
234
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Doğrusal olmayan zaman tanım alanı analizleri ile beton sınıfı farklılık gösteren mevcut binaların sismik performansına yerel zemin koşullarının etkisinin incelenmesi
Jeolojik açıdan deprem riski yüksek bir coğrafyada bulunan ülkemiz, farklı zamanlarda ve konumlarda meydana gelen çeşitli depremler nedeniyle pek çok acı tecrübe yaşamış, önemli düzeyde can ve mal kayıplarına uğramıştır. Özellikle 6 Şubat 2023'te Kahramanmaraş'ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde art arda meydana gelen depremler sonucunda 51 bin civarında kişinin hayatını kaybetmesi, yaklaşık 107 bin kişinin yaralanması ve çok sayıda binanın yıkılması veya ağır hasarlı duruma gelmesi, mevcut yapı stokunun ne denli güvenilir olduğunun sorgulanmasına yol açmıştır. Bu yapıların önemli bir çoğunluğunun Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018'e uygun olarak tasarlanmamış, oldukça eski yapılar olduğu bilinmektedir. İnşa edildikleri dönemin koşullarında gerekli standartların profesyonelce sağlanamama durumu göz önüne alındığında, özellikle malzeme kalitesi açısından mevcut yapıların güvenilirlik durumu daha da sorgulanabilir hale gelmektedir. Çalışma kapsamında, Deprem Bölgelerinde Yapılacak Binalar Hakkında Yönetmelik 2007'nin gerekliliklerini sağlayacak şekilde Z2 ve Z4 yerel zemin sınıflarına ait bölgelerde bulunduğu varsayılan iki adet 5 katlı betonarme bina C25 beton sınıfı için tasarlanmıştır. Bu bina modellerinin sismik performansları, Z2 yerine ZB ve Z4 yerine ZD yerel zemin sınıfları dikkate alınarak Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018'de sunulan zaman tanım alanında doğrusal olmayan hesap yöntemi ile şekil değiştirmeye göre değerlendirilmiştir. Ayrıca, her ne kadar C25 için tasarlanmış olsalar da üretim veya uygulama aşamasındaki problemlere bağlı olarak mevcut yapıların C10 ve C16 beton sınıfları ile imal edilme ihtimalleri de incelenmiştir. Tarihi depremler altında yapılan analizler boyunca basit ölçeklendirme ile ölçeklendirilmiş iki doğrultulu deprem kayıtları kullanılmıştır. Beton ve yerel zemin sınıfları dikkate alınarak oluşturulan altı farklı bina için yapı elemanlarının eğilme ve kesme yetersizliklerine bağlı hasar durumları değerlendirilmiştir. Yerel zemin sınıfının ZB olarak kabul edildiği durumlarda dikkate alınan bina modellerinin Kontrollü Hasar Performans düzeyini sağlandığı, ZD olarak kabul edildiği durumlarda ise Göçme Durumunda olduğu görülmüştür. Beton basınç dayanımındaki azalışa bağlı olarak kesme kuvveti ve plastik mafsal dönme oranları ise istisnalar içerebilmekle birlikte azalmıştır.
Yeşilçam dönemindeki Türk sinemasının yapımcı dağıtımcı ve işletim sistemi üzerinden incelenmesi ve "Yeşilcam'ın Yapıtaşları" belgesel film (1960-1970)
Türk sinemasının tarihine bakıldığında geçmişten günümüze pek çok dönemi kapsadığı söylenebilir. Bu dönemlerden en fazla etki bırakanlardan birisi de Yeşilçam dönemi olmaktadır. 