
3,229
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Rhus coriaria (sumak) meyve özütlerinin genotoksik ve antigenotoksik etkilerinin in vivo yöntemlerle araştırılması
Bu çalışmada, Rhus coriaria (sumak) meyvelerinin metanol ekstraktı (RCE) 500, 1000, 2000 mg/kg olarak 12 veya 24 saat süreyle tek başına ve kanserojenik etkisi bilinen Ethyl Carbamate (EC, üretan) ile birlikte sıçanlara verilmiştir. Yine mikronukleus testi için sumak ekstraktının 250, 500 ve 750 µg/mL konsantrasyonları kültüre alınmış insan lenfosit hücrelerine tek başına ve üretan ile birlikte 24 veya 48 saat süre boyunca muamele edilmiştir. Sumak ekstraktının DNA hasarı ve koruyucu etkisi pET-22b(+) plazmidi ile araştırılmıştır. Ayrıca muamele edilmiş sıçanlardan alınan kandaki total oksidan ve total antioksidan seviyeleri spektrofotometrik yöntemle saptanmıştır. Test maddesi olan özüt sıçan kemik iliği hücrelerinde, kromozom aberasyonuna neden olmamıştır. Ayrıca her iki muamele periyodunda en yüksek konsantrasyonda üretana karşı antigenotoksik etki göstermiştir. RCE, pET-22b(+) plazmidinde DNA'ya hasar vermemiştir. Lenfositlerinde mikronukleusu artırmadığı gibi MMC'nin etkisine karşı da antigenotoksik etki göstermemiştir. RCE sıçan kemik iliği hücrelerinde sitotoksik etki göstermediği gibi üretanın sitotoksik etkisini azaltmıştır. Nükleer bölünme indeksine göre RCE lenfosit hücrelerinde tersine sitotoksik etki göstermiş dahası MMC'nin sitotoksik etkisini daha da artırmıştır. RCE'nin en yüksek konsantrasyonu sıçan kanında toplam oksidan seviyesini düşürmekle birlikte oksidatif stres indekslerinde anlamlı farklılıklar yaratmamıştır (12 saatlik muamele).
Manisa (Spil) Dağı'nın kuş kompozisyonunun belirlenmesi
Batı palearktik bölgede yer alan Türkiye'nin özellikle sahip olduğu topografya ve iklim koşullarının olanak sağladığı zengin habitat çeşitliliği ve ana kuş göç yollarının üçüne ev sahipliği yapıyor olması kuş kompozisyonu açısından bölgesinde yüksek bir tür çeşitliliğine sahip olmasına olanak sağlamıştır. Bu tez çalışması Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan ve Aşağı Gediz Alt Havzası sınırları içerisindeki önemli doğa alanı ve önemli biyolojik çeşitlilik alanı olarak kabul edilmiş Manisa (Spil) Dağı'nda yapılmıştır. Araştırma alanında kuş kompozisyonunun belirlendiği ilk çalışma niteliği taşıyan bu tez çalışması ile Manisa (Spil) Dağı'nın kuş kompozisyonunun ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Çalışma sahası 27.435 ha'lık bir alana sahiptir. Araştırma sahasında rastgele 50 örnek alan belirlenmiştir. Örnek alanlar; korunan alan, korunmayan alan ve tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır. Alanın kuş kompozisyonunu ortaya çıkarmak amacıyla yapılan gözlemlerde nokta sayım yöntemi kullanılmıştır. Bu alanlarda 11 ay boyunca envanter araştırması yapılmıştır. Arazi çalışmaları kuş türlerinin aktif olduğu sabah (06:00-11:00) saatleri ile öğleden sonra (15:00-20:00) saatleri arasında yapılmıştır. Kuş türleri doğal ortamlarında gözlenmiştir ve gözleme dayalı olarak çekilen fotoğraf belgeleri ile teşhis kitaplarından tür teşhisi yapılmıştır. Tayin edilen türler, bolluk verileri ve var-yok verileri oluşturulan kuş tanı karnelerine işlenmiştir. Araştırmada Eylül 2022 – Temmuz 2023 tarihleri arasında yapılan gözlem sonuçları değerlendirilmiş ve toplam 11 takıma (ordo) ait 32 familyadan 81 tür ve 2 alttür olmak üzere 83 takson tespit edilmiştir. Tespit edilen 83 kuş taksonunun IUCN kriterlerine göre 81'i LC, 1 tür VU, 1 tür ise NT kategorisindedir Kuş taksonlarının ait oldukları takımlara göre dağılımı sırasıyla Galliformes 1, Pelacaniformes 1, Ciconiiformes 2, Accipitriformes 6, Falconiformes 3, Columbiformes 4, Cuculiformes 1, Caprimulgiformes 2, Bucerotiformes 1, Piciformes 1, Passeriformes 61 şeklindedir. Tespit edilen kuş türlerinden 42 tür yerli, 26 tür yaz göçmeni, 13 tür kış göçmeni, 2 tür transit göçerdir. Saptanan taksonların bölge statüleri ve koruma statüleri birer tablo halinde verilmiştir. Elde edilen tüm veriler çalışmanın çıktıları olarak kayda geçmiştir.
Çukurova bölgesinde iki farklı zeytinlik alanı topraklarında organik madde dönüşümü ile bazı nematod ve bakteri dağılımlarının ilişkisi
Çukurova Üniversitesi Kampüsü'nde Uzay Bilimleri ve Güneş Enerjisi Araştırma Merkezi'nin (Uzaymer) doğusunda doğal olarak ve Ziraat Fakültesi Çiftliği Zeytin Gen Bahçesi'nde (ZGB) Olea europaea L. (Zeytin) ağaçlarından iki farklı derinlikte (0-10 cm ve 10-20 cm) alınan toprakların bazı özellikleri ile yaprak ve ölüörtü karbon ve azot içerikleri mevsimsel olarak belirlenmiştir. Yaprak karbon içerikleri genelde her mevsim Uzaymer zeytinlerinde yüksek, azot içerikleri ise ZGB'de yüksektir (P<0.05). Genel olarak, ölüörtü karbon içeriklerinde hem alan hem de mevsimsel olarak fark yok iken azot içeriklerinde bulunmuştur (P<0.05). Toprak karbon ve azot içerikleri her iki derinlikte her mevsim Uzaymer'de ZGB'den daha yüksek bulunmuştur (P<0.05). Her iki alanda karbon mineralizasyonları (Cm) genelde her mevsim birbirine benzer olup en yüksek Cm oranları sadece ZGB'nin 10-20 cm toprak derinliğinde belirlenmiştir. Toprak derinliği, tarımsal uygulamalar ve mevsimlerin genelde toprakta nematod, bakteri ve mantar (fungus) dağılımına herhangi bir etkilerinin olmadığı belirlenmiştir. Her iki alanda bitki paraziti ile saprofit nematodların kendi aralarında pozitif, bu nematodlarla Cm arasında sadece Uzaymer'de negatif korelasyon bulunmuştur (P<0.05).
Vankomisin dirençli enterokoklara (VRE) karşı bazı uçucu yağların antibakteriyel aktiviteleri
Bu çalışmamızda ülkemizde yetişen, kolay elde edilen ve piyasada çokça bulunan kekik, biberiye, adaçayı, ıhlamur, çörekotu, defne yaprağı, nane, maydanoz, tarçın ve iğde gibi bitki uçucu yağlarını laboratuvar ortamında elde ederek, son yıllarda önemli bir sorun olarak karşımıza çıkan VRE'lere karşı anti-bakteriyal aktivitelerini tespit etmek amaçlanmıştır. Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji Laboratuvarından alınan 5 VRE izolatı üzerinde ülkemizde doğal olarak yetişen 10 bitkiye ait ekstratlardan 2,5 ve 5 mg/ml konsantrasyonlar hazırlanarak Disk Difüzyon ve Agar Kuyucuk Difüzyon Yöntemi ile inhibisyon zonları tespit edilmiş ve bu bitki ekstratlarının antibakteriyel etkileri incelenmiştir. Bulgulara göre biberiye ve adaçayı bitkilerine ait ekstratların patojenik bakterilere karşı yüksek antibakteriyel etki gösterdiği tespit edilmiştir. Biberiye ektresinin 5 VRE'nin hepsine orta dereceli antibakteriyel etki göstererek en etkili özüt olduğu saptanmıştır. İğde, ıhlamur, kekik ve nane özütlerininde 5 VRE'nin 4'ü üzerine orta dereceli antibakteriyel etki gösterdiği görülmüştür. Çalışmamızda kullanılan bitkilerin toprak üstü kısımlarından ekstraksiyon yöntemi ile elde edilen uçucu yağların kompozisyonu gaz kromatografisi/kütle spektrometresi ile ortaya koyulmuştur. Ayrıca farklı bitkilerden elde edilen ekstarktların DNA'nın yapısında herhangi bir değişime sebep olup olmadığı araştırılmıştır. Hiç bir bitki ekstraktının DNA yapısında herhangi bir bozulmaya sebep olmadığı saptanmıştır.
Kırklareli yöresindeki atıksuların tarımda sulama amaçlı kullanılabilirliğinin belirlenmesi
Kırklareli il merkezinin kanalizasyon suları mevcut evsel ve endüstriyel arıtma tesislerinde arıtılarak Kırklareli deresine deşarj edilmektedir. Bu çalışma derenin suları ve arıtma tesislerinden salınan sular, sulama suyu kalitesi ve kirlilik durumu belirlenerek tarımsal amaçlı kullanıma uygunluğunu ortaya koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kırklareli Deresi üzerinde su örnekleri için 10 farklı istasyon, bunun yanısıra; arıtma tesislerinden süzüntü suyu örneği 2 nokta olmak üzere toplam 12 nokta belirlenmiştir. Bu istasyonlardan mevsimsel olarak birer kez örnekleme yapılmıştır. Örnekler üzerinde fiziksel ve inorganik-kimyasal, organik, bakteriyolojik ve ağır metal parametreleri incelenmiştir. Ölçülen değerler ile Kırklareli Deresinin, Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliğinde yer alan Kıta İçi Yerüstü Su Kaynaklarının Sınıflarına Göre Kalitesi belirlenmiştir. Buna göre Kırklareli deresi kalite sınıfı açısından IV. kalitede yer aldığı tespit edilmiştir. Su örnekleri ölçüm değerleri üzerinde yapılan tekrarlanan ölçümlü deneme düzeninde vayans analizi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve korelasyon analizi yapılmıştır. İstatiksel açıdan parametreler arasındaki belirgin farklar ve ilişkiler belirlenmiştir.
Karıncaaslanı (Neuroptera:Myrmeleontidae) familyası mensubu bazı böcek türlerinin genital yapılarının incelenmesi
Bu çalışma bazı Myrmeleontidae (Myrmeleontidae: Neuroptera) türlerinin genital yapısının incelenerek taksonomik araştırmalar üzerinde kullanılması amacıyla yapılmıştır. Çalışmada 2016 yılında çeşitli bölgelerden örnekler toplanarak incelenmiş ve saptanan 3 türün sinonimleri, diyagnostik karakteristikleri, toplandığı bölgelerin coğrafi yapısı, konukçu bitkilerin vd. özellikleri belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Neuroptera, Myrmeleontidae, Genital Structure, Fauna, Ankara, Bursa
Kırşehir (Merkez)'in egzotik ağaç ve çalıları
Kırşehir merkez ilçe sınırları içerisinde yer alan peyzaj düzenlemesi yapılmış alanlardaki odunlu bitkiler incelenerek egzotik bitki çeşitliliği tespit çalışması yapılmıştır. Bu araştırmada, bitkilerin morfolojisi, yayılışı ve peyzajda kullanılan kültür formları hakkında bilgiler verilmiştir. Araştırma alanı olarak 35 adet park, ana arterler üzerindeki orta refüj ve kaldırım kenarları ile bazı kamu kurum ve kuruluşlarının bahçeleri belirlenmiştir. Araştırma alanı sınırları içerisinde Açık ve Kapalı Tohumlu Bitkilerin odunsu formlarından toplam 37 familyaya ait 85 cins ve 153 tür (163 kültür formu) gözlemlenmiştir. Araştırma yapılan alanlarda sıklıkla kullanılan kültür formları; kırmızı-mor yaprakları ve pembe çiçekleriyle tercih edilen Prunus cerasifera Ehrh. cv. "Pissardii Nigra" (Kırmızı Yapraklı Süs Eriği), gülü andıran katmerli çiçek yapısıyla parkların vazgeçilmezi Prunus serrulata Lindl. (Süs Kirazı), kokusu ve görünümüyle güzel bir izlenim bırakan Tilia tomentosa Moench (Gümüşi Ihlamur), çiçeklerinin güzelliği ve heybetli görünüşüyle Aesculus hippocastanum L. (Atkestanesi), uzun boyu ve geniş tacı ile Platanus orientalis L. (Doğu Çınarı) ve herdem yeşil görünüşleriyle birçok açık tohumlu kozalaklı ağaçlar olarak belirlenmiştir.
