
13,218
Archived Theses
35
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
COVID 19'un neden olduğu çevresel belirsizliğin örgütlerde yapı ve strateji değişimine etkisi: Mersin dış ticaret işletmeleri örneği
Bu çalışma, Covid-19 pandemi süreci ile başlayan çevresel belirsizlik ortamında örgütlerin yapı ve stratejileri üzerinde gerçekleştirdikleri değişimleri incelemektedir. Koşul bağımlılık yaklaşımına göre, örgüt içinde bulunduğu çevreye uyum sağlayabilmek için değişime giderek varlığını sürdürmeye çalışmaktadır. Bu bağlamda, çevreden etkilenen örgüt çevrenin barındırdığı belirsizlikten de etkilenecektir. Çevrede belirsizlik az ise yüksek merkezilik ve biçimselliğe sahip mekanik yapı, belirsizlik fazla ise yüksek uzmanlaşmaya sahip organik yapı örgütler için en uygun yapılar olacaktır. Ayrıca, belirsizliğin az olduğu çevreler durgun yapıda oldukları için maliyetleri kontrol altında tutmayı kolaylaştırır ve böylece maliyet liderliği stratejisi bu çevreler için en uygun strateji olmaktadır. Tersi olarak, belirsizliğin yüksek olduğu yani dinamik çevrelerde ise yaratıcılık ve yeniliğin örgütleri rekabette öne geçirebileceği görüşü ile farklılaştırma stratejisi bu çevreler için en uygun strateji olmaktadır. Yapı ve stratejisi ilişkisinde ise, maliyet liderliği stratejisi mekanik yapılı örgütlerle ilişkilendirilirken, farklılaştırma stratejisi ise organik yapılı örgütlerle ilişkilendirilmektedir. Ayrıca örgütte değişim söz konusu olduğunda, örgütün önce çevreye uygun olarak stratejisini değiştirdiği sonrasında ise stratejisine uygun olarak yapısını değiştirdiği, yani yapının stratejiyi takip ettiği yaygın olarak kabul edilen bir görüştür. Covid-19 pandemisinin yarattığı çevresel belirsizliğin teoride ifade edildiği şekilde stratejik ve yapısal değişime yol açıp açmadığını değerlendirmek için, Mersin Ticaret ve Sanayi Odasına kayıtlı ve Mersin limanı çıkışlı ihracat işlemleri sıralamasında ilk 100'de yer alan, yıllık ihracat satış tutarı 10 milyon $ üzerinde olan 76 dış ticaret firması çalışmanın örneklemi olarak belirlenmiştir. Çalışmada birincil veri kaynağı kullanılmış ve anket yöntemiyle veriler toplanmıştır. Çalışma kapsamında elde edilen verilerin analizinde basit doğrusal ve ordinal lojistik regresyon analizleri kullanılmıştır. Ayrıca regresyon analizlerinin sonuçlarının yorumlanabilmesi amacıyla analizler sonrasında örneklemden seçilmiş 7 firmanın üst düzey yöneticisi ile nitel görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, çevresel belirsizlikteki artışın örgütün farklılaştırma stratejisine yönelimi üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı ilişkisi bulunurken, maliyet liderliği stratejisine yönelim üzerinde bir etkisi bulunmamıştır. Bir diğer sonuca göre, örgütün mekanik yönde yapısal değişim ile maliyet liderliği stratejisine yönelimi üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi bulunurken, yapısal değişimin farklılaştırma stratejisine yönelim üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır. Ayrıca, çevresel belirsizliğin yapı değişimi üzerinde anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir. Son olarak, örgütün strateji değişimi ile örgüt yapısının mekanik yönde değişimi arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır. Çalışmanın genel sonuçlarına göre, Covid-19 pandemisinin çevresel belirsizliği arttırmasına rağmen, araştırma örneklemindeki firmaların yapısal ve stratejik olarak belirgin düzeyde anlamlı değişimler geçirmedikleri gözlenmiştir. Ancak örgütler değişime kayıtsız kalmamış, taktiksel olarak geçici ve anlık tepkilerle değişime cevap vermişler, sürdürülebilir kalıcı değişimler gerçekleştirmemişlerdir. Örneklemdeki örgütlerle yapılan görüşme notlarına göre ise, örgütlerin değişim yapmamalarının sebebi, Çin'in kapanmasıyla birlikte Avrupa-Çin ve dünyanın en büyük ticaret hattı Amerika-Çin ticaret hatlarının Türkiye'den tedarike yönelmesi ile piyasadaki sabit kalan arza rağmen talebin olağanüstü şekilde artışına bağlı olarak, arz talep dengesinin bozulması ve böylece piyasa fiyatlarının aşırı derece artış göstermesi olarak ifade edilmiştir. Fiyatlardaki aşırı artış firmalarda beklenmeyen olağanüstü karlılıklara sebep olmuş, buna bağlı olarak örgütler değişimi gerekli görmediklerini ifade etmişlerdir.
Fama-French varlık fiyatlama modellerinin makine öğrenmesi yöntemleri ile değerlendirilmesi: Uluslararası pazar portföyleri üzerine bir uygulama
Finansal piyasaların doğrusal olmayan dinamik yapısı, bu piyasalar hakkında analiz ve tahmin yapmayı zorlaştırmaktadır. Ayrıca piyasaların sunmuş olduğu fırsatlar ve bu fırsatlara ulaşmak adına yatırımcıların almış olduğu riskler onlar için yönetilmesi zorunlu ve bir o kadar da zor olan süreçleri barındırmaktadır. Bu açıdan, piyasaların dinamik yapısını yatırımcılar açısından değerlendirmeye alan bu çalışmada, alan literatürüne girmiş birçok akademik çalışmayla geçerliliği gösterilmiş Fama-French Varlık Fiyatlama Üç, Dört, Beş ve Altı Faktör Modellerinin, piyasa üstü getiriyi açıklama güçleri makine öğrenmesi yöntemleri ile test edilmiştir. Araştırma kapsamında veriler, Fama-French tarafından paylaşılan, ABD Endüstri Portföyleri ve Uluslararası Pazar Portföylerinde yer alan şirketlerin 01.07.1992- 31.01.2022 tarih aralığındaki aylık getiri performansları dikkate alınarak oluşturulmuştur. ABD Endüstri portföyleri, NYSE, AMEX ve NASDAQ'da işlem gören şirketlerden oluşan 5'li, 10'lu, 12'li, 17'li, 30'lu, 38'li, 48'li ve 49'lu portfoy gruplarını; Uluslararası Pazar Portföyleri ise, ABD, Japonya hariç Asya Pasifik, Gelişmiş Ülkeler, ABD hariç Gelişmiş Ülkeler, Japonya ve Kuzey Amerika portföylerinden oluşan grupları kapsamaktadır. Makine öğrenmesi ile gerçekleştirilen analizlerde; Destek Vektör Makineleri, Lineer Regresyon, k-En Yakın Komşu ve Çok Katmanlı Algılayıcı algoritmaları kullanılmıştır. Analiz sonucunda Destek Vektör Makineleri, araştırmaya dahil edilen 60 modelden 25'inde en yüksek korelasyon değerini alarak en başarılı yöntem olmuştur. Lineer Regresyon, tüm modellerde göreceli olarak daha düşük değerler elde ederek, toplam 24 modelde en yüksek korelasyon değerini vermiştir. Çok Katmanlı Algılayıcı ise, sadece ABD Endüstri Portföyleri için uygulanan, 11 modelde yüksek değerler elde etmiştir. Araştırmada, KNN yöntemi hiçbir modelde başarılı olamamış ve zayıf sonuçlar vermiştir. Finansal açıdan bakıldığında, Uluslararası Pazar Portföylerinde 28 modelin 26'sında şirket büyüklüğü açısından küçük şirket büyüklüğü olan portföylerin en yüksek korelasyon değerini aldığı sonucuna ulaşılmıştır. DD/PD, yatırımlar, faaliyet karı ve momentum açısından ise 28 modelin 16'sında DD/PD, 10'unda yatırımlar, 2'sinde ise faaliyet kârını kapsayan portföyler en yüksek korelasyon değerini almıştır. Momentum faktörünü kapsayan portföylerde ise hiçbir model ile başarılı sonuç elde edilememiştir.
Kadın yöneticilerin dijital liderlik yetkinliğinin cam tavana etkisi: Türkiye'deki üniversitelerde bir araştırma
Bu araştırma, Türkiye'deki üniversitelerde kadın yöneticilerin dijital yetkinliklerinin (dijital liderlik becerileri ve dijital yeterlilikleri), cam tavanı kırma üzerindeki etkisini ve bu yetkinliklerin kadınların daha üst pozisyonlara gelmesi için tek başına yeterli olup olmadığını keşfetmeyi amaçlamaktadır. Araştırma Türkiye'deki üniversitelerde orta kademede görev yapan (dekanlar, dekan yardımcıları, yüksek okul müdürleri ve yardımcıları, meslek yüksek okulu müdür ve yardımcıları ile enstitü müdürü ve yardımcıları) akademisyen kadın yöneticileri kapsamaktadır. Örnek büyüklüğü 400 kişi olarak tespit edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, regresyon analizi, t testi ve tek yönlü varyans (ANOVA) analizlerinden yararlanılmıştır. Bulgulara göre akademide orta kademe kadın yöneticilerinin cam tavan düzeyi düşüktür. Cam tavan engeli çoklu rol üstlenme, kadınların kişisel tercihleri ile stereotip boyutlarından ziyade mesleki ayırımcılık ile örgüt kültürü ve örgüt politikaları boyutlarından kaynaklanmaktadır. Bunun yanında kadın yöneticilerin cam tavan algıları medeni durumu, yaş ve yönetim deneyim süresine göre anlamlı bir farklılığın olmadığını göstermektedir. Diğer sonuçlara göre, kadın yöneticiler, dijital çağdaki kendilerine ilişkin kalıp yargılarına karşı direnç göstermekte ve teknolojiye uyum sağlama konusunda isteklilik göstermektedir. Bu sonuç ile uyumlu olarak katılımcıların dijital liderlik yetkinliklerine bakıldığında yönetici kadınların dijital liderlik becerilerinin düzeyi yüksek ve tüm boyutları (vizyoner liderlik, dijital çağ öğrenme kültürü, mesleki ve sistematik gelişimde mükemmellik, dijital vatandaşlık) üst düzeydedir. Ayrıca kadın yöneticiler yüksek düzeyde dijital yeterliliğe sahiptir. Programlama boyutu dışında dijital yeterliliğin tüm boyutları (iletişim ve iş birliği, problem çözme, dijital içerik geliştirme, bilgi ve veri okuryazarlığı, güvenlik) yüksek düzeydedir. Kadın yöneticilerin dijital liderlik becerileri ve dijital yeterliliği yaş gruplarına göre anlamlı şekilde farklı olurken deneyim süresi açısından anlamlı bir farklılık bulunmamaktadır. Çoğu katılımcı, Covid-19 salgınının, dijital becerilerinin geliştirilmesinde ve teknolojiyi verimli kullanmasında etkin rol oynadığını düşünmüştür. Dijital liderlik becerilerinin cam tavan üzerinde anlamlı bir etkisi varken, dijital yeterliliğin anlamlı bir etkisi yoktur. Bütüncül bakıldığında dijital liderlik yetkinliklerinin cam tavan üzerindeki etkisi çok düşüktür.
Finansal bilgi manipülasyonunun ölçülmesi: Borsa İstanbul'da işlem gören imalat sanayi firmaları üzerine bir değerlendirme
Messod D. Beneish'in 1997 yılında finansal bilgi manipülasyonunu ortaya çıkaran bir model geliştirmesi ve 1999 yılında da bu model üzerinde iyileştirmeler yaparak nihai Beneish modelini ortaya koyması üzerine, araştırma çevreleri bu modelin sağladığı kolaylıkla finansal bilgi manipülasyonunu belirli bir doğruluk oranıyla ortaya çıkarma konusunda birçok araştırma gerçekleştirmiştir. Bu tez çalışmasının esas amacı, Beneish modelinin manipülasyonu ortaya çıkaran bir model olduğunu kabul ederek ve denetçi görüşlerinin finansal tablo kullanıcılarının güvenebileceği tek unsur olduğundan hareketle, denetçi görüşlerinin bu model uygulanarak ortaya çıkan sonuca ne derece paralel bir şekilde verildiğinin irdelenmesidir. Bu amaca ulaşmak üzere, Beneish (1999) modeli, Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören imalat sanayi firmaları üzerinde uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunun güçlendirilmesi adına uygulama, 2018, 2019 ve 2020 yılları için ayrı ayrı yapılmıştır. Uygulama sonuçları, literatürdeki bu alandaki çalışmalardan farklı olarak denetçi görüşleriyle kıyaslanmıştır. Aynı zamanda denetim şirketleri de kendi içerisinde ''dört büyük denetim şirketleri (Big4)'' ve ''diğer şirketler'' olarak gruplandırılmış ve böylece Big4 şirketleri ile diğer şirketlerin yapmış oldukları denetimin çıktısı olan denetçi görüşlerinin, uygulama sonucuyla olan paralelliğinin karşılaştırılması yapılmıştır. Bu tez çalışması neticesinde, denetçi görüşleri ile Beneish Modeli uygulanarak ortaya konulan manipülasyon yapılma ihtimali arasında önemli bir paralellik bulunmadığı sonucuna ulaşılmakla beraber, denetçi tarafından tespit edilen ve niceliksel ve niteliksel olarak denetçi görüşünü etkilemeyecek yanlışlıkların, manipülatif işlemler sonucu ortaya çıkmış olabileceğini belirtmek gerekmektedir.
Finansal tehdit karşısında finansal davranış değiştirme eğilimlerinin incelenmesi
ÖZET Günümüzde ekonomik belirsizlikler, enflasyon baskıları, döviz kuru dalgalanmaları ve beklenmedik finansal şoklar, bireylerin finansal refahını doğrudan tehdit etmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, bireylerin karşılaştıkları finansal tehdit sürecinin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri üzerindeki etkisini incelemek; demografik değişkenlerin söz konusu bileşenlerde ortaya çıkardığı farklılıkları ortaya koymaktır. Veri toplama kısmında demografik sorular, finansal tehdit ölçeği ve finansal davranışları değiştirme isteği ölçeği kullanılarak oluşturulan anket formu Erzincan’da yaşayan 18 yaş üstü 399 kişiye uygulanmıştır. Verilerin analiz sürecinde bağımsız örneklem t-testi, ANOVA testi, korelasyon ve regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada, finansal tehdit ile bireylerin finansal davranışlarını değiştirme isteği ve bu isteğin bileşenleri arasındaki ilişkiler ile bu ilişkilerin demografik faktörlere göre farklılık gösterip göstermediği analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularda finansal tehdit sürecinin bireylerin finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerini anlamlı biçimde etkilediği ortaya koyulmuştur. Ayrıca cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve çocuk sayısı gibi demografik değişkenlere göre finansal tehdit algısı, finansal davranışı değiştirme isteği ve bileşenlerinde anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Mevcut araştırma, finansal tehdidin finansal davranışı değiştirme isteği üzerindeki etkilerinin anlaşılmasına yönelik literatüre katkı sağlamayı hedeflemektedir. Araştırma sonuçları, davranışsal finans literatüründeki mevcut yaklaşımlarla büyük ölçüde paralellik göstermekte ve finansal tehdidin azaltılmasına yönelik olarak finansal danışmanlar ile politika yapıcılara uygulanabilir öneriler sunmaktadır.