1950'lerde ilk kez ortaya çıkan Yeşilçam furyası 1980 yılının sonuna kadar geçen uzun bir süreçte Türk sinemasının altın çağını yaşamasına yol açmıştır. Yeşilçam döneminde Türk sineması altın çağını yaşamış ve bu dönemde unutulmaz filmler çekilmiş, unutulmaz oyuncular doğmuştur. Ancak bu noktada Yeşilçam'ın başarısının arkasında yalnızca yetenekli oyuncular ve yönetmenlerin değil, aynı zamanda yapımcılar, dağıtımcılar ve işletim sisteminin de önemli bir rol oynadığı söylenebilir. Yapımcılar, film endüstrisinin belkemiğini oluşturmak suretiyle, film projesini finanse etmek, oyuncu kadrosunu belirlemek, çekimlerin düzenlenmesi gibi bir dizi kararı almak zorunda kalmıştır. Dağıtımcılar ise yapılan filmlerin seyirciyle buluşmasını sağlayan önemli bir köprü görevi görmüştür. Yeşilçam'ın işletim sistemine bakıldığında ise film prodüksiyonu, çekim süreçleri, post-prodüksiyon ve dağıtım gibi aşamaların birbirine entegre olduğu bir sürecin yaşandığı görülmektedir. Yeşilçam döneminin Türk sinemasının yapımcı, dağıtımcı ve işletim sistemi üzerinden incelenmesinin, bu dönemin sinema endüstrisinin karmaşıklığını ve başarılarının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağı düşünüldüğünde bu çalışmanın literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın ilk kısmında 1960-1970'li yıllar Yeşilçam'ın altınçağ dönemi ve sinemanın konumu ele alınmış, ikinci kısmında ise Yeşilçam dönemi dağıtım modeli ve yapımcıların konumu değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yeşilçam, Türk Sineması, Yapım, Dağıtım, İşleti
Türkiye'de müzik sektörünün 1980 sonrası dönüşümü: Müziğin metalaşma süreci
1980'li yıllar Türkiye'de yeni bir kültür-sanat bilincinin geliştiği bir dönemin başlangıcı sayılabilir. Araştırmada bu dönemle gelen değişim ve değişime bağlı olarak gerçekleşen bir dönüşümün varlığı da yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki büyük sermaye gruplarının gücünün müzik sektörü faaliyetleri üzerindeki etkisinin en çok hissedildiği dönemlerden biri olmuştur. Dönemin hükümetinin duyurduğu kültür politikalarında, kültür-sanat faaliyetlerinin kamu ve özel kuruluşlar tarafından yapılmasının destekleneceğine yönelik maddeler yer almaktadır. Bu maddeler, sektörde bu dönemden itibaren görülmeye başlanan özelleştirmeler için bir zemin niteliği taşımaktadır. 2000'li yıllar ise sadece Türkiye'yi değil dünyayı etkisi altına alan dijital atmosferiyle ön plana çıkmaktadır. Müzisyenler açısından avantajlı değişimler ortaya çıkmıştır fakat telif hakkı ihlali gibi sorunlar da daha yoğun görülmeye başlanmıştır. Araştırmada konuya yönelik kaynaklar incelenerek genel tarama yöntemi kullanılmıştır. Dokuman analizi yapılarak araştırmanın bulguları elde edilmiştir. Tüm bu süreç ve yürütülen bu aşamalar kapsamında, tezin amacına uygun bir şekilde ilerlenerek sonuca varılmıştır.
Marka hukukunda sessiz kalma yoluyla hak kaybı
Sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesi, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile ilk kez pozitif düzenlemeye kavuşmuştur. Ancak ilke, hukuki dayanağını Türk Medeni Kanunu m. 2 dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılmasından alması sebebiyle Yargıtay içtihatları ve öğretideki görüşler doğrultusunda pozitif düzenlenmenin olmadığı süreçte de hukukumuzda yer almakta ve uyuşmazlık çözümlerinde kullanılmaktaydı. Bu çalışmada, marka hukukunda özel bir yeri olan sessiz kalma yoluyla hak kaybı ilkesinin tarihsel gelişimi, uygulanma alanı ve koşulları, nihayetinde hüküm ve sonuçları, yargı kararları ve öğretideki görüşler de dikkate alınarak ayrıntılı olarak incelenecektir.
