
7,763
Archived Theses
33
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Finansal sıkıntıyı belirleyen faktörlerin tespiti: İMKB imalat sektörü uygulaması
Yoğun rekabet ortamında faaliyet gösteren günümüz işletmelerinin birçoğu için dış finansman artık kaçınılmaz bir gereksinim haline gelmiştir. Ancak, çoğu zaman işletmeler dış finansmandan sağlanan fayda ile onun maliyeti arasında bir denge kurmakta zorlanmaktadırlar. Cari yükümlülüklerini karşılamak durumunda olan işletmelerin birçoğu finansal sıkıntı ve yeniden dış finansman sağlama kısır döngüsü içine düşebilmektedirler. İflasla sonuçlanabilecek sorunları beraberinde getiren finansal sıkıntı durumunun erken tespiti, işletme ile ilişkisi olan ortaklar, yatırımcılar ve kreditörler gibi birçok kesimi yakından ilgilendirmektedir.Bu çalışma ile işletmelerin içine düşebilecekleri finansal sıkıntı durumunu belirleyen faktörlerin finansal tablo oranları yardımıyla tespiti amaçlanmıştır. Çalışmanın amacına uygun olarak iki kısımdan oluşan ampirik bölümün ilk kısmında işletmelerin kısa vadeli yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için gereksinim duydukları dış finansman miktarı finansal sıkıntıya neden olabilecek bir değişken olarak tanımlanmıştır. İMKB'de işlem gören 125 adet imalat sektörü işletmesinin 2003-2010 dönemi yıllık finansal tablo verilerinden elde edilen oranlar ile tanımlanan bu finansal sıkıntı değişkeni arasındaki olası ilişkiler Panel EGLS yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonucunda tanımlanan finansal sıkıntı değişkeni ile borçların vade yapısı, kaldıraç, satışların maliyeti/net satışlar ve net satış büyümesi değişkenleri arasında aynı yönlü ilişkiler saptanmıştır. Hazır değerler/aktifler, stok devir hızı ve faiz ve vergi öncesi kar/aktifler değişkenleri arasında ise ters yönlü ilişkiler saptanmıştır.Ampirik bölümün ikinci kısmında finansal sıkıntı değişkeni değeri finansal tablo oranları tarafından belirlenen bir finansal sıkıntı endeksine dönüştürülmüştür. Daha sonra bu finansal sıkıntı endeksi değerleriyle bağımlı değişken olarak belirlenen İMKB'de işlem gören hisse senedi getirileri arasındaki ilişkiler tekrar Panel EGLS yöntemiyle analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda işletmelerin hisse senedi getirileri ile finansal sıkıntı endeksi değerleri arasında ters yönlü anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir.
Etik davranma niyetinin Planlı Davranış Teorisi çerçevesinde değerlendirilmesi: Gıda mühendisleri örneği
Çalışmanın amacı gıda mühendislerinin etik davranma niyetine etki eden faktörlerin ortaya konmasıdır. Bu amaçla Planlı Davranış Teorisi model olarak kullanılmış ve araştırmanın amacına uygun olarak geliştirilmiştir. TMMOB (Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği) Gıda Mühendisleri Odası'na üye olan gıda mühendislerine uygulanan anketle, etik davranma niyeti davranışa yönelik tutumlar, sosyal ve ahlaki normlar, algılanan kontrol yetkisi ve yasal koşullar değişkenleri ile incelenmiştir. 634 katılımcıdan elde edilen verilerin analizi sonucunda ulaşılan bulgular, incelenen tüm değişkenlerin etik davranma niyetini öngördüğünü ortaya koymaktadır. Davranışa yönelik tutumlar, niyeti etkileyen değişkenler içerisinde en etkili unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sonuçlar gıda mühendislerinin etik davranma niyetini etkileyen faktörleri ortaya koymada Planlı Davranış Teorisinin uygun bir model olduğunu göstererek, gıda mühendislerine, gıda işletmesi sahiplerine ve yöneticilerine, gıda mühendislerini yetiştiren akademisyenlere ve ilgili kurum ve kuruluşlara önemli bilgiler sunmaktadır.
Entelektüel sermayenin firma değeri üzerindeki etkisi ve ekonometrik bir analiz
Küreselleşen dünyamız, teknolojik gelişmeler ve iletişim sektöründeki çok hızlı değişimler ile tam bir bilgi çağı yaşamaktadır. Endüstri çağının en önemli değer unsurları; sermaye, binalar, fabrikalar, makine-teçhizat gibi maddi varlıklardan oluşmaktadır. Yeni teknolojik gelişmeler, değişen dış çevre faktörleri ve rekabet tanımının küreselleşmesi sonucunda bilginin önemi hızla artmaktadır. Bilgi ekonomisi ile birlikte değer unsurlarında maddi varlıklardan maddi olmayan varlıklara doğru bir geçiş yaşanmaktadır. Bilgi temelli bu maddi olmayan varlıklar entelektüel varlıklar olarak tanımlanmakta, entelektüel varlıkların değere dönüşmüş biçimi ise entelektüel sermaye olarak ifade edilmektedir. Bu araştırmada, entelektüel sermaye konusu çok yönlü olarak ele alınmıştır.Bu araştırmanın amacı, entelektüel sermayenin Türkiye'de faaliyet gösteren ve hisse senetleri İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem gören bankalar üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu kapsamda, bankaların entelektüel sermaye değerlerini hesaplamak için Ante Pulic'in Entelektüel Katma Değer Katsayısı (VAIC) yöntemi kullanılmaktadır. 11 adet bankanın 2003-2010 yılları arasındaki verileri panel regresyon analizi ile incelenmiş ve bankalara ait katma değerin etkinliği ile firmaların performans değerlendirme ölçütleri olan işletme büyüklüğü, kaldıraç oranı ve özsermaye getirisi arasındaki ilişkiler incelenmektedir.Elde edilen sonuçlara göre, insan sermayesi etkinliği ile firma değeri arasında istatistiksel olarak anlamlı, yapısal sermaye etkinliği arasında ise anlamlı ilişkinin bulunmadığı görülmüştür. Yapılan analiz ile bankaların değerini etkileyen temel değişkenlerden birinin insan sermayesi olduğu görülmektedir. Bunun yanı sıra, özsermaye getirisi ve aktiflerdeki büyüme bankaların piyasa değerini etkileyen finansal unsurlar olduğu tespit edilmiştir.
İşletmelerde çevresel maliyetlerin belirlenmesi, muhasebeleştirilmesi ve raporlanması: Bir süt endüstrisi işletmesinde örnek uygulama
Günümüzde çevre sorunlarının artması ile birlikte işletmeler varlıklarını devam ettirebilmek için sürdürülebilirliğe daha fazla önem vermeye başlamışlardır. Sürdürülebilirlik konusunu dikkate alan işletmeler sosyal sorumlulukları gereği çevreyi korumak için birtakım önlemler almaya başlamışlardır. Çevre için yapılan giderler çevresel maliyet kavramını oluşturmuş ve çevresel maliyetlerin dikkate alınması için geleneksel muhasebe sisteminden uzaklaşıp çevre muhasebesi sisteminin kurulmasını ve uygulanmasını gerektirmiştir.Çevre muhasebesi, ?sürdürülebilir kalkınma? ve ?sosyal sorumluluk? kavramları itibariyle işletmelerin çevreyle ilgili mali nitelikli olayların muhasebe bilgi sistemlerinde gösterilmesidir. Bu çalışma, sanayi sektöründe faaliyet gösteren süt ürünleri işletmesinin çevresel maliyetleri belirlenip çevresel maliyetlerin muhasebeleştirilmesi ve finansal tablolarda gösterilmesi amaçlamaktadır.
Firmalarda temettü politikalarını etkileyen unsurlar: İMKB sanayi işletmeleri üzerine bir panel veri uygulaması
Bu çalışmanın amacı İMKB'ye kayıtlı sanayi firmalarının temettü politikalarına etki eden faktörlerin tespit edilmesi ve bu faktörlerin temettü politikalarını ne ölçüde etkilediklerinin belirlenmesidir. Bu amaçla finans literatürü incelenerek bugüne kadar yapılan çalışmaların ışığında İMKB'ye kayıtlı firmaların nakit temettü politikalarına etki edeceği düşünülen içsel ve dışsal en önemli faktörler uygun hipotezler oluşturularak panel veri modeli ile test edilmiştir.Türkiye'de 2003 yılında enflasyon oranlarının mali tablolar üzerindeki olumsuz etkilerinin giderilmesine yönelik yapılan düzenlemeler nedeniyle çalışmaya ilişkin uygulama 2003-2010 dönemini kapsamaktadır. İMKB'ye kayıtlı sanayi firmalarının temettü politikalarına etki eden faktörler panel veri analizi kullanılarak test edilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan firmalara ilişkin veriler İMKB ile KAP'ın resmi internet sitesinden elde edilen mali tablolar kullanılarak oluşturulmuş ve istatistiki modelin test edilmesinde EViews 7.2 ve Stata 12.1 programlarından yararlanılmıştır.Elde edilen bulgular İMKB'ye kayıtlı firmaların temettü politikalarının başta vergi faktörü olmak üzere kârlılık, büyüme fırsatları, firma büyüklüğü, kaldıraç ve likidite değişkenlerinden etkilendiğini götermektedir.
Türkiye'de göç veren illerde iç göç sorununun yönetiminde stratejik planlama modeli yapılandırılması
Her geçen gün etkileri hissedilir derecede artan iç göç sorununa etkin ve uygulanabilir çözümler bulma ihtiyacı, yıllardır farklı platformlarda dile getirilmektedir. Bu hususta, iç göç sorununu farklı boyutları ile analiz eden geniş kapsamlı bir araştırma ihtiyacı mevcuttur. Bu araştırma, Türkiye'de iç göç yönetimi sürecinde etkin karar alma sistematiği geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede, düzensiz göçle mücadele etmek için ilgili karar vericilere yöntemsel altyapı desteği sağlanarak, stratejik planlama çalışmalarına sistematik bir bakış açısı kazandırılmaktadır.Bu amaçlara ulaşmak için göç veren ilin GZFT analizi faktörleri göç önleme stratejileri ile ilişkilendirilerek, Stratejik Planlama Modeli Önerisi (GÖÇ-SPM TÜRKİYE) geliştirilmiştir. Modelde GZFT analizinin çok ölçütlü karar verme tekniklerinden biri olan AAS yöntemi ile bütünleştirilmesinden oluşan GZFT-AAS yöntemi kullanılmıştır. Geliştirilen model, göç veren illerden biri olan Zonguldak iline uygulanmıştır. Araştırmada ilin güçlü yönleri, zayıf yönleri, fırsatları, tehditleri ve göç önleme stratejileri belirlenerek söz konusu faktörler önceliklendirilmiştir. Zonguldak ili için yapılan bu uygulamanın referans alınarak, göç veren tüm illere uygulanması ileri çalışma planı olarak sunulmuştur.
İMKB'de etkin piyasa hipotezinin A-FIGARCH model ile testi: Sektör endeksleri üzerine uygulama
Ekin piyasa hipotezi piyasada işlem gören menkul değerlerin fiyatlarının geçmiş dönem fiyatlarından etkilenmediğini belirtmektedir. Buna bağlı olarak etlin bir piyasada yatırımcılar geçmiş fiyat hareketlerini kullanarak normalin üzerinde getiri elde etme imkanına sahip olamayacaklardır. Etkin olmayan bir piyasada, menkul varlığa ait bilginin elde edilmesi bilgi düzeyi ve bilginin önemi bakımından yatırımcılar için maliyet farklılıkları yaratacağından, piyasa etkinliği arzu duyulan bir hal almıştır. Piyasa etkinliği, piyasada yer alan tüm yatırımcıların menkul kıymet ile ilgili tüm bilgilere aynı anda ulaştığında ve menkul kıymet fiyatlarının bu bilgiyi aynı anda yansıttığında mümkün olmaktadır.Çalışmada 02/01/1997-06/07/2012 dönemlerine ait günlük kapanış verileri kullanılarak getiri serileri oluşturulmuş ve getiri serilerinin varyansında yapısal kırılmaların varlığı Sanso vd., (2004) tarafından geliştirilen test ile araştırılmıştır. Sonuç olarak, İMKB 30, Banka, Gıda, Metal Ana, Sigorta, Turizm ve Ulaştırma sektörleri çalışmanın kapsamında yer almış ve bu sektörlerin volatilitesinin uzun hafıza özelliği gösterdiği belirlenmiştir. Bu sonuç İMKB'nin zayıf formda etkin olmadığını göstermektedir.
İş görenlerin ücret tatmini, iş tatmini ve performans algısı: Bir uygulama
İşletmeler, insan gücünün ve onun doğru yönlendirilmesinin rekabet üstünlüğü sağlamada sermaye kadar önemli hale geldiğini kabul etmişlerdir. Bunu keşfeden çoğu işletme iş görenleri cezbetmek, onları işletmede tutmak ve onların performansını artırmak için ücreti bir araç olarak kullanmaktadırlar.Ücret tatmini, iş gören tatmini ve iş gören performansını ayrı ayrı ya da ikili ilişkiler halinde incelemiş pek çok çalışma olmasına karşın, ücret tatmini-iş tatmini-iş gören performansı ilişkisini bir arada ele alan çalışmanın olmadığı görülmüştür. Bu nedenle bu çalışmada bu üç kavram bir arada incelemeye alınmıştır. Araştırmada ücret tatmini, iş tatmini ve iş gören performansının ilişkide olup olmadığı incelenmiş, varsa da ne yönde ve hangi şiddette olduğu hakkında bilgi sağlanması amaçlanmıştır. Ayrıca demografik özelliklerin faktörler üzerinde anlamlı bir etki oluşturup oluşturulmadığının tespitinin yapılmasının da çalışmaya katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Bu zincirleme ilişki hakkında çalışma olmaması, bu çalışmanın önemini arttırmaktadır.Araştırma sonucunda ücret tatmini, iş tatmini ve iş gören performansı kavramlarının anlamlı ilişki içinde olduğu tespit edilmiştir. Buna göre iş görenlerin tatmin seviyelerinin işletmeler üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin olacağı bu nedenle bu faktörlerin işletmeler açısından önemli bir konu olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuca göre başarılı olmak isteyen işletmelerin bu değişkenlere önem vermesi ve iş görenlerin tatmin seviyelerini artıracak önlemler alması gerekmektedir. Konuyla ilgili elde edilen bulguların literatür ve işletmeler için yararlı olacağı düşünülmektedir.