Amerikan depo sertifikası getiri ve volatilite ilişkisi: Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler üzerine bir uygulama
Bir firmanın yabancı bir ülke piyasasında işlem görmek için ihraç ettiği pay senetlerine depo sertifikalar denir. Uluslararası portföy çeşitlendirmesinde önemli bir yeri olan depo sertifikalar ABD borsalarında ADR (American Depositary Receipts) olarak isimlendirilir. Bu çalışmanın amacı, New York Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören gelişmiş ve gelişmekte olan ülke firmalarına ait depo sertifikalarının getirileri ile kendi ülke piyasasındaki getirileri arasında bir nedensellik ilişkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Bu amaçla 3 gelişmiş ülke ve 5 gelişmekte olan ülkeden toplam 24 firmaya ait 2002-2018 yılları arasında haftalık getiri serileri kullanılarak nedensellik ilişkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Nedensellik ilişkisinin varlığının tespiti için Hong (2001) tarafından geliştirilen ortalamada ve varyansta nedensellik testi uygulanmıştır. Ortalama nedensellik test sonuçlarına göre, Hindistan ve Almanya'dan birer firma ile Güney Afrika'dan iki firma için ADR'dan pay senedi getirisine doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken Arjantin, Çin ve Japonya'dan birer firma için pay getirisinden ADR getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca İngiltere'de bir firma için karşılıklı bir ortalamada nedensellik ilişkisi gözlemlenmiştir. Varyansta nedensellik testi sonuçlarında ise Almanya ve Güney Afrika'dan birer firma için ADR getirisinden pay senedi getirisine doğru bir nedensellik ilişkisi tespit edilirken, Almanya için bir firma İngiltere ve Japonya'dan iki firma için pay senedi getirisinden ADR getirisine doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca Arjantin ve Japonya'dan birer firma için karşılıklı bir varyansta nedensellik ilişkisi olduğu gözlemlenmiştir.
Kendini gerçekleştiren kehanet olgusu: Akademisyenlerin çalışma ortamındaki izlenimleri üzerine nitel bir araştırma
Araştırmanın amacı, akademisyenlerin kendini gerçekleştiren kehanete ilişkin izlenimlerini detayları ile ortaya koymaktır. Araştırmanın deseni olgu bilim olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde çalışan ve kasıtlı örneklem tekniği ile seçilen akademisyenler oluşturmaktadır. Araştırmanın okuyuculara akademisyenler arasında kendini gerçekleştiren kehanetin oluşumuna dair sebep, süreç ya da sonuçlara ilişkin detayları ortaya çıkartarak katkı sağlaması amaçlanmıştır. Araştırmadaki veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanarak nitel içerik analiz yöntemi ile değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları sekiz tema şeklinde ortaya konulmuştur. Bulgulanan temalar arasında; performans ve sorumluluk bilinci, bireysel kapasite öz yeterlilik ve performansa dayalı liyakat, öğrenmeye açık olma ve kendini geliştirme arzusu, işsizlik ve amaç noksanlığı, nepotizm (kayırmacılık), akademisyen olma arzusu, şımarma ihtimali ve yaş yer almaktadır. En fazla bulgulanan temalar performans ve sorumluluk bilinci ile bireysel kapasite öz yeterlilik ve performansa dayalı liyakat, en az bulgulanan tema ise akademisyen olma isteğidir. Beklenti etkilerinin akademik başarılar üzerindeki etkisine ait mekanizmaya dair bütüncül ve derinlemesine bir anlayış geliştirmek nitel araştırmalar yoluyla mümkün olabilecektir. Bu bağlamda araştırma kapsamında elde edilen bulguların akademik performansını iyileştirmek adına beklenti etkilerine ilişkin müdahalelerinin etkisini en üst düzeye çıkarma amacıyla yeni yöntem ve yollar bulunmasına olanak sağlayacağı ve etkiye dair sürecin aydınlatılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Kozmetik sektöründe dürtüsel satın alma davranışını etkileyen faktörlerin ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi kapsamında incelenmesi
Kozmetik sektöründe dürtüsel satın alma davranışını etkileyen faktörlere bakıldığında, tüketicilerin anlık kararlar verirken veya ihtiyaçları olmamasına rağmen ürün satın alırken göz önünde bir çok faktör bulunmaktadır. Araştırmada bu faktörler, pazarlama ve tüketici davranışları açısından incelendi; Tüketicilerin dürtüsel satın alma davranışını tetikleyen önemli uyarıcılardan biri, dışsal uyarıcılardır. Örneğin, mağaza içi promosyonlar, indirimler, tüketicilerin aniden ürün satın alma isteği uyandırabilir. Kozmetik mağazalarının iç mekan tasarımı, aydınlatma, müzik ve kokular gibi unsurlar, tüketicilerin satın alma kararlarını etkileyebilir. Bazen de içsel uyarıcılar etkili olabilir. Tüketiciler, arkadaşlarının veya aile üyelerinin etkisi altında olabilirler. Başkalarının önerileri veya onayı, dürtüsel satın alma davranışlarını tetikleyebilir. Tüketicilerin belirli bir kozmetik markasına olan bağlılığı, dürtüsel satın alma davranışını tetikleyebilir. Kozmetik firmalarının reklam kampanyaları ve hızlı tüketim fırsatları, tüketicilerin anlık kararlar vermelerini kolaylaştırabilir. Tüketicilerin ruh hali, dürtüsel satın alma davranışlarını etkileyebilir. Bu çalışmada dürtüsel satın alma davranışını etkileyen; marka değeri, fiyat bilinci, mağaza düzeyindeki promosyonlar, mağaza atmosferi, hedonik tüketim, normatif etkiler gibi faktörlerin doğrudan etkileri incelenmiştir. Bununla birlikte ürün sınıfına aşinalık faktörünün dürtüsel satın alma davranışı üzerine düzenleyici rolünün olup olmadığı araştırılmıştır. Bu kapsamda literatür taraması sonucunda belirlenen ölçekler ile anket formu oluşturulmuştur. 550 adet anlamlı veri analiz edilmiştir. Araştırmanın amacı doğrultusunda nicel araştırma tasarımından yararlanılmıştır. Katılımcıların demografik özelliklerini sınıflandırabilmek için tanımlayıcı analizler ve araştırmada Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) çeşitlerinden olan ve karmaşık modelleri analiz edebilen En Küçük Kareler Yöntemi (PLS-YEM) kullanılmıştır. Marka değeri, fiyat bilinci, mağaza düzeyindeki promosyonlar, hedonik tüketim, normatif etkiler ölçeklerinin dürtüsel satın alma davranışına doğrudan etkisi desteklenirken, mağaza atmosferi değişkeninin dürtüsel satın alma davranışına etkisi desteklenmemiştir. Bunun yanında marka değeri, fiyat bilinci, normatif etkiler'in dürtüsel satın alma davranışına olan etkisinde ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi desteklenirken, mağaza düzeyindeki promosyonlar, hedonik tüketim, mağaza atmosferi değişkenlerinin dürtüsel satın alma davranışına olan etkisinde ürün sınıfına aşinalığın düzenleyici etkisi desteklenmemiştir.
Yapay sinir ağlarının kriz anlarında baltık kuru yük endeksini tahminleme performansı
Bu çalışmada kuru yük ve konteyner taşımacılığında navlun fiyatlandırma da önemli bir etken olan Baltık Kuru Yük Endeksi'nin (BDI) bugüne kadar yaşanmış olan Covid-19 pandemisi ve 2008 global krizi zamanlarındaki davranışını üç Yapay Sinir Ağ modeli ile incelenip metrik değerlerine bakılarak hangi modelin kriz zamanlarında öngörü için daha uygun olduğu hakkında bulgulara yer verilecektir. Kıyaslama için seçilen modeller 1D-CNN, CRNN, LSTM modellerdir. Tüm modeller eğitilirken değer kaybına göre erken durdurma sağlanacak şekilde 200 iterasyonla eğitime sokulmuştur. Her üç modelde iki farklı veri seti için iki farklı bölünme için 10 kez eğitilmiştir ve çıkan sonuçlar doğrultusunda tahminleme için en iyi model önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yapay Sinir Ağları, Derin Öğrenme, ANN, LSTM, CRNN,1D-CNN, BDI, Tahminleme Danışman: Dr. Öğr. Üyesi, Ender Gürgen, İşletme Anabilim Dalı, Mersin Üniversitesi, Mersin
SCOR modeliyle ölçülen tedarik zinciri performansının işletme performansına etkisi
Globalleşmenin etkisi ile birlikte yoğunlaşan rekabet koşullarında çaba sarf eden işletmeler, örgütsel yapı ve teknolojik açıdan gelişirken diğer yandan işletmeler arasındaki ilişkilerinin yararlarını elde etmek amacıyla etkili bir tedarik zinciri ağı oluşturmuşlardır. Rekabetin artmasıyla birlikte tüm dünyanın ortak bir pazar olduğu ortamda işletmelerin tek başlarına başarıya ulaşmaları mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla işletmeler, tedarik zincirine dâhil olarak diğer işletmelerle rekabet etmeye başlamışlardır. Tedarik zincirinin karmaşık yapısından dolayı zincir başarısının belirleyicisi doğru ölçüm teknikleridir. İşletmelerin her birine bu ölçümlerin uygulanması işbirliğinin ömrünü belirlerken dolaylı olarak işletme ömrünü de etkiler. İşletmeler açısından tedarik zinciri performansının ölçülmesi rekabet koşullarında sürdürülebilirlik yönünden önem arz eden bir konudur. Bu çalışmada tedarik zinciri performansının işletme performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Bu bağlamda tedarik zinciri performansının işletme performansı üzerindeki etkisini tespit etmek amacıyla "SCOR Modeli" 1.seviye metrikleri kullanılmıştır. İşletme performansının belirlenmesi amacıyla ise beş boyutlu işletme performans ölçek anket soruları kullanılmıştır. Anketlerden toplanan 50 işletmeye ait veriler yardımıyla tespit edilen tedarik zinciri performansı ve işletme performansı arasındaki ilişki regresyon analizi yardımı ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda tedarik zinciri performansı güvenirlik boyutunun işletmenin finansal performansı dışında diğer boyutları anlamlı ve olumlu şekilde etkilediği, varlık yönetimi boyutunun yalnızca finansal performansı, çeviklik boyutunun toplumsal performansı anlamlı ve olumlu etkilediği gözlenmiştir. Tedarik zinciri kârlılık boyutunun finansal performans, toplumsal performans, örgütsel performans ve genel işletme performansı üzerinde anlamlı ve olumsuz etkisi olduğu gözlenmiş, cevaplanabilirlik ve maliyet boyutunun ise hiçbir işletme performansı üzerinde anlamlı bir etkisi gözlenmemiştir.
Tüketicilerin kaçınma davranışlarının COVID-19 salgınından kaçınma davranışlarına olan aracılık etkisinin online ve offline alışverişlerinde analizi
Kaçınma davranışı ile ilgili çalışmalar literatürde ilk olarak psikoloji alanında görülmektedir. Konu ile ilgili psikoloji alanında yoğunlaşan çalışmaların varlığı dikkat çekmekle birlikte, sosyal bilimler alanında konunun yeterince araştırılmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı tüketicilerin sergiledikleri kaçınma davranışlarının Covid-19 salgınından kaçınma davranışlarına etkisi ve kaçınma davranışlarının online/offline alışveriş kanalı seçimlerinde Covid-19 salgınından kaçınma davranışlarına olan aracılık etkisinin belirlenmesidir. Bu amaca ulaşabilmek için kavramsal bir model geliştirilmiş ve modele ilişkin geliştirilen hipotezler Yapısal Eşitlik Analizi ile test edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre; bilişsel kaçınma Covid-19 salgınından kaçınmayı etkilemezken, davranışsal kaçınma Covid-19 salgınından kaçınmayı etkilemektedir. Modelin açıklama oranı 0,14'dür ve davranışsal kaçınma 1 birim arttıkça Covid-19 salgınından kaçınma 0,116 düzeyinde artmaktadır. Tüketicilerin kaçınma davranışları online alışverişlerini etkilemekte ve offline alışverişlerini azaltmakta ve yine aynı şekilde Covid-19 salgınından kaçınma davranışları da online alışverişlerini etkilemekte ve offline alışverişlerini azaltmaktadır. Tüketicilerin kaçınma davranışlarında "davranışsal" kaçınma boyutunun offline alışverişlerinin azalmasında Covid-19 salgınının aracılık etkisi ve online alışverişlerinde Covid-19 Salgınının aracılık etkisi bulunmaktadır. Salgınların artan sıklığı nedeniyle işletmelerin online ve offline alışverişlerine yönelik pazarlama stratejilerinde tüketici davranışlarını etkileyen faktörler içerisine, tüketicilerin kaçınma davranışlarını etkileyecek unsurları da eklemeleri gerektiği önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kaçınma Davranışı, Bilişsel ve Davranışsal Kaçınma Ölçeği (CBAS), Pandemiden Kaçınma ve Endişe Ölçeği (PACS), Online-Offline Alışveriş.
İş yeri nezaketsizliğinin işe tutkunluğa etkisinde örgütsel sinizmin aracılık rolü
Bu çalışmanın amacı, iş yeri nezaketsizliğinin işe tutkunluğa etkisinde örgütsel sinizmin aracılık rolünü incelemektir. Bu amaçla oluşturulan araştırma modeli kapsamında, bir kamu üniversitesinde görev yapan akademik ve idari personel ana kütle olarak belirlenmiş ve 415 çalışandan anket yöntemi ile veriler toplanmıştır. Araştırma kapsamında değişkenler arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile incelenmiştir. Değişkenler arası doğrudan ve dolaylı etkilerin belirlenebilmesi için PROCESS makrosu kullanılarak regresyon analizleri yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar, iş yeri nezaketsizliğinin örgütsel sinizm üzerinde, örgütsel sinizmin de işe tutkunluk üzerinde anlamlı etkisinin olduğunu fakat iş yeri nezaketsizliğinin işe tutkunluk üzerinde anlamlı etkisinin olmadığını göstermiştir. Ayrıca örgütsel sinizmin iş yeri nezaketsizliği ile işe tutkunluk arasında tam aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir. Ulusal yazında araştırmaya konu olan işe tutkunluk ve iş yeri nezaketsizliği ilişkisinin sınırlı sayıda ele alındığı görülmüştür. İş yeri nezaketsizliği, örgütsel sinizm ve işe tutkunluk değişkenleri arasındaki ilişkiyi ilk kez ele alan bu çalışmanın alan yazına ve uygulamaya katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.