Lise çağında çocuğu bulunan annelerin antibiyotik kullanımı konusundaki bilgi, tutum ve davranışları: Kırşehir ili örneği
Bu çalışmada annelerin antibiyotik kullanımı konusundaki bilgi, tutum ve davranışlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda çalışma betimsel tarama modeline uygun olarak yürütülmüştür. Çalışma grubunu Kırşehir İli, Kırşehir Lisesinde öğrenim görmekte olan 355 öğrencinin anneleri oluşturmakta olup; verilerin toplanmasında geliştirdiğimiz anket kullanılmıştır. Buna göre katılımcıların antibiyotik kullanımı konusundaki bilgi, tutum ve davranışları yaş, meslek, eğitim durumu, aile geliri ve sağlık güvencesi değişkenleri açısından incelenmiştir. Toplanan veriler frekans, yüzde ve Ki-Kare istatistikleri kullanılarak SPSS 23.0 programı ile analiz edilmiş ve bulgular alanyazın ile birlikte tartışılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular katılımcıların antibiyotik kullanma durumunun sağlık güvencesi ile; ilaçları uygun şartlarda/yerlerde muhafaza etme durumlarının yaş ile;ilaçların son kullanım tarihine dikkat etme davranışlarının yaş, eğitim durumu ve sağlık güvencesi ile; antibiyotiği kullanmadan önce prospektüsü okuma davranışlarının meslek, eğitim durumu ve sağlık güvencesi ile; antibiyotiği kullanma nedenleri, antibiyotiği kullanım kuralları, antibiyotiğin başka ilaçlarla etkileşimi, antibiyotiğin kullanım süresi, bilinçsiz ya da aşırı dozda antibiyotik kullanımının sağlık üzerindeki etkileri ve antibiyotiği zamanında eczaneden alabilme durumlarının eğitim durumu ve sağlık güvencesi ile; antibiyotik kullanırken ilacı kimlerin bilgi ve önerisi dâhilinde kullandıkları ve antibiyotiği kullanım sürelerine ilişkin davranışlarının yaş ve eğitim durumu ile; gereksiz ve yanlış antibiyotik kullanımı sonucunda ortaya çıkabilecek durumlara ilişkin görüşlerinin eğitim durumu, aile geliri ve sağlık güvencesi ile; antibiyotiğin başka ilaçlarla etkileşimi, bilinçsiz ya da aşırı dozda antibiyotik kullanımının sağlık üzerindeki etkileri ve antibiyotiğin doktor tarafından nasıl yazıldığına ilişkin görüşleri ile; antibiyotiği kullanım sürelerine ilişkin davranışlarının da aile geliri değişkeni açısından farklılık gösterdiği ortaya konulmuştur. Buna göre antibiyotiklere karşı gelişen direncin hem ülke ekonomisine hem de bireylerin sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri düşünüldüğünde; bireylerin akılcı ilaç ve antibiyotik kullanımı konusunda gerçekleştirilecek bilinçlendirme çalışmalarının ihtiyaçlara dayalı olarak süreklilik arz etmesi gerektiği çalışma kapsamında elde edilen bulgulara dayalı olarak önerilmektedir.
Legousia falcata (Ten.) Fritsch Legousia pentagonia L. türlerinin morfolojik, anatomik ve sem yüzey analizlerinin araştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de yayılış gösteren Legousia falcata (Ten.) Fritsch ve Legousia pentagonia L. türleri morfolojik, anatomik, SEM bakımından incelenmiştir. Türlerin iç ve dış morfolojik özellikleri belirlenerek Flora of Turkey and the East Aegean Islands'daki bulgularla ve birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Anatomik incelemelerde türlerin iç yapılarında büyük oranda benzerlik olduğu ancak özellikle gövde anatomi ve tohum yüzey yapılarında bazı farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Ayrıca türlerin tohum ve polenleri SEM ile incelenerek tohum ve polen yapısı ve yüzeyi belirlenmiştir.
Kırşehir ilinde yetiştirilen asmaların (Vitis vinifera L.) mikobiyotası
Bu çalışma Kırşehir ilinde 2015–2018 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Vitis vinifera L. üzerinde gelişen Ascomycota (5 sınıf, 18 takım, 33 familya, 44 cins ve 50 tür) ve Oomycota (1 sınıf, 1 takım, 1 familya, 1 cins ve 1 tür) bölümlerine ait toplam 51 mantar türü tespit edilmiştir. Araştırmanın sonucunda Vitis vinifera üzerinde bulunan mantarlardan Cryptovalsa ampelina (Nitschke) Fuckel, Didymosphaeria vitis Fabre, Diplodina vitis Brunaud, Leptosphaeria viticola Fautrey & Roum., Leptosphaeria vitigena Sacc., Leptostroma sphaeroides Fr., Monodictys abuensis (Chouhan & Panwar) V. Rao & de Hoog, Phoma cookei Pirotta, Phyllosticta viticola Thüm ve Pyrenochaeta vitis Viala & Sauv. Ülkemiz mikobiyotası için yeni kayıttır.
Simav Çayı havzasındaki doğal jeotermal kaynak çıkışları ile Manisa ili doğal jeotermal çıkışlarındaki As, B, F karşılaştırılması ve bunların diğer su kaynakları üzerine olası etkileri
Bu çalışmada; Simav Çayı (Balıkesir) havzasındaki doğal jeotermal kaynak çıkışları ile Manisa ili Kula bölgesindeki jeotermal çıkışların Arsenik, Bor, Flor konsantrasyonları karşılaştırılmış ve diğer su kaynakları üzerine olabilecek etkileri ortaya konmuştur. Sındırgı Hisaralan jeotermal alanında; doğal çıkış, karışım ve Simav Çayı yüzey suyu olmak üzere kurak ve yağışlı döneme ait 11 adet numune alınmıştır. Hisaralan jeotermal alanındaki doğal çıkışların Simav Çayı'na olan etkisinin boyutunu belirleyebilmek amacıyla As, B ve F için dağılım grafikleri çizilmiştir. Yüzey suyu ile doğal çıkışların karışımından oluşan örneklerin minimum ve maksimum değerlerinin As (57,28-67,04µg/l), B (3,47-5,41mg/l) ve F (5,17- 10,07mg/l) değerlerinin su kirliliği kontrol yönetmeliğinde izin verilebilen limit değerlerin üzerinde olduğu görülmüştür. Hisaralan jeotermal alanından alınan örneklerin analiz sonuçları ile Manisa ili Kula ilçesinden 7 örnekleme noktasından 4 jeotermal kaynak, 3 yüzey suyu örneği üzerinde kurak ve yağışlı dönem için As, B ve F analizleri ile WHO ve Sağlık Bakanlığı'nın İnsani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliği ile karşılaştırılmıştır. Yapılan karşılaştırma sonucunda Hisaralan bölgesinin hem sıcaklık hem de As, B, F değerlerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Kula doğal çıkış ve kaynaklar arsenik hariç bor ve flor bakımından İnsani Tüketim Amaçlı Sular Yönetmeliği'ne uygun iken Hisaralan örnekleri kullanım ve sulama suyu açısından uygun olmayıp, özellikle sağlık açısından yüksek risk oluşturabilecek değerlerde arsenik içermektedir. İçeriği bakımından kullanıma uygun olmayan bu kaynaklar, ısınma, termal turizm ve uygun koşullarda elektrik üretiminde değerlendirilebilmektedir.
Bitlis Adilcevaz ilçesi Curculionidae (Coleoptera) familyası üzerinde taksonomik ve morfolojik araştırmalar
Bu çalışmada 2017-2018 yılları Mayıs-Ağustos ayları arasında Bitlis ili Adilcevaz ilçesi sınırları içerisinde yer alan Van Gölü civarı ve Süphan Dağı'nın göle uzanan bölgelerinde toplanan Curculionidae (Coleoptera) familyasına ait örneklerin sistematikleri, morfolojileri ve dağılışları araştırılmıştır. Örnekler arazi bölgesinde farklı bitki örtüsü ve yükseltilerde, çayırlık, sulak ve zirai alanlardan toplanmıştır. Örneklerin yakalanmasında atrapla süpürme ve silkme yöntemi kullanılmıştır. Çalışma bölgesinden toplanan 186'sı dişi, 173'ü erkek olmak üzere toplam 359 curculionid örneği değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda 6 altfamilyaya ait 17 cins ve bu cinslere ait 27 tür tespit edilmiştir.
Hılla gölü (Kırşehir) algleri üzerine bir araştırma
Bu çalışmada, Kırşehir ilinde bulunan Hılla Gölü algleri 2013 Eylül - 2014 Ağustos tarihleri arasında iki istasyondan ve farklı habitatlardan (plankton, epiliton, epifiton ve epipelon) alınan örneklerde incelenmiştir. Alg cinslerinin ve bolluklarındaki mevsimsel değişimleri suyun bazı fiziksel ve kimyasal özellikleri ile birlikte değerlendirilmiştir. Gölün 1. istasyonunda en yüksek organizma yoğunlukları Mayıs-Kasım aylarında, 2. istasyonunda ise Şubat ve Mart aylarında kaydedilmiştir. Su sıcaklığı en düşük Ocak ayında 13.5°C, en yüksek Temmuz ve Ağustos aylarında 25°C olarak kaydedilmiştir. Araştırma süresi boyunca, her 2 istasyonda da Bacillariophyceae alglerinin dominant olduğu görülmüştür. Mougetia, Spirogyra, Diatoma, Achnanthidium, Navicula genel olarak, Amphora ise sadece Şubat ayında dominant cins olarak bulunmuştur. Göl yüzeyini kaplayan makrofitlerin düzenli olarak uzaklaştırılması ve su sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde olması gibi faktörlerin alg gelişimi üzerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Algler, Bacillariophyceae, Bacillariophyceae dışı algler, mevsimsel değişim, Hılla Gölü
İzmir ili bazı mavi bayrak plajları ve kıyı rekreasyon alanlarında, deniz suyu kalitesinin biyoindikatör mikroorganizmalar yönünden analizi
Deniz sularındaki negatif nitelik değişimi sosyoekonomik ve kültürel yapıya, şehir ve deniz turizmine geri dönüşsüz hasarlar vermekte, atık su kontaminasyonu, biyoakümülasyon ve ekolojik koşullar deniz suyu kalitesini ve şehir yaşamını direkt etkilemektedir. Çalışmada; deniz suyunda mikrobiyal kontaminasyon seviyesini tespit etmek, güncel veriler ile deniz mikrobiyolojisi literatürüne ve toplum sağlığına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Bu amaçla; deniz suyu kalitesi biyoindikatör analizleriyle ölçülmüştür. 2020-2021 yüzme sezonunda, dokuz istasyondan numune alınmıştır. Örnekleme noktalarının alan tarifleri, yüzme suyu profilleri çıkarılmıştır. Konum, plaj / kıyı tipolojisi, tesis, nüfus yoğunluğu, sıcaklık, akarsu-atık su girişleri, pH parametreleri yerinde analiz edilmiştir. Dökme Plaka Yöntemi ile Toplam Bakteri, Membran Filtrasyon Yöntemi ile Fekal İndikatör Bakteri analizleri yapılmıştır. Ortalama değerler; 1,73×103 KOB/mL (Toplam Bakteri); 7,1×101 KOB/100 mL (Toplam Koliform), 6,7×101 KOB/100 mL (Koliform), 8,0×100 KOB/100 mL (Fekal Koliform), 4,0×100 KOB/100 mL (Escherichia coli), 2,0×101 KOB/100 mL'dir (İntestinal Enterokok). İstasyonlarda Toplam Bakteri, Total Koliform ve Koliform %100, Fekal Koliform %83,33, E. coli %95,83 ve İntestinal Enterokok %87,5'dir. Mikrobiyal parametre verileri Denizel Biyoindikatör Mikroorganizma Haritaları üzerinde gösterilmiştir. Korelasyon, Regresyon, ANOVA Varyans İstatistik Analizleri yapılmıştır. İstasyonlar arası %44 orta-çok kuvvetli, %11 zayıf korelasyon görülmüştür. İndikatörler arası korelasyon E. coli için orta, diğer parametreler için zayıf düzeydedir. Sonuç olarak -sınırlar dâhilinde olmakla birlikte- yüksek değerler; yaz turizminin yoğun yaşandığı şehir merkezleri, sosyalleşme alanları ve atık su arıtma sistemlerinden yoksun bölgelerin örnekleme noktalarında, antropojenik etkileri göstermektedir. Bu çalışmada biyoindikatörler, muhtemel patojen varlığını ve denizel kirlilik-toplum sağlığı korelasyonunu işaret etmektedir. Veriler, yoğun bölgelerde takip ve koruma çalışmalarının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Parametrelerin etkileri saptanarak fekal kirliliğe çözüm önerileri sunulmuştur. Tez, sonuçları itibariyle denizel mikrobiyolojik su kalitesinin iyileştirilmesi, kirliliğin önlenmesi, plaj kullanıcılarının güvenliği, deniz turizminin cazibesinin artması ve toplumsal sağlığın korunmasında yol haritası olmaktadır.
Peptid ile zenginleştirilmiş kemik iliği stromal kök hücrelerinden elde edilen ekstraselüler veziküllerin karakterizasyonları
Günümüzde rejeneratif tıpta giderek önem kazanan ekstraselüler veziküller (EV) hücreler arası iletişimi düzenleyen nano boyutlu veziküller olarak tanımlanmaktadır. Neredeyse her hücre tipinden salınan ekstraselüler veziküller biyoterapötik, immünmodülatör, antiinflamatuvar ve rejeneratif özellikleriyle dikkat çekmektedirler. Bu tez çalışmasında, sıçan kemik iliği stromal kök hücrelerinden elde edilen ekstraselüler veziküllerin karakterizasyonu ve peptid ile zenginleştirilmesi incelenmiştir. Çalışmada sıçan kemik iliğinden önce kemik iliği stromal kök hücreleri (KİSKH), daha sonra da bu kök hücrelerden ekstraselüler veziküller elde edilip karakterizasyonları yapıldı. KİSKH'lerin yüzey belirteçleri akış sitometrisi yöntemiyle incelendi. 7., 14. ve 21. günlerde kondroblasta ve osteoblasta farklılaşma kapasiteleri incelendi. Karakterizasyonu tamamlanan KİSKH'ler kültüre edilerek süpernatantlarından EV'ler, ultrafiltrasyon tekniği ile izole edildi. EV'ler, Bisinkoninik Asit (BCA) protein tayini, Video Drop, Nanoparçacık izleme analizi (NTA) ve taramalı elektron mikroskobu yöntemleri ile karakterize edildi. Ardından EV'ler, BMP-2 peptidi ile zenginleştirildikten sonra protein içeriği ve morfolojik özellikleri incelendi. Sonuçlar, izole edilen KİSKH'lerin ve bu hücrelerden elde edilen EV'lerin analizlerle doğrulandığını ve osteogenez ve anjiyogenez gibi birçok biyolojik süreci etkileyebilecek moleküler içeriklere sahip olduğunu göstermektedir. Peptid zenginleştirmesi, EV'lerin farklılaştırmayı artırıcı yönde etkiler oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, KİSKH-EV'lerin gelecekteki uygulamalarda hücre dışı tedavi aracı olarak kullanılabileceğini işaret etmektedir.