Kamu mevzuatındaki yeni düzenlemelerin sağlık çalışanlarının örgütsel adalet algısı üzerine etkisi
Örgütsel adalet kavramı, dağıtım adaleti, süreç adaleti ve etkileşim adaleti olmak üzere üç boyuttan oluşmaktadır. Çalışma, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname sonucunda Sağlık Bakanlığı teşkilat yapısında meydana gelen değişikliklerin, çalışanların örgütsel adalet algıları üzerindeki etkilerini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Örgütsel adalet ölçeğinin orijinal hali düzenlemeler öncesi, uyarlanmış hali ise yeni düzenlemeler sonrasındaki örgütsel adalet algısını ölçebilmek amacıyla uygulanmıştır. Çalışma, Zonguldak il merkezinde görev yapan 200 sağlık personeli üzerinde uygulanmıştır.Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların düzenlemeler öncesi örgütsel adalet algısı ile yeni düzenlemeler sonrasındaki örgütsel adalet algısı boyutları, cinsiyet, eşlerin çalışma durumu, görev yapılan kurum, tayin isteme durumu, unvan, gelir durumu ve sendikaya üyelik değişkenlerinde farklılık göstermektedir.
BİST'de işlem gören KOBİ'lerin temerrüt risklerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Amerika?da 2008 yılında başlayıp tüm dünyayı etkisi altına alan küresel krizle birlikte özellikle Avrupa Birliği?ndeki ülkelerde iflas eden firmalar olmuştur. Bu durum hem firma sahipleri hem de kredi verenler açısında firmaların finansal durumlarının doğru tespit edilmesi ve temerrüt olasılıklarının hesaplanması gerektiğini göstermiştir. Finansal olarak çok güçlü olmasalar da ülke ekonomileri için büyük önem arz eden KOBİ?lerin bilhassa faaliyetlerini sürdürmek ve büyümek için finansal kaynak bulmaları gerekmektedir. Banka ve kredi veren diğer kurumlar ise KOBİ?lere vermiş oldukları kredileri geri alamama durumuna karşı sert tedbirler almaktadır. Bu bağlamda büyük ölçekli firmalara oranla KOBİ?lerin temerrüt riskinin ölçülmesi firmayla finansal olarak ilişkisi bulunan tüm taraflar için önemli görünmektedir. Bu çalışmada BİST?de işlem gören ve KOBİ kapsamında yer alan 23 adet firmanın 2004-2010 yıllarına ait günlük kapanış fiyatları ve dönemlik bilançoları dikkate alınarak mali tablo analizleri yapılmıştır. Her firma için 6 yıllık mali tablo değerleri dikkate alınarak öncelikle Koşullu Yükümlülük Analizi kullanılarak temerrüde düşme olasılıkları hesaplanmıştır. Daha sonra söz konusu firmalar için 13 finansal oran değeri hesaplanmış ve panel veri tahmin teknikleri kullanılarak hangi oranların temerrüt olasılığı üzerinde etkisi olduğu belirlenmiştir. Analiz sonucunda cari oranın, stok devir hızının ve toplam borçların toplam varlıklara oranının temerrüt olasılığı üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiştir. Kredi verenler, işletme sahipleri ve firmayla finansal ilişkisi bulunan tüm tarafların kullanabileceği bir model oluşturulmaya çalışılmıştır.
Akademik personel açısından psikolojik sözleşme ihlali ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkilerin analizi
Bu çalışma, psikolojik sözleşme ihlal algısının olumsuz çıktılarında duyguların rolünü araştırmakta ve algılanan ihlal ile bu ihlale gösterilecek olumsuz tepkiler arasındaki ilişkinin sosyal mübadele ilişkisinden nasıl etkilendiğini belirlemeye çalışmaktadır. Bununla birlikte çalışmada, psikolojik sözleşme ihlal algısı üzerinde etkili olan maddi ve manevi unsurların neler olduğu da belirlenmeye çalışılmaktadır. Çalışmanın amacı, Türkiye'deki üniversitelerde görev yapan akademik personelin algıladığı psikolojik sözleşme ihlalinin gelişim sürecini analiz ederek, bu süreçte algılanan örgütsel desteğin herhangi bir rolünün bulunup bulunmadığını tespit etmek ve bu sürecin işten ayrılma niyeti üzerindeki etkilerini belirlemektir. Psikolojik sözleşme ihlal algısı ile tutum ve davranışlar arasındaki ilişkiye aracılık eden ve bu ilişkinin yapısını etkileyen faktörlerin ortaya konulması ile teoriye ve uygulamaya önemli katkılar sağlanacağı düşünülmektedir. Bu amaç kapsamında çalışma, Türkiye'de yer alan devlet ve vakıf üniversitelerinde görev yapmakta olan 570 akademik personel üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Türkiye'de yer alan üniversitelerde görevli akademik personelin psikolojik sözleşme ihlalinde işlemsel unsurlardan çok ilişkisel unsurların etkili olduğu tespit edilmiştir. Buna ek olarak, üniversitenin vaatlerini yerine getirmemesi durumunda akademik personelin işten ayrılma niyetinde bir artış meydana geldiği ve psikolojik sözleşme ihlaline gösterilecek duygusal tepkilerin psikolojik sözleşme ihlal algısı ile işten ayrılma niyeti arasındaki ilişkide önemli bir aracı değişken olduğu belirlenmiştir. Ayrıca birey ile örgüt arasındaki sosyal mübadele ilişkisinin kalitesiz olması durumunda psikolojik sözleşme ihlaline gösterilen negatif duygusal tepkilerin kuvvetlendiği ve işten ayrılma niyetinin arttığı araştırmanın diğer bir önemli sonucudur.
Gizli maliyetlerin yapısal eşitlik modeli ile analizi üzerine bir araştırma
Örgütlerin tarihsel geçmişi ve örgüt kültürü, çalışan davranışları ve eğilimlerini yönlendiren en önemli güçtür. Bu bağlamda örgütlerde, psikolojik ve sosyal bir varlık olan insan odaklı yönetim ile örgütün ekonomik ve finansal gücünü arttırma girişimi olan sosyo-ekonomik yönetim yaklaşımı değerlendirilmelidir. Bu şekilde, örgütlerin performans ve verimliliğini etkileyen psiko-sosyal kökenli gizli maliyet unsurlarının önüne geçilebilecektir. Literatürde, sağlıklı çalışma ortamlarının ve insan sağlığının, optimum örgüt çıktıları ile sonuçlandığı kabul edilmektedir. Kaza, yaralanma ve meslek hastalığı riskinin yüksek olduğu sağlıksız ve güvensiz çevre, işe gitmeme, varmış ve çalışıyormuş gibi yapma eğilimlerini, motivasyonu ve sonrasında performansı etkilemektedir. Çalışmada işe gitmeme, varmış ve çalışıyormuş gibi yapma eğilimlerinin boyutu analiz edilmekte, kazalı ve kazasız grup madenciler arasında bu eğilimlerde görülen farklılığın boyutu, örgütün maruz kalacağı olası gizli maliyet oranının ifadesi olarak kullanılmaktadır. Madencilerin algıladıkları iş riski, iş güvenliği ve çevresel destek boyutu ile kadercilik tutumları incelenmekte ve bu unsurların eğilimler üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki sergilediği görülmektedir. Bu eğilimlerin, yönetsel etkililikle olan istatistiksel anlamlı ilişki boyutu da, verimlilik unsuru ile ilişkilendirilebileceklerini göstermektedir. İş riski ve iş güvenliği algılarının, işe gitmeme eğilimlerinin kazalı ve kaza grup çalışanlar arasında oldukça farklılaştığı ve gizli maliyet boyutunu açıklamada önemli unsurlar olarak kabul edilebileceği görülmüştür. Çalışma modeli ve hipotezler SPSS 15.0 ve LISREL 8.51 kullanılarak bağımsız t-testi ve YEM analizleri ile elde edilmiştir. Literatürde kabul edilen model, hipotez ve ilişkiler TTK?da reddedilmemiştir.
Metal sektöründe emtia fiyat riski: Londra Metal Borsası'nda bir uygulama
Dünya sanayisinin lokomotif endüstrilerinden birisi olan demir çelik sektörü, tüm endüstriyel sektörlere girdi sağlamaktadır. Demir çelik sanayii ülkelerin gelişmişlik seviyelerini belirleyen ve ekonomik kalkınmanın temel yapı taşlarını oluşturan sektörlerden biridir. Özellikle 2000?li yılların başında Çin ekonomisindeki gelişmeler kaynaklı hızla büyüyen çelik sektörü yeni kapasite yatırımları için cazip hale gelmiştir. Bununla birlikte 2008 yılında yaşanan kriz döneminde yılın son çeyreği ve 2009 yılının ilk aylarında dünya çelik sektöründe kapasite gerilemesi ve tesis kapanmaları yaşanmıştır. 2011 yılında Avrupa bölgesindeki ekonomik sıkıntıların ve endişelerin devam etmesine rağmen Türkiye 34,1 milyon ton ham çelik üretimi rakamıyla, dünya ham çelik üretimi sıralamasında onuncu sırada yer almıştır. Hammadde ve mamul fiyatlarındaki dalgalanmalar, diğer bütün sektörlerde olduğu gibi çelik sektöründe de üretici ve tüketicilerin ciddi kayıplar yaşamasına neden olmuştur. Çelik üretiminin ana hammaddeleri olan, kok kömürü, demir cevheri ve hurda gibi emtiaların, dünya çapında üretici sayısının az olması ve üreticilerin organize bir piyasada fiyat açıklamak istememesi sebebiyle vadeli işlem hacimleri henüz yeterince gelişmemiştir. Bununla beraber çelik üretiminde yardımcı hammadde olarak kullanılmakta olan Alüminyum, Kalay gibi demir dışı metallerin organize piyasalarda vadeli işlem hacimleri hızla artmış ve bu tarz vadeli işlemler çelik üretiminde maliyet yönetimi açısından önemli hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Dünya?nın en büyük vadeli emtia borsalarından biri olan Londra Metal Borsası?nın ve borsada gerçekleştirilecek türev işlemlerin örneklerle tanıtılmasıdır. Çelik üretiminde hammadde olarak kullanılan demir dışı metallerin fiyat serileri arasındaki nedensellik ilişkisi incelenmesi, değişkenlerin gelecekte alacağı değerleri daha iyi öngörmeleri açısından gerek yatırımcılara gerekse bu metalleri kullanan üreticilere fayda sağlayacaktır. Çalışmanın daha sağlıklı veri sağlaması amacıyla, fiyat serileri arasındaki nedensellik ilişkisi incelenirken, fiziksel piyasa fiyatlarıyla vadeli piyasa fiyatları arasında normal olmayan fiyat farklılıkları olan, kütük çelik kontratı fiyat serisi dikkate alınmamıştır.
