Discipline

Anesthesiology and Reanimation

Fırat University

772

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt ekstremite cerrahisinde anestezi tekniği ve ortam ısısının hasta termoregülasyonu ve derlenmesi üzerine etkileri

ÖZETHipotermi anestezi uygulamaları sırasında en sık karşılaşılan ve beraberinde olumsuzlukları getiren bir termoregülatuvar bozukluktur. Çalışmamızın amacı alt ekstremite cerrahisi uygulanan hastalarda anestezi tekniği ve ortam ısısının termoregülasyon üzerine etkilerini belirlemektir.Çalışmaya, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Etik Kurul onayı alındıktan sonra alt ekstremite cerrahisi planlanan, yaşları 18-60 arasında değişen, ASA I-II risk grubunda olan 90 erkek hasta alındı. Hastalar önce uygulanan anestezi tekniğine göre genel anestezi (GA), epidural anestezi (EA) ve femoral-siyatik blok (FS) olmak üzere rastgele üç gruba ayrıldı. Gruplar daha sonra oda ısısının 20-22 °C (I) ve 23-25 °C (II) olmasına göre alt gruplara (Grup GA I, GA II, EA I, EA II, FS I ve FS II) ayrıldı. Premedikasyon uygulanmayan hastalar standart olarak monitorize edildi. Isı probları ise timpanik membran, aksilla, göğüs, kol, ön kolun ½ orta iç yüzü, el orta parmak pulpasına yerleştirildi ve anestezi indüksiyonundan hemen önce (bazal), anestezi indüksiyonundan sonra 5., 10., 15., 20., 30., 45., 60., 90. ve 120. dakikalarda ölçülerek ortalama cilt ısısı (OCI) ve ortalama vücut ısısı (OVI) hesaplandı. Cerrahi bitiminde ise derlenmeye kabul, 15., 30., 45. ve 60. dakikalarda timpanik membran, aksiler ısı, derlenme oda ısısı, VAS ile ağrı değerlendirmesi, titreme ve bulantı-kusma skorları kaydedildi.Hastaların demografik verileri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Bütün gruplarda anestezi uygulaması ile birlikte timpanik ve OVI'da azalma, OCI'da artış gözlendi. Farklı oda ısısı ve anestezi teknikleri uygulanan hastalarda timpanik ısıda gruplar arasında anlamlı değişiklik saptanmadı (p>0.05). Grup GA I'de Grup GA II'ye göre OCI'nin 5., 10., 15., 20., 60 ve 90. dakikalarda anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0.05). Grup GA I'de, Grup GA II'ye göre OVI'nin bazal dönemde anlamlı olarak düşük olduğu saptandı (p<0.05). Grup GA I'nin 5. dakikadaki OCI'nın, Grup FS I'ye göre anlamlı olarak düşük olduğu gözlendi (p< 0.05). Postoperatif dönemde gruplar arasında karşılaştırılmada timpanik ısı, aksiller ısı, bulantı-kusma skorlarında anlamlı bir farklılık olmadığı belirlendi. Titreme skoru Grup GA I'de, VAS skoru Grup GA I ve Grup GA II'de diğer gruplara göre yüksek olduğu saptandı (p<0.05).Sonuç olarak çalışmamızda uygulanan anestezi teknikleri arasında anlamlı farklılık olmamasına rağmen oda ısısından gruplardan sadece genel anestezi uygulanan hastaların etkilendiği görüldü.Anahtar kelimeler: Termoregülasyon, Genel anestezi, Epidural anestezi, Femoral-siyatik blok, Ortam ısısı

AmeliyathanelerAnestezi-epiduralAnestezi-genel+3
Fadime Tosun
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomilerde intraperitoneal ve insizyonel bupivakain veya levobupivakain uygulamalarının postoperatif tramadol hcı tüketimine etkisi

Elektif laparoskopik kolesistektomi cerrahisi geçiren hastalara intraperitoneal ve insizyonel olarak uygulanan bupivakain veya levobupivakainin postoperatif dönemde HKA cihazı ile uygulanan tramadol HCI tüketimine olan etkisini bulmayı amaçladık.Bu amaçla 60 hastayı rastgele 3 gruba ayırdık ve Grup K kontrol grubu, grup B bupivakain grubu, Grup L levobupivakain grubu olarak tanımladık. Operasyon sonunda Grup K?daki hastalara, cerrahi işlemin sonunda 100 ml %0,9 NaCI 'nın 80 ml'si sırasıyla safra kesesi yatağına, sağ ve sol subdiyafragmatik alanlara püskürtüldükten sonra, 20 ml'si ise port giriş yerlerine 5'er ml olacak şekilde infiltre edildi. Grup B?de bupivakain ( 5 mg/ml 20 ml, 80 ml %0,9 NaCI ile sulandırılarak toplam 100 ml solüsyon), Grup L?de levobupivakain ( 5 mg/ml 20 ml, 80 ml %0,9 NaCI ile sulandırılarak toplam 100 ml solüsyon) belirtilen yerlere uygulandı. Hastalar ekstübasyon sonrası derlenme odasına alındı ve geliş saati 0 olarak kabul edildi. İlk VAS değerlendirmesi yapıldı. Hastalar derlenme ünitesine alındıktan sonra HKA cihazı ile tramadol HCI 50 mg yükleme dozu, 5 mg/saat bazal infüzyon, 20 mg bolus doz, 30 dakika kilitli kalma süresi ve 4 saat limiti 200 mg olacak şekilde uygulandı. Hastaların 0., 30.dk. ile 2., 4., 8., 12. ve 24. saatlerde istirahatte ve öksürürken VAS değerleri sorgulandı ve 24 saat için toplam kullanılan analjezik miktarları kaydedildi.Sonuç olarak, laparoskopik kolesistektomide intraperitoneal ve insizyonel olarak bupivakain veya levobupivakain uygulamasının, postoperatif dönemde kullanılan tramadol HCI tüketimini azalttığı ve ağrı tedavisinde etkili bir uygulama olabileceği kanısına vardık.Anahtar Kelimeler: Laparoskopik kolesistektomi, Bupivakain, Levobupivakain, Postoperatif ağrı, Tramadol HCI

AnaljeziklerAğrı-postoperatifBupivakain+3
Özgür Düzgöl
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi yoğun bakım ünitesinde mortaliteyi etkileyen risk faktörlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışma, 2009-2012 arasında, Fırat Üniversitesi (FÜ) Tıp Fakültesi Anestezi Yoğun Bakım Ünitesinde yatmış ve tedavi görmüş hastaların mortaliteyi etkileyen risk faktörlerini inceleyen, daha sonraki çalışmaların planlanmasında yol gösterici bir araştırma olarak amaçlanmıştır.Retrospektif incelemesi yapılan 1800 hastanın dışlanma kriterleri göz önüne alındığında 555 hasta çalışma programına alındı. Çalışma dışı kalan hastaların; (%20,6) 24 saatten az süre Yoğun Bakım Ünitesinde kalan, %3,7?si 18 yaşından küçük %2,5?i kardiyovasküler cerrahi girişim geçiren, %12,5?i malignite, %6,2?i suisit girişiminde bulunan, %4,5?i veri eksikliği, %50?i GKS: 4E ve altı olan olan şeklinde yer alıyordu. Çalışmaya alınan hastaların %53?ü erkek, %47?i kadın hastaydı. Yaşlarına göre hastalar dekatlara ayrılarak incelendi ve en fazla hastanın 7. dekatta olduğu saptandı. 1.ve 9. dekat yaş gruplarında hasta sayısının çok düşük oranlarda kaldığı görüldü (%1,3ve %1,4). Yoğun bakım ünitesine kabul edilen hastaların en büyük bölümünü nöroşürirji girişimi geçiren hastalar oluşturuyordu. Hastaların 82 farklı klinik tabloyla yoğun bakım ünitesine alındığı görüldü. Hastaların kabul ediliş gerekçesinin en sık solunum sıkıntısı, şuur bulanıklığı (%42,9) olduğu saptandı. Hastaların yoğun bakım ünitesinde kalış süresi 2 ile 71 gün arasında değişmekteydi. Taburcu olarak evlerine ya da tedavilerinin sürdürülmesi için kliniklerine gönderilen hastaların oranı (%40,7) olarak bulunurken, ölen hastaların oranı (%59,3) olarak saptandı. Anksiyete ve ağrı amaçlı ilaç kullanımı incelendiğinde (%22,8) oranla anestetik ajanların yer aldığı saptandı.Her iki yolla beslenme programına alınan hastaların sayısı 48 kişi (%8,6) idi. 119 hasta insülin kullanmıştı (%21,4). Bu hastalardan100 kişi (%18) önceden diyabetli hastalardı. İnotrop kullanımı 174 (%31,4) idi. Hastaların yatıştaki GKS değerleri yükseldikçe, yoğun bakım ünitesinde kalış sürelerinin kısaldığı saptandı. APACHE skoru yükseldikçe, yoğun bakım ünitesinde kalış sürelerinin arttığı, yoğun bakım ünitesinden taburcu edilme veya kliniklerine gönderilme olasılığının azaldığı saptandı. Yoğun bakım ünitelerine kabul edilecek hastaların seçiminde belirlenmişkriterler olmalıdır. Hasta kabulündeki sorunlar yoğun bakım ünitesinin sonuçlarını vetkileyen, mortaliteyi artıran ve kalış süresini uzatan önemli faktörlerden biri olduğu görülmektedir. İncelemelerimiz neticesinde Yoğun Bakım Ünitemize yüksek riskli hastaların, sadece izlem amacıyla kabul edildiği saptanmıştır. Bu durum, yoğun bakım ünitesinin mortalite oranını yükselten en büyük sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.Anahtar sözcükler; Yoğun Bakım, Mortalite, Sonuçlar

AnesteziMortaliteRisk faktörleri+1
Ramazan Orhan
Fırat University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Rejyonel anestezi sonrası görülen komplikasyonların değerlendirilmesi

Çalışkan A. Rejyonel anestezi sonrası görülen komplikasyonların değerlendirilmesi. Bülent Ecevit Üniversitesi Tıp Fakültesi, Anesteziyoloji ve Reanimasyon Tezi. Zonguldak 2012.Ocak 2009 - Aralık 2010 tarihleri arasında rejyonel anestezi altında opere edilen olgulara ait komplikasyonlar retrospektif olarak araştırıldı. Belirlenen süre içerisinde 2000 hastanın bilgilerine ulaşıldı. Ek anestezik yöntem olarak genel anestezi almayan 1568 vakanın komplikasyonları analiz edildi. Komplikasyonlar preoperatif, perioperatif ve postoperatif olmak üzere üç başlık altında toplandı ve tedavileri kaydedildi. Çalışmamızda 1568 olgunun 585'inde (%37,3) komplikasyon geliştiği tespit edildi. En çok görülen komplikasyon %16,8 (n=264) oranı ile hipotansiyondu. Diğer görülen komplikasyonlar ise bradikardi %9,5 (n=149), bulantı kusma %15 (n=235), disritmi %0,5 (n=8), kardiyak arrest %0,2 (n=3), kaza ile dura delinmesi %1,1 (n=17), hipertansiyon %2,7 (n=42), Postdural baş ağrısı %0,2 (n=3), aşırı postoperatif ağrı %1,1 (n=17), motor defisit %0,3 (n=5), duyusal defisit %0,1 (n=2), titreme %0,1 (n=1) oldu. Erkeklerde komplikasyon görülme oranı %27,8 (n=243) iken bu oran kadınlarda % 49,2 (n=342) idi (p<0,001). Bradikardi (n=103) erkeklerde daha fazla görülürken; hipotansiyon (n=189), bulantı (n=189) ve aşırı ajitasyon (n=31) kadınlarda daha fazla görüldü. 65 yaş ve üstü 349 hastanın 123'ünde (%35,2) komplikasyon geliştiği tespit edildi. En çok görülen komplikasyon %12,6 (n=44) ile hipotansiyondu. Diğer komplikasyonlar bulantı kusma %3 (n=12), bradikardi %11,7 (n=41), hipertansiyon %4,6 (n=16), disritmi%1,4 (n=5), kardiyak arrest %0,6 (n=2), kaza ile dura delinmesi %2,6 (n=11) olarak saptandı. 65 yaş ve üstü hastalarda komplikasyonlar açısından cinsiyet farkı anlamlı bulunmadı (p =0,093). Çalışmamızda hipotansiyon görülen vakalarda tedaviye ihtiyaç duyulmayan hasta oranı %0,4 iken; bradikardi görülen vakalarda ise bu oran %0,7 olarak bulundu.Sonuç olarak; tüm hasta gruplarında en sık görülen komplikasyon hipotansiyon olmuştur.

Anestezi-kondüksiyonGeriatriKomplikasyonlar+2
Aydan Çalışkan
Zonguldak Bülent Ecevit University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi uygulamalarının serum selenyum, bakır, çinko, demir seviyesi ve antioksidan kapasite üzerine etkileri

Bu çalışmada genel anestezi idamesinde sevofluran, desfluran ve propofol uygulamalarının serum selenyum (Se), bakır (cu), çinko (Zn), demir (Fe) seviyeleri ve malondialdehit (MDA), glutatyon peroksidaz (GPx) ölçümleri ile antioksidan kapasite üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Genel anestezi altında turnike uygulanacak tek taraflı alt ekstremite cerrahisine girecek ASA I-III risk grubunda 18 yaş üstü 60 hastaya operasyondan 30 dakika önce 0.07 mg/kg intramüsküler midazolam premedikasyonu uygulandı. Operasyon odasında rutin monitörizasyondan sonra damar yolu açıldı. Bazal serum Se, Cu, Zn, Fe, MDA ve GPx seviyelerini tespit için kan örneği alındı. Anestezi indüksiyonunda 2-2.5 mg/kg propofol, 1 mg/kg lidokain ve 0.6 mg/kg rokuronyum intravenöz (iv) uygulandı. Randomize üç eşit gruba ayrılan olguların anestezi idamesinde % 50:50 O2:N2O 4L/dk taşıyıcı gaz altında Grup S'ye 1 MAC sevofluran, Grup D'ye 1 MAC desfluran, Grup P'ye % 50:50 O2:hava 4L/dk taşıyıcı gaz altında 6 mg/kg/saat propofol ve 1 mcg/kg/saat fentanil infüzyonu iv uygulandı. Entübasyonu takiben opere edilecek ekstremite eleve edildikten sonra Esmarch bandajı ile sarılarak, 300 mmHg basınçta turnike uygulandı. İntraoperatif arteriyel kan basıncı ve kalp atım hızı değerlerinde bazal değerlerin % 20 ve üzeri artış olursa 50 mcg fentanil iv uygulanması planlandı. Hastaların demografik verileri, operasyon ve turnike süreleri, kullanılan fentanil miktarları, kanama ve verilen kan miktarları kaydedildi. Postoperatif 0, 24, ve 48. saatlerde serum selenyum, bakır, çinko, demir, MDA ve GPx seviyelerinin tespiti için yeniden kan örnekleri alındı. İstatistiksel değerlendirme sonucunda Grup S ve P'de oksidatif stres belirteçlerinden MDA seviyelerinin postoperatif 48.saatte bazal değerlere göre azaldığı ve antioksidan durum belirteçlerinden GPx seviyelerinin bazal değerlere göre arttığı, Grup D'de ise değişmediği gözlendi. Eser elemetlerden selenyumun Grup S'de postoperatif 0. ve 48.saatlerde, Grup P'de 24. ve 48. saatlerde, çinkonun Grup D'de 24. saatte ve Grup P'de 24.ve 48.saatlerde, demirin her üç grupta da postoperatif 24. ve 48. saatlerde azaldığı, bakırın ise her 3 grupta da bazal değere göre değişmediği gözlendi.Çalışma sonunda MDA ve GPx belirteçleri dikkate alındığında propofol ile genel anestezi idamesinin oksidatif strese karşı antioksidan sistemi aktive ettiği ve antioksidan sistemin kullanımına bağlı olarak Se ve Zn seviyelerini azalttığı, sevofluran ile genel anestezi idamesinin oksidatif strese karşı antioksidan sistemi aktive ettiği ve antioksidan sistemin kullanımına bağlı olarak Se seviyelerini azalttığı, desfluran ile genel anestezi idamesinin oksidatif stres ve antioksidan sistem üzerine bir etkisi olmadığı ve dolayısıyla eser element seviyelerini değiştirmediği, ancak her üç yöntemin de serum Fe seviyelerini azalttığı kanısına varıldı.

AnestetiklerAnesteziAntioksidanlar+7
Mehmet Akın
Zonguldak Bülent Ecevit University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi uzmanlarının sünnet vakalarında uyguladıkları anestezi yöntemleri: Ulusal anket çalışması

Çalışmamızda Türkiye genelinde çalışan anestezi uzmanlarının sünnet vakalarında uyguladıkları anestezi yöntemlerindeki tutum ve davranışlarını ile bunların uygulamaya yansımasını araştırmayı amaçladık. Bu amaçla hazırladığımız anket ile ülkemizdeki anestezi uzmanlarının sünnet operasyonları için seçtiği anestezi uygulama yöntemleri ve uygulanan ilaçları saptarken, preoperatif istenen rutin tetkikler, intraoperatif monitorizasyon yöntemleri, postoperatif analjezi yöntemleri ile sık karşılaşılan komplikasyonların da belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız Bülent Ecevit Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu izni (Toplantı karar no:2012/10, tarih:02.05.2012 ) alındıktan sonra 15 Mayıs 2012 ve 01 Temmuz 2012 tarihleri arasında uygulandı. Anket verileri, anket formlarının elektronik veri tabanı üzerinden elektronik veri formu yoluyla elde edildi. Anket toplam 20 sorudan oluşmakta olup A bölümünde demografik verileri içeren 5 soru, B bölümünde sünnet anestezisi yöntemlerini ve komplikasyonları içeren 13 soru, C bölümünde postoperatif analjezi yöntemlerini içeren 1 soru ve D bölümünde monitörizasyon yöntemlerini içeren 1 soru bulunmaktadır. Elde edilen veriler, İstatistiksel değerlendirme SPSS 18.0 (SPSS Inc., Chicago, IL, USA) programı kullanılarak yapıldı. Tanımlayıcı istatistikler sayı ve yüzde olarak ifade edildi. Gruplar arasındaki farklılıklar ve değişkenler arasındaki ilişkiler Ki-kare testi ile incelendi. Sonuçlar % 95 güven aralığında değerlendirildi. Veriler anketimize katılmayı kabul eden 206 anestezi uzmanının yanıtları ile elde edilmiştir. Çalışmamızda ankete yanıt veren anestezi uzmanlarının %47,6 oranında 31-40 yaş aralığında, %56,3'ünün erkek olduğu, en fazla katılımın % 29,1 oranında Marmara bölgesinden ve %49,5 oranı ile en fazla Üniversite Hastanelerinden olduğu gözlendi. Sünnet operasyonlarının % 21,8 oranında çocuk cerrahisi ve üroloji bölümlerince gerçekleştirildiği ve operasyonun %31,6 oranında 3-6 yaş aralığında gerçekleştirildiği belirlendi. Preoperatif istenen rutin laboratuar tetkiklerinin %41,7 oranında tam kan sayımı + koagülasyon testlerinden oluştuğu saptandı. En sık kullanılan anestezi yönteminin laringeal maske (%9,7) uygulaması olduğu saptandı. Genel anestezi ve sedoanaljezi uygulamalarına ilave olarak bölgesel anestezi yöntemlerinin %37,4 sıklıkla kullanıldığı ve kaudal bloğun daha fazla tercih edildiği saptandı. Kaudal veya dorsal penil sinir bloğu uygulamalarında %31,6 oranında ultrason kullanıldığı ve sıklıkla bupivakain tercih edileceği gözlendi. Sedoanaljezi uygulamalarında en fazla midazolam + ketamininin (%11,7) tercih edildiği saptandı. Komplikasyonların dağılımına bakıldığında en fazla kanama (%22,3) ardından bronkospazm veya laringospazm (%17) ile karşılaşıldığı belirlendi. Postoperatif analjezi için en fazla parasetamol'un (%17,5) tercih edildiği saptandı. Anestezi veya sedoanaljezi uygulamalarında tercih edilen monitörizasyon yöntemlerinin dağılımına bakıldığında ASA standart monitörizasyonun %20,2 oranında tercih edildiği gözlendi. Çalışmaya katılım dikkate alındığında bu anket, sünnet vakalarına uygulanan anestezi yöntemleri konusunda tek başına yeterli olmamasına rağmen konuya dikkat çeken bir ön çalışma olarak kabul edilmelidir. Bunun yanı sıra uluslararası öneriler çerçevesinde geliştirilmiş günübirlik cerrahilerde anestezik yaklaşım protokollerinin toplumumuzun sosyo-kültürel yapısı ile uyumlu olacak biçimde uygulanabilmesine yönelik sünnet olgularında ulusal standart anestezi protokollerinin geliştirilmesine ihtiyaç olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Anestezi Uzmanı, Sünnet Vakalarında Anestezi Uygulamaları, Anket

