL-8 reseptörlerinin, IL-8 üretimi için uyarı oluşturan etmenlerin beraber değerlendirildiği daha ileri düzeyde çalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: lnterlökin-8, diabetes mellitus, periodontitis, dişeti oluğu sıvısı, histopatoloji. IV

Bahar Füsun Oduncuoğlu
Baskent University · Institute of Health Sciences
2005
00
DoctorateOpen AccessTR

Kemik defektlerinde ABM/P-15 ile lokal alendronatın kombine kullanımının histopatolojik olarak incelenmesi

ÖZETPeriodontitis ve periimplantitis sonucu diş ve dental implantların etrafındakikemik dokusunda yıkım olmakta ve bu yıkım ile doğru orantılı olarak diş veya dentalimplantlarda kayıplar söz konusu olmaktadır. Klasik tedavilerle hastalığın ilerlemesinidurdurmak söz konusu olsa da kayıp dokuların yeniden kazandırılması için rejeneratiftedaviler uygulanmaktadır. Rejeneratif tedavilerde rutin olarak kullanılan kemikgreftleri ile başarılı sonuçlar elde edilse de etkilerini artırmak amaçlı kombinetedavilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada kemik greftinin başarısını artırmakamaçlı lokal olarak bifosfonat grubu ilaçlardan biri olan alendronat sodyumkullanılmıştır. Bifosfonatlar kemik metabolizmasını etkileyerek kemik yıkımınıönlemekte ve birçok hastalığın tedavisinde sistemik olarak kullanılmaktadır. Buçalışma, alendronat sodyumun, lokal olarak greftle beraber kullanımının kemikoluşumuna ve inflamasyona olan etkisinin incelenmesi için planlamıştır. Bu amaçla30 adet ratta, 3 mm çaplı deneysel kemik defektleri oluşturulmuş ve sağmandibuladaki defekt bölgesine alendronat emdirilmiş ABM/P-15 kemik grefti, solmandibuladaki defekt bölgesine ise sadece salinle nemlendirilmiş ABM/P-15 kemikgrefti yerleştirilmiştir. Ratlar, işlemden sonraki 2., 4. ve 6. haftalarda sakrifiyeedilmiştir. Örneklerden elde edilen kesitler, hematoksilen ve eozin ile boyanarakiltihabi hücre infiltrasyonu, osteoklast ve osteoblast yoğunluğu açısındandeğerlendirilmiştir. Ayrıca immunohistokimyasal çalışma ile iltihabi hücreler,osteoblastlar ve epitel hücreleri cox-2 boyanması açısından incelenmiştir.Sonuçlarda, kemik grefti ile beraber lokal uygulanan alendronat sodyumun osteoklastsayısını artırdığı, osteoblast sayısını azalttığı ve cox-2 ekspresyonunu baskıladığıgözlenmiştir.Anahtar kelimeler: Alendronat, ABM/P-15, siklooksijenaz-2

Ceren Alikaya
Baskent University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Kronik periodontitis ile serum C-reaktif protein (CRP) düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Latif Kıvanç Savaşan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Miller sınıf I ve II defektlerin tedavisinde trombositten zengin plazma ve koronale konumlandırılmış flep tekniklerin etkinliklerinin değerlendirilmesi

Otojen büyüme faktörleri içeren Trombositten Zengin Plazma (TZP), yumuşak dokuiyileşmesini hızlandırdığı düşünülen bir materyaldir. Bu çalışmanın amacı, dişetiçekilmelerinin tedavisinde koronale pozisyone flep (KPF)+TZP kombine tekniğininetkinliğini klinik olarak değerlendirmek ve sonuçlarını sadece KPF uygulanan gruplakarşılaştırmaktır. Çalışmaya çift taraflı Miller Sınıf I veya II dişeti çekilmelere sahip,sistemik olarak sağlıklı 17 birey dahil edilmiştir. Öncelikle, yapışık dişetinin yetersizolduğu Miller II çekilmelere serbest dişeti grefti uygulanarak yapışık dişetininarttırılması amaçlanmıştır. Üç ay sonra, bölgeler rastgele KPF veya KPF+TZPgruplarına ayrılmıştır. Operasyon öncesi, 1., 3. ve 6. aylarda klinik parametrelerkaydedilmiştir. Ondördüncü günde yara iyileşme indeksi değerlendirilmiştir. Her ikigrupta da cep derinliği, çekilme derinliği, klinik ataşman seviyesinde başlangıca görepozitif yönde gelişme olmuştur. Keratinize dişeti genişliği kontrol grubundadeğişmezken; test grubunda anlamlı şekilde artmıştır. Ondördüncü günde yaraiyileşmesinin test grubunda daha iyi olduğu ve postoperatif komplikasyonların daha azolduğu kaydedilmiştir. Bu randomize kontrollü klinik çalışmanın sonuçlarına göreMiller Sınıf I dişeti çekilmelerinin tedavisinde, yara iyileşmesini hızlandırmada ve dahabaşarılı klinik sonuçlar elde etmede TZP; KPF tekniğine ilave katkılar sağlayabilir.Anahtar Sözcükler: Dişeti çekilmesi, koronale pozisyone flep, TZP, yara iyileşmesi

Seda Ünal
Baskent University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dikiş materyallerinin gingivada oluşturduğu doku reaksiyonunun değerlendirilmesi

Başarılı bir oral cerrahinin en önemli bileşeni yara kenarlarının temiz, sağlıklı ve dayanıklı olarak birleştirilmesidir. Bu amaçla birçok farklı dikiş materyali kullanılmaktadır. Vücut içerisine yerleştirilen diğer sentetik implantlar gibi sütürler de mikroorganizmaların yapışması ve kolonizasyonu için son derece uygun odaklardır. Sütür materyali yerleştirildikten sonra yüzeyi hızla fibrinojen, fibronektin, kollajen gibi substratlarla kaplanır. Bu substratlar mikrobiyal tutunma için adezin olarak görev görürler. Böylelikle yara yüzeyi kontamine olur ve enfeksiyona neden olabilir. Yara bölgelerinin enfeksiyonu iltihabi prosesi uzatır ve iyileşme sürecini geciktirir. Dikiş materyallerine karşı gelişen doku reaksiyonu iyileşme açısından birçok materyalin arasından en iyisini seçmede göz önünde bulundurulması gereken önemli bir faktördür.Bu çalışmanın amacı, farklı yapısal ve antibakteriyel etki gösteren sütür materyallerinin oral mukozada oluşturduğu doku reaksiyonunun incelenmesidir. Çalışmamıza, periodontal destek doku kaybı veya protetik nedenlerle en az dört komşu dişine çekim veya kron boyu uzatması endikasyonu koyulan 15 birey dâhil edildi. Hastaların yaş ortalaması 56,3±15,64 idi. Dişlerin interdental bölgelerine her biri farklı özellikte olan toplam 3 sütür atıldı; poliglaktin 910 (vicryl), triklosanla kaplı poliglaktin 910 (vicryl plus), poliglekapron 25 (monocryl). İşlem sırasında ve 7. günde doku genişliği ve sütür gevşekliği ölçümleri kaydedildi. Bir hafta sonra dikişler doku içerisindeyken 3x3mm boyutunda örnekler alınarak %10 tamponlanmış formaldehite konuldu. Histopatolojik olarak enflamasyon alanı ve enflamatuar hücre yoğunluğu değerlendirildi. 7. günde klinik ölçümlerin sonucunda kayganlık kapasitesinde istatistik olarak materyaller arasında fark bulunmadı. Düğüm güvenliği açısından monocryl, diğer ipliklere göre anlamlı derecede kötü bulundu. Histopatolojik değerlendirmelerde vicryl plus dikiş materyalinin enflamatuar cevap açısından monocryle benzer sonuç verdiği ve oluşturduğu doku reaksiyonu açısından vicryle göre daha üstün olduğu bulunmuştur.

Antienfektif ajanlarCerrahi-oralGingiva+5
Deniz Nergiz Ergin
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Sigara içen kronik periodontitisli bireylerde dişeti oluğu sıvısında total antioksidan seviyelerinin belirlenmesi

Periodontitis patojenik bakteriler ve konağın enfeksiyona verdiği cevaparasındaki kompleks etkileşim sonucunda dişi destekleyen alveoler kemik vebağdokusunda yıkımın oluştuğu enflamatuar bir hastalıktır. Kronik periodontitispolimorfonükleer lökositler tarafından oksijen radikali ve nötrofil elastaz gibiproteolitik enzimlerin aşırı salımının olduğu hiperenflamasyonla karakterizedir.Enflamatuar ortamda, nötrofiller tarafından reaktif oksijen türlerinin üretimikonağı koruyucu bir role sahiptir, ancak aşırı üretimleri veya ortamdanuzaklaştırılamamaları ekstraselüler matriks komponentlerinin ve bağdokusununyıkımına neden olabilmektedir. Oksidadif stres hücrede serbest radikaller veantioksidan savunması arasındaki dengenin oksidadif stres lehine bozulmasıdır.Oksidadif stres romatoid artirit, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, AIDS,aterosklerozis ve periodontitis gibi birçok hastalığın patogenezinde etkilidir.Periodontal hastalık risk faktörleri arasında sigara kullanımı vardır. Sigaradumanındaki serbest radikallerin direkt etkileri, sigara kullanımı ile indüklenenenflamatuar cevap ve sistemik endojen antioksidan kapasitesinde oluşan hasaroksidadif strese yol açar.Bu tez çalışmasının amacı, sigara kullanan ve kullanmayan kronikperiodontitis tanısı koyulan bireylerin dişeti oluğu sıvısında cerrahi olmayanmekanik periodontal tedavi öncesi ve sonrası total antioksidan kapasitesinin(TAOK) belirlenmesi, bulunan değerlerin periodontal açıdan sağlıklı sigarakullanan ve kullanmayan bireylerle karşılaştırılması ve bireylerin tükettikleribesinlerin dişeti oluğu sıvısı (DOS) TAOK üzerine olası etkilerininaraştırılmasıdır.Sistemik açıdan sağlıklı kronik periodontitis tanısı koyulmuş sigarakullanan 18 birey (S-KP), sigara kullanmayan 16 birey (KP) ve periodontalaçıdan sağlıklı sigara kullanan 14 birey (SS) ve sigara kullanmayan 17 birey (S)çalışmaya dahil edildi. Sondalanan cep derinliği (CD), gingival indeks (Gİ), plakindeksi (Pİ), dişeti çekilmesi (DÇ), klinik ataşman kaybı (KAK) ölçümleri ağızdamevcut olan tüm dişlerin 6 yüzeyinden yapıldı. S-KP ve KP gruplarındaKAK?5mm, CD?5 mm ve Gİ>1 olan altı farklı tek köklü dişten DOS örneklerialındı. SS ve S gruplarında ise üst anterior bölgede 6 tek köklü dişten DOSörnekleri alındı. Tedavi öncesi yapılan periodontal ölçümler ve DOSörneklemeleri KP gruplarında tedavi sonrasında tekrarlandı. DOS içeriğindekiTAOK seviyesi ImAnOx kit kullanılarak belirlendi.DOS TAOK 30 sn değerleri için gruplararasında ve tedavi öncesi vesonrasında farklılık gözlenmedi. DOS TAOK değerlerinde ise tedavi öncesiTAOK seviyesi kontrol gruplarında, periodontitisli gruba göre önemli derecedeyüksekti. Tedavi sonrası S-KP ve KP gruplarında DOS TAOK seviyesinin tedaviöncesi değerlerine göre anlamlı derecede yükseldiği fakat kontrol grubununDOS TAOK değerlerine ulaşamadığı saptandı.Çalışmaya dahil edilen tüm bireylerin enerji ve besin öğeleri sigaratüketim durumuna göre değerlendirildiğinde hiç sigara içmemiş bireylerin Avitamini tüketimi hafif içicilere göre düşük bulundu. Karoten, folik asit, serbestfolik asit, K ve C vitamini değerleri hafif içici grubunda tüm diğerlerine göreanlamlı miktarda yüksek bulundu.Tüm gruplarda KAK miktarı ve E vitamini tüketimi arasında negatifkorelasyon belirlendi (p<0.05). Sigara içmeyen gruplarda tedavi öncesinde DOSTAOK ve Gİ arasında negatif bir bağıntı izlendi, tedavi sonrasında aynı ilişki SKPgrubunda da görüldü.Çalışmamızda periodontal tedavi sonrası DOS TAOK'nde izlenen artışperiodontal hastalık ile oksidadif stres arasındaki ilişkiyi desteklemektedir. S-KPgrubunda KP grubuna göre ve SS grubunda S grubuna göre DOS TAOK'ninistatistiksel olarak anlamlı olmayan yüksek seviyesi konak savunmasınınsigaradan kaynaklanan egzojen ROT'a verdiği savunma yanıtı olabilir.Anahtar Kelimeler: Reaktif Oksijen türleri, antioksidan, kronik periodontitis,sigara, dişeti oluğu sıvısı