Otantik liderliğin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinde duygusal zekânın düzenleyicilik rolü
Bu araştırmada otantik liderliğin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinde duygusal zekânın düzenleyicilik rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Otantik liderlik çalışanların etkin ve verimli çalışmalarını, örgüte bağlılığını ve aidiyet duygusunun edinilmesi gibi önemli değerlerin kazanımını sağlaması bakımından önemlidir. Bu araştırma ile otantik liderliğin çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinin artırılmasında duygusal zekâ düzeylerinin nasıl bir rolü olduğu ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Araştırmaya kolayda örnekleme yöntemiyle toplam 261 kişi katılmıştır. Veri toplama araçları olarak "Duygusal Zekâ Ölçeği", "Otantik Liderlik Ölçeği" ve "İş Tatmini Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirliğini incelemek için iç tutarlılık analizi, geçerliliğini incelemek için doğrulayıcı faktör analizleri yapılmıştır. Değişkenler arasındaki ikili ilişkileri incelemek için korelasyon, nedensel ilişkileri incelemek için regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda; yöneticilerin otantik liderlik uygulamalarının çalışanların iş tatmininde aynı yönde etkisinin olduğu, bu etki üzerinde duygusal zekânın düzenleyicilik rolünün olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, otantik liderliğin öz farkındalık alt boyutunun çalışanların iş tatmini üzerindeki etkisinde duygusal zekânın duyguları düzenleme alt boyutunun anlamlı düzenleyicilik rolünün olduğu görülmüştür. Bulgular yazın bağlamında tartışılmıştır.
Psikolojik sözleşme ihlallerinin üretkenlik karşıtı iş davranışlarına etkisinde duygusal emeğin aracılık rolü
Psikolojik sözleşmeler işletmelerde, yönetici ve çalışan arasındaki karşılıklı güvene ve beklentilere dayandığı için, ihlal edilmesi durumunda, yönetici ve çalışanlar açısından birçok olumsuz durumlara neden olmaktadır. Bu olumsuz durumlar arasında işletmeyi ve çalışanları etkileyen üretkenlik karşıtı iş davranışları ve duygusal emek gelmektedir. Psikolojik sözleşme ihlali algılayan çalışanların işletmeyi zarara uğratan üretkenlik karşıtı iş davranışlarını daha fazla gösterdikleri ve görevlerini yerine getirirken gerçek duygularını sakladıkları tespit edilmiştir. Duygusal emek kavramı, çalışanların performanslarını yükseltmek ve duygularını istedikleri gibi sergilemek için büyük öneme sahiptir. Bu çalışmada psikolojik sözleşme ihlali, üretkenlik karşıtı iş davranışları alt boyutları ve duygusal emek alt boyutları genel olarak incelenmiş, araştırma kapsamında psikolojik sözleşme ihlaline uymama algısı ve psikolojik sözleşme ihlali hissinin araştırma değişkenleriyle ilişkileri araştırılmıştır. Psikolojik sözleşmeye uymama algısı ve psikolojik sözleşme ihlali hissinin çalışanların üretkenlik karşıtı iş davranışları ve duygusal emekleri üzerindeki etkisi bir aracılık modeli üzerinde incelenmiştir. Bu amaçla, bir kamu üniversitesinde görev yapan 457 katılımcıdan, Psikolojik Sözleşme İhlali Ölçeği, Üretkenlik Karşıtı İş Davranışları Ölçeği, Duygusal Emek Ölçeği kullanılarak kesitsel veriler toplanmıştır. Araştırma hipotezlerini test etmeye yönelik nicel analiz uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, psikolojik sözleşme ihlalinin üretkenlik karşıtı iş davranışlarına etkisinde duygusal emeğin aracılık rolünün olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Sözleşme İhlali, Üretkenlik Karşıtı İş Davranışları, Duygusal Emek.
Financial effects of withdrawal from economic unions: The case of BREXIT
Economic integration in the field of international trade and finance has long been of paramount importance and a focus of extensive research. Yet, the phenomenon known as Brexit, marking the United Kingdom's departure from the European Union, has shifted attention towards the disintegration of unions as a reverse process. Contemporary studies predominantly concentrate on the financial and economic repercussions of exiting an economic union, concurrently employing the post-Brexit dynamics between the United Kingdom and the European Union as a case study. This research aims to explore the ramifications of the Brexit process as a case study in the dissolution of economic unions. To this end, difference in differences and synthetic control methods as analytical techniques have been employed. The investigation was carried out on four primary sample groups, encompassing the United Kingdom, six European Union member states, three European Free Trade Association countries, and three European Union candidate countries. Key macroeconomic and financial indicators such as quarterly gross domestic product, stock prices, interest and exchange rates, investments, and trade metrics were analyzed from 2010 to 2022 to discern the economic and financial impacts of secession. The findings revealed that the disintegration had negative impacts on the United Kingdom, demonstrated by declines in trade volumes, stock index values, the exchange rate of the British Pound, and increases in bond yields. These effects collectively led to an average reduction of 7-8% in the country's gross domestic product. Conversely, for the other sample group of European Union member states examined, the results showed inverse outcomes with increases in gross domestic product, trade, and decreases in bond yields. According to the analysis, the gross domestic product of the selected European Union member states experienced an average increase of 5-6%. Similarly, countries outside the European Union generally exhibited positive changes in the same direction. For the European Union candidate countries, the analyses only observed a positive effect on exports, with other indicators yielding negligible results. Keywords: Brexit, Economic integration, Disintegration, Difference-in-Differences, Synthetic Control Methods.
Kapadokya bölgesi otellerinin sürdürülebilirlik performanslarının çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirilmesi
6ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ KAPADOKYA BÖLGESİ OTELLERİNİN SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK PERFORMANSLARININ ÇOK KRİTERLİ KARAR VERME YÖNTEMLERİYLE DEĞERLENDİRİLMESİ ERGİN, Erhan İşletme Anabilim Dalı Tez Danışmanı: Doç. Dr. Ayşe TOPAL Eylül 2024, 75 sayfa Turizm endüstrisi gerek ülkemiz ekonomisinde gerekse dünya ekonomisinde hızla yükselişe geçen bir endüstri kolu olarak değerlendirilmektedir. Ülkemiz, gelen turist sayısını arttırarak turizm gelirlerinden aldığı payı arttırmayı hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda turizm gelirlerinden hak ettiği payı alabilmesi ve bu başarısını devam ettirebilmesi için turizmde öne çıkan bölgelerde sürdürülebilir turizm açısından temel teşkil eden kriterler üzerinde daha fazla durulması önem arz etmektedir. Turizm endüstrisinin kültürel, doğal ve fiziki çevre ile olan ilişkisi dikkate alındığında sürdürülebilirlik yaklaşımının vazgeçilmez bir unsur olduğunu görülmektedir. Bu tez çalışmasında hem ülke turizminde hem de Dünya turizminde önemli bir konumda yer alan, önemli medeniyetlerin izlerini taşıyan, tarihi dokusu, doğal güzellikleri ve inanç turizmi açısından önemli bir nokta olan Kapadokya bölgesi ele alınmıştır. Kapadokya bölgesinde hızla artan turizm faaliyetlerinin olumsuz etkilerini en alt düzeye indirerek, çevresel tahribatın önlenmesine, turizm endüstrisinden kaynaklı sorunları gidermeye ve yerel halkı koruyarak bölgesel ticaretin gelişmesine yönelik çalışmaların yapılması, üzerinde önemle durulması gereken hususlardandır. Bu çalışma ile Kapadokya bölgesinde yer alan bazı konaklama işletmelerinin, çok kriterli karar verme yöntemlerinden MEREC, MACONT, COPRAS, MULTIMOORA ve ARAS yöntemleri kullanılarak sürdürülebilirliklerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Kriterlerin ağırlıklandırılmasında kullanılan MEREC yönteminin sonuçlarına göre en önemli kriterin personele verilen eğitim sayısı olduğu, en az öneme sahip kriterin ise ulaşılabilirlik olduğu belirlenmiştir. MACONT, COPRAS, MULTIMOORA ve ARAS yöntemlerinin sonucunda Borda Sayım tekniğine göre elde edilen sonuçlara bakıldığında en iyi performans gösteren alternatif EE8, en az performans gösteren alternatif EE4 kodlu alternatif olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çok kriterli karar verme, Kapadokya, MACONT, MEREC, Sürdürülebilirlik, Turizm.
Güncel pazarlama yaklaşımlarından deneyimsel pazarlama ve artırılmış gerçeklik teknolojisinin tüketici davranışları üzerine etkisi
Bilim ve teknolojideki gelişmeler her alanda olduğu gibi pazarlama alanında da önemli gelişmelere sebep olmaktadır. Artırılmış gerçeklik teknolojisi ile sadece mağaza ve showroomlarda değil tüketicilerin internete bağlanabildikleri her alanda marka ile etkileşime geçebilmekte, evlerindeyken dahi benzersiz bir deneyim yaşamalarına olanak sağlayabilecek bir teknoloji olarak gözükmektedir. Küresel dünyada teknolojik gelişmelerdeki hızlı yayılma ve bilgiye çabuk erişim dünyanın hemen her yerinde benzer ürünlerin ortaya çıkışını beraberinde getirmiş ve ürün özellikleriyle farklılaşmayı zorlu kılmıştır. Bu yüzden günümüzde pek çok işletme ürün özellikleriyle öne çıkmaktansa kişiselleştirilmiş ve benzersiz deneyimler yaşatarak tüketicilere ulaşmayı hedeflemekte ve duygularına hitap ederek farklılaşmayı ve kalıcı olmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda bir literatür taraması yapılmış, deneyimsel pazarlama yaklaşımının ve artırılış gerçeklik teknolojisindeki gelişmelerin pazarlamaya katkılarından ve tüketici davranışlarına olan etkisinden bahsedilmiştir. Çalışmada 414 katılımcıya ulaşılmış ve çevrimiçi anket yoluyla deneyimlerine dair bilgiler elde edilmiştir. Elde edilen bu bilgiler SPSS 26.0 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analizler sonucu artırılmış gerçeklik teknolojisinin deneyimsel pazarlama faaliyetlerine katılımı olumlu yönde etkilediği ve artırılmış gerçeklik destekli deneyimsel pazarlama faaliyetlerinin de tüketici davranışlarını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Çalışma ile artırılmış gerçeklik teknolojisinin deneyimsel pazarlama aracı olarak kullanılması sonucunda deneyimsel pazarlama faaliyetlerine katılımı, müşteri memnuniyetini, müşteri satın alma niyetini ve müşteri sadakatini anlamlı şekilde etkilediği sonucuna varılmıştır. Araştırma sonuçlarının tüketici davranışlarını müşteri memnuniyeti, müşteri sadakati ve satın alma niyetini birlikte incelemesi açısından pazarlama literatürüne ve geliştirilen öneriler ile sektördeki birçok işletmeye katkı sunacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelime: Pazarlama, Deneyimsel Pazarlama, Artırılmış Gerçeklik, Tüketici Davranışları
Türkiye'de faaliyette bulunan girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının finansal performansları üzerinde etkili olan içsel faktörlerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de faaliyet gösteren Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarının performanslarının analiz edilmesi ve performansları üzerinde etkili olan içsel faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada, Türkiye'de faaliyette bulunan Girişim Sermayesi Yatırım Ortaklıklarının 2013-2019 dönemine ait yıllık verileri kullanılarak, Veri Zarflama Analizi ve Panel Veri Analizi yöntemleri ile analiz yapılmıştır. Veri Zarflama Analizinde girdi değişkenleri olarak; duran varlıklar/toplam aktifler ve öz sermaye/toplam pasifler kullanılırken, çıktı değişkenleri olarak; net kar/toplam öz sermaye ve net kar/toplam aktifler kullanılmıştır. Panel Veri Analizinde ise, bağımlı değişken olarak; net kar/toplam öz sermaye ile net kar/toplam aktifler kullanılırken, bağımsız değişken olarak; dönen varlıklar/kısa vadeli yabancı kaynaklar, dönen varlıklar/toplam aktifler, duran varlıklar/toplam aktifler, kısa vadeli borç/toplam aktifler, öz sermaye/toplam aktifler oranları kullanılmıştır. Yapılan Veri Zarflama Analizinde etkinlik ve verimlilik sonuçlarına göre, Verusatürk'ün tüm yıllarda etkin olduğu, Hedef GSYO'nın ise tüm yıllarda etkinlikten uzak olduğu görülmüştür. Verimlilik analizinde ise; 2019 yılında tüm girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının verimliliklerini arttırdığı 2014 yılında ise tüm girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının verimliliklerini azalttıkları görülmektedir. Yapılan panel veri analizi sonucunda; Model-1 de, öz sermaye karlılık oranı ile cari oran, öz sermaye oranı ve kısa vadeli borç oranları arasında pozitif bir ilişki bulunurken, öz sermaye karlılık oranı ile menkul kıymet yatırım oranı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Model-2'de, aktif karlılık oranı ile cari oran, öz sermaye oranı ve kısa vadeli borç oranları arasında pozitif bir ilişki bulunurken, aktif karlılık oranı ile menkul kıymet yatırım oranı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur.
Örgütsel adalet ve örgütsel yabancılaşma ilişkisi
Bu araştırmanın temel amacı; örgütsel adalet ile örgütsel yabancılaşma arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırmada çalışanların örgütsel adalet algıları ve örgütsel yabancılaşma düzeylerinin saptanması ve demografik özellikleri açısından örgütsel adalet ile örgütsel yabancılaşma düzeylerinde farklılaşma olup olmadığı da sorgulanmıştır. Amaç doğrultusunda kişisel bilgi formu, örgütsel adalet ölçeği ve örgütsel yabancılaşma ölçeğinden oluşan veri toplama aracı olan anket, 2023 yılında Niğde ilinde özel sektörde çalışan 364 çalışana uygulanmıştır. Elde edilen verinin analizi bilgisayar ortamında istatistik paket programları aracılığı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, çalışanların örgütsel adalet algılarının orta düzeyde ve örgütsel yabancılaşmalarının düşük düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada, aynı zamanda örgütsel yabancılaşma ile örgütsel adalet arasında negatif yönlü ilişkilerin olduğu, örgütsel yabancılaşma üzerinde örgütsel adaletin dağıtım ve işlem adaleti boyutlarının etkisinin olmadığı, etkileşim adaletinin ise örgütsel yabancılaşmayı negatif yönde etkilediği belirlenmiştir. Alt boyutlar itibarıyla da değişkenler arasında çeşitli düzeylerde negatif yönlü anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Ayrıca, araştırmada katılımcıların yaşlarına, medeni durumlarına, pozisyonlarına ve kurumda çalışma sürelerine göre örgütsel adalet algılarının farklılık göstermediği, cinsiyetlerine ve eğitim düzeylerine göre örgütsel adalet algılarında farklılaşmaların olduğu bulunmuştur. Bunun yanında, araştırma kapsamında katılımcıların kurumda çalışma sürelerine göre örgütsel yabancılaşma düzeylerinde farklılık görülmezken, yaşlarına, cinsiyetlerine, medeni durumlarına, eğitim durumlarına ve pozisyonlarına göre farklılaşmaların olduğu saptanmıştır. Ortaya çıkan bulgular literatür bağlamında tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel adalet, Örgütsel yabancılaşma, Demografik özellikler
Üniversite öğrencilerinin üniversite tercihlerinde sosyal medyadan etkilenme düzeyleri
Bu çalışma, sosyal medyanın eğitim alanındaki dijital pazarlama stratejilerinin, öğrencilerin üniversite tercihlerine olan etkisinin, ne düzeyde olduğunu incelemektedir. Hayatımızın her alanında vazgeçilmez duruma gelen sosyal medya platformlarını, özel üniversitelerin tanıtım amaçlı yoğun kullanımlarına şahit olurken, devlet üniversitelerinin de bu eksikliği yavaş yavaş tamamlamaya çalıştığı görülmektedir. Sosyal medya kullanımının dünya genelinde ve Türkiye'de nasıl evrildiği, en popüler platformları ve dijital medya pazarlamasının güvenilirliğini ele almaktadır. Ayrıca, algı yönetimi ve sosyal medyanın öğrenci tercihlerine etkisi gibi konular da incelenmiştir. Araştırma, sosyal medyanın eğitim sektöründeki rolünü ve üniversite tercihlerindeki belirleyici faktörleri daha iyi anlamak için bu konudaki eksikliği tamamlamayı amaçlamaktadır. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi öğrencileri üzerinde yapılan anket çalışmasıyla, öğrencilerin sosyal medya tutumları, algıları ve karar verme süreçlerinde sosyal medyadan nasıl etkilendikleri araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, Medya Pazarlaması, Devlet Üniversiteleri, Öğrenci Tercihleri, Faktörler,
The assessment of renewable energy sources with fuzzy MCDM: The case of BARMM region, philippines
Energy and a reliable access to it plays a very crucial role in our lives for it affects almost every aspect of it. It is essential for business, industries and services, as well as education, healthcare, communication. Lack of access to reliable energy hinders economic growth, as studies have shown how energy poverty and overall poverty are correlated. The Bangsamoro Autonomous Region in Muslim Mindanao (BARMM) has been experiencing an energy crisis for a long time, with government electrification data showing that 58.26% of its households have no access to electricity. Because of this, the members of the parliament have urged through a resolution the Ministry of Environment, Natural Resources and Energy to craft a comprehensive power development plan to explore the available renewable energy options in the region, namely geothermal, hydropower, biomass, solar and ocean energy. The creation of such plan aims to promote renewable energy and improve efficient use of energy, and consequently support livelihood programs for the population living in off-grid and un-electrified areas. Through a literature review, this study has identified several Multi Criteria Decision Making (MCDM) methods to contribute towards the government's initiative. Six experts were identified and tasked to do criteria weight evaluation through pairwise comparison which was then treated with Fuzzy AHP. Their evaluation showed that economic criteria is the most important criteria to consider in selecting renewable energy options in the region. Furthermore, the experts were tasked to rate the performance of each alternative against each criterion, and Fuzzy TOPSIS, Fuzzy WASPAS and Fuzzy MOORA were used to process their responses. The results were consistent in showing that solar energy is the best alternative. Investing in solar energy doesn't only provide a solution to the region's perennial problem but could also contribute to the county's goal of reducing reliance to fossil fuels and increasing the share of renewable energy to the power mix.
