Fırat University
Discipline

Tıbbi Fizyoloji Anabilim Dalı

Fırat University

13

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

13 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Diyabetik nefropati modelinde curcumin'in koruyucu ve tedavi edici etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmadaki amaç; deneysel diyabet modelinde fitokimyasal bir ajan curcumunin diyabetik nefropatide koruyucu ve tedavi edici etkilerini ortaya koymak ve diyabetin tedavisi ile ilgili yeni stratejiler geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Bu çalışmada 35 adet erkek 8-10 haftalık Wistar Albino sıçanlar paslanmaz çelik kafeslerde 22±2 ºC de 12 saat aydınlık ve 12 saat karanlıkta normal diyet ve musluk suyu ile kısıtlama yapılmaksızın beslendirildi. Bu sıçanlar 5 grupta 7 adet olacak şekilde ayrıldı. 1. Grup plasebo grubu olarak sadece serum fizyolojik uygulandı. Diğer gruplara tek doz nikotinamid (110 mg/kg) uygulandı. 15 dak. sonra, sitrat tamponunda hazırlanmış olan streptozotosin çözeltisinden, karın boşluğuna 55 mg/kg tek doz olarak enjekte edildi. 72 saat sonra denekler tartıldı. 2. Gruba sadece diyabet oluşturuldu. 3-4-5. Grublara diyabet oluşturulduktan sonra 3. gruba metformin, 4. gruba diamicron adlı antidiabetik ilaçlar, 5. Gruba da curcumin uygulandı. Her hafta kilo takipleri ile beraber kuyruk veninden açlık kan şekeri ölçüldü. Sekiz haftanın sonunda sıçanlar, 12 saatlik açlığı takiben hafif ketamin anestezisi altında kardiyak ponksiyonla feda edilerek batın açıldı. Böbrek dokularınin ışık mikroskobuyla histopatolojik incelenmesinde diabetik nefropatiyi gösteren glomerüllerde hasar ve konjesyon izlendi. Çalışmanın sonunda antidiabetik ilaç ve curcumin verilen sıçanların böbreklerinin histopatolojik incelemelerinde curcumine alan sıçanlarda bu hasarların daha az olduğu görüldü. Bu bulgular curcuminin antioksidan etkisi nedeniyle deneysel diyabetik sıçanların böbreklerinde koruyucu etki gösterdiğini işaret etmektedir. Bu sebeple, curcuminin diyabet hastalığında antidiyabetik ilaçlara ilaveten yardımcı ilaç olarak kullanılabileceği öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: Diyabetik nefropati, Curcumin, Antioksidan etkisi

Çiğdem Dicle Arıcan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

İntraserebroventriküler MOTS-c infüzyonunun hipotalamus-hipofiz-tiroid aksı ve enerji kullanımı üzerindeki etkileri

Amaç: MOTS-c 2015 yılında keşfedilmiş, 16 aminoasitli peptit yapılı bir hormondur. Yapılan çalışmalarla MOTS-c'nin obezite ve insülin direncini azalttığı ve hücre metabolizması arttırdığı rapor edilmiştir. Bu çalışma sıçanlara icv MOTS-c infüzyonunun HHT aksı ve enerji kullanımı üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: 40 adet Wistar-Albino cinsi erkek sıçan 4 gruba ayrıldı (n=10). Kontrol grubu dışındaki sıçanların, lateral ventrikülerine 14 gün süresince 5µl/saat (Sham grubuna yBOS, uygulama gruplarına 10 ve 100 µM MOTS-c) infüzyon gerçekleştirildi. Deney süresince sıçanların günlük vücut ağırlığı ve yem tüketimi ölçüldü. Deney sonunda sıçanlar dekapite edilerek hipotalamus, kas, kan ile beyaz ve kahverengi yağ doku örnekleri toplandı. Hipotalamus dokusunda TRH, beyaz ve kahverengi yağ dokuda UCP1, kas (biceps) dokuda ise UCP3 mRNA seviyesi RT-PZR yöntemi ile belirlendi. Western blot analiz yöntemi ile de beyaz ve kahverengi yağ dokuda UCP1, kas dokuda ise UCP3 protein düzeyi belirlendi. Alınan kan örneklerinden ELISA yöntemi kullanılarak serum TSH, T3 ve T4 hormon seviyeleri belirlendi. Bulgular: MOTS-c infüzyonunun sıçanlarda yem tüketimini arttırdığı (p<0.05) vücut ağırlığında ise değişikliğe neden olmadığı belirlendi. MOTS-c infüzyonu sıçanların TRH mRNA düzeyinde değişikliğe neden olmazken, serum TSH, T3 ve T4 hormon seviyesini azalttığı görüldü (p<0.05). Öte yandan MOTS-c'nin sıçanların beyaz ve kahverengi yağ dokularında UCP1, kas dokusunda ise UCP3 mRNA ve protein düzeyini arttırdığı tespit edildi (p<0.05). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları MOTS-c'nin HHT aksında görev alan dokular ile kas ve yağ dokusunda (beyaz ve kahverengi) fizyolojik roller üstlendiğini göstermektedir. Özellikle HHT aksında baskılayıcı tarzda ortaya çıkan etki ile periferal enerji kullanımındaki aktive edici etkilerini hangi fizyolojik yolaklar üzerinden gösterdiği halen gizemini korumaktadır. Anahtar Kelimeler: MOTS-c, TRH, TSH, T3, T4, UCP1, UCP3