AntioksidanlarDiş hastalıklarıGingival oluk sıvı+2
Nadirye Karabulut
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Tip II diyabeti olan kronik periodontitisli hastaların dişeti dokusunda ve dişeti oluğu sıvısındaki nitrik oksit seviyelerinin incelenmesi

Periodontal hastalık, dişin etrafında biriken plak akümülasyonu iledişetinin ve çevresindeki bağ dokunun bakterilere karşı olan inflamatuarcevabını anlatan genel bir tanımlamadır. Periodontitis insanlarda en sık görülen,dişi destekleyen dokuları etkileyen yıkıcı inflamatuar bir hastalıktır. Periodontalhastalık, artmış dişeti inflamasyonu, derin periodontal cepler, klinik ataçman vekemik kaybı ile karekterize olan ve diabetes mellitusun (DM) en sık karşılaşılankomplikasyonlarından biridir. Nitrik oksit (NO) çeşitli biyolojik fonksiyonlarayasahip bir serbest radikaldir. NO, nötrofil adezyonunu inhibe eder, tümörnekrotizan faktör alfa'nın (TNF-?) salımını uyarır. NO, nitrik oksit sentetaz(NOS) tarafından L-arginine'nin oksidatif deaminasyonu yoluyla üretilir. NO'nunindüklenebilir formu olan iNOS, bakteri ve lipopolisakkarit (LPS) gibi bakteriürünlerine karşı inflamatuar hücrelerden cevap olarak, hızlı ve devamlı olaraksalınır. Bu nedenle, bu çalışmanın amacı, kronik periodontitisli tip II diyabetilihastaların dişeti dokusu ve dişeti oluğu sıvısında (DOS) NO miktarınınincelenmesidir. DOS ve doku örnekleri, hem diyabeti hem de kronikperiodontitisi olan hastalardan (Grup I, n=20), yalnız kronik periodontitisi olanhastalardan (Grup II, n=20), yalnız tip II diyabeti olan hastalardan (grup III,n=20) ve sağlıklı bireylerden (Grup IV, n=20) toplanmıştır. Her dişin altıyüzeyinden, tüm ağız periodontal parametreleri kaydedilmiştir. DOS'daki NOtotal miktarı ve NO kosantrasyonunu belirleyebilmek için Griess reaksiyonukullanılmıştır. Dokulardaki inflamasyonun derecesi, iNOS pozitif boyanan hücremiktarı ve boyanmanın yoğunluğunu belirleyebilmek için immünohistokimyasalboyama yapılmıştır. iNOS pozitif boyanan hücre miktarı grup I, II ve III'te kontrolgrubuna göre daha yüksektir ve grup I `de grup II'ye oranla daha yüksek orandaiNOS pozitif boyanan hücre mevcuttur. DOS NO konsantrasyonu grup I, II veIII'te kontrol grubuna göre daha yüksektir. Ancak, DOS NO konsantrasyonugrup II'de grup I'e göre daha yüksektir. Bu çalışma ile görmekteyiz ki diabetesmellitus ve periodontal patogenez süreci, NO üretimi üzerinde sinerjistik etkigösterebilmektedir. Araştırmamızın sonuçlarına dayanarak, NO'in sağlıklıdokularda ve periodontal hastalık gelişimindeki rolünün daha iyi anlaşabilmesiiçin DOS NO düzeyinin, dişeti dokusunda NO düzeylerinin ve NO üretimi içinuyarı oluşturan etmenlerin beraber değerlendirildiği daha ileri düzeydeçalışmalara ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz.Anahtar kelimeler: Nitrik oksit, diabetes mellitus, periodontitis, dişeti oluğusıvısı, histopatoloji.

Diabetes mellitus-tip 2Diş hastalıklarıGingiva+5
Zeynep Pan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatoid artrit ve kronik periodontitis hastalarında proenflamatuar (TNF-?, IL-1ß) ve antienflamatuar (IL-10, IL-4) sitokin düzeylerinin incelenmesi

Periodontitis periodontal ligament ve alveoler kemik kaybından sorumlu kronik enflamatuar bir hastalıktır ve diş kaybının ana sebeplerinden biridir. Romatoid artrit (RA) ise eklem dokularında yıkımla sonuçlanan sinoviyal enflamasyonla karakterize kronik enflamatuar bir hastalıktır. Kronik periodontitis (KP), koroner arter hastalığı, osteoporoz ve düşük doğum ağırlığı gibi çeşitli medikal problemlerle ilişkilidir. Çoğu durumda belirgin ortak hastalık mekanizması bulunmazken, C reaktif protein gibi bazı ortak ve potansiyel patojenik ilişkiler saptanmıştır. Diğer yandan, kronik periodontitis ve romatoid artrit, klinik özelliklerin yanında, patofizyolojik, epidemiyolijik ve teropatik özellikleri de paylaşan paralel hastalık süreçleridir. Periodontitiste kemik ve bağ doku yıkımıyla, RA'da sinoviyal eklemdeki yıkım, doku yapım ve yıkımındaki dengenin bozulması sonucu gelişen artmış doku yıkımına bağlıdır. Sitokinler bu sürecin düzenlenmesine katılırlar. Her iki hastalıkta da pro-enflamatuar sitokinler; tümor nekrotizan faktör-alfa (TNF-?) ve interlökin-1 beta (IL-1ß) kemik yıkımını düzenlerler. Buna ilave olarak, RA'lı eklemlerde kronik sinovitis sırasında enflamasyonun başlaması ve ilerlemesinde anti-enflamatuar sitokinlerin bulunmaması rol oynar. Pro-enflamatuar ve anti-enflamatuar sitokinler arasındaki denge, hem RA hem de KP'nin immunopatolojisinin belirlenmesinde çok önemlidir.Bu nedenle, bu çalışmanın amacı KP ve RA hastalarında dişeti oluğu sıvısı (DOS)'nda ve serumda pro-enflamatuar (IL-1ß and TNF-?) ve anti-enflamatuar sitokin (IL-4 and IL-10) seviyelerinin incelenmesidir. Ayrıca, klinik parametreler ve sitokinler arasındaki korelasyonlar ve pro-enflamatuar/anti-enflamatuar sitokin oranları da değerlendirilmiştir. 17 RA, 16KP ve 16 kontrolden oluşan 49 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm ağız klinik parametreler; sondalama derinliği (SD), gingival indeks (GI), plak indeksi (PI), dişeti çekilmesi (DÇ) ve klinik ataşman kaybı (KAK), tüm dişlerin altı bölgesinden yapıldı. DOS örnekleri, hastaların maksiller ön altı bölgesinden alındı ve IL-1ß, TNF-?, IL-4 and IL-10 için analizleri ELISA (enzyme-linkedvimmunosorbent assay) yöntemi ile yapıldı. Tüm hastalardan 5 cc kan örneği alındı ve santrifüj edilerek serum örnekleri elde edildi. Serum örneklerinin analizi, IL-1ß ve IL-10 için ELISA yöntemi ile yapıldı. Kontrol grubunda, RA ve KP gruplarına göre daha düşük IL-1ß ve IL-4 DOS total miktarları saptanmıştır. Ayrıca kontrol grubunda diğer gruplara kıyasla, daha yüksek IL-10 DOS konsantrasyonu olduğu görülmüştür. TNF-?'nın DOS total miktarı RA grubunda diğer gruplara oranla daha düşük bulunmuştur. IL-1ß'nın serum konsantrasyon ve total miktarı RA grubunda fazlayken IL-10'un serum konsantrasyonu gruplar arası farklılık göstermemiştir. Pro-enflamatuar (IL-1ß+TNF-?)/anti-enflamatuar (IL-4+IL-10) sitokinlerin DOS değerleri oranı gruplararasında farklı bulunmazken, kontrol grubunda IL-1ß/ IL-10 DOS değerleri oranı diğer gruplardan daha düşüktür. Ancak, en düşük IL-1ß/ IL-10 serum konsantrasyonu RA grubunda saptanmıştır. IL-1ß/ IL-4 ile TNF-?/ IL-10 DOS konsantrasyonu oranı üç grup arasında farklılık göstermemiştir. KP grubunda TNF-?/IL-4 DOS oranı diğer gruplarla karşılaştırıldığında daha düşük bulunmuştur. RA grubunda, tüm ağız plak indeksi ve IL-4 DOS konsantrasyon ve total miktarı arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Ayrıca Pro-enflamatuar (IL-1ß+TNF-?)/anti-enflamatuar (IL-4+IL-10) sitokinlerin DOS değerleri oranı ile plak indexinin pozitif yönde korele oldukları gözlenmiştir. KP grubunda, sondalama derinliği ile IL-4 DOS konsantrasyonları arasında negatif koralasyon bulunmuştur. Pro-enflamatuar anti-enflamatuar sitokinlerin arasındaki dengenin bozulması her iki hastalıkta önemli rol oynamaktadır. Gelecek çalışmalarda, hem KP hem RA hastalarında periodontal lezyonların farklı seviyelerinde moleküler ve hücresel düzeyde pro-enflamatuar anti-enflamatuar sitokinlerin ilişki mekanizmasının incelenmesi amaçlanmalıdır.Anahtar Kelimeler: Kronik periodontitis, romatoid artrit, interlökin-1beta, tümör nekrotizan faktör-alfa, interlökin-4, interlökin-10, dişeti oluğu sıvısı.