Algılanan müşteri değeri bileşenlerinin davranışsal niyetler üzerindeki etkisi
Bu çalışma, algılanan fayda ve fedakarlık bileşenleri, algılanan müşteri değeri ve davranışsal niyetler arasındaki ilişkilere odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı, şehirlerarası karayolu yolcu taşımacılığı alanında tüketiciler tarafından algılanan müşteri değeri üzerinde etkili olan faktörleri fayda ve fedakarlık bileşenleri çerçevesinde analiz etmek ve algılanan fayda ve fedakarlık bileşenleri ile algılanan müşteri değerinin tüketicilerin davranışsal niyetleri üzerindeki etkilerini ortaya koyabilmektir. Algılanan müşteri değerinin fayda ve fedakarlık bileşenleri çerçevesinde kavramsallaştırılmasının ve bu değişkenlerin tüketicilerin satın alma sonrası davranışsal niyetleri üzerindeki etkilerinin çok boyutlu ve bütünsel bir bakış açısı ile ortaya konulmasının teoriye ve uygulamaya önemli katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu amaç kapsamında çalışma, Zonguldak ili şehirlerarası karayolu yolcu taşımacılığı alanında faaliyet gösteren işletmelerden hizmet satın almış 552 tüketici üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, belirtilen işletmelerden hizmet satın almış tüketicilerin algıladıkları müşteri değeri üzerinde algılanan fayda bileşenleri kapsamında fonksiyonel, duygusal ve sosyal faydanın, fedakarlık bileşenleri kapsamında ise parasal maliyetin etkili olduğu belirlenmiştir. Buna karşılık algılanan fedakarlık bileşenleri kapsamında zaman/çaba maliyetinin algılanan müşteri değeri üzerindeki etkisinin anlamsız olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, tüketicilerin tekrar satın alma ve ağızdan ağıza iletişim niyetleri üzerinde daha çok fayda bileşenlerinin etkili olduğu belirlenirken, daha fazla ödeme ve şikayet niyetleri üzerinde ise daha çok parasal maliyet ve duygusal fayda bileşenlerinin etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca algılanan müşteri değerinin, tüketicilerin satın alma sonrası davranışsal niyetleri üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu sonuçlar çerçevesinde müşteri bağlılığını artırmak isteyen işletmelerin yolcularına üstün değer sunması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Algılanan Müşteri Değeri, Algılanan Fayda, Algılanan Fedakarlık, Davranışsal Niyetler
İşletmelerde üretim planlaması ve talep tahmini: Zonguldak'ta tekstil firması örneği
Üretim, firmaların faaliyetlerini sürdürebilmeleri için büyük bir öneme sahiptir. Küreselleşme, ileri teknoloji, kalite tanımı, çevrenin korunması, bilgi toplumu ve yönetim metotlarındaki değişimler gibi birçok kavram üretime yeni anlamlar kazandırmıştır. Üretim sürecinin en iyi şekilde değerlendirilmesi işletmenin değerinin ve karlılığının artmasına neden olacaktır. İşletmeler gelecekteki kullanım ve etkili satış yönetimi oluşturmak amacıyla sürekli envanter yönetimi uygularlar. Örneğin, Toptancılar, perakendeci firmalar, üretim firmaları ve kan bankaları genellikle ürün stoklarlar ve buna bağlı olarak bir envanter stratejisi belirlemek zorundadırlar. Genellikle küçük firmalarda envanter yönetimi uygulanabilir olmamsına rağmen, yönetici envanteri tutularak kararlar alınabilir. Büyük firmalarda ise bilimsel envanter yöntemleri uygulamakta ve çok büyük oranlarda tasarruf edilmektedir. Bu çalışmada Dinarsu iplik üretim fabrikası için toplam satış miktarı ekonometrik modellerle analiz edilmeye çalışılmış ve Eylül 2013-Ocak 2014 dönemi için talep tahminleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında tahmin yöntemlerinden üstel düzleştirme yöntemleri ve Box-Jenkins (ARIMA) yöntemi incelenmiştir. Ortalama mutlak hata (OMH) ve karekök ortalama hata karesi (KOHK) performans ölçütlerine göre, üstel düzleştirme yöntemlerinden en iyi tahmin değerlerini Holt Çift Parametreli Üstel Düzleştirme yönteminin verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada sipariş satış miktarlarını tespit etmek üzere ARMA model uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarında ARMA modelin en iyi tahmin değerleri verdiği görülmektedir. Elde edilen sonuçların üretim planlamasında yol gösterici özellik taşıyacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Üretim, Planlama, Envanter
Dış ticaret işlemlerinin muhasebeleştirilmesi ve serbest bölge uygulaması
Ekonomide dışa açılma süreci ile birlikte, gelişmiş ülkeler artık yatırım ve üretimlerini sadece kendi ülkelerinde değil, aynı zamanda vergi yükümlülükleri yönünden avantajlı olan, sınai ve ticari faaliyetler açısından da daha geniş teşviklerin tanındığı ülkelerde yapmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de Serbest Bölgelerde faaliyet gösteren üretim işletmelerinde meydana gelen yabancı paralı işlemlerin muhasebeleştirme esaslarını ortaya koymaktır. Bu amaçla çalışmanın birinci bölümünde, esas olarak yabancı paralı işlemlerin karşılaşıldığı dış ticaret işlemleri hakkında genel bilgiler verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde, önce genel olarak Serbest Bölgeler, Türkiye'de Serbest Bölgelerin gelişimi, mevcut durumu ve Serbest Bölgeler ile ilgili yasal düzenlemelere yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise, Serbest Bölge işletmelerinde özellik arz eden yabancı paralı işlemlerin muhasebeleştirme esaslarını ortaya koymak amacıyla, DESBAŞ Serbest Bölgesi'nde faaliyet gösteren X Elektrik A.Ş.'nin ticari işlemlerine ilişkin örnek olaya yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret İşlemleri, Serbest Bölgeler, Serbest Bölge Vergi Uygulamaları, Serbest Bölge Muhasebe Uygulamaları.
Çalışan annelerde başa çıkma stratejilerinin iş-aile çatışması üzerindeki etkileri: Zonguldak örneği
1980'lerden bugüne, kadınların toplam işgücü içindeki oranının yükselişi, çift kazançlı ailelerin, kadın girişimcilerin ve çalışan annelerin sayısının artışı gibi birtakım gelişmelerin doğan bir sonucu olarak dünya genelinde kadın çalışanların toplam işgücü içindeki oranı yükselmektedir. Geçmişten günümüze doğru gelindiğinde, istatistiksel veriler ülkemiz açısından çalışan kadın sayısındaki düşüş trendi olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, çalışan annelerin emeğini arz etme noktasında karşılaştığı sorunlardan biri olarak değerlendirilen iş-aile ve aile-iş çatışmalarını başa çıkma stratejileri aracılığıyla ne denli etkili yönetebildiğini incelemekte ve söz konusu çatışmanın daha etkin yönetimi için uygun öneriler sunmayı amaçlamaktadır. Problem-odaklı, duygu-odaklı ve fonksiyonel olmayan başa çıkma stratejileri şeklinde üçlü bir sınıflandırmadan faydalanılarak adı geçen strateji türleri ile iş-aile çatışması ve aile-iş çatışması arasındaki ilişkilerin incelenmesinde regresyon analizi tercih edilmiştir. Çocuğu/çocukları okul öncesi eğitimden orta öğretime çeşitli düzeylerde eğitim gören çalışan annelerin oluşturduğu 326 kişilik bir örneklem grubu aracılığıyla gerçekleştirilen analizler, özellikle örgütsel ve toplumsal bazda, çalışan annelerin daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: ĠĢ-Aile ÇatıĢması, Aile-ĠĢ ÇatıĢması, BaĢa Çıkma Stratejileri, ÇalıĢan Anneler, Zonguldak.
BİST-100 endeksinin uluslararası hisse senedi piyasalarıyla oynaklık etkileşiminin GARCH-BEEK yöntemi ile analizi
Bu tezin amacı Borsa İstanbul'un (BIST-100) uluslararası hisse senedi piyasaları ile oynaklık etkileşimini önemli krizler ve olaylar çerçevesinde incelemektir. Çalışmada 5 gelişmiş ve 9 gelişmekte olan 14 ülkenin 02.07.1997-13.07.2013 tarihleri arasında 4104 günlük hisse senedi piyasası endeksi çok değişkenli GARCH modellerinden BEKK modeli uygulanarak ilgili ülkeler arasındaki ikili ilişkiler uzun dönem için analiz edilmiştir. Gelişmekte olan ülkelerden Türkiye, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Kore, Arjantin, Hong Kong ve Meksika borsalarının endeksleri, gelişmiş ülkelerden Amerika, Japonya, İngiltere, Almanya ve Fransa borsalarının endeksleri dahil edilmiştir. BIST ile analize dahil edilen ülkelerin ikili olarak oynaklık yayılımı, eş-hareketlilikleri incelenmiş, dahası, bütün endeksler için korelasyon, varyans, kovaryans analizleri de yapılmıştır. Veri dönemi boyunca gerçekleşen başlıca krizler ve finansal piyasalar açısından önemli olaylar çerçevesinde kriz öncesi, kriz dönemi ve kriz sonrası baz alınarak oynaklık karşılaştırılmaları yapılmıştır. Sonuçların "Finans Merkezi" teorisini destekler nitelikte olduğu, Türkiye hisse senedi piyasalarının, bölgesel büyük finans merkezi olan İngiltere hisse senedi piyasalarındaki oynaklıktan daha çok etkilendiği görülmüştür. Türkiye'nin borsasının çalışma kapsamındaki bütün borsalar ile etkileşim içinde olduğu, Almanya ve Fransa ile ilişkisinin zamanla arttığı gözlenmiştir. Bununla birlikte BIST, gelişmekte olan ülkeler arasında en yüksek ilişkiyi Rusya ile göstermiştir. Diğer taraftan, en fazla Güney Kore ile eş hareketlilik gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Türkiye'den Almanya, Fransa ve Rusya'ya doğru tekyönlü "şok etkisi" çıkmamış ve Çin ile Türkiye arasında herhangi bir "şok etkisi" tespit edilememiştir. Bununla birlikte, ABD, Japonya, Hong Kong, Brezilya ve Çin Borsalarından Türkiye'ye doğru tek yönlü "oynaklık etkisi" bulunmazken, Türkiye'den Japonya, Almanya, Fransa ve Hong Kong borsalarına doğru tek yönlü "oynaklık etkisi" olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Oynaklık, Yayılma ve BulaĢma, GARCH-BEKK, BĠST
Kurumsal sosyal sorumluluk algısının tüketici temelli marka denkliği bileşenleri üzerindeki etkisi: Tr81 düzey 2 bölgesindeki Ford kullanıcıları üzerine bir araştırma
Günümüzde tüketiciler satın alma davranışlarında sadece ürün ve hizmetlerin fiyatı ve kalitesine odaklanmamakta aynı zamanda toplumsal sorunlara duyarlı markaları tercih ederek, işletmelerin toplum için yaptıklarına da dikkat etmektedir. Dolayısıyla işletmeler, kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetleri sayesinde toplumsal sorunları dikkate alan bir marka algısı yaratarak, marka farkındalığını ve algılanan kaliteyi yükselterek, marka sadakati oluşturacak ve böylece önemli bir rekabet avantajı sağlayabilecektir. Bu kapsamda çalışmanın amacı, kurumsal sosyal sorumluluk algısının tüketici temelli marka denkliği bileşenleri üzerindeki etkilerini belirlemektir. Hem kurumsal sosyal sorumluluk hem de tüketici temelli marka denkliği konularında, kavramsal çerçeve, ölçüm ve uygulama yöntemleri açısından eksiklikler olduğu ifade edilmektedir. Bu nedenle bu iki kavramın bütünsel bir bakış açısıyla ortaya konmasının literatüre önemli bir katkı sağlayacağı öngörülmektedir. Bu çerçevede, çalışma TR81 Düzey 2 Bölgesi olarak ifade edilen Zonguldak, Karabük ve Bartın illerindeki Ford markasını tercih eden 357 tüketici üzerinde gerçekleştirilmiştir. Yapısal eşitlik modellemesi çerçevesinde elde edilen analiz sonuçlarına göre; kurumsal sosyal sorumluluk algısını oluşturan çalışanlara saygı, hayırseverlik faaliyetleri ve tüketicilere saygı faaliyetlerinin, tüketici temelli marka denkliği bileşenlerinden olan; marka farkındalığı/çağrışımını, algılanan kaliteyi ve marka sadakatini önemli bir şekilde etkilediği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar çerçevesinde tüketici temelli marka denkliği algısını artırmak isteyen işletmelerin, kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine önem vermesi gerekmektedir.
