
170
Archived Theses
4
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Departman Tezleri
Türkiye-Ortadoğu ilişkileri ( 1983-1993)
Bu çalışmanın amacı, 1983-1993 yılları arasında Türkiye'nin dış politikasında önemli bir yere sahip olan Ortadoğu politikasını değerlendirmektir. İran, Irak, Suriye, İsrail ve Filistin ile Türkiye'nin ilişkileri, diğer Ortadoğu ülkelerinden göre daha fazla olduğu için söz konusu ülkeler bu araştırmada incelenmiştir. 1983-1993 yılları, Turgut Özal'ın başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı altında geçmiş, bu nedenle Özal'ın Ortadoğu'ya yönelik yaklaşımına da yer verilmiştir.Bu araştırma sırasında ikinci el kaynakların yanı sıra, söz konusu süreç içinde meydana gelen olayların sağlıklı değerlendirilmesi açısından, dönemin gazetelerinden yararlanılmış, konu ile ilgili sadece Türkçe kaynaklardan değil, yabancı kaynaklardan da faydalanılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, Ortadoğu Bölgesi'nin stratejik önemi ve etnik yapısı, Türkiye'nin bölge içerisindeki konumu ve Türkiye'nin bölgeye karşı genel politikası incelenmiştir.İkinci bölümde ise, Türkiye'nin İran, Irak ve Suriye ile olan ilişkilerine yer verilmiştir. Tarihsel zeminde Türkiye-İran ilişkileri açıklandıktan sonra, İran İslam Devrimi'nin Türkiye açısından ortaya çıkardığı sorunlar incelenmiştir. Özellikle İran-Irak Savaşı ve Körfez Savaşı'nda Türkiye'nin politikası üzerinde durulmuştur. Irak ve Suriye ile olan ilişkilerde de su sorununa ağırlık verilmiştir. Suriye ve Irak arasında, Fırat, Dicle ve Asi nehirleriyle ilgili anlaşmazlık Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Projesi'ne başlamasıyla birlikte daha da görünür bir hal almış ve terör, Hatay meselesi gibi konularla ilişkili gerilimlere neden olmuştur.Üçüncü bölümde Türkiye-İsrail ilişkileri ve İsrail-Filistin sorunu karşısında Türkiye'nin tutumu incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, Türkiye-İran İlişkileri, Türkiye-Irak İlişkileri, Türkiye-Suriye İlişkileri, Türkiye-İsrail İlişkileri, Filistin Sorunu, Körfez Krizi.
Türkiye'de çok partili dönemde sıkıyönetimler
Türkiye, 1945 yılında çok partili hayata geçtikten sonra hemen hemen her on yılda bir askeri müdahale deneyimi yaşamıştır. Cumhuriyetin ilk yıllarında tek parti döneminde uygulanan politikalarla, sosyal ve ekonomik değişimlerin sonucunda, ülkede demokratik bir alt yapı gelişmiştir. 1945'te çok partili siyasi hayata geçiş, büyük bunalımlar olmadan gerçekleşmiştir. Ancak sonraki dönemlerde ortaya çıkan gelişmeler, farklılık göstermeye başlamıştır. 1945'ten sonraki dönem, aşırı siyasal-laşma, siyasal partilerin kutuplaşması, hizipleşme, siyasal şiddet ve terörde artış, bü-rokraside bozulma ve ekonomik kriz gibi özellikler göstermiş ve bu dönemler askeri müdahale ile son bulmuştur. Tezde çok partili döneme geçişten, 1973 yılına kadar meydana gelen gelişmeler anlatılmıştır. Bu dönemde ilan edilen sıkıyönetim ve Sıkı-yönetim Mahkemeleri, siyasi, sosyal ve hukuki yönleriyle anlatılmaya çalışılmıştır.Sıkıyönetim, devletin ve toplumun karşılaştığı büyük tehlike ve bunalımlar nedeniyle başvurulan ?olağanüstü yönetim? şekillerinden biridir. Olağanüstü yöne-tim şekillerine savaş hali, savaş tehlikesinin