HormonlarProteinlerRNA+4
Mehmet Refik Bahar
İnönü University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Tonik kas aktivitesinin EEG signaline karışımı

Electroencephalography (EEG) is an important tool for the measurement and monitoring the brain's electrical activity. EEG signal is recorded with electrodes placed on the scalp. However, the electrical activity of muscles can interfere with the electroencephalogram (EEG) signal considering the anatomical locations of facial or masticatory muscles surrounding the skull. Temporalis muscle (m. temporalis) holds the mandible in physiological rest position and it covers a large area under the EEG electrodes. In this study, we evaluated the possible interference of the resting activity of the temporalis muscle on the EEG under conventional EEG recording conditions. In 9 healthy adults EEG activity from 19 scalp locations and single motor unit (SMU) activity from anterior temporalis muscle were recorded in three relaxed conditions; eyes open, eyes closed, jaw dropped. For the analysis of the data, EEG signal was spike triggered averaged (STA) for different EEG electrode locations. Action potentials of SMUs were used as triggers for the STA procedure. Resting temporalis SMU activity generated prominent Macro-EMEG (electro-myo-encephalogram) potentials with different amplitudes, reaching maxima in the proximity of the recorded SMU. Interference was also notable at the scalp sites that are relatively far from the recorded SMU and even at the contralateral locations. The head and neck are surrounded by muscles with a great number of SMUs. Therefore, EEG is highly susceptible to muscle activity artifacts even under rest conditions. This study emphasizes the need for efficient artifact evaluation methods which can handle muscle interferences.

ElectroencephalographyElectromyographyMuscles+1
Gizem Yılmaz
Koç University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessEN

Eritrosit deformabilitesinde kayma gerilimi sonucu oluşan hasarın belirlenmesi

Mechanical damage or hemolysis in some cases, followed by exposure to high shear stress (≥100 Pa) was recorded in the previous studies. On the contrary, applying shear stress at physiological levels (5-20 Pa, 300 sec) was recently proved to improve erythrocyte deformability. This study aimed to analyze the erythrocyte deformability under shear stress exposure and to determine a breakpoint between improving and impairing erythrocyte deformability (i.e. Subhemolytic threshold). Our second goal was to examine the influence of frequency of intermittent shear stress exposure on subhemolytic threshold. Thirdly, two models of damage were involved in this study to observe how the subhemolytic threshold shifted when erythrocyte deformability was manipulated externally.

Erythrocyte deformabilityErythrocytesHemolysis+1
Nazlı Ataç
Koç University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı metabolik cerrahi yöntemlerle operasyon geçirmiş hastaların operasyon öncesi ve sonrası hematolojik ve biyokimyasal parametrelerin retrospektif olarak fizyolojik açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışma farklı metabolik cerrahi yöntemi uygulanan hastaların operasyon öncesi ve sonrası uzun dönem takiplerinde laboratuar bulgularını fizyolojik açıdan değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Ocak 2015 – Aralık 2017 tarihleri arasında İstanbul Özel Etiler Hastanesi'nde LTB, LMGB+K, LTB+K, LDSGİİ+K, LSG, LMGB, LREYGB ve LNDSGİİ operasyonu geçirmiş 192 hasta bilgileri üzerinde retrospektif olarak çalışılmıştır. Araştırmaya alınan hastaların preoperatif ve postoperatif 1.ay, 3.ay, 6.ay, 9.ay ve 12.ay dönemlerinde hematolojik ve biyokimyasal parametrelerdeki değişiklikler değerlendirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme Shapiro Wilk Testi, Friedman Testi, Wilcoxon Testi ve Posthoc Tamhane's T2 analizi kullanılarak p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgularımızda hematolojik parametrelerin tamamı, preoperatif dönemde ve postoperatif dönemde normal referans aralıklarında bulunmuştur. Biyokimyasal parametrelerden HbA1c, AKŞ, TKŞ, Fruktozamin, CRP, HDL, LDL, Total Kolesterol ve TG parametreleri ile HOMA-IR, İA ve İT parametreleri preoperatif dönemde referans aralıklarının üzerinde olup, postoperatif dönemde ise referans aralıklarına düşerek p=0.000 düzeyinde anlamlı bulunmuştur. Sonuç olarak metabolik cerrahi operasyonunun biyokimyasal ve hormonal parametrelerde fizyolojik açıdan önemli değişiklikler meydana getirdiği tespit edilmiştir.

Biyokimyasal özelliklerCerrahiHematoloji+3
Harun Gencer
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

18-25 yaş gençlerde duygusal zeka ve motor beceri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Araştırmamızda 18-25 yaş aralığındaki sağlıklı genç bireylerin duygusal zekâ ve motor becerileri arasında ilişki olup olmadığını incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemi sağ el tercihli 39 kadın ve 39 erkek olmak üzere toplam 78 gönüllü kişiden oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak motor performansı değerlendirmek için, bilgisayar tabanlı TanTuna Performans test bataryasındaki parmak vuru testi (PVT), 4 farklı test içeren görsel reaksiyon zamanı testleri (GRZ) uygulanmıştır. Duygusal zeka özelliklerini değerlendirmek için ise Petrides ve Furnham tarafından geliştirilmiş ve Türkçe geçerlik güvenilirliği Deniz ve arkadaşları tarafından yapılmış olan duygusal zekâ özellik ölçeği - kısa formu (DZÖÖ-KF) kullanılmıştır. Verilerin analizi IBM SPSS istatistik programı kullanılarak, ikili karşılaştırmalarda Mann Whitney-U testi ve bağımsız örneklem t-testi ile gerçekleştirilmiştir. Testler arasındaki ilişkiyi incelemek için ise Spearman ve Pearson korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre DZÖÖ-KF'nin sosyallik alt boyutu puanları ile PVT sonuçları arasında negatif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca cinsiyete göre kıyaslandığında; PVT ve basit GRZ'de erkeklerin kadınlara göre daha hızlı oldukları bulunmuştur (p<0,05). Buna karşın DZÖÖ-KF duygusallık alt boyutunda kadınların skorunun erkeklerden daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,05). Bu özellikleri ile çalışmamızın literatüre yeni bir bakış açısı kazandırdığını söyleyebiliriz. İleriki çalışmalarda DZÖÖ-KF ölçeğinin daha fazla alt boyut içeren uzun formu kullanılarak ve daha fazla katılımcının dahil edildiği çalışmaların planlanmasının literatüre katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Görsel Reaksiyon Zamanı, Parmak Vuru Testi

Duygusal zekaGençlerMotor beceriler+2
İffet Karakuş Akyüz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Obez bireylerde periferik kan mononükleer hücre telomeraz aktivitesi ile makrofaj migrasyon inhibitör faktör (MIf)'deki değişimlerin diğer inflamatuar belirteçlerle ilişkisi

