
5,093
Archived Theses
15
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Abdülkadir el-Bağdâdî'nin Şehnâme Lügati (inceleme-metin)
Sözlükler, bir dilin geçmişini, söz varlığını, kazandığı yeni anlamları, deyimleri, incelikleri, mecaz, terim ve gerçek anlamlarını geleceğe kazandıran ve geçmiş ile gelecek arasında köprü kuran dil hazineleridir. Sadece tek bir dilin barındırdığı kelime ve kelime grupları toplamını değil aynı zamanda başka dillerdeki karşılığını da barındırırlar. Bu nedenle dillerin yaşayabilmesi ve büyüyerek gelişebilmesi için sözlüklere ihtiyaç duyulur. Bu çalışma XVII. yy. âlimi, dil bilgini, seyyahı ve edebiyatçısı olan Abdülkadir el-Bağdâdî'nin Şehnâme Lügati'ni ihtiva etmektedir. Firdevsî'nin meşhur eseri Şehnâme'deki güç anlaşılan Farsça kelimelerin Türkçe karşılıkları bu sözlükte verilmektedir. Bu nedenle bugün mevcut olan sözlüklerde bile bulunmayan veya sadece bir kısmında bulunan kelimelere de bu sözlükte rastlanabilmektedir. Bu da esere ayrı bir değer katmaktadır. Kelimelerin madde başı verildikten sonra Arap harfli orijinal hali parantez içinde verilmektedir. Daha sonra madde başı açıklamaları transkripsiyon alfabesine göre ve o dönemde konuşulan, yazılan Türkçe'ye bağlı kalınarak latinize edilmiştir. Bu şekilde XVII. yy'ın söz varlığına da katkı sağlanacaktır. Ayrıca inceleme kısmında şahıslar, şahitler, arkaik unsurlar, gelenek ve adetler gibi sözlüğün gerçek değerini ortaya koyan unsurlar da tespit edilip, açıklanmıştır. Anahtar Kelimeler: Abdülkadir, el-Bâğdadî, Şehnâme, Lügat, İnceleme, Metin.
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türk edebiyatında Kâğıthane (1839 - 1923 roman - şiir ve anı türlerinde)
Bilinen tarihi Roma İmparatorluğu'na dayanan İstanbul'un Kâğıthane bölgesi, en hareketli yıllarını III. Ahmet zamanında yaşar. "Lâle Devri" olarak isimlendirilen bu on üç yıllık dönem Osmanlı İmparatorluğu'nda yenileşme adına pek çok adımın ilk defa atıldığı, kimilerine göre ise Batılılaşmanın başladığı dönemdir. Lâle Devri'nde Damat İbrahim Paşa tarafından Kâğıthane'ye inşa edilen Sa'dâbâd Sarayı etrafında oluşturulan yapılanma çerçevesinde "Seyr-i Sa'dâbâd" olarak da anılan eğlence kültürü zirveye ulaşır. Tanzimat ve Servet-i Fünun dönemlerine gelindiğinde halk tarafından devam ettirilen bu eğlence kültürüne bağlı olarak Kâğıthane, Osmanlı İmparatorluğu'nun geçirdiği sosyokültürel değişimlere tanıklık etmesi ve barındırdığı doğal güzellikler ile Türk edebiyatının ilk eserlerine konu edilir. Bu çalışmada, Yeni Türk edebiyatının kurgusal ve kurgusal olmayan içeriğinde "Kâğıthane" isminin geçtiği kaynaklar belirlenmiş ve bölgenin dönem eserlerine yansıyış biçimleri incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kâğıthane, Sa'dâbâd, Batılılaşma, III. Ahmet, Lâle Devri, Türk Edebiyatında Kâğıthane
İsmetî Divanı (İnceleme-metin-dizin)
Bu çalışma, XVII. yüzyılda yaşamış olan Divan şairlerinden İsmetî'nin hayatını, edebî kişiliğini ve Divanı'nın tespit edilen on dört nüshasını esas almaktadır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde İsmetî'nin hayatı hakkında bilgiler verilip edebî kişiliği incelendi. İkinci bölümde Divan'ın incelemesine yer verildi. İsmetî Divanı'ndaki nazım şekilleri ve türleri, ahenk özellikleri, dil ve üslup özellikleri ve muhteva özellikleri incelendi. Üçüncü bölümde metni oluştururken izlenen yol gösterildi. Tespit edilen nüshalar tanıtıldı. Dördüncü bölüm ise tenkitli metin ve dizini içermektedir. Hazırlanan bu yüksek lisans teziyle kaynaklardan yapılan araştırmalar ve Divan'ından hareketle İsmetî'nin Türk Edebiyatı içindeki yeri tespit edilmeye çalışıldı.
Kitab-ı Mücerrebât (İnceleme-metin-dizin)
İnsanın var olduğu her devirde ve her mekânda mevcudiyetini göstermiş olan tıp ilmine ait eserler bizim geleneğimiz içerisinde de mücerrebât akımıyla kendisine yer bulmuştur. Akşemseddin ismi Fatih Sultan Mehmet'in hocası olması, İstanbul'un fethinin manevi mimarı olması veya Bayramiye tarikatının Hacı Bayram Velî'den sonraki mürşidi olması gibi hususlarla ön plana çıkmıştır. Hâlbuki bu veli, âlim, kanaat önderi, mutasavvıf zatın o dönem için ileri seviye sayılabilecek bir tıbbî ilme vakıf olduğu hep göz ardı edilegelmiştir. Akşemseddin –her ne kadar tarihî ve tasavvufî kişiliğinin gölgesinde kalmış olsa da- tıp alanındaki bu çalışmalarıyla gerek tıp âleminin gerekse Türk dili araştırmacılarının göz ardı etmemesi gereken bir şahsiyettir. Kendisi nitelikli bir medrese eğitimi alsa da hayatının her döneminde halkla iç içe yaşayan, halk kültürüne ve diline vakıf olan bir şahsiyettir. Bu eser, dil araştırmacıları için dönemin dil özelliklerini aydınlatmada pek çok fırsat sunmaktadır.
Kerküklü şair Cihat Demirci ve şiirleri
Hoyrat ya da Irak Türkmen Türkçesiyle Hoyrat Irak Türkmen halk edebiyatı sözlü ürünleri arasında önemli bir yere sahiptir. Irak Türkmen halkı arasında hoyrat söyleyenlere verilen değerden hoyratın halk arasında ne derece yaygın olduğu da anlaşılmaktadır. Irak Türkleri hoyrat söyleyen kimselere hoyratçı veya şair demektedir. Eğlence törenlerinin vazgeçilmezi olan hoyrat söyleme geleneği nedeniyle bölgede tanınmış hoyratçılar bu törenlere çağırılmakta ve onlara oldukça saygı duyulmaktadır. Bölgede Türkmenler arasında bu geleneğin birçok önemli temsilcisi bulunmaktadır. Yakın dönemde hayata gözlerini yuman Cihat Demirci de bu şahsiyetlerden biridir. Cihat Demirci gençliğinde ve askerlik mesleğinden sonra çevresinin de etkisiyle hoyrata ilgi duymuş ve hayatını hoyrat söyleme geleneğine adamıştır. Onun hoyrat söylerken takındığı sakin ve hoş üslubu Irak Türkmen halkı tarafından sevilmesine vesile olmuştur. Cihat Demirci bölgede ve çevresinde konuşulan Öz Türkmence konuşmaya ve hoyratlarını da bu çerçevede seslendirmeye özen göstermiştir. Sadece hoyratçı olarak nitelemenin yetersiz olacağı Cihat Demirci aynı zamanda hoyratlar ve şiirler de yazmıştır. Söylediği hoyratlar kendisine ait olmakla birlikte bu hoyratları yayınlamamıştır. Irak Türkleri arasında saygın bir yere sahip olan Cihat Demirci'nin Irak Türkmen halk edebiyatı için gösterdiği çabalar gelecek nesillerin kültürlerini koruyabilmeleri için önemli bir örnek oluşturduğu da açıktır. Bu çalışmada Cihat Demirci'nin hoyratçılığı ve söylediği hoyratlardan hareketle Irak Türkmen Türkçesi sözlü ürünlerinden hoyrat üzerinde durulmuş, onun hoyratları şekil ve içerik özellikleri açısından incelenmiştir.
Muhibbî Divanı (2000 – 2500. gazeller) (Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük)
Bu çalışma, 16. yüzyıl hükümdarı, Muhibbî mahlaslı Kanuni Sultan Süleyman'ın Divan'ının 2000-2500. gazellerinin bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışmasıdır. Çalışmanın amacı kelimelerin bulundukları cümleye göre aldıkları derin anlamlara yer verilerek şairin şirinin daha iyi anlaşılması ve dil zenginliğinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu çalışma yapılırken verilerin elektronik ortama yüklenmesi sağlanmıştır. Bu durum da eserin bugün daha kolay ulaşılabilir olmasını ve geleceğe taşınmasını ayrıca birçok veriye aynı anda ve hızlı erişimini sağlamaktadır. Böyle kapsamlı bir işlev için de TEBDİZ ( Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizini ve İşlevsel Sözlüğü) projesi başlatılmıştır. Bu çalışma yapılırken Kemal Yavuz- Orhan Yavuz'un "Muhibbî Divanı-Bütün Şiirleri" adlı çalışması esas alışmıştır. Şairin 500 gazeli aracılığıyla şiir anlayışına ve şiirinin anlam derinliğine, dil zenginliğine, topluma bakış açısına, sosyal - dini mesajlarına, beşeri, coğrafi ve çeşitli alanlardaki bilgi birikimine yönelik zengin bir içerik sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Muhibbî, Kanuni Sultan Süleyman, Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük, 16. yüzyıl
Balıkesirli Râsih Ahmed Bey-Bülgatü'l-Ahbâb (metin-dil incelemesi-sözlük)
17. yüzyılda Balıkesir'de doğan Râsih Ahmed Bey, Balıkesir'in önemli ailelerinden birine mensup olması dolayısıyla Ahmed Bey adıyla, dönemin eserlerinde ise Râsih adıyla anılmıştır. Eserinde verdiği sarayın teşkilat yapılanmasına dair bilgilerden şairin sarayda bulunduğu ve devlet hizmetinde görev aldığı anlaşılmaktadır. Ölüm yeri ile ilgili kimi kaynaklarda tezkirelere dayanarak Tekirdağ denmektedir; ancak mezarı Balıkesir'de Zağanos Paşa aile mezarlığındadır. Tezkirelerde Sofyalı Râsih'le sık sık karıştırılan Râsih, üstine redifli gazeliyle meşhur olmuş, bu ünü günümüze kadar ulaşmıştır. Çalışmamızın konusunu oluşturan Bülgatü'l-Ahbâb, mensur ve yer yer manzum tarzda yazılmış, çok çeşitli konulardan bahseden telif bir eserdir. 18. yüzyılın ilk yarısında yazıldığını tahmin ettiğimiz eser saray teşkilatı, Osmanlı tebaası, adabımuaşeret, yeme-içme adabı, konuşma adabı, halk hikâyeleri, halk inanışları, efsaneler, korku hikâyeleri (cin, cadı, Karakoncolos, Çarşamba Karısı, vampir vs.), dini ayinler, şarap yapımı, tütün, Anadolu ağızlarından örnekler, ev eğlenceleri gibi çok çeşitli konuların anlatıldığı bir eserdir. Metinde geçen gerek Râsih'e ait gerekse başka şairlere ait beyitler, bu esere aynı zamanda bir mecmua özelliği de kazandırmaktadır. Bülgatü'l-Ahbâb'ın mevcut nüshaları arasında müstensih hataları bakımından en okunabilir nüsha olması dolayısıyla İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY01491 numarada kayıtlı olan eser seçilmiştir. Kimi yerlerde yanlışlıkları gidermek için IUNEK TY3284 nüshasına başvurulmuştur. Metnin çeviri yazısı yapıldıktan sonra dil özellikleri verilmiş, sözlük-dizini ve özel adlar dizini oluşturulmuştur.