Ulusal televı̇zyon kanalları marka konumlandırmalarının karşılaştırmalı bı̇r analı̇zı̇
Bu araştırmada medya platformunda önemli yeri olan 2022 yılı itibariyle en çok izlenen televizyon kanallarının, izleyici zihnindeki marka konumlarını belirli özellikler açısından nasıl algılandığına göre, algılama haritaları ile karşılaştırarak analiz etmek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı istatistik sonuçlarına göre araştırma kapsamında en çok izlenilir olduğu 2022 yılı verilerine göre tespit edilen hiçbir kanal "Bilgilendirici, Eğitici-Öğretici, Renkli-Canlı ve Ailecek İzlenir" özelliğinde algılanmamaktadır. Araştırma kapsamında ki kanallardan 1'i "Gerçek Gündemi Yansıtan, Şeffaf, Tarafsız, Programları Kaliteli, Kendi Kültürünü Yansıtan", 2 kanal "Eğlenceli ve Güvenilir" 4 kanal da "Modern" özelliğinde algılanmaktadır. Kanalların bu özelliklerine ilişkin marka konumlandırmalarının karşılaştırılması ikili boyutlarda "Bilgilendirici ve Eğitici-Öğretici", "Renkli-Canlı ve Şeffaf", "Tarafsız ve Programları Kaliteli", "Kendi Kültürünü Yansıtan ve Modern", "Gerçek Gündemi Yansıtan ve Ailecek İzlenir", "Eğlenceli ve Güvenilir" olmak üzere algılama haritalarına dayalı yapılan analizlerden elde edilen uzay haritasında 4 segmentli bir yapı üzerinden belirlenmiştir. TV kanallarının aralarında ki rekabette bu karşılaştırmadan elde edilen sonuçlara göre, izleyici pazarını göz önünde bulundurmaları ve marka konumlandırmalarını bu özelliklere göre geliştirmeleri önerilmektedir. .
Çok kriterli karar verme yöntemleriyle İç Anadolu Bölgesi illerinin sürdürülebilirliklerinin değerlendirilmesi
Sürdürülebilirlik son zamanlarda insanlar tarafından farkındalığın artması ile daha çok ön plana çıkan ve önem verilen bir kavramdır. Sürdürülebilirlik insanlığın kendi ihtiyaçlarını karşılarken gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hareket etmesidir. Sürdürülebilirlik kavram olmaktan ziyade insanlığın var olması ve kaliteli yaşam sürdürebilmesi için kaynakların düzgün kullanılmasını gerektiren bir zorunluluktur. İllerin sürdürülebilirliği, dünya çapında hızla artan kentleşme ve nüfus yoğunluğunun beraberinde getirdiği sosyal, ekonomik ve çevresel sorunların önlenmesinde önem kazanmaktadır. Sürdürülebilirlik şehirlerdeki yaşam kalitesini artırırken çevresel etkiyi azaltmayı hedefler. Çok kriterli karar verme teknikleri (ÇKKV), çeşitli sektörlerdeki karar verme süreçlerinde tercih edilen kriterler çerçevesinde farklı seçeneklerin değerlendirilmesi ve en uygun seçeneğin belirlenmesinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu araştırmada, ÇKKV Tekniklerinden yararlanılarak İç Anadolu Bölgesindeki 13 ilin sürdürülebilirliği incelenmiştir. Sürdürülebilirlik değerlendirilmesi için sürdürülebilirlik kriterlerinden 20 adet kriter seçilmiştir. Sürdürülebilirlik kriterlerinin verileri baz alınarak ÇKKV tekniklerinden PSI yöntemi kullanılarak illerin ağırlıkları hesaplanmıştır. Ağırlığı en yüksek olan kriter İstihdam Oranı (K14) olmuştur. PSI yöntemi ile elde edilen ağırlıklar yardımıyla WISP, CODAS, CoCoSo, TOPSIS yöntemleri ile illerin sürdürülebilirlikleri karşılaştırılmıştır. İllerin sürdürülebilirlik hesaplamaları sonrasında her yöntem için farklı sonuçlar elde edilmiştir. Bunun sonucunda Borda Sıralama yöntemi kullanılarak farklılıklar karşısında tek bir sonuç elde edilmesi sağlanmıştır. Borda Sıralama sonucuna göre sürdürülebilirliği en yüksek il Yozgat (A13) olurken, en düşük iller ise Ankara (A2) ve Niğde (A11) olmuştur. Anahtar Kelimeler: Borda Sayım, Çok Kriterli Karar Verme, CoCoSo, CODAS, İç Anadolu Bölgesi, PSI, Sürdürülebilirlik, TOPSIS, WISP.
Otantik liderlik ve etkileşimsel adaletin psikolojik performans üzerine etkileri: Yönetsel öz-yeterliliğin aracı rolü
Küresel ölçekte değişen pazar ve çevre koşullarında yiyecek-içecek işletmeleri ve çalışanların her türlü hizmet ve üretim sunumunda rekabetçi avantaj elde edebilmeleri için önemli kaynaklardan biri de psikolojik performans olmaktadır. Ancak turizmde önemli paydaşlardan biri olan yiyecek-içecek işletmelerinde psikolojik performansı etkileyen faktörleri inceleyen sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Literatürde bu eksikliği gidermeye odaklanan çalışmanın amacı, otantik liderlik ve etkileşimsel adaletin psikolojik performans üzerine etkilerini ortaya koymak ve bu etkilerde yönetsel öz-yeterliliğin aracı rolü oynayıp oynamadığını saptamaktır. Araştırma örneklemini, Nevşehir ili ve ilçelerinde faaliyet gösteren yiyecek-içecek işletme çalışanları oluşturmaktadır (n=357). Bu çalışmanın verileri Walumbwa ve diğerleri (2008) tarafından tasarlanan otantik liderlik, Niehoff ve Moorman (1993) tarafından geliştirilen etkileşim adaleti, Van Vianen (1999) tarafından geliştirilen yönetsel öz-yeterlilik ve Lehr (1986) tarafından tasarlanan psikolojik performans ölçeklerinden oluşan bir anket vasıtasıyla elde edilmiştir. Araştırmanın model ve hipotezlerini test etmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yardımıyla ölçüm modeli oluşturulduktan sonra Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre otantik liderliğin psikolojik performansı pozitif ama anlamlı olmayan şekilde etkilediği belirlenmiştir. Buna karşın hem etkileşim adaletinin hem de yönetsel öz-yeterliliğin psikolojik performansı pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği gözlenmiştir. Ayrıca etkileşim adaletinin yönetsel öz-yeterliliği pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği ortaya konmuştur. Öte yandan yönetsel öz-yeterlilik otantik liderlik ile psikolojik performans arasındaki ilişkiye aracılık etmektedir. Ancak yönetsel öz-yeterlilik, etkileşimsel adalet ile psikolojik performans ilişkisinde aracı rolü oynamamaktadır.
Paradoksal lider davranışı ve farklı proaktif davranışların role dayalı performans üzerindeki etkileri: Algılanan motivasyon ikliminin aracı rolü
Rekabetçi koşullar ve çağın getirdiği karmaşıklık liderlerin bir takım çelişkili durumlar ve gerginliklerle karşılaşmalarına neden olmuştur. Bu karmaşık ortamlarda çelişkilerin ve gerginliklerin nasıl yönetilmesi gerektiği, çalışanların proaktif davranmaya nasıl teşvik edileceği gibi konular ile liderlere büyük sorumluluklar yüklenmektedir. Bu çalışmanın amacı, paradoksal lider davranışı ve farklı proaktif davranışların, role dayalı performans üzerindeki etkilerinin incelenerek, bu etkiye algılanan motivasyon ikliminin nasıl aracılık ettiğinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini Kayseri ili imalat sanayinde faaliyet gösteren işletme çalışanları oluşturmaktadır (n=693). Veriler, Zhang vd. (2015)'nin tasarladığı paradoksal liderlik ölçeği, Wu vd. (2018) tarafından tasarlanan proaktif davranış ölçeği, Nerstad vd. (2013) tarafından tasarlanan algılanan motivasyon iklim ölçeği ve Welbourne vd. (1998)'nin tasarladığı role dayalı performans ölçeğinden oluşan bir anket yardımıyla elde edilmiştir. Araştırmanın model ve hipotezlerini test etmek için doğrulayıcı faktör analizi ile ölçüm modeli oluşturulduktan sonra yapısal eşitlik modellemesi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre paradoksal liderliğin role dayalı performans üzerinde negatif ve anlamlı etkiye sahip olduğu belirlenmiştir. Buna karşın proaktif davranışlardan sadece inisiyatif alma ve özerkliğin role dayalı performansı pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca algılanan motivasyon ikliminin role dayalı performans üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Öte yandan algılanan motivasyon ikliminin paradoksal liderlik ile role dayalı performans ilişkisinde aracı etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte algılanan motivasyon ikliminin sadece farklı proaktif davranışlardan inisiyatif alma ve özerklik ile role dayalı performans arasındaki ilişkide aracı etkiye sahip olduğu gözlenmiştir. Ayrıca hem paradoksal liderliğin hem de proaktif davranışın boyutlarından biri olan inisiyatif alma ve özerkliğin algılanan motivasyon iklimini negatif ve anlamlı şekilde etkilediği saptanmıştır. Son olarak çalışmaya ilişkin bazı çıkarımlarda bulunulmuş ve çalışmanın kısıtları olduğu belirtilmiş; imalat sanayi çalışanlarına ve gelecekte araştırma yapacaklara bazı önerilerde bulunulmuştur.
Katılımcı yönetim anlayışının bireysel yaratıcılık üzerindeki etkisi: Türkiye İş Kurumu örneği
Günümüzde örgütler, hızla gelişen teknoloji, artan rekabet ortamı ve değişen tüketici tercihlerinin bulunduğu küresel pazarlarda hizmet vermektedirler. Bu nedenle örgütler, insan faktörünün önemli bir unsur olduğunu fark ederek, çalışanların yönetimde söz sahibi olmasını ve yönetime katılımını sağlayarak bireysel yaratıcılıklarını artırmaya yönelik uygulamalara yönelmektedirler. Bununla birlikte alan yazınında katılımcı yönetim anlayışının bireysel yaratıcılık üzerindeki etkilerini inceleyen yeterli sayıda araştırmaya rastlanmamaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında bu konuda bazı görgül çalışmalar olmasına karşın Türkiye İş Kurumu özelinde de bu konuyu ele alan araştırmaya rastlanmamaktadır. Bu çalışma alandaki bulgu eksikliğini gidermek için, katılımcı yönetim anlayışının bireysel yaratıcılığı nasıl ve ne yönde etkilediğini ortaya koymaya odaklanmaktadır. Araştırmanın evrenini, Türkiye İş Kurumu çalışanları oluşturmaktadır (n=8882). Araştırmada veriler, Gümüşlüoğlu ve İlsev (2007) tarafından Zhou ve George'in (2001) yaratıcılık ölçeğinden uyarlanan 13 maddelik ölçek ve Öğretici (2006) tarafından tasarlanan katılımcı yönetim ölçeğini kapsayan bir anket formuyla toplanmıştır. Araştırmanın model ve hipotezlerini test etmek maksadıyla toplanan veriler, SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) istatistik programı kullanılarak; korelasyon, basit regresyon ve çoklu regresyon analizlerine tabi tutulmuştur. Yapılan analizler sonucunda; katılımcı yönetim ve katılımcı yönetimin alt boyutları olan, vizyon belirleme, çalışma gruplarının oluşturulması, karar alma, çalışanların eğitimi, yaratıcı ortam, motive, değişim ve iletişimin, bireysel yaratıcılık davranışı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Son olarak bu araştırmanın bazı sınırlılıklarına yer verilmiş, bu çalışmadaki tespitlerden yola çıkarak yöneticilere ve kuruluşlara yönelik bazı öneriler sunulmuş ve gelecekte konu ile ilgili araştırmacılara yönelik bazı önerilere yer verilmiştir.