AnesteziAnketlerDoktorlar+2
Cafer Altaş
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi indüksiyonunun koku işlevine ve koku hafızası üzerine olan etkileri

Bu çalışmada rutin genel anestezi uygulamalarının postoperatif koku işlevi ve koku hafızasına olan etkilerini araştırmayı amaçladık. Genel anestezi altında ASA I-II risk grubunda elektif şartlarda opere edilecek, endotrekeal entübasyon gerektiren, operasyon süresi 40-180 dakika arasında olması planlanan, 18–60 yaş arası 97 olgu çalışmamıza dahil edildi. Hastalar rastgele 3 gruba ayrıldı. Grup PP (Propofol-Propofol grubu n=33), Grup PS (Propofol-Sevofluran grubu n=34), Grup SS (Sevofluran-Sevofluran grubu n=30). Hastalara operasyondan 30 dakika önce (T1) butanol eşik testi ve koku idendifikasyon testi uygulandı. Rutin monitörizasyonu takiben anestezi indüksiyonu Grup PP ve Grup PS'de propofol 2-2,5 mg/kg ve remifentanil 1 µg/kg ile Grup SS'de yüz maskesi ile %7 konsantrasyonda sevofluran ve remifentanil 1 µg/kg ile sağlandı. Tüm gruplara 0,6 mg/kg rokuronyum uygulandı ve entübasyon sağlandı. Anestezi idamesi Grup PP'de ilk 10 dk 10 mg/kg/s, sonraki 10 dk 8 mg/kg/s daha sonraki sürede 6 mg/kg/s propofol ve 0,2 µg/kg/dk remifentanil infüzyonu ile Grup PS ve Grup SS'de ise 1 MAC sevofluran ve 0,20 µg/kg/dk remifentanil infüzyonu ile sağlandı. Tüm gruplarda %50:50 O2:hava şeklinde 4L/dk taze gaz akımı uygulanarak, Et CO2 30–35mmHg olacak şekilde tidal volüm ve frekans ayarlandı. Postoperatif 30. dakikada (T2), postoperatif 8. saat (T3) ve postoperatif 24. saatlerde (T4) koku eşik ve koku identifikasyon testleri yeniden uygulandı. Olguların demografik verileri (yaş, cinsiyet, kilo), ASA değerleri ile koku identifikasyon ve koku eşik test değerleri kaydedildi. Her üç anestezi uygulama yönteminin de operasyondan 30 dakika sonraki dönemde koku eşik değerini bazal değerlerine göre arttırdığı, diğer dönemlerde SS ve PS grubunda koku eşik değerlerindeki bozulmanın postoperatif 24 saat boyunca devam ettiği, PP grubunda ise postoperatif 8. saatten itibaren koku eşik değerlerinin bazal seviyeye döndüğü gözlendi. Koku identifikasyon test değerlerinde PP grubunun da postoperatif 8. ve 24. saatlerde bazal değerlere göre artış gözlendi. SS ve PS gruplarında postoperatif 30. dakikada koku identifikasyon test değerlerinde azalma olduğu postoperatif 8. saatte ise bazal değerlerine döndüğü gözlendi. Postoperatif 24. saatte ise bazal değerlerine göre artış olduğu gözlendi. Çalışma sonunda anestezi indüksiyonu ve idamesinde sevofluran kullanılan gruplarda koku algılanmasını olumsuz yönde etkilediği, koku hafızasında ise geçici bir bozukluğa yol açtığı, indüksiyon ve idamede propofol kullanımının ise koku algılamasında yalnızca erken dönemde geçici bozukluk meydana getirdiği, koku hafızasında ise herhangi bir bozukluğa yol açmadığı hatta koku hafızasını düzeltebileceği kanısına varılmıştır. Geçimi ve güvenliği koku alma ile yakından ilgili olan insanlarda ve özellikle de postoperatif erken dönemde derlenmenin önem sağlayacağı günübirlik cerrahiler gibi işlemlerde genel anestezi uygulamalarında mümkünse anestezi indüksiyonu ve idamesinde propofolün tercih edilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Anestezi indüksiyonu, koku işlevi, koku hafızası, sevofluran, propofol.

AnestetiklerAnesteziKoku duyusu+3
Üstün Sezer
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Total kalça operasyonlarına giren yaşlı hastalarda serebral oksijen saturasyonu değişiklikleri

Bu çalışmada genel anestezi altında total kalça protezi (TKP) operasyonlarına giren yaşlı hastalarda rejyonal serebral oksijen saturasyonu (rSO2) değişikliklerini ve postoperatif kognitif disfonksiyonu engellemek için rSO2 monitörizasyonunun postoperatif kognitif fonksiyonlar üzerine etkisini araştırmayı amaçladık. Genel anestezi altında total kalça protezi cerrahisine girecek ASA I-III risk grubunda 60 yaş üstü 50 olgu çalışmaya dahil edildi. Premedikasyon uygulanmayan tüm olgulara, operasyon odasına alınmadan önce eğitim durumlarına uygun hazırlanmış mini mental test (MMT), sayı menzili testinden oluşan nörokognitif testler uygulandı. Operasyon odasına alınan olgulara rutin monitörizasyondan sonra damar yolu açıldı, ardından radial arter kateterizasyonu ve monitörizasyonu uygulandı. Olgular rastgele 2 gruba ayrıldı. Grup R (rSO2 takibi yapılacak n=25) ve Grup K (Kontrol grubu n=25). Grup I'de olguların sağ ve sol frontal bölgelerine bölgelerine fiberoptik serebral oksimetre sensörleri (INVOS 5100 Somanestic Inc, Troy, Mich) yerleştirilerek rSO2 monitörizasyonu sağlandı ve bazal rSO2 değerleri kaydedildi. Grup K'da ise herhangi bir rSO2 monitörizasyonu uygulanmadı. Anestezi indüksiyonunda 2- 2.5 mg/kg propofol, 1 mg/kg lidokain, 1 μg/kg remifentanil ve 0.6 m/kg rokuronyum intravenöz (i.v.) uygulandı. İdamede remifentanil (0,05-0,25 μg/kg/dk) infüzyonu ile 1 MAC desfluran %50:50 O2:hava şeklinde 4L/dk taze gaz akımı uygulanarak sağlandı. Hastalara santral kateterizasyon uygulandı. Hastaların demografik verileri, anestezi, operasyon, derlenme, hastanede kalış süreleri, kalp atım hızları (KAH), invaziv ortalama arteriyel kan basıncı (OAB), periferik O2 saturasyonu (SpO2), santral venöz basınç değeri, end tidal karbondioksit (EtCO2) değerleri, intraoperatif kullanılan rokuronyum ve remifentanil miktarları, kanama miktarları, replasman sıvıları ve replase edilen kan ürünleri miktarları, preoperatif ve postoperatif hemoglobin, hematokrit değerleri kaydedildi. Grup R'de ki hastaların serebral rSO2 değerleri bazal, indüksiyon sonrası, entübasyon sonrası 1.dk., cerrahi sonrası 1.dk., cerrahi sonrası sonrası 10.dk., çimentolama öncesi, çimentolama sonrası, operasyon bitiminde ve derlenme odasına geldikten sonra kaydedildi. Ek olarak minumum ve maksimum serebral rSO2 değerleri de kaydedildi. Anestezi yönetimi sırasında serebral rSO2'in bazal değerin %75 inin üzerinde tutulması hedeflendi. Serebral desaturasyon (serebral hipoksinin göstergesi), serebral rSO2'nin bazal değerin %75 inin veya 50 değerinin altında 15 saniye boyunca seyretmesi olarak tanımlandı. Serebral desaturasyon oluştuğunda; ventilatör, anestezi devresi ve baş pozisyonu kontrol edildi, FiO2'yi arttırarak kan oksijenizasyonu arttırıldı. EtCO2 normal aralığın üst seviyesinde tutulmaya çalışıldı. Eğer rSO2 değerleri düşük seyrediyorsa i.v. sıvılar ve vazokonstriktörler (efedrin) kullanılarak OAB bazal değerin %20 üst sınırına kadar yükseltildi. Hemotokrit %27 nin altına düştüğünde eritrosit süspansiyonu verildi. Grup K' da ise FiO2 ve EtCO2 normal aralıkta tutuldu. OAB bazal değerin %20 sinden fazla düştüyse OAB anestezik ilaç dozları azaltılarak ve i.v. sıvılar ve vazokonstriktörler (efedrin) kullanılarak tekrar bazal değerlerine yükseltildi. Hemotokrit %27 nin altına düştüğünde ise eritrosit süspansiyonu verildi. Tüm hastalara preoperatif olarak uygulanan nörokognitif testler postoperatif 1 ve 5. günlerde tekrarlandı. Tüm hastalara preoperatif olarak uygulanan nörokognitif testler postoperatif 1 ve 5. günlerde tekrarlandı. Grup R ve Grup K'da postoperatifHbve Htcdeğerleri preoperatif değerlere oranla düşük bulundu. Her iki grupta daKAHdeğerleri bazal değerleriyle karşılaştırıldığında entübasyon sonrası anlamlı yüksek, çimentolama öncesi ve sonrası anlamlı düşük bulunduHer iki grupta da tüm zamanlarda bazal değerler ile karşılaştırıldığında OAB değerlerinde anlamlı azalma, SPO2 değerlerinde anlamlı artış gözlendi. Grup R'de hem sağ hem sol hemisfer için yapılan tüm ölçüm dönemlerinde serebralrSO2 değerleri, bazal rSO2 değeri ile karşılaştırıldığında yüksek bulundu. Grup R'de postoperatif 1.ve 5. gün nörokognitif testlerden alınan puanlar preoperatif yapılan testlerden daha yüksek bulunurken Grup K da daha düşük bulundu. Çalışma sonucunda genel anestezi atında total kalça protezi operasyonlarına giren yaşlı hastalarda rejyonalserebral oksijen saturasyonumonitörizasyon ve takibinin bu hastalarda gelişebilen değişiklikleri anında farkederek serebral desaturasyonu, serebralhipoksi ve iskemiyi engelleyen önlemler alınmasını sağlaması açısından faydalı olduğu, buna bağlı olarak gelişmesi muhtemel postoperatif kognitif fonksiyon bozukluklarını azaltacağı kanısına varıldı. Anahtar Sözcükler: Total kalça protezi, rSO2, postoperatif kognitif disfonksiyon, MMT, sayı menzili testi

BilişBiliş bozukluklarıBilişsel işlevler+7
Hatice Kübra Ergen
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anksiyetenin ve genel anestezi uygulamalarının gebelerde farkındalık üzerine etkisi

Preoperatif anksiyetenin ve anestezik ajanların genel anestezi ile elektif sezaryen operasyonu geçirecek 90 gebe kadında farkındalık üzerine etkilerinin araştırılmasını amaçladık. Tüm hastalara preoperatif anksiyete durumunu değerlendirmek için Beck Anksiyete Değerlendirme Ölçeği uygulandı. Hastalar rastgele 3 eşit gruba ayrıldı. Rutin hemodinamik monitörizasyon, Bispektral indeks (BİS) mönitorizasyonu uygulandı. Damar yolu olmayan kola izole ön kol (İÖK) testi amacıyla pnömotik turnike yerleştirildi. Anestezi indüksiyonu Grup P'de propofol 2-2,5 mg/kg, Grup T'de tiyopental 5 mg/kg ve Grup K'da ketamin 1mg/kg ile sağlandı. Bilinç kaybı sonrası pnömotik turnike şişirildi ve süksinilkolin bolus uygulandı. Anestezi idamesi tüm gruplarda %2 sevofluran ile sağlandı. Entübasyon sonrası BİS ve hemodinamik veriler, end-tidal sevofluran (Etsevo) değerleri ve İÖK test yanıtları aralıklı olarak kaydedildi. Postoperatif Sayısal Ağrı Skalası (NRS) değerleri ve ilk analjezik yapılma zamanı kaydedildi. Farkındalığı anlamaya yönelik postoperatif 1. s, 3. s, 1. ve 3. gün Modifiye Brice Skalası'ndaki (MBS) sorular soruldu. Etsevo değerleri tüm gruplarda entübasyondan 7 dk sonra %1.2 değerlerine ulaştı. Grup K'da BİS değerleri diğer iki gruptan yüksek seyrederken İÖK testine verilen yanıtlar daha azdı. Ancak Grup K'da MBS sorularına verilen yanıtlarda diğer gruplara oranla daha fazla rüya görüldüğü ve ses duyulduğu belirlendi. Grup T'de ortalama arter basıncı seviyeleri ve 0. saat NRS değerleri diğer gruplardan yüksek seyretti, ilk analjezik yapılma zamanı da daha kısa bulundu. Grup P'de İÖK testine verilen yanıtlar Grup T'den daha azdı. Grupların preoperatif anksiyete seviyeleri benzer ve düşük bulundu. Bu nedenle anksiyetenin farkındalık üzerine etkisinin olmadığı kanısına varıldı. Tüm bu etkenler göz önüne alındığında sezaryen operasyonlarında anestezik ajanların farkındalık üzerine etkilerinin araştırılmasında intraoperatif farkındalığı tanımlamada tek başına hemodinamik parametreler, İÖK testi, BİS kullanımı, Etsevo konsantrasyonlarının ölçümü, MBS değerlendirmelerinin hangi anestezik ajanın daha iyi olduğunu belirlemede yeterli olamayabileceği, farkındalık tespiti için postoperatif daha geç dönemlerde de görüşme yapılmasının uygun olacağı, indüksiyonda propofol uygulamasının daha az farkındalığa neden olabileceği kanısına varılmıştır.

AnestetiklerAnesteziAnestezi-genel+6
Nilay Nur Gençoğlu
Zonguldak Bülent Ecevit University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sugammadeks ile nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde cinsiyetin etkisi

Bu çalışmada, genel anestezi ile cerrahi operasyon uygulanan hastalarda, sugammadeks ile nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde cinsiyetin etkisini araştırmayı amaçladık. Araştırmaya; ASA I-II, 18-65 yaş, 50 erkek 50 kadın toplam 100 olgu alındı. Olgular cinsiyetlerine göre erkek (grup E) ve kadın (grup K) olarak ayrıldı. Premedikasyon amacıyla 0.03 mg/kg iv midazolam yapılan hastalara operasyon masasında rutin hemodinamik ve TOF monitörizasyonu uygulandı. Nöromüsküler ileti monitörizasyonu için TOF-WATCH® SX cihazı kullanıldı. İndüksiyonda propofol 2 mg/kg, fentanil 1 mcg/kg ve lidokain 1mg/kg iv uygulandı. Kirpik refleksi kaybolunca periferik sinir stimülatörü ile kalibrasyon yapıldı. Kontrol TOF değeri alındı. Rokuronyum 0.6 mg/kg iv uygulandı. Rokuronyum uygulamasından TOF değerinin sıfır (TOF0) olmasına kadar geçen süre kaydedildi. Hastalar entübe edildi. Anestezi idamesi % 50:50 O2:N2O ve % 6 desfluran ile sağlandı. Cerrahi esnasında TOF oranı %25 olduğunda entübasyon dozunun ¼'ü oranında rokuronyum ilaveleri uygulandı. İlk TOF25'e ulaşma süresi kaydedildi. Tekrarlanan rokuronyum sayısı ve miktarı kaydedildi. Cerrahi bitiminde TOF değerleri TOFSON olarak kaydedildi. Cerrahi bitiminden sonra; TOF değeri %25 olduğunda hastalara nondepolarizan bloğu geri döndürmek için sugammadeks 2 mg/kg iv uygulandı. Sugammedeks uygulanmasından sonra TOF oranının %25'den %90'a ulaşma süresi (TOF25-90) kaydedildi. TOF değerinin %90'a ulaşması sonrasında desfluran sonlandırıldı. Solunum frekansının >8/dk, EtCO2 değerinin <50 mmHg, SpO2 değerinin >%90 olması ve yeterli tidal volüm oluşması halinde ekstübasyon uygulandı. Hastaların TOF90'a ulaşmasından, ekstübe edilmesine kadar geçen süre ekstübasyon süresi olarak adlandırıldı ve kaydedildi. Postoperatif bakım ünitesinde (PABÜ) postoperatif rezidüel kürarizasyon (PORK) takibi amacıyla her 3 dakikada bir, toplam 30 dakika boyunca hastalara baş kaldırma ve dil çıkarma testleri uygulandı. Hastaların PABÜ'ye alındıktan Aldrete skorlarının ≥9 olmasına kadar geçen süre derlenme süresi olarak adlandırıldı ve kaydedildi. PABÜ'de en az 30 dk takip edilen, PORK gözlenmeyen ve Aldrete skorları ≥9 hastalar servise alındı. Gruplar arasında demografik özellikler, cerrahi süreler, rokuronyum kullanımı açısından farklılık yoktu. TOF0 ve TOF25'e ulaşma süresi ile TOFSON değerleri her iki cinsiyette de benzer bulundu. Sugammadeks uygulanması sonrasında TOF25-90 süresi, ekstübasyon ve derlenme süreleri açısından gruplar arasında fark gözlenmedi. Hiçbir hastada PORK gözlenmedi. Nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde sugammadeks uygulandıktan sonra hastaların daha erken uyandığı, daha erken derlendiği gözlendi. Sonuç olarak; sugammadeks ile nondepolarizan bloğun geri döndürülmesinde cinsiyetin etkili olmadığı kanısına varılmıştır.

AnesteziCinsel kimlikErkekler+3
Alper Öztürk
Zonguldak Bülent Ecevit University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi yoğun bakım ünitesinde görülen enfeksiyonların görülme yeri ve sıklıklarının değerlendirilmesi

Hastane enfeksiyonları (HE), mortalite ve morbiditesinin yüksek olması ve ekonomik kayıplardan dolayı tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Bu çalışma Fırat Üniversitesi Hastanesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalına bağlı yoğun bakım ünitesinde Ocak 2009-Aralık 2011 yılları arasında yatan hastalarda görülen enfeksiyonlar ve bunların ne sıklıkta görüldüğü araştırılmak üzere planlandı. Hastaların günlük fizik muayene ve laboratuvar sonuçları kayıt edildi. Yatan hastalardan her hafta kültürler ( kan, endotrakeal aspirat, yara, idrar ) alındı. Kültür sonuçları fizik muayene, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleriyle birlikte değerlendirildi. Çalışmada 18 yaşın üzerinde olup yoğun bakım ünitemize kabul edilen, 48 saatten daha uzun süre kalan ve kabul sırasında fizik muayene, kültür ve laboratuvar sonuçları sonrası enfeksiyonu olmayan 874 hasta çalışmaya alındı. Çalışmaya alınan 370 hastada enfeksiyon görülürken 504 hastada enfeksiyon görülmedi. En fazla oranda görülen enfeksiyon %20,8 ile ventilatör ilişkili pnömoni, en az oranda ise % 0,3 ile kan dolaşımı enfeksiyonu olmuştur. Bunların dışında kateter ilişkili kan dolaşımı enfeksiyonu (%6,6), kateter ilişkili üriner sistem enfeksiyonu (%11,8) ve cerrahi alan enfeksiyonu (%2,7) olarak saptandı. Hastaların %53,2?si erkek, %46,8?i kadındı. Yaş ortalaması enfeksiyon olan grupta 62,3 yıl, enfeksiyon görülmeyen grupta 59,8 yıl olarak bulundu (p<0,05). Yoğun Bakım Ünitesindeki kalış süresi enfeksiyon olan grupta ortalama 29,8 gün, entübe kaldığı süre 11,1 gün, trakeostomili kaldığı süre 18,4 gün, mekanik ventilasyon süresi 25,1 gün iken enfeksiyon görülmeyen grupta sırasıyla 6,1-4,4-0,7-4,7 gün olarak saptandı. YBÜ kalış süresi uzadıkça enfeksiyon görülme oranının anlamlı olarak arttığı gözlendi (p<0,001). Sonuç olarak enfeksiyon sürveyans çalışmalarının yapılması ve sonuçlar doğrultusunda multidisipliner yaklaşımla, hastane enfeksiyonun azaltılabileceği kanaatine varıldı. Anahtar Kelimeler: Yoğun bakım ünitesi, hastane enfeksiyonu, sürveyans

AnesteziYoğun bakım üniteleriÇapraz enfeksiyon
Ahmet Aydın
Fırat University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfraklavikular blok uygulamalarında blok değerlendirmesinde perfüzyon indeksi ve USG

Çalışmamızda, infraklavikular blok uygulaması yapılan hastalarda ekstremite kan akımındaki değişikliklere bağlı olarak meydana gelen, USG ile ölçülen rejyonal hemodinamik verilerin ve PI'nın blok öncesi ve sonrasındaki değerlerini karşılaştırarak, blok başarısını değerlendirmedeki etkinliğini araştırmayı amaçladık. Çalışmaya elektif, tek taraflı el, el bileği ve dirsek operasyonu geçirecek 18-65 yaş arası, ASA I-III risk grubunda, infraklavikular blok uygulanan 40 hasta dahil edildi. Temel hemodinamik ölçümlere ek olarak, PI ölçümü yapabilmek için işlemin yapılacağı taraf üst ekstremite 2.parmağa pulse oksimetre sensörü takıldı. Hastaların diğer rejyonal hemodinamik parametreleri doppler USG ile ölçüldü. İşleme başlamadan hemen önce doppler USG ölçümleri; işlem yapılacak taraftaki antekubital fossanın 2-4 cm proksimalinden brakial arterin sagital taraması ile yapılıp PSV, EDV, RI, TAV, BAA, BAÇ ve AH değeri, hastaların başlangıç duyu muayenesi ve pin-prick testi sonuçları ile PI değerleri kaydedildi. Başlangıç değerleri kaydedildikten sonra USG eşliğinde lateral sagital infraklavikular blok uygulaması, sinir stimülatörü eşliğinde gerçekleştirildi. Stimülasyon iğnesinin ucu, USG probu ile eş zamanlı görüntü eşliğinde "in-plane" yöntem kullanılarak aksiller arterin saat 6-8 hizasına yerleştirildi. Bloklar için 200 mg lidokain ve 100 mg bupivakain kullanıldı. Blok işlemi tamamlandıktan sonra (iğnenin ciltten çıkarılması 0. dakika olarak alınmıştır) 10., 20. ve 30. dakikalarda SpO2, OAB, KAH ve PI, TAV, BAÇ, BAA, AH, PSV, EDV ile RI verileri yeniden kaydedildi. Anestezi ve motor blok kalitesi Holmenn skalası ile değerlendirilerek eş zamanlı olarak (0., 10., 20., 30. dk) kaydedildi. Holmenn skalasına göre anestezi kalitesi ve motor blok kalitesinin her birinden en az 2 puan alan ve operasyon süresince ek analjezik ihtiyacı olmayan hastalar başarılı blok olarak kabul edildi. Bloğu ilk 10 dakikada başarılı olan hastaların verileri Grup A, bloğu 10. dakikadan sonra başarılı olan hastaların verileri ise Grup B olarak belirlendi. Holmenn skalasına göre 10.dakikada 40 hastanın %27.5'inde, 20.dakikada %92.5'inde ve 30.dakikada ise tüm hastalarda başarılı blok gözlendi. Rejyonal hemodinamik verilerin tümünde 10. dakikadan itibaren istatiksel olarak farklılık gözlendi. Gruplar arası 10.dakika rejyonal hemodinamik veriler karşılaştırıldığına PI, AH, PSV, EDV ve TAV açısından farklılık saptandı. EDV ölçülen parametreler içinde oransal olarak en fazla değişiklik gösteren parametre olduğu bulundu. EDV'nin ardından en fazla değişimin PI değerinde olduğu bulundu. Spektral doppler USG ile ölçülen ve ölçüm yapan kişiye ve yere göre hata oranı daha az olan RI değeri ise EDV ve PI'nın ardından oransal olarak en fazla değişim gösteren parametreydi. Sonuç olarak; PI ve spektral doppler USG ile ölçümleri yapılan rejyonal hemodinamik verilerin ölçümünün blok başarısını değerlendirmede etkin olduğu görüldü. Özellikle EDV, RI ve PI değişimlerinin rejyonal blok başarısının değerlendirilmesinde daha etkin ve daha objektif sonuçlar sağlayacağı kanısına varılmıştır.

AnestetiklerAnestetikler-lokalAnestezi-kondüksiyon+7
Mehmet Malik Bereket
Zonguldak Bülent Ecevit University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi indüksiyonu öncesi stres ve sıvı kısıtlamasının hasta kliniği, endokrin yanıtlar ve nesfatin düzeyine etkisinin incelenmesi

ÖZET Bu çalışmada anestezi indüksiyonu öncesi stres ve sıvı kısıtlamasının hasta kliniği, endokrin yanıtlar ve yeni bir peptid yapılı hormon olan nesfatin düzeyine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Fırat Üniversitesi Hastanesi ameliyathanesinde Haziran-Kasım 2013 tarihleri arasında ameliyat olacak erişkin, psikiyatrik, kardiyovasküler ve metabolik bozukluğu olmayan, 18–60 yaş arası, ASA I-II risk grubundan toplam 100 hasta çalışmamızın materyalini oluşturdu. Hastalar sıvı kısıtlaması yapılan (Grup 1) ve sıvı kısıtlaması yapılmayan grup (Grup 2) olmak üzere iki ana gruba ayrıldı. Bu gruplar da kendi içerisinde premedikasyon yapılan (Grup 1A, Grup 2A) ve yapılmayan (Grup 1B, Grup 2B) olmak üzere iki alt gruba ayrıldı. Bağımsız bir araştırıcı tarafından operas-yondan önce tüm hastalara durumluluk ve sürekli anksiyeteyi gösteren State Trait Anxiety Inventory testi uygulandı. Tüm hastalardan operasyondan 6-8 saat, 1 saat ve indüksiyondan hemen önce kan örneği alınarak serum insülin, glukoz, epinefrin, norepinefrin, kortizol ve nesfatin düzeylerine bakıldı. Çalışmada preoperatif anksiyete için yapılan her iki test skoru ortalama 44 olarak bulunmuştur. Serum insülin düzeylerinde, gruplar arası değişiklik gözlenmez iken serum glukoz düzeyleri, grup 1A'da diğer gruplara göre yüksekti (88,60 ± 29,55 mg/dl). Serum epinefrin düzeyi grup 1A'da yüksek (76,79 ± 16,61 pg/ml) bulundu. Serum norepinefrin düzeyleri 2. dönem hariç tüm dönemlerde yüksek (753,48 ± 188,72 pg/ml) bulundu. Serum kortizol düzeyleri grup 2B'de daha yüksekti (12,78 ± 4,58 µg/dl). Serum nesfatin 1 düzeyleri ise grup 2A'da yüksek (21,08 ± 6,20 pg/ml) olduğu bulundu. Sonuç olarak ameliyatın preoperatif anksiyeteye neden oluşturması yanında nesfatin 1 ve anksiyete arasındaki korelasyonun açık olarak ortaya konulabilmesi için başka çalışmalara ihtiyaç olduğu kanaatine varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ameliyat, premedikasyon, sıvı kısıtlaması, anksiyete, nesfatin-1

AnksiyeteCerrahiNesfatin 1+2
Mustafa Kahraman
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sugammadeksin steroidal hormonlar üzerine etkisi

Bu çalışmada kolinesteraz inhibitörleri ile yapılan geleneksel dekürarizasyon işlemine güncel bir alternatif olarak sunulan sugammadeksin adrenal korteks hormonları üzerine etkilerinin araştırılması amaçlandı. Çalışmaya etik kurul onamı ve hastalardan yazılı bilgilendirilmiş onam alındıktan sonra elektif alt ekstremite cerrahisi planlanan ve operasyon süresi 1-3 saat olması beklenen Amerikan Anestezi Derneği (ASA) I-II risk grubunda, yaşları 18-45 arasında değişen toplam 50 erkek hasta dahil edildi. Operasyon öncesi hastalar iki gruba (neostigmin grubu; Grup N, sugammadeks grubu; Grup S) ayrıldı. Standart monitörizasyona ek olarak train-of-four (TOF ) ile nöromusküler blokaj monitörize edildi. Hastaların anestezi indüksiyonu (propofol, rokuronyum, remifentanil) ve idamesi (sevoflurane, O2) standart olarak uygulandı. Operasyon bitiminde nöromusküler blokajın antagonizması, Grup N'de; operasyon sonunda T2'nin yeniden ortaya çıkması ile spontan nöromusküler blokta geri dönüş meydana geldiği zaman 0.05 mg/kg neostigmin ve 0,01 mg/kg atropin ile Grup S'de ise; 4 mg/kg sugammadeks ile sağlandı. Hastalardan, serum aldosteron, kortizol, progesteron ve serbest testosteron düzeylerini tespit etmek için antagonizmadan önce, kas gevşetici antagonisti uygulandıktan 15 dk sonra ve postoperatif 4. saatte olmak üzere 3 kez kan örneği alındı. Hastaların demografik özellikleri, toplam cerrahi süreleri, total rokuronyum gereksinimleri ve peroperatif hemodinamik özellikleri açısından gruplar arasında fark gözlenmedi. Serum progesteron düzeylerinde anlamlı farklılık bulunmazken neostigmin uygulananlarda 15. dakikadaki serum kortizol düzeyinin bazal değere göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Serum aldosteron ve testosteron düzeylerinin antagonizma yapıldıktan 15 dakika sonra sugammadeks uygulananlarda neostigmin uygulananlardan anlamlı olarak yüksek olduğu saptandı. Bu çalışma ile sugammadeks kullanımının steroid yapılı hormonlardan progesteron ve kortizol üzerinde olumsuz etkiye sahip olmadığı desteklenirken aldosteron ve testosteron düzeyinde geçici artışa neden olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Sugammadeks, kortizol, progesteron, aldosteron, serbest testosteron

Adrenal korteks hormonlarıAldosteronHidrokortizon+4
Gülay Gündüz
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Spinal anestezi uygulanan hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solüsyonu kullanımının perioperatif hemodinamik değişiklikler üzerine etkileri

ÖZET Bu çalışmada, spinal anestezi altında cerrahi operasyon planlanan hastalarda preoperatif açlık döneminde oral karbonhidrat solüsyonu kullanımının perioperatif hemodinamik değişiklikler üzerine etkilerini araştırmayı amaçladık. Spinal anestezi altında elektif alt batın veya alt ekstremite operasyonu planlanan, ASA I-II, her iki cinsiyetten ve 20-60 yaş arası hastalar çalışmaya alındılar. Hastalar rastgele karbonhidrat (Grup KH), ringer laktat (Grup RL) veya kontrol (Grup K) olmak üzere üç gruptan birine atandılar. Grup KH'deki hastalara gece yarısı ve anestezi uygulamasından yaklaşık 2-3 saat önce 400 ml olmak üzere toplam 800 ml oral karbonhidrat solüsyonu; Grup RL'deki hastalara gece yarısından itibaren spinal anestezi uygulanıncaya kadar i.v 100 ml/sa RL solüsyonu verildi. Grup K'deki hastalara ise geleneksel açlık protokolü uygulandı. Tüm hastaların non-invaziv sistolik ve diyastolik arteriyel kan basıncı (SKB, DKB) kalp atım hızı (KAH), periferik oksijen satürasyonu (SpO2), elektrokardiografi monitörizasyonu yapıldı. Anestezi uygulamasından önce 10 mL/kg RL solüsyonu i.v. 20-30 dk içerisinde verildi. Spinal anestezi 24 G "Quincke" spinal iğne ile L3-L4 aralığından subaraknoid aralığa 2.5 ml (12.5 mg) %0.5'lik izobarik bupivakain verilerek sağlandı. Hemodinamik değişkenler anestezi uygulamasından önce, lokal anestezik verildikten sonra ilk 30 dk süresince 5 dk arayla, daha sonra da cerrahi operasyon sonlanıncaya kadar 10 dk arayla; girişim bitiminde, postoperatif derlenme odasında 15 dk arayla kaydedildiler. Daha sonra hastalar olası komplikasyonlar açısından postoperatif 24 sa yattıkları klinikte izlendiler ve bu süreç sonunda hastaların memnuniyeti değerlendirildi. Hastaların demografik özellikleri ve aldıkları toplam sıvı miktarları açısından gruplar arasında anlamlı bir fark yoktu. Kalp atım hızlarında, üç grupta da spinal anestezi uygulandıktan yaklaşık 10 dk sonra başlayan ve spinal anestezi uygulanmadan önceki bazal değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı düşüşler oldu, ancak bu düşüşler klinik olarak anlamlı değildi. Kalp atım hızı değerleri Grup RL ve Grup K'da operasyon boyunca bazal değerin altında seyrederken, Grup KH'de perioperatif 70. dk'dan sonra bazal değerinde üstünde olacak şekilde arttı. Sistolik ve diyastolik kan basınçlarında, üç grupta da spinal anestezi uygulandıktan yaklaşık 10-20 dk sonra başlayan ve spinal anestezi uygulanmadan önceki bazal değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı düşüşler oldu, ancak bu düşüşler klinik olarak anlamlı değildi. Grup K'daki sistolik ve diyastolik kan basınçlarındaki bu düşüşler, Grup KH ve Grup RL'deki düşüşlerden daha belirgin ve uzun süreliydi. Hastalarda komplikasyon olarak baş ağrısı, idrar retansiyonu ve bulantı ve/veya kusmaya rastladık. Ancak bu komplikasyonların görülme oranı açısından üç grup arasında da anlamlı bir fark yoktu. Hastalar kendilerine uygulanan anestezi yönteminden benzer derecede memnun olduklarını dile getirdiler. Sonuç olarak; rejyonel anestezi planlanan hastalarda preoperatif verilen oral karbonhidrat solüsyonu spinal anestezi sonucu gelişen hemodinamik değişiklikleri intavenöz uygulanan ringer laktat solüsyonu ile benzer oranlarda değiştirmekte ve benzer hasta memnuniyetine neden olmaktadır. Preoperatif karbonhidrat solüsyonlarının ayrıca anksiyete, açlık hissi, bulantı ve/veya kusma sıklığı ve insülin direncini azaltıcı, hasta konforunu arttırıcı etkileri göz önüne alındığında spinal anestezi sonucu gelişen hemodinamik değişiklikleri önlemede ringer laktata iyi bir alternatif olabileceği kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: Spinal anestezi, oral karbonhidrat solüsyonu, kan basıncı, kalp atım hızı.

Anestezi-spinalHemodinamiKalp hızı+4
Serap Ünlü
Fırat University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lumbosakral pleksus bloklarının erken dönem postoperatif kognitif fonksiyonlar üzerine etkisi

Postoperatif kognitif disfonksiyon (POKD) özellikle major cerrahi geçiren yaşlı hastalarda oldukça sık görülen bir durumdur. Gelişimi üzerine anestezi tekniklerinin etkili olup olmadığı konusunda yapılan çalışmalar genel anestezi ve santral bloklar üzerine yoğunlaşmıştır. Periferik sinir ve pleksus blokları ile POKD arasındaki ilişkiyi araştıran bir çalışmaya literatür taramasında raslanmamış olması nedenli planlanan çalışmamızda; diz protezi cerrahisi geçirecek hastalarda genel anestezi, spinal anestezi ile periferik sinir ve pleksus bloğu tekniklerinin erken dönem POKD gelişimi üzerine etkilerini, mini mental durum testi (MMDT) ve beyin hasarının biyokimyasal göstergeleri olan nöron spesifik enolaz (NSE) ve S 100 ß proteinin kan seviyelerinin tespiti ile araştırmayı amaçladık.Araştırma; unilateral total diz artroplastisi uygulanan, 50-85 yaş arası, ASA risk grubu I-III olan ve araştırmada yer almayı kabul eden 62 olgu üzerinde gerçekleştirildi. Olgular uygulanan anestezi tekniğine göre üç gruba ayrıldı, Grup I' e genel anestezi, Grup II' ye spinal anestezi ve Grup III' e lomber pleksus ve siyatik sinir bloğu uygulandı. Olgulara preoperatif dönemde ve postoperatif 24. saatte MMDT uygulandı ve NSE ile S100 ß protein seviyeleri ölçüldü. Operasyon sırasında kalp atım hızı (KAH), ortalama arter basıncı (OAB), SpO2 monitörizasyonu yapıldı.Gruplar arası preoperatif MMDT skorlarında farklılık gözlenmezken, postoperatif MMDT skorları genel anestezi grubunda diğer iki gruba kıyasla belirgin olarak düşük bulundu. Postoperatif MMDT skoru 23 ve altında olan 5 (% 8,1) olgunun tamamının genel anestezi grubunda olduğu gözlendi. Postoperatif MMDT skorlarında azalma olması ve postoperatif MMDT skorlarının 23 ve altında olmasının, genel anestezi altında opere olunması ile pozitif korele olduğu bulundu. Preoperatif ve postoperatif ortalama NSE ve S100 ß protein değerlerinde gruplar arasında fark olmadığı görüldü. Her üç grupta da postoperatif NSE ve S100 ß protein değerlerinin, preoperatif değerlere göre belirgin yüksek olduğu, ancak gruplar arasında anlamlı fark olmadığı görüldü.Çalışmamız sonucunda; seçilen anestezi yönteminin POKD gelişimi üzerine etkisi olduğunu, genel anesteziye göre rejyonal anestezi yöntemlerinin kognitif fonksiyonlar üzerinde daha olumlu postoperatif gelişme sağladığını saptadık. Rejyonel anestezi teknikleri arasında ise; MMDT skorlarının değişimlerini kullanarak değerlendirdiğimiz POKD gelişimi açısından fark olmadığı belirlendi.

ArtroplastiBilişBiliş bozuklukları+7
Gülsi Gülşah Polat
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnterskalen brakial pleksus bloğunun posttorakotomi omuz ağrısı üzerine etkinliğinin araştırılması

Bu çalısmada interskalen brakial pleksus bloğunun posttorakotomiipsilateral omuz ağrısı üzerine etkinliğini arastırmayı amaçladık. Elektiftorakotomi geçirecek ASA I-III risk grubundan, postoperatif ipsilateral omuzağrısı olan 40 hasta çalısmaya dahil edildi. Hastalar Grup I (?nterskalen blok,n=20) ve Grup II (NSAE?, n=20) olmak üzere rasgele 2 gruba ayrılarak bir gruba20mL %0.25'lik levobupivakain ile interskalen blok yapılarak diğer gruba ise im75 mg diklofenak sodyum verilerek omuz ağrısındaki etkinliğini karsılastırdık.Anestezi indüksiyonunu takiben, invaziv kan basıncı monitörizasyonuyapılan hastaların KAH, SAB, DAB, OAB, EtCO2 ölçümleri indüksiyondansonraki 3., 5., 15., 30., 45., 60., 120., 180. dakikalarda ve ekstübasyondakaydedildi. Postoperatif yoğun bakıma alınan hastalara, insizyon bölge ağrısı veomuz ağrısı VNS skoru olarak değerlendirilerek rasgele bir zarfın içinden çekilenetikete göre interskalen blok veya im NSAE? uygulandı. Postoperatif KAH, SAB,DAB, OAB ve SPO2 30.dk, 2.sa, 4.sa, 6.sa, 12.sa ve 24.sa, postoperatif ilkmorfin ihtiyaç zamanı, total morfin ihtiyacı, hasta memnuniyeti, interskalen blokyapılma/non-steroid yapılma zamanı, postoperatif 2. sa ve 24.sa kan gazıparametreleri kaydedildi.?nterskalen blok yapılan hastalarda VNS değerleri baslangıç değerine göre30. dk, 2., 4., 6., 12. ve 24. saatte anlamlı azalma gösterirken im diklofenaksodyum verilen grupta sadece 12. ve 24. saatlerde anlanlı azalma görülmüstür(p<0.05). Her iki grup arasında ise 30. dk, 2., 4., 6., 12. ve 24. saatte kadar VNSdeğerleri interskalen blok yapılan grupta anlamlı olarak daha düsük bulunmustur(p<0.05). Her iki grup arasında ilk analjezik ihtiyacı üzerinde anlamlı farklılıkbulunmazken total analjezik tüketimi interskalen blok yapılan grupta daha azbulunmustur (p<0.05).Sonuç olarak torakotomi sonrası ipsilateral omuz ağrısı gelisen hastalarıntedavisinde 20 mL %0.25'lik levobupivakain ile yapılan interskalen bloğun ilk 24saatlik dönemde etkin olarak kullanılabilecek bir yöntem olduğunu düsünüyoruz.

AnestetiklerAğrı-postoperatifBrakiyal pleksus+4
Sinem Hürsen Günay
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kardiyopulmoner bypass cerrahisinde propofol ve sevofluranın serebral fonsiyonlar üzerine etkileri

Çalışmamızda, KPB cerrahisinde propofol ve sevofluran anestezilerinin serebral dolaşım üzerine etkilerini, serumdaki biyokimyasal markerlar ve serebral oksijen saturasyonu ile araştırılması amaçlandı.Kalp damar cerrahisi servisine, koroner bypass cerrahisi endikasyonu ile yatırılan hastalardan çalışmaya alınma kriterlerine uyan 30 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyondan bir gün önce MMDT uygulanan hastalara, operasyon sabahı rutin olarak lokal anestezi altında santral venöz damar yolu açıldı, juguler venöz bulbusa ayrıca bir kateter yerleştirildi. İndüksiyondan önce her iki hasta gurubuna da 1 dk süre ile 1 µg/kg'dan remifentanil infüzyonu yapıldı ve indüksiyon ile beraber 0,2 µg/kg-1/dk-1 ya inildi. Anestezi indüksyonu için etomidat 0,3 mg/kg-1 iv 1 dakika içinde verildi. Kirpik refleksinin kaybolması ve BİS değerinin 60 olmasının ardından pankuronyum 0,1 mg/kg-1 uygulandı ve sonra endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Ardından propofol gurubunda propofol infüzyonuna 6 mg/kg-1/s-1 den başlanarak anestezi idame ettirildi. Sevofluran gurubunda sevofluran % 2' den başlanarak anestezi idame ettirildi. KAH, SKB, DKB, OAB, SpO2 ve BİS değerleri indüksiyon öncesinde, indüksiyon tamamlandıktan 1 dakika sonra ve entübasyon sonrasında otuzuncu dakikaya kadar her beş dakikada bir, sonraki ölçümler ise onbeş dakikada bir, aort klemp, aort dikiş, pompa sırasında 10,20 ve 30. dakika, pompa sonrası, sternum kapanma ve cilt kapanma sırasında kaydedildi. Hastalardan NSE, S-100 beta proteini veSjVO2 ölçümü için anestezi başlangıcı, aort dikiş, pompa sonrası ve 24. saatte kan örnekleri alındı. Ayrıca 24. saatte ve 7. günde MMDT tekrarlandı.Operasyon öncesi ve sonrası yapılan ölçümlerde ve MMDT sonuçlarında sevofluran grubunda propofol grubuna göre anlamlı farklılıklar tespit edildi.Sonuç olarak çalışmamızda propofolun sevoflurana göre daha iyi bir serebral dolaşım sağladığı ve fokal iskemiye karşı daha iyi bir koruma sağladığı ayrıca postoperatif MMDT sonuçlarında da daha erken kontrol değerlere dönüş sağladığı tespit edilmiştir.

AnestetiklerPropofolProtein S+1
Deniz Akbay
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomilerde farklı pnömoperitonyum basınçlarının orta kulak basıncı ve postoperatif bulantı kusma sıklığına etkisi

Bu araştırmada elektif laparoskopik kolesistektomi geçirecek hastalarda, PN için kullanılan farklı CO2 basınçlarının OKB ve POBK sıklığına etkisini göstermeyi amaçladık.Risk grubu ASA I-II olan elektif laparoskopik kolesistektomi geçirecek 60 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyondan bir gün önce hastaların her iki kulakları otoskop ile muayene edildi. Anestezi indüksiyonu her iki gruba 5-7 mg kg?1 tiyopental sodyum ve 0,2 µg kg-1 dk-1 remifentanil infüzyonu ile yapıldı, 0.6 mg kg?1 rokuronyum verildikten sonra endotrakeal entübasyon gerçekleştirildi. Anestezi idamesinde her iki grupta remifentanil (0,05-0,3 µg kg?1 dk?1) infüzyonu ve izofluran ile inhalasyon anestezisi yapıldı. Hastaların ventilasyonu %40 oksijen/ hava karışımı 4 lt dk?1, frekans 12 soluk dk?1 ve tidal volüm 8 ml kg?1 olacak şekilde ayarlandı. KAH, SAB, DAB, OAB, SpO2, OKB 1 ve OKB 2 değerleri indüksiyon öncesinde kaydedildi; indüksiyondan sonra, entübasyondan sonra, PN oluşturulduktan sonra ve hastaya pozisyon verildikten sonra 3. 6. 9. 15. 20. ve işlem bittikten sonra supin pozisyonda bu parametreler ve ek olarak EtCO2 ve inspiratuar izofluran kaydedildi. Postoperatif 5. 10. ve 30. dakikalarda OKB 1, OKB 2, VAS, VDS ve yapılan metoklopramid miktarı kaydedildi. Postoperatif 24 saat süre içinde VDS skalası ve hastalara yapılan toplam metoklopramid miktarları ve zamanı kaydedildi.Sonuç olarak, düşük PN basıncı (8-10 mmHg) ve yüksek PN basıncı (13-15mmHg) uygulanan iki grup arasında, OKB değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadı. Postoperatif 12-24 saatlik süreçte Grup D'de POBK oranı yüksek çıktı. Bu hastalardan 7'sinin genç yaşta ve kadın olması, POBK'nin gençlerde ve kadınlarda daha sık görüldüğünü gösterdi.Grup içi farklılıklara bakıldığında ise, indüksiyonda (her iki grupta sol ve sağ kulakta), entübasyon sonrasında (her iki grupta da sol kulakta, Grup Y'de sağ kulakta) OKB değerlerinde istatistiksel olarak farklılık ortaya çıktı. Bu farklılıklar maske ile ventilasyonun ve volatil anesteziklerin OKB'yi artırdığını destekledi. Her iki grupta pozisyon verildikten sonra sağ ve sol kulakta OKB değerlerinde azalma meydana geldi.

BasınçBulantıKolesistektomi+6
Tuğba Can Demirhan
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz artroskopilerinde psoas kompartman bloğu ile kombine edilen siyatik sinir blokajında parasakral ve winnie yöntemlerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada diz artroskopisi uygulanacak olgularda; psoas kompartman bloğu (PKB) ile kombine edilerek gerçekleştirilen siyatik sinir bloğunda Winnie ve Mansour yaklaşımlarının klinik etkinliklerinin karşılaştırılması amaçlandı.Araştırma diz artroskopisi uygulanan 18-65 yaşa arası, ASA I-II risk grubunda olan ve araştırmada yer almayı kabul eden 50 olguda gerçekleştirildi. Olgular rasgele iki eşit gruba ayrılarak, Grup I'deki olgularda PKB ile Winnie yaklaşımıyla siyatik sinir bloğu, Grup II'deki olgularda ise PKB ile Mansour yaklaşımıyla parasakral siyatik sinir bloğu kombine edildi. PKB için 20 mL %0,375 levobupivakain ile 20 mL %1,5 lidokain, siyatik sinir blokları için ise 20 mL %0,375 levobupivakain ile 10 mL %1,5 lidokain kullanıldı. Çalışmamızdaki gruplarda; sinir ve pleksus bloklarının uygulanması esnasında ilk motor hareketin gözlenme süresi, uygulama süresi, işlemin gerçekleştirilmesi için gerekli toplam girişim sayısı, komplet duyusal ve motor blok oluşan olguların sıklığı ile bunların oluşma süreleri, turnike veya insizyon ağrısına bağlı genel anestezi uygulanan olguların sıklığı, operasyon için yeterli olan blok başarı oranları ve vücut kitle indeksinin (VKİ) sayılan blok özelliklerine etkileri araştırıldı.Benzer demografik verilere sahip iki grupta uygulanan çalışmamızda Winnie ve Mansour yaklaşımları; sinir stimülasyonuna bağlı ilk motor hareketin gözlenme süresi (sırasıyla 44,9±57,4 ve 51,9±57,1 sn), uygulama süresi (sırasıyla 161,5±61,7 ve 171,5±72,8 sn) ve işlemin gerçekleştirilmesi için gerekli toplam girişim sayısı (sırasıyla 2,5±1,9 ve 2,6±2,2) yönünden değerlendirildiğinde benzer bulunmuştur. Her iki yaklaşım komplet duyusal (sırasıyla %64 ve % 68) ve komplet motor blok (her iki grupta %72) gelişme oranları yönünden benzer bulunmuştur. Ayrıca obturator sinirde duyu (sırasıyla %68 ve %72) ve motor (her ikisinde %72) blok oluşan olgu sayıları yönünden bir farklılık belirlenmemiştir. VKİ ile PKB işlemindeki toplam girişim sayısı, uygulama süresi ve uylukta kas kontraksiyonu gözlenme süresi arasında pozitif yönde bir korelasyon saptanırken, VKİ ile her iki siyatik sinir bloğu arasında aynı veriler yönünden bir ilişki belirlenmemiştir. Turnike veya insizyon ağrısına bağlı genel anestezi uygulanan olgular (sırasıyla % 16 ve % 20) hariç tutulduğunda bu kombinasyonların intraoperatif başarı oranları (sırasıyla %84 ve %80) da benzerdi. PKB'daki yetersizliğe bağlı turnike veya insizyon ağrısı hisseden olgular hariç tutulduğunda da Winnie ve Mansour yaklaşımlarının intraoperatif başarı oranları (sırasıyla %92 ve %88) da benzer bulunmuştur.Sonuç olarak, siyatik sinir bloğu için parasakral ve Winnie yaklaşımlarını uygulayarak PKB ile kombine ettiğimiz bu çalışmada; hem obturator sinirde komplet duyu (sırasıyla %68 ve %72) ve komplet motor (her ikisinde %72) blok oluşan olgu sayıları yönünden parasacral yaklaşımın Winnie yaklaşımına bir üstünlüğü olmadığı hem de araştırdığımız diğer parametreler yönünden bulguların benzer olduğu belirlenmiştir.

AnesteziArtroskopiDiz+4
Tolga Tezer
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediyatrik kaudal analjezinin kardiyak etkilerinin holter monitörü ile değerlendirilmesi

Bu çalışma, per/postoperatif analjezi amacıyla %0.25 ve %0.2konsantrasyonlarında aynı volümde bupivakain ile kaudal blok uygulanançocuklarda bloğun analjezik etkinliği, kalitesi ve standart kardiyakmonitörizasyon yanında, Holter monitörü uygulanarak ilaca veya bloğa bağlıoluşabilecek hemodinamik etkilerin, daha ayrıntılı olarak analiz edilebilmesiamacıyla planlanmıştır.Çalışmamıza ASA I risk grubunda, 1-8 yaş arasında ingüinal herni,hidrosel, inmemiş testis, hipospadias, sünnet gibi alt batın cerrahisi geçirecek olan60 çocuk hasta dahil edildi. Bunlardan 7 tanesinin Holter kayıtlarının yanlışlıklasilinmesi nedeniyle değerlendirmeye 53 çocuk alındı. İndüksiyonda %50 O2-havaiçinde %8 sevofluran ile yeterli anestezi derinliği sağlandıktan sonra LMAyerleştirildi. İdamede %40 O2-hava, 1.3 MAKsevo 10. dakikaya kadar sürdürüldü.Standart monitorizasyon ve Holter monitorizasyonu yapılan hastalara açılandamar yolundan 4-6 mL/kg idame sıvıları verildi. Kaudal blok izobarikbupivakain ile 0.8 mg/kg volüm ve farklı iki konsantrasyonda uygulandı (Grup 1%0.25, Grup 2 %0.2). Maksimum doz 2.5 mg/kg, maksimum volüm 20 mL olaraksınırlandı. Cerrahi insizyon 10.dakikada yapıldı ve MAKsevo değeri 0.7-0.9'akadar düşürüldü. Hemodinamik parametreler KAH, SAB, DAB, OAB, SpO2,MAKsevo, EtCO2 ve Holter parametreleri PR, QRS, RR, QT, QTc, QTd, HRVkaydedildi.Yapılan istatistiksel analiz sonucu DAB grup içi karşılaştırmada 5-30dakikalar arasında giderek azalmakta ve Grup 2 de Grup 1'e oranla azalma daha124fazla olmaktaydı. SAB, OAB da ise bir değişiklik gözlenemedi. QT mesafesi5.dk'da Grup2'de daha uzun bulunurken QTd değişmedi. QTc'de grup içi vegruplararasında anlamlı bir fark görülmezken normal değerlerinden daha yüksekbulundu. Otonomik sistemin göstergesi olan HRV parametrelerinde grup içi vegruplar arası fark gözlenmezken normal değerlerin çok altında olması ve genelanestezinin sonlanmasından sonra da devam etmesi, bu etkilerin kaudal bloğabağlı olduğunun göstergesi olarak değerlendirildi.Postoperatif analjezi kalitesi ve hasta memnuniyeti her iki grupta da benzerbulunurken, Grup 2 de (%0.2) motor blok gelişme oranı ve motor blok şiddeti dedaha zayıftı.Bu çalışmanın sonuçlarına göre peroperatif ve postoperatif etkin analjezi,minimal motor blok, yüksek hasta konforu ve ebeveyn memnuniyeti sağlayan 0.8mL/kg, %0.2'lik bupivakain çocuklarda kaudal blok uygulamasında etkin vegüvenilir bulunmuştur. Ritm analizlerinden PR, QRS, HRV'yi temsil eden LF,HF, LFn, HFn, LF/HF oranı otonomik dengelerin iyi korunduğunu, QTc uzamasıise bupivakainin direk kardiyak etkisinin göstergesi oduğunu düşündürmektedir.

AnaljeziAnestezi-kaudalBupivakain+5
Nurdönüş Candan
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek Sağlık Şurasında 2000-2009 yılları arasında değerlendirilen anestezi ile ilişkili uygulama hataları

Araştırmamızda, 2000 - 2009 yılları arasında hekim hatası iddiasıyla Yüksek Sağlık Şurası'nda görüşülen olgulardan doğrudan anestezi uygulamasına bağlı hasar ve/veya ölümle sonuçlanmış olanları retrospektif olarak inceleyerek, anestezi uygulama hatalarının profilini ortaya çıkarmak ve hekim hatası iddialarında ülkemizdeki yasal prosedürü tanıtmak amaçlanmıştır.Hatalı tıbbi uygulama nedeniyle, ceza mahkemeleri tarafından 2000 - 2009 tarihleri arasında bilirkişilik için YSŞ'ye gönderilen ve YSŞ'de incelenerek karara bağlanan 1818 dosyadan, sorumluluğun doğrudan anestezi uygulaması ile ilişkili olabileceği ifade edilen 112 (% 6,1) dosya tespit edilmiş ve bu dosyalar önceden belirlenen başlıklar çerçevesinde incelenmiştir.Yargılama sonuçları bilinmemekle birlikte YSŞ'de karara bağlanan dosyaların yaklaşık yarısında anestezi uygulaması hatalı olarak değerlendirilmiştir. Olguların 83'ünde, anesteziye bağlı uygulama hatalarından cerrah sorumlu tutulmuş ve YSŞ tarafından % 49,3 oranında kusurlu bulunmuştur. Anestezi uzmanının sorumluluğunda anestezi uygulanan 68 olgunun % 52,9'unda anestezi uzmanının uygulaması kusurlu olarak değerlendirilmiştir. Anestezi teknisyeni hiçbir dosyada yalnız başına hatalı anestezi uygulamasından sorumlu tutulmamış, fakat anestezi teknisyeni ile ilişkili olguların % 40'ında anestezi uygulamasının hatalı olduğu görülmüştür. Anestezi uzmanı veya teknisyeni olmadan anestezik ilaçların hatalı kullanımına bağlı YSŞ'ye gönderilen dosya sayısı toplam 12'dir ve bu dosyaların hepsinde anestezi uygulaması hatalı bulunmuştur.Anestezi ile ilişkili en sık hata nedeninin; takipte yetersizlik, dikkat ve özen eksikliği (% 36,6) olduğu tespit edilmiştir. İkinci sırada havayolu güvenliği ile ilgili problemler (% 25,9), üçüncü sırada (% 20,9) preoperatif tetkik ve muayene eksikliği gelmektedir.Anestezinin hatalı uygulanma iddiası ile en sık dava açılma nedenleri ölüm (% 83,9) ve hipoksik beyin hasarıdır (% 6,3). Ölümle sonuçlanan anestezi uygulamalarında ölümün; 24 (% 25,5) olguda anestezi sonrası ilk 24 saat içinde, 23 (% 24,5) olguda ise anestezi uygulaması sırasında ortaya çıktığı belirlenmiştir.Sonuç olarak; anestezi ile ilişkili istenmeyen sonuçların sıklıkla anestezi uzmanı olmayan yerlerde, diğer klinik branşlardan hekimlerin veya onların sorumluluğunda teknisyenlerin anestezi uygulaması sırasında ortaya çıktığı görülmektedir. Bunun sonucu olarak, hatalı anestezi uygulamalarında anestezi uzmanları ile cerrahların kusur oranlarının benzer olduğu görülmüştür. Ülkemizde bu konudaki mevcut yasal durum düzenlenerek anestezi uzmanı olmadan anestezi uygulanması önlenmeli ve böylelikle anestezinin hastalar için daha güvenli hale gelmesi sağlanmalıdır.Anahtar kelimeler: Anestezi, tıbbi uygulama hatası, Yüksek Sağlık Şurası

AnesteziDoktorlarRetrospektif çalışmalar+2
Güzide Alkan
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Semispinal anestezi ile yapılan inguinal herni operasyonlarında hiperbarik levobupivakainin düşük dozlarının karşılaştırılması

Spinal lidokain ile geçici nörolojik semptomların (GNS) ortaya çıkışının artmasından sonra kısa süreli spinal blok oluşturmak için uzun etkili lokal anesteziklerin düşük dozlarda kullanılmasına olan ilgi artmıştır.Bu çalışmada tek taraflı inguinal herni operasyonu geçirecek 50 hasta üzerinde 7,5 mg hiperbarik levobupivakain ve 10 mg hiperbarik levobupivakain ile oluşturulan unilateral spinal anestezinin klinik profillerinin karşılaştırılması amaçlandı.Levobupivakainin hiperbarik solüsyonları hastanın daha sonraki değerlendirmelerine dahil olmayan bir yardımcı tarafından hazırlandı. Levobupivakainin %0,75 konsantrasyondaki plain solüsyonunun 15 mg'ı; %0,5 konsantrasyonda %8 glukoz içeren lokal anestetik elde edilmesi için glukoz ve distile su ile seyreltildi.Maksimum duyusal blok derecelerinin ortanca değeri 10 mg lokal anestezik uygulanan hastalarda belirgin olarak yüksek bulundu (p=0,032). Duyu bloğunun 2 segment gerilemesi için geçen zaman 7,5 mg lokal anestezik uygulanan hastalarda, 10 mg lokal anestezik uygulananlara göre belirgin olarak daha kısaydı (p=0,025).Klinik olarak anlamlı hipotansiyon 10 mg lokal anestezik uygulanan hastaların 6'sında (%24), 7,5 mg lokal anestezik uygulanan hastaların 1'inde (%4) gözlendi. Her 2 grupta da en sık gözlenen yan etki hipotansiyondu.Bradikardi 10 mg lokal anestezik uygulanan hastaların 3'ünde (%12), 7,5 mg lokal anestezik uygulananların 1'inde (%4) gözlendi.Her 2 grupta, demografik özellikler, duyusal blok seviyesinin T10'a ulaşma zamanı, duyusal bloğun maksimum seviyeye ulaşma zamanı, maksimum motor blok oluşma zamanı ve motor blok sonlanma zamanı benzerdi.Sonuç olarak, bu prospektif, randomize, çift-kör çalışmanın sonuçları unilateral inguinal herni cerrahisi için 7,5 mg hiperbarik levobupivakain ile yapılan unilateral spinal anestezinin, 10 mg hiperbarik levobupivakain ile yapılan unilateral spinal anesteziye daha az yan etki profili ile kabul edilebilir bir alternatif olduğunu göstermektedir.Anahtar Kelimeler: Hiperbarik levobupivakain, düşük doz, unilateral spinal anestezi

Anestezi-spinalDoz-cevap ilişkisi-ilaçHerni-inguinal+3
Örs Ayşe
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravenöz lidokainin farklı dozlarının rokuronyumun etki başlangıç süresi ve entübasyon koşullarına etkisi

AMAÇ: Çalışmamızda, intravenöz verilen lidokainin farklı dozlarının propofol ile rokuronyumun enjeksiyon ağrı sıklığına, laringoskopi ve entübasyonda gözlenen hemodinamik yanıt ile rokuronyumun etki başlangıç süresine etkileri araştırıldı.GEREÇ ve YÖNTEM: Çalışmaya elektif şartlarda genel anestezi altında cerrahi işlem uygulanacak, ASA I-II risk grubunda, 18-65 yaşları arasında 120 hasta dahil edildi. Hastalara TOF ile nöromusküler monitörizasyon ve ASA standartlarına uygun kardiyovasküler monitörizasyon yapıldı. Hastalar randomize olarak dört eşit gruba ayrıldı; Grup I'e serum fizyolojik (Kontrol-SF), Grup II'ye 0,5 mg kg-1 lidokain, Grup III'e 1,0 mg kg-1 lidokain ve Grup IV'e 1,5 mg kg-1 lidokain 10 mL SF içinde intravenöz (i.v.) olarak indüksiyondan 1 dk. önce verildi. Bu sürede lidokainin yan etkileri belirlendikten sonra indüksiyonda 2 mg kg-1 propofol ve 0.6 mg kg-1 rokuronyum i.v. uygulandı. İndüksiyon ilaçlarına bağlı enjeksiyon ağrısı ?Kol çekme skalası? ile değerlendirildi. Kas gevşeticinin etkisini belirlemek için her 15 sn'de bir TOF değeri kaydedildi. Nöromusküler iletinin % 90 bloke olduğu zaman (T10: rokuronyumun etki başlangıç süresi) endotrakeal entübasyon uygulandı, ayrıca %100 blok oluşum zamanı (T0) da belirlendi. Endotrakeal entübasyon kalitesi ?Entübasyon değerlendirme skalası? ile değerlendirildi. Entübasyondan sonra anestezi idamesi; 0.2 µg kg-1 dk-1 remifentanil, %2 sevofluran, 2 L dk-1 oksijen ve 4 L dk-1 hava karışımı ile sağlandı. Hastaların; kalp atım hızları (KAH) ve ortalama arteriyel basınçları (OAB) kontrol, SF veya lidokain verilmesi öncesi, indüksiyon öncesi, indüksiyon sonrası 15. dakikaya kadar 2 (iki) dakika aralıklarla kaydedildi.BULGULAR: Grupların demografik verileri benzerdi. SF grubunda hem KAH hem OAB'nin entübasyon sonrası verileri kontrol değere göre anlamlı artış gösterdi ve bu artış lidokain gruplarına göre de anlamlıydı (p<0.05). Lidokainin indüksiyonda KAH'ı indüksiyon sonrası 1. dk'dan ve OAB'yi ise indüksiyon sonrasından itibaren azalma yönünde etkili olduğu, ancak birbirlerine üstünlüklerinin olmadığı belirlendi. Lidokain gruplarından 0,5 mg kg-1 de dahi enjeksiyon ağrısının azaldığı, laringoskopide ve entübasyonda daha mükemmel şartların oluştuğu, lidokain dozuna bağlı olarak da yan etki sıklığının arttığı gözlendi. Rokuronyumun etki başlangıç süresinin (T10) gruplardaki verileri; SF 107,43±34.50, lidokain 0,5 mg kg-1 97,90±33,49, lidokain 1,0 mg kg-1 84,87 ± 22,16 ve lidokain 1,5 mg kg-1 82,60±25,02 sn olduğu belirlendi.SONUÇ: Genel anestezi uygulamalarında indüksiyondan önce 0,5 mg kg-1 lidokain i.v. verilmesinin dahi hemodinamik yanıta, entübasyon ve laringoskopi koşullarına, rokuronyumun etki başlama süresine ve enjeksiyon ağrısına olumlu etkileri olduğu belirlendi.

Mehmet Yürüken
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ratlarda kardiyak arrest oluşturan bupivakain kan ve doku düzeylerine propofolün farklı lipid formlarının etkilerinin kontrollü karşılaştırılması

Bu randomize, kontrollü, deneysel çalışmada; anestezi altındaki sıçanlarda, %10 intralipid propofol ve %10 medialipid propofol ile ön tedavi uygulamasının, bupivakain kardiyotoksisitesi ile plazma ve doku (kalp ve beyin) düzeylerine etkileri araştırılmıştır.Çalışmada onsekiz adet erişkin erkek Spraque-Dawley cinsi sıçan kullanıldı. Sıçanlar, intralipid (Propofol, Grup P), medialipid (Propofol Lipuro, Grup L) ve kontrol (Grup K) olmak üzere rastgele, her grupta altı sıçan olacak şekilde, üç gruba ayrıldı. Monitörize edilen sıçanların KAH kontrol değerleri (KAHk) kaydedildi. Anestezi altında, cerrahi trakeostomi açılan sıçanlar mekanik ventilasyonla solutuldu ve invazif monitörizasyon uygulandı. İnvazif girişimler sonrası KAH ve OAB bazal değerleri (KAHbd ve OABbd) kaydedildi. İki taraflı kanüle edilen kuyruk venlerinin birinden bazal sıvı ihtiyacı verilirken, diğer venden kontrol grubu dışındaki gruplara ön tedavi ilaçları 20 dk boyunca uygulandı. Bu 20 dakikalık süre içinde OAB ve KAH verileri her 5 dakikada bir kaydedildi. 20. dakikadaki OAB ve KAH değerleri bupivakain infüzyonu öncesi kontrol değerleri (KAHbö ve OABbö) olarak kaydedildi. Ön ilaç tedavileri tamamlandıktan sonra tüm gruplara 2 mg/kg/dk hızında bupivakain infüzyonuna başlandı. Sıçanlarda ilk disritmi süresi, bupivakain infüzyonu öncesi kaydedilen değerlere göre kalp atım hızı ile ortalama arter basıncında %25 ve %50 azalmaya kadar geçen süreler, kardiyak arrest gelişene kadar geçen süre ve eşzamanlı kullanılan bupivakain dozları kaydedilerek değerlendirildi. Sıçanlarda kardiyak arrest geliştikten sonra intrakardiyak kan alındı. Kalp ve beyin dokuları alındı. Bupivakain düzeyi LC/MSD yöntemi ile çalışıldı.İstatistiksel değerlendirmede Kruskal-Wallis testi, Mann-Whitney U testi ve Wilcoxon testinden yararlanıldı. p< 0.05 `istatistiksel olarak anlamlı' kabul edildi.Grupların bazal değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. İlk disritmi, kalp hızında %25 ve %50 düşüş ve kardiyak arrest sürelerinin kontrol ve %10 medialipid propofole göre, %10 intralipid propofol ile uzadığı, paralel olarak disritmi ve bradikardi gelişimine neden olan bupivakain dozunun arttığı görüldü. Ön tedavinin plazma ve doku bupivakain düzeylerini, %10 intralipid propofol grubunda düşürdüğü, bu etkinin %10 medialipid propofol ile sadece doku düzeyinde olduğu görüldü.Bu sonuçlar; %10 intralipid propofolün sıçanlarda bupivakainin indüklediği kardiyodepresif etkilerde koruyucu olduğunu göstermektedir. Bu etkilerin plazma ve doku bupivakain düzeylerinin düşmesiyle ilgili olduğu söylenebilir. Rejyonal anestezinin genel anestezi ile kombine edilmesi gerektiğinde, %10 intralipid propofol ile TIVA önerilir.

BupivakainEmülsiyonlarKalp durdurulması+5
Murat Yılmaz
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuklarda unilateral inguinal herni operasyonlarında ilioinguinal/iliohipogastrik ve sakral bloğun peroperatif ve postoperatif analjezik özelliklerinin karşılaştırılması

Bu çalışmada, inguinal herni operasyonu uygulanacak olgularda ilioinguinal/iliohipogastrik ve sakral bloğun peroperatif ve postoperatif analjezi özelliklerinin ve kan şekeri üzerine etkilerinin karşılaştırılması planlanmıştır.Araştırma inguinal herni uygulanan 1 ? 8 yaş arası, ASA I ? II risk grubunda olan ve çalışmada yer alması ebeveynleri tarafından kabul edilen 60 hastada gerçekleştirildi. Hastalar rastgele iki eşit gruba ayrıldı. Tüm hastalara indüksiyonda % 50 O2 + % 50 N2O içinde % 8 konsantrasyonda sevofluran ile yeterli anestezi derinliği sağlandıktan sonra yaşına ve kilosuna uygun LMA yerleştirildi. Standart monitörizasyon uygulanan hastalara açılan venöz yoldan 8 mL/kg idame sıvıları verildi. Grup S `de transsakral epidural blok için lateral dekübit pozisyonuna alınan hasta S2-3 aralığından serum fizyolojik yardımıyla direnç kaybı metoduyla epidural aralık belirlendikten sonra tek seferde % 0,25 izobarik bupivakain'den 0,7 mL/kg (maksimum 20 mL olacak şekilde), grup i'de IL/IH sinir bloğu için supin pozisyonda operasyon olacak taraftaki spina iliaka anterior superiorun 2 cm medial 2 cm kranieli iğne giriş noktası olarak belirlenerek ucu künt periferik blok iğnesi ile çift fasya delme hissi tekniğiyle % 0,25 izobarik bupivakainden 0,7 ml/kg verildi. Hastaların idamesinde % 40 O2 + % 60 N2O ile 1,2 MAK-sevo 10.dk'ya kadar sürdürüldü. Her iki bloktan 10 dk sonra N2O kapatılarak medikal havaya geçildi. MAK-sevo değeri 0,7'e kadar düşürüldü. İntraoperatif KAH, SAB, DAB, OAB, MAK-sevo değerleri, postoperatif APDS ve CHEOPS skorları kaydedildi. Operasyon sırasında KAH ve SAB'da kontrol değerin % 20'sinden fazla yükselmesi ve postoperatif dönemde ise APDS?5 ve CHEOPS?10 olması yetersiz analjezi olarak yorumlanarak intraoperatif dönemde medikal hava yerine N2O verilmesi, postoperatif dönemde ise hastane içerisinde gözlem sırasında fentanil veya taburculuk sonrasındaki dönemlerde ise parasetamol süspansiyon verilmesi planlandı.Yapılan istatiksel analiz sonucunda benzer tanımlayıcı özelliklere sahip gruplar arasında intraoperatif dönemde KAH ve KŞ arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmazken, SAB, DAB, OAB parametrelerinde transsakral epidural grubunda (Grup S), endtidal MAK sevofularan parametresinde ise IL/IH sinir bloğu grubunda (Grup İ) anlamlı olarak düşük sonuçlar gözlemlendi. Her iki gruptaki hastaların tamamında intraoperatif dönemde yeterli analjezi sağlandı. Postoperatif analjezi sürelerine bakıldığında gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken, yirmidört saatlik zaman dilimdeki ek analjezik ihtiyaçları incelendiğinde 8. ve 12. saat'te IL/IH sinir bloğu grubunda daha az olarak belirlendi. Postoperatif analjezi değerlendirme skalalarına bakıldığında CHEOPS skalası aynı saat diliminde APDS skalasına göre daha fazla pozitif sonuç verirken bu farklı pozitif sonuçların aynı saat dilimlerinde ek analjezik almalarına bakıldığında bu farklı pozitif sonuçla korelasyon göstermediği gözlemlendi. Bu farklı sonuçların CHEOPS skalasının daha fazla emosyonel durumu ölçen sorulardan oluştuğu nedeniyle ortaya çıkabileceği ve sonuçta klinik olarak her iki skalanın birbirlerine üstünlerinin olmadığı kanısına varıldı.Sonuç olarak; peroperatif ve postoperatif etkin analjezi yönünden motor blok yapma olasılığının minimal olması, transsakral epidural ve kaudal bloğa göre daha kolay uygulanabilirliğinin olması nedeniyle inguinal herni, kord kisti ve hidrosel gibi aynı dermatomları etkileyen inguinal cerrahilerde IL/IH sinir bloğun güvenli bir şekilde kullanılabileceği kanaatindeyiz.

Anestetikler-lokalAnesteziAnestezi-kondüksiyon+5
Sami Kaan Coşarcan
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kraniyotomilerde %0.25 ve % 0.5'lik Levobupivakain ile yapılan skalp bloğunun çivili başlığa bağlı hemodinamik yanıt ve interlökin-6 düzeylerine etkileri

Kraniyotomilerde %0.25 ve % 0.5'lik Levobupivakain ile yapılan skalp bloğunun çivili başlığa bağlı hemodinamik yanıt ve interlökin-6 düzeylerine etkileriÇalışmamızda, kraniyotomi geçirecek hastalara uyguladığımız skalp bloğunda levobupivakainin % 0,25 ve % 0,5 konsantrasyonlarda kullanılmasının hemodinamik parametreler ile kan İL?6 düzeyi üzerinde etkilerini araştırmayı amaçladık.Anahtar kelimeler: Kraniyotomi, skalp blok, levobupivakain, İL?6.Risk grubu ASA I?II olan elektif kraniyotomi operasyonu geçirecek 40 olgu çalışmaya dahil edildi. Olgulardan indüksiyon öncesi İL?6 ölçümü için kan örnekleri alındı. İndüksiyonda sodyum tiyopentatol (BİS değeri 60'a düşene dek) ve remifentanil infüzyonu (0,2 ?g/kg/dk) başlandı, rokuronyum (0,6 mg/kg) sonrasında endotrakeal entübasyon gerçekleştirilerek idamede remifentanil+ sevofluran olacak şekilde anestezi standardize edildi. Levobupivakainin %0,25 (20 mL) (Grup I, n=20) ve %0,5 (20 mL) (Grup II, n=20) konsantrasyonlarıyla skalp blok uygulanarak iki gruba ayrıldı. Yeterli bekleme süresi bitiminde çivili başlık uygulamasına izin verildi.İndüksiyon öncesinde kontrol KAH, SKB, DKB, OAB, ve BİS değerleri kaydedildikten sonra bu parametreler, daha sonra indüksiyonun 1. dk, entübasyonun 1. dk, skalp bloğun 1. ve 5. dk, çivili başlığın takılmasının 1. ve 5. dk, insizyonun 1, 5, 10, 20, 30, 45, 60, 90, 120, 150, 180, 240. dkları kaydedildi. Cilt insizyonunu takip eden 2. saatte İL?6 ölçümü için kan örneği alındı. Ekstübasyonu takiben kullanılan remifentanil miktarı kaydedildi.Operasyon öncesi ve çivili başlık sonrası hemodinamik parametreler ile operasyon öncesi ve insizyon sonrası 2. saatteki İL?6 düzeylerinin ortalamalarının zaman içerisindeki değişimleri, gruplar arası ve grup içi istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı.Sonuç olarak, kraniyotomilerde çivili başlığa bağlı oluşan hemodinamik parametreler ve serum İL?6 düzeyindeki artışı baskılamada levobupivakainin iki farklı konsantrasyonuyla (% 0,25 ile % 0,5) yapılan skalp blok arasında fark olmadığı saptandı. Konsantrasyon ile artan yan etki riskini göz önüne alınırsa kraniyotomilerde analjezi ve anestezi amaçlı levobupivakain % 0,25 ile yapılan skalp bloğun yeterli olduğu sonucuna varıldı.

AnesteziHemodinamiKraniyotomi+2
Zeynep Altıkulaç
Gazi University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Miyofasiyal ağrı sendromlu hastaların tedavisinde non-invazif ve invazif tekniklerin karşılaştırılması

Çok sık karşılaştığımız miyofasiyal ağrı sendromlu (MAS) hastalarda non-invazif teknikler olan transkütanöz elektriksel sinir stimülasyonu (TENS) ve lazer tedavileri ile invazif teknikler olan lidokain ve botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyonlarının etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık.Çalışmaya Fırat Üniversitesi Hastanesi Algoloji polikliniğine başvuran ve klinik olarak MAS tanısı konulan 100 hasta alındı. Hastalar rastgele 25'er kişilik dört gruba ayrıldı. Birinci ve ikinci gruba TENS ve lazer tedavisi, üçüncü ve dördüncü gruba ise lidokain ve botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyonu uygulandı. TENS tedavisi bir ay boyunca toplam 60 seans, lazer tedavisi bir ay boyunca 20 seans halinde yapıldı. Lidokain, her hasta için haftada 2 kez olmak üzere toplam 8 kez ve her tetik nokta için %1'lik lidokain solüsyonundan 2 ml (20 mg) yapıldı. Botulinum toksin-A ise her hasta için bir kez olmak üzere her tetik noktaya 25 U (0.5 ml) yapıldı.Hastaların ağrı değerlendirmesi başlangıç, 15., 30. ve 45. günlerde olmak üzere vizüel analog skala (VAS), palpabl kas spazmı derecelendirmesi (PKSD) ve anesteziyometre ölçüm yöntemleri ile yapıldı.Gruplar arasında yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık yoktu. Tedavi sonrası VAS, PKSD ve anesteziyometre takip parametrelerinin hepsinde, botulinum toksin-A tetik nokta enjeksiyon tedavisinin lidokain tetik nokta enjeksiyonu, TENS ve lazer tedavilerine göre istatistiksel olarak daha olumlu sonuçlar verdiğini tespit ettik.Çalışmamızda kullanılan dört yöntem de tedavide etkili olmakla birlikte, özellikle uzun vadede etkinliği net bir şekilde görülen botulinum toksin-A enjeksiyonu olmak üzere lidokain enjeksiyonunun da içinde bulunduğu invazif tedavi yöntemlerinin TENS ve lazer gibi non-invazif tedavi yöntemlerine göre daha etkili olduğunu düşünmekteyiz.

LazerlerMiyofasyal ağrı sendromlarıTranskütanöz elektriksel sinir stimülasyonu
Kürşat Gül
Fırat University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Grıggs, Percu Twıst Ve Cıaglıa Perkütan Trakeotomi yöntemlerinde erken komplikasyonların değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı perkütan trakeotomi yöntemlerinden olan Griggs, Percu Twist ve Ciaglia trakeotomi tekniklerinin güvenlik, uygulama kolaylığı ve erken komplikasyonlarının karşılaştırılmasıdır.Fakülte Etik Kurul onayı alındıktan sonra, hastanın birinci derece yakınlarından aydınlatılmış onamları alınarak çalışmaya dahil edildiler. Hastalar rastgele 20'şerli 3 gruba ayrıldı. Gruplar Griggs yönteminin uygulandığı Grup G, Percu Twist yönteminin uygulandığı Grup P, Ciaglia yönteminin uygulandığı Grup C diye adlandırıldı. Grup P'de 3 hastada dilatasyon oluşturulamadığı için başka yönteme geçildi. Entübe ve mekanik ventilatöre bağlı hastalara 2 mg kg-1 propofol, 1 ?g kg-1 fentanil ve 0.1 mg kg-1 veküronyum ile sedo-analjezi uygulandı. Hastanın omuzları altına rulo konarak baş ve boyun ekstansiyona getirildi.İşlem süresi, dilatasyon prosedürü, trakeotomi kanülü yerleştirme, işlem sırasında kanama, işlem sonrası kanama, işlem sonrası akciğerlerden aspire edilen kan, yoğun bakımda kalış süresi, periferik oksijen satürasyonu, doktorların deneyimi, işlem öncesi Hb1 ve işlemden 24 saat sonraki Hb2 değerleri ve işlemden sonraki 24 saatteki komplikasyonlar karşılaştırıldı.Hastaların demografik verileri, yoğun bakımda kalış süreleri, Hb1 ve Hb2, doktor deneyimi, hastalardaki eksitus ve taburcu olma sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. İşlem süresi en kısa Grup G'de (191.55±110.6 saniye), dilatasyon prosedürü en kolay grup G'de en zor Grup P'de, trakeotomi kanülü yerleştirme en kolay Grup G'de en zor Grup P'de, işlem sırasında ve sonrasında en az kanama Grup G ve P'de, en fazla kanama Grup C'de, işlem sonrası akciğerlerden aspire edilen kan miktarı Grup P'de en az, Grup G ve C'de en fazla bulundu. Desatürasyon Grup P'de 6 hasta ve Grup C'de 7 hasta, Grup G'de 3 hastada görüldü (p<0.05). Griggs yönteminde 1 hastada kardiyak arrest gelişti. Bunun dışında majör komplikasyon tespit edilmedi.Sonuç olarak yoğun bakım ünitelerinde tüm perkütan trakeotomi yöntemlerini, bronkoskopi eşliğinde, kısa sürede, güvenle uygulayabiliriz. Bunlardan özellikle Griggs yöntemini ve son yıllarda kullanılmaya başlanan Percu Twist yöntemini önermekteyiz.

Aynur Kaplan
Fırat University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıvı tedavisinde hastaya verilen pozisyonun santral venöz basınç ?y? dalgası değerine olan etkisinin araştırılması

Çalışmamızın amacı; Yoğun bakım ünitesinde takip ve tedavisi yapılan hastalarında sıvı tedavisinde ters Trendelenburg pozisyonunun santral venöz basınç ?y? dalgası değerine olan etkisinin araştırılmasıdır.Fakülte Etik Kurulunun onayı alındıktan sonra hastalar, yakınlarından aydınlatılmış onamları alınarak çalışmaya dahil edildiler. Hastalar; Grup I: sıvı açığı olan, Grup II: sıvı açığı olmayan olarak gruplandırıldı.Hemodinamik monitörizasyon sağ internal juguler vene PAC yerleştirilmesi ile sağlandı, tüm hastaların EKG ve santral venöz basınç dalgası mönitörizasyonu yapıldı.KH, Art S, Art D, OAB, CVP, PAM, PCWP, CO, CI, SV, SVI, SVR, SVRI, PVR, PVRI, LVSW, LVSWI, RVSW, RVSWI, LHCPP, ?y? dalgası değerlerinin ölçümü ilk olarak supin pozisyonda, ikinci olarak 30 derece ters Trendelenburg pozisyonuna alındıktan 1 dakika sonra, üçüncü ölçümler supin pozisyonda hastalara 10 dakikada 500 ml %0,9 NaCl verildikten sonra ve son olarak hastalar tekrar 30 derece ters Trendelenburg pozisyonuna alındıktan sonra yapıldı. Bu parametreler gruplar arasında ve grup içinde karşılaştırıldıHastaların demografik verileri ile KH, Art S, Art D, OAB, CO, CI, SV, SVI, SVR, SVRI, PVR, PVRI, LVSW, LVSWI, RVSW, RVSWI ve LHCPP değerlerinde gruplar arasında ve grup içi değerlendirilmede istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Gruplar arası ve grup içi değerlendirmede Grup I'de yapılan ölçümlerde PAM, PCWP CVP ve y dalgası ölçümünde, Grup II'de ise CVP ve y dalgası ölçümünde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu görüldü (p<0,05Sonuç olarak; YBÜ'de takip edilen hastalarda, santral venöz kateteriyle ölçümü yapılan ?y? inişinin değerlendirilmesi sonucunda sıvı tedavisinin yönlendirilebileceği anlaşıldı.

Fatma Koçyiğit
Fırat University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt ekstremite cerrahisinde propofol ile magnezyum uygulamasının, turnikenin oluşturduğu inflamatuvar yanıta etkilerinin karşılaştırılması

Alt ekstremite ortopedik girişimi geçiren bazı hastalara turnike uygulanmakta ve hastalarda I/R hasarı gözlenebilmektedir. Bu çalışmanın amacı genel anestezi altında, sedasyon dozunda propofol ile magnezyum uygulanmasının inflamatuvar yanıta etkilerinin karşılaştırılmasıdır.Turnike altında tek taraflı alt ekstremite girişimi yapılan ve yaşları 18-60 arasında değişen, ASA I-II olan 45 hasta çalışmaya alındı. Kontrol grubuna genel anesteziye ek ilaç verilmedi. Propofol grubuna indüksiyondan önce iv 0,2 mg/kg, sonra 2 mg/kg/saat propofol uygulandı. Magnezyum grubuna indüksiyondan önce magnezyum sülfat iv 30 mg/kg verildikten sonra 10 mg/kg/saat uygulandı. İndüksiyon öncesi, entübasyondan sonra, turnike gevşetilmeden 5 dakika önce, turnike gevşetildikten 5 ve 20 dakika sonra olmak üzere 5 dönemde malondialdehit, nitrik oksit, süperoksit dismutaz, interlökin 1ß ve 10 seviyelerine bakıldı.Malondialdehit düzeylerinin kontrol grubunda bazal değerlerine göre tüm dönemlerde arttığı, propofol grubunda anlamlı olarak azalmaya başladığı, magnezyum grubunda iskemi ve reperfüzyonun 5. dakikasında anlamlı olarak azaldığı gözlendi. Nitrik oksit düzeylerinin bazal değerlerine göre kontrol grubunda anlamlı olmak üzere (p<0.05) tüm gruplarda arttığı gözlendi. Süperoksit dismutaz düzeylerinin tüm gruplarda bazal değerlerine göre tüm dönemlerde arttığı (p>0.05), IL 1ß düzeylerinin magnezyum grubunda anlamlı olmak üzere tüm gruplarda azaldığı saptandı. IL 10 düzeylerinin bazal değerlerine göre kontrol grubunda anlamlı olmak üzere magnezyum grubunda da arttığı (p>0.05), propofol grubunda ise azaldığı (p>0.05) saptandı. Tüm parametrelerde gruplar arasında aynı dönem içerisinde fark saptanmadıTurnike uygulanan girişimlerde genel anestezi uygulamasına ek olarak sedasyon dozlarındaki propofol veya magnezyum uygulamasının gruplar içerisinde bazal değerlerine göre antioksidan, magnezyum uygulamasının ayrıca inflamatuvar yanıtı azaltıcı etki gösterdiği, fakat bu etkilerinin kontrol grubuna göre belirgin fark göstermediği kanısına varıldı.

Mehtap Doğan
Fırat University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epidural anestezide lidokain bolus ve fraksiyone uygulanmasının riskli hastalardaki anestezi kalitesi ve hemodinamik yanıta etkisi

Çalışmamızda riskli hastalarda daha iyi hemodinamik stabilite sağlamak ve olası hemodinamik olumsuzlukları zamana yayıp en aza indirmek amacıyla bolus ve fraksiyone EA'yı karşılaştırmayı planladık.Çalışmaya benign prostat hipertrofisi nedeniyle TUR-P cerrahisi uygulanacak elli yaş ve üzerinde, Goldman kardiyak risk indeksine göre ikinci sınıf ve üzerinde olanlar, GOLD kriterlerine göre KOAH tanısı alanlar, regüle edilmemiş hipertansiyonu veya diyabetes mellitusu olanlar ve fiziksel durumu ASA III-IV grubunda olan 80 hastayı çalışmaya aldık. Hastaları bolus ve fraksiyone EA uygulanmalarına göre iki, bunları da kendi içinde EF'si >50 ve <50 olmak üzere toplam 20 kişilik dört gruba ayırdık. Dört gruptan EF'si >50 ve <50 olan iki gruba fraksiyone, diğer iki gruba da bolus %2'lik lidokain uyguladık.Dört grubun 5., 10., 15., 20., 25., 30., 35., 40., 45., 50., 60., 90., 120. dakikalarda sensoriyal blok seviyelerini Pinprick testi, motor blok derecelerini Bromage skalası ile, sistolik, diyastolik, kalp tepe atımlarına, SVB'lerine, periferik oksijen saturasyonlarına baktık. Sensoriyal bloğun T10'a çıkış sürelerini, maksimum sensoriyal blok seviyelerini, sensoriyal bloğun iki segment gerileme sürelerini ve komplikasyonları kaydettik.Çalışmanın sonucunda, fraksiyone EA uygulanan gruplarda bolus EA'ya göre daha iyi bir hemodinamik denge sağlandığı, bu farkın da istatistiksel olarak anlamlı olduğunu saptadık. Fraksiyone EA uygulanan gruplarda; sensoriyal bloğun T10'a çıkış süreleri ve sensoriyal bloğun iki segment gerileme süresi daha uzun, maksimum sensoriyal blok ve duyusal blok seviyeleri daha düşük bulundu.Sonuç olarak, fraksiyone EA'nın bolus şeklinde uygulanan EA'ya göre daha iyi hemodinamik stabilite ve daha uzun süreli motor blok sağlayabileceği; ancak, etki başlama süresinin bolus şeklinde EA uygulanan gruplarda daha hızlı olduğu sonucuna varılmıştır. Fraksiyone EA'nın fizyolojik adaptasyonu kısıtlı olan riskli hastalarda daha güvenli bir teknik olacağı kanısına varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Epidural anestezi, fraksiyone, bolus, hemodinami.

Hasan Arık
Fırat University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde hasta kontrollü analjezide tramadolün farklı doz rejimlerinin hasta konforu üzerine etkileri

Elektif alt ekstremite ortopedi cerrahisi geçiren ASA I-II hastalara postoperatif dönemde HKA cihazı ile farklı dozlarda tramadol HCl uyguladık ve hasta konforu açısından en uygun dozu bulmayı amaçladık.Bu amaçla 60 hastayı rastgele 4 gruba ayırdık ve doz rejimlerini Grup I'e 1 mg/kg tramadol HCl 2x1 (intravenöz) lüzum halinde, Grup II'ye 0.5 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, 10 mg bolus doz, 8 mg/saat hızında bazal infüzyon, Grup III'e 1 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, 10 mg bolus doz, 8 mg/saat hızında bazal infüzyon ve Grup IV'e 1.5 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, 10 mg bolus doz, 8 mg/saat hızında bazal infüzyon (intravenöz) olacak şekilde belirledik. Tüm gruplara ekstübasyonu takiben 1 mg/kg tramadol HCl uyguladık. Uygulanan aneljezinin öncesinde ve postoperatif 12. saatte profilaktik antiemetik olarak granisetron HCl'ü 3 mg intravenöz yaptık. Hasta kontrollü analjezi cihazının 2., 3. ve 4. gruplarda kilitli kalma süresini 15 dakika, dört saatlik maksimum dozunu ise 100 mg olacak şekilde ayarladık.Derlenme odasında, 1., 6., 12. ve 24. saatlerde hemodinamik ve solunumsal parametreler, postoperatif ağrı skoru, sedasyon skoru ve bulantı-kusma açısından grupları karşılaştırdık.Sonuç olarak postoperatif ağrı kontrolünde, tramadol HCl ile intravenöz hasta kontrollü analjezi yönteminde, Grup IV'de uyguladığımız doz şemasının hasta konforunu en etkili şekilde sağladığı kanısına vardık.Anahtar Kelimeler: Postoperatif ağrı, hasta kontrollü analjezi, tramadol HCl, postoperatif ağrı skoru, granisetron HCl.

Fuat Yıldız
Fırat University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sistemik inflamatuvar yanıt sendromu ve ciddi sepsis sürecinde ghrelin ve sitokin düzeylerinin ilişkisi

Sistemik inflamatuvar yanıt sendromu ve sepsis gibi erken tanının çok önemli olduğu ve tedaviye yanıtın yakından izlenmesi, gerektiğinde tanı konduktan sonra tedavi modellerinin değiştirilmesi gereken kritik hasta gruplarında klinisyene rehberlik edecek, duyarlı ve özgül laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır.Sistemik inflamatuvar yanıt sendromundan ciddi sepsise ilerleyen dinamik süreçte bu döngüyü erken tanımlayabilecek belirteç bulabilmek, birçok fonksiyonu yeni keşfedilen ghrelinin insanlarda inflamatuvar süreçle olan ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla bu çalışmayı planladık.Çalışmamızda Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım ünitemizde, demografik yapıları birbirine yakın, ACCP/SCCM konsensus konferans kriterlerine uygun olarak SIRS tanısı almış 20 hasta, ciddi sepsis tanısı almış 20 hasta ve herhangi bir sağlık problemi olmayan 20 insandan alınan kan örneklerinde, glukoz, CRP, laktat, TNF-?, IL-1ß, IL-6 ve IL-10 düzeyleri ile desaçile ve açile ghrelin düzeyi bakılmıştır.Çalışmamızda sonuç olarak, SIRS ve ciddi sepsisli hastalarda sitokinlerden TNF-?, IL-1ß, IL-6 ve IL-10 düzeylerinin arttığı, bunlardan IL-6'nın diğer sitokinlerden farklı olarak ciddi sepsisli hastalarda SIRS'lı hastalara göre belirgin düzeyde yüksek bulunduğu, IL-6 düzeylerinin hastalıktaki kötü gidişle ilişkili olabileceği kanısına varıldı. Total ghrelin düzeylerinin ise ciddi sepsisli hastalarda SIRS'lı hastalara göre anlamlı düzeyde düşük olduğu saptandı. IL-6 ve ghrelin düzeylerinin sepsis ve ilişkili klinik tablolarda inflamatuvar sürecin basamaklarını öngörmede kullanılabileceği ancak bu konuda daha ileri çalışmaların yapılması gerekliliği sonucuna varıldı.Anahtar kelimeler: İnflamasyon, ciddi sepsis, sitokinler, ghrelin

Türkay Yücel
Fırat University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer iskemi-reperfüzyon hasarında ketaminin doz bağımlı antiinflamatuar etkisi

Klinik uygulamalar içinde karaciğerde iskemi-reperfüzyon hasarına genellikle hemorajik şok, sepsisin geç dönemi, karaciğer transplantasyonu, büyük bir travmaya yönelik cerrahi girişim ve hepatik rezeksiyon sırasında rastlanmaktadır. Ketamin NF-kB inhibisyonu ile IL-6 ve TNF- ? gibi proinflamatuar sitokinlerin üretimini baskılar. Bu deneysel çalışmanın amacı karaciğerde İ-R hasarı oluşturulmasına farklı dozlarda ketamin uygulanmasının antiinflamatuar etkilerinin araştırılmasıdır.Çalışmada ağırlığı 150-200 gr. olan 18 adet Wistar-Albino dişi rat kullanıldı. Grup 1'deki (n=6) deneklere A. Hepatika propria serbestleştirildikten sonra klemp ile askıya alınarak 30 dakika iskemi ardından 4 saat reperfüzyon işlemi yapıldı. Grup 2'deki (n=6) deneklere 30 dakika iskemi sonrası 2.5 mg/kg Ketamine İM., Grup 3'dekilere (n=6) ise aynı dönemde 10 mg/kg Ketamine İM. Uygulandı, ardından 4 saat reperfüzyon sağlandı. Tüm deneklerden iskemi öncesi, sonrası ve reperfüzyondan sonra kan örnekleri alınarak MDA, AST, ALT, TNF-? , IL-6, IL-1ß, NO düzeyleri saptandı. Elde edilen veriler ortalama ? SD olarak alındı. Tekrarlanan ölçümler varyans analizi Posthoc-Tukey HSD testi ile (anlamlı kabul edildi) grup içi tekrarlanan ölçümlerin değerlendirilmesi için Wilcoxon testi kullanıldı ( P<0.005 anlamlı kabul edildi).TNF- ? , IL-1ß, IL-6 düzeylerinin tüm gruplarda iskemi öncesi değerlerine göre, iskemi sonrası dönemde daha belirgin olmak üzere arttığı gözlendi (P<0.05). Reperfüzyon döneminde TNF- ? , IL-1ß ve IL-6 düzeylerinin Grup I ve II'ye göre daha az arttığı saptandı (p<0.0 05). MDA, NO, AST ve ALT düzeyleri tüm gruplarda iskemi öncesi döneme göre, iskemi ve reperfüzyon dönemlerinde arttığı saptandı (p<0.05) Aynı dönem içerisinde MDA, NO, AST ve ALT düzeyleri incelendiğinde ketamin verilen gruplarda kontrol grubuna göre daha az arttığı (p<0.005) saptandı.Düşük ve yüksek doz ketamin verilen ratların karaciğerinde ise ışık mikroskobunda yapılan incelemede reperfüzyon sonrası anlamlı olarak (p<0.05 ) daha az histopatolojik hasar saptandı. Karaciğer Kupffer hücreleri aktive olduklarında birçok sitokinlerin salgılanmasına neden olurlar. Çalışmamızda karaciğerde iskemi-reperfüzyon hasarı oluşturulan deneklerde iskemi sonrası ketamin uygulanmasının doza bağlı olarak antiinflamatuar etki gösterdiği kanaatine varılmıştır.Anahtar Kelimeler: Ketamine, IL-1ß, IL-6 ve TNF-?, iskemi-reperfüzyon hasarı

KaraciğerKaraciğer hastalıklarıKetamin+6
Zafer Gündoğdu
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Alt ekstremite cerrahisi geçirecek hastalarda, anestezi idamesinde oksijen konsantrasyonunun arteriyel kan gazı değerlerine etkisi

Genel anestezi uygulaması sırasında, hem anestezik ajanların neden olduğu hipoventilasyon hem de pulmoner şantlarda artma ve fonksiyonel rezidüel kapasitede azalma nedeniyle atmosfer havasından (%20.8) daha yüksek konsantrasyonda O2 vermek gerekmektedir. Anestezi idamesi sırasında günümüzde genellikle %50 O2 ve %50 kuru hava veya %30 O2 ve %70 N2O karışımları kullanılmaktadır. İnspire edilen gaz bileşimi arteriyel oksijenasyonu değiştirebilmektedir. Çalışmamızda, genel anestezi altında, alt ekstremite cerrahisi geçirecek hastalarda, anestezi idamesinde kullanılan oksijen konsantrasyonunun arteriyel kan gazı değerlerine etkisini incelemeyi amaçladık.Çalışmaya her iki cinsten, 20-65 yaş arasında, normal vücut ağırlığında ve ASA I-II risk grubundan alt ekstremite cerrahisi geçiren 40 hasta alındı. Rastgele iki gruba ayrılan bütün hastaların premedikasyonu operasyondan 30 dk. önce midazolam (0.05 mg/kg, i.m.) ve atropin (0.01 mg/kg, i.m.) ile sağlandı. Anestezi indüksiyonu için 5-7 mg/kg sodyum tiyopental, 2 mcg/kg fentanil ve 0.1 mg/kg veküronyum i.v. uygulandı. Grup 50'deki hastalara %50 O2 ve %50 kuru hava, Grup 30'daki hastalara %30 O2 ve %70 N2O içinde % 5-6 konsantrasyonunda desfluran verilerek anesteziye devam edildi. Hastaların preoperatif, intraoperatif (preoksijenizasyondan sonra, entübasyondan 5 dakika sonra, intraoperatif birer saat arayla, ekstübasyondan önce ve 5 dakika sonra) ve postoperatif (1, 6, 12, 24, 48 ve 72. saattlerde) arteriyel kan gazı analizleri, ortalama arter basıncı (OAB), kalp atım hızı (KAH), bulantı-kusma ve postoperatif ağrı şiddeti (VAS ile) gözlendi; preoperatif ve postoperatif P.A. akciğer grafileri değerlendirildi.Grupların demografik verileri, OAB, KAH, serum elektrolitleri, postoperatif bulantı-kusma ve ağrı şiddetleri farksızdı. Bikarbonat, baz açığı ve PaCO2 parametrelerinde izlenen dönemlerde benzer değişimler saptandı. Grup 50'de Grup 30'a göre PaO2 değerlerinin idame döneminde, SaO2 değerlerinin intraoperatif ve postoperatif ilk bir saat içinde daha yüksek olduğu (p<0.001); pH değerlerinin ise intraoperatif dönemde daha düşük olduğu (p<0.001) saptandı. Bununla birlikte bu parametrelerdeki değişimlerin postoperatif 6. saatte bazal değerlere ulaştığı gözlendi.Sonuç olarak, anestezi idamesi esnasında %30 O2 + %70 N2O yerine %50 O2 +%50 hava verilmesi ile sadece intraoperatif dönem ve postoperatif ilk 6 saat içerisinde daha iyi arteriyel oksijenizasyon sağlanabildiği, bunun yanısıra hem postoperatif ağrı şiddeti ve hem de bulantı kusma insidansı bakımından hasta konforunu anlamlı derecede değiştirmediğini saptadık.Anahtar kelimeler: Genel anestezi, oksijen konsantrasyonu, arteriyel kan gazları.

AnesteziAnestezi-genelBacak+4
Serpil Bayındır
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomi için Sevofluran-Azotprotoksit uygulanan hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımının postoperatif bulantı kusmaya etkisi

Postoperatif bulantı ve kusma (POBK) birçok nedenden kaynaklanan, sık karşılaşılan (ortalama %34.6) ve özellikle operasyondan sonraki ilk iki saatte görülen bir problemdir. Çalışmamızda, laparoskopik kolesistektomi için sevofluran-azotprotoksit uygulanan hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımının postoperatif bulantı-kusma üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık.Çalışmaya her iki cinsten, 18-60 yaş arasında, normal vücut ağırlığında ve ASA I-II risk grubundan elektif laparoskopik kolesistektomi planlanan 64 hasta alındı. Rastgele iki gruba ayrılan hastalardan Grup Karbonhidrat'a (Grup KH) saat 24'de ve operasyondan 3 saat önce 400 mL oral karbonhidrat solusyonu verildi. Grup Konrol'e (Grup K) ise saat 24'den sonra katı ve sıvı gıdalar yasaklandı. Bütün hastaların premedikasyonu operasyondan 30 dakika önce midazolam 0.05 mg/kg, i.m. ile sağlandı. Operasyon odasına alınarak standart monitorizasyon (EKG, end-tidal karbondioksit (ETCO2), periferik arteriyel oksijen satürasyonu (SpO2), noninvazif arteriyel kan basıncı) yapılan hastalara, anestezi indüksiyonu için 5-7 mg/kg sodyum tiyopental, 2 µ/kg fentanil ve 0.1 mg/kg veküronyum i.v. uygulandı. %70 N2O ve %30 O2 içinde %1-3 konsantrasyonunda sevofluran verilerek anesteziye devam edildi. Hastaların preoperatif, intraoperatif (indüksiyondan sonra, entübasyondan 5 dakika sonra, intraoperatif 15 dakika arayla, ekstübasyondan önce ve 5 dakika sonra) ve postoperatif (derlenme sürecinde) ortalama arteriyel basınç (OAB), kalp atım hızı (KAH); ekstübasyondan 5 dakika sonra, postoperatif 15, 30, 45 ve 60 dakikalarda; takip edildikleri klinikte 2, 3, 4, 6, 8, 12 ve 24. saatlerde bulantı-kusma skoru ile (0: bulantı-kusma yok, 4: birden çok kusma) POBK oranları, vizüel analog skala (VAS) ile (0: ağrı yok, 10: dayanılmaz ağrı) postoperatif ağrı şiddeti ve memnuniyet dereceleri saptandı.Hastaların demografik verileri, OAB, KAH ve toplam postoperatif analjezik miktarı bakımından gruplar arasında fark görülmedi. VAS değerlerinin Grup KH'da Grup K'e göre postoperatif 30 ve 45. dakikalarda (p<0.05) ve 60. dakikada (p<0.01) anlamlı derecede daha düşük olduğu; 2. saatte ise Grup K'de Grup KH'a göre daha düşük (p<0.05) olduğu tespit edildi. POBK derlenme döneminde 15. dakikada (p<0.05), 30. dakikada (p<0.001), 45. dakikada (p<0.01), 60. dakikada (p<0.05), postoperatif 8. saatte (p<0.01) Grup KH'da Grup K'e göre istatistiksel olarak daha düşük oranda gözlendi. Toplam antiemetik kullanımı Grup KH'da Grup K'e göre daha düşüktü (p<0.001). Grup KH'daki hastalar Grup K'e göre preoperatif ve postoperatif bakımdan daha memnun kaldılar (p<0.001).Sonuç olarak, sevofluran-azotprotoksit anestezisi altında laparoskopik kolesistektomi operasyonu geçiren hastalarda preoperatif oral karbonhidrat solusyonu kullanımı ile POBK oranları ve antiemetik gereksiniminin anlamlı oranda azaldığı ve daha iyi hasta memnuniyeti sağlandığı kanısına varıldı.Anahtar kelimeler: Laparoskopik kolesistektomi, preoperatif karbonhidrat solusyonu, postoperatif bulantı-kusma

AnestetiklerBulantıKarbonhidratlar+7
Özden Yıldızhan
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anestezi indüksiyonunda etomidat kullanımının sigara içenlerde endokrin fonksiyonlar üzerine etkisi

Sigara kullanımına bağlı olarak ortaya çıkan sağlık sorunları iyi bilinmektedir. Tütün bileşenleri KAH, KB ve sistemik vasküler rezistansta artışa yol açmaktadır. Etomidat adrenal supresyon yaparak kan kortizol seviyesinde azalmaya ve kortizol prekürsörlerinde artışa yol açmaktadır.Çalışmamızda cerrahi stresle artmış endokrin cevap üzerine anestezi indüksiyonunda kullanılan etomidatın sigara içen ve içmeyen hastalarda etkilerinin belirlenmesini amaçladık.Non-kardiyak elektif cerrahi yapılan ASA I, II risk grubundaki 80 erişkin hastada etomidat ve propofol ile anestezi indüksiyonu yapıldı. Hastalar kendi aralarında gelişigüzel olarak sigara içen ve içmeyenlerden oluşan iki gruba ayrıldı. Her iki gruptaki hastalara 0,3 mg/kg etomidat veya 2-2,5 mg/kg propofol ile anestezi indüksiyonu yapılarak, verilen anestezi indüksiyon ajanı ve sigara içip içmemesine göre grup sayısı dörde çıkarılmış oldu.Grupların demografik verileri, cerrahi süreleri, OAB, SpO2 ve beyaz küre değerleri arasında fark yoktu. Birinci saatteki kortizol değerleri Grup IE'de Grup IIP'ye ve Grup IIE'de Grup IIP'ye göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0.05). Bulantı-kusma skoru birinci dakikada Grup IIE'de Grup IE ve Grup IP'ye ayrıca 15 ve 30. dakikada Grup IIE'de Grup IE, Grup IP ve Grup IIP'ye göre anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05).Sonuç olarak çalışmamızda etomidat ile anestezi indüksiyonunun sigara içen hastalarda propofolle anestezi indüksiyonuna göre endotrakeal entübasyon ve cerrahi stresle artmış endokrin yanıtı daha iyi kontrol ettiğini belirledik. Propofol ile anestezi indüksiyonunun etomidatla anestezi indüksiyonuna göre bulantı-kusma sıklığını azalttığını gördük. Burada propofolle anestezi indüksiyonu yapılan ve sigara içen hastalarda yükselen kan kortizol seviyesinin de etkili olduğunu saptadık.

AnesteziAnestezi-genelBulantı+4
Cevdet Sümer
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde, postoperatif analjezi için intravenöz verilen deksketoprofen trometamol'un optimal dozunun araştırılması

Ortopedik alt ekstremite cerrahisinde, ASA I-II olan hastalara, postoperatif analjezi için intravenöz verilen deksketoprofen trometamol'un optimal dozunu bulmayı amaçladık.Bu amaçla 60 hastayı rastgele 4 gruba ayırdık ve doz rejimlerini Grup I'e 1 mg/kg tramadol HCl yükleme dozu, HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl, Grup II'ye 50 mg deksketoprofen trometamol I.V. (25 mg 2x1), HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl, Grup III'e 75 mg deksketoprofen trometamol I.V. (25 mg 3x1), HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl ve Grup IV'e 100 mg deksketoprofen trometamol I.V. (50 mg 2x1), HKA ile 25 mg bolus tramadol HCl olacak şekilde belirledik. Bulantı-kusma skalası 2 ve üzerinde olan veya bulantıyı tolere edemeyen ve antiemetik isteyen olgulara 10 mg I.V metoklopramid, dispepsi gibi diğer gastrointestinal yan etkiler için ise 40 mg famotidin verildi, ilaçların ilk dozları operasyonun bitmesine 30 dakika kala yapıldı. HKA cihazı ile grupların tümünde kilitli kalma süresi 30 dakika olarak ayarlandı, dört saatlik maksimum doz 100 mg olacak şekilde uygulandı.Derlenme odasında, 1., 6., 12. ve 24. saatlerde hemodinamik ve solunumsal parametreler, postoperatif ağrı skoru, sedasyon skoru, bulantı-kusma ve kullanılan tramadol dozu açısından grupları karşılaştırdık.Sonuç olarak postoperatif ağrı kontrolünde HKA ile birlikte kullanılan, 100 mg deksketoprofen trometamol, istenilen düzeyde analjezi, en az yan etki ve arzulanan hasta memnuniyeti açısından kullanılabilir doz rejimidir.Anahtar Kelimeler: Postoperatif ağrı, hasta kontrollü analjezi, tramadol HCl., deksketoprofen trometamol

AnaljeziAnaljeziklerAğrı+5
Sait Fatih Öner
Fırat University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Laparoskopik kolesistektomilerde genel anesteziye eklenen torakal epidural analjezinin sitokin yanıta etkileri

Laparoskopik kolesistektomide postoperatif ağrı az fakat, karşılaşılan en sık problemdir. Anestezi, cerrahi girişim ve ağrı vücut için stres yaratıcı olup, nöro-immüno-endokrin sistemlerden değişik yanıtların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Oluşan bu yanıtta kullanılan anestezik maddelerin farmakolojik etkisi, anestezinin şekli, süresi ve derinliği gibi faktörler de etkili olmaktadır.Çalışmamızda laparoskopik kolesistektomilerde genel anestezi ve torakal epidural analjezi kombinasyonunun sitokin yanıt üzerine olan etkilerini araştırdık.Elektif laparoskopik kolesistektomi operasyonu yapılan ASA I, II ve III risk grubundan 60 yetişkin hasta dört gruba ayrıldı ve indüksiyon öncesi T9-10 seviyesinden epidural kateter yerleştirildi. Cerrahi insizyondan önce epidural kateterden grup B'de bupivakain ve fentanil, grup L'de levobupivakain ve fentanil, grup F'de salin ve fentanil ve grup S'de salin infüzyonu başlatıldı.Grupların demografik özellikleri, intraoperatif ve postoperatif kalp atım hızı, ortalama arteryal basınç ve periferik oksijen satürasyonu değerleri arasında fark yoktu. Grup L'nin postoperatif diğer gruplardan daha düşük vizüel analog skalaya (VAS) sahip olduğu tespit edildi. Grup B'nin de düşük VAS'a sahip olduğu ancak Grup L'ye göre yüksek olduğu belirlendi. Grup F'de ise VAS'ın postoperatif 30. dakika, 1. saat ve 2. saatlerde grup S'ye göre düşük olduğu diğer zaman aralıklarında benzer olduğu tespit edildi.Hastalardaki IL-6, IL-8 ve IL-10 seviyeleri 2. saatte artmaya başladı ve 24. saatte bazal seviyesine geri döndü. Epidural salin uygulanan gruptaki interlökin düzeyleri diğer gruplara oranla daha yüksek tespit edildi.Sonuç olarak çalışmamızda genel anestezi ile birlikte uygulanan torakal epidural analjezi, stres yanıtı baskılayarak intraoperatif ve postoperatif ilk 24 saatte daha iyi hemodinamik stabilizasyon ve ağrı kontrolü sağladı. Ancak bu etkinin lokal anestezik ve opiyoid kombinasyonu ile daha belirgin olduğunu saptadık.

AnesteziAnestezi-epiduralAnestezi-genel+9
Sibel Özcan
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Pediatrik olguların inguinoskrotal cerrahisinde insizyon hattına infiltre edilen bupivakain ve ketaminin postoperatif analjezik etkileri

Postoperatif ağrı, cerrahi travma sonucu oluşan doku hasarına bağlı gelişen, merkezi ve periferik sensitizasyonun eşlik ettiği, nosiseptif bir ağrı tipidir. Cerrahi stres ve ağrıya verilen hormonal ve metabolik yanıtlar çocuklarda daha şiddetli olmaktadır.Çalışmamızda, ingiunoskrotal cerrahi geçiren çocuklarda postoperatif analjezi sağlamak amacıyla insizyon hattına bupivakain ve ketamin infiltre ederek olgulardaki analjezik etkileri derlenme ve postop erken dönemde kendi aralarında ve kontrol grubuyla karşılaştırarak değerlendirmeyi amaçladık.Çalışma ASA I-II risk grubunda 1-7 yaşları arasında fıtık onarımı ve inmemiş testis gibi inguinoskrotal cerrahi uygulanan 90 olguda yapıldı. Olgular rastgele 30'ar olguluk üç eşit gruba ayrıldı.Operasyonun sonunda cilt dikişine geçilmeden önce, grup B' deki olgulara insizyonun santimetre uzunluğuna % 0.25' lik bupivakain ml cm-1 (2.5 mg ml-1), grup K'daki olgulara % 0.5'lik ketamin hidroklorür ml cm-1 (5 mg ml-1), grup S'deki olgulara % 0.09'luk NaCI ml cm-1 olacak şekilde infiltre edildi.Olguların Sistolik Arter Basınç (SAB) değerleri derlenme 5. ve 10. dk'da grup K'da grup S'ye göre düşük, grup içi karşılaştırmada preoperatif değere göre; grup S'de ekstübasyon sonrası, derlenme 5., 10. ve 15. dk'da artmış, grup K'da derlenme 10.dk, 15.dk, serviste 2. saat ve 6. saatte düşük bulundu. CHEOPS skorları ekstübasyon sonrası, derlenme 5., 10., 15. dk, serviste 2. ve 6. saatlerde grup K'da grup S'ye göre, grup B'de derlenme 10., 15. dk ve serviste 2. saatteki dönemlerde grup S'ye göre düşük bulundu.Sonuç olarak ketaminin lokal anesteziklere benzer şekilde yara yerine infiltre edilerek kullanılmasının, yeterli postoperatif analjeziyi sağladığı, yan etkilerinin azaldığı ve bu şekilde kullanımının güvenli olduğu kanısına varmaktayız.

AnaljeziAnesteziAğrı-postoperatif+5
Ziya Çelikel
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kanser ağrısı olan olgularda metastaz varlığının ağrı tedavisine etkileri: Retrospektif bir çalışma

Kanser ağrısı nosiseptif veya nöropatik mekanizmalarla ortaya çıkarak kanser ağrı sendromlarına neden olmaktadır. Metastazlı hastalarda, tutulum bölgelerinin artması sonucu yaygın ağrı sendromuna, ayrıca ağrı şiddetinin artmasına neden olmaktadır.Çalışmamızda Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Algoloji Bilim Dalı'nda Ocak 1997- Aralık 2010 tarihleri arasında kansere bağlı ağrı nedeniyle takip edilen onkoloji hastalarına uygulanan ağrı tedavi yöntemlerinin retrospektif değerlendirilmesi ve metastaz varlığının ağrı tedavisine etkisini araştırdık.Takip ve tedavisi yapılan 1736 hastanın 269'u yeterli bilgiye ulaşılamadığından çalışma dışı bırakılarak toplam 1467 hasta değerlendirilmeye alındı. Hastalar metastazı olmayanlar (Grup I) (n: 605), tek organ metastazı olanlar (Grup II) (n: 576) ve birden fazla organ metastazı olanlar (Grup III) (n: 286) şeklinde gruplara ayrıldı.Hastaların yaşları arasında fark yoktu. Hastaneye geliş anındaki VAS değerleri grup III'de (8,0245±0,03) diğer gruplara göre yüksekti, grup II'de (7,7639±0,04) grup I'e (6,0959±0,03) göre yüksekti.Hastaların ağrı tedavisinde TAD, kortkosteroid, antikonvülzan, nöroleptik, benzodiazepin, LA, bifosfanat ve kalsitonin kullanım oranları sırasıyla % 61.0 (895 hasta), %7.1 (104 hasta), %4.0 (58 hasta), %4.0 (58 hasta), %1.6 (23 hasta), %12.3 (180 hasta), %1.2 (17 hasta) ve %2.8 (41 hasta).Hastaların % 85.5'i (1255 hasta) DSÖ analjezik basamak tedavisi ile, % 14.5 (212 hasta) ise ek olarak MİVAG yöntemler kullanılarak tedavi edildi. Grup II ve grup III'de; hastaların I. Basamak ve II. Basamakta tedavi edilme oranları grup I'e göre daha düşüktü, III. Basamakta tedavi edilme oranları grup I'e göre daha yüksekti. MİVAG uygulanması grup III'de diğer gruplara oranla yüksekti, grup II'de ise grup I'e göre yüksekti.Sonuç olarak kanser ağrısı olan hastalarda metastaz varlığı ağrının şiddetini arttırmaktadır. Ağrının şiddetli olması kanserli hastada ağrı tedavisini zorlaştırmaktadır. Böylece kanser ağrısı olan hastalarda metastaz varlığı analjezi basamağını arttırmakta ve opioid tüketimini arttırdığı kanısındayız.Anahtar kelimeler: Kanser ağrısı, metastaz, opioid, minimal invaziv analjezik girişim, adjuvanlar.

Adjuvanlar-farmasötikAnaljeziAğrı+3
Zülfi Yücel Kurşun
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis tanısında bilirubin düzeyleriyle sitokinler arasındaki ilişki

Sistemik inflamatuvar yanıt sendromu ve sepsis gibi erken tanının önemli olduğu ve tedaviye yanıtın izlenmesi, gerektiğinde tanı konduktan sonra tedavi modellerinin değiştirilmesi gereken kritik hasta gruplarında klinisyene rehberlik edecek, duyarlı ve özgül laboratuvar testlerine ihtiyaç vardır.Sistemik inflamatuvar yanıt sendromundan ciddi sepsise ilerleyen dinamik süreçte bu döngüyü erken tanımlayabilecek belirteç bulabilmek, birçok fonksiyonu iyi bilinen, rutinde kullanılan bilirubinin insanlarda inflamatuvar süreçle olan ilişkisini ortaya koyabilmek amacıyla bu çalışmayı planlandı.Çalışmamızda Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım ünitemizde, demografik yapıları birbirine yakın, ACCP/SCCM konsensus konferans kriterlerine uygun olarak sepsis tanısı almış 10, sepsis tanısı almamış 10 hasta çalışmaya dahil edildi. Sepsis grubunda ilk tanı aldığı dönem bazal dönem kabul edilerek, 0. (T0) , 24. (T1), 48. (T2) saatlerde alınan kan örneklerinden IL-6, IL-10, total bilirubin, direkt bilirubin, indirekt bilirubin bakıldı. Yine aynı dönemlerde hastaların APACHE ve SOFA skorlarları belirlendi. Kontrol grubunda ise ilk kan alınma dönemi bazal dönem kabul edilerek, 0. , 24. , 48. saatlerde alınan örneklerde IL-6, IL-10, total bilirubin, direkt bilirubin, indirekt bilirubin bakıldı. Yine aynı dönemlerde hastaların APACHE ve SOFA skorlarları belirlendi.Çalışmaya alınan sepsisli hastalarda bilirubin, IL-6 ve IL-10 düzeylerinin zamana bağlı olarak belirgin arttığı, bu artışın APACHE ve SOFA skorlarıyla korele olduğu gözlendi. Bu artışın sepsiste erken tanıda ve hastalıktaki kötü gidişle ilişkili olabileceği kanısına varıldı. Bilirubin ve sitokin düzeylerindeki bu artışın sepsis ve ilişkili klinik tablolarda inflamatuvar sürecin basamaklarını öngörmede kullanılabileceği ancak bu konuda yüksek hasta sayılı daha ileri çalışmaların yapılması gerekliliği sonucuna varıldı.Anahtar Kelimeler: Sepsis, IL-6, IL-10, Bilirubin

BilirubinSepsisSitokinler+4
Eyüp Tutak
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Desfluran ile yapılan burun ameliyatlarında kanama kontrolü için kullanılan adrenalinin QTc aralığı üzerine etkisi

Bu çalışmada desfluran anestezisi altında burun cerrahisi yapılacak hastalara, kanama kontrolü sağlamak için farklı konsantrasyonlarda uygulanan adrenalinin, QTc aralığı üzerine olan etkilerini araştırmayı hedefledik.Fakülte Etik Kurulu onayı alındıktan sonra, ASA I risk grubunda olan, yaşları 18-40 arasında değişen 65 hasta, aydınlatılmış onamları alınarak çalışmaya dahil edildiler. Hastalar buruna yerleştirilen tamponlardaki adrenalin konsantrasyonuna ya da serum fizyolojiğe göre üç gruba ayırıldı. Operasyon öncesi 1. saatte EKG'leri çekilerek kontrol QTc değerleri belirlendi. 0.05 mg/kg midazolam ile premedikasyon yapılan hastalara indüksiyonda 0.2-0.5 mg/kg etomidat, 1?g/kg fentanil ve 0.1 mg/kg veküronyum bromid i.v. yolla verilerek anestezi indüksiyonu sağlandı. Endotrakeal entübasyondan sonra, hastaların solunumu mekanik olarak % 50 O2+% 50 hava içinde % 4-6 konsantrasyonunda desfluran verilerek sürdürüldü. Anestezi indüksiyonundan hemen sonra, entübasyon sonrası 1.dk'da, buruna adrenalin veya SF'li tamponlar yerleştirildikten sonra, tamponlar çıkarıldıktan hemen sonra, desfluran verildikten 5 dk sonra, desfluran anestezisi altındaki 30.dk'da, desfluran kesilip hasta uyandığında ve postoperatif 1. saatlerdeki EKG kayıtları alındı. QTc aralıkları Bazett formülü ile hesaplandı. Nazal tamponlar, tamponun içeriğini bilmeyen cerrah tarafından, endotrakeal entübasyondan sonra yerleştirildi. Operasyon bitiminde operasyon alanının kalitesi operasyonu gerçekleştiren cerrah tarafından 6 puan skalası kullanılarak değerlendirildi.Grup A1'in kanama miktarındaki azalma diğer gruplara göre ileri derecede anlamlıydı (p<0.001). Tüm gruplarda desfluran uygulamasının 5. ve 30. dk'daki QTc değerlerindeki uzama anlamlıydı (p<0.05). Sonuçta farklı konsantrasyonlarda kullanılan adrenalin, kanama miktarını azalttı, net görüşlü operasyon alanı sağladı. Kanama kontrolünde, Grup A1 diğer gruplardan üstün bulunmuştur. Desfluranın QTc aralığını uygulama süresine bağlı olarak uzattığını, adrenalin kullanımının ise desfluranın QTc aralığı üzerindeki etkisini değiştirmediğini tespit ettik.Anahtar kelimeler: Kanama kontrolü, Adrenalin, Desfluran, QTc

BurunCerrahi-kulak-burun-boğazDesfluran+4
Onur Hanbeyoğlu
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım hastalarında erken enteral immünonütrisyon uygulamasının inflamatuvar yanıta etkisi

Erken enteral immünonütrisyon, sitokinlere bağlı oluşan stres yanıtta değişiklikler oluşturarak, SIRS'tan sepsise doğru dinamik süreçte optimal bir inflamatuvar ve immün yanıt oluşturup, sağkalımı arttırmada etkilidir.Çalışmamızda, kritik hastalarda standart ve glutamin içeren ürünlerin erken ve geç enteral beslenme rejiminde inflamatuvar yanıta etkilerini araştırdık.Çalışmamızda ventilatör desteği gereksinimi olan 30-60 yaş arası, 40 hasta randomize edilip dört gruba ayrıldı. Grup SE; standart erken enteral, SG; standart geç enteral İE; erken enteral immünonütrisyon, İG; geç enteral immünonütrisyon grubu olarak belirlendi. Erken enteral gruplara 24 saat içinde nütrisyon başlanırken, geç gruplara 72 saat sonra başlandı. Hasta yatışlarının 1. 5. ve 7. günlerinde, prealbümin, albümin, CRP, IL-6, IL-10, APACHE-II skorları ve mortalite oranları değerlendirildi.Grupların demografik özellikleri, VKİ ve günlük kalori alımları arasında fark yoktu. SE grubunda, prealbümin değerlerinde azalma saptandı (p<0,05). Gruplar arasında albümin değerleri bakımından fark saptanmadı. İE ile İG'de, SG'ye göre CRP değerlerinde azalma saptanmasına rağmen, SE'ye göre fark olmadığı görüldü. SE'de ise 5.ve 7. günlerde artış gözlendi (p<0,05).IL-6 düzeylerinin SG'de, SE'ye göre 5. ve 7. günlerde arttığı saptandı. İE ile İG'de, SG'ye göre 5. günde azalma saptandı. İE'de ise 7. günde SE ve SG'ye göre azalma saptandı. Bununla birlikte İG'de, SG'ye göre azalma, İE'ye göre artma saptandı.IL- 10 düzeylerinin İG'de, 5. ve 7. günlerde arttığı saptandı. İG'de, SG'ye göre, APACHE-II skorlarında 5. günde artma saptandı. Mortalite oranları açısından fark saptanmadı.Yoğun bakım hastalarında glutaminden zengin erken enteral immünonütrisyon uygulamasının, biyokimyasal parametreleri ve mortaliteyi etkilememesine rağmen SIRS'ı belirgin derecede baskıladığı kanaatine varıldı.Anahtar kelimeler: Glutamin, erken enteral nütrisyon, immünonütrisyon

BeslenmeBeslenme bozukluklarıEnteral beslenme+4
Fatma Çelik
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Prostat kanserli olgularda kemik metastazının ağrı tedavisi üzerine olan etkileri: retrospektif bir çalışma

Kanser ağrısı, ciddi ağrıya neden olan ve hayat kalitesini etkileyen, çok boyutlu ve karmaşık bir fenomendir. Prostat kanseri dünya genelinde erkek nüfusu etkilemektedir. Mevcut tedavilerin birçok kanser hastasının hayatta kalma süresini arttırması nedeniyle metastatik kemik hastalıklarının prevelansında bir artış vardır. Özellikle, prostat kanseri diğer organlardan daha fazla kemiğe metastaz yapma eğilimindedir. Bu hastalar kemik invazyonuna ikincil olarak oluşan ağrı ile daha uzun sürelerle yaşama eğilimindedirler.Ocak 1997 ile Aralık 2010 tarihleri arasında kanser ağrısı olan hastaların verileri Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı, Algoloji Bilim Dalı'nda retrospektif olarak araştırılmıştır.Prostat kanseri teşhisi 131 hastaya konulmuştur. 15 hasta kayıp veri nedeniyle, 12 hasta kemik metastazı dışında başka organ metastazı olduğu belirlendiğinden dolayı değerlendirme dışı bırakılmıştır. Toplam 104 hasta değerlendirilme grubuna alınmıştır. Metastazı olmayan prostat kanserli hastalar Grup 1, sadece kemik metastazı olan grup ise Grup 2 olarak belirlenmiştir. Hastaların demografik verileri ve hastalıkları ile ilgili bilgileri istatistik değerlendirmeleri yapılmak üzere kaydedilmiştir.Sonuç olarak kemik metastazı olan gruptaki hastaların hastanede daha fazla yatarak tedavi gördüğü (p=0.000), daha fazla invazif ağrı tedavi yöntemi uygulandığı (p=0.000), daha fazla bifosfonat (p=0.034) ve kalsitonin (p=0.044) kullanıldığı belirlenmiştir. Hastaneye başvuru esnasında kaydedilen VAS skoru yüksek olan hastaların hastanede yatarak tedavi görme oranının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0.000). Kemik metastazının ağrı tedavisini zorlaştırdığı sonucuna varılmıştır.

AğrıKemik neoplazmlarıKemik ve kemikler+4
Ömer Kaymaz
Fırat University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Transüretral rezeksiyon girişimlerinde levobupivakainin etkilerinin tek doz spinal anestezi ve sürekli spinal anestezi yöntemleri ile karşılaştırılması

Bu çalışmada, transüretral rezeksiyon girişimlerinde, intratekal levobupivakain iki farklı teknikle uygulanarak anestezi ve hemodinami üzerine etkilerinin karşılaştırılması amaçlandıASA ??-??? risk grubundaki 60 geriatrik hasta, tek doz spinal anestezi (grup TDSA) ve sürekli spinal anestezi (grup SSA) uygulanmak üzere iki gruba ayrıldı. İntratekal yoldan, izobarik % 0,5 levobupivakain, TDSA grubuna 12,5 mg verilirken, iğne üzerinden kateter tekniği kullanılan SSA grubuna 5, 2.5, 2.5?mg titre edilerek uygulandı. Cerrahi girişim için kullanılan lokal anestezik miktarı grup SSA'da belirgin olarak azdı. Maksimum duyusal blok düzeyi ortanca değeri grup TDSA'da T8 ve grup SSA'da T9 olarak gerçekleşti. Cerrahi girişim için gerekli T10 duyusal blok düzeyine ve maksimum duyusal blok düzeyine ulaşma zamanı grup SSA'da belirgin olarak uzundu. Duyusal bloğun iki segment gerileme ve sonlanma süreleri ile motor blok başlama ve sonlanma süresinde gruplar arasında fark yoktu. Peroperatif dönemde KAH, grup TDSA'da 25. dk'dan ve grup SSA'da 40.dk'dan itibaren kontrol değere göre düşüktü. Peroperatif ve postoperatif dönemde hipotansiyon ve bradikardi sıklığında istatistiksel fark yoktu. Grup TDSA'da yüksek duyusal blok seviyesine, hızla ulaşılan hastalarda hipotansiyon gelişirken, grup SSA'da yavaş gelişen duyusal blok hipotansiyon oluşmasına engel oldu. Girişim esnasında parestezi görülmesi grup TDSA'ya göre belirgin olarak fazlaydıFizyolojik adaptasyon mekanizmalarının yavaş geliştiği ileri yaştaki hastalarda, intratekal levobupivakainin, SSA tekniği ile uygulanmasının, duyusal bloğun maximuma ulaşmasının yavaş olması ve hemodinaminin stabil seyretmesinden dolayı, güvenli olduğu kanısına varıldı.

AnesteziAnestezi-spinalGeriatri+3
Şeyda Pezek Aydın
Gazi University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tavşanlarda akut alt ekstremite iskemi-reperfüzyon hasarı sonucu oluşan serbest oksijen radikalleri ve DNA hasarı üzerine sevofluran ve propofolün etkilerinin karşılaştırılması

İskemik dokuların reperfüzyonu sırasında serbest oksijen radikalleri ve DNA hasarı meydana gelmektedir. Sevofluranın genotoksik etkisi ile propofolün antioksidan etkisi bilinmektedir. Bu çalışmada, alt ekstremite iskemi-reperfüzyon hasarı sonucu oluşan serbest oksijen radikalleri ve DNA hasarı üzerine sevofluran ve propofolün etkilerinin karşılaştırılması amaçlandı. 14 adet Yeni Zelanda tavşanı rastgele iki eşit gruba ayrıldı. Gruplardan birine (Grup S) maske ile %2.5 4 sevofluran inhalasyonu, diğerine (Grup S) 1-2 mg/kg/dk propofol infüzyonu uygulanarak, alt ekstremiteye pnömatik turnike yerleştirildi. Kalp atım hızı, invazif kan basınçları, periferik oksijen satürasyonu ve anestezi derinliği monitörize edildi. Turnike uygulaması öncesi (kontrol), turnike uygulandıktan 120 dk sonra, turnike açıldıktan 15 ve 120 dk sonra alınan kan örneklerinde; MDA düzeyleri ile lipid peroksidasyonu, tail moment, tail lenght ve tail intensity ile DNA hasarı araştırıldı. Turnike açıldıktan 15 dk sonra MDA düzeyleri Grup P'de (8.15±2.61 ?M), kontrolden (6.26±3.19 ?M) ve Grup S'den (4.98±0.77 ?M) yüksek bulundu (p<0.05). Her iki grupta DNA hasarı etkisi benzer görülmekle beraber propofol grubunda bu etki reperfüzyonun erken döneminde daha belirgin bulundu (tail moment 1.05±0.45, tail intensity 5.33±1.56, p<0.05). Tail moment ve tail intensity'de belirlenen bu artış, her iki grupta da turnike açıldıktan iki saat sonra kontrol değerlerine döndü. Grup S'de MDA düzeylerindeki artış ile tail moment ve tail intensity'de belirlenen artışlar arasında turnike açıldıktan iki saat sonra korelasyon belirlendi (Tail moment: r=832, p=0.020. Tail intensity: r=817, p=0.025). Bu çalışmada belirlenen oksidatif stres ve genotoksik etki reverzibl özellikte olduğundan, iskemi reperfüzyon hasarına yol açılan ekstremite cerrahisi için anestezi uygulamalarında, sevofluran ve propofolün birbirine üstünlükleri bulunmadığı sonucuna varıldı.

AnestetiklerDNA hasarıGenotoksisite+7
Sema Öncül
Gazi University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı inguinal herni operasyonlarında intratekal levobupivakain ve levobupivakaine eklenen farklı dozlardaki morfin kullanımının karşılaştırılması

Çalışmamız ASA I-II risk grubunda 20'şer hastadan oluşan toplam 60 hasta üzerinde gerçekleştirildi. Hastalar levobupivakain (Grup L), levobupivakain-50?g (Grup LM50) ve levobupivakain-100?g (Grup LM100) olmak üzere rastgele 3 eşit gruba ayrıldı.Uygun sıvı replasmanını takiben premedikasyon uygulamadığımız olgulara oturur pozisyonda L3-4 intervertebral aralıkdan midline girişimle intratekal lokal anestezik karışımı (2.5 mL) 30 sn içinde uygulandı. Olguların operasyon sırasında ve sonrasında; hemodinamik parametrelerden non invaziv kan basınçları, KAH, SpO2 değerleri, duyusal ve motor blok özellikleri, analjezi süreleri, ilk mobilizasyon ve idrar yapma zamanları, hasta ve cerrah memnuniyetleri ile gözlenen yan etkileri kaydedildi.Elde edilen maksimum duyusal blok seviyesi ile intraoperatif (20-60. dakikalar arası) duyusal blok seviyelerinin dağılımı Grup LM100'de diğer iki gruptan yüksek bulundu. Grupların postoperatif duyusal blok seviyelerinin zamana göre dağılımı (postoperatif 20-30 dakikalar arası) morfin gruplarında daha yüksek bulundu. Duyusal bloğun iki segment gerileme süresi sadece levobupivakain içeren grupta morfin eklenen gruplardan daha kısa bulundu. Duyusal blok sonlanma zamanı açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmadı.Gruplar arası motor blok dereceleri açısından fark saptanmadı, maksimum motor blok oluşma zamanı morfin eklenen gruplarda daha kısa bulundu. Motor blok sonlanma süreleri de morfin eklediğimiz gruplarda daha uzun bulundu. Postoperatif ilk analjezik gereksinim süresi sadece levobupivakain içeren grupta diğerlerinden daha kısa bulundu, morfin grupları arasında farklılık saptanmadı. Hasta ve cerrah memnuniyeti morfin eklenen gruplarda daha yüksek saptandı.Hastaların postoperatif ilk idrar yapma ve gaz çıkarma zamanları morfin eklenen gruplarda daha uzun bulundu. Postoperatif Grup LM50 de 3, Grup LM100 de 5 hastada idrar retansiyonu gelişirken, Grup L de hiçbir hastada idrar retansiyonu gözlenmediSonuç olarak; inguinal herni operasyonlarında intratekal adjuvan morfinin lokal anestezik ile sinerjistik etkili olduğu, perioperatif anestezi kalitesini ve postoperatif analjezi kalitesini olumlu yönde etkilediği saptandı. Morfin eklediğimiz gruplarda azda olsa gözlemlediğimiz postoperatif idrar retansiyonuna rağmen cerrah ve hasta memnuniyeti sadece levobupivakain grubuna göre belirgin üstün saptandı. İntratekal 50-100 µg dozlardaki adjuvan morfinin belirgin yan etkiye yol açmadan intraoperatif-postoperatif anestezi ve analjezi kalitesini artırdığı belirlendi.

AnestetiklerAnesteziAnestezi-spinal+5
Gülay Kip
Gazi University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Lomber disk cerrahisi geçiren yaşlı ve genç hastalada total intravenöz anestezi yönteminin postoperatif kognitif fonksiyonlara etkisi

Çalışmamızda, propofol ve remifentanili kullanıldığımız TİVA'nın, genç ve yaşlı hastalarda kognitif fonksiyonlara etkisinin MMDT ve S?100 beta proteini ölçümüyle araştırılması amaçlandı.Risk grubu ASA I-II olan elektif disk cerrahisi geçirecek 40 hasta çalışmaya dahil edildi. Operasyondan bir gün önce MMDT uygulanan hastalardan indüksiyon öncesi S?100 beta proteni ölçümü için kan alındı. İndüksiyonda her iki gruba remifentanil infüzyonu 0,2 µg/kg/dk'dan başlandı, propofol 1 mg/kg iv bolus verildikten sonra BİS değeri 60'a düşene dek 10 mg'lık doz eklemeleri yapıldı, 0,1 mg/kg pankuronyum sonrasında endotrakeal entübasyon gerçekleştirilerek propofol infüzyonuna 8 mg/kg/dk'dan başlandı. Hastalar prone pozisyona geçirilerek cerrahi başlatıldı. KAH, OAB, SpO2 ve BİS değerleri indüksiyon öncesinde kaydedildi; indüksiyondan 1 dk sonra, entübasyondan 1 dk sonra, ve otuzuncu dk'ya kadar her beş dk'da ve sonrasında onbeş dk'da bir bu parametreler ve ek olarak EtCO2 kaydedildi. Postoperatif ağrı kontrolü iv 20 mg tenoksikam ve 0,05 mg/kg morfin hidroklorürle sağlandı. Ekstübasyonu takiben 30 dk gözlenen hastalardan postoperatif 24. saatte tekrar S?100 beta proteini ölçümü için kan alındı ve hastalara MMDT uygulandı.Operasyon öncesi ve sonrası MMDT sonuçlarının ve S?100 beta protein ortalamalarının zaman içerisindeki değişimleri, gruplar arası ve grup içi istatistiksel olarak anlamlı farklı bulunmadıSonuç olarak, anestezik ajanlar arasında POKD gelişiminde en çok üzerinde durulan propofolü remifentanil ile kullandığımız TİVA'nın, lomber disk cerrahisi geçiren genç ve yaşlı hastalarda, POKD gelişimi üzerinde etkisinin olmadığı saptandı.Anahtar kelimeler: Postoperatif kognitif disfonksiyon, MMDT, S?100 Beta proteini, TİVA.

Anestezi-intravenözBilişBiliş bozuklukları+7
Gizem İlvan
Gazi University
2009
00