Marka sadakatini etkileyen faktörler ve markaya bağlılık noktaları: Bülent Ecevit Üniversitesi İ.İ.B.F öğrencileri üzerinde bir uygulama
Küreselleşmeyle birlikte artan rekabet koşulları göstermektedir ki, markalar ancak sadık müşterilere sahip oldukları sürece ayakta kalabilmektedir. Bu durumun ayrımına varmış olan markalar ise, marka sadakati oluşturmak için çeşitli stratejiler geliştirmektedir. Markaların, etkin bir strateji geliştirmek için, marka sadakatini etkileyen faktörlerin bilincinde olmaları gerekmektedir. Marka sadakatini etkileyen faktörler ve bu faktörlerin etki dereceleri, sektörel anlamda farklılaşabileceğinden, markaların öncelikle bulundukları sektörde etkili olan marka sadakati öncüllerinin bilincinde olması ve bu doğrultuda strateji geliştirmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, marka sadakatinin bir hayli önemli olduğu futbol endüstrisinde marka sadakati incelenmiş ve araştırma alanı olarak, Türkiye Ligi'nin marka değeri en yüksek olan ve Dört Büyükler olarak isimlendirilen Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray ve Trabzonspor taraftarları seçilmiştir. Araştırmanın anakütlesi, Bülent Ecevit Üniversitesi İ.İ.B.F. öğrencilerinden oluşmaktadır ve bu öğrencilerle anket çalışması yapılmıştır. Futbolda marka sadakatini etkilediği düşünülen demografik değişkenler, özdeşleşme ve marka çağrışımları değişkenlerinin marka sadakati üzerindeki etkisi çoklu doğrusal regresyon ile analiz edilmiş, ayrıca futbol kulüplerine olan bağlılık noktalarının kulüp ve cinsiyet açısından farklılaşıp farklılaşmadığının tespiti amacıyla, parametrik olmayan testlerden Kruskal Wallis ile Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Marka sadakatinin, demografik değişkenler açısından farklılaşıp farklılaşmadığının tespiti amacıyla da yine Kruskal Wallis ve Mann-Whitney U testleri uygulanmıştır. Araştırma sonucunda, marka sadakati faktörlerinden psikolojik bağlılık üzerinde en çok etkili olan değişkenler olarak, özdeşleşme ile marka çağrışımlarından faydalar değişkeni; davranışsal sadakat üzerinde en çok etkili olan değişkenler olarak ise psikolojik bağlılık ile faydalar değişkeni bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Marka Sadakati, Futbol, Bağlılık Noktaları
Stratejik maliyet ve performans yönetim sistemlerinin kurumsal karne modeli ile entegrasyonu: Bir içecek işletmesi örneği
Rekabetin yoğun bir şekilde yaşandığı günümüz dünyasında işletme yöneticileri maliyetleri azaltarak ve faaliyet verimliliğini arttırarak işletme performansını sürekli geliştirmeye odaklanmışlardır. Bu durum yöneticilerin özellikle maliyet ve yönetim muhasebesi bilgi sistemleri tarafından üretilecek olan stratejik bilgi ihtiyacını da arttırmıştır. Ancak geleneksel maliyet ve yönetim muhasebesi bilgi sistemlerinde kullanılan yöntemlerin zaman içerisinde yöneticilerin ihtiyaç duyduğu doğru ve güvenilir bilgileri sağlamada yetersiz oldukları görülmüştür. Bu çerçevede maliyet ve yönetim muhasebesi bilgi sistemlerinin yöneticilerin ihtiyaç duyduğu bilgileri üretmesi amacıyla birçok yöntem geliştirilmiştir. Bu çalışmada Kurumsal Karne (KK) modeli ile Ekonomik Katma Değer (EKD) modeli, Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTY) sistemi ve Faaliyet Tabanlı Yönetim (FTY) modeli entegrasyonunun işletme performansının geliştirilmesi açısından fayda sağlayıp sağlamayacağı ve ayrıca söz konusu entegrasyonun işletme yöneticilerinin alacakları stratejik kararlar üzerinde etkili olup olmayacağı araştırılmıştır. Bu doğrultuda yönetsel modeller öncelikle teorik olarak açıklanmış, daha sonra söz konusu entegrasyon perspektifinde örnek bir sanayi işletmesinde uygulamaya yer verilmiştir. Yapılan uygulama ile öncelikle yönetsel modellerin birlikte kullanılmasının mamül maliyetlerinin daha doğru analiz edilmesine ve işletme performansının daha doğru ölçülmesine imkan verdiği görülmüştür. Ayrıca söz konusu entegrasyon aracılığıyla sağlanan bilgilerin yöneticilerin alacakları stratejik kararlar üzerinde etkili olduğu ve işletme performansı hedeflerinin daha doğru şekilde belirlenmesini mümkün kıldığı anlaşılmıştır. Özetle işletmelerde değer yaratma, stratejik amaçlara ulaşma ve rekabet avantajı kazanma konusunda KK modelinin stratejik maliyet ve performans yönetim modelleri ile entegre bir şekilde kullanılması işletme başarısının daha sağlıklı okunmasına katkıda bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Stratejik Maliyet Yönetimi, Stratejik Performans Yönetimi, Ekonomik Katma Değer (EKD), Faaliyet Tabanlı Maliyetleme (FTM), Faaliyet Tabanlı Yönetim (FTY) ve Kurumsal Karne (KK)
Hizmet sektöründe kısıtlar teorisi ve katkı muhasebesi: Bir otel işletmesinde uygulama
Kısıtlar Teorisi, 1980'li yıllarda Eliyahu M. Goldratt tarafından geliştirilen bir teoridir. Bu teoriye göre, işletmelerin temel amacı bugün ve gelecekte para kazanmaktır. Kısıtlar Teorisi, işletmeleri bir zincire benzeterek zincirdeki en zayıf halkanın tüm zincirin gücünü belirlediğini savunmakta, bu bağlamda işletmelerin en zayıf halkası olan kısıtı tespit ederek ortadan kaldırmaya çalışmaktadır. Katkı muhasebesi ise, Kısıtlar Teorisi'nin ortaya koymuş olduğu performans ölçüleri ile birlikte, işletmelerin maliyetlere değil katkı payını artırmaya odaklanması gerektiklerini savunan bir yaklaşımdır. Çalışmada, Kısıtlar Teorisi'nin ve katkı muhasebesinin sunmuş olduğu ilkeler çerçevesinde, Zonguldak ilinde faaliyet gösteren bir otel işletmesinde kısıtların tespit edilmesi ve kısıtın ortadan kaldırılmasıyla bu durumun işletmenin kârı üzerindeki etkilerinin incelenmesine yönelik bir örnek olay çalışması yapılmıştır. Yapılan çalışmada, otel işletmesi Ekim 2013-Eylül 2014 döneminde incelenmiş ve Temmuz ayında işletmede piyasa kıtının olduğu tespit edilmiştir. Piyasa kısıtına yönelik olarak, işletmenin tur acentalarıyla yapacağı yeni anlaşmaların satışlarını %10 artıracağı öngörülmüştür. Aylık katkı paylarının hesaplanması ve katkı muhasebesine göre hazırlanmış gelir tablosuna göre, işletmenin katkı payında ve kârında bir artış olduğu tespit edilmiştir. Son olarak, çalışmada Kısıtlar Teorisi'nin ve katkı muhasebesinin sadece üretim işletmelerinde değil, hizmet işletmelerinde de uygulanarak başarılı sonuçlar elde edileceği görülmekte ve literatüre olumlu bir katkı da bulunulduğu düşünülmektedir.
Bankalarda kredi arzını etkileyen faktörler
Bu çalışmanın amacı, Türk bankacılık sektöründe kredi hacmini etkileyen faktörlerin saptanmasıdır. Araştırmada, kredi hacmini etkileyen faktörlere ilişkin ekonometrik model kurulmuş, regresyon analizi yöntemi ile model tahmin edilmiştir. Kredi hacmini (KH) etkileyen faktörler olarak, finansal sektörün en duyarlı olduğu ve yatırımcıların, ülke ekonomisi ile ilgili bilgi edinirken dikkate aldıkları bilinen en temel ekonomik göstergelerden kabul edilen ekonomik büyüme (Sanayi Üretim Endeksi), Enflasyon (TUFE), Tüketici Kredi Faiz Oranı (TKFO), Bankacılık Kredi Kullandırma Kapasitesi (BKKK), Tasfiye Olacak Alacaklar (TOA), MB Faiz Gelirleri ve Reeskont Gelirleri (MBFG), değişkenleri kullanılmıştır. Uygulama kısmında, serilerin durağanlık yapılarının belirlenmesi amacıyla öncelikle birim kök testleri yapılmış ve birim kök testleri sonucunda basit regresyon modeli tahmin edilmiştir. Araştırmada 2005-2012 yılları arasındaki aylık veriler kullanılmıştır. Veriler, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası veri tabanından temin edilmiştir. Araştırmada veri analizi, Eviews 8 paket programı ile yapılmıştır. Veri analizinde birim kök testi dâhilinde ADF ve PP testleri yapılmıştır. Çalışmada değişkenler arasındaki ilişkinin tespitinde ise EKKY (En Küçük Kareler Yöntemi) ile model tahmin edilmiştir. Regresyon analizi incelendiğinde şu sonuçlar elde edilmiştir; Kredi Hacmi (KH) ile Bankacılık Kredi Kullandırma Kapasitesi (BKKK) arasında pozitif yönlü ve istatistikî olarak anlamlı bir ilişki vardır. Bu durum bankacılık kredi kullandırma kapasitesindeki artışın kredi hacmini de arttırdığını göstermektedir. Kredi Hacmi ile Merkez Bankası Faiz Gelirleri ve Reeskont Gelirleri (MBFG) arasında negatif yönlü ve istatistikî olarak anlamlı bir ilişki vardır. Merkez Bankasının faiz ve reeskont gelirlerinin artması kredi hacmini daraltmaktadır. Merkez Bankası faiz oranlarının artması, bankalar tarafından öncelikle tüketici faiz oranlarının arttırılmasına neden olmaktadır. Tüketici faiz oranlarının artması da kırılgan bir ekonomik yapıya sahip Türkiye'de tüm kredi hacmini direkt olarak etkilemektedir. Nitekim elde edilen ekonometrik bulgularda Tüketici Kredisi Faiz Oranı (TKFO) ile toplam kredi hacmi arasında istatistiki olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Diğer değişkenler ile kredi hacmi arasında ise istatistiki olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Asayiş hizmetlerinde görev yapan polis memurlarının risk alma davranışlarının incelenmesi
Türkiye'nin yakın coğrafyasında yaşanan iç savaşlar ve çatışma ortamı, iç güvenliği tehdit eden terörizm ile genel asayiş suçları, polislerin ciddi bir risk altında görev yapmasına neden olmaktadır. Sürekli risk altında çalışan ve tehlikeye maruz kalan bir örgüt içerisinde çalışan personelin karar verme, risk alma, riskten kaçınma, tehlikeyi kanıksama ve heyecan arama durumları değerlendirilmelidir. Tehlikenin kronik bir hal aldığı durumlarda karar vermek zorunda olan polislerin davranışları önem kazanmaktadır. Polis, insan hakları ve devlet güvenliği terazisinde görev yapmaktadır. Polislerin riski fazla alması temel hak ve hürriyetlerin haksız yere sınırlandırılmasına; riskten kaçınılması ise devlet güvenliğinde zafiyete neden olabilir. Asayiş polisinin sunmuş olduğu güvenlik hizmeti, tüm toplumun ortak kullanmakta olduğu fiziksel dünya kadardır. Yani, bir asayiş polisinin iş yeri, diğer tüm insanların sosyal yaşam alanları kadardır. Bu nedenle kendisine yönelebilecek saldırı ve tehlikelere çok açıktır. Bu çalışmada, Zonguldak ilinde çalışmakta olan Asayiş Şube Müdürlüğü ve Polis Merkezi Amirliklerinde görev yapmakta olan polis memurlarının mesleki yönden risk alma, tehlikeyi kanıksama ve heyecan arama durumları araştırılmıştır.
Portföy seçiminde portföy performans ölçütlerinin başarı değerlendirmesi
Portföy yönetiminin nihai amacı gereği yatırımcılar, ellerinde bulundurdukları fonları, mevcut finansal varlık alternatifleri arasında, belirli bir risk düzeyinde en yüksek getiriyi sağlayacak şekilde veya belirli bir getiri düzeyinde en az riski sağlayacak şekilde tahsis ederek çeşitlendirme ya da optimizasyon yoluyla, sistematik olmayan riski minimize etmeye çalışmaktadırlar. Bu amaçla yapılan varlık dağıtımı, yatırım amaçlarına göre farklı varlık sınıfları arasında yatırımcının servetini nasıl dağıtacağına karar verme sürecidir. Bu süreç içerisinde, yatırımcının portföyünü oluştururken hangi finansal varlıklara yatırım yapacağına karar vermesi kadar bu varlıklara yapılacak olan yatırım oranlarını da belirlemesi büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle oluşturulan portföylerin performanslarının ve getirilerinin yüksek ya da düşük çıkmasının asıl nedenlerini ortaya koyabilmek amacıyla, portföyün performansının nasıl ölçüleceği ve daha sonra riske göre düzeltilmiş performansın nasıl ölçüleceği konusu üzerinde belirli portföy performans ölçütleri belirlenmiştir. Bu çalışmada, BIST 30 endeksinde yer alan 22 adet pay senedi ile Markowitz Ortalama Varyans Modeli'ne göre oluşturulan portföylerde, Sharpe Fama, M2 ve VaR portföy performans ölçütleri kullanılarak, çalışma kapsamında belirlenen altı adet yatırım kısıtı gruplarına göre "bireysel" ve "karşılaştırmalı" olarak portföy performans değerlendirmesi yapılmıştır. Çalışmanın sonunda elde edilen bulgular, bu yatırım kısıtı grupları çerçevesinde iki kategoriye ayrılmak suretiyle değerlendirilmiştir.
Bankaların ticari kredi değerlendirme aşamasında dikkate aldıkları kriterlerin önem derecelerinin belirlenmesi
Özel sektör faaliyet ve yatırımları, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için hem ülke kalkınmasının önemli taşlarından biri hem de ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin göstergelerindendir. Özel sermaye içerisinde en fazla paya sahip olan ve KOBİ olarak nitelendirilen küçük ve orta ölçekli firmaların desteklenmeleri her ülke için önemli konuların başında gelmektedir. Genellikle özsermaye yetersizliği ile faaliyet gösteren KOBİ'lerin yabancı kaynaklara/borçlanmaya ihtiyacının oldukça fazla olduğu bilinmektedir. Bu çalışma ile KOBİ ve ticari firmaların banka kredisi taleplerinin değerlendirilmesinde dikkate alınan kriterlerin önem derecelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma ile literatürde daha önce kullanılmayan ve uzman görüşü ile belirlenen kriterler kullanılarak ve literatüre göre kıyasla çok daha fazla uzman görüşü alınarak literatüre katkı sağlanmaktadır. Çalışmada bankaların çeşitli bölüm ve bölgelerinde çalışmakta olan 73 adet uzman görüşüne başvurularak, 7 adet ana kriter ve 26 adet alt kriterin birbirleri ile ikili karşılaştırılması talep edilmiştir. Ana kriterler olarak; likidite oranları ve faaliyet döngü süresi, istikrar ve istihbarat, mali yapı ve kaldıraç oranları, karlılık ve iş hacmi, teminat ve mal varlığı, şirketin ve sektörün büyüme potansiyeli, yönetimsel yeterlilik ve kurumsallaşma belirlenmiştir. Kriterlerin ikili karşılaştırmalarının ağırlıklandırmalarının hesaplanmasında Analitik Hiyerarşi Proces (AHP) yöntemi kullanılmıştır. 73 adet uzman görüşünden 49 adet uzmanın görüşü bilgi içerdiği kabul edilerek uygulamaya dahil edilmiştir. Yapılan analiz neticesinde ana kriterler içerisinde uzmanların en fazla önem verdikleri ana kriterler sırasıyla; karlılık ve iş hacmi, istikrar ve istihbarat ile teminat ve mal varlığı olarak belirlenmiştir. Şirketin ve sektörün büyüme potansiyeli ile likidite oranları ve faaliyet döngü süresi uzmanların en az önem verdikleri kriterler olarak ölçülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ticari Kredi, AHP, İstatistiksel hipotez testleri, Firmaların Finansal Rasyoları.