Kurumsal risk kültürünün oluşturulmasında iç denetimin rolü: Türkiye örneği
Gelişen teknoloji, küresel krizler ve doğal afetler gibi faktörler nedeniyle işletmeler, çeşitli risklerle karşı karşıya kalmaktadır. Olumsuz sonuçları önceden tahmin edip, bu risklere karşı uygun önlemleri almak ve etkin bir şekilde yönetmek, işletmelerin sürdürülebilirliği ve başarısı için son derece kritik bir öneme sahiptir. Bu durum, işletmeleri kurumsal risk kültürü kavramını geliştirmeye zorlamıştır. Böylelikle işletmeler risklerini daha kolay yönetebilmiş hatta öngörülen risklerden fayda sağlayabilir bir konuma gelmişlerdir. Riskleri yönetemeyen işletmeler ise ömürlerini tamamlamak zorunda kalmışlardır. Bu gerçeği görebilen işletmeler, kurumsal risk kültürünü oluşturmakta ve bu süreçte iç denetim birimi ile ortak faaliyet yürütmektedirler. Ancak kurumsal risk yönetimi faaliyetlerinin işletme kültürüne dönüştürülmesi günümüzde oldukça az sayıda işletme tarafından uygulanmakta ve sürecin oluşturulma aşamaları tam olarak bilinmemektedir. Benzer şekilde, iç denetimin kurumsal risk kültürünün oluşturulmasında ne şekilde rol oynayacağı tam olarak belirlenmemiştir. Bu nedenle, bu çalışmada kurumsal risk kültürünün oluşturulmasında iç denetimin rolünü belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda, BIST 100 işletmelerinden 15 İşletmeyle yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak veriler elde edilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda, kurumsal risk yönetimi faaliyetlerinin tüm işletmede bir kültüre dönüşüm sürecinde iç denetim biriminin önemli faaliyetleri olduğu tespit edilmiştir. İç denetim birimi, risk yöneticisine risklerin belirlenmesinde yardımcı olmakta, risk değerlendirmesi yapmakta ve özellikle riskin işletme çapında tanıtılması için eğitimler vermektedir. Ayrıca, bu dönüşüm sürecinde risk kararlarının uygulanmasında da iç denetim aktif bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda, kurumsal risk kültürü oluşturulmadan önce, kurumsal risk kültürünün fiilen oluşturulma sürecinde ve kurumsal risk kültürü oluşturulduktan sonra iç denetim birimi risk yöneticisiyle birlikte iş birliği yapmaktadır. Sonuç olarak, kurumsal risk kültürü oluşturmak isteyen işletmeler, bu süreç için ön hazırlık yapmalı ve işletmenin içinde bulunduğu piyasa ve kurumsal yapıyı değerlendirerek riskleri belirlemeli ve tüm çalışanlara iç denetim tarafından eğitim verilmelidir. Eğitimler zaman zaman tekrarlanmalı ve çalışanların risk yönetimi konusundaki bilinci arttırılmalıdır. Risk kültürünün fiilen oluşturulma sürecinde iç denetim, sistemin hatalarını en aza indirmek için sürekli danışmanlık faaliyeti yürütmelidir. Dönüşüm süreci tamamlandıktan sonra ise sürecin düzgün ilerlediğine ve gerekli düzeltmelerin yapıldığına dair güvence hizmeti vermelidir. Anahtar Kelimeler: Risk, Kültür, İç Denetim, Risk Kültürü, Risk Yönetimi, Kurumsal Risk Kültürü, Kurumsal Risk Yönetimi, Örgüt Kültürü, Örgüt Kültürü Dönüşümü
Psikolojik güvenlik ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide psikolojik iyi oluşun aracılık rolü: Nevşehir ili konaklama işletmelerinde bir araştırma
Bu çalışma, psikolojik güvenlik ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide psikolojik iyi oluşun aracılık rolünün Nevşehir ilinde yer alan T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı konaklama işletmelerinde araştırılması üzerinedir. Araştırma, Nevşehir ilinde yer alan konaklama işletmelerinde çalışan kişilere yönelik psikolojik güvenlik ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide psikolojik iyi oluşun aracılık rolünü ortaya koymayı amaçlamasından dolayı nedensel ve açıklayıcı niteliktedir. Araştırmanın örnekleminin oluşturan 425 katılımcıdan demografik özellikleri, Psikolojik Güvenlik Ölçeği, İşten Ayrılma Niyeti Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği aracılığıyla veriler toplanarak, elde edilen veriler SPSS 22 programı dahilinde analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistiklerden sonra hipotez testlerine ilişkin korelasyon, basit regresyon ve hiyerarşik regresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda psikolojik güvenlik ile işten ayrılma niyeti arasında anlamsız ve negatif yönlü; psikolojik iyi oluş ile psikolojik güvenlik arasında anlamlı ve pozitif yönlü ilişki bulunduğu tespit edilmiştir. Ayrıca psikolojik güvenlik ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide psikolojik iyi oluşun aracı role sahip olmadığı saptanmıştır. Bu çalışmanın örgütsel davranış literatürüne ve psikolojik güvenlik ortamının öncelikli olacağı bir kurumun oluşturulmasında yöneticilere önemli katkılar sağlayacağı düşünülmektedir.
Dayanıklılığın, duygusal emek üzerindeki etkisinde kişi-iş uyumu ve işe adanmışlığın aracılık rolü: Nevşehir'de balonculuk sektöründe bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, Nevşehir'deki sıcak hava balonculuğu sektörü çalışanlarının psikolojik dayanıklılıkları ile duygusal emek düzeyleri arasındaki ilişkide, kişi-iş uyumu ve işe adanmışlığın seri aracılık rolünün bulunup bulunmadığını tespit etmektir. Çalışma, Nevşehir'deki çekirdek Kapadokya şeklinde tabir edilen bölgedeki sıcak hava balonculuğu sektöründe faaliyet gösteren işletmelerdeki 261çalışandan yüz yüze anket tekniği ile toplanan verilerin analiz edilmesi ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, AMOS ve SPSS PROCESS Makro ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda, sektör çalışanlarının dayanıklılık ve kişi-iş uyumu ve işe adanmışlık düzeyleri yüksek bulunmuştur. Duygusal emeğin boyutlarından; doğal davranma ve derinden rol yapmanın yüksek, fakat yüzeysel rol yapmanın orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Dayanıklılık ile duygusal emek arasındaki ilişkide, kişi-iş uyumu ve işe adanmışlığın seri aracılık rolünü belirlemek amacıyla yapılan regresyon analizi sonuçlarına göre; dayanıklılığın duygusal emeğin boyutlarından derinden rol yapma ve doğal duygular üzerindeki etkisinde kişi-iş uyumu ve işe adanmışlığın seri aracılık rolünün bulunduğu tespit edilmiştir. Ancak dayanıklılığın duygusal emeğin boyutlarından yüzeysel rol yapma üzerindeki etkisinde kişi-iş uyumu ve işe adanmışlığın seri aracılık rolüne ilişkin kurulan modelin anlamsız olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Psikolojik Dayanıklılık, Duygusal Emek, Kişi-İş Uyumu, İşe Adanmışlık, Yüzeysel Rol Yapma, Derinden Rol Yapma, Doğal Davranış
E-ticaret yöntemi ile faaliyet gösteren firmalarda tedarik zinciri için blockchain teknolojisi uygulaması ve seçimi: Bulanık çok kriterli karar verme yöntemleri ile bir uygulama
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve internet kullanımının hızla artmasıyla birlikte, insanların istek ve ihtiyaçlarını karşılama şekilleri de değişmektedir. Geleneksel alışveriş yöntemlerinin yerine çevrimiçi alışveriş yöntemi daha sık tercih edilen bir yöntem haline gelmiştir. İnsanların bu alışveriş yöntemini tercih etmelerinin başlıca nedeni, ürünlere 7/24 erişebilme, inceleme ve satın alma imkânına sahip olmalarıdır. Çevrimiçi alışveriş yöntemlerinin en sık kullanılanı elektronik ticaret (e-ticaret) olarak kabul edilmektedir. E-ticaret firmalarının en önemli sorunlarından biri, tedarik zincirinde yaşanan aksaklıkların müşteri memnuniyetsizliğine kadar etkilerinin olmasıdır. E-ticaret yöntemiyle müşterilere ürünlerin istenilen zamanda ve istenilen mekâna ulaşması gerekmektedir. Tedarik zincirinde güvenlik, şeffaflık ve hızın sağlanabilmesi için blokzincir teknolojisinin kullanılabileceği düşünülmektedir. Blokzincir, oldukça yeni bir teknoloji olmasına rağmen çeşitli alanlarda büyük avantajlar sunabileceği düşünülmektedir ve giderek daha popüler bir kavram haline gelmektedir. Blokzincir teknolojisinin özellikle tedarik zincirinde güvenlik açıklarını azaltma potansiyeli ve şeffaflık sağlama yeteneği, ürün ve hizmet süreçlerinin takip edilmesini kolaylaştırarak tedarik zincirinde önemli bir rol oynayabileceği görülmektedir. Bu çalışmada Türkiye' de en sık kullanılan ve her biri farklı sektörde faaliyet gösteren dört e-ticaret firmasının uzmanları ile görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, e-ticaret firmaları için en uygun blokzincir teknolojisinin seçimi ve uygulamasının incelenmesi amacıyla bütünleşik BWM-bulanık VIKOR ve bütünleşik bulanık AHP-bulanık VIKOR yöntemleri kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan 6 ana kriter ve toplamda 22 alt kriterin önem ağırlıklarını belirlemek amacıyla iki ayrı yöntem kullanılmıştır. Bu nedenle uzmanlardan aynı kriterler için iki farklı değerlendirme yapmaları istenmiştir. BWM ve bulanık AHP yönteminde kullanılan matrislerin ve ölçeklerin farklı olması kriterlerin önem ağırlıklarında farklılıklar ortaya koymuştur. Bulunan iki ayrı önem ağırlıkları bulanık VIKOR yöntemine dahil edilerek çalışmanın alternatiflerinin sıralaması elde edilmiştir. Sonuç olarak iki ayrı yöntem ile hesaplanan kriter ağırlıklarının dâhil edildiği iki ayrı bulanık VIKOR sonucunda da alternatiflerin sıralamasının aynı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulanık VIKOR sonuçlarına göre alternatif sıralaması A1(kriptografi teknolojisi), A3(akıllı sözleşmeler), A2(dağıtık defter teknolojisi), A4(konsensus algoritması) şeklindedir. Analiz sonuçları değerlendirilerek, firmalara ve bu konu üzerine yapılacak çalışmalara yönelik bazı öneriler sunulmuştur.
Psikolojik personel güçlendirme ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide psikolojik sermayenin aracı rolü: Otel işletmelerinde bir araştırma
Bu araştırmanın amacı psikolojik sermayenin psikolojik personel güçlendirme ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide aracı rolünü analiz etmektir. Araştırmanın örneklemini Nevşehir ilinde faaliyet gösteren otel işletmeleri çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma bulgularına göre psikolojik personel güçlendirmenin psikolojik iyi oluş üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde psikolojik personel güçlendirmenin özerklik ve etki boyutlarının da psikolojik iyi oluş üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Ancak psikolojik personel güçlendirmenin anlamlılık ve yeterlilik boyutlarının psikolojik iyi oluş üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadıgi ortaya konulmuştur. Diger yandan psikolojik personel güçlendirmenin psikolojik sermaye üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde psikolojik sermayenin de psikolojik iyi oluş üzerinde pozitif yönlü anlamlı etkiye sahip olduğu ortaya konulmuştur. Son olarak psikolojik sermayeyinin, psikolojik personel güçlendirme ile psikolojik iyi ooluş arasındaki ilişkide aracı rolü oynadığı tespit edilmiştir.
Örgütsel çeviklik ve kurumsal sosyal medyanın örgüt yanlısı etik olmayan davranışlar üzerindeki etkisi; gelenekselliğin düzenleyici rolü
Bu çalışmanın amacı örgütsel çeviklik ve kurumsal sosyal medyanın, örgüt yanlısı etik olmayan davranışlar üzerindeki etkilerini ortaya koymak ve bu değişkenler arasındaki ilişkide gelenekselliğin düzenleyici rolü oynayıp oynamadığını tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini İstanbul Sanayi Odasının her yıl belirlediği Türkiyenin en büyük ilk 500 Sanayi şirketlerinde çalışmakta olan yöneticiler oluşturmaktadır (n = 500). Bu çalışmada veriler Chen (2012) tarafından geliştirilen Örgütsel Çeviklik Ölçeği, Cai ve diğerleri (2018) tarafından tasarlanan Kurumsal Sosyal Medya Ölçeği, Umpress ve diğerleri (2010) tarafından geliştirilen Örgüt Yanlısı Etik Olmayan Davranışlar Ölçeği ve Thanissaro (2018) tarafından tasarlanan Geleneksellik Ölçeğinden oluşan bir anket yardımıyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler kısmi en küçük kareler yöntemi varyans temelli yapısal eşitlik modellemesi (KEKK-YEM) yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre; örgütsel çevikliğin, örgüt yanlısı etik olmayan davranışlar üzerinde negatif ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Buna karşın kurumsal sosyal medyanın örgüt yanlısı etik olmayan davranışlar üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca gelenekselliğin, örgütsel çeviklik ile örgüt yanlısı etik olmayan davranışlar arasındaki ilişkide düzenleyici rolü oynamadığı gözlemlenmezken, yüksek geleneksellik düzeyine sahip yöneticilerin, kurumsal sosyal medya kullanımlarının artmasıyla örgüt yanlısı etik olmayan davranışlar sergiledikleri tespit edilmiştir. Bu sebeple gelenekselliğin, kurumsal sosyal medya ve örgüt yanlısı etik olmayan davranışlar arasında arttırıcı ve düzenleyici bir rolü olduğu belirlenmiştir. Son olarak araştırmanın bazı kısıtlarının bulunduğu vurgulandıktan sonra, hem şirket yöneticilerine ve çalışanlarına konu ile ilişkili araştırma bulgularına dayalı olarak bazı önerilerde bulunulmuş, hem de gelecekte benzer konularda yapılacak araştırmalara ilişkin öneriler sunulmuştur.
Konaklama işletmelerinde psikolojik ayrıcalık ve iş yerindeki negatif dedikodunun ön büro personelinin bağlamsal performansı üzerine etkileri
Negatif iş yeri dedikoduları üzerine yapılan önceki çalışmalar dedikodunun hedef kişilerin pozisyonundan ve kişilik özelliklerinden kaynaklanabilecek farklılıkları ihmal etmiştir. Bu yüzden bu çalışma sosyal bilgi işleme teorisine dayanarak yöneticiler ve iş arkadaşları hakkındaki dedikodu, psikolojik ayrıcalık ve bağlamsal performans ilişkilerine odaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, psikolojik ayrıcalık aracılığıyla iş yerindeki negatif dedikodunun ön büro çalışanlarının bağlamsal performansı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırmada veriler, Nevşehir ilindeki turizm belgeli konaklama işletmelerindeki 305 ön büro çalışanı ve yöneticisinden, Brady, Brown ve Liang'ın (2017) İş Yerinde Negatif Dedikodu, Campbell ve arkadaşlarının (2004) Psikolojik Ayrıcalık ve Van Scotter ve Motowidlo'nun (1996) Bağlamsal Performans Ölçeği'ni kapsayan yapılandırılmış bir anket yardımıyla toplanmıştır. Araştırmada ilk olarak ölçeklerin güvenilirlik ve geçerliliklerini test etmek için doğrulayıcı faktör analizi uygulanarak bir ölçüm modeli geliştirilmiştir. Daha sonra çalışmada değişkenler arasında hipotez olarak öne sürülen ilişkileri test etmek için kısmi en küçük kareler yapısal eşitlik modellemesi yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre yönetici hakkındaki negatif iş yeri dedikodusu ön büro çalışanlarının bağlamsal performansını negatif fakat anlamlı olmayan şekilde etkilemektedir. Buna karşın iş arkadaşı hakkındaki negatif iş yeri dedikodusu ön büro çalışanlarının bağlamsal performansını negatif ve anlamlı şekilde etkilemektedir. Ayrıca psikolojik ayrıcalık bağlamsal performansı pozitif ve anlamlı şekilde etkilemektedir. Aynı zamanda çalışmada hem yönetici hakkındaki negatif iş yeri dedikodusu hem de iş arkadaşı hakkındaki negatif iş yeri dedikodusu psikolojik ayrıcalığı pozitif ve anlamlı şekilde etkilemektedir. Öte yandan psikolojik ayrıcalık sadece iş arkadaşı hakkındaki negatif iş yeri dedikodusu ile bağlamsal performans arasındaki ilişkiye aracılık etmektedir. Son olarak bu çalışma bağlamsal performans üzerindeki negatif iş yeri dedikodularına ilişkin teorik çıkarımlar ve negatif iş yeri dedikodularının yönetimine ilişkin pratik çıkarımlar yapmaktadır. Aynı zamanda bu çalışmanın bazı sınırlılıklarını ve gelecekteki araştırmalara yönelik yeni öneriler sunmaktadır.