İstanbul Devlet Tiyatrolarında 1990-2000 yılları arasında sergilenen oyunlarda cinsellik ve erotizm kodlayıcılarının sunumu
Bu çalışmada derlem olarak anlatım olanaklarını gözlemleme açısından çeşitlilik ve verimlilik sağlayan senaryolar kullanılmıştır. Senaryolar, 1990-2000 yılları arasında, İstanbul Devlet Tiyatrolarında sergilenmiş ve İstanbul Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü Dramaturgi arşivlerinde bulunan tüm Türkçe metinlerle sınırlandırılmıştır. Gösterilmek üzere hazırlanan metinlerde bulunan parantez içi açıklamalar, talimatlar ve ön oyun adı verilen özetlerin cinsellik / erotizmin kodlanmasında en az dil birimleri kadar önem taşıdığı ön görüsüyle cinsellik / erotizm kodlayıcıların sunumu bu metinler üzerinden araştırılmıştır. Senaryolara has olan bu nitelikler, özellikle yasaklı addedilen kavramların açık açık sunulamadığı durumlarda vericinin elini güçlendirmekte; imalar, çağrışımlar ve bedensel temaslar üzerinden iletilmeye meyilli olan cinsellik / erotizmi yazılı metin üzerinden tespit edebilmeyi kolaylaştırmaktadır. Çalışmanın temelini oluşturan söz konusu kodlayıcılar hem dilsel hem dil ötesi ögeler dikkate alınarak tespit edilmiş, bağlam içindeki ve metin üreticinin yüklediği görev ve anlamları göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Dilin var olan imkânları içinde bir inceleme modeli oluşturulmuş olup cinsellik / erotizm kodlamada mevcut olanakların her birinden yararlanıldığı görülmüştür.
Bursa'nın yetiştirdiği bir değer: Metin Güven (hayatı-sanatı-eserleri)
Bursalı bir edebiyatçı olarak, şimdiye kadar hakkında akademik anlamda kapsamlı bir çalışma ortaya konmamış olan Metin Güven, 24 Ocak 1947'de Bursa'da dünyaya gelmiş ve 16 Ağustos 2010'da yine Bursa'da vefat etmiş bir şairdir. Metin Güven, ilk şiirinin yayımlandığı 1968 yılından ölümüne kadar geçen kırk iki yıllık süreçte on üç şiir kitabı yayımlamıştır (Ayrıca şairin yayımlanacağını haber verdiği ancak vefatı sonrası kayıplara karışmış on dördüncü şiir kitabı tarafımızca bulunmuş ve çalışmaya o da dâhil edilmiştir.). Şairin yayımlanmış kitaplarında yer alan toplam şiir sayısı (652) altı yüz elli ikidir. Yaşamı boyunca, üniversite yılları ve öğretmenliğe ilk başladığındaki iki yıl hariç, ömrünü Bursa'da geçirmiş olan şair ilk sayısı 15 Ocak 2006'da yayımlanan, Onaltıkırkbeş dergisinin kurucusu ve yayın yönetmenidir. Bu dergi ve dışında kalan müstakil yazılarında onun şiir, şair, edebiyat ve sanat ile dünyaya ve kültüre bakışı tespit edilip poetikası ortaya konmaya çalışılmıştır. İlk şiir kitabından sonuncusuna kadar şiirini değiştirip dönüştüren şairin hakkında pek çok kaynakta yanlış bilgiler verilmiş olması, kendisi hakkında yeni bir biyografi yazma gereği doğurmuştur. Bu çalışmada; Bursa'nın sanat birikimi, sosyo-kültürel ve entelektüel hayatı içiresinde önemli görevler edinmiş şairin gündeme getirilmesi, hayatı, sanatçı kişiliği, eserleri ve şairliği konusunda doğru bilgilerin aktarımı amaçlanmıştır. Bu bağlamda Metin Güven'in kişiliği ve edebi yaşamı Bursa'nın tarihsel düzlemi çerçevesinde incelenmiş ve şiir dünyası metin analizleriyle ortaya konmaya çalışılmıştır. Akış içinde, öncelikle bir şair olarak hayatı, edebiyatçı kimliği ve eserleri verilmiş, ardından poetikası tahlil edilip, değerlendirilmiş, şiirleri biçim ve içerik yönünden incelenmeye çalışılarak, Türk edebiyatı içindeki yeri ve önemi belirlenmeye gayret edilmiştir.
Azerbaycan Türkçesi atasözlerinde kelime grupları
Bu çalışma, "Azerbaycan Atasözleri" kitabındaki atasözlerinde yer alan kelime gruplarını ele alır. Çalışmanın giriş bölümünü kelime grupları hakkında yapılan tanımlar, sınıflandırmalar oluşturmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde "Azerbaycan Atasözleri" kitabında yer alan kelime grupları yer almaktadır. Bu bölümde Azerbaycan Türkçesi atasözlerinde kelime grupları kapsamlı ve detaylı bir şekilde incelenmiştir. Çalışmanın sonuç bölümünde tespit edilen kelime grupları değerlendirilmiştir.
Hikâyet-i Ashab-ı Kehf ve Takyanus (Metin-inceleme-tıpkıbasım)
Ashab-ı Kehf ya da Yedi Uyurlar olarak bilinen yedi arkadaşın hikâyesidir. Ashâb-ı Kehf kıssası Kur'an-ı Kerim'de Kehf Sûresi'nde anlatılmaktadır. Ashab-ı Kehf hikâyesi geçmişten günümüze çeşitli rivayetler ve az da olsa değişik farklılıklarla anlatılmaktadır. Bu sebepten kıssa ile ilgili en doğru kaynak İslam'ın temel kitabı ve ilk müracaat kaynağı Kur'an-ı Kerim'dir. Ashâb-ı Kehf kıssasının anlatıldığı Kur'ân-ı Kerîm'in on sekizinci suresine, bu kıssanın önemi dolayısıyla "Kehf" adı verilmiştir. Ashab-ı Kehf kıssası gerek dini gerek tarihi açıdan önem arz eden bir hikâyedir. Bu konuyu geçmişten bugüne dek pek çok Osmanlı müellifi eserlerinde de yer vermişlerdir. Bizim üzerinde Yüksek Lisans çalışması yapacağımız eser Milli Kütüphane kataloğunda ve Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığının yazmalar.gov.tr adresindeki katalogda Kâdî Asker Şerîf Mehmed Mollâ Efendî (öl. 1308/1890) tarafından yazıldığı belirtilen yazma esere yönelik olacaktır. Bu Ashab-ı kehf hikayesi Osmanlı Türkçesi dönemine ait sade ve akıcı üslupla yazılmış bir eserdir. Eserin trankripsiyonlu metni ortaya konuldu ve ardından eserin sözlüğü hazırlandı.
Osmanlı mezar taşları etrafında gelişen kültür, medeniyet ve inanç dünyası üzerine bir inceleme: Eyüp örneği
Türk milleti tarihin hemen her döneminde mezar ve mezar taşı mimarisine önem göstererek mezarlıklarını titizlikle düzenlemiştir. İnşa edildiği dönemin zihniyetini yansıtan mezar taşları; devrin kültür, medeniyet ve inançlarını gösteren önemli kaynaklardandır. Birbirlerinden farklı dönemlerde oluşturulmuş mezar taşlarında, tarihsel değişim ve dönüşüm süreci izlendiğinde atalarımızın Müslümanlığı kabulünden önceki mezar gelenekleri, İslâmiyet'e geçiş ile birlikte terk edilmemiş, İslâmi gelenekle birleşip pekişen, zengin bir mezar geleneği oluşturulduğu gözlemlenmektedir. Bu durumun en somut örneklerini bünyesinde barındıran Osmanlı devletinin klasik dönemlerine gelindiğinde son derece olgun ve kültürel yoğunluğu yüksek mezarlıklar oluşturulmuştur. Bu durumun neticesinde Osmanlı toplumu, mezar bölgelerini medeniyet bahçelerine dönüştürmüştür. Bu denli zengin mezar geleneğinin arkasında yatan en temel etmenin Allah'a ve ebedi dünyaya kavuşma isteğidir. Bu kavuşma hasretiyle beraber ölüm son olmaktan çıkmış hakiki ve kalıcı olan dünyaya giriş kapısı niteliğini almıştır. Bu nedenlerden dolayı Osmanlı mezar taşlarında ölümün soğutucu ürpertisi yok edilerek gerek içerik gerekse şekilsel işleme ve motifleriyle mezarlıklarımız, kültürel ve inançsal değerleri yansıtan son derece canlı mekânlara bürünmüştür. Bu mekânların en güzel örneklerinden biri olarak Eyüp Sultan Hazretlerinin ebedi ev sahipliğini yaptığı İstanbul-Eyüp ilçesini göstermek mümkündür. Eyüp Hazretlerine yakın olabilmek adına Osmanlı toplumu buraya gömülmeyi arzu etmiş ve bunun sonucunda Eyüp, oldukça zengin ve kültürel çeşitliliğe sahip bir mezarlıklar bölgesi konumuna ulaşmıştır. Bu çalışma kapsamında İstanbul-Eyüp bölgesinde yer alan Osmanlı mezar taşları vasıtasıyla Osmanlı devletine medeniyet özelliği katan; yüksek kültür, düşünüş ve toplumsal yaşayış örnekleri sunularak ecdadımızın ölüme karşı tutumu, inanç dünyası, insana verdiği değer ve dünya anlayışı hakkında fikir sahibi olunacaktır.
Lübnan'da Türkçe soyadları
Bu çalışmada belli sınırlandırmalarla Lübnan'da kullanılan, tümüyle ve kısmen Türkçe soyadları incelenmiştir. Lübnan'da resmî tanımlamaya göre otuz bir farklı mezhep grubu bulunmaktadır. Çalışmada bu mezhep grupları içerisinde geçen Dürziler, Süryaniler, Ermeniler, ve Sünnilere ilaveten Sünniler içerisindeki üç alt grup Girit muhacirleri, Türkmenler ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları/ çifte vatandaşlık hakkına sahip olanlar da Türkçe soyadları bakımından kendilerine has özellikler taşıdıklarından ayrı gruplar olarak ele alınmıştır. Bu şekliyle toplamda yedi grup oluşmuştur. Bu gruplara mensup 283.000 kişiye ait soyadı taranmış, tamamen veya kısmen Türkçe olduğu tespit edilen 1.413 soyadı anlam, köken ve yapısı bakımından incelenmiştir. On bir bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde tezin amacı, kapsamı, yöntemi ve alanla ilgili literatür ele alınmıştır. İkinci bölümünde ad bilim alanındaki sınıflandırmalara yer verilmiş ve kişi adlarıyla ilgili tasnif denemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde genel hatlarıyla çalışma sahası olan Lübnan tanıtılmıştır. 4-10. bölümler arasında yukarıda isimleri geçen gruplara ait Türkçe/karma soyadları incelenmiştir. Bu bölümlerde önce ele alınan grup tanıtılmış, ardından o gruplara ait soyadları anlam, köken ve yapı bakımından ele alınmış, sonunda da o gupların kullanığı soyadları hakkında değerlendirmeler yapılmıştır. Betimleyici yöntemle Lübnan'da kullanılan Türkçe ya da Türkçe bir öge taşıyan soyadlarının genel görünümünün ortaya konulmaya çalışıldığı tezde soyadlarında en çok kullanılan ek ve kelimeler de tespit edilmiştir. Sonuç ve önerilerin yer aldığı on birinci bölümde elde edilen verilerden hareketle çıkarımlar yapılmış ve bazı önerilerde bulunulmuştur. Türkiye ile Lübnan'ın ortak noktalarından biri olan Türkçe veya Türkçe öge taşıyan soyadlarının tespitiyle Lübnan'daki Türkçe soyadlarının yoğun kullanımına ve aynı zamanda iki ülke arasındaki ortak bir ögeye dikkat çekilmiştir. Anahtar Kelimeler: Lübnan, onomastik, soyadları, Türkçe soyadları, karma soyadları.