Burcu Çetinkaya
Baskent University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda farklı oral hijyen eğitim tekniklerinin etkinliğinin karşılaştırılması

DEHB önemli fonksiyonel yetersizlikle sonuçlanabilen, yaygın dikkatsizlik ve/veya hiperaktivite-dürtüsellik ile karakterize nörolojik davranışsal bir bozukluktur. Bu durum çocukluk döneminin en yaygın davranışsal bozukluğudur ve üzerinde en çok çalışma yapılan bozukluktur ancak halen bu konu üzerinde fikir ayrılıkları mevcuttur. DEHB çocuklarda en fazla araştırılan davranışsal-duygusal hastalık tablosu olmasına rağmen dental durumu nasıl etkilediğiyle ilgili çalışmaların sayısı azdır ve bulunan sonuçların değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmanın amacı DEHB bulunan çocukların, DEHB bulunmayan kontrol grubundaki çocuklarla dişeti sağlığının karşılaştırılması ve davranışsal-motivasyonel yaklaşımların iyi oral hijyen sağlanmasındaki etkinliğini karşılaştırmaktır. DEHB tanısı konmuş ve ilaç tedavisi başlanmış 22 çocuk ve 22 sağlıklı kontrol çalışmaya dahil edilmiştir. Her grup kullanılan oral hijyen metoduna göre ayrılmıştır. DEHB test ve kontrol grubunun Pİ ve Gİ ortalamaları, sağlıklı test ve sağlıklı kontrol grubundan istatistiksel olarak farklı değildir. Birinci hafta ve 1. Ay süresince her grupta bütün parametrelerde önemli oranda azalma görülmüştür. DEHB grubunda klinik parametrelerde gelişme daha iyi bulunmuştur. DEHB grubunda 3.ayda Gİ ve Pİ çalışma başlangıcındaki değerlere dönme eğilimindedir. Bireylerin öz bakımları ile hastalıkların tedavisi hedeflendiğinde, hastanın davranışlarının iyileştirilmesi için etkili yöntemlerin belirlenmesi gereklidir. Davranış değişimlerini başlatmak, DEHB bulunan çocuklarda ağız hastalıklarından korunmaya ve bu hastalıkların tedavisine yardım etmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Oral Hijyen, Çocuk, Dikkat Eksikliği Bozukluğu, Oral Sağlık.

GingivaGingival hastalıklarHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+2
Cem Türkyılmaz
Baskent University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Amorf kalsiyum fosfat içerikli verniğin dentin hassasiyeti üzerine etkinliğinin değerlendirilmesi

Dentin hassasiyeti, popülasyonun büyük bölümünü etkileyen önemli bir klinik sorundur. Başka bir defekt ya da hastalık olmayan dişte termal, dokunma, ozmotik veya kimyasal ajanlara cevaben açık dentin yüzeyinde oluşan kısa süreli ve keskin ağrı olarak belirti vermektedir. Dentin yüzeyinin açığa çıkması atrizyon, erozyon, abrazyon lezyonlarıyla ya da hatalı diş fırçalama sonucu ortaya çıkan dişeti çekilmesi ortama açılabilir. Hastalar yeme, içme, diş fırçalama ve solunum sırasında dentin hassasiyeti nedeniyle rahatsızlık duyarlar. Klinik muayeneler sonucunda dentin hassasiyetinin prevalansının %4-74 arasında değiştiği görülmüştür. Dentin hassasiyetinin mekanizmasını açıklayabilmek için önerilen teoriler arasında en çok kabul göreni hidrodinamik teoridir. Bu teoriye göre dentin tübüllerinin içindeki sıvının hareketi sonucunda diş yapısında dentin içinde ve pulpa dokusunda bulunan duyusal sinirler aktive olurlar. Dentin hassasiyetinin tedavi yöntemlerinden biri açığa çıkmış dentin tübüllerinin tıkanmasıdır. Bu işlem için çeşitli materyal ve yöntemler kullanılabilir. Bizim çalışmamızda dentin tübüllerini tıkayarak dentin hassasiyetini tedavi etmek için dört farklı malzeme kullanılmıştır. Bu çalışmanın amacı dentin hassasiyeti tedavisinde kullanılan amorf kalsiyum fosfat içerikli ajanın etkinliğinin karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesidir. Altı erkek ve ondört kadın hasta bu çalışmaya dahil edilmiştir. Toplam 100 diş ve 20 hasta çalışılmıştır. Hassasiyeti olan dişler rastgele beş gruba ayrılmıştır. Bu gruplardaki dişlere sırasıyla Gluma hassasiyet giderici (Gluteraldehit), Fluor Protector (%0,1 flor), Enamel Pro vernik (amorf kalsiyum fosfat ve %5 flor), Bisblock (oksalik asit) uygulanmış ve beşinci diş kontrol olarak belirlenmiş.viKlinik parametrelere ait ölçümler, sondalama derinliği (SD), gingival indeks (GI), plak indeksi (PI), dişeti çekilmesi (REC), tüm dişlerin altı bölgesinden yapıldı. Çalışmamızda hastaların değişik uyaranlara verdiği cevabı ölçmek için görsel ağrı skalası kullanıldı (VAS). Tedaviden önce ve tedaviden hemen sonra, birinci, dördüncü ve onaltıncı haftalarda ağrı skalası ölçümleri kaydedildi. Çalışmamızın sonucuna göre test edilen tüm materyaller dentin hassasiyetinin tedavisinde etkili olmuştur. En başarılı sonuçlar Gluma ve Bisblock ile elde edilirken, Enamel Pro ve Fluor Protector orta seviyede etki göstermiştir. Çalışma boyunca kullanılan materyallerin hiçbirinden kaynaklanan bir komplikasyon kaydedilmedi. Tarama elektron mikroskobisi ile yapılan incelemelerde dentin tübüllerinin Gluma ve BisBlock gruplarında kısmen veya tamamen kapandığı, Bisblock örneklerinde oksalat kristallerinin tübül içerisine kadar ilerlediği gözlendi. Fluor Protector grubunda yüzeyel olarak tübül ağızlarının daraldığı veya tıkandığı bulgulanırken Enamel Pro örneklerinde dentin parçalarının tükürük içerisinde saklanmaması nedeniyle, bu durum son derece sınırlı seviyede idi. Sonuç olarak Enamel Pro vernik Gluma veya BisBlock kadar olmasa da dentin duyarlılığının giderilmesinde kullanılabilecek bir ajandır. Anahtar kelimeler: Dentin hassasiyeti, amorf kalsiyum fosfat, tarama elektron mikroskobu

AmorfDental materyallerDentin+4
Yasin Bozok
Baskent University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Serbest dişeti grefti verici bölge iyileşmesi üzerine kitosan filmin etkinliğinin değerlendirilmesi

Keratinize dişeti miktarını arttırmak ve kök yüzeyini kapatmak içinuygulanan periodontal plastik cerrahiler için en çok tercih edilen verici bölgepalatinal mukozadır. SDG operasyonlarından sonra rapor edilenkomplikasyonlar genellikle verici bölge ile ilgilidir. Yumuşak doku greftininçıkarılması, verici bölgede aşırı kanama, kemik ekspozu, sürekli ağrı ve/veyarahatsızlık hissi veya infeksiyon ile sonuçlanabilir. Bu çalışmada, serbest dişetigrefti alındıktan sonra , verici bölgeye yerleştirilen kitosan filmin hemostaz, yaraiyileşmesi ve ağrı kontrolündeki etkinliği değerlendirildi. Cerrahi sonrası vericibölgedeki kanama durumuna göre iki grup oluşturuldu ve hastalara kitosan filmya da basınçlı steril gazlı bez uygulandı. 26 palatinal verici bölgede, cerrahisırasında hemostaz ve devamındaki 21 günde iyileşme ve komplikasyonlardeğerlendirildi. 7. günde ağrı, kanama ve kullanılan analjezik tablet miktarı gibisubjektif bulgular kaydedildi. Test ve kontrol gruplarında iyileşmeninkomplikasyonsuz gerçekleştiği, gruplar arasında ağrı miktarı ve analjezikkullanımı açısından fark olmadığı gözlendi. Ortalama yara alanı ve epitelyalmarjinler arasındaki mesafe test ve kontrol gruplarında zamanla belirginbiçimde azaldı. Yara bölgesindeki azalma en belirgin 14. günde gözlendi.Kitosanın yara iyileşmesinde olumsuz bir etkisi gözlenmedi. Ancak., kitosanfilmin palatinal verici bölgede yara iyileşmesine katkılarını ve hemostatiközelliğini değerlendirmek için daha ileri tekniklerin kullanıldığı çalışmalaraihtiyaç vardır.Anahtar kelimeler : kitosan,serbest dişeti grefti, yara iyileşmesi

Cerrahi-oralGingivaKitosan+2
Esma Nida Özbek
Baskent University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Stendcad ötede cerrahi kılavuz sisteminin uygulanabilirliği ve planlanan implant konumlarıyla operasyon sonrası pozisyonun karşılaştırılması

Cerrahi öncesi tedavi planlaması cone beam bilgisayarlı tomografi (CBCT) sayesinde elde edilen 3 boyutlu görüntüler üzerinde yapılabilir, çene kemiklerine sanal implantlar özel yazılımlar sayesinde yerleştirilebilir. Planlanan implant konumlarının cerrahi işlem sırasında hasta ağzına aktarılmasında stereolitografik cerrahi rehber plaklar kullanılır. Bu çalışmanın amacı yeni geliştirilen StentCad Ötede cerrahi rehber plak sisteminin yapılan laboratuvar çalışmasında hasta ağzında kullanılabilir hale getirilmesi ve elde edilen bilgiler ışığında üretilen cerrahi rehber plaklar kullanılarak implant yerleştirilebilmesi, yerleştirilen implantların planlanan implant konumları ve açıları ile karşılaştırılarak sapmaların belirlenmesidir. Çalışmamız laboratuvar ve klinik olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Laboratuvar aşamasında %10 baryum sülfat içerikli rezin modeller hazırlandı, modellerden CBCT görüntüsü elde edildi, 3 boyutlu implant planlamaları yapıldı ve StentCad Ötede sistemi kullanılarak toplam 50 adet implant yuvası hazırlandı. Modeller 3 boyutlu lazer tarayıcı ile tarandı, planlanan ve yerleştirilen implant pozisyonları çakıştırılarak açısal, koronal, apikal ve vertikal sapma değerleri hesaplandı. Klinik aşamaya sistemik olarak sağlıklı 9 hasta dahil edildi, hastalardan CBCT görüntüleri elde dildi ve 3 boyutlu implant tedavi planlamaları yapıldı, StentCad Ötede sistemi kullanılarak toplam 24 adet implant yerleştirildi. Cerrahi işlem sonrası hastalardan alınan kontrol CBCT'si ile cerrahi işlem öncesi alınan CBCT çakıştırılarak sapmalar hesaplandı. Laboratuvar aşamasında ortalama açısal, apikal, koronal ve vertikal sapma değerleri sırasıyla 1.5°, 0.24 mm, 0,19mm ve 0.04 mm bulundu. Çalışmamızın klinik aşaması sonucu hesaplanan açısal, koronal ve apikal sapma değerleri sırasıyla 3.09°, 1.45 mm ve 1.15 mm bulundu. Bu çalışmanın sonuçlarına göre StentCad Ötede sisteminin geleneksel stereolitografik cerrahi rehber sistemlere göre avantajlıdır, klinik etkinliğinin değerlendirilebilmesi için daha fazla sayıda implantın değerlendirildiği çalışmalara ihtiyaç vardır.