Eğitim sektöründe algılanan hizmet kalitesi: Bülent Ecevit üniversitesi öğrencileri üzerine bir araştırma
Üniversiteler ülkelerin kalkınması ve gelişmesi için gerekli bilgilerin üretildiği ve insan kaynaklarının yetiştirildiği kurumlardır. Bu nedenle üniversiteler artık ulusların geleceğini belirleyen belli başlı kurumlar arasında yerlerini almışlardır. Eğitim kurumlarının hizmet kalitesi üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin üniversitelerinden gerek eğitim-öğretim düzeyi, gerek sosyal kültürel aktiviteler ve gerekse kendilerine gösterilen ilgi bakımından memnuniyetlerinin ölçülmesiyle belirlenebilir. Bu çalışmada, Yükseköğretim kurumlarında sunulan hizmetin kalitesini ölçmek üzere, Parasuraman vd., (1985) tarafından geliştirilen Servqual ölçeği kullanılmıştır. Servqual ölçeği'nin 22 algı ve 22 beklenti ifadesine sadık kalınarak hazırlanan anket formu, Bülent Ecevit Üniversitesi Farabi kampüsünde okuyan öğrencilere uygulanmıştır. Araştırmadaki amaç Bülent Ecevit Üniversitesi öğrencilerinin aldıkları hizmetlerin kalite düzeylerine yönelik beklentilerinin ve algılarının ölçülmesi ve genel olarak yükseköğretim kurumlarında sunulan hizmet kalitesinin öğrenci beklentilerini ne derecede karşıladığını ölçerek, bu beklentiler içerisinde hizmet kalitesi boyutlarından hangisinin öğrenci açısından daha önemli olduğunu belirleyerek yükseköğretim kurumlarının hizmet kalitesini iyileştirme çabalarına katkı sağlamaktır. Çalışmada, algı ve beklenti için hizmet kalitesinin tüm boyutlarında anlamlı bir farklılık vardır. Öğrencilerin, üniversitenin verdiği hizmetler içinde beklenti ve algı ortalamaları en yüksek hizmet kalitesi boyutu "Güvenilirlik" boyutu çıkmıştır. "Güvenilirlik" boyutunun öğrencilere göre en önemli kalite boyutu olduğu söylenebilir. Sonuç olarak Yükseköğretim kurumlarında hizmet kalitesini artırmak için öğrencilerin beklentilerini en iyi şekilde belirlenmeye çalışılmıştır. Kaliteli bir hizmet sunmayı amaçlayan yükseköğretim kurumları, öğrenci istek ve gereksinimleri doğru tespit ederek bu istek ve gereksinimleri karşılayacak özellikleri taşıyan mal ve hizmetleri üretmeleri, beklentilerin karşılanması açısından önemlidir.
Örgütlerde kaynak bilgisi ve örgütsel bolluğun girişimsel oryantasyon üzerindeki etkisi
Artan rekabet koşulları ile birlikte girişimcilik, işletmelerin hayatlarına devam edebilmesi adına geçmişe oranla daha da önemli bir konu haline gelmiştir. İşletmelerin yeni girişimci fırsatları takip etmesi ve girişimciliği kültür olarak benimsemesi, işletmelere sürdürülebilir rekabet üstünlüğü sağlamaktadır. Yenilikçilik, proaktiflik ve risk alma gibi girişimcilik özelliklerinin işletme kültürüne adapte edilmesi, "girişimsel oryantasyon" olarak adlandırılmaktadır. Çalışmanın amacı, işletmelerin sahip olduğu örgütsel bolluğun ve kaynak bilgisinin işletmelerin girişimsel oryantasyon derecesi üzerinde etkisinin olup olmadığının incelenmesi olarak belirlenmiştir. Çalışmada girişimsel oryantasyon, işletmelerin faaliyet raporlarından içerik analizi yöntemi kullanılarak ölçülmüştür. Girişimsel oryantasyon ile örgütsel bolluk ve kaynak bilgisi arasındaki ilişki panel veri analizi yöntemi kullanılarak, 2010–2014 dönemi için Borsa İstanbul Kurumsal Yönetim Endeksi'nde işlem gören 20 adet şirket üzerinden araştırılmıştır. Çalışmanın sonuçları, işletmelerin girişimsel oryantasyon ile mevcut bolluk, iyileştirilebilir bolluk, kaynak bilgisi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin varlığına işaret etmektedir. Elde edilen bulgulara göre; girişimsel oryantasyon ve potansiyel bolluk arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.
Venedik'in destinasyon imajının turistler açısından değerlendirilmesine yönelik bir araştırma
Bu çalışmada destinasyon imajı, destinasyon imajı boyutları ve birtakım değişkenler aracılığı ile turistlerin destinasyon imajı algılarında meydana gelen farklılıklara yer verilmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; bilişsel destinasyon imajı boyutlarını belirlemek ve katılımcıların bilişsel ve davranışsal destinasyon imajı algısında meydana gelen farklılıkları tespit etmektir. Bu şekilde gerçekleştirilecek bir çalışmanın teoriye ve uygulamaya yönelik birtakım katkılara sahip olacağı düşünülmektedir. Bu çalışma için Venedik destinasyonu ve Venedik'te çekilen 2010 yapımı Turist filmi seçilmiştir. Veri toplama yöntemi olarak anket yöntemine başvurulmuştur. Anket uygulaması kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 440 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 20 paket programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, açıklayıcı faktör analizi, bağımsız gruplar t-testi ve tek yönlü Anova analizine başvurulmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre, katılımcıların bilişsel destinasyon imajı algısı ve davranışsal destinasyon imajı algısında anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Katılımcıların bilişsel destinasyon imajı algısı ve davranışsal destinasyon imajı algısı Venedik'i ziyaret eden ve etmeyen katılımcılara göre, Venedik'i ziyaret etme sayısına göre, Turist filmini izleyen ve izlemeyen katılımcılara göre, Turist filmini izleme sayısına göre, katılımcıların yaş gruplarına ve gelir dağılımlarına göre anlamlı farklılıklar göstermiştir. Çalışmanın sonunda ileriki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.
CAMELS yaklaşımıyla finansal performansta etkili rasyolar: Türkiye'de ticari bankalarda panel regresyon uygulaması
Günümüzde finansal sistem içerisinde önemli bir yer tutan bankaların finansal performanslarının ölçülmesi, bankaların sağlam bir yapıya sahip olmaları ve ekonomik istikrarın sağlanması açısından hayati önem taşımaktadır. Banka performans değerlendirmesinde kullanılabilecek çok fazla sayıda rasyonun varlığı, bankaların performansının ölçümündeki belirleyicilerin tespitinde önemli bir problem olarak gözlemlenmektedir. Bu çalışmada ticari bankaların finansal performansına etki eden faktörler, ilgili alanda yaygın olarak kullanılan CAMELS performans değerlendirme sistemi temel alınarak tespit edilmiştir. Çalışmanın amacı, CAMELS boyutlarına ait finansal rasyolardan hangilerinin banka finansal performansında etkili olduğunun ortaya konulmasıdır. Bu çerçevede, Türkiye Bankalar Birliği (TBB)'nin 2003-2013 döneminde faaliyette olan 23 ticari bankaya ait rasyolardan, CAMELS yaklaşımı temel alınarak finansal performansa etki edenler panel regresyon kullanılarak tespit edilmiştir. Yapılan analizde, ticari bankalarda finansal performansı etkileyen faktörlerin tespiti için üç farklı model kurulmuştur. Bu modellerde bağımlı değişken olarak, özkaynak kârlılığı, aktif kârlılığı ve faiz marjı rasyoları kullanılmıştır. Kullanılan üç model ile yapılan analiz neticesinde CAMELS bileşenlerinden kârlılık (toplam gelir/toplam gider), aktif kalitesi (takipteki krediler/toplam kredi ve alacakları), yönetim (şube başına net kâr), piyasa risklerine duyarlılık (faiz geliri/toplam aktifler) bileşenlerinin ve kontrol değişkenlerinin (grup payı ve bankanın faaliyet yılı) banka finansal performansında etkili faktörler olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer yandan CAMELS bileşenlerinden sermaye (sermaye yeterliliği), likidite (likit aktifler/kısa vadeli yükümlülükler) ve döviz kurlarındaki değişimin bankanın kârlılık ve sermayesine olan etkisini anlayabilmek amacıyla modele eklenen bilanço içi döviz pozisyonu/özkaynak rasyosunun banka finansal performansında etkili olmadığı ortaya çıkmıştır. Bankacılık sektörünün ve dolayısıyla bankaların geleceğine dair CAMELS yaklaşımıyla incelenen üç modelin sonuçlarına bakıldığında banka finansal performansları açısından en anlamlı faktörün kârlılık bileşeni olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan CAMELS yaklaşımının yönetim ve piyasa duyarlılığı bileşenlerinin de banka finansal performanslarında etkili olduğu kabul edilebilir. Anahtar Kelimeler: Banka, Finansal Performans, CAMELS, Panel Regresyon Analizi
Erdemli liderlik modeli
Çalışmanın amacı; Türk kültüründe yöneticiyi erdemli bir lider yapan özellikleri tespit etmek bu bağlamda Türk kültürüne özgü erdemli liderlik ölçeğini geliştirmek ve modelini ortaya koymak, erdemli liderliğin çalışanın işyerinde mutluluğu ve duygusal bağlılığı üzerine etkilerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda birbirini takip eden üç araştırma yürütülmüştür. Araştırmalar, imalat sanayi ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren işletmelerde istihdam edilen beyaz yakalı çalışanların katılımıyla nicel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. 240 katılımcı ile yürütülen birinci araştırma sürecinin sonunda, yöneticiler için öncelikli olduğu tespit edilen 34 erdemli lider özelliğini temsil eden madde havuzu oluşturulmuştur. Kapsam geçerliliği için uzman görüşüne sunulan erdemli liderlik ölçeğinin daha sonra yapısının ortaya konulması için ikinci araştırma yürütülmüştür. İkinci araştırma sürecinde, 301 katılımcı ile pilot uygulama yapılmıştır. Bu sürecin sonucunda, iki boyut ve 21 maddeden oluşan erdemli liderlik ölçeğinin yapısı ortaya konulmuştur. Üçüncü araştırma ile ölçeğin yapısı doğrulanmış, kriter geçerliliği sağlanmış ve güvenilirliği incelenmiştir. Geliştirilen erdemli liderlik ölçeğinin çalışan/ insan duyarlılığı boyutu liderin iyi yüreklilik/ incelik, hoşgörü, takdir etme, destekleyici olma, hakkaniyetli olma, empati sahibi olma, adaletli olma, ödüllendirme ve saygılı olma erdemlerini temsil etmektedir. Başarı/sorumluluk duyarlılığı alt boyutu ise liderin çalışkanlık, alanında yetkinlik (ustalık), kararlılık, sorumluluk sahibi olma, vizyon sahibi olma, yenilikçi olma, objektif olma ve sonuç odaklılık erdemlerini temsil etmektedir. Böylece Türk kültüründe erdemli liderlerin sahip olduğu özellikler ve erdemli liderlik modeli ortaya konulmuştur. Üçüncü araştırma kapsamında ayrıca bu çalışmanın temel amaçlarından biri olan, erdemli liderliğin çalışanların işyerinde mutlulukları ve duygusal bağlılıkları üzerine etkileri incelenmiştir. 494 katılımcının verileri ile gerçekleştirilen analizler sonucunda, erdemli liderliğin çalışanların işyerinde mutluluklarını ve duygusal bağlılıklarını pozitif yönde etkilediği ortaya konulmuştur. Erdemli liderlerin çalışan/insan duyarlılığına yönelik davranışları, başarı/sorumluluk duyarlılığına yönelik davranışlarına göre çalışanların mutlulukları üzerinde daha fazla olumlu etkiye sahiptir. Bununla birlikte liderlerin çalışan/insan duyarlılığına yönelik davranışları çalışanların duygusal bağlılıklarını mutluluklarından daha fazla etkilemektedir. Son olarak liderlerin başarı/sorumluluk duyarlılığına yönelik davranışları çalışanların mutluluklarını arttırırken duygusal bağlılıklarına anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir.
Örgüt kültürünün prososyal davranışlara etkisinde personel güçlendirmenin aracılık rolü: Sağlık çalışanlarına yönelik bir çalışma
Çalışmanın amacı sağlık sektöründe faaliyet gösteren hastanelerde örgüt kültürü tiplerinin prososyal davranışlara doğrudan etkisini ve örgüt kültürü tiplerinin prososyal davranışlara olan etkisinde personel güçlendirmenin aracılık rolünü ortaya koymaktır. Literatür, teorik modelin geliştirilmesinde kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmada verilerin analizi için SPSS ve AMOS programları kullanılmıştır. Araştırma öncelikle SPSS programı ile güvenilirlik analizleri gerçekleştirilmiş, verilerin frekansı, ortalaması ve standart sapmaları hesaplanmıştır. AMOS programı ile hipotezlerini test etmek amacıyla ölçeklerin doğrulayıcı faktör analizler ve yol analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan 435 personelden elde edilen veriler ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda hastanede algılanan baskın bir örgüt kültürü tipi tespit edilememiştir. Hastane personelinin prososyal davranış ve personel güçlendirme algılarının ise yüksek seviyede olduğu tespit edilmiştir. Örgüt kültürü tiplerinden adhokrasi kültürünün prososyal davranışlar üzerinde doğrudan etkisi belirlenmiştir. Diğer taraftan personel güçlendirmenin aracılık rolü analize dahil edildiğinde hiyerarşi kültürü ve pazar kültürünün de prososyal davranışlar üzerinde etkisi olduğu tespit edilmiştir. Hiyerarşi kültürünün pozitif yönde; adhokrasi kültürü ve pazar kültürünün negatif yönde ve anlamlı etkisi olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın temel amaçlarından biri de ölçeklerin alt boyutları bazında etkilerinin belirlenmesidir. Bu bağlamda personel güçlendirmenin anlam boyutunun etkisi ile adhokrasi ve pazar kültürü prososyal davranışları negatif yönde etkilerken hiyerarşi kültürü ise pozitif etkilemektedir. Özerklik boyutunun ise sadece rol tanımlı prososyal davranışlar üzerinde aracılık rolü bulunmakta ve hiyerarşi kültürü pozitif, pazar kültürü ise negatif yönde etkilemektedir. Etki boyutunun ise sadece rol ötesi prososyal davranışlar üzerinde bir aracılık rolü bulunmakta ve hiyerarşi kültürü pozitif yönde etkilemektedir. Personel güçlendirmenin aracılık rolü ile hastanede çalışan personel hiyerarşi kültürü algısına sahip olduğunda prososyal davranış sergileme eğiliminde olmaktadır. Diğer taraftan çalışanlar adhokrasi ve pazar kültürü algısına sahip olduklarında prososyal davranış sergileme eğiliminden uzaklaşmaktadırlar.