Tanzimat Dönemi romanlarında elit ve entelektüel temsili
Modern kültürel arayış, sosyal, siyasal, ekonomik, hukuki ve bilimsel alanda yeni bir bilinçli yapılanmaya işaret eder. Bu bilinçli inşa süreci toplumsal tabakalaşma sisteminde yeni sınıfların, farklı zümrelerin, modern düşünce öncülerinin, evrensel kültür adamlarının ortaya çıkmasını zorunlu kılar. Modernleşmeyle birlikte Batı'nın toplumsal gerçekliklerine tekabül eden bazı kavramların Türk yazınında ne tür bir gerçekliğe işaret ettiği tartışılır bir konudur. Bu argümanın kapsamını oluşturan kavramlardan ikisi 'elit' ve 'entelektüel'dir. Çalışma, 'elit' ve 'entelektüel' kavramlarının Tanzimat Dönemi romanlarında ne şekilde temsil edildiğini çözümlemeyi amaçlar. Son dönem Osmanlı'nın modernleşme çabaları, Tanzimat reformları, Batılılaşma ve yenileşme girişimleri bu dönemin ve konunun seçilmesinde etkili olmuştur. Böylece konu bağlamında çizilen çerçevede ilk olarak elit ve entelektüel kavramlarının tanımı ve tarihsel gelişim-dönüşüm evreleri verilmiştir. Tarihsel süreçte bu kavramların zihinsel olarak ortaya çıkış koşulları, farklı toplumlarda ve kamusal alanlarda anlamlandırılma biçimleri, literatüre dâhil edilmeleri, bireysel tanımlamalara, teorik olarak hangi sınıflandırmalara ve kuramlara tabii tutulduğu bir bütünlük içerisinde sunulmuştur. Tanzimat döneminin zihinsel, ekonomik, sosyal, hukuki, siyasal yapılanmasını anlamak roman karakterlerini çözümlemek adına önem arz eder. Bu nedenle ikinci aşamada elit ve entelektüel kavramlarının Osmanlı-Türk modernleşmesinde nasıl bir portre çizdiği açıklanmıştır. Kavramların tarihsel süreç içerisinde işaret ettikleri sosyal, kültürel, siyasal, ekonomik ve zihinsel pratikler 'zamanlarına ait insanlar' söylemini anlamlı kılar. Tanzimat dönemi yazarları yeni bir tür olan romanla bu anlamlandırılan pratiklerin ilk temsillerini yaratmışlardır. Romanlardaki karakterler dönemin gelişmeleri çerçevesinde bilgi, uzmanlık, özgürlük, kültür üreticisi-aktarıcısı, sürgün, yabancılaşma gibi özelliklerle entelektüel temsillerini; zenginlik, prestij, statü, ahlak gibi toplumsal kaynaklar ile karizma, motivasyon, enerji, zaman gibi bireysel kaynakların harmanlanmasıyla da elit temsil biçimlerini yansıtmada ayna görevi görür. Böylece araştırmaya konu edilen elit ve entelektüel temsili Ahmet Mithat Efendi'nin Felatun Bey'le Rakım Efendi, Namık Kemal'in İntibah, Recaizade Mahmut Ekrem'in Araba Sevdası, Samipaşazade Sezai'nin Següzeşt, Hüseyin Rahmi'nin Şıpsevdi, Fatma Aliye Hanım'ın Muhadarat, Mizancı Murat'ın Turfanda mı Yoksa Turfa mı? adlı romanlarındaki karakterlerden hareketle içerik ve söylem analizi yöntemiyle saptanmaya çalışılmıştır. Romanların çözümlenmesiyle yapılan tespitler sonucu elit ve entelektüel temsilleri sınıflandırılmıştır. Entelektüel temsilleri: Amatör entelektüeller, kültürel sembollerin kullanıcıları, aktarıcıları, üreticileri olarak tekrarlayıcı ve yaratıcı entelektüeller, 'insan özgürlüğünü ve bilgisini artırma' amacı taşıyan entelektüeller, sürgün entelektüeller. Elit temsilleri ise: Servet sahibi alafranga elitler, ekonomik ve kültürel sermaye sahibi elitler, "üst ahlaksızlık" söylemi çerçevesine elit temsili olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Bunun yanı sıra elit dolaşımı teorisi de romanların çözümlenmesiyle Fazıla'dan Peyman'a, Peyman'dan Fazıla'ya elit dolaşımı ve ekonomik elitlerin dönüşümü olarak incelenmiştir.
Envârü᾿l-Âşıkîn'in Pertev Paşa nüshası (264b-396b) (Giriş, ses bilgisi, metin, dizin, tıpkıbasım örnekleri)
Eski Anadolu Türkçesi döneminde Ahmed-i Bîcân tarafından XV. yüzyılın ilk yarısında kaleme alınan Envârü'l-Âşıkîn adlı eser, Türk dilinin eserin yazıldığı dönemdeki özelliklerini yansıtması nedeniyle Eski Anadolu Türkçesi alanındaki çalışmalara da katkı sunmak adına tez konusu olarak seçilmiştir. Tez çalışmamızda eserin bilinen en eski nüshası olan Pertev Paşa nüshasının 264b-396b varakları esas alınmıştır. Pertev Paşa nüshası İstanbul Süleymaniye Kütüphane'sinde bulunmakla beraber yazıldığı dönemden bu zamana kadar halk tarafından çokça okunan Envârü'l-Âşıkîn adlı eserin muhtelif yerlerde çok sayıda yazma nüshası bulunmaktadır. Tez çalışması temelde beş ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar: Giriş, Ses Bilgisi, Metin, Dizin ve Tıpkıbasım Örnekleri'dir. Çalışmanın ilk bölümünde Eski Anadolu Türkçesi, Envârü'l-Âşıkîn ve eserin yazarı Ahmed-i Bîcân hakkında genel bilgiler verilmiştir. Ses Bilgisi bölümünde çalışmaya konu olan varaklar arasında kalan bölümdeki ses hadiseleri incelenmiştir. Metin kısmında metnin bilinen en eski nüshası olan Pertev Paşa nüshasının 264b-396b varakları arasında kalan kısmın transkripsiyonlu metni verilmiştir. Çalışmanın Dizin bölümünde metnin gramatiksel dizini verilmiş olup son bölümünde ise Pertev Paşa nüshasından tıpkıbasım örnekleri sunulmuştur.
Nursel Duruel hayatı, sanatı ve eserleri üzerine bir inceleme
Bu çalışma, edebiyatımıza başta öykü kitapları olmak üzere biyografik ve antolojik eserler kazandırmış, edebiyat dünyasının önemli isimleriyle yaptığı söyleşilerle edebiyat alanını zenginleştirmiş olan Nursel Duruel'in hayatını, poetikasını ve kurmacaya dayalı eserlerini anlamlandırma çabasını kapsamaktadır. Daha öncesinde yazarın hayatı, sanatı ve eserlerinin bütünlüklü bir çalışma ile ele alınmamış olması böyle bir çalışmaya zemin hazırlamıştır. Duruel ile yapılan söyleşilerden hareketle hazırladığımız (bizzat kendisi ile yaptığımız söyleşiler de dâhil olmak üzere) "HAYATI" bölümünde yazarın doğumu, ailesini, çocukluğunu, meslek hayatını, öykü evrenini oluşturan poetik görüşlerini açıklamaya çalıştık. Duruel'in edebiyatımıza kazandırdığı eserleri de bu bölüme dâhil ettik. "YAPI ve İZLEK" adlı bölümün ilk kısmında yazarın öykü evrenini inşa ederken seçmiş olduğu mekânları, kişileri ve zamanı nasıl biçimlendirdiğine dair tasnifler yer alırken; ikinci kısmında ise Duruel'in öykülerindeki izlekler yer alır. Özellikle izlek kısmında, öykülerde yer alan psikolojik ve sosyolojik geri planı yapmış olduğumuz disiplinler arası okumalarla anlamlandırmaya çalıştık. "DİL ve ÜSLÛP" adlı bölümde yazarın modern dünyayı ve bu dünyadaki insanların hayata tutunma çabalarını ve hayata karşı tutumlarını kurgusal bir şekilde anlatırken kullandığı anlatım tekniklerini ve kelime dünyasını aktarmaya gayret gösterdik. Çalışmanın son kısmına ise yazarın yaptığı ve yazarla yapılan söyleşileri, kendi yazılarını, Duruel için düzenlenmiş sempozyumları vs. bir araya getirmeye çalıştığımız bir bibliyografya ekledik. Anahtar Kelimeler: Dil, 1980 dönemi öykücülüğü, metin incelenesi, modernizm, Nursel Duruel.
Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerinde simgesel açılımlar ve ortaya çıkış izlekleri
Asaf Hâlet Çelebi, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nın özgün şairlerinden birisidir. Yaşantısı ve şiir anlayışını ortaya koyduğu metinler incelendiğinde Modern Türk şiiri sahasında şiirlerini saf şiir anlayışıyla kaleme alan şairlerden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmanın odak noktası, Asaf Hâlet Çelebi'nin şiirlerindeki izleklerin oluşumuna yön veren yaşantısı ve şiir anlayışı göz önünde tutularak şiirlerinde kullandığı simgesel ifadeleri açıklamaktır. Asaf Hâlet Çelebi, kullanmış olduğu kendine has kelimeleri ile döneminde daima gündemde kalan ve özgün bir şiir dili inşa eden bir şair olmuştur. Asaf Hâlet'in doğu mistisizmi, İslam tasavvufu, Hint felsefesi ve Budizm'e olan yoğun ilgi ve bilgi birikimi de şiir evreninin oluşumuna yön veren unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Şiirlerinde yoğun bir şekilde karşımıza çıkan simgesel ifadelerin, Asaf Hâlet Çelebi'nin bilinç altına etki eden çocukluk ve aile yaşantısı, tarihî atmosferi ile aidiyet duyduğu mekân olarak karşımıza çıkan İstanbul ve şairin mistik yönelimleri ile yakından ilgili olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Asaf Hâlet Çelebi, dil, İstanbul, mistisizm, simge.