baş göstermesi, iç karışıklık ve ayaklan-ma gibi devletin ve toplumun güvenliğini sarsan durumlarda ya da büyük ekonomik bunalımlar ve doğal afetlerle karşılaşıldığında başvurulmaktadır.Türkiye'de Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze kadar, bütün anayasalar-da sıkıyönetim yer almıştır. Cumhuriyetin ilk dönemleri ve sonrasında değişik neden-lerden dolayı sıkıyönetimin ilan edilmiştir. Tez sıkıyönetimin ilan edildiği koşullar, yapılan uygulamalar ve sonuçları hakkında bilgi verilmiştir. Sıkıyönetim komutanla-rı, yayınladıkları bildirilerle uyulması gereken kuralları kamuoyuna açıklamışlardır. Tezde kamuoyuna yayınlanan bildirilerden örnekler yer almaktadır.Tez üç bölümden oluşmuştur. Birinci bölümde; sıkıyönetim ve olağanüstü ha-lin hukuki boyutu ve tarihçesi anlatılmıştır. Yabancı ülkelerde ilan edilen sıkıyöne-timler hakkında kısaca bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; Türkiye'de 1945'ten sonraki çok partili dönemde sıkıyönetimin ilan edilmesi ve yapılan uygulamalar üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde; Sıkıyönetim Mahkemelerinin çalışma yöntemleri, bazı davalardan örnekler verilerek anlatılmıştır.
1929 dünya ekonomik bunalımının İzmir'de görülen etkileri
1929 Ekonomik Bunalımı Amerika'dan başlayarak bütün dünyayı etkisi altına aldı. Türkiye'de bu bunalımdan olabildiğince etkilendi. Ülkede bunalımı aşmak üzere çeşitli yollara başvuruldu. Bunlardan en önemlisi ithalatı olabildiğince kısıp ihracatı artırarak kendi kendine yeten bir ülke olmaktı. Türkiye bu zor dönemleri denk bütçe politikası ve devletçi yaklaşımlarla atlatmayı başardı. Bunun için birçok parasal düzenlemeler gerçekleştirdi. Merkez Bankası'nı kurdu. Topladığı sanayi ve ziraat kongreleriyle iç dinamiklerini harekete geçirmeye çalıştı. Halk, yerli malı kullanımı konusunda özendirilerek ekonomik bunalımla ilgili olarak sürekli bilgilendirildi.İzmir tarih boyunca Anadolu'nun batıya açılan en önemli ticaret kentlerinden biriydi. Avrupa'ya yapılan ihracatın önemli bir kısmı İzmir Limanı'ndan yapılmaktaydı. Bu nedenle dünya piyasalarındaki durgunluk İzmir'e de yansıyordu. Fiyatlar giderek düşüyor, mallar üreticinin elinde kalıyordu. Hem merkezi yönetim hem yerel yönetim bütçelerini dengelemek ve zorunlu ihtiyaçlarını giderebilmek için halktan son derece ağır vergiler istiyordu. Bunun yanında Osmanlı döneminden beri şehirde ulaşım, alt yapı ve enerji piyasasına hâkim olan yabancı şirketler bu durumlarından sonuna kadar yararlanıyor, halka hizmetleri pahalıya satıyor, kendileri için ekonomik olmayan bölgelere ise hizmet götürmüyorlardı.Uzun süren savaşlardan sonra başta İzmir olmak üzere Anadolu'nun çeşitli yerlerine iskân edilen göçerler önemli sorunlara neden olmaktaydı. İşsizlik günden güne artıyordu. İzmirliler pahalılıktan son derece şikâyetçiydi. 1914 yılında 914 kuruşla geçinebilen ortalama bir aile 1932 yılına gelindiğinde bunun için 125 lira 23 kuruşa ihtiyaç duyuyordu. Eğitim ve sağlık alanlarında önemli sorunlar yaşanmaktaydı. Cumhuriyet'in ilanı sonrasında kısa bir süre içerisinde gerçekleşen devrimler ve hayat pahalılığı, rejim karşıtlarını heyecanlandırmakta, bu durum istenmeyen bazı olaylar için uygun bir ortam sağlamaktaydı.