Veri madenciliğinde birliktelik kuralı yöntemini kredi kartı kullanan müşteriler üzerinde uygulanması ve power bı'da raporlanması
Günümüzde banka sektöründeki kredi kartı kullanan müşteri sayısı giderek artmaktadır. Bunun nedeni kişilerin değişen hayat şartlarına ve taleplerine uyum sağlayabilmeleri için bu yola ihtiyaç duymalarıdır. Giderek artan müşteri sayısından kaynaklı müşterileri analiz etmek de gittikçe zorlaşmaktadır. Bankaların kredi kartı verdikten sonra odaklandıkları en önemli faktörlerden biri kredi kartı ödeme vadelerinin durumlarının belirlenmesidir. Kredi durumlarına göre de müşteri niteliklerinin analizinin yapılmasıdır. Buradaki büyük veri yığınları arasındaki müşteriyi analiz etmek için veri madenciliği yöntemi kullanarak ham veri yığınları arasındaki ilişkileri ve kuralların ortaya çıkarılmasını sağlamaktır. Bu çalışmada veri madenciliği yöntemlerinden olan birliktelik kuralları yöntemi sayesinde kredi kartı ödeme vadelerine göre müşterilerin hangi özelliklere sahip olduğunu belirlemektir. Çalışmada banka sektörüne ait müşteri bilgilerini kapsayan bir aylık veri kümesi kullanılmıştır. Veri kümesi üzerinde SQL dili sayesinde veri analizi yapılarak 25.134 adet müşterinin bilgileri algoritmaya hazır hale getirilmiştir. Veri seti içerisinde müşterinin cinsiyeti, arabası olup/olmama durumu, mülkü olup/olmama durumu, çocuk sayısı, yıllık gelir tutarı, eğitim durumu, medeni durumu, yaş durumu ve bunlara bağlı olarak kredi kartı ödeme vadeleri bazında değerlendirilmiştir. Bununla birlikte veri kümesinde belirlenen alanlar için belli kategorilerde kategorize edilerek kullanılmıştır. Çalışmada birliktelik kuralı için müşteri bilgileri mantıksal yapıya çevrilmiştir ve kredi kartı ödeme vadelerindeki durumlar için ayrı ayrı destek ve güven eşik değerleri belirlenmiştir. Çalışmanın çözümü için apriori algoritması kullanılarak Python yardımıyla birliktelik kuralları oluşturulmuştur. Bunun yanında Power BI sayesinde de veriler görselleştirilmiştir. Bu sayede kredi kartı ödeme vadelerine göre müşterilerin hangi özelliklere sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın sonucunda; kredi kartı sahibi olmayan, kredi kartını zamanında ödeyen ve kredi kartının vadesinin borcunu 3 ay geçiren yetişkin müşterilerin cinsiyeti kadındır. Hiç çocuğu olmayan yetişkin müşteriler ise kredi kartının borcunun vadesini geçirmiş ve kötü borca sahip kişilerdir. Ayrıca mülk sahibi olmayan ve eğitim durumu ilköğretim/ortaöğretimden mezun olan müşteriler ise kredi kartının borcunun 6 ay geçmesine rağmen ödemeyen müşterilerdir gibi kurallar oluşturulmuştur. Bu sonuçlar neticesinde mevcut ve potansiyel müşterilerin kredi kartı ödeme vadelerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Anahtar Sözcükler: Veri madenciliği, birliktelik kuralları, apriori algoritması, banka sektörü, Power BI, Python, SQL
Psikomotorisite öğretmen eğitim programının karma araştırma deseni ile öğretmenler tarafından değerlendirilmesi: SOYAÇ örneği
Oyun temelli eğitimler ile öğretmenleri sınıf içinde desteklemeyi amaçlayan Yenilikçi Oyun Bavulu ile Oyun Kurucu Öğretmen Eğitim Destek Projesi kapsamında, Sokakta Yaşayan ve Çalışan Çocuklar İçin Uygulama ve Araştırma Merkezi (SOYAÇ) koordinatörlüğünde, Psikomotorisite Öğretmen Eğitim Programı Haziran 2022 ve Eylül 2022 tarihlerinde iki farklı öğretmen grubuna sunulmuştur. Mevcut araştırma, eğitimin değerlendirilmesi amacıyla açımlayıcı sıralı karma araştırma yöntemi kullanılarak oluşturulmuştur. Araştırmanın katılımcılarını eğitim programına katılan, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde öğretmenlik yapmakta olan farklı kademe ve branşlardan 71 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın nicel bölümünde, her iki eğitim için ayrı ayrı olacak şekilde, tek gruplu ön test – son test yarı deneysel desen uygulanmıştır. Katılımcılara Beş Faktörlü Bilgece Farkındalık Ölçeği – Kısa Formu (BFBFÖ-KF), Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (DDBÖ) ve Çok Boyutlu Bedensel Farkındalık Değerlendirmesi-II (ÇBBFD- II) verilmiştir. Verilerin analizi