Cerrahi tedaviCerrahi-oralDental implantasyon+4
Helin Kara
Baskent University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Peri-implant kemik defektlerinin tedavisinde trombositten zengin fibrin kullanımı

Dental implantların son yıllarda artan başarı oranlarıyla diş eksikliklerinin giderilmesi için rutin bir tedavi haline gelmiştir. Ancak bu durum implant komplikasyonlarıyla karşılaşma sıklığımızı da arttırmaktadır.Peri-implant kemik kayıpları yetersiz cerrahi teknik, osseointegrasyon kaybı, erken yükleme, biyomekanik aşırı yükleme, peri-implant enfeksiyon gibi erken ve geç dönemde görülen birçok faktöre bağlıdır. İmplantların fonksiyona gelmesinden sonra oluşan kemik kayıplarında en önemli etyolojik faktörler peri-implant enfeksiyon ve biyomekanik aşırı yüklemedir. Bu komplikasyonların erken tespit edilmesi ve tedavisi implant başarısında önemlidir.Peri-implant kemik kayıplarının tedavisinde lezyonun şiddetine göre farklı protokoller önerilmiştir. Bu tedavi protokolleri cerrahi olmayan periodontal tedavi, lokal veya sistemik antimikrobiyal uygulamaları, flep cerrahisi, rezektif flep cerrahisi ve implantoplasti, bariyer membranlar ve kemik greftlerinin kullanıldığı rejeneratif yöntemleri de kapsamaktadır.Son yıllarda yaygınlaşan trombositten zengin fibrin (TZF) uygulamalarıyla, trombositlerdeki büyüme faktörlerinin yara bölgesinde arttırılması ve bu sayede büyüme faktörlerinin iyileşme üzerindeki etkilerinin arttırılması ve iyileşmenin hızlandırılması amaçlanmaktadır.Çalışmamızın amacı peri-implant kemik kayıplarının tedavisinde TZF uygulaması ve geleneksel flep cerrahisinin klinik etkinliği karşılaştırılmasıdır.Çalışmaya sekiz kadın onbir erkek dahil edildi. Toplam 19 hasta ve 43 implant değerlendirildi. TZF uygulanan test grubunda 29 implant, flep cerrahisi uygulanan kontrol grubunda ise 14 implant tedavi edildi.Klinik parametrelere ait ölçümler, cep derinliği (CD), sondlamada kanama (BOP), plak kontrol kaydı (PK), implant boynu-mukoza arası mesafe (MCEK), implant boynu-cep tabanı arası mesafe (KAS), tüm implantların altı bölgesinden yapıldı.Klinik ölçümler tedaviden önce-başlangıç, tedaviden sonra 1.ay ve 3.ay'da kaydedilmiştir.Çalışmamızın sonucuna göre her iki grupta da BOP değerlerinde azalma görüldü. Plak yüzdelerinde her iki grupta da değişiklik gözlenmedi.CD değerleri incelendiğinde TZF grubundaki azalma flep grubuna göre daha fazla olduğu belirlendi. TZF grubunda defekt tipinin CD ortalamalarını etkilediği gözlendi. Buna göre 1a, 1c ve 1e defektlerinde CD değerlerinin daha fazla düştüğü görüldü.KAS değerleri incelendiğinde klinik ataçman kazancının TZF grubunda flep grubuna göre daha fazla olduğu bulundu. KAS ölçümleri TZF grubunda defekt tipine göre incelendiğinde 1a ve 1e defektlerde daha fazla ataçman kazancı elde edildiği bulgulandı.MCEK değerlerine bakıldığında dişeti çekilmesinin TZF gubunda başlangıca göre 1. ve 3.aylarda azaldığı, flep grubunda ise arttığı gözlendi.Sonuç olarak TZF uygulaması peri-implant kemik kayıplarında, geleneksel flep cerrahisine göre daha iyi klinik sonuçlar vermektedir.

Alveolar kemik kaybıCerrahi fleplerCerrahi-oral+3
Burak Hamzaçebi
Baskent University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Trombositten zengin fibrinin implant stabilitesi üzerindeki etkisinin rezonans frekans analizi ile incelenmesi

ÖZETBu calışmanın amacı Trombositten Zengin Fibrinin (TZF), erken iyileşme doneminde,dental implantların stabilitesine olan etkisinin rezonans frekans analizi iledeğerlendirilmesidirDental implant cerrahisi icin kontrendikasyon teşkil edecek sistemik rahatsızlığıbulunmayan, aynı cenede yan yana veya simetrik en az iki diş eksikliği olan, ilgilibolgede implant yapabilmek icin, maksiller sinus tabanı ogmentasyonu, distraksiyonosteogenezi ve biyomateryal uygulaması gibi ileri cerrahi işleme ihtiyac duyulmayan 19hasta ve 64 implant bolgesi calışmaya dahil edilmiştir.Her hastaya en az ikişer adet silindir şeklinde dental implant yerleştirilmiştir. İmplantsoketleri cerrahi olarak hazırlandıktan sonra, belirlenen kemik kalitesi kaydedilerekrasgele secilen soketlerden biri operasyondan once hazırlanan TZF ile kaplanmıştır,TZF'nin preslenmesi sırasında cıkan serum ile implant yuzeyleri yıkanmıştır. Diğersokete ve implant yuzeyine hicbir uygulama yapılmamıştır. İmplantlar soketlerineyerleştirilirken yerleştirme torku kaydedilmiştir. Daha sonra rezonans frekans analiziolcumleri, Osstell? ISQ cihazı ile, operasyon sırasında, postoperatif 1. ve 4. haftalardayapılmıştır.RFA ile yapılan değerlendirmelerde, TZF+ grubunda TZF- grubuna gore tumdonemlerde istatiksel olarak anlamlı derecede daha yuksek (p<0,05) ISQ değerleribulunmuştur buna bağlı olarak stabilitenin daha yuksek olduğu belirlenmiştir. AyrıcaRFA olcumleri ve yerleştirme torku değerlerinin birbirine paralel olduğu ve tip 2 kemikolan bolgelerde diğer kemik tiplerinin gorulduğu bolgelere gore uzun donemdestabilitenin daha cok arttmış olduğu tespit edilmiştir.TZF'in implant cerrahisi sırasında uygulanması stabilitenin erken donemde artmasınısağlamıştır. Bu bulguların desteklenmesi icin daha ileri calışmalara ihtiyac vardır.Anahtar kelimeler: Trombositten zengin fibrin, osseointegrasyon, rezonans frekansanalizi, implant stabilitesi, buyume faktorleri.

Büyüme maddeleriDental implantasyonDental implantlar+6
Elif Öncü
Baskent University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontal hastalıklarda dişetindeki damar yapısının videokapilleroskopi yöntemiyle değerlendirilmesi

Epidemiyolojik araştırmalar, sigaranın periodontitisin şiddeti, yayılımı ve prevalansı üzerinde önemli etkisi olduğunu ve periodontal hastalık ve enflamasyon için major risk faktörü olarak kabul edilebileceğini göstermiştir. Enflamasyonun, sigara içen ve içmeyen hastaların gingival yapılarında damarsal değişikliklere neden olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, farklı periodontal hastalık seviyesindeki sigara içen ve içmeyen hastaların gingival mikrodolaşımlarını değerlendirmektir. Ağızdaki damarsal görüntüler 129 hastadan (72 kadın, 57 erkek) videokapilleroskopi tekniği kullanılarak elde edildi. Periodontal parametreler kaydedildi ve hastalar periodontal sağlık durumlarına ve sigara kullanım durumlarına göre 6 gruba ayrıldı. Görüntüler damar yoğunluğu, kırmızılık ortalamaları ve damar yapısı açısından bir bilgisayar programı yardımıyla analiz edildi. Veriler, SPSS programıyla istatistiksel olarak değerlendirildi. Gruplar arası anlamlı farklılıklar ve ilişkiler olduğu gözlendi. Damar alanları, sağlıklı grup ve kronik periodontitis grubunda 75,03±40,25 ve 136,72±50,76 olarak hesaplandı. Videokapilleroskopi, gingival damarsal ağı incelemek için güvenilir, invaziv olmayan, basit bir tekniktir. Gingival damarsal yapıları incelemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

Gingival hastalıklarKan damarlarıKan dolaşımı+3
Deniz Göçhan
Baskent University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Sigara içen ve içmeyen kronik periodontitisli bireylerde dişeti dokusu MMP-2 ve MMP-9 seviyeleri

Sigaranın periodontitis için bir risk faktörü olduğu bilinse de, periodontal yıkım mekanizmasını nasıl etkilediği tam olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmada sigaranın ve kronik periodontitisin, dişeti MMP-2 ve MMP-9 seviyeleri üzerine olan etkisini; MMP-2 ve MMP-9?un periodontal hastalıktaki rolünü ve sigaranın jelatinazlarla olan ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Çalışmaya yaşları 16-62 arasında değişen, 35?i kadın, 45?i erkek olmak üzere toplam 80 birey dahil edildi. Çalışma grupları sigara içen kronik periodontitis grubu (n=20), sigara içmeyen kronik periodontitis grubu (n=20), sigara içen kontrol grubu (n=20) ve sigara içmeyen kontrol grubu (n=20) olarak belirlendi. Tüm bireylerde periodontal parametreler (cep derinliği, dişeti çekilmesi, plak indeksi ve gingival indeks) kaydedildi ve aynı seans dişeti doku örnekleri alındı. Periodontitisli hastalarda dişeti dokusu örnekleri en derin periodontal cebin olduğu bölgeden, kontrol grubu bireylerin örnekleri ise kron boyu uzatma ve ortodontik diş çekimi işlemleri sırasında elde edildi. Dişeti örneklerinde enflamatuar hücre, neovaskülarizasyon ve fibroblastik proliferasyon değerleri hematoksilen-eozin boyaması ile; MMP-2 ve MMP-9 seviyeleri ise immünohistokimyasal boyama ile değerlendirildi. Yapılan istatiksel analizler sonucunda periodontitisli hastaların dişetindeki MMP-2 ve MMP-9 seviyesi kontrol grubundan yüksek bulunmuştur (p<0,05). Sigaranın periodontitisli bireylerde MMP-2 ve MMP-9 seviyesini düşürdüğü; fakat kontrol grubunda MMP-2 seviyesi üzerine etkisi olmadığı, MMP-9 seviyesini ise arttırdığı görülmüştür (p<0,05). Ayrıca periodontitisli bireylerde MMP-2 ve MMP-9 seviyesi ile inflamasyon, neovaskülarizasyon ve fibroblastik proliferasyon arasında pozitif korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamızda MMP-2 ve MMP-9 değerleri periodontitis hastalarında yüksek çıksa da sigaranın MMP-2 ve MMP-9 üzerine etkisine dair olan sonuçlar çelişkilidir. Sigaranın jelatinazlara olan etkisini belirleyebilmek için daha ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: sigara, periodontitis, jelatinaz, dişeti dokusu.