Gelibolulu Mustafa Ali'nin Nadiru'l-Mehârib adlı eserinin edisyon kritiği ve muhtevasının değerlendirilmesi
Yüksek Lisans Tezi olarak hazırladığımız bu çalışmada; Gelibolulu Mustafa `Âlî'nin ?Nâdiru'l-Mehârib?inin mevcut yazma nüshaları okunup metninin edisyon kritiğini yapılmıştır. Ayrıca eserin içeriği Osmanlı tarihi açısından değerlendirilmiş-tir.Çalışmamız giriş ve sonuçtan ayrı iki bölümden ve eserin transkripsiyonlu metninden oluşmaktadır. Giriş bölümünde, eserin yazıldığı dönemin daha iyi anlaşı-labilmesi için dünyada meydana gelen değişmeleri ve Osmanlı Devleti'nin dünya devletleri arasındaki konumunu ortaya koymak amacıyla, Kanunî Sultan Süleyman dönemi hakkında kısaca bilgi verilmiştir.Birinci bölümde, eserin yazarı olan Gelibolulu Mustafa `Âlî'nin hayatı, ilmi şahsiyeti ve tarihçiliği hakkında bilgi verilerek eserleri kısaca tanıtılmıştır.İkinci bölümde ise, Nâdiru'l-Mehârib'in muhtevası sunularak, eserin tarihi açıdan değeri belirtilmeye çalışılmıştır. Ayrıca, Nâdiru'l-Mehârib'in tespit edilebilen iki nüshasının tavsifi yapılarak metinin çözümünde uygulanan yöntem üzerinde du-rulmuştur.Son olarak Nâdiru'l-Mehârib'in tenkitli metni sunulmuştur.Anahtar Kelimeler: 1) Nâdiru'l-Mehârib 2) Kanunî Sultan Süleyman 3) Gelibolulu Mustafa `Âlî 4) Tarih 5) Selim(II.) ve Bâyezid(III.)
Bâb-ı Âsafî Ruûs kalemi defterlerinden 1522 numaralı Ruûs defteri (1061-1062/1651-1652), s. 142-274, tahlil ve metin
Osmanlı Devleti’nin en yüksek yönetim merci olan Divan-ı Hümayun, bürokratik işlemlerini kendisine bağlı kalemler vasıtasıyla icra etmektedir. Ruûs kalemi Divan-ı Hümayunun görevli tevcihatına ilişkin muamelat ile meşgul olmakta, düzenlenen tezkireleri Ruûs defterlerine işleyerek muhafaza etmektedir. Ruûs defterleri yazıldıkları yıllarda, devletin merkez ve merkeze bağlı birimlerinde halihazırdaki görevlere ve görevi tasarrufta bulunan vazifelilere dair kayda değer malumata muhtevidir. Hükümlerdeki özet bilgilerden muayyen bir görev için tevcih gerekçesine, görevlide aranan niteliklere, tavassut eden kişi bilgisine ulaşmak mümkündür. Yerel tarih çalışmaları, önemli kişilerin biyografilerinin oluşturulması ve kurumların kronolojilerinin ortaya konulmasında yine Ruûs defterlerine müracaat edilebilir. Hüküm özetlerinde yer alan, görevi ifa edecek kişiye verilecek günlük ücret bilgisi, Osmanlı maliyesi araştırmalarında kullanılabilir. Osmanlı’nın geniş coğrafyası göz önüne alındığında, birçok ülkenin tarihinin yazılmasında Ruûs defterleri önemli bir arşiv kaynağıdır. İfade edilen hususlar bağlamında, çalışmamızda 1522 Numaralı Ruûs Defteri, mevcut literatüre katkı sağlaması maksadıyla ele alınmıştır. Çalışmamıza konu olan Ruûs defteri, 17. yüzyılın ortasında tutulmuş olup muhtevası muhtelif görevlere yapılan tevcihatla oldukça zengindir. İlmiye, seyfiye ve kalemiye sınıfının üst düzey amirlerinden en alt kademedeki memurlarına kadar birçok görevlinin atamasıyla ilgili kayıtlar defterde mevcuttur. Çalışmamızın giriş bölümünde Divan-ı Hümayun ve kalemleri hakkında bilgi verildikten sonra görevli atamasında yürütülen bürokratik süreç açıklanmıştır. İkinci kısımda defterden elde edilen bulgular analiz edilmiş, son kısımda ise metin transkripsiyonuna yer verilmiştir. İhtiva ettiği bilgilerle yazıldığı yıllarda Osmanlı Devleti’nin idari, iktisadi, askeri ve içtimai hayatının anlaşılmasında önemli bilgiler vermektedir.
Osmanlı saray hayatı hakkında bir eser: Risâle-i Teberdâriyye (Değerlendirme,metin,notlar)
Bu çalışmanın Giriş bölümünde yazarın hayatı hakkında bilgi verilmesinin yanı sıra eserin değerlendirilmesi yapılmıştır.Osmanlı Devletinde, tarih yazıcılığını çeşitli kollarda incelemek mümkündür. Resmi tarih yazıcılığı (Vakanüvislik), özel tarih yazıcılığı, biyografi, siyasetname, menakıbname ve hatırat gibi eserler bu alanda akla gelen önemli kollardır. Derviş Abdullah'ın eseri olan Risâle-i Teberdâriyye fi Ahvâl-i Ağa-yı Dârü's-sa'âde'yi incelediğimizde yazarın, padişahı saray içerisinde ve ülke yönetiminde hadım ağalarının çalışmalarına karşı uyarma kaygısı içinde bulunduğunu görmekteyiz. Bu nedenle eseri, siyasetname olarak nitelendirebiliriz.Risâle-i Teberdâriyye fi Ahvâl-i Ağa-yı Dârü's-sa'âde, XVIII. yüzyılda Eski Saray baltacılarından Derviş Abdullah tarafından kaleme alınmıştır. Eser, İstanbul Köprülü Kütüphanesi, II. Ahmet kısmında Numara 233'de bulunmaktadır. Eserin tamamı 97 varaktır. Eser, yeni harflerle basılmamıştır. Amacımız tarihi açıdan verdiği bilgileri yeni harflere çevirerek eserin, günümüz bilim dünyasına kazandırılmasıdır. Eseri Osmanlıcadan yeni harflere çevirirken İslâm Ansiklopedisi'nin transkripsiyon kurallarına uymaya çalıştık. Bilimsel açıdan eserin değerini ortaya koyan herhangi bir çalışma yapılmamıştır.Eser adından da anlaşıldığı gibi Darü`s-sa'âde ağalarının olumsuz çalışmalarından bahsetmektedir. Derviş Abdullah hadım ağalığının doğuşu ve gelişimini bölümler halinde kronolojik olarak işlemeye çalışmıştır. Osmanlı sarayında yıllarca görevli olan hadım ağalarının İslâm devletlerinde daha sonra Osmanlı Devletindeki siyasi durumlarını açıklamaktadır.Sonuç olarak, Osmanlı sarayında görevli olarak yaşamış olan Derviş Abdullah'ın eserinin günümüz Türkçesine çevrilmesiyle XVIII. yüzyıl başlarında Osmanlı Devletinin yönetim merkezindeki gelişmelere birebir tanık olma fırsatı bulunmuştur. Ayrıca içeriğinde çok sayıda siyasi ve sosyal olaya değinmesi nedeniyle Osmanlı Siyasi ve Teşkilat Tarihi açısından önemli bilgilere ulaşılmıştır.
Trakya Umumi Müfettişliği
Türkiye'de 1927?1935 yılları arasında vilayetler üstü, bölgesel bir idari teşkilat olarak dört umumî müfettişlik kurulmuştur. Umumi Müfettişlik Teşkilatının, Cumhuriyet dönemi idare mekanizması içinde son derece önemli bir yeri vardır ve teşkilat, merkezi yönetimin taşradaki örgütlenmesini tamamlayan bir özelliğe sahiptir. Tek Parti Dönemi'nin sonuna kadar çalışmalarını sürdüren müfettişlikler, 1947 yılında işlevsiz hale getirilmiş; 1952 yılında umumî müfettişlikler hakkındaki yasanın yürürlükten kaldırılmasıyla da tamamen tasfiye edilmişlerdir.Trakya Umumî Müfettişliği isimli doktora çalışmamızda; Edirne, Çanakkale, Tekirdağ, Kırklareli vilayetlerini içine alan ve son derece stratejik bir öneme sahip olan, Trakya bölgesinde görev yapmak üzere, 1934 yılında, kurulan Trakya Umumi Müfettişliği incelenmiş ve Umumî Müfettişlik Teşkilatı gibi olağanüstü bölgesel bir idari teşkilata niçin gereksinim duyulduğu ve teşkilatın ne tür bir işlevinin olduğu sorularına yanıt aranmıştır.Çalışmamızda; birinci el kaynaklara dayanan ve olayları kronolojik bir biçimde, sebep-sonuç ilişkilerini gözeterek ele alan tarihsel yöntem kullanılmıştır.Çalışmanın sonunda, Umumi Müfettişlik Teşkilatının; benzer ekonomik ve sosyal koşullara sahip, benzer sorunları ve benzer gereksinimleri olan birkaç vilayeti, bir ?mıntıka? altında toplayarak, tek merkezden koordine etmek ve denetlemek; böylece taşrada ?idari ve inzibati işlerin? daha düzgün, süratli ve koordineli bir şekilde yürütülmesini; ekonomik ve sosyal kalkınmanın istenen hızda gerçekleşmesini sağlamak amacıyla kurulduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca teşkilatın idari yapı içindeki yeri, önemi ve işlevi açıklığa kavuşturulmuş; teşkilatı kuran yönetsel ve siyasal düşünce, bilimsel bir bakış açısıyla, ortaya konmuş; müfettişliğin görev yaptığı dönemde, Trakya'da yaşanan; iktisadi, sosyal ve kültürel gelişmeler ve bu gelişmelerde müfettişlik teşkilatının rolü aydınlatılmıştır.
1800-1865 yılları arasında Buhara Emirliği
Türkistan tarihi dünya tarihinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bölgenin Avrasya'nın merkezinde yer alması, İpek Yolu güzergâhında bulunması ile İran yerleşik ve İç Asya göçebe kültür unsurları arasında geçiş noktası üzerinde olması böyle bir çıkarımda bulunmamızın en önemli nedenleri arasında sayılabilir. Bu çalışmada Türkistan tarihinin ?en uzun yüzyılı?nda 1800?1865 yılları arasındaki zaman dilimi seçilerek Buhara Emirliği işlenmiştir.Araştırmada, önce mekânsal ve tarihî arka plan verilerek emirlik tanıdık kılınmaya çalışılmıştır. Sonra ana konu çerçevesinde Buhara Emirliği'nin siyasi tarihi kadar Rus işgaline giden süreçte durumu ve takip ettiği politikaları analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda, ilk olarak Emir Haydar (1800?1826), Emir Hüseyin (1826), Emir Ömer (1826?1827), Emir Nasrullah (1827?1860) ve Emir Muzafferüddin (ilk beş yılı: 1860?1865) dönemlerinde öne çıkan siyasi gelişmeler ele alınmıştır. Bunlar arasında olmak üzere hükümdarların tahtı ele geçirme girişimleri, kardeşler arasındaki taht kavgaları, emirlerin ülke içinde çıkan isyanlarla mücadeleleri, emirlikte meydana gelen iktisadi gelişmeler, komşu hanlıklar ve diğer devletlerle ilişkiler gibi konular ayrıntılı olarak ortaya konulmuştur.Bundan sonra Rus işgaline giden süreç içinde Buhara Emirliği'nin meşruiyet sisteminde yaptığı değişim ve etkileri, askeriyenin durumu, eğitim anlayışı ve medreselerin ahvali, ticaretin gelişmesi ve etkileri, komşu Hive ve Hokand Hanlıkları'nın yanı sıra Osmanlı ve İngiltere ile münasebetlerin seyri detaylandırılarak ülke yöneticilerinin izledikleri politikalar değerlendirilmeye tabi tutulmuş ve Rus işgalinin hangi şartlar çerçevesinde başarı kazandığı açıklanmıştır.
Bir tarihçi olarak Mirza Haydar Duğlat
Bu tez, Tarih-i Reşidî adlı eseri yalnızca Türkçe'ye çevrilen ve üzerinde başka bir çalışma olmayan Mirza Haydar'ın tarihçi yönünü ortaya koyma ve bir asker ve yönetici olarak onu anlatma çalışması olarak kabul edilebilir
İstanbul basınına göre Osmanlı'nın iç borçlanması (1918)
Birinci Dünya Savaşı'na Almanya'nın müttefiki olarak Almanya'nın yanında savaşa giren Osmanlı Devleti, savaşın başında savaş masraflarını karşılamak için bir dizi malî tedbirler almıştır. Savaşın beklenenden uzun sürmesi ve savaş masraflarının gün geçtikçe artması üzerine alınan bu tedbirler yetersiz kalmıştır. Savaş yıllarında devletin gelir-gider dengesi de bozulmuş ve devlet bütçesi açık vermeye başlamıştır. Harbiye Nezareti'nin harcamaları bir önceki yıllara oranla artarak yükselmiştir. Bu durum karşısında Osmanlı Devleti, savaşan diğer devletler gibi savaş masraflarını emisyonla karşılama yoluna gitmiştir. Osmanlı Devleti, Avusturya ve özellikle Almanya'dan aldığı borç paralarla kâğıt para basarak piyasaya sürmüştür. Fakat bir süre sonra Almanya hükümeti, Osmanlı Devleti'nde kâğıt paranın artık bir doyum noktasına geldiğini söyleyerek altın karşılıklı hazine bonosu vererek borç sözleşmesi imzalamaya yanaşmamıştır. Almanya, Osmanlı hükümetine memleket dâhilinde finansman imkânlarının araştırılmasını önermiştir. Osmanlı hükümeti, savaş yıllarında başarısızlıkla sonuçlanacak bir iç borçlanmanın içeride ve dışarıda meydana getireceği güvensizlikten çekinmiştir. Fakat Almanya'nın kati tutumu karşısında Osmanlı Devleti, iç borçlanma yapma kararı almıştır. Bu kararı almada etkili olan diğer bir husus ise Maliye Nazırı Cavit Bey'in malî işlerde devletle halk arasındaki güven hissini tekrar sağlama arzusudur. Böylece Osmanlı Devleti ilk kez iç borçlanma yapma kararı alarak, savaş masraflarını karşılamak için halka müracaat etmiştir. İç borçlanma % 5 faizli olacak ve faizler senede iki defa peşin olarak altınla ödenecektir.İç borçlanma teşebbüsünün başarıyla sonuçlanması için büyük bir çaba harcanmıştır. Dönemin gazeteleri olan Ati, İkdam, Sabah, Tanin, Tasvir-i Efkâr ve Vakit gazeteleri borçlanma teşebbüsünü çok yakından takip ederek, borçlanmayla ilgili makale ve haberleri çoğunlukla ilk sayfalarından okuyucularına duyurmuşlardır. Dönemin ünlü hatipleri de çeşitli yerlerde iç borçlanmayla ilgili konferanslar vermişlerdir. Halkı, borçlanmaya yazılmaya teşvikte bulunan marşlar, şiirler yazılmış, şarkılar bestelenmiş ve karikatürler çizilmiştir. Sultan Mehmet Reşat'ın iç borçlanmayla ilgili hatt-ı hümayunu gazetelerin ilk sayfasında yayınlanarak halkın borçlanmaya iştiraki sağlanmaya çalışılmıştır.Savaşın hala devam ediyor olmasına ve kayıt için İstanbul'a bir ay, vilayetlere iki ay gibi kısa bir süre tanınmış olmasına rağmen bütçe açığının kapatılması için gerekli olan miktar toplanamasa da elde edilen bulgulardan iç borçlanma teşebbüsünün kısmen de olsa başarıyla sonuçlandığı görülmektedir.Anahtar Kelimeler: Osmanlı İç Borçlanması, Devlet Borçlanması, Basında Borçlanma. Tahvil.