Tarih boyunca, obezite yüksek sosyoekonomik statü ile ilişkili bir durum olarak kabul edilmiştir. 20. yüzyılın başlarında gelişmiş ülkelerde, obezite bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Çalışmamızda obez bireylerde MIF konsantrasyonu ile telomeraz aktivitesi arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçladık. Çalışmaya Beden Kütle İndeksi (BKİ) 25'in üzerinde olan 62 birey ile obez olmayan 20 birey kontrol olarak dahil edildi. Araştırmaya alınan bireylerde plazma MIF, P53, TNF-α, düzeyleri ELISA Kitleri ile incelendi. Kan örneklerinden izole edilen mononükleer hücrelerdeki telomeraz aktivitesi PCR kullanılarak tespit edildi. Plazma MIF (obez grubu= 173.64 pg/mL, kontrol grubu= 39.5 pg/mL, p=0.005), ve p53 (obez grubu= 13.37 U/mL, kontrol grubu= 0.85 U/mL, p=0.001), seviyeleri obez bireylerde anlamlı düzeydi yüksek saptandı. Gruplar arasında TNF-α düzeyleri yönünden ise anlamlı fark saptanmadı, (obez grubu= 19.98 pg/mL, kontrol grubu= 20.48 pg/mL, p=0.585). Telomeraz aktivitesi (Obez bireylerin %32.3'ü positif, %67.7'si negatif, kontrol bireylerin %5'i pozitif, %95'i negatif, p=0.015) obez bireylerde anlamlı yüksek saptandı. BKİ ile MIF, p53, telomeraz aktivitesi aralarında zayıf düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı (sırayla p =0.034, r=0.235; p=0.028, r=0.243; p=0.048, r=0.219). MIF ile p53 ve telomeraz aktivitesi aralarında orta düzeyde anlamlı bir korelasyon saptandı (p=0.001, r=0.39; p =0.003, r=0.326). MIF ve TNF-α arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı. (p= 0.082). p53 ve telomeraz aktivitesi arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı (p= 0.53). Plazma MIF, p53 düzeyleri ve telomeraz aktivitesi obez bireylerde anlamlı bir şekilde yüksek saptandı. MIF ile p53 ve telomeraz aktivitesi aralarında anlamlı bir korelasyon saptandı. Bütün veriler MIF, p53 ve telomeraz aktivitesinin; obezite patolojisinde rolü olabildiğini ortaya koymaktadır

BiyobelirteçlerGenler-P53Makrofaj migrasyon inhibisyon faktörleri+2
Sümeyye Ramazanoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Aralıklı açlık uygulamasının serum irisin ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) üzerine etkisi

Aralıklı Açlık Uygulamasının Serum İrisin ve Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü (VEGF) Üzerine Etkisi Son yıllarda obezite ve birçok kronik hastalığın iyileşme sürecinde aralıklı açlık rejimlerine yönelim artmıştır. Bu rejimlerin metabolizma üzerine olan etkilerinin altında yatan mekanizmalara ilişkin anlayışımız sınırlıdır. Bu çalışmada aralıklı açlığın beyaz adipoz doku bejleşmesiyle ilişkili olan irisin ve vasküler endotelyal büyüme faktörü (VEGF) düzeylerine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya; 20-50 yaş aralığında herhangi bir kronik hastalığı olmayan, BKİ değeri 19-30 arası, toplam 24 (13 erkek ve 11 kadın) gönüllü birey dahil edildi. Katılımcılar 20 gün boyunca günlük 16 saatlik aralıklı açlık uyguladı. Uygulama sonrası kişiler rutin beslenme düzenlerine geri döndü. Kişilerin aralıklı açlık öncesi (1. ölçüm), sonrası (2. ölçüm) ve uygulamadan 1 ay sonra (3. ölçüm) olmak üzere venöz kanları ve antropometrik ölçümleri alındı. Elde edilen serumlardan ELISA yöntemiyle VEGF ve irisin düzeyleri ölçüldü. Antropometrik veriler ve ELISA sonuçları SPSS 22.0 programı ile analiz edildi. Katılımcıların ağırlık değişimleri değerlendirildiğinde 1. ölçüm ile 2. ölçüm değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma tespit edilirken (p<0.05), 2. ölçüm ile 3. ölçüm arasında ise anlamlı düzeyde bir artma tespit edildi (p<0.05). VEGF düzeylerinde de 2. ölçüm ile 3. ölçüm arasında anlamlı düzeyde bir azalma tespit edildi (p<0.05). İrisin düzeylerinde ise 3.ölçümde 1. ölçüme kıyasla anlamlı bir artış tespit edildi (p<0.05). Aralıklı açlık ağırlık kaybında etkili bir yöntemdir. Aralıklı açlık sonrası kişilerin günlük yemek yeme zaman aralığının artması VEGF düzeylerini azaltmaktadır. Aralıklı açlığın kilo verme ve metabolizma üzerine olan olumlu etkileri beyaz adipoz dokunun bejleşmesi ile ilişkili olabilir.

Adipoz dokuAçlıkOruç+3
Safiye Beyza Dursun
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Aralıklı açlık uygulamasının serum arjinaz-2 ve IGF-1 seviyeleri üzerine etkisi

Bu çalışma aralıklı açlık uygulamasının, insülin direnci, glukoz intoleransı, obezite ve inflamasyonla ilişkili olduğu düşünülen arjinaz-2 ile büyüme ve gelişmede ve aynı zamanda birçok kronik hastalığın patofizyolojisinde önemli bir rol oynayan IGF-1 seviyeleri üzerine etkisinin incelenmesine yönelik olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma herhangi bir kronik rahatsızlığı bulunmayan, VKİ değerleri 18 ila 30 arasında değişen, 20-40 yaş aralığındaki toplam 20 gönüllü birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen gönüllüler 3 hafta boyunca günün 16 saati yiyecek ve içecek kısıtlamasından oluşan bir tür aralıklı açlık uygulaması olan zaman kısıtlı beslenme yöntemi ile beslenmişlerdir. Katılımcıların aralıklı açlık uygulaması öncesi (AAÖ), sonrası (AAS) ve orta dönem izlem (ODİ) sonrası (aralıklı açlık uygulaması bitiminden 1 ay sonra) serum örnekleri ve antropometrik ölçümleri alınmıştır. Serum arjinaz-2 ve IGF-1 değerleri ELİSA yöntemi ile ölçülmüştür. Elde edilen tüm sonuçlar SPSS 22.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Katılımcıların vücut ağırlıkları ile vücut yağ yüzdeleri incelendiğinde AAÖ ile AAS arasında istatistiksel olarak anlamlı bir azalma (p<0.05), AAS ile ODİ arasında ise anlamlı oranda bir artma tespit edilmiştir (p<0.05). IGF-1 değerlerinde AAÖ ile AAS arasında istatistiksel olarak anlamlı bir artma (P<0.05) tespit edilirken, AAS ile ODİ arasında ise anlamlı oranda bir azalma tespit edilmiştir (p<0.05). Arjinaz-2 seviyelerinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir değişim bulunmamıştır (p>0.05). Bununla beraber AAÖ, AAS ve ODİ sonrasındaki IGF-1 ile arjinaz-2 arasında güçlü bir korelasyon saptanmıştır. Aralıklı açlık, vücut ağırlığı ve vücut yağının azalmasında etkili bir uygulamadır. Aralıklı açlığın vücut üzerindeki etkileri artan IGF-1 seviyesi üzerinden gerçekleşiyor olabilir.

ArjinazAçlıkObezite+1
Betül Sukan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda ekzojen melatonin uygulamasının kronik öngörülemeyen stres modelinde spermatogenezis üzerine etkisi

Stres, modern yaşamın kaçınılmaz unsurlarından biridir. Yapılan çalışmalar stresin erkek üreme sistemine hasar verici birçok etkilerini göstermektedir. Melatonin ise güçlü bir antioksidan olması yanında anti-inflamatuvar, antiapipotik etkileri olan ve sirkadiyen salınım gösteren bir moleküldür. Bu çalışmada kronik stres durumlarında ekzojen melatoninin spermatogenezise hormonal, yangısal ve oksidan antioksidan yönden etkileri araştırıldı. Bu amaçla 40 adet erkek rat 5 gruba (kontrol, çözücü, melatonin, stres, stres+melatonin) ayrıldı (n=8). Stres gruplarına kronik öngörülemeyen stres modeli, melatonin gruplarına ise oral melatonin (10mg/kg) uygulandı. Çalışmamızda stresin spermatolojik (motilite, ölü-canlı ve anormal sperm), hormonal (FSH, LH, testosteron, kortikosteron, melatonin), testiküler oksidan antioksidan (MDA, GSH, GSH-Px, Katalaz) ve yangısal (NF-κB, TNF-α, IL-1β, IL-6, IL-10) parametreler üzerine hasar verici etkileri istatiksel anlamda kontrol grubuyla farklı iken melatonin yangısal ve oksidan parametrelerde azalmalara, spermatolojik parametrelerde artışa neden oldu (p<0,05). Bu çalışmanın sonucu olarak melatonin, stres durumlarında testiküler dokuda antioksidan, anti-inflamatuvar yönleriyle spermatolojik parametrelerde düzelmelere neden oldu. Gelecekte ki çalışmalarda melatoninin sperm hücresi üzerindeki etkilerinin gösterilmesi için daha ileri düzeyde moleküler analizlerin yapılması bu konuya bilimsel olarak önemli katkı sağlayacaktır

MelatoninSpermStres+3
İshak Gökçek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Humaninin erkek sıçanlarda puberte ve üreme sistemi üzerine etkileri

Üreme sistemi, bazı epigenetik ve edinsel faktörlerin etkisi altında olsa da özellikle hipotalamik-hipofiz-gonadal (HHG) aks tarafından kontrol edilir. Puberteye geçişle birlikte fizyolojik olarak üreme yeteneği kazanılmaktadır. Canlının üreme sağlığı birçok faktörden etkilenebilmekte ve tüm bu faktörler fertilite üzerinde rol oynamaktadır. Başta puberte olmak üzere üreme sistemi ve fertilite enerji metabolizmasıyla sıkı bir bağlantı içerisindedir. Enerji metabolizmasınının düzenlenmesinde rol oynayan leptin, ghrelin ve irisin gibi hormonların HHG aksı üzerinde doğrudan etkili oldukları bilinmektedir. Mitokondriyal türevli bir peptit olan humaninin ise aks üzerindeki etkinliği henüz tam olarak bilinmemektedir. Humaninin birçok dokuda olduğu gibi testis ve spermatozoada da eksprese edildiği gösterilmiş ve yapılan klinik çalışmalarda humanin konsantrasyonunun; foliküllerin boyutu, serum üreme hormon konsantrasyonları ve sperm motilitesi ile ilişkili olduğu ifade edilmiştir. Deneysel hayvan modeli çalışmalarında ise daha çok humaninin spermatozoa üzerindeki sitoprotektif rolüne odaklanılmıştır. Bu çalışmada enerji metabolizması üzerinde önemli role sahip humaninin; üreme sistemi bileşenlerinden biri olarak kabul edilen puberte başlangıcı ve cinsel olgunlaşma, HHG aks hormonları, cinsel fonksiyon ve üreme dokuları üzerindeki potansiyel rolünün ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmada puberte giriş yaşını belirlemek amacıyla Sprague-Dawley ırkı 21 günlük, 35±2 gram ağırlığında erkek sıçanlar kontrol ve humanin olmak üzere 2 gruba (n=10) ayrıldı. Altmış gün süre ile kontrol grubuna serum fizyolojik, deney grubuna ise 1 mg/kg/gün dozda humanin intraperitonal (ip) olarak uygulandı. Erkek sıçanlarda puberte başlangıcı prepisyumun glans penisten ayrılması olarak kabul edilir. 30 günlük yaştan itibaren sıçanların günlük kontrolleri yapılarak puberteye giriş günleri belirlendi. Puberteye giren tüm sıçanlar cinsel olarak aktif olan dişi sıçan ile 30 dakika süreyle aynı kafese gün aşırı bırakılarak ilk cinsel davranış verileri ile ilk sperm oluşum zamanı belirlendi. Pubertal gelişimi tamamlayan sıçanlara yedinci haftada 10 dakika süre ile cinsel motivasyon testi (CMT) ve sekinci haftada 30 dakika süre ile cinsel davranış testi (CDT) uygulanarak cinsel fonksiyon parametreleri değerlendirildi. Deney sonunda elde edilen serum numunelerinden Enzyme-Linked Immuno Sorbent Assay (ELISA) yöntemiyle üreme hormon seviyeleri ve epididimislerden sperm parametreleri analiz edildi. Ayrıca üreme dokuları hematoksilen eozin yöntemi ile histopatolojik olarak incelendi. Humanin uygulamasının; erkek sıçanlarda puberteye giriş yaşını ve cinsel olgunlaşma paremetrelerinden ilk cinsel davranış sergileme ve ilk sperm görülme yaşını daha erkene çektiği görüldü. Ayrıca puberteye giriş ağırlığı humanin gruplarında daha yüksek bulundu. Uzun süreli eksojen humanin uygulamasının erkek sıçanlarda cinsel motivasyonu artırdığı, serum testosteron düzeyini yükselttiği ve sperm parametreleri üzerine olumlu bir etki oluşturduğu belirlendi. Sonuç olarak humaninin; erkek sıçanlarda üreme sistemi üzerinde etkin bir role sahip olduğu gösterildi.

ErgenlikHayvan deneyleriHumanin+2
Ebru Gökdere
Fırat University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of agomelatine on urinary bladder contraction-relaxation mechanism

Melatonin is the hormone that is essentially compelling in modifying the organic cadence in people. Melatonin receptors have been identified in numerous organs including the cardiovascular system, myometrium and ovarian/granulosa cells. In a similar manner, the potential impacts of agomelatine, which is an energizer with melatonergic impact, on different systems other than the upper impact, have been of intrigue. Agomelatine is an energizer with a novel mechanism of activity. It is a melatonergic agonist for MT1 and MT2 receptors and serotonin (5-HT2C) receptor antagonist. Agomelatine has been suggested to have no affect on sexual capacity. In any case, the impacts of agomelatine on urogenital capacities have not been adequately studied in in vivo models. In the light of this data, the aim of this study is to determine the potential impacts of agomelatine on the contraction and relaxation mechanism of the urinary bladder and to disentangle the fundamental physiopathological instruments. In this investigation, seven Wistar-Albino adult male rats were utilized. To decide the inhibitory actions of agomelatine on the urinary bladder, the strips of urinary bladder tissues was prepared after decapitation and were suspended in the tissue bath system and responses were recorded. Following a normal of 2 hours of adaptation period, dosages of agomelatine at 100 μM, 200 μM and 1000 μM was tested on conventional dose acetylcholine-stimulated urinary bladder contractions. The contractile status during pre-agomelatine period of each tissue preceding tissue were utilized as their control. The fundamental reason for our examination is to investigate the impacts of agomelatine on urinary bladder constraction relaxation and uncover the basic pathophysiological mechanism of this effect. As per the consequences of the current analysis, agomelatine can be utilized in the treatment of the hypertonicity related to the urinary bladder.

AgomelatineRelaxationContractions+2
Muaıd Kamal Samın Al-bayatı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Effect of metformin on urinary bladdercontraction-relaxation mechanism

Metformin (Dimetilbiguanid), insüline bağımlı olmayan diabetes mellitus (NIDDM) olan hastalarda kan glukoz konsantrasyonunu düşürmek için oral yoldan uygulanan bir ilaçtır. Bu çalışmada metforminin farklı dozlarının (2mM, 10mM, 20mM) erkek sıçanlarda asetilkolin ile indüklenen kasılmalar üzerindeki etkisi izole organ banyosu kullanılarak test edildi. İdrar kesesi deneyinde metformin mesane şeritlerinde kasılma ve gevşemeye etki etmedi. kasılma sıklığı yukarida belirtilen dozlarda istatistiksel olarak anlamlı değil (p>0.05), Ayrıca alan ve kasılma genliği kullanılan tüm dozlarda istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlar, antidiyabetik ilaç olan metforminin, in vitro modelde asetilkolinin neden olduğu idrar kesesi kasılmalarının kasılma modeli üzerinde önemli bir etki yapmadığını göstermektedir. Bu nedenle metformin, mesaneye etkisi olmadığı için mesane problemi olan diyabetik mellitus hastalarında kullanılabilir.

RelaxationContractionsUrinary bladder+1
Badınan Jalal Hamad Amın
Fırat University · Institute of Health Sciences
2021
00