GingivaJelatinMatriks metalloproteinaz 2+3
Rahşan Atasoy Şentürk
Baskent University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Periodontoloji kliniğine başvuran hastaların dental anksiyete düzeylerinin ve ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinin belirlenmesi

Dental anksiyete, diş hekimliği uygulamalarına bağlı olarak gelişen spesifik streslerin hastada oluşturduğu tepki olarak tanımlanmaktadır. Ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesi kavramı ise psikolojik, sosyal, fonksiyonel faktörler ve orofasiyal bölgedeki problemlerin bireyin iyilik halini nasıl etkilediğini anlatan bir ifadedir. Dental anksiyeteye sahip bireylerin, diş hekimi randevularını ertelemesi, hatta diş hekiminden tamamen kaçınması sebebiyle dental ve oral sağlıkla ilgili problemler ciddi boyutlara gelebilmektedir. Bu durum da bireylerin oral sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini ciddi bir şekilde etkileyebilmektedir. Çalışmamızda, periodontoloji kliniğine başvuran hastaların dental anksiyete ve oral sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi seviyeleri belirlenerek, dental anksiyete ile ağız sağlığına bağlı yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmaya 119 birey dahil edildi. Bireylere sosyo-demografik özelliklerini, sistemik durumlarını, oral hijyen alışkanlıklarını, diş hekimine gitme sıklıklarını, daha önceki dental tedavi deneyimlerini ve tedavi ihtiyaçlarına dair bireysel algılarını inceleyen sorular yöneltildi. Dental anksiyete, Modifiye Dental Anksiyete Skalası (MDAS) ile ölçüldü. Durumluluk-Süreklilik Anksiyete Skalası Formu (STAI) da anksiyete seviyelerinin belirlenmesinde kullanıldı. Ağız sağlığıyla ilişkili yaşam kalitesi seviyeleri Oral Sağlıkla İlişkili Yaşam Kalitesi–Birleşik Krallık (OHRQoL-UK) ve Oral Sağlık Etki Profili 14 (OHIP-14) skalaları ile belirlendi. Tüm ağız periodontal ve dental muayeneler yapıldı. Dental anksiyete ve yaşam kalitesi verilerinin istatistiksel değerlendirilmesi sonucunda p<0.01 düzeyinde anlamlı ilişkiler olduğu belirlendi. OHRQoL-UK ve OHIP-14 skalaları arasında negatif korelasyon olduğu sonucuna ulaşıldı. OHRQoL-UK skorlarının cep derinliği, plak indeksi, gingival indeks, dişeti çekilmesi seviyeleri ile mobil diş ve eksik diş sayısıyla ilişkili olduğu bulgulandı. OHIP-14 skorları ise yalnızca eksik diş sayısı ve dişeti çekilmesiyle ilişkili bulundu. Yüksek dental anksiyete düzeyine sahip bireylerin ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi azalmaktadır. Ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesinin artırılabilmesine yönelik olarak, düzenli yapılan diş hekimi kontrolleri ile atravmatik ve etkili tedavi uygulamaları, dental anksiyete düzeyinin azaltılması ve ağız sağlığının iyileştirilmesi gerekli görülmektedir.

AnksiyeteAğız hastalıklarıDental anksiyete+7
Demet Şahin
Baskent University · Institute of Health Sciences
2014
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontoloji kliniğine başvuran hastalarda kronik periodontal hastalık şiddetinin yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi

Periodontitis, yaygın olarak görülen bir hastalıktır ve bireylerin sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Kronik periodontitis, spesifik mikroorganizmaların neden olduğu; cep oluşumu, dişeti çekilmesi ile birlikte alveolar kemik ve periodontal ligamentte yıkıma neden olan; diş destek dokularının enflamatuvar hastalığı olarak tanımlanmaktadır. Periodontal hastalıkların şiddeti araştırmacılar tarafından genellikle sondlamada kanama, sondlanabilir cep derinliği ve klinik ataşman seviyesi gibi klinik parametreleri kullanarak kayıt altına alınmaktadır. Ancak kronik enflamasyon ve diş destek dokularının yıkımı sonucunda oluşan; kızarıklık, fırçalamada kanama, diş kaybı, kötü ağız kokusu gibi periodontal hastalık semptomları da bulunmaktadır. Bu bulgulara genellikle araştırmalarda yer verilmemektedir. Ancak bu bulgular hasta açısından önemlidir ve sıklıkla yaşam kalitesine olumsuz etkileri olmaktadır. Kronik periodontitisin erken safhalarda genellikle asemptomatik olduğu rapor edilmiştir. Daha ileri safhalarda ise bireylerin algıladığı; mobilite, ağrı, yemek yeme güçlükleri, estetik kaybı gibi belirti ve bulgulara neden olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı kronik periodontitis teşhisi konmuş hastalarda periodontal hastalık şiddetinin yaşam kalitesine etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya 18-65 yaşları arasında, 94 erkek ve 72 kadın olmak üzere periodontoloji kliniğine başvuran toplam 166 hasta dahil edilmiştir. Hastalar, tüm dişlerden (3.molar dişler hariç) cep derinliği (CD), klinik ataşman seviyesi (KAS), tüm ağız plak skoru, tüm ağız kanama skoru, DMF skorları kaydedilerek muayene edilmiştir. Periodontal değerlendirme sonucuna göre hastalar hafif periodontitis (KAS=1-2 mm, n=56), orta şiddette periodontitis (KAS=3-4 mm, n=56) ya da şiddetli periodontitis (KAS≥5mm, n=55) olmak üzere gruplara ayrılmıştır. Daha sonra hastalardan Ağız Sağlığı Etki vi Profili-14 Türkçe versiyonunu (OHIP-14 TR); fırçalama sıklığı, arayüz temizliği, diş hekimi ziyaret sıklığı, sigara alışkanlıkları ile ilgili bilgileri içeren hasta tanıma formunu ve kendilerinde var olan periodontal hastalık bulguları ile ilgili listeyi doldurmaları istenmiştir. Ağız sağlığı durumları ile ilgili hastalar bilgilendirilmiş, oral hijyen eğitimi verilmiş ve başlangıç periodontal tedavileri uygulanmıştır. Bulgulara göre; şiddetli periodontitis grubunda toplam ve tüm alt ölçek OHIP-14 puanları; hafif ve orta şiddetli periodontitis gruplarına göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Şiddetli periodontitis düşük eğitim seviyesi ve düşük gelirli katılımcılarda daha yaygın ve gruplar arasındaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Grup gözetmeksizin OHIP-14 toplam puanları, hastaların rapor ettiği dişeti kanaması, dişeti şişliği, dişetinde ağrı/hassasiyet, dişlerde sallanma, kötü ağız kokusu, dişlerde yerdeğiştirme bulguları ile anlamlı ilişkili bulunmuştur (p<0,05). Bu bulguları varlığı, yaşam kalitesine artmış negatif etki ile ilişkilidir. Bu çalışmada ağız sağlığı ile ilişkili yaşam kalitesi ile periodontal hastalık şiddeti arasında anlamlı ilişki rapor edilmiştir. Periodontal hastalık şiddeti arttıkça yaşam kalitesine üzerindeki olumsuz etkisi de artmaktadır. Şiddetli periodontitisin konuşma, yemek yeme, psikolojik ve sosyal durum üzerine negatif etkisi bulunmaktadır

Mediha Nur Nişancı Yılmaz
Baskent University
2016
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Alzheimerlı hastalarda klinik ve biyokimyasal parametrelerle periodontal durumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Periodontal hastalık nedeniyle sistemik enflamatuvar moleküllerdeki artış beyindeki enflamasyonu etkileyerek Alzheimer hastalığına katkıda bulunabilir. Salgılanan proenflamatuvar sitokinler Alzheimer hastalığının patolojik bulgusu olan amiloid beta üretimi, agregasyonu ve toksisitesi ile sonuçlanmaktadır. Bu kesitsel çalışmada Alzheimer hastalığı ve periodontal hastalık için, Alzheimerlı hastalarda periodontal durumun klinik ve biyokimyasal olarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: 30 Alzheimer hastası ve benzer yaşta 31 sistemik sağlıklı kontrol hastası çalışmamıza dahil edildi. Alzheimer ve kontrol grubu hastalarının periodontal parametreleri kaydedildi. Hastalardan kan ve tükürük örneği alındı. Serum ve tükürük IL-1β ve TREM-1 seviyeleri ELISA teknolojileri kullanılarak analiz edildi. Veriler parametrik ve non-parametrik yöntemler ile değerlendirildi. Bulgular: Alzheimer ve kontrol grubu hastalarının periodontal durum parametreleri benzer bulundu (p<0,05). Total diş sayıları, tek köklü ve çok köklü diş sayıları Alzheimer ve kontrol grubu hastalarında benzer bulundu (p<0,05). Alzheimer ve kontrol grubu hastaları yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni hal ve yıllık gelir açısından benzer bulundu (p<0,05). Sondalamada cep derinliği ile KAK, Pİ ve PKİ arasında pozitif korelasyon gözlendi. KAK ile sondalamada cep derinliği ve Pİ arasında pozitif korelasyon tespit edildi. Plak indeksi ile sondalamada cep derinliği, KAK ve PKİ pozitif korelasyon gösterdi. PKİ ile sondalamada cep derinliği ve Pİ arasında pozitif korelasyon tespit edildi. Tükürük TREM-1/total protein seviyesinin ile tükürük IL-1β/total protein arasında pozitif korelasyon gözlendi. Alzheimer ve kontrol grubu hastalarının serum ve tükürük IL-1β ve TREM-1 seviyeleri benzer bulundu (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma Alzheimer hastalığı ile tükürük IL-1β ve TREM-1 seviyesi arasındaki ilişkiyi gösteren ilk çalışmadır. Periodontal hastalık ile Alzheimer hastalığı arasında ilişkinin açıklanması için geniş popülasyonda ve farklı enflamatuvar molekülerle yapılacak çalışmalara da ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Periodontal hastalık, Alzheimer hastalığı, interlökin, TREM

Alzheimer hastalığıBiyokimyasal özelliklerPeriodontal hastalıklar+3
Ezgi Karakuş
Adnan Menderes University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Polikistik over sendromlu hastalarda klinik ve biyokimyasal parametrelerle periodontal durumun değerlendirilmesi