için, Bağımlı Gruplar T-Testi ve Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi uygulanmıştır. Araştırmanın bulguları, iki eğitimde de katılımcıların duygu düzenleme becerileri düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğunu; bilinçli farkındalık düzeylerinde ise istatistiksel olarak anlamlı bir değişim olmadığını göstermektedir. Haziran 2022 eğitimine dair bulgular ÇBBFD- II 8 alt ölçeğinde; Eylül 2022 eğitimine dair bulgular ise ÇBBFD- II 4 alt ölçeğinde istatistiksel olarak anlamlı değişimler olduğunu göstermektedir. Araştırmanın nitel bölümünde, gönüllü 10 öğretmen ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Yapılan yorumlayıcı fenomenolojik analizin bulguları; öğretmenlerin sınıfı kapsama becerilerinin geliştiğini, öğrencilerinin sosyal ve duygusal ihtiyaçlarına daha duyarlı olduklarını, sınıfta uygulayacakları psikomotor temelli araçlar edindiklerini ve öğretmenlerin eğitim programı aracılığıyla psikososyal ve mesleki açıdan desteklendiklerini göstermektedir. Araştırmaya ait nicel ve nitel bulgular ilgili literatür kapsamında değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Psikomotorisite, Beden Farkındalığı, Duygu Düzenleme Becerileri, Bilinçli Farkındalık, Öğretmen – Öğrenci İlişkisi
Orta yetişkinlik döneminde materyalizm: Üretkenlik ve psikolojik iyi oluş ile arasındaki ilişkide öz duyarlılık ve sosyal onay ihtiyacının aracı etkileri
Bu araştırmada, materyalizmin üretkenlik ve psikolojik iyi oluş ile arasındaki ilişkide öz duyarlılık ve sosyal onay ihtiyacının aracı rolünün, orta yetişkinlik dönemi temelinde incelenmesi hedeflenmiştir. Orta yetişkinlik döneminin literatürde diğer yaş gruplarına oranla daha az çalışıldığı bilgisinden hareketle, orta yaş döneminin gelişimsel özellikleri dikkate alınarak, orta yaş kuramları çerçevesinde bu değişkenler arasındaki ilişki betimsel nitelikli bir araştırma çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, materyalizm ile üretkenlik ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişki öz duyarlılık ve sosyal onay ihtiyacının aracılık rolü üzerinden, nicel araştırma yöntemiyle, ilişkisel tarama modellerinden yapısal eşitlik modeli kullanılarak incelenmiştir. Araştırmanın evreni, Türkiye'de yaşayan 40-65 yaş arasındaki yetişkinlerden oluşmaktadır. Anketler kartopu ve uygun örnekleme ile çevrim içi SurveyMonkey programı üzerinden toplanmıştır. Bu çalışmaya 464 kişi katılmıştır. Katılımcıların 340'ı (%73.28) kadın, 124'ü (%26.72) erkektir. Katılımcıların yaşlarının ortalaması 50.28, standart sapması ise 5.83 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların demografik bilgilerini toplamak amacıyla "Kişisel Bilgi Formu", maddi değerlere verdiği önemi belirlemek için "Maddi Değerler Ölçeği", sosyal üretkenliklerini ölçmek için "Loyola Üretkenlik Ölçeği", işlevsel olarak hem kendinle hem de başkalarıyla olumlu bir yaklaşıma sahip olup olmadığını anlamak için "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği", diğerlerinden onay almaya ne kadar ihtiyaç duyduğunu anlamak için "Sosyal Onay İhtiyacı Ölçeği", kendine karşı anlayış ve duyarlılığını ölçmek için de "Öz Duyarlılık Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada öz duyarlılık ve sosyal onay ihtiyacı değişkenlerinin aracı etkileri yapısal eşitlik modeliyle incelenmiştir. Araştırma sonucunda materyalizmin alt boyutu mutluluk odaklı materyalizm ile psikolojik iyi oluş ve üretkenlik arasında anlamlı ve negatif bir ilişki bulunmuş, birinci modelde varsayılan öz duyarlılığın alt boyutu öz sevecenliğin de bu ilişkide aracı etkisi olduğu tespit edilmiştir. Materyalizmin bir diğer boyutu merkeziyet ve başarı odaklı materyalizm ise diğer hiçbir değişken ile ilişkili çıkmamıştır. Bununla birlikte merkeziyet ve başarı odaklı materyalizm ile sosyal onay ihtiyacının alt boyutu başkalarının yargılarına duyarlılık arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmuştur. Ek olarak ikinci modelde incelenen sosyal onay ihtiyacının alt boyutu başkalarının yargılarına duyarlılık değişkeninin modelde aracı etkisi olmadığı belirlenmiştir.
Diyabet hastalarının algılanan sosyal destek düzeyinin psikolojik sağlamlık ve hastalık algısı ile ilişkisi
Bu araştırmanın temel amacı, diyabet hastalarında algılanan sosyal destek düzeyinin psikolojik sağlamlık ve hastalık algısı ile ilişkisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın alt amaçlarında ise algılanan sosyal destek, psikolojik sağlamlık ve hastalık algısının demografik değişkenlere göre kıyaslanması yer almaktadır. İlgili amaçlar kapsamında, bu çalışmanın yürütülmesinde ilişkisel tarama modeli tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini, tip II diyabet hastaları oluştururken örneklem grubunu ise evren içinden kartopu tekniğiyle seçilen 563 kişi oluşturmuştur. Araştırma kapsamında, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği ve Kısa Hastalık Algısı Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Toplanan verilerin analizinde, SPSS-25 istatistik programı tercih edilmiş olup bağımsız gruplar t testi, anova ve pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonunda, diyabet hastalarının algılanan sosyal destek, psikolojik sağlamlık ve hastalık algısı düzeylerinde cinsiyet, yaş grubu, medeni durum ve diyabet dışında kronik bir rahatsızlık olma durumuna göre anlamlı sonuçlar bulunmuş iken diyabet tanısı sonrasında geçen süre bağlamında anlamlı bir sonuç edinilememiştir. Ayrıca, diyabet hastalarında algılanan sosyal destek düzeyinin psikolojik sağlamlık ile pozitif yönde; hastalık algısı ile de negatif yönde anlamlı ilişkisi bulunmuştur. Ayrıca, psikolojik sağlamlığın hastalık algısıyla arasında negatif yönde anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Bulanık AHP destekli yetkinliklerin belirlenmesi ve bir insan kaynakları uygulaması
İşletmelerin varlıklarını sürdürmeleri ve rekabet avantajı elde etmeleri, temel yetkinliklerini belirlemenin kritik bir öneme sahip olduğu bir süreçtir. İşletmelerin pazarda güçlü bir konumda olmaları ve sürdürülebilir bir başarı sergilemeleri, temel yetkinliklerin tespiti ve bu yetkinliklere ne kadar etkili bir şekilde adapte oldukları ile doğrudan ilişkilidir. Bu temel yetkinliklerin neler olduğu kadar, bu yetkinliklerin işletmeler için ne kadar önemli olduğu da belirleyici bir faktördür. Bu çalışmanın amacı, temel yetkinliklerin belirlenmesi ve bu yetkinliklerin işletme içindeki öncelik sıralamasını Bulanık AHP yöntemi ile ortaya koymaktır. Bu sayede, herhangi bir işletmenin insan kaynakları yöneticisi, bu temel yetkinlikleri göz önünde bulundurarak yeni bir işe alım sürecinde etkili kararlar verebilir, bu da işletmelerin genel iş ve çalışan performansına olumlu bir etki sağlayabilir. Özellikle bulanık AHP yöntemi gibi çok kriterli karar verme yöntemleri literatürde yer bulmuş olsa da temel yetkinliklerin belirlenmesi konusunda bu yöntemlere dair yeterli araştırma bulunmamaktadır. Bu araştırma, literatürde mevcut olan eksikliği gidermeyi hedeflemektedir. Çalışmanın sonuçlarına göre, işletmeler için belirlenen temel yetkinliklerin tamamı, süreç içinde dikkate alınması gereken önemli yetkinlikler olarak kabul edilmiştir. Özellikle müşteri memnuniyeti yetkinliği, bu temel yetkinlikler arasında en önemli olanı olarak belirlenmiş ve işletmelerin stratejilerini bu temel yetkinlik etrafında geliştirmeleri önerilmiştir.
COVID-19 pandemisinin finansal performansa etkisi: BİST ulaştırma ve depolama ile oteller ve lokantalar sektörleri üzerine bir uygulama
Covid-19 pandemisi tüm dünyaya hızlı bir şekilde yayılıp etkisi altına alarak, insanlığı etkilemiştir. Bu süre içerisinde pandeminin yayılmasını önlemek amacıyla alınan tedbirleri kapsamında, işletmeler faaliyetlerini ya geçici bir süre ya da tamamen sonlandırmış hatta çalışanlar işlerinden çıkartılmıştır. Yaşanan bu durum ekonomik açıdan sektörler için tehdit oluşturmuştur. Ulaştırma ve depolama ile oteller ve lokantalar sektörleri, özellikle sokağa çıkma, ülke içi ve ülke dışı seyahat yasaklarının getirilmesinden sonra pandemiden etkilenen sektörler arasında yer almıştır. Bu çalışmada, Borsa İstanbul (BİST)'de işlem gören ulaştırma ve depolama sektörüne ait 6 şirket ile oteller ve lokantalar sektörüne ait 7 şirketin 2019, 2020, 2021 dönemleri oran analizi ve TOPSIS yöntemi ile incelenerek, covid-19 pandemisinin finansal performanslara etki edip etmediği araştırılmıştır. Çalışma sonucunda, pandeminin hem ulaştırma ve depolama hem de oteller ve lokantalar sektörünün finansal performansını olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır. Anahtar Sözcükler: Ulaştırma, Depolama, Otel, Lokanta, BİST, Finansal Oran, Oran Analizi, TOPSIS, Covid-19, Pandemi