Stratejik esneklik ve çevre yanlısı işyeri davranışlarının finansal olmayan performans üzerine etkileri: Örgütsel görev ortamının düzenleyici rolü
Küresel pazarlarda hızla değişen ve gelişen teknolojiler, artan belirsizlik, değişen müşteri talep ve beklentilerine yanıt verebilme ve çevreyi korumaya yönelik yeni işletmecilik anlayışı arayışları, işletmeleri esnek davranmaya, esnek stratejiler geliştirmeye ve esnek ve çevreye dostu yönetim teknikleri benimsemeye zorlamaktadır. Ancak Türkiye'deki imalat sanayi işletmelerinde stratejik esneklik ve çevre yanlısı işyeri davranışlarının yönetim kademelerinde finansal olmayan performans üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmesi ve yönetim literatüründe bu konuyla ilgili ampirik çalışmanın sınırlı olması bu çalışmanın arkasındaki itici faktörlerdir. Literatürdeki bulgu eksikliğini gidermeye odaklanan araştırmanın amacı, stratejik esneklik ve çevre yanlısı işyeri davranışlarının finansal olmayan performans üzerindeki etkilerini belirlemek ve bu değişkenler arası ilişkide örgütsel görev ortamının düzenleyici rolü oynayıp oynamadığını ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini, Kırıkkale'de faaliyet gösteren imalat sanayi işletmelerinin sahip yöneticileri ile üst kademe, orta kademe yöneticileri ve alt kademe yöneticileri (teknik yöneticileri, ustabaşı, şef ve birim sorumlusu gibi) oluşturmaktadır (n=539). Araştırmada kullanılan veriler daha önce literatürde güvenilirliği ve geçerliliği test edilmiş ölçeklerden oluşan bir anket yardımıyla elde edilmiştir. Araştırmada doğrudan ilişkilerle ilgili hipotezleri test etmek için Yapısal Eşitlik Modellemesinden, düzenleyici değişken etkisini ortaya koymak için Aiken ve West (1991) tarafından önerilen düzenleyici değişkenli hiyerarşik regresyon analizinden ve modeldeki etkileşim terimleri etkilerini doğrulamak için Dawson (2014) tarafından önerilen simple slope analizinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre hem stratejik esneklik hem çevre yanlısı işyeri davranışlarının finansal olmayan performansı pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte sadece stratejik esnekliğin önleyici manevralar ve fırsatçı manevralar boyutlarının finansal olmayan performans üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Diğer yandan örgütsel görev ortamının hem stratejik esneklik ile finansal olmayan görev performansı ilişkisinde hem de çevre yanlısı işyeri davranışları ile finansal olmayan görev performansı arasındaki ilişkisinde düzenleyici rolü oynadığı saptanmıştır. Ayrıca örgütsel görev ortamının sadece stratejik esnekliğin koruyucu manevralar boyutu ile finansal olmayan performans arasındaki ilişkide düzenleyici etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Son olarak araştırmanın bazı kısıtlarına yer verilmiş ve araştırma bulgularından bazı çıkarımlar yapılarak imalat sanayi işletmelerinin yöneticilerine yönelik bazı uygulamaya dönük öneriler geliştirilmiş olup gelecekte benzer konularda yapılacak araştırmalara yönelik bazı öneriler sunulmuştur.
İç denetimin çalışanların performansına olan etkisinin belirlenmesi: İmalat işletmeleri üzerine bir araştırma
İç denetim yazında imalat sanayindeki yöneticiler, iç denetçiler ve çalışanlar açısından iç denetimin verimlilik boyutları ve niteliklerinin örgütsel ve bireysel çıktıları ile ilgili çalışmaların sayısı sınırlıdır. Literatürdeki bulgu eksikliğini gidermeye odaklanan bu araştırmanın amacı, iç denetimin imalat işletmelerindeki çalışanların performansına (görev performansı ve bağlamsal performans) etkilerini ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemi, İç Anadolu bölgesinde faaliyet gösteren iç denetim birimi olan imalat sanayi işletmelerindeki çalışanlardan oluşmaktadır (n= 286). Bu çalışmada veriler, daha önce güvenilirliği ve geçerliği test edilmiş Onay (2021) ve Alzeban & Gwilliam (2014) tarafından geliştirilmiş olan iç denetimin etkinliği ölçeği ve Van Scotter & Motowidlo (1996), Goodman & Svyantek (1999) ve Pradhan & Jena (2017) tarafından geliştirilen çalışan performansı ölçeklerinden oluşan bir anket yardımıyla elde edilmiştir. Ölçeklerin güvenilirliği ve geçerliğini test etmeye yönelik ölçüm modelinin geliştirilmesi için Doğrulayıcı Faktör Analizi uygulanmıştır. Daha sonra bu ölçüm modeli esas alınarak araştırma hipotezlerini test etmek için Yapısal Eşitlik Modellemesinden yararlanılmıştır. Araştırma bulgularına göre iç denetimin etkinlik boyutlarından iç denetimin genel etkinliği, iç denetimde yönetimin desteği ve iç denetimin bağımsızlığı görev performansını pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği ortaya konmuştur. Benzer şekilde iç denetimin etkinliği boyutlarından sadece iç denetimde yönetimin desteği bağlamsal performansı pozitif ve anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Son olarak çalışmanın bazı kısıtları vurgulanmış ve araştırma bulgularından çıkarımlar yapılarak iç denetim uygulamalarının imalat sanayi işletmelerindeki çalışan performansını nasıl iyileştirebileceğine dair öneriler ve gelecekteki araştırmalara yol gösterici tavsiyeler sunulmuştur.
Profesyonel turist rehberlerinin destinasyon marka algılarının ve iş tatminlerinin kültürel miras korunmasındaki rollerine etkisi
İnsanlar tarih içinde farklı amaçlarla yaptıkları seyahatler zamanla çoğalarak bir turizm hareketine dönmüştür. Zaman içinde insanların beklentilerinin değişmesiyle turizm sektörü günümüzde; sürekli büyüyen, kazanç sağlayan, sosyal ve kültürel hayatı etkileyen, büyük istihdam ve gelişme imkânı sağlayan bir sektör halindedir. Bu büyük sektörün en önemli paydaşlarından biri birer kültür elçisi olarak ülkeleri hakkında pek çok görevi üstlenerek mesleklerini icra eden turist rehberleridir. Ziyaretçinin en çok vakit geçirdiği turizm paydaşı olan turist rehberleri, ziyaretçi memnuniyetini etkileyen en büyük etkenlerden biri olup ziyaretçi memnuniyetini etkileneceği söylenebilir. Günümüz rekabet dünyasında destinasyonların önemi arttıkça destinasyon markalaşmasının da önemi artmıştır. Destinasyonları markalaşması için kültürel miras değerleri önem arz eden, korunması gereken bir kavramdır. Hem destinasyon markalaşması için hem de kültürel miras korunması için vazgeçilmez unsur ise turist rehberleridir. Bu çalışmanın amacı; profesyonel turist rehberlerinin destinasyon marka algılarının ve iş tatminlerinin kültürel miras korunmasındaki rollerine etkisini tespit etmektir. Çalışmanın örneklemi, NERO'ya bağlı eylemli turist rehberleri üzerinde gerçekleştirilmiş, anketler online platformlar aracılığıyla uygulanmıştır. Turist rehberlerinin Destinasyon Marka Algılarını ölçmek için Doğanlı(2006), Çerçi(2013), Göker(2018), Benek(2015), Çelik(2018) ve İpar(2011)'ın çalışmalarından dertlenmiş anket kullanılmıştır. Turist rehberlerinin iş tatminlerini ölçmek amacı ile Weiss, Davis, England ve Lofguist (1967) tarafından geliştirilmiş, Baycan (1985) tarafından Türkçe'ye çevrilmiş Minnesota İş Tatmini Ölçeği'nden faydalanılmıştır. Turist rehberlerinin kültürel mirasa katkısını ölçmeye yönelik Moscardo(1996), Howard(2001), Rabotic(2011), Köroğlu(2013), Ar(2015), Güzel(2007), Toker(2011), Aslan ve Çokal(2016) ve Deniz(2019)'un çalışmalarında kullanmış oldukları ölçeklerin derlenmiş şekli kullanılmıştır. Araştırmanın hipotezleri Smart PLS 4 programı kullanılmak suretiyle yapısal eşitlik analizi ile test edilmiştir. Profesyonel Turist Rehberlerinin destinasyon marka algılarının ve iş tatminlerinin, kültürel miras korunmasındaki roller üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğu görülmüştür. Gelecekteki çalışmalarda, literatüre daha geniş katkı sağlamak için turizmin önemli bir paydaşı olan profesyonel turist rehberleri üzerine farklı değişkenlerle araştırmalar yapılması önerilmektedir.
Örgütsel sosyalleşme ve bilgi paylaşımı arasındaki ilişkide çalışanın ahlaki kimliğinin düzenleyici ve örgütsel adanmışlığın aracılık rolleri
Örgütsel sosyalleşme süreci iş hayatında çalışanlar açısından kritik bir role sahiptir. Çalışanların sahip olduğu bilgiyi elde etmek, örgütte tutmak ve yeni bilgi yaratmak örgütsel devamlılığın sağlanmasında önemli bir husustur. Bu kapsamda çalışmanın amacı örgütsel sosyalleşmenin bilgi paylaşımı üzerindeki etkilerini ortaya koymak ve örgütsel sosyalleşmenin bilgi paylaşımı ile ilişkisinde örgütsel adanmışlığın aracılık ve çalışanın ahlaki kimliğinin düzenleyici rolünü belirlemektir. Çalışmanın örneklemini Türkiye'deki özel ve kamu sektöründeki çalışanlar oluşturmaktadır (n=470). Araştırmaya katılan çalışanlar kümeleme ve basit tesadüfi örneklem yöntemleri ile tespit edilmiştir. Araştırma verileri Chao ve diğerleri (1994) tarafından geliştirilen örgütsel sosyalleşme ölçeği, Vries, Hooff ve Ridder (2006) tarafından geliştirilen bilgi paylaşımı ölçeği, Aquino ve Redd II (2002) tarafından geliştirilen ahlaki kimlik ölçeği, Palmer ve Gignac (2012) tarafından geliştirilen örgütsel adanmışlık ölçeği ile toplanmıştır. Toplanan veriler, SPSS 25, AMOS 24 ve Haye's PROCESS macro paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda örgütsel sosyalleşmenin, bilgi paylaşımı ve örgütsel adanmışlık üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu saptanmıştır. Benzer şekilde örgütsel adanmışlığın, bilgi paylaşımı üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca örgütsel adanmışlığın, örgütsel sosyalleşme ile bilgi paylaşımı arasındaki ilişkide aracı rolü oynadığı tespit edilmiştir. Öte yandan çalışanın ahlaki kimliğinin, örgütsel sosyalleşmenin örgütsel adanmışlık aracılığıyla bilgi paylaşımı üzerindeki dolaylı etkisinde düzenleyici rolü oynamadığı belirlenmiştir. Son olarak kısıtlılıklar ile teorik ve uygulama önerileri verilmiş olup, araştırmanın bu konuda çalışma yapacak yönetici ve araştırmacılara fayda sağlayacağı varsayılmaktadır.
Dijital olgunluğun işletmelerin rekabet üstünlüğü üzerine etkisi: Bilgi yönetimi yöneliminin aracılık rolü
Günümüz bilgi çağında, teknoloji ve dijitalleşmenin işletmelerin rekabet üstünlüğü geliştirmelerinde önemli bir unsur olarak öne çıktığı görülmektedir. Bu bağlamda işletmelerin, dijital olgunluk düzeyleri de söz konusu rekabette belirleyici bir unsurdur. Ayrıca, dijitalleşme ve bilgi yönetimi yönelimi bir arada düşünüldüğünde her iki unsurun da işletmelerin performanslarını artırıcı etki edeceği alanyazındaki araştırmacıların ileri sürdüğü bir olgudur. Buradan hareketle bu araştırmada, dijital olgunluğun rekabet üstünlüğü üzerindeki etkisinde bilgi yönetimi yöneliminin aracılık rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini BİST'te işlem gören 254 işletme oluşturmaktadır. Bu işletmelerde üst düzey yönetici pozisyonunda yer alan; genel müdür yardımcısı, müdür ve müdür yardımcılarından araştırmanın verileri anket tekniği ile toplanmıştır. Veriler toplanır iken dijital olgunluk, bilgi yönetimi yönelimi ve rekabet üstünlüğünün (performans) ölçümünde yaygın kullanılan ölçeklerden yararlanılmıştır. Anketler, yüz yüze ve çevrimiçi yöntem ile yapılmıştır. Bu yolla elde edilen verilere uygun istatistiksel yazılımlar kullanılarak; doğrulayıcı faktör analizi, korelasyon analizi ve aracılık etkisinin test edilmesinde regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, örnekleme dâhil BİST'te işlem gören işletmelerin dijital olgunluk düzeyleri, bilgi yönetimi yönelimi ve performans göstergelerinin ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, dijital olgunluğun ve bilgi yönetimi yöneliminin rekabet üstünlüğü üzerinde pozitif yönlü ve anlamlı bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte dijital olgunluğun boyutlarından; stratejik yetenek, liderlik yeteneği, operasyonel yetenek, kültürel yetenek, yönetişim yeteneği ve teknolojik yeteneğin rekabet üstünlüğü üzerindeki etkisinde bilgi yönetimi yöneliminin aracılık etkisinin anlamlı olduğu ancak, pazar yeteneği ile çalışanlar ve uzmanlık yeteneğinin ise anlamlı olmadığı tespit edilmiştir.
Assessing the relationship between cultural dimensions and brand equity in middle-class consumers with a Technology Acceptance Model: A cross-cultural comparation study
This study aims to investigate the relationship between cultural dimensions and brand equity, employing the core variables of the technology acceptance model perceived ease of use and perceived usefulness as mediating factors. Furthermore, the study seeks to compare the cultural differences between Türkiye and Ethiopia. Data were collected from 1,074 respondents, with 501 from Türkiye and 573 from Ethiopia. The data analysis was conducted using partial least squares structural equation modelling (PLS-SEM). The findings indicate that power distance does not exert a direct influence on brand equity in either country. However, uncertainty avoidance, indulgence versus restraint, individualism versus collectivism, and long-term versus short-term orientation demonstrate a direct effect on brand equity in Türkiye, whereas these dimensions do not directly affect brand equity in Ethiopia. Conversely, the masculinity versus femininity dimension has a direct and significant impact on brand equity in Ethiopia, with no corresponding effect in Türkiye. Additionally, perceived ease of use and perceived usefulness exhibit significant mediating effects on the relationship between cultural dimensions and brand equity. A multi-group analysis was conducted to further investigate if there is a significant difference between the countries on the relationship between cultural dimensions and brand equity. The results reveal no significant differences between the countries in terms of the relationship between power distance, uncertainty avoidance, and brand equity. However, significant differences are observed between the countries concerning the relationships between masculinity versus femininity, indulgence versus restraint, individualism versus collectivism, long-term versus short-term orientation, and brand equity.