Amaç: Sistemik enflamatuvar mediyatörlerin periodontal hastalık nedeniyle kandaki enflamatuvar parametreleri etkileyerek polikistik over sendromuna (PKOS) katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu kesitsel çalışmanın amacı PKOS'lu hastalarda periodontal hastalık durumunun klinik ve biyokimyasal parametrelerle değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırmamıza 33 PKOS'lu ve 33 sistemik sağlıklı kontrol grubu hastası dahil edilmiştir. Çalışmamıza katılan tüm hastaların periodontal parametreleri kaydedilmiş, tüm hastaların serum ve tükürük örnekleri toplanmıştır. Toplanan örneklerde IL-6, TREM-1 ve PGLYRP1 seviyeleri ELISA yöntemi ile analiz edildi. Elde edilen veriler parametrik ve non-parametrik yöntemler ile değerlendirildi. Bulgular: PKOS ve kontrol grubu hastaları arasında serum IL-6 değerleri istatistiksel benzer bulunmuştur. (p=0,505) PKOS'lu hastaların serum PGLYRP1 düzeyleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı düşük bulunmuştur. (p < 0,0001) PKOS ve kontrol grubu hastalarının serum TREM-1 değerleri istatistiksel benzerdir. (p=0,414) PKOS'lu hastaların tükürük IL-6 değerleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında anlamlı yüksektir. (p=0,001) PKOS'lu hastalarda tükürük PGLYRP1 değerlerinin nin kontrol grubuna kıyasla anlamlı arttığı görülmüştür. (p=0,039) PKOS'lu hastaların tükürük TREM-1 seviyeleri kontrol grubu hastalarıdan anlamlı yüksek bulunmuştur. (p=0,001) Çalışmamıza katılan hastalar periodontal açısından karşılaştırıldığında serum IL-6 ve xii serum TREM-1 değerlerinde anlamlı farklılık gözlenmezken, serum PGLYRP-1 değerleri açısından kıyaslandığında ise kontrol grubu gingivitis ve test grubu gingivitis hastaları arasında istatistiksel anlamlı fark bulunmuştır. (p=0,01) Kontrol grubu gingivitis ve test grubu sağlıklı hastaları karşılaştırıldığında da istatistiksel anlamlı fark bulunmuştur. (p=0,01) Kontrol grubu sağlıklı ve test grubu sağlıklı hastaları arasında anlamlı fark mevcuttur. (p <0,01) Kontrol grubu sağlıklı ve test grubu gingivitis hastaları arasında anlamlı fark gözlenmiştir. (p=0,01) Tükürük TREM-1 ve tükürük PGLYRP1 değerlerinde alt gruplar seviyesinde anlamlı bir farklılık gözlenmezken, tükürük IL-6 değerleri kıyaslandığında kontrol grubu gingivitis ve PKOS'lu periodontal sağlıklı hastalar arasında anlamlı fark bulunmuştur. (p=0,05) Sonuç: Çalışmamız bulguları sonucunda PKOS ve periodontal hastalıktaki enflamatuvar parametrelerin benzer olduğu görülmüştür. PKOS ve periodontal hastalık arasındaki ilişkinin aydınlatılmasında hem benzer hem de farklı enflamatuvar moleküller ile daha fazla çalışmaya gerek görülmektedir. Anahtar Kelimeler: İnterlökin, Periodontal Hastalık, PGLYRP, PKOS, Polikistik over sendromu, TREM

Periodontal hastalıklarPeriodontal indeksPeriodonti+2
Gözde Cesur
Adnan Menderes University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontitisli bireylerin diş eti oluğu sıvısında NLRP3, Kaspaz-1 ve Gasdermin-D seviyelerinin incelenmesi

Amaç: Piroptoz, enflamatuvar yanıtla ilişkili apoptotik olmayan programlanmış hücre ölümüdür. Kanonik piroptotik yol genellikle hücre içi patojen enfeksiyonu ile uyarılır ve konağın hem doğal hem de kazanılmış bağışıklık sistemi ile ilişkilidir. Bu çalışmanın amacı, periodontal patojenlerin neden olduğu kronik enflamatuvar bir hastalık olan periodontitiste, kanonik piroptotik yolun başlıca bileşenleri olan NLRP3, kaspaz-1, gasdermin-D (GSDM-D), interlökin-1beta (IL-1β) ve IL-18'in diş eti oluğu sıvısı (DOS) seviyelerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, evre 3 derece C periodontitis (n=24), gingivitis (n=24) ve periodontal sağlık (n=24) gruplarında toplam 72 birey yer aldı. Periodontal durumun belirlenmesi için tüm ağız sondalama derinliği (SD), klinik ataşman kaybı (KAK), sondalamada kanama (SK +/-), gingival indeks (Gİ) ve plak indeksi (Pİ) değerleri kaydedildi. DOS NLRP3, kaspaz-1, GSDM-D, IL-1β ve IL-18 seviyeleri ELISA ile ölçüldü ve total miktar cinsinden sunuldu. Veriler, parametrik olmayan istatistiksel testler ile analiz edildi. Bulgular: Periodontal sağlık grubunun DOS NLRP3, kaspaz-1 ve GSDM-D seviyeleri, gingivitis ve periodontitis gruplarından istatiksel olarak anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Gingivitis ve periodontitis gruplarının DOS NLPR3, kaspaz-1 ve GSDM-D seviyeleri benzerdi (p>0.05). Periodontitis grubunun DOS IL-1β seviyesi, gingivitis ve periodontal sağlık gruplarından anlamlı yüksek bulundu (p<0.05). Periodontitis grubunun DOS IL-18 seviyesi, periodontal sağlık grubuna göre anlamlı düşüktü (p<0.05). DOS NLRP3, kaspaz-1, GSDM-D ve IL-18 seviyeleri birbirleri ile pozitif korelasyon gösterdi (p<0.05). Sonuç: Literatürde periodontal hastalık patogenezinde kanonik piroptotik yolun rolüne ilişkin sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla, bu çalışma, periodontal hastalıklı ve sağlıklı bireylerde DOS GSDM-D seviyelerini gösteren ilk çalışmadır. Bu çalışmanın sınırlamaları dahilinde, periodontitisli bireylerde saptanan düşük DOS NLRP3, kaspaz-1, GSDM-D ve IL-18 seviyeleri, bu moleküllerin periodontal hastalık patogenezinde rol oynayabileceğini düşündürmektedir. Piroptoz ve periodontal hastalık arasındaki olası ilişkinin aydınlatılması için geniş ölçekli kohort çalışmalarına ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Periodontal hastalık, diş eti oluğu sıvısı, hücre ölümü, piroptoz

Utkucan Budak
Adnan Menderes University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konvansiyonel yöntem ve diyot lazer ile yapılan gingivektomi sonrası yara iyileşmesindeki klinik, biyokimyasal parametrelerin ve epitelizasyon seviyelerinin değerlendirilmesi

Diş eti büyümeleri, akut ya da kronik enflamatuvar değişiklikler sonucunda olan, diş etinde hacimsel artışın klinik olarak gözlemlendiği, sık görülen bir diş eti hastalığıdır. Diş eti büyümelerinin tedavisinde konvansiyonel yöntem dışında lazer ve elektrocerrahi gibi farklı teknikler kullanılmaktadır. Çalışmamızın amacı konvansiyonel yöntem (kontrol grubu) ve diyot lazer (test grubu) ile yapılan gingivektomi sonrası klinik parametreleri, iyileşme sürecindeki epitelizasyon seviyeleri, diş eti oluğu sıvısındaki interlökin-18 (IL-18), trombosit kaynaklı büyüme faktörü-AA (PDGF-AA), insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF-1) seviyeleri ve ağrı seviyeleri bakımından karşılaştırmaktır. Split-mouth çalışma şekli oluşturuldu; alt veya üst çene sağ ve sol anterior bölgelerde simetrik kronik enflamatuvar diş eti büyümesi olan, sistemik olarak sağlıklı toplam 21 (11 kadın, 10 erkek) hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyon öncesi ve sonrasında 14 ve 21. günlerde hastalardan klinik periodontal parametreler kaydedildi ve diş eti oluğu sıvısı örnekleri toplandı. Operasyon sonrası epitelizasyon seviyelerinin değerlendirmek amacıyla operasyondan hemen sonra, 3, 7, 14 ve 21. günlerde yara bölgesi mira-2-tone ile boyanarak ağız içi fotoğraflar çekildi. Operasyon sonrası ağrı seviyelerini değerlendirmek amacıyla operasyondan sonra aynı gün, 3, 7 ve 14. gün hastalardan VAS ağrı skalasını işaretlemeleri istendi. Test ve kontrol gruplarında plak indeksi (Pİ), gingival indeks (Gİ), sondalanabilen cep derinliği (SCD), sondalamada kanama (SK) ve klinik ataşman seviyesi (KAS) değerlerine bakıldığında tüm zaman dilimlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Operasyon sonrası epitelizasyon seviyelerini değerlendirmek amacıyla çekilen ağız içi fotoğraflar İmage J programında bilgisayar ortamında analiz edildi. Test ve kontrol grupları arasında epitelizasyon seviyesi değerlerine bakıldığında 3. günde test grubunda epitelize olmayan alanların seviyesi kontrol grubundan daha az gözlense de tüm zaman dilimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. 21. günde tüm hastalarda epitelizasyonun büyük çoğunlukla tamamlandığı gözlendi. Biyokimyasal parametreler açısından tüm zaman dilimlerine bakıldığında IL-18, PDGF-AA ve IGF-1 seviyeleri benzer bulundu ve istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Operasyon sonrası ağrı seviyeleri değerlendirildiğinde test ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Bu bilgiler dahilinde diyot lazer ve konvansiyonel yöntem ile yapılan gingivektomi operasyonlarının birbirleri üzerinde üstünlüğü olmadığı söylenebilir.

EpitelEpitel hücreleriGingiva+4
Saliha Gülten Sungur
Afyonkarahisar Health Sciences University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Türkiye'de periodontoloji ve ağız diş ve çene cerrahisi alanında çalışan diş hekimlerinin; implant cerrahisindeki ilaç kullanım protokollerinin değerlendirilmesi

Dental implant cerrahisi, günümüzde çeşitli diş eksikliklerinin tedavisi amacıyla rutinde yapılan tedavilerdendir. İmplant cerrahileri; flepsiz tek üye implant yerleştirilmesinden, kemik ogmentasyonuyla aynı seansta immediat implant yerleştirilmesi gibi çeşitli tedavileri içermektedir. Bu tezde; bu cerrahi tedaviyi Türkiye'de sıklıkla uygulayan periodontolog ve ağız diş ve çene cerrahlarının tedavi öncesi ve sonrasında farklı ilaç protokollerini karşılaştırmayı amaçladık. Google drive üzerinden oluşturduğumuz ankete toplam 250 hekim yanıt vermiştir. Anket sonuçlarına göre implant tedavisinin daha sıklıkla özel kurumlarda ve çene cerrahisi uzmanları tarafından yapıldığı görülmüştür. Ağız diş ve çene cerrahları steroid kullanmayı periodontologlardan daha fazla tercih etmektedirler. Özel kurumlarda çalışan hekimler steroid kullanmayı daha çok tercih etmektedir. En sık tercih edilen antibiyotikler amoksisilin ve amoksisilin+klavulonik asit kombinasyonu olmuştur. En sık tercih edilen analjezik ve antienflamatuvarlar ise naproksen sodyum(apranax), flurbiprofen(majezik), deksketoprofen(arveles), parasetamol(parol) ve ibuprofen(iburamin) olmuştur.

