55
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri: Bir gömülü kuram çalışması
Giriş ve Amaç: Engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri tüm dünyada farklı boyutlarda ve oranlarda görmezden gelinen, karşılanamayan ve yok sayılan bir paradoksun içinde yer almaktadır. Araştırmanın amacı; gömülü kuram yöntemi ile evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin nasıl olduğunu belirlemek ve bu deneyimlerini etkileyen kavram ve süreçleri açıklayıcı bir çerçeve ile ortaya koyan bir kuram geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma gömülü kuram tasarımı ve yöntemi ile yürütülmüştür. Veriler 12 görme engelli kadın ve 13 ortopedik engelli kadın ile yapılan derinlemesine görüşme ve verileri kayıt etme, araştırmacı gözlem yoluyla notlar alma, analitik not alma (hatırlatıcı not alma) ve ikincil veri kaynakları ve sürekli karşılaştırma yöntemi ile doygunluk oluşuncaya kadar ve verilerin analiz aşaması ile eş zamanlı olarak gömülü kuramın analiz basamakları (açık, eksensel ve seçici kodlama) doğrultusunda toplanmış ve analiz edilmiştir. Veriler 2016-2018 yılları arasında 15 ayda ses kaydına alınmış bireysel yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler ile gerçekleşmiştir. Bulgular: Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri sürecini tanımlayan odak kategoriler; "Toplumsal Algı", "Yakın Çevresel Algı", "Ailesel Algı", "Eş Algısı" ve "Engelli Birey Algısı" , "Baş etme Mekanizmaları" ve "Çözüm Önerileri" olarak belirlenmiştir. Odak kategoriler; engellilik, cinsellik, engelli cinselliği, evlilik ve aile kurma, çocuk istemi kategorilerinin etkisi altındadır ve bu doğrultuda açıklanmıştır. Sonuç: Geliştirilen gömülü kuramın her aşaması, evli olan fiziksel engelli kadınların özellikleri, cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin birbiri ile olan ilişkileri, bağlamsal ve karşılaştırmalı faktörleri ile zamana ve deneyime göre değişen karmaşık bir yapıdan etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler; Engellilik; engelli birey; cinsellik; cinsel sağlık, hemşirelik, gömülü kuram.
Teorilerüstü modele dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve kısa mesaj gönderiminin gebelerde sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisi
Bu araştırma, ön test-son test, randomize kontrollü, yarı deneysel bir müdahale araştırmasıdır ve Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınlarda sigarayı bırakma davranışı üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 01 Haziran 2018-30 Nisan 2019 tarihleri arasında Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi'nin Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran 60 gebe kadın oluşturmuştur. Araştırmada örnekleme alınması gereken en az birey sayısı hesaplanmış ve effect size:0.39 olarak saptanmıştır. Örneklem büyüklüğünün belirlenmesi için güç analizi yapılmış (Gpower 3.1.9.2 ile effect size:0.39, alfa:0.05 power:0.90 ve df:1) ve örnekleme alınması gereken en az birey sayısının 40 olduğu tespit edilmiştir. Araştırmada kayıp yaşama olasılığına karşın 30 gebenin girişim grubuna, 30 gebenin kontrol grubuna alınması planlanmıştır. Girişim grubuna ayrılan dört gebe izlemlere devam etmemiş, bir gebe de düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Kontrol grubunda bulunan iki gebenin adres ve telefon bilgileri değiştiği için katılımcılara ulaşılamamış, iki gebe erken doğum, bir gebe düşük yaptığı için analiz dışı kalmıştır. Girişim grubunda 25 gebe, kontrol grubunda 25 gebe toplam 50 gebe ile çalışma yürütülmüştür. Girişim grubuna teori temelli motivasyonel bireysel danışmanlık girişimi uygulanmış ve cep telefonlarına görüşmelere destek olması amacıyla haftada üç gün değişim aşamalarına uygun olarak WhatsApp kısa mesajı gönderilmiştir. Bu araştırmanın verilerinin analizi SPSS 21 paket programı kullanılarak yapılmıştır. Girişim grubu gebe kadınların görüşmelerde belirlenen değişim aşamaları karşılaştırılmış ve değişim aşamaları arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür (p<0.05). Doğum sonrası izlem karşılaştırmasında girişim ve kontrol grupları arasında Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamaları açısından anlamlı farklılığın olduğu ve kontrol grubunda Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puan ortalamalarındaki yüksekliğin istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir IV (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların son izlemde sigara içme davranış değişimleri ile Karar Verme Dengesi Ölçeği toplam puanları arasında yüksek dereceli, negatif ve anlamlı bir ilişki görülmüştür (r=-0.73; p<0.05). Gebe kadınların ön izlem, son izleme göre karbonmonoksit (CO) ölçüm ortalamaları girişim grubunda 1.9±2.1 ile anlamlı derecede düşük olduğu bulunmuştur (p<0.05). Girişim grubundaki gebe kadınların hepsi "İkiniz İçin Bırakın" mesaj programını sigara içen ve bırakmak isteyen arkadaşlarına tavsiye edeceklerini ve bu tip kısa mesaj programı hizmetlerinin aile sağlığı merkezleri ve hastaneler tarafından verilmesini istediklerini ifade etmişlerdir. Araştırma sonuçları gebe kadınlarda sigara bırakmada Teorilerüstü Model'e dayalı motivasyonel bireysel danışmanlık girişiminin ve değişim aşamalarına göre hazırlanmış kısa mesajların cep telefonuna gönderiminin gebe kadınların Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarını ve CO düzeylerini düşürdüğü, davranış değişiminde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler; Gebe Kadın; Teorilerüstü Model; Motivasyonel Görüşme; Kısa Mesaj; Sigara Bırakma
Üriner inkontinans tanısı alan kadınlarda semptom şiddeti ve yaşam kalitesi
AMAÇ: Üriner inkontinans, kadınlarda yaşam kalitesinde azalmaya neden olan yaygın görülen bir sağlık sorunudur. Bu araştırma, üriner inkontinans tanısı alan kadınların semptom şiddeti ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. MATERYAL ve METOD: Mart-Haziran 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ürojinekoloji Polikliniği'ne üriner inkontinans şikayeti ile başvuran 160 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan ve 26 sorudan oluşan "Birey Tanılama Formu" ve "King Sağlık Anketi (KHQ)" ile yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 52.78±10.89 yıl, %45'i obez, %41.9'u ilköğretim mezunu, %61.3'ü ev hanımıdır. İleri yaş, BKİ, doğum sayısı, doğum şekli, pelvik cerrahi geçirme, konstipasyon, kronik hastalıklar, kronik öksürük, hareketsiz yaşam tarzı, ağır cisim kaldırma, kafeinli içecek tüketme gibi faktörlerin kadınların Üİ'ye bağlı yaşam kalitelerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmaya katılan olguların King Sağlık Anketi birinci bölümünde; "Genel Sağlık Durumu" alt boyut puan ortalaması 41.09±20.48; "İnkontinans Etkisi" alt boyut puan ortalaması 56.46±28.47; "Rol Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 41.04±33.43; "Fizik Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 46.67±33.01;, "Sosyal Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 31.94±30.26; "Kişisel İlişki" alt boyut puan ortalaması 15.94±25.72; "Emosyonlar" alt boyut puan ortalaması 43.61±34.82 "Uyku Enerji Düzeyi" alt boyut puan ortalaması 27.71±27.97 "Ciddiyet Ölçümleri" alt boyut puan ortalaması 38.46±24.56 olarak saptanmıştır. Ölçeğin ikinci bölüm (Semptom Ciddiyet Skalası) alt boyut puan ortalaması 9.56±5.97 olarak saptanmıştır. Semptom değerlendirme sorusuna hastaların %45'i hiç ya da az (birinci grup) cevabı vermiş ve %55'i orta ya da çok cevabı (ikinci grup) vermiştir. İkinci gruptaki kadınların King Sağlık anketi yaşam kalitesi bölümünün tüm alt boyutularından aldıkları puanlar, birinci gruptaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Üİ semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. SONUÇ: Kadınlarda inkontinans varlığının yaşam kalitesini orta düzeyde etkilediği, inkontinans semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: kadın; üriner inkontinans; yaşam kalitesi; semptom şiddeti
Emzirme pozisyonlarının emzirme başarısına etkisi
Araştırma, sezaryen doğum sonrası erken postpartum dönemdeki emzirme pozisyonlarının annenin emzirme başarısına, emzirme süresine, memnuniyet derecesine, meme başı ve insizyon ağrısına etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, 01/12/2017 -30/03/2018 tarihleri arasında, Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Erişkin Yoğun Bakım ve Kadın Doğum servisinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, hastanede belirtilen tarihler arasında spinal anestezi ile sezaryen doğum yapmış, araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden 67 primipar anne oluşturmuştur. Çalışmaya katılan annelerin ilk 30 dakika içinde emzirmeleri Erişkin Yoğun Bakımda gerçekleştirilerek meme ucu problemi olup olmadığı değerlendirilmiştir. Anneler Kadın Doğum servisine alındıklarında beşik tutuş ve futbol tutuş pozisyonları hakkında emzirme eğitimi verilmiştir. Kura yöntemi ile ilk emzirme pozisyonları belirlenmiştir. İkinci emzirmelerinde diğer pozisyonu kullanmışlardır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan "Anne ve Yenidoğan Tanıtım Formu", "LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı", "Emzirme Süresi ve Memnuniyet Formu" ve "Meme Başı ve İnsizyon Ağrısı için Sözel Kategori Ölçeği" kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ve gözlem yapılarak toplanmıştır. Veri değerlendirmesinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri, power analiz, Shapiro-Wilk testi, McNamer-Bowker testi, Paired Sample t test, Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 25,68±5,7'dir. Annelerin %97,0'ı isteyerek gebe kalmış ve %34,3'ü gebelik döneminde emzirme eğitimi almıştır. Beşik Tutuş pozisyonu %94 oranında annelerin en fazla bildiği pozisyondur. Beşik tutuş pozisyonunda LATCH emzirme başarı puan ortalaması 8.71±1.05, Futbol tutuş pozisyonunda 8,00±1,11 olarak bulunmuştur. Annelerin emzirme pozisyonlarına göre LATCH emzirme başarı puan ortalamaları arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Beşik tutuş pozisyonundaki LATCH puan ortalaması, Futbol tutuş pozisyonuna göre daha yüksektir. LATCH puan ortalaması her iki pozisyonda da 30 anne için eşit bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunda emzirme süresi ortalaması 11.5±4,05 dakika, futbol tutuş pozisyonunda 10.5±4.24 dakikadır. Emzirme pozisyonuna göre annelerin emzirme süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Annelerin %37,3'ü futbol tutuş pozisyonundan "orta derecede memnun", %35,8'i beşik tutuş pozisyonundan "çok memnun" olduğunu belirtmiştir. Emzirme pozisyonlarına göre memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Annelerin emzirme öncesi ve sonrası meme başı ağrısı yaşamadıkları bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunun, annelerin insizyon ağrısını artış yönünde etkilediği, futbol tutuş pozisyonunda emzirme öncesi ve sonrası insizyon ağrı şiddetinde değişim olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, annelerin emzirmede beşik tutuş pozisyonunda emzirme başarı puanının daha yüksek olduğu ve LATCH emzirme başarı puanını anlamlı olarak etkilediği, meme başı ağrısı yaşamadıkları ancak beşik tutuş pozisyonunun insizyon ağrısını arttırdığı, emzirme pozisyonları ile emzirme süreleri ve memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur. Bu bilgiler ışığında; doğum öncesi verilen emzirme eğitimlerinde emzirme pozisyonlarının tümünün rutin olarak anlatılması, pozisyonların gösterilmesi ve seçimin anneye bırakılması, doğum sonrası süreçte anneye izlemler sırasında ve ihtiyacı olduğunda tekrar danışmanlık yapılması, emzirmede kullanılan diğer pozisyonların etkinliğini belirlemek üzere farklı çalışmalar planlanması, emzirme pozisyonlarına yönelik eğitimi alan ve almayan annelerin karşılaştırıldığı çalışmaların yapılması önerilebilir.
Birinci trimesterdeki gebelerde toxoplazma, sitomegalovirüs, rubella, HIV, Hepatit B/C prevelansı ve risk faktörleri
Birinci Trimesterdeki Gebelerde Toxoplazma, Sitomegolavirüs, Rubella, HIV, Hepatit B/C Prevelansı ve Risk Faktörleri Bu çalışma, Gülhane Askeri Tıp Akademisi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran ilk trimesterdeki gebelerde seropozitiflik oranları verisk faktörlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 1 Eylül-10 Aralık 2015 tarihleri arasında polikliniğe başvuran araştırmanınkriterlerine uyan 235 gebe oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafındangeliştirilen anket formu ile elde edilmiştir. Verilerin analizinde Shapiro Wilk's, Mann-Whitney U testi, Ki kare testi, Fisher's Exact Testi ve Pearson Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Gebelerin yaş ortalaması 28.2 ± 3.26 (18-42)'dır.Çalışmada toksoplazma IgG (%27.4) ve IgM (%0.9), rubella IgG (%92.8), sitomegolavirüs (CMV)IgG (%71.5), HBsAg (%38.3), Anti-HBs (%0.9), HCV (%0.4) seropozitiflikleri tespit edildi. AncakHIV seropozitifliği saptanmadı. Yaş ile birlikte toksoplazma IgG-IgM, rubella IgG, CMV IgG, HBs Ag, Anti-HBs ve HCV prevalansının arttığı saptandı(p<0.05).Toxo IgG seropozitifliği Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde sık görülmekteve gebelik sayısı ile doğru orantılı olarak artmaktadır(p<0.05). Sağlık çalışanları arasında Anti-Hbs seropozitifliği daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Gebelerin seroloji sonuçları ileailedeki birey sayısı, yaşadığı yer, bahçe-toprak işleri ile uğraşma, çiğ süt-kaymak, işlenmiş gıda tüketimi, ortak bardak-tabak kullanımı, manikür-pedikür öyküsü arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0.05); eğitim, düşük-küretaj, evlilik sayısı, operasyon öyküsü, diş tedavisi, dövme/piercing, kan transfüzyonu, IV/IM enjeksiyon, evcil hayvan besleme ve az pişmiş et tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Bu veriler antenatal takipte seropozitif taramasının önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik,Seroprevalans, Teratojenik Enfeksiyonlar
Bakuba şehrinde acil servis hemşireleri arasında iş doyumunun değerlendirilmesi
Bu çalışmada Irak'ın Bakuba şehrinde acil serviste çalışan hemşirelerin iş doyumu değerlendirilmiştir. Araştırma evrenini Irak'ın Bakuba Valiliğinde hastanelerde çalışan, tüm hemşireler oluşturmuştur. Ayrıca, örnek toplamak için Job Descriptive Index (İş Tanımlayıcı İndeks) (JDI) , Job In General (Genel iş) (JIG) ve İş Doyum Ölçeği (JSS) kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik paket programı ile çözümlenmiştir. Araştırmanın sonunda şu bulgular elde edilmiştir. JSS ölçeği ücret, terfi, idare, sosyal yardım ve haklar, çalışma prosedürleri, çalışma arkadaşları, işin doğası, iletişim alt boyutları cinsiyet, medeni durum, ailede çocuk varlığına, yaş, eğitim durumu, ve mesleki tecrübeye göre farklılık göstermemiştir. JSS (Toplam) Ölçeği cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiştir. JDI Ölçeği iş alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiştir. JDI Ücret Alt Boyutu cinsiyete göre farklılık göstermemiş, ancak yaş, eğitim durumu, ve mesleki tecrübeye göre farklılık göstermemiş, ancak medeni duruma göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği Terfi alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık farklılık göstermemiş ancak aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği Yönetim alt boyutu cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir. JDI Ölçeği İş Arkadaşları alt boyutunun cinsiyet, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, yaşa göre farklılık göstermiştir. JIG (Genel İş Tatmin Ölçeği) Ölçeğinin cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki tecrübe, aylık gelir, medeni durum ve ailede çocuk varlığına göre farklılık göstermemiş, aylık gelir durumuna göre farklılık göstermiştir.
Evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeylerinin ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeyleri ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak tasarlanmıştır. Araştırma Irak'ın Dhi Qar Valiliği, Al-Rifai İlçesi'ndeki birinci basamak sağlık merkezlerinde 01.04.2022-01.07.2022 tarihleri arasında 154 evli kadın ile yürütülmüştür. Kullanılacak anket maddelerinin anlaşılabilirliğini test etmek için dâhil edilme kriterlerine uyan 20 evli kadın ile ön uygulama yapılmıştır. Veri toplama işlemi araştırmacı tarafından yüz yüze yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kadınların %26'sı 30-34 yaş aralığında, %57,1'i lise mezunu, %58,4'ü ev hanımı, %53,2'sinin geliri gidere eşit, %48,1'i ilçede yaşamakta, %64,9'unun 1-5 arası sayıda çocuğa sahip, %48,1'inin 1-5 yıl arası evli oldukları tespit edilmiştir. Kadınların %65,6'sının aile planlaması yöntemi kullandığı ve aralarından %13,6'sının rahim içi araç, %38,3'ünün hap ve %11,7'sinin enjeksiyon yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim seviyesi, gelir arttıkça aile planlaması bilgi düzeyinin artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca ev hanımlarının çalışanlara, ilçede yaşayan kadınların şehir merkezinde yaşayanlara ve çocuk sayısı fazla olan kadınların diğerlerine göre aile planlaması hakkında daha az bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir. (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, toplumun üreme sağlığı konusundaki bilgi seviyesini yükseltmek için aile planlaması ile ilgili yenilikçi, kapsamlı, eğitici programlar geliştirilmeli, bu programlara mümkün olduğunca çok kadının katılımının sağlanması hedeflenmelidir.
Irak'ın Diyala şehrinde yaşayan kadınların pap smear testi yaptırma durumları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Rahim ağzi kanseri, kadınlarda görülen kanserlerin gelişmemiş ülkelerde %15'ini, gelişmiş ülkelerde ise %3,6'sını oluşturmakta ve kanserin sebep olduğu kadın ölümlerinde de dördüncü sırada yer almaktadır. Araştırma, Diyala şehrindeki dört birinci basamak sağlık merkezlerine başvuran 367 kadın üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Testi Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 28-37 yaş aralığında olan kadınların rahim ağzı kanseri duyarlılık düzeylerinin düşük, sağlık motivasyonlarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Köyde yaşayan kadınların duyarlılık ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük bulunmuştur Geliri az olan kadınların engel ve ciddiyet düzeyleri yüksek, sağlık motivasyonları düşük olarak tespit edilmiştir. 3 ve daha az çocuğa sahip kadınların sağlık motivasyonları daha yüksektir. Sağlık durumu çok iyi olanların duyarlılık düzeyleri düşük, sağlık motivasyonları yüksektir. Sonuç olarak kadınların pap smear testi yaptırma durumları birçok değişkene göre farklılık göstermektedir. Bu nedenle kadınların pap smear testlerini yaptırmaları için gereken eğitim mutlaka kadınlara sağlanmalıdır.