Endüstri ilişkileri ikliminin çalışan performansına etkisinde yönetime güvenin rolü: Nevşehir ili kamu çalışanları örneği
Literatürde işçilerin, işçi sendikalarının ve işletme yönetiminin karşılıklı ilişkilerinin şeklini ortaya koyan atmosfer ve tutumlara atıfta bulunan endüstri ilişkileri ikliminin çalışanların iş çıktıları üzerinde olumlu ya da olumsuz etkilerinin olup olmadığı konusunda tartışmalar devam etmektedir. Bu sorunun cevabı, genelde sendikanın örgütün yönetimi ile çatışmacı ya da işbirlikçi bir ilişkisi içinde olmasın bağlı olarak değişebilmektedir. Bu çalışmada yönetimde güven aracılığıyla endüstri ilişkileri ikliminin çalışanların iş performansı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Daha spesifik olarak, yönetime güven yoluyla çalışanların sendikalarının yönetim ile yapıcı bir ilişkiye sahip olmasının performansı destekleyip desteklemediği incelenmiştir. Bu araştırma, çalışanların endüstri ilişkileri iklimine ilişkin algılarının iş performanslarını nasıl etkilediğini açıklayarak ve sendikaların çalışanların iş performansını nasıl etkilediğine dair araştırmacıların bakış açısını geliştirerek literatüre katkıda bulunmaktadır. Çalışmada veriler, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı 416 kamu çalışanından anket tekniği yardımıyla elde edilmiştir. Araştırmada ölçeklerin güvenilirlik ve geçerliliklerini test etmek için AMOS yardımıyla Doğrulayıcı Faktör Analizi yapılmış ve doğrudan etkiler ve aracılık etkiyi test etmek için SPSS PROCESS makrosundan yararlanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre endüstri ilişkileri ikliminin çalışan performansını olumlu yönde ve anlamlı etkilediği saptanmıştır. Bununla birlikte yönetime güvenin endüstri ilişkileri iklimi ile çalışan performansı arasındaki ilişkiye aracılık ettiği ortaya konmuştur.
Algılanan kurumsal itibarın çalışan performansına etkisi: Aksaray ilindeki devlet okullarında görev yapan sınıf öğretmenleri üzerine bir araştırma
Araştırma, öğretmenlerin kurumsal itibar algıları ve bireysel performanslarını Aksaray il merkezi okullarında görev yapan 103 öğretmen üzerinde yapılan bir çalışma ile değerlendirmiş, sınıf öğretmenlerinin kurumsal itibar algıları ve bireysel performans algıları oldukça yüksek olarak ölçülmüştür. Çalışmanın odak noktası, kurumsal itibar algısının bireysel performans algısı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin kurumsal itibar algıları arttıkça bireysel performans algıları da artmaktadır. İkinci olarak, öğretmenlerin kurumsal itibar algıları ile bireysel performans algılarının çeşitli demografik özellikler (cinsiyet, eğitim durumu, yaş, okuldaki çalışma yılı ve mesleki tecrübe) açısından farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, öğretmenlerin bireysel performans algılarının mesleki tecrübeleri arttıkça arttığı, öğretmenler arasında yapılan kurumsal itibar ve bireysel performans değerlendirmelerinde cinsiyet, eğitim durumu veya yaş gibi faktörlerin belirleyici olmadığı görülmüştür. Bu, kamu sektörü için önemli bir bulgu olup, kurumların öğretmenleri farklı demografik özelliklere sahip olsalar dahi benzer bir şekilde değerlendirdiğini ve teşvik ettiğini ortaya koymakta, kamu kurumlarının, şeffaf, adil ve hesap verilebilir bir yönetim anlayışı benimseyerek, öğretmenlerin ve diğer çalışanların kurumsal itibar algılarını güçlendirmelerinin önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma, kurumsal itibarın sadece bir tercih değil, aynı zamanda bir zorunluluk olduğunu ve kamu sektöründe çalışanların performansını doğrudan etkileyebileceğini göstermektedir. Kamu kurumlarının, çalışanların kurumsal itibar algılarını ve dolayısıyla performanslarını artırabilmek için stratejik ve etkin politikalar geliştirmeleri gerekmektedir.
Üniversitelerde öğrenim gören engelli ve engelli olmayan öğrencilerin eğitimde erişilebilirlik uygulamalarına yönelik örgütsel adalet algılarının incelenmesi
Bu araştırma, üniversitelerde öğrenim gören engelli ve engelli olmayan öğrencilerin eğitimde erişilebilirlik uygulamalarına yönelik örgütsel adalet algılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Eğitimde erişilebilirlik, her bireyin eşit şartlarda eğitim olanaklarına erişebilmesi için geliştirilen politika ve uygulamaları kapsamaktadır. Bu uygulamalar, özellikle engelli öğrencilerin eğitim süreçlerine etkin katılımını desteklemekte ve fiziksel, bilişsel veya sosyal engelleri en aza indirmeyi hedeflemektedir. Örgütsel adalet ise bireylerin, kendilerine sunulan süreç ve uygulamaların adil olup olmadığına dair algılarını ifade etmekte ve bu algılar öğrencilerin memnuniyet, motivasyon ve kuruma güven düzeylerini doğrudan etkilemektedir. Araştırmada, engelli ve engelli olmayan öğrencilere sınav ve değerlendirme süreçlerinde uygulanan farklı yaklaşımlar adalet algıları açısından incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemiyle yürütülen bu araştırmada, veri toplama sürecinde 2024 yılında Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesinde öğrenim gören 8 engelli ve 8 engelli olmayan öğrenci ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiştir. Katılımcıların dağıtım adaleti, işlem adaleti ve etkileşim adaleti algıları detaylı bir şekilde analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları, engelli öğrencilerin erişilebilirlik ve adalet algılarında önemli zorluklarla karşılaştığını göstermiştir. Engelli öğrenciler, pozitif ayrımcılık algısını sıkça dile getirirken; görüşlerinin dikkate alınmaması, fiziksel düzenlemelerdeki eksiklikler ve süreçlerin şeffaf bir şekilde yürütülmemesi gibi konularda adalet algısının zedelendiğini ifade etmişlerdir. Özellikle sınav yöntemleri, puanlama süreçleri ve sosyal iletişim dinamiklerindeki eşitsizlikler, bu algıyı olumsuz yönde etkilemiştir. Ayrıca, sosyal destek ve psikolojik dayanıklılık gibi bireysel faktörlerin, engelli öğrencilerin eğitim süreçlerinde başarı ve motivasyonlarını artırdığı görülmüştür. Engelli olmayan öğrenciler ise adalet algısında vicdan ve empati boyutlarına daha fazla odaklanmış ve erişilebilirlik düzenlemelerinin bazen yanlış anlaşılmalara yol açabileceğini belirtmişlerdir. Bununla birlikte, bilgiye erişim ve şeffaflık gibi temaların tüm öğrenciler için memnuniyet kaynağı olduğu, ancak bireysel ihtiyaçlara yönelik düzenlemelerin tutarlı bir şekilde uygulanması gerektiği tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçları, üniversitelerdeki erişilebilirlik uygulamalarının yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve akademik destek boyutlarını da kapsaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Öğrencilerin görüşlerinin dikkate alındığı daha katılımcı süreçlerin geliştirilmesi ve adalet algısını güçlendirecek politikaların hayata geçirilmesi önerilmektedir. Araştırma, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, kapsayıcı bir eğitim ortamı oluşturulması ve engelli öğrencilerin bireysel ihtiyaçlarına uygun düzenlemelerin yapılması konusunda literatüre önemli katkılar sunmaktadır.
Influencerlarda sürekli kaygının sosyal medya yorgunluğu üzerindeki etkisinde anı kaçırma korkusunun (FOMO) düzenleyicilik rolü
Teknolojinin gelişimiyle birlikte günbegün internet kullanımı yaygınlaşmaktadır. İnternet kavramının yaygınlaşması ile beraber iletişim ve sosyal hayat algısı değişmiş, sosyal medya üzerindeki platformlarda etkileşimler artmıştır. İnternetin yaygınlaşması hem yeni meslekleri hem de sosyal medya yorgunluğu, anı kaçırma korkusu (FOMO) yeni kavramları ortaya çıkarmıştır. Influncerların hem yaptıkları iş dolayısıyla hem de günlük hayatlarında yoğun şekilde sosyal medyayı kullanıyor olmaları hem bir kaygı sebebi hem de sosyal medya yorgunluğuna sebebiyet vermektedir. Bu çerçevede çalışmanın amacı, sürekli kaygının sosyal medya yorgunluğu üzerindeki etkisinde anı kaçırma korkusunun (FOMO) düzenleyici rolünü ortaya koymaktadır. Araştırmanın örneklemini, sosyal medya üzerinde özellikle Instagram üzerinden paylaşım yapan influencerlar oluşturmaktadır. Bu çalışmanın verileri anket tekniği yardımıyla toplanmıştır. Düzenleyici etki analizlerinde Hayes (2018) tarafından geliştirilen Process Makro kullanılarak bootstarp yöntemini esas alan regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; Influencerların sosyal medya yorgunluğu bakımından ne yorgun ne de yorgun olmadıkları yani kararsız kaldıkları görülmüştür. Örneklemde yer alan cevaplayıcıların anı kaçırma korkusunun ve sürekli kaygı düzeylerinin nispeten düşük olduğu görülmüştür. Öte yandan sürekli kaygı ile sosyal medya yorgunluğu arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki tespit edilmiştir. Buna göre sürekli kaygı ile sosyal medya yorgunluğu birlikte hareket etmekte yani biri artarken diğeri de artmakta ya da biri azalırken diğeri de azalmaktadır. Sürekli kaygının, sosyal medya yorgunluğu üzerindeki etkisinde kişisel ve sosyal FOMO olmak üzere FOMO' nun her iki boyutunun da düzenleyici etkiye sahip olduğu görülmüştür. Başka bir deyişle hem kişisel hem de sosyal FOMO' nun orta veya yüksek düzeyde olması durumunda sürekli kaygının sosyal medya yorgunluğuna etkisi daha fazla olmaktadır ve bu durum sürekli kaygı-sosyal medya yorgunluğu arasındaki ilişkinin her iki FOMO türü tarafından düzenlendiği anlamına gelmektedir.
Eğitim sektöründe hizmet kalitesinin analizi: Kalite fonksiyon göçerimi ve çok kriterli karar verme yöntemlerinin entegrasyonu ile bir uygulama
Ülkelerin sosyal ve ekonomik gelişmişlik düzeyi, eğitim seviyesine bağlı olarak değişkenlik göstermekte ve sunulan eğitim hizmetlerinin kalitesiyle doğru yönlü bir ilişki içerisinde hareket etmektedir. Toplumların geleceklerini şekillendiren ve kalıtımsal bir miras niteliği taşıyan eğitim hizmetlerinin kalitesi, yüksek rekabetin hüküm sürdüğü günümüz dünyasında, eğitim kurumlarının ayakta kalabilmesi için bir ön koşul olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla eğitim kurumları, rekabetçi yapılarını koruyabilmek ve öğrenci beklentilerini karşılayabilmek için faaliyetlerini başarı odaklı bir bakış açısıyla geliştirmeyi ve öğrenci beklentilerine uygun biçimde dizayn etmeyi hedeflemektedir. Bu bakımdan, eğitim hizmetlerine ilişkin değerlendirmeler yapılarak iyileştirmelerin planlanması ve eğitim hizmetleri için tahsis edilmiş sınırlı kaynakların doğru biçimde dağıtılması önem arz etmektedir. Bu çalışmada, eğitim sektöründe hizmet kalitesinin, Bulanık Analitik Hiyerarşi Prosesi (BAHP) ve Kalite Fonksiyon Göçerimi (KFG) yöntemlerinin entegrasyonuna dayalı olarak değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Kullandığı yöntem ve uygulandığı sektör itibariyle neredeyse yok denecek kadar az sayıda örneği bulunan bu araştırmanın örneklemini, Türkiye'deki 25 farklı ilde bulunan yabancı dil kurslarında eğitim görmüş yükseköğretim seviyesindeki 250 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada, Parasuraman vd. (1986) tarafından geliştirilen hizmet kalitesi boyutlarına ek olarak "Dijital Dönüşüm" ün yer aldığı 6 boyutlu modifiye bir SERVQUAL ölçekten faydalanılmıştır. Söz konusu boyutların BAHP analizi ile ağırlıklandırılması neticesinde, en yüksek önem seviyesine sahip kriterin "Güvence" olduğu ve bu kriteri sırasıyla "Güvenilirlik", "Cevap Verebilirlik", "Empati", "Dijital Dönüşüm" ve "Fiziksel Olanaklar" boyutlarının takip ettiği tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca, BAHP yöntemine entegre bir KFG süreci yürütülerek çeşitli çıkarımlar yapılmış ve politika önerileri sunulmuştur. Tüm bunların yanı sıra, gelecekteki araştırmalarda geliştirilmek ve test edilmek üzere öğrenci beklentilerinin sınıflandırıldığı yeni bir model önerisinde bulunulmuştur. Bu model, beklentinin kimliğine dayalı bir sınıflandırma örneği sunmakta ve "Eğitmene İlişkin Beklentiler", "Müfredat ve Kaynaklara İlişkin Beklentiler", "Fiziksel Olanaklara İlişkin Beklentiler", "Kurum Kültürüne İlişkin Beklentiler", "Toplumsal Fayda Beklentileri" ve "Dijitalleşme Beklentileri" olmak üzere 6 başlıktan oluşmaktadır.