Adrenal korteks hormonlarıAntibiyotiklerDental implantasyon+5
Esin Büyükerkmen
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dental implant cerrahisinde uygulanan sert doku ogmentasyon materyallerinin farklı uzmanlık alanlarına göre kullanım sıklığının değerlendirilmesi

Alveolar kemiğe uygulanan ogmentasyon işlemleri; greft ve diğer biyomateryallerle rezorbsiyona uğraşmış alveolar kretin genişliğini veya yüksekliğini artırmak ve alveolar kemikte meydana gelen defektlerin tamiri için yapılan prosedürleri kapsar. Meydana gelen rezorpsiyonlar implantların uygun ve doğru pozisyonda konumlandırılmasına engel olmaktadır. Bu nedenden dolayı alveolar kret ogmentasyonu için uygulanan teknikler, uygun protetik rehabilitasyon için ilk şart olmaktadır. Çalışmamızın amacı implant yerleşimi sırasında veya öncesinde ogmentasyon prosedürlerini en sık uygulayan Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi ve Periodontoloji uzmanlarının tercih ettikleri biyomateryallerin kullanım sıklığını değerlendiren bir anket çalışması oluşturmaktır. Çalışmamızda istatiksel analizler sonucunda toplamda 180 uzmanın yer aldığı 16 soruluk bir anket hazırlanmıştır. Anket sonuçlarına göre uzman hekimler sinüs lift işlemlerinde en çok ksenogreft, rezorbe olan membran kullanmaktadır. Yatay ogmentasyon prosedürlerinde sıklıkla kombine greft materyalleri ile rezorbe olmayan membranları; dikey ogmentasyonda yine aynı şekilde kombine greftlerle birlikte rezorbe olmayan membranları tercih etmektedirler. Ağız, diş ve çene cerrahisi uzmanları; Periodontoloji uzmanlarına göre daha sık implant uygulamaktadırlar. Periodontoloji uzmanlarının bariyer membran olarak trombositten zengin fibrin kullanım sıklığı daha fazladır. Periodontoloji uzmanları ayrıca ogmentasyon prosedürlerini daha sık uygulamaktadır.

Alveolar kenar artırılmasıCerrahi-diş hekimliğiDental implantasyon+3
Doğan Göral
Afyonkarahisar Health Sciences University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant cerrahisinden önce yapılan farklı bilgilendirme yöntemlerinin tükürük kortizol ve anksiyete düzeylerine olan etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, implant cerrahisinden önce yapılan farklı bilgilendirme yöntemlerinin tükürük kortizol ve anksiyete düzeylerine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Her grupta 34 hasta olmak üzere toplamda 68 hasta çalışmaya dahil edildi ve kapalı zarf tekniği kullanılarak hastaların 2 gruba ayrılmaları sağlandı. İlk gruptaki hastalara dental implant cerrahisindeki işlem süreci ve operasyondan sonraki süreç ile ilgili sözlü bilgilendirme yapıldı. İkinci gruptaki hastalara ise implant cerrahisi sürecini gösteren hazırladığımız video izletildi. Hastalara bilgilendirme öncesi ve sonrası MDAS, STAI-S ve STAI-T anketleri uygulandı. Ayrıca hastaların stres düzeylerini karşılaştırabilmek amacıyla başlıca stres biyobelirteci olan kortizolün düzeyine bilgilendirme öncesi ve sonrası olmak üzere 2 kez tükürük örneği toplanarak bakıldı. Stresin ağrı düzeyine etkisini değerlendirmek için VAS kullanıldı. İstatistiksel analizde ise Kolmogorov Smirnov testi, Mann–Whitney U testi, t testi kullanıldı. Kategorik değişkenler arasındaki ilişkiler Ki kare/Fisher exact analizi ile, sürekli değişkenler arasındaki ilişkiler ise Spearman korelasyon analizi ile incelendi. Bulgular: Çalışmamızda sözlü bilgilendirme yapılan grup ile video izletilerek bilgilendirme yapılan grup arasında anksiyete düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı. Sözlü bilgilendirme yapılan grupta internetten video izleyen hastaların oranı (%64.7), video izletilerek bilgilendirme yapılan gruba göre (%26.5) anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.01). Bilgilendirme sonrası STAI durumluluk puanı ve modifiye dental anksiyete skalasında bilgilendirme öncesi STAI durumluluk puanı ve modifiye dental anksiyete skalasına göre pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulundu. Aynı şekilde bilgilendirme öncesi ve sonrası kortizol düzeyi arasında da pozitif bir korelasyon bulundu. Sonuç: Yapılan farklı bilgilendirme yöntemlerinin birbirleri üzerine üstünlüklerini bulamamıza rağmen uzmanlar tarafından yapılan bilgilendirmenin dental anksiyetenin azaltılmasında etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Dental Anksiyete, Kortizol, İmplant Cerrahisi

AnksiyeteBilgilendirmeDental anksiyete+4
Nihal Şaziye Parav
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dişeti büyümesi tedavisinde enjekte edilebilir trombositten zengin fibrin kullanılarak yara iyileşmesindeki etkinliğini değerlendirmek

Amaç: Bu çalışmanın amacı gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatı sonrası enjekte edilebilen trombositten zengin fibrin (E-TZF) uygulamasının erken dönem yara iyileşmesine etkisini değerlendirmekti. Gereç ve Yöntem: Randomize kontrollü tek kör olarak planlanan çalışmada 46 hastaya gingivektomi ve gingivoplasti ameliyatı uygulandı. Ameliyat sonrası E-TZF uygulanan bölgeler, kontrol bölgeleriyle karşılaştırıldı. 3.,7., 14. ve 21. günde modifiye Manchester skar skalası (MMS) ile Landry,Turnbull ve Howley (LTH) indeksi kullanılarak yara iyileşmesi değerlendirildi. Ağrıyı ölçmek için 7 günlük visual analog skalası (VAS) kullanıldı. Bulgular: Kontrol grubunun 3.,7.,14.,21. günlerde mira-2 tone ile boyanma miktarı test grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Kontrol grubunun 3., 7., 14. ve 21. günde LTH indeksi değerleri test grubundan anlamlı düzeyde düşük, MMS skalası değerleri test grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu.Vaskuler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) değeri başlangıç,2.hafta. ve 3.haftalarda, fibroblast büyüme faktörü-10 (FGF-10) değeri 2. ve 3.haftalarda kontrol grubunda test grubundan anlamlı seviyede yüksek bulundu. Sonuç: Gingivektomi ve gingivoplasti oparasyonları sonrası E-TZF uygulamasının yara iyileşmesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu tespit edildi. Bununla birlikte FGF-10 ve VEGF değerlerinin kontrol grubunda daha yüksek çıkması kontrol grubunda yara iyileşmesinin daha yavaş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Anahtar kelimeler: E-TZF, gingivektomi, VEGF, FGF-10

Fibroblast büyüme faktörüGingivaGingival hiperplazi+4
Şeyma Çardakcı Bahar
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli periodontitis hastalarında periodontal tedaviye ek olarak uygulanan hiyalüronik asit jelin diş eti oluğu sıvısındaki interlökin-6 düzeyine ve klinik parametreler üzerine olan etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Diyabetli hastalarda periodontal hastalıkların tedavisinde yara iyileşme süreci bozulmuştur, bu süreç bazı tedavi alternatifleriyle hızlandırılabilir. Subgingival hiyalüronik asit jel uygulaması, başlangıç periodontal tedaviye ek olarak yara iyileşmesini ve enflamasyonun azaltılmasını desteklemek için kullanılmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, tip 2 diyabetli periodontitis hastalarında başlangıç periodontal tedaviye ek olarak uygulanan hiyalüronik asit jelin diş eti oluğu sıvısındaki IL-6 düzeyine ve klinik parametreler üzerine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Hastalara başlangıç periodontal tedavi bitiminden hemen ve 1 hafta sonra subgingival %0.8'lik hiyalüronik asit jel uygulandı. Hastalardan tedavi öncesi ve tedavi sonrası 1, 4 ve 12. haftalarda klinik periodontal parametreler kaydedilmiş olup diş eti oluğı sıvısı örnekleri tedavi öncesi ve tedavi sonrası 4 ve 12. haftalarda toplanarak IL-6 düzeyleri karşılaştırıldı. İstatistiksel analizde değişkenlerin normallik varsayımları Kolmogorov Smirnov testi ile incelenmiş ve normal dağılım göstermeyen sürekli değişkenlerin iki grup arasında karşılaştırılmasında Mann–Whitney testi, üç ve üzeri gruplar arasında karşılaştırılmasında ise Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır. Bulgular: Test ve kontrol gruplarında grup içinde tüm zaman dilimlerine bakıldığında hastaların klinik periodontal parametre değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gözlenirken (p˂0,001), gruplar arası karşılaştırmalarda klinik periodontal parametre değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmedi (p>0,05). IL-6 değerlerinin grup içi karşılaştırmalarında test grubunda zamana bağlı olarak azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunurken (p˂0,020), kontrol grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>963). Sonuç: Subgingival hiyalüronik asit jelin başlangıç peridontal tedaviye ek olarak uygulanmasının, diyabetik periodontitis hastalarındaki pro-enflamatuvar sitokinlerin etkilerini sınırlandırarak sonuçları iyileştireceğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Hiyalüronik asit, Diyabet, Periodontitis, İnterlökin-6.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2Gingiva retraksiyonu+7
Hamide Sevinç Kanık
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İmplant tedavisi açısından canalis sinuosusun konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızın amacı, canalis sinuosus ve komşuluklarını değerlendirerek, anterior maksillaya implant yerleşiminde cerrahi prosedür sınırlarını belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza uygun kriterleri sağlayan 400 KIBT görüntüsü dahil edildi. Görüntüler; koronal, sagittal ve aksiyel kesitte incelendi. Canalis sinuosusun insiziv kanal (İK), bukkal kemik (BK), kret tepesi (KT) ve nazal kaviteyle (NK) olan ilişkisi incelendi. Bu komşulukların yaş (18-50 yaş, 51-75 yaş) cinsiyet ve dental arkın dişli/dişsiz olma durumuna göre değişen oranları değerlendirildi. Çalışmada elde edilen bulguların istatistiksel analizlerinde IBM SPSS.25 programı kullanıldı ve anlamlılık düzeyi olarak p< 0.05 değeri kabul edildi. Bulgular: Canalis sinuosusun görülme sıklığının dental arkta diş varlığı ve cinsiyet ile anlamlı bir ilişkisi yokken ileri yaşla birlikte arttığı bulunmuştur. CS-İK mesafesi dişli hastalarda ve 18-50 yaş grubunda daha yüksek bulunmuştur. Canalis sinuosus ve diğer komşulukları arasındaki ilişkinin yaş ve cinsiyete bağlı olmadığı ancak CS-KT ve NK-KT mesafelerinin diş varlığıyla arttığı bulunmuştur. Sonuç: Canalis sinuosusun maksilla anteriorda sık görülebildiği ve önemli anatomik yapılarla komşu olduğu bulunmuştur. Bu bölgede yerleştirilen implant cerrahisinden sonra geçmeyen inatçı ağrıların sebebi olarak literatürde canalis sinosus ile ilgili rapor edilen vakalar mevcut olduğundan diş hekimlerinin bu bölgede yapacakları cerrahi işlemlerden önce bu yapıyı detaylı olarak değerlendirmeleri başarılı bir tedavi protokolü uygulamaları için oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Canalis sinuosus, dental implant, maksilla.