COVID-19 salgınının hemşirelerin çalışma yaşam kaliteleri üzerine yansımaları: Nitel bir araştırma
Bu çalışmada, COVİD-19 biriminde görev alan hemşirelerin çalışma yaşam kalitelerini açıklamak amaçlanmıştır. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve Türkiye'nin çeşitli illerinde görev yapan toplam 20 hemşire araştırmaya dâhil edilmiştir. Elde edilen veriler, bilgisayar ortamında MAXQDA-2020 nitel veri analizi programı aracılığı ile önce kodlanmış, sonra kodlar kategorize haline getirilerek ve analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen başlıca sonuçlar şu şekildedir; hemşireler, bulaş riskine karşı ailelerine karşı mesafeli kalmış aynı zamanda sosyal ortamlardan da kendilerini soyutlamıştır. Salgın sürecinde, hemşireler, malzeme konusunda (maske, tulum vb.) eksiklikler yaşamıştır. Ayrıca salgın sürecinde, yönetim ile ilişkiler konusunda çeşitli değişimler olmuş ve bir takım çatışmalar yaşanmıştır. Çalışma temposunun artması ile hemşirelerin iş yoğunluğu, nöbet sıklıkları ve iş yükü artmıştır. Anahtar Kelimeler: COVİD-19, Salgın, Çalışma Yaşam Kalitesi, Hemşire
Bağımsız denetimde kilit denetim konuları: BİST'te yer alan işletmelerin bağımsız denetçi raporları üzerine bir araştırma
2000'li yılların başlarında yaşanan muhasebe ve denetim skandalları bağımsız denetimin güvenilirliği sorgulanır duruma gelmiştir. Küresel çaptaki ekonomik krizlerle birlikte denetim sürecine olan güvenin azalması finansal tablo kullanıcılarının bağımsız denetimden beklentilerini de değiştirmiştir. Bilgi kullanıcıları gerçekleştirilen bağımsız denetim faaliyetine ilişkin daha kapsamlı bilgi talep etmeye başlamıştır. Yaşanan değişimler bağımsız denetim raporlarını da etkilemiş finansal bağlamda yaşanan sorunların önüne geçebilmek için denetimin kalitesinin ve güveninin artırılması amacıyla uluslararası denetim standartları oluşturularak, bağımsız denetim raporlarının standart hale gelmesi hedeflenmiştir. Uluslararası Bağımsız Denetim ve Güvence Standartları Kurulu (IAASB) tarafından 701 no 'lu "Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetim Raporunda Bildirilmesi" başlıklı standart yayımlanmıştır. Bu gelişmelere paralel olarak Türkiye'de Kamu Gözetim Kurumu, BDS 701 Kilit Denetim Konularının Denetim Raporunda Bildirilmesi Standardını hazırlanmış ve söz konusu standart 01.01.2017 tarihinden itibaren uygulanmak üzere 2017 yılında Resmi Gazete' de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Çalışmada, Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin 2017-2020 yıllarına ait bağımsız denetim raporları incelenerek, söz konusu şirketlerin bağımsız denetim raporlarında yer alan kilit denetim konularının değerlendirilmesine yer verilmiştir.
Bulanık mantık yaklaşımıyla geri dönüşüm süreci için stoksuzluk içeren envanter modeli geliştirilmesi
Ürünler, kullanım ömrü bittikten sonra ürünün çeşidine ve-veya hammaddesine göre birçok işlemden geçirilerek yeniden kullanılabilir hale getirilmektedir. Bu işlem geri dönüşüm olarak tanımlanmakta olup çevresel, ekonomik ve sosyal alanlarda insonoğluna birçok fayda sağlamaktadır. Çevrenin korunması, hammadde ihtiyacının azalması, kaynakların ekonomik kullanımı ve kirliliğin azaltılması gibi faydaları nedeniyle de geri dönüşüm sektörünün önemi dünya çapında giderek artmaktadır. Bu çalışmada, geri dönüşüm sürecini içeren bulanık bir stok modeli önerilmektedir. İlk olarak, Dobos ve Richter (2003) tarafından geliştirilen sabit talep ve geri dönüş oranlarına sahip genişletilmiş bir üretim/geri dönüşüm modeli atıkların yok edilme süreci ve oluşacak stok düzeyi bakımından yeniden düzenlenmiştir. İkinci aşamada ise düzenlenen modele, stoksuzluk varsayımı eklenerek yeni bir stok model önerisi yapılmıştır. Son olarak talep ve tüm maliyet parametreleri üçgen bulanık sayı kabul edilerek model bulanıklaştırılmıştır. Böylece ikinci bir model önerisi olarak bulanık stok modeli geliştirilmiştir. Bulanık modelde, kademeli ortalama entegrasyon temsil (GMIR) yöntemi ile durulaştırma yapılmıştır. Toplam maliyet(br) (CU), talebin karşılanamadığı dönem uzunluğu(tp), üretim ve geri dönüşüm döngü uzunluğu (T) için hesaplanan optimal çözüm değerleri kesin olarak ifade edilmiştir. Yapılan deneysel uygulama sonuçları değerlendirildiğinde, önerilen bulanık stok modelinin temel alınan deterministik stok modeline kıyasla daha başarılı sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.
Entegre raporlarda içerik analizi; Bankacılık sektöründe bir uygulama
Küreselleşmeyle birlikte kuruluşların artan gücüyle orantılı olarak toplumun beklentileri de değişmektedir. Yaşanan iklim değişiklikleri, azalan doğal kaynaklar, ekonomik krizler, toplumsal sorunlar, kuruluşların geleceği konusunda önemli riskler oluşturmaktadır. Karşılaşılan riskler kuruluşların sürdürülebilirliği üzerinde tehdit oluşturmaktadır. Yatırımcılar bu durum karşısında finansal tabloların yanında topluma, doğaya, paydaşlarına karşı sorumlu ve şeffaf olmalarını beklemektedir. Süreç içerisinde birbirinden ayrı yayımlanan finansal rapor, kurumsal sosyal sorumluluk raporu ve sürdürülebilirlik raporu gibi raporlar kuruluşların değer yaratma süreçlerini yansıtmamaktadır. Temel anlamda finansal ve sosyal raporlamanın birlikte raporlanması düşüncesi, entegre raporun temelini oluşturmaktadır. Kuruluşların tüm bilgi kullanıcılarına yarattıkları değeri daha iyi anlatmasını ve anlam bütünlüğünü korumasını sağlamaktadır. Entegre rapor yatırımcılarına kısa ve öz şekilde finansal olan ve olmayan tüm bilgilerini sunduğu bir rapor olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı doğrultusunda bankacılık sektöründe faaliyette bulunan 4 bankanın yayınlamış olduğu entegre raporların incelenmesi ele alınmaktadır. Bankaların 2019 ve 2020 yıllarında yayınladıkları entegre rapor verileri kavramsal açıdan içerik analizine tabi tutularak incelenmiştir. Bankacılık sektöründe faaliyette bulunan Garanti bankası, İş bankası, Yapı Kredi ve Türkiye Sınai ve Kalkınma bankalarının verileri kullanılmaktadır.
Aile işletmelerinde 2. ve 3. kuşakların gelecek beklentileri üzerine bir araştırma
Aile işletmeleri, Dünya' da olduğu gibi ülkemizde de önemli bir yere sahiptir. Aile işletmelerinin sürdürülebilirliği ülke ekonomisi için kritik bir rol oynamaktadır. Ancak aile işletmelerinde nesiller ilerledikçe sürdürülebilirliği hususunda düşüş görülmektedir. Özellikle 2. kuşaktan 3. kuşağa devredilme oranı daha da fazla azalmaktadır. Bu çalışmada, aile işletmelerinin sürdürülebilirliğini etkileyen faktörlerin belirlenmesi, kuşakların özellikleri ve kuşaklararası farklılıktan meydana gelen yönetim sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm önerileri sunulması amaçlanmıştır. Bu araştırma çalışmasında nitel araştırma yöntemi uygulanmıştır. Burdur ili Bucak ilçesinde üretim ve hizmet sektöründe faaliyet gösteren 3 aile işletmesi seçilmiştir. 2. kuşaktan 5 katılımcı ve 3. kuşaktan 5 katılımcı olmak üzere toplam 10 katılımcıyla mülakat görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Mülakat görüşmelerinden elde edilen veriler Maxqda 2018 programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarından elde edilen bulgulara göre, 2. kuşak ve 3. kuşağın sahip olduğu özellikler, kuşakların birbirlerinden beklentileri ve kuşaklararası yaşanan fikir ayrılıkları işletmenin sürdürülebilirliği hususunda önemli rol oynamaktadır. Bu araştırma elde edilen sonuçlara göre, 2. kuşak 3. kuşağın en çok yenilikçi olmasını beğenmektedir. 3. kuşak ise 2. kuşağın tecrübelerine saygı duyarken, tartışmaya kapalı olmalarından da oldukça rahatsızdır. 2. ve 3. kuşak arasındaki en belirgin farklılıklardan birisi de teknolojiye uyum sağlanması sorunudur. 2. kuşak teknolojiye karşı daha geleneklerine bağlı ve tutucu yaklaşım sergilerken, 3. kuşağın onların aksine teknolojiye uyum sağladığı görülmektedir. Elde edilen bulgular çerçevesinde değerlendirme yapılarak, işletme yöneticilerine ve takip eden kuşaklara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Lider-üye etkileşiminin yenilikçi iş davranışına etkisi: Kariyer tatmininin aracı sektör deneyiminin düzenleyici rolü üzerine bir araştırma
Düzenleyici-aracı modelin test edildiği bu araştırmada, lider-üye etkileşiminin (LÜE) kariyer tatmini aracılığıyla yenilikçi iş davranışı (YİD) üzerindeki dolaylı etkisinin çalışanların sektör deneyimine bağlı olacağını varsayan modelin test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Denizli ilinin organize sanayi bölgesinde faaliyet gösteren tekstil işletmelerinde çalışan 302 kişi üzerinde alan araştırması gerçekleştirilmiştir. Alan araştırması sırasında kolayda ve kartopu örnekleme yöntemi tercih edilmiştir. Ayrıca, sosyal izolasyon ve sosyal mesafe kuralları gereği üçüncü kişilerle yakın temastan kaçınılmış, soru cevap şeklinde yüz yüze anket yöntemi uygulanmıştır. Uygulanan anketlerde, bu araştırma kapsamında geliştirilen iki soruya yanıt aramıştır. Bunlar; (1) Tekstil çalışanlarının sahip olduğu LÜE'nin YİD üzerindeki etkisinde kariyer tatmininin aracı rolü var mıdır? (2) Tekstil çalışanlarının sahip olduğu sektör deneyimleri, LÜE'nin kariyer tatmini aracılığıyla YİD üzerindeki etkisini nasıl düzenlemektedir? Araştırma sonucunda ilk olarak, LÜE'nin kariyer tatmini aracılığıyla YİD üzerindeki dolaylı etkisinin anlamlı olduğu bulgulanmıştır. Diğer bir deyişle, çalışanların liderleri ile olan etkileşiminin kariyer tatmini aracılığıyla YİD'nı artırdığı tespit edilmiştir. Elde edilen bu sonuç, çalışanın lideri ile olan olumlu etkileşimi arttıkça, kariyer tatmininin de artacağını ve dolaylı olarak YİD sergileyeceğini ifade etmektedir. Araştırma sonucunda elde edilen bir diğer önemli sonuç ise, LÜE'nin kariyer tatmini aracılığıyla YİD üzerindeki etkisinde sektör deneyiminin düzenleyici rol oynamasıdır. Bu sonuç, yüksek sektör deneyimine sahip çalışanların düşük olanlara kıyasla kariyerlerinden daha az tatmin olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu sonuç LÜE'nin kariyer tatmini aracılığıyla YİD üzerindeki olumlu etkisinin yüksek sektör deneyimine sahip çalışanlarda daha düşük olduğuna işaret etmektedir. Elde edilen söz konusu bulgular doğrutusuda araştırmanın amacına ulaştığı düşünülmektedir.
Konkordato sürecinin mali yapı bakımından incelenmesi: Bir uygulama
Konkordato, borçlarını vadesinde ödeyememiş olan ya da vadesinde ödeyememe riski bulunan işletmelerin geliştirecekleri yeni bir projeksiyon ile borçlarının yapılandırılmasına ve yeni ödeme planına göre bu borçların ödenmesine imkan sağlayan hukuki bir anlaşmadır. Uzun ve karmaşık bir süreç olan konkordatoda borçlunun faaliyetlerinin kontrolü ve konkordato projesinin uygulama imkanına ilişkin değerlendirmelerin yapılması için konkordato komiseri görevlendirilmektedir. Konkordatonun tasdikine ilişkin karar alınabilmesi için mahkemeye bilgi sunması gereken konkordato komiserinin alacaklıların da korunması bakımından kilit bir role sahiptir. Bu noktadan hareketle çalışmanın amacı, mali olarak yerine getirilmesi gereken farklı işlemleri bünyesinde barındıran ve mali açıdan değerlendirmelerin yapılması gereken konkordato sürecinde ve bu sürecin sonunda konkordato komiserinin yerine getirmesi gereken işlemleri ve bilimsel olarak yapılması gereken değerlendirmeleri ortaya çıkararak, uygulamacı ve akademisyenlere bir yol haritası çizmektir. Bu amaca uygun olarak çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden vak'a analizi yöntemi tercih edilmiştir. Çalışmada örnek olay olarak canlı hayvan yetiştiriciliği, et pazarlama ve nakliyatı alanında faaliyet gösteren bir şirketin konkordato ön projesi ile konkordato sürecindeki mali tabloları incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında geçici mühlet sürecinin verilmesinden konkordato tasdikine kadar geçen süreçte komiser tarafından yerine getirilmesi gereken işlemler, yapılması gereken değerlendirmeler ve ilgili sürelerde komiser tarafından verilmesi gereken raporlar ile bu raporlarda yapılması gereken değerlendirmeler dayanaklarıyla birlikte açıklanmıştır.