İnfertilite tedavisi gören kadınlarda damgalanma ile fertilite uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnfertilite tedavisi gören kadınlarda damgalanma ile fertilite uyumu arasındaki ilişkinin incelenmesi Öğrenci Adı ve Soyadı: Sümbül DİNÇER Danışmanı: Doç. Dr. Yeter DURGUN OZAN Anabilim Dalı: Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği Amaç: Bu araştırma infertilite tedavisi gören kadınlarda damgalanma ile fertilite uyumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve korelasyonel araştırma tipinde tasarlanmıştır. Araştırma, Dicle Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek (IVF) Kliniği ve Jinekoloji Polikliniğinde Haziran-Kasım 2022 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 253 infertilite tedavisi gören infertil kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında 'Kişisel Bilgi Formu', 'Fertilite Uyum Ölçeği' ve 'İnfertilite Damgalanma (Stigma) Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS (Statistical Program for Social Sciences) 24.0 paket programı ile yapılmıştır. Bulgular: Kadınların İnfertilite Damgalanma Ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamasının 54.55 ± 24.32 olduğu bulunmuştur. İnfertilite Damgalanma Ölçeği alt boyutlarından olan Toplumsal Damgalanma boyutunun 18.33 ± 9.26 ile en yüksek puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. Kadınların Fertilite Uyum Ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının 24.68 ± 4.80 olduğu belirlenmiştir. İnfertilite Damgalanma Ölçeği ve Fertilite Uyum Ölçeği puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. (r=0.29, p<0.01) Sonuç: Damgalanma arttıkça kadınların fertilite uyum düzeyleri azalmıştır. Hemşirelerin infertil kadınların tedavi sürecine uyumlarını sağlamaları için damgalanmaya yönelik farkındalıklarının arttırılması, kadınların tedaviye uyumunu arttıracak girişimlerde bulunulması önerilmiştir. Anahtar Sözcükler: İnfertilite, Damgalanma, Fertilite uyumu
Mülteci kadınların cinsel yaşam deneyimleri
Amaç: Bu çalışma mülteci kadınların cinsel yaşam deneyimlerini incelemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın türü nitel araştırma tasarımlarından fenomenolojik desendir. Araştırma 01.10.2022-01.11.2022 tarihleri arasında Mardin ilinde mültecilerin yaşadığı bir sahada yapıldı. Araştırma amaçlı rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen 33 mülteci kadın ile yapıldı. Araştırma veri doygunluğuna ulaşıldıktan sonra sonlandırıldı. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu" ve "Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanıldı. Nitel veri değerlendirmesi kuramsal tematik analiz yaklaşımı ile yapıldı. Bulgular: Verilerin analizinde mülteci kadınların cinsel yaşam deneyimlerinde 5 ana tema ve 12 alt tema olduğu belirlendi. Bu temalar ilk cinsel deneyim zamanı, cinsel deneyim isteme durumu, evlilik içi zorla cinsel birliktelik yaşama nedeni, göçün cinsel yaşama etkisi ve cinsel sağlığı etkileyen faktörler şeklinde tanımlandı. Sonuç: Bu çalışmada sonuç olarak, mülteci kadınların göç sürecinde ve iltica ettikleri ülkede birçok zorluklara maruz kaldıkları, bu zorlukların cinsel yaşamlarını ve üreme sağlıklarını olumsuz etkilediği ve sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamadıkları saptandı. Kadın sağlığı hemşireleri, mülteci kadınların cinsel ve üreme sağlığını korumak, geliştirmek ve iyileştirmek için kadınların ihtiyaçlarını saptamalıdır, uygun girişimleri planlamalıdır ve uygulamalıdır. Anahtar Sözcükler: Cinsel Yaşam, Cinsel Sağlık, Mülteci Kadın, Üreme Sağlığı.
Zihinsel engelli kadınların cinselliğine ilişkin toplumun tutumu ölçeğinin türkçe uyarlaması: Geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Amaç: Zihinsel Engelli Kadınların Cinselliğine İlişkin Toplumun Tutumu Ölçeğinin (The Scale on Society's Attitudes towards the Sexuality of Women with Intellectual Disabilities) Türkçe'ye uyarlaması ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Metodolojik olarak tasarlanan çalışmada veri toplama formları Google Forms kullanılarak, WhatsApp, İnstagram ve Facebook üzerinden araştırmaya katılmaya gönüllü 18 yaş üstü, 258 açıklayıcı faktör analizi, 258 doğrulayıcı faktör analizinde kullanılmak üzere 516 kişiye uygulandı. Veriler Kişisel Tanıtım Formu, Engelli Kadın Tutum Ölçeğinin Engelli Kadın ve Özel Yaşamı alt boyutu ve ''Zihinsel Engelli Kadınların Cinselliğine İlişkin Toplumun Tutumu Ölçeğinin Türkçe versiyonu kullanılarak toplandı. Toplanan veriler Açıklayıcı Faktör Analizi, Doğrulayıcı Faktör Analizi, Test Tekrar Test Yöntemi, Paralel Form Güvenirliği, Cronbach Alfa Güvenlik Katsayısı kullanılarak, SPSS 24 ve AMOS 24 ile geçerlilik ve güvenirlik analizleri yapıldı. Bulgular: Ölçeğin 10 madde, dört alt boyuttan oluştuğu bulundu. Açıklanan toplam varyans %77,37, ortak varyans ise %65,05 olarak belirlendi. Maddelerin faktör yükleri 0,53 ve 0,99 değerleri arasında iyi ve yüksek düzeyde ilişkili bulundu. Doğrulayıcı faktör analizine göre, tüm uyum indeksleri >0,90 ve RMSEA=0,067'dir. Ölçeğin Cronbach's α 0,70 olarak bulundu. Ölçeğin alt boyutlarının cronbach's α değerleri 0,70-0,85 arasında olduğu bulundu. Sonuç: Zihinsel Engelli Kadınların Cinselliğine İlişkin Toplumun Tutumu Ölçeğinin Türkçe formunun geçerli ve güvenilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Cinsellik, Toplum tutumu, Zihinsel engelli kadın
Sadece anne sütü ile besleme Sosyal Destek Ölçeği'nin Türkçe geçerlilik ve güvenirlilik çalışması
Amaç: Bu araştırma Sadece Anne Sütü ile Besleme Sosyal Destek Ölçeği'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini yapmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, metodolojik tipte tanımlayıcı bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırma, Dicle Üniversitesi Hastaneleri Çocuk Poliklinikleri'ne başvuran ile emzirme odasını kullanan 320 emziren anne ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında 'Tanıtıcı Özellikler Veri Formu' ve 'Sadece Anne Sütü ile Besleme Sosyal Destek Ölçeği' kullanılmıştır. Verilerin analizler IBM SPSS 25 ve AMOS 23 programında gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Geçerlik analizi kapsamında, önce dil ve kapsam geçerliği sağlanmış,İngilizce-Türkçe çeviri ve geri çeviri yöntemiyle anlam benzerliği kontrol edilmiştir. Uzman görüşleriyle kapsam geçerliği test edilmiş ve KGİ = 0.95 ile ölçek bazında, madde bazındaki KGİ = 0.80-1 arasında değerler almıştır. Açıklayıcı Faktör Analizi sonucunda faktör yükleri 0.615 ile 0.905 arasında bulunmuştur. Ölçek, üç faktör altında toplanmış ve toplam varyansın %79,728'ini açıklamıştır. Ölçeğin genel Cronbach alfa değeri 0.947 iken, fiziksel alt boyutu 0.943, duygusal alt boyutu 0.915 ve bilgilendirme alt boyutu 0.942 olarak hesaplanmıştır. Ölçek toplam ortalama puanı 30,92±9,27 olarak belirlenmiştir. Ölçeğin test-tekrar test güvenilirliği, 30 kişiye 4 hafta arayla yapılan ölçümlerle korelasyon katsayısı r=0.922, p<0.001 olarak bulunmuştur. İki yarıya bölme güvenirlik analizi sonucunda, birinci bölümün Cronbach alfa değeri 0.891, ikinci bölümün 0.932 olarak bulunmuş, iki bölüm arasındaki iç tutarlılık katsayısı 0.801 ve Spearman-Brown ile Guttman Split-Half katsayıları 0.889 olarak hesaplanmıştır. Uç değer analizi sonucunda veri setinde uç değere rastlanmamıştır. Son olarak, modelde yapılan iyileştirmelerle uyumu artıran kovaryanslar belirlenmiş ve yenilenen uyum indeksleri RMSEA = 0.072, GFI = 0.927, AGFI = 0.88, CFI = 0.975, χ² = 182.665 (p < 0.001) olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Sadece Anne Sütü ile Besleme Sosyal Destek Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliği oldukça yüksek bulunmuştur. Bu bulgular, ölçeğin Türk toplumunda yapılacak araştırmalarda kullanılmaya uygun olduğunu göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Emzirme, sosyal destek, anne sütü, güvenirlik, geçerlik
Annelerin emzirmeyi sonlandırma yöntemleri ve deneyimlerinin incelenmesi: Karma yöntem çalışması
Amaç: Bu araştırma annelerin emzirmeyi sonlandırma yöntemleri ve emzirmeyi sonlandırma sürecindeki deneyimlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Gereç ve yöntem: Nitel ve nicel yöntemleri içeren eş zamanlı/paralel karma yöntemler kullanılarak yapılan bu çalışma Batman 1 nolu aile sağlığı merkezinde Mayıs 2024- Kasım 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemi 1 nolu Aile Sağlığı Merkezine başvuran, 0-36 ay arası bebekleri/çocukları olan anneler arasından nicel yöntem için 220, nitel yöntem için 15 anneden oluşmuştur. Araştırmanın verileri "Tanıtıcı Özellikler Veri Toplama Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde nicel yöntem de sayı, yüzde ve ortalamalar için Pearson Ki-Kare testi ve Fisher's Exact testi uygulanmıştır. Analizler IBM SPSS 27 programında gerçekleştirilmiştir. Nitel yöntem için tematik analiz yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: Nicel verilerin analizinde katılımcıların yaş ortalamasının 32,02±5,39 olduğu, ortalama emzirmesi süresinin 19,37±4,48 olduğu görülmüştür. Emzirmeyi sonlandırma nedenleri arasında en sık görülen neden %24,1 oranıyla bebeğin gece/gündüz çok sık emmesi ve annede yorgunluk oluşturmasıdır. Emzirmeyi sonlandırmada kullanılan yöntemler arasında en sık tercih edilen yöntem %29,1 ile birden kesme, %18,6'sı azaltarak kesme, %5,5'i bebeğin kendiliğinden emmeyi bırakması, %9,1'i memeye saç koyma, %16,8'i memeye salça sürme, %8,6'sı memeye biber sürme, %6,4'ü biberonla ek besin verme, %5,9'u sabır taşı yöntemini kullanmıştır. Bu süreçte zorlananların oranı %67,3'tür. Emzirmeyi sonlandırma döneminde eğitim almadığını belirtenlerin oranı ise %95,5'tir. Bilgi ve eğitim kaynakları olarak en fazla başvurulan kaynak %44,5 oranıyla anne ve kayınvalide olmuştur. Nitel verilerin analizinde annelerin emzirmeyi sonlandırma sürecindeki deneyimlerine yönelik 6 ana tema ve 25 alt tema elde edilmiştir. Bu ana temalar; annelerin emzirme süreci ve anne sütü ile ilgili düşünceleri, annelerin emzirmeyi sonlandırma nedenleri, emzirmeyi sonlandırmada karşılaşılan zorluklar/güçlükler, emzirmeyi sonlandırmada kolaylaştırıcılar, emzirmeyi sonlandırmada kullanılan yöntemler/uygulamalar, annelerin emzirmeyi sonlandırma sürecindeki duygularıdır. Sonuçlar: Annelerin emzirmeyi sonlandırma nedenlerinin başında bebeğin gece/gündüz çok sık emmesi ve annede yorgunluk oluşturması yer almıştır. Bu oran çalışan annelerde daha yüksek bulunmuştur. Annelerin emzirmeyi sonlandırırken farklı yöntemler kullandıkları, zorlandıkları ancak bu konuda eğitim almadıkları saptanmıştır. Bilgi kaynağı olarak sağlık profesyonellerinin az bir oranda tercih edildiği görülmüştür. Annelerin emzirmeyi sonlandırma sürecinde yıpranma, bebeğin hakkını elinden almış olma fikri/suçluluk/yetersizlik, anne- bebek arasındaki bağın kopacağı hissi gibi olumsuz hislere kapıldığı saptanmıştır. Ancak süreci tamamlayan anneler zorlandıkları, yıprandıkları bu sürecin sonunda rahatladıklarını ifade etmişlerdir. Anahtar kelimeler: Anne sütü, emzirmeyi sonlandırma, sütten kesme, hemşirelik, karma yöntem
Menopozal semptomlar ile cinsel yaşam arasındaki ilişkiler
Araştırma, menopozal semptomlarla cinsel yaşam arasındaki ilişkileri belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak Dr. Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Menopoz Ünitesi'nde yapılmıştır. Örneklem 249 kadından oluşmuştur.Veriler araştırmacı tarafından literatüre göre oluşturulan soru formu, MSDÖ ve KCFSİ ile 18.02.2008?28.03.2008 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırma için resmi izinler, etik onay ve katılımcılardan sözlü ve yazılı onam alınmıştır.Veriler betimsel istatistik yöntemleri, güvenirlik analizi, Kolmogorov-Smirnov testi, Pearson korelasyon analizi, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testi ile değerlendirilmiştir.Yaş ortalaması 52.30±6.06 olan kadınların %72.3'ü ilkokul mezunu ve %67.9'u ev hanımıdır. Menopoz yaşı ortalaması 45.34±4.87'dir. Kadınların %18.9'u HRT almıştır.Kadınların yarıya yakını menopozal ( =22.58±6.31) ve ürogenital semptomları ( =5.86±2.36), üç kadından biri somatik ( =8.55±2.77) ve psikolojik semptomları ( =8.16±3.04) şiddetli olarak yaşamaktadır. En çok sıcak basması/terleme (%53.4), en az (%34.5) endişe/kaygı yaşanmaktadır.Kadınların %77.1'inin cinsel yaşamı olumsuz etkilenmiş, %76.3'ünün eşine karşı cinsel isteği, %79.1'inin cinsel ilişki sıklığı azalmıştır. Kadınların yarıdan fazlası cinsel doyum ( =6.90±3.19) ve cinsel ilişkide rahatsızlık ( =6.32±3.15), yaklaşık yarısı da cinsel ilişki sıklığı/libido ( =8.06±2.94) ve genel cinsel sorunlar ( =21.29±7.98) yaşamaktadırlar. En fazla cinsel ilişkide rahatsızlık (%69.5) ve vajinal kuruluk (%68.7) saptanmıştır. Sadece %4.4'ü cinsel problemleri için sağlık kuruluşuna başvurmuş, %13.3'ü ilaç dışı ürünler kullanmışlardır.MSDÖ ve MSDÖ'nün somatik şikayetler alt ölçeği ile cinsel ilişkide rahatsızlık, ürogenital şikayetler ile KCFSİ ve cinsel ilişkide rahatsızlık alt ölçeği arasında önemli ilişkiler bulunmuştur (p<0.05)Yaşın artması, menopoza girmeden önceki cinsel yaşamın doyuruculuğu ve menopoz sonrası cinsel yaşamın olumsuz etkilenmesi cinsel fonksiyon puanlarını düşürmektedir (p<0.05).Anahtar kelimeler: Menopoz, menopozal semptomlar, cinsel yaşam, kadın
Gernç kızlarda primer dismenore ve vücut kitle indeksi
Bu çalışma genç kızlarda primer dismenore ile vücut kitle indeksi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan araştırmanın örneklemini, İstanbul Üniversitesine bağlı Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi ve Bakırköy Sağlık Yüksekokulu?nda okuyan 366 genç kız oluşturmuştur. Veriler, soru formu ve genç kızların boy ve kilolarının araştırmacı tarafından ölçülmesiyle toplanmış, WHO?nun belirlediği kriterlere vücut kitle indeksileri zayıf, normal ve şişman olarak gruplandırılarak primer dismenore ile ilişkisi incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar, ki kare, t testi, korelasyon ve odds ratio kullanılmıştır. Genç kızların büyük çoğunluğu 18?24 yaşları (%97) arasında olup menarş yaşı yaklaşık 13?dür. %77?sinin menstrual siklusları düzenli olan genç kızlar yaklaşık 27 günde bir 6 gün süren menstrual kanama yaşamaktadır. Genç kızların %88,5?i zaman zaman ya da her zaman dismenore yaşadığını belirtmiştir. Aile üyelerinin %68,2?sinde dismenore sorunu vardır. Primer dismenore kriterlerine göre irdelendiğinde, genç kızların %64,2?sinin primer dismenore yaşadığı saptanmıştır. Primer dismenoreye sahip genç kızların %48,1?inin ağrısı, adetten önceki 24 saat içinde başlamakta ve %53,6?sının adet başladıktan sonra 24 saat içinde sona ermektedir. Primer dismenoresi olan genç kızların ağrılarının VAS?a göre değerlendirildiğinde %63,5?nin adet sırasında hissettikleri ağrı orta şiddetlidir. Genç kızların kiloları yaklaşık 58 kg, boyları 162 cm olup vücut kitle indeksi ise yaklaşık 22 kg/m²?dir. Genç kızlarda primer dismenore ile vücut kitle indeksi arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir bağıntı olmadığı saptanmıştır (p=0.121 ve x²=4.220). Genç kızların kilo ve boyları ile primer dismenore görülme sıklığı karşılaştırıldığında, primer dismenoresi olanların olmayanlara göre 1 cm?den daha uzun oldukları ve aralarındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p=0.048). Genç kızlar vücut kitle indeksine göre, zayıf olanlar/olmayanlar, normal olanlar/olmayanlar ve şişman olanlar/olmayanlar olarak gruplandırılıp primer dismenore ile ilişkisine bakıldığında; zayıf olanların olmayanlara göre istatistiksel olarak daha fazla primer dismenore yaşadığı (p=0.028) saptanmıştır. Vücut kitle indeksinin 20?nin altında olması primer dismenore için bir risk faktörüdür. Buna göre irdelendiğinde vücut kitle indeksi 20 kg/m² altında olanların olmayanlara göre daha fazla oranda dismenore (p=0.010) ve primer dismenore (p=0.016) yaşadığı saptanmıştır. Hemşireler ve gençlere hizmet veren sağlık personeli dismenore/primer dismenorenin giderilmesinde farmakolojik ve nonfarmakolojik tedavi yöntemlerini bilmelidir. Ayrıca genç kızlar yeterli, dengeli beslenmenin ve uygun vücut kitle indeksine sahip olmanın, dismenore ile baş etmede önemi konusunda bilinçlendirilmelidir. Dismenore ve primer dismenore genç kızlarda yaygın bir sağlık sorunudur. Bu nedenle, ders kitaplarında ve medyada bu konu daha fazla yer almalıdır. Anahtar kelimeler; genç kızlar, primer dismenore, kilo, boy, vücut kitle indeksi.