Necmi Divanı (Mehmet Necmettin) metin-inceleme
Bu çalışmaya konu olan Necmî Dîvânı'ndan(Mehmet Necmeddin) hareketle hayatı, ailesi, eğitimi ve edebî kişiliği hakkında bilgi verilmiştir. Necmî'nin kaynaklarda doğum ve ölüm tarihi hakkında bilgi bulunmamaktadır. Ancak yaşadığı yer ve mesleği hakkında bilgiler verilmiştir. Necmî mahlasıyla şiirler yazan şairin Dîvânı, Pendnâme ve Gülşenistân adlı Milli Kütüphane nüshasında üç eseri bulunmaktadır. Teze konu olan eser Dîvân'ın metin ve inceleme bölümünden oluşmaktadır. Metnin transkripsiyonlu çevirisi yapılmıştır. İnceleme kısmında ise şiirlerin şekil özellikleri, ahenk unsurları ve edebî sanatlar hakkında inceleme yapılmıştır. Dîvân'daki sıraya göre kasideler, kıtaatlar, musammatlar, bahrıtaviller, gazeller ve ebyatlar başlığı altında incelenmiştir. İnceleme kısmında bu bölümlerdeki şiirler tablo halinde verilmiştir. Dîvân'ın Türk Dil Kurumu nüshasının sonunda bir tebriknâme bölümü yer almaktadır. Bu bölümdeki şiirler ve nesir bölümleri de transkripsiyonlu olarak çalışılmıştır. Aruz kusurları ile dikkat çeken Dîvân'daki şiirlere, bazı müdahaleler yapılmıştır. Dîvân'da transkripsiyon çevirisi yaparken gerekli yerlerde metin tamiri yapılmıştır. Bu tamirlerden takdim tehir, kelime çıkartma, atıf vavlarını çıkartma veya eklemelere gidilmiştir. Bazı kelimelerin ise orijinal haline bir müdehale söz konusudur. Bu müdahaleler ses düşmesi veya ses türemesi şeklinde düzenlenmiştir. ii Necmî'nin hayatı, ailesi, doğum ve ölümü hakkında bilgi verilmiştir. Necmî'nin edebî ve ilmî kişiliği hakkında Dîvân'dan hareketle bilgiler verilmiştir. Yaşadığı dönem, sosyal hayat ve bazı tarihi bilgiler hakkında örnekler incele kısmında mevcuttur. Dîvân'daki şiirlerin aruz kalıpları çalışmamızda en çok uğraştığımız bölüm olmuştur. İnceleme kısmında şiirlerin vezinleri bulunmuş tablo halinde verilmiştir. Ayrıca büyük uğraşlara rağmen bulunamayan vezinler için ise soru işareti konmuştur. Dîvân'da kafiye ve redif konusu detaylı olarak incelenmiştir. Şiirlerin rediflerini incelerken kelime bazında olanlar, ek bazında olanlar ayrıca ek ve kelime bazında olanlar şeklinde üç maddede incelenmiştir. Dîvân'da tespit edilen edebî sanatlar hakkında örnekler verilmiştir. Dîvân'da tespit ettiğimiz dil özellikleri, deyimler ve arkaik kelimeler hakkında örnekler mevcuttur. Necmî'nin şiiri, dil açısından incelendiğinde bazen Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini barındırdığını anlıyoruz. Bu özellikler hakkında incelemede bilgiler verilmiştir. Genel itibariyle Dîvân edebiyatı geneleğinin sürdürüldüğü bu Dîvân'ın dikkat çeken unsurlarını, yenilik arz eden durumlarını inceleme kısmında ayrıntılı olarak çalışılmıştır. Dîvân edebiyatının son temsilcilerinden biri olan Mehmet Necmeddin'in günümüze ulaşmış bu eseri büyük bir titizlikle incelenmiş, ilim dünyasına tanıtılmıştır. Anahtar Sözcükler: Mehmet Necmeddin, Dîvân, Milli Kütüphane, Türk Dil Kurumu, aruz kusuru.
Hurûf-ı Hecâ Üzre Mürettep Şiir Mecmû'ası (İnceleme-Metin)
Bu çalışmada, XVIII. yüzyılda tertiplenmiş ve müellifi bilinmeyen "Hurûf-ı Hecâ Üzre Mürettep Şiir Mecmû'ası" başlıklı eser, transkribe edilerek söz konusu dönemde kaleme alınmış nazireler ve şiirler tespit edildi. Eserde 25 adet nazire bulunmakla birlikte söz konusu nazireler, Şiirine Nazire Yazılan Şair, Nazireyi Yazan Şair, Vezni, Gazelin Başlığı, Konusu, Redifi, Kafiyesi, Yüzyılları" başlıkları altında incelendi. Gazellerin her birinin hem "nazire" başlığı altında kaydedilmesi hem de model şiirle konu, vezin, kafiye ve redif bakımından benzerlik göstermesi söz konusu gazellerin nazire tanımına ve ölçütlerine uygun olduğunu gösterdi. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi adına nazirelerle ilgili bilgiler ve tespitler tablo şeklinde sunuldu. Şairlerin mecmû'ada yer alan şiirleri ile divanlarında yer alan şiirleri ise gazel, beyit ve kelime bakımından karşılaştırıldı. Bu mukayese sonucunda "Nâ'ilî Efendi, Nâbî Efendi ve Fuzûlî" adlı üç şairin şiirlerinin farklı olduğu tespit edildi. Bazı gazellerin şairlerin divanlarında bulunan gazellerle büyük oranda farklılık gösterdiği, bazılarında beyit, bazılarında ise kelime değişikliği olduğu görüldü. Bütün bu unsurlar tablo hâlinde ayrıntılı ve düzenli bir şekilde ortaya konuldu. Yazma nüshada te'lif ve istinsah tarihine dair kesin bir bilgi verilmediği gibi eserdeki şairlere bakıldığında XVI, XVII ve XVIII. yüzyılda yaşamış isimler olduğu görüldü. Mecmû'ada dönem olarak diğer şairlerden geç bir yüzyılda yaşamış oldukları bilinen; Nahifî, Koca Ragıp Paşa ve Kuburizâde gibi şairlerin şiirlerinin kayıtlı olması eserin XVIII. yüzyılda yazıldığı ihtimalini doğurdu. Mecmû'ada XVI. yüzyıldan 9, XVII. yüzyıldan 20, XVIII. yüzyıldan 10 şair mevcut olmasına rağmen 5 şairin de hangi yüzyılda yaşadığı kesin olarak tespit edilemedi. Tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde "Eserin Müellifi, Eserin İsim Meselesi, Eserin Yazılış Tarihi Meselesi, Nüsha Tavsifi, Mecmû'anın Dış Özellikleri, Muhteva, Mecmû'ada Yer Alan Şairler ve Şairlere Ait Gazel Sayıları" konu başlıkları altında eserin incelemesi yapıldı. İkinci bölümde ise mecmû'anın transkripsiyonlu metni ve özel adlar dizini verildi.
Amasya yöresi geçiş dönemi, takvim ve bereket ritüelleri
Bu araştırmada, Amasya yöresindeki geçiş, takvim ve bereket ritüellerinin süreç ve anlam yapısı incelenmiştir. Çalışma, öncelikle toplumsal ve bireysel yaşamın her aşamasında önemli işlevlere sahip geçiş, takvim ve bereket ritüellerini, Amasya merkez ve altı ilçesini kapsayacak şekilde, sahadan derleme yöntemleriyle tespit etmeyi, ikinci aşama olarak verileri, ritüellerin ardışık zincirleme akışını takip ederek yapısal bir bütünlük oluşturmayı amaçlayan ritüel süreç yöntemiyle tasnif edip aktarmayı; son olarak da ritüellerin yapısını oluşturan kurucu unsurlarını ayrıştırmak suretiyle inceleyen "elemental analiz" yöntemiyle; ritüellerin, sembolik dilini, kodlarını ve derin anlam yapısını çözümlemeyi amaçlamıştır. Çalışma, beş ana bölümden oluşmaktadır. Birinci Bölüm'ün ilk basamağında ritüel kavramı ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bu kapsamda ritüel tanımlarına, ritüelin temel özelliklerine, ritüel ile ilişkili kavramlara, tasnif çalışmalarına yer verilmiştir. Bu bölümün ikinci basamağında, batı merkezli ritüel kuram ve teorik yaklaşımlar ele alınmış, aynı zamanda ritüel çalışmaları tarihi özetlenmiştir. "Ritüelin Yapısı ve Yapıyı Oluşturan Unsurlar" başlığını taşıyan Birinci Bölüm'ün üçüncü basamağında inceleme yöntemimiz olan elemental analiz yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci Bölüm'ün son basamağında, çalışmanın örneklem sahası olan Amasya yöresi, tarihî ve coğrafî açılardan tanıtılmıştır. Çalışmanın İkinci Bölümü'nde; doğum, evlenme ve ölüm ritüellerinden oluşan geçiş dönemi uygulamaları ele alınmıştır. Ardışık bir dizilimle verilen ritüellerin aşamaları geçişlerin evrelerine göre yapılandırılmıştır. Buna göre, pre-liminal, liminal ve post-liminal şeklinde bir süreç izleği takip edilmiştir. Üçüncü Bölümde takvim ritüellerine yer verilmiştir. Takvim ritüelleri mevsimsel döngüye dayalı ve anma esasına dayanan ritüeller olmak üzere iki ana kategoriye ayrılmış, her bir kategoriye ait ritüel türleri alt başlıklar hâlinde incelenmiştir. Bu kategoride yer alan ritüeller de belirli bir süreç izleği takip edilmek suretiyle evrelere ayrılarak verilmiştir. Dördüncü Bölümü bereket ritüelleri oluşturmuştur. Bereket ritüelleri; birincisi tarımsal, ikincisi hayvansal bereket ritüelleri olmak üzere iki ana başlık altında incelenmiştir. Tarımsal bereket ritüeli olarak Yağmur Yağdırma ritüelleri; hayvansal berekete dayalı olarak da Koç Katımı, Saya Gezme ritüelleri ele alınmıştır. "Ritüellerin Yapısal Unsurları" adını taşıyan Beşinci Bölümü'nde zaman, mekân, ritüel kişileri ve rolleri, ritüel nesneleri gibi ritüel unsurları birer gösterge olarak ele alınarak ritüelin işleyişine ve genel olarak anlamın oluşumuna yaptıkları katkılar merkeze alınarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak birinci adımda ritüellerin bir süreç izleğine, bir sisteme sahip olduğu ortaya konulmuştur. İkinci adımda ise ritüellerin çoklu anlam ve yoğunlaştırılmış mesajları incelediğimiz kurucu unsurları üzerinden aktardıkları görülmüştür.
Eski Anadolu Türkçesiyle yazılmış bir Faziletname (İnceleme-metin-gramatikal dizin)
Bu çalışma Yemini'nin XV. yüzyılın ikinci yarısıyla XVI. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı dönemde EAT ile yazdığı, bilinen 40 el yazması suret Faziletname'lerden Hamit Karaca'nın şahsi kütüphanesinde bulunan suretin 3.varaktan başlayarak 38 varaka kadar okuyarak, metin incelemesi yapılmış ve diğer el yazması Fazletname eserlerinden bir kısmı ile karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmanın "Giriş" bölümünde Faziletname isimli eser, eserin özellikleri, konusu ve başlıkları gibi konular ele alınmış, "Dil Özellikleri" başlığında eserin şekil bilgisine ait özellikleri örneklerle incelenmiş, "Gramatikal İndeks" başlığında eserin sistematik bir sözlüğü hazırlanarak, isim ve filler anlam ve gramer kategorileri bakımından geçtikleri beyit numaralarıyla birlikte alfabetik olarak sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Faziletname, Eski Anadolu Türkçesi, Yemini, Hz.Ali.
Antepli Aynî Divanı'nın bağlamsal dizini ve işlevsel sözlüğü
Bağlamsal dizin ve işlevsel sözlük çalışmaları, edebî eserlerde yer alan kelimelerin ve kelime gruplarının içinde bulundukları bağlamda değerlendirilip anlamlandırılması esasına dayanır. Prof. Dr. İsmail Hakkı Aksoyak yönetiminde başlatılan ve hızla devam eden Tebdiz projesi sayesinde geçmişte yazılan birçok edebî eserde yer alan kelimelerin ve kelime gruplarının bağlamsal anlamı tespit edilmektedir. Böylelikle, günümüzdeki bir okur merak ettiği bir kelime veya kelime grubunun anlamını, içinde geçtiği edebî metnin bağlamından hareketle anlamlandırılmış olarak öğrenebilecektir. Birçok araştırmacı, edebiyatımızın güzide eserlerinde yer alan kelime ve kelime gruplarının bağlamsal anlamını bularak Tebdiz sistemine işlemektedir. Sistemdeki eser ve anlam sayısı günden güne artmaktadır. Furkan Öztürk'ün hazırladığı Baki Divanı Sözlüğü ile başlayan bu akım zenginleşerek sürmektedir. Bu çalışmamızda 18. yy. sonu ile 19. yy. başında yaşamış olan ve edebî ürünlerinin büyük bir bölümünü İstanbul'da oluşturmuş olan Antepli Aynî'nin Divanı'nda yer alan kelime ve kelime gruplarının bağlamsal anlamı incelenmiştir. Çalışmamızda, Prof. Dr. Mehmet Arslan tarafından 2004 yılında Kitabevi Yayınları tarafından yayımlanan Antepli Aynî Divanı adlı eser kullanılmıştır. 827 manzume ve 5022 beyitten oluşan bu edebî eserdeki kelime ve kelime gruplarının bağlamsal anlamlarının bulunup Tebdiz sistemine işlenmesi ile Antepli Aynî Divanı'nın işlevsel sözlüğü oluşturulmuş oldu. Bu çalışmanın hem çalıştığımız eserin hem de ait olduğu dönemin, 18. yy. sonu ve 19. yy. başı, edebî metinlerinin daha iyi anlaşılmasına katkı sunacağı düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Antepli Aynî Divanı, Anlamlandırma, Bağlamsal Dizin ve İşlevsel Sözlük, 18. Yüzyıl, Tebdiz projesi.