Sivil toplum kuruluşlarında anlamlandıran liderlik modeli
Çalışmanın amacı; gönüllüler için işin anlamlılığının ne olduğu ve bu anlamlılıkta liderlerin tutum ve davranışlarının rolünü araştırmaktır. Bunun sonucunda anlamlandıran liderlik ölçeğini geliştirmektir. Çalışmanın amacı doğrultusunda çeşitli STK gönüllüleri üzerinde üç araştırmadan oluşan karma bir çalışma yürütülmüştür. Bu araştırmalardan ilki madde havuzunun oluşturulması, ikincisi taslak ölçeğin geliştirilmesi, üçüncüsü ise taslak ölçeğin geçerliliğinin ve güvenirliğinin test edilmesidir. Nitel bir yöntemle yürütülen birinci araştırmada, fenomenolojik bir desen kullanılmıştır. Çeşitli STK'ya mensup 30 kişilik bir çalışma grubundan veriler toplanarak içerik analizine tabi tutulmuştur. Sonuç olarak gönüllülerin vurguladığı 9 adet anlam kaynağına ulaşılmıştır. Liderlerin işi anlamlı kılan 11 ve işi anlamsızlaştıran 10 adet tutum ve davranışının olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca katılımcıların, kendileri yönetici olmaları halinde işi anlamlandırmak adına 14 adet olumlu tutum ve davranış sergileyebilecekleri saptanmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, liderlerin işin anlamlılığını besleyen tutum ve davranışlarından oluşan 10 faktörlü ve 53 ifadeli bir madde havuzu oluşturulmuştur. Nicel bir yöntemle yürütülen ikinci araştırmada, 245 kişilik örneklemden veri toplanarak madde havuzunun psikometrik özellikleri test edilmiştir. Bulgular kapsamında madde havuzundan 6 faktörlü ve 32 maddeli taslak bir ölçek oluşturulmuştur. Ölçekte; Diğerkâmlık, Yapıcı İlişkiler, Demokratik Yönetim Anlayışı, Olumlu Geri Bildirim, Yetiştirme ve Anlam Aşılama faktörleri yer almaktadır. Bu boyutların geçerlilik ve güvenirlik değerlerinin önemli düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Nicel bir yöntemle yürütülen üçüncü ve son araştırmada ise 492 kişilik örneklemden veri toplanarak ölçeğin yapı geçerliliği, kriter geçerliliği ve güvenirliği doğrulanmaya çalışılmıştır. Yapılan analizler sonucunda anlamlandıran liderlik ölçeğinin 6 faktörden ve 32 maddeden oluşan yapısı doğrulanmıştır. Böylece ölçeğin son şekline ulaşılmıştır. Ayrıca anlamlandıran liderlik ile işin anlamlılığı arasında yüksek düzeyde bir ilişkinin olduğu saptanmıştır. YEM analizleri sonucunda anlamlandıran liderliğin işin anlamlılığı üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Böylece anlamlandıran liderlik ölçeğinin ölçüte dayalı yapı geçerliliği doğrulanmıştır. Bunun yanında demografik değişkenler bağlamında anlamlandıran liderliğin işin anlamlılığıyla ilişkisi incelenmiş ve kayda değer sonuçlar elde edilmiştir.
İş motivasyonunun, bireysel mutluluğa ve iş performansına etkisi: Burdur ili örneği
Motivasyon kavramı organizasyonlarda iş gören bireylerin çalışma performanslarını ve mutluluk düzeylerini üst seviyede tutmasını sağlayan önemli bir unsurdur. Bu açıdan değerlendirildiğinde motivasyon kavramının bireysel mutluluk ve iş performansı üzerindeki etkisi kaçınılmaz bir durumdur. Diğer bir yandan motivasyon kavramının organizasyonlar açısından pozitif etkilerinin olması durumunun bundan ayrı olarak düşünülmesi mümkün değildir. Bu amaçla Burdur ilinde faaliyet gösteren 400 zincir market çalışanı üzerinde anket yöntemi kullanılarak araştırma gerçekleştirilmiştir. Ankette Doğan ve Çötok, (2011) tarafından Türkçe 'ye uyarlanan Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu, Dündar ve arkadaşları (2007) tarafından Türkçe' ye uyarlanan Motivasyon Ölçeği, Çöl (2008) tarafından Türkçe' ye uyarlanan İş Performansı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre motivasyonun iş performansı üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisinin ve aralarında anlamlı ve pozitif ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca motivasyonun mutluluk üzerinde anlamlı ve pozitif bir etkisinin ve aralarında anlamlı ve pozitif ilişkinin olduğu saptanırken, iş performansının, mutluluk üzerinde anlamlı ve negatif bir etkisinin ve aralarında anlamlı ve negatif ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenler bağlamında yapılan fark analizi sonuçları değerlendirildiğinde zincir market çalışanlarının medeni durumları bağlamında bekar bireyler ile evli bireyler arasında motivasyon düzeylerinde anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Yaş faktörü değerlendirildiğinde ise içsel motivasyon ve iş performansı bağlamında anlamlı farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Diğer bir değişken olan eğitim anlamında ise iş performansı bağlamında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir.
Yatırımcı duyarlılığının seçilmiş endekslerde getiri ve volatilite etkileri üzerine bir araştırma
Bu çalışmada yatırımcı duyarlılığının, yüksek ve üst orta gelirli ekonomiye sahip olan seçilmiş ülke borsalarına etkisi incelenmiştir. 01 Kasım 2013 ile 31 Aralık 2020 tarihleri arasındaki veriler değerlendirilerek analiz yapılmıştır. Yatırımcı duyarlılığı temsilcisi olarak ülke CDS primleri, VIX ve MOVE endeksleri seçilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında öncelikle yatırımcı duyarlılığı ile borsa arasında uzun dönemli ilişkinin varlığı hem yapısal kırılmalı hem de fourier temelli eşbütünleşme testleri ile incelenmiştir. Yapısal kırılmalı eşbütünleşme testine göre Güney Afrika, Türkiye, Çin, Endonezya, Rusya, Meksika; fourier temelli eşbütünleşme testine göre Almanya ve Brezilya ülkelerinde yatırımcı duyarlılığı ile borsalar arasında uzun dönemli ilişki tespit edilmiştir. Fourier temelli testler sayesinde yapısal kırılmalı testlerin tespit edemediği, yumuşak kırılmalara sahip olduğu anlaşılan Almanya ve Brezilya'da eşbütünleşme ilişkisinin varlığı tespit edilebilinmiştir. Yatırımcı duyarlılığının borsa getiri ve volatilitelerine etkisi TVP-VAR modeli ile incelenmiştir. Yüksek gelirli ekonomiler kapsamında incelenen tüm ülke borsalarının hem getiri hem de getiri volatilitelerinin, seçilmiş olan yatırımcı duyarlılığı göstergelerinden en çok VIX endeksinden; Üst orta gelirli ekonomiler kapsamında incelenen tüm ülke borsalarının (G.Afrika hariç), en çok ülke CDS primlerinden etkilendikleri ortaya çıkmıştır. Yatırımcı duyarlılığı getirileri/volatiliteleri ile borsa getirileri/volatiliteleri arasındaki toplam dinamik bağlantılılığın yüksek olduğu dönemler; 2013 yılı sonları, 2017 ikinci çeyreği, 2019 üçüncü çeyreği, 2020 mart ve nisan ayıdır. 2019 üçüncü çeyrek dönemi hariç, diğer dönemler küresel boyutta endişe ve korkulara neden olacak olayların gerçekleştiği zamanken; 2019 üçüncü çeyreğinde inceleme kapsamına alınan tüm ülkelerde ulusal sorunlar yaşanmıştır.
Sağlık turizminde ticari iş niteliğindeki sözleşmelerden çıkan uyuşmazlıkların milli mahkemelerce çözümlenmesi
Dünyada son yüzyılda sağlık turizmi hizmetlerinin ekonomik ve sosyal amaçlarla ortaya çıkması ve gelişmesi yanında ticari hizmet sektörüne dair hukuksal açıdan düzenleyici ortak kanun ve kuralların henüz oluşturulmaması bu sektörün en büyük sorununu teşkil etmektedir. Sağlık turizm hizmetlerinde en büyük unsuru uluslararası hasta oluşturmaktadır. Sağlık turizm hizmetlerinde uluslararası hasta ile ilgili olarak ceza kanunu, eğer hizmet bir kamu kurumundan alınmışsa idare hukuku, bu hastaların aracı firmalar acenteler ve hizmet sağlayıcı sağlık kuruluşları arasındaki hukuksal ilişki bakımından ticaret hukuku, arasında ilişki kurulmaktadır. Bu bakımdan oldukça geniş hukuksal ilişki içerinde bir hizmet alanını teşkil etmektedir. Teknik donanım ve insan gücü açısından kompleks bir hizmeti içeren sağlık turizmi hizmetlerinin ülkeler arası yapılması dolayısıyla, taraflar arasında hukuksal ilişkiler yabancılık unsurunu taşımaktadır. Bu bakımdan hizmeti sağlayan ve tüketici arasında, birtakım uyuşmazlıkların çıkması da muhtemel bir durumdur. Nitekim bu uyuşmazlıkların çözümlenebileceği ortak milletlerarası bir mahkeme ve ortak yasalar mevcut değildir. Süreç ülkelerarası antlaşma, bu antlaşmalarla kurulan örgütlerin politikaları ve taraflar arası serbest bırakılan sözleşme de geniş tasarruf alanları ile yönetilmektedir. Çalışmamızda bir ticari işletme olan özel hastanelerdeki sağlık turizm hizmetlerine dair sözleşmelerde çıkan uyuşmazlıkların milli mahkemelerce çözümlenme süreci, bu konuda yabancı mahkemelerce verilen kararların tanınma ve tenfizi araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ticari işletme, Ticari uyuşmazlık, Acente, Uluslararası sözleşme, Tanıma ve Tenfiz, Sağlık turizmi
Proaktif kişilik ile proaktif çalışma davranışı ilişkisi üzerinde işe gönülden adanma ve psikolojik güçlendirmenin etkisi
Bu çalışmada proaktif kişiliğe sahip çalışanların proaktif çalışma davranışı göstermelerinde psikolojik güçlendirme ve işe gönülden adanmanın rolü araştırılmıştır. Çalışma Türkiye'deki Kalkınma Ajanslarında görev yapan personelin proaktif kişilik yapılarının kişilerin proaktif çalışma davranış göstermelerindeki etkisinde psikolojik güçlendirme ve işe gönülden adanmanın anlamlı bir rolü olup olmadığını belirlemek amacı gütmektedir. Bu amaca yönelik olarak Kalkınma Ajansları çalışanlarından veriler anket yöntemi ile toplanmış ve örneklem büyüklüğü 151 olarak tespit edilmiştir. Oluşturulan modelde yer alan değişkenlerin doğrudan ve düzenleyici etkilerini tespit etmek amacıyla hiyerarşik regresyon analizi kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda proaktif kişiliğin proaktif çalışma davranışı ile olumlu ilişki içerisinde olduğu; psikolojik güçlendirme ve işe gönülden adanmanın bu ilişkide önemli bir düzenleyici etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte proaktif kişiliğin işe gönülden adanma üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu psikolojik güçlendirmenin de bu ilişkide önemli düzenleyici bir etkisi olduğu saptanmıştır. Araştırmanın sonuçları Kalkınma Ajansları çalışanlarının proaktif kişiliklerinin işyerinde proaktif çalışma davranışı gösterebilmeleri açısından büyük önem taşımakta olduğunu, ayrıca Kalkınma Ajansları çalışanlarının psikolojik güçlendirme algılarının ve işe gönülden adanmalarının bu ilişkide önemli rol oynadığını göstermesi ve Kalkınma Ajansları çalışanlarının işe gönülden adanmalarında proaktif kişiliğin doğrudan, psikolojik güçlendirmenin ise düzenleyici etkisinin belirlenmesi yönüyle literatüre katkı sağlamıştır.