Gebelikte sigara kullanımı, gebelikte sigara kullanımına anksiyetenin ve mutluluğun etkisinin incelenmesi
Araştırmanın amacı gebelikte sigara kullanımı, sigara kullanan gebelerin özellikleri, gebelikte sigara kullanımını etkileyen faktörler ve sigara kullanımına anksiyetenin ve mutluluğun etkisinin incelenmesidir. Araştırma kesitsel-analitik olarak tabakalı rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 187 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu, Beck Anksiyete Ölçeği ve Oxford Mutluluk Ölçeği Kısa Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki kare, lojistik regresyon analizi, Kolmogorov-Smirnov, Mann-Whitney U testi ve ROC analizi kullanılmıştır. Kadınların sigara kullanma oranı gebelik öncesi %32,1 ve gebelikte %13,9 olarak bulunmuştur. Sigara kullanan gebelerin %42,3 lise mezunu, %73,1'i ev hanımı idi. Sigarayı bırakan gebelere nedenleri sorulduğunda en fazla oranda (%77,8) bebeğe zararlı olacağından bıraktıklarını belirtmişlerdir. Bırakma konusunda da hemşire tavsiye ve desteği almadıkları bulunmuştur. Resmi nikahlı olmaması, gebelerin taşınma durumu yaşaması gebelikte sigara, içmeyi artırmaktadır. Gebelik öncesi sigara kullanma ve içilen sigara sayısı ile gebelikte sigara kullanımı arasında yapılan istatistiksel analizde gruplar arası fark olduğu bulunmuştur. Eşinin ya da başka birinin gebe ile aynı ortamda sigara içmesi de gebenin sigara içmesini arttırdığı belirlenmiştir. Gebelerin anksiyete ölçek puanları ile gebelikte sigara kullanımı arasında yapılan istatistiksel analizde gruplar arası farkın olmadığı, fakat mutluluk ölçek puanları ile gebelikte sigara kullanımı arasında gruplar arası farkın anlamlı olduğu bulunmuştur. Sonuç olarak mutluluğun, eşinin veya başka birinin gebenin yanında sigara içmesinin, gebelik öncesi sigara içmesinin, içilen sigara miktarının gebelikte sigara kullanmayı etkilediği belirlenmiştir. Hem gebenin hem de eşinin ve çevresinin gebelikte sigarayı bırakma konusunda eğitime gereksinimleri olduğu düşünülmektedir. Ayrıca çalışmada hemşireler tarafından gebelerin sigarayı bırakma konusunda desteklenmediği görülmüştür. Bu konuda da sağlık profesyonellerinin farkındalıklarının arttırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Sigara içme, gebelik, mutluluk, anksiyete
Doğum sonrası yorgunluğun annenin özbakım gücü ile ilişkisi
Amaç: Araştırmanın amacı kadınların doğum sonrası ikinci ayında görülen yorgunluk düzeyi ile öz-bakım gücü arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Yöntem: Araştırma analitik-kesitsel olarak gelişigüzel örnekleme yöntemi ile belirlenen 313 doğum sonrası kadın ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri kadınların tanıtıcı, obstetrik, doğum ve doğum sonrası dönem özelliklerinin sorgulandığı kişisel bilgi formu, Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası, Öz-bakım Gücü Ölçeği, Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, varyans analizi, t-testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis, korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamındaki kadınların yaş ortalaması 25,36±3,67 (aralık: 18-35)'dir. Kadınların %52,1'i gelir düzeylerini düşük olarak algıladıklarını bildirmişlerdir. Kadınların %14,1'inin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Kadınların %87,5'inin çekirdek ailede yaşadığı, %77,3'lük kısmının çalışmamakta ve %31'inin de sağlık güvencesinin bulunmadığı görülmüştür. Kadınların YİGBS puanı ile düşük gelir düzeyi EDPS puanı arasında pozitif ilişki, ÖBGÖ puanı ile ev işlerinde ve bebek bakımında destek olan birinin yokluğu arasında negatif ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmada doğum sonrası yaşanılan yorgunluğun annenin öz-bakım gücünü olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar ile öz-bakım gücü arasındaki ilişki değerlendirilebilir, kadının yorgunluk ile baş etme yöntemleri geliştirmesine yardımcı olunabilir, doğum öncesi ve doğum sonrası bakım hizmetlerinin planlanması ve sunumunda kullanılması ile anne/bebek sağlığının gelişimine, korunmasına, desteklenmesine katkı sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Doğum sonrası, yorgunluk, anne sağlığı, hemşirelik/ebelik bakımı, hemşire/ebe
Gebelerin doğum şekline ilişkin görüş ve tercihleri
Araştırma, gebelerin doğum şekline ilişkin görüş ve tercihlerini belirlemek amacıyla kesitsel tipte yapılmıştır. Çalışma, Gaziantep'in Yavuzeli ilçesindeki TSM'de ilçe merkezine bakan iki aile hekiminin takip ettiği 105 gebede gerçekleştirilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan soru formu ile gebelerin öz bildirimleriyle; resmi izinler, etik kurul onayı ve gönüllülerin sözlü-yazılı onamları alınarak toplanmıştır. Veriler Ki-Kare analizi ile değerlendirilmiştir. Tüm analizlerde 0.05 anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir. Yaş ortalaması 28.77±6.62 ve evlilik yaşı 20.96±4.04 olan gebelerin çoğu (%88.57) ev hanımı ve %60.95'i ilkokul ve altı eğitim görmüştür. Ortalama paritesi 2.90±1.67 olan gebelerin %92.38'si DÖB almıştır. Gebelerin %62.22'sinin son doğumu NSVD olup, %60.95'i doğum şekillerini bilmektedir. Gebelerin %72.38'i NSVD'yi tercih etmektedir. Gebelerin doğum şekli tercihini etkileyen en önemli kişi sağlık personeli, kendisi ve eşi ile aile ve aile yakınlarıdır. Evlilik yaşı, son doğum şekli, kadınların tercih etmeleri ve kesinlikle tercih etmemeleri gereken doğum şekline ilişkin görüşleri, çevredeki kadınların tercih ettiği doğum şekli ile doğumunu yaptırmayı düşündüğü kişi gebelerin doğum tercihini etkilemiştir (p<0.05). Araştırma sonucunda gebelerin NSVD konusunda olumlu görüşe sahip oldukları ve önemli bir bölümünün NSVD'yi tercih ettikleri, tercihlerini etkileyen en önemli kişinin kendilerinden çok sağlık personeli olduğu ve aynı zamanda bireysel, obstetrik ve çevresel faktörlerin tercihlerini etkilediği saptanmıştır. Bu nedenle gebeliğin erken döneminden itibaren başlatılarak sürekli olarak yapılacak DÖB ve doğuma hazırlık eğitimlerinde gebelerin doğum tercihleri ve bunları etkileyen bireysel, ailesel ve çevresel faktörlerin dikkate alınması ve gebelerin doğum tercihlerinde otonomilerini kullanmaları için desteklenmeleri önemli ve kaçırılmaması gereken bir fırsat olacaktır.
Tıbbi terminasyon kararı alınan gebelere roy adaptasyon modeli doğrultusunda geliştirilen destek programının etkinliği
Bu çalışma; maternal veya fetal nedenlerden dolayı tıbbi terminasyon kararı verilen gebelere tedavi süreci boyunca rutin hemşirelik bakımına ek olarak uygulanan Roy Adaptasyon Modeli doğrutusunda geliştirilen hemşirelik destek programının (TTDP) etkinliğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Ön test-son test düzeni kullanılarak yapılan bu çalışma, prospektif, tek körlü, randomize kontrollü tipte deneysel bir çalışmadır. Çalışma bir Üniversite hastanesinde Kasım 2016-Nisan 2018 tarihleri arasında yürütüldü. Ön değerlendirme aşamasında tıbbi terminasyon kararı verilen tüm kadınlara Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-2) dolduruldu. Çalışma kriterine uyan ve STAI-2'den toplam 42 puan ve altı alan 77 kadın örneklem grubuna dahil edildi. Deney grubuna, rutin hemşirelik bakımına ek Roy Adaptasyon Modeli'ne temellendirilmiş tıbbi terminasyon hemşirelik destek programı uygulandı. Kontrol grubuna ise rutin hemşirelik bakımı uygulandı. İlk ve son değerlendirme aşamasında; Hasta Tanıtım Formu, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI-1), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÖ) ve Rol Fonksiyon Alanına Yönelik Adaptasyon Değerlendirme Formu (RFADF) kullanıldı. İzlem değerlendirmesinde Perinatal Yas Ölçeği (PYÖ) uygulandı. Deney grubunda TTDP sonrası, kontrol grubuna göre ilk ve son değerlendirme kaygı puanı farkı daha fazla saptansa da istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Kontrol grubuna göre, rutin hemşirelik bakımına ek olarak TTDP uygulanan deney grubunda SBÖ, RFADF ve fiziksel şikayetlerde olumlu yönde farklılık olduğu belirlendi. İzlem değerlendirmesinde ise kontrol grubunda PYÖ toplam puanı istatatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı fazla saptandı. Sonuç olarak, rutin hemşirelik bakımına ek olarak uygulanan Roy Adaptasyon Modeli'ne temellendirilmiş tıbbi teminasyon hemşirelik destek programı kadınların fizyolojik, benlik kavramı, rol fonksiyonu, karşılıklı bağlılık uyum alanına olumlu etkiler sağlayarak yas sürecini kolay atlatmasını sağladığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Gebeliğin tıbbi terminasyonu, Perinatal kayıp, Perinatal yas, Roy Adaptason Modeli, Kaygı
İstanbul ilinde gebelikte fekal inkontinans sıklığı ve ilişkili faktörler
Bu çalışmanın amacı ülkemizde gebelik döneminde sağlık ekibi tarafından ihmal edilen bir konu olan fekal inkontinans sıklığının ve risk faktörlerinin belirlenmesi ile koruma/önleme, tedavi ve bakıma ilişkin veri tabanı oluşturmasına katkı sağlanmasıdır. İstanbul ilinde yaşayan gebeleri temsil edecek bir prevalans ve risk belirleme çalışmasıdır(n=1140). Çalışmada gebelik süresince dışkılama ve gaz problemleri nedeniyle duygusal/ psikososyal değişiklik ifade edenlerin %5,4 (n=62) olduğu görülmüştür. Gebelik süresince dışkılamaya engel olamama ya da kazara dışkılama varlığı ifade edenlerin %0,7'si (n=8) olduğu görülmüştür. Gebelik süresince dışkılama veya gaz problemleri nedeniyle sosyal hayatta sorun varlığı ifade edenlerin %11,1'i (n=127) olduğu görülmüştür. Wexner Kontinans Değerlendirme Skalası Toplam Puanı "5 puandan az" arasında bulunan %88,2 oranında (n=1005), "5 puan ve üzeri" aralığında olanlar ise %1,8 (n=135) oranında olduğu bulunmuştur. Çalışma sonucunda; daha önce doğum yapmış olma, sosyo ekonomik düzeyin düşük olması, önceki doğum hikayesinin normal vajinal doğum olması, müdahale hikayesi ve hemoroid veya anal fissür varlığının fekal (anal) inkontinans görülme olasılığını arttırdığı bulunmuştur. Çalışmamızda fekal inkontinans görülme sıklığını hemoroid /anal fissür varlığı 30,511 kat; gebelikte alınan kilonun 13kg'nin üzerinde olması 1,847 kat arttırırken; eğitim düzeyinin lise altında olmasının 0,464 kat ve üriner inkontinans problemi varlığının eşlik ettiği durumda 0,142 kat oranında azalttığı görülmektedir.
Gebelerde düşme riski ölçeğinin geliştirilmesi
Araştırma gebelerin düşme riskini belirlemek amacıyla Gebelerde Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği geliştirmek için planlandı. Araştırma, metadolojik bir çalışma olup, Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Gebe Polikliniği'nde gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Kasım 2016-Kasım 2017 tarihleri arasında polikliniğe başvuran bütün gebeler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmaya gönüllü I. trimesterden 105, II. trimesterden 210, III. trimesterden 320 gebe (toplam 630) oluşturmaktadır. Bu araştırmada veri toplama aracı olarak; gebeyi tanımaya yönelik 10 sorudan oluşan Gebe Bilgi Formu ve çalışma sırasında geliştirilen Gebelerde Düşme Riski Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. Ölçek geliştirme sürecinde; önce 63 soruluk madde havuzu taslağı oluşturularak 10 uzman görüşüne sunuldu. Yapılan kapsam geçerlilik içerik analizi sonucu maddelerin ortalaması 0,95 geçerlilik iyi bulundu ve uzmanların önerileri doğrultusunda ölçek madde sayısı 42 ye düşürüldü. Bu taslağın 30 kişiye pilot çalışması uygulanarak ölçeğe son şekli verildi. Ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0,604 orta düzeyde güvenilir bulundu. Ölçekle ilgili CART ve QUEST algoritmasının gebelerin düşme durumlarını tahmin etmek için son derece başarılı bir model olduğu görüldü. Sonuç olarak gebelerin düşme riskini belirlemek amacıyla 42 maddeden oluşan Gebelerde düşme riski değerlendirme ölçeği geliştirildi ve ölçeğin gebelerin düşme risklerini belirlemede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Gebe, düĢme, risk, ölçek geliĢtirme, travma
Menopoz dönemindeki kadınların yaşadıkları deneyimlerin geçiş teorisine göre incelenmesi
Araştırma, kadınların menopoza geçiş deneyimlerini, bununla ilişkili duygu, düşünce ve davranışlarını geçiş teorisine göre derinlemesine görüşmeler ile ortaya koymak amacıyla fenomenolojik (olgu bilimi) niteliksel olarak yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenen Nisan - Temmuz 2014 tarihleri arasında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne başvuran menopoz dönemindeki 13 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; Birey Tanılama Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Veri toplama yöntemi olarak; ortalama yarım saat süren yüz yüze derinlemesine görüşme tekniği kullanılmış ve görüşmeler ses kayıt cihazına kaydedilmiştir. Kayıtlar bilgisayar ortamında yazılı döküm haline getirilmiş, veriler kodlanıp temalara göre sınıflandırılmıştır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda 'Geçiş Özellikleri' grubu içerisinde; farkındalık, paylaşma/bilgi arama, fiziksel değişim ve farklılık, psikolojik değişim ve farklılık, sosyal değişim ve farklılık olmak üzere beş ana tema; 'Geçiş Koşulları; kolaylaştıran, önleyen' grubu içerisinde etkileyen faktörler; 'Yanıt Şekilleri' grubu içerisinde sürece ilişkin ve sonuca ilişkin, 'Terapötik Hemşirelik' grubu içerisinde danışmanlık alma isteği ana teması elde edilmiştir.Araştırmada kadınların menopoza yönelik bilgi edinmek için doktora başvurdukları, çevreyle ve aileyle bu deneyimi paylaştıkları, internet/kitap gibi materyalleri kullandıkları, bu dönemde başlıca vazomotor semptomlar olmak üzere fiziksel, psikolojik ve sosyal değişim ve farklılıklar yaşadıkları saptanmıştır. Kadınlar için menopozun rahatlık, zorluk, yaşlılığa geçiş gibi anlamlar ifade ettiği saptanmıştır. Çalışmada kadınların aile üyelerine bakım verme ya da ailevi ve ekonomik sorunlar sebebiyle menopoza odaklanamadıkları, bu süreçte üzüntü, özgüven duyguları yaşadıkları ve başetme yöntemleri geliştirdikleri, dönem sonunda ise kabullenme ve olgunlaşma hissettikleri saptanmıştır.
Gestasyonel diyabetli gebelerin öz-bakım gücünün ve sosyal desteklerinin değerlendirilmesi
Araştırma gestasyonel diyabetli gebelerin öz-bakım gücünü ve sosyal destek düzeylerini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmış ve uygulanmıştır. Araştırma; Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde Ağustos 2012- Ocak 2013 tarihlerinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'nda gestasyonel diyabet tanısı alıp yatan 71 gebe oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında, ilgili literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından geliştirilen "Gebe Tanıtım Formu" (Ek 1), "Öz-Bakım Gücü Ölçeği" (Ek 2) ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'nin Gözden Geçirilmiş Formu" (Ek 3) kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Ortalama, Standart Sapma, Medyan, Frekans, Oran, Minimum, Maksimum), Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Parametreler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde de Spearman's Korelasyon Analizi yapılmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak belirlenmiştir. Değerlendirmede şu sonuçlar elde edilmiştir: Olguların Öz-bakım gücü ölçeği puanları 66 ile 140 puan arasında değişmekte olup, ortalama 127.74±10.81 puandır. Olguların Sosyal Destek toplam puanları 36 ile 84 puan arasında değişmekte olup, ortalama 66±15.32 puandır. Sosyal destek alt boyut puanları 4 ile 28 puan arasında değişmekte olup, ortalamaları aile desteği için 27.21±3.16, arkadaş desteği için 23.08±7.42, özel insan desteği için 15.7±10.64 olarak bulmuştur. Gebelerin yaş ortalamasının 31.38±5.13 olduğu saptanmıştır. Gebelerin %49.3'ünün ilköğretim mezunu, %66.2'sinin çalışmadığı, %88.7'sinin planlayarak gebe kaldığı, %95.8'inin kendi bakımını kendi sağlayabildiği, %40.8'inin gebeliğinde en çok eşi ve ailesinin yardım ettiği, %88.7'sinin daha önceki gebeliklerinde diyabet tanısı almadığı, şimdiki şekerleri değerlendirildiğinde % 64.8'inin şeker düzeylerinin regüle olduğu belirlenmiştir. Gebelerin eşlerinin eğitim durumlarına göre olguların sosyal destek ölçeği toplam puanı ve özel insan desteği puanları anlamlı derecede farklılık göstermekte, eğitim durumu arttıkça sosyal destek puanı da artmaktadır. Çalışma durumlarına göre gebelerin sosyal destek, arkadaş desteği ve özel insan desteği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptanmış (p<0.05), çalışan gebelerin puanları daha yüksek bulunmuştur. Eşlerin mesleklerine göre gebelerin sosyal destek ölçeği özel insan puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmış (p<0.05), diğer meslek grubunda olanların puanları daha yüksek bulunmuştur. Bakıma yardımcı kişilerin varlığında öz-bakım gücü ve aile desteği ölçeği skorları anlamlı derecede artmaktadır. Aile desteği artarken öz-bakım gücünün de arttığı pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı zayıf bir ilişki saptanmıştır. Gestasyonel diyabetli gebelerin günlük aktivitelerini ve kendi bakımlarını maksimum seviyede gerçekleştirebilmeleri açısından, hemşirelerin öz-bakım gücünün önemi konusunda bilgi sahibi olmaları ve gebelere öz-bakımın nasıl yapılacağı konusunda eğitim vermeleri gerekmektedir. Sağlık çalışanları gebelik dönemindeki kontrollerde sadece bebeğin durumunu değil annenin de ruhsal durumunu değerlendirmeli, anneyi etkileyen ve etkileyebilecek durumlarla nasıl başa çıkabileceklerini ve destek sistemlerini arttırmaya ve kaliteli olmasına yönelik çalışmalarda bulunmalıdırlar. Anahtar Kelimeler: Gestasyonel diyabet; öz-bakım gücü; sosyal destek.
Riskli gebelerde gebeliğe uyumun ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Riskli gebelerde gebeliğe uyum ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi postpartum dönemde gebelikte karşılaşılacak problemlerin giderilmesinde ve önlenmesinde yol gösterilecektir. Bu tanımlayıcı ve kesitsel araştırma, riskli gebelerin gebeliğe uyumunu ve etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni; İzmir Kamu Hastaneler Birliği Güney Sekreterliği Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Doğum Servisi'nde ve İzmir Kamu Hastaneler Birliği Kuzey Sekreterliği Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Perinatoloji Servisi'nde tedavi gören riskli gebelerden oluşmaktadır (N: 2235) Araştırmanın örneklemi; belirtilen hastanelerdeki bir önceki yıla ait riskli gebe sayısı göze alınarak Evreni Bilinen Örneklem Formülü ile belirlenen 479 riskli gebeden oluşmuşturAraştırma verileri; Mart 2014- Mart 2015 tarihlerinde toplanmıştır. Araştırma kapsamına, izinli hastanelerde riskli gebelik tanısı ile tedavi gören ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan, Türkçe konuşan, araştırmaya katılmaya gönüllü gebeler alınmıştır. Veri toplama aracı olarak; Gebe Tanılama Formu, Prenatal Kendini Değerlendirme Formu (PKDÖ) ve Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE) kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizi, bilgisayarda Statistical Package for Social Science (SPSS) 16.0 paket programında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak verilerin analizinde; sayı, yüzde, Student t test, Varyans analizi, Mann Whitney U analizi, Kruskal Wallis Varyans analizi ve Korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, riskli gebelerde, gebenin tedavi gördüğü hastane, yaşı, eğitim durumu, çalışma durumu, medeni durumu, eşin eğitim durumu ve çalışma durumu, medeni durumu, evlilik yılı, sosyal güvence varlığı, aile tipi, gelir durumu, gebelerin eşlerinin eğitim durumu, eşlerin çalışma durumu, eşlerin gebeliğe karşı tutumu, gebelik sayısı, doğum sayısı, gebeliğin planlı olması, gebelik haftası, önceki gebelik problemi, kronik hastalığının olup olmaması ve prenatal bağlanma ile PKDÖ ve alt ölçekleri puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırmada PKDÖ ve PBE arasında yapılan korelasyon analizinde; iki ölçek arasında negatif yönde düşük bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=- 0,457, p<0.05). Bu bulguya göre, PKDÖ puanı azaldıkça PBE puanı artmaktadır. Buna göre, gebeliğe uyum arttıkça, bağlanma da artmaktadır. Bu çalışmanın sonucunda; riskli gebelerde gebeliğe uyumu birçok faktörün etkilendiği bulunmuştur. Hemşireler, riskli gebelerde gebeliğe uyumu arttırarak, gebelik ve doğum sonrasında oluşan problemlerin azalmasını sağlayabilirler. Anahtar kelimeler; Gebeliğe uyum, Bağlanma, Prenatal kendini değerlendirme
Stresli gebelerin stres yönetiminde yoga'ya ilişkin deneyimlerinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma stresli gebelerin stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini ve yoganın stres algısına etkisini ortaya koymak amacıyla tasarlanmıştır. Araştırmada gebelerin stres düzeyleri Görsel Kıyaslama Ölçeğine (GKÖ) göre puan olarak belirlendikten sonra, yoga müdahalesinin stres algısına etkisini değerlendirmek ve eş zamanlı olarak da gebelerin yoga müdahalesinden önce ve sonra stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini görüşmelerle ortaya koymak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, stresli gebelerin stres yönetiminde yogaya ilişkin deneyimlerini ve stres algısına etkisini ortaya koymak amacıyla 'karma desen' olarak yürütülmüştür. Araştırma grubu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniği ve T.C. Sağlık Bakanlığı İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Gebe Polikliniği'ne 1 Aralık 2015 ve 03 Haziran 2016 tarihleri arasında başvuran, okur yazar, 19-35 yaş arasında, 12.-28. gebelik haftasında, primipar ve GKÖ'ye göre stres algı puanı beş ve üzerinde olan gebelerden oluşmuştur. Araştırmada veri toplama araçları olarak Stresli Gebelerin Stres Yönetiminde Yogaya İlişkin Deneyimlerinin Belirlenmesi Anket Formu, GKÖ ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Araştırmanın nicel boyutu için örnek büyüklüğü hesaplanırken güç analizi yapılmış ve araştırmanın gücü %100 olarak belirlenmiştir. Nitel veri seti ise Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu eşliğinde yapılan birinci görüşme (21 gebenin ses kaydı) ve ikinci görüşme (15 gebenin ses kaydı)'den elde edilen veri setiyle tamamlanmıştır. Yoga uygulama grubundaki gebelere dört hafta süresince, haftada iki gün olacak şekilde stres algısını azaltmaya yönelik 60 dakika süren odaklanma, nefes, duruş ve gevşemeyi kapsayan yoga yaptırılmıştır. Yoga uygulamasının başında, ortasında ve sonunda olmak üzere üç ölçüm yapılmıştır. Kontrol grubundaki gebelere ise hiçbir müdahale yapılmamış, poliklinikteki görüşme ile birlikte ikişer hafta ara ile toplamda üç kez ölçüm yapılmıştır. Nicel veri çözümlemesinde SPSS 16.0 kullanılmıştır. Yoga uygulama grubu ve kontrol grubundaki gebelerin tanımlayıcı özellikleri yüzde dağılımlarıyla, ortalama değerler standart hataları ile birlikte verilmiştir. Yoga uygulama ve kontrol grubundaki gebelerin GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, GKÖ stres algı puan ortalamalarının arasındaki farkın karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıra değeri, grup içi GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Friedman Varyans Çözümlemesi, bağımsız değişkenler ile GKÖ stres algı puan ortalamalarının karşılaştırılmasında Kruskall Wallis Varyans Çözümlemesi kullanılmıştır. Yoga Uygulama ve Kontrol Grubundaki Gebelerin GKÖ stres algı ölçüm puan ortalamalarının bağımsız değişkenler ile ilişkisi Spearman Sıra Korelasyonu işlemi ile saptanmıştır. Anlamlılık için p değerinin 0.05'den düşük saptanması koşulu aranmıştır. Nitel araştırma veri analizinde kodlama, temaların ortaya çıkarılması, nitel verilerin sayısal analizi, bulguların görsel olarak sunulması gibi süreçlerde NVİVO 11.0 plus istatistik programı kullanılmıştır. Tümevarımcı yaklaşımla sistematik olarak yanıtlar satır satır incelenerek kategoriler oluşturulmuştur. Kodlamalar tamamlandıktan sonra tablolar, grafikler, harita ve modeller oluşturulmuştur. Bulgular: Yoga uygulama ve kontrol grubundaki gebelerin grup içi birinci, ikinci, üçüncü GKÖ stres algı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Yoga uygulama ve kontrol grubunun kendi içinde, birinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ile ikinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ve üçüncü GKÖ stres algısı puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Benzer şekilde ikinci GKÖ stres algısı puan ortalaması ile üçüncü GKÖ stres algısı puan ortalaması arasında da istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Yoga uygulaması öncesi gebelerin stresi fiziksel, psikososyal, bireysel ve toplumsal olmak üzere dört farklı tema üzerinden ifade ettikleri saptanmıştır. Yoga uygulaması sonrası yoganın etki durumu ana teması altında fiziksel etkilenme ve zihinsel etkilenme birinci alt temaları oluşturulmuştur. Yoganın fiziksel etkisini tanımlarken en sık kullanılan rahat, zihinsel olarak ise sıklıkla pozitif olmaya çalışma ifadeleri kullanılmıştır. Gebeler yoga uygulaması sonrası stresi tanımlarken sıklıkla stres algısında azalma ifadesini kullanmışlardır. Sonuç: Yoga uygulaması sonrası gebelerin stres algısı anlamlı olarak azalmıştır. Gebelerin sağlıklı ve rahat bir gebelik geçirdikleri saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre yoganın yoğun stres yaşayan gebeler için ve beraberinde sağlıklı bir doğum eylemine hazırlık için önemli bir müdahale olduğu düşünülmektedir. Araştırmadan elde edilen sonuç yoganın genelde kadın sağlığını geliştirdiği, özelde ise gebelerin stresini azalttığı yönündedir.
Epizyotomi bakımında kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısına etkisi
Epizyotomi bakımında kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısına, yara iyileşmesine ve kadınların memnuniyetlerine etkisini incelemek amacıyla quasi randomize, kontrollü bir çalışma olarak yapılmıştır. Araştırma, 2015 Mayıs ve 2015 Eylül tarihleri arasında; Nazilli Devlet Hastanesi obstetri servisinde doğumda epizyotomi uygulanan, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmayı kabul eden 32 lavanta grubu, 31 buz grubu ve 33 kontrol grubu olmak üzere toplam 96 kadın ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak; hasta tanıtım formu, Visual Analog Skala (VAS), REEDA (Redness, Oedema, Ecchymosis, Discharge, Approximation) Skalası kullanılmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ki-kare, Kruskal Wallis test, Mann-Whitney U test ve Wilcoxon Signed Ranks test kullanılmıştır. Çalışma ve kontol grubu arasında uygulama sonrası perineal ağrı seviyelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonuçlarına göre; doğum sonrası kullanılan lavanta yağı ve buz uygulamasının epizyotomi ağrısını azalttığı ve iyileşmeyi hızlandırdığı bulunmuştur. Bu bulgular doğrultusunda; doğum sonrası uygulanan lavanta yağı ve buz uygulmasının perineal ağrıyı azaltmakta ve dolayısıyla doğum sonrası dönemde yara iyişemesini hızlandırmaktadır. Dolayısıyla doğum sonrası uygulanan non-farmakolojik yöntemlerden lavanta yağı ve buz uygulaması sağlık personeli tarafından desteklenirse doğum sonu dönemde kadının yaşam kalitesini artırmada önemli bir yere sahip olacağı düşünülmektedir.
Gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisi: Randomize kontrollü bir çalışma
Amaç: Çalışma gebe masajının gebe ve fetus üzerine etkisini saptamak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Çalışma, bir üniversite hastanesinin Obstetri Polikliniği'ne I. trimester tarama testi sonuçlarının değerlendirilmesi için gelen, infertilite öyküsü ve yüksek riskli gebeliği olmayan, 20-35 yaş, primipar gebeler ile gerçekleştirilen randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Katılımcılar paralel karşılaştırma gruplarına tek merkez tarafından rasgele atanmıştır. Çalışmanın örnek seçim süreci CONSORT kriterlerine göre uygulanmış, çalışmanın uygulandığı merkezden tahsis edilen kayıtlara permütasyon yöntemi ile blok randomizasyon yapılmıştır. Veri toplama sürecinde körleme yöntemi uygulanamamış sadece veri analizinde uygulanmıştır. Çalışmaya uygunluğu değerlendirilen 430 gebeden 46'sı randomize edilmiş, kontrol grubu için 17, gebe masajı grubu için 13 gebenin verileri analiz edilmiştir. Çalışmanın gücünün %90-99 ve etki büyüklüğünün 0.52-1.89 arasında olduğu, gruplardaki örnek sayılarının yeterli olduğu saptanmıştır. Çalışmanın bağımsız değişkeni gebe masajı uygulaması, bağımlı değişkenleri maternal ve fatal iyilik hali, gebenin genel iyilik hali algısı, prenatal bağlanma düzeyi, prenatal distres düzeyi, biyofizik profil (BFP) ve gebe masajı memnuniyet düzeyidir. Etik kurul ve kurum izinleri alındıktan sonra, araştırmacı gebe masajı eğitimlerini tamamlamış, gebelerin bilgilendirilmiş gönüllü onamlarını aldıktan sonra çalışma uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Uygulamalar çalışma kapsamında oluşturulan masaj ofisinde gerçekleştirilmiştir. Rutin gebelik izlemleri devam eden gebelere; kontrol grubunda 30. ve 34. gebelik haftalarında elektronik fetal monitörizasyon (EFM), BFP, yaşamsal bulgular, fetal kalp atım hızı (FKH) değerlendirmesi yapılmış ve Gebe Tanıtım Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ), Prenatal Bağlanma Envanteri (PBE), Prenatal Distres Ölçeği (PDÖ) uygulanmıştır. Gebe masajı grubunda 30-34. haftalar arası beş hafta boyunca her hafta, haftada bir kez, 60 dk derin doku ve İsveç masajı yöntemlerini içeren gebe masajı uygulanmıştır. Uygulamalar esnasında gebelere özgü tasarlanmış Yan Yatış Pozisyon Alma Sistemi kullanılmıştır. İlk görüşmede gebe masajı öncesi ve son görüşmede gebe masajı sonrası kontrol grubundaki gibi tüm formlar ve ölçümler uygulanmıştır. 31-33. gebelik haftalarında da masaj öncesi ve sonrası GKÖ ve diğer ölçüm verilerinin değerlendirilmesi yapılmıştır. Ayrıca her gebe masajı sonrası Görsel Analog Hasta Tatmini Skalası (GAHTS) ile memnuniyet düzeyi ölçülmüştür. Çalışma sürecinde uygulamaya bağlı herhangi önemli bir yan etki oluşmamıştır. Veri toplama aşamasının tamamlanma kararı PASS programı ile yapılan güç analizi ile belirlenmiştir. Çalışma verilerinin çözümlenmesi ise SPSS 16 programı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda; maternal ve fetal sağlık göstergelerinin kontrol ve gebe masajı grubunda ilk ve son görüşmelerde gruplar içi ve gruplar arası anlamlı olarak benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın başlangıcında grupların sosyodemografik ve ölçek puanları açısından anlamlı olarak benzer oldukları saptanmıştır (p>0.05). Çalışmanın sonunda ölçek puanları açısından her iki grup arasında anlamlı fark olduğu (p<0.05) ve kontrol grubunun ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları arasında anlamlı değişme olmadığı saptanmıştır (p>0.05). Gebe masajı grubunda ilk görüşme ve son görüşme ölçek puanları değerlendirildiğinde gebenin genel iyilik halinin ve prenatal bağlanma düzeyinin anlamlı bir şekilde arttığı, prenatal distres düzeyinin anlamlı bir şekilde azaldığı (p<0.05) ve BFP düzeyinin çalışma sürecinde anlamlı bir şekilde hep iyi düzeyde olduğu saptanmıştır (p>0.05). Ayrıca her gebe masajı öncesi ve sonrası gebenin genel iyilik halinin anlamlı olarak iyi yönde artış gösterdiği (p<0.05) ve gebelerin gebe masajından memnuniyetlerinin %99 olduğu saptanmıştır. Sonuç: Çalışmanın birincil sonucu gebe masajının fetusa ve gebeye zarar vermediği, kadınların genel iyilik halini belirgin bir şekilde arttırdığı, prenatal bağlanmayı arttırdığı ve prenatal distresi belirgin bir şekilde azalttığıdır. İkincil sonuçlar ise gebelerin ilk uygulamadan son uygulamaya kadar tüm masajlardan memnuniyetlerinin oldukça yüksek olduğudur. Bu uygulamanın bölgesel ya da tüm vücut masajı şeklinde doğuma hazırlık sınıfları ve gebe polikliniklerinde hizmet veren ebe ve hemşireler tarafından öğrenilerek rutin gebelik hizmetleri içinde verilmesi önerilmektedir. Hatta ebe ve hemşirelerin masaj merkezlerinde gebe masajı uygulamaları için istihdam edilme imkanlarının sağlanması, ülkemizde bu uygulamanın öncelikle oluşturulup sonra geliştirilmesi için çalışma bulgularından yola çıkılarak eğitimlerin düzenlenmesi önerilmektedir. Gebe masajının yüksek riskli gebelik ve fetus üzerine etkisini saptamaya yönelik araştırmaların yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Gebelik; Masaj terapi; Fetus; Prenatal; Distres; Ebe; Hemşire. Not: Araştırma Ege Üniversitesi Rektörlüğü Bilimsel Araştırma Projeleri kapsamında 16-ASYO-017 proje numarası ile desteklenmiştir.
Üniversite öğrencilerinde teoriler üstü modele dayalı yaşam tarzı bireysel danışmanlık girişiminin polikistik over sendromu yönetimine etkisi
ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE TEORİLER ÜSTÜ MODELE DAYALI YAŞAM TARZI BİREYSEL DANIŞMANLIK GİRİŞİMİNİN POLİKİSTİK OVER SENDROMU YÖNETİMİNE ETKİSİ Amaç: Çalışmanın amacı, üniversite öğrencilerinde Teoriler Üstü Model'e dayalı sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite bireysel danışmanlık girişiminin polikistik over sendromu (PKOS) yönetimi üzerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Tarama, Tanılama, Randomizasyon ve Seçim, Danışmanlık ve İzlem aşamalarından oluşan çalışmanın evrenini, 2014-2015 eğitim öğretim yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi Afyon Sağlık Yüksekokulu, Tıp Fakültesi ve Veterinerlik Fakültesi'ne kayıtlı 1134 kız öğrenci oluşturmuştur. Tarama aşamasında örneklem seçimine gidilmemiş, belirlenen tarihlerde ulaşılabilen ve gönüllü olan 854 öğrenciye "PKOS Risk Tespit Formu" uygulanmış, 274 öğrencinin PKOS açısından riskli olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerden 21'i çeşitli nedenlerle çalışma dışı kalmış, toplamda 218 riskli öğrenci tanı için Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne yönlendirilmiştir. Tanılama aşamasında, uzman hekim tarafından Rotterdam kriterlerine göre 76 öğrenciye PKOS tanısı konulmuş, altı kişi çeşitli nedenlerle araştırma dışı kalmıştır. Randomizasyon ve seçim aşamasında PKOS tanısı alan, katılımcı kriterlerine uygun, gönüllü 70 öğrenci randomizasyon yöntemi ile kontrol ve girişim grubuna ayrılmıştır. İzlemleri tamamlamayan üç kişi araştırma dışı kalmış, toplam 67 öğrenci ile çalışılmıştır. Girişim grubuna teori temelli bireysel danışmanlık programı uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem ve bakım verilmiştir. Bulgular SPSS 17.0 paket programı ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Üniversite öğrencileri arasında PKOS sıklığı %8.8'dir. PKOS tanısı alanların çoğunluğunun menstrual düzensizlik, hirşutizm, alopesi, akne problemi yaşadığı, yaklaşık yarısının preobez, yarısının normal kilolu olduğu, çoğunluğunun huzursuzluk, asabiyet, psikolojik durum değişikliği, endişe, yorgunluk yaşadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin yaş ortalaması 20.79±1.4'dür. Girişim grubunun ön izlem-son izlem vücut ağırlığı, BKİ, bel ölçüsü, kalça ölçüsü ve Ferriman-Gallwey (mFG) skoru değerleri azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000, p<0.001). Menstrual siklus ortalamasında ilk izlemlerde gruplar arasında anlamlı fark bulunmazken, son izlemde girişim grubunun menstrual siklus ortalamasının (32.35±6.3) kontrol grubuna (36.96±6.4) göre daha düzenli olduğu, gruplar arasında anlamlı fark olduğu belirlenmiştir (p=0.000, p<0.001). Girişim grubunda ön izlem değerine göre son izlemde hastalığa ilişkin huzursuzluk, asabiyet, psikolojik durum değişikliği, endişe ve yorgunluk algılarında azalma olduğu, PKOS'la baş edebilme ve kendine güven algılarında artma olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Bireysel danışmanlık verilen girişim grubunda ön izleme göre son izlemde, anlamlı olarak sebze-meyve tüketimi artmış, ekmek, tahıl, baklagil tüketimi, günlük yağ tüketimi, şekerli besinler tüketimi ve alınan günlük kalori miktarı anlamlı olarak azalmıştır (p<0.05). Kontrol grubunun ise, beslenme alışkanlıklarında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim grubunda ön izleme göre son izlemde günlük oturma süresi azalmış, orta düzey fiziksel aktivite puanı, yürüme fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). Davranış değişim aşamalarında iki grup arasında beslenme ve fiziksel aktivite ile ilgili olarak ön izlemde anlamlı fark saptanmazken (p>0.05), ara ve son izlemde anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Kontrol grubunun yaşam kalitesi ölçeği toplam puanları ve alt gruplarında ön izlem-son izlem sonuçları arasında anlamlı fark bulunmazken, girişim grubunda anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: PKOS'un yönetimine ilişkin Teoriler Üstü Model'e dayalı verilen yaşam tarzı bireysel danışmanlık girişimi üniversite öğrencilerinin beslenme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarını sağlıklı yönde geliştirmiş, antropometrik ölçümleri, hastalığın klinik bulgularını ve hastalığın algılanma durumunu olumlu yönde etkileyerek öğrencilerin yaşam kalitesinin yükselmesine neden olmuştur. Anahtar kelimeler: Polikistik Over Sendromu, Teoriler Üstü Model, Bireysel Danışmanlık, Beslenme, Fiziksel Aktivite, PKOS Yönetimi, Yaşam Kalitesi
Üriner inkontinanslı kadınlarda biyofeedbackli pelvik taban kas egzersizi eğitimi ile manyetik sandalyenin inkontinans ve yaşam kalitesine etkisi
ÖZET ÜRİNER İNKONTİNANSLI KADINLARDA BİYOFEEDBACKLİ PELVİK TABAN KAS EGZERSİZİ EĞİTİMİ İLE MANYETİK SANDALYENİN İNKONTİNANS VE YAŞAM KALİTESİNE ETKİSİ Araştırma, stres üriner inkontinanslı kadınlara elektromyelografik biyofeedbackle (EMG-BF) öğretilen pelvik taban kas egzersizi (PTKE) ve ekstrakorporeal manyetik innervasyonun (ExMI) Stres üriner inkontinans, cinsel fonksiyon ve yaşam kalitesi üzerine etkisini incelemek amacıyla ön test-son test randomize kontrollü ve deneysel olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Eylül 2015- Eylül 2016 tarihleri arasında; Ege Üniversitesi Hastanesi ürojinekoloji polikliniğinde muayene olan SÜİ'li (n= 86) hastalar oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini, Eylül 2015-2016 tarihleri arasında; SÜİ tanısı alan araştırmaya alınma kriterlerine uyan 70 hasta oluşturmuştur. İlk karşılaşmada bütün hastalara bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılmış, olgu rapor formu, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği (I-QQL), kadın cinsel işlev ölçeği (FSFI) doldurulmuş, Q tip test, rezidü idrar volumü, bir saatlik ped testi uygulanmış, perineometre ve modifiye oxford skalası ile kas gücü ölçümü yapıldıktan sonra üç günlük mesane günlüğü hakkında bilgi verilerek evde uygulaması istenmiştir. Hastalar randomize olarak iki gruba ayrılarak; her iki gruba da eğitim kitapçığı ile bilgi verilmiş, evde bu egzersizleri uygulamaları ve PTKE takip formuna işaretlemeleri istenmiş, buna ek olarak birinci gruba sekiz hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika EMG BF-PTKE uygulaması yapılmış, ikinci gruba sekiz hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika EMG BF -PTKE ve sonrasında 20 dakika ExMI uygulaması yapılmıştır. Sekizinci haftada; tüm hastalara I-QOL, FSFI doldurulmuş, Q tip test, rezidü idrar volumü, bir saatlik ped testi uygulanmış, perineometre ve modifiye oxford skalası ölçümü, üç günlük mesane günlüğü uygulamaları tekrarlanmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 15.0 paket programı ile yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken frekans, yüzde, sayı, ortalama, standart sapma, minimum-maximum değerleri ile çalışma ve kontrol grubu arasında homojenlik testi için demografik değişkenler ve diğer niteliksel-niceliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-Kare, t test, gruplararası karşılaştırılmalarda tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanılmıştır. Normal dağılım göstermediği saptanan değişkenler parametrik olmayan analiz tekniği Brunner-Langer modeli ile incelenmiştir. Örneklem sayısını belirlemek ve araştırmanın güçlülüğünü ortaya koyabilmek için güç analizi yapılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BF grubunun yaş ortalaması 51.539.00 (min:38-max:69) BF+Manyetik sandalye (BF+MS) grubunun 50.288.89 (min:30-max:66) olarak belirlenmiştir. BF grubundaki hastaların %42.3'ünün, BF+MS grubundaki hastaların %24'ünün ilkokul, BF grubundaki hastaların %65.4'ünün, BF+MS grubundaki hastaların %20'sinin çalışmadığı, BF grubundaki hastaların %61.5'inin, BF+MS grubundaki hastaların %40'ının gelirinin giderinden az olduğu, BF grubundaki hastaların %73.1'inin, BF+MS grubundaki hastaların %64'ünün şehir merkezinde yaşadığı bulunmuştur. Hastaların I-QQL ve FSFI'dan aldıkları puan ortalamalarına göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası puan ortalamaları açısından ölçümler arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Puan ortalamalarındaki artış hızı açısından grupların birbirine benzer olduğu belirlenmiştir. Her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında I-QQL ve FSFI puan ortalamalarında benzer oranda artış olduğu saptanmıştır. Hastaların modifiye oxford skalası, perineometre, Q tip test, rezidü idrar volümü, idrar yapma sayısı medyan değerlerine göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası ölçümler arasındaki fark anlamlı bulunmuştur. Medyan değerlerindeki artış hızı açısından grupların birbirine benzer olduğu belirlenmiştir. Her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında Modifiye Oxford Skalası, perineometre, Q tip test, rezidü idrar volümü, idrar yapma sayısı değerlerinde benzer oranda artış olduğu saptanmıştır. Hastaların ped testi ve idrar kaçırma sayısı medyan değerlerine göre gruplar karşılaştırıldığında uygulama öncesi ve sonrası ölçümler arasındaki farkın anlamlı olduğu, BF+MS grubunun medyan değerlerindeki azalma hızının daha yüksek olduğu, her iki grupta da uygulama öncesi ve sonrasında medyan değerlerinde benzer oranda azalma olduğu bulunmuştur. EMG BF-PTKE'nin 8 hafta boyunca haftada iki gün 20 dakika uygulanmasının kadınların yaşam kalitesini ve cinsel fonksiyonlarını arttırdığı ve inkontinans şikayetlerini azalttığı ancak EMG BF-PTKE'ne ilave olarak ExMI'nın kullanılmasının yaşam kalitesi, cinsel fonksiyon ve inkontinans şikayetleri üzerine ilave bir etkisinin olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Üriner inkontinans; Biyofeedback; Manyetik Sandalye; Yaşam Kalitesi; Cinsel İşlev
Sperm parametreleri bozulmuş erkek farelerde vitamin c ve e kombinasyonu ile kahverengi algin (halopteris scoparia sauvageau) parametrelerdeki iyileşmeye etkisinin incelenmesi
Canlılar üzerinde oldukça toksik etki gösteren ağır metallerden biri olan kadmiyum, testis dokularında birikerek bir çok hasar meydana getirip infertiliteye sebep olmaktadır. Bu gibi çevresel faktörlerde oksidatif stres sonucu erkek infertilitesi olgularına rastlamak mümkündür. Bu olgularda tedavi amaçlı olarak yeri açıkça bilinen sentetik antioksidanların yerine alternatif olarak doğal antioksidanların kullanılabileceği düşünülmektedir. Alglerin, antioksidan, antimikrobiyal ve antiinflammatuvar özelliklerinin olduğu bildirilmiştir. Bu çalışmada, kadmiyum maruziyeti sonucunda erkek farelerde oluşan infertilitede infertiliteyi iyileştirici etkileri bilinen antioksidan vitaminlere kıyasla kahverengi alglerin etkilerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmada, 36 adet erkek Balb-C türü deney fareleri rastgele altı gruba ayrılmıştır. Grup I; kontrol, Grup II (CdCI2); 2 mg/kg/gün kadmiyum, Grup III (Alg); 900 mg/kg/gün alg, Grup IV (Vitamin C ve E); 200mg/kg/gün Vitamin C ve E, Grup V (CdCI2 +Alg); 2 mg/kg/gün kadmiyum +900 mg/kg/gün alg, Grup VI (CdCI2 +Vitamin C ve E); 2 mg/kg/gün kadmiyum +200mg/kg/gün Vitamin C ve E uygulanarak oluşturulmuştur. Araştırmada, 21 günlük deney süresi sonunda her hayvanın kalbinden kan örnekleri antikoagülantsız tüplere alınmış ve testosteron, FSH ve LH parametreleri değerlendirilinceye kadar −20°C'de saklanmıştır. Ayrıca hayvanlar histopatolojik denemeler için servikal dislokasyonla öldürülmüş ve cinsiyet organları çıkarılarak tartılmıştır. Bu organlar fizyolojik su (NaCl 0.9%) ile yıkandıktan sonra %4 paraformaldehit içerisinde değerlendirileceği zamana kadar saklanmıştır. Organların 6 μm kalınlığında parafin blokları hazırlanmış ve apoptozis için TUNEL metodu ile indüklenebilir nitrik oksit sentaz (iNOS) immünohistokimyasal boyamanın yanısıra histolojik incelemeler için hemotoksilen&eozin boyaması uygulanmıştır. Ayrıca, kan örneklerinde serum FSH, serum LH ve serum testosteron seviyelerine bakılmıştır. Farelerin sperm sayıları, sperm motilitesi, sperm canlılığı ve sperm morfolojileri değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; sperm sayımında Alg ve Vitamin C ve E grubunun kontrole benzer olduğu, ancak CdCI2, CdCI2 +Alg, CdCI2 +Vitamin C ve E gruplarında sperm sayısında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma olduğu görülmüştür. Sperm sayısında CdCI2'nin sebep olduğu azalmalar üzerinde Alg ve Vitamin C ve E'nin iyileştirici etkisi olduğu görülmüştür. Sperm canlılığında ve normal sperm morfolojisinde Vitamin C ve E grubunun kontrole benzer olduğu, alg grubunda istatistiksel olarak anlamlı artış olduğu, CdCI2, CdCI2 +Alg, CdCI2 +Vitamin C ve E gruplarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma olduğu görülmüştür (p<0.001). CdCI2'un sebep olduğu azalma üzerinde Alg ve Vitamin C ve E'nin iyileştirici etkisi olduğu ancak algin vitamin C ve E göre istatistiksel olarak daha etkin olduğu görülmüştür (p<0.001). CdCI2 grubu, kontrol grubu ile karşılaştırıldığında serum FSH düzeyinde ileri düzeyde bir artışa ve serum testosteron düzeyinde ileri düzeyde bir azalmaya neden olduğu, bununla birlikte, CdCI2 ek olarak Alg ve Vitamin C ve E uygulanan gruplarda serum FSH ve testosteron düzeyinde CdCI2'un sebep olduğu değişiklik üzerinde iyileştirici etkisi olduğu görülmüştür (p<0.001). Çalışmada kadmiyum uygulanan grupta TUNEL ekspresyonu gösteren apoptotik hücre sayısında ve NOS 2 ekspresyonunda artma olduğu görülmüştür. Kadmiyum grubunun histolojik incelemelerinde ise şiddetli dejenerasyon ve hücresel kayıplar görülmüştür. Koruyucu amaçlı verilen algin ise tüm bu hasarları engellediği gözlenmiştir. Sonuç olarak; H.scoparia'nın CdCI2'ün yol açtığı sperm parametreleri ve histolojik değişimlere karşı koruyucu etkiler sergilediği ve ileri deneysel yöntemlerle desteklenerek etkili bir infertilite ajanı olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Emzirme pozisyonlarının emzirme başarısına etkisi
Araştırma, sezaryen doğum sonrası erken postpartum dönemdeki emzirme pozisyonlarının annenin emzirme başarısına, emzirme süresine, memnuniyet derecesine, meme başı ve insizyon ağrısına etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapılmıştır. Araştırma, 01/12/2017 -30/03/2018 tarihleri arasında, Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Erişkin Yoğun Bakım ve Kadın Doğum servisinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, hastanede belirtilen tarihler arasında spinal anestezi ile sezaryen doğum yapmış, araştırmaya dahil olma kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden 67 primipar anne oluşturmuştur. Çalışmaya katılan annelerin ilk 30 dakika içinde emzirmeleri Erişkin Yoğun Bakımda gerçekleştirilerek meme ucu problemi olup olmadığı değerlendirilmiştir. Anneler Kadın Doğum servisine alındıklarında beşik tutuş ve futbol tutuş pozisyonları hakkında emzirme eğitimi verilmiştir. Kura yöntemi ile ilk emzirme pozisyonları belirlenmiştir. İkinci emzirmelerinde diğer pozisyonu kullanmışlardır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan "Anne ve Yenidoğan Tanıtım Formu", "LATCH Emzirme Tanılama Ölçüm Aracı", "Emzirme Süresi ve Memnuniyet Formu" ve "Meme Başı ve İnsizyon Ağrısı için Sözel Kategori Ölçeği" kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ve gözlem yapılarak toplanmıştır. Veri değerlendirmesinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma değerleri, power analiz, Shapiro-Wilk testi, McNamer-Bowker testi, Paired Sample t test, Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalaması 25,68±5,7'dir. Annelerin %97,0'ı isteyerek gebe kalmış ve %34,3'ü gebelik döneminde emzirme eğitimi almıştır. Beşik Tutuş pozisyonu %94 oranında annelerin en fazla bildiği pozisyondur. Beşik tutuş pozisyonunda LATCH emzirme başarı puan ortalaması 8.71±1.05, Futbol tutuş pozisyonunda 8,00±1,11 olarak bulunmuştur. Annelerin emzirme pozisyonlarına göre LATCH emzirme başarı puan ortalamaları arasında anlamlı fark elde edilmiştir (p<0,05). Beşik tutuş pozisyonundaki LATCH puan ortalaması, Futbol tutuş pozisyonuna göre daha yüksektir. LATCH puan ortalaması her iki pozisyonda da 30 anne için eşit bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunda emzirme süresi ortalaması 11.5±4,05 dakika, futbol tutuş pozisyonunda 10.5±4.24 dakikadır. Emzirme pozisyonuna göre annelerin emzirme süre ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Annelerin %37,3'ü futbol tutuş pozisyonundan "orta derecede memnun", %35,8'i beşik tutuş pozisyonundan "çok memnun" olduğunu belirtmiştir. Emzirme pozisyonlarına göre memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Annelerin emzirme öncesi ve sonrası meme başı ağrısı yaşamadıkları bulunmuştur. Beşik tutuş pozisyonunun, annelerin insizyon ağrısını artış yönünde etkilediği, futbol tutuş pozisyonunda emzirme öncesi ve sonrası insizyon ağrı şiddetinde değişim olmadığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, annelerin emzirmede beşik tutuş pozisyonunda emzirme başarı puanının daha yüksek olduğu ve LATCH emzirme başarı puanını anlamlı olarak etkilediği, meme başı ağrısı yaşamadıkları ancak beşik tutuş pozisyonunun insizyon ağrısını arttırdığı, emzirme pozisyonları ile emzirme süreleri ve memnuniyet dereceleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı bulunmuştur. Bu bilgiler ışığında; doğum öncesi verilen emzirme eğitimlerinde emzirme pozisyonlarının tümünün rutin olarak anlatılması, pozisyonların gösterilmesi ve seçimin anneye bırakılması, doğum sonrası süreçte anneye izlemler sırasında ve ihtiyacı olduğunda tekrar danışmanlık yapılması, emzirmede kullanılan diğer pozisyonların etkinliğini belirlemek üzere farklı çalışmalar planlanması, emzirme pozisyonlarına yönelik eğitimi alan ve almayan annelerin karşılaştırıldığı çalışmaların yapılması önerilebilir.
Üriner inkontinans tanısı alan kadınlarda semptom şiddeti ve yaşam kalitesi
AMAÇ: Üriner inkontinans, kadınlarda yaşam kalitesinde azalmaya neden olan yaygın görülen bir sağlık sorunudur. Bu araştırma, üriner inkontinans tanısı alan kadınların semptom şiddeti ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi incelemek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. MATERYAL ve METOD: Mart-Haziran 2017 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ürojinekoloji Polikliniği'ne üriner inkontinans şikayeti ile başvuran 160 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan ve 26 sorudan oluşan "Birey Tanılama Formu" ve "King Sağlık Anketi (KHQ)" ile yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. BULGULAR: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 52.78±10.89 yıl, %45'i obez, %41.9'u ilköğretim mezunu, %61.3'ü ev hanımıdır. İleri yaş, BKİ, doğum sayısı, doğum şekli, pelvik cerrahi geçirme, konstipasyon, kronik hastalıklar, kronik öksürük, hareketsiz yaşam tarzı, ağır cisim kaldırma, kafeinli içecek tüketme gibi faktörlerin kadınların Üİ'ye bağlı yaşam kalitelerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmaya katılan olguların King Sağlık Anketi birinci bölümünde; "Genel Sağlık Durumu" alt boyut puan ortalaması 41.09±20.48; "İnkontinans Etkisi" alt boyut puan ortalaması 56.46±28.47; "Rol Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 41.04±33.43; "Fizik Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 46.67±33.01;, "Sosyal Limitasyon" alt boyut puan ortalaması 31.94±30.26; "Kişisel İlişki" alt boyut puan ortalaması 15.94±25.72; "Emosyonlar" alt boyut puan ortalaması 43.61±34.82 "Uyku Enerji Düzeyi" alt boyut puan ortalaması 27.71±27.97 "Ciddiyet Ölçümleri" alt boyut puan ortalaması 38.46±24.56 olarak saptanmıştır. Ölçeğin ikinci bölüm (Semptom Ciddiyet Skalası) alt boyut puan ortalaması 9.56±5.97 olarak saptanmıştır. Semptom değerlendirme sorusuna hastaların %45'i hiç ya da az (birinci grup) cevabı vermiş ve %55'i orta ya da çok cevabı (ikinci grup) vermiştir. İkinci gruptaki kadınların King Sağlık anketi yaşam kalitesi bölümünün tüm alt boyutularından aldıkları puanlar, birinci gruptaki kadınlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.01). Üİ semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. SONUÇ: Kadınlarda inkontinans varlığının yaşam kalitesini orta düzeyde etkilediği, inkontinans semptom şiddeti arttıkça yaşam kalitesinin azaldığı sonucuna varılmıştır. Anahtar kelimeler: kadın; üriner inkontinans; yaşam kalitesi; semptom şiddeti
Preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi
Preeklampsili Hastanın Bakımının Yönetiminde Simülasyona Dayalı Eğitim Yönteminin Kullanımının Hemşirelik Öğrencilerinin Memnuniyet ve Anksiyete Düzeyleri Üzerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Araştırma, preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminin kullanımının hemşirelik öğrencilerinin memnuniyet ve anksiyete düzeyleri üzerine etkisinin incelenmesi amacı ile ön test-son test kontrol gruplu, yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesinde 2017-2018 eğitim-öğretim yılı güz döneminde üçüncü sınıfta okuyan 102 hemşirelik öğrencisi ile yapılmıştır. Araştırma, girişim ve kontrol grubu olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Araştırmada; girişim grubuna simülasyona dayalı eğitim yöntemi, kontrol grubuna ise vaka çalışması eğitim yöntemi uygulaması yapılmıştır. Çalışmada girişim grubuna uygulanan simülasyona dayalı eğitim uygulaması Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi bünyesinde araştırmacı tarafından oluşturulan simülasyon laboratuvarında, kontrol grubuna uygulanan vaka çalışması ise sınıf ortamında yapılmıştır. Öğrenciler gruplara ayrılırken basit rastgele örnekleme tekniğine göre gruplara ayrılmıştır. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin yaş, cinsiyet ve başarı ortalaması eşleştirmesi yapılarak (p>0.05) gruplar arasında homojen dağılım sağlanmıştır. Araştırma verileri toplanırken Demografik Veri Toplama Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Eğitim Yöntemlerinden Memnuniyet Anketi, Eğitim Uygulamasını Değerlendirme Formu ve Simülasyon Tasarım Ölçeği kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlardan frekans, yüzde, ortalama, standart sapma analizleri uygulanmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu olmadığı için niceliksel verilerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U testi kullanılırken, uygulama öncesi ve sonrası verilerin değerlendirmesinde ise Wilcoxon İşaretli Sıra Testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada yer alan öğrencilerin %80.4'ü kadındır, %57.8'i 21 yaş aralığındadır. Hemşirelik mesleğini seçme nedenlerine bakıldığında öğrencilerin %58.8'i iş bulma olanağının fazla olduğu için seçtiği görülmüştür. Öğrencilerin %50'si hemşirelik bölümünde okumaktan kısmen memnundur. Araştırmaya alınan öğrencilerin %69.6'sı kendilerini başarısız olarak görmektedir. Araştırma sonuçlarına göre simülasyon eğitim yönteminin uygulandığı girişim grubunun eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı derecede kontrol grubundan yüksek olarak saptanmıştır (p=0.000<0.001). Araştırmadan elde edilen bulgulara göre kontrol grubundaki öğrencilerin girişim grubuna göre simülasyona dayalı eğitim uygulaması sonrası durumluk kaygı envanteri puan ortalaması istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p=0.010<0.05; p=0.049<0.05). Sonuç: Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre hemşirelik öğrencilerinin preeklampsili hastanın bakımının yönetiminde simülasyona dayalı eğitim yönteminden memnun olduğu ancak bu yöntem ile girişim grubundaki öğrencilerin, kontrol grubundaki öğrencilere göre anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç olarak simülasyona dayalı eğitim yönteminin hemşirelik öğrencileri üzerinde yararlı olduğu öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Simülasyona dayalı eğitim; memnuniyet, anksiyete, hemşirelik, preeklampsi
Gebelerin psikososyal sağlık durumlarının beden algısı ile ilişkisi ve etkileyen faktörler
Amaç: Bu araştırma gebelerin psikososyal sağlık durumlarının beden algısı ile ilişkisi ve etkileyen faktörleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma; İzmir ili Kamu Hastaneler Birliği Kuzey Genel Sekreterliği Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tepecik Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine Nisan-Kasım 2017 arasında antenatal kontrollere gelen 376 gebe ile yürütülmüştür. Veriler; "Kişisel Bilgi Formu", "Gebelikte Psikososyal Sağlığı Değerlendirme Ölçeği (GPSDÖ)" ve "Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ)" kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik dağılım, ortalama, Kruskall Wallis, Mann Whitney U ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Gebelerin, %35.1' inin 25-30 yaş grubunda yer aldığı, %33.2'sinin ortaokul mezunu olduğu, %77.4' nün çalışmadığı, evlilik sürelerinin %56.6' sının 1-5 yıl ve %85.9'nun çekirdek aileden oluştukları belirlenmiştir. Gebelerin, GPSDÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasının 3.08±0.38 olduğu, VAÖ'den alınan toplam puan ortalamasının ise 141.00±28.12 olduğu saptanmıştır. Gebelerin; gelir durumu algısı, gebelik sayısı, gebeliğin planlanma durumu ve eşin gebeliği istemesi durumunun psikososyal sağlığı etkilediği belirlenmiştir (p<0.05). Gebelerin sosyo-demografik özellikleri, obstetrik özellikleri ve şimdiki gebeliğine ait özelliklerinin beden algısını etkilemediği belirlenmiştir (p>0.05). Gebelerin eşlerinin eğitim düzeyi ve eşin gebelikteki beden algılaması gebelerin gebelikteki beden sağlığını etkilediği saptanmıştır (p<0.05). GPSDÖ puan ortalamaları ile VAÖ puanları arasındaki ilişki değerlendirildiğinde; Gebelerin psikososyal sağlık durumları ile beden algısı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur ( p<0.01, r= 0.254). Sonuç: Gebelerin, GPSDÖ'den aldıkları toplam puan ortalamasına göre psikososyal sağlıklarının orta düzeyde ve VAÖ'den aldıkları toplam puana göre ise beden algılarının iyi düzeyde olduğu saptanmıştır. Psikososyal sağlık düzeyi arttıkça beden algısının da arttığı belirlenmiştir.
Doğum inançları ölçeği Türkçe formu geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Doğum İnançları Ölçeği Türkçe Formu Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışması Bu araştırma kadınların doğum hakkındaki temel inançlarını değerlendirmek üzere yurtdışında geliştirilmiş Doğum İnançları Ölçeği'nin Türk kültürüne uyarlanarak geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yürütülmüş metodolojik tipte bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini S.B.Ü. Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran, dahil edilme kriterlerine uyan ve araştırmaya katılmayı kabul eden tüm gebeler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem sayısının alt sınırını, ölçekteki madde sayısının 5-10 katı kadar sayıda kişiye ulaşılması gerekliliği belirlemiştir. Gebeliğinde normal doğum yapmasına engel oluşturabilecek bir riski bulunmayan, 14. gebelik haftasını tamamlamış, 18 yaş üzeri, primipar, okuma-yazma bilen ve psikiyatrik herhangi bir bozukluğu olmayan 205 gebe ile çalışılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan, anne adaylarının sosyo-demografik özellikleri ile sağlık-hastalık öykülerini içeren ve toplamda 16 adet sorudan oluşan "Birey Tanıtım Formu" ve 11 maddeden oluşan "Doğum İnançları Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliği için dil, kapsam ve yapı geçerlilikleri; güvenirliği için iç tutarlılık ve zamana göre değişmezlik analizleri yapılmıştır. Ölçeğin dil geçerliğinin sağlanması için her iki dili de bilen alanında uzman kişiler tarafından ilk olarak ölçeğin Türkçeye çevirileri, ardından orijinal dili olan İngilizceye geri çevirisi yapılmıştır. Çeviri işleminin ardından içerik geçerliğini belirlemek için uzman görüşleri alınmış, maddeler için verilen uzman puanları ile kapsam geçerlik indeksi (KGİ) Davis tekniğine göre hesaplanmış ve öneriler doğrultusunda maddeler üzerinde gerekli düzenlemeler yapılmıştır. Ölçekteki tüm maddeler 0.78 değerinin üzerinde bulunmuştur. Bu bağlamda madde çıkarmaya ihtiyaç duyulmadan ölçeğin Türkçe formu oluşturulmuştur. Ölçeğe son hali verildikten sonra yazarın onayına sunulmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliği için açıklayıcı faktör analizi (AFA) ile doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılmıştır. Analizler sonucunda 11 maddeli ölçeğin iki faktör altında toplandığı saptanmıştır. Ölçeğin güvenirlik analizleri doğrultusunda "Doğum doğal bir olaydır" alt boyutu iç tutarlılık düzeyi için Cronbach alfa katsayısı 0.890, "Doğum tıbbi bir olaydır" alt boyutu iç tutarlılık düzeyi için Cronbach alfa katsayısı 0.868 olarak belirlenmiştir. Zamana karşı değişmezliğin değerlendirildiği test-tekrar test uygulamasında sınıf içi korelasyon kat sayıları "Doğum doğal bir olaydır" alt boyutu için 0.993, "Doğum tıbbi bir olaydır" alt boyutu için 0.984 olarak belirlenmiştir. İki faktör arasındaki ilişki düzeyi negatif yönde 0.752 düzeyinde ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Sonuç olarak; uyarlaması yapılarak literatüre kazandırılmış olan "Doğum İnançları Ölçeği'nin (DİÖ)" alanda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum; İnanç; Ölçek
Doğurganlık sorunu envanterinin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Bu çalışma,infertilite kaynaklı stresin ölçümünde kullanılan Doğurganlık Sorunu Envanteri(DSE) (Fertility Problem Inventory –FPI)'nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacıyla metodolojik olarak yapılmıştır. Araştırma, Mayıs 2013- Kasım 2015 tarihleri arasında T. C. Sağlık Bakanlığı Kamu Hastaneler Birliği İzmir Kuzey Bölgesi Genel Sekreterliği Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tüp Bebek kliniğinde yapılmıştır. Tüp Bebek kliniğine tedavi için başvuran tüm çiftler araştırmanın evrenini, araştırma kriterlerine uygun olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden çiftler örneklemini oluşturmuştur. Araştırmada 250 kadın ve 250 erkek bireye ulaşılmıştır. Envanter katılımcılara verilerek cevaplamaları istenmiştir. Ayrıca test tekrar test güvenirliği için 20 kadın, 20 erkek bireye, envanter 15 gün sonra tekrar verilmiş ve tekrar cevaplamaları istenmiştir. Envanterin önce dil geçerliği çalışmaları yapılmıştır. Envanterin içerik geçerliğine yönelik uzman görüşlerinin analizi Kendall Uyuşum Katsayısı hesaplanarak yapılmış, uzmanların görüş birliğinde oldukları saptanmıştır (W= 0.355, p=0.000; p<0.001).Araştırmanın faktör analizi Principal Component faktör çıkarma ve Promax faktör döndürme ile yapılmış ve 5 faktörlü orijinal yapı kabul edilmiştir. Ancak alt ölçeklerde yer alan maddeler farklılık göstermiştir. Araştırma sonuncunda Doğurganlık Sorunu Envanterinin tüm katılımcılar için Cronbach Alpha değeri 0.883, kadın katılımcılar için 0.891, erkek katılımcılar için ise 0.870 bulunmuştur. Envanterin alt ölçeklerle korelasyonu incelendiğinde hepsi pozitif yönde ve anlamlı sonuçlar elde edilmiştir (p<0.001). Araştırmada zamana göre değişmezlik Test tekrar test güvenirliği ile hesaplanmış ve envanter genelinin Cronbach alpha değeri 0.926 hesaplanmıştır. Test - tekrar test korelasyon sonuçları pozitif yönde ve anlamlı bulunmuştur (p<0.001). Araştırma sonucunda Doğurganlık Sorunu Envanterinin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olduğu belirlenmiştir. Envanter infertilite kaynaklı stresin ölçümünde hem kadın, hem de erkek bireyler için kullanılabilecektir.
Jinekolojik kanserler farkındalık ölçeği'nin geliştirilmesi ve sosyal öğrenme kuramına dayandırılan planlı bir eğitim ile farkındalığın arttırılması
JİNEKOLOJİK KANSERLER FARKINDALIK ÖLÇEĞİ'NİN GELİŞTİRİLMESİ VE SOSYAL ÖĞRENME KURAMINA DAYANDIRILAN PLANLI BİR EĞİTİM İLE FARKINDALIĞIN ARTTIRILMASI Amaç: Bu araştırmanın amacı; Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği'nin (JİKFÖ) geliştirilmesi ve sosyal öğrenme kuramına dayandırılan planlı bir eğitim ile farkındalığın arttırılarak kadınlarda olumlu davranış değişikliğinin oluşmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma iki aşamalı olarak gerçekleştirilmiştir. İlk aşamasında; kadınların jinekolojik kanserlere ilişkin farkındalıklarını belirlemek üzere bir ölçme aracı geliştirilmiştir. İkinci aşamasında ise; sosyal öğrenme kuramına göre yapılan eğitim ile jinekolojik kanserlere ilişkin farkındalığın arttırılmasına yönelik eğitim/müdahalesi yapılmıştır. Araştırma Tunceli il merkezinde bulunan üç Aile Sağlığı Merkezi'nde (1, 2, 3 nolu ASM) yürütülmüştür. Araştırmanın ilk aşaması 700 kadın, ikinci aşaması ise 50 kadınla tamamlanmıştır. Araştırmanın birinci ve ikinci aşamasında bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın birinci aşamasınada verilerin değerlendirilmesinde; Cronbach alpha analizi, açıklayıcı faktör analizi, test tekrar test analizi, Kaiser Mayer Olkin testi Madde–toplam korelasyonları, doğrulayıcı faktör analizi, sayı ve yüzde dağılımları hesaplanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında; verilerin değerlendirilmesinde, yüzde, ortalama, standart sapma, kolmogorov-smirnov dağılım testi, bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Sonuçlar %95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmanın birinci aşamasında; Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeğinin cronbach alpha değeri 0.944 olarak bulunmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğinin ortaya koymak için açıklayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Yapılan Barlett testi sonucunda (p=0.000<0.05) faktör analizine alınan değişkenler arasında ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Kaiser Mayer Olkin değeri 0.943>0.60 bulunmuş, faktör analizi uygulanması için örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu tespit edilmiştir. Faktör analizi sonucunda, değişkenler toplam açıklanan varyansı %60.53 olan dört faktör altında toplanmıştır. Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeğinin rutin kontrol ve ciddi hastalık algısı farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.979, açıklanan varyans değeri %36.566; jinekolojik kanser riskleri farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.843, açıklanan varyans değeri %10.191; jinekolojik kanserlerden korunma farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.778, açıklanan varyans değeri %7.962; jinekolojik kanserlerde erken tanı ve bilgi farkındalığı alt boyutunun cronbach alpha değeri 0.708, açıklanan varyans değeri %5.811 olarak saptanmıştır. Araştırmanın ikinci aşamasında; kadınların ön test ve son test JİKFÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sosyal öğrenme kuramına göre yapılan eğitim sonrasında kadınların, %62.0'sinin kadın hastalıkları doktoruna muayeneye gittiği; %92.0'sinin dış üreme organlarını kendi kendine muayene ettiği; %26.0'sının PAP-Smear yaptırdığı; kadınların hiçbirinin HPV aşısı yaptırmadığı; %14.3'ünün aile planlaması yöntem olarak prezervatif kullandığı ve %53.6'sının kullanmakta olduğu aile planlaması yöntemi için sağlık personelinden danışmanlık aldığı saptanmıştır. Sonuç: Geliştirilen Jinekolojik Kanserler Farkındalık Ölçeği geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Sosyal öğrenme kuramına dayalı yapılan eğitim ile kadınların; pap-smear yaptırma davranışı, düzenli kondom kullanma davranışı, kendi kendine vulva muayenesi yapma davranışı, jinekolojik kontrole gitme davranışı, kombine oral kontraseptif kullanımında danışmanlık alma davranışları artmıştır. Anahtar Kelimeler: Jinekolojik Kanser; Ölçek Geliştirme; Farkındalık; Pap-Smear; Sosyal Öğrenme Kuramı.
Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastaların roy uyum modeline göre uyum durumlarının incelenmesi
Amaç: Prekanseröz servikal lezyon tanısı alan hastalar ve eşlerinin Roy Uyum Modeli ile uyumlu/uyumsuz davranışların incelenmesidir. Yöntem: Araştırma, niteliksel araştırma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın kavramsal çerçevesini Roy Uyum Modeli oluşturmuştur. Veriler "Birey Tanılama Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Araştırmanın örneklemini, prekanseröz servikal lezyonlu hastalar (n: 23) ve eşleri (n:5) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastalar ve eşleri, roy uyum modelinin dört alanında da, uyumlu/uyumsuz davranışlar deneyimlemiştir. Prekanseröz servikal lezyonlu hastalar ve eşlerin Roy Uyum Modeli'ne göre Uyum grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili temalar "Kendini İyi Hissetme", "Önlem Alma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Umut", "Kaderci Yaklaşım", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri Sürdürme", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar "Sosyal Destek Alma", Uyumsuzluk grubunda; fizyolojik uyum alanı ile ilgili "Zorlanma", benlik kavramı alanı ile ilgili temalar; "Kanser Algısı", "Korku", "Kendini Yargılama", "Cinsellik Algısı", rol fonksiyonu uyum alanı ile ilgili temalar; "Primer Rolleri sürdürememe", "Annelik Rolünde Bozulma", karşılıklı bağlılık uyum alanı ile ilgili temalar ise; "Eş İlişkilerinde Problem Yaşama", "Sosyal Destek Yetersizliği", "Sosyal İzolasyon", "Bilgi Gereksinimi", "Kadınlara Öneriler" olarak belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada Roy uyum modeline göre hastaların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası uyum süreci ile ilgili önemli veriler elde edilmesini sağlamıştır. Prekanseröz servikal lezyon tanı ve tedavi sürecinde hastaların yanı sıra tüm aile bireylerinin özellikle eşlerin etkilendikleri ifade edilmiştir. Bu doğrultuda hastalara ve eşlerine tanı aşamasından itibaren sağlık profesyonellerinin bilgi ve destek sağlaması, bakım ve danışmanlık hizmetlerinin verilmesi hastalar ve eşlerinin birçok olumsuz deneyimlemelerini, uyumsuz davranışlarını önleyebilir ve bu sürecin daha olumlu bir şekilde yönetilmesini kolaylaştırabilir. Anahtar Sözcükler: Prekanseröz Servikal Lezyon, Hemşirelik, Roy Uyum Modeli, Nitel Araştırma.
Öğrenci hemşirelerin kadına uygulanan şiddete ilişkin tutumları ve etkileyen faktörler
Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2015-2016 akademik yılında öğrenim gören öğrencilerin, kadına yönelik şiddete ilişkin tutumlarını ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış tanımlayıcı ve ilişkisel bir alan çalışmasıdır. Araştırma, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2015-2016 akademik yılı güz döneminde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan toplam 1432 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 1086 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın örnekleminin evreni temsil etme gücü %75.8 olarak bulunmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Veri Toplama Formu" ve "Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; frekans, yüzde, pearson ki-kare ve fisher'ın kesin ki-kare testi, One Way Anova ileri analizinde Dunnett's T3, Bonferroni ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Araştırma kapsamına alınan 1086 öğrencinin yaşları 17–28 arasında olup, yaş ortalamaları 20.99±1.54 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin %84.4'ünün kadın, %15.6'sının erkek olduğu, % 21.2'sinin 1.sınıf, %30.9'unun 2. sınıf, %29.6'sının 3.sınıf, 18.3'ünün ise 4. sınıf (intörn) öğrencisi oldukları bulunmuştur. Öğrencilerin %60.3'ünün annesinin ilköğretim, %21.8'inin ise lise düzeyinde eğitime sahip olduğu, babalarının ise %50.1'inin ilköğretim, % 30.5'inin lise, % 11.3'ü ise lisans düzeyinde eğitim aldıkları saptamıştır. Öğrencilerin %32.5'inin eğitim hayatları boyunca herhangi bir zamanda kadına yönelik şiddete ilişkin bir eğitim aldıkları, %67.5'inin ise hiçbir eğitim almadıkları saptanmıştır. Kadına yönelik şiddete ilişkin eğitim aldığını ifade eden öğrencilerin %46.5'i bu eğitimi lisede, %42.8'i lisans eğitimi esnasında, %4.5'i hem lisede hem de lisansta aldıkları saptanmıştır. Araştırma kapsamına aldığımız öğrencilerin %21.6'sı aile içi şiddete tanık olurken, %78.4'ü tanık olmadığı, %40.1'i yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldığı, %59.9'u ise herhangi bir şiddete maruz kalmadıklarını bildirmişlerdir. Öğrencilerin Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 33.68±10.22'dir. Kadına Uygulanan Şiddete Yönelik Tutum Ölçeği; "Ekonomik şiddet" alt grup puanı (11.49±4.72), "Duygusal, psikolojik, cinsel şiddet" alt grup puanı (11.82±4.53), "Meşrulaştırıcı mitler" alt grup puanı (4.50±2.07), "Neden açıklayıcı mitler" alt grup puanı (5.87±2.29) olarak bulunmuştur. Öğrencilerin birlikte yaşadıkları kişiler, ailelerinin en uzun süre yaşadığı bölge, öğrencilerin en uzun süre yaşadıkları bölge, aile tipleri, babalarının eğitim durumları, mezun oldukları lise, kadına yönelik şiddet eğitimi alma durumları, şiddet eğitimi almak isteme durumları, şiddet karşısında bildirim yapıp yapmama düşünceleri, bir arkadaşı veya tanıdığının şiddet yaşıyor olma durumunun mesleki yaklaşımına etkisi, yaşamlarında herhangi bir şiddete maruz kalma durumları ile öğrencilerin kadına uygulanan şiddete yönelik tutum ölçeği toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, öğrenci hemşirelerin yaklaşık beşte birinin aile içi şiddete tanık olduğu ve beşte ikisinin yaşamları boyunca en az bir kez şiddete maruz kaldıkları saptanmıştır. Öğrenciler içerisinde de şiddete maruz kalma oranlarının azımsanmayacak kadar yüksek olduğu görülmektedir. Ayrıca, öğrenci hemşirelerin büyük çoğunluğunun daha önce şiddet konusunda eğitim almadıkları, ancak "Kadına Uygulanan Şiddete İlişkin Tutum Ölçeği" puanlarının düşük olduğu, dolayısıyla şiddete yönelik çağdaş görüşe sahip olduklarını göstermektedir. Bu sonuçlar, öğrenci hemşirelerin şiddete yönelik olumlu tutuma sahip olduklarını göstermektedir. Anahtar Kelimeler; kadına yönelik şiddet; öğrenci hemşireler; tutum
İnfertil kadınlara değişim aşamaları modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisi
Amaç: İnfertil kadınlarda Değişim Aşaması Modeli ile yapılan bireysel danışmanlık girişiminin kilo yönetimine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Danışmanlık ve İzlem Aşaması olmak üzere iki aşamadan oluşan çalışmanın evreni, 01.01.2018-01.01.2019 tarihleri arasında İzmir Tepecik Ege Doğumevi ve Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi Tüp Bebek Merkezi'ne tedavi amacıyla başvuran 600 kadın oluşturmuştur. Kliniğe 04.01.2019-22.03.2019 tarihleri arasında başvuran 146 infertil kadın belirlenmiştir. Çalışma girişim grubu 51, kontrol grubu 53 olmak üzere araştırma dahil edilme kriterlerine uygun ve çalışmaya katılmaya gönüllü 104 infertil kadın tamamlanmıştır. Girişim grubuna değişim modeli aşamaları modeline dayalı bireysel danışmanlık program uygulanmış, kontrol grubuna rutin izlem yapılmıştır. Araştırma verilerinin analizi SPSS 22.0 paket programında değerlendirilmiştir. Bulgular: Girişim grubu infertil kadınların ön izleme göre son izlem antropometrik değerlerinde azalma göstermiş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmada girişim grubu infertil kadınların ön izleme kıyasla son izlemde günlük süt grubu, sebze ve meyve grubu tüketiminde artış olmuş, et grubu, şeker grubu, yağ grubu, tahıl grubu ve ekmek grubu tüketiminde ve günlük kalori azalma olmuş, istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p=0.000). Çalışmadaki girişim grubundaki infertil kadınların ön izlem yürüme fiziksel aktivite puanı, orta şiddetli fiziksel aktivite puanı ve toplam fiziksel aktivite puanı son izlemde belirgin düzeyde artış göstermiş, ön izlem oturma süresi ise son izlemde anlamlı olarak azalmıştır (p=0.000). Girişim ve kontrol grubu infertil kadınların fiziksel aktivite ve beslenme davranışları ön izlem değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamışken (p>0.05), ara izlem ve son izlemde istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p=0.000). Sonuç: Kilo yönetimine ilişkin Değişim Aşamaları Modeline dayalı verilen bireysel danışmanlık girişimi infertil kadınlarda fiziksel aktivite ve beslenme alışkanlıklarında sağlıklı davranış değişimine sebep olmuş; antropometrik ölçümlerin olumlu değişimleri, düzenli fiziksel aktivite alışkanlığı, sağlıklı ve yeterli beslenme davranışları kazandırmıştır.
HIV/AIDS tanısı alan hastalarda yaşam doyumu ve sosyal destek ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, HIV (Human Immunodeficiency Virus-İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü)/AIDS (Acquired Immune Deficiency Syndrome-Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu) tanısı almış bireylerin yaşam doyumu ile sosyal destek ilişki düzeylerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma İzmir İlinde bulunan Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kâtip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesin'de Nisan- Ekim 2016 tarihleri arasında bu hastanelerde tedavi ve takip edilen hastalar içerisinden 75 HIV/AIDS tanısı alan hastanın katılımıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında literatür ve benzer çalışmalardan yararlanılarak araştırmacı tarafından hazırlanan "Aydınlatıcı Onam Formu", "Tanıtıcı Bilgi Formu" , "Yaşam Doyumu Ölçeği" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Verilerin analizinde t testi, Kolmogorov-Smirnov testi,Wilcoxon testi ve Man Whitney Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ANOVA testi, Post Hoc, Kruskal Wallis testi kullanılmışdır. Araştırmaya katılan hastaların 14'ü kadın, 61'i erkek olup hastaların %52'si bekardır. Hastalar en fazla heteroseksüel ilşki ve fuhuş çalışanı yoluyla hastalık bulaşını almışlardır. HIV/AIDS tanısını daha çok sağlık sorunları nedeniyle başvuruda aldıkları saptanmıştır. Hastaların meslek grubu değişkenleri, sosyo ekonomik durum, gelir düzeylerini algılayışları, düzenli antiretroviral tedavi alma durumları, HIV(+) arkadaşa sahip olmalarının yaşam doyumu düzeylerini etkilediği tespit edilmiştir. HIV/AIDS hastalarının sosyal destek ve yaşam doyumu düzeyleri arasında anlamı pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Çalışmada HIV/AIDS tanısı alan alan hastaların hastalıklarını çevresiyle paylaşma durumları ile kadın hastaların yaş artışlarına bağlı sosyal destek düzeylerinin etkilendiği bulunmuştur. Sonuç: Sonuç olarak; araştırmada sosyal destek ölçeğinden alınan puan arttıkça yaşam doyumu da artmıştır. Anahtar Kelimeler : HIV/AIDS, Yaşam Doyumu, Sosyal Destek
Üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi
AMAÇ: Tanımlayıcı tipte hazırlanan bu araştırma, üniversite öğrencilerinin meme ve testis kanserine yönelik sağlık inançlarının belirlemek için yapılmıştır. YÖNTEM: Araştırma 1 Ekim- 30 Kasım 2018 tarihleri arasında, Ege Üniversitesi Yabancı Diller Bölümü hazırlık sınıfında öğrenim gören, sadece lisans derecesindeki hazırlık sınıflarında öğrenim gören 2500 öğrenci araştırmanın evrenini, 350 öğrenci ise örneklemi oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında, literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan 20 soruluk birey tanılama formu, Champion'un meme kanseri ve taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği ve Champion'un testis kanseri taramalarına ilişkin sağlık inanç modeli ölçeği kullanılmıştır. Veri analizinde SPSS 20 paket programı kullanılmış, sonuçlar değerlendirilirken yüzde, ortalama, spearmans rho testi ve ki-kare testi uygulanmıştır. BULGULAR: Araştırmadaki kadın öğrencilerin yaş ortalaması, 18.71±1.52, erkek öğrencilerin yaş ortalaması ise; 19.39±1.84 olarak bulunmuştur. Kadın öğrencilerin %9.5'i meme kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %90.5'i önceden eğitim almadığını %67.0'si önceden KKMM'yi duyduğunu, %33.0'ü ise önceden KKMM'yi duymadığını, %8.5'i düzenli olarak KKMM yaptığını, %91.5'i ise yapmadığını, %58.5'i KMM'yi daha önceden duyduklarını, %41.5'i ise daha önceden duymadıklarını, %3.5'i klinik meme muayenesi yaptırdığını, öğrencilerin %90.0'ı erken tanı yöntemlerini duyduklarını, %10.0'u erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Erkek öğrencilerin %8.8'i testis kanseri hakkında önceden eğitim aldığını, %91.2'si önceden eğitim almadığını, %23.5'i önceden KKTM'yi duyduklarını, %76.5'i ise önceden KKTM'yi duymadıklarını, %2.9'u düzenli olarak KKTM yaptığını, %97.1'i ise düzenli olarak KTMM yapmadığını, %34.7'si daha önceden KTM duyduklarını, %65.3'ü ise daha önceden duymadığını, sadece %1.2'si klinik testis muayenesi yaptırdığını, %66.5'i erken tanı yöntemlerini duyduklarını belirtirken, %33.5'i erken tanı yöntemlerini duymadıklarını belirtmişlerdir. Kadın öğrencilerde korelasyon analizi yapıldığında; SİM'e göre duyarlılık ve önemseme/ ciddiyet, sağlık motivasyonu ve KKMM yararları, mamografi yararları ve KKMM yararları, KKMM engelleri ve mamografi engelleri ölçek alt boyutları arasında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Erkek öğrencilerde, SİM'e göre duyarlılık, KKTM yararları ve KKTM engelleri alt boyutlarında yüksek düzeyde ilişki saptanmıştır. Kadın ve erkek öğrencilerde, ailede kanser tanısı olan kişi olma durumu, meme/testis kanseri hakkında önceden eğitim alma durumu duyarlılığı etkilemektedir. SONUÇLAR: Üniversite öğrencilerinin büyük bir kısmının, meme ve testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi sahibi olmadıkları ve ayrıca, düzenli olarak KKMM/KKTM uygulamadıkları belirlenmiştir. Yapılan çalışmanın sonucuna göre; ileriki çalışmalarda üniversite öğrencilerinde meme/testis kanseri ve KKMM/KKTM hakkında bilgi düzeyini arttırma amaçlı sağlık eğitimleri planlanması ve uygulanması önerilir.
Vajinal doğum öz yeterlilik ölçeği (VDÖYÖ)'nin Türk toplumuna uyarlanması
Amaç: Bu araştırma, kadınların vajinal doğuma ilişkin öz yeterlilik düzeylerini belirlemek üzere yurtdışında geliştirilmiş Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)'nin Türk kültürüne uyarlanarak geçerlilik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yürütülmüş metodolojik tipte bir araştırmadır. Yöntem: Araştırmanın evrenini 15 Mayıs 2018-15 Mayıs 2019 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği'ne başvuran 14-40 haftalık (2. ve 3. Trimester) gebeler ve doğum sonu 1. ayında olan aynı grup lohusa kadınlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklem sayısının alt sınırını, ölçekte yer alan madde sayısının 5 ila 10 katı kadar sayıda bireye ulaşılması gerekliliği belirlemiştir. Belirlenen tarihlerde araştırmaya katılmak için gönüllü olan, gebelik süresince vajinal doğum yapmasına engel teşkil eden herhangi bir durumu bulunmayan, tek bebek gebeliğe ve sağlıklı bir fetüse sahip olan, herhangi bir psikiyatrik bozukluğu bulunmayan, okuma yazma bilen, 18-45 yaş arasındaki primipar 165 gebe ile birlikte çalışılmıştır. Veri toplama aracı olarak; araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik, jinekolojik/obstetrik ve postpartum dönem özelliklerine ilişkin 17 adet sorudan oluşan "Birey Tanıtım Formu", 9 maddeden oluşan "Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği Türkçe Formu (VDÖYÖ)" ve 32 maddeden oluşan "Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Formu (DÖYE)" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin sağlanmasında dil, kapsam, yapı ve ölçüt-bağımlılık geçerlilikleri; güvenirliğinin sağlanmasında iç tutarlılık ve zamana göre değişmezlik analizleri yapılmıştır. Bulgular: Ölçeğin dil geçerliğinin sağlanması için ölçek; her iki dili de iyi düzeyde bilen, ölçek terminolojisine hakim ve konuya ilişkin veri toplama/görüşme deneyimine sahip olan alanında uzman kişiler tarafından Brislin metodu kullanılarak önce Türkçe'ye ardından ise İngilizce'ye geri çevirilmiştir. Çeviriler sonrasında kavramsal, anlamsal, deyimsel, dilsel ve bağlamsal farklılıklar karşılaştırılarak en uygun ifadeler seçilmiş ve ortak bir paydada buluşturulmuştur. Çeviri aşamasının ardından kapsam geçerliliğinin değerlendirilmesi amacı ile uzman görüşleri alınmış, Davis tekniğine göre kapsam geçerlik indeksi (KGİ) hesaplanmıştır. Madde bazında KGİ değerleri 0.80'in üzerinde bulunmuştur. Öneriler doğrultusunda maddeler üzerinde ilgili düzenlemeler yapılarak ölçeğe son hali verildikten sonra İngilizce çevirisi bir dil uzmanı tarafından tekrar yapılmış ve anlam/içerik bakımından değerlendirilmek üzere yazarın onayına sunulmuştur. Ölçeğin yapı geçerliliğinin sağlanması için doğrulayıcı faktör analizi (DFA)'nden yararlanılmıştır. İlgili analizler sonrası 9 maddeli ölçeğin tek faktör altında toplandığı saptanmıştır. Ölçüt-bağımlılık geçerliliğinin sağlanmasında Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)" ve "Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği-Kısa Formu (DÖYE)" arasında anlamlı pozitif yönde doğrusal bir korelasyon olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin güvenirliğinin değerlendirilmesinde iç tutarlılık değeri Cronbach alfa katsayısı 0.870 olarak saptanmıştır. Zamana karşı değişmezliğin değerlendirildiği test tekrar test analizinde ölçek 15 kişiye 15 gün sonra tekrar uygulanmıştır. Bu bağlamda sınıf içi korelasyon katsayısı 0.924 ile oldukça yüksek uyum olarak belirlenmiştir. Sonuç: Tamamlanan istatistiksel analizler sonrası uyarlaması yapılarak literatüre kazandırılmış olan "Vajinal Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği (VDÖYÖ)"nin alanda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir nitelikte bir ölçüm aracı olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğum; Öz-Yeterlilik; Ölçek
Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin kadın sağlığı ve hastalıkları hemşireliği beceri uygulamalarına etkisi
Bu araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yönteminin Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği beceri uygulamalarına, öğrencilerin memnuniyet düzeylerine ve öğrencilerin beceri uygulaması öncesinde ve sonrasında anksiyete düzeylerine etkisini incelemek amacıyla planlanmış yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini, 2016-2017 öğretim yılında Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi ikinci sınıfta öğrenim gören, Sağlıklı Yaşam ve Hemşirelik II Dersi "Hasta ve Hastane Ortamı-I" modülü dersini alan öğrencilerden çalışmaya katılmayı kabul eden basit rastgele örneklem tekniği ile belirlenen toplam 80 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmaya alınacak örneklem büyüklüğünü belirlemek amacıyla Power analiz yapılmıştır. İki grup arasındaki farkı ortaya koymak amacıyla d=0.3 (etki büyüklüğü orta) ɑ=0.05, 1-β=0.80 olarak alınmıştır. Örneklem hesaplamada 32 öğrenci alınmasının yeterli olacağı belirlenmiş ve olası örneklem kayıpları düşünülerek girişim ve kontrol gruplarına 40'ar öğrenci alınmasına karar verilmiştir. Araştırma, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim grubu (girişim) ve demonstrasyon grubu (kontrol) olmak üzere iki grup üzerinden tasarlanmıştır. Öğrenciler, cinsiyet, yaş ve başarı düzeyi eşleştirmesi yapılarak gruplara ayrılmıştır. Her iki gruptaki öğrencilerin e-posta adresleri alınmış ve öğrencilere konuya ilişkin ders notları, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberleri e-posta ile gönderilmiş demonstrasyona çalışarak gelmeleri istenmiştir. Girişim grubundaki öğrencilerin hazırlanan web sitesindeki videoları izleyebilmeleri için her öğrenciye kullanıcı adı ve şifre verilmiştir. Böylelikle öğrencinin sınıf dışında, internet ve bilgisayarını kullanarak, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerilerine yönelik web sitesindeki eğitim videolarını izlemesi sağlanmıştır. Kontrol grubundaki öğrencilere beceri laboratuarında araştırmacı tarafından demonstrasyon yöntemi kullanılarak eğitim verilmiştir. Öğrencilerin psikomotor beceri düzeyi, gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri değerlendirme rehberlerine uygun olarak yapılan puanlamadan aldığı puanla belirlenmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin ödem muayenesi uygulama beceri puanı ve emzirme tekniği eğitimi uygulama beceri puanı dışında diğer uygulama beceri puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p<0.05). Web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi ile eğitim alan girişim grubundaki öğrencilerin uygulama beceri puanlarının anlamlı derecede yüksek olduğu bulunmuştur. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin eğitim yöntemlerinden memnuniyet anketi puan ortalaması açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin beceri öncesi ve sonrası durumluk-sürekli kaygı puanı açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Girişim grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Kontrol grubundaki öğrencilerin uygulama öncesi ve sonrası Durumluk Kaygı Envanteri puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, web tabanlı video model yöntemine dayalı eğitim yöntemi hemşirelik öğrencilerinin gebe ve lohusa muayenesi klinik becerileri öğrenme ve uygulamalarını olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar kelimeler; Web tabanlı eğitim; video model yöntemi; gebe muayenesi; postpartum muayene; anksiyete
Gençlerin dismenore deneyimlerinin incelenmesi
Özet Gençlerin Dismenore Deneyimlerinin İncelenmesi Bu araştırma gençlerin primer dismenore deneyimlerinin Kolcaba'nın Konfor Kuramı'na göre incelenmesi ve dismenoreyle başetme yöntemlerinin belirlenmesi amacıyla nicel ve nitel olmak üzere iki yöntem ile yapılmıştır. Araştırma, Balıkesir'de Sağlık Yüksekokulu hemşirelik bölümü öğrencileri ile 2016-2017 ve 2017-2018 Eğitim Öğretim yılı içinde 01 Mart2017-01 Mart 2018 tarihleri arasında yapılmış, veriler birey tanıtım formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada primer dismenoresi olan gençleri belirlemek üzere ilk olarak nicel veriler toplanmıştır. Nicel veri toplama aşamasında örneklem seçimine gidilmeksizin evrenin tamamına (n=451) ulaşmak hedeflenmiş, anketin yapıldığı gün okulda bulunan 363 öğrenciye ulaşılmıştır (%80,48). Nitel veri aşamasında primer dismenore tespit edilen öğrenciler yüzyüze görüşmeye alınmıştır. Veriler doyma noktasına geldiğinde nitel veri toplama aşaması sonlandırılmıştır (n=14). Nicel veriler toplandıktan sonra SPSS 15,0 programına girişi yapılmış ve oran (yüzde), ortalama standart sapma analizleri yapılmıştır. Nitel veri kısmında gençler ile yapılan görüşmeler dijital ses kayıt cihazına kayıt edilmiştir. Ses kayıtları hiçbir değişiklik yapılmadan yazıldıktan sonra tekrar dinlenerek kontrol edilmiştir. Yazılı dokümanların incelenmesinde, kodların ve kategorilerin oluşturulması için içerik analizi, tümevarımcı ve tümdengelimci kategori oluşturma teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri sonucunda; öğrencilerin yaş ortalaması 20.01±1.6, menarş yaşı ortalaması 13.13±1.11, ağrı şiddeti ortalaması 5.93±2.70 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin 71'i (%19.6) annesinin, 71'i (%19,6) kız kardeşinin dismenore yaşadığını, 144 öğrenci de (%39,7) menstrusyon sırasında ağrının alt karın, kasık bölgesinde yoğunlaştığını belirtmiştir. Araştırmada nitel veriler sonucunda, dismenorenin bütüncül konfora göre etkilerine ait; dismenorenin fiziksel etkileri, dismenorenin sosyokültürel etkileri, dismnenorenin psikospritüel etkileri, dismenorede çevresel değişkenler, dismenoreyi etkileyen değişkenler, sağlığı geliştirmeye yönelik davranışlar temaları oluşmuştur. Dismenore bireysel konfor boyutlarına göre incelendiğinde en çok ağrının etkisinin ferahlama boyutunda ortaya çıktığı görülmüştür. Araştırma bulguları sonucunda gençlerin dismenoreye yönelik sağlığı geliştirici davranışlar konusunda danışmanlığa ihtiyacı olduğu düşünülmüştür. Gençlere dismenore, dismenore fizyolojisi, dismenorede sağlığı geliştirici davranışlar konusunda danışmanlık verilmesinin kadın sağlığının gelişmesine katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler;adölesan; dismenore; menstrüasyon.
Meme dolgunluğu (Angorjman) gelişen annelerde lahana uygulamasının etkisi
Amaç: Çalışmada angorjman gelişen annede lahana uygulamasının ağrıya, meme dokusundaki rahatlamaya, pompayla sağılan süt miktarına ve annenin kaygı düzeyi ile lahana uygulamasından memnuniyetine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde bebeği yatan ve her iki memesinde angorjman gelişen 18 anne ile yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında "Anne Tanıtım Formu" ve Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanılmıştır. Annenin bir memesine iki saat lahana uygulanmıştır. Diğer memeye herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Sonra her iki meme de aynı anda, aynı vakum ve hız ayarında elektronik süt sağma pompasıyla sağılmıştır. Bu sağma işleminden sonra annenin iki memesi için ağrı, rahatlama, memnuniyet düzeyi, sağılan sütün miktarı ve kaygı düzeyi tekrar değerlendirilmiştir. Bulgular: Annelerin yaş ortalaması 29.78±6.44 yıl olarak bulunmuştur. Annelerin %88.9'u isteyerek gebe kalmıştır. Annelerin %61.1'inin ilk doğumu olduğu, %38.9'unun iki ve daha çok doğum yaptığı belirlenmiştir. Annelerin %38.9'u vajinal doğum, %61.1'i sezaryen doğum yapmıştır. Bebeklerin %61.1'i 37 haftanın üstünde doğmuştur. Annelerin doğum sonrası iki ile 15. günleri arasında angorjman sorununun başladığı saptanmıştır. Annelerin yaşadıkları angorjmanın emzirme ya da sağma işlemlerini etkileme durumları incelendiğinde; %27.8'inin az, %27.8'inin orta ve %44.4'ünün çok etkilendiği belirlenmiştir. Annelerin ağrı şiddeti ortalaması lahana uygulanmayan memede 6.50±1.98, lahana uygulanan memede 3.56±2.12 olup; lahana uygulanan memedeki ağrı şiddeti, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin rahatlama düzeyi ortalaması lahana uygulanmayan memede 4.33±1.24, lahana uygulanan memede 7.38±1.95 olup; lahana uygulanan memedeki rahatlama düzeyi, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin memnuniyet düzeyi ortalaması lahana uygulanmayan memede 4.72±1.71, lahana uygulanan memede 7.94±2.10 olup; lahana uygulanan memedeki memnuniyet düzeyi, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin sağılan süt miktarı ortalaması lahana uygulanmayan memede 30.06±29.24 ml, lahana uygulanan memede 46.44±34.99 ml olup; lahana uygulanan memedeki sağılan süt miktarı, lahana uygulanmayan memeden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0.001, p<0.01). Annelerin durumluk kaygı ölçeği puan ortalaması lahana uygulaması öncesi 44.00±12.09, uygulama sonrası 34.33±8.76 puan olup; uygulama öncesine göre uygulama sonrası durumluk kaygı ölçeği puanlarındaki düşüş istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0.001, p<0.01). Sonuç: Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre angorjman gelişen annelerin lahana uygulanan memedeki ağrı şiddetlerinin ve durumluk kaygı ölçeği puanlarının lahana uygulanmayan memeden daha düşük olduğu, rahatlama ve memnuniyet düzeyleri ile süt miktarının ise önemli derecede yükseldiği bulunmuştur. Angorjman sorunu yaşayan annelere lahana uygulaması tavsiye edilebilir ve sağlık çalışanlarına bu uygulama konusunda eğitim verilebilir. Araştırmacılar da daha büyük örneklem gruplarıyla ve farklı çalışma tasarımlarıyla bu konuyu çalışabilirler. Anahtar Kelimeler: Lahana; meme; laktasyon; ağrı
Polikistik over sendromu tanısı alan kadınların yaşam deneyimlerinin incelenmesi
Amaç: Polikistik over sendromu tanısı alan kadınların günlük yaşamlarında nasıl sorunlar yaşadığını ve yaşamlarının nasıl etkilendiğini saptamaktır. Yöntem: Çalışma, fenomenolojik araştırma tasarımı kullanılarak yapılmış niteliksel bir çalışmadır. Çalışma grubunu, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Söke Sağlık Yüksekokulu, Söke Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu, Söke Meslek Yüksekokulunda öğrenim gören PKOS tanısı konmuş, görüşmeyi kabul etmiş olan ve çalışma kriterlerine uyan bekar kadınlar (26 kişi) ile Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesinde Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran PKOS tanısı konan, çalışma kriterlerine uyan ve görüşmeyi kabul eden evli kadınlar (12 kişi) oluşturmaktadır. Kadınlarla karşılıklı görüşme yöntemi ile "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve altı açık uçlu sorunun yer aldığı "Görüşme Formu" rehberliğinde, en az 7dk 53sn, en çok 83dk süren görüşmeler yapılmış ve en az altı hafta günlük tutmaları sağlanmıştır. Elde edilen verilerin kalitatif içerik analizi yapılmıştır. Görüşme verilerinin işlenmesinde Maxqda 2018 programından yararlanılmıştır. Bulgular: PKOS'un kadınların sosyal, duygusal, bilişsel, fiziksel ve rol fonksiyonlarını çeşitli düzeylerde etkilediği ve çeşitli başetme davranışlarına yönelttiği belirlenmiştir. Sonuç: PKOS, kadınların yaşamlarını her alanda etkileyen bir sağlık sorunu ve sosyal destek gerektiren bir rahatsızlıktır. Bu tanıyı alanlara kültürel temelli yaklaşımla sağlık eğitimi ve danışmanlık verilmesi önerilmektedir. Bu şekilde hem semptomların giderilmesi hem de yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi sağlanabilecektir. Anahtar kelimeler: Polikistik over sendromu, deneyim, kalitatif araştırma.
HPV DNA (+) kadınların sağlık inanç modeli'ne göre izlem sürecindeki deneyimleri: Nitel bir çalışma
Amaç: HPV DNA (+) kadınların Sağlık İnanç Modeli (SİM)'ne göre smear testini yaptırmada etkili tutum ve davranışlarını, izlem sürecindeki deneyimlerini ve bununla ilişkili inançlarını tanımlamaktır. Yöntem: Araştırmada, nitel araştırma yaklaşımlarından fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın kavramsal çerçevesini SİM oluşturmuştur. Veriler "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak "derinlemesine görüşme" yöntemiyle toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, HPV DNA 16, 18 (+), LGSIL (+), HGSIL (+), ASCH (+) ve kolposkopi yapılan grup dışında kalan, belli aralıklarla pap smear ve/veya HPV DNA testi ile izlenmesi gereken HPV DNA (+) kadınlar (n: 16) oluşturmuştur. Veriler "içerik analizi" ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan kadınlar SİM'in bileşenlerine göre davranışlar ve inançlar deneyimlemişlerdir. Modele göre algılanan duyarlılık ile ilgili temalar; "Kansere yakalanma riski", "Tanının kabulü", ciddiyet teması altında; "Olumsuz etkileme", "Ölüm", "Kanser olma korkusu", "Sağlığın bozulması endişesi", "Kanser olmuş hissetme", "Kanserin getirmiş olduğu yük ", algılanan yarar temaları; "Serviks kanserine yakalanma riskinin azaltılması/önlenmesi", algılanan engel; "Sosyal destek eksikliği", "Randevu alamama", "Bilgi eksikliği", "Kendini muayeneye hazır hissetmeme", "Doktorun yaklaşımı", "Aile sürecinde bozulma", "Hastalığa özgü rahatsızlığın olmaması", "Muayeneden hoşlanmama", "Hastanenin konumu", "Çalışma durumu", "Muayene için bekleme süresinin uzunluğu", "Hastalık hakkında yanlış bilgi", "Hastaneye gelmenin yıpratıcı olması", "Hastanenin bakımsız ve pis olması", "Fiziksel engelli olma", sağlık motivasyonu temaları; "Gereksinim", "Sağlık/çare arama davranışı", "Deneyimleme" ve "Umut", öz yeterlilik; "Gerçek performans", "Başkalarının deneyimleri", "Sözel ikna", "Öznel algılar", eyleme geçiriciler; "İç ve Dış uyarı", sosyo-demografik faktörlerden "Sosyal destek varlığı" alt temaları belirlenmiştir. Sonuç: Çalışmada, SİM'e göre kadınların deneyimleri açıklanarak tanı sonrası izlem sürecine yönelik önemli veriler elde edilmiştir. HPV DNA (+) tanısı alındıktan sonra sadece kadınların değil aile bireylerinin de etkilendiği belirtilmiştir. Veriler doğrultusunda kadınlara sağlık personelleri tarafından bilgi, destek sağlanması, belirli aralıklarla danışmanlık hizmetlerinin verilmesi ve belirtilen engellerin giderilmesi izlem sürecinin daha olumlu geçirilmesini sağlayabilir. Anahtar Kelimeler; HPV DNA; Sağlık İnanç Modeli; Nitel Araştırma; Hemşirelik
Artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi ile geliştirilen pap-smear testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarına etkisi
Giriş: Serviks kanseri, kadınlar için önemli bir sağlık sorunu olup, 2020 verilerine göre en sık görülen dördüncü kanser türüdür. Erken evrede genellikle belirti vermemesi, tarama programlarının önemini artırmaktadır. Pap smear testi, kanser öncesi lezyonların erken tanısında etkili bir yöntemdir. Teknolojik gelişmelerle öğretilen Pap smear uygulamaları sayesinde, örnek alma, teknik ve saklama hataları azaltılabilmektedir. Bu gelişmelerden biri de mobil Artırılmış Gerçeklik uygulamasıdır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Artırılmış Gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen Pap-Smear Testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarına etkisini incelemektir. Yöntem: Kontrollü yarı deneysel desenle yürütülen bu çalışma, Kasım 2024 - Nisan 2025 tarihleri arasında 46'sı deney, 45'i kontrol grubunda olmak üzere toplam 91 hemşirelik öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri; Tanıtıcı Bilgi Formu, HPV Bilgi Ölçeği, Servikal Kanser Bilgi Ölçeği Türkçe Versiyonu, HPV-DNA Numune Alma Becerisi Değerlendirme Formu ve Artırılmış Gerçeklik Uygulamaları Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmıştır. Veri toplama formları öğrencilere eğitim öncesi, eğitim sonrası ve bir ay sonra kalıcılığı değerlendirmek amacıyla uygulanmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamında deney ve kontrol grupları yaş, akademik başarı ve dijital araç kullanımı açısından benzer özellikler göstermiştir; ancak deney grubundaki öğrencilerin cinsiyet dağılımı ve daha önce artırılmış gerçeklik (AR) teknolojisi kullanma deneyimi kontrol grubundan farklılık göstermektedir. Deney grubundaki katılımcıların HPV ve servikal kanser konularındaki bilgi düzeylerinde, servikal HPV-DNA alma becerilerinde ve AR uygulamalarına yönelik tutumlarında anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir. Eğitim öncesi bilgi düzeyleri kontrol grubuna göre daha düşük olan deney grubu, eğitim sonrası ve izlem ölçümlerinde kontrol grubunu geçmiştir. Ayrıca, AR destekli eğitim, katılımcıların tutumlarını olumlu yönde etkileyerek memnuniyet, kaygı ve kullanım isteği boyutlarında da anlamlı gelişmeler sağlamıştır. Bu bulgular, AR tabanlı eğitimin bilgi, beceri ve tutum gelişiminde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç: Artırılmış Gerçeklik teknolojisiyle geliştirilen Pap-Smear Testi uygulamasının hemşirelik öğrencilerinin bilgi, beceri ve tutumlarını olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Eylül 2025 , 147 sayfa. Anahtar kelimeler: Artırılmış gerçeklik, Pap smear testi, hemşirelik eğitimi
Travmatik doğum algısına sahip gebelere uygulanan psikoeğitim programının maternal bağlanma, emzirme ve postpartum depresyon düzeyine etkisi
Amaç: Bu çalışma doğuma yönelik travmatik algıya sahip gebelere prenatal dönemde uygulanan psikoeğitim programının travmatik doğum algısı, maternal bağlanma, emzirme ve postpartum depresyon üzerine etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel tasarımdaki bu araştırma Ümraniye Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Kliniğine bağlı Gebe Polikliniğinde Nisan 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma 40 deney grubu, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 gebe ile yapıldı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgi Formu, Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ), Anne-Bebek Bağlanması Ölçeği (ABBÖ), Emzirme Öz-yeterlilik Ölçeği Kısa Formu (EÖYÖ), Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ)" kullanıldı. Her iki gruba veri toplama formları 22-32. Gebelik haftası, 26-36. Gebelik haftası, doğum sonrası 8. Haftada uygulandı. Deney grubundaki gebelere rutin bakımın yanı sıra, 1 hafta ara ile 50 dakikalık toplam 5 oturum grup psikoeğitimi uygulandı. Kontrol grubundaki gebelere veri toplama formları uygulandı ve rutin gebelik izlemleri devam etti. Bulgular: Deney ve kontrol grubundaki gebelerin sosyodemografik özellikleri, gebeliğe ve doğuma yönelik özelliklerine ilişkin bulguları benzerdi (p>0,05). Gruplara göre katılımcıların eğitim öncesinde Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden aldıkları puanlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Psikoeğitim sonrası deney grubundaki gebelerin 2.değerlendirmede ve son değerlendirmede "Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinden" aldıkları puanlar istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki kadınların "Anne-Bebek Bağlanma Ölçeğinden" aldıkları puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük bulundu (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki gebelerin kontrol grubuna kıyasla daha az bağlanma sorunu yaşadığı saptandı. Deney grubundaki gebelerin Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeğinden" aldıkları toplam puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p=0,001; p<0,01). Deney grubundaki kadınların "Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeğinden" aldıkları toplam puanlar kontrol grubundakilerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,045; p<0,05). Sonuç: Travmatik doğum algısına sahip gebelere uygulanan psikoeğitim programının travmatik doğum algısını azalttığı, anne bebek bağlanmasını güçlendirdiği, emzirme öz yeterliliğini arttırdığı ve postpartum depresyon riskini azalttığı belirlendi.