Petrol ve türevleri ile kirlenmiş topraklardan aromatik hidrokarbonları ve petrolü parçalayabilen bakterilerin izolasyonu ve bazı özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada kullanılan toprak örnekleri, Mersin ilindeki Kazanlı ve Karaduvar rafineri bölgesinden petrol ve petrol türevlerini içeren alanlardan (doldur, boşalt ve depolama alanları) alınmıştır. Toprak örneklerinden toplam36 bakteri izole edilmiştir. İzolatlar morfolojik, fizyolojik ve biyokimyasal testlerin yanı sıra MALDI-TOF MS yöntemiyle tanımlanmıştır. MALDI-TOF MS analizi sonuçlarına göre izolatların; Staphylococcus hominis, Bacillus mojavensis, Bacillus horikoshii, Malikia spinosa, Agromyces brachium, Stenotrophomonas maltophila, Enterobacter cloacae, Bacillus licheniformis, Stenotrophomonas maltophila, Ochrobactrum tritici, Citrobacter amalonaticus, Enterobacter cloacae, Streptomyces badius, Pseudomonas aeroginosa, Cupriavidus necator, Bacillus subtilis, Staphylococcus capitis, Rhizobium radiobacter, Bacillus cereus, Bacillus pumilus, Acinetobacter baumanni, Streptomyces lavendulae, Esherichia coli, Staphylococcus aureus türlerine ait olduğu belirlenmiştir. İzolatların antibiyotik dirençlilikleri ve toplam antibiyotik direnç yüzdesi 10 farklı ticari antibiyotik kullanılarak belirlenmiştir. Toplam antibiyotik direnç yüzdesinin en yüksek %63.8 ileNitrofurantoin'e, en düşük % 0 Imipenem`e ait olduğu tespit edilmiştir. Yine izolatların ağır metal dirençlilikleri; CoCl2.6H2O, ZnSO4.7H2O, MnCl2.2H2O ve HgCl2 ağır metallerinin 5 mM, 10 mM, 15 mM ve 20mM`lık konsantrasyonları kullanılarak belirlenmiş ve en yüksek ağır metal dirençliliği hem 5 mM hemde 20 mM`lık mangan konsantrasyonlarında gözlenmiştir. Ayrıca izolatların biyosürfektan üretme yeteneklerinin belirlenmesi amacıyla ''Drop Collapse''metodu kullanılmış ve 7 izolatın biyosürfektan sentezleme yeteneğine sahip olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda; petrol ve petrol türevlerini içeren alanlardan poliaromatik hidrokarbonları parçalayabilen, ağır metal ile antibiyotiklere karşı direnç gösteren ve biyosürfektan üretme yeteneği olan farklı bakteri türleri elde edilmiştir. Bu özeliklere sahip türlerin biyoremediasyon çalışmalarında kullanılmasının ekosistemin dengesinin düzenlenmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Temmuz 2019, Sayfa 124 Anahtar Kelimeler: Petrol ve Petrol türevi, Biyosürfektan, Biyoremediasyon, Antibiyotik Dirençlilik, Ağır Metal Dirençlilik,
Primula vulgaris'den sentezlenen gümüş nanoparçacıklarının antimikrobiyal ve antioksidan özelliklerinin değerlendirilmesi
Yapılan bu çalışmada, Primula, Primulaceae ailesine ait çiçekli bir tıbbi bitki olan Primula vulgaris' den sentezlenen gümüş nanoparçacıkların antimikrobiyal ve antioksidan özellikleri değerlendirilmiştir. Bitki ile yapılan çeşitli ekstrakt denemelerinin ardından nanoparçacıkların ayrıştırılması için gümüş nitrat (AgN03) çözeltisi eklenmiştir ve gümüş nanopartikül (AgNP) en iyi oluşumunun gözlendiği ekstrakt yöntemi olan etanol, metanol, aseton, saf su ve kaynatma ile ekstraksiyon yöntemleri kullanılmıştır. Primula vulgaris yaprak, çiçek ve kök ekstraklarından sentezlenen gümüş nanoparçacık ekstraktları çeşitli mikrobiyal suşlarda agar kuyucuk difüzyon yöntemi kullanılarak, antimikrobiyal etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Nanopartiküllerin karakterizasyonu UV-Vis spektroskopisinde ölçülmüştür. Nanopartiküllerin Gram (+) ve Gram (-) bakteriler ile maya türlerine karşı etkileri incelenmiştir. Yapılan çalışmada P. vulgaris yaprak, çiçek ve kök ekstraktları kullanılarak sentezlenen AgNP' nin antimikrobiyal özellikte olduğu görülmüştür. P. vulgaris yaprak, çiçek ve kök ekstraktlarının DMSO, kaynatma, metanol, etanol, aseton ve saf su ile hazırlanan eksraktları, AgNO3 varlığında AgNP sentezlemiştir. Oluşan ektraktların agar kuyucuk difizyon yöntemi ile yapılan antimikrobiyal aktivitesine göre yaprak ekstraktında B. subtilis, C. jejuni, E. aerogenes, K. pneumoniae, A. hydrophila, S. dysenteriae, S. epidermidis, S. typhimurium 10-18 mm çapında en geniş zonu göstermiştir. Diğer bakteriler 8 mm ve altında inhibisyon zon göstermiştir. Çiçek ekstraktın da bu bakteriler; P. aeruginosa, S. aureus, B. cereus, S. typhimurium 10-20 mm arası inhibisyon zon gösterirken diğer bakteriler 6 mm ve altında zon göstermiştir. Kök ekstraktlarında ise bu bakteriler; C. jejuni, A, hydrophila, S. epidermidis, 5-15 arası inhibisyon zon gösterirken diğer bakteriler 5 mm ve altında inhibisyon zon da antimikrobiyal etki göstermiştir. S. boulardii, C. albicans, C. glabrata, C. parapsilosis ve C. tropicalis ise 10-25 mm lik zon çap oluşturmuştur. Mayalar arasında en fazla antimikrobiyal aktivite sırasıyla C. tropicalis>C. glabrata>C. parapsilosis>C. albicans>S. boulardii de görülmüştür. P. vulgaris ekstraktlarından elde edilen AgNP bakterilere göre mayalara daha çok antimikrobiyal aktivite göstermiştir. Bitkisel fitokimyasallar önemli bileşikler olarak göze çarpmaktadır. Bunlardan saponinler antibakteriyel özellik göstermektedir. Fitokimyasallar aynı zamanda antioksidan etki mekanizmasının çalışmasına yardımcı olmaktadır. P. vulgaris antioksidan özelliğini göstermek için DPPH (2,2-difenil-1-pikrilhidrazil) yöntemi kullanılmıştır. P. vulgaris' ten elde edilen yaprak, kök ve çiçek ekstraktlarının DPPH metanollü çözeltisi ile karıştırılmıştır. Oluşan ekstraktlı DPPH çözeltilerinin 517 nm absorbansına göre DPPH radikalini ortamdan uzaklaştırarak antioksidan özellikte olduğu görülmüştür.
Kırşehir ilindeki okulların iç ortam hava kalitesinin bakteriyolojik yönden değerlendirilmesi
Son yıllarda, özellikle de gelişmiş ülkelerde yaşam çevrelerindeki iç ortam hava kalitesi, binalarda kullanılan malzemeler ve havalandırma sistemleri gibi etkenler dikkate alınmaktadır. İnsanlar özellikle de çocuklar zamanlarının büyük bir kısmını iç ortamlarda geçirdiklerinden iç ortam hava kalitesinin insan sağlığı üzerindeki etkisi gittikçe fazla önem kazanmaktadır. Bu çalışma; Kırşehir İl merkezinde ve il merkezine bağlı köylerde bulunan toplam 33 ilkokulun iç ortam havasından alınan örneklerde bakteri konsantrasyonunun belirlenmesi (CFU/m³), izolasyonu, tanımlanması ve dönemsel (güz ve bahar dönemi) dağılımlarının araştırılması amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla ilkokulların sınıflarının iç ortam havasından güz dönemi (Eylül-Ekim-KasımAralık 2017, Ocak 2018) ve bahar döneminde (Şubat-Haziran 2018) olmak üzere ECO MASS 100 Mikrobiyal Hava İzleme Sistemi kullanılarak 2 kez örnek alınmıştır. Bu çalışmada bakteri sayımı ve izolasyonu amacıyla Plate Count Agar ve Nutrient Agar besiyerleri içeren 90 mm petri kabı cihaza yerleştirilmek suretiyle örnekler alınmıştır. İlkokulların iç havasından bakteri izolasyonu için toplam 451 petri kabı kullanılmış, tekrarlı ekimler yapılan saflaştırma işlemlerinden sonra farklı türleri içeren toplam 180 adet izolat elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen izolatların saf kültürlerinin MALDI-TOF MS yöntemiyle yapılan tanımlanması sonucunda gerek güz dönemi gerekse bahar döneminde 17 cinse ait (Bacillus, Staphylococcus, Paenibacillus, Enterococcus, Arthrobacter, Micrococcus, Pseudomonas, Kocuria, Lysinibacillus, Acinetobacter, Exiguobacterium, Aerococcus, Clostridium, Corynebacterium, Brevibacillus, Chryseobacterium ve Lactobacillus) toplam 48 farklı tür tespit edilmiştir. Bunlardan Bacillus (16 tür) en fazla tür çeşitliliğine sahip cins olmuştur. İkinci sırada ise Staphylococcus (6 tür) gelmekte iken onu 4 tür ile Paenibacillus ve Enterococcus (3 tür) cinslerinin takip ettiği belirlenmiştir. Toplam bakteri değerleri ise; güz dönemi 38- ≥2628 CFU/m3 iken bahar döneminde bu oran 33- ≥2628 CFU/m3 olarak belirlenmiştir. Ayrıca en fazla tür çeşitliliğine sahip Bacillus cinsinin MALDI-TOF MS kütle spektrumları da tespit edilmiştir.
Çoğun baraj gölü (Kırşehir- Türkiye) balık faunası üzerine bir araştırma
Bu çalışma; Kırşehir ili sınırları içerisinde bulunan Çoğun Baraj Gölü'nün balık faunasının tespiti için Haziran 2019 – Ekim 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışma sırasında 2 familyaya ait (Cyprinidae, Atherinidae) 3 tür tespit edilmiştir. Bunlar; Cyprinidae familyası üyesi Cyprinus carpio Linnaeus, 1758, Capoeta sieboldii (Steindachner, 1864) ve Atherinidae familyası üyesi Atherina boyeri Risso, 1810'dir. Bu çalışma Çoğun Baraj Gölü açısından ilk kayıt olma özelliği taşımaktadır.
Evaluation of antimicrobial and antioxidant properties of nanoparticles created using silver nitrate on melissa officinalis extract
In this study, it was aimed to identify the antimicrobial activating effects, UV-vis spectrum results and antioxidant activities by synthesizing Silver Nanoparticles in a laboratory environment of Melissa officinalis, a medicinal aromatic plant grown in our country. Antimicrobial activity was performed on 18 bacterial isolates with Agar Kuyucuk Diffusion Method in Kırşehir Ahi Evran University Faculty of Science and Letters Microbiology Laboratory. Antimicrobial activities, UV-vis spectra antioxidant activities of M. officinalis AgNO3 in various bacteria were investigated in acetone, methanol, purified water and boiled pure water. Antimicrobial activity of M. officinalis was investigated by obtaining silver nanoparticles in vitro by evaluating the biosynthesis of AgNPs using M. officinalis plant extract. AgNPs were biosynthesized using M. Officinalis extract, and the formation of Ag was performed by UV-vis spectroscopy. The activity of antimicrobial AgNPs was investigated by agar well diffusion method. The plant extract varied in essence from yellow to brown after the formation of AgNPs. Surface Plasmon resonance at 450 nm confirmed the formation of AgNPs. It showed good inhibitory activity against Gram positive and Gram negative bacteria. Protein and phenolic content of M. officinalis L. were also determined. Total phenolic substance content was found as 280 mg for 100 g of fresh plants using Folin Ciocalteu method. M.officinalis L. subsp. The protein content of officinalis was determined as 230 µg / mL using Bradford method. Nanoparticles obtained, good inhibitory activity against Gram positive and Gram negative bacteria were shown.
İç Anadolu bölgesi orta Kızılırmak bölümünde ağaçlara zarar veren ökse otunun (Viscum album L.) mikrofungusları ve bu mikrofungusların biyolojik kontrolde kullanılabilirliğinin araştırılması
Bu çalışma İç Anadolu Bölgesi Orta Kızılırmak Bölümündeki ağaçlara zarar veren ökseotlarının (Viscum album L.) mikrofungusları ve bu mikrofungusların biyolojik kontrolde kullanılabilirliğinin araştırılması için yapılmıştır. Araştırmada Viscum album L. üzerinde gelişen Ascomycota (3 sınıf, 7 takım, 12 aile, 12 cins ve 12 tür) bölümünden toplam 12 mantar türü tespit edilmiştir. Bunlardan, Aureobasidium harposporum, Botryosphaeria visci, Phyllosticta visci ve Plenodomus visci türleri bu hemiparazite karşı biyokontrol ajanı olarak kullanım potansiyeline sahiptir. Metadiplodia tephrostoma ve Plenodomus visci türleri Ülkemiz mikobiyotası için yeni kayıttır.
Kültür koşullarında besin tuzu eksikliğinin alg gelişimi üzerine etkileri
Bu araştırma kapsamında, bir mikroalg türü olan Chlamydomonas sp. laboratuvar ortamında BG 11 modifiye besiyerinde besin açlığı koşullarında yetiştirilmiştir. Mikroalgal TAG'ların büyük ölçekli üretimi şu anda ekonomik değildir. Alan fiyatı ve hacimsel TAG verimliliğini ve kalitesini artırarak maliyet fiyatı düşürülebilir. Bu özellikleri geliştirmek için Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi-Mikroalg Kültür Koleksiyonu (KAEU-MAK)' ndan temin edilen Chlamydomonas sp. suşunun azot ve fosfor açlıklı koşullar altında üreme yeteneği, toplam lipid, fatty asidi bileşimi ve kompozisyonu yönünde vereceği tepkiler araştırılmıştır. 22 gün sonra, numunelerin dondurularak kurutulmuş biyokütle, toplam lipit ve yağ asidi analizleri dış merkezli bir laboratuvarda gerçekleştirilmiştir. %50 N (-) ve %100 N (-) eksikliklerinde hücrelerin optik yoğunluk ve klorofil a değerlerinde kısmen daha başarılı bir gelişim gözlenmektedir. Toplam lipid yoğunlukları %18,9-19,7 arasında değişmiştir ancak kontrol grubu en yüksek orandaydı. En yüksek TAG birikimi C16: 0 (SFA), C18: 1 (MUFA) ve C18: 3 (PUFA) yağ asitlerinden oluşmuştur. En yüksek fatty asidi bileşimi %50 N (-) koşulunda linoleic asid (C18: 3)'de kaydedilmiştir.
Meme kanserinde prion proteinlerinin otofajik etkilerinin araştırılması
Kanser hücreleri, zorlu çevre koşullarına karşı hayatta kalmak ve tedaviye direnç geliştirmek için çeşitli hücresel adaptasyon mekanizmaları geliştirir. Bu süreçte otofaji ve apoptoz gibi programlı hücre yanıtları önemli rol oynar. Bu yanıtlar, hücrelerin stres altında denge kurmasına ve hayatta kalma şansını artırmasına yardımcı olur. Otofaji, hücresel bileşenlerin geri dönüştürülmesini sağlarken, apoptoz hasarlı ya da işlevsiz hücrelerin kontrollü bir şekilde ortadan kaldırılmasını sağlar. Son yıllarda, hücresel Prion proteini (PrPc), sağkalım, stres yanıtı ve çoklu ilaca direnç (MDR) mekanizmalarıyla ilişkisi nedeniyle dikkat çekmiş, ancak otofaji-apoptoz dengesindeki rolü tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Bu çalışmada, PrPc'nin otofaji ve apoptozla ilişkili gen ekspresyonları üzerindeki etkileri, triple negatif meme kanseri (4T1) ve human epidermal growth factor receptor 2 pozitif alt türü (4T1-HER2+) hücre hatlarında, endoplazmik retikulum stresörü Tunikamisin ve PrPc siRNA uygulamalarıyla birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, her iki hücre hattında: kontrol, IC50 dozu ve IC50 +0.010 µMol/mL doz Tunikamisin (0.063 µM/mL, 0.073 µM/mL), sadece PrPc siRNA uygulaması ve siRNA+Tunikamisin uygulanan kombinasyon grupları oluşturulmuştur. Uygulamalar sonrasında p62, LC3-II, Bax, Bcl-2 ve PrPc genlerinin ekspresyon düzeyleri kantitatif Gerçek Zamanlı Polimeraz Zincir Reaksiyonu (qRT-PCR) yöntemiyle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, stres koşullarında PrPc baskılanmasının hücresel yanıt mekanizmalarını farklı şekillerde etkileyebileceğini göstermiştir. Özellikle 4T1 hücre hattında PrPc' nin baskılanmasıyla birlikte IC50 dozunda Tunikamisin uygulandığında p62, LC3-II, Bax ve Bcl-2 gen ekspresyonların anlamlı değişiklikler gözlemlenmiştir. HER2 pozitif hücre hattında ise benzer uygulamalar daha sınırlı etki göstermiştir; bu durum, PrPc' nin hücre tipine özgü farklı mekanizmalarla etkileşimde bulunabileceğine işaret etmektedir. Sonuç olarak, PrPc' nin baskılanmasının özellikle stres koşulları altında otofaji ve apoptozla ilişkili genlerin ekspresyonunu etkileyerek tümör hücrelerinin adaptif yanıtlarını şekillendirebileceği gösterilmiştir. Bu veriler PrPc'nin potansiyel bir terapötik hedef olabileceğini ve PrPc odaklı stratejilerin meme kanseri tedavisinde yeni yaklaşımlar sunabileceğini düşündürmektedir
Sazan balığı (Cyprinus carpio L., 1758)'nın Çoğun baraj gölü (Kırşehir) populasyonunda yaş tayini
Bu çalışmada, Çoğun Baraj Gölü'nde yaşayan Cyprinus carpio (L., 1758) türünün yaş tayini için güvenilir kemiksi oluşumun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Haziran 2019-Şubat 2020 tarihleri arasında baraj gölünün farklı bölgelerinden 120 birey yakalanmıştır. Yaş tayini amacı ile 6 farklı kemiksi yapı (pul, omur, asteriskus, lapillus, operkül ve suboperkül) değerlendirilmiştir. Bu yapılardan elde edilen yaş verilerinden yüzde uyum, ortalama yüzde hata ve değişim katsayısı hesaplanmıştır. En yüksek yüzde uyum sırasıyla asteriskus (YU= %76.8), lapillus (YU= %53.5), omur (YU= %49.2), pul (YU= %44.2), operkül (YU= %34.2) ve suboperkülde (YU= %31) tespit edilmiştir. En düşük değişim katsayısı (DK= 394) ve ortalama yüzde hata değeri (OYH= 2.79) asteriskusta saptanmıştır. Bu nedenle C. carpio Çoğun Baraj Gölü populasyonda yaş tayini için en güvenilir kemiksi yapı asteriskustur.
Hiperfosfatemi hastaları tarafından kullanılan fosfat bağlayıcıları kalsiyum karbonat ve sevelamer hidroklorür ajanlarının insan periferal lenfositlerinde karşılaştırmalı in vitro sitogenetik analizi
Bu çalışma, hiperfosfatemili hastaların tedavisinde sıklıkla reçete edilen ve fosfat bağlayıcı grubunda yer alan sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonat ajanlarının genotoksik ve/veya sitotoksik potansiyelini karşılaştırmalı olarak ortaya çıkarmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışmalar in vitro koşullarda insan periferal lenfositlerle mikronukleus (MN) ve tek hücre jel elektroforez (Komet) testleri yapılmıştır. Ayrıca nokta mutasyonu ve çerçeve kayması mutasyonlarını uyarıp uyarmadığını belirlemek amacıyla Salmonella typhimurium'un mutant suşlarıyla (TA98 ve TA100) geri mutasyon testi (Ames testi) gerçekleştirilmiştir. İnsan periferal lenfositleri 20 ve 44 saat, komet testinde ise 1 saat boyunca 1/2, 1, ve 2 mg/mL konsantrasyonlardaki sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonat ile muamele edilmiştir. Ames/Salmonella bakteriyel ters mutasyon testinde ise sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonatın, 2 mg/mL, 1 mg/mL, 0,5 mg/mL, 0,25 mg/mL, 0,125 mg/mL konsantrasyonları kullanılmıştır. Bu çalışmadaki test maddeleri sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonatın mikronukleus oluşumu hafif artış yönünde uyardığı ancak bu artışın kontrole göre anlamlı olmadığı saptanmıştır. Komet testinin bulgularına göre kullanılan test maddeleri bir istisna (2 mg/mL, sevelamer hidroklorür, 48 saat) hariç önemli DNA hasarlarına neden olmamıştır. Ames testinde ise mutajenik olmadığı ancak zayıf bir sitotoksik etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Her iki test maddesi, özellikle de sevelamer hidroklorür, NBI'yi kontrole göre anlamlı şekilde azaltmıştır. Yani sevelamer hidroklorürün zayıf bir sitotoksisitesinden söz edilebilir. Ayrıca iki test maddesi birbirlerine karşılaştırıldığında sevelamer hidroklorürün genotoksisite ve sitotoksisite açısından kalsiyum karbonattan daha reaktif olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sevelamer hidroklorür, Kalsiyum Karbonat, Mikronukleus, Tek Hücre Jel Elektroforezi, AMES/Salmonella Bakteriyel geri mutasyon testi.
Doğu Marmara Denizi su kalitesinin belirlenmesi
Marmara Denizi evsel ve endüstriyel atık sular, tarımsal arazilerden gelen drenaj suları, gemi trafiği, akarsuların getirdiği yüklerle kirletilmektedir. Doğu Marmara kıyı bölgelerinde sanayinin yoğunlaştığı yerleşim alanları olduğu için Doğu Marmara sahillerinde istasyonlar belirlenmiştir. Marmara Denizi'nin doğusunda su kalitesini belirlemek, kirliliğin oluşum kaynaklarını saptamak ve gerekli önlemlerin alınması yönünde çözümler ortaya koymak amaçlanmıştır. pH, çözünmüş oksijen, sıcaklık, tuzluluk, iletkenlik, turbidite, fosfat, anyonik deterjan, amonyum, nitrit, nitrat, bor parametreleri ve mikrobiyolojik parametreler belirlenmiştir. Değerler yönetmeliklerdeki kriter değerler ve yapılan başka çalışmalarda bulunan değerler ile karşılaştırılmıştır.
Küçük menderes nehri su kalitesinin belirlenmesi
Küçük Menderes Nehri Ege Bölgesi'nin önemli akarsularından biridir. Nehir, yoğun tarımsal faaliyetlerde yanlış kullanılan tarım ilaçları ve kimyasal gübrelerin neden olduğu tarımsal kirliliği ve yerleşim yerlerinin arıtılmadan deşarj edilen evsel ve endüstriyel atık sularını Ege Denizi'ne taşımaktadır. Bu nedenle bu çalışmanın amacı Küçük Menderes Nehri'ndeki kirlilik kaynaklarının belirlenmesidir. pH, sıcaklık, çözünmüş oksijen, iletkenlik, tuzluluk, turbidite, anyonik deterjan, fosfat, amonyum, nitrit, nitrat, bor parametreleri belirlenmiştir. Değerler yönetmeliklerdeki kriter değerler ve yapılan başka çalışmalarda bulunan değerler ile karşılaştırılmıştır.
Bina dışı havadan izole edilen mikrofungusların hemolitik ve enzimatik aktiviteleri yönünden araştırılması
Bu çalışma ile Manisa İli, Yunusemre ilçesindeki beş istasyondan bina dışı havasal mikrofungus izolasyonu yapılarak, bu fungusların tanımlanması, üç farklı enzim açısından taranması ve hemolitik aktivitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Mikrofungus izolasyonu 2023 yılı Ekim ayı ile 2024 yılı Temmuz ayları arasında gravimetrik yöntem ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında 200 petri kabında toplam 4694 mikrofungus kolonisi sayılmış, tanımlama işlemleri neticesinde de 9 genusa ait 20 tür teşhis edilmiştir. Tespit edilen tür sayılarının çokluğuna göre ilk dört genus sırasıyla Aspergillus, Penicillium, Alternaria ve Cladosporium dur. İzolasyonu yapılan mikrofunguslar amilaz, lipaz ve proteaz enzimlerini üretme potansiyellerini belirlemek için petri kabında tarama testlerine tabi tutulmuşlardır. Ayrıca önemli bir virülans faktörü olan hemolitik aktivite yönünden de kanlı agar besiyerinde gelişimleri incelenmiştir.
İzmir körfezi kıyı sularının makroflora ile kalite sınıflandırması
Bu çalışma Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi (SÇD, 2000/60/EC) ve Deniz Strateji Direktifi (DSÇD, 2008/56/EC) kapsamında İzmir Körfezi'nde (Ege Denizi, Türkiye) 6 istayondan (Mordoğan, Urla, İnciraltı, Bayraklı, Karşıyaka ve Foça) makroflora ile makrofit indeksler kullanılarak kıyı sularının ekolojik durum değerlendirmesini kapsamaktadır. EEI ile MA-LUSI arasındaki ilişki sonuçları test edilmiştir. Herbir istasyondan 0-3 m arası derinlikten yaz ve sonbahar mevsimlerinde örnekleme aracı olarak 625 cm² (25x25 cm) alana sahip kuadrat kullanılarak yapılmıştır. Örnekler öncelikle laboratuvarda gruplarına ayrılmış ve tayin edilmiştir. Ekolojik kalite sınıfı belirlemede "Ekolojik Değerlendirme İndeksi" uygulanmıştır. Her bir istasyonun fiziko-kimyasal değişkenleri (pH, sıcaklık, oksijen, turbidite, kondüktivite, tuzluluk değerleri) tespit edilmiştir. Ekolojik Değerlendirme İndeksi' ne göre makrofit örnekleri iki ekolojik durum grubuna (ESG I ve ESG II) ayrılmıştır. ESG I ve ESG II mutlak bolluğu, makrofit örneklerinin ortalama yüzde örtü değeri ve EEI değerleri hesaplanmıştır. Ekolojik Değerlendirme İndeksi değerleri Avrupa Birliği Su Çerçeve Direktifi' nin belirttiği 0 ile 1 arasındaki ekolojik kalite oranına dönüştürülmüştür. Her bir çalışma alanı beş ekolojik durum içinde sınıflandırılmıştır. Çalışma sonucunda üç istasyonun [Foça (0,85 EEIeko), Urla (0,83 EEIeko) ve Karaburun (0,81 EEIeko)] "Çok İyi", bir istasyonun [İnciraltı 0,32 EEIeko] "Orta", bir istasyonun [Bayraklı 0,16 EEIeko] "Zayıf" ve bir istasyonun [Bostanlı 0,04 EEIeko] "Kötü" ekolojik durum sınıfında olduğu belirlenmiştir.
Arachis hypogaea kullanılarak elde edilen AgNP'nin biyolojik özelliklerinin ve bitkinin biyokimyasal içeriğinin belirlenmesi
Yerfıstığı (Arachis hypogea L.) Türkiye ve ABD başta olmak üzere dünya çapında yetiştirilen önemli bir ürün olup ağırlıklı olarak Akdeniz bölgesinde yetiştirilmektedir. İki tohum içeren bir baklada gelişen A. hypogea, ince kahverengimsi bir kabuğa sahiptir. Yaygın olarak sıcak iklimlerde yetiştirilir ve kısa ömürlü sarı çiçekleri vardır. Dünyada yetiştirilen yer fıstığının çoğu, yağ üretimi, fıstık ezmesi, şekerlemeler ve atıştırmalık ürünler için kullanılmaktadır. Diğer tohumlu bitkilere göre bazı avantajları olan yer fıstığının, özellikle yağ asiti açısından zengin olduğu bilinmektedir. Bu amaçla, Osmaniye iline ait yer fıstığı çalışmamızda ana materyal olarak kullanılmıştır. Nanopartiküller, günümüz bilim dünyasında çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Bu alanlardaki çalışmaların en önemlilerinden biri, mikroorganizmalar üzerinde öldürücü etkiye neden olması ile antibiyotik çalışmalarıdır. Çeşitli metallerin yeşil sentez yoluyla bitkilerle nanopartikül oluşturmaları yanı sıra bilimsel çalışmalar çoğunlukla günüş nanopartiküller üzerine yoğunlaşmıştır. Bu çalışmada A. hypogaea bitkisine ait tohum ve kabuklar ile gümüş nanopartiküllerin (AgNP) yeşil sentezi gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen AgNP'ler; antimikrobiyal aktivite, anti-quorum sensing, anti-biyofilm, anti-inflamatuar, antioksidant aktvite ve sitotoksisite açısından analiz edilmiştir. Bununla birlikte; Osmaniye yer fıstığı tohumunun biyokimyasal içeriği de çeşitli analizler ile tespit edilmiştir. Antimikrobiyal aktivite analizi amacıyla çalışmada 22 adet mikroorganizma kullanılmıştır. Sonuç olarak; yaş, çiğ ve kavrulmuş yer fıstıklarının karbonhidrat, yağ asidi ve protein içerikleri açısından birbirlerinden farklı biyokimyasal içeriğine sahip oldukları tespit edilmiştir. En yüksek karbonhidrat, yağ asidi ve protein içeriğine sahip olan materyal yaş yer fıstığı olarak tespit edilmiştir. Yer fıstığı tohum ve kabukları ile yeşil sentezi gerçekleştirilen AgNP'lerin antimikrobiyal aktivitelerinde istatistiksel açıdan anlamlı farklar tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışmada kullanılan Chromobacterium violaceum, AgNP'lerin en yüksek antimikrobiyal aktivite gösterdiği mikroorganizma olmuştur. Bununla birlikte AgNP'lerin C. violaceum üzerinde göstermiş oldukları antimikrobiyal etki, anti-quorum sennsing aktviteninde olduğunu sonuçlarda göstermiştir. Fıstık ve Kabuk ile yeşil sentezi gerçekleştirilen AgNP'ler, Anti-QS açısından istatistiksel olarak anlamlı farklara neden olmuştur (p<0,05). 2,5 μl/ml konsantrasyondaki yaş, çiğ ve kavrulmuş yer fıstığı tohumu ile yeşil sentezi gerçekleştirilmiş AgNP'lerde zon çapları sırasıyla 19,2 mm, 18,6 mm, 19,4 mm iken, yer fıstığı kabuğu ile yeşil sentezi gerçekleştirilmiş AgNP'lerde sırasıyla 16,8 mm, 16,8 mm, 14,8 mm'dir. Ayrıca, çalışmada kullanılan AgNP'lerin E. coli ve S. aureus bakterilerinin spesifik biyofilm formasyonları üzerinde yaklaşık olarak % 50 oranında inhibisyona neden olduğu tespit edilmiştir. Sentezlenen bu AgNP'lerin belirli dozlarda uygulandığı durumlarda canlı organizmada sitotoksisite açısından risk oluşturmadığı belirlenmiştir. Bu bağlamda AgNP'lerin ölümcül dozları (LD50) tespit edilmiş ve 5 μl/ml ve 2,5 μl/ml konsantrasyonlarda sitotoksisitenin oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Özellikle günümüzde mikroorganizmaların antibiyotik veya diğer ajanlara karşı oldukça yüksek direnç seviyeleri gösterdiği göz önünde bulundurulduğunda hem maliyeti yüksek olmayan hem de etkin veriler elde edilen bu materyallerin kullanılması ilaç sanayi veya diğer alanlar için düşünülebilir.
Tarımda biyolojik gübre olarak kullanılacak PGPR (bitki gelişimini teşvik edici rizobakteriler) özellikli bakterilerin Kırşehir ilindeki topraklardan izolasyonu ve bazı özelliklerinin belirlenmesi
Dünya nüfusunun giderek artması besine olan ihtiyacı da artırarak tarımsal verimin önemini daha ön plana çıkarmış ve sürdürülebilir tarımsal stratejiler geliştirilmeye başlanmıştır. Geleneksel tarımda kullanılan kimyasal gübreler yerine çevreye ve doğaya zarar vermeyen biyogübrelerin kullanımı ekolojik tarımın odak noktası haline gelmiş ve yeşil üretim politikaları ivme kazanmıştır. Bu çalışmada; Kırşehir ili ve ilçelerinde tarımsal faaliyetlerin yapıldığı topraklardan biyolojik gübre potansiyeli olabilecek PGPR özellikli bakterilerin izolasyonu, tanılanması ve bunların PGP (Bitki Gelişimini Teşvik Edici) özelliklerinin ortaya konması ve böylece ilimizin yerel mikrobiyal gübre envanterinin çıkarılması hedeflenmiştir. Bu amaçla; 56 farklı cinse ait 142 adet bakteri izole edilmiş, bunların MALDI-TOF MS yöntemi ile tanısı yapılarak PGP özellikleri (IAA üretimi, azot fiksasyonu, fosfor çözme, siderofor, HCN üretimi), ekstraselüler enzim testleri, ağır metal dirençlilikleri, antifungal aktiviteleri belirlenmiştir. İzolatlarımızın içinde özellikle fosfat çözme, azot fiksasyonu, siderofor üretimi bakımından pozitif olan MH 60-3, MH 60-1, MH 63-7, MH 46-9, MH 58-6, MH 53-2, MH 19-2'nin mikrobiyal gübre üretiminde kullanım potansiyellerinin oldukça yüksek olduğu değerlendirilmektedir. MH 28-1, MH 19-2, MH 25-16, MH 24-1, MH 29-1, MH 23-7 izolatlarının ise Fusarium sp.' ye karşı antifungal aktivite gösterdikleri belirlenmiştir. Ayrıca ağır metal dirençlilik verileri incelendiğinde; MH 43-3'ün kobaltın tüm konsantrasyonlarına dirençli olduğu, 6 izolatın (MH 57-7, MH 38-1, MH 21-4, MH 15-4, MH 19-3, MH 26-8) çinkonun tüm konsantrasyonlarına dirençli olduğu ve 13 izolatın ise (MH 51-8, MH 38-1, MH 35-5, MH 21-4, MH 49-4, MH 44-7, MH 15-4, MH 36-7, MH 44-3, MH 23-6, MH 44-5, MH 5-5, MH 25-16) bakırın tüm konsantrasyonlarına dirençli olduğu tespit edilmiştir.
Fluoksetin-temozolomid kombinasyonunun insan glioblastoma hücreleri üzerindeki sitotoksik ve sinerjistik in vitro etkisinin araştırılması
Glioblastoma multiforme (GBM), merkezi sinir sistemi üzerinde oldukça yıkıcı bir kanser türüdür ve tedavi edilmesi son derece güçtür. Bu çalışmada, antidepresan ajan fluoksetin (FLT) ve alkilleyici kemoterapötik temozolomidin (TMZ) insan glioblastoma (T98-G) ve insan embriyonik böbrek hücre hattı (HEK-293) üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Hücrelerdeki etkin doz düzeylerini belirlemek amacıyla MTT testi uygulanmış ve IC₅₀ değerleri 3 tekrarlı deneylerle saptanmıştır. Ajanların apoptotik etkilerini değerlendirmek üzere Annexin V-FITC boyaması ile flow sitometri analizleri gerçekleştirilmiştir. Hücre göçü üzerindeki etkiler, çizik (wound healing) yöntemi ile incelenmiş ve 0., 12., 24., 36. ve 48. saatlerde mikroskobik görüntüler alınmıştır. Her iki hücre hattında Monodansilkadaverin (MDC) (monodansilcadaverin) ile otofajik vezikül oluşumu ve Tetraetilbenzimidazolkarbosiayniniodid (JC-1) ile mitokondriyal membran potansiyeli analizleri yapılmış ve elde edilen veriler ImageJ ile kantitatif olarak değerlendirilmiştir. T98-G hücreleri için FLT'nin IC₅₀ değeri 36 µM/ml, HEK-293 hücreleri için ise 320 µM/ml olarak tespit edilmiştir. IC₅₀ değerlerinin 24 ve 48 saatlik sürelerde anlamlı şekilde değişmediği belirlenmiş, bu nedenle ajan dozları tüm deneylerde sabit tutulmuştur. T98-G hücrelerinde FLT, TMZ ve kombinasyon uygulamaları sonrası geç apoptozisin baskın olduğu; HEK-293 hücrelerinde ise erken apoptozisin ön planda olduğu belirlenmiştir. Kombine uygulamalarda T98-G hücrelerinde %36,4 geç apoptozis, HEK-293 hücrelerinde ise %16,5 erken apoptozis oranı gözlenmiştir. Her iki hücre hattında da FLT ve TMZ'nin tekli ve özellikle kombine uygulamaları göçü anlamlı şekilde inhibe etmiştir. En yüksek inhibisyon, her iki ajanın IC₅₀ değerlerinin %50'sinin birlikte uygulandığı grupta gözlenmiştir. 24 saatlik analizlerde hem FLT, TMZ hem de kombinasyon uygulamaları kontrol grubuna kıyasla anlamlı düzeyde otofaji ve mitokondriyal bozulmaya yol açmıştır (p<0.01-p<0.0001, sırasıyla). 48 saatlik sürede ise otofajiye ilişkin anlamlılık yalnızca FLT ve TMZ gruplarında devam etmiş, kombinasyon grubunda istatistiksel anlamlılık kaybolmuştur. Buna karşın, JC-1 analizlerinde 48 saatlik tüm uygulamalar mitokondriyal disfonksiyon açısından anlamlı bulunmuştur (p<0.0001). Bu durum, özellikle kombinasyon uygulamasının mitokondriyal hasarı artırarak hücre ölümünü tetiklediğini göstermektedir.HEK-293 hücrelerinde ise hücrelerin kümelenme eğilimi nedeniyle bu analizlerden sağlıklı istatistiksel veri elde edilememiştir. Sonuç olarak, FLT ve TMZ'nin hem tekli hem de kombine kullanımlarının T98-G hücre hattında apoptozis, mitokondriyal bozulma ve otofaji gibi hücresel ölüm mekanizmalarını aktive ettiği; hücre göçünü baskıladığı ve bu etkilerin kombinasyon grubunda en belirgin şekilde ortaya çıktığı gösterilmiştir. Bu bulgular, FLT'nin kemoterapötik ajanlarla kombinasyon halinde potansiyel bir adjuvan ajan olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir.
Ege Denizi kıyılarındaki deniz çayırı Posidonia oceanica'nın analizi ve değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Ege Denizi (Enez-Marmaris Bozburun arası) kıyılarında 25 farklı istasyonda Posidonia oceanica'nın alt yayılış derinliği, alt sınır tipi, fenolojik ve lepidokronolojik özellikleri incelenmiş ve türün güncel durumu ile ilgili veriler toplanmıştır. Arazi ve örnekleme çalışmaları Ekim 2023'te donanımlı aletli dalış (SCUBA) ile kuadrat ve görüntüleme cihazlarıyla yapılmıştır. En fazla demet yoğunluğu 432 demet/m2 ile Karaburun ve Bozcaada istasyonlarında bulunmuştur. Yapılan çalışmada en derin alt sınıra sahip istasyon 36,5 m ile Bozburun-2 istasyonu olarak tespit edilmiştir. İstasyonlardaki çayırın alt tipi genellikle seyrek, sadece Ildır ve Altınoluk istasyonlarında gerileyen tipte olduğu gözlemlenmiştir. Lepidokronolojik analiz ile bitki yaş ölçümlerinde, Seferihisar istasyonunda 5 yıllık sürgün, diğer istasyonlarda ise genellikle yaşı ortalaması 2-3 yıllık sürgünler tespit edilmiştir. Fenolojik analizlerin sonuçlarına göre olgun yaprak uzunluğu (600 mm) en yüksek Saros istasyonunda, kırık apeks oranı ise en yüksek (%48) Bozcaada istasyonunda tespit edilmiştir.
Çukurova üniversitesi kampüsünde yetiştirilen Citrus sinensis (L.) osbeck Valencia ve Citrus reticulata Blanco'nun bazı ekolojik özelliklerinin karşılaştırılması
Bu çalışmada Çukurova Bölgesi için çok önemli olan iki narenciye çeşitinin bazı ekolojik özelliklerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bunun için; Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Çiftliği ile Subtropik Meyveler Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yetiştirilen Valencia Portakalı (Citrus sinensis L. Osbeck cv.Valencia) ile Ziraat Fakültesi Çiftliği'ndeki Fremont Mandarini (mandalina) (Citrus reticulata Blanco) ağaçlarından Ağustos 2016 tarihinden itibaren 6 aylık periyotlarla yaprak, ölüörtü ve toprak örnekleri alınmıştır. Toplanan yaprak, ölüörtü ve topraklar önce kuru havada kurutulmuş, bitki örnekleri değirmende öğütülmüş, topraklar ise yabancı maddelerinden arındırılıp elenmiş ve plastik torbalarda saklanmıştır. Gübre uygulanmayan dönemlerde portakal ve Mandarinin karbon içerikleri yaprak>ölüörtü>toprak şeklinde sıralanmış olup aralarında anlamlı farklar vardır (P < 0,05). Azot içerikleri ise tüm topraklarda farklı bulunmuştur (P < 0,05). Toprak C/N oranı Çiftlik Portakalı ile Mandarin ve Subtropik Portakalları arasında anlamlı farka sahiptir (P < 0,05). Toprakların in vitro karbon ve azot mineralizasyonları, bakır, çinko, demir ve mangan içerikleri ile in situ toprak solunumları arasında anlamlı farklar vardır (P < 0,05). Her ağaç toprağının CO2 salınımı farklı bulunmuştur. Azot mineralizasyonlarında gözlenen dönemsel artışların nedeni gübreleme ile açıklanabilir. Toprakların metal içeriklerinin bir yılda anlamlı şekilde arttığı gözlenmiştir (P < 0,05).
2017-2018 yılları Tatarlı Höyük (Ceyhan/Adana) kazısından elde edilen arkeobotaniksel örneklerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Tatarlı Höyük'te (Ceyhan/Adana) 2017-2018 kazı sezonunda elde edilen kömürleşmiş veya taşlaşmış bitki kalıntıları arkeobotanik yönden incelenmiştir. Çalışma kapsamında, genellikle çöp çukurları farklı mekan içi, tam kap içi, kandil içleri, ayrıca Pitos ve ocak yerlerinden elde edilen bitkisel kalıntılar tanımlanarak, ait oldukları dönemde yaşayan halkın günlük yaşantısındaki yerleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu amaçla 6 farklı açmaya ait, Helenistik Dönem'e tarihlenen seviyelerden tespit edilen alanlardan toplam 25 toprak örneği alınmıştır. Toprak örneklerinden bitkisel kalıntıların ayrılması amacıyla flotation (ıslak eleme) ve kuru eleme yöntemleri kullanılmıştır. Her iki yöntemle elde edilen bitkisel kalıntılara ait malzemenin taksonomik olarak familya, cins veya tür seviyelerinde tanımlanması sonucu toplam 45 farklı bitki taksonuna ait örnek belirlenmiştir. Bu örneklerin 15'i tarımı yapılan, 30'u ise doğal floraya ait bitkileri içermektedir. Araştırma alanından bol miktarda arpa (Hordeum vulgare) ve 6 farklı buğday (Triticum aestivum, Tr. dicoccum, Tr. compactum, Tr. spelta, Tr. monococcum, Triticum sp.) türüne ait çok miktarda tahıl örneğinin ortaya çıkması, dönem halkının temel besin kaynağının büyük bir kısmını tahılların oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca; bağcılık ve bahçe tarımının, üzüm (Vitis vinifera ve Vitis sylvestris) ve zeytin (Olea europaea) gibi bitkilere ait kalıntıların bulunması nedeniyle, bağ ve bahçe tarımının da bölge ekonomisinde önemli yeri olduğunu göstermektedir. İncelenen açmaların bazılarında, elde edilen örneklerin tamamına yakınının doğal floraya ait olduğu ve güncel flora ile büyük benzerlik gösterdiği saptanmıştır. Bu çalışma esnasında bazı bitkisel kalıntıların bütünlüğünün ve morfolojik yapısının bozulmuş olması nedeniyle çok sayıda tanımlanmayan örnekler de elde edilmiştir. Bu çalışmadan elde edilen sonuçler, kazı alanı ve bölge de yapılacak olan çalışmalara ışık tutatcaktır. Ayrıca, kazı alanı içindeki mekanların (depo, silo, mutfak, ocak, vs.) niteliğinin belirlenmesinde de arkeobotaniksel veriler önemli katkılar sağlayacaktır.
CRISPRa/dCas9 sistemiyle e-kaderin ve ICAM1gen ekspresyonu artırılmış mezenkimal kök hücrelerin fare modellerinde yara iyileşmesi üzerine etkisinin incelenmesi
Hücre adezyon molekülleri hücrelerin yüzeyinde bulunan bağlayıcı proteinlerdir. Bu proteinler diğer hücrelere veya ekstrasellüler matrikse bağlanarak dokularda meydana gelen yaraların iyileşmesi sırasında hayati bir rol oynarlar. Deri dokusunda meydana gelen yaraların iyileşmesinde ise ekstrasellüler matriks ailesine ait Hücre İçi Adhezyon Molekülü-1 (ICAM-1) ve Epitelyal Kaderin (E-kaderin) esas olarak rol almaktadır. Kök hücreler ve CRISPR/Cas sistemleri ise son yıllarda doku mühendisliği ve rejeneratif tıp kapsamında dermal yara hasarlarının tedavisinde sıklıkla kullanılmaktadır. Bu çalışmada, farelerden elde edilen adipoz doku kök hücreleri (ADKH) elde edilmiş ve bu hücrelerin karakterizasyonu ters faz kontrast floresan mikroskop, ve akış sitometrisi analizleri ile incelenmiştir. Elde edilen bu hücrelerdeki ICAM-1 ve/veya E-kaderin genleri lentiviral aracılıklı CRISPRa/dCas9 sistemi aracılığıyla aşırı ifade edilerek, ilgili genlerin aşırı ifadesinin in vitro ortamda ADKH'lerin gen ekspresyonu, canlılığı, adezyonu, proliferasyonu ve migrasyonu üzerine olan etkileri ters faz kontrast floresan mikroskop, RT-qPCR ve akış sitometrisi analizleri ile incelenmiştir. Ayrıca, genetik olarak modifiye edilen ADKH'ler in vivo olarak fareler üzerine açılan tam kat yara defektleri üzerine aktarılarak yara iyileşmesi üzerine olan etkileri morfoljik ve histolojik açıdan incelenmiştir. Sonuç olarak, CRISPRa/dCas9 sistemi aracılığıyla ICAM-1 ve/veya E- kaderin genleri ADKH'lerde başarılı bir şekilde aşırı ifade edilerek, bu genlerin ADKH'lerdeki aşırı ifadesinin yüzey adezyon sürelerinde artışa ve yara deneyinde ise proliferasyon ve migrasyon üzerinde artışa neden olduğu belirlenmiştir. ADKH'lerin yara iyileştirici etkilerindeki in vitro bulgulara ek olarak, in vivo hayvan çalışmaları ile de doğrulanmış olup, ADKH'lerin yara boyutunu önemli ölçüde azalttığı ve yara kenarlarından re-epitelizasyonu hızlandırdığı ve vaskülarizasyonu daha erken aşamalarda başlattığı gösterilmiştir. Tüm bu bulgular bir araya getirildiğinde, ADKH'lerde CRISPRa/dCas9 sistemi aracılığıyla ICAM-1 ve/veya E- kaderin genleri aşırı ifade edilmiş ve elde edilen bu hücrelerin artan adezyon özellikleri sayesinde yara bölgesine daha fazla bir biçimde bağlanarak dermal yara iyileşmesini desteklemiştir.
Doğal Bacillus sp. suşlarından β-mannanaz enzim izolasyonu, karakterizasyonu ve biyoteknolojik uygulanabilirliği
Bu çalışmada, topraktan izole edilen Bacillus sp. suşlarından elde edilen β-mannanase enziminin izolasyonu ve karakterizasyonu gerçekleştirilmiştir. Bakterilerin farklı pH ve sıcaklık aralıklarında katı besi yerinde üreme ve enzim üretme yetenekleri incelenmiştir. Farklı kimyasal, inhibitörler, şelatörler ve metal iyonlarının enzim aktivitesi üzerine etkisi gözlemlenmiştir. SDS-PAGE analizi sonunda MAN23 mannanase enziminin moleküler ağırlığının 40 kDa ile 15kDa ağırlığında 2 banddan oluştuğu saptanmıştır. Enzim optimum aktivitesini 60°C ve pH 6'da göstermiştir. Enzim 30°C ila 80°C derece arasında %93 oranında aktif olup mezotermofil özelliktedir. Enzim pH 6.0-8.0 arasında asidonötral özellik göstermiş olup aktivitesini %52 oranında korumuştur. Enzim MnCl2 ve β-merkaptoetanol ile %117 ve %108 oranında aktivite göstermiştir. %3, %5 ve %10 konsantrasyondaki NaCl ile reaksiyonda aktivite ortalama %52 olarak hesaplanmıştır. Yapılan yıkama performansı denemelerinde deterjan katkısı olarak kullanıldığında bebek maması, lekesinde %100 giderim sağlanmıştır. TLC analizi sonunda enzim mannanı D-mannoz, mannobioz ve mannotrioza hidroliz etmiştir. Bu sonuçlara göre MAN23 enzimi termotolerant, termofil, asidofil, halotolerant ve asidostabil özellik göstermektedir. Bu özelliklerden dolayı MAN23 mannanase enzimi deterjan, yem endüstrisinde ve biyolojik atıkların geri dönüşümünde kullanılabilir özellik göstermektedir.
Turunçgillerde depo çürüklüğü etmeni funguslara karşı antagonistik aktinobakterilerin izolasyonu, tanımlanması ve biyokontrol potansiyellerinin belirlenmesi
Aktinobakteriler, toprak ve su gibi habitatlarda yaşayan Gram pozitif bakterilerden olup çok sayıda biyoaktif bileşik ve hücre içi/dışı enzimler üretme kapasitesine sahiptirler. Son zamanlarda aktinobakterilerin antibakteriyel, antifungal ve diğer çeşitli aktif bileşikleri üretme potansiyelleri ve bu bileşiklerin tarım, gıda, ilaç ve kozmetik gibi endüstrilerde kullanım olanakları üzere birçok araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada ise kısaca, farklı habitatlardan izole edilen aktinobakteriler ve metabolitlerinin hasat sonrası turunçgillerde depo çürüklüğüne sebep olan ve sırasıyla yeşil ve maviküf hastalığı etmeni Penicillium digitatum ve P. italicum fitopatojenlerin kontrolüne yönelik antifungal aktiviteleri değerlendirilmiştir. Manisa ve çevresinden alınan toprak örneklemelerinden 186 aktinobakteri izole edilmiştir. İzolatların ilk antifungal aktivitesi hali hazırda küflü meyve ve sebzelerden izole edilen fitopatojen küfler hedef organizma olarak seçilerek denenmiştir. Birincil antifungal testlerde 186 aktinobakteri izolatından 44 tanesi etkili olarak belirlenmiş ve bunlardan en iyi aktiviteye sahip 10 izolat seçilerek fermentasyon yoluyla elde edilen metabolitleri ikincil antifungal denemelerde kullanılmıştır. Fermentasyon yoluyla biyoaktif ekstraktları elde edilen 10 izolatın hem Sıvı Kromatografisi-Yüksek Çözünürlüklü Elektro Sprey İyonizasyon Kütle Spektrometresi (LC-HRESIMS) kromatogramları hem de ikincil antagonistik test sonuçları değerlendirilerek GA-09 nolu izolatın en yüksek aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Fermentasyonun ardından Kupchan sıvı-sıvı partisyonlama yöntemiyle fraksiyonlama ve sonrasında Orta Basınçlı Sıvı Kromatografisi (MPLC) ile alt fraksiyonlama işlemleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen alt fraksiyonlar Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi (HPLC) kullanılarak antifungal olduğu düşünülen bileşikler saflaştırılmıştır. Saf metabolitlerin in vitro ve in vivo antifungal aktiviteleri P. digitatum ve P. italicum'a karşı deneniştir. İn vivo testlerde kullanılan portakalların inkübasyon öncesi ve inkübasyon sonrası fizikokimyasal özellikleri (pH, briks, esmerleşme indeksi ve tekstür parametrelerinden sıkılık) ölçülmüştür. Saflaştırılan metabolitlerin yapısal karakterizasyonu 1H-NMR ve 13C-NMR ile tespit edilmiştir. Çalışmada GA-09 (Streptomyces pseudovenezuelae)'un ürettiği ve antifungal olduğu düşünülen 6 metabolit; Rutamisin A (M-1), Rutamisin B (M-2), Bilinmeyen 1 (M-3), Bilinmeyen 2 (M-4), Desferrioxamine D2 (M-5) ve Desferrioxamine E (M-6) olarak tespit edilmiştir. Literatürde daha önce belirlenmiş bileşikler ile karşılaştırıldığında; M-1 ve M-2'nin antifungal olduğu bilinen bileşiklerden; M-3 ve M-4 ise yeni bileşikler olabileceği ilk kez bu çalışmada rapor edilmiştir. M-5 ve M-6 ise siderofor olarak bilinen demir şelatlayan bileşiklerdir. M-1 ve M-2 birbirinin türevi olup in vitro ve in vivo analizlerde en yüksek antifungal etkiyi göstermiştir. Ayrıca M-1 ve M-2 ilave edilen portakallarda 5 günlük inkübasyon süresince sıkılık değerinin korunduğu tespit edilmiştir. M-3 ve M-4 ise pozitif kontrole yakın bir antifungal aktivite göstermiştir. 16 farklı mikroorganizmanın morfolojik, kültürel karakteristikler ve moleküler olarak identifikasyonu yapılmıştır. Seçilen ve üzerinde çalışılan aktinobakterilerden cins bazında 6 adet Streptomyces sp. (AK-01, AK-13, AK-14, DT-06, DT-10 ve DT-11), 1 adet Amycolatopsis sp. (SP-03) ve 1 adet Lentzea sp. (UZ-72) ile tür bazında 2 adet Streptomyces netropsis (DT-02) ve Streptomyces pseudovenezuelae (GA-09) olarak tanımlanmıştır. Tür bazında belirlenen fitopatojen küfler ise sırasıyla; Penicillium italicum, Penicillium digitatum, Penicillium chrysogenum, Alternaria alternata, Aspergillus niger ve Fusarium oxysporum olarak belirlenmiştir. Yapılan analizlere ve elde edilen sonuçlara göre bu araştırma literatürde yapılmış diğer benzer çalışmaları ileri bir boyuta taşımış ve elde edilen aktinobakteri metabolitlerinin ticarileşme potansiyelini ortaya koymuştur.
Ege Denizi'nde Cladophorales (Chlorophyta yeşil algler) türleri ve kirlilik toleransı
Bu tezde, Ege Denizi kıyılarındaki Cladophorales (Chlorophyta) tür çeşitliliği, türlerin çevresel parametrelerle ilişkisi ve ağır metal birikim potansiyelleri araştırılmıştır. Çalışma kapsamında 2021-2025 yılları arasında 25 istasyondan (Enez, Saros Körfezi, Gökçeada, Yeniköy, Bozcaada, Küçükkuyu, Altınoluk, Ayvalık, Dikili, Çandarlı, Foça, İzmir, Urla, Ildır, Çeşme, Seferihisar, Kuşadası, Didim, Güllük, Bodrum, Akyaka, Gökova Körfezi, Datça, Bozburun-1 ve Bozburun-2) SCUBA, serbest dalış ve kıyıdan toplama yöntemleriyle örnekleme yapılmıştır. Her istasyonda yüzey suyuna ait pH, sıcaklık, çözünmüş oksijen, tuzluluk, iletkenlik ve turbidite ölçülmüş; fosfat ve amonyum azotu analizleri için su örnekleri polietilen şişelerle laboratuvara taşınmıştır. Ağır metal analizleri için ayrılan örnekler oda sıcaklığında kurutulmuş, referans materyal olarak kullanılacak alt örnekler ise %4-5 formaldehit ile fikse edilmiştir. Tür dağılımı ile çevresel değişkenler arasındaki ilişkiler Bray-Curtis benzerlik analizi, Temel Bileşenler Analizi (PCA) ve Kanonik Uyum Analizi (CCA) ile değerlendirilmiştir. Morfolojik incelemeler sonucunda 28 Cladophorales türü (9 cins) tanımlanmış ve en yüksek tür çeşitliliğinin Cladophora cinsine ait olduğu belirlenmiştir. Bu türlerin dördü, Türkiye kıyıları için yeni kayıt olarak rapor edilmiştir (Cladophora battersii, Cladophora patentiramea, Lychaete herpestica, Valonia aegagropila). Moleküler analizlerde 32 örnekten 13'ünde başarılı LSU rDNA sekansı elde edilmiştir. Ağır metal analiz sonuçları ise özellikle Ni ve Zn'nin ulusal ve uluslararası eşik değerlerin üzerinde birikim gösterdiğini ortaya koymuştur. Sonuçlar, metal birikiminin türler arasında farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur.
Kaz Dağları Milli Parkı ağaç ve çalıları üzerinde gelişen mikrofungusların taksonomisi
Bitki hastalıklarının önemli etmenlerinden biri mikromantarlardır. Doğal ya da korunan orman ekosistemlerindeki mikobiyotanın ayrıntılı bir şekilde incelenmesi ve mikromantar türlerinin hem fitosönozlarda hem de mikosinuzyalardaki karşılıklı ilişkilerinin ortaya konulması, bunlar ile mücadele açısından önemli bir aşamadır. Kazdağı Milli Parkı (KDMP) biyoçeşitlilik, endemizm oranı, fitocoğrafik yer alış ve dağların uzanış istikameti sebebiyle eşsiz bir öneme sahiptir. Tez süresince alanda saha çalışmaları yapılmış ve ormanları oluşturan ağaç ve çalıların dal, gövde kabuğu, yaprak ve meyve gibi mikrofunguslarla enfekte olan kısımlarından numuneler alınmıştır. Laboratuvara getirilen örneklerin incelenmesi sonucunda 105 takson tespit edilmiştir. Literatür taramalarına göre, bu araştırma sonucu KDMP'de 19 cins ve 58 tür mikrofungus Türkiye mikobiyotası için yeni kayıttır. Bunlar: Agyrium, Ascochytopsis, Byssosphaeria, Ceratosphaeria, Curreya, Dwayaangam, Fujimyces, Giulia, Kalmusia, Keissleriella, Neocucurbitaria, Nigrograna, Parapithomyces, Patellariopsis, Pseudolachnea, Sclerencoelia, Sclerotiopsis, Septopatella ve Velutaria cinsleri. Agyrium rufum, Alternaria salicicola, Aposphaeria multiformis, Ascochytopsis aggregata, Byssosphaeria rhodomphala, Camarosporium arbuti, Ca. salicinum, Ceratosphaeria lampadophora, Chalara fusidioides, Coniothyrium cytisellum, Cryptosporella corylina, Cucurbitaria laurina, Cu. rubefaciens, Curreya pithyophila, Cytospora lauri, C. taxi, Diaporthe juniperivora, Dinemasporium lanatum, Diplodia cydoniae, D. laurina, D. meliae, D. nerii, D. preusii, Fujimyces oodes, Giulia tenuis, Gloniopsis pulla, Guignardia istriaca, Kalmusia sarothamni, Keissleriella pinicola, Leptosphaeria arbuti, Lojkania platani, Lophiostoma isomerum, Lophiotrema neoarundinariae, Lophium mytilinum, Lophodermium seditiosum, Microdiplodia harknessii, M. salicina, Microsphaeropsis olivacea, Monochaetia bicornis, Neocucurbitaria cava, N. subcaespitosa, Nigrograna fuscidula, Patellariopsis atrovinosa, Phyllactinia alni, Pleospora cytisi, Phoma nerii, Phomopsis petiolorum, Ph. radula, Ph. salicina, Pseudolachnea hispidula, Sclerencoelia fascicularis, Sclerotiopsis piceana, Septopatella septata, Stilbospora cistina, Teichospora trabicola, Valsa haustellata, V. rostrupiana ve Velutaria rufo-olivacea türleri de Türkiye mikobiyotası için yeni kayıttır.
Bakır oksit nanopartikülleri ve bakır sülfat etkisinde Oreochromis niloticus'un dokularında süreye bağlı bakır birikiminin bazı serum parametreleri ile serum ve karaciğer enzim aktiviteleri üzerine etkileri
Bu araştırmada bakır oksit nanopartiküllerinin (CuO NP) ve bakır sülfatın (CuSO4) 10, 50 ve 100 µg/L derişimlerinin 1, 7 ve 15 günlük sürelerle etkisinde O. niloticus'un solungaç, karaciğer, böbrek, dalak ve kas dokularındaki metal birikimi, karaciğer SOD, CAT ve GPx enzim aktiviteleri ve serum parametrelerinden glikoz, total protein, albumin, kolesterol, trigliserit düzeyi ile serum ChE, AST, ALT, ALP ve LDH enzim aktivitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Cu NP ve CuSO4'ün belirlenen süre ve derişimlerle etkisinde bakır birikimi solungaç, karaciğer, böbrek ve dalak dokusunda kontrole oranla artış göstermiş, en fazla metal birikimi sırasıyla karaciğer, böbrek, dalak, solungaç dokularında olmuş kas dokusunda birikim olmamıştır. 15 günlük etki süresi sonunda karaciğerde antioksidan enzimlerden SOD, CAT ve GPx enzim aktivitesi kontrole oranla artış göstermiştir. Deney süresi sonunda serum glikoz ve albümin düzeyleri artarken serum total protein, kolesterol ve trigliserid düzeyleri kontrole oranla azalmıştır. Serum enzimlerinden ChE aktivitesi azalırken, AST, ALT, ALP ve LDH enzim aktiviteleri artış göstermiştir. Genel olarak dokulardaki metal birikimi ve antioksidan enzim aktiviteleri üzerine etkileri bağlamında Cu NP'nin CuSO4'e oranla daha etkili olduğu, belirlenen serum parametrelerinde ise belirgin bir ayrımın olmadığı saptanmıştır.
Bacillus sp. suşlarından izole edilen asidik, alkali, termostabil amilaz ve pullulanaz enzimlerinin üretimi, karakterizasyonu ve biyoteknolojik kullanım olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada, topraktan izole edilen nötral Aeribacillus pallidus NA1 suşundan alkali amilaz, asidik Geobacillus lituanicus NA2 suşundan asidik amilaz, nötral Geobacillus thermoleovorans NP1 suşundan asidik pullulanaz ve asidik Anoxybacillus rupiensis NP2 suşundan alkali pullulanaz elde edilmiş ve karakterize edilmiştir. Bu amaçla, enzimlerin optimum sıcaklık ve pH değerleri, sıcaklık ve pH stabiliteleri, çeşitli kimyasalların enzim aktiviteleri üzerine etkileri belirlenmiş, SDS-PAGE zimogram ve ince tabaka kromatografisi (TLC) analizleri gerçekleştirilmiştir. NA1, NA2, NP1 ve NP2 enzimlerinin optimum aktivite gösterdikleri pH değerleri, sırasıyla, 9.0, 4.0, 6.0 ve 9.0'dur. Optimum aktivite sıcaklıkları, sırasıyla, 50, 60, 50 ve 60ºC olan enzimler termofil özelliktedir. NA2 asidik amilaz ve NP2 alkali pullulanaz, nişasta ve pullulanı hidrolize ederek son ürün olarak glukoz, maltoz ve maltotrioz açığa çıkarmışlardır. Bütün enzimler, %30 konsantrasyona kadarki nişastayı ortalama %90 düzeyinde sıvılaştırmıştır. NA1 alkali amilaz ile BriX sisteminde %19 glikoz değeri elde edilmiştir. NA1 alkali amilaz 165 kDa, NA2 asidik amilaz 200 kDa ve NP2 alkali pullulanaz 113 kDa'dur. NP1 asidik pullulanaz, zimogram analizinde 112 ve 107 kDa'luk iki aktivite bandı göstermiştir. NA2 asidik amilaz ve %1 deterjan karışımı yemek sosu, bebek maması ve çikolata lekeleri üzerinde %100 performans göstermiştir. İzole edilen enzimler nişastanın sıvılaştırılması, biyoetanol üretimi ve deterjan endüstrisi başta olmak üzere, çeşitli biyoteknolojik ve endüstriyel uygulamalarda kullanımları açısından yüksek potansiyele sahiptir. Anahtar Kelimeler: Amilaz, Amilopullulanaz, Asidik, Alkali, Termofilik
Adana atmosferinden izole edilen küf mantarlarından alerjen üretimi
Bu çalışmada, bölgesel (Adana atmosferi izolatı) küflerden deri delme (skin prick) testinde kullanılmak amacıyla test materyali üretilmiş ve standart alerjenler ile kıyaslanmıştır. Cladosporium cladosporioides, Cladosporium herbarum ve Alternaria alternata olarak tanılanmış örnekler PDA katı besiyerinde tek koloni düşecek şekilde, saf kültürler ise Czapek Dox sıvı besiyerinde 26°C'de 14 gün üretilmiştir. Elde edilen miseller filtre kağıdı ile toplanarak 1 gece kurutulup sıvı azot, ultra turrax, sonikatör ve dondur-çöz uygulamalarına tabi tutulmuştur. Son olarak liyofilizatörde 24 saat liyofilize edilmiştir. Ekstraktların protein miktarı Bradford yöntemi ile tayin edilmiştir. Her suşa ait ekstraktlar kolon kromatografisi ile fraksiyonlarına ayrılmıştır. Total ekstraktlar ve fraksiyonların protein bantları ile moleküler ağırlıkları %10'luk SDS-PAGE analizi ile saptanmıştır. Üretilen test materyalleri Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Hastalıkları Bilim Dalı Kliniği'nde 37 hastaya uygulanmıştır. Cladosporium cladosporioides için 5 hastada, Cladosporium herbarum için 9 hastada, Alternaria alternata için 35 hastada hem standart hem de üretilen test materyali ile test sonucu pozitif sonuçlar alınmıştır. Bulgulara göre üretilen test materyalinin klinikte teşhis amaçlı kullanılabileceği önerilebilir.
Farklı kalsiyum derişimlerinde cıva, çinko, krom ve nikel etkisinde kalan balıklarda (Oreochromis niloticus) bazı serum değerleri ve besin kalitelerinin incelenmesi
Bu çalışmada, tatlı su balığı Oreochromis niloticus farklı derişimlerde kalsiyum (Ca+2) içeren sularda (30, 60 ve 120 mg Ca+2/L) krom (Cr+6), nikel (Ni+2), çinko (Zn+2) ve cıva (Hg+2) etkisine akut (3 gün) ve kronik (30 gün) olarak bırakılmıştır. Akut deneylerde Cr+6, Ni+2 ve Zn+2 için 30 µM derişim, Hg+2 için ise 0.3 µM derişim kullanılırken, kronik deneylerde Cr+6, Ni+2 ve Zn+2 için 10 µM derişim, Hg+2 için 0.03 µM derişim kullanıldı. Deneyler sonunda O. niloticus'un serumunda 11 biyokimyasal parametre ve kas dokusunda besin kalitesi değerleri incelenmiştir. Akut ve kronik deneylerde hiçbir metal ve sertlik düzeylerinde balık mortalitesi görülmemiştir. Veriler serumda glikoz, kolesterol, trigiliserit, üre, protein, ALT, AST, Na+, K+, Ca+2 ve Cl- düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı değişimlerin olduğunu göstermiştir. Ancak bu değişimler kronik süreçlerde akut sürece oranla çok daha fazla olmuştur. Kas dokusu besin kalitesi değerleri incelendiğinde toplam protein, lipit ve ham kül düzeylerinde her iki süreçte te de anlamlı değişimler olduğu görülmüştür. Fakat kas dokusunun su içeriklerinde önemli bir değişim gözlenmemiştir. Kas dokularında fazla değişim lipit ve ham kül düzeylerinde olmuştur.
Sıçanlarda (Rattus norvegicus) gebelik öncesi stresin, yavru hipokampüsleri üzerinde, cinsiyete bağlı nöro-morfolojik etkileri
Bu çalışmada, gebelik öncesi strese sahip dişi sıçanların, yavru hipokampüslerinin Dentate Gyrus bölümündeki granülar nöronların morfolojik değişimleri araştırılmıştır. Genç, yetişkin dişi sıçanlar, beklenmedik stres etkenlerine maruz bırakıldıktan sonra iki gruba ayrılırlar. Gruplardan biri travma sonrası hemen çiftleştirilmiş, diğer grup ise travmadan iki hafta sonra çiftleştirilmiştir. Yavrular yetişkin olduktan sonra hipokampüsleri incelenmiş; granülar nöronların, dendrit uzunlukları, dendrit dallanma sayısı ve toplam dendritik spine (çıkıntı) sayısı hesaplanmış; stres ve kontrol gruplarının cinsiyete ve hemisfere göre karşılaştırılması yapılmıştır. Buna göre, dendrit dallanma sayısının dişi ve erkek yavrularda farklı olduğu tespit edilirken; dendrit uzunluğu ve dendritik spine (çıkıntı) sayısında strese dayalı farklılıklar görülmemiştir. Gebelik öncesi stresin dişi yavrularda dendrit dallanma sayısını arttırdığı, erkek yavrularda ise azalttığı kantitatif olarak hesaplanmıştır. Bununla birlikte, hemisferler arasında fark bulunmamıştır.
Alüminyum, bakır ve titanyum nanopartiküllerinin sıçan (Rattus norvegicus var. Albinos) antioksidan, ozmoregülasyon ve sinir sistemleri üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, metal-oksit (Al2O3, CuO, TiO2) nanopartiküllerinin (NP) memelilerde yapmış olduğu etkiler araştırılmıştır. Bunun için yetişkin dişi sıçanlara (Rattus norvegicus var. albinos) Al2O3, CuO, TiO2 NP'leri 14 gün süresince oral olarak farklı dozlarda (0, 0.5, 5, 50 mg/kg/gün) verilmiştir. NP'lerin antioksidan sistemi (karaciğerde), sinir sistemi (beyinde) ve ozmoregülasyon sistemi (ince bağırsak ve böbrekte) üzerine olan etkileri organlara özgün biyobelirteçler kullanılarak incelenmiştir. Veriler NP'lerin sıçan antioksidan sistem parametreleri üzerinde oldukça etkili olduklarını göstermiştir. Sıçan karaciğerinde CAT, SOD, GPx, GR ve GST aktiviteleri en az bir NP tarafından değiştirilirken, benzer şekilde enzimatik olmayan glutatyon (toplam, redükte, okside GSH) düzeyleri de özellikle Ti NP tarafından artırılmıştır. Ancak oksidatif stres göstergesi olan GSH/GSSG oranı sadece Al ve Cu NP'ler tarafından artırılmıştır. Karaciğer TBARS düzeyi Cu NP tarafından artırılırken, Ti NP tarafından azaltılmıştır. ATPaz aktivitelerinde en fazla değişim toplam ve Na,K-ATPaz aktivitelerinde olup, bunu Mg-ATPaz izlemiştir. Beyin ATPaz'larının en hassas enzimler olduğu görülmüştür. Bütün NP'ler beyin AChE aktivitesinde azalmalara neden olmuştur. Geçirimli Elektron Mikroskobu (TEM) ile NP'lerin bütün dokularda biriktiği gösterilmiştir.
Silikon dioksit nanopartiküllerinin larval dönem Labidochromis caeruleus (Fryer, 1956) (Teleostei: Ciclidae) üzerine histopatolojik etkileri
Bu çalışmada, silikon dioksit nanopartiküllerinin (SiO2NP) Labidochromis caeruleus (L. caeruleus) türü balık larvalarına etkileri histolojik yönden araştırılmıştır. Bunun için anaç balıklar laboratuvarda çoğaltılmış, bir günlük larvalar kontrol ve deney grubu olarak ikiye ayrılmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir işlem yapılmamış, deney gruplarına SiO2NP'leri üç farklı dozda (50 mg/L, 100 mg/L ve 200 mg/L) uygulanmıştır. Madde uygulaması 96 saat süreyle yapılmıştır. Akvaryum sularının %50'si 24 saatlik aralıklarla, test çözeltisi içerisindeki nanopartikül konsantrasyonu değişmeyecek şekilde yenilenmiştir. Tüm gruplara ait larvalar rutin histolojik prosedürden geçirilerek daimi preparat haline getirilmiş, mikroskopta incelenerek değerlendirilmiştir. SiO2NP'leri uygulanan tüm deney gruplarına ait balıkların değerlendirilen solungaç, karaciğer, göz ve beyin dokularında bazı yapısal değişimler tespit edilmiştir. Solungaç dokusunda lamel şekillerinde bozulma, primer lamellerde kopma ve ayrılma, sekonder lamellerde kısalma ve kopma, epitellerinde ayrılma gözlenmiştir. Karaciğerde kapsül altında ödem, hepatositlerde piknotik nükleus, parankimanın farklı bölgelerinde nekroz ve geniş vakuoller izlenmiştir. Göz dokusunda kornea tabakasında incelme, lens epitelinde ayrılma ve lens liflerinde parçalanmalar dikkati çekmiştir. Beyin dokusunda, sadece yüksek doz grubunda olfaktör bölgenin anterior kısmı, medulla oblongata ve spinal kordda astrositler yoğun izlenmiştir. Bu yapısal değişimler solungaç ve karaciğer dokularında ileri, gözde orta, beyinde hafif düzeydedir. Anahtar Kelimeler: Silikon dioksit, Nanopartikül, Labidochhromis caeruleus, Histopatoloji.
Farklı yüksekliklerde yaşayan Pelophylax bedriagae (Camerano, 1882) (Anura: Ranidae) populasyonlarının yaş, boy ve bazı büyüme parametreleri bakımından karşılaştırılması
Pelophylax bedriagae'nin iki farklı rakımdaki populasyonunun vücut büyüklükleri ölçülmüş ve iskelet kronolojisi yöntemi uygulanarak yaş tayinleri yapılmıştır. Bireylerin yaşları parmak kemiklerinden alınan enine kesitlerdeki yaş halkaları (LAG) sayılarak belirlenmiştir. Vücut büyüklüğü (SVL) erkek bireylerde 48,14-90,00 mm, dişi bireylerde 36,47-92,35 mm ve juvenil bireylerde 27,63-39,57 mm arasında değişmektedir. Vücut büyüklüğü bakımından Bozdağ populasyonu erkek bireyleri Karacasu populasyonu erkek bireylerinden daha büyük olup, bu sonuç istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Hem Bozdağ hem de Karacasu populasyonundaki erkek ve dişi bireylerin eşeysel olgunluğa 3-4 yaşlarında ulaştıkları tespit edilmiştir Her iki populasyon için de maksimum yaş erkek bireylerde 10 yıl, dişi bireylerde ise 9 yıl olarak belirlenmiştir. Bozdağ ve Karacasu populasyonlarında erkek ve dişi bireylerin ortalama yaşları birbirine benzer olup, istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Her iki populasyon için de yaş ve SVL arasında pozitif ve kuvvetli bir ilişki tespit edilmiştir. Bozdağ populasyonu için erkek baskın, Karacasu populasyonu için ise dişi baskın eşeysel dimorfizm saptanmıştır.
Yedigöller milli parkı'nda yetişen vasküler bitkilerden izole edilen mikrofunguslar üzerine taksonomik bir çalışma
Bu araştırma, Yedigöller Milli Parkı'nda 2018-2022 yılları arasında yapılmıştır. Alanda yapılan çalışmalar sonucunda, 108 farklı konukçu bitki üzerinde gelişen 187 tür mikrofungus tespit edilmiştir. Bu araştırma sonucunda 1 familya, 6 cins ve 40 tür mikrofungus ülkemiz için yeni kayıt olarak tespit edilmiştir. Bunlar; Flammocladiellaceae familyası, Acrocordiella O.E. Erikss., Flammocladiella Crous, L. Lombard & R.K. Schumach., Jahnula Kirschst., Ruzenia O. Hilber, Scopinella Lév., Seifertia Partr. & Morgan-Jones cinsleri ve Acrocordiella occulta (Romell) O.E. Erikss., Ascochyta alkekengi C. Massal., Ascochyta daturae Sacc., Ascochyta evonymi Pass., Ascochyta infuscans Ellis & Everh., Ascochyta mercurialis Bres., Biscogniauxia marginata (Fr.) Pouzar, Biscogniauxia repanda (Fr.) Kuntze, Cercospora datiscicola Esfand., Cercospora mercurialis Pass., Coronophora angustata Fuckel, Discosia strobilina Lib., Epichloe typhina (Pers.) Brockm, Eutypella staphylina Rehm, Filiella pastinacae (P. Karst.) Videira & Crous, Flammocladiella decora (Wallr.) Lechat & J. Fourn., Hysterobrevium smilacis (Schwein.) E. Boehm & C.L., Jahnula aquatica (Kirschst.) Kirschst., Kalmusia ebuli Niessl, Lylea tetracoila (Corda) Hol.-Jech., Microdiplodia subtecta Allesch., Mycosphaerella laureolae (Desm.) Lindau, Ostropa barbara (Fr.) Nannf., Phyllosticta datiscae P. Syd., Plagiosphaera immersa (Trail) Petr., Plasmopara epilobii J. Schröt., Podosphaera helianthemi (L. Junell) U. Braun & S. Takam., Pseudocercospora sambucigena U. Braun, Crous & K. Schub., Pseudoperonospora urticae (Lib.) E.S. Salmon & Ware, Puccinia astrantiae Kalchbr., Puccinia saniculae Grev., Ramularia chamaedryos (Lindr.) Gunnerb., Ramularia sphaeroidea Sacc., Rhabdospora visci (Bres.) Kuntze, Rhizosphaera pini (Corda) Maubl., Ruzenia spermoides (Hoffm.) O. Hilber, Scopinella solani (Zukal) Malloch, Seifertia azaleae (Peck) Partr. & Morgan-Jones, Septoria saxifragae-stellaris Krusch, Tubeufia cerea (Berk. & M.A. Curtis) Höhn. türleridir. Ayrıca Sorbus aucuparia L. canlı yaprakları üzerinde bulunan Podosphaera arcuatispora G. Doğan, Erdoğdu, U. Braun sp. nov. türü ise ilk defa bilim dünyasına tanıtılmıştır.
Titanyum dioksit'in (TiO2) ergin Labidochromis caeruleus (fryer, 1956) türüne genotoksik etkileri: Mikronükleus testi
Amaç: Bu çalışmada; titanyum dioksit (TiO2) nanopartikülünün, laboratuvar araştırmalarında en çok kullanılan balık türlerinden biri olan Labidochromis caeruleus (Fryer, 1956) türü üzerine olası genotoksik etkilerinin mikronükleus testi ile araştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Yöntem: 28 erkek ve 27 dişiden oluşan L. caeruleus'un ergin bireyleri 24 saat, 48 saat ve 96 saatlik periyotlarla 25 mg/L, 50 mg/L ve 100 mg/L konsantrasyonda TiO2 ile muamele edilmiştir. Negatif kontrolde dinlendirilmiş su, pozitif kontrolde ise 5 mg/L EMS (Etil Metan Sülfonat) kullanılmıştır. Uygulama sürelerinin sonunda solungaç ve kuyruk kanından alınan örneklerle preparat hazırlanmıştır. Mikroskop incelemesinde solungaç ve kuyruk örneklerinin her biri için 3000'er adet olmak üzere balık başına toplam 6000 hücre sayılmıştır. Elde edilen veriler SPSS Statistics-22 istatistik programında analiz edilmiş ve karşılaştırma yapılmıştır. Bulgular: Mikronükleus (MN) frekansı analizi sonucunda; tüm deney gruplarında MN frekanslarının negatif kontrol grubuna kıyasla artış gösterdiği fakat bu artışın tüm gruplarda anlamlı düzeyde olmadığı tespit edilmiştir. Kuyruk örneklerinin MN frekanslarının, solungaç örneklerine göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Morfolojik nükleus düzensizlikleri analizine göre; solungaç ve kuyruk örneklerinin tamamında binükleus, çentikli nükleus, tomurcuklu nükleus ve loblu nükleus frekansları negatif kontrol grubuna kıyasla artış göstermiştir. Toplam genotoksik hasar frekanslarının tüm gruplarda negatif kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç: TiO2 ile muamele edilen deney gruplarında MN frekansları bakımından konsantrasyon-süre etkileşiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu, uygulama süresindeki artışın MN frekanslarında artışa yol açtığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Labidochromis caeruleus, Mikronükleus, Morfolojik Nükleus Düzensizlikleri, Nanopartikül, Titanyum dioksit.