Yüksek performanslı insan kaynakları uygulamalarının proaktif çalışma davranışı üzerindeki etkisinde hizmet verme yatkınlığı ve hizmet liderliğinin rolü
Bu araştırmanın amacı, yüksek performanslı insan kaynakları uygulamalarının hizmet verme yatkınlığı aracılığıyla proaktif çalışma davranışı üzerindeki etkisinde hizmet liderliğinin düzenleyici aracı rolünü incelemektir. Bu doğrultuda nicel araştırma yöntemi benimsenerek veriler anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma, Antalya'da bulunan beş yıldızlı konaklama işletmelerinde gerçekleştirilmiştir. Hipotezleri test etmek için Process makrosundan faydalanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiler sosyal değişim teorisi, Den Hartog vd. (2004)'nin İKY – performans modeli ve sosyal öğrenme teorisiyle temellendirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre ilk olarak yüksek performanslı insan kaynakları uygulamalarının, hem hizmet verme yatkınlığını hem de proaktif çalışma davranışını olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir. Bunun yanı sıra hizmet verme yatkınlığının proaktif çalışma davranışına olumlu etkisi bulunmaktadır. İkincisi, yüksek performanslı insan kaynakları uygulamalarının proaktif çalışma davranışı üzerindeki etkisinde hizmet verme yatkınlığının aracı rolü bulunmuştur. Son olarak yüksek performanslı insan kaynakları uygulamalarının hizmet verme yatkınlığı aracılığıyla proaktif çalışma davranışı üzerindeki etkisinde hizmet liderliğinin düzenleyici aracı rolü olduğu görülmüştür. Hizmet liderliğinin yüksek olduğu durumlarda aracılık modeli en anlamlı seviyede olduğu, düşük hizmet liderliğinde ise modelin anlamsızlaştığı tespit edilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre çalışanların proaktif davranış sergileyebilmeleri için hem insan kaynakları uygulamalarının hem de algıladıkları liderlik düzeyinin dikkate değer unsurlar olduğu görülmüştür. Bu bağlamda araştırma sonuçlarının konaklama işletmelerinde yüksek performanslı insan kaynakları uygulamalarının rolüne, bu uygulamaların çalışan davranışlarına nasıl yansıdığını açıklayarak ilgili literatüre katkı sağlamaktadır. Bunun yanı sıra konaklama işletmelerinde etkili bir liderlik tipi olduğu düşünülen hizmet liderliğiyle ilgili alana katkı sağladığı düşünülmektedir.
İş stresinin işe yabancılaşma üzerindeki etkisinde A tipi kişilik özelliklerinin aracı rolü: Organize sanayi bölgesi örneği
Aracılık rolü modelinin test edildiği bu çalışmada, iş stresinin işe yabancılaşma üzerindeki etkisinde A tipi kişilik özelliklerinin aracı rolü irdelenmiştir. Bu amaçla iş stresi, kişilik özellikleri ve işe yabancılaşma konuları incelenmiştir. Akabinde A tipi kişilik özellikleri ve boyutlarının işe yabancılaşma üzerinde aracılık rolü üstlenip üstlenmediğini belirlemek amacıyla birtakım test ve analizler yapılmıştır. Sırasıyla, iş stresinin işe yabancılaşma üzerine doğrudan etkisi, iş stresinin A tipi kişilik özelliklerine eskisi ve A tipi kişilik özelliklerinin işe yabancılaşma üzerine etkisi test edilmiştir. En son aşamada ise A tipi kişilik özelliklerinin iş stresinde işe yabancılaşmaya aracılık edip etmediği araştırılmıştır. Araştırma kapsamında Isparta Süleyman Demirel Organize Sanayi Bölgesindeki çalışanlara kolayda örnekleme yöntemiyle anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulaması ile 443 çalışandan veri toplanmıştır. Bu toplanan veriler yardımıyla kişilik tipleri ve boyutları ile iş stresinin ve işe yabancılaşmanın derecesi belirlenmeye çalışılmıştır. Bulgular, iş stresindeki artışla birlikte işe yabancılaşma oranında bir artış olduğunu ortaya koymuştur. Araştırma bulguları, iş stresi ile işe yabancılaşma arasındaki ilişkide A tipi kişilik özelliklerinin kısmi aracılık rolü üstlendiğini ortaya koymuştur. Araştırma sonuçları, işletmelerin, çalışanların verimliliğini olumsuz yönde etkileyen iş stresini ve işe yabancılaşmayı en aza indirmek için çeşitli girişimlerde bulunabileceğini göstermektedir. Bu amaçla çalışanların kişilik yapılarının analiz edilmesi, işe alımlarda personel seçim kriterlerinin yeniden belirlenmesi, yeni bir çalışan eğitim modelinin geliştirilmesi gibi girişimler işletmenin verimliliğinin artmasını sağlayacaktır.
Davranışsal finans anomalileri ve kripto para üzerinde bir analiz
Bu çalışmada ekonomik hayatta yer alan kripto para birimleri teorik olarak incelenmiş ve kripto para türlerinden olan Cardano ile Ethereum para birimlerinde haftanın günü anomalisinin var olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Haftanın günü anomalisinin varlığı araştırılarak, Cardano ile Ethereum para birimlerinin fiyat hareketleri sonucunda oluşan haftanın herhangi bir günündeki getirilerin diğer günlere kıyasla daha düşük ya da yüksek getiri sağlayıp sağlamadığının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde davranışsal finansın ortaya çıkışı, amaçları ve ilgili olduğu bilim dalları hakkında bilgi verilerek yatırımcı eğilimleri tanıtılmış bu bağlamda anomali ve anomali türleri hakkında kavramsal bilgiler yer almıştır. İkinci bölümde para ve türleri, kripto para birimi ve kripto para türleri hakkında bilgiler verilmiştir. Son bölümde ise araştırmanın amacı, kapsamı, ilgili literatür, araştırmanın hipotezleri, veri seti, yöntem ve uygulama kısmına yer verilmiştir. Haftanın günü anomalisinin Cardano ve Ethereum kripto para birimlerinde varlığını incelemeye yönelik 31.12.2017-02.08.2021 tarihleri arasındaki 1310 günlük kapanış verileri kullanılmış ve logaritmik getirileri hesaplanmıştır. Analiz için ARCH modelleri kullanılarak Cardano için ARCH (3,0), Ethereum için GARCH (2,1)'in uygun model olduğu tespit edilmiştir. Uygun model üzerinden kukla değişkenler yardımı ile haftanın günü anomalisinin varlığı incelenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda Cardano ve Ethereum kripto para birimi için haftanın günü anomalisinin var olduğu tespit edilmiş ve Cardano kripto para birimi için %1 anlamlılık düzeyinde Perşembe günü en düşük getiriyi sağlayan gün, %10 anlamlılık düzeyinde Cumartesi gününün en yüksek getiriyi sağlayan gün olduğu belirlenmiştir. Ethereum kripto para birimi için %5 düzeyindeki anlamlılık ile Perşembe günü en düşük getiriyi sağlayan gün, Cumartesi günü ise %10 anlamlılık düzeyinde en yüksek getiriyi sağlayan gün olduğu tespit edilmiştir.
Zaman pencereli araç rotalama probleminin geliştirilmiş yapay arı kolonisi ve ateş böceği algoritmaları ile çözümü
Günümüzde şirketler, rekabet ortamında kârlılığı sürdürme ve artırma konusunda zorluklarla karşı karşıyadır. Şirketlerin böyle bir ortamda rekabet avantajı elde etmesi ve kârlılıklarını ilerletmesi için şirket yönetiminin lojistik alanında yenilikçi stratejiler araması ve uygulaması gerekmektedir. Müşterilere ihtiyaç duydukları ürün ve hizmeti zamanında, istenilen yerde teslim edebilmek için lojistik yönetimindeki gelişmeleri yakından takip etmesi firmaların prestiji için çok önemli ve hayatidir. Ayrıca müşterilerin ihtiyaçlarını karşılarken, maksimum kâr ve minimum maliyet ile kendi personeli için daha iyi çalışma platformları sağlamak şirketlerin temel amaçlarıdır. Bu nedenle şirketler, lojistik alanında önemli bir yere sahip olan araç rotalama problemleri ile ilgili çalışmalara odaklanmaktadır. Lojistik şirketleri için nakliye maliyetlerini düşürmede, hizmet kalitesini ve verimliliğini artırmada geniş kapsamlı bir öneme sahip olan araç rotalama problemleri NP-zor problemler olarak sınıflandırılır. Bu nedenle bu problemlerin kesin optimizasyon yöntemleri ile makul bir sürede çözümü problem boyutu arttıkça zorlaşmaktadır. Genellikle sezgisel ve metasezgisel yöntemler kullanılarak en uygun çözüm bulunmaya çalışılır. Bu çalışmada, araç rotalama probleminin bir uzantısı olan zaman pencereli araç rotalama problemi ele alınmıştır. Probleme uygun çözümü bulmak için metasezgisel yöntemlerden olan Yapay Arı Kolonisi ve Ateş Böceği Algoritmaları önerilmiştir. Yapay Arı Kolonisi Algoritması'nda başlangıç ve kâşif arı evresindeki yiyecek kaynakları (çözümler) en yakın komşu sezgiseli ile oluşturulurken; işçi arı ve gözcü arı evresindeki komşu yiyecek kaynakları ekleme, yer değiştirme ve alt diziyi rastgele ekleme operatörleri ile oluşturulmuştur. Ateş Böceği Algoritması'nda başlangıç ateş böcekleri en yakın komşu algoritması ile yeni ateş böcekleri ise ekleme, yer değiştirme ve 〖2-opt〗^* operatörleri yardımıyla belirlenmiştir. Önerilen çözüm yöntemlerin etkinliğini araştırmak için bilinen 58 test problemi ile deneyler yapılmış ve ortaya çıkan sonuçlar önceki çalışmalar ile karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak çözüm kalitesi (uygunluk değeri) ve araç sayısı bakımından en iyi sonuçlar Yapay Arı Kolonisi Algoritması yöntemi ile elde edilirken; çözüm süresi açısından en iyi sonuç ise Ateş Böceği Algoritması ile sağlanmıştır.
Dindarlığın gösteriş tüketimi üzerine etkisi: Burdur ili örneği
Tüketici ve tüketim olgusu insan hayatının vazgeçilmez bir eylemi konumundadır. Tüketici davranışları ile tüketim olgusunun taşıdığı anlamlar tarih boyunca çeşitli değişimlere ve dönüşümlere uğramıştır. Bu dönüşüm özellikle de yaşanılan döneme ait kültürün tüketicilere yansıması olarak değerlendirilmiştir. Kültürü oluşturan diğer bir olgu olan din olgusu da bireylerin yaşantıları ve özellikle de tüketim kalıpları üzerinde büyük bir etkiye sahiptir. Konu bu açıdan ele alındığında ise dinin ve dindarlığın bireylerin tüketim davranışları üzerine etkisi hem araştırmacılar hem de işletmeler için oldukça önemli bir konu olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu çalışmanın amacı insanların din ve dindarlık ile ilgili düşünceleri ile tüketim davranışları arasında var olan ilişkinin ortaya çıkartılmasıdır. Çalışmada belirlenmiş olan bir tüketim olgusundan ziyade, insanların dindarlıklarının belli ölçüde belirlenmesi ve bu dindarlık düzeylerinin tüketim harcamalarına ne gibi etkilerinin olduğu araştırılmıştır. Tüketim harcamalarına yönelik algılar arasındaki benzerliklerin ve farklılıkların ortaya çıkartılması hedeflenmiştir. Bu amaçla fayda temeline dayanmış olan rasyonel tüketim ve insan ihtiyaçlarını gidermekten çok maddi olarak kendini zengin hissetme ve kişisel zevklerini sergileme aracı olarak gösterişçi tüketim kavramlarının kişilerin dindarlık düzeyleri ile alakası anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu amaç doğrultusunda Burdur ilindeki katılımcılarla anket çalışması yapılmıştır. Bu uygulamayla tüketicilerin dindarlık düzeyleri ve gösterişçi tüketim olgusuna yönelik yaklaşımları ölçülmüştür. Elde edilen veriler ışığında bireylerin dindarlık düzeyleri ile gösterişçi tüketim davranışları arasındaki ilişki ve bu ilişkinin etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yapılan çeşitli analizler doğrultusunda dindarlığın gösterişçi tüketim üzerinde zayıf bir etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Dindarlık ile yaş düzeyi arasında; gösterişçi tüketim ile medeni durum, meslek sahibi olma ve meslek çeşidi, gelir düzeyi ve yaş düzeyi arasında ilişki olduğu sonuçları elde edilmiştir.
Satış sonrası algılanan hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti ve sadakatine etkisi: Zonguldak ilindeki otomobil tüketicileri üzerine bir araştırma
Gelişen bilgi ve teknolojik yenilikler sayesinde ürünlerin nitelikleri iyileşmekte ve gelişmektedir. Benzer ürünler arasında niteliksel bakımdan farklılıklar giderek azalmaktadır. Bu tür benzerlikler tüketicilerin tercihlerini zorlaştırmaktadır. Bu doğrultuda, işletmeler için rekabet avantajı olarak görülen ve üzerinde önemle durulması gereken satış sonrası hizmetler kavramı son yıllarda oldukça önem kazanmaya başlamıştır. Satış sonrası hizmetlerin kalitesi müşteri memnuniyetinde ve sadakatinde önemli rol oynamaktadır. Müşterilerin değişik ihtiyaç ve isteklerine cevap verebilen işletmeler ayakta kalabilmeyi başarabilmektedir. Satış sonrası hizmetlerin en yoğun olduğu sektörlerden biriside otomotiv sektörüdür. Bu nedenle asıl önemli olan konu, satış sonrası hizmet zihniyetinin çağdaş hizmet anlayışına ve zamana göre değiştirilmesi gerekliliğidir. Değişen sektörde, değişen müşteri beklentilerini karşılamak için satış sonrası hizmet elemanları kendilerini geliştirmek zorundadır. Bu araştırmada, otomotiv sektörü içerisinde yer alan satış sonrası hizmetlerde, algılan hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti ve sadakati, müşteri memnuniyetinin müşteri sadakati üzerindeki etkisinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda, otomobil servislerine ve bu alanda yapılacak çalışmalara öneriler sunulması ve katkı sağlaması hedeflenmiştir. Çalışmada kullanılan veriler Zonguldak'ta faaliyet gösteren sekiz otomotiv yetkili servisinden hizmet satın alan müşterilerden elde edilmiştir. Örneklem büyüklüğü 328 olarak belirlenmiştir. Çalışmada ilk olarak anket ile elde edilen verilerin analizi gerçekleştirilmiştir. Daha sonra araştırma modelini test etmek için doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda algılanan hizmet kalitesinin müşteri memnuniyeti ve sadakati üzerinde, ayrıca müşteri memnuniyetinin de müşteri sadakati üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir.