
9,766
Archived Theses
33
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Training effectiveness on employee performance: A research on humanitarian organization employee
This study examined the impact of the training programs on the employee's performance and their engagement to the work as defined in some of empowerment literature in non-governmental organizations in the city of Gaziantep. The dimensions of training (independent variable) were: engagement and motivation while the dependent variable was job performance. Each independent variable has sub-variables who help to measure performance accurately. Out of 500 employees who work in humanitarian field, 103 employees completed the questionnaire. Employees were selected by the criteria of having training programs in their HR department or other departments in their organizations which consider training as important tool which leads to the overall development of the NGOs. Electronic – and paper survey – were administered through links which were sent to employee's emails and through social media programs like Facebook, Linked'in – reddit, in addition to in person visits. As a result, the depended variable of employee performance of organizations was predicted by the Human Resources Management (HRM) processes, where the most predictor variable was recognition. In this context, this study was of very few studies which examined the relationship between training effectiveness on employees' performance taking into consideration engagement and motivation as main dimensions in NGOs based in Gaziantep. Employees were the unit of analysis for this study. Keywords: Human Resources Management (HRM), Training effectiveness, Job performance, Non-Governmental Organization, Engagement, Motivation.
İşletmelerde ticari alacak ve borç politikasının belirleyicileri: BİST imalat sanayii üzerinde ekonometrik bir uygulama
Bu çalışmanın amacı işletmelerin ticari alacak ve ticari borç yönetimi için güncel ekonometrik modeller oluşturmaktır. Bu çerçevede, Borsa İstanbul'da imalat sektöründe faaliyet gösteren 110 firmanın 1998 – 2004(TFRS öncesi) ve 2008 – 2014(TFRS sonrası) dönemlerine ait çeyrek dönem verisi kullanılarak ticari alacak ve borç politikasına yön verecek ekonometrik modeller oluşturulmuştur. Kurulan birinci model, ticari alacaklara yatırım yapan işletme(vade tanıyan işletme)'nin finansal belirleyicilerini, ikinci model ticari borç finansmanı sağlayan işletme(vade tanınan işletme)'nin finansal belirleyicilerini ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Kurulan her bir modelin değişkenleri için yatay kesit bağımlılığı testleri gerçekleştirilmiştir. Daha sonra her bir değişkene ait 1.nesil ve 2.nesil birim kök analizi yapılmıştır. Serilerin durağan olup olmamasına göre durağan değişkenler doğrudan alınırken durağan olmayan değişkenlerin birinci farkı alınarak modeller kurulmuştur. TFRS sonrası ve öncesi dönemler için model 1 ve model 2 ortaya koyulmuştur. Her iki dönemin her iki model tahmini için de gerekli varsayım(öntest) işlemleri gerçekleştirilmiş ve ardından dirençli tahmincilerden hem kümelenmiş standart hatalar yöntemi hem de driscoll – kraay tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular çerçevesinde TFRS sonrası ve öncesi dönemlerde ticari alacaklar ile ticari borçların arasında pozitif ilişki; her iki dönemde de ticari alacaklar ile satışlar, stoklar ve likidite arasında negatif ilişki tespit edilmiş olup ticari alacak ve karlılık arasında sadece TFRS sonrası dönemde negatif ilişki tespit edilmiştir. Her iki dönemde de ticari borçlar ile stoklar arasında pozitif ilişki; karlılık arasında negatif ilişki tespit edilmiş olup sadece TFRS sonrası dönemde ticari borçlar ile likidite ilişkisi pozitif olarak tespit edilmiştir.
Lojistikte dış kaynak kullanım başarısının işletme performansına etkisi: Gaziantep ili örneği
Bu çalışmanın amacı lojistikte dış kaynak kullanımını tercih eden işletmelerin performanslarına etkisini araştırmaktır. Dış kaynak kullanım başarısını tedarik yönetim yeteneği, bilgi paylaşımı, işbirlikçi katılım ve iletişim ile ilişkilendirip, işletme performansına etkisi irdelenmiştir. Lojistikte dış kaynak kullanılan faaliyetler; taşıma, depolama ve antrepo işlemleri, ambalajlama, satın alma, envanter yönetimi, elleçleme, sigortalama ve gümrükleme olup, işletme performans ölçümündeki kriterler de verimlilik, kar, kalite, yeni ürün geliştirme, teknolojik etkinlik, çalışan memnuniyeti ve pazar payı olarak incelenmiştir. Gaziantep ilinde lojistik faaliyetlerde dış kaynak kullanan işletmeler araştırılmış ve 110 işletmeye anket uygulanıp veriler analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; tedarik yönetim yeteneği ile bilgi paylaşımı, işbirlikçi katılım ve iletişim arasında pozitif ilişki bulunmuş, bilgi paylaşımı, işbirlikçi katılım ve iletişim ile dış kaynak başarısı arasında pozitif ilişki bulunmuş ve son olarak da dış kaynak başarısı ve işletme performansı arasında pozitif ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Dış Kaynak, İşletme Performansı, Lojistik
Yükseköğretim kurumlarında pazarlama iletişimi faaliyetlerinin öğrenci tercihleri üzerindeki rolü, TRC1 bölgesi uygulaması
Yükseköğretim kurumlarının sayısı ülkemizde ve dünyada her geçen gün artmaktadır. Bu artan sayıyla birlikte yükseköğretim kurumları nitelik ve niceliklerinde de önemli gelişmeler olmaktadır. Bu pozitif gelişmeler yükseköğretim alanındaki rekabeti de günbegün zorlaştırmaktadır. Yükseköğretim kurumları, bir yandan ülke sınırları içerisinde sayısı artan güçlü sermaye sahipleri tarafından desteklenen yeni yükseköğretim kurumlarıyla rekabet etmek zorunda kalırken; diğer yandan da küreselleşmenin etkisiyle ülke sınırları dışındaki diğer kurumlarla rekabet etmek durumundadırlar. Dolayısıyla kurumlar da birbirlerine karşı rekabette üstünlük sağlayabilmek için çeşitli farklılaşma stratejileri izlemeye başlamışlardır. Pazarlama iletişimi faaliyetleri de bu farklılaşma stratejilerinin sürecinde önemli araçlardan biridir. Yükseköğretim kurumları kendilerinin ve verdikleri eğitim hizmetlerinin üstün yönlerini ve paydaşlarına sundukları fırsatları pazarlama iletişimi faaliyetleri ile paylaşarak bilinirliğini ve değerini artırmalıdır. Bu çalışmada, öncelikle yükseköğretim kurumlarının tercih edilmelerinde pazarlama iletişiminin ne derecede önemli olduğu araştırılmış, pazarlama iletişimi faaliyetlerinin öğrenci tercihleri üzerindeki rolü belirtilmeye çalışılmış, üniversite öğrencilerinin, tercih aşamasında hangi pazarlama iletişimi unsurlarında etkilendikleri ortaya konulmuştur. Bu amaçla, hazırlık ve birinci sınıf öğrencilerine anket uygulanmıştır. Anket sonuçları SPSS 22.0 programına yüklenmiş ve tanımlayıcı istatistikler, güvenilirlik testleri, faktör, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Böylelikle yükseköğretim kurumlarının pazarlama stratejileri oluştururken temel alması gereken pazarlama iletişimi faaliyetleri ortaya konmaya çalışılmıştır.
Yeşil tersine lojistik ürünlere ilişkin kalite algısı ve risk algısı ile difüzyon arasındaki ilişki
Bu çalısmada genel olarak yesil tersine lojistik ürünlere iliskin kalite algısı ve risk algısı ile difüzyonu (yayılım) arasındaki iliĢkiler incelenmiĢtir. Bu kapsamda geliĢtirilen araĢtırma modeli; Gaziantep'te ikamet eden farklı meslek gruplarındaki tüketiciler üzerinde yüz yüze anket tekniği kullanılarak elde edilen veriler Yapısal Esitlik Modeli (SEM) kurularak AMOS istatistik programı ile test edilmistir. Bu çalıĢmada elde edilen bulgulara göre kalite algısı ve risk algısı ile yeĢil tersine lojistik ürünlerin difüzyonu arasında iliĢkiler olduğu kanıtlanmıĢtır. ÇalıĢmada risk çeĢitlerinin (fonksiyonel, psikolojik, sosyolojik, finansal) kalite algısını negatif yönde etkilediği, fiziksel riskin kalite algısını etkilemediği görülmüstür. Kalite algısının ise yesil tersine lojistik ürünlerin difüzyonunu pozitif yönde; risk (psikolojik ve sosyal risk) algısının ise negatif yönde etkilediği tespit edilmiĢtir. Ayrıca tüketicilerin yeĢil tersine lojistik (YTL; Green Reverse Logistics: GRL) ürünlere iliĢkin risk algısı, kalite algısı ve difüzyonu değiĢkenlerinin demografik özelliklerine göre farklılık gösterdiği tespit edilmistir.
Evaluation of outputs of financial supports provided by the Ahiler Development Agency
Since its establishment, the Republic of Turkey has tried to eliminate the developmental disparities between regions with policies from top to bottom. However, there was no great success in the elimination of inter-regional inequalities with these policies. At the end of the 1990s, in line with Turkey's EU accession target, the EU asked candidate countries to apply regional policies where local actors are active rather than top-down practices as a means of structural policy instruments in the accession process. In this regard, new arguments have been set for the establishment of regional policies in Turkey. In this sense, based on the statistical region units classification made by the European Union Statistics Office (Eurostat) in the mid-1970s, a total of 26 Regional Development Agencies were established, namely Izmir and Cukurova Development Agency in 2006, 8 Agencies in 2008 and 16 Agencies in 2009 with Law no. 5449. In this study, we examined the effectiveness of the financial supports provided to SMEs by the Ahiler Development Agency between 2010 and 2015 years for increasing the capacity of the firms. In this context, books, articles and statistical data related to regional development and development agencies were examined and 89 of 121 companies that received support were surveyed. Results obtained from the survey were evaluated through the SPSS program. As a reult of the study, there has been found a significant increase in the turnover, employment, openness to new markets and market share of companies that received financial support from the development agency in the region. However, there has been found no increase in the exports and R & D and innovation of the majority of the firms.
Sağlık personelinin iş/aile çatışmalarının ruh sağlığına etkisi: Duygusal zekanın aracılık rolü
Bu çalışmada bireyin iş/aile çatışmalarının ruh sağlığına olan etkisi ve bu etkide duygusal zekânın aracılık rolü incelenmiştir. İş ve aile hayatı bireyin yaşamının önemli bir kısmını oluşturan iki önemli yaşam alanıdır. Gerek iş ve aile yaşamının gerektirdikleri gerekse bireyin yeterli zaman, enerji ve kaynağa sahip olmaması bireyin iş/aile çatışması yaşamasına neden olmaktadır.Özelikle değişen toplumsal yapıyla birlikte kadınların çalışma hayatı içerisinde daha fazla yer alması, iş yaşamında da çalışanlardan beklentilerin artması iş/aile çatışmalarını kaçınılmaz kılmıştır. Araştırmada iş/aile çatışması, duygusal zekâ ve ruh sağlığı arasındaki ilişkiler ve etkiler, ayrıca duygusal zekânın aracılık rolü değerlendirilmiştir. Araştırma Ankara ilinde bulunan birden fazla sağlık kurumunda uygulanmıştır. Sağlık personelinin demografik özelliklerini, iş/aile çatışmalarını, ruh sağlıklarını ve duygusal zekâlarını ölçmeye yönelik sorular sorularak elde edilen veriler istatistik paket programıyla regresyon, korelasyon, t testi, anova ve aracılık analizlerine tabi tutulmuştur. Buna göre iş/aile çatışmaları ile ruh sağlığı arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. İş/aile çatışmalarının bireyin ruh sağlığını olumsuz yönde etkilediği görülmüştür. Duygusal zekânın ise değişkenler arasında tam aracılık rolüne sahip olduğu anlaşılmıştır. Araştırma sonucunda iş/aile çatışmalarının olumsuz etkilerinin azaltılması veya ortadan kaldırılması için duygusal zekâ' nın önemli bir aracı olduğu anlaşılmıştır.
Fen lisesi öğrencilerinin meslek seçimini etkileyen faktörlerin ve meslek tercihlerinin Bulanık TOPSİS yöntemi ile incelenmesi
İnsanların meslek seçerken en çok etkilendikleri faktörleri ve en çok tercih ettikleri meslekleri belirlemek ve bunları önem derecesine göre sıralamak ikili mantıkla mümkün olmamaktadır. Çünkü gerçek hayatta insanlar karar alırken her zaman net değerlendirme yapamamaktadır. Belirsiz ifadeler kullanmaktadır. Bu durumun çözümü için Zadeh tarafından bulanık küme teorisi geliştirilmiştir. Teorinin çok kriterli karar verme yöntemlerine dahil edilmesiyle, birden fazla kriter, alternatif ve karar vericilerin olduğu problemlerin çözümü mümkün hale gelmiştir. Meslek seçimi ve seçimi etkileyen faktörler de ÇKKV yöntemleri ile çözülebilecek problemlerdendir. ÇKKV metotlarından bulanık TOPSİS yöntemi ile nitel ve nicel veriler beraber işlenebilmekte ve bulanık ifadeler sayısal verilere dönüştürülebilmektedir. Bu çalışmada, Yozgat- Merkez'de bulunan fen lisesi son sınıf öğrencilerinin meslek seçimini etkileyen faktörler ve meslek tercihleri BTOPSİS yöntemi ile değerlendirilmiştir. Faktörlerin belirlenmesinde kaynaklar titizlikle incelenerek güncel bilgilere ulaşılmaya çalışılmıştır. En çok tercih edilen mesleklerin belirlenmesinde ÖSYM'ye ait veriler ile Yozgat-Merkez'de bulunan fen liselerinin 2015-2016 eğitim öğretim yılına ait LYS sınav sonuçları dikkate alınmıştır. İl merkezinde bulunan fen lisesi son sınıf öğrencileri için meslek seçimini etkileyen faktörleri ve meslekleri içeren bir anket formu hazırlanmıştır. Gerekli izinler alınarak Şehitler Fen Lisesi, Erdoğan Akdağ Fen Lisesi, Çözüm Koleji Fen Lisesi son sınıf öğrencilerine 2016-2017 eğitim-öğretim yılında anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulaması 109 öğrencinin katılımı ile gerçekleşmiştir. Öğrencilerin meslek seçimini etkileyen faktörlerin önem ağırlıklarının belirlenmesinde ve meslek tercihlerindeki önceliklerin tespit edilmesinde BTOPSİS yöntemi uygulanmıştır. Yöntemde bulanık üçgen sayılar kullanılmış ve doğrusal normalizasyon işlemi yapılarak alternatifler ve kriterler yakınlık katsayılarına göre sıralanmıştır.
TR 72'de girişimcilik profilinin analizi
Türkiye'yi 26 bölgeye ayıran NUTSII kriterlerine göre TR72(Kayseri, Sivas ve Yozgat) bölgesinde her ilde girişimcilik eğitimi alan kişilerin girişimcilik profillerini değerlendirmek amacıyla hazırlanan bu çalışma genel olarak genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde girişimcilik kavramı ve ilgili kavramlar anlatılmaktadır. İkinci bölümünde bölgesel kalkınma ajanslarına yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise çalışma kapsamında yapılan uygulama ve bulgular yer almaktadır. Çalışmanın evrenini TR 72 bölgesi oluşturmaktadır. Örneklem ise ORAN Kalkınma Ajansı ve KOSGEB tarafından ortaklaşa verilen uygulamalı girişimcilik eğitimine katılan kursiyerlerden gönüllülük esasına göre321 kişiye uygulanmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre kendi işlerinin sahibi olmak katılımcıların en büyük idealleridir ve katılımcılar maddi kazanç elde edemeyecekleri işlerde çalışmayı istememektedir. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik, Kalkınma, Bölgesel Kalkınma
Sosyal sorumlu tüketici davranışı ve bir uygulama
Tüketim sonucu oluşan çıktıların dünyaya olan etkisiyle tüketicilerin sorumlulukları artmıştır. Değişen ve çeşitlenen tüketim alışkanlıkları toplumu olumsuz etkilemektedir. Sosyal sorumlu tüketici davranışını ele alan bu tez çalışmasında ilk bölümde konu, ilgili kavramlarıyla açıklanmıştır. İkinci bölümde yapılan uygulamayla, tüketicilerin sosyal sorumluluk seviyelerinin demografik ve sosyo-ekonomik özellikler yönünden farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Çalışmada internet üzerinden tüketicilere anket uygulanmıştır. Türkiye'de yaşayan tüketicilerin yapılan analizler sonucunda sosyal sorumlu tüketici davranışı seviyeleri 4 faktör açısından incelenmiştir. Bu faktörler, (1)"Satın Alma ve Kullanımda Çevresel Etki (SKÇE)", (2)"Kurumsal Sosyal Sorumluluk Performansına Dayalı Satın Alma Davranışı (KSSP)", (3)"Tüketici Geri Dönüşüm Davranışı (TGD)" ve (4)"Geleneksel Satın Alma Kriteri (GSK)" şeklindedir. Ayrıca Tek Yönlü MANOVA analizi ile tüketicilerin yaş, cinsiyet, eğitim, araç sahibi olma ve memleketlerinin bulunduğu coğrafi bölge bilgisine göre tüketicilerin sosyal sorumluluk seviyelerinin farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Sorumluluk, Tüketici ve Müşteri, Sosyal Sorumlu Tüketici Davranışı
Relationship between financial ratios and the volatility of stock prices: An econometric application on BIST manufacturing industry index
The aim of this study is to determine the relationship between financial ratios and the volatility of stock prices by using an econometric analysis such as panel data techniques. The study covers the balance data of the period from 2007 to 2017 for the 123 companies from manufacturing industry in Borsa Istanbul in Turkey. The series to be used in the model were applied "unit root tests" and examined whether they are stationary or not. Correlation matrix analysis, the classical, fixed effect and random effect regression models were obtained. The dependent variable used in the study is the Volatility of the Stock Price and independent variables are financial ratios such as Current Ratio, Leverage Ratio, Receivables Turnover Ratio, Company value, Company value/Book value, Return on Assets, Stock Turnover Ratio, Assets Turnover Ratio and Assets Growth. Based on the study, it was determined that the effects of financial ratios on the volatility of stock prices vary in different significance levels. The results carry important implications for the investors in Borsa Istanbul.
Sendikaların kurumsal imajı
Bu araştırma Türkiye Eğitim, Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolu (Türk Eğitim-Sen) ve Eğitimciler Birliği Sendikası (Eğitim Bir-Sen) ilçe temsilcilerinin kendi sendikaları ile ilgili kurumsal imaj algılarını ölçmek amacı ile yapılmıştır. Araştırmada Türkiye geneli ilçe temsilcilerine internet üzerinden anket doldurabilecekleri internet adresi gönderilmiş ve temsilcilerin yanıtları alınmıştır. Bu yanıtlar SPSS programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Verilerin çözümlenmesi tablolar halinde gösterilmiş ve yorumlanmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm imaj ve kurumsal imaj tanımlarını kuramsal çerçevesini içermektedir. İkinci bölüme sendika tanım ve Türkiye'de sendikacılık konusunun kuramsal çerçevesi verilmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın modeli, amacı ve alt amaçları, veri toplama teknikleri ve verilerin analizi ve yorumu verilmiştir. Sendikaların ilçe temsilcileri sendikaların yöneticileri olduğu düşünüldüğünde beklenen düzeyde sendikaların kurumsal imajları yüksek olmadığı fark edilmiştir. ANAHTAR KELİME: Sendika, Türk Eğitim-Sen, Eğitim Bir-Sen, İmaj, Kurumsal İmaj
Üretim işletmelerinde iç kontrol sisteminin etkinliğinin belirlenmesi: Kocaeli ili örneği
Son yıllarda yaşanan reel ve finansal krizler, teknolojik gelişmeler ve büyüyen firma bilançoları nedeniyle iç kontrol kavramının önemi belirgin bir hale gelmiştir. Üst yönetimin işletmenin merkezinden tüm örgüte ve örgütün faaliyetlerine hâkim olma isteği özellikle son yıllarda gündeme daha fazla gelmeye başlamıştır. Bu anlamda, 1992 yılında COSO tarafından işletmelere başarılı bir iç kontrol sistemi hazırlama yolunda rehberlik etmesi için iç kontrol modeli geliştirilmiştir. Bu model son olarak 2013 yılında COSO tarafından güncellenmiştir. COSO iç kontrol modeli kontrol ortamı, risk değerleme, kontrol faaliyetleri, bilgi ve iletişim ve izleme bileşenlerinden oluşmaktadır. COSO iç kontrol modeli işletmedeki tüm iş süreçlerini kapsayan süreklilik arz eden bir uygulamadır. Modelin asıl amacı kurumsal hedeflere ulaşma yolunda işletme yönetimine yardımcı olmaktır. Çalışmada, Kocaeli ilindeki organize sanayi bölgelerinde faaliyet gösteren üretim işletmelerindeki iç kontrol uygulamalarının COSO standartları çerçevesinde uyum derecesi araştırılmıştır. Üretim sektörünün ülke ekonomisine sağlamış olduğu büyük katkı nedeniyle üretim işletmeleri tercih edilmiştir. Bu amaçla belirlenen bölgede yer alan üretim işletmelerine anket çalışması uygulanmıştır. Edinilen veriler SPSS yazılımı aracılığıyla analiz edilmiştir.
KOBİ'lerde kurumsallaşma düzeyinin muhasebe bilgi sistemi üzerine etkisi: İstanbul'da faaliyet yürüten imalatçı KOBİ'ler üzerine bir araştırma
Son yıllarda işletmelerde kurumsallaşmanın önemi bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de daha fazla anlaşılmaktadır. Özellikle büyüklük olarak belli bir ölçeğe ulaşmış işletmelerin günümüz rekabet koşullarında güçlü bir şekilde ayakta kalabilmeleri ve rakiplerine kıyasla başarılı olabilmeleri için kurumsallaşma düzeylerini belirli bir seviyeye çıkarmış olmaları gerekmektedir. Kurumsallaşmış işletmeler sistemleşmiş işletmelerdir. Sistemleşen işletmelerde bilgi çok önemli bir hammadde olarak kabul edilmektedir. Bilginin etkin kullanılmasıyla işletmeler hedeflerine daha kolay ulaşabilmektedir. Bilgiden en etkili şekilde yararlanabilmek için bilgisayar destekli bilgi sistemleri geliştirilmiştir. Bilgi sistemleri arasında en çok kullanılan bilgi sistemi Muhasebe Bilgi Sistemleridir. Bu çalışmada, KOBİ'lerin kurumsallaşma düzeyleri ile Muhasebe Bilgi Sisteminin etkin kullanımı arasındaki ilişki anket yöntemi ile araştırılmıştır. Araştırma kapsamında hazırlanan ankette demografik bilgilerin yanı sıra işletmelerin kurumsallaşma düzeylerini belirlemeye yönelik 14 ifadeye ve muhasebe bilgi sistemi kullanımına ilişkin 16 ifadeye yer verilmiştir. İstanbul ilindeki imalatçı KOBİ'ler üzerinde yapılan bu araştırma kapsamında katılımcılar tarafından doldurulan 769 adet anket değerlendirilmeye alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS istatistik programı yardımıyla analiz edilmiştir. Araştırma neticesinde işletmelerin kurumsallaşma düzeyleri ile muhasebe bilgi sisteminin etkin kullanımı arasında pozitif bir ilişkinin olduğu aynı zamanda işletmelerin kurumsallaşma düzeylerinin muhasebe bilgi sisteminin etkin kullanımı üzerinde olumlu yönde etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Borsa İstanbul'da İslami hisse senedi endeksi oluşturulmasına yönelik bir yaklaşım önerisi
İslami hisse senedi, İslami hisse senedi taraması neticesinde şer'i uygunluğa sahip hisse senetlerini ifade etmektedir. İslami hisse senedi taraması, sektörel tarama ve finansal oran taraması olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. İslami hisse senedi taraması esnasında kullanılacak kriterler, uluslararası derecelendirme kuruluşları ve endeks sağlayıcıların şer'i danışma kurulları tarafından belirlenmektedir. Uygulamada, farklı şer'i kurulların farklı kriterleri benimsediği görülmüştür. Söz konusu kriterler arasında en belirgin fark, finansal oran taraması esnasında kullanılan finansal oranların paydasında yer alan şirket değerinin defter değeri ve piyasa değeri mi olacağı ile ilgilidir. Bu çalışmada, ilk olarak şirket değeri olarak defter değeri ve piyasa değeri (12, 24 ve 36 aylık ortalama piyasa değeri) kullanımının oluşturduğu etki incelenmiştir. Bu kapsamda BİST Tüm endeksinde yer alan 40 sektörden 330 şirketin 2008Q1-2018Q2 dönemleri mali tablo verilerinden yararlanılmış ve İslami hisse senedi taraması gerçekleştirilmiştir. İkinci olarak, ihtiyatlılık ve liberal yaklaşımları benimsenerek iki yeni model önerilmiştir. Buna göre ihtiyatlılık gereği sektörel bazda minimum bölen değeri, liberal yaklaşımda ise sektörel bazda maksimum bölen değeri şirket değeri olarak kabul edilmiş ve iki yeni portföy oluşturulacak şekilde İslami hisse senedi taraması gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda dört farklı bölen değeri ve iki yeni model önerisi doğrultusunda altı farklı portföy oluşturulmuş ve bu portföylerden İslami hisse senedi endeksleri oluşturulmuştur. Son olarak, İslami hisse senedi piyasalarının konvansiyonel hisse senedi piyasalarından ayrıştığı yönündeki ayrıştırma hipotezi test edilmiştir. Bu kapsamda konvansiyonel hisse senedi piyasalarını temsilen BİST100 endeksi kullanılmıştır. İslami hisse senedi endeksleri ile BİST100 endeski arasında MV-GARCH modeli kurulmuş ve modelden dinamik koşullu korelasyon katsayıları (DCC) elde edilmiştir. Genel olarak çalışmadan elde edilen bulgular, İslami hisse senedi tarama kriterleri arasında ciddi farklılıklar olduğu, bu farklılıkların portföylerin sektörel dağılımında ve portföyde yer alan şirket kompozisyonu üzerinde ciddi farklılıklara yol açtığı ancak söz konusu farklılıkların bütüncül bir yaklaşımla elde edilen endekslerin getiri serileri ile konvansiyonel piyasalar arasındaki ayrışma hipotezinin geçerliliği üzerinde anlamlı bir etkisinin olmadığı yönünde olmuştur.
Türev ürün kullanımının Türk bankacılık sektörü'nün etkinliği ile ilişkisi
Çalışmanın amacı, Türk Bankacılık Sektörü' nün etkinliğinde türev ürün kullanımının rolünü ortaya koymaktır. Bu amaçla 2005-2016 yılları arasında faaliyet gösteren kamu, özel ve yabancı sermayeli bankaların etkinlikleri araştırılmış ve bu etkinlikleri üzerinde türev ürün kullanmalarının etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. Türev ürün kullanmanın etkinlik üzerinde bir etkisinin olup olmadığı test edilirken bazı kontrol değişkenleri de modele dahil edilmiştir. Bankaların etkinliği Veri Zarflama Analizi ile; türev ürün kullanımının etkinliğe etkisi ise Tobit regresyon analizi ile test edilmiştir. Çalışmadan elde edilen bulgulara göre, türev ürün kullanımının etkinlik üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı ve negatiftir. Çalışmada kullanılan kontrol değişkenlerinden aktif büyüklüğünün bankaların etkinliği üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi yokken, toplam borçlar ve sermaye yeterlilik rasyosunun etkinlik üzerindeki etkisi pozitif ve anlamlı çıkmıştır.
Kaynak tüketim muhasebesi ve müşteri karlılık analizi: Üretim işletmesinde bir uygulama
Kaynak Tüketim Muhasebesi Sistemi (KTM); Faaliyet Tabanlı Maliyetleme ve Alman Maliyet Muhasebesi Sisteminin bir birleşimidir. KTM kapasite ve faaliyetlere odaklanan, kapasite ve süreç analizinin yapılmasını sağlayan bir sistemdir. Ortaya çıkan tüm maliyetleri nedensellik çerçevesinde ele alan KTM; kaynak tüketimine odaklanan, fiili kaynak miktarını dikkate alan ve maliyetleri sabit, orantısal olarak ayıran bir yöntemdir. KTM ile atıl kapasite maliyeti tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada; tanımlayıcı ve açıklayıcı olay çalışması ile Kaynak Tüketim Muhasebesi ve Müşteri Karlılık Analizi bir üretim işletmesinde incelenmektedir. Tanımlayıcı olay çalışması ile işletmenin mevcut maliyet sistemi incelenmiş ve üretim süreci gözlenmiştir. Açıklayıcı olay çalışması ile; müşteri karlılık analizi, kaynak tüketim muhasebesi sisteminden elde edilen veriler dikkate alınarak işletme özelinde incelenmiş, elde edilen veriler analiz edilerek, bulgular yorumlanmıştır.
Süreç ve maliyet iyileştirmede kısıtlar teorisi ve zamana dayalı faaliyet tabanlı maliyet sisteminin entegrasyonu üzerine bir uygulama
Günümüzde işletmelerinin üretim faaliyetlerinde artan teknoloji kullanımı, geleneksel maliyet yöntemlerine göre hesaplanan ürün maliyeti bilgisinin doğruluğunu azaltmaktadır. Bu çerçevede Zamana Dayalı Faaliyet Tabanlı Maliyet sistemi (ZDFTM), geleneksel sistemde genel üretim giderleri dağıtımındaki eksiklikleri gidermek üzere geliştirilmiştir. ZDFTM sistemi, ürün maliyetlerini üretim faaliyetlerinden faydalanma sürelerine göre tespit eden çağdaş bir maliyet ve yönetim muhasebesi yaklaşımıdır. ZDFTM sistemi işletmenin faaliyetlerini, maliyetlerini, üretim süreçlerini detaylı olarak inceleme olanağı sağlar. Bu çalışmada ZDFTM sistemi, kısıtlar teorisi ile birlikte ele alınmıştır. Bu entegrasyon, işletmenin tüm üretim kapasitesinin incelenerek darboğaz faaliyetlerin belirlenmesine imkan sağlamıştır. Bu amaçla bir üretim işletmesinde tanımlayıcı ve açıklayıcı olay çalışması yapılmıştır. Yapılan olay çalışması çerçevesinde önce işletmenin mevcut maliyet sistemi incelenmiş ve sonra ZDFTM sistemine dayalı kapasite kullanım oranları ve kısıtlar teorisi ilkeleri çerçevesinde kapasite kısıtları tespit edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra tespit edilen kapasite kısıtlarına yönelik, kısıtlar teorisinin beş aşamalı iyileştirme yöntemi çerçevesinde çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Bağımsız denetim görüşünün hisse senedi getirileri üzerine etkisi: Borsa İstanbul uygulaması
Bu çalışmanın amacı Borsa İstanbul (BIST)'de bağımsız denetim görüşlerinin açıklandığı tarih ve etrafındaki günlerde piyasanın bağımsız denetim görüşlerine verdiği etkiyi ölçmektir. Bu amaçla BIST-TÜM endeksinde 2009-2018 yılları arasında sürekli faaliyet gösteren ve üç ayda bir bağımsız denetim görüşü yayınlayan 17 firmanın toplamda 612 bağımsız denetim raporu incelenmiştir. Çalışmada Olay Çalışması (Event Study) Yöntemi, Patell Testi (Patell Z-Statistic) ve Standardize Edilmiş Çapraz Kesit Testi (Standardized Cross-Sectional Test) uygulanmıştır. Test sonuçlarından elde edilen bulgulara göre (-10,+10) olay aralığında bağımsız denetim görüşleri hisse senedi getirileri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı değildir ve dolayısıyla yatırımcıların hisse senedi alım-satım kararlarını etkilemediğini göstermektedir. Bir başka deyişle, Borsa İstanbul (bu çalışmada kullanılan firmalar kısıtıyla) yarı-güçlü formda etkindir.
The impact of accounting information system on internal audit quality statements: Evidence from Iraq
The study aimed to demonstrate the impact of the accounting information system on the quality of internal audit through the intermediary role of accounting information properties in Iraqi private hospitals located within the scope of Erbil governorate, of which there are fifteen hospitals, and the sample of the study included financial managers The accountants, internal auditors and audit committees of the 105 hospitals in the study are individuals. In order to achieve the objectives of the study, the analytical descriptive approach was used in addition to using both simple and multiple regression analysis to identify the impact of the variable independent on the dependent variable and analyze the path so as to identify the role of the intermediate variable in the relationship between the independent variable and the dependent variable To test the hypotheses of the study. The results of the study reached a number of results, the most significant of which is the existence of a statistically significant effect of the accounting information system on the quality of the internal audit in the private Iraqi hospitals at the level of significance (α ≥ 0.05), and the existence of a statistically significant effect on the characteristics of the accounting information represented by the adequacy of the quality of internal auditing in the hospitals under study at the level of significance (α ≥ 0.05), the existence of a statistically significant effect of the accounting information system on its quality on the quality of internal auditing in the hospitals under study with the existence of the mean variable and the characteristics of the accounting information at the level of significance (α ≥ 0.05). In the light of the results, the study recommended the need to increase attention to the accounting information system in Iraqi private hospitals and the need to follow up on its role in raising and improving the quality of internal auditing in these hospitals, which leads to help the administration to take the appropriate decisions and correct deviations in a timely manner. The quality of the accounting information generated by the accounting information system as the best quality accounting information will help the internal audit departments of these hospitals to enhance their quality and performance.
Akreditiflerin TMS ve BOBİ FRS kapsamında muhasebeleştirilmesi
Uluslararası ticarette en çok kullanılan ödeme yöntemlerinden biri akreditif olup, akreditifte hem ithalatçı hem de ihracatçı karşılıklı olarak güvence altına alınmaktadır. Akreditif işlemlerinde ihracatçı ve ithalatçı yapılan sözleşmeler ile birbirlerini tanımadan ticaretlerini gerçekleştirmektedirler. Akreditifle ilgili olarak Uluslararası Ticaret Odası tarafından yayımlanan Akreditiflere İlişkin Bir Örnek Usuller ve Uygulama Kuralları akreditifin işleyişini düzenlemektedir. Düzenlenen bu kurallar dünyada hemen hemen tüm ülkeler tarafından kabul görmüş olup, uluslararası ticaret işlemlerinde önemli bir güvence sağlamaktadır. Akreditif, pek çok ülke yasalarınca düzenlendiği gibi ülkemiz yasalarınca da kabul görüp düzenlenmiştir. Akreditif esasen bir teminat olup, sevk edilen malın miktarının belirlenmesi ve bedelinin ödenmesi için gerekli şekil ve şartları içinde barındırmaktadır. Türü ne olursa olsun tüm akreditif işlemleri muhasebe ilkelerine ve uluslararası muhasebe standartlarınca belirlenen kanun ve kurallara uygun olarak yapılmalıdır. Yapılan bu tez çalışmasının birinci bölümünde akreditife yer verilmiş olup, akreditifin tanımı ve önemi, akreditif çeşitleri, akreditif sırasında kullanılacak bilgi ve belgeler, akreditifin aşamaları, akreditifin avantaj ve dezavantajları anlatılmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde Uluslararası Muhasebe Standartları, ülkemizce bu muhasebe standartlarından yararlanılarak oluşturulan Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ve Türkiye Muhasebe Standartlarını uygulayamayan işletmelere yönelik Büyük ve Orta Boy İşletmeler İçin Finansal Raporlama Standartları (BOBİ FRS)'nın tanımı ve mevzuatları ile TMS ve BOBİ FRS arasındaki farklar anlatılmıştır. Tezin son bölümünde ise TMS ve BOBİ FRS kapsamında yapılan akreditif işleminin muhasebeleştirilmesi ile akreditife yönelik ithalat ve ihracat işlemlerinin muhasebeleştirilmesi anlatılmıştır.
Sürdürülebilirlik raporlamasında güvence denetimi ve BİST'de bir araştırma
Şirketler ekonomik, çevresel ve sosyal refaha önemli katkı sağlayan kuruluşlardır. Bu kuruluşların faaliyetlerinin çevresel, ekonomik ve sosyal faktörler üzerindeki etkilerini gösteren sürdürülebilirlik raporları, günümüzde kurumsal raporlama anlayışının önemli unsurlarından biri olmuştur. Sürdürülebilirlik raporları, işletmelerin gönüllü faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu raporların yayınlanması ve rapor bilgilerinin güvenilirliği hakkında bağımsız güvence ihtiyacı son yıllarda güvence denetimini gündeme getirmiştir. Bu tez çalışması, güvence denetimi bağlamında, sürdürülebilirlik raporlamasının önemini ortaya koyarak, sürdürülebilirlik raporunun bilgi kullanıcılarına fayda sağlayıp sağlamadığının ve sürdürülebilirlik raporunun güvence denetiminden geçmesinin önemli olup olmadığının belirlenmesini içermektedir. Tez çalışmasının amacı, sürdürülebilirlik raporlarının niteliksel olarak değerlendirilebilmesine olanak sağlayabilecek ve GRI'nin içerik analizlerinde kullanılabilecek etkin bir puanlama modeli önermek ve uygulamaktır. Çalışmada, GRI 2000 ve ISO 14031 standartlarına dayalı Morhardt ve diğerleri(2002) tarafından oluşturulan, sürdürülebilirlik raporlama puanlama modeli kullanılmıştır. Söz konusu model GRI-G4 raporlama kılavuzuna göre genişletilmiştir. 0 ile 3 arasında toplam 91 gösterge (9 ekonomik, 34 çevresel ve 48 sosyal performans) puanlanmış ve şirketlerin sürdürülebilirlik raporlama puanları hesaplanmıştır. Sürdürülebilirlik raporlamasının belirleyicilerini güvence denetimi bağlamında anlamak araştırmanın temellerinden biridir. Yayınlanan sürdürülebilirlik raporlarının içeriklerinin, sürdürülebilirlik teorileri, standartları, riskleri ve performansları boyutları bağlamında incelenerek, kategorileştirilmiş temalar ile bir içerik analizi yapılması amaçlanmıştır. AA1000, ISAE3000, GRI Standartları ve bazı yerel standartların sürdürülebilirlik raporları ve entegre raporlar için güvence sağlamak amacıyla kullanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, çalışmada 2007 ve 2020 yılları arasında yayımlanmış 54 işletmeye ait toplam 341 adet sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporları gözden geçirilmiş ve 89'unun güvence denetiminden geçtiği belirlenmiştir. Nitel olarak gerçekleştirilen çalışma sonucunda, toplamda 20 işletmeye ait söz konusu 89 adet sürdürülebilirlik ve entegre faaliyet raporu incelenmiştir. Elde edilen veriler; MAXQDA 2020 nitel veri analiz programı ile içerik analizi gerçekleştirilerek; frekans tabloları, kod haritaları ve yüzdelik dilim grafikleri hazırlanmıştır.
Finans biliminde temel teoriler ve geçerliliklerinin testi üzerine denemeler: Borsa İstanbul örneği
Değişen piyasa koşulları ve yatırımcı psikolojisi gibi birçok unsur, finans teorilerinin genel varsayımlarından sapmalara yol açmakta ve bu teorilerin pratikteki karşılığı sorgulanmaktadır. Klasik finans teorilerinin piyasa davranışını ne derece açıkladığını tespit etmek; yatırımcılar, yöneticiler ve finans araştırmacıları için oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı, finans biliminin dayandığı bazı teori, hipotez ve ilkelerin geçerliliklerini güncel veriler ile Borsa İstanbul'da test etmektedir. Bu amaç doğrultusunda çalışma, çeşitli piyasa ve analiz yöntemleri kullanılarak tasarlanmıştır. Bir finansal yatırım kararı verilirken risk unsuru göz ardı edilmemesi gerekir. Bu bağlamda vadeli piyasalar, spot piyasalarda ortaya çıkan risklere karşı koruma sağlama özelliğinden dolayı sıklıkla kullanılmaktadır. Aynı zamanda bu iki piyasa arasındaki etkileşim yapısının araştırılması, hem teorik beklentileri değerlendirmede hem de yatırım kararları noktasında kullanılmaktadır. Bu kapsamda çalışmada spot ve vadeli piyasalar arasındaki eşbütünleşme ve nedensellik (öncül-ardıl) ilişkileri araştırılarak İşlem Maliyeti Hipotezi, Kaldıraç Hipotezi, Taşıma Maliyeti Hipotezi, Etkin Piyasa Hipotezi ve Çeşitlendirme İlkesi'nin değerlendirilmesi yapılmıştır. Aynı zamanda finansta birçok teori ve model için bir altyapı ilkesi olan risk-getiri rasyonelliği spot ve vadeli piyasa üzerinden sınanmıştır. Son olarak ise, yurt içi ve yurt dışı çeşitli piyasalar arasında Dinamik Koşullu Korelasyonlu Çok Değişkenli Stokastik Volatilite Modeli (DCC-MSV) kullanılarak volatilite yayılmaları hesaplanmış ve Uluslararası Portföy Teorisi'nin avantajları bu bağlamda araştırılmıştır. Çalışmadan elde edilen temel sonuç; BİST 30 Endeksi'nin davranışının araştırma kapsamına alınan finansın klasik teori ve ilkeleri ile desteklenmediği yönündedir. Ayrıca endeksin diğer piyasalarla genellikle birlikte hareket ettiği, aralarında yüksek derecede dinamik koşullu korelasyon değerine sahip olduğu, döviz kurları ve çeşitli uluslararası hisse senedi piyasaları ile volatilite yayılımları gösterdiği ve bunun sonucunda ise her geçen gün çeşitlendirme fırsatlarının azalabileceği tespit edilmiştir.
Türk bankacılık sisteminde kurumsal kredi derecelendirme süreçlerinde KOBİ'lerin kredibilitesinin değerlendirilmesi
Ülkemizde finansal sistem içerisinde bankacılık sektörü önemli bir yere sahip olmakla birlikte içinde bulundurduğu mekanizmalar ve disipline sistemler ile birçok unsuru barındırarak ekonomik yaşamsal alanların gelişmesi ve büyümesine büyük katkı sağlamış ve finansal alanların dışında kalan kimi değerleri finansal alanın içine dahil ederek sektörel alanlarını genişletmiştir. Bankaların tarihsel süreçlerin getirdiği tecrübe ve teknoloji ile gelişmesi ve büyümesi gerçekleşmiş, ülkelerin ekonomilerine kattıkları değerler ile adeta ekonomilerin odağı haline dönüşmüşlerdir. Bankalar fon fazlası olan birimlerden temin edilen kaynakları fon talep edenlere aktarılmasında önemli bir görev üstlenerek temel faaliyetleri olan kredilendirme işlevini icra ederler. Bu işlem karlı olduğu kadar çeşitli riskleri de içinde barındırdığından ayrı bir disipliner yaklaşım gerektirmektedir. Teknolojik gelişmeler, bankaların sermayelerine olumlu katkıları olduğu kadar tam tersi durumların yaşanmasına da neden olmuş ve ekonomik sistemlerin uluslararası bir boyut kazanması ile sistemin temel işlevi olan kredilendirme faaliyetlerinin analizleri gitgide ayrı bir fonksiyonel faaliyet alanı oluşturmuştur. Çalışma, ülkemizde ekonomik sistemlerin önemli bir parçası olan KOBİ'lerin kredi çalışmalarında kredi süreçlerinin nasıl işlediği, kredi karar mekanizmalarında görev yapan personeller için genel uygulamada kredi sürecinin safhaları ve hangi unsurların önem arz ettiği konular belirlenerek Türk Bankacılık Sisteminde kredi operasyonel ve kredi ağırlıklı işlevlerin incelenmesi, bilanço, gelir tablosu ve nakit akım tablosu verileri kullanılarak firma hakkında genel bilgilere ulaşılması sonucu muhasebe konulu aktarma ve arındırma işlemleri ile firmanın gerçek durumunu ortaya çıkarıp oran analizleri ile nicel ve nitel değerler konsolide edilerek firmanın bugünkü ve gelecekteki kredibilite değerliliğinin tespiti ile risk oluşturan faktörlerin firma yaşam sürelerini ne denli etkileyeceği belirlenecektir. Kredinin daha ziyade teknik boyutuna ilişkin mali analiz veya diğer analizler dışında mali olmayan kriterlerin de aslında mali veriler kadar önemli olduğu kurumsal kredilerin ilgilendiği diğer konular arasındadır. Çalışma üç bölümden oluşmakta olup birinci bölüm içeriğinde bankacılık sektörü, Türk bankacılık sistemi ve Türkiye'de faaliyet ve sermaye türlerine göre bankalardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde KOBİ'lerin Türkiye Ekonomisindeki yeri, bankalarla olan ilişkileri, kredi limit tahsis süreçleri, finansman ihtiyaçları, kredi limitlerinin belirlenmesi ve bilançolarında yapılan aktarma ve arındırma işlemleri ile firmalardan derecelendirme notu alınması, operasyonel faaliyetleri ile kredi süreç döngüsünün tamamlanmasından bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise ilgili süreçlere değinilerek imalat sektöründe faaliyet gösteren bir firmanın kredi talebinin değerlendirilmesi süreçleri incelenmiş ve konuyla ilgili literatür çalışması yapılmıştır. Ülkemizde faaliyet gösteren 8 adet kamu ve özel bankanın 15 uzman görüşüyle hazırlanan veri setleri finansal analize ek olarak durum analizi ile uygulamalı olarak ele alınmış, T.C Merkez Bankası Sektör Bilançoları ve literatür bilgisi esas alınarak tespit edilen kriterler derecelendirildikten sonra ayrıca yorumlanmıştır. Türk bankacılık sistemi'nin önemle üzerinde durduğu ana kriterler belirlenmiş olup daha önce ilgili literatüre ait çalışmalarda ele alınmayan ham ve düzeltilmiş verilerin firma kredi notuna etkisi hesaplanarak Türk Bankacılık Sistemi Genel Uygulamaları dahilinde nihai puana göre firma kredi teminat durumu tespit edilmiştir. Çalışma, literatüre katkı sağlamakla birlikte sektörde faaliyet gösteren KOBİ'lere kredilendirme süreçlerinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Nepotizm ve sosyo-duygusal refah ilişkisi: Aile işletmelerinde nitel bir çalışma
Aile işletmeleri kendilerine has yapıları, özellikleri, kültürleri, yönetim biçimleri, sorunları, ihtiyaçları, kurumsallaşma düzeyleri gibi daha birçok konuda akademik çevreler ve araştırmacıların odak noktasında yer almaktadır. Ancak yapılan araştırmalar aile işletmelerinin büyük bir kısmının süreklilik tehdidiyle karşı karşıya olduğunu ve ancak %2 sinin IV. kuşağa kadar gelebildiğini göstermektedir. Literatür ise ülke ekonomisinin can damarı olan aile işletmelerinde görülen bu sorunun en önemli nedenlerinden biri olarak nepotizm uygulamalarını işaret etmektedir. Bu nedenle çalışmanın amacı, özellikle aile işletmelerinde görülen ve işletmenin sürdürülebilirliğini etkileyen nepotizm uygulamalarına neden olan faktörleri ortaya çıkarmak ve bu faktörlerin Sosyo-Duygusal Refah (SDR) kavramı ile ilişkisini belirlemektir. SDR perspektifi aile işletmelerinin diğer işletmelerden nasıl farklılaştığının büyük bir kısmını açıklamaktadır. Bu kapsamda aile işletmelerinin nepotik davranışlarının arkasında yatan spesifik nedenlerin ortaya çıkarılması, aile işletmelerinde ekonomik olmayan gelirleri vurgulamak için kullanılan bir kavram olan SDR'nin anlaşılmasına katkı sağlayacaktır. Araştırma iki bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde; aile işletmesi, sosyo-duygusal refah, nepotizm kavramları açıklanarak kavramlarla ilgili literatür incelemelerine yer verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Nepotizm ve SDR temalarının nitel bir çalışma ile ele alındığı verilerin analiz sürecine ve araştırma bulgularına yer verilmiştir. Nepotizmin nedenlerini açıklayabilmek ve bu nedenlerin SDR ile ilişkisini ortaya çıkarabilmek amacıyla konu ile ilgili Manisa ilinde faaliyet gösteren 15 aile işletmesi temsilcisi ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Mülakatlar sonrasında metinler haline dönüştürülen veriler MAXQDA 2020 programıyla analiz edilmiştir. Analiz sonucunda SDR temasına ait kavramsal çerçeve sonucu belirlenen 5 alt boyuta ait toplamda 15 alt faktör ve bu faktörler için toplamda 33 kod oluşturulmuştur. Bu kodlar; SDR'nin her bir boyutunun, aile işletmelerine ekonomik olmayan benzersiz faydalar sağladığını ve SDR'nin ortak aile hedeflerinden oluşan şemsiye bir kavram olduğunu doğrulamaktadır. Nepotizm nedenini ortaya koyabilmek için yapılan analiz sonucunda Nepotizm temasına ait kavramsal çerçeve sonucu belirlenen 3 alt boyuta ait toplamda 4 faktör oluşturulmuştur. Bu faktörler nepotizmin; güven etkisi, hissedarlık etkisi, akrabalık bağı etkisi ve sermayenin korunması etkisi nedeniyle uygulandığını ortaya koymaktadır. Nepotizmin nedenleri ile SDR arasındaki ilişkinin ortaya konulması için yapılan analiz sonucunda ise temel varsayımları destekleyici bulgular elde edilmiştir. Buna göre; Nepotizme neden olan faktörler SDR ile güçlü bir ilişki içindedir ve bu faktörlerin içinde SDR temasına en çok vurgu yapan kavram "Hissedarlık Etkisi"dir.
Kurumsal yönetim ve sürdürülebilirlik kapsamında performans ölçümü : BIST 100 Endeksi işletmelerinde bir uygulama
Kurumsal Yönetim, paydaşların sorumluluk ve menfaatlerini dengede tutmaya yarayan politikaları içeren bir kavramdır. Sürdürülebilirlik kavramı ise, doğal dengesinden uzaklaşmaya başlayan çevre yapısının, gelecek nesillerin de doğal kaynaklara erişim kolaylığı sağlayabilmesi bakımından, bugün kullandığımız kaynaklarda tedbirli olunmasını gerektiren bilinçlilik hareketi olarak nitelendirilebilir. Günümüzde birçok işletme organizasyon yapılarını, kurumsallaşma ve sürdürülebilirlik kültürlerini benimseyerek oluşturmaktadır. Bu bağlamda, BIST bünyesinde de Kurumsal Yönetim ve Sürdürülebilirlik Endeksleri yer almaktadır. BIST bünyesinde yer alan işletmelerin bu endekslerde işlem görebilmeleri için belirli kriterleri sağlamaları gerekmektedir. Bunları sağlayabilen işletmelerin kurumsal yönetim ve sürdürülebilirlik uygulamalarında elde ettikleri başarı, finansal performansları üzerinde de etkiye sahiptir. Ayrıca, kurumsal yönetim ve sürdürülebilirlik politikalarının benimsenmesi, işletmelere faaliyet gösterdikleri sektörlerde çeşitli avantajlar sağlayabilmektedir Bu çalışma BIST 100 Endeksi şirketleri veri seti baz alınarak, 4 Kasım 2014 tarihinde oluşturulan Sürdürülebilirlik Endeksine katılım ile BIST Sürdürülebilirlik Endeksine kayıtlı işletmelerin çalışma sermaye yönetimi ve kurumsal yönetim politikaları etkileşiminin, finansal performans üzerinde etkilerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Ayrıca çalışmada, Kurumsal Yönetim endeksinde işlem gören işletmelerin diğer endekslerde işlem gören işletmelerle finansal performansının karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışma yöntemi olarak veri setinin uygunluğu dolayısıyla Panel Veri Analiz Tekniği belirlenmiştir. Performans ölçümünde iki bağımlı, dört bağımsız değişken kullanılmıştır. Performans ölçütleri olarak bağımlı değişkenler; Aktif Karlılık ve Düzeltilmiş Fiyat Değeri kullanılmıştır. Bağımlı değişkenleri etkileyebilme durumunu test etmeye yönelik bağımsız değişkenler ise, Nakit Devir Hızı, Cari Oran, Performans Oranları ve Kaldıraç Oranı olarak belirlenmiştir. Panel veri analizi iş akışında, verilerin tanımlayıcı istatistiklerinin belirlenmesinden başlayıp, yöntemde sıklıkla kullanılan sınamalar gerçekleştirilmiştir. Ardından verilerin kendi arasındaki bağlantıları ve varsa bağlantı sorunlarının giderilmesi sağlanmış, son olarak ise model denklemi oluşturma aşamasıyla son bulmuştur. Çalışma sonucunda Sürdürülebilirlik Endeksi ve Kurumsal Yönetim Endeksinde işlem gören işletmelerin finansal performansları, BIST 100 Endeksinde yer alan işletmelerin finansal performanslarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ancak sadece Sürdürülebilirlik Endeksinde işlem gören işletmelerin finansal performansında olumlu değişim tespit edilememiştir. Dolaysıyla Kurumsal Yönetim Endeksi kriterlerini sağlamanın işletmelerin finansal performanslarına olumlu katkı sunduğu tespit edilmiştir.
Makroekonomik faktörler ile Katılım 30 ve BİST 30 endekslerinin getiri-risk profilleri arasındaki ilişkisellik
2011:2 – 2020:4 arasındaki periyodu kapsayan çalışmada 111 aylık ve 2328 günlük veri seti ile çalışılmıştır. Çalışma iki farklı aşamayı kapsamaktadır. İlk aşamada Katılım 30 ve BİST 30 endekslerinin aylık olarak getiri-risk profillerinin belirlenmesine yönelik; riske göre düzeltilmiş metotlardan, Sharpe Rasyosu, Treynor Rasyosu ve Jensen Rasyosu kullanılmıştır. İkinci aşamada ise başlıca makroekonomik değişkenlerden; döviz kuru, altın fiyatları, enflasyon oranı, petrol fiyatları, faiz oranı, FTSE 100 endeksi ve S&P 500 endeksi kullanılarak; bu değişkenlerin Katılım 30 ve BİST 30 getiri-risk profilleri üzerinde olan etkileri araştırılmıştır. Araştırmada ilk olarak uygulanacak ekonometrik testlerin belirlenmesi amacıyla serilerin durağanlığı Genişletilmiş Dickey-Fuller (ADF) ve Phillips-Perron(PP) ile test edilmiştir. Değişkenlerden bazılarının seviyede bazılarının ise birinci fark düzeyinde durağan olmasından dolayı değişkenler arasındaki ilişkisellik ARDL Sınır Testi yöntemi kullanılarak araştırılmıştır. Katılım 30 getiri-risk profilinin ve BİST 30 getiri-risk profilinin bağımlı değişkenleri oluşturduğu iki farklı model kurulmuştur. Araştırma sonucunda Katılım 30 endeksinin her üç metota göre de riske göre düzeltilmiş getirilerinin BİST 30 endeksinin riske göre düzeltilmiş getirilerinden daha iyi bir performans sergilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca Katılım 30 endeksinin getiri-risk profili ile döviz kuru, enflasyon oranı, S&P 500 endeksi arasında pozitif yönlü; faiz oranı ve FTSE 100 endeksi arasında ise negatif yönlü bir ilişkiye ulaşılmıştır. Katılım 30 endeksinin getiri/risk serisi ile altın fiyatları ve petrol fiyatları arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye ulaşılmamıştır. BİST 30 endeksinin getiri-risk profili ile faiz oranı arasında negatif yönlü bir ilişki saptanırken; diğer bağımsız değişkenler ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkiye ulaşılmamıştır.
Döngüsel ekonomi kapsamında Türk tarım işletmelerinin etkinlik analizi: Çok kriterli karar verme teknikleriyle bir inceleme
Günümüzde yaşanan küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan teknolojik gelişmeler ve yoğun rekabet, işletmelerin, kaynaklarını daha etkin ve verimli kullanmalarını ve rakip firmalara karşı stratejik konumlarını ortaya koymalarını gerektirmektedir. Bu doğrultuda araştırmamın temel amacı, Borsa İstanbul'da (BİST) 2016-2021 yıllarında işlem gören tarım ve gıda sektöründe yer alan işletmelerin finansal verilerinden yararlanarak, bu işletmelerin kaynaklarını etkin ve verimli kullanıp kullanmadıklarını döngüsel ekonomi açısından araştırmaktır. Eğer varsa "Döngüsel Ekonomi"yi hayata geçirmiş olan işletmelerin etkinliklerinde ortaya çıkması muhtemel değişimleri tespit ederek, döngüsel ekonomiye önem veren ve vermeyen işletmelerin etkinliklerini karşılaştırarak Döngüsel ekonominin potansiyel faydalarına dikkat çekip, farkındalık yaratmaktır. Bu amaçla, Borsa İstanbul'a kayıt olmuş Türk tarım işletmelerinin mali tablolarından yararlanarak finansal veriler dikkate alınmış ve sektör içinde etkin olup olmadıkları Veri Zarflama Analizi ve Bulanık Veri Zarflama Analizi ile ortaya konmuştur. Ortak özelliklere sahip işletmelerin belirlenmesi için Kümeleme Analizi ve işletme performanslarının en iyiden en kötüye doğru sıralanabilmesi için TOPSIS gibi çok kriterli karar verme teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular döngüsel ekonomi yaklaşımıyla karşılaştırılarak, sonuçlar yorumlanmıştır. Araştırmamız toplam üç bölümden oluşmakta olup; birinci bölümde "Döngüsel Ekonomi" kavramı ile döngüsel ekonomi uygulamalarından bahsedilmiş ayrıca kalkınma planlarında tarımın önemi vurgulanmıştır. İkinci bölüm kapsamında; Veri Zarflama Analizi, Bulanık Veri Zarflama Analizi, TOPSIS ve Kümeleme Analizleri teorik açıdan incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise; Türk tarım sektöründe döngüselliğin araştırılması için BİST'e kayıtlı tarım ve gıda sektöründe yer alan 28 işletmenin Veri Zarflama Analizi ve Bulanık Veri Zarflama Analizi ile etkinlikleri, TOPSIS yöntemi ile performans sıralamaları ve Kümeleme Analizi ile de işletmeler arasındaki benzerliklerin ortaya konulmasına çalışılmıştır. Analize konu olan 28 işletmeden beşinin BİST Sürdürülebilirlik Endeksine kayıtlı olduğu ve bu işletmelerin hem etkinlik, hem de performans konusunda diğer işletmelere örnek konumunda oldukları ve bu işletmelerin diğer işletmelere kıyasla daha benzer özelliklere sahip oldukları tespit edilmiştir.
Hile riskinin tespitinde f-skor modeli ve hile beşgeni teorisi üzerine BIST'de yapılan bir araştırma
Dünya çapında yaşanan büyük muhasebe skandalları piyasada işlem gören işletmelerin hile riski tespitine olan ilgiyi daha da artırmıştır. Bu skandalların nedenleri araştırılarak ve yaptıkları işlemler incelenerek literatürde çeşitli hile tespit yöntemleri oluşturulmuştur. İşletmelerin hileli işlemlerinin tespitinin birçok yönden önemli olduğu açıktır. Hileli finansal raporlama ilgili taraflar için büyük kayıplara yol açmaktadır. Bunun önlenmesi amaçlı yapılan düzenlemeler ve konulan kanunlar yetersiz kalabilmektedir. İşletmeler muhasebe sisteminde açıklar bulup bunlardan yararlanarak, usulüne uygun olmayan kayıtlar yaparak ve çeşitli yollar ile gerçeği çarpıtarak hileli işlemlerini gizleyebilmektedir. Bunlara bağlı olarak hileli işlemlerin tespiti zorlaşmaktadır. Bundan dolayı bu araştırmanın amacı BIST'de faaliyet gösteren şirketlerin hile risklerinin tespit şekline bir bakış açısı kazandırmak ve araştırmada kullanılan değişkenlerin BIST şirketleri üzerinde hile risklerini tespit etmedeki rolünü incelemektir. Bu çalışmada öncelikle hile üçgeni olarak başlayan ve hile beşgeni olarak geliştirilen teoride bulunan hile faktörlerinin hileli işlemler üzerinde yol göstericiliği araştırılmıştır. Daha sonra hileli işlemlerin tahmini için oluşturulan modeller arasından 2011 yılında Dechow vd. tarafından geliştirilmiş F-skor modelinin finansal değişkenleri incelenmiştir. Bunların incelenmesi için Borsa İstanbul'da (BIST) işlem gören ve finansal faaliyet göstermeyen işletmeler arasından hileli işlem riski olanlar ve olmayanlar olarak iki grup oluşturulmuştur. Bu işletmelere ait 2017-2021 yılları arası yıllık rapor sonuçları incelenmiştir. Çalışmadaki verilerin analizi için SPSS programı kullanılmıştır. Bu program yardımıyla hile beşgeni teorisinde yer alan baskı, fırsat, rasyonelleştirme, kibir ve yetkinlik faktörlerinin hile riski olasılıklarını belirlemelerindeki etkisini ve ilişkisini incelemek üzere lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonucunda hile riski olasılığının belirlenmesi açısından baskı değişkeninin alt faktörleri olarak incelenen dış baskı, finansal hedef ve finansal istikrar ve diğer iki hile faktörü olan fırsat ve rasyonelleştirme arasındaki ilişki anlamlı çıkmış ancak yetkinlik ve kibir hile faktörleri model içerisinde anlamlı bulunamamıştır. Dechow F-skor finansal değişkenleri olan ticari alacaklardaki değişim, maddi olmayan duran varlıklardaki değişim, nakit satışlardaki değişim, RSST tahakkukları, aktif karlılığındaki değişim ve stoklardaki değişim değişkenlerinin Borsa İstanbul'da işlem gören şirketlerin hile riski olasılığını belirleme üzerindeki etkilerini ve ilişkilerini incelemek için de lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Bu analiz sonucunda sadece ticari alacaklardaki değişim ve maddi olmayan duran varlıklardaki değişimin arasındaki ilişki hile riski olasılığını belirleme açısından anlamlı çıkmıştır. Ticari alacaklardaki değişim ve maddi olmayan duran varlıklardaki değişim ile hile beşgeninde anlamlı çıkan bağımsız değişkenler dış baskı, finansal hedef, finansal istikrar, fırsat ve rasyonelleştirme ile yeni model kurulmuştur. Analiz sonucunda ticari alacaklardaki değişim, dış baskı, finansal hedef, fırsat ve rasyonelleştirme model içerisinde anlamlı bulunmuştur. Ancak maddi olmayan duran varlıklar ve finansal istikrar model içerisinde anlamlı bulunamamıştır. Bir sonraki aşamada anlamlı çıkan hile beşgeni faktörleri ile kurulan ilk model ve Dechow F-skor değişkenleri ile anlamlı çıkan hile beşgeni faktörleri ile kurulan ikinci model için F-skor değerleri hesaplanmış ve bu değerlerin manipülatör olan ve olmayan şirketleri ayırt etmedeki başarıları incelenmiştir. Son olarak hile risklerine göre gruplandırılan şirketlerin doğru sınıflandırılma bakımından karşılaştırmak üzere lojistik regresyon analizi ile yapay sinir ağları yöntemi uygulanmıştır. Sınıflandırma doğruluğu oranları model 1 ve model 2 için ayrı ayrı yapay sinir ağları ve lojistik regresyon analizi ile incelenip karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak her iki modelde de yapay sinir ağlarının az bir oranla dahi olsa, daha yüksek oranda doğru sınıflandırma yaptığı sonucu elde edilmiştir. Bu araştırmanın Borsa İstanbul'da faaliyet gösteren işletmelerin hile risklerinin tespitinde finansal ve finansal olmayan verilerin kullanılmasıyla modeller oluşturulması; oluşturulan modeller ile hile riskinin tespiti içi f-skor değerlerinin hesaplanması ayrıca hangi değişkenlerin Türkiye Borsası'nda hile riski tespitinde yol gösterici olabileceğinin istatistiki olarak incelenmesi açısından önemli ve özgün bir çalışma olduğu düşünülmektedir.
Elektrik özelleşmesinin tekstil işletmelerinin maliyetlerine etkisi: Maliyet analizi
Elektrik enerjisi milyonlarca insan tarafından kullanılan insan hayatı için oldukça önemli bir enerji türüdür. Elektrik enerjisi sektörü dünya ve ülke ekonomisinde oldukça önemli bir paya sahiptir. Elektrik enerjisi üretim yapan sektörleri de önemli düzeyde etkilemektedir. Bu sektörlerin başında tekstil sektörü gelmektedir. Tekstil üretimi, teknolojinin geliştirmiş olduğu makinelerle üretimi gerçekleşmektedir. Küresel rekabetin artması kalitesi yüksek olan ürünlerin daha düşük maliyet ile üretilmesini zaruri bir hale getirmiştir. Küresel piyasanın böyle bir şekil alması, tekstil işletmelerinde maliyetin ve maliyet muhasebesinin önemini da arttırmaktadır. Çalışmanın amacı, özelleşen elektrik enerjisinin tekstil işletmelerindeki maliyetine etkisini ortaya koymaktır. Bu doğrultuda elektrik enerjisi sektörünün yeni oluşumu, tekstil sektörünün gelişimi ortaya konularak, tekstil sektöründe girdi olarak kullanılan elektrik enerjisi fiyatının ürün üzerindeki maliyet etkisi tespit edilmesi için Safha Maliyet yöntemi kullanılmıştır. Gaziantep'te faaliyet gösteren emsal iki işletmeninin üretime konu olan ürünlerin maliyet yapısı bu işletmelere hizmet veren SMMM ofisinden temin edilmiştir. İşletmelerin ismi değiştirilerek ve verilerin gerçekliğine bağlı kalarak; sayısal işlemlerin kolaylaştırılması amacıyla rakamların sıfırları azaltılıp tam sayı şeklinde bir düzeltme yapılmıştır. Elektriğin özelleştirilmesi sonucu serbest tüketici olarak tedarikçisini seçme hakkını kullanan Y tekstil A.Ş, X Tekstil A.Ş 'ye göre her iki tür üründe de birim başına 0,24 Türk Lirası daha az maliyete katlanmıştır. Gaziantep'te faaliyet gösteren emsal iki şirket olan X A.Ş ve Y A.Ş Tekstil üretim işletmesinde karşılaştırmalı olarak anlatılmaktadır. Kelimeler: Elektrik Enerjisi, Tekstil İşletmesi; Maliyet muhasebesi, Özelleştirme
Muhasebe meslek mensuplarının teknostres algısı ve demografik değişkenler bakımından etkileri
Bilişim teknolojileri hem bireysel hem de örgütsel bağlamda günlük hayatımızla bütünleşmiş, adeta bir parçası haline gelmiştir. İşgörenlerin yoğun teknoloji kullanımından kaynaklanan yaşadıkları zorlanma ve strese "teknostres" denir. Teknostres kavramı, stresin bir türüdür ve tekno-aşırı yük, tekno-karmaşıklık, tekno-belirsizlik, tekno-istila ve tekno-güvensizlik olmak üzere beş boyuttan meydana gelmektedir. Çalışmanın amacı muhasebe meslek mensuplarının demografik özellikleriyle teknostres seviyeleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Uygulama dijital bir platform üzerinden Türkiye genelinde farklı bölgelerde faaliyet gösteren rastgele 533 meslek mensubuna yapılmıştır. Anket, birinci bölümde meslek mensuplarının demografik özelliklerine ilişkin sorulardan oluşmaktadır. İkinci bölümde de teknostres ölçeğine ilişkin ifadelere yer verilmiştir. Çalışmada muhasebe meslek mensuplarının demografik özelliklerinin teknostrese etkilerini öğrenmek amaçlanmıştır. Verilerin analizinde SPSS programı kullanılmıştır. Çalışma sonucunda yaş, görev süresi, unvan, çalışma şekilleri, aylık gelir ve belgeye sahip olma durumu değişkenlerinin meslek mensuplarının teknostres seviyesini etkilediği tespit edilmiştir. Cinsiyet ve işyerinde çalışan sayısı değişkenlerinin meslek mensuplarının teknostres seviyesini kısmen etkilediği, medeni durum, eğitim durumu ve çalışılan coğrafi bölgenin meslek mensuplarının teknostres seviyesini etkilemediği sonucuna varılmıştır.
Bir tekstil işletmesinde endüstri 4.0 bileşenlerinin üretime etkileri üzerine bir nitel araştırma
Geleceğin sanayi üretimini şekillendirecek ve günümüzde de birtakım gelişmelere neden olan Endüstri 4.0'ın bileşenlerine; Büyük Veri ve Analizi, Akıllı Robotlar, Simülasyon, Yatay/Dikey Yazılım Entegrasyonu, Nesnelerin İnterneti (IoT), Siber Güvenlik, Bulut Teknolojisi, Eklemeli Üretim, Artırılmış Gerçeklik gibi teknolojiler sayılabilmektedir. Endüstri 4.0 uygulamaları gittikçe artmakta ve özellikle üretimde etkisini göstermeye devam etmektedir. Endüstri 4.0 stratejisi; üretim süresini, maliyetleri ve üretim için ihtiyaç duyulan enerji miktarını azaltıp, üretim miktarını ve kalitesini arttırmaktır. Endüstri 4.0 stratejisini kapsayan bu faktörler, aynı zamanda üretim yönetiminin amaçları ile de örtüşmektedir. Üretim yönetiminin amaçları; kalite, miktar, zaman ve maliyet olarak dört temel faktörden oluşmaktadır. Üretim yönetiminin temel amacı bu dört faktörü harmanlayarak tüketicinin istediği mal ve hizmeti üretmektir. Bu bağlamda Endüstri 4.0 bileşenleri ve stratejisi ile üretim yönetiminin amaçlarını gerçekleştirmek ve geliştirmek daha mümkün olmaktadır. Bu araştırma İzmir'de Endüstri 4.0'ın öncü firmalarından olan büyük ölçekli bir tekstil firmasında, Endüstri 4.0 bileşenlerinin firmada miktar, kalite, zaman ve maliyet açısından, nerelerde uygulandığını, firmanın uygulama süreçlerini nasıl etkilediğini ve ne gibi değişikliklere sebep olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırma nitel bir araştırma olup, araştırma verileri gözlem, ses kaydı, doküman incelemesi ve derinlemesine mülakat tekniği ile toplanmıştır. Toplanan veriler incelendikten sonra örnek olay analizi ile çözümlenmiştir. Buna göre yapılan analiz sonucunda, kurumda Endüstri 4.0 bileşenlerinin güncel olarak kullanıldığı, kalite, miktar, zaman, maliyet açısından kurumun tüm departmanlarında, özellikle üretim alanında olumlu sonuçlar yarattığı ortaya konmuştur. Anahtar kelimeler: Endüstri 4.0, Endüstri 4.0 Bileşenleri, Üretim yönetimi, Sanayi Devrimleri
Politik pazarlama uygulamalarının İstanbul Büyükşehir Belediye Seçimleri üzerindeki etkisi: 1994-2019 dönemi
Modern çağın getirdiği dinamizm, toplumlarda olduğu gibi siyasal yaşamı da etkilemekte ve bu dinamizmin sonucunda oluşan yenilikler, siyasete yön vermektedir. Siyasal yaşamda yer alan aktörlerin seçmenlere yönelik mesajlarını iletirken kullandıkları iletişim araçları ve seçmenlere verdikleri mesajların içerikleri, seçim başarısına etki eden unsurlar arasında sayılmaktadır. Dolayısıyla, liderler ve adayların konuşmalarında politik pazarlama uygulamalarına yönelmesi, siyasal yaşamda başarıya ulaşmanın bir yolu olarak görülmektedir. Siyasal yaşamda yeni kullanılan bir kavram olarak politik pazarlamada amaçlanan, politik tüketici davranışını yönlendirerek siyasal başarının kazanılması için politik pazarlama karması elemanlarının aktif olarak kullanılmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda izlenmesi gereken yol, siyasal çalışmaların politik tüketici olarak tanımlanan seçmenlerin ihtiyaç, talep ve beklentilerini yansıtacak doğrultuda tasarlanmasıdır. Dolayısıyla politik tüketici davranışına yönelik yapılan politik pazar araştırmasından elde edilen sonuçların doğru bir şekilde analizinin yapılması ve uygulanacak olan bütün politik faaliyetlerin o yönde belirlenmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın amacı, 1994 İBB Başkan Adayı Recep Tayyip Erdoğan ve 2019 İBB Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu'nun adaylıklarının açıklandığı tarihten seçimlere kadar geçen süre içerisinde merkez medyada yer alan yazılı basında yaptıkları konuşma içeriklerinin içerik analizi yöntemiyle analiz edilerek politik pazarlama karması açısından değerlendirilmesi ve İBB Başkanlığı görevini kazanan iki adayın politik tüketici tercihini kazanırken seçmenlere verdikleri mesajların incelenmesidir. İBB Başkanlığı için göreve talip olan iki adayın adaylıklarının duyurulmasından itibaren seçimlere kadar yaptıkları konuşmalar, çalışmada içerik analizi yoluyla incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Ürün-Satış-Pazar Odaklı Politik Mamuller, Politik Pazarlama, Politik Pazarlama Karması, Politik Tüketici, Politik Tüketici Davranışı, Siyaset Tasarımı, İçerik Analizi, Politik Pazarlamada Lider, İstanbul Büyükşehir Belediyesi.
Muhasebe hata ve hilelerinin kast unsuru açısından değerlendirilmesi
Gelişen teknoloji ile beraber artan finansal ilişkiler işletmelerin daha fazla gelir elde etmek için vergi kaçırmaya yöneltmektedir. Bir işletmenin vergi kaçırabilmesi için kullanabileceği yöntemler ise finansal tablolarında yapacağı muhasebe hata ve hileleridir. Doktrinde muhasebe hata ve hilelerinin nasıl ayırt edileceği hususu tartışmalı bir alandır. Çünkü yapılan fiiller birbirlerine o kadar benzer ki kontrolü yapacak kişiler de hata veya hile ayrımı yapma konusunda tereddütte düşebilmektedir. Yanlış yorumlanan bir fiilden dolayı kişiler yargılanabilir ve sonuç olarak ceza alabilirler. Bu durum Hukuk Devleti ilkesini zedeleyebilir. Bu çalışmamızda muhasebe hata ve hilelerini açıklayarak; yapılma nedenleri, türleri ve farkları anlatılmıştır. Daha sonra Türk Hukuk sistemindeki hata ve hile başlıkları anlatılarak, ceza hukuku açısından hata ve hileyi birbirinden ayırmaya yarayan en büyük fark olan kast konusu anlatılmıştır. Hata ve hileyi birbirinden ayıran en temel unsur ise kasttır. Yapılan işlem bilerek ve istenerek yapılıyorsa kasıtlı olarak yapılmıştır. Hile kastla yapılıyorken; hata, bilgisizlikten, tecrübesizlikten meydana gelmektedir. Lakin işlemin kasıtlı olarak yapılıp yapılmadığının tespiti maalesef çok zor olup; uygulamada işlemin tespiti açısından sıkıntılar meydana gelmektedir. Bu çalışmamızda sonuç olarak muhasebe hata ve hilelerinin tespiti açısından dikkat edilmesi gereken hususlar anlatılmaya çalışılmıştır.
Muhasebe mesleği ve dijital dönüşüm: Muhasebe meslek mensuplarının dijital okuryazarlık düzeyinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Bu çalışma muhasebe meslek mensuplarının muhasebe dijital okuryazarlık düzeylerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ayrıca muhasebe meslek mensuplarının tanımlayıcı özelliklerine göre dijital muhasebe okuryazarlık düzeylerinde farklılaşma olup olmadığını da incelemektir. Amaç doğrultusunda hazırlanan anket formu; 2022-2023 yıllarında kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen 392 muhasebe meslek mensubuna uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 22.0 programı aracılığı ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda; muhasebe meslek mensuplarının yüksek düzeyde muhasebe dijital okuryazarlık düzeylerinde oldukları saptanmıştır. Muhasebe meslek mensuplarının cinsiyetlerine göre muhasebe dijital okuryazarlık düzeylerinde farklılaşma bulunmazken, araştırmada ele alınan diğer tanımlayıcı özelliklerine göre (yaş, kıdem, eğitim durumu, unvan, dijital sistemleri etkin ve verimli kullanma eğitimi alma, yeni teknoloji ve dijital sistemlerin nasıl öğrenildiği, muhasebe mesleğinde yaşanan dijitalleşmenin muhasebenin hangi fonksiyonu açısından daha fazla yarar sağladığını düşünme) istatistiksel açıdan farklılaşmaların olduğu görülmüştür.
7101 sayılı yasa kapsamında iflasın ertelenmesi sürecinden konkordato sürecine geçiş
7101 sayılı kanunla birlikte geçmişte uygulanan iflasın ertelenmesi kurumu tamamen yürürlülükten kaldırılmış olup bunun yerine geçmesi adına mevzuatımızda var olan konkordato, yapısal değişikliklerle hükümlerinin kapsamı geliştirilmiştir. İflas ve ticaret hukukuna ilişkin bazı rehabilite çalışmaları, kendini konkordato sürecinin yeniden etkin hale getirilmesi şeklinde tasarlanmış olup konkordato uygulaması, mali yapısı bozulan borçlular bakımından ön plana çıkmış ve etkin bir kurum haline gelmiştir. Yapısal değişiklikler nedeniyle, çalışmamız kapsamında uygulamada konkordato sürecinde yaşanması muhtemel belirsizliklerin giderilmesi için açıklayıcı bilgilere yer verilmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Bu çalışma iflasın ertelenmesinin yerine geçmesi adına konkordato kurumunu incelemektir. Çalışma kapsamında iflasın ertelenmesi süreci ayrıntılı olarak incelenerek konkordato kurumunun mukayeseli analizi yapılmıştır. Çalışmanın konusu oldukça yeni bir konu olması nedeniyle bu çalışma, ilgili alana katkı sağlamayı hedeflemektedir. Çalışmada 2004 sayılı kanunda geçen iflasın ertelenmesi ile ilgili maddeler ve 7101 sayılı kanun ile getirilen düzenlemeler sonucunda konkordato ile ilgili maddeler arasındaki benzer ve farklı yönler ortaya konulmuş olup konkordato kurumunun uygulanabilirliği hakkında öneriler yer almaktadır.
Psikolojik sermaye, örgütsel vatandaşlık davranışı ve sapma davranışı: İlişkisel bir perspektif
Bu çalışmanın amacı psikolojik sermayenin örgütsel vatandaşlık davranışı ve sapma davranışı üzerindeki etkisini araştırmaktır. Psikolojik sermaye "umut, iyimserlik, öz yeterlilik ve dayanıklılık" olmak üzere dört boyuttan oluşmaktadır. Bu araştırmada örgütsel vatandaşlık davranışı ve sapma davranışı bireye yönelik ve örgüte yönelik olmak üzere iki boyutta ele alınmıştır. Bu bağlamda psikolojik sermaye ile örgütsel vatandaşlık davranışı ve sapma davranışı arasındaki ilişkiyi incelemek için TRC1 Bölgesinde yer alan Gaziantep, Adıyaman ve Kilis illerindeki Sanayi ve Ticaret Odalarına kayıtlı üretim sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin beyaz yakalı çalışanlarına ve onların yöneticilerine anket yapılmıştır. Araştırmada iki aşamalı yöntem uygulanmış, başka bir ifade ile iki farklı anket kullanılmıştır. Bu çerçevede, yöneticiler astları olan beyaz yakalı çalışanların bireye ve örgüte yönelik vatandaşlık ile sapma davranışlarını değerlendirirken; astlar ise kendi psikolojik sermaye düzeylerini belirlemiştir. Toplamda 284 beyaz yakalı çalışan ile 102 yönetici araştırmaya katılmıştır. Anket yöntemi ile toplanan veriler çeşitli istatistiki yöntemlerle analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre psikolojik sermaye boyutlarından iyimserlik, dayanıklılık, umut ve öz yeterliliğin bireye yönelik vatandaşlık davranışına pozitif yönde etki ettiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte iyimserlik, dayanıklılık ve umudun örgüte yönelik vatandaşlık davranışına pozitif yönde etki ettiği saptanırken; öz yeterlilik ile örgüte yönelik vatandaşlık davranışı arasında istatistiki açıdan anlamlı bir ilişkiye rastlanılmamıştır. Son olarak, dayanıklılık, umut ve öz yeterliliğin bireye ve örgüte yönelik sapma davranışını negatif yönde etkilediği tespit edilirken; iyimserlik ile bireye ve örgüte yönelik sapma davranışı arasında istatistiki açıdan anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir.
Muhasebe meslek mensupları ile mükellefler arası ilişkilerde karşılıklı sorunlar ve güncel çözüm önerileri: İzmir ilinde bir uygulama
1989 yılı 3568 sayılı Serbest Muhasebeci, Serbest Muhasebeci Mali Müşavir, Yeminli Mali Müşavir Kanununun uygulanması ile muhasebe mesleği yasal bir altyapıya sahip olmuştur. 3568 Sayılı kanuna göre Muhasebe Meslek Mensupları; Serbest Muhasebeci (SM), Serbest Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM), Yeminli Mali Müşavir (YMM) olarak üç başlığa ayrılmıştır. 2008'de yapılan değişiklikle Serbest Muhasebenin adı kanundan çıkarılmıştır. Bu kanun, muhasebe meslek mensuplarının faaliyetlerine ilişkin ilke ve kuralları düzenlemenin yanı sıra mesleki sorunların çözülmesine ve muhasebe mesleğinin toplumsal olarak tanınmasına da ön ayak olmuştur. Meslek mensupları meslek gereklerini yerine getirirken, verileri işleyip bunlar hakkında sonuçlar elde edip ve bunları bilgi kullanıcılarına sunarken toplumu da düşünerek çalıştıkları için bu bağlamda sorumlulukları büyük önem taşımaktadır. Sosyal sorumluluk bilinciyle mesleki faaliyetlerini yürütürken birçok sorunla karşı karşıya kalırlar ve bunların çözümü için farklı beklentileri vardır. TÜRMOB, meslek odaları ittifakı olarak meslek mensuplarının biriktirdikleri sorunlara ve ticaret meslek odalarından beklentilerine çözüm bulmak için yoğun bir şekilde çalışıyor olsa da çözülmesi gereken sorunlar ve beklentiler hala mevcuttur. Bu çalışmanın amacı, 3568 sayılı kanunda yapılan değişiklik sonrası İzmir genelinde muhasebe meslek mensuplarının mesleki faaliyetlerini yürütürken karşılaştıkları sorunları ortaya koymak, mükellefler ile çatışmaları analiz etmek, ortak bir noktada buluşmalarını sağlayabilecek tavsiyelerde bulunmak, yapılabileceklerin altını çizmektir. Sorunların karşılıklı olarak analiziyle hem meslek mensuplarının hem de mükelleflerin sıkıntılarını ortaya koyabilmek ve yapılan hataların analizini sunabilmek çalışmamızda amaçlanmıştır. Bu bağlamda hazırladığımız ankette, İzmir'de çalışan Meslek Mensupları için SPSS istatistik paket programı kullanılarak anketten elde edilen verilerin analiz edilmesi ve anket sonuçlarıyla uyumlu olarak sonuçların yorumlanması, değerlendirilmesi ve çözüm yollarının saptanması amaçlanmıştır. Yapılan anket çalışmamızda elde ettiğimiz veriler ile analizinde bulunduğumuz sorunlar çoğu meslektaşı benzer sorunlarda buluşturmuştur. Yaşanan sorunlar belli başlıklarda toplanmıştır. Bunlar muhasebe ücreti, mükelleflerin eksik bilgilendirilmesi, büyük ve küçük bazlı işletmelerde evrak bazlı yaşanan sorunlar, meslek odaların eğitimleri ve geliştirilebilirliği, mesleğin saygınlığı ve meslektaş çalışanların yaratmış olduğu haksız rekabet ile mücadele olarak söylenebilir. Çalışmamızın son aşamasında yaşanılan sorunların tespit edildiği ve sonucunu tespit edebildiğimiz bölüm yer almaktadır. Anahtar kelimeler; Muhasebe, Muhasebe mesleği, Muhasebe meslek mensuplarının sorunları, Mükelleflerin sorunları, Meslek mensuplarının beklentileri, Mükelleflerin beklentiler.
BİST 100'de yer alan imalat işletmelerinin TFRS 15 müşteri sözleşmelerinden hasılat standardına uyum düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırmanın temel amacı, BIST 100' de yer alan imalat işletmelerinin TFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardında yer alan açıklama zorunluluklarına uyum düzeylerini belirlemek ve belirlenen uyum düzeyi ile işletme özellikleri arasında bir ilişkinin var olup olmadığını tespit etmektir. Tezin birinci bölümünde, hasılat ve sözleşmeye ilişkin tanımlar ve yasal düzenlemeler üzerinde durulmuş, ikinci bölümde TFRS 15 müşteri sözleşmelerinden hasılat standardı örneklerle açıklanmış, üçüncü bölümünde ise BIST 100' de yer alan imalat işletmelerinin TFRS 15 Müşteri Sözleşmelerinden Hasılat Standardı açıklama gerekliliklerine uyumu üzerinde durulmuştur. Belirlenen amaca ulaşmak için oluşturulan model ve hipotezlerin test edilmesine yönelik olarak BIST 100' de yer alan 41 adet imalat işletmesinin 2020 yılı faaliyet raporları incelenmiş ve standartta yer alan açıklama gereklilikleri Microsoft Excel programına aktarılarak uyum endeksi belirlenmiştir. Daha sonra korelasyon analizi ile belirlenen endekse etki edebilecek olan işletme özellikleri (firma yaşı, denetçi türü, borsa yaşı, aktif karlılık oranı, kaldıraç oranı) ile uyum düzeyi arasındaki ilişki belirlenmiştir. Ardından oluşturulan hipotezler çoklu doğrusal regresyon analizi ile test edilmiştir. BIST 100' de yer alan imalat işletmeleri için uyum düzeyinin %38 olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda denetçi türü ve kaldıraç oranının uyum düzeyi üzerinde pozitif ve anlamlı etkiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında firma yaşı, borsa yaşı ve aktif karlılığın uyum düzeyi üzerinde bir etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: TFRS 15, Hasılat, Finansal Açıklamalar, Müşteri Sözleşmeleri
Esnek işgücü piyasası bağlamında örgütsel bağlılığın konumu
Örgütsel bağlılık kavramı, çalışan sadakatinin örgüte ve kişiye olan faydalarından ötürü literatürde oldukça büyük bir ilgi konusu olmuştur. Her geçen gün daha da esnekleşen çalışma ilişkileri dünyasında çalışanların örgütlere karşı bağlılıklarının nasıl gelişeceğini incelemek büyük önem taşımaktadır. Bu tezin amacı, esnek işgücü piyasasının mevcut örgütsel bağlılık anlayışını nasıl etkilediğini incelemektir. Bu doğrultuda, nitel araştırma yöntemi benimsenerek, uzaktan çalışan 13 katılımcı ile derinlemesine görüşme yapılmıştır. Araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla katılımcılarla yüz yüze ve çevrimiçi toplantılar gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler MAXQDA 2022 ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları, örgütsel bağlılık kavramının öneminin azaldığını göstermektedir. Bulgulara göre, uzaktan çalışanların bağlılıklarının odağında örgüt bulunmamaktadır ve çağdaş istihdam ilişkilerinde örgütsel bağlılık, değişime ve yenilikçi bakış açısına engel teşkil eden potansiyel bir tehlike olarak değerlendirilmektedir. Sonuç olarak, esnek işgücü piyasasında örgütsel bağlılık olgusuna karşı olumsuz bir tutum gelişmektedir. Anahtar Kelimeler: örgütsel bağlılık, esnek işgücü piyasası, uzaktan çalışma
Kişilik özellikleri ile iş tatmini arasındaki ilişki: Uzaktan çalışma modeli bağlamında bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, beş faktör kişilik özelliklerinin iş tatmini ile ilişkisinin, uzaktan çalışma modeli bağlamında aydınlatılmasını sağlamaktır. Bu doğrultuda, Manisa ve İzmir illerinde ikamet eden ve uzaktan çalışan 254 kişilik bir örnekleme anket tekniği uygulanmak suretiyle bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Araştırmada kullanılan anket formu, iki ölçek ve örneklemin demografik yapısını belirlemeye yönelik hazırlanmış sorulardan oluşmaktadır. Araştırmada beş faktör kişilik özellikleri ve iş tatmini arasındaki ilişkiyi saptamak için korelasyon analizi ve regresyon analizi yapılmıştır. Araştırmada bireylerin kişilik özelliklerini ölçmek için kullanılan ölçek, Jhon, Donahue ve Kentle tarafından 1991 yılında geliştirilen Beş Faktör Kişilik Özellikleri ölçeğidir. Araştırmada, Gümüş'ün (2009) çalışmasından aktarılarak, Alkan (2007) tarafından Türkçeye uyarlanmış hali kullanılmıştır. Bireylerin iş tatminlerini ölçmek için kullanılan ölçek Weiss vd. tarafından 1967 yılında geliştirilmiş olan Minnesota İş Tatmini ölçeğidir. Araştırmada, Baycan (1985) tarafından Türkçeye uyarlanmış hali kullanılmıştır. Her iki ölçeğin de yapılan analizler sonucu geçerlilik ve güvenilirlik değerlerinin uygun olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda dışadönüklük ve sorumluluk kişilik özelliği ile iş tatmini arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir diğer önemli bulgu ise dışadönüklük ve sorumluluk kişilik özelliklerinin iş tatmini seviyesini belirlemede anlamlı değişkenler olduğudur. Bu değişkenler iş tatmini seviyesini pozitif yönde etkilemekledir. Anahtar kelimeler: Beş faktör kişilik özellikleri, İş tatmini, Uzaktan çalışma
Türkiye'de faizsiz finans muhasebe standartlarının katılım bankacılığı yatırım enstrümanları ile ilişkisi
Günümüz dünyasında katılım bankaları ve katılım bankacılığı faizsiz finans ürünlerinin önemi yadsınamayacak bir boyuta gelmiştir. Hem Türkiye'de hem de dünyada katılım bankaları artmakta ve katılım bankalarına olan ilginin sadece Müslüman toplumlarda değil, Müslüman olmayan toplumlarda da tercih edildiği görülmektedir. Katılım bankaları, faizsiz finans anlayışına sahip işletmeler olmasından dolayı konvansiyonel bankalarda olduğu gibi faiz merkezli bankacılık sisteminden farklı bir yaklaşım sunmaktadır. Katılım bankacılığı, faizsiz finans ilkeleri ve temel yaklaşımı olan "paylaşımcılık" anlayışına dayanmaktadır. Önemi ve popülaritesi artan katılım bankaları tıpkı konvansiyonel bankalarda olduğu gibi finansal işlemlerinde dikkate aldığı Uluslararası Finansal Raporlama Standartları'dır. Bununla beraber günümüzde üzerine çalışmalar yapılan ve daha da geliştirilmeye çalışılan Faizsiz Finans Muhasebe Standartları karşımıza çıkmaktadır. Dünyada ortak muhasebe dili oluşmasını sağlayan Uluslararası Finansal Raporlama Standartları çerçevesinde hazırlanan Faizsiz Finans Muhasebe Standartları katılım bankalarının finansal faaliyetlerinde bir çerçeve görevi üstlenmektedir. Bu noktada çalışmada hem Türkiye'de hem dünyada sayıları gittikçe artan katılım bankaları ele alınıp Türkiye'de faaliyet gösteren katılım bankaları incelenmiş ve Faizsiz Finans Muhasebe Standartları ile ilişkisi açıklanmıştır.
Psikolojik sermaye bileşenlerinin sosyal kaytarma davranışına etkisinin incelenmesi: Beyaz yakalılar üzerine bir araştırma
Bu çalışma ile çalışanların psikolojik sermaye bileşenlerinin, sosyal kaytarma davranışlarına ne şekilde etki ettiğini incelemek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda Ege bölgesinde istihdam edilen 415 beyaz yakalıdan anket aracılığı ile veri toplanmıştır. Kullanılan anket formu katılımcıların demografik yapısını belirlemeye yönelik ifadeler ve araştırma değişkenlerini ölçmek için kullanılan iki ölçeğe ait ifadelerden oluşmaktadır. Araştırmada psikolojik sermaye ve bileşenleri ile sosyal kaytarma arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon ve regresyon analizi yapılmıştır. Katılımcıların psikolojik sermaye düzeylerini belirlemek için Luthans ve arkadaşları (2007) tarafından geliştirilen, Çetin ve Basım'ın (2012) dilimize uyarladığı psikolojik sermaye ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların sosyal kaytarma düzeylerini belirlemek için de Mulvey ve Klein (1998) tarafından geliştirilen Gök ve Koca (2016) tarafından dilimize uyarlanan kişinin kendi sosyal kaytarmasını ölçen ölçek kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda iki ölçeğin de geçerlilik ve güvenilirlik değerlerinin uygun olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonucunda psikolojik sermaye ve bileşenlerinin sosyal kaytarma ile negatif ve anlamlı ilişki içinde olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Ayrıca psikolojik sermaye ve bileşenlerinin sosyal kaytarmayı negatif yönde etkilediği de araştırmanın bir diğer bulgusudur.
Türkiye'de Suriyeli çalışanların toplumsal kültürel değerler bağlamında incelenmesi
Çalışanların kültürel değer yargılarının anlaşılması, yönetimin doğru örgütsel kararları almalarını ve uygulamalarını sağlar. Bu, sağlıklı bir çalışma ortamı yaratmaya, kaynakların israfını önlemeye ve hataları en aza indirmeye yardımcı olacaktır. Suriyeli çalışanların kültürel değer yargılarının anlaşılması, kurumların doğru yönetimine tüm çalışanlar için uygun bir yönetimsel davranışta bulunma fırsatı sağlayabilecek ve Suriyeli çalışanların Türk iş kurumlarına uyum sürecini kolaylaştırabilecektir. Bu çalışmada İzmir, İstanbul ve Gaziantep olmak üzere üç ilde yaşayan Suriyeli çalışanların Hofstede'in belirlediği kültürel değer boyutları (Güç mesafesi, Bireyselcilik-Toplulukçuluk, Erillik-Dişillik, Belirsizlikten Kaçınma ve Hoşgörü-Kısıtlama) incelenmiştir. Bununla birlikte çalışanlarının demografik özellikleri olan cinsiyet, yaş, eğitim seviyesi ve yetiştirildiği yerin kırsal ya da şehir olması, kültürel değerleri ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Hofstede'in Değerler Anketi Modülü 2013 kullanılmıştır. Toplam 356 Suriyeli çalışandan internet ortamında veri toplanmıştır. Yapılan analizlerin sonuçlarına göre Türkiye'deki Suriyeli çalışanların yüksek güç mesafesi ve toplulukçu kültürel değerlerini koruduğu, eril ve kısa vade bir toplumdan dişil ve uzun vade yönelimli bir topluma dönüştüğü ve hoşgörülü kültürel değerlere sahip olduğu bulunmuştur. Suriyeli çalışanların demografik özellikleri ile kültürel değerleri arasındaki ilişki incelendiğinde cinsiyet ve yaş değişkenlerinin kültürel değerler üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı, ancak eğitim düzeyinin bireyselcilik-toplulukçuluk ve belirsizlikten kaçınma kültürel değerleri üzerinde etkisi olduğu, yetişme yerinin şehir ya da kırsal olmasının ise erillik-dişillik kültürel değerleri üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kültür, Hofstede Kültür Boyutları, Türkiye'de Suriyeli Çalışanlar, VSM 2013.
Türkiye'de girişim sermayesi yatırım ortaklıkları ve BIST'e kayıtlı girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının finansal performanslarının analizi
Bu çalışmada, Türkiye'de BIST'e kayıtlı girişim sermayesi yatırım ortaklıklarının finansal performanslarının analizinin hem rasyo analizleri kullanılarak hem de çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan TOPSIS (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution) yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada ilk olarak, girişim sermayesi kavramı, girişim sermayesinin Türkiye'deki gelişimi ve girişim sermayesi yatırım ortaklıklarına ilişkin esaslar ile BIST'e kayıtlı girişim sermayesi yatırım ortaklıklarına ait bilgilere yer verilmiştir. Ardından, halihazırda Türkiye'de faaliyet göstermekte olan ve BIST'e kayıtlı 6 girişim sermayesi yatırım ortaklığının 2016-2021 yıllarına ait likidite, faaliyet, mali yapı ve kârlılık oranları kullanılarak şirketlerin finansal performansları hem şirket bazında hem de karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) sistemindeki analiz edilebilir verilerin toplanmasına 2016 yılında başlandığından, çalışmada yer alan şirketlerin finansal oranları hesaplandığında birbirlerinden ve genel kabul görmüş oranlardan çok farklı sonuçlar elde edildiğinden; girişim sermayesi yatırım ortaklığı sektörünün ortalama finansal oranları analiz açısından büyük önem kazanmıştır. Bu nedenle; elde edilen verileri anlamlı bir şekilde analiz edebilmek adına, çalışmamıza KAP sisteminin de veri toplama yılı olan 2016 yılından başlanmış olup, şirketlerin yıllık finansal değerleriyle çalışma yapılması amaçlandığından 2016-2021 yılları zaman serisi kullanılması uygun görülmüştür. Şirketlerin mali tablolarına, işletimi Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. (MKK) tarafından yürütülen Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) "https://www.kap.org.tr/tr/" internet sitesinden ulaşılmıştır. Şirket performanslarının değerlendirilmesinde işletimi Merkezi Kayıt Kuruluşu A.Ş. (MKK) tarafından yürütülen Veri Analiz Platformu (VAP) sisteminden elde edilen sektör ortalamaları ile yine aynı sistemden elde edilen dönemsel finansal oranların da kullanılması nedeniyle, hesaplanan verilerin tutarlı olması için oranların hesaplanmasına ilişkin formüllere, "https://www.vap.org.tr/" internet sitesinden ulaşılmış olup, derlenen bu veriler ışığında oranlar hesaplanmış ve şirketlerin performansları analiz edilmiştir. Son olarak; şirketlerin hesaplanan mali oranları üzerinden TOPSIS yöntemi kullanılarak finansal performansları analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz neticesinde 2016-2021 yılları arasında en iyi finansal performansa sahip şirketler; 2016 ve 2017 yıllarında HEDEF, 2018 yılında HUB, 2019 yılında VERUSA, 2020 yılında HEDEF ve 2021 yılında VERUSA olurken, yıllar itibariyle en kötü finansal performansa sahip şirketler; 2016 ve 2017 yıllarında RHEA, 2018 ve 2019 yıllarında GÖZDE, 2020 ve 2021 yıllarında RHEA olmuştur. 6 yıllık dönemi dikkate aldığımızda ise, göreceli olarak en yüksek performansa sahip şirket HEDEF olurken, en düşük performansa sahip şirket ise RHEA olarak görülmektedir.
Tam zamanlı üretim ortamında müşteri-tedarikçi ilişkilerinin optimizasyonu: Bir davranışsal muhasebe yaklaşımı uygulaması
Türkiye'deki plastik/kompozit sektörlerinde imalat yapan küçük ve orta ölçekli işletmelerde tam zamanında üretim sistemi kuruluşların gerek imalat gerek kalite gerek tedarik zinciri yöntemlerinde büyük değişimler yaratmıştır. Bu sistemin işletmede ilk kuruluşu ve kuruluş sonrasında kontrollü olarak sürdürülmesi evrelerindeki, insan davranışlarının davranışsal muhasebe kuramlarına göre incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, yeni bir imalat sistemi kuruluşunda ve sürdürülmesinde çalışanlar ve yöneticilerin nasıl davranışlar sergilediği, tam zamanında üretim ortamlarının sadece malzeme dolaşımı, imalat ve stoklama sisteminden mi ibaret olduğu, bu davranışların davranışsal muhasebe teorilerindeki karşılığının nasıl olduğu irdelenmeye çalışılmıştır.
Türk metal sanayinde kilit denetim konularının incelenmesi
Dünyada oluşan ekonomik krizler ve muhasebe skandalları, bağımsız denetim sürecinin önemini artırmış ve bilgi kullanıcılarının bağımsız denetimden daha fazla şey beklemesine neden olmuştur. Bağımsız denetim raporlarının kalite, güvenilirlik, şeffaflık, iletişim değeri ve objektiflik açısından tüm paydaşlara yeterli bilgiyi sunabilmesi için düzenleyici kuruluşlar tarafından çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri de IAASB tarafından 2011 yılında başlatılan "Denetçi Raporu Projesi"dir. Bu proje kapsamında uluslararası denetim standartları gözden geçirilerek yenilenmiş ve en önemli değişikliklerden biri olarak "ISA 701 Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetim Raporunda Bildirilmesi" standardı yayımlanmıştır. Türkiye'de ise Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) bu standardı "BDS 701 Kilit Denetim Konularının Bağımsız Denetim Raporunda Bildirilmesi" başlığı ile 09.03.2017 tarih ve 30002 sayılı Resmi Gazete'de yayımlamıştır. Bu standardın amacı, denetçinin kilit denetim konularını belirlemesi, açıklaması ve raporlaması ile bağımsız denetim raporunun iletişim değerini artırmaktır. Bu standardın uygulanmasıyla birlikte bağımsız denetim raporları daha anlamlı, detaylı ve özgün hale gelmiştir. Yapılan bu çalışmada Türk Metal Sanayi Sektöründe Faaliyet Gösteren Firmaların 2017-2021 dönemlerine ait bağımsız denetim raporları analiz edilerek, sektördeki firmaların bağımsız denetim raporlarında yer alan kilit denetim konularına ve bağımsız denetim firmalarının değerlendirilmelerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bağımsız Denetim Standardı (BDS),Bağımsız Denetim Raporu, Kilit Denetim Konuları(KDK), Türk Metal Sanayi.
Çalışanların statü endişelerinin iş tutumlarına yansımaları üzerine bir araştırma
Günümüzde değişen ve gelişen teknolojik gelişmeler, iletişim ve bilişim alanlarındaki hızlı gelişmeler örgütlerin başarı kriterlerini değiştirmiştir. Yaşanan yoğun rekabet ortamında örgütlerin sahip olduğu en değerli kaynaklardan birisi çalışan sermayesidir. Yöneticiler çalışanlarının işe ve örgüte olan bağlılığını, işlerinden almış oldukları tatmini sağlamak zorundadırlar. Ayrıca çalışanların statüleriyle ilgili endişelerini ve işten ayrılma niyetlerini de minimum düzeye indirmelidirler. Statü sosyal hayatta insanın sahip olduğu özellikleriyle ilgilidir. İş hayatında ise statü bireyin örgütteki konumunu ve hiyerarşik yapıdaki yerini temsil eder. Çalışanın sahip olduğu mevcut statüsünü kaybetme veya daha yukarı taşıyamama endişesine ise statü endişesi denir. Bu çalışmanın amacı bağımsız bir değişken olarak ele alınan statü endişesinin, bağımlı değişken olan iş tatmini, örgütsel bağlılık ve işten ayrılma niyetine olan etkisini sınamaktır. Diğer bir amaç ise çalışanların demografik özelliklerinin statü endişesi ve belirtilen iş tutumlarıyla olan ilişkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın yöntem kısmında, 237 kişiden anket aracılığıyla veriler toplanmıştır. Jamovi programı kullanılarak toplanan veriler analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre statü endişesi ile iş tatmini ve örgütsel bağlılık arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak statü endişesi ile işten ayrılma niyeti arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Statü, statü endişesi, iş tutumları, iş tatmini, örgütsel bağlılık, işten ayrılma niyeti
Çalışanların bilgi sistemlerini kullanmalarının geliştirilen birleştirilmiş teknoloji kabul ve kullanım modeli ile incelenmesi
Günümüzde teknolojinin değişim hızına paralel olarak işletme teknolojilerinin de hızla geliştiği ve yenilendiği görülmektedir. Bilginin işletmeler için en önemli stratejik güç olduğu bu dönemde, işletme bilgi sistemlerinin etkin ve verimli kullanılması, bu açıdan önemli bir konu haline gelmiştir. Bilgi sistemlerinin sahip olduğu teknik içeriğin yanında sistemi kullanan birey odaklı davranışsal içerik de artık dikkat çekicidir. İş ortamında görevleri sırasında bilgi sistemi kullanan çalışanların sistem bağlamında yoğun teknolojik bilgiye maruz kaldığı görülmektedir. Bu noktada sisteme hızlıca uyum sağlaması için kullanıcıların sahip olduğu bazı bireysel nitelikler önem kazanmaktadır. Tez çalışması bu bağlamda çalışanların bilişsel kapasitesine odaklanan teknolojik bilgiyi özümseme kapasitelerini ve bilgi teknolojileri alanında yenilikçi davranışını incelemiştir. Bu tez çalışmasının amacı, bilgi sistemleri kullanımında kullanıcı-sistem uyumu bağlamında birleştirilmiş teknoloji kabul ve kullanım modeli kullanılarak, bireysel özümseme kapasitesi ve bilgi teknolojileri yenilikçiliği değişkenlerinin teknoloji kabul ve kullanımın sürecindeki etkisini incelemek ve genişletilmiş bir modelini test etmektir. Tez çalışmasının ilk bölümünde araştırmanın amacı, problemi, sınırlılıkları ve önemi hakkında bilgi sunulmuştur. İkinci bölümde bilgi sistemleri, teknoloji kabul ve kullanım modelleri, bireysel özümseme kapasitesi ve bilgi teknolojileri yenilikçiliği konularında literatür incelemesine ait bilgiler yer almaktadır. Üçüncü bölüm olan yöntem bölümünde ise araştırmanın tasarımı ve süreci hakkında detaylı bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde araştırma kapsamında yapılan analizlerin bulguları yer almaktadır. Beşinci bölümde analiz bulgularına ait değerlendirme yapılarak gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur. Çalışmada nitel ve nicel analiz yöntemleri birlikte kullanılmıştır. İlk olarak bireysel özümseme kapasitesi kavramı hakkında 15 bilgi sistemi kullanıcısı ile derinlemesine görüşmeler yapılarak yeni bilgiler edinilmiştir, araştırmacı için geniş bir bakış açısı sunulmuştur ve bireysel özümseme kapasitesi ölçeğinin madde içeriklerinin kültürel uyumu sağlanmıştır. İkinci aşamada tezin önerilen modelinin test edilmesi için nicel çalışma yapılmıştır. Toplam 638 bilgi sistemi kullanıcısından anket yöntemi ile online ortamda veri toplanmıştır. Veriler, SPSS22 ve LISREL 8.15 analiz programları yoluyla analiz edilmiştir ve bulgular ortaya konmuştur. Çalışmanın kuramsal modeli için Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) analizi kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda değişkenler arasında çoğunlukla anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Performans beklentisinin, sosyal etkinin, kolaylaştırıcı koşulların bireysel özümseme kapasitesi üzerinde etkili olduğu anlaşılmıştır. Bilgi teknolojileri yenilikçiliği ve çaba beklentisi üzerinde ise bireysel özümseme kapasitesinin etkili olduğu görülürken, bilgi teknolojileri yenilikçiliği ve çaba beklentisinin sistem kullanımı üzerinde anlamlı etkisi bulunamamıştır. Ancak çalışma bağlamında genişletilen teknoloji modelinin uyum kriterleri açısından mükemmel düzeyde kabul edildiği ve doğrulandığı görülmüştür. Çalışmanın teorik olarak gelecek araştırmalara katkı sunacağı ve çalışanların bireysel özelliklerinin teknoloji kabul araştırmalarında incelenmesinin pratikte özellikle insan kaynakları yönetimine yeni perspektifler oluşturacağı beklenmektedir.
Paylaşım ekonomisine dayalı start-up'lar: Türkiye pazar analizi
Paylaşım ekonomisi, genel anlamda tüm dünya ile birlikte Türkiye'de de yeni gelişen ve terminolojik anlamda henüz yaygınlaşan bir kavramdır. Paylaşım ekonomisi üzerine yapılan çalışmaların sayısı giderek artarken, özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan pazarlara odaklanan daha bağımsız ve objektif araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı; Türkiye'de paylaşım ekonomisine dayalı start-up pazarının sunduğu fırsatları ve güçlü yönleri belirlemek ve Türkiye'nin paylaşıma dayalı start-up pazarının tehditlerinin ve zayıf yönlerinin sürdürülebilir, kapsayıcı ve verimli şekilde geliştirilmesi için bir dizi çözüm ve tavsiye önerebilmektir. Paylaşım ekonomisi pazarının derinlemesine bir analizini yapmak için Türkiye'deki start-up ekosistemi nitel analiz çerçevesinde ele alınmıştır. Bu araştırma olgu bilimsel nitel araştırma deseninin doğası gereği tanımlayıcıdır. Veri toplama, Türkiye'de paylaşım ekonomisi start-up ekosisteminde aktif olarak faaliyetlerine devam eden start-up kurucuları ile gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla nitel bir yaklaşım kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca nitel analiz bulgularına temel oluşturmak amacıyla öncesinde Türkiye start-up ekosisteminin gelişimi detaylı olarak ele alınmış ve paylaşıma dayalı start-up pazarı ikincil veri kaynakları doğrultusunda incelenmiştir. Nitel analiz çerçevesinde mülakat ile elde edilen veriler belirli bir araştırma desenini ortaya koymak üzere fenomenolojik desen oluşturmak için değerlendirilmiştir. Veri analizi, nitel araştırma yöntemlerinin bir parçası olarak frekans analizi ve tematik analiz için MAXQDA 2018 programı ile gerçekleştirilmiştir. Bu tezin temel bulguları doğrultusunda paylaşım ekonomisi start-up girişimcilerinin en büyük motivasyonlarının sektördeki boşluk ve ihtiyaç olduğu, ekonomik krizin fırsat olarak değerlendirildiği, sektörün en güçlü yönünün pazar olarak yenilik hevesli genç nüfusun olduğu, vergilendirmede regülasyona gidilmesi gerektiği belirlenmiştir. Bununla birlikte sektördeki gelişiminin kesinlikle olumlu ve hızlı olduğu ve pandemi sonrası sektördeki gelişmenin olumlu olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmanın, Türkiye'de paylaşım ekonomisine dayalı start-up'lar üzerinden pazarın durumunu anlamaya yardımcı olacağı ve aynı zamanda verimli ve sürdürülebilir bir paylaşım ekonomisi pazarının zaman içinde nasıl inşa edilebileceğine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda araştırmanın paylaşım ekonomisi pazarının bir parçası olan start-up'lardan potansiyel girişimcilere, kural koyuculara, düzenleyicilere, yatırımcılara, büyük işletmelere, üniversitelere, destekleyici kuruluşlara ve ekosistemdeki diğer tüm kilit oyunculara yol gösterici olması beklenmektedir.