Gaziantep düğünleri
Türk kültürünün geçiş dönemlerinden (doğum-evlenme-ölüm) birisi olarak görülen evlenme törenleri; birbirlerini tam anlamıyla tanımayan insanları gelenek ve görenekler çerçevesinde bir araya getiren, bu kişiler arasındaki sosyal bağları güçlendirerek pekiştiren, sahip oldukları Türk kültür mirasının tam anlamıyla farkına vardırarak, bunları gelenek, görenek, evlenme tören ve ritüelleri ile genç kuşaklara aktarılmasını sağlayan temel unsurlardan biridir. Düğün törenleri insanları birleştirme fonksiyonundan başka; hoşça vakit geçirme, eğlenme ve eğlendirme, toplum kurallarına destek vererek bunları gelecek kuşaklara aktarma, kişisel ve toplumsal baskılardan kurtulma fonksiyonlarını da üstlenmektedir. Bu fonksiyonları belirlemek ve düğün törenlerinin hangi aşamalardan geçtiğini ortaya çıkarmak amacıyla hazırlanan çalışmada, Anadolu ve Rumeli coğrafyasından ve Türk topluluklarının yaşadıkları başka bölgelerden alınan örnekler ile ortak bir düğün modeli oluşturulabileceği düşüncesi ile araştırma yürütülmüştür. Gaziantep düğünlerinin incelendiği bu çalışma giriş ve üç bölümden meydana gelmektedir. Halk biliminin çalışma alanları içerisine giren evlenme olgusunun önemi ve bazı genel kavramların açıklanması ve değerlendirilmesi birinci bölümde verilmiştir. Düğün yapısının ve foksiyonlarının yapılan gözlem ve derlemelere göre tasnif edilerek incelenmesi ikinci bölümde yer almaktadır. Çalışmanın son bölümünde ise Gaziantep düğün törenlerinin geleneksel ve günümüz bağlamında değerlendirilmesi yapılmıştır. Konuyla ilgili yazılı, sözlü ve elektronik kaynaklardan yararlanılmıştır.
Muhammed Müftü Efendi'nin (1868 - 1946) hayatı ve eserleri üzerine bir inceleme
Muhammed Müftü Efendi'nin Hayatı ve Eserleri Üzerine Bir inceleme (1868-1946) adını taşıyan bu çalışma, XIX. yüzyılda Erbil'de yaşamış ve hayatının neredeyse hepsini tasavvuf ve müftülükle sürdürmüş olan Muhammed Müftü Efendi ile ilgilidir. Bu tezde onun Türkçe yazmış olduğu divanındaki şiirleri, edebi hayatı, şiirlerin muhtevası incelenerek düzenli bir çalışma yapılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde araştırmanın konusu, amacı, önemi ve yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde Muhammed Müftünün hayatı, sanat anlayışı ve eserleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde şiirlerindeki kullandığı din ve tasavvufla ilgili mefhumlar muhteva yönünden incelenmiştir. Üçüncü bölümde şairin şiirlerinde kullanmış olduğu nazım şekilleri, vezin, kafiye, dil ve üslupla ilgili örneklerle beraber incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise tezin temelini oluşturan "Metinler" bölümü yer almaktadır. Bu bölümün sonunda şiirlerin fotoğrafları, el yazma nüshası ve diplomaları ile ilgili açıklamaların belirtildiği bir bölüm (Ekler) eklenmiştir. Son olarak elde edilen neticeler "Sonuç" başlığı altında sıralanmıştır, ayrıca çalışmam hazırlanırken başvurulan eserler "Kaynakça" da verilmiştir.
Hamzanȃme (62. cilt/1b-40b) (İnceleme-metin-gramatikal-dizin-tıpkıbasım)
Hamzanâme, Hz. Muhammed'in amcası Hz. Hamza'nın destansı yaşamını ve savaşlarını konu alan destansı hikâyelerin genel adıdır. Hz. Hamza İslam'ın başlangıcında Hz. Muhammed'i savunma ve İslam'ı yayma konusundaki kahramanlıkları, Hamzanâme adı verilen destansı halk hikâyelerinin temelini oluşturmuştur. 72 ciltten oluşan bu eserler, İslam coğrafyasında yer alan birçok kültürün zenginliklerini bünyesinde barındırmaktadır. Arap toplumunda sözlü olarak ortaya çıkan bu eser, yüzyıllar boyunca İran gibi Müslüman ülkeler ve Türk toplumu tarafından benimsenmiştir. Her grup bu hikâyelere kendi kültürel unsurlarını ekleyerek destansı hâle getirdi. Hamzanâmenin yapısı ile ilgili olarak çok önemli bir eser çünkü Hz. Hamza'nın biyografisinden bölümler içeriyor ve birçok Müslüman insanın özelliklerini anlatıyor. Bu çalışmada Hamzanâmeler ve Hamzavî'yi okuyarak bilgi toplamaya çalışılmıştır. Amacımız, araştırmamızda tespit edilen Hamzanâme ciltleri ve Hamzanâme'nin 62. cildinin grameri, söz varlığı, biçim özellikleri, dil ve anlatım özelliklerini incelemektir. Bu çalışmanın amacı, bugüne kadar üzerinde inceleme yapılmamış olan Hamzanâme'nin 62. cildinin transkripsiyonlu metnini, dizin ve sözlüğü ile tıpkıbasımını hazırlayarak ilim âleminin istifadesine sunmak amaçlanmıştır. Eser Eski Anadolu Türkçesi dil özelliklerini taşımaktadır, eser üzerinde dil incelemesi de yapılmış, böylece Eski Anadolu Türkçesi gramerine küçük de olsa bir katkıda bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Hz. Hamza, Hamzanâme, Eski Anadolu Türkçesi, 14. Yüzyıl
Hamzanȃme (62. cilt/41a-80b) (İnceleme-metin-gramatikal dizin-tıpkıbasım)
Hamzanâmeler, Hz. Hamza'nın kahramanlığına dayanan ve zamanla destansı, olağanüstü varlıkların da yer aldığı hikâyeleri içeren bir eserdir. 72 ciltten oluşan bu eser, İslam coğrafyasının kültürel zenginliklerini barındırmaktadır. Arap toplumunda sözlü olarak ortaya çıkan bu eser, yüzyıllar içinde İran ve Türk toplumu gibi Müslüman halklar tarafından da benimsenmiştir. Her toplumun kendi kültürel öğelerini bu hikâyelerle birleştirmesi, eserin destansı bir hâl almasında etkili olmuştur. Hamzanâmeler, yapısı bakımından hem Hz. Hamza'nın hayat hikâyesinden parçalar barındırması hem de Müslüman halkının özelliklerini yansıtmasıyla çok önemli bir eser niteliğindedir. Çalışmada Hamzanâme'nin 62. cildin 41a varakından 80b varakına kadar olan bölümü incelenmiştir. Çalışmanın içeriği dört bölüme ayırıldıktan sonra, her bir bölümün içeriğine dair kısa bilgiler sunulmaktadır. Ayrıca, çalışmanın tıpkıbasımı sonrasında yapılacak çalışmalara yardımcı olması amaçlanmaktadır.
Şeyh Gâlib Dîvânı'nın şahıs kadrosu
Dîvân edebiyatının 18. Yüzyılında Şeyh Gâlib önemli bir yere sahiptir. Esad ve Gâlib mahlaslarıyla yazdığı şiirlerini toplayarak 24 yaşında iken Dîvân'ını meydana getirdi. Birçok buluşu ve yarattığı mazmunlarla Dîvân edebiyatının gelişmesinde büyük bir rol oynamıştır. Şeyh Gâlib'in eserlerinin en önemli yönlerinden birisi de tasavvufi temellere sahip olmasıdır. Eserlerinde güçlü semboller kullanan Gâlib, hayal unsurlarına sıkça yer vermiştir. Bu çalışmada ele aldığımız Şeyh Gâlib Dîvânı, mitolojinin, tarihin, dinin ve efsanelerin Dîvân şiirine kaynaklık etmesine iyi bir misal oluşturmuştur. Eserde kullanımına rastladığımız mitolojik ve efsanevi şahsiyetlerin sayıca çokluğu, şairin bu isimler etrafında ördüğü imgelem ve söz konusu unsurları işlemedeki becerisi, Klasik Türk şiir geleneğinde eski anlatı ve şahısların yarattığı mânâ zenginliği konusunda bize dikkate değer bilgiler vermektedir. Birçok beyitte gönderme yapılan Şehnâme kaynaklı kahramanlar ya da Arap ve Yunan kökenli ve dini şahsiyetler, ihtiyaç duyulan hayal gücünü pekiştirmekte ve ifade imkânı bakımından şaire yeni olanaklar sunmaktadır. Eserde yer verilen kişi ve motiflerin şiire taşıdığı anlamsal açılımlar, Klasik Türk şiirinin kültürel zenginliğini de ayrıca ortaya koymaktadır. Bu durumda Şeyh Gâlib Dîvânı'nın mitolojik - efsanevi - tarihi – dini kişiliklerin ele alınışı bakımından incelenmesi, Klasik Türk şiirini mühim bir yönüyle gözler önüne sermek fırsatı sağlayacaktır. Çünkü bu eserin, bilhassa şahıslar üzerinden metinler arası kullanımları örneklendirmek adına oldukça zengin malzemeyi ihtiva ettiği görülmektedir. Yeni ve orijinal hayallerin şiirleştirilmesi doğrultusunda Şeyh Gâlib'in söz konusu şahsiyetleri nasıl değerlendirdiği ve hangi yönleriyle yorumladığı da ancak bu malzemenin tasnif ve tahliliyle mümkündür. Anahtar Sözcükler: Şeyh Gâlib, Dîvân, şahıslar, kişilikler
Nâbî Dîvânı'nda şahıslar
Yusuf Nâbî, XVII. yüzyılın önde gelen şairlerindendir. Didaktik mesnevi denildiğinde akla gelen ilk isim Yusuf Nâbî'dir. Nâbî, bu şöhretini sadece Hayrabad ve Hayriyye adını verdiği ünlü mesnevileri ile değil manzum ve mensur birçok eseriyle elde eder. Nâbî Dîvânı, kaside, tahmis, tarih, mesnevi, gazel, muamma, lugaz, kıta, rubai, matla gibi çeşitli nazım şekillerinden oluşan mürettep bir divandır. Bu eserinde tarihi, efsanevi, mitolojik şahıslardan, Türk ve İranlı şairlerden, peygamberlerden, Kur'an-ı Kerim'de adı geçen dini kişiliklerden söz eder. Bu kişilikleri, memduhunu övmek, şiirin anlamını güçlendirmek ve kendisi için önemli gördüğü insanları ölümsüzleştirmek için çeşitli vesilelere anar. Bu şahıslar, memduhlarla kıyaslandığında her daim memduhlar üstün gelir. Çalışmada bahsedilen şahıslar, beyitlerle birlikte ele alınır, beyitler ismi zikredilen şahısların bilgileriyle birlikte değerlendirilir.