Türk bankacılık sektöründe otantik liderlik ve kariyer tatmininin astların görev performansı üzerine etkileri: Osmaniye ili örneği
Bankacılık sektöründe sunulan hizmetlerde sürdürülebilir rekabet avantajı elde edilmesi hem yönetim anlayışına hem de astların görev performansına ve kariyer tatminine bağlıdır. Fakat banka çalışanları perspektifiyle kariyer tatmini aracılığı ile otantik liderliğin görev performansına etkileri konusunda sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu konudaki bulgu eksikliği gidermeye yönelik arayışlardan biri olan çalışmanın amacı, Türk bankacılık sektöründe otantik liderliğin astların görev performansına etkilerini ortaya koymak ve bu iki değişken arasındaki ilişkide kariyer tatminin aracı rolünü tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini Osmaniye ili ve ilçelerindeki kamu ve özel banka şubelerinde görev yapan astlar oluşturmaktadır (n=397). Araştırma verileri Walumbwa ve diğerlerinin (2008) otantik liderlik ölçeği, Greenhaus ve diğerlerinin (1990) kariyer tatmini ölçeği ve Goodman&Svyantek (1999)'in görev performansı ölçeğinden oluşan bir anket yardımıyla toplanmıştır. Çalışmada öncelikle her üç ölçeğin güvenilirlik ve geçerliğini test etmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi vasıtasıyla bir ölçüm modeli geliştirilmiştir. Daha sonra bu ölçüm modeli esas alınarak araştırma modeli ve hipotezleri test etmek için Yapısal Eşitlik Modellemesi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre hem otantik liderliğin hem de kariyer tatmininin astın görev performansını pozitif ve anlamlı etkilediği tespit edilmiştir. Aynı zamanda otantik liderliğin astın kariyer tatminini üzerinde pozitif ve anlamlı şekilde etkiye sahip olduğu gözlenmiştir. Ayrıca otantik liderlik ile görev performansı arasındaki ilişkide kariyer tatmininin aracı rolü oynadığı saptanmıştır. Son olarak çalışmanın bazı kısıtları vurgulanmış, uygulamada bankalardaki astların görev performansını ve kariyer tatminini iyileştirmeye yönelik önerileri geliştirilmiş ve gelecekte bu konularda araştırma yapacak kişilere yol gösterici önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türk Bankacılık Sektörü, Otantik Liderlik, Astların Görev Performansı, Kariyer Tatmini,
Çevresel sürdürülebilirlik faaliyetlerinin yeşil marka değeri ve tüketici davranışına etkisi: Perakende ticaret sektörü üzerine bir araştırma
Sürdürülebilirlik bilinci, günümüz ihtiyaçları karşılanırken gelecek nesillerin ihtiyaçlarının göz ardı edilmemesini esas almaktadır. Bu doğrultuda çevresel sürdürülebilirlik kavramı, bireylerin ve işletmelerin çevreye duyarlı tutumlar geliştirerek hem doğaya karşı sorumluluklarını yerine getirmelerini hem de tüketicilerle olan ilişkilerini güçlendirmelerini sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, çevresel sürdürülebilirlik faaliyetlerinin yeşil marka değeri ve tüketici davranışları üzerindeki etkilerini, perakende ticaret sektörü özelinde incelemektir. Bu doğrultuda, çevresel sürdürülebilirlik bilincine sahip bireylerin yeşil markalara yönelik algıları ile çevreci tüketim eğilimleri analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, çevresel sürdürülebilirlik ile yeşil marka değeri ve tüketici davranışları arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişkiler tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkeni yalnızca çevresel sürdürülebilirlik düzeyinde anlamlı farklılık yaratırken, medeni durum ve yaş değişkeninin yeşil marka değeri ve tüketici davranışları üzerinde anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Eğitim ve gelir düzeylerine göre anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Elde edilen bulgular, sürdürülebilirlik odaklı marka stratejilerinin tüketici davranışları üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır. Çalışma literatüre katkı sağlamanın yanı sıra, markalar için stratejik öneriler sunmaktadır.
Bağımsız denetim kalitesi boyutları ile kilit denetim konuları ilişkisi: BİST 100 endeksinde işlem gören işletmeler üzerine bir araştırma
Bağımsız denetim standartları, denetim süreçlerinin kalitesini güvence altına almada ve dolayısıyla ekonomik sistemin istikrar ve güvenilirliğini sağlamada önemli bir rol oynamaktadır. Bağımsız Denetim Standardı (BDS) 701 "Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetçi Raporunda Bildirilmesi"nin oluşturulma amacı, bağımsız denetim raporlarının şeffaflığını ve iletişim değerini artırmaktır. Bu standart, denetçilerin mesleki muhakemelerine dayanarak belirledikleri kilit denetim konularının denetçi raporlarında açıklanmasına ilişkin ilke ve kuralları içermektedir. Kilit denetim konuları, denetçilerin mesleki muhakemelerine göre belirledikleri konular olmasından dolayı çeşitli faktörlerden etkilenebilirler. Bu konuların bağımsız denetçi raporlarında açıklanması sürecinin etkin bir şekilde yönetilmesi, denetim raporlarının şeffaflığını artırarak denetim kalitesine olumlu katkılar sağlamaktadır. Dolayısıyla kilit denetim konularını etkileyen faktörlerin tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, bağımsız denetim kalitesine ilişkin bazı göstergelerin BDS 701 standardı kapsamında denetçi raporlarında yer alan kilit denetim konuları üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerini belirlemektir. Başka bir ifadeyle, bu çalışma, denetim kalitesiyle ilgili belirli faktörlerin, kilit denetim konularının belirlenmesinde nasıl etkili olduğunu analiz etmektedir. Bu bağlamda çalışmanın veri setini Borsa İstanbul (BİST) 100 endeksindeki işletmelerin bağımsız denetçi raporlarından ve faaliyet raporlarından elde edilen veriler oluşturmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda verilerin test edilmesi için Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) kullanılmıştır. Analiz sonucu elde edilen bulgulara göre; denetim şirketi büyüklüğü ile kilit denetim konuları arasında negatif anlamlı; denetlenen işletmedeki denetim komitesi ile kilit denetim konuları arasında pozitif anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bununla birlikte denetim şirketi büyüklüğü ile aracı değişken olarak belirlenen denetim komitesi arasında pozitif anlamlı ilişki bulunmuştur. Denetçinin sektör uzmanlığı ile denetim komitesi arasında ise negatif anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca, denetim şirketi büyüklüğü ve denetim ücreti değişkenlerinin, denetim komitesi aracılığıyla, kilit denetim konuları üzerinde pozitif anlamlı ilişkisi olduğu görülmektedir. Denetçinin sektör uzmanlığının ise denetim komitesi aracılığıyla, kilit denetim konuları üzerinde negatif anlamlı etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir.
İşgören sessizliği ve iş yeri arkadaşlığının yenilik kapasitesine etkileri: Hizmet ikliminin aracı rolü
Bu çalışma yenilik kapasitesi bakımından Türkiye'deki sivil havacılık endüstrisindeki kamu kuruluşları ve firmaların global düzeydeki rakiplerinin gerisinde kalma nedenleri olarak işgören sessizliği, iş yeri arkadaşlığı ve hizmet ikliminin etkilerini belirlemeye yönelik bir arayıştır. Bununla birlikte araştırma modelimizdeki değişkenler arasındaki ilişkileri ele alan sınırlı sayıda çalışma olmasından dolayı yazındaki bulgu ve bilgi eksikliğini gidermeye odaklanmaktadır. Araştırmanın amacı, hizmet iklimi araclığıyla işgören sessizliği ve iş yeri arkadaşlığının yenilik kapasitesi üzerindeki etkilerini ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini Türk sivil havacılık endüstrisinde faaliyet gösteren kamu ve özel işletmelerde görev yapan uçuş ve yer personeli oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, literatürde daha önce güvenilirliği ve geçerliliği test edilmiş değişkenlere ilişkin ölçeklerden oluşan yapılandırılmış bir anket yardımıyla toplanmıştır. Araştırmada ilk önce bahsi geçen ölçeklerin güvenilirlik ve geçerliliklerini test etmek için doğrulayıcı faktör analizinden yararlanılarak bir ölçüm modeli geliştirilmiştir. Daha sonra, bu ölçüm modeli esas alınarak varsayılan ilişkileri test etmek için yapısal eşitlik modellemesi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre işgören sessizliği boyutlarından sadece kabullenici sessizliğin yenilik kapasitesini negatif ve anlamlı şekilde etkilediği ortaya konmuştur. Buna karşın, iş yeri arkadaşlığı ve hizmet ikliminin yenilik kapasitesini pozitif ve anlamlı yönde etkilediği gözlenmiştir. Ayrıca kabullenici sessizlik hizmet iklimi üzerinde negatif ve anlamlı etkiye sahip iken, iş yeri arkadaşlığı hizmet iklimi üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahiptir. Öte yandan araştırma bulgularına göre kabullenici sessizlik ile yenilik kapasitesi ilişkisinde hizmet ikliminin tam aracı etkiye sahip olduğu anlaşılmıştır. Buna karşın hem korunmacı sessizlik ile yenilik kapasitesi arasındaki ilişkide hem de korumacı sessizlik ile yenilik kapasitesi arasındaki ilişkide hizmet ikliminin aracı rolü oynamadığı ortaya konmuştur. Bununla birlikte iş yeri arkadaşlığı ile yenilik kapasitesi arasındaki ilişkide hizmet ikliminin tam aracılık görevi gördüğü tespit edilmiştir. Son olarak, çalışma teorik ve yönetsel uygulamalara yönelik çıkarımlarda bulunmakta, araştırma bulgularıyla ilgili sınırlamaları tartışmakta ve bu konuyla ilgili gelecekteki araştırmalara yol göstermektedir.
İşyeri nezaketsizliği ve örgütsel mağduriyetin işe tutkunluk üzerine etkisi: İşgören avukatlığının aracı rolü
Bu araştırmanın amacı; işyeri nezaketsizliği ve örgütsel mağduriyetin, işe tutkunluk üzerindeki etkisinde işgören avukatlığının aracı rolünü analiz etmektir. Araştırmanın örneklemini, Kayseri Organize Sanayi Bölgesi imalat sektöründeki işletmeler oluşturmaktadır (n=403). Araştımada verileri, literatürde güvenirlirliği ve geçerliliği test edilmiş olan ölçeklerden oluşan bir anket yardımıyla toplanmıştır. Araştırmada ilk önce bahsi geçen ölçeklerin güvenilirlik ve geçerliliklerini test etmek için doğrulayıcı faktör analizinden yararlanılarak bir ölçüm modeli geliştirilmiştir. Daha sonra, bu ölçüm modeli esas alınarak varsayılan ilişkileri test etmek için yapısal eşitlik modellemesi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, iş yeri nezaketsizliğinin, işe tutkunluğu negatif yönde ve anlamlı bir şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Benzer şekilde, örgütsel mağduriyetin de işe tutkunluğu negatif yönde ve anlamlı bir şekilde etkilediği ortaya konmuştur. Diğer yandan, işgören avukatlığının işe tutkunluğu pozitif yönde ve anlamlı şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Bununla birlikte, işyeri nezaketsizliğinin işgören avukatlığını negatif yönde ve anlamlı şekilde etkilediği ancak, örgütsel mağduriyetin işgören avukatlığını negatif yönde ama anlamlı olmayan şekilde etkilediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, işgören avukatlığının, işyeri nezaketsizliği ile işe tutkunluk arasındak ilişkide tam aracı rolü oynadığı ortaya konulmuştur. Ancak, işgören avukatlığının, örgütsel mağduriyet ile işe tutkunluk arasındaki ilişkide aracıroü oynamadığı araştırma bulguları arasında yer almaktadır. Son olarak, çalışma teorik ve yönetsel uygulamalara yönelik çıkarımlarda bulunmakta, araştırma bulgularıyla ilgili sınırlamaları tartışmakta ve bu konuyla ilgili gelecekteki araştırmalara yol göstermektedir.
Gelişmekte olan ülkelerde risk iştahı ve finansal stres endeksinin kripto para piyasalarına etkisi
Kripto paralar, dünya genelinde 502 milyondan fazla kullanıcıya ulaşarak hem spekülasyon hem de yatırım aracı olarak benimsenmiştir. Bu yaygın kullanım, kripto para yatırımcılarının kararlarını şekillendiren makroekonomik değişkenlerin etkisini incelemeyi önemli hale getirmektedir. Bu çalışmanın amacı, gelişmekte olan ülkelerde risk iştahı ve finansal stres endeksinin kripto para piyasasına etkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemi, Morgan Stanley Capital International (MSCI) tarafından belirlenen Gelişmekte Olan Piyasalar Endeksi'nde yer alan 23 ülkeden oluşmaktadır. Çalışmanın dönemi Ocak 2015- Aralık 2023 yılları arasındaki aylık verilerden oluşmaktadır. Çalışmada analizin güvenirliğini artırmak maksadıyla kripto para piyasası 5 farklı coin ile temsil edilmiştir. Farklı teknik özelliklere ve yatırımcı kitlesine sahip ve fiyat bilgisine en kapsamlı şekilde ulaşılabilen coinlerden olan Bitcoin (BTC), Ripple (XRP), Docecoin (DCC), Litecoin (LTC) ve Ethereum(ETR)'un kapanış fiyatları kripto para piyasasıveri setini oluşturmaktadır. Bununla birlikte, finansal stres endeksi her bir ülkenin finansal piyasalarından elde edilen veriler ile hesaplanmıştır. Risk iştahının temsilcisi olarak ise Küresel Volatilite Endeksi (VIX) analize dâhil edilmiştir. Risk iştahı ve finansal stres endeksinin kripto para piyasalarına etkisi incelenirken, daha tutarlı bulgular elde etmek amacıyla çalışmadaki modellere S&P500 kapanış fiyatları, Altın fiyatı, Brent petrol fiyatı, Dow Jones endeksi, MSCI Gelişmekte Olan Piyasa Endeksi kontrol değişkeni olarak dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında verilerin analiz edilmesinde panel veri analiz tahmincilerinden Sistem Genelleştirilmiş Momentler (Sistem-GMM) tahmincisi ve Seemingly Unrelated Regression (SUR) tahmincisi kullanılmıştır. Analiz sonucunda, kripto para fiyatları ile Finansal Stres Endeksi (FSE) arasında negatif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Piyasalarda yaşanan stres dönemlerinde finansal stres endeksindeki (FSE) artış, kripto para piyasasında düşüşe neden olmaktadır. Ancak volatilite endeksinin (VIX) etkisi değişken olup, Docecoin (DCC), Litecoin (LTC) ve Ethereum (ETR) kripto paralarında risk iştahındaki düşüşe paralel olarak değer kaybına gözlemlenirken, Bitcoin (BTC) ve Ripple(XRP) kriptolarında ise spekülatif talep nedeniyle artış gözlemlenmektedir. Söz konusu iki endeksin kripto para piyasalarına etkisi, yatırımcılar ve düzenleyici kuruluşlar açısından oldukça önemlidir. Yatırımcıların finansal stres dönemlerinde, risk yönetim stratejisi olarak portföy çeşitlendirmesini benimsemeleri önemli bir etkendir. Kripto para piyasasında işlem gören coinlerin her birinin dayandığı projeyi iyi analiz etmek ve yaşanabilecek sektörel veya genel kriz dönemlerinde portföyün riskini minimize edebilecek şekilde çeşitlendirme yapmak yatırımcıyı koruyan etkenler arasındadır. Düzenleyici kurumlar tarafından bu tür dalgalanmalara karşı koruma sağlayacak ve piyasa içerisinde likidite kayıplarını engelleyecek mekanizmaların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, kripto para regülasyonunun hazırlanması, kripto para birimlerinin daha güvenli bir kullanım alanına sahip olmasını sağlayacaktır. Yatırımcılar, risk yönetim stratejisi olarak portföy çeşitlendirmesi yapsalar da regülasyonların hazırlanması, kripto paraların hukuki statüsünün belirlenmesi ve denetim mekanizmasının sağlamlaştırılması, yatırımcının korunması açısından büyük öneme sahiptir. Bununla birlikte; kripto para piyasalarındaki aşırı volatilite finansal piyasada stres seviyesini etkileyerek belirsizlik ver riski artırmaktadır. Düzenleyici finansal kurumlar tarafından daha şeffaf ve uygulanabilir düzenlemelerin getirilmesi piyasadaki aşırı oynaklığı sınırlayarak piyasa istikrarını sağlayabilir.