Canalis sinoususDental implantasyonDental implantlar+2
Hamide Dursun Zahıtovıc
Afyonkarahisar Health Sciences University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Lazerin plateletten zengin fibrinler üzerine etkisinin In Vitro olarak incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, lazerin biyostimülatif etkisi kullanılarak, lazer uygulanan ve uygulanmayan L-PRF ve T-PRF membranların kimyasal bozunma miktarlarının, fibrin ağ yapılarının SEM ve ışık mikroskobuyla değerlendirilmesidir. Çalışmamız sistemik olarak sağlıklı 15 birey ile her bir bireyden elde edilen dört adet L-PRF ve dört adet T-PRF membran üzerinde yapıldı. Elde edilen dört membrandan iki tanesine diyot lazer cihazıyla 980 nm dalga boyunda 0.5 W gücünde devamlı modda 3 dakika süre ile 1-2 mm mesafeden lazer uygulaması yapıldı. Diğer iki membrana lazer uygulaması yapılmadı. Lazer uygulanan L-PRF ve T-PRF membranlardan birer tanesi histolojik inceleme ve SEM analizi için ikiye bölünüp, uygun koşullar altında muhafaza edildi. Diğer membran degradasyon işlemi için ayrıldı. Aynı işlemler lazer uygulanmayan L-PRF ve T-PRF membranlar içinde yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre lazer uygulanan L-PRF ve T-PRF membranlarda uygulanmayan membranlara kıyasla daha düşük degradasyon yüzdeleri görüldü, ancak bu fark istatistiksel anlamlılık göstermedi (p>0,05). Bununla birlikte lazer uygulanan L-PRF ve T-PRF membranlar karşılaştırıldığında degradasyon yüzdesi L-PRF membranda anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0,05). Yapılan histolojik incelemede lazer uygulaması yapılan L-PRF ve T-PRF membran gruplarının fibrin ağ yapısının lazer uygulanmayan gruplara kıyasla anlamlı düzeyde daha yoğun olduğu görüldü (p<0,05). SEM analizi sonucunda lazer uygulanan L-PRF ve T-PRF membran gruplarında fibrin ağının daha yoğun, kalın ve kompleks yapıda olduğu bulundu. Çalışmamızda lazerin biyostimülatif etkisinin L-PRF ve T-PRF membranların fibrin ağı kalınlığını, çapraz bağ yapısını ve yoğunluğunu artırdığı görüldü. Membranlar üzerinde degradasyon yüzdeleri değerlendirildiğinde gruplar arasında anlamlı farklılık gözlenmedi.

Diyod lazerFotobiyomodülasyonTrombositten zengin fibrin
Utku Böcüoğlu
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı dozlarda doksisiklin içeren T-PRF membran yapısının In Vitro olarak incelenmesi

Bu klinik çalışmanın amacı, hastalardan alınan kandan elde edilen T-PRF membranlara 0.5 ml, 1 ml ve 2 ml Doksisiklin enjekte edilerek membranların ışık mikroskopuyla fibrin ağ paterni, antimikrobiyal aktivite, ilaç salınımı, degredasyon özelliklerini incelemek ve kontrol grubuyla karşılaştırmaktır. Çalışmamız sağlıklı ve herhangi bir kanama bozukluğu olmayan toplam 15 birey üzerinde gerçekleştirildi. Elde edilen T-PRF membranlar degredasyonla bozunma miktarı, S.aureus ve P. aeruginosa bakterilerine karşı antibakteriyel aktivite, zamana bağlı ilaç salınım konsantrasyonu ve ışık mikroskobuyla fibrin ağ deseni parametrelerine göre değerlendirildi. İstatistiksel analiz sonuçlarına göre, 0,5 ml, 1 ml, 2 ml ilaç yüklü T-PRF membranlar ilaç yüklenmeyen T-PRF membrana kıyasla degredasyon yüzdesi istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulundu (p≤0,001). İlaç yüklenen ve ilaç yüklenmeyen membranların fibrin ağ desen skorları kıyaslandığında ilaç yüklü T-PRF membranların fibrin ağ desen skorları anlamlı derecede daha yüksekti (p≤0,001). Antibakteriyel aktivite incelemesi sonucunda grupların tamamında P. aureginosa'ya karşı antibakteriyel etkinlik görülmedi. S. aureus'a karşı antibakteriyel etkinlik incelendiğinde 2 ml ilaç yüklü T-PRF membran grubunda daha yüksek inhibisyon alan çapı görüldü. 2 ml ilaç yüklemesi yapılan T-PRF membranların diğer ilaç yüklemesi yapılan membranlara kıyasla daha yüksek konsatrasyonlarda ilaç salınıma sahip olduğu görüldü.

DoksisiklinTrombositten zengin fibrinİlaç taşıyıcılar
Fatmanur Ezgi Doğan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal enflamasyon ve tiroid fonksiyonları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Periodontitis mikrobiyal ilişkili, konak aracılı inflamasyonla karakterize, alveoler kemik rezorpsiyonu ve periodontal ataçman kaybıyla seyreden bir hastalıktır. Tiroid fonksiyonlarının periodontitis üzerindeki etkisini inceleyen az sayıdaki çalışmada tiroid disfonksiyonunun periodontitis şiddetini arttırabileceği ve artan sitokin seviyelerine bağlı olabileceği belirtilmektedir. Bu çalışmanın amacı, ilerlemiş periodontitisin tiroid fonksiyonları üzerindeki etkisini değerlendirmek ve literatüre bu konudaki ilk çalışma olarak katkı sunmaktır. Çalışmamıza 28-63 yaş aralığında Evre 3 ve Evre 4 sınıf periodontitis hastalığına sahip 77 hasta (38 kadın ve 39 erkek) dahil edildi. Hastaların Pİ, Gİ, OSD ve KAK değerleri kaydedildi. Periodontal hastalıkla ilişkili toplam inflamatuvar yükün hesaplanması PİYA indeksi ile yapıldı. PİYA'da bir birimlik artış, T3 değişkeninde negatif yönde, TSH değişkeninde ise pozitif yönde anlamlı derecede ilişkiliydi(p<0,05). Çalışmamızın literatürdeki diğer çalışmalardan farklı bir yanı ise hastalarımızın D vitamini değerlerine ve alveolar kemikteki kesitsel radyolojik değişimleri için fraktal analize bakılmış olmasaydı. Düşük D vitamini değerleri gözlenen hastaların, PİYA hem T3 hormonu ile anlamlı derecede ilişkisi bulundu. Fraktal analiz üst çene üst çene ile PIYA puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişkiliydi. Cinsiyet açısından herhangi bir fark gözlenmedi. Sonuç olarak, elde ettiğimiz veriler ışığında şiddetlenmiş periodontal hastalık tiroid fonksiyonları üzerinde bilhassa T3 hormonu üzerinde az da olsa anlamlı bir etkiye sahiptir. D vitamini eksikliği hem kronik periodontitis hem de tiroid hastalıklarının gelişmesi için bir risk faktörü olarak sayılabilir. Çalışma sonuçlarımızın desteklenmesi için salya, serum ve DOS örneklerinin birlikte değerlendirildiği, periodontal tedavi sonuçlarını içeren daha fazla sayıda bireye, uzun süreli ve kohort çalışmalara ihtiyaç vardır.

Hatice Aysim Leymun
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara içen kronik periodontitisli bireylerde cerrahiolmayan periodontal tedaviye ek olarak enjekte edilebilirplateletten zengin fibrinin topikal subgingivaluygulamasının klinik parametreler üzerine etkisinindeğerlendirilmesi

Bu klinik çalışmanın amacı, sigara içen kronik periodontitisli hastalarda cerrahi olmayan periodontal tedavi (COPT)'ye yardımcı olarak subgingival enjekte edilebilir plateletten zengin fibrin (İ-PRF) uygulamasının klinik periodontal parametreler üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı, sigara içen evre II/III periodontitisli 25 hasta dahil edildi. Bu bölünmüş ağız (split-mouth) çalışmada test grubuna COPT'ye ek olarak subgingival İ-PRF uygulanırken kontrol grubuna COPT sonrası serum fizyolojik uygulandı. Her iki grupta subgingival İ-PRF/serum fizyolojik uygulaması 7. günde tekrarlandı. Başlangıçta ve tedavi sonrası 1. ve 3. aylarda klinik periodontal parametreler kaydedildi. Çalışmadan elde edilen veriler değerlendirildiğinde, sondlanabilir cep derinliği (SCD) 1. ve 3. ayda test grubunda istatistiksel olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Gingival indeks (Gİ) ve sondlamada kanama (SK) yüzdeleri 3. ayda test grubunda anlamlı olarak daha düşük bulundu (p<0,05). Turesky Modifikasyonu Quigley-Hein Plak İndeksi (TQHPİ) ve klinik ataşman kaybı (KAK) ölçümlerinde 1. ve 3. ayda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Bununla birlikte, 1. ve 3. ayda başlangıca göre SCD azalması ve klinik ataşman kazancı test grubunda kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksekti (p<0,05). Çalışma sonucunda, sigara içen periodontitisli bireylerde COPT'ye ilave subgingival İ-PRF uygulamasının klinik periodontal sonuçları iyileştirebileceği görülmüştür.

Tuğçe Çağıran Gürbüz
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Polivinilpirolidon ve sodyum hyaluronat jelin palatinal yara iyileşmesi üzerine etkisinin değerlendirilmesi: Randomize kontrollü klinik çalışma

Bu klinik çalışmanın amacı, polivinilpirolidon sodyum hyaluronat jelin serbest diş eti grefti cerrahisi sonrası palatinal yara iyileşmesi, ağrı ve kanama üzerine etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya sistemik olarak sağlıklı, serbest diş eti grefti ameliyatı gerektiren 32 hasta dahil edildi. Operasyon sonrasında test grubuna klorheksidin glukonat gargaraya ek olarak polivinilpirolidon sodyum hyaluronat jel verilirken, kontrol grubuna sadece klorheksidin glukonat gargara verildi. Damaktaki ağrı, yanma ve çiğneme rahatsızlığını değerlendirmek için VAS (visual analog skala) ölçeği, yara iyileşmesini değerlendirmek için WHI (wound healing index), epitelizasyonu değerlendirmek için H2O2 (hidrojen peroksit) köpürme testi kullanıldı. Postoperatif 1. günde VAS ve kanama, 3., 7. ve 14. günde VAS, WHI, H2O2 ve kanama, 28. günde WHI, H2O2 ve kanama değerleri kaydedildi. Çalışmadan elde edilen veriler değerlendirildiğinde, 7., 14. ve 28. günlerde H2O2 köpürme testinde test grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıkla daha düşük değerler elde edildi (p<0.05). 3. günde H2O2 köpürme testinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). 3., 7., 14. ve 28. günlerde WHI değerleri test grubunda anlamlı olarak daha yüksek bulundu (p<0.01). 1., 3., 7. ve 14. günlerde VAS ağrı, çiğneme ve yanma değerleri test grubunda kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0.01). Postoperatif 1. günde kontrol grubunda test grubuna göre 105 kat daha fazla kanama olduğu tespit edildi (p<0.001). 3. ve 7. günlerde gruplar arasında kanama açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05). Çalışma sonucunda, serbest diş eti grefti cerrahisi sonrası palatal donör bölgede polivinilpirolidon sodyum hyaluronat jelin yara iyileşmesini hızlandırabileceği, ağrı ve kanamayı azaltabileceği görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Ağrı, Kanama, Polivinilpirolidon sodyum hyaluronat, Serbest Diş Eti Grefti, Yara iyileşmesi

Yaralar ve yaralanmalar
Tuğba Bulut
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00