Çeled Uşaglar tiyatrosunda gaziantep halk kültürü unsurları ve mizah
Gülmece, eğlendirme, güldürme ve bir kimsenin davranışına incitmeden takılma amacı güden ve ince alay anlamına gelen mizah; kelime oyunlarından ağız farklılıklarına toplumsal taşlamalara, anlamlı, anlamsız hareketlere kadar insanlık tarihinde farklı alan ve davranışların malzeme olarak kullanıldığı kültürler üstü özellikler içeren her toplumda var olan bir türdür. Kökeni çok eskilere dayanan gülme ve mizahın akli bir unsur olduğu 15. yüzyılda kabul görmüştür. Mizahın nasıl nerede kullanılacağı 16. yüzyılda araştırılmış, 18. yüzyılda da günümüz anlamıyla sanatsal ve edebi metinlerde kendini göstermeye başlamıştır. Bu çalışmanın konusunu Gaziantep'te yerel bir tiyatro örneği olan Çeled Uşaglar teşkil etmektedir. 2009 yılında kurulan Çeled Uşaglar Tiyatro Okulu süreç içinde yok olan veya unutulmaya yüz tutan Gaziantep halk kültürü unsurlarını sahneye taşımıştır. Çalışmada bir yerel tiyatronun geleneksel kültürü ele alış biçimi, beslendiği kaynaklar, izleyici-dinleyici ilişkisi ve yerel mizah anlayışının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışmada sosyal bilimlerde nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi ve izleyici-dinleyici yorum ve tepkilerini ölçmek için nicel araştırma yöntemlerinden anket tekniği kullanılmıştır. Çalışma Çeled Uşaglar'ın yirmi beş oyunu, tiyatro ekibinin kendi adına açtığı sosyal medya hesabı olan YouTube kanalı ve Orhan Uslu'dan alınan dijital içeriklerle sınırlandırılmıştır. Çalışmada Çeled Uşaglar Tiyatro Okulunun oynadığı oyunlarda Gaziantep halk kültürü ürünlerini, mizahi unsurları ön plana çıkartarak yansıttığı tespit edilmiştir. İncelenen oyunlarda Gaziantep halk kültürünün kültürel aktarım ve süreklilik açısından Çeled Uşaglar Tiyatrosu vasıtasıyla farklı bir icra ortamı bulduğu görülmüştür. Yerel tiyatro örneği olarak Çeled Uşaglar, hem Gaziantep kent hayatında hem de ulusal ölçekte mizahı kullanarak önemli bir farkındalık oluşturmuştur.
Erhan Bener'in hikâyelerinde yapı ve izlek
Türk Edebiyatı'nda önemli bir yere sahip olan Erhan Bener çok sayıda roman ve hikâye kaleme almıştır. Elli yılı aşan edebiyat hayatına yazdığı ilk öykü olan "Küçük İstasyon" ile başlamış ve son öyküsü olan "Karga" ile sonlandırmıştır. Bu iki öykü arasında daha çok sayıda öykü yazmış ve bunları kitaplaştırmıştır. Bunun yanında başarılı romanlar yazmıştır ve onun romancı yönü hikâyeciliğini gölgelemiştir. Romancı kimliği ile ön plana çıksa da sekiz öykü kitabı ve bir seçkisi bulunan Bener'in öyküleri de romanları kadar başarılıdır. "Erhan Bener'in Hikâyelerinde Yapı ve İzlek" adını taşıyan bu tezde yazarın hikâyeleri metin merkezli bir yaklaşımla ele alınıp tahlil edilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde Erhan Bener'in hayatı, sanatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Metin tahlilini içeren kısım iki bölümden oluşur. Birinci bölümde Erhan Bener'in hikâyeleri yapı açısından ele alınıp incelenmiştir. İkinci bölümde ise hikâyeler izlek açısından tahlil edilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmanın bulguları açıklanmıştır. Çalışmanın amacı hikâyeleri hakkında kapsamlı bir çalışma bulunmayan Erhan Bener'in hikâyelerini Türk edebiyatına kazandırmaktır.
Gaziantep'te yaşayan Halep Türkmenlerinde halk inanışları
Halk inanışları, her toplumun kendine has dünya görüşünde ürettiği, yaşattığı ve devam ettirdiği, çeşitli kaynaklardan beslenerek geliştirdiği, çağın şartlarına uyum sağlayarak varlığını sürdürebildiği, hem bir toplumun eski inanç sisteminde aktarılmış hem de yeni din ve yaşam tarzında doğmuş inanmalardır. Bilimin olmadığı dönemlerde ilkel topluluklar karşılaştıkları olayları açıklamak için halk inanışlarını oluşturmuştur. Günümüzde bilimsel olarak birçok kanıtın olmasına rağmen devam eden halk inanışları kişinin inanma ihtiyacını karşılamaktadır. Bununla birlikte bilimin açıklayamadığı var oluş ve ölümden sonraki hayat gibi birçok bilinmezlik üzerinden oluşan halk inanışları varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Bu bağlamda çalışmada hem Suriye hem de zorunlu göç sonrası Türkiye'nin çeşitli illerine gelen Halep Türkmenleri arasında derleme faaliyetleri gerçekleştirilmiş ve tespit edilen bu inanışlar çalışmanın temelini oluşturmuştur. Çalışmada yer verilen inanışlar hem eski inanç sistemleri hem de büyüsel nitelikler taşımaları bakımından incelenerek Halep Türkmenlerinin geçmişte ve günümüzde var olan halk inanışları tespit edilmeye çalışılmıştır.
Halep türkmenlerinin mutfak kültürü
Mutfak kültürü, içinde her bölgenin kendine ait yemek çeşitlerini, lezzetlerini, tatlarını ve kültürünü taşımaktadır. Halep Türkmenlerinin Mutfak Kültürü adlı çalışmada, Halep kenti, Halep Türkmenleri tarihi, yerleşim yerleri, mutfak kültürü ve tarihine yer verilmiştir. Halep mutfak kültürü, yemekleri ve halk edebiyatı, derleme yöntemi ile bazı kaynaklara başvurulmuştur. Derleme, savaş nedeni ile Türkiye ye gelen Gaziantep, İstanbul, İzmir, Mardin, Konya da köy ve şehirlerde yaşayan Türkmenler ile yapılmıştır. Kaynak kişilerin bilgileri ile Halep Türkmen mutfak kültürünü ve yemeklerini, araç gereçlerini, adetlerini ve yaşam tarzını görmekteyiz. Halep Türkmen Mutfağındaki yemeklerden sebzeli yemekler, etli yemekler, hamurla ve tahılla yapılan yemekler, özel gün yemekleri ve o yemeklerle ilgili inanışlar, dini günlerde yapılan yemekler, salatalar ve kullanılan baharatlar, tatlılar ve reçeller, kullanılan araç-gereçler, sofra adabı, kış için hazırlanan yiyecekler ve günümüzde yiyecek ve içeceklerde, araç-gereçlerde, tatlarda olan değişiklikler yer almaktadır. Halk edebiyatı olarak mâni, şiir, atasözleri yer alıp yaşam tarzını, adetlerini anlatmaktadır.
Bayır-Bucak Türkmen ağzı ile Irak türkmen türkçesinin ses ve şekil bilgisi bakımından karşılaştırması
Bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde, çalışma alanı ve ağız araştırmaları ile ilgili genel bilgiler yer almaktadır. Ayrıca Suriye ve Irak Türkmenlerin tarihi ve günümüzdeki durumları hakkında detaylı şekilde bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Suriye Türkmen Türklerinin bir grubu olan Bayır-Bucak Türkmen Ağzıyla Irak Türkmen Türkçesi fonetik ve morfolojik açıdan kıyaslanmıştır. Araştırmada Irak Türkmen Türkçesi ile ilgili en önemli kaynak olarak Hidayet Kemal Bayatlı'nın çalışması örnek alınmıştır. Araştırma sonucuna göre gerek Bayır Bucak Türkmen ağzında gerekse Irak Türkmen Türkçesinde zengin bir Türkçe kullanımının olduğu ve buna paralel olarak iki örneğin Türkçe kullanımında oldukça yoğun bir benzerlik bulunduğu görülmüştür. Anahtar Sözcükler: Bayır-Bucak Türkmen Ağzı, Irak Türkmen Türkçesi, Ses bilgisi, Şekil bilgisi
Mehmed Atâ: Hayatı, eserleri ve İktitaf
Bu tez çalışmasında 1850-1919 yılları arasında yaşamış ve Hammer mütercimi olarak tanınan Mehmed Atâ'nın hayatı ve eserleri irdelenmiş ve İktitaf adlı dört ciltlik eseri ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Mehmed Atâ, her ne kadar hayatının son bir haftasında yaptığı Maliye Nazırlığı ve tercüme ettiği ?Hammer tarihi?yle tanınmış olsa da, polisiye roman ve güldürü roman türünde önemli tercümeleri bulunmaktadır. Ayrıca siyaset ve tarih alanındaki tercümeleriyle de önemli bir yere sahiptir. Mehmed Atâ, aynı zamanda gazete ve dergilerde tarih, siyaset, dil ve edebiyat üzerine birçok makale neşretmiş ve önemli mütalaalarda bulunmuştur. Mehmed Atâ Bey, yazarlığının yanında bir eğitimcidir ve hazırladığı İktitaf adlı dört ciltlik eseri, uzun zaman Mekteb-i Sultanî'de ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eser, ders kitabı olduğu kadar, antoloji olarak da Türk edebiyatı tarihi açısından önemli bir yere sahiptir.
Barak türkülerinin dili
Barak türkülerinin dil yönünden incelenmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Malazgirt Savaşı'nın öncesinde ve sonrasında yapılan göçler sonucunda Türkmenler, Anadolu ve Suriye coğrafyasına yerleşmişlerdir. İç Anadolu'dan Rakka ve Culab bölgesine iskân edilen Türkmenler şimdiki yaşadıkları Gaziantep civarına yerleşmişlerdir. Bugün özellikle Gaziantep'in Nizip, Oğuzeli ve Karkamış ilçelerinin Suriye sınırını takip eden çizgisinde yoğun olarak yaşamaktadırlar. Söz konusu bölge Barak Ovası olarak adlandırılmaktadır. Barakların yurt edinme mücadelesini anlatan türküler, köy odalarında yüzyıllarca söylenerek sözlü edebiyat sayesinde günümüze ulaşmıştır. Bu türkülerin konusu; bazen acıları anlatan bir ağıt, bazen kahramanlıkları anlatan bir destan, bazen de sevdaları anlatan bir çığlıktır. Barak ozanlarının dile getirdiği türküler bu çalışmada hem içerik hem de dil yönünden incelenmiştir. Ayrıca çalışmanın konusunu teşkil eden bu türküler hikâyesi ile ele alınıp ağız özellikleri ve dil bilgisi bakımından incelenmiştir. Baraklar ve Barak türküleri birçok çalışma ile ele alınmıştır. Ancak bu türkülerin dil yönünden incelenmesi bir eksiklik olarak görüldüğü için bu çalışma hazırlanmıştır. Anahtar kelimeler: Dil, Dil Bilgisi, Barak Türkmenleri, Barak Türküleri.
Kaside-i Münferice ve İsmail Ankaravî'nın Hikem-i Münderice fi Şerhi'l-Münferice'si
Arap mutasavvıflardan İbnü'n-Nahvî'nin vefatından yaklaşık beş yüzyıl sonra yazılmış olan İsmail Ankaravî'nin Hikem-i münderice fî şerhi'l-Münferice isimli şerhini inceleyerek onun özelliklerini ve kıymetini ortaya koymayı hedefleyen çalışmamız giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır.Tezin birinci bölümünde, bahsi geçen şerhe kaynaklık eden metnin yazarı olan İbnü'n-Nahvî'nin hayatı, tasavvufî kişiliği ve eserleri üzerinde durulmuştur. Ardından şerhin kaynak metni olan Münferice kasidesi hakkında genel bilgi verilerek üzerinde yapılan çalışmalar ve klasik Türk edebiyatındaki yerine ışık tutarak ele alınmıştır. İkinci bölümde, bahsi geçen şerhin yazarı olan Ankaravî'nin hayatı ve eserleri üzerinde kısaca durulmuştur. Daha sonra çalışmamızın konusu olan Münferice şerhi değerlendirilmiş, onun şerh metodu üzerinde durulmuş ve yararlanılan kaynaklar gruplandırılarak ele alınmıştır.Çalışmamızın üçüncü bölümünü de adı geçen şerhin Latinize edilmiş metni teşkil etmektedir. Metin, Süleymaniye Ktp. Nuruosmaniye (4039/1) numaradaki nüsha esas alınarak okunmuştur.
Şerîf Mehmed'in Mensur Ferruh u Hümâ hikâyesi [İnceleme-metin (76b-154b)]
Bu tezde XVI. yüzyıl sonları ile XVII. yüzyıl başlarında yaşamış olan Türk Edebiyatı mütercim ve müelliflerinden Şerîf Mehmedin Türkçe yazmış olduğu Mensur Ferruh u Hümâ Hikâyesi incelenmiştir. Şerîf, bu mensur hikâyeyi Gazanfer Ağanın aracılığı ve Sultan III. Mehmedin emriyle manzum bir eserden nesre çevirmiştir. Hikâyenin konusu Ferruh ile Hüma arasındaki beşerî aşktır. Eserin dört nüshası bulunup (Berlin Staatsbibliothek, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi, Sadberk Hanım Müzesi Kütüphanesi, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi) bu çalışma hazırlanırken musannif hattıyla kaleme alındığı belirtilmiş olan Topkapı-Revan nüshası esas alınmıştır. Bu çalışma Ferruh u Hümâ hikâyesinin metin incelemesi, nüshalarının tanıtımı ve değerlendirilmesi ile transkripsiyonlu metninden oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şerîf Mehmed, Ferruh u Hümâ, mensur, hikâye.
Tanzimattan II. meşrutiyete Türk edebiyatında biyografi
Tanzimat dönemi, Türk Edebiyatında Batı edebiyatının tesiriyle yeni edebî türlerin ortaya çıktığı, önceden beri var olan türlerin de değiştiği bir dönemdir. Bu dönemde değişim gösteren edebî türlerden biri de biyografidir. Biyografi hakkında yapılan çalışmalarda genellikle bu edebî türün Eski Türk Edebiyatındaki tezkire geleneğinden etkilendiği ancak Tanzimat döneminden itibaren yavaş yavaş Batı edebiyatı etkisine girdiği anlatılır. Fakat bu çalışmalar söz konusu gelişimin seyrini gösterecek yapıda değildir. Elinizdeki tez çalışması, söz konusu eksikliği gidermek amacıyla yapılmıştır ve 1860-1908 yılları arasında biyografi türünde yayınlanan matbu eserlerin incelenmesinden müteşekkildir. Böylece Tanzimat döneminden II. Meşrutiyet dönemine kadar geçen zaman içinde biyografik eserlerin tezkire geleneğinden ayrılarak Batılı anlamda biyografi türüne nasıl yaklaştığı gösterilmek istenmiştir. Çalışmamızın 'Giriş' bölümünde öncelikle 'Türk Edebiyatı'nda Biyografi Türünün Gelişimi' üzerinde durulmuştur. Bu bölümde Tanzimat Dönemi Edebiyatından önce farklı adlar altında var olan biyografi geleneğinden bahsedilmiştir. İkinci olarak ise 'Tanzimattan İkinci Meşrutiyete Biyografi' başlığı altında türün, araştırdığımız dönemdeki gelişimi kısaca anlatılmıştır. Çalışmamızın ana bölümünü Tanzimattan II. Meşrutiyete kadar yazılan biyografi türündeki eserlerin incelemeleri oluşturur. Bu bölümde söz konusu dönemde Türk Edebiyatında yazıldığı ve yayınlandığı tespit edilen eserlerle ilgili incelemeler yer almaktadır. Bu incelemelerden hareketle varılan sonuçlar, çalışmamızın 'Sonuç' bölümünde dile getirilmeye çalışılmıştır.
Kutadgu Bilig'in sözvarlığı açısından açıklamalı sözlüğü
Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız bu çalışma Reşit Rahmati Arat tarafından yapılan Kutadgu Bilig III İndeks (İndeksi yayına hazırlayanlar: Kemal ERASLAN-Osman F. SERTKAYA - Nuri YÜCE, İstanbul 1979, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları: 47, Seri: IV, Sayı: A 12)'ine dayanarak ele alınmıştır. Kutadgu Bilig, İslami dönem Türk dili ve kültürünün bilinen ilk eseri olarak her bakımdan zengin verilere sahiptir. Şüphesiz ki Kutadgu Bilig sözvarlığı açısından büyük bir önem taşımaktadır. Eser, yaklaşık 3000 kelimeden oluşmaktadır. Biz bu çalışmada Reşit Rahmati Arat'ın çalışmaları ve Kutadgu Bilig'in Uygurca çevirisine dayanarak bazı kelimelerin etimolojisini incelemeye çalıştık. Bununla beraber kelimeler Türkçe ve Çağdaş Uygurca karşılıkları ile örnekler eşliğinde sunuldu. Dizin ilk kez 1979'da neşredildiğinden bu yana Kutadgu Bilig'in diğer Türk lehçelerine çevirisi yayınlanmasına rağmen o lehçelerdeki dizini henüz yapılmamıştır. Bu sebepten yola çıkarak söz konusu Kutadgu Bilig'in sözvarlığı açısından açıklamalı sözlüğünü sunmayı amaçladık. Yanı sıra dizinde düzeltilmesi gereken noktalar için Semih Tezcan'ın "Kutadgu Bilig Dizini Üzerine", (Belleten: Ankara 1981 (Nisan) XLV/2. c. 178. sy. 23-78. sf.) adlı eleştirisini dikkate alarak çalışmamıza yön verdik. Çalışmanın giriş kısmında Kutadgu Bilig ve Yusuf Has Hacib hakkında bilgiler verilmiş, eser üzerine yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Ve sözlük kısmında sırayla kelime, kelimenin Türkçe- Uygurca karışılıkları, bazı kelimelerin etimolojisi, düzeltileri, daha sonra örnekler ve örneklerin çevirisi yer almaktadır. Çalışamada son olarak sonuç kısmı yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Kutadgu Bilig, Karahanlı Türkçesi, Yusuf Has Hacib, Uygurca çevirisi, Reşit Rahmeti Arat, Orta Türkçe, Kutadgu Bilig Dizini
Irk Bitig ve runik harfli metinlerin dili
Kâğıda yazılı Eski Türkçe runik harfli metinleri ele aldığımız bu çalışmada öncelikle bu metinlerin bir envanteri hazırlanmıştır. Şu an Almanya, İngiltere, Japonya, Rusya ve Fransa'da bulunan toplam 46 adet katalog numaralı yazmanın transliterasyonu, transkripsiyonu ve Türkçe çevirileri verilmiştir. Bu yazmalar içinde en hacimlisi olan fal kitabı Irk Bitig üzerine açıklamalar da yapılmıştır. Bu açıklamalarda hem Irk Bitig'in hem de bununla bağlantılı olarak Eski Türkçenin kimi dil özellikleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın sonunda mevcut bütün kâğıda yazılı Eski Türkçe runik metinlerin sözlüğü verilmiştir. Anahtar Kelimeler : Irk Bitig, Eski Türkçe, Runik Metin, Envanter, Sözlük
Hamzaname: Metin - dizin (14. Cilt)
Bu çalışmada Hamzavî'nin 14. yüzyılda yazıya geçirdiği söz varlığı ve dil bilgisi bakımından Eski Anadolu Türkçesinin dil özelliklerini yansıtan Hamzanâme'nin Yapı Kredi Sermet Çifter Kütüphanesi'nde bulunan 14. cildi ele alınmıştır. Çalışma metnin yazı çevirimi ve çözümlemeli dizininden oluşmaktadır. Çalışmanın amacı metnin doğru şekilde okunarak çözümlemeli dizininin yapılması, böylece edebiyatımızda önemli bir yere sahip olan Hamzanâmeler'in bir cildinin daha günümüz Türkçesine kazandırılmasıdır. Çalışmayla Hamzanâmeler'in edebiyatımızdaki yeri ve önemini belirlenmeye çalışılmaktır. Üzerinde çalıştığımız metin 19. yüzyılda istinsah edildiğinden, Eski Anadolu Türkçesine özgü dil özelliklerinden kimileri eserde farklı biçimlerde yer almıştır. Müstensihin yazımda yaptığı yanlışlar da metinde ikili yazımların oluşmasına neden olmuştur.
Zemahşeri Mukaddimetül Edeb eserinin Osmanlı Türkçesi ile tercümeli Tahran nüshası (elif-dal kısmı) (giriş- dil özellikleri- transkripsiyonlu metin-dizin )
Mukaddimetü'l-Edeb, meşhur İslam filozofu Abu al-Kasım ez-Zemahşerî tarafından yazılan bir eser olup Mahmud Kaşgari'nin Divanü Lügati't-Türk'ünden sonra gelen mühim bir sözlüktür. Zemahşerî'nin 1127-1144 yılları arasında yazıp, Harezmşah Atsız'a sunduğu, Arapça pratik bir sözlüktür. Mukaddimetü'l-Edeb çok önemli bir eser olduğu için, yazılışından itibaren Türk dilinin her döneminde ilgi görmüş ve istinsah edilmiştir. Nüshaları istinsah edildiği dönemin dil özelliklerini taşımaktadır. Biz bu çalışmada Osmanlı Türkçesi ile tercümeli olan Tahran nüshasını seçip bu nüshanın transkripisyonu ve dizinini hazırlayarak dil özelliklerinin bir kısmını ortaya koyduk. Nüsha Arapça alfabetik sırayla yazılmış ve her harf harekesine göre üç bölümden oluşmaktadır. Biz ise dizin kısmında geçen kelimeleri Türkçe alfabetik sıraya göre ve her kelimenin nereden geldiğini belirttik. Tahran nüshası Osmanlı Türkçesinin dil özelliklerini taşımaktadır. Mukaddimetü'l-Edeb'in nüshaları türkologlar tarafından incelenmiş ve bu nüshaların kendi dil özellikleri ortaya çıkarılmıştır. Ancak çalıştığımız Tahran nüshası, bildiğimiz kadarıyla türkologlar tarafından çalışılmamıştır. 270 varaktan oluşan yazmanın 120 varakını {elif-dal} kısmını çalıştık. Bu çalışmanın transkripisyonu ve dizini hazırlarken çalışmamıza yarayabilecek kitapları, çalışmaları, sözlükleri kullandık ve kaynakça kısmında belirttik. Tahran nüshasında bazı kelimeler okunaklı olmadığı için bu kelimeleri çift parantez içerisinde nüshada okunduğu gibi orjinalini ve transkripisyonunu yazdık. Ayrıca metin ve dizin ile ilgili açıklamalar kısmında bu kelimelerin tahmini manalarının listesini oluşturduk.
Ali Şir Nevayi'nin Mahbubu'l-Kulub ve Muhakimetü'l-Lugateyn adlı eserlerinde fiilimsiler
Siyâhîzâde Alî Efendi ve Gülşen-i Ahbâr adlı Pend-i Attâr tercümesi
Giriş ve beş bölümden müteşekkil olan bu çalışmada, XVIII. yy. da yaşamış olan Tab'î mahlaslı Siyâhîzâde Alî b. Şeyh Mehmed'in Gülşen-i Ahbâr isimli Pendnâme tercümesinin incelenmesi, kaynak metinle karşılaştırılması ve çeviriyazı metninin ortaya konması hedeflenmektedir. Tezin giriş bölümünde, çalışmanın amacı, muhtevası ve yöntemi hakkında kısaca bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, "nasihat" kelimesinin, lügat ve ıstılah anlamları üzerinde durulduktan sonra bu kavram etrafında gelişen edebî türün İslâmî Edebîyatlarındaki (Arap, Fars ve Türk) önemi ve gelişmesi üzerinde kısaca durulmuştur. Çalışmanın ikinci bölümünde, başta Attâr'ın hayatı, eğitimi, tasavvufî ve edebî kişiliği ile eserleri olmak üzere Attâr'ın Pendnâme'sinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde, Siyâhîzâde'nin hayatı, edebî kişiliği ve eserlerinin yanısıra Gülşen-i Ahbâr isimli tercümesi üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise, Siyâhīzâde'nin Gülşen-i Ahbâr isimli tercümesi değerlendirip kaynak metinle karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın beşinci bölümünde, adı geçen tercümenin Latinize edilmiş metni yer almaktadır. Metin, eserin yegâne nüshası olan Süleymaniye Ktp. İbrahim Efendi koleksiyonunda, 619 numaradaki nüshadan hareketle oluşturulmuştur. Anahtar kelimeler: Attâr, Pendnâme, Pendnâme Tercümesi, Tab'î, Siyâhîzâde Alî, Gülşen-i Ahbâr.
Cihan Aktaş'ın hikâyelerinde kadınların dünyası
Cihan Aktaş'ın 1991 yılında yayımladığı ilk hikâye kitabı Üç İhtilal Çocuğu'ndan bu yana yayımlanmış, toplam on hikâye kitabı vardır. Bu kitapların hemen hepsinde kadınların günümüz dünyasındaki meseleleri ele alınmış, hikâye edilmiştir. Hikâye kahramanları, yaşları, medenî halleri, eğitim durumları ve meslekleri bakımından çeşitlilik göstermektedir. Hikâyelerin başkişilerinin neredeyse tamamı kadın kahramanlardır. Cihan Aktaş'ın hikâyelerinde, çeşitli niteliklere sahip kadınların modern hayat dolayısıyla içinde bulundukları meseleler anlatılmaktadır. Kadın kahramanların hemen hepsini birleştiren ortak bir özellik olarak "huzursuzluk" öne çıkmaktadır. Cihan Aktaş'ın hikâye külliyatıyla gerek karakterlere olan bakış açısı gerekse hikâyelerinde söz konusu ettiği meseleler bakımından Türk edebiyatında Müslüman muhafazakar kadın yazarlar içinde bir farklılık yarattığı görülmektedir. Bu çalışmada, Cihan Aktaş'ın yayımlanan on hikâye kitabındaki hikâyeler tematik olarak incelenmiş ve hikâye kahramanlarının içinde bulunduğu huzursuzluk hâlleri ile huzursuzluktan çıkma çabaları ortaya koyulmuştur. Anahtar kelimeler: kadın, hikâye, muhafazakârlık, huzursuzluk, modern hayat.
Süruri'nin tarihlerinde sosyal arka plan
İnsanlık tarihi boyunca insanoğlu günlük hayatta karşılaştığı önemli önemsiz pek çok olayı kaydetme, başkalarına anlatma gayreti içinde olmuştur. Bunlar ilk olarak mağaralara çizilen resimlerle başlamış; yazının bulunup gelişmesiyle bu arzu, kitaplar halinde kendini göstermiştir. Osmanlı İmparatorluğunda bu istek doğrultusunda, saraylarda vak'anüvisler bulundurulmuş, bu görevi resmi bir şekilde ifa etmeleri sağlanmıştır. Saray dışında ise birçok şair ve seyyah; gönüllü olarak yaşadıkları dönemlerin önemli olaylarını, geleneklerini, kültürlerini daha sayılamayacak birçok meseleyi eserlerinde işlemişlerdir. 18. yüzyılda yaşayan, şahitlik ettiği pek çok olaya tarih düşürmesiyle meşhur olan müverrih Sürûrî iki binden fazla tarih manzumesi yazmıştır. Bu tarihler, resmi tarihin dışında bir bakış açısıyla yazıldığı için dönemini aydınlatması bakımından büyük öneme haizdir. Bizim bu tezimizde Sürûrî'nin tarihleri incelenip, o dönemin toplumsal hayatı, an'aneleri ve gelenekleri bu tarih manzumelerinden yola çıkarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler: Tarih düşürme, Sürûrî, günlük hayat, gelenek
Fethi Naci'nin "Eleştiri ünlükleri" üzerine bir inceleme
Eleştiri ve eleştirmenlik, birbiriyle bütünleşen bu iki kavram, Türk edebiyatının geçmişten günümüze en çok tartışılan konuları arasında yer almaktadır. Özellikle eleştirinin edebiyatımızda kuramlarla gelişen bir alan olmasından daha çok, beğenme-beğenmeme gibi veya çeşitli ideolojik kavramlara bağlı olarak oluşması, eleştiride öznellik - nesnellik sorunsalını gündeme getirmektedir. Fethi Naci, edebiyatımızda eleştiriye katkısı bulunmuş önemli eleştirmenlerimizden biridir. 1980-1995 yılları arasında kaleme aldığı "Eleştiri Günlükleri", deneme- eleştiri türünün önemli örnekleri arasında yer almaktadır. Bu bildiride, Fethi Naci'nin "Eleştiri Günlükleri" ele alınmakta ve yazarın incelemeleri eleştirel bir okumayla incelenmektedir. Çalışmamızda kaynak olarak, Fethi Naci'nin Eleştiri Günlükleri temel alınmıştır. Ayrıca Fethi Naci eleştirisindeki dönem değişimlerini ele alan Yıldız Ecevit'in "Fethi Naci'de Toplumcu Estetiğin Üç Aşaması" adlı makalesinden ve Türk edebiyatında eleştiri üzerine çalışmış yazarların eserlerinden yararlanılmıştır.
İstanbul'un Çatalca ilçesi üzerine halkbilimsel bir araştırma
Binlerce yıllık bir yerleşke olan Çatalca, coğrafî konumu, tarımı ve su kaynakları açısından dikkate değerdir. Yerel halkında çokkültürlülük hâkimdir. Çatalca'nın bölgesel pozisyonu, tarihçesi, festival geleneği ve Lozan Nüfus Mübadelesini yaşamış olması, kültürel çeşitliliği arttıran etkenler olmuştur. Sahip olduğu bu geniş kültürel nitelik geleneklere, dans ve yemeklere yansımış durumdadır. Günümüz halkı farklılıklara saygılıdır ve bu saygıdan övgü ile bahsetmektedir. Kültür niceliği açısından toplum yaşamı içerisinde uyum mevcuttur. Erguvan ağacı ve erguvanî renk Çatalca için önem teşkil eden unsurlardır. Erguvan adına düzenlenen geleneksel festival ve erguvanî renkteki kamu malları bunun en belirgin göstergelerindendir. Festival ve şenlikler geçmişten bugüne uzanmaktadır. Bazılarına padişahların ve saray erkânının katıldığı bilinmektedir. Doğal tarım ve hayvancılığın varlığına ek olarak temiz içme suyu Çatalca'nın diğer nitelikleridir. Bu sebeple ağır sanayi ve yapılaşma kontrol altında tutulmaktadır. Elbasan ve İnceğiz Mağaraları eski çağ yapılarına örnek teşkil etmektedir. Su yolu ve Anastasius Surları ise en bilinen tarihi kalıntılardandır. Kız Taşı, Şahmeran miti ve Balkan Savaşı dâhilindeki efsanelerin yanı sıra yerel sakinlerin kişisel tecrübelerine dayanan halk hikâyeleri de mevcuttur. Çanakçı Baba gibi kutsal addedilen zatların türbeleri yine Çatalca içerisindedir. Doğum ile başlayıp ölüm ile tamamlanan hayatın geçiş dönemleri Çatalca içerisinde yerel âdetlere sahiptir. Vasilaki Efendi, Bacanos kardeşler ve Ataol Behramoğlu Çatalcalı şahsiyetlerden bazılarıdır. Festivallerinin, tarımın, hayvancılığın, tarihî yapıların ve doğal çevrenin korunması ve yaşatılması Çatalca halkının dikkatinde olan konulardır.
Şükûfe-nâmeler ve Şehr-emîni Câmii Hatibi Mehmed bin Ahmed El-Ubeydî'nin Tezkire-i Şükûfeciyânı Netâ'icü'l-Ezhâr
Bitki kültürü -özellikle bahçe ve çiçek geleneği- Osmanlı kültür tarihi incelemelerinde önemli bir yer tutmaktadır. Şükûfe-nâme olarak bilinen çiçek risaleleri ise çiçek ve çevresinde gelişen kültürü takip edebileceğimiz en temel eserlerdir. Bu eserlerde çiçeklerin türleri, yetişme koşulları, toprakları, bakım ve üretim teknikleri hakkında temel bilgiler verilmektedir. Şehr-emîni Camii Hatibi Mehmed bin Ahmed el-Ubeydî'nin H.1110/M.1699'da yazdığı Tezkire-i Şükûfeciyân olarak bilinen Netâicü'l-Ezhâr ise 202 çiçek uzmanının biyografilerini içeren ilk ve tek çiçekçi tezkiresidir. Botanik, ziraat, şehircilik, sosyoloji, kültür tarihi, sanat tarihi, edebiyat, tasavvuf gibi pek çok farklı disiplinin ortak çalışma alanı kabul edilebilecek olan çiçekler ancak bizzat kendileri için yazılmış çiçek metinleri değerlendirildiğinde renkleri, kokuları, şekilleri, ifade ettikleri anlamlar ve özel isimleriyle gerçeklik kazanacaktır. Böylece çiçek konulu her türlü çalışmaya kaynaklık edebilecek temel eserler ortaya çıkarken, çiçeğin o dönem insanları için ne anlam ifade ettiği de anlaşılabilecektir. Bu kapsamda Osmanlı bahçe ve çiçek kültürüne değinilmiş, meşhur çiçek risaleleri hakkında bilgi verilmiş, Netâ'icü'l-Ezhâr'ın (Tezkire-i Şükûfeciyân) tenkitli metni hazırlanmış ve ondan yola çıkılarak çiçeklere isim verme geleneğinin divan edebiyatına yansımaları üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Şükûfe-nâme, çiçek risalesi, tezkire-i şükûfeciyân, Netâ'icü'l-Ezhâr, divan şiirinde lâle isimleri
Marzuban-name metninde geçen hayvan tasvirleri üzerine bir inceleme
14. yüzyıl Anadolusu beylikler döneminde Türkçe okuma bilen beylerin istekleri doğrultusunda ve halkın anlayabilmesi açısından pek çok dinî, ahlâkî ve tasavvufî eser Türkçeye tercüme edilmiştir. Bu eserlerden birisi olan Marzubân-nâme padişahlığa hazırlanacak şehzadeler için çevrilmiş bir nasihat kitabıdır. Eser, içindeki hayvanların insan özelliği göstermesi açısından fabl türüne yakındır. Marzubân-nâme'de bulunan elli üç hikâyenin yirmi ikisinde ana karakterler hayvanlar olup on yedi hikâyede insanlar ile hayvanlar birlikte yer almaktadırlar. Eserdeki hayvanlar; insan özellikleri taşıyanlar, insanlarla konuşanlar ve doğal özellikleri ile bulunanlar olmak üzere üç grupta toplanabilir. Hayvanlar, bazen olumlu bazen de olumsuz yönleriyle eserde yer almıştır. Bu çalışmadaki amaç, Marzubân-nâme adlı eserde ana veya yan karakter olarak geçen tüm hayvanların sembolize ettiği olumlu veya olumsuz anlamları incelemek, farklı yönlerini ortaya koymak ve Türk kültürüne göre yapılmış değişiklikleri tespit etmektir. İnceleme yapılırken Prof. Dr. Zeynep Korkmaz'ın Marzubân-nâme Tercümesi adlı çalışması esas alınmıştır. Eserde kırk beş tane hayvan bulunmaktadır. Her hayvan için çeşitli karakter özellikleri çıkartılmış, her bir özellik için bu çıkarımın yapıldığı cümlelerden örnekler verilmiştir. Ayrıca hikâyelerde verilmek istenen nasihatler değerlendirilip hikâye özetlerinin altında Nasihat başlığıyla verilmiştir. Sonuç olarak eserdeki hayvanların hangi değerleri temsil ettiği ve bunların Türk kültürüne aktarılırken değişip değişmediği hakkında bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Marzubân-nâme, hayvan hikâyeleri, motif, Eski Anadolu, fabl